(İSTANBUL) – İstanbul Tabip Odası (İTO) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyeleri, Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’ndeki bir doktora 10 dakika içerisinde 4 randevu verilmesini protesto etti. Sağlık çalışanları “İki dakikada hekimlik yapılamaz” derken; İTO Yönetim Kurulu Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, “Bu bir sistem sorunu. Sistemin sahibi de Sağlık Bakanı’dır, hükümettir, iktidardaki tek adamdır. Bunu da biliyoruz. Buna karşı mücadelemizi de sürdüreceğiz” dedi.
İTO’nun dün yayınladığı belgeyle Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde bir doktora 10 dakika içerisinde 4 farklı randevu verildiği ortaya çıkmıştı. Hastanenin sosyal medya hesabından dün yapılan açıklamada, sistemsel bir hata olduğu savunularak “sehven” denildi.
İTO ve SES üyeleri, doktorların ve sağlıkçıların üzerindeki ağır iş yükünü protesto etmek için hastane önünde bugün eylem yaptı. “5-4-3-2-1 sağlık bitti”, “Hekimler köle, hastalar müşteri değildir” ve “Sağlıkta dönüşüm sağlıkçıya zulüm” yazılı dövizlerin taşındığı protestoda, “2 dakikada hekimlik yapılamaz”, “Yapboza dönüştürdüğünüz sağlık sisteminin kölesi olmayacağız” yazılı pankartlar açıldı. Eylem boyunca sık sık “Emek bizim, söz bizim” ve “Sağlıkta dönüşüm, ölüm demektir” sloganları atıldı.
ERTUĞRUL ORUÇ: HİÇBİR HEKİM 1-2 DAKİKADA HASTAYA BAKMAK İSTEMEZ
İTO Yönetim Kurulu üyesi Ertuğrul Oruç, hastaların sağlık hakkının gasp edildiğine vurgu yaparak “Hiçbir hekim 1-2 dakikada hasta bakmak istemez. Hastaya ne kadar süre ayrılacağına kendisinin karar vermesini ister. Hiçbir hekim arkadaşımıza bilgi verilmeksizin geçilen bu sistemi bugün protesto etmek için buradayız” dedi.
OSMAN KÜÇÜKOSMANOĞLU: SİSTEMSEL HATA DEĞİL, SİSTEMİNİZ HATALI
İTO Yönetim Kurulu Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, hastanenin “sistemsel hata” açıklamasına “Sistemsel hata değil, sisteminiz hatalı” tepkisini gösterdi. Mevcut sağlık sisteminin hastayı müşteri, sağlık kuruluşlarını da ticarethaneye dönüştürdüğünü belirten Küçükosmanoğlu, şunları söyledi:
“Bu gördüğünüz hastane bir kamu hastanesi olabilir ama bir ticarethane mantığıyla yürüyor. Döner sermayesi var. Ne kadar hasta görülürse, ne kadar işlem, ne kadar tetkik yapılırsa ona göre Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan bir pay alması söz konusu. Hekimler için ücretler de öyle. Bakılan işe, yapılan işleme göre yapılan bir ücretlendirme var; daha çok işlem, daha çok para diye. Sanki vatandaşın sağlığına değil de hastalığına dua edin diyen bir sistem ama bu yürümüyor. Aynı zamanda tabii anamız babamız var, çocuklarımız var. Biz de zaman zaman hasta olarak bu sistemden hizmet almak durumundayız ve görüyoruz sistemin işlemediğini. Sistem nasıl olmalı, kabaca söylemek istersek bizim koruyucu hekimliği önceleyen, birinci basamak dediğimiz şu anda aile sağlığı merkezlerinde yürütülen hizmetin güçlendirilmesi lazım. Bu sistem kurulduğunda bir aile hekimine 4 bin kişi bağlandı. Dendi ki, ‘bu işte 3-2 binlere kadar inecek’ diye. Biz de bekliyoruz yıllardan beri. 10 yılı geçti, hala aynı sayı, hala aynı şekilde çalışan aile sağlığı merkezleri.
“BU SİSTEM İŞE YARAMADI, YARAMAYACAK”
Yani kirasını kendi ödeyen, işte merdiven altlarında çalışan ekibi, personeli, ücretleri yetersiz, vergileri alabildiğine yüksek ortamda arkadaşlarımız yeterince koruyucu sağlık hizmeti veremeyince halkımız, hastalar hastanelerde yığılıyor ve randevu bulamıyor. Randevu bulamayınca çözüm ne, randevu sayılarını artırmak, günlük hasta sayısını artırmak, randevu sürelerini kısaltmak ancak bu sistem hiçbir işe yaramadı, yaramayacak. Başka sonuçlar da doğuracak dedik. En başta sağlıkta şiddet. Biz hastalarımızın sanki iyiliğini isteyen değilmişiz gibi karşı karşıya geliyoruz. Sorunu yaratan hekimlermiş gibi yeterli vakit ayıramadığı için, hastayla iyi tedavi uygulayamadığı için sağlıkta şiddet artacak. Onun dışında genç meslektaşlarımızın bu ülkeden umudu kesip yurt dışına gitmesini, bu ülkeyi terk etmelerini istemiyoruz. Bu ülkede kalmalarını ve bu ülkeye hizmet etmelerini, bu sisteme karşı mücadele etmelerini isteriz ama bunun sonuçları, bu kaçınılmaz sonuçlar yaşanacaktır. Bu bir sistem sorunu. Sistemin sahibi de Sağlık Bakanı’dır, hükümettir, iktidardaki tek adamdır. Bunu da biliyoruz. Buna karşı mücadelemizi de sürdüreceğiz.”
HATİCE YAYLA: SAĞLIK EMEKÇİLERİ KÖLE GİBİ ÇALIŞTIRILMAK İSTENİYOR
SES Anadolu Şube Eş Başkanı Hatice Yayla da sağlıkta dönüşüm politikalarının yıkımları anlatmaya çalıştıklarını dile getirerek şöyle konuştu:
“Hastanelerin birer işletme değil, buraların bir sağlık kurumu olduğunu ve buraların da bir fabrika gibi yönetilemeyeceğini yıllardır dile getiriyoruz fakat bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda tamamen ranta ve özelleştirmeye dayalı, sağlık emekçilerin hakkını yok sayan, hastaların sağlık hakkını yok sayan bir sisteme dönüşmüş durumda. Bizler biliyoruz ki, bu muayene sürelerinin kısaltılması demek, aynı zamanda bu alanda çalışan her bir sağlık emekçisinin iş yükünün onlarca, belki yüzlerce kat artması demek olduğunu da biliyoruz. Bizler biliyoruz ki, bu muayene sürelerinin kısaltılması demek, beyaz kod vakalarının daha da fazla artması demek olduğunu da biliyoruz. Sağlık emekçilerinin bu sistemle birlikte yaşadığı ve özellikle de nefes almadan bir köle gibi çalıştırılmak istendiği bir sistem olduğunu da biliyoruz bu sistemin.”
MELTEM GÜNBEYİ: SORUNUN KAYNAĞI AKP İKTİDARI
İki meslek örgütü adına hazırlanan ortak açıklamayı hastanenin İTO temsilcisi Meltem Günbeyi okudu. Randevu sürelerini kısa tutan uygulamadan derhal vazgeçilmesi çağrısı yapan Günbeyi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sorunlarının sebebi biz hekimler, sağlık çalışanları ve hastalarımız değil; sorunun kaynağı, bu programı uygulayan AKP iktidarı ve Sağlık Bakanlığı’dır. O nedenle sistemin tıkanıklığını mesleğimizi, emeğimizi ve halkın sağlığını hiçe sayarak çözme girişimlerini kabul etmiyoruz. Çözüm, dayatmalarda değil; hastayı müşteri, bizleri de ucuz iş gücü olarak gören, sağlığı piyasa haline getiren politikaların terk edilmesidir. İlan ediyoruz. Nasıl dün muayene süresi 5 dakikaya indirilmeye çalışıldığında bu uygulamanın karşısında olduysak bugün de 2 dakikalık muayene dayatmasının da sonuna kadar karşısındayız, bu dayatmayı kabul etmeyeceğiz. Nitelikli sağlık hizmeti talebimizde ısrarcıyız ve hastalarımıza şifa vereceğimiz şartlarda hekimlik yapmak istiyoruz. Sağlık çalışanları köle, hastalar müşteri değildir. Buradayız. Emeğimize, mesleğimize sahip çıkıyor bizlerin yok sayıldığı her türlü uygulamaya itiraz ediyoruz.”
]]>
(ANKARA) – Ankara Tabip Odası’nın Genel Kurulunda Çağdaş Hekimler Grubu ve Beyaz Önlük Dayanışması yeni yönetimi belirlemek için seçim yapıyor. Çağdaş Hekimler Grubu’ndan Dr. Aliye Mine Coşkun, “Sağlık Bakanı bir anda odalara sahip çıkılması gerektiğini belirten bir paylaşım yaptı ama hocaların, özellikle de asistanlar üzerinde bir baskısı olduğundan, idarecilerin bir baskısı olduğundan şüpheleniyoruz. Bu da bizi üzüyor” ifadelerini kullandı. Beyaz Önlük Dayanışması’ndan Dr. Mehmet Ali Tokgöz de baskı olmadığını savunarak, “Bunlar haksız ithamlardır. Hekimlerin artık siyasetten uzak ve hekimlerin sorunlarıyla ilgilenen bir odaya ihtiyacı var” diye konuştu.
