ŞANLIURFA – Türkiye fıstığının önemli merkezlerinden biri olan Şanlıurfa’da, kaliteli fıstık üretiminin yaygınlaştırılması için tarım ve orman il müdürlüğü, zararlı haşerelere karşı ilaçlama çağrısı yaptı. Yapılacak çalışma ile fıstık ağaçlarında düşük rekolteye karşı yüksek verim hedefleniyor.
Yaklaşık 1 buçuk milyon dekar alanda en fazla üretim alanına sahip Şanlıurfa’da 45 milyon fıstık ağacı bulunuyor. Türkiye’nin fıstık ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılandığı Şanlıurfa’da geçtiğimiz yıl 107 bin ton fıstık üretimi yapılırken, Türkiye genelinde 240 bin ton fıstık üretimi yapıldı.
Havaların ısınmasıyla birlikte tomurcuklanan fıstık ağaçlarında verim düşüklüğüne neden olan gözkurdu zararlısına karşı Şanlıurfa Tarım ve Orman İl Müdürlüğü üreticilere ilaçlama çağrısı yaptı. Türkiye’de üretilen fıstığın yüzde 40-45’nin karşılandığı tarım diyarı kentte, fıstıkta dal güvesi yanı sıra tomurcuklara zarar veren gözkurdu zararlısına karşı uygun ilaçlama çağrısı yapan tarım ve orman müdürlüğü görevlileri, fıstık bahçelerinde üreticilerle bir araya geldi. Mühendisler, ilaçlama konusunda bilgilendirmede bulundu.
Başta baklava, kadayıf, helva ve kuruyemiş olarak kullanılan 45 milyon fıstık ağacının olduğu Şanlıurfa’da fıstık üretimi önemli bir geçim kaynağı, her yıl rekoltenin arttığı kentte fıstık ağacı sayısı da her geçen yıl daha da artıyor. Şanlıurfa Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Aksoy, ziraat mühendisleri ile birlikte fıstık dal güvesi ergin popülasyonunu izlemede fıstık bahçelerini ziyaret ederek, üreticilerle birlikte kontroller gerçekleştirdi.
Tarlada üreticilerin ayağına kadar giden ziraat mühendisleri, fıstık ağaçlarında görülen göz kurdu hastalığına, tarım ve orman bakanlığının belirlediği ilaçları zamanında ve doğru ilaçlama teknikleri kullanılarak yapılmasını öneriyor. Bakanlığın önerdiği ilaçların kullanılmaması durumunda buğday, arpa, mercimek ve diğer canlılarda da zarar oluştuğu bildirildi.
Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Aksoy, incelemeleri sonrası açıklamasında, “Fıstıklarda ağaçlarında gözkurdu için kimyasal ilaçlama ve mekanik mücadele için çağrımız oldu. Sonbaharda fıstık ağaçlarının artıklarını gövdesine bağ şeklinde koyarak zararlı gözkurdunun larvalarını, yumurtalarını bırakmasını bekliyoruz. İlkbaharda onları alıp bir yerde imha ediyoruz. İlaçlama yaparken lütfen geç saatlerde yapalım. İlimizde sadece fıstık ticareti yapılmıyor aynı zamanda sebzecilik, tarla bitkileri yetiştiriliyor ve arılara zarar vermemek için ilaçlamanın akşam saatlerinde yapılmasını istiyoruz. Attığımız ilaçların çevreye en az zarar veren özellikle tarım bakanlığımızın lisans verdiği ilaçlar olmasını rica ediyoruz. Lisans verdiğimiz ilaçlar hem çevreye, hem insan sağlığına hem de doğaya en az zarar veren ilaçlar. İlaçlama yapmazsak fizyolojik olarak ağacı zayıf düşürüyor ve bir sonraki yıl elde edeceğimiz ürünü engelliyor, kaliteyi bozuyor, verimi düşürüyor. Yıllık üretimimize yüzde 40-50 oranında olumsuz etki yapıyor ve biz bunu istemiyoruz” dedi.
Fıstık üreticisi Ahmet Yıldırım, “İlaç yaptığımız zaman güzel bir verim alıyoruz, kullandığımız ilaçlar canlılara zarar vermeyen ilaçlardır. Sadece fıstık ürününe mükemmel bir katkı yapıyor. Yani hem bu senenin mahsulünü kaldırıyoruz hem de gelecek senenin mahsulünü koruyor. İlaçları ziraat mühendisimize danışıyoruz ve öyle belirliyoruz. Bu sene fıstık yılıdır. Maşallah çok güzel, Allah daha çok bereketini katsın. Bu yıl iyi ürün bekliyoruz” şeklinde konuştu.
