İlaç – Haber 28 – Giresun Haber https://www.haber28.com.tr Fri, 12 Jul 2024 06:24:06 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Tarım ilaçsız, çekirdeksiz üzümler geliyor https://www.haber28.com.tr/tarim-ilacsiz-cekirdeksiz-uzumler-geliyor/ https://www.haber28.com.tr/tarim-ilacsiz-cekirdeksiz-uzumler-geliyor/#respond Fri, 12 Jul 2024 06:24:06 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=24961 Tarım ilaçsız, çekirdeksiz üzümler geliyor

Karadeniz’e özgü ‘kokulu üzüm’, çekirdeksiz üzüm haline getirilecek

SAMSUN – Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Bülent Köse tarafından yürütülen proje ile hastalıklara dayanıklı, üzerinde tarım ilacı kalıntısı olmayan, çekirdeksiz üzümler geliştirilecek. Karadeniz’e özgü ‘kokulu üzüm’ de çekirdeksiz üzüm haline getirilerek ticarileştirilecek.

OMÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Bağ Yetiştiriciliği ve Islahı Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. Bülent Köse’den alınan bilgilere göre; ‘mildiyö’ ve ‘külleme’ bağcılıkta ekonomik kayıplara yol açan en önemli iki hastalık olarak ön plana çıkıyor. Bu hastalıklar Türkiye’nin hemen her bağ bölgesinde sıklıkla görülüyor. Bu hastalıklarla mücadelede en yaygın yöntem ilaçlama olarak gösteriliyor. İlaçlama sıklığının artması beraberinde kalıntı problemlerini ve ilerleyen dönemlerde kanser vakalarında artışı getiriyor. Tarım ilaçlarının kullanımı insan ve çevre sağlığını tehdit ediyor. İlaç masraflarının yüksek olması, üreticinin maliyet yükünü artıyor. Zaman zaman yurtdışına ihraç edilen tarım ürünlerinde kabul edilebilir seviyenin üzerinde tarımsal ilaç kalıntısı çıkması durumunda Türkiye’nin imajı kötü etkilendiği gibi, o ülke pazarına uzun süre ürün gönderilememe tehlikesi yaşanıyor. Bu tip sorunların yaşanmaması için proje yürüten Doç. Dr. Bülent Köse, TÜBİTAK destekli projesinde hem ilaç kalıntıları olmayan hem de hastalığa dayanıklı çekirdeksiz üzümler geliştirecek.

“Çocuklarımızın severek tükettiği bu ürünlerde zirai ilaç kalıntısı olmasını istemiyoruz”

“Külleme ve Mildiyö Hastalıklarına Dayanıklı, Çekirdeksiz Üzüm Geliştirme Projesi” hakkında bilgi veren Doç. Dr. Bülent Köse, “Projemizin asıl amacı özellikle külleme, mildiyö hastalıklarına dayanıklı ve çekirdeksiz özellikli üzüm çeşitlerinin geliştirme projesidir. Bu bağlamda biz Karadeniz Bölgesinde yetişen ve yöre halkınca sevilen, kokulu üzümlerden daha önceden tescil ettirdiğimiz 2 çeşidi ana ebeveyn olarak kullanıyoruz. Kokulu üzümler yapısı gereği mantari hastalıklara son derece dayanıklı. Bu yüzden Karadeniz Bölgesi sahil kuşağında ilaçlamaya gerek kalmadan rahatça yetişiyor. Ancak sofralık üzümlere göre yeme kalitesi oldukça düşük. Biz bu kokulu üzümleri ülkemizin milli çekirdeksiz çeşidi olan ‘sultani çekirdeksiz’, Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilmiş olan ‘Tekirdağ çekirdeksizi’ ve uluslararası kaliteli bir çeşit olan ‘crimson seedless’ çeşitleri ile melezliyoruz. Melezleme ile elde edilen üzüm çekirdekleri çimlendiriliyor. Elde edilen melez bitkilerde daha sonra mantari hastalık gelişimini kontrol ediyoruz. Bitkilere külleme ve mildiyö etmenlerini bulaştırıyoruz. Hastalık gelişmeyen ya da zayıf gelişenleri biz dayanıklı ya da tolerant olarak kabul ediyoruz. Hassas olanları elemine ediyoruz. Hastalıklara dayanıklı olarak tespit edilen genotiplerde DNA izolasyonu yapılarak, biyoteknolojik yöntemlerle markörle tarayarak henüz daha meyvelerini görmeden yaprağından bunların çekirdekli ya da çekirdeksiz olma durumuna belirleyebiliyoruz. Sonraki aşamada da bunların meyve özellikleri incelenecek ve ticari değer taşıyan adaylarda tescil çalışması başlatılacak. Hepimiz malumu üzerine tarım sektöründe tarım ilacı kullanımı çok yaygındır. Kullanmadığımız takdirde ürün alma şansı oldukça zordur. Külleme ve mildiyö hastalığı, bağcılıkta 2 önemli hastalık söz konusudur. Bu hastalıklara karşı biz ilaçlama yapmadığımız takdirde ürün almamız çok zordur. Özellikle gelişim yaşındaki çocuklar ve insan sağlığı yönünden daha az riskli olan ve sağlıklı üzümler elde edebilmek için bu projeyi önerdik” dedi.

‘Kokulu üzüm’ çekirdeksiz olacak

Proje kapsamında kokulu üzümleri çekirdeksiz üzüm haline getireceklerini belirten Doç. Dr. Bülent Köse, “Projenin ana ürünü olan ‘kokulu üzüm’ Karadeniz Bölgesi sahil kesiminde yaygın olarak yetişmektedir. Nemli ve yüksek iklim şartlarına bağlı olmasına rağmen bu bölge mantar hastalıklarına karşı oldukça dayanıklıdır. Bu sebeple biz kokulu üzümleri çekirdeksiz üzüm çeşitleriyle melezleyerek daha iyi tüketilebilir, ticari değeri yüksek çeşit elde etmek istiyoruz. Çocuklar çekirdeksiz çeşitleri çok seviyor. Onların severek tükettiği bu ürünlerde biz zirai ilaç kalıntısı olmasını istemiyoruz” diye konuştu.

]]>
https://www.haber28.com.tr/tarim-ilacsiz-cekirdeksiz-uzumler-geliyor/feed/ 0
OMÜ Ziraat Fakültesi, hastalıklara dayanıklı ve ilaç kalıntısı olmayan çekirdeksiz üzümler geliştiriyor https://www.haber28.com.tr/omu-ziraat-fakultesi-hastaliklara-dayanikli-ve-ilac-kalintisi-olmayan-cekirdeksiz-uzumler-gelistiriyor/ https://www.haber28.com.tr/omu-ziraat-fakultesi-hastaliklara-dayanikli-ve-ilac-kalintisi-olmayan-cekirdeksiz-uzumler-gelistiriyor/#respond Fri, 12 Jul 2024 05:00:08 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=24940 Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Bülent Köse tarafından yürütülen proje ile hastalıklara dayanıklı, üzerinde tarım ilacı kalıntısı olmayan, çekirdeksiz üzümler geliştirilecek. Karadeniz’e özgü ‘kokulu üzüm’ de çekirdeksiz üzüm haline getirilerek ticarileştirilecek.

OMÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Bağ Yetiştiriciliği ve Islahı Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. Bülent Köse’den alınan bilgilere göre; ‘mildiyö’ ve ‘külleme’ bağcılıkta ekonomik kayıplara yol açan en önemli iki hastalık olarak ön plana çıkıyor. Bu hastalıklar Türkiye’nin hemen her bağ bölgesinde sıklıkla görülüyor. Bu hastalıklarla mücadelede en yaygın yöntem ilaçlama olarak gösteriliyor. İlaçlama sıklığının artması beraberinde kalıntı problemlerini ve ilerleyen dönemlerde kanser vakalarında artışı getiriyor. Tarım ilaçlarının kullanımı insan ve çevre sağlığını tehdit ediyor. İlaç masraflarının yüksek olması, üreticinin maliyet yükünü artıyor. Zaman zaman yurtdışına ihraç edilen tarım ürünlerinde kabul edilebilir seviyenin üzerinde tarımsal ilaç kalıntısı çıkması durumunda Türkiye’nin imajı kötü etkilendiği gibi, o ülke pazarına uzun süre ürün gönderilememe tehlikesi yaşanıyor. Bu tip sorunların yaşanmaması için proje yürüten Doç. Dr. Bülent Köse, TÜBİTAK destekli projesinde hem ilaç kalıntıları olmayan hem de hastalığa dayanıklı çekirdeksiz üzümler geliştirecek.

