CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve beraberindeki heyet, Karşıyaka Mezarlığı’na giderek idam edilişlerinin 52. yıl dönümünde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı mezarı başında andı. Özel ve beraberindeki heyet önce 1 dakikalık saygı duruşunda bulundu ve ardından Deniz Gezmiş’in mezarına karanfil bıraktı. Anma töreninin ardından mezar başında konuşma gerçekleştiren Özel, “Buradan sesleniyoruz. ODTÜ öğrencileri 25 yaşında günahsız çocukların yazdıkları yazının olduğu stadyumda geleneksel tören yapmak isteyince onun karşısına polis, jandarma çıkaranlar neyin yumuşamasından bahsediyorlar. Hadi görelim yarın yumuşayalım, Deniz’in, Yusuf’un ve Hüseyin’in hatırasına, ODTÜ’deki kardeşlerimize saygı gösterin bir görelim bakalım nasıl oluyor bu yumuşama. Taksim yasak yumuşayalım, Devrim Stadı yasak normalleşelim” diye konuştu.
“Herkes görüşmeyle ilgili kendine ait kısımlar hakkında bilgi verebilir”
Özel, mezar başındaki konuşmasının ardından basın mensuplarını sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptıkları görüşmede tutuklu generallere ilişkin Erdoğan’ın “talimat verdim” ifadelerini kullandığına yönelik soru üzerine, Özel, “İki genel başkan bir görüşme yaptıktan sonra ya ortak bir açıklama yapılır ya da herkes görüşmeyle ilgili kendine ait kısımlar hakkında bilgi verebilir. Diğeri son derece müzakere tekniğine aykırı bir iştir. ‘Ben şöyle dedim, bana böyle dediler’ dediğinizde görüşmenin belli seyrini, bundan sonra olabilecek olumlu görüşmeleri engellemiş olursunuz” dedi.
“Bizim tarafımızdan belli talepler çok şey net şekilde dillendirildi”
Erdoğan’la görüşmelerinde Gezi Parkı ve 28 Şubat davası gibi konuların da gündeme geldiğini söyleyen Özel, “Daha önce söylediğimiz her şey ve daha fazlası toplantıda konuşuldu ve büyük bir nezaketle karşılıklı müzakere edildi. Görüş alışverişi yapıldı. Bizim tarafımızdan belli talepler çok net şekilde dillendirildi. Ben bu marj içinde kalmak durumundayım” diye konuştu.
Sinan Ateş iddianamesine ilişkin soruya ise Özel, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamenin hem Ateş’in ailesini, hem de kamuoyunu rahatsız ettiğini dile getirdi.
Sinan Ateş’in eşinin kendisinden randevu talebinde bulunduğunu ve bugün görüşeceklerini kaydeden Özel, “Ondan sonra da kendisinin tabii bu konuyla ilgili topluma mal olan tepkisini hep birlikte biz de sizlerden takip ettik. Onun dışında kendisiyle de görüştükten sonra daha fazla, daha net bir şeyler söyleme imkanı bulursunuz” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından iadeiziyaret talebinin olup olmadığı hakkındaki soruya ise Özel, “Bize henüz böyle bir başvuru yapılmadı. Böyle bir talepte bulunulacağını biliyoruz. Netleşen bir tarih olduğunda zaten açıklanır” cevabını verdi.
CHP içinde karışıklıklar olduğuna dair iddialar hakkındaki soru üzerine de Özel, “Türkiye’nin birinci partisini, yüzde 38 oy almış bir partiyi, gelecek seçimlerde Türkiye’nin iktidar partisi olmak için canla başla çalışan ve buna yürekten inanmış kadroların partisini kim karıştırmak isteyebilir? Kim komplo teorileriyle bizleri meşgul etmek isteyebilir? Bunlar öz güvensiz dönemden kalan meseleler. Kendimize güvenimiz tam kayıt dışı siyasete karşıyız. Her şeyi gözlerinizin önünde yapıyoruz. Açıklıyoruz, çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Hiç kimse korkmasın. Cumhuriyet Halk Partisi’ni tankıyla, topuyla, tüfeğiyle darbeciler karıştıramadı. Biz her seferinde bazen düştük, hep beraber düştüğümüz yerden kalktık. Şimdi yerdeyken kalkacağına inanan bir parti, tarihinin en önemli çıkışlarından birinde böyle öz güvensiz sorularla, öz güvensiz tartışmalarla kimse kimseyi meşgul etmesin. İşimiz var, daha iktidar olacağız” değerlendirmesinde bulundu. – ANKARA
]]>CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde nisan ayı Basın Özgürlüğü Raporu’nu açıkladı. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ve nisan ayı Basın Özgürlüğü Raporu’yla ilgili değerlendirmelerde bulunan Çakırözer, Türkiye’de gazetecilerin görevlerini yapamaz hale getirildiğini söyledi. Çakırözer, depremlerde, maden facialarında, yangınlarda, seçimlerde dahi gazetecilerin haber yapmasının, halkın haber alma hakkının ortadan kaldırıldığını vurguladı.
Çakırözer açıklamasında şunları söyledi:
“Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Ancak Türkiye’de basın özgürlüğünün kutlanacak hali yok. Nisan ayında gazeteciler tam 66 kez hakim önüne çıkarak haberini, paylaşımını savunmak zorunda bırakıldı. Gazeteciler ev baskınlarıyla gözaltına alındı. 10 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan üçü tutuklandı. Gazeteciler yine hedef gösterilmekte, saldırıya uğramakta. İslahiye’nin Sesi gazetesi kurşunlandı. Gazeteciler eski bakanlar tarafından hedef gösterildi. Yine Türkiye’de Sinan Ateş gibi önemli bir davada aylar boyu iddianame ortaya konmazken, bu süreci haberleştiren gazeteci hakkında jet hızıyla dava açıldı, üç yıl hapis istendi. Gazeteciler Sansür Yasası nedeniyle yine soruşturmalara uğramakta. En son İsmail Saymaz hakkında soruşturma başlatıldı. Yine Anadolu’nun dört bir yanında gazeteciler yaptıkları haberler nedeniyle davalar, soruşturmalarla karşı karşıyalar.
ERİŞİM ENGELLERİYLE ONLARCA HABER MAALESEF BİLİNEMEZ, DUYULAMAZ, OKUNAMAZ HALE GETİRİLDİ
Basın özgürlüğünün bir başka sorunlu alanı olan erişim engelleri konusunda da yine bir çok belgeli, gerçek haber erişime engellendi, ucu iktidara, iktidarın Anadolu’daki temsilcilerine dayandığı için. Erişim engelleri konusunda da yine onlarca haber maalesef bilinemez, duyulamaz, okunamaz hale getirildi. Türkiye’de öyle bir ortam var ki artık maalesef gazeteciler görev yapması gereken yerde görevini yapamaz hale getirildi. Depremlerde, maden facialarında, yangınlarda, seçimlerde dahi gazetecilerin haber yapması, halkın haber alma hakkı ortadan kaldırılmakta.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE DURUMUMUZ VAHİM
İşin özü, Türkiye’de basın özgürlüğünde 3 Mayıs’ta maalesef durumumuz vahim. Nasıl düzelir bu tablo? Bu tablo demokrasiyle düzelir, basının önünü açmakla düzelir. Türkiye’yi artık dünyada basın özgürlüğünde en dipteki ülkeler arasından kurtarmamız gerekiyor. Bu vahim tabloya artık bir ‘dur’ deme zamanı çoktan gelmiş durumda.”
3 GAZETECİ TUTUKLANDI
Çakırözer’in hazırladığı rapora göre basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlaller şöyle:
Nisan ayında gazeteciler haberleri, yazıları, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 66 kez hakim karşısına çıktı. 10 gazeteci gözaltına alındı, 3’ü tutuklandı. İstanbul, Ankara ve Urfa’da gerçekleştirilen ev baskınlarında Mezopotamya Ajansı ve Yeni Yaşam Gazetesi’nden 9 gazeteci gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazetecilerden 3’ü tutuklandı. İstanbul’da Mecidiyeköy metro durağında mülteci bir kadının darp edilerek gözaltına alınmasını görüntüleyen gazeteci Ekim Veyisoğlu gözaltına alındı.
Gazetelere yönelik saldırılar ile siyasilerin gazetecileri hedef gösteren açıklamaları Nisan ayında da devam etti. Gaziantep’in İslahiye ilçesinde İslahiyenin Sesi gazetesinin ofisi kurşunlandı. İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu katıldığı bir programda gazeteciler Timur Soykan, Murat Ağırel ve Fatih Altaylı’yı hedef gösterdi. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yaptığı saldırılarda TRT Arabi ekibi kameramanı Sami Şahada yaralandı.
Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin davada soruşturma 16 aydır tamamlanamazken, cinayete ilişkin bilirkişi raporunu haberleştiren T24 Muhabiri Asuman Aranca hakkında dava açıldı. Aranca hakkında 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenledi. Davanın asıl iddianamesi de haberi yapan gazeteci Aranca’ya açılan davadan sonra geldi. Gazeteciler hakkında sansür yasası gerekçe gösterilere soruşturmalar açılmaya devam etti. Gazeteci İsmail Saymaz hakkında Gaziosmanpaşa’da 31 Mart seçimlerindeki oyların yeniden sayımında çıkan gerginlikle ilgili paylaşımı nedeniyle ‘halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Erzincan Ergan’da mera alanlarına yapılmak istenen taş ocağı projesini haberleştiren gazeteci Duygu Kıt hakkında soruşturma açıldı. Gazeteci Oktay Candemir hakkında 31 Mart yerel seçiminde AKP’den Van Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı olan Abdulahat Arvas’ın şikayeti üzerine soruşturma açıldı. Cumhuriyet gazetesi yazarı, sanatçı Müjdat Gezen hakkında yazsısı nedeniyle 50 bin TL’lik tazminat davası açıldı.
Basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını kısıtlayan ihlaller arasında yer alan erişim engellerine Nisan ayında da devam edildi. İstismar, dolandırıcılık, görevi suistimal iddialarını konu alan haberler erişime engellendi. Erişim engelleri alanında çalışmalar yürüten EngelliWeb ve FreeWeb verilerine göre Nisan ayında erişime engellenen haberler şöyle:
“Ağrı İl Kültür ve Turizm Müdür Vekilinin çocuk sporculara cinsel istismarda bulunduğu iddialarına ilişkin paylaşım ve haberler, Elazığ’da 8 kız öğrencinin okul müdürü tarafından cinsel tacize uğradığı iddiası hakkındaki haberler, Nwork isimli şirketin saadet zinciri oluşturduğu ve buna katılanların dolandırıldığına ilişkin haberler, Emniyetteki Menzil yapılanması ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bu yapılanmadaki rolüyle ilgili köşe yazısı, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun soyismine benzer şekilde Esenler’de içinde ‘Gök’ geçen çok sayıda sokak isminin yer aldığıyla ilgili haber, The Sun gazetesi muhabirinin Türkiye’deki sağlık turizmi hakkında yaptığı haberler, kayyım atanan şirketlerde danışman olarak görevlendirilen ve Bilal Erdoğan ile yakınlığıyla bilinen Murat Teksöz hakkındaki haber.”
]]>
İsrail medyasında son günlerde çıkan haberlerde, Ulusal Güvenlik Konseyinin, Başbakan Netanyahu, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi hakkında UCM’nin uluslararası yakalama kararı çıkarma olasılığını değerlendirdiği ve Netanyahu’nun, kendisine yönelik tutuklama emri çıkarılmasını engellemek amacıyla başta ABD Başkanı Joe Biden olmak üzere, uluslararası liderler ve yetkililerle çok sayıda telefon görüşmesi yaptığına işaret edildi.
UCM’nin olası yakalama kararına ABD ve İsrail karşı çıkarken AA muhabiri, söz konusu muhtemel yakalama kararının ne anlama geldiğini, taraf ülkeler üzerindeki etkisini ve uygulanabilirliği konusundaki bilgileri derledi.
UCM, taraf olmayan devletlerin vatandaşlarını yargılayabilir mi?
Filistin’in UCM’ye taraf olmasıyla birlikte, milliyetlerinden bağımsız olarak Filistin topraklarında işlenen suçlar hakkında Mahkemenin yargı yetkisine bulunurken bu, potansiyel olarak UCM’nin, dünya üzerindeki herkesi yargılayabildiğini gösteriyor.
UCM, yargıladığı kişinin vatandaşlığının bulunduğu ülkenin yanı sıra kendisine taraf bir ülkenin topraklarında işlenen suçların bütün failleri hakkında yargı yetkisini kullanabiliyor.
ABD, UCM’nin İsrailli yetkililer hakkında hüküm verme yetkisinin olmadığı iddiasıyla yargı yetkisine karşı çıkmasına karşın Mahkeme, suçların, kendisine taraf olan Filistin’de işlenmesi sebebiyle yargı yetkisinin olduğunu kabul ediyor.
Bu, UCM’ye taraf olan Filistin’in topraklarında işlenen suçun failinin, hangi ülke vatandaşı olduğuna bakılmaksızın, Mahkemenin yargı yetkisine sahip olduğu anlamına geliyor.
UCM’nin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında verdiği yakalama kararında da görüldüğü üzere, her ne kadar Rusya UCM’ye taraf olmasa da suçun, Ukrayna topraklarında işlenmesi ve Ukrayna’nın UCM’ye taraf olması sayesinde Putin hakkında yakalama kararı çıkarılabilmişti.
Benzer şekilde Filistin’in, 1 Nisan 2015’ten bu yana UCM’ye taraf olması sayesinde, UCM İsrailli yetkililer hakkında yakalama kararı verebilir.
Yakalama kararı ne anlama geliyor?
UCM, kurucu anlaşması olan Roma Statüsü’nün 58. maddesi uyarınca, soruşturma başlattığı bir olaydaki bir kişinin, yargı yetkisine giren; soykırım, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar veya saldırı suçu işlediğine yönelik, hakkında makul şüphesi varsa yakalama kararı çıkarabiliyor.
UCM’nin verdiği yakalama kararı gizli olabildiği gibi kamuya açık şekilde de ilan edilebiliyor.
UCM, özellikle kamuoyunda bilinen üst düzey kişiler hakkındaki yakalama kararlarını, daha hızlı yakalanabilmeleri için gizli tutmayarak açıktan ilan ediyor.
Yakalama kararı, UCM Savcılığının talebi üzerine, UCM Ön İnceleme Dairesi tarafından veriliyor.
İçeriğine göre değişmekle birlikte, yakalama kararının amacı genellikle şüphelinin UCM’ye teslim edilerek hakkında başlatılan soruşturmanın ilerletilmesi için bizzat Mahkeme huzuruna çıkarılması anlamını taşıyor.
Eğer Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkarılırsa bu, Netanyahu’nun Filistinlilere karşı işlediği soykırım, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar veya saldırı suçlarından biri ya da birkaçından yargılanacağı anlamını taşıyor.
Yakalama kararına alternatif olarak, eğer kişinin kendiliğinden Mahkemeye geleceğine inanılıyorsa UCM şüpheli için çağrı yazısı gönderebiliyor
UCM’de kimler yargılanır?
UCM, devletleri değil, sadece gerçek kişiler yargılıyor.
Bu kişiler, suçu işleyen kişiden suç işlenmesi emrini verene, en düşük seviyede suça katılanlardan en üst düzeydeki devlet görevlilerine kadar uzanabiliyor.
Roma Statüsü’nün 27. maddesine göre, ulusal veya uluslararası hukuktan kaynaklanan hiçbir bağışıklık veya dokunulmazlık UCM önünde geçerli olmuyor.
Bu sebeple kural olarak UCM’nin Netanyahu ve diğer İsrailli yetkililer hakkında yakalama kararı alma yetkisinin olduğu kabul ediliyor.
Yakalama kararı nasıl uygulanıyor?
UCM’nin kendisine ait bir polis veya başka bir kolluk gücü olmaması sebebiyle kararlarının uygulanması, genellikle devletler eliyle oluyor.
Roma Statüsü’nün 86. maddesi uyarınca UCM’ye taraf ülkeler, Mahkemenin aldığı kararları eksiksiz şekilde uygulama yükümlülüğü altında bulunurken taraf olmayan ülkeler açısından bu durum büyük oranda devletlerin kendi rızalarına dayanıyor.
UCM’ye taraf olan 124 ülke arasında başta Kanada, İngiltere, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Belçika, Hollanda mevcutken ABD, İsrail, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Mısır gibi ülkelerin UCM’ye taraf olmaması dikkati çekiyor.
Öte yandan UCM, Interpol, BM Barış Güçleri ve benzeri kuruluşlar eliyle de yakalama kararının infaz edilmesini sağlayabiliyor.
Devlet başkanlarının dokunulmazlığı
Netanyahu hakkında verilecek olası bir yakalama kararı, uluslararası hukukta devlet başkanlarının dokunulmazlığı kuralıyla çatışması durumunda farklı ihtimaller ortaya çıkıyor.
UCM, kural olarak yargılamalarında dokunulmazlığı her ne kadar geçerli kabul etmese de devletler özellikle devlet başkanları hakkında verilen yakalama kararlarının uygulanmasından, “dokunulmazlık” gerekçesiyle kaçınabiliyor.
Ayrıca haklarında yakalama kararı olan devlet başkanları, genellikle UCM’ye taraf olan devletleri veya yakalama kararını uygulamayı isteyebilecek ülkeleri ziyaret etmekten kaçınıyor.
Ömer el-Beşir hakkındaki yakalama kararı
Eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, hakkında UCM tarafından verilen yakalama kararı bulunmasına rağmen görevde bulunduğu sürede aralarında Mahkemeye taraf olan Güney Afrika ve Ürdün’ün de bulunduğu çok sayıda ülkeye ziyaretler yapmıştı.
El-Beşir, görevde bulunduğu Haziran 2015’te Afrika zirvesi için gittiği Güney Afrika’da yerel bir mahkemenin, “UCM’nin El-Beşir hakkındaki yakalama kararının uygulanması” yönünde aldığı karar henüz uygulanmadan ülkeden ayrılmıştı.
Güney Afrika, el-Beşir hakkındaki yakalama kararının kendisini, uluslararası hukukun diğer bir kuralı “devlet başkanlarının dokunulmazlığı”nı ihlale mecbur bıraktığı gerekçesiyle UCM’den ayrılmayı tartışmıştı.
El-Beşir, benzer şekilde hakkındaki yakalama kararına rağmen Ürdün’ü ziyaret etmiş fakat Ürdün makamları kararı uygulamamış ve bu tür durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiğine ilişkin UCM’den bilgi talep etmişti.
UCM ise hem Güney Afrika’nın hem de Ürdün’ün Mahkemeye taraf ülke olarak işbirliği yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini belirtmişti.
Mahkeme, uluslararası barışı ve güvenliği tehdit etmesi nedeniyle Sudan’daki suçların incelenmesi yetkisini, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nden, BM Şartı’nın 7. Bölümü altındaki bağlayıcı olan kararıyla aldığını belirterek Sudan davası özelinde alınan kararların tüm devletler açısından bağlayıcı olduğunu ifade etmişti.
Mahkeme, kural olarak devlet başkanı dokunulmazlığının geçerli olmayacağını ve taraf ülkelerin, UCM’nin kararlarını uygulama yükümlüğünün, diğer uluslararası yükümlülüklerinden önce geldiğini kaydetmişti.
Vladimir Putin hakkındaki yakalama kararı
UCM’nin, Ukrayna’da işlenen suçlara ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında Rusya Devlet Başkanı Putin hakkında 17 Mart 2023’te çıkardığı yakalama kararının bugüne kadar uygulanmaması dikkati çekiyor.
