Hükümet – Haber 28 – Giresun Haber https://www.haber28.com.tr Thu, 26 Dec 2024 10:52:53 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Besni Kaymakamı’ndan Geçici Hükümet Konağı Ziyareti https://www.haber28.com.tr/besni-kaymakamindan-gecici-hukumet-konagi-ziyareti/ https://www.haber28.com.tr/besni-kaymakamindan-gecici-hukumet-konagi-ziyareti/#respond Thu, 26 Dec 2024 10:52:53 +0000 https://www.haber28.com.tr/besni-kaymakamindan-gecici-hukumet-konagi-ziyareti/ AdıyamanBesni Kaymakamı Çağlar Partal, geçici hükümet konağını ziyaret ederek incelemelerde bulundu.

Besni Kaymakamı Çağlar Partal, mevcut hükümet konağının yıkımı ve yeniden inşası sürecinde hizmetlerin aksamaması için geçici olarak taşınması planlanan eski yüksekokul binasında incelemelerde bulunuldu. Besni Kaymakamı Çağlar Partal, binayı ziyaret ederek çalışmaları yerinde inceledi. Kaymakam Partal, incelemeler sonrası yaptığı açıklamada, hükümet konağının mevcut alanında yıkılarak, ilçeye büyük katkı sağlayacak meydan projesi kapsamında yeniden inşa edileceğini belirtti.

Bu süreçte hizmetlerin kesintisiz bir şekilde devam edebilmesi için eski yüksekokul binasının kullanılmasının planlandığını ifade eden Partal, “Önümüzdeki günlerde mevcut hükümet konağımızın yıkımını gerçekleştireceğiz. Yeni hükümet konağımız, mevcut alan içerisinde yapılacak meydan projesiyle birlikte ilçemize değer katacak. İnşaat sürecinde hizmetlerin burada devam etmesini planlıyoruz. Şu anda bu binada Abidin Tanrıkulu Anadolu Lisemiz eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürüyor. Ancak, ikinci dönem itibarıyla okulumuz Sarhan Mahallesi’nde yapımı tamamlanan yeni binasına taşınacak. Böylelikle hükümet konağının geçici olarak buraya taşınması, eğitim öğretim faaliyetlerinde herhangi bir aksaklığa neden olmayacak” diye konuştu. – ADIYAMAN

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/besni-kaymakamindan-gecici-hukumet-konagi-ziyareti/feed/ 0
Elektronik sigara satan ve alkol damıtanlara ağır cezalar kapıda https://www.haber28.com.tr/elektronik-sigara-satan-ve-alkol-damitanlara-agir-cezalar-kapida/ https://www.haber28.com.tr/elektronik-sigara-satan-ve-alkol-damitanlara-agir-cezalar-kapida/#respond Tue, 03 Dec 2024 09:04:08 +0000 https://www.haber28.com.tr/elektronik-sigara-satan-ve-alkol-damitanlara-agir-cezalar-kapida/ Hükümet, sigara ve alkolde kayıt dışı ve kaçakçılığı önlemek ve gençler arasında popülerliği her geçen gün artan elektronik sigara konusunda düğmeye bastı. Yeni yaptırımlar konusunda çalışma gerçekleştiren AK Parti, önümüzdeki günlerde hazırladığı yasa teklifini Meclis’e getirecek.

ELEKTRONİK SİGARADA 6 YILA KADAR HAPİS CEZASI

Buna göre elektronik sigara ve elektronik nargile dahil her türlü mamul ve bu mamullerin tüketiminde kullanılan elektronik cihaz, aksam, yedek parça ve solüsyonlarını yurt içerisinde ticari amaçla; üreten, satan, satışa arz eden, bulunduran ve nakledenler üç yıldan altı yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

MAKARON VE SİGARA KAĞIDINDA DA UYARICI YAZILAR YER ALACAK

Türkiye gazetesinde yer alan habere göre, makaronda da tıpkı sigara paketlerinde olduğu gibi yüzde 85 oranında resimli ve Türkçe yazılı uyarılar yer alması zorunlu olacak. Bu rakam sigara kağıdı ve filtresi için yüzde 65 olarak belirlendi. Söz konusu kuralları ihlal edenlere 50 bin lira para cezası kesilecek.

18 YAŞ ALTINA SATIŞ YAPANLARA AĞIR YAPTIRIM

18 yaş altına tütün ve nargile satıp, aynı suçu 5 yıl içinde 3 kez işleyenlerin tütün satış belgesi veya nargile sunum belgesi iptal edilecek. İş yerleri iki yıl kapatılacak. Etil alkolü amacı dışında ticaret için kullananlara 100 bin liraya kadar para cezası kesilecek. Ayrıca etil alkole aroma karıştıranlar için de 1 milyon lira para cezası düşünülüyor. Şahsi tüketim için bile olsa, izinsiz damıtarak alkolün seviyesine artıranlara 3 yıla kadar hapis cezası verilebilecek.

ELEKTRONİK SİSTEMİ KURMAYAN İŞLETMELERE 10 MİLYON LİRA PARA CEZASI

Alkol ve alkollü içki tesislerinde kullanma zorunluluğu getirilen elektronik sistemleri kurmayanlara, sistem kapsamında uygulanan mühürleri bozanlara, sisteme fiziksel veya bilişim yoluyla müdahale ederek iletilmesi gereken verinin iletilmesini önleyenlere veya bunları gerçeğe uygun olmayan şekilde iletenlere, alkol ve alkollü içki ticaretinin Tarım Bakanlığı tarafından sağlanacak elektronik sistem üzerinden yürütmeyenlere 10 milyon lira idari para cezası verilecek. Fiilin beş yıl içinde tekrarlanması hâlinde üretim ve ithalat faaliyetlerine dair belgeler iptal edilecek.

Hükümet3-sayfaSağlıkHukukYaşam

Haber Kaynak : HABERLER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/elektronik-sigara-satan-ve-alkol-damitanlara-agir-cezalar-kapida/feed/ 0
İnternet aboneliğinde yeni dönem başlıyor, sektör devleri tek bir şirket altında birleşecek https://www.haber28.com.tr/internet-aboneliginde-yeni-donem-basliyor-sektor-devleri-tek-bir-sirket-altinda-birlesecek/ https://www.haber28.com.tr/internet-aboneliginde-yeni-donem-basliyor-sektor-devleri-tek-bir-sirket-altinda-birlesecek/#respond Mon, 02 Dec 2024 08:11:43 +0000 https://www.haber28.com.tr/internet-aboneliginde-yeni-donem-basliyor-sektor-devleri-tek-bir-sirket-altinda-birlesecek/ Fiber altyapıdan rahatsız olan hükümet harekete geçti. Fiber internet altyapısı sıralamasında 38 OECD ülkesi arasında 26’ncı sırada bulunan Türkiye’de internet hızı istenilen seviyenin yanına bile yaklaşamadı. Büyükşehirlerde bile fiber altyapısı yeterli seviyede görülmezken diğer kentlerde yok denilecek kadar az.

Sektörün öncü firmalarının oluşturduğu fiber altyapılardan sadece söz konusu firmaların abonelerin kullanması ise sorunlar yaşanmasına neden oluyor.

BAKANLIK ADIM ATTI

Ekim ayında yaptığı açıklamada fiber altyapının yetersizliğinden bahseden Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.

ALTYAPILAR TEK BİR ŞİRKET ÇATISINDA BİRLEŞTİRİLECEK

Reuters’ın haberine göre hükümetin firma ayrımı yapmadan tüm operatörlerin altyapılarını tek bir şirket altında birleştirmeyi planladığı belirtildi.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/internet-aboneliginde-yeni-donem-basliyor-sektor-devleri-tek-bir-sirket-altinda-birlesecek/feed/ 0
Almanya: Lübnan’da Ateşkes Yakın https://www.haber28.com.tr/almanya-lubnanda-ateskes-yakin/ https://www.haber28.com.tr/almanya-lubnanda-ateskes-yakin/#respond Mon, 25 Nov 2024 20:30:12 +0000 https://www.haber28.com.tr/almanya-lubnanda-ateskes-yakin/ Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock, İsrail’in Hizbullah milislerine karşı savaştığı Lübnan’da ateşkese yakın olunduğunu duyurdu. İsrail hükümetinin konuyu Salı günü görüşeceği belirtiliyor.Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, kısa süre içinde Lübnan’da silahların susacağına dair umutlu olduğunu dile getirdi.

G7 ülkeleri dışişleri bakanları toplantısı için İtalya’nın Fiuggi kasabasında bulunan Baerbock, İsrail’in Lübnan topraklarında gerçekleştirdiği operasyonlarla ilgili olarak burada yaptığı açıklamada, “(Ateşkes) süreci birkaç gün ya da birkaç hafta öncesine göre çok daha yakın görünüyor” ifadesini kullanarak “Benim de son günlerde bu yönde yoğun temaslarım oldu” dedi.

İtalya’nın başkenti Roma’nın yaklaşık 80 kilometre doğusunda yer alan Fiuggi’de bir araya gelen bakanların ele aldığı konulardan biri de Orta Doğu’da yaşanan kriz. Baerbock, bunun için ilgili Orta Doğu ülkelerinden temsilcilerin de katıldığı iki günlük buluşmada, mevkidaşları ile “içinde bulunulan durum itibarıyla, en azından zorlu görevlerden birinin, Lübnan’daki durumun nasıl ateşkes sağlanabilecek hale getirilebileceği” konusunda istişarelerde bulunduklarını belirtti.

İsrail medyası: Kabine ateşkesi görüşecek

İsrail televizyon kanalı Channel 12, Başbakan Netanyahu başkanlığındaki hükümetin Salı günü yapacağı toplantıda görüşmek üzere, Lübnan’da ateşkes konusunu gündemine aldığını duyurdu. İsrail’in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Danny Danon da ateşkes sağlanması için sürdürdükleri temasların “sonuna gelmediklerini ancak ilerleme sağlandığını” aktararak, İsrail hükümetinin ya Pazartesi ya da Salı günü konuyla ilgili bir araya geleceğini ifade etti.

Haber ajansı AFP’ye göre de İsrail hükümeti Salı günü ateşkes konusunu görüşmek üzere toplanma kararı aldı.

Amerikan haber portalı Axios ise ismini açıklamadığı bir ABD hükümet yetkilisine dayandırdığı haberinde, İsrail ile Lübnan hükümetlerinin, İsrail’in Hizbullah milislerine karşı yürüttüğü harekatın sonlanması konusunda anlaştıklarını öne sürdü.

İsrail hükümetinden Pazartesi gün içinde yapılan açıklamada, Hizbullah ile olan savaşta ateşkese doğru gidildiği ancak hala yanıtlanması gereken bazı sorular olduğu belirtilmişti.

Reuters/ ET,JD

DW Türkçe’ye VPN ile nasıl erişebilirim?

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/almanya-lubnanda-ateskes-yakin/feed/ 0
Ermenistan’da darbe hazırlığı iddiaları: 3 kişi tutuklandı https://www.haber28.com.tr/ermenistanda-darbe-hazirligi-iddialari-3-kisi-tutuklandi/ https://www.haber28.com.tr/ermenistanda-darbe-hazirligi-iddialari-3-kisi-tutuklandi/#respond Thu, 19 Sep 2024 08:20:47 +0000 https://www.haber28.com.tr/ermenistanda-darbe-hazirligi-iddialari-3-kisi-tutuklandi/ Ermenistan'da darbe hazırlığı iddiaları: 3 kişi tutuklandı

Ermenistan’da darbe girişimi…

Erivan’da Nikol Paşinyan iktidarına son vermeyi planlayan bir darbe girişimi önlendi.

SORUŞTURMA BAŞLATILDI

Ermenistan Soruşturma Komitesinin yazılı açıklamasına göre, yürütülen soruşturma ve yapılan aramalarda iktidarı yasa dışı yollardan ele geçirme hazırlığı içinde olduğu şüphesiyle 5’i Ermenistan vatandaşı ve 2’si Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Ermeni ahalisinden olmak üzere 7 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

Soruşturma sonucunda bu kişilerin bir yasa dışı grup oluşturarak iktidarı zorla ele geçirmek, bu maksatla şiddet ve tehdit yoluyla Ermenistan Cumhuriyeti hükümetinin yetkilerini devralmak için hazırlıklar yaptığı belirlendi.

RUSYA’DA EĞİTİM ALDILAR

Bu kişilerin önceden anlaşarak iktidarı ele geçirmek maksadıyla 2024’te Ermenistan ve eski Karabağ sakini çok sayıda kişiye ayda 220 bin Rus rublesi karşılığı (yaklaşık 2 bin 350 dolar) maaş ödeyerek Rusya’da üçer aylık eğitim aldırdıkları tespit edildi.

Darbe için eğitim alan kişilere ağır silah kullanımı öğretildiği ve ardından Ermenistan’a döndükten sonra operasyonlara katılmak ve başkalarını da eğitmek üzere bilgiler verildiği kaydedildi.

YALAN MAKİNESİNE SOKULDULAR

Soruşturma komitesi açıklamasında, bu kişilerin Roston-on-Don’a götürüldüğü ve darbeciler tarafından Ermenistan kolluk kuvvetleriyle herhangi bir bağlantısının olup olmadığını belirlemek için yalan makinesi testi uygulandığı ifade edildi.

Bu kişilerin daha sonra yakın muharebe eğitimi almak üzere Rusya’da “Arbat” adlı bir askeri üsse götürüldüğü ve darbe yapmak için eğitildiklerinin bu kişilere o zaman açıklandığı belirtildi.

DARBE GİRİŞİMİ ÖNLENDİ

Eğitime tabi tutulan bazı kişilerin darbeye katılmayı reddederek ayrıldığı ve kolluk kuvvetlerinin soruşturması sonucu darbe girişiminin ortaya çıkarıldığı kaydedildi.

Soruşturma kapsamında 3 kişinin mahkemece tutuklandığı, darbe girişimine katılan daha fazla kişi olup olmadığına dair araştırmaların devam ettiği açıklandı.

Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)ensonhaber iconFurkan Can
Editör

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/ermenistanda-darbe-hazirligi-iddialari-3-kisi-tutuklandi/feed/ 0
Madrid’de Venezuelalı Göçmenler Eylemde https://www.haber28.com.tr/madridde-venezuelali-gocmenler-eylemde/ https://www.haber28.com.tr/madridde-venezuelali-gocmenler-eylemde/#respond Tue, 10 Sep 2024 22:36:10 +0000 https://www.haber28.com.tr/madridde-venezuelali-gocmenler-eylemde/ İspanya’nın başkenti Madrid’deki Meclis binası önünde toplanan bir grup Venezuelalı göçmen, İspanya hükümetince Madrid’e getirilen ve siyasi sığınma hakkı tanınacağı açıklanan muhalif lider Edmundo Gonzalez’e destek eylemi yaptı.

Meclis binası önünde toplanan kalabalık, “özgürlük” sloganları atarak, “Venezuela’da 28 Temmuz’da düzenlenen seçimde hile yapıldığını, muhalefetin adayı Gonzalez’in devlet başkanı olduğunu” savunan konuşmalar gerçekleştirdi.

Eylem, İspanya’da ana muhalefette yer alan sağ görüşlü Halk Partisinin (PP), İspanya hükümetinin Gonzalez’i Venezuela devlet başkanı olarak tanımasına yönelik sunduğu önergenin tartışıldığı sırada yapıldı.

PP’nin inisiyatifine destek veren muhalefetteki aşırı sağcı Vox partisinin lideri Santiago Abascal da eyleme katıldı.

Abascal, basına yaptığı açıklamada, “İspanya’da sol azınlık hükümetinin Edmundo Gonzalez’i ülkesinden çıkartarak hata ettiğini, muhalif liderin Venezuela seçimlerinin meşru kazananı olduğunu ve hükümet tarafından devlet başkanı olarak tanınması gerektiğini” iddia etti.

İspanya hükümetini, Başbakan Pedro Sanchez’i, Venezuela ile müzakereleri yürüten eski Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero ile AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’i eleştiren aşısı sağcı lider, “İspanya ve AB’nin Venezuela’da utanç verici politika yürüttüğünü” savundu.

İspanya Meclisinin azınlık hükümetinden Gonzalez’i Venezuela devlet başkanı olarak tanımasını isteyen, PP’nin sunduğu önergenin yarın yapılacak oylamada kabul edilmesi bekleniyor.

İspanya’daki azınlık hükümeti, Gonzalez’i Venezuela devlet başkanı olarak tanımayacağını, AB ile ortak hareket etmeye devam edeceğini, muhalefetin sadece hükümete zarar vermek için bu girişimde bulunduğunu öne sürüyor.

Hükümetin bir girişimde bulunması beklenmediğinden Meclisten çıkacak karar da sadece sembolik değer taşıyacak.

Edmundo Gonzalez’in Madrid’e getirilişi

İspanya hükümeti, Venezuela’da hakkında tutuklama emri çıkartılan muhalefet adayı Edmundo Gonzalez’i, eşi ile 8 Eylül’de İspanya Hava Kuvvetlerine ait uçakla Caracas’tan Madrid’e getirmişti.