“Çocuklarımızın severek tükettiği bu ürünlerde zirai ilaç kalıntısı olmasını istemiyoruz”

“Külleme ve Mildiyö Hastalıklarına Dayanıklı, Çekirdeksiz Üzüm Geliştirme Projesi” hakkında bilgi veren Doç. Dr. Bülent Köse, “Projemizin asıl amacı özellikle külleme, mildiyö hastalıklarına dayanıklı ve çekirdeksiz özellikli üzüm çeşitlerinin geliştirme projesidir. Bu bağlamda biz Karadeniz Bölgesinde yetişen ve yöre halkınca sevilen, kokulu üzümlerden daha önceden tescil ettirdiğimiz 2 çeşidi ana ebeveyn olarak kullanıyoruz. Kokulu üzümler yapısı gereği mantari hastalıklara son derece dayanıklı. Bu yüzden Karadeniz Bölgesi sahil kuşağında ilaçlamaya gerek kalmadan rahatça yetişiyor. Ancak sofralık üzümlere göre yeme kalitesi oldukça düşük. Biz bu kokulu üzümleri ülkemizin milli çekirdeksiz çeşidi olan ‘sultani çekirdeksiz’, Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilmiş olan ‘Tekirdağ çekirdeksizi’ ve uluslararası kaliteli bir çeşit olan ‘crimson seedless’ çeşitleri ile melezliyoruz. Melezleme ile elde edilen üzüm çekirdekleri çimlendiriliyor. Elde edilen melez bitkilerde daha sonra mantari hastalık gelişimini kontrol ediyoruz. Bitkilere külleme ve mildiyö etmenlerini bulaştırıyoruz. Hastalık gelişmeyen ya da zayıf gelişenleri biz dayanıklı ya da tolerant olarak kabul ediyoruz. Hassas olanları elemine ediyoruz. Hastalıklara dayanıklı olarak tespit edilen genotiplerde DNA izolasyonu yapılarak, biyoteknolojik yöntemlerle markörle tarayarak henüz daha meyvelerini görmeden yaprağından bunların çekirdekli ya da çekirdeksiz olma durumuna belirleyebiliyoruz. Sonraki aşamada da bunların meyve özellikleri incelenecek ve ticari değer taşıyan adaylarda tescil çalışması başlatılacak. Hepimiz malumu üzerine tarım sektöründe tarım ilacı kullanımı çok yaygındır. Kullanmadığımız takdirde ürün alma şansı oldukça zordur. Külleme ve mildiyö hastalığı, bağcılıkta 2 önemli hastalık söz konusudur. Bu hastalıklara karşı biz ilaçlama yapmadığımız takdirde ürün almamız çok zordur. Özellikle gelişim yaşındaki çocuklar ve insan sağlığı yönünden daha az riskli olan ve sağlıklı üzümler elde edebilmek için bu projeyi önerdik” dedi.

‘Kokulu üzüm’ çekirdeksiz olacak

Proje kapsamında kokulu üzümleri çekirdeksiz üzüm haline getireceklerini belirten Doç. Dr. Bülent Köse, “Projenin ana ürünü olan ‘kokulu üzüm’ Karadeniz Bölgesi sahil kesiminde yaygın olarak yetişmektedir. Nemli ve yüksek iklim şartlarına bağlı olmasına rağmen bu bölge mantar hastalıklarına karşı oldukça dayanıklıdır. Bu sebeple biz kokulu üzümleri çekirdeksiz üzüm çeşitleriyle melezleyerek daha iyi tüketilebilir, ticari değeri yüksek çeşit elde etmek istiyoruz. Çocuklar çekirdeksiz çeşitleri çok seviyor. Onların severek tükettiği bu ürünlerde biz zirai ilaç kalıntısı olmasını istemiyoruz” diye konuştu. – SAMSUN

]]>
https://www.haber28.com.tr/omu-ziraat-fakultesi-hastaliklara-dayanikli-ve-ilac-kalintisi-olmayan-cekirdeksiz-uzumler-gelistiriyor/feed/ 0
İklim Değişikliği ve Tarım İlaçları Bal Üretimini Olumsuz Etkiliyor https://www.haber28.com.tr/iklim-degisikligi-ve-tarim-ilaclari-bal-uretimini-olumsuz-etkiliyor/ https://www.haber28.com.tr/iklim-degisikligi-ve-tarim-ilaclari-bal-uretimini-olumsuz-etkiliyor/#respond Tue, 11 Jun 2024 00:00:36 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=20367 İklim değişikliğine bağlı mevsim değişiklikleri ile tarlalar ve bahçelerde bilinçsiz tarım ilacı kullanımı bal üretiminde kayba yol açıyor.

Adana Arı Yetiştiricileri Birliği Başkan Vekili Şükrü Gedik, AA muhabirine, kentin arıcılıkta önde gelen iller arasında yer aldığını söyledi.

Adana’da birliklerine kayıtlı 212’si kadın 2 bin 334 üye bulunduğunu dile getiren Gedik, geçen yıl yaklaşık 500 bin kovanda 14 bin tonun üzerinde bal üretimi yapıldığını belirtti.

Gedik, arıcılığın diğer tarımsal faaliyetlere göre daha az sermayeyle daha kısa sürede kazanç sağlaması ve kırsalda istihdama katkısıyla büyük önem taşıdığını ifade etti.

Doğayla iç içe yapılan arıcılığın, hava sıcaklığı, bitki örtüsü gibi şartlardan çok fazla etkilendiğini belirten Gedik, tarımsal ilaçların da bal verimini düşürdüğünü söyledi.

Adana’da yerleşik arıcıların ve gezgin olarak başka illere giden arıcıların geçen yıl kuraklık nedeniyle sorun yaşadığını dile getiren Gedik, “Arıcılarımız kuraklıktan dolayı hem burada hem de gittikleri yerlerde çiçeklerin az olması nedeniyle yeterli bal alamamışlardır. Aslında ulaşım masraflarını bile karşılayamayacak duruma gelmiştir.” diye konuştu.

“Arıların direnci düşüyor”

Kış mevsiminde hava sıcaklığının aniden yükselmesiyle arıların doğaya erken çıktığını belirten Gedik, şöyle devam etti:

“Kışın hava sıcaklığı 14 derecenin altına düştüğü zamanlarda arılar kovanların içinde çıtaların ortasında bir ‘kış salkımı’ oluştururlar. Bu salkımın ortasında da sıcaklık 35 derecedir. Orada ısıtma görevi gören arılar vardır. Kanat kaslarını titreştirerek bu ısıyı sağlarlar. Fakat havanın biraz ısındığını görünce bu sefer hem yavrulamak hem de polen getirmek için dışarı çıkmaya başlıyorlar. Aniden soğuyan havayla da geri dönemiyorlar. Bir de yavrularını da ısıtamadıklarından çeşitli hastalıklara yol açıyor. İklim değişikliğinden dolayı arıların direnci düşüyor, strese giriyor, böylece de bal üretimi azalıyor. Az olan bal da kalitesiz hale geliyor.”

Gedik, tarımsal faaliyetlerde kullanılan zirai ilaçların da arıcılığı olumsuz etkilediğini ifade etti.

Zirai ilaçlardan kaynaklı arı ölümleri yaşandığını söyleyen Gedik, “Yapılması gereken ya zararsız pestisit kullanılması ya da bu ilaçlamaların özellikle gün batımından sonra yapılması ki arılar akşam kovanlarına dönerler. Bu ilaçlamaların ondan sonra yapılması gerekir.” dedi.

“Bal oranımız yarı yarıya düştü”

Gezgin arıcı Abdullah Erdoğan da yağmurun az olduğu dönemlerde üretimlerinin de düştüğünü söyledi.

Geçen yıl Kayseri’de ve Konya’da kuraklık nedeniyle verimin azaldığını dile getiren Erdoğan, “Bal oranımız yarı yarıya düştü. Diyarbakır’a gidenlerin hepsi zarar etti. Yağmur az yağdığı için otlar çabuk kurudu. Arıcılar, hiç bal alamadan Muş’a göçmek zorunda kaldı.” diye konuştu.

Tarım ilaçlarının da arıları olumsuz etkilediğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

“Arılar hem ilaçlama yapılan bahçede ölüyor hem oradan zehri alıp getirdiği kovanda ölüme neden oluyor. İlaçlamanın saat 17.00-18.00’den sonra yapılması bizim için daha iyi olur. Arı, bahçede ilaç sıkılırken yakalanırsa çok zarar görüyor. İlaçlama akşam yapılırsa arı ertesi gün o bahçeye girmez. Etkilense bile çok az etkilenir.”

Adana’da yerleşik arıcılık yapan Mehmet Ataş da Çukurova’da tarım ilaçları nedeniyle büyük sıkıntı çektiklerini söyledi.

]]>
https://www.haber28.com.tr/iklim-degisikligi-ve-tarim-ilaclari-bal-uretimini-olumsuz-etkiliyor/feed/ 0
Pregabalin: Tehlikeli Bir İlaç mı? https://www.haber28.com.tr/pregabalin-tehlikeli-bir-ilac-mi/ https://www.haber28.com.tr/pregabalin-tehlikeli-bir-ilac-mi/#respond Mon, 20 May 2024 22:36:36 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=18804 Pregabalin son dönemde dünya genelinde ölüm vakalarıyla anılmaya başlandı.

Bu etkin maddeye sahip ilaçlar 2019’dan bu yana Türkiye’de de yeşil reçeteyle satılıyor. Yeşil reçete, bağımlılık ve kötüye kullanma potansiyeli olan ilaçlar için düzenlenen özel bir reçete türü.

Dünya genelinde pek çok kullanıcı bu ilacı düzenlemelere tabi olmayan internet sitelerinden veya yasa dışı yollardan alıyor.

Peki bu ilaç nedir ve neden tehlikeli?

Pregabalin ne için kullanılıyor?

Pregabalin epilepsi, sinir ağrıları ve anksiyete tedavisinde kullanılıyor.

Tablet, kapsül ve likit olarak bulunabiliyor.

Alzain, Axalid, Lyrica ve Signature gibi markalı ilaçlar da bu etkin maddeyi içeriyor.

Yan etkileri nedir?

Pregabalin yeni Valium veya yeni bira lakabıyla da anılıyor. Bunun nedeni, sakinleştirici veya alkol gibi kullanan kişiyi rahatlatması.

