(SOMA) – Soma’da yaşayan vatandaşlar, hükümetin ithal kömür politikalarını eleştirdi. Türkiye Maden İşçileri Sendikası Ege Bölge 1 Nolu Şube Başkanı Rıza Sal, “İthal kömüre bir sınırlama, bir vergi, bir yaptırım talep ediyoruz. Kendi kömürümüze milli enerji diyoruz. Kendi ürettiğimiz kömür diyoruz, el emeği diyoruz. ve ürettiğimiz kömürün karşılığını almak istiyoruz. Bu sadece madenlerde 17 bin çalışanımıza değil Soma’da yaşayan bütün bireylere sirayet edecek. Madenci maaşını alamadığı zaman esnafına manavına bütün bireylere yansıyacaktır” dedi.
Soma’da yaşayan vatandaşlar, hükümetin ithal kömür politikalarını eleştirdi. Vatandaşlar, yerli kömürün satılmadığı takdirde maden ocaklarının kapanacağına ve 17 bin maden işçisinin işsiz kalacağına dikkati çekti.
“İTHAL KÖMÜRE HAYIR DİYORUZ”
Soma’da çay ocağı işleten Olcay Nil Derya, “Ben 15 yıldır Soma’da esnafım. Şu anda madenlerden işçi çıkarıldığı haberleri geliyor kulağımıza sürekli. İnanın bu işçilerin çıkması demek, Soma’nın Balya gibi olması demek. Balyayı herkes bilir. İnşallah böyle şeyler olmaz. Esnaf aç kalmaz, evine üç beş kuruş para götürebilir. İthal kömüre kesinlikle hayır diyoruz. Yerin onlarca metre altına giren işçilerimiz bu kömür çıkarıyorlar. Bu kömüründe kalorisi yüksek. Bu ithal kömürü kesinlikle desteklemiyoruz. Yerli kömür taraftarıyız” dedi.
Somalı vatandaş, “Kıyamet kopar. İşsizlik başlar. Yolsuzluk başlar hırsızlık başlar. Her şey olur. Eğer madenler kapanırsa Soma’da hayat bitmiş demektir” diye konuştu.
Mali Müşavir İrfan Kurt, “Önce devlet dememiz lazım. Devlet dememiz için özel madenlerin kendi madenlerimizi, kömürü değerlendirmesi lazım. Şu anda ithal kömür fiyatları düşünce kendi ürettiğimiz kömürün fiyatı yüksek kaldı. Maliyeti yüksek kaldı. Bundan dolayı da işçinin emeğini karşılığı işverenler ödeyemez duruma geliyorlar. İthal kömürün yasaklanması lazım. veya farklı bir düşünce gerekir. Kömür fiyatlarında ithal kömür ucuzladı” diye konuştu..
Bin gazetecinin “İşçi çıkarılmaya başlanırsa ne olur?” sorusuna Kurt, “Çok kötü şeyler olur. Ülkemizde büyük bir işsizlik var. Daha da işsizlik artacak. Ülkemizde tarım yok sanayi yok. Bunlar olmayınca ne olur. Büyük bir işsizlik olur. Büyük bir kaosla karşılaşırız. Ben bunun sonunu düşünmek bile istemiyorum” yanıtını verdi.
“İTHAL KÖMÜRE BİR SINIRLAMA VEYA VERGİ GETİRİLMELİ”
Türkiye Maden İşçileri Sendikası Ege Bölge 1 Nolu Şube Başkanı Rıza Sal da şunları söyledi:
“Herkesin bildiği gibi Soma bir madenci şehridir. Bir kömür kentidir. Türkiye’nin lokomotifidir. Fakat son zamanlardaki sıkıntılardan bahsedeceğim. Bizim bu ürettiğimiz kömürler, firmaların ürettiği kömürler, satamama durumuna gelmiştir. Bu da bize işçiye yansıyacaktır. 17 bin çalışamız olarak biz bu sıkıntılarla karşı karşıya gelme durumundayız. ve bunların önünü almak için ben bu açıklamayı yapmak durumunda kaldım.
İkinci bir sorunumuz ithal kömür. İthal kömüre olan bağımlılığımız şu anda hat safhada. İthal kömür 70 dolar. Bu da Türk parasıyla 2 bin 100 liraya geliyor. Kendi ürettiğimiz Soma’da ürettiğimiz kömürleri satamıyoruz. Bu da burada madende çalışan kardeşlerimizi etkileyecek. Bunun önünü almamız için, konuyu açıklama gereği duydum. İkinci olarak da madenlere verilen teşvikler kazadan sonra çıkan bir yasada kömür üreten hanım firmalara teşvik veriliyordu. Bu da Aralık 2023 ayından sonra kesilmiştir. Bu nedenle firmalarda sıkıntı yaşamaktadır. Biz bu konunun bir an önce çözülmesini bu konunun bir an önce ortadan kalkması için, bu ithal kömüre bir sınırlama, bir vergi, bir yaptırım talep ediyoruz. Kendi kömürümüze milli enerji diyoruz. Kendi ürettiğimiz kömür diyoruz, el emeği diyoruz. ve ürettiğimiz kömürün karşılığını almak istiyoruz. Bu sadece madenlerde 17 bin çalışanımıza değil, Soma’da yaşayan bütün bireylere sirayet edecek. Madenci maaşını alamadığı zaman esnafına manavına bütün bireylere yansıyacaktır. Bunları bir kez daha dile getiriyoruz. Bizi yönetenlerin yetkililerin sesimize kulak verin. Bunların bir an önce çözülmesi gerekiyor. İthal kömüre devam edilmesi sonucunda çıkarılan kömür satılmıyorsa, maaşımızı alamıyorsak o zaman firmalar işçi çıkarmalara kadar gidecek. Firmalar kapanma noktasına kadar gidecek. Bunun sıkıntısının madenciler olarak bizler çekeceğiz. Bu sıkıntıları çekmemek için bir an önce bu ithal kömürün önü kesilmeli bu problemler çözülmeli.”
]]>ERKAN KARACA
(ÇORUM) – Çorum’un Dodurga ilçesinde bulunan Alpagut Linyit Kömür işletmelerinde çalışan işçiler, madende toprak kayması olduğu iddiasıyla işletme yönetimi tarafından 6 ay ücretsiz izne çıkarıldı. İşçiler adına konuşan Hakkı Kılıç, “Herkes buraya 7 yıldır emek veriyor. Hepimiz bu yörenin çocuğuyuz. Biz dayatmalara karşı duruyoruz abi şu an. Bunun sendikadan olduğunu sendikal haklardan dolayı olduğunu aylardır bize söylediklerini bu söylemlerin de bugün eyleme dönüştüğünü gördük. Haklı bir davanın peşindeyiz” dedi.
Çorum’un Dodurga ilçesi’ndeki Alpagut Linyit Kömür işletmelerinde toprak kayması olduğu gerekçesiyle 6 ay süreli ücretsiz izne çıkarılan yaklaşık 220 işçi maden önünde eyleme başladı. CHP Dodurga İl Genel Meclisi Üyesi ve Grup Başkanvekili Saadettin Akgül ise konuyu İl Genel Meclisinin gündemine taşıdı.
İşçiler adına açıklamada bulunan maden işçisi Hakkı Kılıç, şunları söyledi:
“Sendikalıları işten çıkaracağız. Ocağı kapatacağız. Şöyle yapacağız. Böyle yapacağız.’ dedikleri gün nihayet geldi çattı. Sabah topladılar gördünüz işte müdür bey teknik konulardan bahsetti bize ‘tasman’ dedi. Tasman denen olayı biz yeni duyduk. Doğru mudur? Hepimizin yabancı olduğu bir kelimeydi. Az önce sendika başkanıyla görüştük. Tasmanın en üstündeki çatlak olduğunu bunun yer altını kapatmakla alakalı bir şey olmadığını giderilebilecek sorunlar, nedir binada çatlak varsa binayı başka yere taşıyabilirsin gibi yer altını kapatma sebebi değildir. Mevcut işçiyle bu arızaları giderip çalışmaya devam edebilirsiniz diye uzmanların bir görüşü varmış. O yüzden tasman bir kapatma sebebi değil. Tasman olsa bile sizi çalıştırıp bu arızaları gidermek zorunda ve işçinin ücretini de ödemek zorunda.”
“DAYATMALARA KARŞI DURUYORUZ”
Bunların dediği gibi ‘biz sizi 6 ay ücretsiz izine ayırıyoruz. Beğenmeyen istifa etsin’ gibi bir şey yok. Herkes buraya 7 yıldır emek veriyor. Hepimiz bu yörenin çocuğuyuz. Biz dayatmalara karşı duruyoruz abi şu an. Bunun sendikadan olduğunu sendikal haklardan dolayı olduğunu aylardır bize söylediklerini bu söylemlerin de bugün eyleme dönüştüğünü gördük. Adamlar açık açık bize sendikalı olursanız biz burayı çalıştırmayız. Sizi de böyle işten çıkarırız. Eliniz bağrınızda sizi de mağdur ederiz. Mahsun bırakırız. Mevzu bu. O yüzden buradayız. Bir yere de gitmiyoruz. Kaymakam ise kaymakamı gelir. Karakol ise karakolu gelir. Biz haklı bir davanın peşindeyiz. Haksızlıkla bir işimiz yok. Mücadelemiz de tamamen ekmekle alakalı bu kadar kişi bir kelime ile mağdur edilecekse bu yörenin çocukları kusura bakmasın misafirlik 3 gün. 3 günden sonrası sıkıntıya düşüyor demekki. Şimdilik bu kadar arkadaşlar beklemeye devam ediyoruz.
“1942’DEN BERİ ÇALIŞAN DODURGA ALPAGUT LİNYİT KÖMÜRÜ MADEN OCAĞI KAPATILDI”
Dodurga Alpagut Linyit Kömürü maden ocağının kapatılmasını, CHP Dodurga İl Genel Meclisi Üyesi ve Grup Başkanvekili Saadettin Akgül, İl Genel Meclisinin gündemine taşıdı. Akgül, şunları ifade etti:
“Alpagut-Dodurga Linyit işletmesi var Dodurga’da. 1942’den beri üretim yapılmakta Dodurga, Osmancık, Oğuzlar, Çorum Merkez ve Laçin ilçelerimizde 6-7 neslini emekli eden bir işletme. Bu işletme de Çorum’da şeker ve çimento fabrikalarının olduğu dönemde bile her yıl kurumlar vergisi rekortmeni. Şu anda bu işletme de 220 civarında işçi çalışmakta ve bu işçiler şu an da yeni direnişe başladılar. İşletme yönetimi bir açıklama yaptı ellerinde Erciyes Üniversitesi’nden alınan raporlar var. Toprak kayması ve kabarma olduğu, ölümlü bir kazaya neden olunabileceği raporu var. Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri gelip inceleme yapmışlar o raporlar var ellerinde dolayısıyla şu an itibariyle bütün işçiye 6 ay ücretsiz izin vermişler 5-10 dakika önce oldu bu da. Bunu meclisin bilgilerine sunduk. Dün de bunun ayak sesleri geliyordu. Vali Beye iletmiştik biz. Böyle bir rahatsızlık orada diye. 1942’den beri bütün bölgenin yakacak ihtiyacını karşılayan bir işletme bu. Meclisi bilgilendirmek istedim.”
]]>
Doğu Karadeniz Bölgesinde yaklaşık 200 bin üretici 800 bin dekar alanda çay hasadını sürdürüyor. Bir çok üretici çay hasadında çalışacak işçilerin de maliyetlerin artması nedeniyle çay kesme motorlarını yoğun olarak kullanmaya başladı. İlk olarak benzinli olarak üretilen çay motorları Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) tarafından çayın üzerinde egzoz kalıntıları bıraktığı gerekçesiyle yasaklandı. Bu kez benzinli çay motorları yerini elektrikle şarj olan ve aküler ile çalışan çay toplama motorlarına bıraktı. İlk etapta aküleri sırtta taşınan ve kablo vasıtası ile eldeki ay toplama kısmına elektrik verilen motorlar şimdilerde yerini daha kullanışlı çay motorlarına bıraktı. Giderek küçülen ve üreticileri çay makası derdinden kurtaran makineler Artvin, Rize ve Trabzon illerinde giderek yaygınlaşmaya başladı. Geleneksel yöntem olan çay makasları da kimi üreticiler tarafından rafa kaldırıldı.