İspanya’dan siyasi sığınma talebinde bulunacağını belirtilen Gonzalez, Venezuela’da 28 Temmuz’daki devlet başkanı seçiminde muhalefet koalisyonunun adayı olmuş, Ulusal Seçim Konseyince (CNE) Nicolas Maduro’nun devlet başkanı seçildiğinin duyurulmasının ardından da seçimde hile yapıldığını savunup, sonuçların geçersiz kabul edilmesini istemişti.

Venezuela’da savcılık da komplo kurmak, belgede sahtecilik ve yetki gasbı gibi çeşitli suçlardan Gonzalez hakkında cezai soruşturma başlatmıştı.

“Yasalara itaatsizlik” suçlamasıyla üç kez Cumhuriyet Savcılığına ifadeye çağırılan ancak “can güvenliği bulunmadığı” gerekçesiyle ifade vermeye gitmeyen Gonzalez hakkında “kaçma şüphesiyle” yakalama kararı çıkarılmıştı.

Maduro üçüncü kez kazanmıştı

CNE’nin 29 Temmuz’da duyurduğu sonuçlara göre, Maduro, yüzde 51,20 oyla Venezuela’daki devlet başkanı seçimini üçüncü kez kazanmıştı.

Muhalefet koalisyonu adayı Gonzalez ve muhalif lider Maria Corina Machado, seçim sonuçlarını reddetmişti.

İspanya hükümeti de Venezeula’daki seçimlerin kayıtlarının “kapsamlı ve doğrulanabilir” şekilde yayımlanıncaya kadar açıklanan seçim sonuçlarını tanımayacağı açıklamış ve AB’de Venezeula yönetimine karşı alınacak ortak kararlara da önderlik edeceğini duyurmuştu.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/madridde-venezuelali-gocmenler-eylemde/feed/ 0
Namık Kemal Zeybek: 28 Şubat’ta darbe söz konusu değildi https://www.haber28.com.tr/namik-kemal-zeybek-28-subatta-darbe-soz-konusu-degildi/ https://www.haber28.com.tr/namik-kemal-zeybek-28-subatta-darbe-soz-konusu-degildi/#respond Wed, 31 Jul 2024 07:12:05 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=28672 HABER: ESRA TOKAT

(ANKARA) – Yargıtay’ın haklarında verilen hükmü bozmasının ardından 28 Şubat davası kapsamında 16 sanığın yeniden yargılandığı davaya Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmada tanık olarak dinlenen dönemin Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Namık Kemal Zeybek, “Yeminime sadık kalarak söylüyorum o dönemde herhangi bir şekilde darbe söz konusu değildi ne klasik bir darbe ne de postmodern darbe. Eğer MGK’da kararlaştırılan 18 maddeden söz ediliyorsa Süleyman Demirel’in bana söylediğini söylüyorum ‘8 saat boyunca başbakan hiçbir konuya itiraz etmedi hatta başını sallıyordu. MGK’da kararlaştırılan 18 maddeye aynen katılıyorum. Biz de o görüşteyiz. Devlette irtica vardır hatta 200 yıldır vardı’ dedi. Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü ve Tansu Çiller de içinde olmak üzere hiç kimse bu 18 maddeye itiraz etmedi.” diye konuştu.

Yargıtay’ın haklarında verilen hükmü bozmasının ardından 28 Şubat davası kapsamında 16 sanığın yeniden yargılandığı davaya Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşma, Mahkeme Başkanı tarafından 5 numaralı CD hakkındaki Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunun okunmasıyla başladı. ATK raporunda 5 numaralı CD’de yer alan dosyaların dönüştürülmeden önceki türünün tespitinin mümkün olmadığı ifade edildi.

Bunun üzerine söz alan sanık avukatlarından Aykan Akkaçmaz, “Dönemin savcısı Word belgesini tarayıp bize PDF olarak sunmuştur. Biz de savunmalarımızı buna göre hazırladık. İstanbul Adliyesi’nde belgenin orijinal hali Word şeklinde. Karargah Evleri dosyasının kumpas olduğu ortaya çıktı. Tamer Tatar’ın getirdiği Karargah Evleri dosyasından devşirildiğini düşündüğümüz 5 numaralı CD’den çıkan Genelkurmay belgelerinin üstünde 03 kodları var. Karargah Evleri’nin kumpas olduğu sabit. Burada da aynı kodlar var. CD 5’in uydurma bir delil olduğu kanaatindeyiz. Bu esas olmamalıdır.” talebinde bulundu ve “Tamer Tatar’a gönderildiği iddia edilen askeri belgeler FETÖ’cü savcılara veriliyor hatta biri firari. Ayrıca Tamer Tatar bu belgelere yama yapıyor. Tamer Tatar’ın Bank Asya hesaplarına ve yurt dışı ziyaretlerine rağmen ne hikmetse sadece 2 yıl 2 ay ceza almıştır.” diye konuştu.

“FETÖ’CÜ TUTUKLU SAVCI TARAFINDAN İDDİALAR SUNULDU”

Sanık avukatlarından Mehmet Sever de “Bu davada yargılanan kişiler 7 Nisan toplantısı ile ilgili yargılanmaktadırlar. Bu 7 Nisan toplantısına dair soruşturmanın genişletilmesi talebim var. FETÖ’cü tutuklu savcı Kemal Çetin tarafından bu iddialar sunulmuştur. FETÖ’nün kumpas ve yalan delil üretmekte olduğunun ne kadar usta olduğu tüm yargılamalarda ortaya çıkmıştır. FETÖ örgüt üyeliğinden mahkum olan ve yardımdan ceza alan ve bu dosyaya bilgi ve belge sunan kişilerin dosyaları sunulmalıdır. Bu dosyalar bu davadaki süreci etkileyecek derecede önemlidir” talebinde bulundu.

ZEYBEK: “TANSU ÇİLLER DE İÇİNDE OLMAK ÜZERE HİÇ KİMSE 18 MADDEYE İTİRAZ ETMEDİ”

Duruşmada tanık olarak dinlenen dönemin Devlet Bakanı-Hükümet Sözcüsü ve ATA Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, şunları söyledi:

“Refah Yol hükümetinde Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsüydüm. Doğru Yol Partisi adına bir hafta ben sözcülük yapardım bir hafta Refah Partisi adına Abdullah Gül. Dolayısıyla hükümetin içindeydim. 12 Eylül sonrasında MHP ve ülkücü kuruluşlar davasında devleti cebir ve tehditle yıkmak suçlamasıyla tutuklandım, idamla yargılandım ve aklandım. Yeminime sadık kalarak söylüyorum o dönemde herhangi bir şekilde darbe söz konusu değildi ne klasik bir darbe ne de postmodern darbe. Eğer MGK’da kararlaştırılan 18 maddeden söz ediliyorsa Süleyman Demirel’in bana söylediğini söylüyorum ‘8 saat boyunca Başbakan hiçbir konuya itiraz etmedi hatta başını sallıyordu. MGK’da kararlaştırılan 18 maddeye aynen katılıyorum. Biz de o görüşteyiz. Devlette irtica vardır hatta 200 yıldır vardı’ dedi. Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü ve Tansu Çiller de içinde olmak üzere hiç kimse bu 18 maddeye itiraz etmedi.”

“TOPLUMUN GERİLDİĞİ BİR GERÇEK VE BU GERGİNLİK DE MGK’YA YANSIDI BU KARARLAR ÇIKARILDI”

“Refah Partisi iktidara gelince ve Necmettin Erbakan’da başa gelince sanki yeraltında bekleyen örgütler bir anda ortaya çıktı ve ‘gün bizim günümüz’ dedi. Tarikat şeyhleri olduğu iddiasıyla bir takım insanlar Başbakanlık konutuna çağrıldı ve iftar yemeği verildi” diyen Zeybek, şöyle devam etti:

“Bir örnek daha vermek istiyorum. Ben aynı zamanda Basın Yayın’dan Sorumlu Devlet Bakanıydım. Gazetelerde Refah Partisi Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk diyor ki ikindi namazı da tatil olsun. Dedim ki sayın başbakanım siz artık başbakansınız güzel işler de yapıyorsunuz. Ama artık dini siyasete alet etme işini bırakın ne demek ikindi namazı tatil olsun. ‘Oğuzhan öyle bir şey söylemez’ dedi. Dolayısıyla toplumun gerildiği bir gerçek. Dolayısıyla bu gerginlik MGK’ya da yansıdı ve bu kararlar çıkarıldı. Darbe zorlamayla olur ancak benim kanaatimce asla bir darbe girişimi söz konusu değildir.

“GENERALLERİN HÜKÜMET ÜZERİNDEKİ BASKISI ASLA SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”

2 yıl sonra Tansu Çiller Başbakan olacaktı ama Türkiye gerçekten çok gerilmişti ve bu gerginliği gidermenin bir yolu olarak da Tansu hanım Başbakan olursa bu kabaran gerginlik halkımızın daha sakin olabileceği düşünüldü buna Erbakan da razı oldu ama o dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başka yönde bir karar verdi. Dolayısıyla Mesut Yılmaz’a verdi hükümeti ve buna Tansu Çiller ‘darbe’ dedi. Generallerin hükümet üzerindeki baskısı asla söz konusu değildir.

“O DÖNEMİN ŞARTLARINDA BİR DARBE DÜŞÜNCESİ OLSAYDI BU YAPILIRDI VE BUNU KİMSE ÖNLEYEMEZDİ”

Sincan’dan tankların yürüme iddiası da bana gülünç geliyor. Sonradan öğrendik normal bir geçişmiş. O gün tankların Sincan’dan yürümesi ile 4 ay sonra hükümetin düşmesinin arasında bir bağlantı olduğu iddiası oldukça gülünç. Ben sanıkları tanımam. Batı Çalışma Grubu sanki bir cuntaymış gibi anlatıldı. Ancak bir çok bakanlıkta çalışma grupları kuruldu. O dönemin şartlarında bir darbe düşüncesi olsaydı bu yapılırdı ve kimse de bunu önleyemezdi.”

BİR SONRAKİ DURUŞMA 9 EYLÜL’DE

Mahkeme sanık avukatlarının ATK raporu hakkında beyan vermesi için bir sonraki duruşmaya kadar süre tanırken savunma delili olarak dosyaya celbi istenen Deniz Ay, Gökhan Eski ve Tamer Tatar’ın dosyaya katkısı olmayacağı gerekçesiyle bu taleplerin reddine karar verdi ve bir sonraki duruşmayı 9 Eylül saat 10.30’a erteledi.

Duruşma sonrası açıklamalarda bulunan Namık Kemal Zeybek, “28 Şubat’ın darbe olduğuna yönelik tüm savlar tutarsız ve temelsizdir. Böyle bir şey olmamıştır. Şimdi yargılanan generaller, subaylar o süreçte vatana büyük hizmet etmişlerdir ve gerginleşen ortamı soğukkanlı şekilde sakinleştirerek görevlerini yapmışlardır” diye konuştu.

]]>
https://www.haber28.com.tr/namik-kemal-zeybek-28-subatta-darbe-soz-konusu-degildi/feed/ 0
İngiltere, sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planını tartışıyor https://www.haber28.com.tr/ingiltere-siginmacilari-ruandaya-gonderme-planini-tartisiyor/ https://www.haber28.com.tr/ingiltere-siginmacilari-ruandaya-gonderme-planini-tartisiyor/#respond Thu, 18 Jul 2024 02:36:09 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=26040 İngiltere hükümetinin ülkeye yasa dışı yollarla giren bazı sığınmacıları Doğu Afrika ülkesi Ruanda’ya gönderme planı için çalışmaları devam ediyor.

Kasım ayında İngiltere’deki Yüksek Mahkeme planın yasalara aykırı olduğuna hükmetmişti.

Hükümet bunun üzerine planı sürdürebilmek için yeni bir yasa tasarısı hazırladı ve bu tasarı şu sıralar parlamentoda oylanıyor.

Planı hayata geçirmek için “durmaksızın” çalışıldığını söyleyen İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Ruanda’ya ilk uçuşların 10-12 hafta içinde başlayacağını duyurdu.

Peki Yüksek Mahkeme’nin itirazına rağmen plan neden halen tartışılıyor?

Ruanda sığınma planı nedir?

Hükümetin planı kapsamında İngiltere’ye yasa dışı yollarla giren bazı sığınmacılar Ruanda’ya gönderilebilir ve sığınma başvuruları orada değerlendirilebilir.

Başvurusu başarılı olanlara mülteci statüsü verildikten sonra Ruanda’da kalmalarına izin verilebilecek.

Başvurusu başarılı olmayanlar, Ruanda’ya başka bir sebeple yerleşmeyi talep edebilir veya “güvenli bir diğer üçüncü ülkeye” sığınma başvurusunda bulunabilir.

Plan yürürlüğe girerse hiçbir sığınmacı İngiltere’ye geri dönmek için başvuruda bulunamayacak.

Hükümet böylece insanları botlarla Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye gelmekten caydıracağını savunuyor.

Ruanda’ya kaç sığınmacı gönderilebilir?

Teknik olarak 1 Ocak 2022’den sonra İngiltere’ye yasa dışı yollarla giren herkes, sayı sınırlaması olmaksızın Ruanda’ya gönderilebilecekti.

İlk uçuşun Haziran 2022’de yapılması planlanıyordu, ancak yasal itirazların ardından iptal edildi.

Henüz hiçbir sığınmacı Ruanda’ya gönderilmedi.

Başbakan Rishi Sunak, 22 Nisan’da düzenlediği basın toplantısında “sığınmacıları Ruanda’ya taşıyacak ilk uçuşun 10-12 hafta içinde kalkacağını” söyledi.

Sunak daha önce uçuşların 2024 baharında başlayacağını söylemişti.

Uçaklarda kaç kişinin bulunacağına dair ayrıntı vermekten kaçınsa da Sunak “yaz mevsimi boyunca ve sonrasında ayda birden fazla uçuş” olacağını belirtti.

Başbakan ayrıca hükümetin “bir havalimanını beklemeye aldığını” ve ticari uçakların kullanımı için rezervasyon yaptığını paylaştı.

Sunak, ülkedeki geri gönderme tesis sayısının 2 bin 200’e çıkarıldığını, sürecin hızlı ilerleyebilmesi için 200 eğitimli görevli, 25 mahkeme salonu ve her türlü davaya bakabilecek 150 hakimin hazır olduğunu da ekledi.

Başbakan ayrıca “yasa dışı göçmenlere Ruanda’ya kadar eşlik etmeye hazır 500 yüksek eğitimli kişi” olduğunu ve 300 kişinin daha eğitileceğini belirtti.

İngiltere’ye göç ne durumda?

İngiltere İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2018’den bu yana ülkeye yasa dışı göçte önemli bir yükseliş kaydedildi.

2022 yılında ülkeye botlarla en çok giriş Arnavutluk’tan oldu.

2023’te Afganistan ilk sırada yer alırken Türkiye’den göç de üçüncü sıradaydı.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre Haziran 2022-Haziran 2023 arasında İngiltere’ye yasal yollarla göç eden kişi sayısı 672 bindi.

Bakanlığa göre pandemi öncesine göre önemli bir artış kaydedilirken Aralık 2022’den sonra düşüş yaşandı.

Aralık 2022’de net göç 745 bindi.

Yüksek Mahkeme kararı neydi?

Kasım 2023’te İngiltere’de Yüksek Mahkeme, hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planının yasalara aykırı olduğuna hükmetti.

Mahkeme mültecilerin plan kapsamında kendi ülkelerine geri gönderilme riskiyle karşılaşabileceğini söyledi.

Bu durum, İngiltere’nin de taraf olduğu ve işkence ile insanlık dışı muameleyi yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı.

Kararda ayrıca Ruanda’nın insan hakları standartlarının altına düştüğü ve geçmişte mültecilere yönelik endişe verici eylemlerde bulunduğu bildirildi.

Yargıçlar, 2021 yılında İngiltere hükümetinin Ruanda’yı “yargısız infazlar, gözaltında ölümler, zorla kaybetmeler ve işkence” nedeniyle eleştirdiğine dikkat çekti, 2018 yılında Ruanda polisinin protestocu mültecilere ateş açtığı bir olayın da altını çizdi.

Plan neden hala tartışılıyor?

Yüksek Mahkeme kararının ardından hükümet, Ruanda’nın güvenli bir ülke olduğunun yasalarda açıkça belirtilmesi için yeni bir yasa tasarısı hazırladı.

Hem Avam Kamarası hem de Lordlar Kamarası’nda onaylanması gereken bu yasa tasarısı, Yüksek Mahkeme kararının sonuçlarından kaçınmak için mahkemelerin İnsan Hakları Yasası’nın önemli bölümlerini göz ardı etmelerini gerektiriyor.

Tasarı bunun yanı sıra mahkemeleri Ruanda’ya sınır dışı edilmenin önünde engel teşkil eden diğer yasaları ya da Mülteci Sözleşmesi gibi uluslararası kuralları göz ardı etmeye zorluyor.