Öte yandan fazla miktarda almak veya diğer rahatlatıcı maddelerle birlikte kullanmak uyuşukluk veya nefes sorunlarına yol açabiliyor.

Bu ilacı kullananlara alkolden uzak durmaları tavsiye ediliyor.

Opiatlarla birlikte kullanıldığında nefes almayı yavaşlatıyor. Opiatların etkisini gidermek için kullanılan naloxone adlı antidot ise pregabalinin etkilerini hiçbir şekilde hafifletemiyor.

Pregabalin bağımlılık yapar mı?

Pregabalinin “hafif kafa” olarak da adlandırılan sakinleştirici etkisi nedeniyle bazı kullanıcılar buna zaman içinde bağımlı olabiliyor.

Özellikle de geçmişinde madde bağımlılığı olanlar pregabaline de bağımlılık riski taşıyor.

Nasıl bırakılır ve yoksunluk hissettirir mi?

Bazı kullanıcılar ilacı bırakmakta zorlanıyor.

Yoksunluk belirtileri arasında ruh halinde değişim, öfke, uyarılma, anksiyete, panik gibi psikolojik etkilerin yanı sıra terleme, baş ağrısı ve üşüme yer alabiliyor.

Bunu bırakmak isteyenlerin sağlık profesyonellerinden yardım alması tavsiye ediliyor.

Doktorunuz tarafından öyle yapmanız söylenmedikçe ilacı aniden bırakmamanız gerekiyor. Genellikle bir hafta veya daha uzun süreli bir doz azaltımıyla ilaç bırakılıyor.

Reçetesiz almak yasa dışı mı?

İngiltere ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerde pregabalin yalnızca reçeteyle alınabiliyor.

Fakat Orta Doğu’daki bazı ülkelerde reçetesiz satılıyor.

Ayrıca çok sayıda internet sitesi de bu ilacı başka ülkelerden göndererek satıyor.

Pregabalin kaç ölümle ilişkilendirildi?

Bu ilaç ABD ve İngiltere’de 1993 yılında piyasaya sürüldü.

Nature Communications dergisinde yayımlanan bir araştırma, pregabalin ve benzer bir diğer ilaç olan gabapentin kullanımının dünya genelinde 2008-2018 arası dört katına çıktığını ortaya koymuştu.

Yalnızca İngiltere’de 2022’de sekiz milyon reçeteli pregabalin satıldı. Aynı yıl 441 ölüm bu ilaçla ilişkilendirildi.

2023’te Avustralya Yıllık Aşırı Doz Raporu’nda, ülkede 2000-2021 yılları arasında 887 ölüm pregabalin ve gabapentinle ilişkilendirildi. Bu ölümlerin yüzde 93’ünde pregabalin kullanılmıştı.

İngiltere’de 2004-2020 arası gerçekleşen pregabalin ölümlerinin çoğunlukla bu ilacın başka uyuşturucularla birlikte kullanıldığı durumlarda görüldüğü tespit edildi.

Hayatını kaybedenlerin büyük kısmı bu ilacı reçetesiz edinmişti.

Tehlikeli pregabalin kullanımı başka hangi ülkelerde arttı?

Sırbistan’da pregabalin ve gabapentin kullanımı 2008-18 yılları arasında her sene yüzde 60 arttı.

Sırbistan Ulusal Zehir Kontrol Merkezi verilerine göre 2012-2022 arasında bu iki ilaçtan kaynaklanan 374 akut zehirlenme vakası tespit edildi. Bunların yüzde 96’sı pregabalin kaynaklıydı.

Suudi Arabistan ve Ürdün’deki yetkililer de ülkelerinde bu ilacın kullanımının arttığını, özellikle de genç erkeklerin daha çok kullandığını belirtiyor.

2017’de Birleşik Arap Emirlikleri Ulusal Rehabilitasyon Merkezi, 30 yaş altında en yaygın kullanılan uyuşturucunun pregabalin ve gabapentin olduğunu açıklamıştı.

Mart ayında bu ülkede 2,75 milyon adet yasa dışı pregabalin hapı ele geçirildi.

Geçen yıl Kuveyt’te de 15 milyon pregabalin kapsülü ve yarım ton da toz halinde pregabalin yakalandı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/pregabalin-tehlikeli-bir-ilac-mi/feed/ 0
Böbrek Tümöründe Erken Tanı Önemli https://www.haber28.com.tr/bobrek-tumorunde-erken-tani-onemli/ https://www.haber28.com.tr/bobrek-tumorunde-erken-tani-onemli/#respond Sun, 21 Apr 2024 23:12:34 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=15227 Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cenk Yücel Bilen, böbrek tümöründe erken tanının önemli olduğunu belirterek, düzenli kontrol yaptırılması uyarısında bulundu.

Bilen, AA muhabirine, her yıl martın ikinci haftasında Dünya Böbrek Günü’nün kutlandığını ve yaygın olan böbrek hastalıklarıyla ilgili farkındalık oluşturmak için çalışmalar yapıldığını söyledi.

Böbrek tümörünün genellikle 50-60 yaş sonrasında gelişen genetik aktarımlı formları da olan bir tümör olduğunu vurgulayan Bilen, “Çocukluğundan itibaren böbrek tümörü geliştiren insanlar var ancak bu nadir bir durum. Böbrek tümörü genellikle 60’lı yaşlardan sonra gelişen, ölümcül bir hastalık. Böbrek tümörü, prostat kanseri gibi yavaş ilerleyen bir hastalık değil. Örneğin prostat kanserinde bir hücrenin iki olması neredeyse iki yıl alırken bu süre böbrek tümörü için sadece 30 gün. Yani çok hızlı büyüyen, çok ölümcül bir hastalıktan bahsediyoruz.” diye konuştu.

Böbrek tümörünün farklı tiplerinin olduğunu anlatan Bilen, hastalığın ilaçla tedavisinin neredeyse mümkün olmadığını, kemoterapiye ve radyoterapiye dirençli bir yapısı bulunduğunu kaydetti.

“Böbrek tümörü çok dirençli bir kanser”

Son 5 yıla kadar böbrek tümörü tedavisinde ameliyat dışında hiçbir şeyin kullanılamadığını anlatan Bilen, şöyle devam etti:

“Böbrek tümörü çok dirençli bir kanser. Geçmişte insan vücuduna yayıldığında yapmanız gereken şey gittiği her yerden onu çıkartmaktı. Böyle bir tümörden bahsediyoruz. İnsan vücuduna yayıldığında ortalama yaşam süresi 1 yıldı. Bugün bu süre neredeyse 3-4 yıla kadar uzadı. Çünkü modern ilaç tedavileri, akıllı ilaçlar ortaya çıktı, cerrahi alanda da çok önemli gelişmeler sağladık. Ayrıca yayılmış böbrek tümöründe de çok büyük başarılara sahibiz.”

Bilen, hastalığın tipik belirtileri bulunduğunu, kitle etkisiyle ağrı ve idrarda kanamanın en önemli bulgular olduğunu dile getirdi.

Ağrı olmasının, kitlenin çok büyüdüğü anlamına geldiğini kaydeden Bilen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böbrek tümörü büyüdükçe evre atlar. Bu da yaşam şansınızı azaltır. İdrarda kanama oluyorsa tümör büyüdü, böbrekteki idrar kanallarının içine girdi ve oradan kanıyor demektir. Bu da ileri bir evre. Ancak yine de bu durumdaki hastaların bile yarısından fazlasının hayatını kurtarabiliyoruz. Asıl düzenli doktor kontrolüne giden insanların hayatlarını kurtarıyoruz. Düzenli doktor kontrolüne giderseniz ve rastlantı eseri tümör tanısı konulduysa bilin ki hayatınız kurtulacak. Çünkü muhtemelen çok küçük 4-5 santimetrelik bir tümördür. Belki daha küçüktür. ve hiçbir bulgu yaratmaksızın tanısı konulmuştur. Erken evrede tanı konulduğunda bir ameliyatla böbreğiniz korunarak yüzde 95-98 olasılıkla hayatınıza geri dönebilirsiniz. O yüzden yavaş yavaş hastalık yaşınız geliştiğinde düzenli olarak doktora gidip kontrollerinizi yaptırmanız gerekiyor.”

Hem ameliyat hem iyileşme süreci kolaylaştı

Böbrek tümörü tedavisinin başarısında, böbrek koruyucu yöntemlerin önemli rol oynadığına dikkati çeken Bilen, böbreğin korunarak sadece tümörlü kısmının alındığını, robotik cerrahinin de bu noktada büyük kolaylık sağladığını anlattı.

Robotik cerrahinin, zorlu ameliyatlarda veya çok küçük alanlara müdahaleyi kolaylaştırdığını belirten Bilen, “Ameliyatları robotla yapabiliyor olmak, hastaların iyileşmesini de kolaylaştırdı. Tümörleri, böbreği koruyarak çıkarmamız, geri kalan böbreği çok güvenli şekilde onarmamız ve hastaları kısa sürede evlerine yollamamız artık mümkün. Aslında en önemli dokunuş, ilaçlardan geldi. Vücuda böbrek tümörü yayıldığında insanların çok daha uzun zaman sağlıklı yaşamalarını sağlayan ilaçlar son beş yılda kullanımımıza girdi.” ifadelerini kullandı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/bobrek-tumorunde-erken-tani-onemli/feed/ 0
Faydalı böcek salım kutularından tarıma koruma kalkanı https://www.haber28.com.tr/faydali-bocek-salim-kutularindan-tarima-koruma-kalkani/ https://www.haber28.com.tr/faydali-bocek-salim-kutularindan-tarima-koruma-kalkani/#respond Tue, 26 Mar 2024 08:12:34 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=11702 Faydalı böcek salım kutularından tarıma koruma kalkanı

ANKARA – Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde geliştirilen faydalı böcek salım kutularıyla, bitkilere zarar veren böceklerin engellenmesi ve tarımda ilaçlamanın yan etkilerinin önlenmesi amaçlanıyor.

