Türkiye’deki 31 Mart yerel seçimlerinin ardından yeniden Melikgazi Belediye Başkanı seçildiği için Başkan Palancıoğlu’nu tebrik eden AB Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Antje Grotheer, Aralık 2023’te Melikgazi’de ev sahipliği yaptığı çok başarılı Çalışma Grubu toplantısının ardından, bu toplantının AB’nin yerel ve bölgesel otoriteleri ile Türk mevkidaşları arasındaki iş birliğini geliştirmeye devam edeceğini belirtti. Ayrıca program çerçevesinde düzenlenecek olan Genişleme Günü etkinliğinde Başkan Palancıoğlu, bir konuşma yaparak, toplantının Türkiye ve AB’deki son gelişmelerin durumuna ilişkin, katılımcılara hitap edecek.
Antje Grotheer: “Palancıoğlu’nun Türkiye ile ilişkilerle ilgili bölgeler komitesi çalışma grubundaki mevcut rolü ve aktif katılımı, siyasi gelişmeler hakkında katılımcılara paha biçilmez bir fikir verecek”
Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Grotheer, Başkan Mustafa Palancıoğlu’na gönderdiği davet mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Sayın Başkan Palancıoğlu, Türkiye’de 31 Mart yerel seçimlerinin ardından yeniden Melikgazi Belediye Başkanı seçildiğiniz için sizi tebrik ediyorum. Avrupa Bölgeler Komitesi (BK), Türkiye ile İlişkiler Çalışma Grubu’nun 30’uncu toplantısını 29 Nisan sabahı gerçekleştirecek. Aralık 2023’te Melikgazi’de ev sahipliği yaptığınız çok başarılı Çalışma Grubu toplantısının ardından, bu Çalışma Grubu toplantısının amacı, AB’nin yerel ve bölgesel otoriteleri ile Türk mevkidaşları arasındaki iş birliğini geliştirmeye devam etmek olacaktır. Öncelikle AB-Türkiye ilişkilerinin mevcut durumunu yerel bir perspektiften ele alarak, hem AB-Türkiye Siyasi, Ekonomik ve Ticari İlişkilerinin Durumuna ilişkin yeni ortak Tebliğ’e hem de Türkiye’de 31 Mart 2024’de gerçekleşen yerel seçimlere odaklanacağız. Bu tartışmayı, Türkiye’de Şubat 2023’te yaşanan dramatik depremlerin ardından gösterilen dayanışmayı temel alarak, yerel ve bölgesel yönetimlerin doğal afet kurtarma ve hazırlık konusundaki rolüne ilişkin tematik bir oturum izleyecek. Çalışma Grubuna (ÇG) her zamanki gibi AB Üye Devletleri ve Türkiye’den yerel ve bölgesel düzeyde seçilmiş politikacılar katılacak. Bu Çalışma Grubu toplantısı, 30 Nisan’da ertesi sabah devam edecek olan Genişleme Günü etkinliği çerçevesinde düzenlenecek. Sizi etkinlikte konuşmaya ve toplantının Türkiye ve AB’deki son gelişmelerin durumuna ilişkin ilk tartışmasında katılımcılara hitap etmeye davet etmekten onur duyuyorum. Türkiye ile ilişkilerle ilgili Bölgeler Komitesi Çalışma Grubu’ndaki mevcut rolünüz ve aktif katılımınız, katılımcılarımıza en son siyasi gelişmeler hakkında paha biçilmez bir fikir verecektir. Çalışma Grubunun ana rolü, BK’nın bölgesel boyutun katılım sürecine dahil edilmesini artırmaya yönelik uzun süredir devam eden çabalarını güçlendirmek ve AB’nin yerel ve bölgesel otoriteleri ile Türk mevkidaşları arasında daha iyi bir siyasi diyalogu desteklemektir. Sizleri 29 Nisan 2024 tarihli Çalışma Grubu toplantısında görmeyi bekliyoruz. Saygılarımla.” – KAYSERİ
]]>Parlamenterler Arası Kudüs Platformu 5. Konferansı’na katılmak ve resmi ziyaret dolayısıyla Ankara’da bulunan Fildişi Sahili Ulusal Meclisi Başkanı Adama Bictogo ile bir araya gelen Kurtulmuş, TBMM’de ağırladığı Bictogo ile baş başa görüşmenin ardından heyetler arası toplantı gerçekleştirdi.
Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada, Bictogo ve heyetini Türkiye’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara’nın Türkiye’yi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Fildişi Sahili’ni ziyaretiyle iki ülke ilişkilerinde önemli bir ivme kazanıldığını belirtti.
Türkiye’nin özellikle son dönemde “Afrika açılımı” çerçevesinde Afrika ülkeleriyle çok yakın ilişkiler geliştirdiklerini belirten Kurtulmuş, “Biz Afrika halklarıyla ilişkimizi kazan-kazan prensibi üzerine oturtturuyoruz. Böylece her alanda müşterek projeler geliştirerek, ülkelerin karşılıklı menfaatlerini sağlayacak şekilde ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz.” diye konuştu.
Kurtulmuş, kendisinin de geçen mart ayı başında İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18. Konferansı’na katılmak üzere Fildişi Sahili’ne resmi bir ziyaret gerçekleştirdiğini anımsatarak, konferansta ele alınan konuları takip ettiklerini söyledi.
Ticarette, tarımda, enerjide, savunma sanayiinde yapılacak işbirliğinin her iki ülkenin de menfaatine olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Bictogo’nun Türkiye’yi ziyaretinin de Türkiye-Fildişi Sahili ilişkilerinin gelişmesine pozitif katkı sağlayacağını belirtti.
Bictogo’ya, yarın İstanbul’da TBMM’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Parlamenterler Arası Kudüs Platformu 5. Konferansı’na katılımı dolayısıyla teşekkür eden Kurtulmuş, bu toplantı dolayısıyla İstanbul’dan dünyaya önemli mesajlar iletileceğini kaydetti.
Türk iş adamlarına davet
Fildişi Sahili Ulusal Meclisi Başkanı Adama Bictogo da Türkiye’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Ouattara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşılıklı ziyaretlerinin iki ülke arasındaki ilişkileri daha artırdığını söyledi.
İkili ticaret hacminin 600 milyon dolar seviyesine yaklaştığını belirten Bictogo, hedeflerinin, kısa süre içerisinde 1 milyar dolara ulaşmak olduğunu bildirdi.
İki ülke halkları arasındaki dostluk ilişkilerinin de memnuniyet verici düzeyde olduğunu dile getiren Bictogo, Fildişi Sahili halkının Paris’ten sonra en fazla ziyaret ettiği şehrin İstanbul olduğunu ve bu ilginin giderek arttığını ifade etti.
Bictogo, iki ülke vatandaşlarının ziyaretlerinin ekonomik ve ticari ilişkileri hızlandırmak için önemli bir fırsat olduğunu vurguladı.
Fildişi Sahili’ndeki enerji ve tarım alanında yürütülen çalışmalar hakkında bilgi veren Bictogo, enerji alanındaki kalkınma planlarının hayata geçirilmesiyle tarım alanındaki işbirlikleri konusunda Türk iş insanlarını ülkesine davet etti.
Abidjan’daki nehirde arıtma ve ulaşım gibi konularda da birlikte çalışma yapma arzusunda olduklarını dile getiren Bictogo, ortak çalışmayla Abidjan’ı Afrika’nın İstanbul’u haline getirmek istediklerini kaydetti.
Turizmin kendileri için önemli bir alan olduğunu söyleyen Bictogo, bu alanda çalışma yapan iş insanlarını da ülkesine davet etti.
İki ülke meclisi arasında işbirliği protokolü
Heyetler arası toplantının sonunda TBMM ve Fildişi Sahili Ulusal Meclisi arasında işbirliği protokolü imzalandı.
Buna göre, iki ülke ve halkları arasındaki ilişkileri daha da geliştirmek için çeşitli alanlarda parlamenter işbirliğinin geliştirilmesine katkıda bulunulacak.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Bictogo ve beraberindeki heyet ile 15 Temmuz darbe girişimi sırasında TBMM’de bombalanan alana geçti ve buraya karanfil bıraktı.
Bictogo’ya Genel Kurul salonunu gezdiren Kurtulmuş, Meclis’in çalışmaları hakkında bilgi verdi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, daha sonra Bictogo ve heyeti onuruna akşam yemeği verdi.
]]>Ay başında da Hazine Bakanı Janet Yellen ikinci kez Çin’e gitmişti. Washington Çin’e daha sık elçi göndererek işbirliği sinyalleri veriyor.
Devlet Başkanı Şi Jinping’in geçtiğimiz Kasım ayında San Francisco’yu ziyaret etmesinden bu yana Pekin de ABD ile farklılıklardan ziyade ortak yönleri vurgulama peşinde.
Pekin ayrıca yavaşlayan ekonomisini canlandırmak için yabancı yatırımcıları ülkeye çekmeye çalışırken, son aylarda daha yumuşak bir diplomatik yaklaşım benimsemiş görünüyor.
Blinken’in ziyareti öncesinde konuşan üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisine göre ABD, “yanlış hesap ya da çatışma” olasılığını önlemek için “rekabeti sorumlu bir şekilde yönetme” çağrısında bulunuyor.
Bu, görüşmelerin kolay olacağı anlamına gelmiyor. ABD-Çin ilişkileri son yıllarda gelişse de hala gerilim ve şüphe içeriyor.
Blinken’in uçağı Çarşamba günü Pasifik üzerinde Rus topraklarının güneyinden Tayvan’ın kuzeyindeki kıyı şeridine ve Güney Çin Denizi’ne doğru yol aldı. Bu rota iki ülke arasında sorun olan noktaların bir yansıması gibi.
Geçen yılın başlarında Çin’e ait olduğundan şüphelenilen bir casus balonu aynı hava sahasında, ABD’ye ait Alaska üzerinde uçarak uluslararası bir krizi tetiklemiş ve ABD-Çin ilişkilerinin dibe vurmasına neden olmuştu.
Blinken’in Şanghay’a inmesinden birkaç saat önce ABD Senatosu, Başkan Biden’ın Tayvan’a 8 milyar dolar ekstra askeri yardım öngören bir yasa tasarısı paketini kabul etti. Pekin, ABD’nin en büyük müttefiki olan özerk ada üzerinde hak iddia ediyor.
