SETA Vakfı’nın salonunda düzenlenen programda, TRT World ve TRT Arabi kanallarında da yayınlanan belgesel gösterildi.
Gösterimin ardından belgeselin yönetmeni Mücahit Emre Sever ve yönetici-yapımcı Bilal Alemdaroğlu’nun katıldığı söyleşi gerçekleştirildi.
Söyleşide, Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından İsrail’e yönelik Uluslararası Adalet Divanı’nda başlatılan hukuki sürecin işlendiği belgesele ilişkin bilgiler katılımcılarla paylaşıldı.
Ayrıca, 8 aylık hazırlanış sürecinde 6 ülkeden 17 kişiyle röportaj gerçekleştirildiği, özel grafikler ve arşiv görüntülerine de belgeselde yer verildiği aktarıldı.
Yönetmen Sever, belgeselde, Filistin’deki süreci yakından takip eden hukukçu, akademisyen, gazeteci, raportör ve bürokratların değerlendirmelerini dile getirmeyi amaçladıklarını söyledi.
Yönetici-yapımcı Alemdaroğlu da Güney Afrika ve Filistin halkları arasında, Apartheid rejimlerle mücadele etmeleri açısından bir ortaklık olduğunu, belgeselde de Güney Afrika Cumhuriyeti’nin bu davayı açmaktaki motivasyonuna odaklandıklarını dile getirdi.
Uluslararası İlişkilerKültür SanatGüney AfrikaYönetmenBelgeselGüncelİsrailEğitimHukukMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Güney Afrika‘nın Pietermaritzburg kentinden olan ve vahşi yaşam koruyuculuğu yapan üç çocuk babası Dingo, vücudunun iyileşmesi umuduyla yapay komada tutuluyordu.
Eşi Kirsty yaptığı açıklamada, “Dingo bu zor süreçte inanılmaz bir mücadele verdi. Bizimle olmak için savaştığını biliyoruz ve bunun için minnettarız. Ancak tüm gücüne ve direncine rağmen, sevgili eşim bugün ailesinin yanında huzur içinde aramızdan ayrıldı” dedi.
2022’de “Güney Afrika’nın Steve Irwin’i” olarak anılmaya başlayan Dingo, özellikle tehlikeli sürüngenlerle ilgili kurtarma videoları sayesinde dünya çapında tanınmıştı. YouTube’da 100 binden fazla abonesi, Instagram’da ise 600 binin üzerinde takipçisi vardı.
Steve Irwin de benzer şekilde, “The Crocodile Hunter” programıyla ünlenen ve tehlikeli vahşi hayvanlarla yakın temaslarıyla tanınan Avustralyalı bir doğa uzmanıydı. Irwin, 2006’da 44 yaşındayken, Büyük Mercan Resifi’nde çekim yaparken bir vatozun saldırısı sonucu hayatını kaybetmişti.
Dingo’nun vefatının ardından dünyanın dört bir yanından taziye mesajları geldi. Amerikalı YouTuber Jacob Colvin onu “hayvanlara derinden önem veren, gerçekten nazik ve iyi kalpli bir adam” olarak anarken, meslektaşı Dav Kaufman, “Zehire karşı alerjik reaksiyon ve anafilaktik şok sonucu haftalarca süren koma, en güçlümüz için bile çok ağır bir yüktü. Çok özleneceksin dostum” sözleriyle duygularını ifade etti.




Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DEİK heyetindeki Türk iş insanları, ziyaret kapsamında, Johannesburg, Pretorya ve Cape Town kentlerinde, üst düzey hükümet yetkilileri ve Güney Afrika’nın önde gelen iş insanlarıyla görüşmeler yaptı.
Ziyaretin dördüncü gününde, Cape Town’da Güney Afrika Hint-Afro İş Birliği (SAIBA) ile ortaklaşa düzenlenen yemekli etkinliğe, Güney Afrika Ticaret ve Sanayi Bakanı Ebrahim Patel de katıldı.
Bakan Patel, etkinlikte yaptığı konuşmada, Türkiye ile Güney Afrika arasında güçlü ticaret bağları olduğuna dikkati çekerek, bu ticari ilişkilerin başta imalat sektörü, madencilik, tarım, otomotiv ve ev tekstili ürünlerine dayandığını belirtti.
Patel, Güney Afrika’nın, ırkçı apartheid rejiminin sona erdiği 1994 yılından beri 300 yıldır süren bir sömürgecilik hegemonyasını yıktığına değinerek, bugün her renkten Güney Afrikalının otomotivden madenciliğe hemen her sektörde başarılı faaliyetler yürüttüğünü dile getirdi.
Türkiye ile ticari bağları kuvvetlendirmek istediklerini vurgulayan Patel, “Güney Afrika’da çok daha fazla Türk ürünü görmek istiyoruz ve tabii Türkiye’de de çok daha fazla Güney Afrika ürünü.” dedi.
“Hepsi kurdukları irtibatlardan çok memnunlar”
Türkiye’nin Cape Town Başkonsolosu Sinan Yeşildağ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, DEİK heyetinin Kovid-19 sonrası Cape Town’u ziyaret eden en kapsamlı ve en büyük heyet olduğuna işaret ederek, heyetin Cape Town ziyareti kapsamında düzenlenen akşam yemeğinde Güney Afrika iş dünyasıyla bir araya gelme fırsatı bulduklarını belirtti.
Yeşildağ, “Etkinliğimize, Güney Afrika Ticaret ve Sanayi Bakanı Ebrahim Patel’in katılması da bizim için ayrıca bir gurur kaynağı. Heyet üyelerimiz oldukça renkli bir akşam geçirdiler. Hepsi kurdukları irtibatlardan çok memnunlar.” ifadelerini kullandı.
“4 günlük ziyaretimiz beklediğimizden çok çok iyi geçti”
Türk heyetine başkanlık eden DEİK Türkiye-Güney Afrika İş Konseyi Başkanı Abubekir Salim ise bu iş gezisini düzenlemeden önce gerçekleştirdikleri istişarelerde, Türkiye gibi her alanda doğruların yanında yer alan ve Filistin konusunda güçlü bir duruş sergileyen Güney Afrika’yı destekleme kararı aldıklarını aktardı.
Salim, Güney Afrika’da gerçekleştirdikleri görüşmeler kapsamında yeni ilişkiler kurup hem ticaret hem de yatırım fırsatları oluşturmak suretiyle ikili ilişkileri çok daha üst seviyelere çıkarmayı hedeflediklerine dikkati çekerek, “Biz şuna inanıyoruz ki Türkiye Güney Afrika’nın yaptığı şeyden minnettar.” dedi.