Ankara Tabip Odası Genel Kurulunda bugün yeni yönetimin belirlenmesi için seçim yapılıyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Morfoloji Binası’nda bulunan Morfo Kantini’ndeki seçimde Çağdaş Hekimler Grubu “Çağdaş, demokratik, laik, katılımcı bir tabip odası için” sloganıyla, Beyaz Önlük Dayanışması ise “Hekimlik için, hekimler için, Ankara Tabip Odası için biz” sloganıyla seçime katılıyor. Oy verme işlemlerinin saat 09.00’da başladığı seçim saat 17.00’de sona erecek.
Çağdaş Hekimler Grubu’nun Yönetim Kurulu aday listesinde bulunan ATO Genel Sekreteri Dr. Aliye Mine Coşkun, Beyaz Önlük Dayanışması’nın Yönetim Kurulu aday listesinde bulunan Dr. Mehmet Ali Tokgöz ile Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
“ADİL BİR SEÇİM YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Dr. Aliye Mine Coşkun, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 7 Aralık 2023’te “Bütün hekim arkadaşlarımı amacı sadece hekim hakları ve saygınlığını korumak olması gereken tabip odalarını desteklemeye davet ediyorum” çağrısını hatırlatarak, “Bakan’ın bu tweetiyle birlikte odaya bir üye akını oldu. Odamıza hekimlerin üye olması elbette bizim isteğimiz çünkü ne kadar çok hekim üye olursa o kadar çok sorun bize gelir ve biz de bunların hepsini iletebiliriz ama pandemiyle birlikte Sağlık Bakanı, TTB’yi, ATO’yu ve diğer tabip odalarını muhatap kabul etmedi. Şiddet oluyor, önerilerimiz kabul edilmiyor ama bir anda odalara sahip çıkılması gerektiğini belirten bir paylaşım yaptı. Hocaların, özellikle de asistanlar üzerinde bir baskısı olduğundan; idarecilerin bir baskısı olduğundan şüpheleniyoruz. Bu da bizi üzüyor ama adil bir seçim yapmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
“MHRS HEKİM İÇİN ELEKTRONİK KELEPÇEDİR”
Sağlıkta Dönüşüm Programı’na değinen Coşkun, “Bu programın ne olduğunu ve hekimleri ne kadar değersizleştireceğini ve zorlayacağını hep anlattık ama hala devam ediyor. MHRS sorunu var ve bu sorun hekim için elektronik kelepçedir. Şiddet olayları patlıyor. Şiddetin patlamasının sebebi tamamen sağlık sistemidir, MHRS uygulamasıdır, hekimleri değersizleştiren söylemlerdir. Hastalar açısından ise daha vahim. Randevu alamıyor hastalar. Tetkikleri için aylar sonraya randevu veriyorlar. Dolayısıyla hastalar iyileşemiyorlar ve hekimle direkt yüz yüze oldukları için tepkilerini sağlık çalışanlarına gösteriyorlar. Özellerde ise hekimleri şirket kurmaya zorluyorlar. Bu da güvencesizlik demek. Emekli hekimlerin maaşları yoksulluk sınırının altında neredeyse açlık sınırına yakın. Asistan eğitiminde ciddi sorunlar var. Cumhurbaşkanı ‘giderlerse gitsinler’ dedi. Bunların hepsini şimdi olduğu gibi çözmek için yöntemlerini sunacağız. Bakanlığın arka bürosu olmadık olmayacağız” değerlendirmesinde bulundu.
MEHMET ALİ TOKGÖZ: “BASKI İDDİALARI HAKSIZ İTHAMLAR”
Dr. Mehmet Ali Tokgöz ise Beyaz Önlük Dayanışması’nın bir taban hareketi olduğunu ve gençlerden oluşan bir ekibin kuruluşunda rol aldığını belirterek, “Kesinlikle baskı, Bakanlık, başhekim, hoca baskısıyla olan herhangi bir şey yok. Bunlar haksız ithamlardır. Araştırma görevlisi arkadaşlar beraber çalıştıkları, beraber zorluk yaşadıkları, nöbet tuttukları meslektaşlarını odalarına üye olmaya ve odalarına sahip çıkmaya davet ettiler. Bu da bir karşılık buldu. Baskı altında üye olan bir kişinin gelip de içerde kime oy verdiğini kimse bilemez. Baskı ve zorlamayla üye olan bir insan kendisine baskı yapan kişinin dediğini yapmayacaktır. Biz de hekimlerden bu baskılara boyun eğmemelerini istiyoruz, herkes özgür iradesiyle kime istiyorsa oyunu verebilir” diye konuştu.
Mesleğin sorunlarına değinen Tokgöz, “Sağlıkta şiddet büyük bir sorun, ücrette adaletsizlikler büyük sorun. Aynı hastanede çalışan hekimlerin eşit ücret alamaması, farklı kurumlarda çalışan ancak benzer işleri yapan hekimlerin ücretleri arasında fark olması gibi sorunlar bizim en fazla dikkatimizi çekenler arasında. Hekimlerin artık siyasetten uzak ve hekimlerin sorunlarıyla ilgilenen bir odaya ihtiyacı var” dedi.
TTB GENEL SEKRETERİ VEDAT BULUT: “BÖYLE BİR DÖNEMDE BU ZOR GÖREVE TALİP OLAN ARKADAŞLARA BAŞARILAR DİLİYORUM”
TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut da “30’a yakın tabip odamızın seçimleri var bugün. Burada tabip odalarının yönetimlerinin belirlenmesi, delegelerin belirlenmesi TTB’nin demokratik sürecinde çok önem arz eden bir konu. Zor bir dönemde görev alıyor arkadaşlar. Pek çok sorun var sağlıkta. Sağlıkta dönüşüm programı, şehir hastaneleri, işçi sağlığı… Yine depremle ilgili olarak hala halkın ihtiyaçları karşılanmış değil. Ben böyle bir dönemde bu zor göreve talip olan arkadaşlara başarılar diliyorum. 14 bin hekimin temsilcileri belirlenecek Ankara’da” ifadelerini kullandı.
İstanbul ve Ankara Tabip Odası genel kurullarında yapılacak seçimler sonucunda, TTB’nin haziran ayı içinde gerçekleştirilcek büyük kongresinde oy kullanacak delegeler belirlenmiş olacak.
]]>(İZMİR) – İzmir Tabip Odası 2024-2026 Dönemi Olağan Genel Kurulu seçimleri yapıldı, İzmir Dayanışmacı Hekimler, Çağdaş Hekimler, Demokratik Katılımcı Hekimler şeklinde üç listenin yarıştığı seçimlerde resmi olmayan sonuçlara göre İzmir Hekim Dayanışması grubundan 4 ve Çağdaş Hekimler grubundan 3 hekim Yönetim Kuruluna seçildi.
İzmir Tabip Odası 2024-2026 Dönemi Olağan Genel Kurulu seçimleri Namık Kemal Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirildi. Seçimlerde, Yönetim Kurulu üyeleri, Onur Kurulu üyeleri, Denetleme Kurulu üyeleri ve Türk Tabipler Birliği (TTB) Büyük Kongre Delegeleri olmak üzere 4 grup belirlendi. İzmir Tabip Odası 2024-2026 Dönemi Olağan Genel Kurulu’nun resmi olmayan seçim sonuçlarına göre, İzmir Hekim Dayanışması grubu ve Çağdaş Hekimler grubu olmak üzere 2 grup seçimleri kazandı. İzmir Hekim Dayanışması grubundan 4 ve Çağdaş Hekimler grubundan 3 hekim Yönetim Kuruluna seçildi. Denetim Kurulunda ise 2 hekim İzmir Hekim Dayanışması; 1 hekim Çağdaş Hekimler grubundan seçilirken, Onur Kurulu’na 3 hekim İzmir Hekim Dayanışması, 2 hekim Çağdaş Hekimler grubundan belirlendi. Büyük Kongre Delegelikerine ise 12 hekim İzmir Hekim Dayanışması, 3 hekim de Çağdaş Hekimler grubundan seçildi.
“TTB MERKEZ KONSEYİ SEÇİMLERİNE İZMİR ÇOK GÜÇLÜ BİR DELEGE GRUBUYLA GİDECEK”
İzmir Tabip Odası önceki dönem Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Kaynak, konuşmasında şu ifadeler yer verdi:
“İzmir Tabip Odası bugün İzmir Namık Kemal Lisesi’nde seçimini tamamladı. Bu seçime 3 grup katılmıştı. İzmir Dayanışmacı Hekimler, Çağdaş Hekimler, Demokratik Katılımcı Hekimler şeklinde üç grup bu seçime katıldılar. İzmir Hekim Dayanışması, Yönetim Kurulu’nda 4 üyelik; Çağdaş Hekim Grubu ise 3 üyelik aldı. Tabii ki seçmen burada aslında demokrasinin bir gereği olarak iki ayrı grubun bir arada çalışmasını önerdi. Bunu bu şekilde yorumlamak lazım. Buna karşılık TTB Merkez Konseyi’nin seçimi yani TTB’nin genel kurulunda oy kullanmak üzere delegeler de seçildi. İzmir’in delegelerinin çok büyük bir kısmı 3 tanesi dışında İzmir Hekim dayanışması ekibinden seçildiler. Dolayısıyla seçmen şu mesajı verdi. İzmir Hekim Dayanışması ile Çağdaş Hekimler yaklaşık olarak birlikte yönetsin. Fakat TTB Merkez Konseyi’nin şu anki yapısından daha farklı bir yapıya dönüştürülmesi yönünde İzmir Hekim Dayanışması’ndan çok sayıda delegeyi Ankara’ya göndermiş oldu. Dolayısıyla Haziran ayındaki TTB Merkez Konseyi seçimlerine İzmir çok güçlü bir delege grubuyla gidecek. Bunun da İzmir Hekim Dayanışması grubu için çok olumlu ve sevindirici olduğunu söyleyebiliriz.”