“İşçiye gerek duymuyoruz”
Çay toplama motorlarının yaygınlaşmasıyla işçilere olan ihtiyacın giderek azaldığını ifade eden çay müstahsili Ayşe Kutlu, “Sezonumuz başladı. Biz de ‘Bismillah’ diyerek çaylıklara girmeye başladık. Çayın gelişi şuan güzel gözüküyor. İnşallah böyle devam eder. Tekrar böyle giderse güzel bir verim alırız. Çay toplama motorları ile toplama yapıyoruz. Bu benim için rahatlık, daha kolay oluyor. Elimde fazla yorulmuyor. Çay üreticileri yabancı işçilerin istediği fiyatı veremiyor. Herkes almıyor ama alan da oluyor. Çay toplama motorları ile çay toplamak benim için artık çok kolaylaştı. Herkes için kolaylaştı. Rahat topluyoruz çok yorulmuyoruz ve işçiye de gerek duymuyoruz. Yabancı işçiler de Türkiye’ye girmez. Paramız da bizde kalır” ifadelerini kullandı.
“Herkes kendi işini kendi yapıyor”
Makinelerle çay toplamanın eski makaslara göre daha kolay olduğunu söyleyen Murat Kutlu, “Havaların güzel gitmesi, iklim şartları ve 10 günde yağan yağmurla birlikte güzel bir çay sezonu bekliyoruz. Normalde biz sezonu ay sonu bekliyorduk. Havaların güzel olmasıyla çay erken geldi. Güzel de bir fiyat açıklanırsa, bizim içinde güzel bir sezon geçer. Çay makasları daha zor oluyor. Makinelerle çay toplamak daha kolay. Yorucu olmuyor. Bizim fazla bir çayımız olmadığı için biz makasla kendi kendimize zaman geçiriyoruz. Herkes kendi işini kendi yapıyor. İmece usulü oluyor. Bence yabancı işçiler gelmesinler. Doların ülkemizde çok yüksek olması nedeniyle işçilerin beklediği fiyatı veremiyoruz. Onlar da artık bizi tercih etmiyor” dedi.
“Çay toplayıcıları için bu makineler velinimet”
Çay motoru satışı ve tamiri gerçekleştiren Rizeli esnaf Musa Uzun ise vatandaşların çaylarını makas yerine artık motorlarla kesmeye başladığına vurgu yaparak “Vatandaşlar çay toplamak için acele ettiği için eski tip makasları umursamıyor. Teknolojiye de ayak uyduruyor. Bu yeni tip makinelerle çay toplamak çok kolay oluyor. Vatandaş da iş yükünü azaltarak hızlı hızlı çayını topluyor. İlk başta acemilik yaşıyorlar ama biraz daha eli alıştığı zaman makasla 250-300 kilo toplayacaksa makineyle beraber 500-600 kilo topluyor. Vatandaşın iş yükü düşüyor, yoğun rağbet var” diye konuştu.
Çay motoru çıkınca ‘torba sektörü’ oluştu
Çay toplama motorlarının yaygınlaşmasıyla toplanan çayın konulduğu bez torbalar için de ayrıca bir sektör oluştu. Çay makaslarına takılı olan torbalar elektrikli çay motorlarına entegre edilemeyince tek elle kullanıldığı için ağırlık olmaması nedeniyle basit bir hazne ile çaylar bir torbada toplanıyor. Plastik su boruları ile basit bir şekilde yapılan kasnağa dikilen bez torbalar üreticilerin çay toplama sırasında işinin kolaylaşmasına imkan sağlıyor.
Teknolojinin ilerlemesiyle yeni ürünlerin ortaya çıktığını dile getiren Rizeli esnaf Ebubekir Daloğlu “Şuanda 1-2 senedir piyasaya giren bir torbadır. Motor için çok kullanışlıdır. Şu anda rağbet bunlarda. En iyi şekilde tasarlanıp hizmet veriyoruz. Yeni torbalar piyasaya çıktı. Artık bezi su borusuyla Rize usulü teknolojiyle yeni bir torba ürettik” dedi.
“Makas her zaman makastır”
Makasların vatandaşlar için vazgeçilmez olduğunu da sözlerine ekleyen Daloğlu, “Makassız da olmaz. Motorun peşinden makas geliyor. Vatandaş ikisine de rağbet gösteriyor. Genellikle motor daha önde. Yaşlılar motoru tercih ediyor. Bir sete girdiği zaman 15 dakikada seti bitirebiliyor. Makasla daha uzun sürüyor. Makas her zaman makastır. Motor biter makas bitmez. Şu an 350 TL’den 600 TL’ye kadar makas var” ifadelerini kullandı. – RİZE
]]>1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlamak isterken Saraçhane, Beşiktaş, Şişli ve Beyoğlu gibi semtlerde polisle karşı karşıya gelen ve gözaltına alınan 65 kişiden 38’i tutuklanmış, 27 kişi ise adli kontrol şartı uygulanarak serbest bırakılmıştı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da bugün 12 kişinin daha gözaltına alındığını açıklamıştı.
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Mayıs’ta tutuklananlar için Sakarya Meydanı’nda eylem yaptı. Eylemde, “Taksim’i özgür bırak. Arkadaşlarımızı geri alacağız” yazılı pankart açıldı. Eyleme DEM Parti, Türkiye İşçi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Sosyalist Emekçiler Partisi, Emek Partisi, Halkevleri, Devrimci Gençlik Dernekleri, UMUT-SEN, Gençlik Komiteleri, Öğrenci Kolektifleri katıldı.
“TAKSİM’E YÜRÜME İRADESİ KIRILAMAMIŞTIR”
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını okuyan Sevil Ulaş, “Dün gece 1 Mayıs için Taksim’e yürüyen ve bu sebeple gözaltına alınan arkadaşlarımızın tutuklanma haberini aldık. İstanbul’da 38 arkadaşımız bugün tutuklular. Bugün itibariyle ev baskınları ve gözaltılar hala devam ediyor. 1 Mayıs günü binlerce insan emekleri ve özgürlükleri için sokaklarda buluştu. Saray’ın 1 Mayıs korkusu tüm İstanbul’u sarmış 4 ilçede 49 cadde trafiğe kapatılmış, 42 bin polisle işçi-emekçilere 1 Mayıs yasaklanmak istenmiştir” dedi.
Ulaş, açıklamasının devamında, “İşçilere siyanürlü madenlerde ölmek yasak değil, kadınların sokak ortasında öldürülmeleri yasak değil, öğrencilere KYK yurtlarında ölmek yasak değil, emeklilerin açlık sınırının altında, sefalet ücretiyle yaşaması yasak değil ancak Taksim size yasak denmiştir. Bütün engellemelere, şiddete, kara propagandaya rağmen binlerin Taksim’e yürüme iradesi kırılamamıştır” diye konuştu.
“TAKSİM’DE 1 MAYIS KUTLAMAK MEŞRUDUR”
Ulaş, İstanbul Valisi Davut Gül’ün “Devlet yarına bırakır ama yanına bırakmaz” açıklamasıyla Taksim’e yürüyenleri hedef gösterdiğini belirterek, “1 Mayıs günü ve sonrasında toplam 270’i aşkın kişi için gözaltı kararı alınırken, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ikametlerinden gözaltına alınan arkadaşlarımızı ‘kaçtıkları yerden yakalandılar’ yalanıyla kriminalize etmeye çalışmış, ‘gereği yapıldı’ ifadeleriyle polis işkencesini aklamaya çalışmıştır. Taksim 1 Mayıs alanıdır. Taksim’e yürümek haktır. Taksim’de 1 Mayıs kutlamak meşrudur. Ortada olan tek suç işçi sınıfının 1 Mayıs Meydanı’nın, milyonların özgürlük alanı Taksim Meydanı’nın emekçilere yasaklanmasıdır” dedi.
“TAKSİM BİZİZ, ARKADAŞLARIMIZIN ARKASINDAYIZ”
Ulaş, iktidarın işçilerden, emekçilerden, kadınlardan ve öğrencilerden korktuğunu savunarak şöyle konuştu:
“Bu 1 Mayıs’ta dört bir yandan Taksim’e yürüyenler, işçilerin, yoksulların, barınamayanların, geçinemeyenlerin, emeklilerin, kadınların, öğrencilerin iradesidir. Ankara’nın meydanlarından sesleniyoruz. Bu iradeyi ne kara propagandanız, ne hedef göstermeleriniz, ne yasaklamalarınız yenemeyecek. Direnenler, halkın öfkesini örgütleyenler kazanacak. Saldırılara karşı insanca, onurlu bir yaşam mücadelesini büyüteceğiz. Taksim biziz, arkadaşlarımızın arkasındayız.
Bizler Ankara Emek ve Demokrasi güçleri olarak Taksim mücadelesinin tüm bu politikalara karşı mücadele olduğunun bilinciyle yan yana omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz. Taksim’e yürümek istediği için gözaltına alınan arkadaşlarımız, milyonların insanca yaşam talebine sahip çıkmıştır, Taksim’e yürümek istediği için gözaltına alınan arkadaşlarımız eşit, özgür ve kardeşçe yaşanacak bir ülke talebine sahip çıkmıştır. Tutuklanan arkadaşlarımızın talepleri milyonların talepleridir. Milyonları yargılayamazsınız. Arkadaşlarımız serbest bırakılsın. Tutuklanan arkadaşlarımız serbest bırakılana, halkın emeğine, haklarına çöken yağmacılardan kurtulana kadar mücadelemiz devam edecek. Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
]]>(ANKARA)- Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, (DİSK) açıkladığı düşük enflasyon rakamlarına tepki göstermek için Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde basın açıklaması yaptı. DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeğin daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin, emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor” dedi.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde “TÜİK’i yargı kararlarına uymaya, ekmeğimizle oynamamaya, gerçekleri açıklamaya çağırıyoruz” çağrısıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
DİSK üyeleri “Gerçekleri açıkla ekmeğimle oynama”, “TÜİK elini cebinizden çek”, “Sefalete teslim olmayacağız”, “İnsanca yaşamak istiyoruz” sloganları attı.
“TAKSİM’E SAHİP ÇIKTIĞIMIZ GİBİ EKMEĞİMİZE SAHİP ÇIKMAK İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ”
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yaptığı açıklamada, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda işçilerin Taksim’e çıkışının engellendiğini hatırlatarak, “Bizlerin Taksim’de olmamızı engellemek demek milyonlarca emekliyi on bin lira emekli aylığıyla yaşamaya mahkum etmek demektir. Bizlerin Taksim’de olmasını engellemek adaletsiz vergi sistemiyle krizin bütün yükünü işçiye emekçiye yüklemek demektir. Bizler 1 Mayıs’a ve Taksim’e sahip çıktığımız gibi emeğimize, ekmeğimizi sahip çıkmak için mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
“HER GÜN DAHA FAZLA YOKSULLAŞTIĞIMIZ BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ”
TÜİK tarafından bugün açıklanan Nisan ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çerkezoğlu, “Enflasyon 3,18 yıllık enflasyon ise 70’ye dayanmış. Geçen yıl nisan ayında enflasyon yüzde 43,6 idi. TÜİK’in baskılanmış rakamlarıyla bile tablo ortada. Dört aylık enflasyonu hesapladığımızda yüzde 18,72 gıda enflasyonu yüzde 70’e dayanmış, ama bizim araştırma dairemizin gelir gruplarına göre hesapladığı gıda enflasyonuna baktığımızda örneğin emeklinin gıda enflasyonu yüzde 84, en düşük gelirli grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 107. TÜİK rakamlarıyla bile baktığımızda çok yüksek bir enflasyon karşısında her gün daha fazla yoksullaştığımız bir dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.
“GERÇEK ENFLASYONUN NE KADAR OLDUĞUNU YAŞAYARAK GÖRÜYORUZ”
TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerinin uzun bir süredir tartışma konusu olduğunu, rakamların gerçekle ilgisinin olmadığını ve vatandaşların bu rakamların yanlış olduğunu yaşayarak gördüğünü söyleyen Çerkezoğlu, “Her gün hepimiz çarşıya, pazara, manava gittiğimizde, evimize elektrik, su faturası geldiğinde gerçek enflasyonun ne kadar olduğunu yaşayarak görüyoruz. TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeği daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin, emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor.”