Paket ayrıca, TikTok’un Çinli ana şirketi ByteDance’ı dokuz ay içinde hisselerini satmaya zorluyor; aksi halde popüler sosyal medya uygulamasının yasaklanması gündeme gelecek.
Hazine Bakanı Yellen bu ayın başlarında yaptığı ziyaret sırasında Çin’i, ucuz Çin mallarının ABD pazarına akın etmesine yol açan aşırı kapasite sorunları nedeniyle eleştirmişti.
Çin tüm bu gelişmelere sert tepki gösterdi. Bunları Washington’un kendisini ekonomik olarak çevreleme ve jeopolitik olarak kuşatma girişimlerinin bir parçası olarak görüyor.
ABD’li yetkililer ise Çin’e karşı yaptırım ve gümrük vergisi tehdidinin kaldırılması ya da bölgesel düşmanlarıyla ABD’nin yaptığı ikili anlaşmaların yumuşatılması için Pekin’in tutumunu değiştirmesi gerektiğini söylüyor.
Blinken ziyareti kapsamında Çinli mevkidaşı Wang Yi’yi ile yapacağı görüşmede onu Rusya’ya makine ve mikroçip ihracatının engellenmesi konusunda uyaracak. Moskova’nın bunları Ukrayna savaşında silah olarak kullandığı iddiasını Pekin “temelsiz bir suçlama” olarak nitelendirdi ve Washington’un Kiev’e milyarlarca dolarlık yardım kararının ardından bunu Amerikan ikiyüzlülüğü olarak gördü.
Pekin’in de Washington’a yönelik kendi uyarıları var. Blinken’in gelişinden önce, görüşmelerden ne beklediklerini ortaya koyan uzun ve sert ifadeler içeren bir açıklama yayınladı.
İlişkiler istikrara kavuşmaya başlamış olsa da, “ABD Çin’i çevreleme stratejisini ilerletmeye devam ediyor, Çin’in içişlerine karışan, imajını lekeleyen ve çıkarlarını baltalayan hatalı söz ve eylemleri benimsemeye devam ediyor. Çin bu tür hareketlere kararlılıkla karşı çıkmakta ve güçlü karşı tedbirler almaktadır” denildi.
Devlet medyası ve Çinli akademisyenler de bu mesajı yineledi. “Görünüşe göre Blinken Çin’e ültimatom vermek için burada” diyen Çin Dışişleri Üniversitesi profesörlerinden Li Haidong Global Times’a yaptığı açıklamada, “Ona boyun eğmeyeceğiz ve temel meselelerimizden taviz vermeyeceğiz” dedi.
Pekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Okulu’ndan Wang Yong ise ilişkilerde bir “kazan-kazan durumu” sağlanabileceğini ancak ABD’nin Çin’i “yanlış algıladığını” ve Washington’un daha fazla “iyi niyet” göstermesi gerektiğini söyledi.
Singapurlu uzman Alfred Wu’ya göre Pekin için bu hafta yapılacak görüşmelerde en acil konulardan biri Tayvan olacak.
Blinken, Tayvan’ın bağımsızlık yanlısı başkanı William Lai’nin göreve başlamasından kısa bir süre önce Çin’i ziyaret ediyor ve bu ziyaretin Tayvan Boğazı’nın yanı sıra Güney Çin Denizi’nde de gerilimin artmasına yol açmasından endişe ediliyor.
Öğretim üyesi Wu’ya göre “Çin kırmızı çizgileri vurgulamak isteyecektir. İki taraf da özellikle 20 Mayıs’taki yemin töreni öncesinde herhangi bir tırmanma yaşanmamasını sağlamak için zemin hazırlamak isteyecektir”.
Daha sonra da ABD’deki başkanlık seçimlerinde her iki adayın da Çin’e karşı sert üslupta yarıştığı bir ortamda kırılgan ilişkiler daha da test edilecek.
Çin’e Rusya mesajı
Blinken’ın Cuma günü mevkidaşı Wang Yi ile uzun bir görüşme yapması bekleniyor. Pekin’e ulaştığında ve büyük olasılıkla Şi ile de görüştüğünde, Çin’in Rusya’ya çift kullanımlı ürün (makine ve mikroçip) satışına ilişkin tartışmaların gündeme gelmesiyle hava soğuyabilir.
ABD’nin söz konusu Çinli şirketlere yönelik yaptırımları da bu haftaki ziyarete damgasını vurabilir.
Washington, Ukrayna’daki savaşta Çin’in Rusya Devlet Başkanı Putin’i desteklediğine dair suçlamaları birçok kez dile getirdi ancak Pekin bu suçlamayı hep reddetti.
Blinken ziyareti öncesinde 19 Nisan’da yaptığı açıklamada “Rusya’nın savunma sanayine şu anda katkıda bulunan başlıca ülke Çin’dir” dedi ve ekledi:
“Hem Avrupa ülkeleriyle olumlu ve dostane ilişkiler kurmak istediğini iddia edip hem de Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’nın güvenliğine yönelik en büyük tehdidi körükleyemez.”
Pekin ise Rusya ile “normal ilişkiler” olarak adlandırdığı ilişkileri savunurken, basında Washington’un tutumunu Moskova ile “nifak tohumları ekmeye” yönelik “beyhude” bir girişim olarak nitelendiren yazılar yer aldı.
Çin kendisini, tüm taraflarla konuşabilen tek büyük ülke, “eşsiz” bir rol oynayabilecek bir arabulucu olarak görüyor.
Pekin, Çin’i “suçlamak” yerine “ilgili tüm tarafların” çatışmanın “temel nedenleri” üzerinde düşünmesi gerektiğini söyledi.
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Mali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Abdoulaye Diop, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda baş başa ve heyetler arası görüşmeler yaptı. Görüşmelerin ardından Kacır ve Diop’un eş başkanlıklarında Türkiye-Mali KEK 4. Dönem Toplantısı düzenlendi.
Toplantı sonrasında, 4. Dönem KEK Protokolü ve buna ilişkin eylem planları imzalandı.
Bakan Kacır, yaptığı konuşmada, protokolle yatırım ortamını iyileştiren yasal mevzuatlar, ticaret hacmini artıracak hamleler, altyapı hizmetlerinin genişletilmesi ve savunma sanayi başta olmak üzere sektörel işbirlikleri için uzlaşıya vardıklarını söyledi.
Bilim ve teknolojiden enerji ve madenciliğe, tarım ve hayvancılıktan su kaynaklarının yönetimine, sağlıktan ulaştırmaya kadar geniş bir yelpazede bir yol haritası oluşturduklarının altını çizen Kacır, karşılıklı ekonomik fayda esasıyla milletlerin refahını hedefleyen alanlarda işbirliklerinin daha fazla geliştirilmesi hususundaki kararlılıklarını yinelediklerini ifade etti.
Kacır, bu toplantının Türkiye ve Mali arasında siyasi, ekonomik ve ticari işbirliğini daha da geliştireceğine inandıkları vurgulayarak, ikili görüşmelerin ve imzalanacak protokolün yeni projeleri, yatırımları ve işbirliklerini teşvik etmesini diledi.
50 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi
Afrika kıtasındaki ülkelerle ilişkilere son 22 yılda kayda değer bir ivme kazandırdıklarını aktaran Kacır, yurt dışındaki misyonlar aracılığıyla Afrika’da son derece proaktif bir dış politika yürüttüklerini dile getirdi.
Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 31 Afrika ülkesine gerçekleştirdiği 50’den fazla ziyaret, kıtada faaliyet gösteren 44 büyükelçilik ve Türkiye’deki 38 Afrika ülkesinin büyükelçiliklerinin bu aktif dış politikanın en önemli göstergeleri olduğunu belirtti.
Türk Hava Yollarının (THY) kıtada 62 noktaya sefer düzenlediğine işaret eden Kacır, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleriyle kurulan iş konseylerinin sayısının 47’yi geçtiğini bildirdi.
Kacır, Afrika ülkeleriyle ilişkilerin günden güne gelişmesi için çaba harcadıklarını vurgulayarak, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) kıtada 22 ofisi olduğunu kaydetti.
Afrika açılımı ve müteakiben Afrika ortaklık politikalarının kıta ülkeleriyle ilişki ve işbirliklerinin geliştirilmesi bakımından başarılı sonuçlar verdiğini ifade eden Kacır, “Afrika ülkeleriyle pozitif seyreden ilişkilerin en somut örneği ‘kazan-kazan’ ilkesi temelinde katlanarak artan ticaret verileridir. Kıtayla toplam ticaretimiz 2003’te 5,4 milyar dolar düzeyindeyken 2023’te 37 milyar dolara yükselttik. Önümüzdeki yıllarda ticaret hacmimizi 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika kıtasındaki ticari faaliyetlerimize ek olarak, müteahhitlik ve yatırım faaliyetlerimizin gelişmesi için işbirliklerimizi genişletiyoruz. Bu çerçevede, Afrika’daki Türk yatırımları 10 milyar dolara ulaştı. Sektörde kendini ispat etmiş ve Afrika ülkelerinde de deneyim kazanmış müteahhitlik firmalarımız, kıtada bugüne dek bin 885 projeyi başarıyla üstlendiler.” diye konuştu.
Mali ile 255 milyon dolarlık ticaret
Kacır, coğrafi konumu ve bölgede oynadığı önemli rolü göz önüne alarak, Batı Afrika’da güçlü bir potansiyel ortak olarak gördükleri Mali ile ticari ve ekonomik bağlamda sağlam temeller kurmaya ayrı bir önem atfettiklerini söyledi.
Erdoğan’ın 2018’deki Mali ziyaretini anımsatan Kacır, “Bu ziyaret sırasında ikili ticaret hacmimizin 500 milyon dolar değerine ulaşması hedefinde mutabık kalınmıştı. Türkiye-Mali arasındaki ticaret hacmi bu tarihten sonra sürekli artarak 2023’te tarihinin en yüksek seviyesine ulaşarak 255 milyon doları aştı. Gelecek yıllarda, hedeflediğimiz ticaret hacmine ulaşacağımızdan eminim.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, ikili ticari ilişkilerinde sürdürülebilir bir artış sağlanması için karşılıklı yatırımlara ve altyapı projelerine odaklanılması konusunda mutabık kaldıklarını aktardı.