“YENİ DÖNEMDE ARKADAŞLARIMIZA BAŞARILAR DİLİYORUM”
Kaynak, oy kullan hekimlere de teşekkür ederek, yeni dönemde Türk Tabipleri Birliği ve İzmir Tabip Odası’nın sağlık sisteminin daha iyi duruma gelmesi yönünde halkın ücretsiz, ulaşılabilir, kaliteli ve çağdaş bir sağlık hizmetine ulaşması için elinden geleni yapacağına inandığını söyledi. Kaynak sözlerini şöyle noktaladı:
“İzmir’de hekimlerin tümüne öncelikle teşekkür ediyorum. Bu seçime geldikleri, katıldıkları, oy verdikleri için bir Pazar gününü burada geçirdikleri için hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Yeni yönetim kuruluna giren arkadaşlarımıza onur kuruluna, denetleme kuruluna ve Merkez Konseyi delegelerine de bu dönemde başarılar diliyorum. Türk Tabipleri Birliği ve İzmir Tabip Odası elbette hekimlerin özlük hakları başta olmak üzere hekimlerin son dönemdeki itibarsızlaştırılması politikasına karşı çıkarak gerekli çalışmaları mutlaka yapacaktır ve sağlık sisteminin daha iyi duruma gelmesi yönünde halkın ücretsiz, ulaşılabilir, kaliteli ve çağdaş bir sağlık hizmetine ulaşması için elinden geleni yapacağına inanıyorum.”
]]>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Zeytinburnu’nda esnafları ziyaret ederek vatandaşlarla bir araya geldi. Bakan Fahrettin Koca’ya Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, eşlik etti. Öğle namazını Millet Camii’nde kılan Bakan Koca, 58. Bulvar esnafını ziyaret etti. Ziyaretin ardında Bakan Koca, Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine geldi. Başhekimlik binasında hastane yöneticileri ve çalışanları ile bir araya gelen Bakan Koca, daha sonra gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“Dünyada hekimlik, sigorta şirketleri ile avukatlar arasına sıkışmış durumda”
Hekimlerin yapmış oldukları operasyonlardan sonucu kötü olan ve hekimlerin tazminat ödemelerini sonlandıran yasa ile konuşan Bakan Koca, “Beyaz reformla birlikte düzenlenen Malpraktis Yasası var. Dünyada benzeri olmayan şekliyle Malpraktis, Türkiye’de kökten çözülüyor. Kasıt olmadıkça sağlık çalışanına veya hekime rücu edilme durumu söz konusu değildir. 1 buçuk yıldan fazla zaman geçti, devam eden davalar dahil olmak üzere bugüne kadar hiçbir hekim arkadaşımıza rücu söz konusu olmadı. Kasıt olmadıkça rücu söz konusu olmayacak. Kasıt varlığı mahkeme kararıyla sabitse o zaman cezaevinde olan bir kişiden bahsediyoruz. Bu anlamda beyaz reformun en büyük kazanımlarından bir tanesi Malpraktis Yasası oldu. Dünyada hekimlik, sigorta şirketleri ile avukatlar arasına sıkışmış durumda. Türkiye uygulamada dünyada örneği olmayan bir ülke hekim arkadaşlarımızın uygulamadaki başarılarını biliyoruz” dedi.
“Bahsettiğiniz bilirkişi raporuyla tespit edilen özel sektörde çalışan biriyle ilgili olan bir davadan bahsediyoruz”
Özel sektörde çalışan bir hekimin 39 milyon tazminat ödemesiyle ilgili konuşan Bakan Koca, “Malpraktis, bu uygulamadaki başarımızı sürdürmek için son derece önemli bir yasaydı. Bu yasa ile kasıt olmadıkça rücu söz konusu olmayacak. Bahsettiğiniz bilirkişi raporuyla tespit edilen özel sektörde çalışan biriyle ilgili olan bir davadan bahsediyoruz. Kamuda çalışan hiç kimsenin bu anlamda kasıt olmadıkça rücu durumu söz konusu olmayacak. Özel sektör ayrı. Kamuyla ilgili güvence sağlanmış durumda. Bu anlamda hiçbir hekim arkadaşımız endişe etmesin. Devam eden ve bundan sonra olacak olan davalarla ilgili kasıt, mahkeme kararıyla sabit değilse hiçbir şekilde rücu söz konusu olmayacak. Bu yasa dünyada benzeri olmayan hekimleri güvence altına alan bir yasa olduğunu bilelim” şeklinde konuştu.
“700 yataklı bir hastanenin yakında yapım ihalesine çıkıyoruz”
Zeytinburnu’nda yeni bir hastanenin yapım ihalesine çıkıldığını söyleyen Bakan Koca, “Zeytinburnu’yla ilgili ciddi bir sağlık kuruluşuna ihtiyacımızın olduğunu biliyoruz. Buradan arsasını planladığımız, imar durumunu belediye başkanımın da bu noktada bitirdiği ve projesini de bitirmiş olduğumuz 700 yataklı bir hastanenin yakında yapım ihalesine çıkıyoruz. Var olan hastanenin 300 yataklı hastane ile birlikte sağlık kampüsünde toplam 1000 yataklı eğitim, araştırmasın Zeytinburnu kavuşmuş olacak. Bununla ilgili 2026 yılı sonunda bitirmeyi planladık. Burada göğüs hastalıkları, göğüs cerrahisinin önemli olduğunu biliyoruz. Göğüs hastalıkları, göğüs cerrahisinin önde olduğu ama onkoloji, KVC dahil bütün birimleriyle yetkin olan hastanın bir başka hastaneye sevk edilmediği, şehir hastanesi standartlarında bir hastaneye Zeytinburnu kavuşmuş olacak. 2026 yılı sonu için bitirmeyi planladık” ifadelerini kullandı.
Zeytinburnu’na yeni bir sağlık kompleksine ihtiyacı olduğunu söyleyen Bakan Koca, “Başkanımla da konuştum, var olan alanın sağlık alanı olarak, sağlık kuruluşu yapılmasından yanayım. Bu konuyla da ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Mehmet Özhaseki’yle onunla görüşmüş olacağım. Burayı da sağlık alanına katmak istiyoruz. Çabamız o yönde olacak” cümlelerini kullandı.
Bakan Koca, açıklamaların ardından hastaneden ayrıldı. – İSTANBUL
]]>Koca, Zeytinburnu Millet Camisi’nde kıldığı öğle namazının ardından Millet Çayevi ve Millet Kıraathanesi’ni ziyaret etti.
Burada ders çalışan öğrencilerle bir süre sohbet eden Koca, gençlere meslek tercihlerini sordu, sınavlarda başarılar diledi.
Koca, daha sonra 58. Bulvar Caddesi’ndeki dükkanları gezerek esnafla sohbet etti. Esnafın sorunlarını ve taleplerini dinleyen Koca, kendisine ilgi gösterenlerle de fotoğraf çektirdi.
Ardından Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne geçen Bakan Koca, burada Başhekim Prof. Dr. Sedat Altın tarafından karşılandı.
Bakan Koca, bir vatandaşın lösemi hastalarının yatak talebi hakkındaki sorusuna, “3 aydır niye sizler bir şekilde bu gündemle meşgul ediliyorsunuz? Niye her defasında seçim öncesi sizler bu şekilde gündemle meşgul ediliyorsunuz? Sizleri istismar etmeye hiç kimsenin hakkı yok. Hiç kimse kendisini devletten büyük görmesin.” şeklinde yanıt verdi.
Kendilerinden lösemi için yatak ve yoğun bakım talebinde bulunulması halinde mevzuat neyse bu çerçevede yanıt verdiklerini belirten Koca, “LÖSEV’e biz 75 yatağı 200’e çıkarırken devamında da 400’e çıkarmayı söylerken çocuklarımızın kemik iliği yatağı ve yoğun bakım, çocuk yoğun bakım talepleri için ‘Biz yapmaya hazırız.’ dedik. Başkasına tanımadığımız ayrıcalığı tanıdık. Buna rağmen bizden çocuklar için yatak talebi olmadığı halde sizlerin gündemine sokulmasını ve birçok yerde haber ve yazılar yazdırılmasının anlamı nedir? Niye istismar ediliyor?” dedi.
Söz konusu hastanelerde diğer hasta grupları için yatak talebinde bulunulmasının doğru bir şey olup olmadığını soran Koca, şöyle devam etti:
“Ben zaten 120 yatak verdim, 200’e tamamladım. Şu an 200 yatak lösemi hastaları için kullanılmıyor. 28 kemik iliği yatağı var, 52 yoğun bakım var, gerisi servis yatağı. Bizden servis yatağı isteniyor kadın doğum ve diğer hizmetler için. Bizden kemik iliği yatağı ve lösemi hastaları için yoğun bakım yatağı istenmiyor, böyle bir talep de yok. Sizi de lütfen istismar etmesinler. Eğer lösemi hastalarımız için yeni bir yatak talebi olursa bununla ilgili branşlardan da talepte kadın doğum ve benzeri bizden istemesinler. Medyaya söylenen ‘Lösemi hastaları için yatak verilmiyor, lösemide başarımız şu kadar niye verilmiyor?’ Ben de diyorum ki lösemi hastaları için niye kemik iliği yatağı, yoğun bakım yatağı istemiyorsunuz? Kadın doğum ve benzeri normal hastalar için yatak istiyorsunuz. Eğer normal hastalar için istiyorsan mevzuata tabiisin. Öbüründe de yine mevzuat. Burada da yine 5 yıldan bu yana ayrıcalık tanıyoruz. Seçim öncesi 2-3 ay lösemi hastalarını gündemde tutmanın maksatlı bir yaklaşım olduğundan endişe ediyorum.”