Putin, Mart 2023’den bu yana Kırgızistan, İran, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, ve Suudi Arabistan’a ziyaretler yaparken Putin’in Ağustos 2023’te Güney Afrika’da yapılan BRICS Liderler Zirvesi’ne bizzat gitmek yerine video konferans yoluyla katılması UCM’nin yakalama kararıyla ilişkilendiriliyor.
ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin, Putin hakkındaki yakalama kararına verdiği desteğe karşın Netanyahu hakkındaki olası yakalama kararına şiddetle karşı çıkması, İsrail konusundaki çifte standart eleştirilerini tekrar gündeme getiriyor.
UCM’den Netanyahu’ya tutuklama kararı iddiası
İsrail Başbakanı Netanyahu ile ABD Başkanı Joe Biden arasında dün yapılan telefon görüşmesinde, UCM’nin Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar nedeniyle İsrailli yetkililer hakkında olası tutuklama kararının gündeme geldiği iddia edilmişti.
İsrail’in “Walla” internet sitesindeki haberde, İsrailli yetkililerin UCM’nin Netanyahu, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi hakkında tutuklama emri çıkartmaya hazırlandığı konusunda son iki haftadır daha fazla endişe duymaya başladığı belirtilmişti.
Adı açıklanmayan İsrailli 2 yetkiliye dayandırılan haberde, Netanyahu’nun, UCM’nin olası tutuklama kararına ilişkin endişelerini Biden’e ilettiği kaydedilmişti.
Görüşmede, Netanyahu’nun Biden’dan UCM’nin olası tutuklama kararını engellemek için yardım istediği aktarılmıştı.
]]>(ANKARA) – 10 Ekim Ankara Katliamı Davası’nın 24’üncü duruşmasında esas hakkında mütalaa verildi. Dava dosyasına insanlığa karşı suçtan uzman raporu da girdi. Savcılık esas hakkındaki mütalaasında sanık Erman Ekici “insanlığa karşı suç”tan ceza istemeyerek, anayasal düzenin ortadan kaldırmaktan ceza talep etti. Mağdurların avukatları tarafından ise 10 Ekim katliamında Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nün ihmali olduğu ve sanık Yakup Şahin hakkında verilen teknik takip kararının mahkemeden “kaçırıldığı” iddiasında bulunularak, “Gaziantep Emniyet Müdürlüğü, 10 Ekim Ankara Katliamı’nı izlemekle yetinmiştir. Gaziantep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz” denildi. Avukat İlke Işık, dönemin Gaziantep Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ve dönemin Gaziantep Valisi, şu anda İçişleri Bakanı olan Ali Yerlikaya hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.
Ankara Tren Garı’nda 10 Ekim 2015’te IŞİD’in canlı bombalarıyla 104 kişinin katledilmesine ilişkin davanın 24’üncü duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.
Duruşmayı İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Emek Partisi (EMEP), CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ile milletvekilleri Ali Gökçek, Rıfat Nalbantoğlu, Aliye Timisi Ersever, Türkan Elçi, Nurhayat Altaca ve Ayça Taşkent, DEM Parti milletvekilleri Hüseyin Olan, Ferit Cihanyaşar, EMEP Milletvekili Sevda Karaca izledi. Duruşmada 10 Ekim Gar Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin yakınlarının isimleri “katılan” olarak okunduktan sonra Mahkeme Başkanı, yakalama kararının firari sanıklar bulunamadığı için infaz edilemediğini bildirerek, avukatların taleplerine geçti.
Avukat Senem Doğanoğlu, “İnsanlığa karşı suç yönünden hukuki uzman mütalaasını sunma doğrultusunda Dr. Barış Işık’ın dinlenmesini talep ediyoruz” dedi. Mahkeme Başkanı, Dr. Barış Işık’ın mütalaasını dinlemeyi reddederek, 13 sayfalık raporun okunmasına karar verdi. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı uzman raporunu okudu.
Avukat İlke Işık, dönemin Gaziantep Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ve dönemin Gaziantep Valisi şimdinin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.
UZMAN RAPORU: “IŞİD ÜYELERİ KENDİNDEN OLMAYAN İNSANLARI KATLEDEREK İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLEMİŞLERDİR”
Söz konusu uzman raporunda, “Sivil nüfus saldırılarda asli hedeftir. Dava konusunda mağdurların savaşan statüsünde olmadığı açıktır. Sanıklar öldürme hedefini amaçlamış ve bunu gerçekleştirmiştir. Olayda sistematiklik unsurunun gerçekleştiği kanaatindeyiz. Sivas Katliamı davasında da insanlığa karşı suç işlendiği gibi burada ayrıca farklı olarak burada sistematiklik unsuru da gerçekleşmiştir. IŞİD bu saldırıyı belirli bir düşünceye sahip olan insanlara karşı gerçekleştirmiştir. Kendinden olmayan insanları katlederek insanlığa karşı suç işlemişlerdir” tespiti yer aldı.
Duruşmada esas hakkındaki mütaalasını veren Cumhuriyet Savcısı, 11 kişi hakkında “öldürmeye teşebbüs” nedeniyle beraat istenildi. Erman Ekici hakkında ise 101 kez “kasten öldürmeden” mahkumiyet, 397 kez “öldürmeye teşebbüsten ve anayasal düzeni” ihlalden mahkumiyet istedi.
“BU DAVA BU İDDİANAME İŞE YÜRÜTÜLEMEZ”
“Mütalaadan önce bize gelen bilgiler hakkında söz verilmesini bekliyorduk” diyen avukat Erkan Ünüvar “Hala deliller toplanmadı. Yargılanmanın bu aşamasında esas hakkında mütalaa verilmesi uygun değil. Biz elimize yeni ulaşan belgeleri sunacağız. Savcılık ısrarda eski mütalaayı esas almış. 8 yıldır söylüyoruz, bu dava bu iddianame ile yürütülemez. Dosyaya yeni gelen bütün delilleri yok saymaktır bu. Siz de hüküm kuramazsınız bu doğrultuda. Kovuşturulmanın genişletilmesine yönelik talebimiz de var” dedi ve şunları söyledi:
“GAZİANTEP EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NE YÖNELİK İDDİLARA ARAŞTIRILMADI”
“Geçen celse sanıklardan Yakup Şahin hakkında bomba malzemesi temin etmesi hakkında Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nün görevini yapmamasına ilişkin bilgi sorulmasını istemiştik. Bunu reddetmiştiniz. 10 Ekim Ankara Katliamı’ndan önce Yakup Şahin bomba malzemesi aldı, Nizip Emniyeti bunu bildirdi Gaziantep Emniyeti’ne. 8 yıldır biz Yakup Şahin’in olaydan önce 2017’de duruşmaların başında Yakup Şahin ifadesinde ‘amonyum nitrat satın almak istediğimi ve satıcının şüphelenerek vermediğini’ ifade etti. Satıcının ihbarının bulunup bulunmadığının sorulmasını istedik o dönemde dikkate alınmadı bu talebimiz. Daha sonrasında 2018 yılında tutuklu sanıklar bakımından karar verildi, dosya istinaf aşamasına geçti. İstinaf aşamasındayken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terörle Suçlar Masası’na 9 klasörlük dosya bırakılmış ve bu dosya Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderiliyor. 30 Eylül tarihinde Yakup Şahin ve Hüseyin Tunç hakkında bir ihbar var. Nizip Emniyeti bu kişileri hemen buluyor ve Gaziantep Emniyeti’ne ‘bu kişinin örgüt bağlantılarını araştırın’ diye bir yazı yazıyor. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü ise sonrasında 2 Ekim’de 5.10.2015 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden iletişime müdahale tedbir kararı talep ediyor, katliamdan 3 gün öncede Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi ise telefon dinleme kararı veriliyor. Gaziantep Emniyeti bunun dışında hiçbir şey yapmıyor.
“BU KATLİAMIN POLİS GÖZETİMİ ALTINDA YAPILDIĞI ANLAMINA GELİR”
Ama biz bu Yakup Şahin hakkındaki iletişime müdahale tedbir kararını bile bugüne kadar öğrenememiştik çünkü Gaziantep Emniyet Müdürlüğü bugüne kadar hiç bilgi vermemişti. Bunun anlamı şudur Yakup Şahin katliama giderken polisin teknik takibine alınmıştır. Bugüne kadar bu gerçek Emniyet tarafından, savcılık tarafından, siyasiler tarafından gizlenmiştir. Bu katliamın aslında polis gözetimi altında yapıldığı anlamına gelir. Bu gerçek o zaman ortaya konulsaydı devletin sorumluluğu da tartışılacaktı. Kamu görevlileri kendi görevlerini yapmadıkları halde üstüne delilleri karartarak ayrıca suç işlemişlerdir, görevlerini yapmadıklarının kamuoyunda tartışılmaması için görevinizi yapmadığınız için bir nevi bu katliam gerçekleşmiş oluyor. Burada yargılanan IŞİD’lilerin tek başına bu katliamı gerçekleştirmesi söz konusu değildir. Kamu görevlilerinin bilgisi dahilinde gerçekleşmiştir bu katliam. Katliam gerçekten adım adım izleniyor. Oysa Emniyet’in ya da devletin görevi katliamı önlemektir. Katliamı izleyip bu katliamı IŞİD’liler gerçekleştirdi demek değildir.
“GAZİANTEP EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ BU KATLİMI İZLEMEKLE YETİNMİŞTİR”
Bizim yeni delillere ulaşmamız sürekli engelleniyor çünkü bu gerçeklerin ortaya çıkması istenilmiyor. Şu aşamada ortaya çıkan gerçek çok açık. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü, 10 Ekim Ankara Katliamı’nı izlemekle yetinmiştir. Emniyet Müdürlüğü bu katliamı izlemiştir. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ndeki personeller hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum. Dolayısıyla yeni bir delil ortaya çıkmış ve bunu değerlendirilmesi gerekir.