“TÜİK, VERİLERİ KARARTMAYA DEVAM EDİYOR”
TÜİK’in gerçekleri açıklamadığını ve verileri kararttığını ifade eden Çerkezoğlu, TÜİK’in 20 yıl boyunca açıkladığı enflasyon sepetini iki yıldır açıklamadığını ve bunun için TÜİK’e yaptıkları başvurunun reddedildiğini söyledi. Çerkezoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz DİSK olarak bu listenin açıklanması için TÜİK’e bir başvuru yaptık. TÜİK, bu başvurumuzu reddetti. Arkasından CİMER üzerinden TÜİK’den bu listeyi istedik. TÜİK, ikinci kez reddetti. Adalet Bakanlığı bünyesindeki Bilgi Edinme Kurulu’na başvurduk. Biz işçi örgütüyüz, emekçi örgütüyüz. Milyonlar emekçinin ücreti bu rakam üzerinden belirleniyor. Bu rakamı neye belirlediğinizi görmek, bizim ve Türkiye’nin hakkıdır dedik. Kurul, başvuruyu reddetti. Ondan sonra bu süreci yargıya taşıdık. Ankara 6. İdare Mahkemesi, oy birliğiyle verdiği kararda bu verilerin TÜİK’in elinde olduğu ve bunu bütün kamuoyu ile ve DİSK ile paylaşmasının görevi gereği olduğunu söyledi. Ama TÜİK, buna rağmen verileri bizlerle paylaşmamaya devam ediyor. Yargı kararlarına uymayan TÜİK, verileri karartmaya devam etti. TÜİK’in Danıştay’a yaptığı başvurusu reddedildi. TÜİK’in verileri açıklamamak için denediği bütün yollar tükendi.
“TÜİK BAŞKANLIĞINI İŞÇİNİN EKMEĞİYLE OYNAMAKTAN VAZGEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
TÜİK’e Anayasa’nın 138. maddesini hatırlatıyoruz. Yasama, yürütme, yargı arasındaki idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Mahkeme kararlarını değiştiremez ve yerine getirilmesini geciktiremez. TÜİK başkanı, yargı kararlarına uymayarak açıkça suç işlemektedir. Ceza hukuku açısından ciddi suçtur. Kararı geciktirenler kişisel olarak da suçludur. Yargı kararlarına uymayarak milyonları mağdur edenlerin yarattığı hukuksuzluk ve haksızlıkla sonuna kadar mücadele edeceğiz. TÜİK başkanlığını görevini yapmaya çağırıyoruz. Gerçekleri saklamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. TÜİK başkanlığını işçinin, emekçinin ekmeğiyle oynamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz.
“BU KOCAMAN BİR YALAN”
Bu enflasyon rakamlarıyla bile her gün daha fazla yoksullaştığımız bu süreçte herkes bilsin ki yargı ve hukuk tanımaz düzenle sonuna kadar mücadele edeceğiz. Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönen bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. İktidar yöneticilerinin kemer sıkma politikaları adı altında, enflasyonla mücadele adı altında ücretleri baskılayan politikaları karşısında DİSK olarak mücadele edeceğiz. İktidar, enflasyonun sebebi ücretlerdeki artış diyor. Bu kocaman bir yalan.”
]]>
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM’de basın toplantısı düzenlediği basın toplantısında, 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanması içini yaptıkları girişimleri anlattı. Emir, şöyle konuştu:
“Dün, 1 Mayıs’tı ve 1 Mayıs’ta Saraçhane Meydanı’nda Sayın Genel Başkanımız, İstanbul örgütümüz işçilerimizle, emek örgütleriyle yan yana geldik, birlikte emeğin sesini yükselttik ve özellikle emeğin hakkını alması için sendikasızlaştırmaya karşı insanların sefalete terk edildiği bir dönemde işçilerimizin yaşadığı sorunları iletmek üzere, sesini yükseltmek üzere ve kanlı 1 Mayıs’ta 1977’de kaybettiğimiz canlarımızı anmak üzere alanlardaydık, tüm Türkiye’de alanlardaydık. CHP örgütleri de alanlardaki bu eylemlere yoğun destek verdiler.
Maalesef aslında 1 Mayıs anmalarının sembolik yeri olan, sembolik anlamı olan, özellikle kanlı 1 Mayıs’tan sonra 1 Mayıs anmalarının ana lokalizasyonu durumundaki Taksim alanının 1 Mayıs’ta kapatılmasını şiddetle kınıyoruz. Son derece yanlış bir tutum olmuştur. Daha öncesinde Sayın Genel Başkanımız Taksim’in işçilere açılması için büyük çaba göstermiştir. Özellikle İçişleri Bakanı Yerlikaya ile Sayın Cumhurbaşkanı’na da iletilmek üzere temaslar yürütülmüş ve özellikle Sayın Genel Başkanımız alana 1977 sendikasız işçi ile girme teklifini götürmüştür.
Bu, şu açıdan değerlidir: Taksim’deki 1977 katliamında canlarımızı yitirdik, onu anmak önemlidir. Ayrıca ülkemizde maalesef sendikasız işçi sayısı, sendikalı işçi sayısının neredeyse on katıdır. Dolayısıyla bu durumda emeğin bayramında, 1 Mayıs’ta sendikasızlaştırmayı gündeme getirmek çok önemliydi ama buna izin vermediler. Yine de yapılan mekik diplomasisi ile özellikle emek örgütlerinin, özellikle meslek örgütlerinin yan yana getirilmiş olması, onların kitleleriyle CHP örgütlerinin buluşmuş olması ve tek ses halinde emeğin hakkını almak üzere mücadele verilmiş olması son derece değerlidir ve önemlidir.
“İÇİŞLERİ BAKANLIĞI VE SARAY YİNE TAKSİM’İ İŞÇİLERE KAPATMIŞTIR”
Daha önce ifade ettiğimiz gibi Taksim 1 Mayıs’ta işçilerdir, emeğindir ve emeğe açık olmalıdır. Ancak hukuk tanımaz, Anayasa tanımaz AKP iktidarı, Anayasa Mahkemesi kararını bile hiçe sayarak Taksim’i işçilere kapatmıştır. Anayasa Mahkemesi, 2014-2015 kısıtlaması sonrasında sendikaların gittiği mahkemelerin son mercii olarak, Taksim alanının işçiler açısından ve 1 Mayıs kutlamaları açısından sembolik anlamı olduğunu, ortak hafızayı temsil ettiğini, bu nedenle bu toplantıların Taksim Meydanı’nda yapılmasının bu düşünceyi aktarmak noktasında önemli olduğunu; dolayısıyla alanın verilmemesinin, alanın işçilere kapatılmasının aynı zamanda ifade hürriyetini ihlal etmek olduğunu söylemiştir ve bundan sonra da AKP iktidarının yapması gereken, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına eksiksiz uymak iken, İçişleri Bakanlığı ve saray yine Taksim’i işçilere kapatmıştır.
Aslına bakarsanız burada saraydan daha farklı bir tutum da beklemiyoruz. Çünkü onlar örgütlü emekten korkuyorlar, Taksim alanından korkuyorlar ve işçilerle Türkiye’de yok sayılan, açlığa mahkum edilen ve hakları bir bir gasp edilen, her türlü baskıya ve yoksulluğa mahkum edilen milyonların yan yana gelmesinden korktuğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Bizler CHP olarak, iktidara yürüyen bir parti olarak, Türkiye’nin birinci partisi olarak özellikle 1 Mayıs’ta işçilerimizle, emekçilerimizle güvenlik güçlerimizin karşı karşıya gelmemesine özen gösterdik ve bu noktada yaşanan bu olumsuz görüntülerden de son derece rahatsızız. Ama bunlar olmasın diye öncesinde birçok iletişim kanalı kullanıldı, mekik diplomasisi kullanıldı ve maalesef yine de dün hepimizin gördüğü gibi o güvenlik güçlerinin su kemerini Çin Seddi’ne çevirdiği ve Taksim Meydanı’nı adeta etten bir duvarla kapattığı görüntüleri gördük. Yine işçilerle kimi eylemciler arasında istemediğimiz, provokasyona varabilecek olaylar yaşandığını gördük. CHP her zaman sorumlu bir anlayış içerisinde ve çözümün bir parçası olmak noktasında tavır gösterecektir. Bizim 1 Taksim’in 1 Mayıs’a kapatılması konusundaki duruşumuz son derece nettir ama tabii ki bir provokasyona da izin verecek veya bir provokasyona yardımcı olmuş görüntüsü verecek her türlü tutumdan da kaçınmayı bir görev biliyoruz. Ama bilsinler ki önümüzde bir yıllık bir süreç var. Özellikle Taksim’in 1 Mayıs’ta emekçilere açılması için her tür mücadeleyi vereceğiz ve eninde sonunda Taksim Meydanı işçilere açılacak.
“BİLAL ERDOĞAN OLUNCA GALATA KÖPRÜSÜ’NE İZİN VERİLİYOR”
Daha önce 2010 yılında 3 yıllığına Taksim Meydanı’nı İçişleri Bakanlığı işçilere açmıştı ve bunu çok önemli bir demokratik atılım olarak övünmüşlerdi, değerlendirmişlerdi. Bu üç yıl içerisinde kimsenin burnu bile kanamadı. Yine 15 Temmuz darbesinden sonra AKP, Taksim Meydanı’nı darbeye karşı gösterilerin bir merkezi olarak kullandı o alanları, yine CHP olarak biz de orada Adalet Mitingi gerçekleştirdik. Yine aynı şekilde bakıyorsunuz söz konusu olan Bilal Erdoğan olunca, söz konusu olan TÜGVA olunca, Galata Köprüsü’nde bile böylesine bir toplantı yapılmasına izin verildiğini görüyoruz. Öyleyse 1 Mayıs’ta Taksim’i işçilere kapatmanın gerekçesi nedir?
Buradan soruyoruz: Anayasa tanımıyorsunuz, hukuk tanımıyorsunuz, kanun tanımıyorsunuz. Gerekçeniz ne? Kamu düzeni ve güvenliği. Oysa Anayasa Mahkemesi’nin kararında da açıkça ifade edildiği gibi, burada söz konusu olan kamu düzeni ve güvenliği değil, demokratik toplumun gereklerine uygun olarak, ifade hürriyetinin bir gereği olarak ve Taksim Meydanı’nın toplumsal hafızamızdaki o kazınmış anlamı doğrultusunda Taksim’in işçilere açılmasıdır. Bu uğurda mücadelemiz de mutlaka devam edecektir.”
ALİ ERBAŞ’A YENİ ARAÇ TEPKİSİ…
Emir, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “araç sevdası”na ilişkin ise şöyle konuştu:
“Kendisinin altı makam aracı var. Sayıyorum: İki adet Mercedes, bir adet zırhlı Mercedes, bir adet Mercedes Vito, bir adet Audi A8 ve bir adet de kırmızı TOGG marka aracı varmış. Kendisi bütün bu araçlar yokmuş gibi, yetmiyormuş gibi kendi deyimiyle ihtiyaçtan yeni bir A8 araç kiralıyor. Bu aracın değeri 16 milyon liranın üzerinde. Bu kişinin lüks araç merakı olduğunu biliyoruz ve kendisini özellikle israfın mekruh sayıldığı, haram sayıldığı, dinimizin öğretilmesi ve dini hizmetlerin verilmesi için kurulmuş olan bir kurumun başkanı olarak israfa daha çok dikkat etmesi gerektiğini, israftan kaçınması gerektiğini bir kez daha anımsatıyoruz. Ülkemizde insanlar açlıkla, yoksullukla, işsizlikle mücadele ederken, yoksulluğun pençesinde inim inim inlerken, birilerinin, hele hele Diyanet İşleri Başkanı sıfatı taşıyan birinin yedinci makam aracını alması ve bu makam aracının da 16 milyon liralık lüks bir A8 araç almasını kınıyoruz ve kendisini bu davranışından vazgeçmeye çağırıyoruz.
Bakınız ne gariptir ki, 5 Mayıs 2023’te bir hutbe vermişler cuma hutbesinde; ‘israf, tüketirken tükenmek’ başlıklı bir hutbe verilmiş. Bir yandan bunları söyleyeceksiniz, bir yandan insanlara sabırlı olun diyeceksiniz yoksullara, aç insanlara ama diğer yandan siz yedinci aracınızı alacaksınız, yedinci lüks aracınızı alacaksınız ve bu aracınızda 16 milyon liralık A8 olacak. Bunu kabul etmek mümkün değil.
Tabii Diyanet İşleri Başkanı, saraydakiler lüks ve şatafat içerisinde yaşarken halkın gündemi bambaşka. Bakınız ülkemizde ağır bir ekonomik kriz yaşanıyor ve bu ekonomik kriz de aslında temel olarak gıda krizi ve barınma krizi olarak karşımıza çıkıyor. İstanbul Ticaret Odası, aylık yüzde 4,9, yıllık yüzde 78,8 enflasyon olduğunu söylüyor bu ülkede. Bu ülkede yarın TÜI·K açıklayacak, muhtemelen onların rakamları da bunlara yaklaşacak; Türkiye’de yüzde 80 enflasyon var, pahalılık var, mutfaklarda yangın var ama bu sorunlara kulağını tıkamış, kendi gündemleri ile meşgul olan bir siyasi iktidar var.”