Ülkeler arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri ortak fayda ve kazan-kazan ilkeleri temelinde ilerletmenin ve diğer alanlarda da işbirliği geliştirmenin nihai amaçları olduğunun altını çizen Kacır, yatırımların bu hususta ticaretin gelişmesi için anahtar rol üstlendiğini vurguladı.
Kacır, Türk müteahhitlerinin Mali’de bu zamana kadar altyapı ve üstyapı, rehabilitasyon gibi alanlarda 450 milyon dolar değerinde 10 proje üstlendiğini dile getirdi.
Ülkeler arasındaki iktisadi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için ciddi bir potansiyel olduğuna işaret eden Kacır, şöyle devam etti:
“Bu potansiyelin değerlendirilmesi ve ticari ve ekonomik ilişkilerimizin artırılması sadece ülkelerimizin ortaklığını güçlendirmekle kalmayacak, milletlerimizin refahına da büyük katkı sağlayacak. Türk ve Malili iş insanlarının daha güvenli bir iş ortamında hareket etmeleri ve yatırım yapabilmeleri için bazı temel anlaşmaların da yürürlükte olması gereklidir. Bu bağlamda yine Cumhurbaşkanımızın 2018’deki Mali ziyaretinde imzalanan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın onay sürecinin en kısa sürede tamamlanması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması’nın müzakerelerinin bir an önce tamamlanarak imzalanmasını arzuluyoruz.”
Çok yönlü işbirliği
Kacır, bunların yanı sıra TİKA’nın, özellikle su sanitasyonu, insani yardımlar, kültürel mirasın korunması gibi alanlarda Mali’de aktif rol oynadığını belirti.
Bugünkü toplantının pek çok alana yönelik işbirliği kararlarını kapsaması nedeniyle gelecek dönem adına önemli bir yol haritası sunduğunu vurgulayan Kacır, şunları kaydetti:
“Barış, istikrar, dostluk ve karşılıklı fayda ilkeleri üzerinde temellenen Türkiye-Mali ilişkilerinin sağlam ve uzun ömürlü olacağından hiçbir şüphem yok. Türkiye sahip olduğu imkan ve kabiliyetleri kullanarak, Mali ile her türlü işbirliğini değerlendirmekte kararlıdır. İkili ekonomik ve ticari ilişkilerimizi geliştirebilecek her projenin takipçisi olacağımızdan ve KEK toplantılarında mutabık kalınan hususları gerçekleştirmedeki kararlılığımızdan şüpheniz olmasın. İki dost ülkenin birlikte atacağı her adım, başlayacağı her yatırım, bitireceği her proje sadece Mali’nin ve Türkiye’nin ekonomilerini değil, kardeşliklerini de güçlendirecektir. Bugün attığımız somut adımlar, gelecekte ülkelerimizin dostluğunun gelişmesine vesile olacaktır.”
Malili Bakan’dan SİHA’lara övgü
Bakan Diop ise ticaret hacmini 500 milyon dolara çıkarma hedefini çok rahatlıkla yakalayabileceklerini ifade ederek, çalışmalarının da bunu gösterdiğini söyledi. 3. KEK toplantısının ardından çok çeşitli alanlarda Türkiye ile işbirliği yaptıklarına dikkati çeken Diop, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bizler savunma ve güvenlik konusunda da ciddi bir işbirliğine sahibiz. Özellikle SİHA teknolojisinin kullanılması, gerçekten durumu değiştirerek bugün takdir edilecek neticeler elde etmemize ve topraklarımızı kontrol edebilmemize imkan sağladı. Değişen dünyada herkes barış için çözümler arıyor ama uluslararası alanda istikrar da istiyor. Bu doğrultuda Türkiye’nin de önemine değinmek isterim. Ayrıca Mali hükümeti olarak Türk firmalarının olumlu ortamlarda çalışması için her türlü çalışmayı sürdüreceğiz. Karşılıklı özel sektörlerimiz görüşmelerde bulunacak, işbirlikleri gerçekleştirecekler. Türk ve Mali devleti de iş insanlarına nasıl yardımcı olabileceği konusunda değerlendirme yapıyor. Mali ve Türkiye bölgesel olarak da önemli ülkeler.”
Diop, özellikle tarım, tekstil ve madencilik gibi alanlarda yapacakları dönüşümü de Türkiye gibi güvenilir, dost ve stratejik ortaklarla gerçekleştirmek istediklerini sözlerine ekledi.
]]>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Irak İş Konseyi Başkanı Halit Acar, AA muhabirine, iki ülke arasındaki ilişkiler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapmaya hazırlandığı ziyarete ilişkin değerlendirmede bulundu.
Irak’ın, Türkiye’nin en çok ticaret yaptığı ülkeler arasında yer aldığını belirten Acar, geçen yıl bu ülkeyle dış ticaret hacminin 20 milyar doların üstüne çıktığını söyledi. Acar, müteahhitlik başta olmak üzere diğer yatırımlar konusunda da komşu ülkenin büyük potansiyel barındırdığını bildirdi.
Irak’ın yeniden yapılanan bir ülke olması nedeniyle farklı alan ve sektörlerde ihtiyaçları bulunduğunu dile getiren Halit Acar, “Türkiye hem kadim komşuluk ilişkileri hem de her alanda kaliteli ve hızlı çözüm alternatifleriyle Irak için güvenilir bir ticari partner konumunda. Dolayısıyla şu anki ticaret ve yatırım hacmimiz buzdağının sadece görünen yüzü. DEİK Türkiye-Irak İş Konseyi olarak, ilerleyen zamanlarda var olan potansiyeli gün yüzüne çıkartıp iki ülke arasındaki ilişkileri daha da geliştirmeye kararlıyız.” dedi.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti yeni imkanlar sunacak”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 yıl sonra yapmaya hazırlandığı Irak ziyaretinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Acar, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Sayın Cumhurbaşkanı’mızın stratejik gündemleri olacağı aşikar. İki dost ve komşu ülke arasında imzalanması muhtemel her ticari anlaşma Türk iş insanlarına yeni imkanlar sunması açısından sevindirici olacaktır. Bugün itibarıyla Türkiye’nin Irak’a sunamayacağı hiçbir katma değer söz konusu değildir. Turizm, tarım, teknoloji veya müteahhitlik, Türk iş insanları Irak’ın her ihtiyacını karşılama konusunda yüksek motivasyona ve yeterliliğe sahiptir. Bu ziyarette pek çok kritik mutabakat zaptının imzalanacağını düşünüyorum. Bu yeni açılımlar sayesinde iki ülke arasındaki diplomatik ve ticari ilişkilerin daha da iyi bir noktaya taşınacağından şüphem yok. Hazırlık ve önceliklerimiz söz konusu değil, zaten hazırız ve Irak’a her alanda ve sektörde hizmet sunmak için istekliyiz.”
“Kalkınma Yolu, uluslararası ticarete hizmet edecek”
Halit Acar, Basra’dan Türkiye’ye uzanacak kara ve demir yolu ulaştırma koridoru inşasına yönelik planlanan “Kalkınma Yolu Projesi”nin öncelikle iki ülkeyi birbirine bağlamayı hedeflediğini, Irak içindeki lojistiği de olumlu etkileyeceğini anlattı.
Kalkınma Yolu’nun Basra’dan başlamasının önemli bir nedeninin de Fav Limanı olduğuna işaret eden Acar, “Fav Limanı ülkenin ihtiyaçlarından fazlasına hitap edecek şekilde planlandı. Bu açıdan bakıldığında Kalkınma Yolu, başta bölgesel, devamında ise uluslararası ticarete hizmet edecek nitelikte.” diye konuştu.
Acar, Türkiye-Irak ticaretinde lojistiğin önemine dikkati çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Kalkınma Yolu Projesi, demir yolu taşımacılığı opsiyonunu da barındıran bir yapıya sahip. İki ülke arasındaki mal taşımacılığı daha ucuz, daha hızlı hale gelecek. Bu kapsamda iki ülke arasındaki ticaretin artmasını beklemek yanlış olmayacaktır. Bunun yanı sıra bölgede yer alan Yeni İpek Yolu Projesi’nin de bir parçası haline gelecek Kalkınma Yolu, Orta Kuşak’ın canlanmasında önemli bir rol oynayacak. Proje yalnızca Irak’ı değil, Orta Asya’yı da Avrupa’ya bağlayacak.”
Fav Limanı’nın açılmasıyla özellikle Körfez ülkelerinin Avrupa’ya ticaretinde Türkiye’nin geçiş noktası olacağını belirten Acar, “Kalkınma Yolu Projesi ile bölgede istikrar, kalkınma ve güvenlik bir üst seviyeye taşınırken inşa edilecek otoyol ve demir yolunda Türk firmaları kritik roller üstlenecek.” dedi.
Ovaköy Sınır Kapısı gündeme gelebilir
Acar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Ovaköy Sınır Kapısı’nın açılmasının da görüşmelerde gündeme gelmesini beklediklerini bildirdi.
İki ülke arasındaki siyasi ve diplomatik ilişkilerin olumlu yönde seyretmesinin Türk iş insanları açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Acar, şunları kaydetti:
“Hükümetimizin ihracat vizyonu çerçevesinde DEİK olarak yılmadan çalışıyoruz. Önemli ihracat ve yatırım pazarlarımızdan olan Irak, bu vizyonu ortaya koyduğumuz somut örneklerden biri. Türkiye-Irak İş Konseyi Başkanı olarak hem Yürütme Kurulu hem de Konsey üyelerimize bu konudaki cansiperane çalışmalarından ötürü teşekkürlerimi sunuyorum. Irak’a müteahhitlik, mühendislik, her türlü yatırım, mal ve hizmet tedariki konularında sınırsız desteği, en üst düzey profesyonellikte sunmaya hazırız. Türkiye için bu denli önemli bir pazara seslenecek her türlü enstrümana sahibiz ve karşılıklı çalışmaya sonuna kadar açığız.”
“Teröre karşı ortak harekat ilişkileri olumlu etkiler”
Acar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinde gündeme gelmesi beklenen terör örgütüne yönelik ortak operasyon adımını da değerlendirdi.
Toplumların barış içinde yaşamasının ve ülkelerin refahının önündeki en büyük engelin terör olduğunu vurgulayan Acar, “Türkiye ve Irak iki kadim komşu ülke. Teröre karşı birlikte hareket etmeleri elbette ilişkileri son derece olumlu etkiler. Terörle etkin mücadele sadece Irak ile olan ilişkilerimizde değil, tüm Orta Doğu coğrafyası için kazanımlar anlamına gelir.” diye konuştu.