Malpraktis (Yanlış Tedavi) Yasası
Başhekim Prof. Dr. Altın ile görüşmesinin ardından basın mensuplarına açıklama yapan Koca, beyaz reformla birlikte düzenlenen hatalı tıbbi uygulama (malpraktis) yasası hakkında, konunun dünyada benzeri olmayan şekliyle Türkiye’de kökten çözüldüğünü, kasıt olmadıkça sağlık çalışanına veya hekime rücu edilme durumunun söz konusu olmadığını söyledi.
Koca, şöyle devam etti:
“1,5 yıldan fazla zaman geçti. Devam eden davalar dahil olmak üzere bugüne kadar hiçbir hekim arkadaşımıza rücu söz konusu olmadı. Kasıt olmadıkça rücu söz konusu olmayacak. Zaten kasıt varlığı mahkeme kararıyla sabitse o durumda cezaevinde olan bir kişiden bahsetmiş oluyoruz. Dolayısıyla bu anlamda özellikle beyaz reformun en büyük kazanımlarından bir tanesi malpraktis yasası oldu.”
Dünyada hekimliğin sigorta şirketiyle avukatlar arasında sıkıştığını belirten Koca, Türkiye’nin uygulamada dünyada örneği bulunmadığını, hekimlerin uygulamadaki başarısını çok iyi bildiklerini ve malpraktis yasasının bu anlamda son derece önemli olduğunu kaydetti.
Kamuoyunda yer alan ve malpraktis yasasından dolayı bir hekimin 39 milyon lira ceza aldığı iddialarını da değerlendiren Koca, “Bilirkişi raporuyla tespit edilen özel sektörde çalışan biriyle ilgili olan bir davadan bahsediyoruz. Kamuda çalışan hiç kimsenin bu anlamda kasıt olmadıkça rücu durumu söz konusu olmayacak. Özel sektör ayrı, kamuyla ilgili güvence sağlanmış durumda. Bu anlamda hiçbir hekim arkadaşımız endişe etmesin.” diye konuştu.
Zeytinburnu’na 1000 yataklı hastane
İlçede ciddi bir sağlık kuruluşuna ihtiyaç duyulduğuna değinen Koca, “Arsasını planladığımız, imar durumunu Sayın Başkanımın (Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy) bitirdiği ve projesini de bitirmiş olduğumuz 700 yataklı bir hastaneyi yakında yapım ihalesine çıkıyoruz.” dedi.
Zeytinburnu’nun, var olan 300 yataklı hastaneyle birlikte toplam 1000 yataklı eğitim araştırma hastanesine kavuşacağını, bununla ilgili 2026 yılının sonunda bitirmek üzere planlamasını yaptıklarını söyleyen Koca, şunları kaydetti:
“Burada göğüs hastalıkları, göğüs cerrahisinin önemli olduğunu biliyoruz. Yine göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisinin önde olduğu ama onkoloji, kardiyovasküler??????? cerrahi (KVC) dahil bütün birimleriyle yetkin olan, hastanın bir başka hastaneye sevk edilmediği, şehir hastanesi standartlarında bir hastaneye Zeytinburnu’muz kavuşmuş olacak.”
]]>Kamacı, AA muhabirine, Diyarbakır’dan Gazze’ye nasıl gönüllü geldiğine ve Gazze’deki çalışmalarına ilişkin açıklamada bulundu.
Gazze’ye Ürdün Rahma Derneği ve Avrupa Filistinli Hekimler Derneğinin organizasyonuyla, 25 kişilik ekiple Mısır’daki Refah Sınır Kapısı’ndan ulaştıklarını belirten Kamacı, buraya kendisini getiren şeyin hem inancı hem de insani ve vicdani sorumluluğu olduğunu söyledi.
Kamacı, Gazze Avrupa Hastanesi’nde çalıştıklarını, Gazze’deki hastanelerin çoğunun yıkık durumda olduğunu dile getirerek, “Ameliyat yapılabilen iki-üç hastane var. Burada şartlar çok kötü, ameliyathane salonları kısıtlı, acil hastalar çok fazla. Her gün acile onlarca yaralı getiriliyor. Bunlardan en acil, hayati riski en yüksek olanlara müdahale edilebiliyor. Acil olmayan ameliyatlar, hem ameliyat salonunun olmaması hem de tıbbi malzeme stoklarının sınırlı olması nedeniyle acil hastalara saklanmak üzere bekletiliyor, sadece acil ameliyatlar yapılabiliyor.” ifadelerini kullandı.
“Kimsenin dilinden ‘elhamdülillah’ lafı düşmüyor”
Kamacı, çocukların gıda, hijyen, sağlık, açlık-susuzluk, evsizlik ve güvenlik problemleri yaşadıklarına dikkati çekerek, Gazzelilerin gıda yardımından çok savaşın durdurulmasını talep ettiklerini anlattı.
“Dünyanın görebileceği en büyük sıkıntılar şu an burada, Gazze’de ama kimsenin dilinden ‘elhamdülillah’ lafı düşmüyor. Bu, çok ilginç. Çocuklar ve büyükler artık bu travmayı normalleştirmişler. Bir yandan bombalar yağarken, sesleri kulaklarımızı tırmalarken tepki bile vermiyorlar. 6 ay boyunca her gün insan bomba sesi duyarsa artık ona tepkisizleşir. Bomba sesi geliyor ama insanlar normal hayatına, yapacağı işe devam ediyor. Burada travma artık kabullenilmiş bir şey.” ifadelerini kullanan Kamacı, Gazze’deki hastanelerin çoğunun saldırılardan dolayı kullanılamaz halde olduğunu söyledi.
Kamacı, burada bulunmanın televizyonda izlemekten farklı olduğunu kaydederek, “Sağlıkçıyız, alışkınız bu işlere ama ona rağmen hakikaten insanın yüreğinin kaldırmayacağı manzaralar var.” dedi.
Yanlarında getirdikleri tıbbi malzemelerle günü kurtarabildiklerini söyleyen Kamacı, tıbbi malzeme ihtiyacının olduğunu vurguladı.
Hastanenin iç koridorlarının ve çevresinin tamamen evsiz insanlarla dolu olduğunu anlatan Kamacı, koridorlarda yerlere atılmış minderlerin bulunduğunu, insanların bir kilimin üzerinde burayı ev haline getirdiklerini söyledi.
Hastanede elektrik ihtiyacının jeneratörlerle sağlandığını, hastane dışında hiçbir yerde elektriğin olmadığını belirten Kamacı, temiz suya erişim probleminin bulunduğunu ve salgın hastalıkların görüldüğünü dile getirdi.
Kamacı, şöyle devam etti:
“Buradan Türkiye’deki ve dünyadaki meslektaşlarıma bir çağrıda bulunmak istiyorum: Özellikle sağlıkçı olarak burada ciddi sağlıkçı, uzman hekim ve tıbbi malzemeye ihtiyaç var. Gelebilme imkanı olanlar, özellikle travma cerrahisi konusunda uzman hekimler, buraya gelip hizmet etmeye, gelemeyenler tıbbi malzeme toplayıp göndermeye çalışsınlar.”
“En çok acile gelen ve kayıp verdiğimiz maalesef çocuklar”
Gazze’ye gitmek isteyen çok sayıda Türk hekimin bulunduğunu belirten çocuk cerrahisi uzmanı Kamacı, “Buraya gelmeye gönüllü, şu anda hazır yüzlerce hekim mevcut. Hazırda bekliyor. Listeleri hazır. ‘Yeter ki bize yolları açsınlar.’ diyen yüzlerce bekleyen hekim arkadaşımız var.” ifadelerini kullandı.
Kamacı, Birleşmiş Milletlerin kalıcı ateşkes için daha aktif çalışması, İsrail’e baskı yaparak savaşı durdurmaya yönelik adımların atılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Onlar (İsrail), bir tane bombayla yüz kişiyi yaralıyorlar. Biz, yüz kişi toplanıp 10-15 beş hastayı ancak tedavi edebiliyoruz, ameliyat edebiliyoruz. Birçoğu da enkaz altında kalıp ölüyor maalesef. O yüzden eğer bir çözüm isteniyorsa savaşın durdurulması lazım.
Burada sadece insanlar değil aynı zamanda insanlık öldürülüyor. En fazla çocuklar öldürülüyor. Savaşın en fazla ancak yetim sayısının belki en az olduğu yer Gazze olabilir çünkü çocuklar yetim kalamıyor, ölüyorlar. En çok acile gelen ve kayıp verdiğimiz maalesef çocuklar.”
]]>Bakanlıkça geçen yıl başlatılan uygulama kapsamında, hastaneler bünyesinde faaliyete geçirilen YAŞAM’ların sayısı her geçen gün artıyor.
Bu merkezlerden biri de Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yer alıyor.