“MİLYONLARCA İNSAN AÇLIĞA MAHKUM EDİLİYOR”
Türk-İş’in yaptığı hesaplara göre açlık sınırının 17 bin 725 lira olduğunu hatırlatan Emir, “Ülkemizde Türk-İş’in yaptığı hesaplara göre açlık sınırı 17 bin 725 lira olmuş, oysa ülkemizde asgari ücret 17 bin 2 lira. Asgari ücretin açlık sınırını yakalaması için bile neredeyse 800 liralık bir desteğe daha ihtiyacı var işçi kardeşlerimizin. Böyle bir ülkede milyonlarca insanın açlığa mahkum edildiği, asgari ücretin 17 bin lira olduğu, emeklilerimizin 10 bin lira maaşa mahkum edildiği bir ülkede bu lüks ve şatafatlı elbette kınıyoruz.” dedi.
Emir, 25 metreküp ücretsiz doğal gaz uygulamasının dün sona erdiğini hatırlatarak, “Yoksullar, dar gelirliler bugün birazcık daha yoksullaştılar. Bu sorunun da mutlaka gündeme gelmesi gerekiyor. Bu 25 metreküplük yardımın bir yıllığına kalmaması, bundan sonra da uzatılması şart. Bunu da iktidar sahiplerine duyurmuş olalım.” diye konuştu.
“YENİ MÜFREDATTA ATATÜRK’Ü, LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMİ HİÇ GÖREMİYORUZ”
CHP’li Murat Emir, MEB’in “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında hazırladığı yeni müfredata da tepki gösterdi. Emir, şöyle konuştu:
“Milli Eğitim Bakanlığı, kendilerince on yıl boyunca çalıştıkları Türkiye Yüzyılı Maarif Modelini açıkladı. Yaklaşık on bin sayfalık bir metin, son derece ayrıntılı incelenmeye ihtiyacı var. Ama bu metni internet sayfalarına koydular ve “bir hafta içerisinde değerlendirin, sonrasında sizden aldığımız görüşlerle tekrar üzerinde değişiklikler yapabiliriz” diyorlar. Bu son derece ciddiyetsizdir, son derece yanlıştır; bu, 86 milyonla alay etmektir. Siz on yılda hazırlanıyorsunuz, vatandaşa, eğitimcilere, üniversitelere, eğitimle birebir ilişkisi olanlara, öğrencilere ve velilere bir hafta süre veriyorsunuz. Bu akıl dışılıktan, bu alaycılıktan Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir an evvel vazgeçmesini bekliyoruz.
Yeni Maarif Modeline baktığımızda aslında bildiğimiz ideolojik saplantılarını, siyasal İslamcı düşüncelerini eğitim yolu ile çocuklarımıza empoze etmek dışında herhangi bir şey bulamıyoruz. Ülkemizin ihtiyacı olan bilimsel, laik, çağdaş eğitimdir. Ancak bu eğitim anlayışının hiçbir unsurunu bu yeni maarif modelinde göremiyoruz. Öncelikle yapılış yöntemi yanlış. Çünkü kapalı kapılar ardında kendilerince, kendi ideolojik dünyalarına yakın insan ve kurumlarla çalıştılar. Üniversitelerden görüş almadılar, sivil toplumdan görüş almadılar, birçok kurumu dışladılar, birçok kurumu görmezden geldiler. Kendi ajandalarına göre hazırlayabilecekleri kendi dünya görüşlerindeki kişileri topladılar ve böyle bir ucube modelle karşımıza çıktılar.
“YENİ MÜFREDATTA ŞERİATÇI BİR YAKLAŞIMIN AĞIR GÖLGESİ VAR”
Adı bile yanlış… Bir defa Türkiye Yüzyılı, AKP’nin seçim propaganda sloganı. AKP’nin seçimde kullandığı propaganda sloganını, adının önünde milli olan Milli Eğitim gibi can alıcı bir konuda çocuklarımıza nasıl bir eğitim modeli ile eğitim verileceğini ortaya koyan bir modelde isim olarak kullanmak baştan sonra pervasızlıktır, asla kabul edilemez.
Bir diğer nokta; eğitim diyemiyor Sayın Eğitim Bakanı, maarif diyor. Bir defa maarif Arapça bir kelime ve 1930’lu yıllardan sonra kullanılmayan bir kelime. Sayın Bakan, sizin eğitim kelimesiyle derdiniz ne? Siz Eğitim Bakanısınız, siz Maarif Bakanı değilsiniz. Dolayısıyla bu isimlendirme bile baştan sona o içindeki ideolojik yaklaşımı apaçık ortaya koyuyor. Bakınız, yeni müfredatta arıyoruz; Atatürk’ü, laik ve bilimsel eğitimi adeta hiç göremiyoruz. Yine aynı şekilde baktığımızda milli görüşçü, şeriatçı bir yaklaşımın ağır gölgesini görüyoruz ve özellikle İnkılap tarihi derslerinde dahi laiklik kelimesinin ancak birkaç defa geçtiğini hayretle görüyoruz ve bu tutumlarını da kınıyoruz. Bu çağdışı modelin çocuklarımıza vereceği, ülkemizin geleceğine vereceği herhangi bir katkı yoktur. Bu yanlıştan dönülmelidir. Çocuklarımızın hak ettiği bilimsel, laik ve çağdaş eğitimdir. Bunun ancak demokratik bir yolla tüm eğitim bileşenleri, hatta öğrenciler, hatta veliler katılarak ama bilimsel hiçbir yöntem dışlanmayarak hazırlanması şarttır.”
“İÇİŞLERİ BAKANI SARAY’DAN ALDIĞI TALİMATLAR DOĞRULTUSUNDA GİRİŞİMLERİMİZE KARŞI İZİN VERMEMİŞTİR”
Murat Emir, gazetecilerin ‘1 Mayıs’ ilgili bir soru üzerine; CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile diplomasi yürüttüğünü belirterek, “Ancak İçişleri Bakanı Saray’dan aldığı talimatlar doğrultusunda kanun ve anayasa tanımaz bir biçimde bu girişimlerimize karşı durmuş, izin vermemiştir.” dedi.
Emir, “CHP tabii ki Taksim’in işçilere 1 Mayıs’ta açılması için her türlü kararlılığın içerisindedir, her türlü kararlılığı göstermiştir ama bir noktadan sonra polisle çatışan, polisle yüz yüze gelen bir görüntünün içine girmek istememiştir. Hiçbir kimseyi de bunun bir parçası yapmamak konusunda daha hassasiyet göstermiştir ama tutumumuz nettir. Biz siyasi mücadelemizi özellikle Taksim’in 1 Mayıs’ta işçilere açılması için sonuna kadar sürdüreceğiz” ifadesini kullandı..
“AKP’NİN VALİSİ OLDUĞUNU BİR KEZ DAHA ORTAYA KOYMUŞTUR”
Murat Emir, Saraçhane Bozdoğan Su Kemeri önünde yaşanan olaylara ilişkin ise şöyle konuştu:
“O görüntüler Türkiye’ye yakışmamıştır. İçimize sinmemiştir. O görüntünün yaratıcısı AKP’dir. Çünkü orada yürütülmek istenmeyen, gösteri yapmaları engellenen işçilerdir, örgütlü güçlerdir. ve o işçiler sağduyu içerisinde 1 Mayıs’ın 1977 ruhuna uygun bir biçimde ağırbaşlılıkla o alanı doldurmak üzere yürümüşlerdir. Orada elbette kimi provokatif unsurların olduğunu ve olabileceğini göz önüne alıyoruz. Ama polisimizin, güvenlik görevlilerimizin de burada çok daha dikkatli tavır almalarını beklerdik. Tabii biz burada oradaki güvenlik güçlerini özellikle emirleri uygulamakla sorumlu polis kardeşlerimizi anlıyoruz.
Ama o telsizin ucundaki polis müdürleri, asıl ucundaki İstanbul Valisi bu tavrıyla ilgili zaten apaçık meydan okumaktadır. Burada sayın Valinin ayar verdiği, neredeyse ‘intikam aldık’ duygusu ile paylaştığı kişiler işçilerdir, emekçilerdir. Sendika isteyen, kaybettikleri 77 arkadaşını anmak isteyen, yoksulluk ücretine karşı koyan, iş cinayetleri yaşanmasın diye mücadele eden işçilerdir. Vali adeta ‘intikam aldık’ diyerek kendi pozisyonunu ortaya koymaktadır. Kendisi devletin valisi olmadığını, AKP’nin valisi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.”
]]>CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman, “İktidarın son yirmi yıldır başta mensubu olduğum sağlık camiası olmak üzere her alanda yaptığı düzenlemeler emek sömürüsünü yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Muhtaçlık temelli sosyal yardım uygulamaları, rantçı ve kar odaklı yaklaşımlar emeğin değerini yerle bir etmiştir. Asgari ücretle çalışma ülkenin adeta asgari değil, ortalama ücreti haline getirilmiştir” dedi.
CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman, TBMM Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada; asgari ücretin yetersizliğine ve açlık sınırı altında çalışan işçilerin sorunlarına değindi. Yaman, “İktidarın son yirmi yıldır başta mensubu olduğum sağlık camiası olmak üzere her alanda yaptığı düzenlemeler emek sömürüsünü yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Muhtaçlık temelli sosyal yardım uygulamaları, rantçı ve kar odaklı yaklaşımlar emeğin değerini yerle bir etmiştir. Asgari ücretle çalışma -ki DİSK verilerine göre işçi olarak çalışanların yüzde 50’sinden fazladır- ülkenin adeta asgari değil, ortalama ücreti haline getirilmiştir. Daha vahimi bu ülkede asgari ücretin de altında çalışan işçiler mevcuttur. Kısacası, 10 işçiden 6’sı açlık sınırının altında yaşamaktadır” dedi.
“AKP İKTİDARI KARINLARIN SİMİTLE DOYMASINI BİR LÜTUF OLARAK GÖSTERİYOR”
AKP iktidarının emeğe değer veren bir sisteminin olmadığını ve günümüzde artık karınların simitle doymasını bir lütuf olarak gösterdiğinin altını çizen Yaman, “İktidar için emek; eğitim, yetkinlik, kıdem, yaş, liyakat değer biçilmeyen süslü kelimelerdir. Bu nedenledir ki en fazla okuyan, dirsek, beyin ve fiziksel güç harcayan, en ağır sorumluluğu taşıyan sağlık ordusunun dahi emeği görülmez örneğin. Sağlıkta insan kaynağı maliyet kalemi olarak görülür, sağlık çalışanları eğitimleri dışında birbirlerinin yerine çalıştırılır ya da eğitim sisteminde bu kadar ihtiyaç duyulan, büyük emekle eğitim alan binlerce öğretmenin ataması yapılmaz, çocuklarımızı ve gençlerimizi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’yle çağ dışı antilaik bir sisteme terk eder” diye konuştu.
“HER YIL 2 BİNE YAKIN İŞÇİ İŞ CİNAYETLERİNDE HAYATINI KAYBEDİYOR”
Emeğin değeri olmadığı gibi emekçilerin canın da değerinin olmadığını vurgulayan Yaman, “Ne yazık ki her yıl 2 bine yakın işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmektedir. Emek, bir işin bitirilmesi için harcanan vakittir onlar için; kim tarafından harcandığı önemli değildir, zira enerjisi yüksek, verilen görevi korkunun gölgesinde yapabilecek en önemli grup olan çocuklarımız iyi kaynaktır onlar için. Bu nedenledir ki yasak olmasına rağmen 1 milyona yakın çocuk işçi çalışmaktadır bu ülkede ve maalesef bu çocuklarımız ölümle sonuçlanan işlerde çalışmakta, çocuk işçi ölümlerinin üçte 1’i 15 yaş altında gerçekleşmektedir” dedi.
“SARI SENDİKALAR VE TEMSİLCİLERİ EMEK SÖMÜRÜSÜNÜN DESTEKÇİLERİ OLDULAR”
Ülkede sendikal faaliyetlerin bitirildiğini kaydeden Yaman, “Üyeleri baskı ve tehditlerle karşılaşan, basın açıklaması dahi yaptırılmayan, sistematik olarak itibarsızlaştırılan ve korku kültürü altında mücadele etmeye çalışan çok az sayıda sendika var artık. İktidarla ideolojik yakınlıkları ve kuvvetli bağları olan sarı sendikalar ve temsilcileri bilsinler ki tarihe emek sömürüsünün destekçileri olarak geçecekler” ifadelerini kullandı.