“ARTIK BİZİM TALEPLERİMİZİ REDDETMEYİN”
Başbakan başta olmak üzere dönemin yetkilileri art arda açıklama yaptılar kamu görevlilerinin sorumluluğu olmadığına dair. O dönem istihbarat zaafiyeti de tartışılıyordu. O dönem Ahmet Davutoğlu bazı açıklamalar yapmıştı. ‘Türkiye’de intihar eylemi yapabilecek kişilerin listesi var….’ Biz canlı bombaları biliyoruz ama müdahale etmiyoruz demek istiyordu. İşte bunun delilini bugün ortaya koyuyoruz. O dönemki tartışmalar göz önüne alındığında kastedilenin bu olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla delilleri gizleme, karartma pratiği hala devam ediyor. Artık bizim taleplerimizi lütfen reddetmeyin. Her bir dayanağımızın dayanağı var.
“BELKİ DE BU DAVADA HİÇ İSMİ GEÇMEYEN VE KATLİAMDAN SORUMLU İNSANLAR VAR”
Katliamdan hemen sonra ön inceleme raporu düzenlenmişti. O müfettiş raporunda Yakup Şahin’in telefonlarının emniyet tarafından dinlendiğine dair yazışmalar var. İletişime Müdahale Tedbir kararlarını getirtmek istemiştik ancak mahkemeniz reddetmişti. Şimdi ortaya çıkmış oldu. Haziran 2022’de Gaziantep Emniyet Müdürlüğü, ‘Yakup Şahin hakkında herhangi bir iletişime müdahale tedbir kararı yoktur’ diyor. Yine Gaziantep Emniyet Müdürlüğü İçişleri Bakanlığı talep edince ‘evet vardır’ diyor. Mahkemenize verilmeyen bir evrak Emniyetin müfettişi isteyince veriliyor. Yani aynı kurum Gaziantep Emniyeti, mahkemenize yalan söylüyor ve mahkemenizi yanıltmaya çalışıyor. Gaziantep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz. Katliamdan önce veya sonra polisin teknik takibe aldığı 3 kişinin isimlerini bilmiyoruz, 8 yıl geçti. Gaziantep İhbar Dosyası da geldiğine göre bu 3 kişinin isimlerini öğrenmek istiyoruz. Belki de bu davada hiç ismi geçmeyen ve katliamdan sorumlu olan insanlar vardır. Artık bu delilleri tartışmamız lazım. O yüzden Müfettiş Ön İnceleme Raporu’nda yer alan 3 kişinin isimlerinin bildirilmesi için Emniyet’e yazı yazılmasını istiyoruz.
“BURADAKİ AİLELERE 8 YIL SONRA BİR ADALET BORCUNUZ VAR”
İstihbarat raporlarının neler olduğu, o raporlarda neler yazdığı çok önemli. O dönem gerekli ihtiyaçlar doğrultusunda kamu görevlilerini işin içine sokulmadan esas alınan bir mütalaa bu dosyada esas alınamaz. Gerçeklere ulaşma yönünde bir yargılama yapmanızı bekliyorum. Buradaki ailelere 8 yıl sonra bir adalet borcunuz var. IŞİD’lileri ağır cezalara vererek bu dosyayı kapatırız diyemezsiniz. Tüm sanıklar hakkında düzenlenmiş tüm istihbarat raporlarının bu dosyaya gelmesi lazım. Devleti ve kamu görevlileri yargılamayalım diye bir şey söz konusu olamaz. Suçluysa onlar da yargılanmalı. Bu yüzden bu dosyaların dosyaya girmesini talep ediyoruz.”
]]>37 yaşındaki Transformers yıldızı, Cumartesi günü Revolve Festival’de E! News’ün The Rundown programının sunucusu Erin Lim Rhodes ile yaptığı bir röportajda bayanlara erkeklere enerji harcamamalarını önerdi.
“En iyi tavsiye veren kişi ben olmayabilirim çünkü benim tavsiyem, bir yetenek öğrenin veya bir hobi geliştirin ve enerjinizi erkeklere harcamayın,” dedi. Üç çocuk annesi şöyle devam etti: ” Erkekler sadece enerjinizi tüketecekler.Kendinize yatırım yapın.”
Megan, röportajın klibini Instagram’ına yeniden paylaşarak “İlişki uzmanından hayat tavsiyesi” yazdı, bu da 33 yaşındaki MGK’nın,”VAZGEÇ” yorumunu yapmasına neden oldu. Yeni bekar arkadaşı 43 yaşındaki Kim Kardashian da, “Hayır, hayır,” yazarak katıldı.
Röportajın başka bir bölümünde, Fox, üç ideal Coachella baş sanatçısının kim olacağı sorulduğunda MGK’ya selam çaktı.
“Açıkçası, Machine Gun Kelly demem gerekiyor,” dedi.
“Modern çağda değilim, o yüzden Guns N’ Roses ya da, biliyorsunuz, görmek istediğim Weezer. Weezer gerçekten harika.”
Megan, geçmişte Kelly’yi “ikiz alevim” olarak nitelendirmişti. Instagram’ına aynada poz verirken çekilmiş birkaç fotoğraf paylaştı ve gönderisine “ikiz alevler” yazarak artık kendi ikiz alevi olduğunu ima etti.
Bu yorumlar, çiftin nişanlarının sona erdiğini paylaştığından neredeyse bir ay sonra geldi, ancak ilişkilerinin güncel durumu hakkında yorum yapmayı reddetti.
Ayrıca, Megan ve MGK’nın ilişkileri üzerinde çalışırken şu anda ayrı yaşadıkları ortaya çıktı.
Megan, katıldığı Alex Cooper’ın Call Her Daddy podcast’inde ilişkilerinin durumu hakkında net bir şey söylemeyi reddetti, ancak bir noktada nişanlarının sona erdiğini doğruladı.
Fox, 2020’de rockçıyla çıkmaya başladı ve 2022’de nişanlandı. Ancak bir yıl sonra, önce ayrılık spekülasyonları başladı.
Alex Cooper, “Herkesin sizin ilişkiniz hakkında bir fikri var. Nişanlandınız, sonra iptal edildi, sonra sizinle MGK arasında ne olduğunu bilmiyoruz. İlişkinizi nasıl tanımlarsınız?” diye sordu.
Megan şöyle yanıtladı: “Bu ilişkiden öğrendiğim şey, bunun kamuya açık olmadığı. Şimdilik ilişkinin durumu hakkında yorum yapmam gerektiğini düşünmüyorum.
“Söyleyebileceğim şey, ona ‘ikiz ruhum’ dediğim ve ne olursa olsun ona her zaman bir bağım olacağı. Kapasitenin ne olacağını kesin olarak söyleyemem ama bir şekilde ona bağlı kalacağım.
“Bundan ötesini açıklamaya niyetim yok. Ama dediğiniz şeyler, yaşanan gerçek olaylar ve insanların bunları kafa karıştırıcı ya da ilginç bulup ‘Ne oluyor?’ demelerini anlayabiliyorum.”
Son yorumu, Kelly’den nişanını bitirdiği spekülasyonlarını doğruladı.
Yakın zamanda bir kaynak, Entertainment Tonight’a Megan ve MGK’nın kendilerine biraz zaman ayırdıklarını söyledi.
“Megan ve MGK’nın ilişkisi inişli çıkışlı. Şu anda biraz ara verdiler, ama her şey hızla değişebilir,” diye belirtti.
“Hala bir çift olarak birlikte olmaya çalışıyorlar. MGK, Megan’ı çok seviyor, bu yüzden onu mutlu etmek için elinden geleni yapıyor,” diyen kaynak, MGKilişkilerine olan bağlılığını göstermek için kısmen yaptırdığı blackout dövmesi hakkında da ek bilgiler verdi.
Megan ve MGK, 2020’de Midnight In The Switchgrass setinde tanıştı ve aynı yıl çıkmaya başladı.
Birbirlerine olan aşklarını hiçbir zaman kamuoyu önünde gizlemediler.
2022’de nişanlandılar ve nişanlarını Instagram’da duyururken Megan, kutlama için MGK ile ‘birbirlerinin kanını içtiklerini’ söyledi.




19. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuz sanık Can Paksoy ve tarafların avukatları ile maktulün ailesi katıldı.
Duruşmada savunma yapan Can Paksoy, suçsuz olduğunu iddia ederek, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.
Yargıtay’ın yerel mahkemenin verdiği iki beraat kararını görmezden geldiğini öne süren Paksoy, “Karşı tarafın acısını anlıyorum ama ben suçsuzum. 14 yıl üzerime yapıştırılmaya çalışılan bu lekeyle geçti. İş hayatımda, özel hayatımda herkes ‘Bu adam, bu suçu işledi mi?’ diyor.” dedi.
Paksoy, müştekilerin mahkemeyi ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik algı oluşturmaya çalıştığını savunarak, “Ben hayatımın en güzel zamanlarını neden bu karalama ve linç kampanyasıyla geçiriyorum? Heyetiniz bütün delilleri topladı. ‘Kaçtı kaçtı.’ diye hakkımda tencere tava çalanlar görsünler, hiçbir yere kaçmadım, kaçmayacağım da. Elimde vizem, pasaportum varken bunu öğrendim, kaçmadım. Adaletin er ya da geç ortaya çıkacağını biliyorum.” diye konuştu.
Sanık Paksoy, mahkeme heyetinden hakkında üçüncü kez beraat kararı verilmesini ve yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.
Maktulün babası Ergun Erköseoğlu ise sanığın yargılama sürecinde mahkemeyi yanıltıcı ifadeler verdiğini, kızının katledildiğini söyledi.
Sanığın kendilerini başsağlığı dilemek amacıyla aramadığını anlatan Erköseoğlu, “Sanık hakkında dava açılmamış olsaydı zaten kaçacaktı. Bu oyunun içinde çok şey var.” ifadelerini kullandı.
Müşteki avukatı Rezan Epözdemir de Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarına göre, maktulün cinsel organında sanığa ait DNA tespit edildiğini, olay yerindeki camda maktule ait parmak izi bulunmadığını, olayın intihar olamayacağını kaydetti.
Sanığın çelişkili ifadelerde bulunduğuna dikkati çeken Epözdemir, sanığın hükümle birlikte tutuklanmasını talep etti.