Tarımda verimli üretimin önüne geçen en önemli sorunlardan bir tanesi bilinçsiz ilaçlamalar. Bu ilaçlamalar zararlı böcekleri bitkilerden uzak tutması için yapılmasına rağmen zaman zaman istenmeyen sonuçlar ile karşılaşılabiliyor. Gıda ürünlerinin doğru temizlenmemesi halinde ilaç partiküllerinin tüketicilerde sağlık problemleri oluşturması olumsuz örneklerden sadece bir tanesi.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma bölümünün Biyolojik Mücadele Laboratuvarında üretilen ‘Trichogramma Evanescens’ türündeki böcekler, faydalı böcek salım kutularında ağaç dallarına asılıyor. Kutuların içerisinden çıkan böcekler, zararlı böceklerin içerisine bir yumurta koyuyor. O yumurta ile zararlı böcekler imha ediliyor. İmha edilen böceğin içindeki yumurtadan çıkan faydalı böcekler ise biyolojik mücadeleyi devam ettiriyor. Bu sayede tarımdaki ilaçlamaya karşı alternatif oluşturulurken biyolojik mücadelede daha az bütçe ile daha fazla etki oluşturulabiliyor.

Bitki Koruma bölümünde öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Cem Özkan, İhlas Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, tarım ürünlerini ve doğayı zararlı böceklerden korumak amacıyla faydalı böcek üretimi çalışmalarını hızlandırdıklarını ifade etti.

Tarım ilacına alternatif oluşturulmalı

Prof. Dr. Özkan, zararlı böceklere karşı kimyasal mücadele ve tarım ilaçlarına alternatif oluşturduklarını belirterek, “Tarım ilaçları istenilen bir uygulama mı? Hayır. Yüzde 1’i hedefe gidiyor geri kalanı toprağa ve suya karışıyor. Birde ürünlerin üzerinde kalıntı kaldığı için bunu yiyen insanlarda sağlık sorunları çıkıyor. Bu ürünler ihraç edildiğinde geri dönüyor. Dolayısıyla tarım ilacına alternatif yöntemlerde çalışmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Akıllı böcek ve akıllı çiftçi dönemi

40 yılın üzerinde faydalı ve akıllı böcek üretimi için çalıştıklarını vurgulayan Özkan, “Bizim sloganımızda akıllı böcek ve akıllı çiftçi. Bizim çiftçilerimiz tarım ilacı yerine faydalı böcekleri kullandığında çevremiz kirlenmiyor. Biyolojik çeşitlilik kaybı olmuyor. İnsanda sağlık problemleri olmuyor ve ürünlerimiz yurt dışından geri dönmüyor” diye konuştu.

“Bu böceklerin kitle üretim teknolojisi sır”

Türkiye’nin biyolojik mücadele açısından dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi olduğuna işaret eden Özkan, “Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği Avrupa kıtasından çok daha fazla. Bu biyoloji çeşitliliğimiz katma değerli ürünlere nasıl dönüştüreceğimiz konusunda istenilen durumda değiliz. 40 yıldır bu faydalı böceklerle çalışıyoruz. Bu böceklerin kitle üretim teknolojisi sır” dedi.

Gençler tarım ilacı yerine faydalı böcek üretiyor

Tarım ilaçlarına alternatif olabilmesi için söz konusu faydalı böceklerin en ekonomik ve etkili üretim tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Özkan, “40 yılda biz bunları geliştirdik. Teknokentte genç ziraat mühendislerimiz var. Onlar ödül aldı ve Ankara Üniversitesindeki genç girişimcilerimiz ile birlikte çalışıyorlar. Tarım ilacı yerine bu faydalı böcekleri üretiyorlar” kaydetti.

“Bu karta 5 bin tane faydalı böceği sığdırıyorsunuz”

Faydalı böcek salım kutularının özelliklerini anlatan Özkan, şunları kaydetti:

“Bunun içinde faydalı böcek var. Biz bu böceklere ‘akıllı böcek’ diyoruz. Bunun içerisinde 5 bin tane faydalı böcek var. Bu karta 5 bin tane faydalı böceği sığdırıyorsunuz. Biz bunları ürettikten sonra üreticilere hemen veriyoruz. Üreticilerimiz birçok üründe asıyor bitkilerine. Buradan çıkan faydalı böcek zararlıyı arıyor ve buluyor ajan gibi. Bulduktan sonra içerisine bir yumurta koyuyor. O yumurta ile onu imha ediyor. İçinden tekrar bir faydalı böcek çıkıyor. Bu biyolojik müdahale sürdürülebilir tek mücadele yöntemi ve Türkiye’nin müthiş bir şansı var. Bu faydalı böceklerin ana vatanı Türkiye.”

“Yabancılar bu böcekleri kendi çiftçilerine veriyor”

Yurtdışından Türkiye’ye söz konusu biyolojik mücadeleyi takip etmek için çok sayıda araştırmacının geldiğini söyleyen Özkan, “Yabancılar geliyor izinsiz bu faydalı böcekleri götürüyorlar kendi çiftçilere veriyorlar. Bize de tarım ilaçlarını satıyorlar. Dolayısıyla her yıl 600 milyon dolarlık tarım ilacı alıyoruz. Bunu yoğun ve bilinçsiz kullandığımız zaman biz ekonomik olarak istenilen düzeyde bir tarım yapamıyoruz. Bu akıllı böcekler şu anda çiftçiyle buluştu. Elmada, bağda, narda, cevizde, meyve ve sebzelerde çok aktif olarak kullanılıyor” açıklamasında bulundu.

“İhracatçı, çiftçi ve ülke kazanıyor”

İki bin dekarlık üretim alanında 50’nin üzerinde çiftçinin söz konusu uygulamaları yaptığını aktaran Özkan, “Ar-Ge çalışmalarımız oturdu, üretimimizde bir sorunumuz yok. Alandaki çalışmalarımız ve üreticilerimiz çok memnun. Verimlilik kaybı yaşamıyorlar ve sağlıklı ürünlere ulaşıyorlar. Bizim ürettiğimiz ürünler yurt dışına gittiği zaman geri dönmüyor. Dolayısıyla burada ihracatçı, çiftçi ve ülke kazanıyor” ifadesini kullandı.

Faydalı böcekleri kibrit kutusu kadar bir bölüme kitle üretim teknolojisiyle sığdırdıklarını dile getiren Özkan, “Bununla ilgili bir yayın bulamazsınız. Her ülke bunun sırrını elinde tutar. 40 yıldır aynı konu üzerinde çalışarak 16 tane şirket kurduk gençlerimizle. Şirketler sır olan bu çalışmaları ortaya geliştirdiler ve şuan da yabancı ülkelerle rekabet edebilecek üretim teknolojisi elimizde” dedi.

Genç ziraat mühendislerinin Türkiye’nin tarımda kalkınmasını ve sürdürülebilirliği devam ettirmesi için yoğun çaba sarf ettiğine dikkati çeken Özkan, şöyle konuştu:

“Bizim gençlerimiz ‘Biz bu faydalı böcekleri yurt dışındaki çiftçilere satacağız’ diyor. Devletimizin katkı sağlaması durumunda biz hem gıda güvenliğimizi sağlarız hem tarımda marka ürünler üretiriz hem de bu faydalı böcekleri yurt dışına satabiliriz. Birçok ziraat mühendisimize de iş imkanı sağlamış oluruz. Kitle üretim teknolojisiyle ürünü bu hale getirdik ve kit haline getirdik. Üretici sadece bunu alıyor ve alanına asıyor. Buradan çıkan faydalı böcekler zararlıları imha ediyor.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/faydali-bocek-salim-kutularindan-tarima-koruma-kalkani/feed/ 0
İlaç Fiyat Kararnamesi Nedeniyle İlaç Yokluğu Devam Ediyor https://www.haber28.com.tr/ilac-fiyat-kararnamesi-nedeniyle-ilac-yoklugu-devam-ediyor/ https://www.haber28.com.tr/ilac-fiyat-kararnamesi-nedeniyle-ilac-yoklugu-devam-ediyor/#respond Mon, 18 Mar 2024 06:36:33 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=10402

ZEHRA DEĞİRMENCİ/SİBEL KAHRAMAN

İlaç Fiyat Kararnamesi ile ilaç fiyatlarında Euro kurunun 17.55 TL’ye sabitlenmesi nedeniyle ilaç yokluğu sorunu devam ediyor. ronik hastalıkların ilaçlarının bulunamadığını, tüp bebek tedavisi için kullanılan ilaçlarda ise alternatif reçete dönemine geçildiğini söyleyen Bursa Eczacı Odası Başkanı Adnan Erakın, “Bizim zaten yakın zamandan beri dile getirdiğimiz konulardan bir tanesi, İlaç Fiyat Kararnamesi’nde köklü çözümlerin getirilmesi. Bu konunun ivedilikle çözülesi taraftarıyız. Bu konuyla ilgili daha önce müjdeli bir haber almıştık. İlaç Fiyat Kararnamesi’nde kalıcı olarak köklü çözümler getirileceğine dair duyumlar almıştık. Bu duyumların kısa bir zaman içerisinde gerçek olmasını bekliyoruz” dedi.