]]>
Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş), 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında Kocaeli’de bulunan Seka Park’ta bir miting gerçekleştirdi. Mitingde konuşan Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, tüm dünyadaki mazlum ve mağdurların yanında olduklarını belirterek, “Gözyaşı, dili ve vicdanı olmak zorundayız. Onun için savaşın acılarını yaşayanlara, iklim değişikliği, açlık ve yoksulluğun pençesinde çırpınanlara, mültecilere, göçmenlere merhamet elimizi uzatıyoruz. Filistin’de, Gazze’de, Kudüs’te, Yemen’de, Mısır’da, Suriye’de, Arakan’da, Doğu Türkistan’da, Afganistan’da ve dünyanın neresinde olursa olsun yapılan zulüm, soykırım ve vahşete karşı çıkıyoruz. Dünyanın tüm mazlum ve mağdurları için barış, özgürlük, demokrasi ve adalet talebimizi güçlü bir şekilde haykırıyoruz. 1 Mayıs, işçi iradesinin ve insan olma onurunun yükseldiği gündür” diye konuştu.
“Kişi başına düşen milli gelirin artması, daha iyi ücret seviyelerinin belirlenmesini talep ediyoruz”
Arslan, dayanışma için birlik ve beraberlik mesajı vererek, 1 Mayıs’ta Kocaeli’den sendikal taleplerini şöyle sıraladı:
“Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Toplu pazarlık kapsamının genişletilmesini, sendikal hak ve özgürlüklerin daha ileriye taşınmasını, sendikalara üye olduğu için işçilerin işten çıkarılmasının doğru bulmuyoruz, son bulmasını istiyoruz. Bugün, bu alanda ücretler üzerindeki ağır vergi yüküne bir kez daha dikkat çekiyoruz. Vergide adalet sağlanmasını, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınmasını istiyoruz. Aile yükümlülüklerini dikkate alan, adil bir vergilendirme sistemi, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik modeli ve vergi denetiminde etkinliğin artırılmasını talep ediyoruz. Artan hayat pahalılığına karşı emekçileri koruyacak daha etkin politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz. Enflasyon rakamlarının aşağı seviyelere inmesi, kişi başına düşen milli gelirin artması, daha iyi ücret seviyelerinin belirlenmesini talep ediyoruz. Ücretlilerin milli gelirden aldığı payın artırılmasını, ekonomik büyümeden ve refah artışından hak ettiğimiz payı istiyoruz. Büyüyen, gelişen Türkiye’den emekçiler daha fazla pay alsın istiyoruz. İnsanı merkeze alan, daha adil ve sürdürülebilir bir dünya ve Türkiye ekonomisi istiyoruz. Kayıt dışı istihdamın azaltılması, insan onuruna yakışmayan, güvencesiz çalışma sisteminin sona erdirilmesi, iş kazalarının son bulması ve daha iyi bir sosyal güvenlik sistemi için alanlardayız. İstihdamda kadın ve gençlere daha çok yer verilmesini istiyoruz. Annelik hakkının korunmasını, kreş ihtiyacının karşılanmasını istiyoruz. Gençlerin eğitim, staj, işe giriş ve istihdam imkanlarının geliştirilmesini istiyoruz. Çocuk işçiliği ile daha etkin mücadele edilmesini istiyoruz. Engellilerin toplumsal yaşama etkin bir şekilde katılımının sağlanmasını istiyoruz. Asgari ücret tespit komisyonunun yapısının katılımcı bir anlayışla yeniden belirlenmesini istiyoruz. 4857 sayılı iş kanunun, işgücünün değişen şartlarına uygun olarak iş güvencesi kapsamının genişletilmesini ve sendikal hak ve özgürlüklerin güçlendirilerek korunmasını talep ediyoruz. Kapsam dışında kalan emekçiler için kadro istiyoruz. 696 sayılı KHK ile kadroya geçen emekçiler için tayin, becayiş ve nakil hakkı istiyoruz. Mevsimlik ve geçici işçilerin sorunlarını da yakından biliyor ve tam çözümü için mücadele ediyoruz. Çaykur başta olmak üzere mevsimlik, geçici kamu işçileri ile kampanya işçilerinin sorunlarının çözülmesini istiyoruz. Kamu çerçeve protokolüne belediyelerin ve özel idarelerin de dahil edilmesini istiyoruz. Mahalli idarelerin iştiraklerinde/ şirketlerinde çalışan işçilere yılda 52 günlük ilave tediye ödenmesini istiyoruz. Belediyeler, belediyelere bağlı kuruluşlar ve belediye şirketlerinde çalışanların da enflasyon farkı, ilave artışlar ve iyileştirmelerden istisnasız olarak yararlanmasını istiyoruz. Ev işçileri ve bakım işçilerinin iş kanunu kapsamına alınarak sendikal haklarının sağlanmasını istiyoruz.”
Hastane Bilgi Yönetim Sistemi Çalışanlar Derneği yöneticilerinden Tamer Kızılgün, 1 Mayıs’ta haklarını savunmak için buraya geldiklerini ifade ederek, “Bizler buraya 1 Mayıs’ta haklarımızı savunmak için geldik. 1 Mayıs işçiler için her ne kadar bayram olsa da biz taşeron çalışanlar için bayram olarak geçmiyor. Bizler 696 sayılı kanunda kadro dışı kalan taşeron kesimiz. Hastanede yaptığımız görev çok kritik ve önemli. Seçimlerden önce bakanımız Vedat Bilgin müjde verdi. Bu müjdeyi hala bekliyoruz. Bakanımız değişti ama hala müjde gerçekleşmedi. Şu an da hiç kimse bundan bahsetmiyor. Bize her seçim öncesi sözler verildi. Bizler artık bu sözlerin yerine getirilmesini istiyoruz” dedi. – KOCAELİ
]]>(ANKARA) – Ankara’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, binlerce vatandaşın katılımıyla yoğun yağmur altında Tandoğan Meydanı’nda (Anadolu Meydanı) kutlandı. Burada yapılan basın açıklamasında, “Bizler, ekonomik krizi sürekli hale getiren haramilerin saltanatının ilelebet sürmesine izin vermeyeceğiz. Bizler, işçi haklarının bir bir yok edilmesine; işçilerin, emekçilerin esnek, kuralsız ve güvencesiz çalıştırılmasına karşı duranlarız! Bizler parasız eğitim, parasız sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinden eşit şekilde yararlanma hakkımıza sahip çıkmak için buradayız” denildi.
Ankara’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, binlerce yurttaşın katılımıyla Tandoğan Meydanı’nda kutlandı. DİSK İç Anadolu Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Ankara Tabip Odası (ATO) ve Ankara Diş Hekimleri Odası tarafından yapılan çağrı ile saat 12.00’de AKM önünden çok sayıda sivil toplum örgütü ve siyasi partiler, yoğun yağmura rağmen Tandoğan Meydanı’na yürüdü. Tandoğan Meydanı’ndaki miting, 1 Mayıs’larda hayatını hayatını kaybedenler için saygı duruşu yapılarak başladı.
Mitinge, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir ve milletvekilleri Aliye Timisi Ersever, Aylin Nazlıaka, Aylin Yaman, Semra Dinçer, Mahmut Tanal, Talat Dinçer, Deniz Demir, Mustafa Adıgüzel de katıldı. Mitignte, “Üreten biziz, yöneten de biz olacağız”, “Yaşasın 1 Mayıs alanlardayız”, “Direne direne kazanacağız”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, İş, ekmek, özgürlük”, “Her yer Taksim her yer direniş” sloganları atıldı.
ANKA Haber Ajansı’na konuşan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir işçilerin ve emekçilerin 1 Mayıs’ını kutladı ve “Bugün Tandoğan’dayız ancak yüreğimiz 1 Mayıs’ta Taksim’de polisin orantısız gücüne maruz kalan emekçilerle birlikte.” dedi.
Mitingte konuşan KESK Ankara Şubeler Platformu Sözcüsü Tülay Yıldırım yaptı. Yıldırım, “Üzerimize düşen karanlığı aydınlatmaya hoşgeldiniz. 1 Mayıs Taksim’de direnmek, barikatlara, cemaatlere karşı durmaktır 1 Mayıs” dedi ve şunları söyledi:
“EŞİT YURTTAŞLIĞIN VE BARIŞIN HAKİM OLDUĞU BİR DÜNYA İSTİYORUZ”
“Ey İktidar; bize yaşattığınız derin yoksulluğun, yok saymanın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin bedelini emekçiler ödetecek size. Bizler her türlü ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe ve ötekileştirmeye karşı eşit yurttaşlığın ve barışın hakim olduğu bir dünya istiyoruz. Gezi tutuklularının serbest bırakılmasını istiyoruz. Madımak’ta, Ankara Tren Gar’ında yitirdiğimiz canların hesabı sorulsun istiyoruz.”
DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Birgül Kaya ise ortak basın açıklamasını okudu. Kaya, “Haklarımızı savunmak, taleplerimizi haykırmak için yine 1 Mayıs meydanlarında buluştuk. Bugün tüm dünyanın güzelliklerini var eden emeğin ve alın terinin günüdür. Bugün çocuklarımıza yaşanabilir bir gelecek armağan etme günüdür! Bugün bizi karanlığa itenlere, zulmü reva görenlere karşı bir arada mücadele etme günüdür. Bugün bizi bir arada tutan birlik, mücadele ve dayanışma ruhuyla birlikte mücadele etmenin günüdür” dedi. Kaya’nın açıklamasından öne çıkanlar şöyle:
“ÇALIŞANLAR AÇLIK SINIRININ BİLE ALTINDA ASGARİ ÜCRETE MAHKUM EDİYOR”
“İş cinayetleri katliam boyutunu aştı. Katliamlara “kader” ve “fıtrat” deyip geçen siyasi sorumlular size söyleyecek sözümüz var; çalışanlar açlık sınırının bile altında asgari ücrete mahküm ediliyor. Emeklilere yaşamayın dercesine bir ücret reva görülüyor, vergi yükü işçinin, emekçinin, emeklinin sırtında.
“DEPREMDE YAŞAMLARINI YİTİRENLERİN HESABI HALA VERİLMEDİ”
İktidarın rant politikaları nedeniyle büyük bir yıkım yaratan depremde yaşamlarını yitirenlerin hesabı hala verilmedi. Bizler, ekonomik krizi sürekli hale getiren haramilerin saltanatının ilelebet sürmesine izin vermeyeceğiz. Bizler, işçi haklarının bir bir yok edilmesine; işçilerin, emekçilerin esnek, kuralsız ve güvencesiz çalıştırılmasına karşı duranlarız! Bizler parasız eğitim, parasız sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinden eşit şekilde yararlanma hakkımıza sahip çıkmak için buradayız.
“BİZLER YOK SAYILAN KÜRTÜZ, HOR GÖRÜLEN ALEVİYİZ”
Bizler yok sayılan Kürt’üz hor görülen Aleviyiz! Bizler Hacı Bektaş-i Velinin dediği gibi bir olmak, iri olmak ve diri olmak için buradayız. Bizler eşit yurttaşlık haklarımızı savunmak için buradayız. Toplumsal yapılar, inanç gruplarına yönelik baskı ile kamu kaynaklarının eşitsiz kullanımı son bulmalıdır. Demokrasi için, savaşa karşı barış için, adalet için bir aradayız. Sömürüye, yoksulluğa ve faşizme karşı birlikte mücadele ve dayanışma zamanı.
KÜRSÜDEN 10 TALEP SIRALANDI
Ortak basın metninde işçi ve emekçilerin talepleri 10 maddede sıralandı. Bu maddeler şöyle:
“* Asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretler artırılmalı, en düşük emekli aylığı en az asgari ücret düzeyine çekilmelidir.
Tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerine son verilmeli, herkese güvenceli istihdam sağlanmalıdır.
Elektrik, su, doğalgaz ve internet faturalarına yapılan zamlar geri alınmalı, faturalar tüm vergilerden muaf tutulmalıdır.
Anayasal hakkımız olan örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
Kamu varlıklarının özelleştirilmesinden vaz geçilmeli, eğitim, ulaşım, sağlık başta olmak üzere tüm kamu hizmetleri devlet eliyle ücretsiz verilmelidir.
Sendikalı olma, grev gibi hak arama yolları açık olmadır.
Kadınlara yönelik şiddet, taciz ve tecavüz son bulmalı, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ortadan kaldırılmalıdır.
Çocuk işçiliğine karşı ve çocuk istismarının ortadan kaldırılması için koruyucu tedbirler ivedilikle alınmalıdır.
İstanbul Sözleşmesi, işyerinde şiddete ve tacize karşı ILO’nun 190 sayılı sözleşmesi derhal uygulanmalıdır.
Gazze’de sivillere yönelik saldırıları şiddetle kınıyoruz! Direnen Filistin halkının yanındayız!
Emperyalizme karşı barışı, faşizme karşı halkların kardeşliğini savunarak, Emeğin, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, laikliğin hakim olduğu bir gelecek ve ülke için mücadeleye devam edeceğiz.”