Duruşmada esasa ilişkin görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, sanık ve maktulün olay tarihinden önce sosyal medya platformunda arkadaş olduklarını, suç tarihinde ise bir gece kulübünde karşılaştıklarını belirtti.
Mütalaada, bu sırada aralarındaki sohbetin ilerlediği, sanık Paksoy’un Beyoğlu’nda bulunan evine gittiği, burada maktul ve sanık arasında cinsel yakınlaşma olduğu, sonrasında tartışmaya başladıkları belirtildi.
Tartışma sonrası sanık Paksoy’un sert bir cisimle maktulün başının arka tarafına vurduğu ya da maktulün de alkollü olmasının etkisiyle yere düşerek başını sert bir yere çarptığı ifade edilen mütalaada, sanığın maktulle aralarındaki cinsel ilişkiyi kamufle etmek amacıyla çamaşırlarını ters giydirdiği, tek başına giymesi zor olan elbisesini kollarını sokmadan maktule giydirdiği, maktulün intihar ettiği algısı oluşturarak kaldıkları odanın penceresinden aşağıya attığı kaydedildi.
Mütalaada, Paksoy’un “kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılmasına, hükümle birlikte tutuklanmasına ve Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasına karar verilmesi talep edildi.
Son sözü sorulan Paksoy, “Ben suçsuzum, bu mesnetsiz dayanaksız saçma sapan iddiaları kabul etmiyorum. Hiçbiri gerçek değil benim kimseyi öldürmek için motivasyonum yok.” dedi.
Yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı
Davaya ilişkin kararını açıklayan mahkeme heyeti, Yargıtay’ın bozma ilamına karşı bir önceki verdiği beraat hükmünde direnilmesini kararlaştırdı.
Sanık Paksoy’un üzerine atılı “kasten öldürme” suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatine hükmeden heyet, sanık hakkındaki “yurt dışına çıkış yasağı” yönündeki adli kontrol tedbirini de kaldırdı.
Duruşmanın ardından basın mensuplarına konuşan baba Erköseoğlu, 14 yıldır davada sonuç alamadıklarını belirterek, sanıkların yargılama aşamasında yalan beyanları olduğunu söyledi.
Erköseoğlu verilen karara ilişkin, “Bugün, katiller ellerini kollarını sallaya sallaya bu binadan dışarı çıktılar.” değerlendirmesini yaptı.
Ailenin avukatı Epözdemir, 14 yıldır hukuk mücadelesi verdiklerini, Türk hukuk tarihinin belki en uzun süren kadın cinayeti dosyasında üçüncü defa verilen beraat kararını yine kendilerinin temyiz edeceğini bildirdi.
Yargıtay ile ilk derece mahkemesi arasında çekişme olduğunu iddia eden Epözdemir, “Zannediyorum başsavcılık da bu karara itiraz edecek. Çünkü onlar da ‘mahkumiyet’ dediler, ‘Kasten öldürme var, tutuklansın.’ dediler. Başsavcılıkla birlikte biz bu karara itiraz edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Davanın geçmişi
Nazlı Sinem Erköseoğlu’nun 26 Eylül 2010’da Beyoğlu Gümüşsuyu İnönü Caddesi’ndeki Mithatpaşa Apartmanı’nın havalandırma boşluğunda ölü bulunmasına ilişkin hazırlanan iddianamede, Mahmut Emre ve Can Paksoy kardeşlerin “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmaları istenmişti.
İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Aralık 2014’te, Paksoy kardeşler hakkında, Erköseoğlu’nu “kasten öldürme” veya “tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesinde ölümüne sebebiyet verme” suçlarından “şüpheden uzak yeterli delil elde edilemediğinden” beraat kararı vermişti.
Karar, müdahil Ergun Erköseoğlu ve avukatlarınca, “usul ve yasaya aykırı olduğu” gerekçesiyle temyiz edilmişti.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, temyiz incelemesi yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesi’ne 25 Ocak 2018’te yazdığı ek tebliğnamede, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının müdahillik haklarından yararlandırılmadan hüküm kurulduğu gerekçesiyle kararın usulen bozulması gerektiği görüşünü bildirmişti.
Yargıtay dosyayı esastan bozdu
Ek tebliğnamede, “Evdeki sabit telefonun, olay gecesine ilişkin kayıtlarının getirtilerek kimlerle konuşma yapıldığının mahkemece araştırılmadığı, kafa arkasındaki yaraların maktuldeki diğer yaralarla aynı zaman diliminde veya ne kadar önce oluştuğu hususunda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınıp sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmediği, maktulün arka kısmı uzun fermuarlı olan elbisesinin fermuarını tek başına kapatıp kapatmayacağının araştırılması gerektiğinin düşünülmediği, yerel mahkemenin verdiği beraat hükmünün yasaya aykırı bulunduğu ve kararın bozulması gerektiği” ifadeleri de yer almıştı.
Temyiz talepleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesini değerlendiren Yargıtay 1. Ceza Dairesi de 23 Mayıs 2018’de yazdığı kararla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bu suçun “zarar göreni” olduğunu belirterek, müdahillik haklarından yararlandırılmadığını bildirmiş ve yerel mahkeme kararını usulden bozmuştu.
Yargıtay tarafından usulen bozmanın ardından dava dosyası yeniden görülmek üzere İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gelmişti.
Yargıtay’ın bozmasının ardından sanıkların yeniden yargılandıkları davada iki kardeşin de beraatlerine hükmedilmişti.
İkinci kez verilen beraat kararının ardından yeniden temyiz edilen kararda Yargıtay, Can Paksoy hakkında verilen beraat kararının bozulmasını isteyerek, “kasten öldürme” suçundan cezalandırılması gerektiğini kaydetmişti.
Yurt dışına çıkış yasağı kondu
İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesine ailenin avukatı tarafından sunulan dilekçede, mahkemenin hazırladığı tensip zaptında müebbet hapis cezası istemiyle yeniden yargılanacak sanık Can Paksoy hakkında tutuklama veya yurt dışı çıkış yasağı konmadığı belirtilmişti.
Sanığın duruşmanın yeniden yapılacağı 31 Ocak 2024’e kadar kaçma şüphesi olduğu ifade edilen dilekçede, duruşma günü beklenmeksizin sanığın tutuklanması veya yurt dışı çıkış yasağı konması talep edilmişti.
Mahkeme, bu talebin duruşmada değerlendirilmesine yönelik karar verip bunu reddetmişti.
Müşteki Erköseoğlu’nun avukatı Epözdemir de karara itiraz edip, Paksoy hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı verilmesi veya yurt dışına çıkış yasağı konulmasını istemişti.
İtirazı değerlendiren İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık hakkında yurt dışına çıkış yasağı yönünde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında savcılığın mahkemeye gönderdiği sevk yazısında, soruşturma ve zanlılarla ilgili detaylar yer aldı.
Yazıda, İsrail istihbarat mensubu “Victoria” kod adlı ajanın kendisini “Global Investigative Services” isimli şirket çalışanı olarak tanıttığı, Slovakya ve Güney Afrika operatörleri üzerinden dosya şüphelisi özel dedektif Hamza Turhan A. ile 2019’da ilk teması sağladığı ve 9 farklı numara üzerinden iletişim kurduğu belirtildi.
“Victoria” kod adlı kişinin ilk görüşmede Hamza Turhan A’dan, dedektif olarak sağladıkları hizmetlerin neler olduğunu, Türkiye’de bulunan kişiler hakkında herhangi bir araştırma yapıp yapmadığını, yapıyorsa ne tarz bilgiler elde edebildiğini öğrenmek istediğini beyan ettiği anlatılan yazıda, Hamza Turhan A’nın ise hedef kişilerin ev, iş adreslerini, telefon numarasını, kimlik ve pasaport numarasını, Türkiye’ye giriş-çıkış bilgilerini temin edebileceğini belirttiği aktarıldı.
Yazıda, “Victoria”nın Mayıs 2019’da Hamza Turhan A’dan elde ettiği bilgileri mail yoluyla raporlayarak göndermesini istediği, ödemelerin ilk etapta banka üzerinden gerçekleştirildiği, Hamza Turhan A’nın banka hesabına İsrail İstihbarat Servisi tarafından kullanılan “Emıl Slalov” isimli kişiye ait İsviçre’deki banka hesabından 1484 avro ödeme yapıldığı kaydedildi.
Şüpheli Hamza Turhan A’nın İsrail istihbarat mensubuyla görüşmek amacıyla Temmuz 2019’da Belgrad’a gittiği, seyahat ve konaklama gibi harcamaları için şüpheliye “Kryptomagnetic Venture Traders” isimli şirketin Kenya’daki banka hesabından 1030 avro ödeme yapıldığı belirtilen yazıda, şüphelinin ödemelerin devamını kripto para cinsinden aldığı anlatıldı.
Yazıda, şüpheli Hamza Turhan A’nın Ocak 2020’de “Victoria” ile görüşmek amacıyla plan yaptığı ancak Kovid-19 salgını nedeniyle görüşemediği, sürecin devamında ajanın sağlık sorunlarını bahane ederek Eylül 2020’de şüpheliyi “Robert” ve “Andrea” isimli MOSSAD ajanlarıyla tanıştırdığı aktarılırken, şüphelinin bu ajanlarla eş zamanlı görüştüğü, “Victoria”nın ilk etapta şüphelinin imkan ve kabiliyetini test etmek amacıyla deneme görevleri verdiği belirtildi.
Ajan “Victoria”nın “Andrea” ve “Robert” aracılığıyla şüpheliyi İsrail’in dış politikasına ve ulusal çıkarlarına tehdit olarak algıladığı kişiler ile şirketler hakkında araştırma yapması doğrultusunda talimatlandırdığı aktarılan yazıda, şüphelinin yine bu ajan tarafından “Marc” kod adlı başka bir ajana Temmuz 2022’de devredildiği anlatıldı.