Euro kurundaki dalgalanma nedeniyle eczanelerdeki ilaç yokluğu sorunu 2024 yılında da devam ediyor. Reel Euro kurunun 34 TL’ye kadar ulaşmasına karşın, ilaç fiyatlarında euro kurunun 17.55 euroya sabitlenmesi nedeniyle özellikle çokuluslu şirketler Türkiye’ye ilaç göndermekten geri duruyor.

Türkiye’de ilaç fiyatlarının İlaç Fiyat Kararnamesi ile belirlendiğini hatırlatan Adnan Erakın, şu ifadeleri kullandı:

“Bu, 2024 yılında başlamış bir uygulama. Tüketici endekslerine göre başlamıştı. 2009 yılından itibaren bu uygulama Euro kuru üzerinden güncellenmekte. Şu an halihazırda en son 2023 Aralık ayında Resmi Gazete’de yayınlanan İlaç Fiyat Kararnamesi ise Euro kuru 17.55 liraya sabitlenmiş durumda. Şu an ilaç fiyatları 1 Euro 17.55 TL kabul edilerek ödemeler yapılmakta. Yine 22 Şubat’ta yayınlanan yeni bir kararnameyle, bu fiyatların 2024 yılı içerisinde aynı şekilde uygulanacağı bilgisini aldık. İlaç Fiyat Kararnamesi’ndeki baz fiyatlarıyla ödemeler yapıldığı için özellikle çokuluslu ilaç firmaları bu konuda bazen gönderdikleri ilaçların maliyetleri çok arttığı için üretiminde ve Türkiye’ye ilaçları getirmekte imtina edebiliyorlar. Yakın zamanda bunun örneğini gördük. Bir ilaç firması bazı ilaçlarını Türkiye’ye getirmeyeceğini deklare etti. Bizim kaygımız, Euro kuru üzerinden fiyatlandırmanın yetersiz kaldığı noktada. İlaç fiyatları düşük olduğu için firmaların ilaçlarını Türkiye’ye getirmelerinden, satma koşullarından vazgeçmelerinden imtina etmelerinden çekince duyuyoruz. Bizim kaygımız bu noktada.

“KRONİK HASTALIKLARIN İLAÇLARI DA YOK

Aralık ayı içerisinde ilaç yoklarımız yüzde 22 civarındaydı. Burada İlaç Fiyat Kararnamesi’nin uygulamaya geçiş tarihi ile yayınlanma tarihi arasındaki 9 günlük boşluk boyunca ciddi bir ilaç krizi yaşandı. Bu dönemde hepimiz bu ilaç krizine çözme yönünde katkı sağladık. Depolarımız ve özellikle Bursa Ecza Kooperatifi ellerinden geldiği kadarıyla elindeki stokları eczanelerimize paylaştırarak bu krizi çözme yönünde katkılarımız oldu. Daha sonra 2024 Ocak ayına baktığımızda bu yokların yüzde 17’lere gerilediğini gördük. 2024 Şubat ayı içerisine baktığımızda bu yokların yüzde 9.2’lere kadar gerilediğini gördük. Şu an 10 ilaçtan 1 tanesi yok ama bu normal bir tablodur. Kronik yoklara baktığımızda yani olması gereken ilaçların olmamasını düşünürsek, ilaç yokları hala devam etmekte.

Şu an eşleri olmayan ilaçlarda KOAH, astım, Alzheimer, beyin hastalıklarında ve parkinsonda kullanılan, göz hastalıklarında kullanılan, hipertansiyon ve diyabette kullanılan ilaçlar var. Bunların bazılarının maalesef eş değerleri yok. Kanser ilaçlarında aynı sıkıntıları yaşıyoruz. Tüp bebek ilaçlarında şu an ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Tüp bebek ilaçlarında hekimlerimiz alternatif reçete dediğimiz, yani bu ilaç olması başka ilaç verelim dediğimiz reçeteler kullanmaya başladılar. Halkımızın ilaca ulaşması noktasında biz her zaman görev alıyoruz. Bizim en çekinceli olduğumuz nokta burası. Halkımız ilacına ulaşabilsin, ilaç firmalarımız ilacının arkasında durabilsin, ilaçlarımız piyasa bulunsun. Biz bu noktada zaten görev alıyoruz. Bu ilaçların yok olmasını istemiyoruz.

“İLAÇ FİYAT KARARNAMESİ’NDE KÖKLÜ ÇÖZÜMLER İSTİYORUZ”

Bir eczacı için en sıkıntılı durum gelen reçeteye yok demek. Biz bunları yaşamak istemiyoruz. Normal veya nöbet mesaimizde bir kişinin annesinin, babasının reçetesini getirdiği zaman yok denmesi bizim için sıkıntılı bir durum. Bizim zaten yakın zamandan beri dile getirdiğimiz konulardan bir tanesi, İlaç Fiyat Kararnamesi’nde köklü çözümlerin getirilmesi. Bu konunun ivedilikle çözülesi taraftarıyız. Bu konuyla ilgili daha önce müjdeli bir haber almıştık. İlaç Fiyat Kararnamesi’nde kalıcı olarak köklü çözümler getirileceğine dair duyumlar almıştık. Bu duyumların kısa bir zaman içerisinde gerçek olmasını bekliyoruz.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/ilac-fiyat-kararnamesi-nedeniyle-ilac-yoklugu-devam-ediyor/feed/ 0
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer: İlaç Krizinin Sorumlusu İktidardır https://www.haber28.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-gamze-tascier-ilac-krizinin-sorumlusu-iktidardir/ https://www.haber28.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-gamze-tascier-ilac-krizinin-sorumlusu-iktidardir/#respond Thu, 07 Mar 2024 23:00:32 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=8823

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nı değerlendirdi.Taşcıer, “Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur. Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır” dedi.

Gamze Taşcıer,  Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan ve beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Taşcıer, şu görüşleri dile getirdi:

“İKTİDAR VATANDAŞIN DERDİYLE DERTLENMEDİĞİ VE UMURSAMADIĞI İÇİN DUYMAK İSTEMİYOR”

“Resmi Gazete’de yayımlanan kararla birlikte ilaçlar için belirlenen euro kurunda 2024 yılı boyunca bir güncellemeye gidilmeyeceği ilan edilmiş oldu. İktidarın ülkemizi içerisine sürüklediği ekonomik kriz ve Türk lirasının aralıksız değer kaybı nedeniyle sabit kur belirlemesi Aralık ayında gerçekleştirilmişti ve bir euro değeri yüzde 25 artırılarak 17.54 lira olarak belirlenmişti. Bugün bir euro 33,64 lirayken belirlenen sabit kur bunun ancak yüzde 52’sine denk geliyor. Halbuki daha Aralık ayında belirlendiğinde bu oran yüzde 55’ti. 2024 yılı boyunca hiç artırmayacağız diye karar açıklamak demek, enflasyonun dolu dizgin arttığı, Türk lirasındaki değer kaybının durmadığı bir ortamda yıl içerisinde bu oranın çok daha düşmesi anlamına geliyor. Bu oranın aşırı düzeyde farklılaşmasındaki sorunu ise yıllardır anlatıyoruz ancak iktidar vatandaşın derdiyle dertlenmediği ve umursamadığı için duymak istemiyor.

“BUGÜNLERİ BİLE ARAYACAK HALE GELECEĞİMİZİ GÖRMÜŞ OLUYORUZ”

Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur.

Seçimden sonra maalesef bu iktidarın olağanüstü boyutlarda bir yoksullaşma yaratacağını, israf düzenini bitirmek yerine vatandaşın zaten sıkılı kemerini daha da sıkacağını, enflasyonun düşmeyip artışına devam edeceğini söylüyorduk. İktidarın bu kararıyla birlikte, ilaç ve dolayısıyla da halk sağlığı anlamında da derin bir krize doğru ilerlediğimizi, bugünleri bile arayacak hale geleceğimizi görmüş oluyoruz.

“PİYASADA İLAÇ BULUNAMIYOR. BUNUN SEBEBİ İKTİDARIN KENDİSİ”

Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır.

Daha geçtiğimiz gün Meclis’ten geçirdikleri kanunla, ilaçlar için ruhsatlandırma sürecini ‘hızlandırma’ adı altında vatandaşı denek olarak kullanacaklarını ilan ettiler. Bundan böyle ilaçlar piyasaya çıkmadan önce değil, çıktıktan sonra gerekli incelemelere tabi tutulacak. Bu süreçte olası sağlık riskleri olması ihtimali ise göz ardı ediliyor. Yani vatandaşın sağlığı ikinci plana atılıyor. Sonuç olarak, ortada yaratılan bir kriz hali var. Piyasada ilaç bulunamıyor. Bunun sebebi iktidarın ta kendisi. Yarattıkları soruna çare için getirdikleri düzenleme ise başka bir krize yol açacak. Dolayısıyla bir kriz döngüsünün içerisinde ülkece kalmış durumdayız. Her attıkları adımla sorunları daha da büyüten bu aklın yönetimi sürdükçe gerçek çözümlere ulaşmak da mümkün değil. Bu iktidarın değişimi hem vatandaşın cebi için, hem de halk sağlığı için bir zorunluluktur.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-gamze-tascier-ilac-krizinin-sorumlusu-iktidardir/feed/ 0
Sağlıkla İlgili Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nde 3 Maddesi Daha Kabul Edildi https://www.haber28.com.tr/saglikla-ilgili-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifinde-3-maddesi-daha-kabul-edildi/ https://www.haber28.com.tr/saglikla-ilgili-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifinde-3-maddesi-daha-kabul-edildi/#respond Thu, 29 Feb 2024 21:12:35 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=7715 Sağlık alanında düzenlemeler içeren Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3 maddesi daha kabul edildi.