“ANKARA ÜNİVERSİTESİ KIDEM TAZMİNATLARIMIZI GASP ETMEYE ÇALIŞIYOR”
Öte yandan kıdem tazminatsız işten çıkarılan Ankara Üniversitesi Antıp (Ankara Tıplılar Vakfı) işçileri de mitingte söz aldı. İşçiler adına konuşan Ümit Bolatbaş, “72 işçi dostumuz için buradayız. Söz verildiği halde tazminatlarımız ödenmedi. Bizleri yok yerine koyan Ankara Üniversitesi kıdem tazminat haklarımızı gasp etmeye çalışıyor. Kıdem tazminatı hakkımızı söke söke alacağız. Hak verilmez alınır.” ifadelerini kullandı.
Miting, Bandista konserinin ardından sona erdi.
]]>(İSTANBUL) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Saraçhane’de yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki tüm emekçilere sesleniyoruz; Anayasal hakkınızdır sendikalarda örgütlenin. Bütün sendikasız işçileri, sendikal mücadeleye dahil olmaya, hak arama mücadelelerini, sendikal bir örgütlenme içinde sürdürmeye davet ediyoruz. CHP iktidar olduğunda, Türkiye İttifakı iktidarı aldığında, işçilerin sendikalaşmasının önünde hiçbir engel olmayacaktır. Bugünkü bariyerleri ortadan kaldıracak da tüm işçilerin sendikalı olmasıdır. Yoksulluğu ortadan kaldıracak, işçinin hakkını alacak olan da sendikalı mücadeledir, sendikal mücadeledir” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel İstanbul’da, 1 Mayıs İşçi Bayramı dolayısıyla emekçilerle birlikte Taksim’e yürümek için Saraçhane’deki toplanma noktasına geldi. Özel’e, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP grup başkanvekilleri, genel başkan yardımcıları, milletvekilleri, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İstanbul ilçe belediye başkanları, ilçe başkanları ve partililer de eşlik etti.
İstanbul Büyükşehir Belediye binasının önünde basına açıklama yapan Özgür Özel, “Öncelikle bütün basın emekçilerinin ve Türkiye’deki, dünyadaki bütün emekçilerin 1 Mayıs Bayramı’nı kutluyorum, CHP adına kutluyoruz. Şu anda Saraçhane Meydanı’ndayız. Saraçhane Meydanı, Türkiye demokrasisinin özellikle son 5-6 yılında sembolleşmiş bir meydandır. Saraçhane’deki topluluklar sonuç alan topluluklar oldu hep.” dedi.
Özel konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Birileri devletle milleti karşı karşıya getirdiğinde ki bu ülkedeki insanlar devletlerine saygılı insanlardır ama devletin haber ajansını, devletin televizyonunu, devletin kaymakamını, valisini, emniyet müdürünü milletin karşısına dikildiğinde milletle devlet karşı karşıya gelirse millet kazanır. Türkiye demokrasisi öyle bir süreci 6 yıldır Saraçhane’de de deneyimliyor. Şimdi örgütler, Saraçhane’ye çağrıda bulundular. Biz de İstanbul İl Başkanımız, İl Başkanlığımız aracılığıyla örgütümüzü Saraçhane’ye çağırdık. Elbette hedef Taksim Meydanı’dır çünkü 1 Mayıs’ın sembol meydanı Taksim Meydanı’dır. Taksim’i ilk önce 2010’ların başlarında, 2012’de, 2013’te 1 Mayıs’a açıp bunu billboardlarda övünç vesilesi yapanlar şimdi Türkiye’ye bir utancı yaşatıyorlar. Geçen sene bir tartışma vardı, Valilik, İçişleri Bakanlığı, hükümet diyordu ki ‘Taksim gösteri meydanı değildir çıkamazsınız.’ Emekçiler de ‘Çıkarız’ diyorlardı. Demokrasilerde iki taraf farklı düşünüyorsa menfaat çelişkisi varsa bir hakeme başvurulur. Kime? Mahkemeye. İl başkanımızın bütün İstanbul’u donattığı mahkeme kararı, 2013 yılının Aralık ayına ait Anayasa Mahkemesi (AYM) kararıdır. Dün grupta okuduğum için bugün tekrar okumayacağım. 2023 Aralık’ta AYM, kararın başına da ‘Türk milleti adına’ yazarak yani gücünü milletten, gücünü halk iradesinden alanlara AYM diyor ki ‘Hepiniz adına karar verdim. Taksim anlamlı bir meydandır. O gün isteyen herkes orada bulunabilmelidir. Yasaklamak bir meydanı yasaklamaktan ziyade düşünceyi yasaklamaktır.’ Bitti. Demokrasilerde burada tartışma biter. Anayasa diyorsa ki ‘AYM kararı herkes için bağlayıcıdır’, AYM kararını söylemiştir. Meydan emekçilerindir. Bu vakitten sonra, ‘Yine sokmayız, yine yürütmeyiz’ kanunsuz emirdir. Anayasa’yı çiğnemektir, Anayasa suçudur. Birisi Anayasa’nın bir maddesini uygulamasın; öbürü öbür maddesini, öbürü öbür maddesini… Anayasal düzen ortadan kalkar, devlet düzeni ortadan kalkar. Yani bugünkü inat, güç aldığı Anayasa’yı, yetki aldığı Anayasa’yı inkar etmektir. O yüzden bu yanlışa itiraz ediyoruz.”
“ONLARIN MÜCADELESİ BİZİM MÜCADELEMİZDİR”
Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması için günlerdir müzakere yürüttüklerini anlatan Özel, Ekrem İmamoğlu ve İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in, genel başkan yardımcılarının büyük emek verdiklerini söyledi. Kendisinin de iki gündür İçişleri Bakanı ile müzakere ettiğini aktaran Özel, şöyle devam etti:
“Diyoruz ki ‘Doğrusunu yapın, bu yanlışı yapmayın’ ama yanlışta ısrar ediyorlar. Biz Saraçhane’ye gelmeden önce burada tabii düzen alamadığımız için izdihamdan dolayı Özgür Başkanımızın ve 39 ilçe başkanımızın emeğiyle bin 977 sendikasız işçiyle bu meydana geldik. Elbette meydandaki işçi sayısı, meydandaki CHP’li sayısı, bunun onlarca katı. Sembolik olarak kanlı 1 Mayıs’a vurgu için bin 977 sendikasız işçiyle buradayız. Niye buradayız? 12 Eylül askeri darbesi solu ezdi, demokrasiyi ezdi, sendikaları ezdi. Bundan 30 yıl önce yapılan 1 Mayıs’larda, bu meydanlarda 40 yıl önce yapılan 1 Mayıs’larda bu meydanlarda bulunan her dört işçiden üçü sendikalıydı. Bugün 100 işçiden 14’ü sendikalı, yedisi kamuda, yedisi özel sektörde toplu iş sözleşmesinden istifade ediyor. Yüzde 7. O yüzden biz şunu söylüyoruz; CHP kimsesizlerin kimsesidir. CHP sendikasızların sendikasıdır. Buradaki çok değerli sendikalar yüz işçiden 14’ünün örgütlü olduğu sendikalardır. Onlar o işçileri temsil etmektedir. CHP sendikalaşmasının önüne set çekilen, engel olunan 100 işçiden 86’sının, onlar bir gün sendikalı olana kadar sendikasıdır. Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir. Biz onların sesiyiz ve buradan Türkiye’deki tüm emekçilere sesleniyoruz; Anayasal hakkınızdır sendikalarda örgütlenin. Bütün sendikasız işçileri, sendikal mücadeleye dahil olmaya, hak arama mücadelelerini, sendikal bir örgütlenme içinde sürdürmeye davet ediyoruz. CHP iktidar olduğunda, Türkiye İttifakı iktidarı aldığında, işçilerin sendikalaşmasının önünde hiçbir engel olmayacaktır. Bugünkü bariyerleri ortadan kaldıracak da tüm işçilerin sendikalı olmasıdır. Yoksulluğu ortadan kaldıracak, işçinin hakkını alacak olan da sendikalı mücadeledir, sendikal mücadeledir.”
“BURADAKİLER NE TERÖRİST NE MARJİNAL NE YASA DIŞI YAPILARDIR”
Sendikalı sendikasız bütün işçileri CHP ailesi olarak kucaklayıp selamladıklarını ifade eden Özgür Özel, şunları kaydetti:
“Onlara diyoruz ki bayramınız kutlu olsun. Bayramların bayram gibi kutlanacağı günler yakındır. Taksim bugün özgürleşmezse yarın özgürleşir ama önünde sonunda Taksim emeğindir, emekçilerindir. Taksim’e özgürlük talebinin arkasındayız. Bütün örgütümüz olarak, CHP olarak arkasındayız. Her birisi birer emekçi, birer baba, birer eş, birer evlat olan polisimize bugün verilen kanunsuz emirleri sakın emekçiler, polislerin kişisel kanaatleri, kişisel tavırları gibi değerlendirmesinler. Onların da evlerinde bekleyen evlatları var. Buradaki emekçileri de kendisine kanunsuz emir verenler şeytanlaştırıyor. Buradaki emekçileri ‘illegal yapılar, marjinal gruplar’ diyerek şeytanlaştıranlara ve onların emir verdiği polisimize sesleniyorum; buradaki emekçi sizi düşman görmüyor, kardeşinizdir. Buradakiler de ne teröristtir ne marjinaldir ne yasa dışı yapılardır. İmkan olsa sizin de yararlanacağınız sendikaların üyeleri ve sendikasız işçilerdir. Onları düşman görüp, terörist görüp size verilen kanunsuz emirlerle onlara müdahale edip onların yaralanmasına, onların zor durumda kalmasına sebebiyet vermeyiniz. Bu meydandaki emniyet güçleri de bu meydandaki emekçiler de siyasetçiler de bu ülkenin evlatlarıdır ve kardeştir. Bu ülkenin Türkleri de Kürtleri de Lazları da Çerkezleri de doğulusu, batılısı, Karadenizlisi, güneylisi de Alevisi de Sünnisi de kardeştir. Bu kardeşliği egemen kılacağız. Birbirimizi seviyoruz. Türkiye’yi seviyoruz. Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın Türkiye ve dünya işçi sınıfının mücadelesi.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ‘Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği’ temasıyla düzenlenen 13. Çalışma Meclisi Yemeğinde konuştu.
Çalışma meclisi üyelerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde misafir etmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan,” Sözlerimin hemen başında yarın ülkemizle birlikte tüm dünyada coşkuyla kutlanacak 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü tebrik ediyorum. Bu vesileyle helal rızık peşinde koşan tüm işçi kardeşlerime selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Türkiye Yüzyılı’nın inşası için ter döken, emek veren her bir kardeşimden ‘Allah razı olsun’ diyorum. Biliyorsunuz 1 Mayıs tarihi ülkemizde yıllarca gerilimin, kavganın, çatışma ve sokak olaylarının sembolü olarak görüldü. Bilhassa 1977 senesinde yaşanan faciadan dolayı her 1 Mayıs uzun süre şiddetin ve kaosun olduğu bir gün olarak algılandı. 2008 yılında 1 Mayıs’ı Emek ve Dayanışma Günü, 2009 yılından itibaren de resmi tatil ilan ederek buna son verdik. Ayrıca 2010 yılında 32 yıl sonra Taksim’i kutlamalara açan yine biz olduk. Böylece 1 Mayıs’ın hiçbir engellemeye, hiçbir gayri meşru çabaya gerek duymaksızın işçi bayramı olarak kutlanabilmesini temin ettik” dedi.
“Sadece İstanbul değil, 55 ilimizdeki 103 ayrı etkinliğe de izin verilmiştir”
Buna rağmen son günlerde muhalefet ve bazı marjinal yapıların Taksim tartışmalarıyla 1 Mayıs’ın bayram havasına gölge düşürmeye çalıştığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sembolik törenler haricinde Taksim Meydanı’nın miting yeri olmadığı, mitinge uygun bir altyapıya sahip olmadığı, herkesin malumuyken bu konudaki dayatmaları masum bulmadığımızı ifade etmek isterim. İstanbul’da göstere, miting ve yürüyüş güzergahları bellidir. Geniş çaplı buluşmalar için her iki yakada da miting alanları mevcuttur. Gerekli izinler ve tedbirler alındığı sürece herkes mitingini, gösterisini, anma programını ve barışçıl protestosunu buralarda özgürce yapabilir. İstanbul’da yapılacak kutlamalar için 40 ayrı yer ve güzergah belirlenmiştir. Sadece İstanbul değil, 55 ilimizdeki 103 ayrı etkinliğe de izin verilmiştir. Müsaade edilenler dışında bir alanda yürüyüş ve miting düzenleme ısrarının iyi niyetli olmadığı açıktır” diye konuştu.