Güney Afrika ziyaretinin beklediklerinden çok daha verimli geçtiğini kaydeden Salim, ziyaret kapsamında, Siyahi İş Konseyi (BBC), SAIBA, Johannesburg Ticaret Odası ve Cape Town Ticaret Odası gibi Güney Afrika’nın önde gelen organizasyonlarıyla bire bir görüşme ve tanışma fırsatı bulduklarını anlattı.
Salim, şunları kaydetti:
“Birçok arkadaşımız yeni ilişkiler kurdular ve kesinlikle çok daha iyi ticaret ve yatırımlar planlıyorlar. Aynı zamanda Güney Afrika’nın önde gelen bankalarıyla buluşup buradaki yatırım fırsatlarından nasıl yararlanacağımızla ilgili bilgiler aldık. Her bir arkadaşımız (Güney Afrikalı iş insanlarıyla) tek tek tanışma fırsatı buldu ve eminim ki çok ciddi iş imkanları oluştu. Şu ana kadar ki 4 günlük ziyaretimiz beklediğimizden çok çok iyi geçti. Gördüğünüz gibi Ticaret ve Sanayi Bakanı Patel tarafından ağırlandık. Türkiye ile ilgili çok çok güzel şeyler söylediler. Türkiye ile ticaret ve ilişkilerin geliştirilmesi için çalışmalar yürüteceklerini söylediler. Biz de bundan çok memnun kaldık.”
]]>Lahey’deki uluslararası mahkeme, Güney Afrika’nın İsrail hakkında açtığı soykırım davası kapsamında, 6 Mart’ta yaptığı Gazze için ek tedbir talebini kabul etti.
Uluslararası Adalet Divanı’nın Perşembe günü açıklanan ara kararında, “Gazze’deki feci yaşam koşullarının” 26 Ocak’ta verilen ara karardan bu yana daha da kötüleştiği vurgulandı.
İsrail’in operasyonları nedeniyle Filistinlilerin gıda ve diğer temel ihtiyaçlardan yaygın biçimde mahrum bırakıldığını vurgulayan mahkemenin kararında, “Gazze’deki Filistinliler artık kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya değil, bu kıtlık başlıyor” dendi.
Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslarası Adalet Divanı’na göre 26 Ocak’ta alınan geçici önlemler, artık bugünkü koşullar için yeterli değil.
Mahkeme, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin açtığı dava kapsamında, 26 Ocak’ta aldığı ara kararda İsrail’in Gazze’deki soykırımı önlemek için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini bildirmişti.
Uluslararası Adalet Divanı ayrıca İsrail hükümetinin herhangi bir suça ilişkin kanıtları korumak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğine de hükmetmişti.
Güney Afrika Cumhuriyeti, Gazze’de durumun giderek kötüleştiği gerekçesiyle 6 Mart’ta uluslararası mahkemeye başvurarak ek önlem talebinde bulundu.
İsrail, 15 Mart’ta Uluslararası Adalet Divanı’ndaki bu başvuruya ilişkin yanıtında, Güney Afrika’nın iddialarını “maddi ve hukuki açıdan tamamen temelsiz” diye değerlendirdi.
İsrail’in yanıtında, Güney Afrika’nın hem BM Soykırım Sözleşmesi’ni hem de mahkemeyi kötüye kullandığı öne sürüldü.
Ancak Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın Gazze’deki son duruma ilişkin kaygılarını yerinde buldu.
Uluslararası mahkeme, 2’ye karşı 14 oyla, içinde bulunan durumun Gazze için yeni önlemlerin alınmasını meşrulaştırdığına karar verdi.
Uluslararası Adalet Divanı’nın “bağlayıcı etkiye sahip” kararında, İsrail’in BM ile koordineli bir biçimde Gazze’ye insani yardım konusunda gerekli ve etkili önlemleri bir an önce alması gerektiği vurgulandı.
İsrail’e, Lahey’e bilgi vermesi için bir ay süre verildi
Mahkeme, İsrail’in BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne ilişkin yükümlülüklerinin yanı sıra, Gazze’deki Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı kıtlık ve açlığa karşı da önem alması gerektiğine hükmetti.
Uluslarası Adalet Divanı kararında, BM ile işbirliği halinde engelsiz bir şekilde gıda, su da dahil olmak üzere acil ihtiyaç duyulan elektrik, yakıt, barınma, giyim, hijyen gibi temel hizmetlerin ve insani yardımın sağlanması istendi.
Mahkeme, Gazze’deki Filistinlilere tıbbi malzeme ve tıbbi bakımı da kapsayacak bu kapıların kapasitesinin arttırılması ve açık tutulması gerektiğine de karar verdi.
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in en geç bir ay içinde alınan önlemler konusunda Lahey’e bilgi vermesini de kararlaştırdı.
BM’ye göre, İsrail’in yalnızca sınırlı miktarda yardım gönderilmesine izin vermesi Gazze’nin kuzeyinde felaket koşullarına yol açıyor.
Filistinli yetkililere göre, bu durum da özellikle çocuklar başta olmak üzere sivil ölümlerini arttırıyor.
Güney Afrika Cumhuriyeti, taraf olduğu BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülükleri kapsamında, “soykırım” suçlamasıyla İsrail aleyhine dava açmıştı.
Uluslararası mahkeme, Ocak ayında başvuruyu esastan görüşmeyi kabul etti. Ancak soykırımın belirlenmesi karmaşık bir süreç gerektirdiği için, davanın uzun yıllar sürebileceği belirtiliyor.
Gazze
]]>Uluslararası Bilgi ve Algı Derneği (BİLAL) tarafından organize edilen ve 15 Mart Uluslararası İslamofobiyle Mücadele Günü kapsamında Durban şehrinde “Uluslararası ve Kültürel Irkçılığa Karşı Küresel Mücadele Forumu” adlı etkinlik düzenlendi.
Etkinlik, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ezan okumasıyla başladı.
Güney Afrika’da Müslümanların sayısı artıyor
Müslüman olan İbrahim Richmond burada yaptığı konuşmada, Güney Afrika’da 15 yıl rahiplik yaptığını ve gördüğü bir rüyadan sonra Müslüman olduğunu ve binlerce kişinin de Müslüman olmasına vesile olduğunu söyledi.