Bazı milletvekilleri, uluslararası hukuku çiğnediğine inandıkları için yasayı eleştirirken diğer bazı milletvekilleri de yeterince ileri gitmediğini savunuyor.

Yasa tasarısı parlamentodan geçebilir mi?

Tasarı, bazı Muhafazakar Partili milletvekillerinin itirazlarına rağmen 17 Ocak’ta Avam Kamarası tarafından kabul edildi.

Yasa bunun ardından Lordlar ve Avam Kamaraları arasında defalarca gidip geldi.

Lordlar Kamarası mevzuatın değiştirilmesi yönünde oy kullansa da milletvekilleri bu değişikliklerin tamamına itiraz etti.

Hükümet parlamentoda çoğunluğa sahip olduğu için tasarının bu hafta son aşamasından geçmesi bekleniyor.

Yasanın onaylanması halinde, sığınmacıları destekleyen sivil toplum kuruluşları “en kısa sürede” yasal itirazlarını yeniden başlatmayı planladıklarını açıkladı.

Ruanda ile yapılan yeni anlaşma nedir?

İngiltere hükümeti son dönemde Ruanda ile yeni bir göç anlaşması imzaladı.

İçişleri Bakanı James Cleverley, anlaşmanın Ruanda’ya gönderilen hiç kimsenin kendi ülkesine geri gönderilme riskiyle karşılaşmayacağını garanti ettiğini söyledi.

Anlaşma, yeni bir bağımsız izleme komitesinin Ruanda’nın yükümlülüklerine uymasını sağlayacağını ve İngiliz yargıçların yeni bir temyiz sürecine dahil edileceğini belirtiyor.

]]>
https://www.haber28.com.tr/ingiltere-siginmacilari-ruandaya-gonderme-planini-tartisiyor/feed/ 0
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’tan AKP Genel Başkanı Erdoğan’a yanıt https://www.haber28.com.tr/btp-genel-baskani-huseyin-bastan-akp-genel-baskani-erdogana-yanit/ https://www.haber28.com.tr/btp-genel-baskani-huseyin-bastan-akp-genel-baskani-erdogana-yanit/#respond Mon, 13 May 2024 03:12:35 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=17862 BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’tan ‘Hakikatleri yüzümüze söyleyin’ diyen AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine “Bir mitingde ‘İsrail ile ticareti durdurun’ diye pankart açan insan hemen derdest edildi. Hakikatler bunlar. Siz Filistin, Filistin dediniz ama buna rağmen İsrail ile ticarete devam ettiniz. Halbuki işin hakikati şu; siz siyasi bir rant için Müslümanın canını da, mazlumun canını da, insanın hayatını da her şeyi kullanabiliyorsunuz, problem burada” ifadeleriyle yanıt verdi.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Now TV’de İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programına konuk oldu.

Programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘hakikatleri yüzümüze haykırın’ şeklindeki sözlerine ilişkin şunları söyledi:

“TEMELİ SARSTINIZ, ADALETİ YOK ETTİNİZ

“Silivri soğuktur diyorum. Bir mitingde ‘İsrail ile ticareti durdurun’ diye pankart açan insan da hemen derdest edildi. Hakikatler bunlar. Siz Filistin, Filistin dediniz ama buna rağmen İsrail ile ticarete devam ettiniz. Filistin’de her gün onlarca çocuk ölüyor, Ramazan gününde her gün insanlar açlıktan ölüyor ama hükümetin umurunda değil bu durum. Türkiye’den gemiler gidiyor, İsrail ile ticaret devam ediyor. Şimdi ‘Biz yardım gemisi yolluyoruz’ demeye başladılar. 6 ay sonra ‘yardım gemisi yolluyoruz’ diye hava atıyorsunuz. Halbuki işin hakikati şu; siz siyasi bir rant için Müslümanın canını da, mazlumun canını da, insanın hayatını da her şeyi kullanabiliyorsunuz, problem burada. Siz siyasi rant için devletin bütün imkanlarını kullanabiliyorsunuz. Siyasi rantınız için bütün insanların emeğini sömürebiliyorsunuz. Siyasi etik diye bir şey kalmadı. İktidarın bu davranış biçimi buraya getirdi aslında. Dolayısıyla yüzümüze her şeyi söyleyin… Söylüyoruz işte ama dinleyen yok veya duyulduğunda da hemen bir işlem yapılabiliyor. Bizim şansımız bir siyasetçi olarak bunları konuşabiliyoruz, çok az da olsa bir özgür alanımız olabiliyor. Ama halkın bunları söyleme şansı yok bile. Bir tweet atarken bile korkarak atıyorsunuz. Toplum bu durumda, attığı tweetten dolayı yargılanıyor, hemen yaka paça gözaltına alınıyor. Gözaltına alınma şartları sağlanmış sağlanmamış ama umurunda değil. Gözaltına alındıktan sonra tutuklanıyor, tutuklanma şartları sağlanmamış ama kimsenin umurunda değil. Dolayısıyla hukukun, adaletin bittiği yerde… Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Adalet Mülkün Temelidir’ diye bir sözü var. Siz temeli sarstınız, adaleti yok ettiniz ve şimdi, ‘bize istediğinizi söyleyin’ diyorsunuz.”

“BU YEREL SEÇİM DEĞİŞİM İÇİN FIRSAT”

“Türkiye’de 40 bin tane seçim yapalım bu hükümet tarzında hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü adalet kalmamış, hukuk kalmamış, düzen kalmamış” diyen BTP lideri, “Her şey menfaate göre yorulmaya başlanmış, düşünülmeye başlanmış. Dolayısıyla bunu düzeltmemiz lazım ilk olarak. Bu yerel seçim aslında bunun için bir fırsat. Bu fırsatı Türkiye’de gençlerin önünü açarak, bu fırsatı Türkiye’de yeni sözlerin, yeni düşüncelerin önünü açarak kullanalım. Biz değişim diyoruz, yenilenme diyoruz, gelişim diyoruz. Bunu bugün yapmayacağız da ne zaman yapacağız” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in gençler darbe yapsa karşı çıkmam şeklindeki sözleriyle ilgili soru üzerine de şöyle konuştu:

“Biz darbe yapmıyoruz. Ben 33 yaşındayım, çoluk çocuk sahibi insanım ama her şeyimi bir kenara bıraktım, bu ülke için mücadele ediyorum. Benim önümü açması gereken insanlar benim önümü kapatıyor. Darbe yapmıyoruz, siyaset yapıyoruz, siyasetin içindeyiz. Şu anda Türk siyasetini parsellemiş bütün partiler için söylüyorum; bir dertleri var, o da gençleri allayıp pullayıp siyasetten uzak tutmak.”

“EMEKLİ MAAŞININ EN AZ 35 BİN LİRA OLMASI LAZIM”

Hükümetin para yok diyerek emeklinin ek zam taleplerini geri çevirmesini de eleştiren Baş, “Bence şu anda emekli maaşının en az 30 – 35 bin lira olması lazım. Çünkü geçim ancak böyle sağlanabilir, belki daha üstü. Bunu veremiyorsun, niye? Bütçem yeterli değil, ben bunu yapamıyorum diyorsun. O zaman emekliye 5 bin lira verelim, maaşı düşürelim. Asgari ücret 17 bin lira, hiç kimse geçinemiyor, o zaman asgari ücreti 10 bin liraya düşürelim. Yani bunun 27 bin olmasıyla 17 bin olması arasındaki fark eğer seni zorluyorsa 7 bin liraya düşürelim 10 bin lira daha cebinde kalsın, böyle mantık olmaz. Türkiye’deki temel problem ekonomiye bakış problemi. BTP dışında hiçbir partinin özel bir ekonomik tezi yoktur. Bütün partilerdeki bir kısır döngüdür, bir çıkmaz sokak. Hepsinin ekonomideki bakış açısı standarttır, aynıdır, liberal bakış açısıdır, neoliberal bakış açısıdır, devletçi yaklaşımdan uzaktır, Atatürk’ün ekonomi ilkelerinden uzaktır. Dolayısıyla bunun çözümü bizim ekonomiye bakış açımızın değişmesi, insan emeğine biçtiğimiz değerin değişmesidir”

HÜKÜMET FUTBOLDAN ELİNİ ÇEKMELİ”

Trabzon spor – Fenerbahçe maçında çıkan olaylarla ilgili de görüşlerini açıklayan Baş şunları söyledi;

“Görüntüleri tasvip etmek mümkün değil. Ben Trabzonluyum, Trabzonsporluyum ama bir Trabzonspor taraftarı olarak holigan asla olamam. Sorun şu; Türkiye’nin tamamı için bunu söyleyebiliriz, insanımızın hakeme güveni kalmadı, federasyona güveni kalmadı, hakime güveni kalmadı, sokaktakine güveni kalmadı, komşusuna güveni kalmadı. Yani öyle bir güvensiz ortam oluştu ki… Bu hükümetin elini attığı her yer böyle. Şimdi bir siyasetçi olarak benim spordan rant devşirmemem gerekiyor, siyaset bunu yapıyor. Türk futbolunda genel bir kanaat şunu söylüyorum; hükümet futbola müdahil. Hükümet kalkıyor federasyon başkanı atıyor, bundan önceki federasyon başkanı da ortada, ondan önceki de ortada ve onların yaptıkları da ortada. Bu durum hükümetin elini attığı bütün sosyal alanlarda var. Toplum da burada adaletsizlik gözlemlediğini düşünerek, bu sefer kendi refleksini göstermeye başlıyor. Bunu taraftarlar da yapıyor, spor kulübü başkanları da yapıyor, futbolcular da yapıyor. Dolayısıyla acil olan bu çirkin görüntülerden kurtulabilmek için gereken, siyasetin spordan elini çekmesidir. Spor kendi alanında, kendi mecrasında akar, futbol oynanır ama Türkiye’de öyle bir şeye dönüştürülüyor ki….  Düşünün Türkiye’de çok önemli bir kriz olsun – eğri oturup doğru konuşalım-  bir Trabzon Fenerbahçe maçı yapın, bir kavga çıkarın gündem bambaşka bir şey olsun. Bir Galatasara – Fenerbahçe maçı yapın gündem bambaşka bir yere gitsin. Emekli konuşulmasın, kriz konuşulmasın, dış politika konuşulmasın, bütün bakanlar gelmiş İstanbul’a çullanmış İstanbul’u almak için. Bu konuşulmasın ne konuşulsun; futbol konuşulsun, magazin konuşulsun! Çünkü siyaset bundan rant elde ediyor. İlk girişte ne söyledim, siyaset her şeyden rant elde etmeye çalışıyor, etik hiçbir tarafı kalmamış. O yüzden insanlar patlamaya müsait bomba gibi tabiri caizse.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/btp-genel-baskani-huseyin-bastan-akp-genel-baskani-erdogana-yanit/feed/ 0
Ali Babacan: Yerel seçimler iktidarı uyarmak için önemli bir fırsat https://www.haber28.com.tr/ali-babacan-yerel-secimler-iktidari-uyarmak-icin-onemli-bir-firsat/ https://www.haber28.com.tr/ali-babacan-yerel-secimler-iktidari-uyarmak-icin-onemli-bir-firsat/#respond Fri, 26 Apr 2024 01:12:30 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=15752 HABER: YAĞMUR BERİL VAROL – KAMERA: KERİM UĞUR

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Şu anki iktidar hukuk tanımıyor, Anayasa tanımıyor. Yerel seçim aynı zamanda iktidarı uyarmak için çok önemli bir fırsat. Yerel seçimlerde belediye başkanlarını seçeceğiz ama yerel seçim aynı zamanda iktidarı uyarmak için, iktidara ‘yanlış yapıyorsun, faul yapıyorsun, hukuk tanımıyorsun’ demek için bir fırsat. Sandık başına giderken unutmayın ki bu seçim sadece belediye başkanlarını seçmekten ibaret değil. Sandıktan çıkacak sonucun aynı zamanda milletimizin hükümete gösterdiği sarı kart olması gerekiyor. Yani kullanacağımız oyların hükümete bu sarı kart mesajını vermesi lazım” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İzmir’in ilçeleri; Tire, Torbalı, Buca’yı ziyaret etti. Babacan, ardından Buca Belediyesi Kültür Sanat Merkezi’nde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Babacan’a İzmir Milletvekili Seda Kaya Ösen, DEVA Partisi İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Serap Karaosmanoğlu ve ilçe adayları eşlik etti.

İzmir DEVA Partisi’nin ilk teşkilatlandığı illerden bir tanesi olduğunun altını çizen Babacan, “Yerel seçimlere doğru giderken seçimler demokrasi sınavı olacak Türkiye için. Pek çok siyasi seçime bir kala apar topar seçim beyannamesi açıkladı bazıları daha açıklamadı bile. Ama biz DEVA partisi olarak bunu iki sene önce ortaya koyduk. Bütün belediye bakan adaylarımızla birlikte 500 projelik bir havuz oluşturduk ve milletimizin karşısına hazır olarak çıktık. Etik kurallar bildirgesi yayınladık. Yani biz diyoruz ki ‘biz belediyeciliği temiz yönetiriz’ bu etik kurallar bildirgesi Türkiye Cumhuriyeti’nde bir ilk. Belediyecilik deyince ilk akla gelen rant oluyor ancak biz iddiamızı temiz düzgün belediyecilik olarak ortaya koymuş durumdayız” ifadelerini kullandı.

“16 MİLYON EMEKLİ EN ZOR DÖNEMİNİ YAŞIYOR BUNUN SEBEBİ TÜİK’İN AÇIKLADIĞI O MAKYAJLANMIŞ ENFLASYONA GÖRE AYARLANIYOR OLMASI”

Türkiye’nin sıkıntılı bir dönemden geçtiğini vurgulayan Babacan şunları söyledi:

“Nereye adım atarsak atalım emekliler etrafımızı sarıyor. 16 milyon emekli en zor dönemini yaşıyor bunun da sebebi TÜİK’in açıkladığı o makyajlanmış enflasyona göre ayarlanıyor olması. Bu ülkede gerçek enflasyon 2018’den beri açıklanmıyor. Enflasyon 2018’de patladı uğraştılar düşüremediler. Düşüremeyince TÜİK’e dediler ki sen düşür. Emeklerimiz bakıyoruz gecenin 2-3 ünde ucuz et kuyruklarında bekliyor, bayat ekmek kuyruklarında bekliyor. Çünkü şu anda emeklinin oturduğu ev kendine ait değilse geçinmek imkansızlaştı. Öte yanda bakıyoruz hükümet vurdumduymaz diyor ki para yok. Bu yılın bütçesinde 1 trilyon 250 milyon lira ayrılmış tarıma ayrılan rakam 91 milyar lira, kur korumalı mevduata geçen seçimlerden bu yana 1 trilyon. Bakın geçen seçimlerden bu yana Merkez Bankası açıklamadan para basarak kur korumalı mevduatın farkını ödüyor. Bu durum bankada parası olana ya da faizi olan kazanıyor. Bu hukuksuz yönetmenin bir sonucu. Ülke yönetenlerin hukukla sınırlandırılması gerekiyor oya şu anki iktidar hukuk tanımıyor, Anayasa tanımıyor. Çıkıyor milletin karşısına diyor ki ‘belediye başkanımı seçmezseniz hizmet gelmeyecek’ diyor Hatay’da. Elle tutulur bir yanı kalmadı bu işin. Yerel seçimlere doğru gidiyoruz. Yerel seçim aynı zamanda iktidarı uyarmak için çok önemli bir fırsat. Yerel seçimlerde belediye başkanlarını seçeceğiz ama yerel seçim aynı zamanda iktidarı uyarmak için, iktidara ‘yanlış yapıyorsun, faul yapıyorsun, hukuk tanımıyorsun’ demek için sandık başına giderken unutmayın ki bu seçim sadece belediye başkanlarını seçmekten ibaret değil. Sandıktan çıkacak sonucun aynı zamanda milletimizin hükümete gösterdiği sarı kart olması gerekiyor. Yani kullanacağımız oyların hükümete bu sarı kart mesajını vermesi lazım. Bana diyorlar ki ‘niye sarı kart.’ Ben de diyorum ki bu yerel seçim, bir sonraki seçimlerde kırmızı kartı göstereceğiz inşallah Türkiye’de hükümeti değiştireceğiz.”

“BİR KİŞİ TALİMAT VERİYOR VE YAPILIYOR O KİŞİ DE TÜM SİSTEMİ KENDİ PARTİSİNE BAĞIMLI HALE GETİRDİ”

TRT’nin her siyasi partiye eşit yer vermemesine ilişkin de Babacan şöyle konuştu:

“TRT eskiden tüm partilere eşit yer verilirdi. Ama şu an Türkiye’nin en adaletsiz kurumu. Şu an iktidarın propaganda makinası haline gelmiş. Şu ana kadar deva partisine seçim dönemi sürecinde toplamda 3-4 dakika zaman vermiştir. Bu adil değil 85 milyondan vergi alıyor. Sadece AKP’ye oy verenlerin elektrik faturası altına TRT payı yazılmıyor, tüm partilere oy verenlerden kesiliyor bu pay. Bir kişi talimat veriyor ve yapılıyor. O kişi de tüm sistemi kendi partisine bağımlı hale getirdi.”