Teklifin ikinci bölümünde yer alan 3 maddenin daha kabul edilmesiyle toplam kabul edilen madde sayısı 17’ye yükseldi.

Kabul edilen maddelere göre, Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, bu kapsamda istihdam edilen personele ek ödemenin usul ve esasları Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek.

Düzenlemeyle yan dal uzmanlığının teşvik edilmesi amacıyla uzman tabipler için öngörülen ek ödeme, yan dal uzmanları için 200 puan artırılarak ödenecek. Ek ödemenin yapılabilmesi için disiplin cezası almamış veya sözleşmede belirtilen yükümlülüklerin haklı bir nedene dayanmaksızın ihlali nedeniyle ikaz edilmemiş olmak gerekecek.

Ödüllendirilerek motivasyonunun artırılması amacıyla yapılan ek ödeme, uyarma cezası alanlara bir ek ödeme dönemi, kınama cezası alanlara iki ek ödeme dönemi, aylıktan kesme ya da kademe ilerlemesinin durdurulması cezası alanlara üç ek ödeme dönemi süresince yapılmayacak.

Bu düzenleme öğretim elemanları ve diğer personel için sözleşmedeki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle savunması alınmak kaydıyla, bir sözleşme döneminde yazılı olarak hastane koordinasyon kurulu tarafından bir kez ikaz edilenlere bir ek ödeme dönemi, iki kez ikaz edilenlere iki ek ödeme dönemi, üç kez ikaz edilenlere üç ek ödeme dönemi ödeme yapılmaması şeklinde uygulanacak.

Norm kadro sayısı, Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilecek

İlaç analizlerinin ruhsatlandırmadan sonra yapılacağı düzenlendiğinden, Harçlar Kanunu’nda uyum düzenlemesi yapılacak. Bu kapsamda ilaçların ticarete çıkarılması için Sağlık Bakanlığınca verilecek ruhsatnamelerin tarifesinde değişikliğe gidilecek.

Üniversiteler, Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastaneleriyle kullanım protokolleri yaparak sağlık uygulama ve araştırma faaliyetlerini yürütebilecek.

Üniversitenin birlikte kullanım protokolü imzaladığı eğitim ve araştırma hastaneleri, aynı zamanda üniversitenin uygulama ve araştırma merkezi statüsü kazanacak.

Üniversite öğretim elemanı kadrolarından birlikte kullanılan eğitim ve araştırma hastanelerine tahsis edilecek akademik kadroların dağılımı ve nitelikleri Sağlık Bakanlığınca belirlenecek.

Bu kadrolara öğretim üyelerinin atamaları üniversite tarafından Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak yapılacak.

Öğretim elemanları ile eğitim ve araştırma faaliyetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmeti sunumu için sözleşme imzalanabilecek. Üniversitenin birimlerine tahsis edilecek öğretim üyesi norm kadro sayısı, rektörün önerisi ile Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilecek.

Görüşmelerden

Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, Türkiye’nin, kişi başına düşen hekim sayısı açısından OECD ülkeleri arasında son sırada bulunduğunu belirterek, “Hekim az, hasta sayısı çok. Dolayısıyla, ne oluyor? 1 hekimin 1 hastaya ayırdığı ortalama süre, çok kısıtlı bir süre oluyor.” dedi.

Doktorların stratejik personel olarak ilan edildiğini anlatan Şahin, “Stratejik personel oldukları için eşi özel sektörde çalışan doktorlarımız ve o stratejik personele göre daha alt seviyede olan, eşi kamu görevlisi olan doktorlarımız mazeret tayin hakkından yararlanamıyor. Sonra ne oluyor? Aile birlikleri bozuluyor.” diye konuştu.

İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Hamşıoğlu, Tekirdağ’da SMA TİP-1 hastası Yağız Batu Demirtaş ve Güney Elmacı’nın fotoğraflarını göstererek, “Şimdi sorsam, ‘Türkiye SMA tedavisini karşılayan ülkeler arasında’ diyecekler. Öyleyse bu çocuklar neden iyileşemiyorlar? Bu çocuklar tedavi olabildikleri için mi ölüyorlar?” diye sordu.

MHP Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy, hastaların ilaca kolay erişimi için yerli ilaç politikalarının uygulanması, yerli ilaç sanayi desteklenerek ilaçta dışa bağımlılığın azaltılması gerektiğini söyledi.

DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, özgürlüğün olmadığı yerde toplumsal sağlıktan bahsedilemeyeceğini belirterek, “Sadece ana dilde sağlık hizmetinde değil, yaşamın her alanında, baskılayıcı zihniyetin olduğu her yerde toplum sağlığının iyileşmesi mümkün olmaz.” dedi.

CHP Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı, ilaç sektörünü bağımsızlaştırmak için acilen bir seferberlik ilan edilmesi gerektiğini söyleyerek, “‘İlaçların ruhsatlandırma sürecini hızlandıracağız’ diyerek, halk sağlığını tehlikeye atacak düzenlemeler yapıyorsunuz.” ifadelerini kullandı.

Sarı, hastaların denetimsiz ilaç kullanmaya itildiğini savundu.

Kanun teklifinin 17. maddesinin kabul edilmesinin ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşime ara verdi. Adan, aradan sonra Komisyonun yerini almaması üzerine birleşimi, yarın saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/saglikla-ilgili-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifinde-3-maddesi-daha-kabul-edildi/feed/ 0
Tüm Eczacı İşverenler Sendikası: “Eşdeğer İlaçların Birbirlerinin Yerine Kullanılmasında Hiçbir Sakınca Yoktur” https://www.haber28.com.tr/tum-eczaci-isverenler-sendikasi-esdeger-ilaclarin-birbirlerinin-yerine-kullanilmasinda-hicbir-sakinca-yoktur/ https://www.haber28.com.tr/tum-eczaci-isverenler-sendikasi-esdeger-ilaclarin-birbirlerinin-yerine-kullanilmasinda-hicbir-sakinca-yoktur/#respond Mon, 15 Jan 2024 22:36:19 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=2680 Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS), “Ticari ismi farklı olsa da aynı etken maddeye sahip, aynı ilaç formuna sahip ve aynı miktarda etken maddeyi içeren ilaçlar, ‘eşdeğer’ olarak kabul edilir. Biyoeşdeğerliliği bilimsel olarak kanıtlanmış olmak koşuluyla eşdeğer ilaçların birbirlerinin yerine kullanılmasında hiçbir sakınca yoktur. Ülkemizde satılan her 100 ilaçtan 45’i ‘eşdeğer’ ilaç olup Avrupa ve ABD’de bu oran daha da yüksektir. ABD’de satılan her 100 ilacın 90’ı, Almanya’da ise 70’i eşdeğer ilaçtır ve tüm dünyada ‘eşdeğer’ ya da diğer adıyla ‘muadil’ ilaçlar güvenle kullanılmaktadır” açıklamasını yaptı.

TEİS, piyasada bulunmayan ilaçlar yerine doktorların reçete ettiği muadil (eşdeğer) ilaçlarla ilgili olarak bugün yazılı açıklama yaptı. TEİS’in açıklaması şöyle:

“EŞDEĞER İLAÇLAR SAĞLIK BAKANLIĞI TARAFINDAN KONTROL EDİLİP TESCİLLENDİKTEN SONRA PİYASAYA ARZLARI MÜMKÜN OLMAKTADIR”

“Günlük hayatta sıkça karşılaştığımız ‘muadil ilaç’ ya da ‘eşdeğer ilaç’ kavramları hakkında son dönemde kamuoyunda artan yanlış bilgilendirmeler nedeniyle, Tüm Eczacı İşverenler Sendikası olarak doğru bilgiyi sizlerle paylaşma gereği duyduk. Piyasada bulunmayan ilaçlar nedeniyle, hastalarımıza reçetede yazılan markanın yerine, aynı etken maddeye sahip ve aynı tedavi edici etkiyi gösteren farklı ticari adı taşıyan biyoeşdeğer ilaçları sunmak durumunda kalmaktayız. Bu ilaçlar reçeteye yazılan ilacın muadili, yani eşdeğeri, ilaçlar olup yanlış ya da farklı ilaç değildir. Eşdeğer ilaçlar, orijinal (referans) ilaçlarla aynı etkinlik, kalite ve güvenilirlik standartlarına sahip olan, orijinal ilaçların patent koruma süreleri bittikten sonra satışa sunulmuş ürünlerdir. Ülkemizdeki eşdeğer ilaçlar biyoeşdeğer olarak nitelendirilmekte olup bu ürünlerin vücuda alındığında aynı biyolojik etkiyi gösterdikleri Sağlık Bakanlığı tarafından da kontrol edilip tescillendikten sonra piyasaya arzları mümkün olmaktadır.

“EŞDEĞER İLAÇLARIN BİRBİRLERİNİN YERİNE KULLANILMASINDA HİÇBİR SAKINCA YOKTUR”

Ticari ismi farklı olsa da aynı etken maddeye sahip, aynı ilaç formuna sahip ve aynı miktarda etken maddeyi içeren ilaçlar, ‘eşdeğer’ olarak kabul edilir. Biyoeşdeğerliliği bilimsel olarak kanıtlanmış olmak koşuluyla eşdeğer ilaçların birbirlerinin yerine kullanılmasında hiçbir sakınca yoktur. Ülkemizde satılan her 100 ilaçtan 45’i ‘eşdeğer’ ilaç olup Avrupa ve ABD’de bu oran daha da yüksektir. ABD’de satılan her 100 ilacın 90’ı, Almanya’da ise 70’i eşdeğer ilaçtır ve tüm dünyada ‘eşdeğer’ ya da diğer adıyla ‘muadil’ ilaçlar güvenle kullanılmaktadır.