AA ekibinin görüntülediği merkezde, 80 yaş ve üstü kişilere ihtiyaç duydukları tüm sağlık hizmetleri veriliyor. Rutin sağlık kontrollerini bu merkezde yaptıran yaşlılar, sorumlu hekimlerinin gözetiminde düzenli sağlık taramalarından geçiriliyor.
“Merkezimize 200’e yakın hastamız kayıtlı”
Hastanenin Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet İlkin Naharcı, yaklaşık 6 ay önce hizmete başlayan merkeze ilişkin yaptığı açıklamada, YAŞAM projesini ilk başlatan hastanelerin başında geldiklerini söyledi.
Merkezle 80 yaş ve üstü vatandaşlara yönelik sağlık hizmetlerinin daha kaliteli hale getirilmesinin amaçlandığını dile getiren Naharcı, hastaların merkezde görevli hekimlerce takip edilip değerlendirildiğini belirtti.
Hastaların tahlil ve hastanedeki diğer tüm işlemlerinin merkezden koordine edildiğini anlatan Prof. Dr. Naharcı, şöyle konuştu:
“Bölge olarak baktığımızda 200’e yakın 80 yaş ve üstü hastamız merkezimize kayıtlı. Hastalarımız hastaneye geldiklerinde bütün işlemlerinde yardımcı oluyoruz. Kliniğimizde gerektiğinde yatış kararını verebiliyoruz. Bu sayede 80 yaş ve üstü vatandaşlarımız, poliklinik poliklinik gezmek, doktor doktor dolaşmak durumunda kalmıyor. Ayrıca hastalıklarının daha iyi yönetilmesi sağlanıyor.
80 yaş ve üzerindeki bireylerimizin çoğu bir yakını tarafından bakılıyor. Merkezle yaşlılarımıza bakan yakınlarına da sosyal, psikolojik ve yaşlı bakımına ilişkin destek sağlıyoruz.”
Kronik hastalıklar, demans gibi problemler ayrıntılı değerlendiriliyor
YAŞAM’a başvuran bir yaşlının öncelikle ilgili hekim tarafından detaylı değerlendirmeye alındığını kaydeden Naharcı, “Yaşlımızın kronik hastalıkları, depresyon, bunama, demans, idrar kaçırma, çok ilaç kullanma gibi tüm problemleri hekimimiz tarafından ayrıntılı olarak değerlendiriliyor. Ardından bu problemlerinin yönetimine yönelik planlar oluşturuluyor. İlk başvuruda kan, idrar gibi tüm tetkikleri de yapılıyor.” dedi.
Naharcı, merkezde görevli gerontologların hastanın mental durumuna yönelik testleri de yaptığını, sağlıklı yaşlanmasına yönelik önerilerde bulunduğunu ifade ederek, ilerleyen süreçte uzaktan sağlık hizmeti ve yaşlıların ev ziyaretlerine yönelik uygulamaların da devreye alınacağını bildirdi.
“Hastane işlemlerim merkez sayesinde çok kolay yürüyor”
Sağlık kontrolleri YAŞAM’da sürdürülen 85 yaşındaki İsmet Erişen, “Merkeze şu ana kadar iki kez geldim. Burada verilen hizmetten çok memnunum. Buradaki muayenemde kemik erimem olduğu tespit edildi. Doktorumuz hem ilaçlarımı verdi hem de egzersizler önerdi. O egzersizleri evde de yapıyorum. Hastane işlemlerim merkez sayesinde çok kolay yürüyor.” diye konuştu.
81 yaşındaki Macide Özdel Şahin de merkezden aldığı hizmetten çok mutlu olduğunu dile getirdi.
Doktorların burada kendilerini düzenli takip ettiğini belirten Şahin, “Biz de randevularımıza sadık kalarak merkeze geliyoruz. Çünkü sağlık bizim sağlığımız. Hastanedeki tüm işlemlerim merkezden daha rahat yürütülüyor. Tekrar randevu almak zorunda kalmıyorum.” ifadelerini kullandı.
]]>14 Mart Tıp Bayramı kapsamında Sağlık Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen iftar programında konuşan Koca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hekimlerin yaşadığı zorlukları aşması için iradesiyle hep yanlarında olduğunu belirtti.
Koca, Tıp Bayramı için 14 Mart’ın seçilmesinin 105 yıl önceki bir “hekim vatanseverliği” örneğine dayandığını söyleyerek, “14 Mart 1919’da tıp öğrencileri, İstanbul’daki işgal kuvvetlerine karşı hürriyet bayrağı açmışlardı. 14 Mart hem modern tıp eğitiminin bizdeki başlangıcını hem de tıbbiyelilerin vatan ve hürriyet aşkını esas alır.” diye konuştu.
“14 Mart, ülkemizde tıbbın bugününe ve geleceğine tutulmuş alkıştır”
Kendileri için özel bir gün olan bu günün arka planında “vatan” ve “modernlik” kavramlarının bulunduğuna işaret eden Koca, “Modernleşme sürecinde ülke olarak çeşitli sancılar yaşadık. Hekimlik alanı modernleşmesini en hızlı tamamlayan alanlar arasındaydı. Bu durumu, bugünün kıvanç verici gerçeğiyle bir arada düşünmeliyiz. Tıp bilimi ve hekimlikte bugün dünya ölçeğinde bir yetkinliğimiz var. 14 Mart bunların da kutlandığı bayramdır. 14 Mart, ülkemizde tıbbın bugününe ve geleceğine tutulmuş alkıştır. Hocalarımızı, hekimlerimizi tebrik ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Bakan Koca, hekimin hastaya şifa, devletine gurur veren kişi olduğunu dile getirdi.
Toplum ve insan için böylesine kıymetli, kıymetinden ötürü hakkıyla ayrıcalıklı bir mesleğin mensuplarına karşı devletin de değerbilir olacağına vurgu yapan Koca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iradesi ve mutlak destekleriyle gerçekleşen “Beyaz Reform”un tamamen bu yaklaşımın sonucu olduğunun altını çizdi.
Koca, bu yıl bayramı pek çok sorunu çözmüş olarak kutladıklarını belirterek şöyle devam etti:
“Pek çok sorun çözülmekle kalmadı, soruna dönüş yolu da kapandı. Malpraktis davalarına karşı, dünyada bir örneği olmayacak şekilde hekim, yasanın güvencesi altındadır. İradeleri için Cumhurbaşkanı’mıza teşekkür ediyorum. Sağlıkta şiddete karşı alınan yasal, kati önlemler ve diğer çözüm bileşenleri için Sayın Cumhurbaşkanı’mıza ayrıca teşekkür ediyorum. Sağlıkta şiddeti terörle eş tutarak, en yüksek hassasiyeti gösterdiler. Özlük haklarında önemli iyileştirmeler yapıldı. Birçok sebebe bağlı olan yurt dışına gidişler artık çok az. Öte yandan, 10 binin üzerinde hekim ‘Beyaz Reform’la özel sektörden kamuya döndü.”
Tıpta uzmanlık sınavında yapılan düzenleme ile uzmanlık kontenjanlarına yüzde 100 yerleşme sağlandığını aktaran Koca, “Şu an uzman hekim sayımız Sağlık Bakanlığı hastanelerimizde 51 bin. Yapılan düzenleme sonucunda 4 yıl sonra 51 bin uzman hekim daha kadromuza katılacak. Uzman hekim sayısı 2 katına çıkacak. 4 yıl sonra geleceğimiz nokta, ülkemizin gelecek 30 yıllık uzman hekim ihtiyacını karşılayacak.” dedi.
Yapılan düzenlemeyle yan dal uzmanlık tercihlerinin yüzde 100 dolulukla neticelendiğini dile getiren Koca, yan dal uzmanlıkları konusunda da geleceğin güvence altına alındığını, bunların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sağlıkta Türkiye Yüzyılı” vizyonunun eseri olduğunu kaydetti.
Sırada sağlık eğitiminde yapılacak reformların bulunduğunu anlatan Koca, hekimlerin her meselesini tüm milletin meselesi kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, iradesiyle bu yolu çizdiğini söyledi.
Bakan Koca, son yılların en anlamlı Tıp Bayramı’nı kutladıklarını ve gelecek bayramların daha da güzel olması için kararlı olduğunu ifade etti.
]]>İzmir Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla İzmir Cumhuriyet Meydanı’nda açıklama yaptı. Sağlık sistemindeki sorunların çözümü için taleplerini dile getiren sağlık çalışanları, görevi başında yaşamını yitiren sağlık emekçileri için denize karanfil bıraktı. İzmir Tabip Odası Başkanı Süleyman Kaynak, “Gelinen nokta, yoksullaşan, bant çalışanı haline gelmiş, tükenmiş ve mesleğinden soğumuş, mali, idari, fiziki, psikolojik ve hukuki şiddet altında ezilmeye çalışılan, hakları yok sayılmaya çalışılan hekimliktir. Gelinen nokta ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’ gibi dünyada söylenmiş en önemli sözlerden birisinden ‘Giderlerse gitsinler’ gibi büyük bir hatadır” diye konuştu.
İzmir Tabip Odası ve SES üyeleri, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla İzmir Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelerek şiddetsiz, güvenli, güvenceli, demokratik bir yaşam talebiyle basın açıklaması yaptı. İzmir Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Atatürk Anıtı’na çelenk bırakılırken, görevi başında katledilen sağlık emekçilerinin anısına kordondan denize karanfiller bırakıldı.