Yazıda, ajan “Marc”ın şüpheliyi Dubai, Irak/Kerbela ve Güney Afrika’da bağlantı bulmaya yönlendirdiği ve buradaki kişiler hakkında bilgi-belge talep ettiği anlatılırken, şüpheliye bu işler karşılığında ödemeyi kripto para cinsinden yaptığı kaydedildi.
Sahte hesapla taciz nitelikli mesaj
Şüpheli Hamza Turhan A’nın, 6’sı dosyanın şüphelisi 7 kişiden MOSSAD’ın taleplerini karşılamak amacıyla bilgi ve doküman temin ettiği, Tunus uyruklu Hamza K’ye yönelik tehdit eyleminde ise şüpheli Funda K’yi kullandığı belirtilen yazıda, bu kapsamda Hamza K. adına sahte Instagram hesabı açtığı, bu hesaptan Funda K’ye taciz nitelikli mesajlar gönderdiği, Funda K’yi Hamza K. hakkında şikayetçi olması için ikna ettiği, 15 Haziran 2021’de Güngören Polis Merkezi Amirliği’nde konuyla ilgili tutanak tutulduğu aktarıldı.
Yazıda şüpheli Hamza Turhan A’nın olay sırasında Hamza K’yi tehdit etmesi ve bunu görüntülü kayda alarak ajan “Victoria”ya göndermesi üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı anlatıldı.
Hamza Turhan A’nın 63 aktif, 35 kapatılmış banka hesabı olduğu belirlendi
Şüpheli Hamza Turhan A. hakkında detaylı tespitlere yer verilen yazıda, şüphelinin yurt dışı seyahatlerinde genellikle MOSSAD ajanlarıyla görüştüğünün tespit edildiği, MASAK araştırma ve tespit raporuna göre ise 63’ü aktif 35’i kapatılmış toplam 98 banka hesabının bulunduğu kaydedildi.
Hamza Turhan A’nın çok sayıda banka hesabıyla ajanlık faaliyetleri kapsamında elde ettiği menfaatleri gizlemeyi amaçladığı aktarılan yazıda, dosya şüphelileri ile aralarındaki para transferlerinin casusluk faaliyeti kapsamında olduğunun değerlendirildiği anlatıldı.
Şüpheliden ele geçirilen dijital materyallerde çok sayıda el yazısı not kağıdı ve doküman tespit edildiği, cep telefonuyla MOSSAD tarafından kullanıldığı belirlenen yurt dışı numaralarıyla çok sayıda görüşme yaptığının belirlendiği, “belgeler” kısmında ise Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’ndeki mitinge ilişkin emniyet tedbirleri kapsamında hazırlanmış kroki bilgisinin yer aldığı, bu bilginin de illegal yollarla temin edildiği kaydedildi.
Yazıda, Hamza Turhan A’nın telefonunda Suriyeli bir kişiye ait pasaport bilgilerinin yer aldığı, fotoğraflar bölümünde İsrail Başkonsolosluğu önünde gerçekleştirilen eyleme ait görüntülerin bulunduğu, bu görüntülerin de İsrail istihbarat servisiyle paylaşıldığının değerlendirildiği anlatıldı.
Şüpheli Hamza Turhan A’nın “Victoria Z”, “Andrea Tours” ve “Demet Kes” isimli kullanıcılarla casusluk faaliyetleri kapsamında sohbet kayıtları bulunduğuna, bu kişilerin de MOSSAD’a çalıştığının tespit edildiğine vurgu yapılan yazıda, şüphelinin konuşmalarında ise bilgi toplama, fotoğraflama ve koordinat bilgilerinin yer aldığı, bu konuşma içeriklerinden de şüphelinin eylemleri karşılığında menfaat temin ettiğinin belirlendiği aktarıldı.
Şüpheli Hamza Turhan A, hakkındaki tespitleri doğruladı
Yazıda, şüpheliden ele geçirilen sim kartta 14 kişinin kayıtlı olduğu, kartın gizliliğe riayet edilmek üzere kullanıldığı ve diğer şüpheliler Mehmet Y, Özkan Ş, Ercan K, Hakan K, Ömer Burak G. ve İsmail K ile çok sayıda ortak baz bilgisinin tespit edildiği, Hamza Turhan A’nın da bunu doğrulayarak kabul ettiği belirtildi.
Şüphelinin alınan ifadesinde de birçok konuyu doğruladığına, özellikle dosyanın diğer şüphelileri ve “Victoria” ile “Robert” isimli ajanlarla birlikte hareket ederek casusluk faaliyetlerini gerçekleştirdiğine işaret edilen yazıda, şüphelinin üzerine atılı “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” suçunun vasfı dikkate alındığında kaçma ve delil karartma şüphesi bulunduğu ifade edildi.
Yazıda, şüpheli Funda K’nin satış elemanı olarak sigorta kaydı olduğu, Hamza Turhan A. ile gönül ilişkisi bulunduğu ve birlikte hareket ederek casusluk faaliyeti gerçekleştirdiği, özellikle İran uyruklu kişilerin takip edildiği illerde Hamza Turhan A. ile aile görüntüsü vererek dikkat çekmemeye çalıştıkları aktarıldı.
Şüpheli Mehmet Y’nin ise İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığında memur olarak görev yaptığı, özellikle şirket bazında bazı bilgilere kolay erişiminin bulunduğu bildirilen yazıda, memur olan şüphelinin 24 aktif, 12 de kapatılmış banka hesabı bulunmasının olağan akışa aykırı olduğu tespitine yer verildi.
Yazıda, Mehmet Y’nin hesabına Hamza Turhan A’dan farklı tarihlerde toplam 59 bin 501 lira para transferi gerçekleştirildiği aktarıldı.
Polislikten ihraç edilen şüpheli de casusluk yaptığını kabul etti
Meslekten ihraç edilen eski polis memuru şüpheli Özkan Ş. hakkında birçok suçtan adli kayıt bulunduğu, 35’i aktif 70 banka hesabı tespit edildiği, diğer şüphelilerle çok sayıda para transferine rastlandığı bildirilen yazıda, “Şüphelinin swift alma bilgilerine bakıldığında, hesabına 74.047,15 değerinde dolar ve avro girişi olduğu, telefonunda yapılan incelemede Mustafa Modoğlu başlıklı not dökümüne rastlandığı, dökümde ‘TC’si bulunup oteline de bakılacak.’ şeklinde içeriğin yer aldığı, dolayısıyla bunun casusluk faaliyeti kapsamında bir not olduğu” bilgisi yer aldı.
Yazıda, şüphelinin ifadesinde Hamza Turhan A. ile takip ve bilgi toplama eylemlerini kabul ettiği, otel kayıtlarının da bu eylemler sırasında gerçekleştirildiği, takip sürecinde şüpheli Ercan K’nin de kendilerine katıldığını söylediği aktarıldı.
Şüpheli Ömer Burak G’nin polis memuruyken istifa ettiği, birçok suçtan kaydı bulunduğu, çok sayıda kamu görevlisiyle para transferlerinin tespit edildiği, bu transferlerin de İsrail istihbarat servisi tarafından talep edilen veya Hamza Turhan A. tarafından iletilen bilgilerin temin edilmesi sebebiyle gerçekleştiğinin değerlendirildiği anlatıldı.
Yazıda, şüpheliye ait hesaplar arasındaki transferlerde 2023’te 279 milyon 64 bin 194 lira para girişi olduğu ve 9 milyon 685 bin 174 dolar para transferi gerçekleştiğine vurgu yapılarak, söz konusu rakamların hayatın olağan akışına aykırı olduğu kaydedildi.
]]>Vali Kızılkaya başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, ilin genel durumu ve son bir ayda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verildi. Terörle mücadele, asayiş operasyonları ve gümrük kaçağıyla mücadele konularında yapılan çalışmalar paylaşıldı. Vali Kızılkaya, valiliğin resmi sosyal medya hesabından canlı yayınlanan toplantıda, ilin genel durumu ve son bir ayda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Vali Kızılkaya, halkın huzurunu kaçıran başta terör örgütleri olmak üzere, suç örgütlerine, zehir tacirlerine nefes aldırmayacaklarını belirterek, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek mahalli idareler genel seçimlerinde vatandaşların huzur ve güven içinde hiçbir baskı ve yönlendirmeye maruz kalmadan kendi özgür iradesiyle oy kullanmalarının tesisi için her türlü güvenlik tedbirini aldıklarını aktardı.
Seçimlerin kente yakışır bir olgunlukta, huzur ve güven ikliminde geçmesini dileyen Kızılkaya, “Şubat ayı içerisinde terörle mücadele şube müdürlüğü ekiplerince 13 operasyon gerçekleştirilmiş, el yapımı patlayıcı düzeneği, antitank roket mühimmatına tuzaklanmış şekilde bulunarak imha edilmiştir. Sosyal medyada terör örgütü propagandası yaptığı tespit edilen 5 kişi yakalanmış, yurt dışında bulunduğu tespit edilen 1 şahıs hakkında aranıyor kaydı çıkarılmıştır. PKK/KCK ve FETÖ terör örgütlerine üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından aranan 4 kişi yakalanmış, 1 kişi tutuklanmış, 1 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Narkotik suçlarla mücadele şube müdürlüklerince yapılan çalışmalarda 7 kilo 417 gram esrar ile bir miktar metamfetamin, kenevir tohumu, 22 uyuşturucu nitelikte hap ve 17 uyuşturucu kullanma aparatı ele geçirildi, 35 şüpheli hakkında işlem yapıldı” dedi.