Güney Afrika’da dini özgürlüklerin anayasal güvence altında olduğunu ve herkesin dinini özgürce yaşadığını aktaran Richmond, kendisinin ve cemaatinin Müslüman olduktan sonra hiçbir baskıyla karşılaşmadıklarını ifade etti.
Richmond, Güney Afrika’da her geçen gün daha fazla sayıda insanın İslamiyeti seçtiğini belirterek, “Daha dün 14 kişinin Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olmalarına tanıklık ettim.” dedi.
Diğer dinlere karşı saldırgan bir tutum takınmanın insanları İslamiyet’ten uzaklaştıracağına dikkati çeken Richmond, “Müslümanlar olarak diğer dinlere saldırmaktan kaçınmalıyız. Diğer kiliselerdeki insanlara sataşmak yerine onları kendinize çekin. Unutmayın ki bizler de bir zamanlar haç sembolünün yer aldığı kilisemize ay-yıldızı koyduk. Tek bir Tanrı’ya inandık ve Hz. İbrahim’in yolunu tuttuk.” diye konuştu.
Siyonist lobi İslamofobiyi dünya çapında finanse ediyor
İngiliz gazeteci, yazar ve oyuncu Lauren Booth ise mevcut dünya sisteminin beyaz ayrıcalığı üzerine kurulu bir ırkçılık türü üzerinden ilerlediğini belirterek, bir zamanlar kendisinin de bu ayrıcalıktan yararlandığını, ancak 2010 yılında Müslüman olduktan sonra, havalimanlarından restoranlara hayatın her alanında İslamofobiyle yüzleştiğini ve bu ayrıcalığı kaybetmenin ne olduğunu öğrendiğini söyledi.
Booth, İngiltere’de Müslüman karşıtı nefretin 7 Ekim’den bu yana üç kat arttığını belirterek, “Her üç olaydan ikisinde Müslüman kadınlar hedef alınıyor. İşlerimiz elimizden alınıyor, camilerimize ölüm tehditleri yollanıyor. Hedef alınıyoruz, taciz ediliyoruz, evlerimiz işaretleniyor, insanlar katil, terörist, Hamas sempatizanı olarak yaftalanıyor.” ifadelerini kullandı.
Siyonist lobinin İslamofobiyi dünya çapında finanse ettiğini kaydeden Booth, ABD ve İsrail’in Müslümanları aşırılıkçı göstermek için yüzlerce milyar dolar harcadığını söyledi.
Booth, Siyonist lobinin Güney Afrika’yı da hedef aldığını dile getirerek, Güney Afrika Yahudi Temsilciler Kurulu ve Güney Afrika Siyonist Federasyonu’nun Yahudi halkı toplu halde Western Cape’e göç etmeye zorladığını söyledi.
“Hello Brother”
BILAL Genel Başkanı Ömer Lütfi Türkmenoğlu, konuşmasında İslamofobiyi dünya genelinde kurgulayan küresel çetelerin, film sektörünü, sosyal medyayı, bilgisayar oyunlarını ve küresel medya gibi mecraları manipülasyon aracı olarak kullandıklarını, gıda sektöründe de toplumların asimile edilmesi için birçok genetik asimilasyonda bulunduklarını söyledi.
Yakın tarihin, kültürel bir ırkçılığa dönüşen İslamofobinin Avrupa’da farklı saldırıları ile dolu olduğuna değinen Türkmenoğlu, “Farklı kültürlere toleransı olmayan ırkçı reflekslerin, devletlerinin müsaadesi ve korumasıyla 2 milyar insanın inandığı kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerimi yakanları üzülerek izledik.” dedi.
Türkmenoğlu, Yeni Zellanda’daki cami saldırısında ilk ölen Afganistan asıllı Davud Nabi’nin katiline yönelik son sözlerinin “Hello Brother” (Merhaba Kardeşim) olduğunu hatırlatarak, “O son sözleriyle dünya insanlığına barışı ve kardeşliği emanet ediyordu. İyilerin parolasıydı ‘Hello Brother’, adaletin, barışın, özgürlüğün tesis edeceği yeni bir medeniyetin parolasıydı.” diye konuştu.
Yeni Zelanda’daki cami saldırılarının üzerinden 4 yıl geçti
Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki Nur ve Linwood camilerine 15 Mart 2019’da Brenton Tarrant adlı saldırgan tarafından cuma namazında terör saldırısı düzenlenmişti.
Saldırı öncesi Yeni Zelanda’nın Dunedin kentinde kiraladığı eve yerleşen ve buradaki poligonlarda atış talimi yaptığı ortaya çıkan Avustralyalı terörist Tarrant, iki camide namaz kılan Müslümanlara otomatik silahlarla saldırmıştı.
Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 51 kişinin hayatını kaybettiği saldırıda, 2’si Türk vatandaşı 49 kişi yaralanmıştı.
Saldırıyı sosyal medya hesabından canlı yayınlayan ve “beyaz ırkın üstünlüğünü” savunan aşırı sağcı terörist, olaydan hemen sonra polis tarafından yakalanmıştı.
Tarrant, 2020’de çıktığı Christchurch Yüksek Mahkemesinde, 51 cinayet, 40 ayrı cinayete teşebbüs ve bir terör suçundan hüküm giyerek şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.
Terör saldırısına sert tepki veren ve teröristin ismini hiç kullanmayan eski Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, saldırıyı “Bugün Yeni Zelanda’nın en karanlık günlerinden biri” sözleriyle tanımlamıştı.
Bir sonraki cuma namazı ezanının devlet televizyonundan canlı okunmasını sağlayarak ülkedeki Müslümanlara destek veren Ardern liderliğindeki İşçi Partisi hükümeti, ülkede yarı otomatik askeri silahların yasaklanmasını sağlayan yasa çıkarmıştı.
]]>Güney Afrikalı Müslümanlar, 60 milyonluk ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 2’sini oluşturmakla beraber, ekonomik, siyasi ve kültürel açıdan oldukça etkin bir azınlık toplum olarak öne çıkıyor.
Ülkede yaşayan Müslümanların büyük bölümü Hollandalı ve İngiliz sömürgeciler tarafından buraya getirilen Asyalı Müslümanların soyundan geliyor.
Geçmişte sömürgeciliğin ve ırkçılığın acısını yaşayan Güney Afrika Müslüman toplumu, apartheid rejiminin çöküşünün ardından geçen 30 senede ülkenin en varlıklı kesimlerinden biri olma özelliği taşıyor.
Johannesburg’da ramazan fuarı
Ülkenin en büyük şehri Johannesburg, 29 Şubat- 3 Mart tarihlerinde, kıtanın en büyük ramazan fuarlarından birine ev sahipliği yaptı.