“BUGÜN 21 YILINI BULMUŞ” SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM” ÜN SONUÇLARINI HER GÜN YAŞAMAYA DEVAM ETMEKTEYİZ”
İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bugün 21 yılını bulmuş sağlıkta dönüşümün sonuçlarını her gün yaşamaya devam etmekteyiz. Sağlıkta dönüşümün temeli, hekimin itibarsızlaştırılmasına dayanmaktadır. Sağlıkta dönüşüm, hastanın müşterileştirilmesine, kurumların kendi yağı ile kavrulmak zorunda bırakılan ticarethanelere dönüşmesine ve tüm hastaların üçüncü basamakta bakılması gibi evrensel sağlık hizmeti değerleriyle hiçbir şekilde bağdaşmayan temellere dayandırılmıştır.”
“GELİNEN NOKTA, HAKLARI YOK SAYILMAYA ÇALIŞILAN HEKİMLİKTİR”
Sağlık çalışanlarının ve hastaların yaşadığı sorunlara değinen Kaynak, “Gelinen nokta, yoksullaşan, bant çalışanı haline gelmiş, tükenmiş ve mesleğinden soğumuş, mali, idari, fiziki, psikolojik ve hukuki şiddet altında ezilmeye çalışılan, hakları yok sayılmaya çalışılan hekimliktir. Gelinen nokta, artık hastanın asla ulaşamadığı ulaşsa da satın alamadığı pahalı, endüstrileşmiş sağlık hizmetidir. Gelinen nokta, halkın artık sağlığını satın almak zorunda bırakılmasıdır. Geldiğimiz nokta, yıllar yılı şehir hastaneleri efsanesine ödenecek ve giderek çoğalan dev bütçelerdir. Gelinen nokta ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’gibi dünyada söylenmiş en önemli sözlerden birisinden ‘Giderlerse gitsinler’ gibi büyük bir hatadır” diye konuştu.
“BİZ HEKİMLER; YOK SAYILDIĞIMIZ, ÖLÜMÜNE ÇALIŞTIRILDIĞIMIZ, EMEĞİMİZİN DEĞERSİZLEŞTİRİLDİĞİ KOŞULLARDA NELER YAPABİLİRİZ?”
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi adına ortak basın açıklamasını okuyan İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Yüce Ayhan, sağlıkçıların, şiddetsiz, güvenli, güvenceli, demokratik bir yaşam talebini dile getirerek şunları söyledi:
“Yönetilemeyen, kısmen ertelenen ekonomik krizin ayak sesleri yükselip, üzerinden bir yıldan fazla zaman geçen depremin toplum sağlığına dönük etkileri hafifletilemez, pandeminin artçı etkileri sürüp, insanlarımız pek çok kronik sağlık sorunu ile kalakalmış, yoksulluk daha da derinleşmişken, demokrasi, hukuk, insan hakları ve ifade özgürlüğü her geçen gün ağır darbeler alıyor. Peki biz hekimler; yok sayıldığımız, tüketim nesnesine dönüştürülen sağlığın araçları olarak tepe tepe kullanıldığımız, ölümüne çalıştırıldığımız, emeğimizin değersizleştirildiği koşullarda neler yapabiliriz, bu zorlukların üstesinden birlikte gelebilir miyiz?”
“HALK SAĞLIĞINA ZARARLI NE VARSA TORBAYA ATIP ÇIKARIVERDİKLERİ BİR KANUNLA, SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ DE KÖLELEŞTİREN BİR DÜZENİ YERLEŞİK HALE GETİRME ÇABALARI HIZ KESMİYOR”
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sağlık çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili verdiği sözlerinin bazılarının tutulmadığını hatırlatan Ayhan, “Halk sağlığına zararlı ne varsa torbaya atıp çıkarıverdikleri bir kanunla, sağlık emekçilerini de köleleştiren bir düzeni yerleşik hale getirme çabaları hız kesmezken, Türk Tabipleri Birliği olarak son yıllarda hazırladığımız sağlıkta şiddet, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, fiili hizmet süresi zammı, öğrencilerin özlük hakları düzenlemeleri, tüm ücretlerin emekliliğe yansıması, 7600 ek gösterge, emekli sandığı, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarında iyileştirme yapılması gibi kanun tekliflerini ısrarla Meclis’teki partilere sunduk ancak ne yazık ki Meclis’te gündeme dahi alınmadı. Elbette bu torbanın içinde bütün toplumun sağlık hakkını yok sayan ve bizleri aba altından artık çıkardıkları sopalarla tehdit eden tüm maddelerin Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi için de elimizden geleni yaptık” diye konuştu.
14 Mart’ta sağlık çalışanlarının 14 talebini sıralayan Ayhan, şunları söyledi:
. TTB’nin sağlıkta şiddet yasa teklifi, şiddetsiz, güvenli çalışma ortamları için mekansal önlem önerileri kabul edilmelidir. Güvenli çalışma ortamlarının sağlanması idarecilerin sorumluluğundadır. Şiddet olaylarında idarecilerin sorumluluğu öncelikli olarak dikkate alınmalıdır.
. Hekimlerin/sağlık emekçilerinin dinlenme koşulları, sağlık hizmetinde hataya sevk etmeyecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Doktor dinlenme odaları, emzirme odaları, kreş her sağlık kurumunda yeterli sayıda sağlanmalıdır. Nöbet ertesi izin, idarecilerin insafına bırakılmamalıdır.
.Pandemilerde, pandemiye yol açan hastalık, sağlık emekçileri için illiyet bağı aranmadan meslek hastalığı kabul edilmelidir.
.Sağlık emekçileri için fiili hizmet süresi zammı 120 gün olmalıdır.
.Hekimlerde ek gösterge üst sınırı 7600’e yükseltilmelidir.
.Tüm sağlık emekçilerine hakları olan, hiçbir koşuldan negatif etkilenmeyen, emekliliğe yansıyan, gerçek enflasyona uygun, insanca yaşayabilecekleri tek kalem maaş verilmelidir.
. Emekli sandığı, SSK, Bağ-Kur emekli aylıkları arasındaki uçurum giderilmeli, tüm emekli hekim aylıkları yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı, tüm hekimler emeklerinin hakkı ölçüsünde emekli ikramiyesi alabilmelidir.
. Vergide adalet istiyoruz. Vergi dilimi üst sınırı yüzde 15 olmalıdır.
. Muayene süreleri, bilimsel ve nitelikli sağlık hizmeti gözetilerek düzenlenmelidir.
. Acil servislerde yeşil alan kaldırılmalı, poliklinik hizmeti verilmemelidir.
. Sağlık ortamına dair düzenlemeler, TTB ve ilgili sağlık emek-meslek örgütlerinin görüşleriyle yapılmalıdır.
. Atamalar bilimsel ölçütlere ve liyakate dayalı olmalıdır.
. Tıp fakültesi ve tıpta uzmanlık eğitimi kontenjanları, eğitimin niteliği gözetilerek azaltılmalıdır.
. Koruyucu sağlık sisteminin öncelendiği, güçlü ve bölge tabanlı birinci basamak, basamaklandırılmış ve parasız bir sağlık sistemi inşa edilmelidir.”
“YAŞAMDAN VE YAŞATMAKTAN YANA OLAN BİZ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERI BU ÜLKEDE DAHA FAZLA ÖLÜM, DAHA FAZLA YARALANMA, KAN VE GÖZYAŞI İSTEMİYORUZ”
SES 1 Nolu Şube Eş Başkanı Hava Akcan ise şöyle konuştu:
“Katledilen ve kaybettiğimiz sağlık emekçilerinin mücadelesi, mücadelemize ışık tutmaya devam ediyor. Bugün görevi başında katledilen ve kaybettiğimiz sağlık ve sosyal hizmet emekçisi arkadaşlarımızı anmak için buradayız. Yaşamdan ve yaşatmaktan yana olan biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri bu ülkede daha fazla ölüm, daha fazla yaralanma, kan ve gözyaşı istemiyoruz. Bir kez daha bu sorunun önlenebilir bir sorun olduğunun altını çizerek bu soruna sessiz kalmadığımızı ve kalmayacağımızı ilan ediyor ve şiddetin son bulmasını istiyoruz.”
Basın açıklamasının ardından Tıbbiyeli Hikmet Boran Anıtı’na yürüyen hekimler ve sağlık emekçilerin anıta çelenk bıraktı.
]]>
İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) öncülüğünde, Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN), Birlik ve Dayanışma Sendikası (BDS), Hekim Birliği Sendikası, Genel Sağlık-İş Sendikası, Tabib-Sen Sendikası bir araya gelerek İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü önünde açıklama yaptı. İSTAHED Yönetim Kurulu üyesi Bilge Mehmetzade, “İdari mobbing en son 1 Mart 2024 tarihinde Resmi Gazete de yayınlanan Torba Yasa ile kendini iyice ayyuka çıkarmış ve adeta biz hekimler ve sağlık profesyonellerinin sözleşme feshi tehdidiyle bir gözdağı verilmeye çalışılmıştır. Bu maddenin bu ülkede kanun düzeyinde bir mevzuatta geçmesi ülkemiz adına maalesef ki bir utanç kaynağıdır. Hukuksuz ve hiçbir mantıklı gerekçesi olmayan bu Torba Kanun maddeleri kesinlikle kabul edilemez olup acilen geri çekilmelidir” dedi.