]]>Pakistan Milli Günü, Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yusuf Cüneyd’in ev sahipliğinde büyükelçilik rezidansında yapılan törenle kutlandı.
Törene, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Yıldız, AK Parti Genel Başkanvekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, kuvvet komutanları, eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman, eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Demir ile yerli ve yabancı misyon temsilcileri katıldı.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende, iki ülkenin milli marşları okundu, ardından iftar yemeğine geçildi.
İftar yemeğinin ardından konuşan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, burada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Pakistan’ın Milli Günü’nü kutladı.
Pakistan halkına saygı ve selamlarını sunan Bakan Güler, bu vesileyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da selamlarını iletti. Güler, Pakistan’ın bağımsızlığı ve bütünlüğü için savaşan şehitleri ve gazileri saygıyla andı.
Pakistan’ın, bölgesinde ve dünyada stratejik önemi yüksek bir ülke olduğunu vurgulayan Güler, özellikle son yıllarda her alanda gelişip güçlenen Pakistan’ın, bölgesinde ve dünyada barış, istikrar ve güvenin inşasında önemli bir rol üstlendiğini söyledi.
Türkiye’nin de Pakistan’ın bu etkinliğinden ziyadesiyle memnun olduğunu dile getiren Güler, Türk milletinin gönlünde Pakistanlıların her zaman müstesna bir yere sahip olduğunu ve olmaya devam edeceğini kaydetti.
“Bizler, en zor zamanlarda birbirine destek vermiş iki ülkeyiz”
Türkiye ile Pakistan arasında tarihten gelen köklü dostluk ve kardeşlik ilişkileri, ortak değerler ve sarsılmaz bağlar bulunduğuna dikkati çeken Güler, sözlerine şöyle devam etti:
“Geçmişten bugüne intikal eden bu bağlar, ülkelerimiz arasında çok yönlü işbirliği ve üst düzey ilişkilere zemin hazırlarken, ortak geleceğimize de yön vermektedir. Bizler, en zor zamanlarda birbirine destek vermiş, sevinçleri ve üzüntüleri paylaşmış ve ortak idealleri güçlü bir şekilde benimsemiş iki kardeş ülkeyiz. Maruz kaldığımız elem verici hadiseler ve doğal afetler karşısında iki ülkenin birbirinin yardımına koşması, ülkelerimiz arasındaki birlikteliğin ne denli güçlü olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.” dedi.
Pakistan’ı, uluslararası ilişkilerde en güvenilir ortaklardan biri olarak gördüklerini ifade eden Güler, ikili ülke arasındaki ilişkilerin her alanda mükemmel seviyede olmasına çok büyük önem verdiklerini söyledi. İkili ilişkilerin son yıllarda artan bir ivmeyle geliştiğini belirten Güler, bu ilişkileri daha büyük ve kapsamlı işbirlikleri ile güçlendirme azim ve kararlılığını taşıdıklarını dile getirdi.
“Yüksek sinerji ve tecrübe paylaşımı, yeni ve kapsamlı işbirliklerine de kapı açmaktadır”
Bunların başında askeri işbirlikleri ve savunma sanayisinin geldiğini belirten Güler, “Özellikle savunma sanayii alanında hayata geçirdiğimiz projelerin ortaya koymuş olduğu yüksek sinerji ve tecrübe paylaşımı, yeni ve kapsamlı işbirliklerine de kapı açmaktadır. Birbirimize olan güvenimiz ve desteğimizi, bundan sonra da işbirliğimizin katlanarak artması için en büyük teminat olarak görüyoruz.” diye konuştu.
Pakistan’la olan güçlü bağları geliştirmekte, bölgesel ve küresel barış ve istikrar için birlikte hareket etmekte kararlılıklarını vurgulayan Güler, “Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluk ve kardeşliğin ezelden ebede güçlü bir şekilde devam edeceğine yürekten inanıyoruz.” dedi.
Pakistan’ın Milli Günü’nü kutlayan Bakan Güler, bu vesileyle yarın idrak edilecek Kadir Gecesi’ni ve Ramazan Bayramı’nı tebrik etti.
Törende konuşan eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman ise davet nedeniyle Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yusuf Cüneyd’e teşekkür etti. Pakistan’ın, Türkiye’nin zor dönemlerinde yardıma koştuğunu dile getiren Kahraman, özellikle İstiklal Savaşı’nda bulundukları yardımın önemine dikkati çekti.
Milli Türk Talebe Birliği Başkanlığı yaptığı dönemde Pakistan için bir miting düzenlediklerini hatırlatan Kahraman, “Pakistan’ın ana davalarından biri de Keşmir’dir. Çok büyük bir zulüm, gayrıadil bir hadise ve dünya hukukunun yüz karasıdır. Keşmir, bizim de davamızdır. Dostluğumuz ilerlemeye devam edecek.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye ile Pakistan asırlık bağlara dayanan ilişkilere sahip”
Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yusuf Cüneyd de misafirleri “Pakistan Milli Günü” etkinliğinde ağırlamaktan onur duyduğunu belirtti.
Söz konusu günün alt kıta tarihinde büyük önem taşıdığına dikkati çeken Cüneyd, ülkesinin tüm zorluklara rağmen olağanüstü bir dayanıklılık ve kararlılık sergilediğini anlattı.
Cüneyd, Pakistan’ın uluslararası alanda hak ettiği yeri almak için çok yol kat ettiğini, 75 yıllık süreçte ülkesinin temellerinin, herkesi kapsama, devamlılık, ilerici zihniyet, toplumda cinsiyet eşitliği ve temel insan hakları üzerine kurulduğunu dile getirdi.
Pakistan halkının bilim, sanat, spor, teknoloji gibi alanlarda yeteneklerini kanıtladığını aktaran Cüneyd, Pakistan’ın ve bölgenin refahı için uluslararası ortakları ve dostlarıyla birlikte çalışmaya devam edeceklerine işaret etti.
Cüneyd, Türkiye ile Pakistan’ın asırlık bağlara dayanan ilişkilere sahip olduğunu ifade ederek, söz konusu durumun “iki ülke, tek millet” gibi duyguların somut örneği olduğunu söyledi.
İki ülke arasındaki “kardeşlik bağlarının” gelecek nesillere aktarılması için Türkiye ile çalışmaya devam edeceklerini ifade eden Cüneyd, Türk halkı ve hükümetinin felaketlerde her zaman Pakistan’ın yanında olduğunu dile getirdi.
Büyükelçi Cüneyd ayrıca, Türk milletine ve özel olarak da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ikili ilişkiler konusunda minnettar olduklarını söyledi.
Konuşmaların ardından, Pakistan Milli Günü dolayısıyla pasta kesildi. Tören, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
]]>***
Son dönemde Türkiye ve Irak arasında önemli gelişmeler yaşanıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Ağustos 2023’te geniş kapsamlı Bağdat ve Erbil ziyaretinin ardından iki ülke arasında yoğun bir diplomasi trafiği başladı. Son olarak, Hakan Fidan’ın yanı sıra Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu’nun oluşturduğu Türk heyeti 14 Mart 2024’te Bağdat’a giderek Iraklı muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşme sonunda yapılan ortak açıklamada ortaya konan maddeler, iki ülke ilişkilerinin olumlu anlamda bir öteki aşamaya taşınması noktasında ciddi bir umut vermiş gibi görüyor. Özellikle terör örgütü PKK’ya karşı ortak bir tavır benimsenerek, Irak’ın PKK’yı yasaklı bir örgüt olarak ilan etmesi ve başta askeri işbirliği olmak üzere, ticaret, enerji, su, sağlık, tarım ve ulaştırma alanlarında ortak komitelerin kurulması yönünde karar verilmesi iki ülke arasında önümüzdeki süreçte somut adımlar atılabileceğini gösterir nitelikte oldu. Nisan ayı içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak’a ziyaretiyle de pek çok konuda önemli imzaların atılması bekleniyor.
Sudani hükümetinin dengeli adımları
Türkiye-Irak ilişkilerinde yaşanan bu olumlu yönelim Irak iç politikasındaki süreçle birlikte okunduğunda hem Irak hem de bölge için istikrar üretmeye aday görünüyor. Nitekim özellikle Muhammed Şiya es-Sudani hükümetiyle son birkaç yılda nispeten rahatlayan ve istikrara kavuşan bir Irak’tan bahsedilebilir. Her ne kadar neredeyse 40 yıldan fazla bir süredir bilfiil savaşın içinde olan ülkenin üzerindeki savaş izlerini kısa bir sürede silmek mümkün olmasa da ülke içerisinde atılan adımlar Iraklılar için bir umut oldu. Ülke içerisinde zaman zaman yükselen siyasi tansiyon, terör örgütü DEAŞ’ın hücre saldırıları, terör örgütü PKK’nın etkinliği, milis grupların varlığı, dış müdahaleler gibi olumsuzluklar sürüyor. Bununla birlikte mevcut Sudani hükümetinin kazandığı ivme, Iraklıların geleceğe dair daha olumlu bir bakış açısına sahip olmalarının yolunu açıyor gibi görünüyor.
Ülkenin görünen yüzü ve nüfus olarak en kalabalık şehri olan başkent Bağdat başta olmak üzere şehirlerdeki altyapı ve üstyapı çalışmalarının halkı heyecanlandırdığı açık. Özellikle Bağdat’taki gelişmeler dikkat çekici boyutta. Daha önce güvenlik riskleri nedeniyle tenhalaşan Bağdat sokaklarında şimdi 24 saat canlı akan bir hayat var. Halkın da özgüvenini yeniden kazanmaya başladığı ve halk arasında yükselen bir Iraklılık kimliği ve bilincinin oluştuğu görülüyor. Bunda Sudani hükümetinin iç ve dış politikada attığı “dengeli” adımların etkisi var. Bu dengede hem Iraklı siyasilerin hem de halkın Türkiye ile ilişkilere verdiği önem oldukça açık.