Gallagher Kongre Merkezi’nde düzenlenen fuara, Johannesburg sakinleri yoğun ilgi gösterdi.
Türkiye’den çeşitli firmaların da stant açtığı fuarı ziyaret edenler, yiyecekten bayramlık kıyafete varıncaya kadar ramazan öncesi son alışverişlerini gerçekleştirme fırsatı buldu.
Eid Fest isimli fuarın organizatörlerinden Nisha Naidu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 15 yıldır düzenli gerçekleştirilen etkinliğe bu sene 20 bine yakın kişinin katıldığını belirtti.
Naidu, fuara Türk firmalarının gösterdiği ilgiden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Türk menşeli ürünler bu sene de fuarımızda önemli bir yer tutuyor. Türk firmalarının her geçen yıl daha yoğun katılım gösterdiğini gözlüyoruz.” diye konuştu.
Yunus Emre Enstitüsü standı
Fuarın ziyaretçileri arasında yer alan Türkiye’nin Pretorya Büyükelçisi Ayşegül Kandaş, önceki yıllarda olduğu gibi Güney Afrika’da ramazanın bu yıl da büyük bir coşkuyla karşılandığını belirterek, Güney Afrikalı Müslümanların, ibadetlerini yerine getirme konusunda son derece hassas olduğunu kaydetti.
Kandaş, Güney Afrika’da Müslümanların nüfusun yüzde 2 civarını oluşturmasına rağmen, ekonominin yaklaşık yüzde 30’una hakim olduklarına dikkati çekerek, “Bildiğiniz üzere buradaki Müslümanlar, geçen yıl Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye’ye yardım için seferber oldu. Bu konuda kendilerine minnettarız.” diye konuştu.
Fuardaki Yunus Emre Enstitüsü (YEE) standı da ziyaretçiler tarafından ilgiyle karşılandı.
Johannesburg YEE Türk Kültür Merkezi yetkilisi Abdülaziz Yiğit, bu stantta Türk el işi sanatlarından eserlere yer verip YEE’nin kurs ve etkinliklerini tanıttıklarını belirtti.
Güney Afrika’da ramazan gelenekleri
Ülkenin önde gelen Müslüman sivil toplum kuruluşlarından (STK) Awqaf SA görevlilerinden Nasiba Abdoola, dünya genelinde olduğu gibi Güney Afrika’da da Müslümanların ramazan ayını büyük heyecan ve coşkuyla beklediklerini kaydetti.
Abdoola, Güney Afrika’da sokak iftarlarına dikkati çekerek, “Güney Afrika’da ramazan geleneklerimizin başında sokak iftarları gelir. Yüzlerce, hatta binlerce kişi bu sokak iftarlarında bir araya gelerek orucumuzu birlikte açarız. Bunun dışında ramazan boyunca misafirimiz eksik olmaz. Bu ayı aile ve yakınlarımızla birlikte geçirmeye özen gösteriyoruz.” dedi.
Ramazanda mutfaklarda Cape Malay ve Hint mutfağına özgü yöresel tatların çokça tercih edildiğini belirten Abdoola, şu ifadeleri kullandı:
“Genellikle iftarlarda hafif şeyler yemeyi tercih ederiz. Ana yemekleri, daha ağır oldukları için teravih namazından sonraya saklarız. Gençlerimiz çoğu zaman sahura kadar uyumaz. Sahur vakti ailenin tüm üyeleri tekrar sofra başında bir araya geliriz.”
]]>Pandor, AA’nın “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine, ülkesinin Filistin konusundaki tutumuna ve UAD sürecine dair açıklamalarda bulundu.
Güney Afrika’nın, “beyaz hükümetin” ırkçı politikalar güttüğü bir dönemde apartheide karşı uzun yıllar mücadele ettiğini hatırlatan Pandor, mücadelelerinde uluslararası toplumun yardımına ihtiyaç duyduklarını söyledi.
Pandor, ülkesinin mücadelesinin bir kısmının silahlı olduğunu ve diğer taraftan uluslararası dayanışma için uğraştıklarını, ülke ülke gezip yardım istediklerini, onları destekleyenler arasında başta Yaser Arafat olmak üzere Filistinlilerin de yer aldığını anlattı.
Filistinlilerin o dönemde zor zamanlar geçirmelerine rağmen Güney Afrika’nın yanında yer aldığını dile getiren Pandor, şöyle devam etti:
“O yüzden bu her zaman görevimiz. İnsanlar baskı altındayken, zorluk, önyargı, ayrımcılık, öldürülmeye maruz kalırken, Güney Afrikalıların bir şey yapmak için ahlaki bir sorumluluğu var. Biz de dünyaya hiçbir şey söylemeden Filistin halkının katledilmesini izleyemeyeceğimizi hissettik. BM’nin araçlarını kullanmaya karar verdik çünkü uluslararası hukukun İsrail tarafından ciddi şekilde ihlal edildiğine inanıyoruz. Uzun yıllardır bunu yaptı. Biz de bu kez buna karşı çıkmamız, Uluslararası Adalet Divanına gitmemiz gerektiğini düşündük ve aslında bir karar çıkartmak istedik.”
Pandor, UAD’nin ihtiyati tedbir kararından bu yana, bir davaları olmadığını söyleyen ülkelerin bile İsrail’e, UAD’nin kararlarını uygulaması gerektiğini söylemeye başladığını anlattı.
Bu ülkelerin önceden bunun çok saçma ve zaman kaybı olduğunu, hiçbir başarı şansı olmadığını söylediklerinin unutulduğunu kaydeden Pandor, şimdi ise dava hakkında ve İsrail’in kararları uygulaması gerektiği hakkında konuştuklarını ifade etti.
“Güney Afrika ahlaki ve doğru bir mesele için uğraşıyor”
Pandor, bunun nedeninin İsrail’in dünyaya bir tehdit oluşturduğunu görmeleri olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Tepkiler konusunda maalesef ABD’de bazı siyasiler Güney Afrika’ya karşı çok olumsuz bir pozisyon aldı. Bildiğiniz gibi ABD çok güçlü bir ekonomiye sahip ve hepimiz onlarla ticaret yapıyoruz. Ülkemdeki yatırıma ve istihdama da bu, tehdit oluşturuyor. Bu nedenle lobiye devam etmeliyiz. Güney Afrika çok ahlaki ve doğru bir mesele hakkında küresel olarak uğraşırken ABD halkının Güney Afrika’ya karşı hareket etmesi tamamen yanlış.”