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü önünde açıklama yapan hekim örgütleri adına hazırlanan ortak açıklamayı İSTAHED Yönetim Kurulu Üyesi Dr Bilge Mehmetzade okudu. “Hekimlere reva görülen Anayasaya aykırı Ceza kanunu kabul etmiyoruz”, diyen Mehmetzade, sözlerini şöyle sürdürdü:
“BİRÇOK MESLEKTAŞIMIZ ŞİDDET OLAYLARI SEBEBİYLE ÜLKESİNİ VATANINI TERK ETMEKTEDİR: Bugün 14 Mart 2024. Bundan 105 yıl önce cesaret ve direnişin meşalesini yakan Tıbbiyeli Hikmet’in ruhu ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerini benimseyerek mesleğini icra eden biz tıbbiyelilerin günü. Biz hekimlik mesleğini bu duygularla yapmaktan onur ve gurur duyuyoruz. Ancak bu onurlu mesleğin asla sarsılmaması gereken itibarını azaltma çalışmaları her geçen gün şiddetini arttırmaktadır. Bu durum bir ülkedeki en temel ve en vazgeçilmez kamu hizmeti olan sağlık hizmetinin baş aktörü olan bizleri artık dayanılması güç bir noktaya getirmiştir. Birçok meslektaşımız bu bilinçli itibarsızlaştırma ve bunun sonucunda her geçen gün katlanarak artan ve önlenmesi adına gerekli adımların atılmadığı şiddet olayları sebebiyle ülkesini vatanını terk etmektedir.
ÜLKEMİZDEKİ SAĞLIK HİZMETİNİN KALİTESİNİ ARTTIRMAK İSTİYORSAK ÖNCELİKLE BU HİZMETİ SAĞLAYAN BİZLERİN İŞİMİZİ HUZURLU YAPMASI GEREKTİĞİ AÇIKTIR: Bu terk edişlerin önüne geçilmesi siyasi idarenin en öncelikli konularında biri olması gerekirken maalesef tam tersi söylemlerle bu sorunun daha da alevlenmesine sebebiyet verilmektedir. Ülkemizdeki sağlık hizmetinin kalitesini ve etkinliğini arttırmak istiyorsak öncelikle bu hizmeti sağlayan bizlerin işimizi mutlu ve huzurlu yapması gerektiği açıktır. Bunun sağlanması için pozitif anlamda maaş artışları yapılıyor gibi görünse de yapılan artışların hepsi birer ek ödeme mahiyetinde olup belirli şartlara bağlanmış durumdadır ve bu şartların yerine getirilmediği durumlarda bu ödemelerin yapılmayacağı baskısıyla idari bir mobbing aracına dönüştürülmüş durumdadır.
1 MART 2024 TARİHİNDE RESMİ GAZETE DE YAYINLANAN TORBA YASA ADETA BİZ HEKİMLER VE SAĞLIK PROFESYONELLERİNİN SÖZLEŞME FESHİ TEHDİDİYLE BİR GÖZDAĞI VERİLMEYE ÇALIŞILMIŞTIR: Bu idari mobbing en son 1 Mart 2024 tarihinde Resmi Gazete de yayınlanan Torba Yasa ile kendini iyice ayyuka çıkarmış ve adeta biz hekimler ve sağlık profesyonellerinin sözleşme feshi tehdidiyle bir gözdağı verilmeye çalışılmıştır. Mevcut ülke nüfusuna oranla ülkemizdeki hekim ve sağlık çalışanı sayısı gelişmiş ülkelere göre çok az sayıda iken bu asgari personelin insanüstü çalışmaları sayesinde sağlık alanında ülkemizin başarısı ile gurur duyanlar maalesef bizlere ceza verme noktasına geldiğinde çok cömert davranıp iş sözleşmelerimizi daha kolay nasıl sonlandırabileceklerinin hesabını yapmaktadırlar. Mevcut çalışanları da en ufak cezalarla bile işlerinden ederek bu ülke ne kazanacaktır. Amaçlanan nedir. 1 Mart’taki torba kanunla, sözde bizlerin bu özverili çalışmalarını teşvik etmek için verildiği belirtilen ek ödemelerin alınan en ufak cezalarda bile kesileceği hükme bağlanmıştır. Uyarı cezasında 1 ay, kınama cezasında 2 ay, aylıktan kesme cezasında 3 ay bu ek ödemelerin kesileceği belirtilmiş ve bu kesintiler 6 ay olursa sözleşmemiz fes olacağı kanunda açıkça belirtilmiştir. Disiplin cezaları neticesinde ek ödeme kesintisi yapılamayacağını vurgulayan Anayasa Mahkemesi kararına ve ayrıca; bir fiile birden fazla ceza verilemez şeklindeki evrensel hukuk ilkelerine de aykırıdır.
TORBA KANUN MADDELERİ KESİNLİKLE KABUL EDİLEMEZ OLUP ACİLEN GERİ ÇEKİLMELİDİR: Örneğin 2 yıllık sözleşme süresinde 3 kez işe geç kalan bir sağlık çalışanının sözleşmesi feshedilecektir. Bu gibi birçok absürt durumla karşı karşıya kalınmasının önü bu kanunla açılmış durumdadır. Bir çalışanın sözleşmesini feshetmek hiçbir kanunla bu kadar karşılaştırılmamalıdır. Afiliye hastanelerde görev yapan öğretim elemanlarıyla ilgili bu kanun ile sözleşme süresi 3 yıldan 2 yıla indirilmiş ve 3 kez yazılı olarak ikaz halinde sözleşmenin feshedileceği düzenlemiştir. Çalışana motivasyon olsun diye verilen bir ek ödemenin kesilmesinin bir iş akdi sonlanma gerekçesi olması akla ve mantığa uymamakla beraber ne hukuki ne de vicdanidir. Bu maddenin bu ülkede kanun düzeyinde bir mevzuatta geçmesi ülkemiz adına maalesef ki bir utanç kaynağıdır. Hukuksuz ve hiçbir mantıklı gerekçesi olmayan bu Torba Kanun maddeleri kesinlikle kabul edilemez olup acilen geri çekilmelidir. Mevcut maddelerle ilgili hukuki mücadelemize başlamış olmakla beraber örgütsel mücadelemizin de davam edeceğini kamuoyuna duyuruyoruz”
]]>Sağlık sektöründe faaliyet gösteren hekimler için önemli bir kaynak olan Hekim.App, tıp fakültesi öğrencileri ve hekimlerin sadece en güncel bilgilere erişimini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda kariyerlerine yön verebilecekleri iş fırsatlarını da sunuyor. Bunun yanı sıra, pazaryeri bölümü aracılığıyla ihtiyaç duyulan medikal ekipman ve malzemeleri uygun fiyatlarla bulma imkanı da sağlıyor. Bu yenilikçi platform, gelecek nesil sağlık profesyonellerinin ihtiyaç duyduğu her şeyi bir arada sunarak, onların profesyonel yaşamlarında bir adım öne geçmelerine yardımcı oluyor. Hekim.App'ın sunduğu bu fırsatları keşfetmek için platformu ziyaret etmek yeterli.
Doktorlar Arası Topluluk ve İletişim Ağı
Hekim.App, bilgi alışverişi ve iş imkanları sunmanın ötesinde, doktorlar arasında güçlü bir topluluk duygusu oluşturmayı amaçlamaktadır. Platform içerisindeki doktorlar, tecrübelerini paylaşabilir, mesleki zorluklara birlikte çözüm üretebilir ve destekleyici bir ağ oluşturabilirler. Özel sohbet odaları ve forumlar sayesinde, aynı ilgi alanlarına sahip doktorlar bir araya gelerek bilgi alışverişinde bulunabilir ve birlikte büyüyebilirler.
Hekim.App'ın Kolaylaştırdığı İş ve Mesleki Yaşam
Hekim.App, doktorların iş ve profesyonel yaşamlarını daha basit ve etkin hale getirmeyi hedefler. Zengin içeriği, geniş iş olanakları ve pazaryeri ile doktorların ihtiyaç duyduğu her şeyi bir arada sunar. Bu sayede, doktorlar zamandan tasarruf edebilir ve mesleki faaliyetlerine daha odaklanabilirler. Hekim.App, sürekli kendini yenileyerek geleceğin sağlık profesyonellerine daha iyi bir iş deneyimi ve profesyonel gelişim fırsatları sunar.
Geleceğin Sağlık Profesyonellerine Yönelik Destek
Hekim.App, sağlık alanında çalışan hekimler için değerli bir kaynak olarak öne çıkar. İş olanakları, güncel bilgi ve etkileşim fırsatlarıyla dolu olan bu platform, doktorların mesleki gelişimine katkı sağlamayı ve iş yaşamlarını kolaylaştırmayı hedefler. Doktorların ve tıp öğrencilerinin ihtiyaçları düşünülerek tasarlanan Hekim.App, bu avantajlardan yararlanmak için ziyaret edilmeyi bekliyor.
CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman, sağlık sistemindeki sorunların sadece uzman hekim sayısını artırarak çözülemeyeceğini belirtti. Yaman, iktidarın sağlık politikasını eleştirdi ve “sözleşmeli çalışma, performansa dayalı çalışma gibi yöntemler hekimi güvencesiz bırakmakta, tüketmekte ve etik değerleri bozmaktadır” dedi.
Yaman yaptığı açıklamad, Türkiye’de hekim sayısının yetersiz olduğunu ve bölgeler arasında sadece hekim sayısının artırımının da eksik olacağını belirterek, “sağlık bir ekip işidir ve tükenmişliğin ve tırmanan şiddetin önüne geçmede en önemli yaklaşım görev tanımı belli, yetkin kadrolarla donanmış bir sağlık ekibidir. Beş dakikada hasta bakmaya zorlanan hekimler için yardımcı sağlık personelinin önemi büyüktür. Sistemi kurarken branşa göre hekim/ hemşire oranları mutlaka gözetilmelidir” ifadesini kullandı.