Irak’ın iç dinamikleri Türkiye ile gelişen ilişkilerden memnun
Irak’ta hangi tarafla konuşursanız konuşun zaman zaman Türkiye’nin politikalarına karşı çıkanlar olsa da Türkiye ile yürütülen sürece olumlu bakıldığını söylemek yanlış olmaz. Bunu Türkiye’ye karşı en sert açıklamaları yapan gruplardan biri olan Şii milis grubu Asaib Ehlil Hak isimli örgütün lideri Kays el-Hazali’nin değişen tavrında dahi görmek mümkün. Kays el-Hazali Türkiye’yi Irak’ın kuzeyinde yürüttüğü terör operasyonları nedeniyle “işgalci” olarak suçlayan ve Irak’taki Türk unsurlarını hedef alabileceğini ima eden açıklamalar yapan bir profildi.
Türkiye’nin Irak’a yönelik yıllardır sürdürdüğü istikrarlı dış politika çizgisi karşılık bulmuş gibi görünüyor. Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin korunması, Irak’ın istikrarının desteklenmesi, Irak’taki her grupla dengeli ilişkiler sağlanması temelinde yürüttüğü dış politika meyvelerini veriyor.
Erbil-Bağdat denkleminin önemi
Aynı zamanda, Türkiye’nin Erbil-Bağdat dengesinde oynadığı rol de önemseniyor. Bilindiği gibi bütçe, petrol gelirlerinin paylaşımı, enerji transferi, idari meseleler gibi konularda halen Erbil ve Bağdat arasında sorunlar yaşanıyor. Ancak Türkiye’nin Irak’taki istikrarı yakalamak adına Erbil ve Bağdat arasındaki uyuma ve uzlaşıya katkı sunabileceği biliniyor.
Bu noktada, her ne kadar Türkiye’nin Irak merkezi hükümetiyle geliştirdiği ilişkiler bazı çevreler tarafından Ankara’nın Erbil ile arasına mesafe koyacağı yönünde bir algıya ve söyleme neden olsa da Türk heyetinin 14 Mart’taki son ziyaretinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) İçişleri Bakanının da yer alması ilişkiler için rahatlatıcı bir görüntü verdi. Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliği kapsamında Erbil ve Bağdat’a ayrıştırıcı değil tamamlayıcı bir gözle baktığı söylenebilir. Erbil ve Bağdat arasında oluşacak uzlaşı ve denge sadece Irak iç politikası açısından değil, Türkiye-Irak ilişkileri ve bölgesel denklem açısından da önemli. Zira, Türkiye ve Irak arasında gelişen süreç ve atılacak somut adımların bölgesel bir işbirliğine dönebileceğine dair konuşmalar artık yüksek sesle ifade ediliyor. Anlaşılan o ki, Türkiye ve Irak arasındaki gelişmeler bölgesel istikrar için bir model olabilir.
[Dr. Bilgay Duman, ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörüdür.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>ANKARA – Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, “Ermenistan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden çıkmıyor, KGAÖ Ermenistan’dan çıkıyor” değerlendirmesi üzerine, Ermenistan Parlamentosu Savunma ve Güvenlik İşleri Daimi Komitesi Başkanı Andranik Koçaryan ve Doğu Bilimi Uzmanı Armen Petrosyan, Ermenistan’ın yeni savunma politikalarını değerlendirdi.
Ermenistan Başbakanı Paşinyan, Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğini dondurduğunu açıklayarak KGAÖ’nun Ermenistan’a yönelik güvenlik yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkladı. Aynı zamanda, Ermenistan’ın güvenlik alanında çok yönlü bir strateji benimsediğini ve çıkarların farklı yönlerde ve farklı aktörlerle birleştirilmesine dayanan bir çeşitlendirme politikası izlediğini duyurdu. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin sivil gözlem misyonu tarafından Ermenistan’ın sınırları denetleniyor.
Ermenistan Parlamentosu Savunma ve Güvenlik İşleri Daimi Komitesi Başkanı Andranik Koçaryan ve Doğu Bilimi Uzmanı Dr. Armen Petrosyan, Ermenistan’ın yeni güvenlik politikasını ve Ermenistan- Türkiye ilişkilerinin normalleşme sürecinin sonuçlarını İHA muhabirine değerlendirdi.
Petrosyan: “Fransa ile askeri alanda iş birliği derinleşti”
2. Karabağ savaşının ardından, Ermenistan’ın güvenlik politikasını gözden geçirdiğini ve bu alandaki ortaklarını yeniden değerlendirmeye başladığını Doğu Bilimi Uzmanı Dr. Armen Petrosyan, “2020’deki savaşın ardından, özellikle 2021 yılının Mayıs ve Kasım ayları ile 2022 Eylül ayı dikkate alındığında, Ermenistan ciddi güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kaldı ve bu bağlamda mevcut güvenlik sisteminin yetersiz olduğu gözler önüne serildi. Bu nedenle, Ermenistan, güvenlik sisteminin içeriğini değiştirmeye ve önceki tek merkezli sistemden daha katmanlı bir yapıya geçmeye yönelik stratejik bir karar aldı. ‘Çeşitlendirme politikası’ olarak adlandırılan bu stratejinin amacı, çok faktörlü bir güvenlik sistemi oluşturarak aynı anda birden fazla ortakla iş birliğinin yapılmasıdır. Bu politikanın mantığına uygun olarak, Hindistan’dan silah alındığına tanık olduk. Fransa ile askeri alanda iş birliği derinleşti. Son zamanlarda özellikle İran ile siyasi ve güvenlik düzeyinde daha yakın bir iş birliği olduğunu görüyoruz. Rusya ile olan ilişkiler de devam etmektedir. Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğinin dondurulmasına rağmen, KGAÖ’nün Ermenistan’ın taleplerini yerine getirmesi durumunda bu örgüt ile iş birliği gündemde kalmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Ermenistan için komşularıyla sorunlu ilişkilerin çözülmesi bölgede barışçıl, istikrarlı bir gelecek inşa etme açısından önemli bir hedef olduğunu aktaran Petrosyan, “Dolayısıyla, Azerbaycan ve Türkiye ile herhangi bir anlaşmazlık olmadığı takdirde genel güvenlik durumu iyileşecek ve güvenlik açısından farklı ortaklarla olan ilişkilerin doğal olarak zamanla şekil değiştirebilecek” diye konuştu.
Ermenistan’ın çok yönlü çabalarıyla her iki komşusuyla olan ilişkilerin normalleşmesini istediğini gösterdiğini aktaran Petrosyan, Azerbaycan ile devam eden müzakereler ve Türkiye ile normalleşme sürecinde atanan özel temsilciler bu çabaların bir yansıması olduğunu söyledi.
Ermenistan’ın diğer ülkelerden satın aldığı silahlarla yeni bir savaş başlatma hazırlığında olduğu iddialarına yönelik Petrosyan, “Daha önce de belirttiğim gibi, Ermenistan’ın yeni güvenlik politikasının temelinde komşularıyla ilişkilerin normalleştirilmesi yer alıyor ve dolayısıyla bu mantıkla hareket edersek, Ermenistan’ın elde ettiği silahlar Ermenistan’ın komşularına saldırgan amaçlarla yöneltilemez. Her ülkenin, herhangi bir ülkeden yeni silah alma hakkı vardır ve eğer uluslararası sözleşmelerin izin verdiği bir silahsa, hiç kimse bunu yasaklayamaz. Ermenistan’ın çeşitli ülkelerle askeri iş birliği öncelikle kendi güvenlik sorunlarını çözmeye ve kendisini savunmaya yönelik bir politikadır” dedi.
Koçaryan: “Ülkemizin sınırlarını koruyup barışı sağlayacak ihtiyaçları farklı ülkelerde arıyoruz”
Ermenistan Silahlı Kuvvetleri ve Savunma Bakanlığının, karşılaştıkları sorunlardan yola çıkarak savunma stratejileri mantığı çerçevesinde imkanlarını çeşitlendirdiklerini belirten Ermenistan Parlamentosu Savunma ve Güvenlik İşleri Daimi Komitesi Başkanı Koçaryan, “2020 yılı savaşından ders alarak, ülkemizin sınırlarını koruyup barışı getirecek fırsatı hayata geçirmemizi sağlayacak ihtiyaçları farklı ülkelerde arıyoruz. Savunma amaçlı silahlardan bahsediyoruz. Bunlar esas olarak hava savunma, anti elektronik silahlar ve silahlı kuvvetler personelinin eğitiminin teknik araçlarıdır. Hepsi sırf savunma amaçlıdır” dedi.
“Azerbaycan’daki esirlerimiz Türkiye’nin arabuluculuğuyla serbest bırakılabilir”
Türkiye’nin Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerine olumlu etkileri için çok uygun bir an olduğunu değerlendiren Koçaryan, “Atılacak adımlar sadece kapalı sınırların açılmasından ibaret olmamalı. Örnek olarak, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iyi niyeti olarak Azerbaycan’daki esirlerimiz Türkiye’nin arabuluculuğuyla serbest bırakılabilir. Bu ilişkileri normalleşme yönünde insani adımlardan biri de olabilir. Rubinyan ile Kılıç arasındaki görüşmeler de çok önemli. Düzenli olarak görüşmeler yapılmalı. Bölgesel açıdan bakıldığında, diğer ülkelerin, örneğin Gürcistan’ın, barışa ulaşma konusundaki çıkarları dikkate alınmalıdır, çünkü füzeler uçuşa başladığında düzensiz de uçabilir. Eğer barış istiyorsak ve birbirimizin sınırlarını tanıyorsak, o zaman tanınan sınırlar ihlal edilemez. Hiç kimsenin, geniş kapsamlı hedeflerle bile olsa, bu sınırları ihlal etme hakkı yoktur” diye konuştu.
]]>***
1979 Devrimi’nden sonra ülkedeki Kürt ayaklanmasını sert bir şekilde bastıran Tahran’daki yeni yönetim, Irak savaşının başlamasıyla birlikte Şah döneminden beri ilişkide olduğu Iraklı Kürt grupları tekrar keşfetti ve ciddi bir askeri-siyasi işbirliği içine girdi. Bu noktada muhafazakar ve geleneksel olarak adlandırılabilecek Barzanilerin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisinin yanı sıra 1975’te İbrahim Ahmed ve Celal Talabani tarafından kurulan daha sol ve modernist eğilimler taşıyan Süleymaniye merkezli Kürdistan Yurtseverler Birliği ile de ilişkiler geliştirmeye başladı.