UAD’deki davaya ilişkin herhangi bir ülkeden baskı görüp görmediğine ilişkin Pandor, “Hakkımız var, biz egemen bir ulusuz. Davamızı yürütme hakkımız var. Birçok ülkenin Güney Afrika’nın Filistin’e desteğiyle hemfikir olmadığını biliyoruz ancak bizim her zaman yaptığımız bir şey ve Filistin halkına arkamızı dönemeyeceğiz.” dedi.
Pandor, İsrail’in UAD’nin kararlarına dair yanıtına ilişkin, “Başvurmadılar. Hepimiz biliyoruz ki Netahyahu UAD’nin kararlarını reddetti ve bu şaşırtıcı değil. Apartheid ile aynı şeyi yaşadık. BM organlarınca uluslararası kararlar alındığında apartheid devlet ‘hayır’ diyecek. Bunda apartheid devlet ile İsrail hükümeti arasında benzer bir uygulama ve yaklaşım görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin UAD’deki davaya desteğine ilişkin Pandor, “Türkiye, başından itibaren Güney Afrika’nın attığı adımları takdir ettiğini söyledi ve bizimle her zaman iletişim halindeydi.” şeklinde konuştu.
Pandor, davanın değeri görüldüğünde ve daha detaylı süreçte bölgeden daha fazla ülkenin Güney Afrika’ya katılacağını umduklarını belirterek, “Mahkemeden hala tarih için bekliyoruz. Bu sürede kim Filistin’in gerçekten dostu, anlayacağız.” dedi.
“Gazetecilerin öldürülmesi beni tiksindiriyor”
Pandor, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında hayatını kaybeden gazetecilere ilişkin ise şunları söyledi:
“Yaşanan trajediden dolayı kalbim acıyor ve özellikle de gazetecilerin özgürce faaliyet gösterememesi, korkunç tehlikelere maruz kalması ve birçoğunun öldürülmesi beni kesinlikle tiksindiriyor. Sık sık basın özgürlüğünden bahseden gazeteci örgütleri de dahil olmak üzere dünyanın büyük bir kısmı sessiz. Bu yüzden yaşananlar karşısında tiksinti duyuyorum. Tüm medya çalışanlarının ve hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum.”
Batı ülkelerinin Gazze’de yaşananlara sessiz kalmasına yönelik soruyu yanıtlayan Pandor, “Bu, sık sık bahsettiğimiz bir sorunu yansıtıyor: İnsanları farklı olarak görmemiz. Eğer siyahsanız, daha az insansınız. Eğer Arapsanız, daha az insansınız. Eğer Avrupalıysanız, çok insansınız. ve bu yüzden korunmanız gerekir. Dünya bu şekilde görülüyor. Bence bunu değiştirmemiz gerekiyor. ve biz güneydekiler, bunun değişmesi için mücadele etmeliyiz. Bence kendi gücümüzü ele geçirmeli ve dünyanın yeni ve çok farklı bir versiyonunu yansıtmaya başlamalıyız.” ifadelerini kullandı.
AA’nın ADF’de bulunan standını ziyaret eden Pandor, kurumun “Kanıt” kitabını inceleyerek bilgi aldı.
]]>Devjee, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Güney Afrikalı Devjee, ülkesinin Uluslararası Adalet Divanına (UAD) yaptığı başvuruya ilişkin, Güney Afrika’nın dış politikasının insan hakları, adalet ve özgürlüğe dayalı olduğunun anlaşılmasının önemli olduğu vurguladı.
Devjee, Güney Afrika, Gazze ve Filistin’de olanları değerlendirdiğinde, “Ülkemizde, Güney Afrika’da benzer baskı, adaletsizlik ve ‘apartheid’ı tecrübe ettik. Aslında Filistin’i, işgal altındaki Filistin’i ziyaret eden Güney Afrikalı liderlerin çoğu Gazze’de gördüklerinin Güney Afrika’da yaşananlardan 10 kat daha kötü olduğunu belirtti. Uluslararası Adalet Divanına yapılan başvuru da buna dayanıyor. Adalet, özgürlük, Gazze ve Filistin’deki baskının son bulmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle İsrail’e karşı bir tavsiye ve yargıda bulunulması için başvuruyu mahkemeye taşıdıklarını kaydeden Devjee, “Çünkü İsrail’in apartheid uyguladığına, Filistinlilere karşı soykırım yaptığına inanıyoruz. Bu tolere edilemez. Bu (mahkeme) adaletsizlik duygusuyla bu ortaya çıktı. Güney Afrika hükümeti, bu soykırımı sonlandırmak için başvuruda bulundu.” dedi.
Devjee, UAD’ye başvurusunun ardından Güney Afrika hükümeti üzerinde davadan vazgeçmesi için çok fazla baskı olduğunu belirterek, “Aslında birçok ülke, Güney Afrika’nın UAD’de bir davası olduğuna inanmadı ancak UAD’nin Güney Afrika lehine bir karar almasıyla herkes bunun çok ciddi bir dava olduğunu fark etmeye başladı.” ifadesini kullandı.
İsrail’e silah satan ülkeler UAD kararının “soykırım” olmasından korkuyor
Birçok ülkenin İsrail’e silah satışını durduğuna dikkati çeken Devjee, bu ülkelerin, mahkemenin “İsrail soykırım yapıyor” kararı vermesinden, buna dahil edilmekten ve soykırımın suç ortağı olmaktan korktuklarını söyledi.
Devjee, bunun Gazze’de şu anda olanları insanların nasıl gördüğü üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayarak, “Bir değişim var. Artık kesinlikle biliyoruz ki Batılı ülkeler bize gelip insan hakları, baskı ve özgürlük hakkında konuşamaz. Çünkü o haklarını bu şekilde davranarak kaybettiler, İsrail’i desteklediler ve Filistinlilerin soykırımının suç ortağı oldular.” diye konuştu.
Bu davanın Gazze ve Filistin’e etkisine ilişkin Devjee, “küresel güney” olarak adlandırılan ülkelerin daha fazla sosyal dayanışmada bulunduğu bir döneme girildiğini ifade etti.
Devjee, “Avrupa, Amerika değil. Latin Amerika, Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu’daki ülkeler bir araya gelerek her ülkeye eşit şekilde davranılan yeni bir uluslararası düzen ve kurallar istiyor” dedi.
“Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz”
Herhangi bir ülkenin adaletsizlik ya da hata yapması durumunda hesap vermesi gerektiğini dile getiren Devjee, “Bu nedenle Güney Afrika, UAD’ye gitti. Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz. Daha fazla ülke Gazze ve Filistin’de olanları; İsrail, ABD ve İngiltere’nin oynadığı rolü anlamaya başladıkça, daha fazlası yeni bir dünya düzenine ve ülkeler arasında yeni bir dayanışmaya ihtiyaç olduğunu fark edecek.” diye konuştu.
Gazze ve Filistin ADF’nin merkezinde
ADF’deki panellerin çok ilginç olduğunu kaydeden Devjee, Gazze ve Filistin meselesinin ADF’deki etkinliklerin merkezinde yer aldığını dile getirdi.
Devjee, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının da çok önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü (Erdoğan) Gazze ve Filistin’in uluslararası politikaya ve düzene ne nasıl baktığımızı yeniden tanımladığından, uluslararası örgütlerin Gazze, Filistin ya da başka bir yerde herhangi bir çözüm sağlamaktaki rolünden bahsetti.” diye konuştu.
Masum insanlara sürekli baskı yapılamayacağını ve öldürülemeyeceklerini aktaran Devjee, “Bu durmalı ve Antalya’daki gibi bir forum farklı grupları ve insanları bir araya getirerek tartışma ortamı sağlıyor, bu çok önemli. Ne olduğuna dair tartışmalara ve bir anlayışa ihtiyaç var.” dedi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın üstlendiği panele US Middle East Project Başkanı Daniel Levy, Middle East Eye Genel Yayın Yönetmeni David Hearst, İletişim Danışmanı Mahomed Faizal Dawjee ve Al Sharq Forumu Başkanı Wadah Khanfar katıldı.
ABD’nin küresel ilişkilerini yürütürken “ikiyüzlü” yaklaşım gösterdiğini savunan Levy, “Hayal kırıklığını dile getiren hatta İsrail Başbakanı’na konuşmalarında kaba isimler taktığına dair duyumlar aldığımız bir lideriniz var. Üzgünüm ama bu ciddi değil. Bu, bir koz değil. Bu, ateşkes sağlamaya çalışmak da değil.” değerlendirmesinde bulundu.
Levy, ABD’nin Gazze’de yaşananları durdurmak için attığı adımların Batı Şeria’daki bir grup Yahudi yerleşimciye yönelik yaptırım kararı almanın ötesine geçmediğini belirterek, “Gazze’de bir katliam yaşanıyor ve atılan bu adımlar sadece bir avuç aşırılık yanlısına yönelik oluyor.” ifadesini kullandı.
Gazze’de Filistinli sivillere karşı uluslararası hukuk ihlallerinin sürdüğünü ve bunun durdurulabilmesi için ABD’nin İsrail’e yönelik desteğini sonlandırması gerektiğini kaydeden Levy, “ABD, sadece ateşkes için çabalamamakla kalmıyor, aynı zamanda İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine dair Uluslararası Adalet Divanında (UAD) bir dava varken bile bu ülkeye aktif bir şekilde silah sağlıyor.” dedi.
Levy, sözlerini şöyle tamamladı:
“İnsanlar, artık bunlara kanmıyor, siyasi liderlerin söylemlerindeki gerçek anlamları görebiliyor. Yaşadıkları toplumdaki ve uluslararası düzendeki adaletsizliğin Filistin meselesinde bu kadar keskin bir şekilde ortaya çıktığına şahit oluyorlar.”
“İsrail, Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı”
Hearst da şu anda Orta Doğu’da yaşananların bölgenin 10 ila 20 yıl sonra nasıl bir hal alacağında belirleyici bir unsur olacağını ifade ederek, “Eğer öylece durup hiçbir şey yapmadan olanları izlersek sonuçlarına hepimiz katlanmak zorunda kalacağız.” dedi.
Gazze’de yaşananların küresel bir dava haline geldiğini söyleyen Hearst, İsrail’in neredeyse her gün İngiltere’nin başkenti Londra sokaklarında protesto edildiğini dile getirdi.
Hearst, kamuoyunun Filistin devletinin adım adım parçalandığına şahit olduğuna işaret ederek, “İsrailli askerlerin, Filistinli anneleri yeni doğmuş bebeklerini dondurucu soğukta terk etmeye zorladığına şahit oluyoruz. İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı olduğunu görüyoruz. Peki biz ne yapıyoruz? Bunu normalleştiriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan istek, Güney Afrika halkının DNA’sına işledi”
Güney Afrika’nın apartheid deneyimi nedeniyle Filistin halkının mücadelesine empatiyle yaklaştığını belirten Dawjee de “Güney Afrika, reklam olsun diye UAD’ye başvurmadı. Başvuruyu, özgürlüğe karşı hissettiği derin arzu ile baskı ve ırk ayrımcılığına karşı sessiz kalmamak için yaptı.” ifadesini kullandı.
Dawjee, Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan isteğin Güney Afrika halkının DNA’sına işlediğini, Güney Afrika Ulusal Meclisinde son 30 yılda Filistinlilerin haklarına ilişkin yaklaşık 60 konuşma yapıldığını ve Filistin meselesinin Güney Afrika gündeminin hep en üst sıralarında olduğunu kaydederek, “Her hafta UAD’nin kapısını çalıyor ve bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyoruz. Neden diğer ülkeler bunu yapamıyor?” diye sordu.
Güney Afrika’da apartheid ile mücadele kahramanı ve Nobel Barış Ödüllü insan hakları aktivisti Başpisikopos Desmond Tutu’nun sözlerine atıfta bulunan Dawjee, “Merhum Başpiskopos Tutu, Filistin’i ziyaret ettikten sonra ‘Filistin’de gördüklerim, Güney Afrika’da yaşadıklarımızdan 10 kat daha kötü.’ demişti. Bunu aklınızda tutun ve size anlattığım apartheid deneyimlerimi 10 ile çarpın. İşte o zaman Gazze’de neler yapmamız gerektiği konusunda bir fikir edinebilirsiniz.” dedi.
“ABD, Gazze’deki mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı”
Khanfar, Gazze’de yaşananlar sonrası, insanlığa liberal değerler, temel insan hakları, hukukun üstünlüğü, eşitlik, adalet ve demokrasi vadeden Batı merkezli dünya düzeninin çökeceğini söyledi.