Ziraat mühendisi Mehmet Tekçe ise, “Fıstıkta önemli zararlılardan biri gözkurdudur. İlaçlama yapmadığımız zaman bitkimiz kurur, meyve alamayız ama ilaçlama yaptığımız zaman bitkimiz capcanlı kalır ve istediğimiz verimi alırız” diye konuştu.
]]>Türkiye için stratejik öneme sahip tahıllarda kalite ve verimi olumsuz etkileyen zararlıların başında, yaklaşık 1 santim boyunda, toprak renginde ve yassı vücutlu bir böcek olan süne geliyor. Mart ve nisan aylarında havaların ısınmasıyla hububat tarlalarına göç eden süneler için en aktif oldukları dönem başlıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre süneyle mücadele edilen alan büyüklüğü 2019’da 8 milyon 501 bin, 2020’de 9 milyon 720 bin, 2021’de 6 milyon 49 bin, 2022’de 8 milyon 381 bin ve 2023’te 5 milyon 716 bin dekar oldu. Bakanlık, süneyle mücadelede kimyasal ve biyolojik yöntemler kullanırken son dönemde yapay zeka destekli tahmin uyarı sistemi gibi ileri teknoloji yöntemlerinden de faydalanıyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Babaroğlu, süneyle mücadele edilmediğinde ürünün tamamının kaybedilebileceğini, bu nedenle karar destek sistemlerinin hem bitki sağlığı hem de ekonomi açısından önemli bir rol oynadığını söyledi.
Türkiye’nin süneyle mücadelesinin 1928 yılında başladığını, bu ilk dönemlerde sünelerin çiftçi tarafından elle toplanarak devlete satıldığını anlatan Babaroğlu, “Günümüze gelene kadar arada farklı dönemler var. Elle toplama, kışlakların yakılması, uçakla ilaçlama, yer aletleriyle ilaçlama şeklinde devam etti. Günümüzde de artık yapay zeka tabanlı bir süne tahmin uyarı sistemi geliştirdik. Verileri veriyorsunuz, sistem size ne yapmanız gerektiğini söylüyor. Sünenin salgın yapıp yapmayacağını tahmin ediyor. Uyarıları gerekli taraflara ileterek tedbirlerimizi alıyoruz, sünenin oluşturacağı zararı bertaraf ediyoruz.” dedi.
“Bilgileri çiftçiye bir cep telefonuyla bildiriyor”
Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Zirai Mücadele Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü liderliğinde yürütülen projelerle, ilk olarak tahmin uyarı sisteminin süne mücadelesinde uygulanabilirliğinin ortaya konulduğunu dile getiren Babaroğlu, sonrasında Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü, TAGEM Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı ve Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün eş güdümüyle bir yazılım geliştirildiğini söyledi.
Karar destek sisteminin tahminlerdeki doğruluk oranının yüzde 99,6 olduğuna dikkati çeken Babaroğlu, şöyle konuştu:
“Sistem sünenin salgın yapıp yapmayacağını, yapacaksa nerelerde yapacağını, salgının şiddetini, ne zaman mücadele etmemiz gerektiğini, ilaçlamaya dair bilgileri çiftçiye cep telefonuyla bildiriyor. Aynı şekilde 2 yıl önceden salgın olup olmayacağını tahmin edebiliyor ve ‘2 yıl sonra salgın olabilir, ona göre çiftçinizi, piyasanızı ayarlayın, ilacınızı bulundurun.’ diyor. Sistem her gece 23.00’e kadar meteorolojik verilerle sünenin biyolojisine, fizyolojisine ve buğdayın fenolojisine ait verileri değerlendiriyor. Her gün 16 bin 700 veriyi işleyerek gelecek bir haftayla ilgili tahminler sunuyor.”
Çiftçiler yapay zeka destekli süne tahmin sistemini nasıl kullanacak?
Sistemin halihazırda Konya, Ankara, Kırşehir ve Aksaray’da toplam 15 milyon dekar alanda uygulamada olduğunu belirten Babaroğlu, bu 4 ili, buğday ekiminin çok yoğun olması ve süne tehdidi altında bulunmaları nedeniyle seçtiklerini dile getirdi.