“BÖLGELER ARASINDA DAĞILIM SORUNU MEVCUT”
Çözüm önerileri sunarken esas olanın her zaman sorunun doğru tespiti olduğunun altını çizen Yaman, şunları kaydetti:
“Bu nedenle, sorunlara bakacak olursak hekim sayısının az olduğu doğrudur. Nitekim, 100 bin kişiye düşen hekim sayısı 228’dir, bu sayı hala açıklanmamış olan 2022 yılı sağlık istatistiklerinden değil, haber bülteninden temin edilmiştir ve Avrupa Birliği ortalaması olan 397’nin çok altındadır fakat hekim azlığından daha çok dağılım sorunu mevcuttur. Batı Anadolu’da 100 bin kişiye 346 hekim düşerken Güneydoğu Anadolu’da 100 bin nüfusa sadece 151 hekim düşmektedir. Uzman hekim özelinde baktığımızda ise tablo daha vahimdir. Batı Anadolu’da 100 bin kişiye 157 uzman hekim düşerken Güneydoğu Anadolu’da sadece 69 uzman hekim düşmektedir.”
“KADRO ARTIRILMASI GEREKLİDİR”
Pratisyen hekimler özelinde durumun daha da vahim olduğunu kaydeden Aylin Yaman, şöyle devam etti:
“Tüm ülkede 100 bin kişiye düşen pratisyen hekim sayısı sadece 63’tür. Üstelik uzman egemenliği olan İstanbul’da pratisyen hekim sayısı ülke ortalamasının çok daha altındadır. Bu durum, hekimleri tüketen temel konulardan biridir. Yapılması gereken açıktır, birinci basamak koruyucu hekimliğin merkeze konulması ve güçlendirilmesidir. Bu nedenle, aile hekimi uzmanı ve pratisyen kadrosunun da artırılması gerekmektedir. Bununla birlikte, kontrollü akışının sağlanması için sevk zincirinin mutlaka konulması gerekmektedir.
Sağlık sistemi maalesef sadece hekim sayısına endekslenmiştir. Sağlık bir ekip işidir ve tükenmişliğin ve tırmanan şiddetin önüne geçmede en önemli yaklaşım görev tanımı belli, yetkin kadrolarla donanmış bir sağlık ekibidir. Beş dakikada hasta bakmaya zorlanan hekimler için yardımcı sağlık personelinin önemi büyüktür. Sistemi kurarken branşa göre hekim/ hemşire oranları mutlaka gözetilmelidir.”
“SÖZLEŞMELİ ÇALIŞMA HEKİMİ GÜVENCESİZ BIRAKMAKTADIR”
Kamuda istihdam biçimi sözleşmeli çalışmaya yönlendirilmek üzerine kurgulanmıştır. Bu tür çalışmayla sağlık çalışanı daha yüksek ücret alabilmektedir. Önerimiz, sözleşmeli çalışana verilecek yüksek ücretin temel ücret olarak 657 sayılı yasaya bağlı olarak kadrolu şekilde verilmesidir. Sözleşmeli çalışma, performansa dayalı çalışma gibi yöntemler hekimi güvencesiz bırakmakta, tüketmekte ve etik değerleri bozmaktadır. Bazı uzmanlık dallarını artırırken mutlaka uzun vadeli programlar yapılmalıdır. Örneğin, dahiliye uzmanlık dalı çoğunlukla yan dal geçişi olarak kullanılmaktadır. Genel dahiliye yaklaşımı gereken hastalık grupları için dahiliye uzmanı bulunamamaktadır. Planlama yapılırken sadece sayıya değil, bölüme özel duruma da bakılmalıdır.
Tükenmişlik, hekimin önündeki en büyük engeldir. Tükenmişliğin önüne geçmenin en önemli yolu ise hekime kaybettiği itibarı geri vermektir. İadeiitibar hekimi sözleşmeyle çalıştırarak değil güvence altına alarak gerçekleşebilir. Verdikleri emeğin karşılığını hem maddi hem de manevi olarak sunmak gerekir. Tek sorun maddiyat da değildir; özendirilmiş hasta şikayet hatları, bu kanun teklifiyle konulan disiplin ve para cezaları, sopa gibi her an üstlerinde gezdirilen idari takip mekanizmaları, hekimi yoğun hasta yükünden daha fazla tüketen ve değersiz hissettiren konulardır.”
]]>HABER: ECE AZAK – KAMERA: KERİM UĞUR
İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, Aile Hekimi Ekin Hürel Günay’a saldıran üç kişi hakkında verilen 7 yıl 6’şar ay hapis cezasını değerlendirdi. Kaynak, “İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu ve Hukuk Bürosu olarak bu davayı çok yakından takip ettik ve verilecek olan cezanın indirimlerden yararlanmaması ve olabildiği kadar üst düzeyden tutulması konusunda, İzmir Tabip Odası Hukuk Bürosu’nun girişimleri mahkeme tarafından dikkate alındı. Bunun da yine çok önemli bir husus olduğunu vurgulamak isterim. Mahkemelerin bu tür caydırıcı kararları sağlıkta şiddette herhangi bir indirim yapmaksızın verilebilecek en üst düzeyden cezalarla bu saldırganları durdurmaları ve caydırmalarını bekliyoruz” dedi.
İzmir’in Torbalı ilçesinde, Aile Hekimi Ekin Hürel Günay’ı Aile Sağlığı Merkezi’nde yaşadıkları tartışmadan aylar sonra ekmek almak için durduğu fırının önünde sopalarla saldıran üç sanık hakkında görülen davada sanıklara ayrı ayrı 7 yıl 6’şar ay hapis cezası verildi. İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, sanıklara verilen cezayı ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Prof. Dr. Süleyman Kaynak, “Torbalı’da darp edilmiş bir aile hekimi arkadaşımızın mahkemesi sonuçlandı. Birinci derece mahkeme, üç saldırganın her birine yedi yıl altı ay olmak üzere bir hapis cezası öngördü. Bu aslında son derece önemli bir karar diye düşünüyorum. Çünkü sağlıkta şiddet aslında toplumun diğer alanlarında olduğu gibi özellikle de sağlık alanında günlük hayatımızı, sağlık çalışanlarını, hekimleri, hemşireleri ve tüm sağlık çalışanlarının günlük hayatını çok ciddi ve olumsuz etkileyen süreçlerden birisidir” diye konuştu.
“BU KARAR CAYDIRICI NİTELİKTE BİR KARAR KABUL EDİLEBİLİR”
Sağlıkta şiddete özendirici, sağlıkta şiddeti kolaylaştırıcı hiçbir harekette, hiçbir özendirici demeçte ve söylemde bulunulmaması gerektiğinin altını çizen Kaynak, şunları söyledi:
“Ne yazık ki şimdiye kadar kamu yöneticilerinin bir kısmı sağlıkta şiddeti meşrulaştırıcı bir söylem içerisinde de olabildiler. Bu son derece üzücüdür. Bugün verilen karar sağlıkta şiddeti aslında caydırıcı nitelikte bir karar diye kabul edilebilir. Çalışma alanının dışarısında sosyal yaşamda hekim arkadaşımız daha evvel tartışmış olduğu kişiler tarafından takip edilmek suretiyle çok ağır bir şekilde darp edilmiştir ve bu saldırganların daha sonra tutuksuz yargılanmaları ve şu anda da mahkemenin yedi yıl altı aylık her birine verilen cezayla sonuçlandırılması bir anlamda caydırıcı bir unsur olarak caydırıcı bir karar olarak görülebilir. Bu mahkeme sürecinde İzmir Tabip Odası olarak, İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu ve Hukuk Bürosu olarak bu davayı çok yakından takip ettik ve verilecek olan cezanın indirimlerden yararlanmaması ve olabildiği kadar üst düzeyden tutulması konusunda İzmir Tabip Odası Hukuk Bürosu’nun girişimleri mahkeme tarafından dikkate alındı. Bunun da yine çok önemli bir husus olduğunu vurgulamak isterim. Mahkemelerin bu tür caydırıcı kararları sağlıkta şiddette herhangi bir indirim yapmaksızın verilebilecek en üst düzeyden cezalarla bu saldırganları durdurmaları ve caydırmalarını bekliyoruz”
Kaynak, sağlıkta şiddetin, hekimler, hemşireler ve tüm sağlık sağlık çalışanlarının hem ruhsal hem fiziksel olarak yıpranmalarına yol açtığını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Sağlıkta şiddet gerçekten sağlık ordumuzun yirmi dört saat kesintisiz bir şekilde tüm toplumun sağlığını iyileştirmeye yönelik çabalarını engelleyici bir etki göstermektedir ve sağlık çalışanlarının hem moral olarak hem fizik olarak tükenmelerine yol açmaktadır. Bu moralsizlik ve şiddet riski gerçekten başta hekimler, hemşireler ve tüm sağlık çalışanlarının iş barışını, iç huzurunu, çalışma ortamına heveslerini ve insanlara yardım konusundaki çabalarını engelleyici çok önemli bir unsur haline gelmiştir. Bu nedenle bu kararın çok önemli olduğunu ve sağlıkta şiddet konusunda caydırıcı bir nitelik kazanacağını umuyoruz.”
]]>