“MUADİL İLAÇ, ‘YAN SANAYİ’ YA DA ‘İKİNCİ KALİTE’ İLAÇ DEĞİLDİR”

Muadil ilaç, ‘yan sanayi’ ya da ‘ikinci kalite’ ilaç değildir. Bir eşdeğer ilaç, referans ilaçla aynı etkinlik, kalite ve güvenilirliktedir. Hastalığı iyileştiren de alerjiye sebep olan da ilacın etken maddesidir. Orijinal ilacın yerine verilen muadil ilacın, ‘muadil olduğu gerekçesiyle alerji yaptığı’ iddiası, yanıltıcı ve gerçeklikle bağdaşmayan bir bilgidir. Zira alerjinin konusu, ilacın orijinal ya da eşdeğer olması değil; içindeki etken maddesidir. Kimi bünyelerin kimi kimyasal maddelere karşı alerjik reaksiyon gösterebildiği tedavi süreçlerinde görülebilen hekim tarafından da öngörülmesi güç bir durum olup kullanılan ilacın kesilmesiyle veyahut gerekli destek tedavilerle ortadan kaldırılabilen bir durumdur. Eğer bir ilacın eşdeğeri (muadili) alerji yapıyorsa, orijinal ilacın da aynı alerjik reaksiyonu yaratacağı bilimsel bir gerçektir. Her ilaç kullanımı, bireysel bir durumdur ve daha önce alerji yaratmamış bir ilacın, devam eden kullanımlarda farklı reaksiyonlar gösterebileceği unutulmamalıdır. İlaç kullanmaya başlayan bir hastanın vücudunda oluşan kızarıklık, döküntü vb. gibi reaksiyonlar oluşması, kullanan kişinin bu etken maddeye karşı alerjisinin olduğunun göstergesidir. Bu durumun sağlık bilgi notu olarak kaydedilmesi ve sağlık kuruluşlarına yapılacak her müracaatta bu durumun bildirilmesi gereklidir.

“ECZANELERDEN EŞDEĞER İLAÇ OLARAK ‘YANLIŞ’ İLAÇ TEDARİK EDİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR”

Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de eşdeğer (muadil) ilaçlar hem ekonomiye katkı sağlamakta hem de yerli ilaç üretimini artırarak vatandaşlarımızın ilaçlara erişimini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca eşdeğer ilaç uygulaması SGK tarafından 15 senedir kullanılmakta olup reçetelerin kayıt edildiği Medula Provizyon Sistemi de buna uygun olarak kurgulanmış ve eczanelerden hekimin reçete ettiği etken maddenin ticari markalardan bağımsız olarak vatandaşın ilaca hızlı ve ekonomik biçimde erişimini sağlamaktadır. Özetle bizler istediğimiz ilaçları değil, Medula ve Sağlık Bakanlığı’nın kabul ettiği, onayladığı, eşdeğer ilaçları verebilmekteyiz. Dolayısıyla eczanelerden eşdeğer ilaç olarak ‘yanlış’ ilaç tedarik edilmesi mümkün değildir. Sağlığınız için ilaç kullanımında sosyal medyadaki asılsız ve yanıltıcı bilgiler yerine, ülke genelinde 30 bin noktada kesintisiz ilaç ve eczacılık hizmeti veren eczacılarınıza güveniniz ve ilaçlarınızı eczacı danışmanlığında alıp kullanmaya özen gösteriniz.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/tum-eczaci-isverenler-sendikasi-esdeger-ilaclarin-birbirlerinin-yerine-kullanilmasinda-hicbir-sakinca-yoktur/feed/ 0
TEİS: İlaç yokları ve ekonomik sorunlarla mücadele ediyoruz https://www.haber28.com.tr/teis-ilac-yoklari-ve-ekonomik-sorunlarla-mucadele-ediyoruz/ https://www.haber28.com.tr/teis-ilac-yoklari-ve-ekonomik-sorunlarla-mucadele-ediyoruz/#respond Tue, 09 Jan 2024 09:00:46 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=2205

Tüm Eczacı İşverenler Sendikası, (TEİS) bazı ilaçların bulunamadığına dikkat çekerek, “Kış döneminde, özellikle enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotikler ve antigribal ilaçlar gibi mevsimsel ilaçların büyük bir kısmı eczanelerimize sınırlı miktarda temin edilebilmekte, bazı ilaçların ise eşdeğerleri olmadığından hiç tedarik edilememektedir. 2024 yılına eczacılar ilaç yokları ve ekonomik sorunlarla mücadele ederek girdi. İlaç fiyatlarının belirlenmesinde kullanılan ve artık sistemin sağlıklı çalışmasını sağlamayan düşük ve sabit kur uygulamasından vazgeçilerek sektörün tüm paydaşlarının kabul edeceği yeni bir ilaç fiyatlandırma sistemine geçilmelidir” açıklamasını yaptı.

Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) bugün yaptığı açıklamada, yeni yılda da ilaç yokluğunun arttığına ve ilaç ücretlerinin pahalılığına dikkat çekti. TEİS tarafından yapılan yazılı açıklama şöyle:

“İlaç fiyatlarının hesaplanmasında kullanılan avro kurunun, son beş yıldır gerçek piyasa değerinin yarısı seviyesinde sabitlenmiş olması ve pandemi sonrası artan ham madde, ambalaj ve nakliye maliyetleri, özellikle ithal ilaçların ülkemize girişini ve yerli ilaçların üretimini zorlaştırıyor. Bu durum, ilaçların bulunabilirliği ve ulaşılabilirliği konusunda ciddi sorunlar yaşamamıza sebep oluyor.

Kış döneminde, özellikle enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotikler ve antigribal ilaçlar gibi mevsimsel ilaçların büyük bir kısmı eczanelerimize sınırlı miktarda temin edilebilmekte, bazı ilaçların ise eşdeğerleri olmadığından hiç tedarik edilememektedir. Bu güncel soruna ek olarak, sürekli kullanım gerektiren Parkinson, göz damlası, tansiyon ve kolesterol ilaçları gibi çeşitli kronik tedavilerde kullanılan ilaçlarda da benzer sıkıntılar yaşıyoruz. Bazı ilaçlar ya hiç bulunamıyor ya da eczanelerimize yalnızca sınırlı miktarda ulaşıyor.

Eczanelerde, eksik ilaçlar nedeniyle beklemekte olan ve ‘açık reçeteler’ olarak adlandırdığımız reçetelerin sayısı her gün artmakta olup hastalarımız sürekli olarak ‘İlacım geldi mi’ diye bize, biz de ecza depolarına her gün sormaktayız. İlaç firmaları, bazı ilaçlarda kamuya yapmaları gereken iskontoları eksik yapıyor veya hiç yapmıyor ya da yapmaları gereken iskontoyu da eczacılardan tahsil edip daha sonra kendi belirledikleri koşullar altında ödemeyi vaat ediyorlar. Öte yandan, dağıtım kanallarının eczacıların vade ve iskontolarını azaltıp, SGK’nın eczanelere yapacağı geri ödemelerden 60 gün önce ilaç bedellerini tahsil etmeye başlamış olması da yaşanan sorunlara bir başkasının eklenmesine neden oldu.

Ülkemizdeki ilacın geri ödemesinin yaklaşık yüzde 90’ının SGK tarafından yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, emeğinin birikimi rafındaki ilacından başka sermayesi olmayan eczacıların 90 günde alacağı parayı 60 gün öncesinde ödeyerek ilaç ve eczacılık hizmetini sürdürmesinin beklenmesi ekonomik gerçeklere aykırı bir durumdur. İlaç fiyatlarında kur güncellemesi nedeniyle yaşanan artışa karşın, İlaç Fiyat Kararnamesi’ndeki eczacı kar oranlarını belirleyen baremlerin güncellenmemesi, eczacıların resmi karlılığını azaltmaya devam ediyor. Ayrıca, eczacılara hizmet bedellerinin artık kullanılmayan ‘kuruş’ birimleri üzerinden ödenmesi, eczane ekonomilerini her geçen gün daha da zorluyor. Firmalarca dayatılan keyfi uygulamalar yüzünden kredi faizleri altında ezilen eczacıların artan finansal yükü taşıma kapasitesi tahammül sınırını aşmış durumdadır.”