]]> https://www.haber28.com.tr/ali-babacan-yerel-secimler-iktidari-uyarmak-icin-onemli-bir-firsat/feed/ 0 Hollanda’da aşırı sağcı lider Wilders Başbakanlık talebinden vazgeçti https://www.haber28.com.tr/hollandada-asiri-sagci-lider-wilders-basbakanlik-talebinden-vazgecti/ https://www.haber28.com.tr/hollandada-asiri-sagci-lider-wilders-basbakanlik-talebinden-vazgecti/#respond Wed, 24 Apr 2024 01:48:32 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=15509 Hollanda’da Ekim ayında yapılan erken genel seçimleri büyük bir farkla kazanan aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders, diğer siyasi liderlerin sıcak bakmaması nedeniyle Başbakanlık talebinden vazgeçti.

Wilders’in yanı sıra, koalisyon önerisinde bulunduğu üç 3 parti liderinin de, görüşmeleri devam eden olası sağ hükümette yer almayacakları bildirildi.

Hollanda’da 22 Ekim’de yapılan erken genel seçimler sonrası, Mark Rutte başkanlığındaki geçici hükümet hala görevine devam ederken, yeni koalisyon arayışları da sürüyor.

Seçimler sonrası başlatılan ilk tur koalisyon görüşmelerinden, merkez sağdaki Yeni Sosyal Sözleşme Partisi’nin (NSC), aşırı sağcı lider Wilders’in “hukukun üstünlüğüne aykırı söylemleri” konusundaki çekinceleri nedeniyle sonuç alınamadı.

Yeni arabulucu Kim Putters öncülüğünde geçen hafta başlayan ikinci tur görüşmelerinde, Wilders’in Başbakanlığı konusunda benzer görüşler ortaya çıktı.

Bunun üzerine, sosyal medya platformu X üzerinden bir açıklama yapan aşırı sağcı lider, sağ hükümet oluşumunu engellememek için Başbakan olmaktan vazgeçtiğini duyurdu.

Ancak koalisyondaki tüm partilerin desteklemesi durumunda Başbakan olabileceğini vurgulayan Wilders, “Ancak durum böyle değildi. Ben sağcı bir kabine; daha az sığınma ve ve göç istiyorum. Hollandalılar öncelikli olmalı” dedi.

Aşırı sağcı lider, ülkesine ve seçmenine olan sevgisinin kendi konumumdan daha önemli olduğunu belirterek, bu nedenle Başbakanlık talebinden vazgeçtiğini dile getirdi.

Wilders’in koalisyon önerisinde bulunduğu Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi (VVD) lideri Dilan Yeşilgöz, Çiftçi Vatandaş Hareketi Partisi (BBB) lideri Caroline van der Plas ile NSC lideri Pieter Omtzigt de, yeni hükümette yer almayacak.

Halen Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanlığı görevini sürdüren Dilan Yeşilgöz, yeni hükümetin kurulmasının ardından bakanlık koltuğuna veda edecek.

Hollanda siyasetinde uzun yıllar sonra ilk kez, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğa sahip bir partinin lideri Başbakanlık koltuğuna oturtmayacak.

Hollanda medyasına göre bu, Wilders açısından başarısızlık olarak değerlendiriliyor. Çünkü aşırı sağcı lider, seçimlerden sonra, Başbakan olmak istediğini dile getirmişti.

Wilders’in PVV’si, 150 üyeli Temsilciler Meclisi’nde 37 sandalye ile en büyük parti konumunda.

Dilan Yeşilgöz’ün VVD’si 24, Omtzigt’in lideri olduğu NSC’nin 20, BBB’nin de 10 milletvekili bulunuyor.

Hükümeti kurabilmek için, salt çoğunluğun bir fazlası olan 76 milletvekilinin desteği gerekiyor.

Şu an görüşmelere devam eden dört sağ parti, meclis ve senatoda gerekli çoğunluğu rahatlıkla sağlıyor.

Hollanda’daki kamuoyu yoklamalarına göre, özellikle göç ve sığınmacı sorunu konusunda sert önlemleri savunan Wilders’e yönelik destek, artarak devam ediyor.

Bu nedenle Wilders, bu kez olmasa bile yakın gelecekte Hollanda’nın Başbakanı olacağını savunuyor.

Aşırı sağcı lider, “Ben yine de Hollanda Başbakanı olacağım hem de daha fazla Hollandalının desteğiyle. Yarın değilse bile, yarından sonraki gün. Çünkü milyonlarca Hollandalının sesi duyulacak” diyor.

Wilders ve diğer üç liderin hükümette yer almayacağını açıklamasının ardından gözler olası Başbakan adayının kim olacağına çevrildi.

Lahey’deki siyasi kaynakların Hollanda medyasına aktardığına göre, liderler, parlamento dışından deneyimli bir siyasetçi öncülüğünde bir hükümet oluşturulması seçeneğini değerlendiriyor.

Sağcı liderler arasında arabuluculuk görevini sürdüren Kim Putters, ikinci tur koalisyon pazarlıklarına ilişkin raporunu Perşembe günü sunacak.

]]>
https://www.haber28.com.tr/hollandada-asiri-sagci-lider-wilders-basbakanlik-talebinden-vazgecti/feed/ 0
Lütfü Savaş: “Depremde 22 Yıllık Hükümet Sınıfta Kaldı, Rant ve Siyasi Kazanım İçin Üstüme Geldiler” https://www.haber28.com.tr/lutfu-savas-depremde-22-yillik-hukumet-sinifta-kaldi-rant-ve-siyasi-kazanim-icin-ustume-geldiler/ https://www.haber28.com.tr/lutfu-savas-depremde-22-yillik-hukumet-sinifta-kaldi-rant-ve-siyasi-kazanim-icin-ustume-geldiler/#respond Sun, 21 Apr 2024 06:48:19 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=15167 MERVE GÜVEN

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Adayı Lütfü Savaş, AKP’nin depremin faturasını CHP’ye ve kendisine kesmeye çalıştığını belirterek, “Ben sokakta dolaşıyorum, anketler de iyi. Demek ki depremde burada yeteri kadar çalışmışım ama hükümetin belediye başkanlarının birçoğu yoktu ilk on gün. 22 yıllık hükümet sınıfta kaldı. Rant ve siyasi kazanımları için benim üstüme geldiler. Mesele yok, biz yine kazanacağız, Hatay kazanacak.” dedi.

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, makamında gazetecilerle bir araya gelerek soruları yanıtladı. Savaş, yeniden başkan adayı olmasına tepkiler, CHP tarafından adaylığının tartışmaya açılması, Hatay’daki güncel anket sonuçları gibi konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Partisinin tanıtım reklamında kendisinin yer almamasıyla ilgili Savaş, “”Çekimler 5 Şubat’taydı. Bizi davet ettiler reklam çekimi için o gün belediyemizin anma törenleri vardı, bir de misafirlerimiz geliyordu. Burada kalmam gerekiyordu ondan dolayı yer almadım. Onun dışında bir art niyet olduğunu düşünmüyorum. Ben gidemedim çekime.” dedi.

“SEÇİMDE FAVORİ ADAY BENİM, BUNDAN HEM İKTİDAR HEM DE İÇİMİZDE GÖRÜNÜP İKTİDARLA İŞ BİRLİĞİ YAPANLAR RAHATSIZ”

Adaylığının tartışmaya açılmasına dair de Savaş, “Burada büyük rant var. iktidarın müteahhitleri gelip inşaat yapıyor. Yıkımları da onların dışardan gönderdiği insanlar yapıyor. Demiri de tek bir kişi sağlıyor. Bir defa burada yıkım var kayıp çok ama rant da var. İkincisi ben sığınmacılara karşı en çok akılcı politikayı Türkiye ile paylaşan insanım. 12 yıl misafirlik olmaz. 550 bin sığınmacıya belediyeler bakıyor burada. Buralarda bizim insanımızın ekonomik gelir makası gittikçe daralıyor. Bununla birlikte demografik yapımız Suriyelilerin lehine gelişiyor. Ben milliyetçi bir insanım ve Atatürk’ün emanetine sahip çıkmak için mücadele veriyoruz burada. Ama Atatürk’ün emanetine sahip çıkarken de devletimizin ve hükumetimizin daha sağlıklı bir politika yapması için uyarıda bulunuyoruz. Uyarı yapmamdan rahatsız olan bir iktidar var. İktidar da benim burada aday olmamı istemiyor. Bu seçimin favori adayı biziz. Favori bir adayın burada olmasından iktidar partisi ve burada içimizde görünüp de içimizde olmayan iktidarla işbirliği yapanlar yanlış bilgiyle genel merkezi donattılar. İşin özü bu” açıklamasını yaptı.

Son anketlerde 7.7 puan önde oldukları mesajını da veren Savaş, 6 Şubat’ın yıldönümünde kendisine yönelik yapılan protestolara ilişkin soruya şöyle cevap verdi:

“205 BİN BAĞIMSIZ BÖLÜMÜ AFFEDEN HÜKÜMET ZEYTİNYAĞI GİBİ ÜSTE ÇIKMAK İSTİYOR”

“İktidar depremin komplikasyonlarından kurtulmak, kifayetsizliğini kamufle etmek için CHP ve benim üzerimden depremi bize yıkmak istedi. 16 ilde olan bir deprem var. Bu 16 ilde olan depremin hepsini herhalde CHP ve Lütfü Savaş yapamaz. Depremde insanlar, basın medya bir suçlu arama derdine düştü. Bir de herkes haksız, hükümet haklı pozisyonuna gelmek istiyorlar. 205 bin bağımsız bölümü haksız yere affeden hükümetin bu gerçekleri görmeden sanki zeytinyağı gibi üste çıkması çabası var. Depremde bu 205 binin çok büyük bir kısmı yıkıldı çünkü ruhsatsız yapı, çoğunda proje yok. Proje olan da projeye uygun yapmamış.Üç katlı proje var beş kat yapmış.

“DEPREMDE 22 YILLIK HÜKÜMET SINIFTA KALDI, RANT VE SİYASİ KAZANIM İÇİN ÜSTÜME GELDİLER”

Beni yargılayın dedim ama hükümet de yargılansın, hepimiz yargılanalım. Ben topu topu 5 yıl belediye başkanlığı yaptım merkez ilçede. Benim verdiğim ruhsat o kadardı. 10 yıldır ben ruhsat vermiyorum. Yani işyerlerine ve evlere. Ama bütün ciroyu benim üzerimden yapmak istediler. İşin başka bir boyutu var, ben sokakta dolaşıyorum, anketler de iyi. Demek ki ben işimi güzel yapmışım, depremde de burada yeteri kadar çalışmışım. Ama hükümetin belediye başkanlarının birçoğu yoktu ilk on gün falan. AFAD da yoktu ortalıkta. Siz önce kendi işinizi yapacaksınız sonra komşuya soru sorma hakkınız olacak. 22 yıllık hükümet sınıfta kaldı. Rant ve siyasi kazanımları için benim üstüme geldiler. Mesele yok biz yine kazanacağız, Hatay kazanacak.

“YIKILMIŞ BİR ŞEHRİ BIRAKIP GİTMEK KANIMA DOKUNUR”

Buradaki mesele siyaseti çok sevmemiz, bu işi bir daha istememiz değil. Hatay gerçekten de sağlıklı zihinler, sağlıklı insanların elinde olsun. Hem ekonomik anlamda hem de pratik anlamda en cazip yer Hatay, enerjinin kavşak noktası. Bir de bu kadar yıkılmış bir şehri bırakıp gitmek de benim kanıma dokunur. Halk tercihini yapar. Başkası gelirse saygı duyarız ama benim bu kadar yıkılmış bir şehre bu kadar emeğim var.”

“SAMANDAĞ’DA BİR SIKINTIMIZ YOK”

Sokaktaki vatandaşın kendisine yaklaşımının nasıl olduğuyla ilgili de Savaş, Samandağ ziyaretinden bahsederek “Bizim Samandağ’da bir sıkıntımız yok. Bizim kimse ile bir sıkıntımız yok. Yarın seçim sonuçlarında bunu zaten herkes görecek; Samandağı’nın, Hassa’nın, Erzin’in nasıl olduğunu herkes görecek. Yani biz büyükşehir belediye başkanlığında bütün ilçelerimizden kendi partimizin aldığı oydan fazlasını alırız. Siz takip edin bunları” diye konuştu.

“ŞU AN SADECE KAZANMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”

Ayrıca Savaş, seçimden sonra partiden ayrılabileceği iddialarına ilişkin soruya “Şu anda sadece kazanayı düşünüyoruz” yanıtını verdi.

Adaylık sürecinin sorgulanmasının haksız bir süreç olduğunu çok üzüldüğünü ve kime yapılsa da üzüleceğini ifade eden Savaş, Özgür Özel’in “Hatay’ı AK Parti’ye vermektense Lütfü Savaş’a emanet etmeyi tercih ederim” açıklamasını da şöyle değerlendirdi:

“SAYGINLIĞIMA YAKIŞIR BİR HİTABETLE KARŞI KARŞIYA KALMAYI TERCİH EDERİM”

“Onlar geçmişte kaldı, bizim tek hedefimiz Hatay’ı almak. Ondan sonra Genel Başkanımızla Hatay’la ilgili oturup konuşuruz tabii ki. Ama tabii ki şu var, bir insan kolay yetişmiyor. Hem tıp alanında hem de siyasi alanda saygınlığım üst seviyede. O nedenle bu saygınlığa yakışır bir hitabetle karşı karşıya kalmayı tercih ederim. Birbirimizin eksikliğini görsek bile gecenin karanlığı gibi örtmek lazım, yeter ki vatana ihanet olmasın.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/lutfu-savas-depremde-22-yillik-hukumet-sinifta-kaldi-rant-ve-siyasi-kazanim-icin-ustume-geldiler/feed/ 0
TBMM Başkanı Kurtulmuş: “Ramazan’ın dünyadaki bütün masum milletlerin kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum” https://www.haber28.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-ramazanin-dunyadaki-butun-masum-milletlerin-kurtulusuna-vesile-olmasini-temenni-ediyorum/ https://www.haber28.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-ramazanin-dunyadaki-butun-masum-milletlerin-kurtulusuna-vesile-olmasini-temenni-ediyorum/#respond Sun, 21 Apr 2024 03:00:30 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=15112 TBMM Başkanı Kurtulmuş: “Ramazan’ın dünyadaki bütün masum milletlerin kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum”

“Gazze’deki soykırım boyutlarına çoktan varmış olan bu katliamın bir an evvel durdurulabilmesini ümit ediyorum”

ANKARA – TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Bu Ramazan’ın dünyadaki bütün masum milletlerin kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum. Gazze’deki soykırım boyutlarına çoktan varmış olan bu katliamın bir an evvel durdurulabilmesini ümit ediyorum” dedi.

Kurtulmuş, gazetecilerle Tören Salonu’nda iftar yemeğinde buluştu. Kurtulmuş yemekten sonra yaptığı konuşmada, üç konuya değindi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, İstiklal Marşı’nın TBMM’de kabul edildiğini hatırlatarak, “İnşallah İstiklal Marşı’nın vermiş olduğu milli hassasiyetlerimize sahip çıkma erdemine, her zaman sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz ve özellikle günümüzün türbülanslı bu uluslararası ilişkilerinin ortaya koyduğu özellikle bölgemizdeki sıkıntıların giderek yoğunlaştığı dönemde İstiklal Marşı’nın bize sağladığı bu ruh hali içerisinde dimdik ayakta duracağız. Ortak hedeflerimize doğru, Türkiye’yi cumhuriyetimizin ikinci asrında, Türkiye’nin yüzyılında hedefleriyle buluşturacak çalışmaları gerçekleştireceğiz. Onun için 103. yılında olduğumuz İstiklal Marşı’mızı her gün belki defalarca duyuyoruz, dinliyoruz ama her dinlediğimizde, bütün ruhumuzla hissederek ve oradaki ‘korkma’ diye başlayan, cesaret veren, ilham veren o cümleleri hayatımıza rehber etmek, herhalde bizim milli hassasiyetlerimizi çoğaltmak ve sürdürmek bakımından en önemli gücümüzdür. En kuvvetli milli ortak değerimizdir” ifadelerini kullandı.