Asayiş operasyonlarına ilişkin çalışmalara da değinen Kızılkaya, 33 kişi hakkında adli işlem yapıldığını belirtti. Vali Kızılkaya, “Gümrük kaçağı 8 bin 975 paket sigara, 14 bin dolu makaron, 34 cep telefonu, kopya düzeneği olarak kullanılan ses ve görüntü kayıt cihazı, 5 ruhsatsız tabanca ve şarjörü, Kalaşnikof tüfek, 130 Kalaşnikof fişeği, 50 tabanca fişeği, 2 dedektör, 6 kazı malzemesi ele geçirilmiştir. Aranan şahısların yakalanmasına yönelik operasyonlarda yıl içerisinde yakalanan 217 şüphelinin 69’u tutuklandı. Geçmiş yıllarda meydana gelen faili meçhul olayların aydınlatılmasına yönelik yılın ilk 2 ayında yapılan çalışmalarda 16 faili meçhul olay aydınlatılmıştır. Siber suçlarla mücadele şube müdürlüğü ekiplerince yapılan çalışmalarda da terör örgütü propagandası yapan 111 kişi hakkında adli işlem başlatıldı. Yasa dışı 367 sitenin kapatılma işlemi yapıldı. Meydana gelen 42 siber olayından 31’i aydınlatıldı. Ülkeye yasa dışı yollarla giren 1 organizatör 21 göçmen yakalandı” ifadelerini kullandı.
İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince 1-29 Şubat’ta il merkezi ve ilçelerde gerçekleşen 239 olayın 168’inin aydınlatıldığını aktaran Kızılkaya, 5 hırsızlık olayına ilişkin 7 şüphelinin yakalandığını bildirdi.
Aranan şahıslara yönelik yapılan çalışmalarda 142 kişinin yakalandığını, 54 kişinin tutuklandığını aktaran Vali Kızılkaya, 33 bin 360 aracın denetlendiğini, 12 sürücü belgesinin geri alındığını, 57 aracın trafikten men edildiğini, trafik kurallarını ihlal eden bin 408 sürücüye ceza uygulandığını belirtti.
Toplantıya, 3. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Gaffar Gören, Siirt Cumhuriyet Başsavcısı Tuğan Sarıca, Vali Yardımcısı Abdulhamit Mutlu, İl Emniyet Müdürü Necmettin Öztürk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Emrullah Büyük, kaymakamlar ve güvenlik birimlerinin yetkilileri katıldı. – SİİRT
]]>Valilikten yapılan açıklamaya göre, Vali Kemal Kızılkaya başkanlığında Siirt Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi’nde güvenlik ve asayiş toplantısı gerçekleştirildi.
Kızılkaya, Valiliğin resmi sosyal medya hesabından canlı yayınlanan toplantıda, ilin genel durumu ve son bir ayda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Kızılkaya, halkın huzurunu kaçıran başta terör örgütleri olmak üzere, suç örgütlerine, zehir tacirlerine nefes aldırmayacaklarını belirterek, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde vatandaşların huzur ve güven içinde hiçbir baskı ve yönlendirmeye maruz kalmadan kendi özgür iradesiyle oy kullanmalarının tesisi için her türlü güvenlik tedbirini aldıklarını aktardı.
Seçimlerin kente yakışır bir olgunlukta, huzur ve güven ikliminde geçmesini dileyen Kızılkaya, şunları kaydetti:
“Şubat ayı içerisinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 13 operasyon gerçekleştirilmiş, el yapımı patlayıcı düzeneği, antitank roket mühimmatına tuzaklanmış şekilde bulunarak imha edilmiştir. Sosyal medyada terör örgütü propagandası yaptığı tespit edilen 5 kişi yakalanmış, yurt dışında bulunduğu tespit edilen 1 şahıs hakkında aranıyor kaydı çıkarılmıştır. PKK/KCK ve FETÖ terör örgütlerine üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından aranan 4 kişi yakalanmış, 1 kişi tutuklanmış, 1 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerince yapılan çalışmalarda 7 kilo 417 gram esrar ile bir miktar metamfetamin, kenevir tohumu, 22 uyuşturucu nitelikte hap ve 17 uyuşturucu kullanma aparatı ele geçirildi, 35 şüpheli hakkında işlem yapıldı.”
Asayiş operasyonlarına ilişkin çalışmalara da değinen Kızılkaya, 33 kişi hakkında adli işlem yapıldığını belirtti.
Kızılkaya, “Gümrük kaçağı 8 bin 975 paket sigara, 14 bin dolu makaron, 34 cep telefonu, kopya düzeneği olarak kullanılan ses ve görüntü kayıt cihazı, 5 ruhsatsız tabanca ve şarjörü, kaleşnikof tüfek, 130 kaleşnikof fişeği, 50 tabanca fişeği, 2 dedektör, 6 kazı malzemesi ele geçirilmiştir. Aranan şahısların yakalanmasına yönelik operasyonlarda yıl içerisinde yakalanan 217 şüphelinin 69’u tutuklandı. Geçmiş yıllarda meydana gelen faili meçhul olayların aydınlatılmasına yönelik yılın ilk 2 ayında yapılan çalışmalarda 16 faili meçhul olay aydınlatılmıştır. Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yapılan çalışmalarda da terör örgütü propagandası yapan 111 kişi hakkında adli işlem başlatıldı. Yasa dışı 367 sitenin kapatılma işlemi yapıldı. Meydana gelen 42 siber olayından 31’i aydınlatıldı. Ülkeye yasa dışı yollarla giren 1 organizatör 21 göçmen yakalandı.” ifadelerini kullandı.
İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince 1-29 Şubat’ta il merkezi ve ilçelerde gerçekleşen 239 olayın 168’inin aydınlatıldığını aktaran Kızılkaya, 5 hırsızlık olayına ilişkin 7 şüphelinin yakalandığını bildirdi.
Kızılkaya, aranan şahıslara yönelik yapılan çalışmalarda 142 kişinin yakalandığını, 54 kişinin tutuklandığını aktaran Kızılkaya, 33 bin 360 aracın denetlendiğini, 12 sürücü belgesinin geri alındığını, 57 aracın trafikten men edildiğini, trafik kurallarını ihlal eden 1408 sürücüye ceza uygulandığını belirtti.
Toplantıya, 3. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Gaffar Gören, Siirt Cumhuriyet Başsavcısı Tuğan Sarıca, Vali Yardımcısı Abdulhamit Mutlu, İl Emniyet Müdürü Necmettin Öztürk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Emrullah Büyük, kaymakamlar ve güvenlik birimlerinin yetkilileri katıldı.
]]>Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın karar celsesine tutuklu sanık Hasan F. SEGBİS ile katıldı. Tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları da yer aldı.
“Olay kazayla meydana geldi”
Hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep edilen tutuklu sanık Hasan F., karar önce son ifadesinde öldürme kastıyla hareket etmediğini belirterek “Ben kasten hareket etmedim, silah bana ait ve ruhsatı yok. Olay kazayla meydana geldi. Bu olay sebebiyle ailesinden özür diliyorum” dedi.
İyi hal indirimi uygulandı
Mahkeme heyeti, son sözlerinin ardından sanık Hasan F.’ye ‘Kadına karşı nitelikli kasten öldürme’ suçundan ilk olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Sanık hakkında iyi hal indirimi uygulayan heyet, cezayı müebbet hapis cezasına indirdi. Ayrıca Hasan F. hakkında, ruhsatsız tabanca nedeniyle 10 ay hapis ve 500 lira adli para cezasına karar verildi. Hakkında cinayete yardım ettiği suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezası istenen Muhammet Ali F. ise suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat etti.
Mahkeme heyetinin iyi hal indirimlerini uygulamasına tepki gösteren baba Mesut Çolakoğlu, adliye çıkışında yaptığı açıklamada, “62’nci maddeden iyi hal indirimiyle müebbet aldı. Biz ağırlaştırılmış müebbet istiyorduk. Çünkü kızımı canice katlettiler, 4 kurşunun 4’ü de ölümcül. Yakından göğsünün üst kısmına ateş ediyor. Barbarca öldürüyor resmen. İndirim alamaz çünkü her şey ortada. Delillerin hepsi ortadayken neden böyle oldu bilmiyorum. Beklemiyorduk böyle bir şey. Benim kızım tamamen masum” dedi.
“Verilen kararlar hakkında yasal yollara başvuracağız”
Ayşenur Çolakoğlu’nun ailesinin avukat Sermin Ertem ise mahkeme kararına itiraz edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yapılan yargılama neticesinde sanık Hasan’ın ‘Kadına karşı kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildi. Takdiri indirim var denilerek uygulandı. Biz takdiri indirim maddelerinin uygulanmasını beklemiyorduk. Diğer sanık Muhammed’in ise yardım etme suçundan beraatına karar verildi. Biz verilen kararlar hakkında yasal yollara başvuracağız.” – ESKİŞEHİR
]]>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklu sanık Kadir İstekli’ye “birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan verilen 30 yıl, aynı suçlardan baba Yusuf Ziya Gümüşel’e 20 yıl, anne Fatıma Gümüşel’e 16 yıl 8 ay hapis cezası kararına yönelik temyiz incelemesini tamamladı.
Daire kararında, Kadir İstekli’nin 2004-2013’te çocuğun nitelikli cinsel istismarı, 2020’de ise eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçlarından 2 ayrı ceza verilmesi gerekirken, tek bir suçtan cezalandırma yapıldığı değerlendirildi.
Müşteki H.K.G’nin annesi Fatıma Gümüşel ve babası Yusuf Ziya Gümüşel hakkında verilen hapis cezalarında ise anne ve baba olmaları nedeniyle yasa gereğince artırım yapılması gerektiği kaydedildi.
Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, dosyanın usul ve esas yönünden bozulmasına karar vererek dosyayı yerel mahkemeye iade etti.
Bozma kararının ardından sanıklar Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden yargılanacak.
Ne olmuştu?
İstanbul’da küçük yaşta kız çocuğuna cinsel istismarda bulunulduğu iddiası üzerine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştı.
Hazırlanan iddianamede, müştekinin 14 yaşındayken hastaneye gittiğinde polislerin haber vermesi üzerine soruşturma başlatıldığı, savcılığın kemik testi istemesi üzerine müşteki yerine başka bir kızın kemik testine girdiği ve soruşturmanın bunun üzerine kapandığı aktarılmıştı.