Gün aşırı yaptıkları çağrılarla 1 Mayıs’ı propaganda aracına dönüştürmek isteyen terör örgütlerine istismar zemini sunulmaması gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti:
“Herkesin sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerektiği kanaatindeyim. Sendikalarımızı ve siyasi partilerimizi 1 Mayıs atmosferine zarar verecek adımlardan uzak durmaya davet ediyorum. Çalışma hayatında katılımcı, sosyal diyalog anlayışının en önemli temsil mekanizmalarından birini çalışma meclisimiz oluşturuyor. Bugüne kadar 13 kez toplanan meclisimiz, çalışma hayatına dair yol haritasının belirlendiği, sorunların tartışıldığı, çözüm önerilerinin getirildiği bir platform görevi üstlendi. Biz de hem meclis toplantılarına iştirak ederek hem de taraflarla farklı vesilelerle bir araya gelerek gündemimizdeki konuları değerlendirdik. Çalışma hayatımıza dair kritik kararların arifesinde sizlerin görüşlerine başvurduk. Sizden gelen teklifler, tenkitler ve fikirler çerçevesinde meselelerimize, çözüm yolları geliştirdik. Göreve geldiğimiz andan itibaren, sürdürdüğümüz diyaloğu bugün de aynı yoğunlukla ve hassasiyetle devam ettiriyoruz. İşçisiyle, işvereniyle, memuruyla, esnafıyla, çiftçisiyle, meclis zemininde yaptığımız istişarelerin şimdiden ülkemiz, milletimiz, çalışma hayatımız bakımından hayırlara vesile olmasını diliyorum. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımıza 5 yıllık aradan sonra güncel konuları ele almak üzere toplantıya öncülük ettiği için teşekkür ediyorum. Siz dostlarımın her birine de katkılarınız için şükranlarımı sunuyorum.”
“Kuşatıcı bir anlayışla işçi, işveren, memur, esnaf ve çiftçi kardeşlerimizin refah seviyelerini arttırmak için çaba gösterdik”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeğin alın terinin öneminden bahsederek, “Milletimizin takdiriyle geldiğimiz görevlerin yanı sıra şahsen de çalışma hayatının bizzat bulunmuş bir kardeşinizim. Gençlik yıllarımda İETT’de işçi olarak çalışmanın kazandırdığı tecrübeden, siyasi yaşamım boyunca hep istifade ettim. Emeğin, alın terinin kendisi ve ailesinin iaşesi için ter dökmenin değerini, o dönemlerde çok yakından görme fırsatı buldum. Emekçi kardeşlerimle aramızda kurduğumuz sarsılmaz bağ, yarım asırdır hiç kopmadı, eksilmedi, eskimedi. Belediye başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla ülkemize hizmet sorumluluğunu üstlendiğimizde nereden geldiğimizi asla unutmadık. İşçilerimizin her sıkıntısını kendi sıkıntımız, her kazanımını da kendi kazanımımız olarak telakki ettik. Son 21 yılda kuşatıcı bir anlayışla işçi, işveren, memur, esnaf ve çiftçi kardeşlerimizin refah seviyelerini arttırmak için çaba gösterdik. İş kanunu, sosyal güvenlik reformu, iş güvenliği ve iş sağlığı sendika kanunlarına ilişkin düzenlemeleri sizlerle bilistişare hayata geçirdik. Asgari ücrette tarihi artışları, işçi ve işverenlerimizin azami mutabakatını sağlayarak gerçekleştirdik. Net asgari ücreti 2024’te 17 bin 2 liraya yükselttik. Böylece 2023 Temmuz ayına göre yüzde 49, Ocak ayına göre yüzde 100 artış oldu. 2016 yılında başlattığımız asgari ücret desteğini 2024 yılı için sigortalı başına aylık 700 liraya yükselttik. Asgari ücretten alınan vergilerin kaldırılması uygulamasıyla, tüm gelir gruplarına asgari ücrete kadar olan kazançlar için vergi muafiyeti getirdik” ifadelerini kullandı.
“İstihdam sayımız 32 milyon 423 bine yükseldi”
Ülkenin istihdam rakamlarında da tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış durumda olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstihdam sayımız 32 milyon 423 bine yükseldi. Son verilere göre işsizlik oranı yüzde 8,7 seviyesinde gerçekleşti. Bir önceki yıla göre yani son bir yılda iş gücü sayısı 775 bin kişi, istihdam sayısı 1 milyon 156 bin kişi arttı. Gelecekte işsizlik oranlarının daha da aşağıya ineceğine inanıyorum. Burada son dönemde sıkça şahit olmaya başladığımız bir hususu ifade etmekte fayda görüyorum. Tarımdan turizme, sanayiden ticarete, farklı sektör temsilcileriyle bir araya geldiğimizde en önemli sorunun işçi bulamama olduğu anlaşılıyor. Özellikle emek yoğun iş kollarında ara eleman sıkıntısı yaşanıyor. Esnaflarımız, zanaatkarlarımız, ustalarımız yanlarında çalıştıracak çırak bulamamaktan şikayetçi. Özellikle emek yoğun iş kollarında ara eleman sıkıntısı yaşanıyor. Esnaflarımız, zanaatkarlarımız, ustalarımız yanlarında çalıştıracak çırak bulamamaktan şikayetçi. Öyle ki, deprem sonrasında iyice hareketlenen inşaat sektöründeki işçi ve usta eksikliği sebebiyle çalışmalar olması gerekenden daha yavaş ilerliyor. Bugün işini büyütmek, üretimini arttırmak yani iş alanlarına açılmak isteyen firmalarımızın en büyük endişe kaynağı kalifiye eleman kıtlığıdır. Özel sektörümüz çalıştıracak personel bulamazken, resmi kurumlarımızın kapısında iş başvuruları için uzun kuyruklar oluşmaktadır. Türkiye ekonomisinin geleceği açısından bu iki tablo arasındaki tenakuzu popülizme tevessül etmeden mutlaka gidermek zorundayız. Çalışma hayatının tarafları olarak mesleki eğitim sistemimizin yeniden gözden geçirilmesi dahil daha kalıcı çözüm yolları geliştirmemiz gerekiyor. İçinde bulunduğumuz dönemde hükümetimizin önceliklerinden birisi de istihdamda arz talep dengesinin temini olacaktır. Bu dengenin sağlanması noktasında sizlerin de bizlere gereken desteği vermesini bekliyorum” açıklamasını yaptı.
“Darbecilerin yaptığı yasayı 29 yıl sonra değiştirmek bize nasip oldu”
Ücretler ve istihdamın yanı sıra sendikal haklar ve özgürlükler alanında da son 21 yılda tarihi nitelikte pek çok adım attıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sendikal ve toplu iş sözleşmesi kanunuyla 1983 yılında darbecilerin yaptığı yasayı 29 yıl sonra değiştirmek bize nasip oldu. Ağızlarını her açtıklarında, 12 Eylül darbecilerinin hazırladığı yasalardan şikayet edenlerin değiştirmediği yasaları biz değiştirdik. Memurların toplu sözleşme yapma hakkına anayasal güvence getirerek memurlarımıza toplu sözleşme hakkını verdik. İşçi ve memurlarımızın toplu sözleşme süreçlerini çoğunlukla mutabakatla sonuçlandırdık. 2013 yılında bir milyon olan sendikalı kişi sayısını bugün itibariyle 2 buçuk milyona yükselttik. Sendika üyesi sayısı, kamu görevlilerine üç ayda bir toplu sözleşme ikramiyesi ödenmesine imkan sağladık. Ancak bu kazanım, ana muhalefet partisinin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından geçtiğimiz aylarda iptal edildi. Düzenlemenin iptali nedeniyle 2 milyonu aşkın memurumuzun aylıklarında 345 liralık düşüş oldu. Bunun takdirini kamu personelimizin en iyi şekilde yapacağı inancındayım. Tüm dünyayı yaklaşık 3 yıl boyunca derinden sarsan Covid-19 salgınında işçi ve işverenlerimizin yanında olduk. Bu dönemde prim ödemelerini erteledik, istisna haller dışında işverenler tarafından işçi çıkarılmasını sınırlandırdık. Kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteği uygulamalarıyla milyonlarca çalışanımıza sahip çıktık. Salgın sonrası istihdamda normale dönüşü teşvik için normalleşme desteği sağladık, müstakil iş sağlığı ve güvenliği kanunu ve alt düzenlemelerini hayata geçirerek bu alanda önemli bir reforma imza attık. İş kazası oranlarını düşürdük. Kamu kurum ve kuruluşlarındaki alt işveren işçilerini doğrudan çalıştıkları kurum ve kuruluşlarda sürekli işçi kadrosuna aldık. 2011 ve 2013 yıllarında sayı 300 bin olan sözleşmeli personelimiz kadroya geçirilmişti” dedi.
“2002 yılında yüzde 52,1 olan kayıt dışı istihdam oranını yüzde 25,4’e indirdik”
2023 yılındaki düzenlemeyle de 500 bine yakın sözleşmeli personele kadroya geçme hakkı tanıdıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2002 yılında yüzde 52,1 olan kayıt dışı istihdam oranını yüzde 25,4’e indirdik. Ayrıcalıklı statüleri kaldırarak işçi, memur, esnaf herkese eşit şartlarda sosyal güvenlik hizmeti verilmesini ilke edindik. Son 21 yılda burada saymaya kalksak saatler sürecek daha pek çok düzenlemeyi, reformu, hakkı ve kolaylığı, başarıyla hayata geçirdik. Ülkemizde ve dünyada maalesef çalışma hayatının taraflarını birbirine düşman gösteren bir anlayışa rastlıyoruz. Bunlar işçiyle işverenin tıpkı mıknatısın iki farklı ucu gibi asla bir araya gelemeyeceğini, uzlaşmayacağını savunuyorlar. Hatta işçi ve işveren arasındaki iş birliğini kendi ideolojilerini içinde tehdit kaynağı olarak görüyorlar. Çatışmacı, kavgacı, hayatı sadece dost-düşman ayrımı üzerinden tarif eden bu katı ideolojik yaklaşımın ne ülkemize ne milletimize faydası olur. Çalışma hayatını, işçi-işveren, patron-emekçi rekabetine indirmenin doğru ve hakkaniyetli bir olmadığına inanıyorum. Hak mücadelesi, işveren ve sermaye düşmanlığı değildir. İşçinin de işverenin de hakkını aldığı adil bir sistemin tesisi mücadelesidir. İşçinin ücretinin daha alın teri kurumadan verildiği, sanayicinin, üreticinin, işverenin ortaya çıkan katma değerden hak ettiği payı aldığı yapının kültür ve medeniyet kotlarımıza daha uygun bir sistem olduğu açıktır. Yani ne işçi ezilecek ne de işveren mağdur olacak. Ne emekçinin hakkı gasp edilecek ne de patron ötekileştirilecek. Çalışma hayatının tüm taraflı aynı gemide olduklarının bilinciyle birbirlerine karşı sorumluluk duygusuyla hareket edecek. Çalışma hayatında bu kader ortaklığını tesis ettiğimiz ölçüde ekonominin diğer alanlarında da başarılı olacağımız muhakkaktır. İşçinin hakkını alamadığını düşündüğü, işverenin, esnafın, sermaye sahibinin kendini güvende hissetmediği, toplum kesimleri arasında duygudaşlığın gelişmediği, zenginin fakirin halini umursamadığı bir tablodan hiçbirimize hayır gelmez. Millet olmak bir olmayı, beraber olmayı, kardeş olmayı, omuz omuza dayanışma içinde hareket etmeyi gerektirir. Bu hakikatler gün gibi ortadayken çalışma hayatı dahil her meseleye siyasetin penceresinden bakanlar olduğunu görüyoruz. Bunların nazarında mağdurun veya failin siyasi kimliği diğer her şeye garibe çalıyor. Öyle ki aynı ideolojik kabileden olunca terör eylemleri ve iş cinayetleri bile önemsiz hale gelebiliyor” ifadelerini kullandı.