Babaroğlu, çiftçilerin tahmin uyarı sistemini nasıl kullandığını şöyle anlattı:
“Arama motoruna süne tahmin uyarı sistemi yazdığımızda sistem karşımıza çıkar. Bu çıkan sayfada tahminler sekmesi var. Bunun altında kışlak durum tahmini, salgın tahmini, ilaçlama zaman tahmini ve ilaçlama kararı tahminleri sekmeleri var. Bu sekmelerin altında sorgulama yapılabilmekte. Örneğin Ankara Bala’daki çiftçi, kendi ilçesindeki sekmeye girip ‘bul’ dediği zaman orada salgın olup olmayacağını görebiliyor. Ayrıca ilaçlama kararı sekmesi altında tarlasına girip gerekli sayımları yaptığında ilaçlama yapıp yapmaması gerektiğini sistem ona söylüyor. Hangi ilaçları kullanacağı yine orada var. İlaçlama için uygun koşulların olup olmadığı yine aynı sayfada bulunabiliyor.”
Babaroğlu, sistemin daha az eleman ve maddi yükle süneyle mücadele imkanı sunduğunu, ayrıca pestisit kullanım zamanı ve miktarıyla ilgili önerileri sayesinde de tarım ilaçlarının yerinde ve zamanında kullanılmasını sağlayarak çevre kirliliğini önlediğini ifade etti.
“Tarım 5.0 ile süne tahmin sistemi geliştirilmeye devam edecek”
Yakın gelecekte yapay zeka destekli süne tahmin sisteminin Orta Anadolu’da bir takvim çerçevesinde tüm illerde uygulamaya konulacağını bildiren Babaroğlu, sonrasında sistemi ülke çapında yaygınlaştırmayı planladıklarını söyledi.
Yapay zeka destekli tahmin uyarı sistemini yeni teknolojilere adapte ederek geliştirmeyi sürdüreceklerini belirten Babaroğlu, şunları kaydetti:
“İnsanımızın temel besin maddesi buğday. Yokluğu büyük zararlara, kıtlıklara neden olur. Elma olmazsa, domates olmazsa o yıl ‘Elma yok, domates yok.’ deriz. Buğday olmazsa kıtlık olur. O nedenle buğdayımızı mutlaka korumalıyız. Biz süne tahmin uyarı sistemini tarım 4.0 ile geliştirdik. Şu anda tarım 5.0 var. Şimdi sisteme girilen verileri tamamen insandan bağımsız hale getirebilmek için TÜBİTAK kaynaklı bir proje aldık. Görüntü işleme teknikleriyle beraber sistemi daha da modernize edip, daha da geliştireceğiz.”
]]>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necati Muz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yıl yaşanan kuraklığın arılar ve arıcılar üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Muz, kuraklığın uzun sürmesinin ve beklenenden az yağış düşmesinin bütün canlıları etkilediğini ifade etti.
Kuraklığın tarımsal üretimin yanı sıra arı yetiştiricilerini de olumsuz etkilediğini belirten Muz, “Arılar kışa girerken hazırlamak zorunda oldukları, yavrularını üretmek için gerekli poleni, çiçeklerin kuraklıktan dolayı açmaması ya da çiçeklenme zamanlarının değişmesi nedeniyle bulamadı. Arılar polen bulamadıkları zaman arı sütü üretemezler, yeni yavru yapamazlar.” dedi.
Sonbaharda yeterince polen bulamayan kolonilerde viral hastalık rastlanma oranının arttığını ve bu durumun arı kayıplarına neden olduğunu ifade eden Muz, kışa yorgun ve yaşlı arılarla giren kolonilerin ilkbaharda ölme olasılığının çok yüksek olduğunu belirtti.
Geçen yıl arıcıların bal veriminin beklenenden düşük olduğunu kaydeden Prof. Dr. Muz, ekonomik olarak beklenen performansın sağlanamadığını ve hastalıklarla mücadelede istenen sonuçların alınamadığını dile getirdi.
Varroa denilen parazitin arılara bazı virüsler bulaştırdığını ve bu virüslerin bal arısı hastalıklarına neden olduğunu belirten Muz, şunları kaydetti:
“Ekonomik olarak beklediklerini alamayan arıcılar hastalıklarla mücadelede de beklenen performansı gösteremedi. Bu nedenle varroa denilen parazit arılara bazı virüsler bulaştırdı. Bu virüsler bal arısı hastalıklarına neden olmaktadır. Trakya ayçiçeği balının üretildiği geniş bir alan sahip. Gezgin arıcılar nisan ayından itibaren bölgeye gelmeye başlıyor. Gezgin arıcıların Trakya’ya gelmesi tarımsal üretimin artması konusunda faydalı oluyor. Geçen yıllarda ilaçla kaplı bazı ayçiçeği tohumlarının ekiminin yasaklanması arı ölümlerini azaltmıştır. Trakya’da ayçiçeği ekimi yapılan bazı yerlerde beklenmedik arı ölümleri meydana geliyor, bundan dolayı gezgin arıcılar buralara daha temkinli yaklaşıyor, eskisi kadar gelmiyor. “
Küresel iklim değişikliği ve bilinçsiz ilaçlama arıları tehdit ediyor
Kırklareli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Nuri Çalışkan da küresel iklim değişikliğinin arıları ciddi şekilde etkilediğine dikkati çekti.