TEİS acil taleplerini şöyle sıraladı:

“-İlaç fiyatlarının belirlenmesinde kullanılan ve artık sistemin sağlıklı çalışmasını sağlamayan düşük ve sabit kur uygulamasından vazgeçilerek sektörün tüm paydaşlarının kabul edeceği yeni bir ilaç fiyatlandırma sistemine geçilmesi,

-İlaç fiyatlarındaki artışla orantılı olarak eczacı karlılığını belirleyen baremlerin de aynı oranda arttırılması sağlayan yasal düzenleme yapılması,

-Eczacıların sadece taşıyıcı olduğu ve öyle de olması gerektiği için zarar görmemesi gereken kamu kurum iskontolarında ilaç firmalarınca uygulanan keyfilikleri ortadan kaldıracak mevzuat değişikliklerinin hayata geçirilmesi,

-Eczanelere dayatılan satış koşullarındaki değişiklikleri önleyecek veya bu değişiklikleri eczacıların tolere etmesini sağlayacak erken ödeme yöntemlerinin düzenlenmesi,

-SGK’nın reçete başına artık tedavülde bile olmayan kuruş birimindeki Eczane Hizmet Bedellerinin ekonomik gerçekliğe uygun seviyeye getirilerek gerçek bir hizmet bedeli haline getirilmesi,

-SGK’nın yıllar önce kontrolü yapılmış reçete ve raporlarda son zamanlarda birdenbire bulduğu şekil yönünden eksiklikleri bahane ederek astronomik rakamlarda yaptığı kesintileri önleyecek düzenleme yapılması,

-Yardımcı eczacı ve ikinci eczacı çalıştırarak eczacı istihdamı sağlayan eczanelerin adeta İŞKUR’un bir bürosu gibi çalıştığı ve zorunlu olarak çalıştırılan yardımcı eczacılar için diğer birinci basamak sağlık personelinde olduğu gibi kalıcı ve sürekli olmak kaydıyla maaş ve SGK Prim desteği sağlanarak birinci basamak sağlık kuruluşu olan eczanelerin ve sistemin işleyişinin devamının sağlanması.”

]]> https://www.haber28.com.tr/teis-ilac-yoklari-ve-ekonomik-sorunlarla-mucadele-ediyoruz/feed/ 0 Uzmanlar, soğuk algınlığına karşı kullanılan ilaçlara dikkat çekiyor https://www.haber28.com.tr/uzmanlar-soguk-alginligina-karsi-kullanilan-ilaclara-dikkat-cekiyor/ https://www.haber28.com.tr/uzmanlar-soguk-alginligina-karsi-kullanilan-ilaclara-dikkat-cekiyor/#respond Fri, 29 Dec 2023 22:00:19 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=1443

Viral enfeksiyonların arttığı son günlerde soğuk algınlığı belirtilerine karşı tavsiye ve ikram ile kullanılan ilaçlara karşı uzmanlar uyarıyor.

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Başkanı Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök, “Burun tıkanıklığı için doktor kontrolü olmadan kullanılan ilaçlar, huzursuzluktan kalp krizi belirtilerine, alerjik semptomlar için alınan antihistaminikler ise tehlikeli iş kazalarına kadar pek çok tehlikeli duruma neden olabilir. Her hastalığın tedavisi aynı değil, ilaca ve dozuna doktor karar vermeli” dedi.

Son bir aydır hem aile hekimlikleri hem poliklinikler hem de acillerde, üst solunum yolu enfeksiyonu ve soğuk algınlığı şikayetiyle yoğun bir şekilde hasta gördüklerini anlatan İSTAHED Başkanı Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök, eş dost tavsiyesi veya ikramı ile kullanılan ilaçların tehlikelerine işaret etti. Özellikle burun tıkanıklığı ve akıntısı için doktor kontrolü olmadan en sık ‘dekonjestan’ içerikli ilaçların kullanıldığına dikkat çeken Dr. Dildök,  diğer ilaç ve hastalıklarla etkileşimi nedeniyle herkes tarafından ezbere alınmaması gerektiğini, huzursuzluk, kaygı ve hatta kalp krizi belirtilerine bile yol açabileceğini söyledi. Viral enfeksiyonlar ile alerjik rinit belirtilerinin de karıştırıldığını ve bu nedenle vatandaşların ‘uyku ve sersemlik’ etkisi olabilen alerji ilaçlarını da doktor önerisi olmadan almaması gerektiğini vurguladı.

“KOMŞUMDAN ŞU İLACI ALDIM DİYE GELİYORLAR”

Dr. Dildök, “Yaklaşık bir aydır üst solunum yolu enfeksiyonları açısından inanılmaz bir yoğunluk var. Sezonun birçok hastalığı aynı anda görülüyor. Bu hastalıkların tedavi süreçleri birbirlerinden farklı olsa da halkımız için bunların hepsi grip ya da soğuk algınlığı. Oysa sezonda influenzasından normal nezleye, soğuk algınlığından Beta streptokok gibi boğaz enfeksiyonlarına, hatta Kovid’e kadar birçok üst solunum yolu enfeksiyonu etkeni var” dedi. Dr. Dildök, bu dönemlerde en çok yaşadıkları sorunun, ezbere ilaç kullanımı olduğuna işaret ederek, “Tüm soğuk algınlığı semptomlarına iyi geldiği düşünülen ilaçlar maalesef her hastaya uygun olmuyor. Özellikle burun tıkanıklığı temel bir problem olduğu için insanlar bunu bir an önce çözmek istiyor. Bunun için de burun tıkanıklığına iyi geldiğini düşündükleri, başkasının tavsiyesiyle aldıkları ilaçları kullanıyorlar. Hastalarımız bize muayeneye gelince de ‘Şunu kullanıp geldim’ ya da ‘Komşuma iyi gelmiş bundan aldım, bana da ondan yazar mısınız?’ şeklinde taleplerde bulunabiliyor” diye konuştu.

“KALP KRİZİ GİBİ BELİRTİLERE BİLE YOL AÇABİLİR”

Hekim kontrolünde kullanılması gereken birçok ilaç olduğunu ancak bunların bilinçsizce çok yaygın olarak kullanılabildiğine de dikkat çeken Dr. Dildök, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hekim kontrolü olmadan yaş grubuna, ek hastalıklarına, kullandığı diğer ilaçlara bakmaksızın hızlı bir şekilde nefes yolunu açmaya çalışıyor hastalarımız. Bu ilaçlardaki temel mekanizma oradaki sıvının azaltılması ve burnun içinde bulunan ve yastıkçık diye bilinen, konka diye tıbbi olarak tarif ettiğimiz bölgedeki ödemi azaltarak nefes yolunu açması. Dolayısıyla hastalar hızlı sonuç vermesinden çok memnun kalıyor ama bu etki o kadar hızlı oluyor ki bazen diğer sistemleri de etkileyebiliyor. Burun tıkanıklığına iyi gelen dekonjestan dediğimiz ilaçların, kronik hastalıklarda, örneğin epilepsisi olan kişilerde, yaşlı hastalarda kullanılmaması gerekiyor. Bunların doktor kontrolü dışında kullanımı ilk etapta huysuzluk, ajitasyon, el titremesi, kalp hızının artması gibi semptomlara neden olabildiği gibi kalbi çok zorlayarak ciddi anlamda kalp krizini taklit eden belirtiler göstermesine bile neden olabiliyor.”

“ALERJİ İLE SOĞUK ALGINLIĞI KARIŞTIRILIYOR”

Dr. Dildök, bir diğer problemin de soğuk algınlığı semptomları ile alerjik rinit gibi alerji alevlenmesinin karıştırılması olduğuna da vurgu yaparak antihistaminik adı verilen alerji ilaçlarının da yine doktorun bilgisi olmadan ezbere kullanımının, çok ciddi sonuçları olabileceğine değindi. Dr. Dildök, şu uyarılarda bulundu: “Semptomlar birbirine çok benzediği için alerjiyi önleyici ilaçların da (antisaminik) bilinçsiz kullanımı söz konusu oluyor. Kimi antihistaminik ilaçların ise sedatif, yani uyku getirici, dalgınlık gibi yan etkisi olabileceği için yine örneğin günlük hayatında araba kullananlarda, dikkat gerektiren işlerde çalışanlarda mesela inşaat işçileri, çok dikkatli kullanılması gerekiyor. Gerek dekonjestan içeren gerekse antihistaminikleri, hepsini elbette ki gerektiğinde tedavide kullanıyoruz. Ama buna bir hekim karar vermeli. Dozu, hastanın durumuna göre ayarlamalıdır.”

BU KRİTİK GÜNLERDE ALINACAK ÖNLEM; MASKE VE GRİP AŞISI

Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök, son olarak da bu kritik günlerde maske kullanımı ve grip aşısının önemine de değinerek sözlerini şöyle noktaladı: “Üst solunum yolu enfeksiyonları gerçekten bu yıl çok ciddi başladı. Toplu taşımalarda, okullarda, maske kullanmak gerekiyor. Maalesef biz maskeyi Kovid dönemine ait bir koruyucu olarak tanıdık. Oysa öyle değil. Maske gerçekten şu an için en büyük koruyucumuz. Henüz hala geç değil. Mart sonunu kadar kullanmaya devam etmemiz gerekiyor. Bu hastalık süreci de yükselerek devam edecek gibi görünüyor. Grip aşısı olmak da çok önem kazanıyor. Bunu çok ihmal ediyoruz. Aşılarda tereddüt ediyor bazı hastalarımız ama şunu bilmeliyiz ki aşının koruyuculuğu, aşısız bir ortamda yaşayacağımız hastalıkların yoğunluğu ve ağırlığından, hastaneye yatışlardan çok daha ucuz ve çok daha güvenilir. Sadece aşının tanımlandığı risk grubundakiler değil, 2 yaşından itibaren herkese ücreti karşılığında alınıp uygulatabiliriz. Ben kendi çocuğuma, 2 yaşından beri grip aşısı yaptırıyorum. ve açıkçası kreşe gitmesine rağmen bir gün bile devamsızlığı olmadı. Evet nezle oluyor, grip oluyor ama hiçbir zaman ateşli ve ağır geçirmedi.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/uzmanlar-soguk-alginligina-karsi-kullanilan-ilaclara-dikkat-cekiyor/feed/ 0