Irak’ın 2003 yılında kitle imha silahlarına sahip olduğu gerekçesiyle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve müttefikleri tarafından işgal edilmesi, ülke içi ve bölgesel dengeler açısından tarihi bir kırılma anlamına geliyordu. İşgalden sonraki 10 yıl boyunca şiddetli mezhebi-siyasi çatışmalara sahne olan Bağdat’ın aksine Irak Kürt Bölgesel Yönetimi oldukça istikrarlı bir gelişim süreci izledi. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki ihtilaflar ABD’nin de arabuluculuğuyla kabul edilebilir seviyelere geriledi. Öte yandan Ankara, başlangıçta mesafeli olduğu Erbil yönetimi ile ekonomik ve siyasi ilişkiler geliştirdi. Bölgenin altyapısına yatırımlar yapan Türkiye özellikle enerji sektörü alanında üçüncü aktörlerin de katıldığı önemli projeler gerçekleştirdi. Bu durum Erbil-Ankara ilişkilerini daha önce görülmemiş siyasi, hatta güvenlik işbirliği derecesine getirirken adeta çökmüş şehir görüntüsü kazanan Bağdat’ın aksine Erbil için “ikinci Dubai” yakıştırmaları yaygınlık kazandı.
İran Süleymaniye’de nüfuzunu nasıl artırdı?
İşgalden sonraki birkaç yılda kendisine yakın siyasi ve milis güçler aracılığıyla merkezi yönetim üzerindeki etkisini derinleştirmeye başlayan İran, siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan farklı bir rota izleyen Erbil’in Batı ve Türkiye ile girdiği angajmanı kendisi için tehdit görmeye başladı. Böylece Tahran bir yandan Bağdat’taki kendisine yakın siyasi askeri gruplar üzerinden Erbil’i baskılamaya çalışırken diğer yandan Barzanilerin geleneksel rakibi olan Talabaniler ile ilişkilerini derinleştirdi. Haziran 2017’deki bağımsızlık referandumu İran’a aradığı fırsatı sağladı ve Barzani’nin iyi düşünülmemiş tek taraflı hamlesinden rahatsız olan Ankara ile birlikte Erbil’e yönelik adeta bir kuşatma harekatı düzenledi. Bununla birlikte dönemin İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif aynı yıl vefat eden KYB kurucu başkanı ve eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin Süleymaniye’deki cenaze törenine katılarak tepkisinin odağında Süleymaniye ve KYB değil, Erbil ve KDP olduğunun mesajını verdi.
Gerek referandum sonrası IKBY ile girdiği siyasi ve ekonomik türbülans gerekse de Celal Talabani’nin ölümünün ardından IKBY’nin yaşadığı liderlik rekabetinin şiddetlenmesi İran’a Süleymaniye içindeki nüfuzunu artırma imkanı verdi. İran bir yandan Erbil’e baskı için merkezi yönetimden alınan bütçe meselesi gibi teknik konulardan faydalanırken bir yandan da “iyi Kürtler” olarak gördüğü KYB ile Kerkük’ün statüsü gibi konulardaki işbirliğini artırdı. İran yanlısı Şii milislerin terör örgütü DEAŞ sonrasında Sincar ve Süleymaniye gibi terör örgütü PKK’nın da özel önem verdiği alanlardaki varlığını artırması PKK, KYB ve Şii milisler arasındaki koordinasyonun gelişmesine yol açtı. Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken hususlardan birisi de KYB açısından İran ile geliştirilen ilişkilerin tercih kadar gereklilik boyutunun da bulunduğudur. Kuruluşundan itibaren KDP ile hasmane ilişkilere sahip örgüt, bünyesindeki yolsuzluk ve fraksiyon kavgalarının da etkisiyle gün geçtikçe tabanını Goran ve Yeni Nesil hareketleri gibi dinamik gruplara kaptırıyor. Terör örgütü PKK, bölgede artan askeri varlığından ötürü siyasi bekasını devam ettirebilmek için çözümü, öteden beri Süleymaniye ile yakın ticari, siyasi ilişkilere sahip olan ve ülke üzerinde tartışılmaz etkinliği bulunan Tahran’a yakınlaşmakta buluyor olabilir. Bu durum KYB’de zaman içinde yaşanan lider değişikliklerine rağmen İran ile ilişkilerin neden istikrarlı bir eğilim izlediğini de açıklıyor.
Ankara-Tahran denklemi
Ankara’nın Erbil ile olan yakınlaşmasına, Süleymaniye ile geliştirdiği ilişkisiyle cevap veren Tahran, Barzanilerin ayrılıkçı İranlı Kürt grupları desteklediği gerekçesiyle zaman zaman sınırda askeri operasyonlar düzenliyor, sert ültimatomlar veriyor hatta geçtiğimiz aylarda görüldüğü üzere ünlü Kürt iş insanlarının villalarına İran içinden füze saldırılarında bulunabiliyor. Kuzey Irak merkezli oluşumların İsrail’in İran içindeki birtakım saldırı ve sabotajlarına yataklık yaptığını savunan Tahran bu şekilde Barzani yönetimini cezalandırıyor. Ancak Erbil’in Ankara ile iyi ilişkileri İran’ın bu tavrının bir ölçüde Türkiye’ye de karşı olduğunu düşündürüyor. Zira Tahran yalnızca Barzani ile gerilimi yükseltmiyor aynı zamanda Türkiye’nin gerek bölgede gerekse de Irak’ın genelinde öne çıkmasını engellemek amacıyla kendisine bağlı milisler üzerinden terör örgütü PKK ile de dirsek temasında bulunuyor.
Türkiye’nin son dönemde Süleymaniye üzerindeki baskısını artırması, şehre hava trafiğini durdurma gibi pratik adımların yanı sıra üst seviyeden askeri tehditlerini sıklaştırması örgüt ve Bafel Talabani üzerindeki etkisi bilinen Tahran’ın tepkisini kritik hale getiriyor. Bu noktada Türkiye karşıtı Batılı bazı odakların PKK’lı teröristlere havacılık eğitimi vermek için Süleymaniye’yi tercih etmeleri zihinlere Batı-PKK işbirliğine İran’ın ne ölçüde dahil olduğu sorusunu getiriyor. Ankara bu nedenle İran’la doğrudan diyaloğun yanı sıra Irak merkezi yönetimi içinde İran’a yakın olan gruplarla yakın bir müzakere ortamı oluşturmayı önemsiyor.
Bu doğrultuda gerek Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın yoğun Irak ziyaretlerinde gerekse en son Haşdi Şabi Başkanı Falih el-Feyyaz’ın Ankara ziyaretinde halihazırda İran-ABD gerginliğinden ciddi zarar gören kesimlere Irak’ın istikrarını öncelemeleri önerildi. Ankara, terör örgütü PKK ile tüm ilişkilerin kesin bir şekilde sonlandırmaması halinde ülkenin uğrayabileceği zararları hatırlatarak aleyhindeki olumsuz propagandaya rağmen Irak’ın toprak bütünlüğü hususunda herhangi bir gizli gündeminin olmadığının altını çiziyor. 7 Ekim sonrası dengelerde, Lübnan-Kızıldeniz ve Irak üçgeninde ABD ile yaşadığı askeri gerilim günden güne artan İran ve sahadaki unsurlarının Türkiye’nin güvenlik önceliklerine nasıl yanıt vereceği, ABD sonrası döneme hazırlanan bölgedeki dengeler açısından da önemli olacak.
[Dr. Hakkı Uygur akademisyendir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Ankara’da bir otelde düzenlenen toplantıya, Malezya’nın Ankara Büyükelçisi Sazali Bin Mustafa Kemal, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) Genel Müdürü ve DEİK Türkiye-Malezya İş Konseyi Türkiye tarafı Başkanı Temel Kotil ile çok sayıda davetli katıldı.
Burada konuşan Sazali, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştiğine işaret ederek, “İşbirliği yaparak iş ve kalkınma alanında yeni fırsatlar keşfetmeyi sürdürürken refahımız artmaya devam edecek.” dedi.
2024’ün Malezya ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 60. yıl dönümü olduğunu belirten Büyükelçi Sazali, “Malezya ve Türkiye arasındaki ikili ilişkiler Temmuz 2022’de Kapsamlı Stratejik Ortaklık (CSP) seviyesine yükseltilmiştir. Bu, ülkelerimizin birlikte ilerlemek ve refahı birlikte sağlamak için birçok alanda yakın işbirliği yapma çabası içinde olacakları anlamına gelmektedir.” diye konuştu.
Sazali, “İki ülke, Eylül 2022’de genişletilmiş Malezya-Türkiye Serbest Ticaret Anlaşması’nı (MTFTA) imzalamıştır. MTFTA, Malezya’ya giden Türk mallarının yüzde 99’unun vergiden muaf olmasını, Türkiye ekonomisine girdiğinde ise Malezya mallarının yüzde 86’sının benzer şekilde işlem görmesini sağlayacaktır.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin, Malezya’nın en büyük 18. ticaret ortağı olduğuna dikkati çeken Sazali, “Türkiye ayrıca Malezya’nın palm yağı için önemli bir destinasyon olmuştur ve bu nedenle bizi desteklediği için Türkiye’ye teşekkür ediyoruz.” dedi.
Büyükelçi Sazali, şöyle devam etti:
“Savunma işbirliği alanındaki büyüme istikrarlı seyirde devam etmektedir. Malezya, savunma sanayisinde ekosistem geliştirme çabalarını sürdürürken Türkiye’nin stratejik ortağımız olarak deneyimlerini paylaşmaya devam etmesini umuyoruz.”
Malezya’nın, Türk ekonomisine güven duyduğunu dile getiren Sazali, “84 milyonluk nüfusu ve stratejik konumuyla Türkiye’de iş fırsatlarını keşfetmek önemli.” diye konuştu.
“Malezyalı gençler nasıl uyuyacaklarını bilmiyorlar ama nasıl tasarlayacaklarını ve inşa edeceklerini biliyorlar”
Temel Kotil ise Malezya’nın teknoloji konusunda ileri bir ülke olduğunu ifade ederek, “Malezyalı gençler nasıl uyuyacaklarını bilmiyorlar ama nasıl tasarlayacaklarını ve inşa edeceklerini biliyorlar.” dedi.