Batılı hükümetlerin çoğunun ve Amerikan yönetiminin Gazze’deki “mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı” olduğunu belirten Khanfar, “Batı’nın dünyaya barış getiremeyeceği gerçeğini en son anlayan Orta Doğu oldu. Belki de Latin Amerika, Asya ve Afrika, bunu bizden önce keşfetti. Gazze sayesinde artık siyah ve beyazı görebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Khanfar, bundan sonra olacakları, Batı merkezli modern yönetim modelinin, siyasetin, dünya düzeninin çöküşü ve nihayetinde bölgesel düzenin yükselişi olarak sıraladı.
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkında açılan davayı eleştirerek, “ Dünya tersine döndü. Soykırıma karşı mücadele eden İsrail soykırımla suçlanıyor” dedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından 29 Aralık’ta açılan davanın ilk duruşması dün Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda başladı.
Duruşmanın ilk gününde, İsrail’i, Gazze’deki Filistin halkına soykırım yapmakla suçlayan Güney Afrika, bu konudaki iddialarını sözlü olarak mahkemeye sundu.
Güney Afrika öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarını derhal durdurması için, uluslararası mahkemenin ihtiyati tedbir kararı almasını talep etti.
Lahey’deki Adalet Sarayı’nda bugün ikincisi yapılacak duruşmada İsrail, soykırım iddialarına yanıt verecek.
Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak başkanlığındaki İsrail heyeti, soykırım suçlamasına karşı tezlerini sunarak, mahkeme heyetini ikna etmeye çalışacak.
İsrail Başbakanı Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkındaki iddiaları reddetti, İsrail’in Hamas’a karşı kendini savunma hakkını elinde tutacağını söyledi.
“Teröristlerle ve yalanlarla savaştıklarını” savunan Netanyahu, Hamas’ı “insanlığa karşı suç işleyen cani teröristler” olarak tanımladı.
İsrail Başbakanı, Güney Afrika’yı da “ikiyüzlülükle” suçladı.
Netanyahu’ya göre, Suriye ve Yemen’de milyonlarca insan Hamas’ın ortakları tarafından öldürülürken ya da yerlerinden edilirken Güney Afrika bunu görmezden geldi.
Bugün mahkemeden hangi kararlar çıkabilir?
İsrail’in bugün yapacağı savunmanın ardından Uluslararası Adalet Divanı, Tel Aviv yönetiminin Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini durdurmasına dair taleple ilgili karar verecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki tüm askerleri faaliyetlerinin durdurulması için ivedilikle ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor.
Uluslararası Adalet Divanı, aynı zamanda Güney Afrika’nın soykırım iddiaları ile ilgili davanın esastan görüşülüp görüşülmeyeceğine de karar verecek.
Bu İsrail açısından büyük önem taşıyan bir karar. Çünkü, soykırım ya da diğer suçlamalar konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na yalnızca bir kez başvuru yapılabiliyor.
Eğer Güney Afrika, Gazze’de soykırım yapıldığına ilişkin yeterince kanıt sunmazsa, İsrail bir daha soykırımla suçlanamayacak.
Dava İsrail’i nasıl etkileyecek?
Mahkeme, Güney Afrika’nın iddialarını yeterli bularak davayı esastan görüşmeyi kabul ederse, bu İsrail açısından uluslararası arenada büyük bir prestij kaybı olacak.
Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nden Soykırım Hukuku uzmanı Prof. Dr. Larissa van den Herik’e göre, İsrail’in uluslararası itibarı tehlikede.
Van den Herik, Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a, mahkemenin vereceği mahkumiyet kararının, İsrail’i daha da yalnızlaştıracağını söyledi.
Güney Afrika’nın açtığı davayı, İsrail için çok büyük bir başarısızlık olarak değerlendiren Hollandalı profesör, bu nedenle İsrail’in zararı sınırlamak için elinden geleni yapacağını söyledi.
İsrail’in bugünkü duruşmada, “kendi halkını Hamas’ın saldırılarına karşı koruma yükümlülüğüne” vurgu yapması bekleniyor.
Ancak Prof. Dr. van den Herik, bunun, her türlü şiddet için bir gerekçe olamayacağına dikkati çekerek, “Meşru müdafaa hakkı sınırsız değil. Bu her şeyi yapabileceğiniz anlamına gelmiyor” dedi.
Güney Afrika’ya ikiyüzlülük’ suçlaması
Amsterdam Üniversitesi’nden uluslararası hukuk siyaseti profesörü Geert-Jan Knoops ise, Güney Afrika’nın iddialarının, hukuki olarak soykırımı kanıtlamak için yeterli olmadığını savunuyor.
Soykırım suçlamasının daha güçlü kanıtlar gerektirdiğini söyleyen Knoops, Hollanda medyasına yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“Askeri eylemlerin, milliyetlerinden dolayı Filistin halkını bir bütün olarak yok etmeyi hedeflediğinin ortaya konması gerekir. Bu çok zor. Güney Afrika’nın sunduğu belgelere dayanarak böyle bir sonuca varamazsınız.”
Hollandalı profesör, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni “ikiyüzlülükle” suçlayarak, eski Sudan diktatörü Ömer El Beşir konusunda aynı hassasiyeti göstermediğini savundu.
Knoops, 2015 yılında, dönemin Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, uluslararası bir kongre için bu ülkeyi ziyaret ettiğinde, Güney Afrika’nın, elindeki kanıtlara rağmen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yakalama kararını uygulamadığını söyledi.
Knoops’a göre, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan’da belirli bir nüfus grubuna yönelik soykırım suçlamalarıyla ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin eski Sudan Devlet Başkanı hakkında verdiği tutuklama emrini görmezden geldi.
Güney Afrika neden Filistin’i destekliyor?
İsrail hakkındaki soykırım suçlamasına ilişkin davanın neden Güney Afrika tarafından açıldığı, en çok merak edilen konuların başında geliyor.
Birleşmiş Milletler’in 1948 yılında hazırladığı “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”, Türkiye de dahil 140 ülke tarafından imzalandı.
Sözleşme, taraflara “soykırım suçunu önleme ve cezalandırma” yükümlülüğü veriyor.
Güney Afrika Adalet Bakanı Ronald Lamola, dünkü duruşmada ülkesinin, “insanlığın bir parçası olduğu bilinciyle Filistin halkına ellerini uzattığı” için dava açtıklarını söyledi.
Güney Afrika ile Filistinliler arasındaki bağlar, çok eskiye dayanıyor. Her ikisi de bir kurtuluş hareketi olan Afrika Ulusal Konseyi (ANC) ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında oldukça köklü ilişkiler bulunuyor.