12 Mart 1971 darbesine değinen Kurtulmuş, “12 Mart 1971 darbesinin gerçekten Türkiye’de milli iradeye ne kadar büyük bir darbe vurduğunu, o darbe ile adını belki muhtıraydı. Belki dönemin Genel Kurmay Başkanı, Memduh Tahmaç ve arkadaşlarının, dönemin Cumhurbaşkanına ’32. hükümet düşsün, istifa etsin’ talebini dile getirdiği bir muhtıraydı ama, maalesef Türkiye’nin siyaset yapısına yapmış olduğu o müdahaleyle, uzun yıllar boyunca Türkiye siyasetinin denkleminin yerli yerine oturmasını da engellemiş olan bir antidemokratik darbeydi. Bu özelliğiyle, 1971’in 12 Mart’ını da öncesi ve sonrasında ortaya koyduklarıyla, hiç unutmamamız gerektiğinin altını çizmek istedim. Nasıl İstiklal Marşı, bize özgürlüğümüzü, milli hassasiyetlerimizi, milli hasletlerimizi bir ve beraber olmamızı ifade eden manifesto maliyetinde bir bildiri ise, bu anlamda ortak milli hassasiyetlerimizi yansıtan bir milli deklarasyon ise, aynı şekilde 12 Mart’ta demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmamızı bize hatırlatan fevkalade değerli ortak bir uyarı mesajıdır” dedi.

Başta Gazze’de olmak üzere yine dünyanın birçok yerinde, bu iftar saatine yaklaşırken, Allah-u Ekber sesinin nidasını beklerken, sofrasına koyacak bir lokması olmadığı gibi, sofrasını emniyet içinde yemeğini tamamlayacak bir emniyetin de olmadığı nice Müslümanlar olduğunu belirten Kurtulmuş, “Burada biz konuşurken, biraz sonra haberlerde duyacağız. Maalesef, lokmalar ve sözler boğazımızda düğümleniyor. Belki bu akşam iftar saatinde yine onlarca Filistinli masum sivil, kadın, çocuk, bebek, İsrail’in uçakları, bombalarıyla hayattan koparmış olacaklar. İsrail’in saldırgan hükümetine karşı dünya hiçbir şey yapamıyor. Zaten çoktan 35.000’i aşmış olan Filistinli masumların şehadeti dünyayı arşı alaya tutuyor. Bu çerçevede özellikle Güney Afrika’nın uluslararası adalet divanındaki davasıyla birlikte esasında Filistin davasında da yeni bir sürecin başladığını söylememiz gerekir. Ben bir kere daha buradan Ankara’da Türkiye’mizin başkentinden birinci apartheid rejimini yıkan Güney Afrika halkına ve Güney Afrika’nın hükümetine, ikinci apartheid rejimini yıkmak üzere başlattıkları, uluslararası adalet divanındaki bu başlangıç, bu mahkeme için şükranlarımızı ifade ediyorum. Bu süreç içerisinde ilk günden bugüne kadar ve bundan sonra belki 10 yıllar boyunca sürecek Filistin davası içerisinde sadece Netenyahu ve hükümeti değil aynı zamanda bir hesaba çekilmektedir. Başından itibaren İsrail’in saldırganlığına kayıtsız, şartsız destek verenler. Hiç şüphesiz İsrail hükümetinin birebir ortağı, birebir bu katliamın paydaşlarıdır” diye konuştu.

Kurtulmuş şöyle konuştu:

“Biz Gazze’yle meşgul olurken şu anda Filistin topraklarının tamamında Filistin halkına karşı büyük bir zulüm işlenmeye devam ediyor. İslam’ın üç büyük kutsal mekanından birisi olan Mescid-i Aksa’nın bu Ramazan ayında da oraya girişler, insanlar tarafından rahatça, serbestçe girilmesi engelleniyor. Bütün bunların ortadan kaldırılabilmesi için kararlı ve şuurlu bir şekilde hareket etmemiz lazım. Bundan sonra yeni bir dönem başlamıştır. İsrail ve Netanyahu hükümeti giderek uluslararası alanda daha yalnız hale gelecektir. Buna karşı az evvel de ifade edildiği gibi başta İslam ülkeleri olmak üzere bölge ülkeleri şuurlu bir şekilde bunu önleyecek adımları atmak mecburiyetindedir. Artık dünyanın hiçbir yerinde, bütün dünyanın Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir tarafında insanlar da bu zulmün durdurulması için sesleri daha fazla çıkaracaklardır. Bu Ramazan’ın dünyadaki bütün masum milletlerin kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum. Gazze’deki soykırım boyutlarına çoktan varmış olan bu katliamın bir an evvel durdurulabilmesini ümit ediyorum.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-ramazanin-dunyadaki-butun-masum-milletlerin-kurtulusuna-vesile-olmasini-temenni-ediyorum/feed/ 0
Türk demokrasisine ikinci darbe: 12 Mart 1971 Muhtırası https://www.haber28.com.tr/turk-demokrasisine-ikinci-darbe-12-mart-1971-muhtirasi/ https://www.haber28.com.tr/turk-demokrasisine-ikinci-darbe-12-mart-1971-muhtirasi/#respond Sat, 20 Apr 2024 02:36:35 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=14974 Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç ve kuvvet komutanlarının imzasını taşıyan ve Türk demokrasisine ikinci darbenin yapıldığı 12 Mart 1971 Muhtırası’nın üzerinden 53 yıl geçti.

Türk demokrasisi, 27 Mayıs 1960 darbesinden 11 yıl sonra sivil siyasete yeniden müdahale edilen 12 Mart 1971 Muhtırası ile karşılaştı.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye’de ilk darbe, 1960’ta, bir grup subayın, iktidar partisi Demokrat Partinin (DP) “Türkiye’yi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü” iddiasıyla yönetime el koymasıyla yaşandı.

Eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamıyla sonuçlanan darbe, ülkede çalkantılı bir sürecin önünü açtı.

Toplumsal olayların arttığı, karşıt görüşlü gruplar arasında çatışmaların yaşandığı bu süreçte, 16 Şubat 1969’da Türkiye siyasi tarihine “kanlı pazar” olarak geçen olay yaşandı. İstanbul’a demirleyen Amerikan 6. Filosu’nu protesto sırasında 2 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Anayasa değişikliğiyle “DP’lilerin siyasi haklarının iade edilmesi”ne yönelik Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) verilen teklif, dönemin siyasi tartışmalarını daha da alevlendirdi.

Genel Başkanlığını İsmet İnönü’nün yaptığı CHP’nin de olumlu baktığı bu teklife, silahlı kuvvetler karşı çıktı. Büyük tartışmaların yaşandığı bu süreçte, anayasa değişikliği teklifi, komisyonda geri çekilmek zorunda kaldı.

Siyasi gerginlik devam ederken 1969 genel seçimine gidildi.

Süleyman Demirel’in liderliğindeki Adalet Partisi, seçimlerde büyük başarı kazanarak tek başına iktidar oldu. Demirel’in başbakan olduğu bu seçimde, 143 milletvekili çıkaran CHP, ana muhalefette kalmaya devam etti.

Sokak olayları arttı

Görevi devraldıktan sonra içeride ve dışarıda pek çok sorunla karşılaşan Demirel Hükümeti, haşhaş ekimi nedeniyle ABD’nin büyük baskısına maruz kaldı.

Hükümetin, yasa dışı örgüt eylemleri, sokak ve üniversite olaylarıyla karşı karşıya kaldığı bu süreçte, siyasi ve ekonomik sorunlar da derinleşti.

Türkiye’de 10 binlerce işçi, “Sendikal örgütlenme ve grev hakkının kısıtlanacağı” gerekçesiyle başta İstanbul olmak üzere Türkiye genelinde eylem ve yürüyüşlere başladı.

Polisin müdahale ettiği eylemlerin büyümesi üzerine, Bakanlar Kurulunca İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edildi. Bu süreçte, bazı sanayi bölgelerinde polisin yanı sıra askeri birlikler de görev aldı.

Ayrıca, üniversitelerde karşıt görüşlü gruplar arasında çıkan ve emniyet güçlerince güçlükle bastırılan olaylarda, çok sayıda öğrenci yaralandı.

Eski ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Komer’in otomobilinin ODTÜ’yü ziyareti sırasında yakılması, Ankara’da, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarınca 4 ABD askerinin kaçırılıp sonrasında serbest bırakılması da dönemin öne çıkan olayları arasında yer aldı.

11 yıl sonra gelen yeni müdahale

1971’e gelindiğinde darbenin ayak sesleri duyulmaya başlandı. Ordunun komuta kademesinde müdahale fikrinin ağırlık kazandığı bu süreçte, Başbakan Demirel’in “Türk Silahlı Kuvvetlerinin Cumhuriyet’in ve rejimin bekçiliği, yurdun iç ve dış tehlikelere karşı savunulması görevlerini bırakıp memleket idaresini ele alması halinde, bizatihi korumakla mükellef oldukları rejim, Cumhuriyet ne hale gelir?” sözleri dikkati çekti.

Sonunda ordu, 27 Mayıs 1960’dan yaklaşık 11 yıl sonra sivil siyasete yeniden müdahale etti.

12 Mart 1971’de saat 13.00’te, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un imzasını taşıyan muhtıra, TRT radyolarından okundu.

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a, Başbakan Demirel’e, TBMM’ye ve Cumhuriyet Senatosu’na yazılı gönderilen 3 maddeli muhtırada, Demirel istifa etmez ve yerine askerlerin onaylayacağı bir hükümet kurulmazsa, ordunun idareyi doğrudan üzerine alacağı bildirildi.

3 maddelik muhtırada ne denildi?

“Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.” görüşünün savunulduğu muhtırada, şu ifadelere yer verildi:

“Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir. Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri, kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.”

Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildi

Başbakan Süleyman Demirel’in istifa etmek zorunda kaldığı bu süreçte Türkiye, “ara rejim” dönemine girdi.

Çok sayıda işkence ve kötü muamele iddiasının ortaya atıldığı, demokrasinin kaybedildiği bu dönemde, temel hak ve özgürlükler de ağır yara aldı.

Muhtıra sonrasında başlayan operasyonlarda, birçok kişi gözaltına alınıp hapse atıldı. Bu süreçte, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

Dönemin CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim, partisinden istifa ederek 26 Mart 1971’de başbakan oldu ve yeni hükümeti kurdu. Çok uzun ömürlü olmayan yeni kabine, yerini 22 Mayıs 1972’de Ferit Melen hükümetine bıraktı.

Melen hükümeti de bir süre sonra görevi bırakınca 15 Nisan 1973-26 Ocak 1974 tarihlerinde görev yapan Mehmet Naim Talu Hükümeti ülkeyi seçime götürdü. Talu’dan sonra Başbakanlık koltuğuna 37. Hükümet’i kuran Bülent Ecevit oturdu.

12 Mart 1971 Muhtırası’nın ardından 12 Eylül 1980’e kadar geçen 9 yılda, 11 hükümet değişikliği yaşandı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/turk-demokrasisine-ikinci-darbe-12-mart-1971-muhtirasi/feed/ 0
28 Şubat “postmodern darbe”nin üzerinden 27 yıl geçti https://www.haber28.com.tr/28-subat-postmodern-darbenin-uzerinden-27-yil-gecti/ https://www.haber28.com.tr/28-subat-postmodern-darbenin-uzerinden-27-yil-gecti/#respond Fri, 15 Mar 2024 05:00:33 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=9930 Türkiye tarihine “postmodern darbe” olarak geçen ve sonuçları uzun yıllar tartışılan 28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının üzerinden 27 yıl geçti.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Refah Partisi (RP) ve Doğru Yol Partisi’nce (DYP) kurulan 54. Hükümet, 28 Haziran 1996’da ülke yönetimine geçti.

Merhum Necmettin Erbakan’ın Başbakan, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in ise Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldığı hükümet, “rejimi tehdit ettiği” iddiasıyla tartışmaların odağı oldu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Erbakan’ın, 24 Ocak 1997’de Kayseri’ye yaptığı gezi sırasında, tek tip elbise giyip bere takan il örgütü görevlileriyle ilgili partiye uyarıda bulundu. Söz konusu durumun “Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğunu” belirten başsavcılık, RP Kayseri İl Yönetim Kurulunun 30 gün içinde görevden el çektirilmesini istedi.

Başsavcılık, “fesih işleminin yapılmaması halinde, RP hakkında kapatma istemiyle dava açılacağını” da partiye bildirdi.

RP’li Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın 31 Ocak 1997’de düzenlediği “Kudüs Gecesi”nde İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri’nin de katılarak bir konuşma yapması ve sergilenen gösteriler, “rejim tartışmalarının” daha da alevlenmesine neden oldu.

Başbakan Erbakan, 1 Şubat 1997’de itirazlara ve DYP’li bazı bakanların “imza atmayız” tepkisine rağmen “üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan” kararnameyi, Bakanlar Kurulunda imzaya açtı.

“Kudüs Gecesi”ne soruşturma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı, tepkilere yol açan “Kudüs Gecesi”ni düzenleyen RP’li Belediye Başkanı Yıldız hakkında 2 Şubat 1997’de ayrı ayrı soruşturma başlattı.

Bu gecede konuşan İran’ın Ankara Büyükelçisi Bagheri, 3 Şubat 1997’de Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto edildi.

Bu arada, 28 Şubat sürecinde hafızalara kazanan “Sincan’dan tankların geçmesi” olayı yaşandı.

Sincan’da 4 Şubat 1997’de 15 tank ve 20 kariyer, ilçeden geçerek Yenikent’teki tatbikat alanına gitti.

“Askerin uyarısı” olarak değerlendirilen bu gelişme, Sincanlılar tarafından “darbe oluyor” şeklinde algılanarak, şaşkınlığa yol açtı.

“Koalisyon ortakları arasında sorun”

Yaşanan gelişmeler üzerine harekete geçen dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Sincan’dan tankların geçtiği gün Belediye Başkanı Yıldız’ı görevden uzaklaştırdı.

Ankara DGM’deki sorgusunun ardından Terörle Mücadele Şubesince gözaltına alınan Yıldız, beraberindeki 9 kişiyle “yasa dışı silahlı çeteye yardım, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla tutuklandı.

Yaşananlar, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de dahil olduğu ciddi siyasi tartışmalara neden oldu.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’in yaşanan süreçten duyduğu rahatsızlığı Başbakan Erbakan’a iletmesi ve sonrasındaki gelişmeler, koalisyon ortakları arasında sorunlara yol açtı.

“Demokrasiye balans ayarı…”

Siyasiler arasında yaşanan gerginlik, kamuoyuna da yansıdı. Bu kapsamda, sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileri tarafından Ankara’da geniş katılımlı bir miting düzenlendi.

İran Büyükelçisi Bagheri ise Kudüs Gecesi’ndeki konuşmalarının ardından artan tepkiler üzerine ülkesine gitmek zorunda kaldı.

Kudüs Gecesi’nden 4 gün sonra İçişleri Bakanlığına bir yazı gönderen dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, “belediyelerdeki köktendinci kadrolaşmanın derhal incelenmesini” istedi. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Meral Akşener, valiliklere gönderdiği yazıda “Cumhurbaşkanı’na bilgi verilmek üzere” konunun araştırılması talimatını verdi.

Başbakan Erbakan, 21 Şubat 1997’de, Cumhurbaşkanı Demirel ile yaptığı görüşme sonrasında “Türkiye’nin rejim meselesi yok.” açıklaması yaptı.

Aynı gün, Washington’da Türk-ABD Konseyi kapanış balosunda konuşan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, yıllarca zihinlerden silinmeyecek “Sincan’da demokrasiye balans ayarı yaptık.” ifadesini kullandı.

“MGK toplantısı 8 saat 45 dakika sürdü”

Tartışmaların en yoğun döneminde, Cumhurbaşkanı Demirel’in, 26 Şubat’ta Başbakan Erbakan’a “rejim konusunda endişelerini dile getiren bir mektup gönderdiği” ortaya çıktı.

Yaşanan tüm bu gelişmelerin ışığında, 28 Şubat 1997’de MGK, Cumhurbaşkanı Demirel’in başkanlığında toplandı.

MGK tarihinin en uzun toplantılarından biri olan, Türkiye’ye siyasal ve sosyal anlamda yeni bir istikamet çizen bu toplantı, 8 saat 45 dakika sürdü. Çankaya Köşkü’nde saat 15.10’da başlayan toplantı, saat 23.55’te sona erdi.

MGK toplantısına Başbakan Necmettin Erbakan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan, İçişleri Bakanı Meral Akşener, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman ve MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç da katıldı.

Toplantıda, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen, Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Taner ile MGK Genel Sekreter Başyardımcısı Korgeneral Necdet Timur da hazır bulundu.

Bildiride “taviz verilemez” vurgusu

Toplantı sonrasında yayımlanan 4 maddelik MGK bildirisinde özetle “Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların, laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendiklerinin müşahede edildiği” belirtilerek, “Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmeyeceği” vurgulandı.