Türk iş insanlarına mutlaka Malezya’ya iş ziyaretinde bulunmaları tavsiyesinde bulunan Kotil, Malezya’nın işbirliği konusunda Türkiye’yi güçlü ülke olarak gördüğünü belirtti.
Kotil, Malezya’nın Selangor eyaletine bağlı Sepang belediyesinde yer alan kasaba ve teknoloji merkezi Cyberjaya’da TUSAŞ’ın ofisi bulunduğunu anımsatarak, ofiste 120’yi aşkın mühendisin çalıştığını kaydetti.
“Malezya ile Türkiye arasındaki ilişkiler şu anda çok çok mükemmel bir noktada”
Büyükelçi Sazali, Türkiye-Malezya ilişkilerine ve etkinliğe yönelik AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
“Malezya ile Türkiye arasındaki ilişkiler şu anda çok çok mükemmel bir noktada.” diyen Sazali, iki ülkenin 1964’ten bu yana diplomatik ilişkileri bulunduğuna ancak ilişkilerin tarihsel olarak yüzlerce yıl öncesine dayandığına işaret etti.
Sazali, şöyle konuştu:
“Bu noktada ilişkilerimiz siyasi ve ekonomik olarak keşfedilecek çok fazla potansiyele sahip. Bugün geldiğimiz nokta da bu.
Bu etkinlik Malezyalı işletmelerle Türk işletmeleri bir araya getirmek için düzenlendi. Ekonomi, ticaret ve yatırım alanlarında işbirliği hissini keşfetmemiz gerekiyor. Böylece her iki ülke arasındaki iş potansiyelini keşfedebiliriz. Coğrafi olarak uzak olsak da ülkeleri bir araya getiren birçok bağlantımız var. Yatırımı da içeren iş fırsatlarını keşfetmek, Malezyalı işletmeleri Türkiye’ye, Türk mallarını da Malezya’ya getirmek istiyoruz. Dolayısıyla bu noktada, büyüme için mükemmel bir zemindeyiz.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te m?oderatörlüğünü Singapur Nanyang Teknoloji Üniversitesi S. Rajaratnam Uluslararası İlişkiler Fakültesi öğretim üyesi emekli diplomat Lawrence Anderson’ın üstlendiği panele Malezya Yüksek Öğrenim Bakanı ve eski Dışişleri Bakanı Zambri Abdülkadir, Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan Mahmud, Sri Lanka’nın Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Tharaka Balasuriya ve Vietnam Dışişleri Bakan Yardımcısı Nguyen Minh Hang katıldı.
Malezyalı Bakan Zambri, bölgede “Asya-Pasifik” ve “Hint-Pasifik” gibi yeni adlandırmaların nereden, hangi saftan bakıldığına bağlı olarak karmaşıklaşan çok katmanlı ilişkiler ağını ortaya çıkardığını, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkeleri olarak saflaşmadan kaygı duymakla birlikte aynı zamanda büyük güçlerin ilgisini ve hedeflerini anlamak istediklerini belirtti.
ASEAN’ın bakış açısından, barış içinde bir arada yaşama ilkesine uyumlu olduğu sürece bölgede farklı fikirlerin, ilgilerin ve çıkarların varlığını desteklediklerini ifade eden Zambri, “İster Asya-Pasifik deyin ister Hint-Pasifik, biz buranın bir barış ve refah bölge olacağından emin olmak istiyoruz.” dedi.
Zambri, Çin’in bölgedeki artan rolüne ilişkin, iyi niyetli oldukları sürece tüm taraflarla işbirliğini geliştirmek istediklerini vurgulayarak “Güneydoğu Asya’da Çin fobisi yaratmamalıyız. Soğuk Savaş’ın uzantısı olan ikili tercihlere, çevreleme mantığına hapsolmamalıyız, onu ya da bunu seçmek zorunda değiliz, kimse bize ne yapacağımızı dikte etmemeli.” diye konuştu.
Bölgenin bir ekonomik işbirliği ve kalkınma alanı olması için bölge ülkelerinin yeni teknolojileri, yeni ekonomileri ve özellikle de dijital ekonomiyi kucaklaması gerektiğini vurgulayan Zambri, Malezya’nın Türkiye ile dostane ilişkileri önemsediğini, diplomatik ilişkilerin yanı sıra ekonomik ilişkileri ve teknoloji alanında bağları genişleterek Malezya’yı Türk ekonomisinin Güneydoğu Asya’da limanı haline getirmek istediklerini vurguladı.
“Çin ve Hindistan işbirliği yaparsa küresel mimari değişir”
Sri Lankalı Bakan Tharaka Balasuriya da büyük güçlerin bölgeye ilgisinin artmasında Çin’in yükselişini durdurma niyeti ve ülkelerini piyon olarak gören yaklaşımın hissedildiğini ifade etti.
Sri Lanka’nın 1950’lerden bu yana bağlantısızlık siyaseti izlediğini, gelecekte de duruma bağlı bağımsız seçimlerini yapmak istediğini vurgulayan Balasuriya, “Biz Sri Lanka’nın Çin ve Hindistan ile ilişkilerini birbirine zıt tercihler olarak görmüyoruz. Hem Çin ile güçlü tarihsel ilişkilerimiz, Hindistan ile de uygarlık bağımız var.” dedi.
Kovid-19 salgınında Batı’dan aşı beklerken Çin’in Sri Lanka’ya yardım eli uzattığını, ekonomik kriz yaşadıklarında Hindistan’ın yardımı sayesinde hem mali durumu düzeltip hem de ülkede gıda güvenliği sağladıklarını hatırlatan Balasuriya, “Bu iki ülke de bizim için önemli.” ifadesini kullandı.
Balasuriya, Suudi Arabistan ve İran’ın diplomasi yoluyla vardığı uzlaşmayı örnek göstererek “Çin ve Hindistan işbirliği yaparsa hem küresel mimari hem de Küresel Güney’in mimarı değişir. Çin ile ABD arasındaki San Francisco Zirvesi’nin benzerine Asya’da ihtiyaç var.” değerlendirmesinde bulundu.
“ASEAN ülkeleri birlikte hareket etmeli”
Vietnam Dışişleri Bakan Yardımcısı Nguyen ise ülkesinin de major aktörlerin Asya-Pasifik’e ilgisinin artmasının ekonomik gücün bölgeye kaymasıyla bağlantılı olduğuna dikkati çekerek “Bölgedeki durumun karmaşıklığı göz önüne alındığında açık, kapsayıcı, dengeli ve kurallara dayalı bir mimari için ASEAN ülkelerinin birlikte hareket etmesi gerekiyor.” dedi.
Asya-Pasifik’in yükselişinin barış, istikrar ve işbirliği ruhunun başarısına tanıklık ettiğini vurgulayan Nguyen, bunun devam edebilmesi için ASEAN’ın merkeziliğinin korunması gerektiğini vurguladı.
Nguyen, büyük güçler arasındaki rekabetin ve işbirliğinin tarih boyunca görüldüğünü, önemli olanın bu güçlerin barış ve refahın korunması için aralarındaki rekabeti sağlıklı ve sorumlu şekilde yönetmesi ve küçük ülkeler üzerinde olumsuz etkilerini minimize etmesi gerektiğini belirtti.
ASEAN’ın bölgenin geri kalanı ile daha yapıcı tarzda ilişki kurması, büyük güçler tarafından ortaya atılan girişimleri bölgede barışa ve işbirliğine katkı sunduğu sürece desteklemesi, çok taraflılık anlayışı içinde bir ekonomik kalkınmanın motoru olmayı hedeflemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Bangladeş’te deniz seviyesi 1 metre artarsa 35 milyon insan yerinden olacak”
Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan Mahmud, küresel iklim değişikliğinin etkilerine işaret ettiği konuşmasında, bölge ülkelerinin iklim kaynaklı sorunların “masum kurbanları” olduğu, sera etkisi yaratan gazların oluşumundaki sorumlulukları sınırlı olmasına karşın coğrafi nedenlere, yıkıcı etkilerine en açık konumda olduklarına dikkati çekti.
Bundan 20 yıl önce Sibirya’da kuraklık, Pakistan’da sel olabileceğini hiç kimsenin öngöremeyeceğine dikkati çeken Mahmud, “Eğer Bangladeş’te deniz seviyesi 1 metre artarsa ülkenin kıyı bölgelerinde yaşayan 35 milyon insan yerinden olacak. Daha şimdiden dünyada binlerce insan iklim nedeniyle yurtlarını kaybetti; ya evleri sular altında kaldı ya da geçim kaynakları yok oldu. Acı gerçek bu, küresel toplum bu soruna çözüm aramalı.” ifadelerini kullandı.
Mahmud, Bangladeş’in halihazırda iklim kaynaklı göçlerin etkilerini yaşadığını, uluslararası göç hukukunda bu doğrultuda değişiklikler yapılması ve “iklim mültecisi” kavramının tanımlanması gerektiğinin altını çizdi.
Ülkelerin Paris İklim Anlaşması’nda sera etkisi yaratan gazların salınımını azaltmaya yönelik taahhütlerini yerine getirmesinin önemine işaret eden Mahmud, “Tüm taahhütler yerine getirilse bile küresel ortalama sıcaklık 3,2 ila 4 santigrat derece artacak. Şu anda 1 derecelik sıcaklık artışında bile aşırı yağmur, aşırı kar gibi mevsim değişikliklerin yıkıcı etkilerini yaşıyoruz. Sıcaklık artışı daha fazla artarsa olacakları hayal etmek dahi güç.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Gürcistan Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili ile bakanlıkta bir araya geldi. İkili ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi. Bakan Fidan, Gürcistan’da yeni seçilen hükümet ile tekrar Dışişleri Bakanı olarak atanan Gürcü mevkidaşı Darchiashvili’nin ilk ziyaretini Ankara’ya gerçekleştirdiğini belirterek, mevkidaşına başarılar dileklerini iletti.