Her iki örgüt de “ortak bir kader deneyimine” sahip. Bu nedenle Güney Afrika, Filistin’in dünyadaki en önemli destekçilerinden biri.
Belçika da davaya dahil olmak istiyor
Belçika’da iktidar ortağı Yeşil Sol ve Hristiyan Demokratlar, hükümetten, Gazze’deki durumla ilgili uluslararası bir soruşturma talep etmesini istedi.
Yeşil Sol Partili Başbakan Yardımcısı Petra De Sutter, “Belçika Gazze’de olanları izlemeye devam edemez. Yaşananlar giderek soykırıma benzemeye başladı. Bu yüzden Güney Afrika gibi ülkemizin de Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini istiyorum” görüşünü dile getirdi.
Hristiyan Demokrat Parti de, De Sutter’in bu önerisine destek verdi.
Ancak muhalefetteki milliyetçi Yeni Flaman İttifakı Partisi (N – VA), bu öneriye karşı çıkıyor. Sağ görüşlü parti, bölgede çözüm için İsrail’in desteklemesi gerektiğini savunuyor.
Lahey’de yerel saatle 10:00’da başlayacak kamuya açık duruşma, Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden de canlı olarak yayınlanacak.
]]>Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda (Vredespaleis) yerel saatle 10:00’da başlayacak duruşmanın ilk gününde, Güney Afrika, soykırım suçlamasına ilişkin savlarını sözlü olarak dile getirecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor. Yüksek Mahkeme öncelikli olarak bu talebi ele alacak.
Cuma günü de, İsrail, hakkındaki suçlamalara ilişkin sözlü savunma yapacak.
İsrail’in talebi üzerine bugün ve yarın yapılacak sözlü oturumlar, birer saat uzatıldı. Duruşmalar , iki gün boyunca 10:00 – 13:00 saatleri arasında görülecek ve Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden canlı olarak izlenebilecek.
Güney Afrika tarafından 29 Aralık’ta açılan davada, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin “soykırım niteliğinde” olduğu vurgulandı.
Dava dilekçesinde, İsrail’in “Gazze’deki Filistinlileri daha geniş bir ulusal, ırksal ve etnik grubun parçası olarak yok etmeye yönelik özel bir niyete” sahip olduğu savunuldu.
İsrail’in, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini belirten Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını istedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını kendi ülkesindeki “apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimiyle” kıyaslıyor.
Davaya yönelik merak edilen soruları ve cevaplarını derledik:
Davayı neden Güney Afrika açtı?
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını Güney Afrika’nın geçmişindeki apartheid rejimiyle karşılaştırarak Filistinlilere tam destek vermesinin ardından, her iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler askıya alındı.
Güney Afrika, Pretoria’daki İsrail Büyükelçiliği’ni kapattı.
Hem İsrail hem de Güney Afrika, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’nin imzacıları olduğu için, Cyril Ramaphosa yönetimi, dava konusunda inisiyatif aldı.
1948’de imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi, taraf ülkelere soykırım suçunu önleme ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor.
Güney Afrika yönetimi, bu sözleşmeden doğan yükümlülüğe dayanarak İsrail aleyhine soykırım suçlamasıyla dava açtı.
Dava neden Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı?
Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aksine, bireysel suçlar yerine sadece devletler arasındaki ihtilafları ele alıyor.
Bu nedenle dava Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı.
İsrail iddialara ilişkin ne diyor?
Duruşmada İsrail’i, eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak temsil edecek.
İsrail hükümeti, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin iddialarına sert bir dille karşı çıkıyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, sosyal medya platformu X aracılığıyla yaptığı açıklamada, “İsrail, Güney Afrika tarafından yayılan kan iftirasını ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusunu tiksintiyle reddediyor” dedi.
Sözcü Güney Afrika‘yı, “İsrail Devleti’nin yıkılması çağrısında bulunan bir terör örgütüyle işbirliği yapmakla” da suçladı.
Haiat, “Güney Afrika’nın iddiası hem fiili hem de hukuki dayanaktan yoksundur, ve Mahkeme’nin alçakça ve aşağılayıcı bir şekilde istismar edilmesini teşkil etmektedir” ifadesine yer verdi.
Güney Afrika’nın bu girişimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve diğer hükümet yetkilileri tarafından da tepkiyle karşılandı.
Duruşmalarda neler bekleniyor?
Bugün ve yarın tarafları dinleyecek olan Yüksek Mahkeme, öncelikli olarak Güney Afrika’nın, İsrail’in Gazze’deki askeri faaliyetlerini derhal durdurulması talebini ele alacak.
Mahkeme, sunulacak belgeler ışığında bu talebi kabul edebilir ya da yetkisizlik kararı verebilir.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin mahkemeye, İsrail’in soykırım suçu işlediğine ilişkin yeterli kanıtı sunması durumundaysa, uzun bir yargılama süreci başlayacak.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, soykırımın belirlenmesi karmaşık bir hukuki ve siyasi süreç gerektirdiği için, yargılama uzun zaman alabilecek.
Uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters’a göre, soykırımı kanıtlamak için yalnızca bir nüfus grubunun öldürülmesi değil, aynı zamanda bunun bir ırksal grubu tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik özel bir niyetle yapıldığının da kanıtlanması gerekiyor.
BM Sözleşmesi soykırımı nasıl tanımlıyor?
Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne göre, bir eylemin soykırım olarak kabul edilebilmesi için, şunları içermesi gerekiyor:
Uluslararası Adalet Divanı nedir?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Birleşmiş Milletlerin en yüksek yargı organı.
Mahkeme, Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Şartı ile kuruldu ve Nisan 1946’da faaliyetlerine başladı.
Yüksek Mahkeme, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi tarafından 9 yıllık bir süre için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Mahkemenin merkezi Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda bulunuyor.
Mahkemenin iki önemli işlevi var;
Birincisi, uluslararası hukuka uygun olarak, sözleşmeye taraf devletler tarafından sunulan hukuki ihtilafların çözümü konusunda karar almak.
Diğeri de, hukuki sorunlarla ilgili tavsiye niteliğinde görüşler bildirmek.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararlar bağlayıcı nitelikte ve soykırım suçları için zaman aşımı söz konusu değil.
Hamas’ın, 7 Ekim 2023’te İsrail’de düzenlediği saldırılarda 1200 kişiyi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi rehin almasının ardından başlayan savaş, Gazze’de insani felakete yol açtı.
Gazze’deki Hamas Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in düzenlediği hava ve kara saldırılarında çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
]]>