Bildirinin en dikkati çeken ifadeleri ise şunlar oldu:

“Toplantıda bilhassa Anayasa ile Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak belirlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı çağ dışı bir kisve altında zemin oluşturmaya yönelik rejim aleyhtarı faaliyetler de gözden geçirilmiş; Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş medeniyet yolunda, demokratik sistem içerisinde ilerlemesini teminat altına alan Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmemesi gerektiği; Anayasa’nın tanımladığı Cumhuriyet’in demokratik, laik ve sosyal hukuk devlet ilkelerinin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesine imkan sağlayacak güvenlik, huzur ve toplumsal barışın önem ve öncelik taşıdığı; Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendikleri; Türkiye’de laikliğin sadece rejimin değil, aynı zamanda demokrasinin ve toplumun huzurunun da teminatı ve bir yaşam tarzı olduğu; devletin yapısal özünü oluşturan sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri anlayışından vazgeçilemeyeceği, yasalarla belirlenmiş kuralların göz ardı edilerek yapılan çağ dışı uygulamaların da hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayacağı; Türkiye’nin 1997 yılı içinde AB’ye tam üye olacak ülkeler listesine girmeyi öncelikli bir hedef alarak sürdürdüğü, böyle bir dönemde resmi ve sivil kurum ve kuruluşların bu sürece katkıda bulunmasının gerekli olduğu, bu sebeple, demokrasimiz hakkında kuşkulara yol açacak, Türkiye’nin yurt dışındaki imajını ve itibarını zedeleyecek her türlü spekülasyona son vermek gerektiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik insan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devleti olduğu yolundaki temel ilkelerinin Anayasamızın ve devletimizin teminatı altında olduğu; rejimin, kendisine ve geleceğine yönelik tartışmaların, içinde bulunduğumuz ortamda Türkiye’ye yarardan çok zarar verdiği; açıklanan bu esaslar aksine davranışların, toplumumuzda huzur ve güveni bozarak yeni gerginliklere ve yaptırımlara neden olacağı değerlendirilmiş, bu konularda alınacak ve alınması gereken tedbirlerin Bakanlar Kuruluna bildirilmesine karar verilmiştir.”

“Çiller, Erbakan’ı iknaya çalıştı”

MGK bildirisinin yayımlanmasının ardından, 1 Mart 1997’de askerlerin MGK toplantısına getirerek, hükümetten yapılmasını istediği 20 madde ortaya çıktı. Bu taleplerin arasında, “Temel eğitimin 8 yıla çıkması, imam hatip okullarının meslek okullarına dönüştürülmesi, irticai faaliyetlere karıştıkları için TSK’daki görevlerine son verilen askerlerin belediyelerde istihdam edilmesinin önüne geçilmesi” de vardı.

Erbakan, bu 20 maddedeki bazı ifadeleri kabul etmeyerek, kararları imzalamadı. 3 Mart’ta DYP’nin bazı önde gelen isimleri, hükümetten çekilme çağrısında bulundu.

Çiller, Başbakanlık’ta bir araya geldiği Erbakan’ı “MGK kararlarını imzalaması” konusunda iknaya çalıştı.

Bu süreçte bir basın toplantısı düzenleyen Erbakan, yeni hükümet arayışlarına tepki göstererek, “Hükümet TBMM’de kurulur, MGK’da kurulmaz” dedi.

Bazı sivil toplum kuruluşları da açıklamalar yaparak, MGK kararlarına tam destek verdiklerini ifade etti.

“Tartışmalar yol ayrımını hızlandırdı”

Çiller, Erbakan’dan Temmuz 1997’de Başbakanlık görevini kendisine devretmesini istedi. Bu isteği reddeden Erbakan, 5 Mart 1997’de MGK kararlarını imzaladı. Çiller, Başkanlık Divanı toplantısında MGK kararları ve uygulanması konusunda TBMM’de genel görüşme açılması için Erbakan ile anlaştıklarını, genel görüşme önergesini hafta başında Meclise sunacaklarını açıkladı. Ancak diğer partilerin sert tepki göstermesi üzerine, bu plan uygulanamadı.

Cumhurbaşkanı Demirel, MGK’nın anayasal ve kendine özgü bir kuruluş olduğunu vurgulayarak, “MGK kararlarının uygulanmaması halinde devletin yürümeyeceğini, uygulamayanların sorumlu olacağını” kaydetti.

Bunun üzerine Erbakan, MGK kararları için RP’li bakanlar Fehim Adak ve Şevket Kazan ile DYP’li Nevzat Ercan’dan oluşan bir “uygulama komitesi” kurdu.

Bundan sonraki süreçte, başta 8 yıllık kesintisiz eğitim olmak üzere MGK kararlarının uygulanmasında ortaya çıkan tartışmalar, DYP ve RP arasındaki yol ayrımını hızlandırdı.

RP’ye kapatma istemiyle dava

Başbakan Yardımcısı Çiller, DYP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, MGK kararlarına direnilmemesini istedi. Bundan sonra DYP’de “hükümetten çekilelim” sesleri yükselmeye başladı.

Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıl dönümünde konuşan Cumhurbaşkanı Demirel, “Kimse laik Cumhuriyet’e alternatif aramaya kalkışmasın” sözlerini sarf etti. Demirel, 22 Nisan’daki bir başka konuşmasında ise Türkiye’nin içinde bulunduğu krizden çıkış yolunu “seçim” olarak gösterdi.

MGK, 26 Nisan’da toplandı ve 28 Şubat’ta alınan kararların ne kadar uygulandığını belirleyebilmek için “İzleme Komitesi” kurulmasını kararlaştırdı. Bu komite, her ay MGK’ya bir de rapor sunacaktı.

Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, 21 Mayıs 1997’de, “Anayasa’nın laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği açıklıkla anlaşıldığı” gerekçesiyle, RP’nin sürekli kapatılması istemiyle dava açtı.

“Batı Çalışma Grubu” oluşturuldu

Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde 11 Haziran’da irticaya karşı “Batı Çalışma Grubu” oluşturuldu.

Haziranın 18’inde Başbakan Necmettin Erbakan ile yardımcısı Tansu Çiller, “giderek artan toplumsal gerginlik nedeniyle hükümetin nasıl devam edeceği” konusundaki görüşmelerinde uzlaştılar. Başbakanlığı Çiller devralacak, BBP hükümete girecek ve erken seçim yapılacaktı. Bu anlaşmadan sonra Erbakan aynı gün hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Demirel’e sundu.

Erbakan, Demirel ile görüşmesinde RP, DYP ve BBP’nin anlaştığını, Bakanlar Kurulu ve hükümet programının hazır olduğunu bildirdi ve hükümeti kurma görevinin Çiller’e verilmesini istedi.

Cumhurbaşkanı Demirel ertesi gün muhalefet lideri Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Deniz Baykal ve Hüsamettin Cindoruk ile görüştü, ardından da hükümeti kurma görevini ANAP Genel Başkanı Yılmaz’a verdi. Yılmaz’ın görevlendirilmesine RP, DYP ve BBP liderleri tepki göstererek, Demirel’i eleştirdi.

“RP’nin 14 yıl süren siyasi yaşamı sona erdi”

Demirel başkanlığında 25 Haziran’da gerçekleşen MGK toplantısı, Erbakan’ın katıldığı son MGK toplantısı oldu. 30 Haziran’da 55. Cumhuriyet Hükümeti, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında kuruldu.

ANAP-DSP ve DTP ortaklığıyla kurulan hükümette DSP lideri Bülent Ecevit Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.

MGK kararlarından en çok tartışılan 8 yıllık kesintisiz eğitim ile ilgili yasa tasarısı, 16 Ağustos 1997’de, TBMM’de 242’ye karşı 277 oyla kabul edildi. 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulaması, 1997-1998 eğitim-öğretim yılının açıldığı 15 Eylül’den itibaren uygulanmaya başlandı.

Bu arada, Anayasa Mahkemesi, RP’yi, 16 Ocak 1998’de “demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranarak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve millet egemenliği ilkelerini çiğnediği ve irticai faaliyetlerin odağı olduğu” gerekçesiyle kapattı. Genel Başkan Necmettin Erbakan ile Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, İbrahim Halil Çelik’in milletvekillikleri düşürüldü ve 5 yıl siyaset yasağı konuldu.

Kararın, 22 Şubat 1998’de, Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla RP’nin 14 yıl süren siyasi yaşamı sona erdi.

]]>
https://www.haber28.com.tr/28-subat-postmodern-darbenin-uzerinden-27-yil-gecti/feed/ 0
İsrail’de Haredi Yahudilerin askerlikten muaf tutulması tartışılıyor https://www.haber28.com.tr/israilde-haredi-yahudilerin-askerlikten-muaf-tutulmasi-tartisiliyor/ https://www.haber28.com.tr/israilde-haredi-yahudilerin-askerlikten-muaf-tutulmasi-tartisiliyor/#respond Thu, 14 Mar 2024 06:00:04 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=9797 İsrail Yüksek Mahkemesi, erkekler ve kadınlar için askerliğin zorunlu olduğu ülkede, Ultra Ortodoks (Haredi) Yahudilerin askerlikten muaf tutulmasına ilişkin hükümet kararının uzatılmasını görüşüyor.

İsrail ordusunun abluka altındaki Gazze Şeridi’ne saldırıları 4 aydır devam ederken Haredi nüfusun zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulması tartışılmaya devam ediyor.

Haredi nüfusun da askere alınmasını isteyen yaklaşık 1000 kişilik grup, Batı Kudüs’teki Yüksek Mahkeme önünde toplandı.

İsrail bayrakları taşıyan göstericiler, yaralı İsrail askerlerini temsil eden sedyeleri alana getirdi. Göstericiler, “Herkes için eşit görev” ve “Savunma=Eşit askerlik hizmeti” yazılı dövizler taşıdı, müzik aletleriyle ritim tuttu.

Onlarca kişilik Haredi bir grup ise “İsrail halkı Tevrat olmadan var olamaz”, “Yeşivaların (Tevrat okulları) kapatılması halkın organlarının sökülmesi” yazılı pankartlar taşıdı.

İsrail polisi çevrede geniş güvenlik önlemi aldı, karşıt görüşlü gruplar arasında bariyer kurdu.

Yüksek Mahkeme hükümetin kararını görüşüyor

Yüksek Mahkeme, İsrail’de Haredi nüfusun askerlikten muaf tutulmasına ilişkin martta sona erecek hükümet kararının hazirana kadar uzatılması talebini görüşmeye başladı.

İsrail’de hükümet Yüksek Mahkemeye sunduğu savunmada, 7 Ekim’de Gazze’ye yönelik saldırıların başlamasıyla zorunlu askerliğe ilişkin bir yasa teklifi hazırlayamadığını belirterek, hazirana kadar yasa teklifi hazırlamak için süre talep etti.

Haredilerin zorunlu askerlik hizmetine katılmasını talep eden liberal sivil toplum örgütü İyi Yönetim Hareketi, mahkemeye yaptığı sunumda, “devletin vatandaşlarının kanı hakkında ayrım yapamayacağını” ifade etti.

İsrail’de bazı ailelerin savaşta çocuklarını kaybettiği, yaralananların olduğunu aktaran İyi Yönetim Hareketi avukatlarından Eliad Shraga, İsrail ordusunun Gazze’ye saldırısında insan gücüne ihtiyaç duyduğu dönemde bu “ayrımcılığın göz ardı edilemeyeceğini” söyledi.

Mahkemede hükümeti temsil eden avukat Avi Milikovsky ise yaptığı savunmada hükümetin kararının Haredi nüfusu askerlikten muaf tutmadığını, Savunma Bakanlığının ordudan “Haredileri zorla silah altına almamasını talep ettiğini” kaydetti.

Milikovsky, İsrail ordusunun askere alımları yıl boyunca sürdürdüğünü, Yeşivalarda eğitim gören 60 bin Haredi’nin askere alımının yeni yasa hazırlanana kadar bekleyebileceğini dile getirdi.

Yüksek Mahkeme Haredileri askerlikten muaf tutan yasayı iptal etmişti

İsrail’de Yüksek Mahkeme, Haredi nüfusun tamamının zorunlu askerlikten muaf tutulmasını öngören farklı yasaları geçmişte “ayrımcı” ve “hukuka aykırı” olduğu gerekçesiyle iptal etmişti.

Ülkede hükümetler, Savunma Bakanlığı aracılığıyla orduya Tevrat okullarında dini eğitim gören erkeklerin zorla silah altına alınmaması yönünde talimat gönderiyor.

Hükümet Haziran 2023’te söz konusu kararın Mart 2024’e kadar uzatılması yönünde karar almıştı. Haredilerin de askere alınması gerektiğini savunan liberal sivil toplum örgütü İyi Yönetim Hareketi, Yüksek Mahkemeye hükümetin bu kararına itiraz eden dilekçe sunmuştu.

Harediler İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor

İsrail’de büyük çoğunluğu dini gerekçelerle askere gitmeyi reddeden Harediler, 9 milyonluk ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor.

Ülkedeki Haredi Yahudilerinin büyük çoğunluğu Batı Kudüs’teki Meaşerim Mahallesi’nde ve başkent Tel Aviv yakınlarındaki Bney Brak kentinde yaşıyor.

İsrail’de 1 Kasım’daki seçimlerden zaferle ayrılan Likud lideri Binyamin Netanyahu’nun koalisyon ittifakında aşırı sağcı partilerin yanı sıra Ultra Ortodoks Şas ve Birleşik Tevrat Yahudilik partileri yer alıyor.

Laik Yahudilerle aralarında birçok konuda görüş ayrılığı olan ve toplumun geri kalanına entegre olmayı reddeden Haredi Yahudilerin çoğu, orduda dinlerinin gerektirdiği şekilde yaşayamayacakları gibi gerekçelerle askerlik yapmayı reddediyor.

Kadın ve erkekler için İsrail’de 3 yıl zorunlu askerlik hizmeti bulunuyor. Ultra Ortodoks Yahudilik inanca sahip Harediler ise 26 yaşına kadar Tevrat Kursları’nda (Yeşiva) eğitim almaları halinde askerlikten muaf tutuluyor.

İsrail’de koalisyonu ortağı Haredi partiler, “Tevrat eğitiminin temel hak olduğu” yönünde bir kanun geçirerek temsil ettikleri Ultra Ortodoks kesimin askerlikten muaf tutulmasını yasal güvence altına almak istiyor.

]]>
https://www.haber28.com.tr/israilde-haredi-yahudilerin-askerlikten-muaf-tutulmasi-tartisiliyor/feed/ 0
Aysu Bankoğlu: “Erdoğan, 10 Bin TL Maaş ve 3 Bin TL İkramiye Alan Emekliye ‘Ramazan’da İftar, Sahur Yapma’ Demiştir” https://www.haber28.com.tr/aysu-bankoglu-erdogan-10-bin-tl-maas-ve-3-bin-tl-ikramiye-alan-emekliye-ramazanda-iftar-sahur-yapma-demistir/ https://www.haber28.com.tr/aysu-bankoglu-erdogan-10-bin-tl-maas-ve-3-bin-tl-ikramiye-alan-emekliye-ramazanda-iftar-sahur-yapma-demistir/#respond Tue, 12 Mar 2024 00:00:35 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=9445

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, “2018’de 1000 lira olarak verilmeye başlanan ve o günün kuruyla 212 dolar karşılığındaki bayram ikramiyesi son artışla ancak 96 dolar ediyor. Bayram öncesi belki 90 dolara kadar düşecek. Yine ilk çıktığında 232 dolar eden ikramiye bugün 100 dolar dahi etmiyor. İsraf hükümeti, ‘Emeklilere artış verdik mi, verdik’ diyor. Yazıklar olsun. 2020 yılında 1000 TL’lik emekli ikramiyesinin asgari ücrete oranı yüzde 42 iken bugün yüzde 17’si durumunda. Bugün asgari ücrete oranla bir zam verilecek olsaydı en az 7 bin 140 TL ikramiye verilmesi gerekiyordu. Emeklinin en az 4 bin 140 TL’si kayıp durumda. Erdoğan’ın açıklaması bu yönüyle müjde değil, yoksulluğun ve adaletsizliğin tescilidir. Erdoğan 10 bin TL maaş ve 3 bin TL ikramiye alan emekliye ‘Ramazan’da iftar, sahur yapma’ demiştir” dedi.