Soruşturma sonucunda hazırlanan ve Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanık Kadir İstekli’nin “nitelikli cinsel saldırı” ve “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçlarından 30 yıldan az olmamak üzere, diğer sanıklar Yusuf Ziya Gümüşel ve Fatıma Gümüşel’in de “çocuğun nitelikli cinsel istismarına iştirak” suçundan 18 yıldan az olmamak üzere hapisle cezalandırılması istenmişti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı sıfatıyla 6 yaşındaki kız çocuğunun cinsel istismarına yönelik iddialarla ilgili 2012’de hukuka aykırı olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği iddia edilen cumhuriyet savcısı hakkında HSK’ye inceleme izni vermişti.
Bunun üzerine savcı hakkında HSK Birinci Dairesince inceleme başlatılmış ve müfettiş görevlendirilmişti.
Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Mayıs 2023 olarak belirlenen duruşma tarihinin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının talebi üzerine 30 Ocak 2023’te yapılmasına karar vermişti.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, müşteki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile müşteki H.K.G’nin avukatlarının sanıklarla ilgili tutuklama taleplerinin değerlendirilmesinin ardından mahkeme tarafından Kadir İstekli (47) ile Yusuf Ziya Gümüşel (59) hakkında yakalama emri çıkarılmıştı.
Bunun üzerine gözaltına alınan sanıklar, haklarındaki tutuklama kararlarının yüzlerine okunmasının ardından cezaevine gönderilmişti.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Kadir İstekli’ye “birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel’e ise aynı suçtan 20 yıl hapis cezası verilmişti.
Heyet, müşteki H.K.G’nin annesi Fatıma Gümüşel hakkında ise aynı suçtan 16 yıl 8 ay hapis cezasına hükmetmişti.
]]>Katil zanlısına ağırlaştırılmış müebbet, arkadaşına 20 yıla kadar hapis talep edildi
ESKİŞEHİR – Eskişehir’de 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Ayşenur Çolakoğlu’nu silahla vurarak öldüren şahsın yargılandığı davada mütalaa açıklandı. Mütalaada katil zanlısı hakkında ağırlaştırılmış müebbet, arkadaşı hakkında ise 20 yıla kadar hapis talep edildi.
Tepebaşı İlçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki görülen davanın 3’üncü duruşması bugün görüldü. Tutuklu sanık Hasan F. Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS ile duruşmaya katılırken, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları yer aldı. Cumhuriyet Savcısı, davaya ilişkin mütalaasında tutuklu sanık Hasan Fakıoğlu hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep etti. Savcı, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. hakkında ise ‘Suça yardım etme’ iddiasıyla 20 yıla kadar hapis cezası talep ederken, tutuklanmasını istedi. Muhammet Ali F. hakkındaki tutuklama talebi, mahkeme heyeti tarafından adli kontrol şartı yeterli görüldüğü gerekçesiyle reddedildi. Duruşma, avukatların talebi üzerine mütalaaya karşı savunma yapmaları için duruşmayı 29 Şubat’a ertelendi.
“Adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz”
Duruşmanın ardından adliye çıkışında açıklama yapan Avukat Sermin Ertem, “Savcı mütalaasını verdi. İddianamede belirtilen sevk maddeleri gereğince sanıkların cezalandırılması talebinde bulundu. İnşallah mahkemece de adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz. Mütalaa kadına karşı kasten, tasarlayarak öldürme suçundan verildi. Diğer sanık içinde bu suça yardım etmek suçundan verildi” dedi.
“Bu yapılanları barbarca görüyorum”
Mahkeme sonrası açıklama yapan baba Mesut Çolakoğlu ise, “Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyorum. Savcımızın da güzel karar vereceğine inanıyorum. Hak ettiği cezayı alacak daha öncede söylemiştim. Savcımızda böyle söyledi. 29 Şubat’a ertelendi. Bu yapılanları barbarca görüyorum. Canavarca. Kimse kimseyi öldüremez. Hayattan koparamaz. Yaşayacakları vardı kızımın, yaşayamadı. O yüzden ne söyleyeceğimi de bilemiyorum. Söyleyecek bir şey yok. Bu mecraların kaldırılmasını istiyorum. Diğer gençlerimiz, çocuklarımız rahatlıkla yaşayabilsinler. Aileler işlerini mi bıraksınlar, yani çocuklarıyla mı sürekli beraber olacaklar ‘ Sosyal bir ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklarımız rahat rahat gezemeyecekler mi ‘ İşi bırakıp çocuklarımızla mı gezelim ? Bu yüzden bu konulara devletimiz el atsın. Bu mecraları kaldırsın artık. Son bulsun” dedi.
“Olayın kaza olduğunu kabul etmiyoruz”
Tutuklu sanık Hasan F.’nin boğuşma sonrası silahın ateşlendiğini iddia etmesi hakkında konuşan Avukat Sermin Ertem, “Biz o savunmaları kabul etmiyoruz. Duruşma sırasında da olayın kaza olmadığına ilişkin savunmalarda bulunduk, beyanlarda bulunduk. Kabul etmiyoruz o beyanları çünkü 4 el ateş edilmiş. Kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“Her şey ortada, şahide bile gerek görülmedi”
Olayın kazayla olduğu iddiaları hakkında da konuşan baba Mesut Çolakoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Zaten 112’yi kendi arıyor orada kendisi söylüyor ben birini öldürdüm diyor. 4 kurşun sıktığını kendi zaten ifade ediyor. Orada açıklamalarda hepsi var zaten. Otopsi raporlarında zaten her şey ortada yani. Buna şahit bile gerek yok. Şahide bile gerek görmedi savcımız.
]]>Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde davanın 3’üncü duruşması bugün görüldü. Tutuklu sanık Hasan F. duruşmaya Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS ile katılırken, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları da yer aldı. Cumhuriyet savcısı, davaya ilişkin mütalaasında tutuklu sanık Hasan F. hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep etti. Savcı, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. hakkında ise ‘suça yardım etme’ iddiasıyla 20 yıla kadar hapis cezası talep edererek, tutuklanmasını istedi. Muhammet Ali F. hakkındaki tutuklama talebi, mahkeme heyeti tarafından adli kontrol şartı yeterli görüldüğü gerekçesiyle reddedildi.
Duruşma, avukatların talebi üzerine mütalaaya karşı savunma yapmaları için 29 Şubat’a ertelendi.
“Adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz”
Duruşmanın ardından adliye çıkışında açıklama yapan Avukat Sermin Ertem, “Savcı mütalaasını verdi. İddianamede belirtilen sevk maddeleri gereğince sanıkların cezalandırılması talebinde bulundu. İnşallah mahkemece de adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz. Mütalaa kadına karşı kasten, tasarlayarak öldürme suçundan verildi. Diğer sanık için de bu suça yardım etmek suçundan verildi” dedi.
“Bu yapılanları barbarca görüyorum”
Baba Mesut Çolakoğlu ise, “Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyorum. Savcımızın da güzel karar vereceğine inanıyorum. Hak ettiği cezayı alacak, daha önce de söylemiştim. Savcımız da böyle söyledi. 29 Şubat’a ertelendi. Bu yapılanları barbarca görüyorum, canavarca. Kimse kimseyi öldüremez, hayattan koparamaz. Yaşayacakları vardı kızımın, yaşayamadı. O yüzden ne söyleyeceğimi de bilemiyorum. Söyleyecek bir şey yok. Bu mecraların kaldırılmasını istiyorum. Diğer gençlerimiz, çocuklarımız rahatlıkla yaşayabilsinler. Aileler işlerini mi bıraksınlar, yani çocuklarıyla mı sürekli beraber olacaklar? Sosyal bir ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklarımız rahat rahat gezemeyecekler mi? İşi bırakıp çocuklarımızla mı gezelim? Bu yüzden bu konulara devletimiz el atsın. Bu mecraları kaldırsın artık. Son bulsun” dedi.
“Olayın kaza olduğunu kabul etmiyoruz”
Tutuklu sanık Hasan F.’nin boğuşmada silahın ateş aldığını iddia etmesi hakkında Avukat Sermin Ertem, “Biz o savunmaları kabul etmiyoruz. Duruşma sırasında da olayın kaza olmadığına ilişkin savunmalarda bulunduk, beyanlarda bulunduk. Kabul etmiyoruz o beyanları, çünkü 4 el ateş edilmiş. Kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“Her şey ortada, şahide bile gerek görülmedi”
Olayın kazayla olduğu iddiaları hakkında konuşan baba Mesut Çolakoğlu ise, “Zaten 112’yi kendi arıyor, orada kendisi söylüyor, ‘Ben birini öldürdüm’ diyor. 4 kurşun sıktığını kendi zaten ifade ediyor. Orada açıklamalarda hepsi var zaten. Otopsi raporlarında zaten her şey ortada yani. Buna şahide bile gerek yok. Şahide bile gerek görmedi savcımız” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Madımak Oteli’ndeki olaylarda hayatını kaybedenlerin yakınları, 2014’te Yüksek Mahkemeye bireysel başvuruda bulunarak, Sivas’ta yaşanan olaylar üzerine başlatılan yargısal sürecin etkili bir biçimde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ve toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının ihlal edildiğini öne sürdü.
Başvuruda, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması istendi.
Başvuruyu bugünkü Genel Kurul gündeminde ele alan Anayasa Mahkemesi heyeti, “zamanaşımına” karşı yapılan itirazlarla ilgili ek rapor alınmasına karar verdi.
Başvuru, ek rapor hazırlandıktan sonra Yüksek Mahkemece yeniden gündeme alınacak.
Sivas olayları davası
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen şenlikler sırasında Madımak Oteli’nin yakılması nedeniyle aralarında sanatçıların da bulunduğu 33 kişi, 2 otel çalışanı ve 2 gösterici öldü.
Olaydan sonra 124 kişi hakkında “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla açılan davalar, güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı.
Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak olayda yazar Aziz Nesin’in tahriki gerekçe gösterilerek cezalar 15 yıla indirildi.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise olayların, “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.
DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti.
Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu.
Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.
Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu.
Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.
Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava, ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.
Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.
Sivas ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı zamanaşımından düşürdü.
2014’teki bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurul’da 15 Şubat’ta görüşülmesini kararlaştırmıştı.
]]>