Sonbaharın kurak geçmesi nedeniyle arıların yeterli besin bulamadığını ve kışa genç arılarla giremediklerini belirten Çalışkan, bu durumun arı ölümlerinde büyük artışa yol açtığını ifade ederek, “Maalesef bu sene arı ölümleri biraz fazla oldu. Kırklareli’nde arıcı arkadaşlardan aldığımız geri dönüşlere bakıldığında yüzde 50 civarında arı kaybı var. Bu çok ciddi bir rakam.” diye konuştu.
Kuraklık ve arı ölümlerinin arıcılık sektörünü olumsuz etkilediğini vurgulayan Çalışkan, arı yetiştiricilerini zor günlerin beklediğini kaydetti.
Arıcıların daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini dile getiren Çalışkan, “Bizim bölgemizde mesela Kırklareli arısı var. Bu arı hastalıklara dirençli, bal verimi yüksek. Mevsimsel şartlara göre bu bölgeye uyum sağlamıştır. En yüksek verime sahiptir. Tüm arıcılar kendi bölgesine uyum sağlamış arılarla çalışmalı. Arıcılarımızın bu konuda biraz daha bilinçli olması gerekiyor. Bölgemize uyumlu arılarla çalışırsak bu sıkıntıları bir nebze olsun aşarız diye düşünüyorum.” dedi
Kırklareli’nde sürdürülen arı ıslah çalışmaları dolayısıyla belirli bölgelere gezgin arıcı girişinin yasak olduğunu ifade eden Çalışkan, “Sadece Trakya’da değil, dünyada bu kuraklık olduğu için bütün gezgin arıcıları kötü günler bekliyor diye düşünüyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Arı ölümlerinin en büyük nedenlerinden birinin zirai ilaçlama olduğunu belirten Çalışkan, ilaçlamaların akşam saatlerinde yapılması gerektiğini vurgulayarak, herkesin bu konuda hassasiyet göstermesi gerektiğini dile getirdi.
Geçen yıl zirai ilaçlamadan dolayı arı ölümlerinin yaşandığını hatırlatan Çalışkan, “Arı zehirlenince ona bağlı olarak koloni çöküşleri yaşanıyor. Verimi geçtik, arılar ölüyor. Bu arıcı için kötü bir durum.” dedi.
Bilinçli ilaçlama hayati önem taşıyor
Trakya Üniversitesi Havsa Meslek Yüksekokulu Park ve Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Tan ise Türkiye’de yaklaşık 8 milyon kovandan 100 bin tonun üzerinde bal elde edildiğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Tan, arıların sadece bal üretmekle kalmayıp, doğadaki bitkilerin döllenmesini de sağladığını ancak küresel iklim değişikliğinin ve şiddetli yağışların bal üretimini olumsuz etkilediğini belirtti.
Arı ölümlerinin doğru ilaçlama yöntemleriyle önlenebileceğini belirten Tan, Trakya’da geniş alanlarda kanola yetiştirildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Toplu arı ölümlerinin en fazla görüldüğü yerlerden bir tanesi de kanola tarlalarıdır. Arılar kanolayı çok seviyor. Kanola çok iyi bir bal özü bitkisidir. Kanolaya tarımsal ilaçlama yapılırken bol miktarda ilaç kullanılıyor. Bu ilaçlama bilinçli bir şekilde yapılmazsa üreticilerimiz arı ölümlerine katkı vermiş oluyor. Buna çok dikkat etmek gerekiyor. Doğru ilaçların ve dozların kullanılması lazım. İlaçlamanın doğru zamanda yapılması gerekiyor. Sabah güneş doğar doğmaz arılar en yakın kanola tarlalarına hücum ediyorlar ve akşam gün batana kadar bu tarlalarda çok yoğun faaliyet gösteriyorlar. Aydınlık dönemde yapılan ilaçlama, kanola tarlalarındaki arıların tamamen ölmesine neden oluyor. Bu nedenle doğru ilaçlamayı akşam gün batınca yapmak gerekiyor.”
]]>