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, yaptığı açıklamada, emekli ikramiyelerinin iktidar tarafından 2 bin liradan 3 bin liraya çıkarılmasını eleştirdi. Bankoğlu’nun açıklaması şöyle:

“AKP’NİN ‘UZAYA GİDİYORUZ’ PROPAGANDASI YAPTIĞI GÜNLERDE, EMEKLİ MARKETE DAHİ GİDEMİYOR”

“Türkiye’nin gerçek gündemi halkın geçim derdidir. Cumhuriyet tarihinin en ağır yoksulluğu yaşanıyor. Gelir adaletsizliği yüzünden bir mutlu azınlığı doyurmaya çalışıyoruz. Bu tablonun en büyük mağdurlarının başında emekliler geliyor. AKP’nin ‘uzaya gidiyoruz’ propagandası yaptığı günlerde, emekli markete dahi gidemiyor. Doktora gitse muayene ücreti, katkı payı, katılım payı, ilaç yüzdesi, reçete ücreti gibi adlarla 10 kalemden fazla ödeme yapıyor. Emekli evine bir şey satın alsa ÖTV, KDV, MTV, ÖTV’nin KDV’si, tescil, harç, TRT payı ödüyor. Ama seçim yaklaşınca hükümet birden emekliyi hatırlıyor. Hükümetin maaşlara yaptığı göstermelik artışla emekliye neredeyse asgari ücretin yarısını reva görmüştür. TÜİK verilerine inansak dahi 2023’te yıllık yüzde 65 denilen ama gerçekte bunun en az iki katı olan bir enflasyon var. ‘En düşük emekli aylığı 10 bin lira oldu’ diye böbürlenen AKP hükümeti acaba et, süt, yumurta fiyatlarından, kiralardan, gaz ve elektrik tutarlarından, fahiş ilaç ve ulaşım giderlerinden haberdar mıdır? Elbette haberdar. Demek ki hükümet şunu diyor; ‘Emekli, dul ve yetimler çok da umurumuzda değil. Yüzde 49’luk artış ve 3 bin liralık emekli ikramiyesiyle ne yaparlarsa yapsınlar.’ AKP, Türkiye’yi içine düşürdüğü bu korkunç ekonomik yıkım içerisindeyken bile israftan bir adım geri durmuyor.

“İLK ÇIKTIĞINDA 232 DOLAR EDEN İKRAMİYE BUGÜN 100 DOLAR DAHİ ETMİYOR”

Halkımız çok iyi hatırlayacaktır ki; bayram ikramiyesi AKP hükümetinin aklında bile yokken 2015 yılında önceki Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği bir söz olarak ülkenin gündemine girmiştir. Partimizin bu sözünü AKP sanki kendi vaadiymiş gibi ancak Haziran 2018 seçimlerinden önce seçmenin gözünü boyamak için istemese de yapmak zorunda kalmıştır. Geçtiğimiz yıl 2023 Genel Seçimlerine kadar geçen beş sene boyunca tüm uyarı ve eleştirilerimize rağmen 1000 lira bayram ikramiyesi vermeye devam ettiler. 2018’de 1000 lira olarak verilmeye başlanan ve o günün kuruyla 212 dolar karşılığındaki bayram ikramiyesi son artışla ancak 96 dolar ediyor. Bayram öncesi belki 90 dolara kadar düşecek. Yine ilk çıktığında 232 dolar eden ikramiye bugün 100 dolar dahi etmiyor. İsraf hükümeti, ‘Emeklilere artış verdik mi, verdik’ diyor. Yazıklar olsun.

“ERDOĞAN 10 BİN TL MAAŞ VE 3 BİN TL İKRAMİYE ALAN EMEKLİYE ‘RAMAZAN’DA İFTAR, SAHUR YAPMA’ DEMİŞTİR”

2020 yılında 1000 TL’lik emekli ikramiyesinin asgari ücrete oranı yüzde 42 iken bugün yüzde 17’si durumunda. Bugün asgari ücrete oranla bir zam verilecek olsaydı en az 7 bin 140 TL ikramiye verilmesi gerekiyordu. Emeklinin en az 4 bin 140 TL’si kayıp durumda. Erdoğan’ın açıklaması bu yönüyle müjde değil, yoksulluğun ve adaletsizliğin tescilidir. Erdoğan 10 bin TL maaş ve 3 bin TL ikramiye alan emekliye ‘Ramazan’da iftar, sahur yapma’ demiştir.

“KÜRESEL EMEKLİLİK ENDEKSİNDE TÜRKİYE, 47 ÜLKE ARASINDA 44’ÜNCÜ SIRADA BULUNUYOR”

Diğer göstergelerde de tablo benzer. Avrupa Birliği (AB) İstatistik Birimi verilerine göre, Avrupa ülkeleri içinde emekliler arası gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkelerin başında Türkiye geliyor. Yine küresel emeklilik endeksinde Türkiye, 47 ülke arasında 44’üncü sırada bulunuyor. Emekli uzaya değil, markete gitmek istiyor. Gıda, barınma, sağlık, giyim gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak istiyor. Yoksa yurttaşının temel ihtiyaçlarına ulaşmasına engel olmuş evsiz, aşsız, ilaçsız bırakmış bir yönetimin nesine güvensin? Geçen aydan bu yana gıda fiyatları en az yüzde 9 arttı. İki sene önce bir adet kuru soğan 20 kuruş ederken bugün 1 buçuk lira olmuş. Bir bardak süt içmek 6 lira, bir kilo kuşbaşı 400 lira olmuş. Avrupa’daki emekliler ülkemizdeki otelleri ev gibi kullanırken bizim emeklilerimiz 3 bin lirayla otobüsle az ötedeki bir şehre gidip dönmenin hesabını yapıyor.

“3 BİN LİRALIK BAYRAM İKRAMİYESİ DE AYIPTIR, GÜNAHTIR, AKLIMIZLA DALGA GEÇMEKTİR”

Hem emeklilerin hem de çocukların çalışmak zorunda olduğu bir ülke haline geldik. AKP Türkiye’sinde emekliler ya ek işte çalışmak zorunda kalıyor ya da ek iş bulamadıysa yarı aç durumda yaşamlarını sürdürüyorlar. Vaatlerin emeklilere ekmek, öğrenciye çorba olduğu bir ülkede, banka promosyonlarının emekli maaşından fazla olduğu, 80 yaşında iki büklüm bin bir derdi olan insanların sabahın 5’inde yarım kilo ucuz et almak için bir karta adını yazıp, o soğukta yüzlerce metre kuyrukta saatlerce bekleyip üzerine eli boş eve dönmesine başarı diyorsak evet, AKP hükümeti gerçekten çok başarılı. Bu zulmü kimsenin aklından çıkarmaması lazım. Tekrar söyleyelim: AKP emekliye barınma, beslenme, sağlık, ulaşım, giyim ve insanca bir yaşam imkanı tanımayan, zalimliğini laf salatasıyla, çığırtkanlıkla bastırırken kendine çalışan bir israf hükümetidir. Tüm bunların sorumlusu, ‘Ekonominin patronu benim’ diyen Recep Tayyip Erdoğan hükümetidir. Bizim CHP olarak çözümlerimiz net: Emekli aylıkları en az asgari ücretle eşitlenmeli ve asgari ücretle uyumlu bir biçimde artış sağlanmalıdır. Emeklilere verilen ikramiye de asgari ücrete oranla artırılmalıdır. Buna ilişkin Kanun Teklifimizi de Meclis’e sunacağız. 3 bin liralık bayram ikramiyesi de ayıptır, günahtır, aklımızla dalga geçmektir.”

]]> https://www.haber28.com.tr/aysu-bankoglu-erdogan-10-bin-tl-maas-ve-3-bin-tl-ikramiye-alan-emekliye-ramazanda-iftar-sahur-yapma-demistir/feed/ 0 Polonya’ya Avrupa Birliği’nden 137 Milyar Euro Yardım https://www.haber28.com.tr/polonyaya-avrupa-birliginden-137-milyar-euro-yardim/ https://www.haber28.com.tr/polonyaya-avrupa-birliginden-137-milyar-euro-yardim/#respond Mon, 11 Mar 2024 00:00:18 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=9269 Geçtiğimiz Cuma günü Avrupa Birliği Dönem Başkanı Belçika Başbakanı Alexander De Croo, Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından gerçekleştirilen bir basın toplantısında dikkat çeken bir açıklama yapıldı.

Ursula von der Leyen tarafından yapılan açıklama, önümüzdeki hafta içinde resmileştirilecek bir kararla, Polonya için geçtiğimiz yıl durdurulan Avrupa Birliği karşılıksız yardım, kredi ve fon aktarımlarının yeniden başlayacağı yönündeydi.

Para musluklarının açılacağı haberi Polonya ve Doğu Avrupa basınında “Polonya’ya Euro yağmuru başlıyor” manşetleriyle yer aldı.

Gerçekten de haber basında büyütüldüğü kadar önemli: Çünkü Polonya, tarihinin en büyük fon aktarımına kavuşuyor. Bu açıklamaya göre, Polonya’ya 2027 yılına kadar toplam 137 Milyar euro girecek.

Bu miktarın 25,3 milyar eurosu karşılıksız, yani geri ödenmemek üzere yardım, 34,5 milyar euro çok elverişli koşullarda kredi ve 2027 yılına kadar ödenmesi gereken 76 milyar euro da kalkınma fonu desteği.

Böylece Polonya üç yıl içinde 137 milyar euro gibi dev ölçekli bir sermaye girişine kavuşacak.

Polonya bunun dışında Avrupa Birliği’nden hali hazırda 22 milyar euroluk tarım desteği de alıyor.

Brüksel Varşova’ya para musluklarını neden açtı?

Avrupa Birliği Polonya’ya yönelik tüm mali yardımları ve fon desteğini ülkede, 2023 yılındaki seçimlere kadar iktidarda olan muhafazakâr hükümetin “hukuk devletine ve temel haklara zarar veren uygulamalarını” gerekçe gösterip durdurmuştu.

Bu uygulamaların başında da mahkemeleri, hükümetin müdahalelerine açık hale getiren yargı reformu ve basının özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmakla eleştirilen hükümet politikası geliyordu.

Devlet televizyon ve radyoları hükümet çizgisinde yayın yapmaya başlamış, basın üzerinde de yaptırımlar gündeme gelmiş, Polonya ulusal basın sektörü baskı ve teşviklerle hükümet tarafından “yandaş basın” haline getirilmişti.

Avrupa Birliği bu gelişmeler üzerine Polonya’ya verilen AB yardım ve desteklerini tamamen kesmişti.

2023 yılının Ekim ayında yapılan ve rekor oy kullanma oranına ulaşılan seçimlerde ülkeyi sekiz yıldır yöneten Jaroslaw Kaczynski liderliğindeki muhafazakar PIS partisi her ne kadar en çok oy alan parti olma konumunu korumayı başarsa da, Polonya meclisinde çoğunluğu elde edemedi.

Bir zamanlar Avrupa Konseyi başkanlığı da yapan, ancak seçim öncesi Polonya siyasetine geri dönen Sosyal demokrat Donald Tusk’un liderliğinde bir araya gelen muhalefet ise mecliste çoğunluğu sağlayarak hükümeti kurdu.

Donald Tusk hükümeti ülkede bir önceki hükümetin verdiği “ağır zararları” ortadan kaldırmak için çok hızlı bir programla işe başlamıştı.

Bir gecede devlet televizyon ve medyasında ciddi değişiklikler yapılmış, devlet televizyon ve radyolarına “özgür haber yapma olanakları” yaratılmıştı.

Ardından yolsuzluklarla mücadele kapsamında, aralarında eski İçişleri Bakanı ve yardımcısının da bulunduğu bazı siyasetçiler yargı önüne getirilmiş ve tutuklanmışlardı.

Avrupa Birliği’nin Polonya’ya verdiği mali desteklere yeniden başlamasının gerisinde yatan nedenler, işte yeni Polonya hükümetinin attığı bu adımlar.

Ancak Polonya’da muhafazakâr çevreler Avrupa Birliği’nin yardımlara yeniden başlamasının gerisinde siyasi tercihlerin yattığını da öne sürüyorlar.

Eski PIS hükümeti Adalet Bakan yardımcısı Sebastian Kaleta Avrupa Birliği’nin Polonya’ya yardımları keserken gerekçe olarak öne sürdüğü yargı reformu hususunda yeni hükümetin henüz bir şey yapmamasına rağmen para musluklarının açılmış olmasına işaret ederek, Brüksel’in bu kararının siyasi olduğunu açıkça ortaya koyduğunu iddia ediyor.

AB’nin diğer ‘söz dinlemez üyesi’ Macaristan ne olacak?

Avrupa Birliği’nin yetkili organları geçtiğimiz yıllarda, ülkede hukuk devleti ihlalleri olduğu gerekçesiyle iki ülkeye karşı işlem başlatmış ve bu işlemlerin sonucunda da bu ülkelere yönelik yardımlara ihtiyati tedbirler konulmuştu.

Bu iki ülke, kendi aralarında da yüksek düzey işbirliği içinde bulunan Polonya ve Macaristan’dı.

Polonya lideri Jaroslaw Kaczynski ve Macaristan lideri Vikor Orban pek çok konuda benzer bir ideolojik temel üzerinde oluşturdukları hükümet programlarıyla her iki ülkede benzer adımlarla “otokratik” olmakla eleştirilen bir rejim inşa ediyorlardı.

Mali yardımların kesilmesi her iki ülkeyi de zor durumda bırakmıştı. Ancak Polonya ve Macaristan, Vişegrad Dörtlüleri adı verilen, Çekya ve Slovakya’nın da katılımıyla kurulan yerel işbirliği inisiyatifini de arkalarına alarak Brüksel’in uygulamalarına karşı seslerini yükseltebiliyorlardı.

Elbette Polonya ve Macaristan’ın çoğu kez Brüksel’e karşı etkili de olabilen bu ortak muhalefetinin önemli bir etkeni de ortak kararlara karşı gündeme getirilen veto silahıydı.

Ortak kararlar kâh Varşova ve kâh Budapeşte, tarafından veto ediliyor, Avrupa Birliği’nin faaliyetleri yavaşlatılıyor, hızlı karar alıp uygulama yeteneği budanıyor, Avrupa Birliği hantal bir yapıya dönüştürülüyordu.

41,5 milyon gibi büyük bir nüfusa sahip Polonya’da son seçimlerin ardından Avrupa Birliği yanlısı bir hükümet oluşması ve Polonya’ya para musluklarının açılması bölgedeki dengeleri tamamen değiştirdi.

Şimdi Macaristan Brüksel’e muhalefette tek başına kaldı. Her ne kadar son seçimlerde Slovakya’da Macar lider Orban’la benzer siyasi düşünceye sahip partiler iktidara gelmiş olsalar da, Slovakya 5 milyon nüfusuyla Avrupa’nın kaderini etkileyebilecek ağırlığa sahip bir ülke değil.

Macaristan bir buçuk yıl önce kesilen mali yardımların eksikliğini ağır bir şekilde hissediyor. Avrupa Birliği içinde enflasyonun en yüksek olduğu ülke geçen yıl Macaristan’dı. Sanayi üretimindeki düşüş de ekonomiyi kötü etkiliyor.

Bu koşullarda geçtiğimiz ay Avrupa Birliği’nin Macaristan’a Ukrayna’ya destek kararını veto etmediği için, daha önce tedbir konulan yardımlardan on milyar euroya yeşil ışık yakması bu nedenle de ülkede sevinçle karşılanmıştı.

Ufukta değişim görünüyor mu?

Budapeşte ve Brüksel arasında karşılıklı olarak inşa edilen mevzilerde bir değişim görünmüyor.

Avrupa Birliği yönetimi, AB kurumlarının aldığı kararlar doğrultusunda Macar hükümetinden hukuk devletinin yeniden inşası hususunda ciddi reformlar bekliyor.

Macar hükümeti ise Avrupa Birliği’nin şu an uyguladığı politikaya pek çok konuda karşı olduğunu, ulusal egemenliği korumak adına bu hususlardan taviz vermeyeceğini ilan ediyor.

Viktor Orban Brüksel karşıtlığını dev bilboardlarda devlet bütçesinden yapılan harcamalarla programlanan kampanyalar kapsamında dev afişlerle sürdürüyor. İç siyaseti bu ilke üzerine inşa ediyor.

Macaristan İsveç’in NATO üyeliği konusunda son imza atan ülke olarak ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrasında özenle öne çıkardığı “tarafsız” duruşuyla da doğu ve batı arasında orta yol izlemeye özen gösteriyor.

Uluslararası ilişkiler uzmanları bu noktada Brüksel ve Budapeşte arasında bir yumuşama gündeme gelmesi olasılığının bulunmadığını belirtiyor ve Macaristan’ın manevra imkânlarının daraldığının altını çiziyorlar.

Uzmanlara göre gelinen noktada Macar hükümeti açısından tek ümit önümüzdeki Haziran ayında gerçekleşecek olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde milliyetçi ve mülteci karşıtı olan ve ulusalcılığı en önemli ilke yapan aşırı sağ partilerinden seçilen parlamenterlerin Avrupa Parlamentosu’ndaki oranının artması ve Avrupa Birliği içindeki dengelerin değişmesi.

]]>
https://www.haber28.com.tr/polonyaya-avrupa-birliginden-137-milyar-euro-yardim/feed/ 0
Sinop’ta Emlakçılar, Artan Kiralar Nedeniyle Vatandaşların Zorlandığını İfade Etti https://www.haber28.com.tr/sinopta-emlakcilar-artan-kiralar-nedeniyle-vatandaslarin-zorlandigini-ifade-etti/ https://www.haber28.com.tr/sinopta-emlakcilar-artan-kiralar-nedeniyle-vatandaslarin-zorlandigini-ifade-etti/#respond Sun, 03 Mar 2024 02:12:33 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=7983

MUSTAFA USTA

Sinoplu emlakçı Ahmet Atalay, “Hükümetin denetleme mekanizmasını çalıştırması lazım. Hükümet bir liste çıkartmalı; 3+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 2+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 1+1 daireler şu metrekare şu kadar lira deyip kiraları belirlemesi lazım. Bunun yanında asgari ücretin 3’te 1’i fiyatı değerinde olması lazım kiraların. Bugün 17 bin lira alan bir vatandaşın verdiği kira 15 bin lira. Bu adam nasıl geçinecek” dedi.