“Ekonomik ve ticari ilişkilerimizin mevcut durumu memnuniyet verici bir düzeyde”
Türkiye ve Gürcistan arasındaki ilişkilere değinen Bakan Fidan, Gürcistan’ın coğrafi konumu sebebiyle enerji ve ulaştırma konularında önemli bir paydaş olduğunu ve siyasi ilişkilerin ikili düzeyde ilerlediğini dile getiren Fidan, “Ülkelerimiz arasında tarihi, insani ve kültürel bağlara dayanan özellikle siyasi alanlarda güçlü ilişkiler bulunmaktadır. Geçen sene yaşadığımız deprem felaketinde yardım ve kurtarma ekibi gönderen ilk ülkelerden birisi Gürcistan olmuştur. Bu vesileyle Sayın Bakan’a bir kez daha teşekkür ederim. Bugün kıymetli mevkidaşım ile yaptığımız görüşmelerde ikili ilişkilerimizin tüm vehçelerini kapsamlı bir şekilde değerlendirme imkanımız oldu. Türkiye-Gürcistan Yüksek Düzeyli Stratejik Konseyi’nin mutakip toplantısını hazırlıklarını ele alma imkanımız oldu. Ekonomik ve ticari ilişkilerimizin mevcut durumu memnuniyet verici bir düzeyde. Son 15 yıldır Gürcistan’ın en büyük ticaret ortağıyız. Daha önce belirlenen 3 Milyar Dolarlık ticaret hacmine geçen yıl itibariyle ulaşılmıştır, şimdi yeni hedef 5 Milyar Dolara ulaşmak. Karma Ekonomik Konseyi’nin bir sonraki toplantısının en kısa sürede yapılması konusunda talebimizi kendilerine ilettik” ifadelerini kullandı.
“Gürcistan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde çözümü savunuyoruz”
Ahıska Türklerinin vatanlarından sürgün edilmelerinin 80. senesinde olunduğuna hatırlatan Bakan Fidan, bölgesel istikrara dikkati çekerek, “Bugün mevkidaşımla birlikte düzenlemek istediğimiz anma etkinliklerini ele alma imkanımız oldu. Ahıskalı soydaşlarımızın Gürcistan’daki vatanlarına geri dönüşleri konusunda kendilerinden beklediğimiz desteği yineledik. Kendileri de bu konuda yaptığı yasal mevzuat çalışmalarını hükümet olarak yapacaklarını ifade ettiler. Ayrıca Sayın Bakan’la Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osetya bölgelerindeki gelişmeleri de değerlendirdik. Bu bölgelerdeki sorunların Gürcistan’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve uluslararası tanınmış sınırlar çerçevesinde çözümünü savunuyoruz. Bu konudaki kararlı tutumumuzu bugün bir kez daha teyit ettik” değerlendirmesinde bulundu.
Görüşmede Azerbaycan-Ermenistan ve Rusya-Ukrayna gibi bölgesel sorunların da ele alındığını bildiren Fidan, Karadeniz’in güvenliğinin Türkiye ve Gürcistan için aynı zamanda bir hayat alanı olduğuna vurgu yaptı. Fidan ayrıca, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün, egemenliğine olan destek ve adil bir barışın sağlanması hususunda iki ülkenin hemfikir olduğunu dile getirdi.
“Mısır ile ihmal edilen ilişkilerin canlandırılmasında büyük bir irade ortaya kondu”
Sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtlandıran Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır ziyareti hakkındaki soruyu, “Cumhurbaşkanımızın Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret tarihi bir ziyaretti. Gerçekten iki ülke arasında özellikle hem ikili ilişkilerin hem de bölgesel ilişkilerin niteliğini derinden olumlu yönde etkileyen bir ziyaret diyebiliriz. İki ülke arasındaki ilişkilerin başında biliyorsunuz ekonomik ilişkiler gelmekte. Bölgesel ilişkiler ön plana çıkmakta. Savunma sanayindeki ilişkiler ön plana çıkmakta. Bu konuda her türlü adımı beraber atma, yoğun bir şekilde çalışma konusunda her iki lider de kararlılıklarını ve iradelerini ortaya koydular. Özellikle geçtiğimiz yıllarda ihmal edilen bütün ilişkilerdeki alanlardaki açıkları bir an önce kapatılması konusunda iki lider tarafından büyük bir irade ortaya kondu. Biz bu olumlu iradenin bölgeye ve bölge istikrarına son derece ciddi katkılar olacağını öngörüyoruz. Özellikle Mısır’la Türkiye arasında bölgesel konular olarak söylediğiniz gibi birinci konu Gazze meselesi. Filistin-İsrail barışı ve Filistin Devleti’nin kurulması meselesi. Bu çok yoğun zaten tartışılan bir konu. Aynı zamanda Libya konusunda tabii yakından çalışmamız gerekiyor. İki lider bu konuda da prensip kararında mutabık kaldılar. Öteden beri zaten Mısır’ın hem diplomasi hem de istihbarat kurumlarıyla karşılıklı bu konuda görüş alışverişlerimiz oluyordu ama Libya’ya daha fazla nasıl olumlu katkı verebiliriz, bu konuda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Diğer bir konu da özellikle Afrika’da çatışmaların önlenmesi konusunda genel bir mutabakat var. Başta Sudan olmak üzere iki ülkenin yakından çalışabileceği ve buradaki çalışmaların durdurulması, sona ermesi konusunda getirilen bir yaklaşım sergilenebilir. Aynı zamanda Somali’nin son günlerde biraz tartışmaya açılan detaylarına girmek istemediğim toprak bütünlüğüyle ilgili problemler var. İki ülke bu konuda kendi ortak yaklaşımlarının benzerliği üzerinden nasıl bir ortak hareket tarzı geliştirilir, bu konuyu da görüşme imkanları oldu liderler arasında” şeklinde yanıtladı.
“İsrail’in bir an önce uyarıları dikkate almasını bekliyoruz”
İsrail-Filistin çatışmalarındaki güncel durum ve Gazze’de yaşanan insani kriz hakkında da konuşan Fidan, Refah Kenti’nde yaşanan son gelişmelerin meseleyi başka bir boyuta taşıdığını belirterek, “Bildiğiniz gibi şu anda Refah bölgesi ağırlıklı olarak havadan bombalanmakta. Bölgeye yapılacak karadan bir müdahalenin daha fazla sivil katliamına ve kaybına yol açar konusunda uluslararası camia tek ses olmuş durumda. Bütün ülkeler, bütün siyasi liderler teker teker beyanatlarda bulunuyorlar. İsrail’e uyarı veriyorlar. Özellikle Refah bölgesine bir saldırı olmaması artık dayanacak hiçbir gücü kalmamış aç ve sefil durumda olan sivil nüfusun daha fazla baskı altına ve maruz bırakılmaması konusunda çok ciddi uyarılar var. İsrail’in bir an önce bu uyarıları dikkate almasını da bekliyoruz özellikle Uluslararası Adalet Divanı’nın almış olduğu ihtiyati tedbir kararının bir an önce uygulanması, bu konuda elzem diye düşünüyoruz. Cumhurbaşkanımız ayrıca Gazze’yle ilişkin devam eden ateşkes görüşmeleriyle ilgili de bilgi aldılar. Oradaki kendi gözlem yorumlarını da aktardılar. Şu anda biliyorsunuz taraflar arasında Mısır’ın ve Katar’ın kolaylaştırıcılığı ve ara buluculuğuyla devam eden bir ateşkes süreci devam etmekte. Fakat henüz bir anlaşmaya ulaşılmadı. Bunun için çalışmalar devam ediyor. Bir an önce hayata geçirilmesi ve özellikle insan katliamının durmasını Filistinli kardeşlerimizi başta kuzeydeki evleri olmak üzere bütün yerlerinden edilmiş kardeşlerimizin yerlerine dönmesini umut ediyoruz. Türkiye özellikle yardım konusunda elinden geleni büyük bir hassasiyetle ve dikkatle yapıyor. Mısır’la bu konuda yoğun bir işbirliği içerisindeyiz. Kızılay, AFAD, sivil toplum örgütlerimiz, diğer kurum kuruluşlarımız, bakanlığımızın koordinesinde muazzam bir insani yardım faaliyeti içerisindeler. Ama maalesef refahtan içeri alınabilen günlük yardım miktarı sınırlı olduğu için istediğimiz miktarda veya gönderdiğimiz miktarda bir orantı da içeriye yardım maalesef giremiyor. Bunun artırılması hususunda uluslararası toplumla beraber çalışıyoruz. Önümüzdeki iki hafta içerisinde çok önemli üç tane uluslararası platformda görüşmeler olacak. Buranın şüphesiz ki bir numaralı maddesi Gazze meselesi olacak. Önümüzdeki hafta sonu biliyorsunuz Münih Güvenlik Konferansı var. Buraya çok sayıda ülke geliyor. Buraya biz de gideceğiz ve özellikle Gazze konusundaki gelişmeleri küresel güvenliğe, bölgesel güvenliğe, olumsuz etkilerini ve yapılması gereken konuları ciddi şekilde gündeme getireceğiz. Arkasından Brezilya’da G20 üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanları toplantısı var. Onun da arkasından bildiğiniz gibi 1-3 Mart tarihleri arasında Antalya Diplomasi Formu var. Bu önümüzdeki iki hafta içerisinde çok yoğun bir şekilde Türkiye olarak ve diğer benzer düşüncede olduğumuz ülkeler ile yoğun bir diplomasi faaliyeti içerisinde olmaya devam edeceğiz. Diplomasinin bütün sınırlarını son limitine kadar kullanarak bu vahşetin bir an önce durmasını, İsrail’in Sadece insanlık vicdanında lekelenmekle kalmayıp aynı zamanda hak ettiği cezaya bir an önce çarptırılmasının mücadelesini vermeye devam edeceğiz” dedi.
“Türkiye, Gürcistan’ın en büyük ticari partneri”
Gürcistan Dışişleri Bakanı Darchiasvili ise, Türkiye ve Gürcistan’ın kadim iki dost ve stratejik partner olduğunu belirterek, kendisi için burada bulunmanın bir şeref olduğunu, görüşmelerde iki ülkedeki güncel ve hareketli gündeme yönelik fikir alışverişinde bulunduklarını ve iş birliğini arttırmaya yönelik neler yapılabileceği hususunda somut adımların belirlendiğini söyledi. Darchiashvili, “Türkiye Cumhuriyeti, Gürcistan’ın en büyük ticari partneri olarak yerini korumaktadır. İki ülke arasındaki potansiyeli tam kapsamlı bir şekilde kullanmak için çalışmalar devam edecektir. Bunun yanı sıra kültür, eğitim ve halklar arası bağların güçlendirilmesi için de iş birliği imkanlarımız ele alındı. Sizlerin Gürcistan’a ziyaretinizi sabırsızlıkla bekliyorum” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>