Sinop’ta emlakçılar, artan fiyatlar nedeniyle vatandaşların kiralık ve satılık ev bulmakta zorlandığını ifade etti. Ahmet Atalay, şunları söyledi:

“HÜKÜMETİN YANLIŞ POLİTİKASINDAN KAYNAKLANAN BİR OLAY”

“Hükümetin kiralık ve satılık ev fiyatlarını denetlemesi lazım. Zaten bu kiraların yükselmesi de hükümetin yanlış politikasından kaynaklanan bir olay. Ev sahiplerinde de biraz fırsatçılık var. Hep yükseltelim diye düşünüyorlar. Burada hükümetin yapacağı tek şey var. Hükümetin denetleme mekanizmasını çalıştırması lazım. Ben yıllardır emlakçılık yapıyorum, akıl vermek gibi olmasın öyle olması gerektiğini düşündüğüm için söylüyorum. Mesela hükümet bir liste çıkartmalı; 3+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 2+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 1+1 daireler şu metrekare şu kadar lira deyip kiraları belirlemesi lazım. Bunun yanında asgari ücretin 3’te 1’i fiyatı değerinde olması lazım kiraların. Bugün 17 bin lira alan bir vatandaşın verdiği kira 15 bin lira. Bu adam nasıl geçinecek? Bu adam nasıl çoluk çocuğu okutacak? Bunları düşünmek lazım.

Bunu biraz düşünüyoruz da, hükümetimiz bunu düşünmüyor mu? Ben bunu çok merak ediyorum. Bir asgari ücret alan bir insan ailesine nasıl bakacak? Bu mekanizmayı kurmaları lazım. Ev kiraları en fazla 6-7 bin lira olması lazım. Bu düzen kurulursa, bu sistem getirilirse bu şekilde insanlar nefes alır. Örnek veriyorum ben 11 bin lira emekli maaşı alıyorum, benim kiram 10 bin lira. Ben nasıl geçineceğim? Buna artık hükümetin el atması lazım. İnsanlar patlama noktasında. Her şeyi bıraksınlar, bu olayla ilgilensinler artık. Piyasa çok felaket durumda. Öğrenciler kiraların yüksekliğinden okulu dondurup memleketine geri dönüyor. Yazık değil mi bu insanlara? Bu vatandaşları biraz düşünmeleri gerekiyor diye düşünüyorum. Bu kira fiyatları çok fahiş rakamlar. O yüzden bunun düzenlenmesi lazım. Hükümetin rakam belirlemesi lazım. Bu fiyatların üzerine çıkanlarda hukuken cezalandırılması lazım.”

“HÜKÜMET BU KONUDA BENCE YETERSİZ KALIYOR”

Doğukan Evrimer ise şöyle konuştu:

“Hükümetin bunun için önlemlerini alması lazım. Bunun sebebi zaten kendi yaşadığımız memlekette Sinop’ta fazla rast gelmiyoruz ama İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de bu tip büyük şehirlerde kiracıların ne kadar mağdur olduğunu, hatta ve hatta şiddet eylemine doğru gittiğini görebiliyoruz. Hükümetin kesinlikle ve kesinlikle bunun için yasa tasarısı yapması lazım. Bu sadece sözde kalması gerekmiyor çünkü biliyorsunuz, bizim vatandaşlarımız sözde hiçbir şeye inanmıyor, yasayı göstermeniz gerekiyor. Şu anda ev ve ev sahiplerinin denetlendiğini düşünmüyorum. Hükümet bu konuda bence yetersiz kalıyor. Bunun sebebi de kafalarına göre hükümetin bir politikası var. Dükkanlarda ya da evlerde kira artışları yüzde 25 ya da yüzde 50 olarak iş yeri ve konuta göre değiştirilmişti ama bunun kesinlikle ve kesinlikle uygulandığını düşünmüyorum. Bunun gerekli ölçülerde de tedbir alındığını da hiç inanmıyorum. İnandırıcı gelmiyor çünkü görünen köy kılavuz istemiyor. Bunun için hükümetin varını yoğunu ortaya koyması lazım ki halkımız mağduriyete uğramasın.”

]]> https://www.haber28.com.tr/sinopta-emlakcilar-artan-kiralar-nedeniyle-vatandaslarin-zorlandigini-ifade-etti/feed/ 0 İspanya’da binlerce kişi Filistin’e destek için gösteri yaptı https://www.haber28.com.tr/ispanyada-binlerce-kisi-filistine-destek-icin-gosteri-yapti/ https://www.haber28.com.tr/ispanyada-binlerce-kisi-filistine-destek-icin-gosteri-yapti/#respond Fri, 23 Feb 2024 02:24:11 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=6781 İspanya’da sol görüşlü partiler, sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin çağrısıyla, aralarında bakanların da olduğu binlerce kişi Filistin’e destek için gösteri yaptı.

“Filistin’e özgürlük. Cezasızlığa hayır. Katliama son verin” başlığıyla kent merkezinde organize edilen yürüyüşe katılan binlerce kişi, uluslararası topluma “Artık yeter. Sözü bırakın harekete geçin” çağrısı yaptı.

“Bu bir savaş değil soykırım”, “Filistin’e özgürlük”, “Hemen ateşkes” sloganları atan ve bu ifadelerin olduğu pankartlar taşıyan İspanyollar, İsrail’in Gazze’yi işgalinin ve bombalamasının, ayrıca Refah bölgesine saldırı planının durdurulmasını istedi.

Gösteriye, azınlık sol koalisyon hükümetinin küçük ortağı Sumar ittifakından 5, koalisyonunun büyük ortağı Sosyalist İşçi Partisi’nden (PSOE) 1 bakan ile hükümete dışarıdan destek veren ancak İsrail’e karşı gerekli yaptırımları uygulamadığı için eleştiren Podemos partisinin yöneticileri de katıldı.

İspanya hükümeti İsrail’e karşı politikasında vaat ve icraat konusunda ikilem yaşıyor

Filistin’e destek ve İsrail’e karşı baskı yapılması için bu zamana kadar birçok çağrı yapan İspanya’daki sol koalisyon hükümeti, her şeye rağmen bu politikasında vaat ve icraat konusunda tutarsızlığını sürdürdü.

İktidara gelirken “ilk icraatımız Filistin devletini tanımak olacak” diyen PSOE ve Sumar, geride kalan 3,5 ayda Filistin devletini tanıma hususunda somut bir adım atmazken, hükümet görevlileri bununla ilgili yöneltilen soruları cevapsız bırakmaya devam etti.

Gösteriye katılan Sumar lideri, Başbakan Yardımcısı ve Çalışma Bakanı Yolanda Diaz, Ukrayna’yı işgal eden Rusya örneğini vererek, İsrail’e de Filistin’de insan haklarını çiğnemesinden dolayı yaptırım uygulanmasını istedi.

“İnsan haklarında görecelik yoktur ve aynı standartlar aynı durumlarda geçerli olmalıdır.” diyen Diaz, kendileri iktidarda olmalarına rağmen İsrail’e karşı karar almakta zorlandıklarını gizlemedi. Diaz, “Uluslararası toplumun daha fazlasını yapmasını talep ediyoruz. Ayrıca İspanya hükümetinin de daha fazla taahhütte bulunmasını istiyoruz, çünkü bu barbarlığa artık son vermek çok önemli.” diye konuştu.

PSOE’den Ulaştırma Bakanı Oscar Puente ise Başbakan Pedro Sanchez’in “Filistin devletinin tanınması temelinde iki devletli çözüm ve uluslararası barış konferansı düzenlenmesi” sözlerini tekrarlayarak, “Gazze’de hemen ateşkes ilan edilmesi” çağrısında bulundu.

Puente, İspanya’nın İsrail’e silah sattığı iddialarını yalansa da hükümete dışarıdan destek veren Podemos partisi, PSOE’yi hedef alarak bu yöndeki eleştirilerini sürdürdü.

Hükümetin İsrail’e karşı politikasının “sadece makyaj operasyonu” olduğunu savunan Podemos partisi lideri Ione Belarra “Suç devleti İsrail’in yaptığı bir soykırımdır ve İspanyol hükümeti hemen silah alım satımını durdurmalıdır, bunu yapmadıkça bu soykırımın bir parçası olacaktır.” şeklinde konuştu.

Gösteriye katılan İspanyollar, Avrupalı hükümetlerden İsrail’e karşı boş sözler değil eylem bekliyor

Bu arada, gösteriye katılan İspanyollardan Paz Ruiz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Sadece İspanya değil tüm hükümetler, güç, para ve korkudan dolayı İsrail’e karşı seslerini çıkaramıyor. Hükümetler konuşmaya gelince çok şey söylüyorlar ama iş eyleme geçtiğinde verdikleri sözler uçup gidiyor. Biz artık boş sözler değil eylem bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Antonio Gonzalez de “İsrail her geçen gün daha fazla insan öldürüyor ve sivil halka daha fazla zarar veriyor. Avrupa’da Almanya gibi ülkeler ise hiçbir şey yapmıyor. Maalesef bizim yapabildiğimiz tek şey gösteri yapıp, baskı kurmaya çalışmak ama AB adım atmadan hiçbir şey olmaz.” dedi.

“Gazze’deki katliam derhal sona ermeli”

Gösteri sonunda okunan manifestoda, “Gazze’deki katliam derhal sona ermeli ve Filistin sorununa adil bir çözüm bulmayı garanti edecek tüm eylemler teşvik edilmeli.” denilerek, “Filistin halkının korunmasını ve kendi geleceğine özgürce karar vermesine olanak tanınmasını sağlayacak, uygulanabilir ve tam egemen bir Filistin Devleti’nin etkili bir şekilde tanınması garanti edilmelidir.” çağrısı yapıldı.

İsrail’in Gazze’de sağlık ve su altyapılarına yönelik saldırılarını da sert dille eleştiren İspanya’daki sol siyasi partiler ve örgütler, sağlık personelinin ve gazetecilerin öldürülmesini, binaların yarısından fazlasının yıkılmasını ve 1 milyon 700 bin Filistinlinin yerinden edilmesini kınadı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/ispanyada-binlerce-kisi-filistine-destek-icin-gosteri-yapti/feed/ 0
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç: Türkiye, dünya projeleriyle tanıştı https://www.haber28.com.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-turkiye-dunya-projeleriyle-tanisti/ https://www.haber28.com.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-turkiye-dunya-projeleriyle-tanisti/#respond Sat, 10 Feb 2024 13:36:04 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=4800

ADALET Bakanı Yılmaz Tunç, “21 yılda ülkemizi dünya projeleriyle tanıştırdık. Enerjide bağımsızlığımızı ilan etmek için doğal gazından nükleer santraline kadar adımlar attık. Savunma sanayisinde hep dışa bağımlı olan Türkiye, bugün yüzde 80 yerlilik oranını yakaladı. Eğitimde okullaşma oranları, her ile üniversite kurulması, barajlar, tüneller yapıldı. İşte bu nedenle milletimiz, konulan sandıkta tercihini Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’den ve Cumhur İttifakı’ndan yana kullanmıştır” dedi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan, Bartın Kültür Merkezi Salonu’nda AK Parti Bartın ve ilçe belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısına katıldı. Toplantıda konuşan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “21 yılda ülkemizi dünya projeleriyle tanıştırdık. Enerjide bağımsızlığımızı ilan etmek için doğal gazından nükleer santraline kadar adımlar attık. Savunma sanayisinde hep dışa bağımlı olan Türkiye, bugün yüzde 80 yerlilik oranını yakaladı. Eğitimde okullaşma oranları, her ile üniversite kurulması, barajlar, tüneller yapıldı. İşte bu nedenle milletimiz önüne konulan sandıkta tercihini Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’den ve Cumhur İttifakı’ndan yana kullanmıştır. Türkiye’nin ilerlemesini kalkınmasını istemeyen şer güçler de hiç boş durmadı. 367 krizleri, parti kapatma davaları, Gezi olayları, 17-25 Aralık yargı ve emniyet darbe girişimleri, 15 Temmuz hain FETÖ kalkışması ile karşı karşıya kaldık. Terörü azdırmaya çalıştılar ve ülkeyi bir kaosa sürüklemeye çalıştılar. Tüm bunları milletimizin desteğiyle açtık ve demokrasinin standardını yükselttik. Büyük reformlar yaptık. Anayasamızda önemli değişiklikler gerçekleştirdik. Kadın haklarını güçlendirdik. Çocukların korunmasıyla ilgili düzenlemeleri anayasal güvenceye kavuşturduk. Temel hak ve özgürlüklerin alanını genişlettik. Hak arama yollarını artırdık. Bireysel başvuru yolu, kamu denetçiliğinin kurulması, bilgi edinilmesi gibi çok önemli anayasal güvencelere de milletimizin desteğini sağladık. Yargıda birliği sağladık, askeri yargıyı kaldırdık. Bu ülke, sivillerin askeri yargıda yargılandığı dönemleri yaşadı. Darbeciler yargılanamaz diye bir madde vardı anayasada, milletimizin desteğiyle kaldırdık. Sıkıyönetim ilan edilebilir diye bir madde vardı anayasada, bunları kaldırdık. Hakimler Savcılar Kurulu’nu, Anayasa Mahkemesi’nin yapısını, Yüksek Askeri Şura’nın yapısını, Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısını daha demokratik hale getirdik. Demokratik hukuk devleti ilkesini güçlendirdik. Tüm bunlar yeterli mi? Yetmez diyoruz elbette ki. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle Türkiye’de yeni bir dönemi başlattık. Halkın doğrudan doğruya yürütmeyi belirlediği, demokrasiyi ve Cumhuriyet’i güçlendiren hükümet sistemine adım attık. İlk dönemini geride bıraktık. Şimdi ikinci dönemini yaşıyoruz. Hedefimiz anayasamızda demokratik reformların taçlandırılmasını da inşallah yeni katılımcı, demokratik, sivil bir anayasayı yaparak inşallah ‘Türkiye Yüzyılı’na başlamak istiyoruz. Bunun için de 28’nci dönem parlamentosunda bir uzlaşma sağlanır ve bu uzlaşma sayesinde de milletimize olan borcumuzu yerine getirmiş oluruz” dedi.

‘BÜTÜN BELEDİYELERE DESTEK OLUYORUZ’

Yerel yönetimlerin hükümetle uyumlu çalışması gerektiğine vurgu yapan Bakan Tunç, “Belediye başkanlarımızın uyumlu çalışması, hükümetle uyumlu çalışması konusunu söylediğimizde maalesef bunu bazı yerlere çekmeye çalışıyorlar. İşte ‘muhalefet belediyeye yardım etmeyecek misiniz? Siz bunu mu söylüyorsunuz?’ diyorlar. Tamamen bir çarpıtmadan ibaret bu, bütün belediyelere hükümet eşit oranda paylarını veriyor, nüfusa göre ve oranını ortaya koymuş. Durumuna göre hesaplanan bir kriter var ve ona göre bütün belediyelere merkezi hükümetten pay ediyor ve en büyük payı da İstanbul Büyükşehir Belediyesi alıyor. Ankara Büyükşehir ve dolayısıyla nüfusa göre verilen bir ödenek var. Ama bunun yanı sıra bazı belediye başkanlarımız özellikle hükümet ve iktidarla uyumlu çalışan belediye başkanları ise sürekli proje üreterek o projelerin hayata geçmesi için belediye bütçesinin dışında da şehrin diğer hükümet yatırımlarını ilgilendiren konularda da hem istişare halinde olduğu için bu şehirler için büyük avantaj oluyordu. Anadolu’nun değişik yerlerini geziyorsunuz ve diyorsunuz ki burada Recep Tayyip Erdoğan’la uyumlu çalışan bir belediye başkanı var. İşte o nedenle bakın burada köprülü kavşaklar var. İşte o nedenle buraya hızlı trenler geliyor. İşte bu uyum sayesinde o planlar, projeler hayata geçiriliyor. O nedenle uyumun çok önemi var. Bartın’da da inşallah Cumhur İttifakı’yla il merkezimizde ilçelerimizin tamamında ve beldelerimizde bu uyumu bu seçimde inşallah sağlamış olacağız” dedi.

Konuşmaların ardından Amasra, Ulus, Kurucaşile ilçeleri, Abdipaşa, Kozcağız, Hasankadı ve Kumluca beldelerinin belediye başkan adayları açıklanarak, hatıra fotoğrafı çektirildi.

]]>
https://www.haber28.com.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-turkiye-dunya-projeleriyle-tanisti/feed/ 0