“İhmallerin adresi muhalefete ve muhalefet belediyelerine çıkınca sözde emekçi örgütlerinin hepsi birden lal oldu”
Geride bıraktığımız haftalarda milletçe iki büyük acı yaşandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Beşiktaş’ta ruhsatı sıkıntılı bir gece kulübünde çıkan yangında 29 emekçi kardeşimiz hayatını kaybetti. İstanbul’un göbeğinde işlenen bu iş cinayeti karşısında maalesef işçinin hakkını savunduğunu iddia kuruluşların hiçbirinin sesi dahi çıkmadı. İhmallerin adresi muhalefete ve muhalefet belediyelerine çıkınca sözde emekçi örgütlerinin hepsi birden lal oldu. Adeta dillerini yuttular, sanki 29 insan hem de feci bir şekilde hiç ölmemiş, hiç can vermemiş gibi hak, hukuk, adalet, özgürlük demeye pişkince devam ettiler. Aynı aymazlığa, bayramın ikinci günü meydana gelen teleferik faciasında da şahit olduk. Sorumlulardan hesap sorulmasını bir yana bıraktım ellerinden gelse böyle bir rezaleti bizlere yaşatanları baş tacı edeceklerdi. Evlatlarına kavuşma mücadelesi veren Diyarbakır annelerinden, bölücü örgüt terör örgütünün katlettiği işçilerimize, öğretmenlerimize kadar her konuda benzer vicdansızlığı sergilediler. Sırf aynı ideolojik kaynaktan beslendikleri için terör örgütünün eylemlerini dahi görmezden, duymazdan geldiler. Oysa hak ve adalet mücadelesi siyasi ve ideolojik holiganlığa kurban edilemeyecek kadar anlamlı, önemli ve ulvi bir mücadeledir. Söz konusu eğer lisansa, insansa ve insan hayatıysa diğer her şey ikinci planda kalır. İstanbul Gayrettepe ve Antalya’daki skandallara biz vicdan pencere bakıyoruz. İhmal, kasıt veya ihanetten dolayı insanımızın mağduriyetine yol açan herkesin hukuk önünde hesap vermesi için gerekli çabayı gösteriyoruz. Nihai hedefimiz bu yüzyılı emeğin, yatırımın, üretimin, istihdamın, büyümenin, kalkınmanın ve refahın yüzyılı yapmaktır” değerlendirmesini yaptı.
“Kayıt dışılıkla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz”
Bu amaçla hayata geçirdikleri iş sağlığı ve güvenliği reformunu kararlılıkla uygulamaya devam edeceklerini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi:
“Kayıt dışılıkla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Sosyal güvenlik ve prim ödeme bilincini arttıracağız. Rehberliği ve gönüllü uyumu ön planda tutacak risk odaklı denetim kapasitemizi daha da etkinleştireceğiz. Ülkemizin çalışma hayatını Türkiye Yüz yılı vizyonumuza paralel olarak güncelleyecek, eksiklerini giderecek, sorunlarına inşallah çözüm bulacağız. Sizlerin de güçlü desteği ve işbirliğiyle Türkiye yüz yılı ülkümüzü inşallah gerçeğe dönüştüreceğiz. Rabb’im yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bir kez daha iki gün boyunca devam eden 13’üncü çalışma meclisinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Burada müzakere edilen konu başlıklarından görüş, talep, beklenti ve önerilerden çıkacak sonuçların bakanlığımız ve hükümetimiz tarafından dikkate alınacağını özellikle vurgulamak istiyorum. 1 Mayıs arifesinde böyle önemli bir istişare toplantısına vesile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızı Sayın Bakan ve ekibini canı gönülden tebrik ediyorum. Toplantılara iştirak eden işçi, kamu görevlileri ve işveren sendikaları, konfederasyonlarımıza, sivil toplum örgütlerimize, akademisyenlerimize, kamu kurum ve kuruluşlarımıza Teşekkür ediyorum.” – ANKARA
]]>(ANKARA) – DEM Parti Grubu’nun, emekçilerin yaşadığı sorunların araştırılması için verdiği grup önerisi reddedildi. DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, işçilerin milli gelirden aldığı payın 22 yıllık AKP iktidarında düzenli olarak gerilediğini vurguladı, sermayenin payının ise arttığına işaret etti. Çiftyürek, “2024 yılının ilk 4 ayında 425 işçi, kazalarda değil işçi cinayetlerinde hayatını kaybetti. Terör mü arıyorsunuz; buyurun size sosyal terör” dedi.
DEM Parti Grubu’nun, 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesinde TBMM Genel Kurulu’nda vermiş olduğu ‘Emekçilerin yaşadığı sorunların araştırılması’ başlıklı grup önerisi reddedildi.
“ASGARİÜCRETLİLER AÇLIK SINIRINA DOĞRU İLERLİYOR”
Önergenin gerekçesini açıklayan DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek şunları söyledi:
“Taksim meydanının herkese açık olması ama işçi sınıfının bayramı olarak kendi taleplerini orada dile getirmesine kapalı olmasını anlamış değiliz. İçişleri Bakanı’nın dünkü açıklamasını da hiç ama hiç anlamış değiliz. ‘Terör örgütleri herkesi Taksim’e çağırıyor’ diyerek meydanı terör örgütleri ile ilişkilendirmesini kınıyoruz. İçişleri Bakanı eğer Taksim’de terör örgütü arıyorsa 1977’de 38 işçiyi katleden, kana bulayan teröristleri önce bulmalıdır. O zaman biz kendisini alkışlayacağız. 22 yıllık AKP iktidarında sistemli olarak işsizler ordusu büyüdü. Öyle bir noktaya geldi ki işsizler ordusu çalışan üzerinde tam bir baskı aracına dönüştürüldü. İşveren diyor ki işçiye; ‘bu koşullarda çalışmazsan senin yerine çalışacak olan zaten var’ diyor. Diğer önemli bir sorun asgari ücret meselesi artık sefalet ücreti bile denilemeyecek düzeye geriledi. Asgari ücretliler açlık sınırına doğru ilerliyor ve maalesef iktidar yetkililieri asgari ücretin önümüzdeki yıl sonuna kadar arttırılmayacağı yönünde beyanda bulunuyorlar. Bu ne demektir; milyonlarca işçiyi açlık sınırının altında ölüme terk etmek demektir. İşçilerin milli gelirden aldığı pay 22 yıllık AKP iktidarında düzenli olarak geriledi. Bugün toplam milli gelir içerisinde işçinin payı 26’ya geriledi. Sermayenin payı ise 52’den 54’e çıkartıldı. Kimden yana iktidar? 2024 yılının ilk 4 ayında maalesef 425 işçi, kazalarda değil işçi cinayetlerinde hayatını kaybetti. Terör mü arıyorsunuz; buyrun size sosyal terör.”
“OYUNU ALDIKLARI ASGARİ ÜCRETLİ YARI YOLDA BIRAKILDI”
Saadet Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici şunları söyledi:
“Enflasyon ve işsizlik ülkemizde kritik boyutlara ulaştı. Vatandaşlarımızın yaşadığı geçim sıkıntısı artarak devam ediyor. İktidar 2024 yılında asgari ücrete ara zam yapılmayacağı yönündeki kararını sürdürmektedir. Bugün Türkiye faiz sebep, enflasyon sonuç anlayışı sonucunda tarihinde görmediği bir hayat pahalılığı ile karşı karşıya kalmıştır. Rasyonel, akılcı ve ekonomi bilimi ile paralel politikalar yerine ekonominin kitabını yeniden yazmaya kalkışanlar vatandaşların sorunlarının temel sebebini oluşturmaktadırlar. Ülkemizin son 5 yılda pekçok kez sandık başına gitmesi ve zorlu koşulların iktidar üzerinde yarattığı koltuğu kaybetme korkusu ekonominin popülist politikalarla yönetilmesine sebep olmuş; ekonomi adeta köprüyü geçene kadar düsturyla yönetilmiştir. Oyunu aldıkları asgari ücretli ve emekliyi yarı yolda bırakmışlardır. Özellikle büyükşehirlerde kiraların asgari ücret seviyesine yaklaşması, vatandaşlarımızın en temel insan haklarından olan barınma hakkını zedelemektedir. “
“TÜRKİYE MODERN BİR ÇALIŞMA KAMPINA DÖNÜŞTÜ”
İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş ise şöyle konuştu:
“İstihdam alanında yaşan önemli sorunlardan biri, belki de en önemlisi taşeron işçi meselesidir. Taşeron işçiler güvensizlik, emeklerinin karşılığını alamamak, fazla çalıştırılmak, ayrımcılık, yıllık izinlerini kullanamamak, kadroya alınmama gibi birçok sorunla karşı karşıyadır. 2024 yılını ’emekli yılı’ ilan edip emekliyi açlık ve sefalete mahkum ettiğiniz gibi biliyoruz ki 1 Mayıs İşçi Bayramı arifesinde emekçinin sorunlarını yine görmeyecek ve duymayacaksınız. Görüyoruz ki her zaman olduğu gibi AKP yine sermayenin yanındadır. Tek bir düzenleme ile sayısız patronun özellikle de yandaşaların milyarlarca liralık vergi borcunu silen iktidar, taşeronluk sistemini bilinçli olarak geliştirerek aslında Türkiye’yi adeta modern bir çalışma kampına dönüştürüyor.”
“EMEĞİN DEĞERİ OLMADIĞI GİBİ CANIN DA DEĞERİ YOK”
CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman da şunları söyledi:
“İktidarın son 20 yıldır başta sağlık camiası olmak üzere her alanda yaptığı düzenlemeler emek sömürüsünü yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Muhtaçlık temelli sosyal yardım uygulamaları, rantçı ve kar odaklı yaklaşımlar emeğin değerini yerle bir etmiştir. Asgari ücretle çalışma ülkenin adeta asgari değil ortalama ücreti haline getirilmiştir. Daha vahimi bu ülkede asgari ücretin de altında çalışan işçiler mevcuttur. Kısacası 10 işçiden 6’sı açlık sınırının altında yaşamaktadır. Bu iktidar karınların simitle doymasını bir lütuf olarak göstermektedir. Sayılamaz ve rahatlıkla göz ardı edilebilecek bir kavramdır iktidar için emek. Eğitim, yetkinlik, kıdem, yaş, liyakat değer biçilmeyen süslü kelimlerdir iktidar için. Bu nedenledir ki en fazla okuyan, en ağır sorumluluğu taşıyan sağlık ordusunun dahi emeği görülmez örneğin. Emeğin değeri olmadığı gibi canın da değeri yoktur. Ne yazık ki her yıl 2 bine yakın işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetmektedir. Emek, bir işin bitirilmesi için harcanan vakittir onlar için. Kim tarafından harcandığı önemli değildir. Yasak olmasına rağmen 1 milyona yakın çocuk işçi çalıştırılmaktadır.”
]]>
(İSTANBUL) -İstanbul Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs 1977’de yaşamını yitirenler, Kazancı Yokuşu’nda anıldı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “1 Mayıs sabahı bütün işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri; 1 Mayıs’ta Taksim’de olmak isteyen herkesi bir elinde karanfil, bir elinde Anayasa Mahkemesi (AYM) kararıyla Taksim’e yürümeye çağırıyoruz. Engeller karşısında da bizi engellemeye çalışanlara bu kararı gösterip hukuka saygılı olmaya, emeğe saygılı olmaya çağıracağız” dedi.
DİSK, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB), 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’ndaki İşçi Bayramı kutlamaları sırasında katledilenleri bugün Kazancı Yokuşu’nda andı. Anmada, “1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanındayız”, “Taksim, 1 Mayıs alanıdır”, “1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür” ve “Biji yek gulan” sloganları atıldı. 1977’de hayatını kaybeden 41 kişinin ismi okunarak hep bir ağızdan “Burada” denildi. Açıklamaya CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de katıldı.
ARZU ÇERKEZOĞLU: BÜTÜN TÜRKİYE’DE ALANLARDA OLACAĞIZ
Burada konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türkiye’nin her yerinde 1 Mayıs günü alanlarda, meydanlarda olacaklarını vurgulayarak şunları söyledi:
“1 Mayıs’ta alanlarda olmak zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönen bu düzenin çarklarını durdurmak ve bu düzene hayır demek için irademizi ortaya koymaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak, gelirde adalet, vergide adalet mücadelemizi, irademizi büyütmektir. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak, bugün İMF’nin alkışları arasında kemer sıkma politikalarıyla krizin bütün yükünü işçiye, emekçiye, halka yüklemeye çalışan politikalara dur demektir. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak emeklileri açlığa mahküm eden, emekliliği bir hak olmaktan çıkartan politikalara dur demektir. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak, işsizlikle geleceği karartılan gençlerimizin iradesini büyütmek; her gün eşitsizlikle, ayrımcılıkla, şiddetle boğuşan kadınların özgürlük mücadelesi demektir. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak, bir kişinin ağzından çıkan sözün kanun sayıldığı, demokrasinin tüm kırıntıların ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bu düzeni ortadan kaldırma iradesi, değiştirme iradesi demektir. O nedenle bütün Türkiye’de 1 Mayıs’ta alanlarda, meydanlarda olacağız.
“DÜNYADAKİ 1 MAYIS’IN SİMGESİ TAKSİM MEYDANI”
Bu ülkede, bu topraklarda hatta bütün dünyada 1 Mayıs’ın bir simgesi var. Emeğe saygının bir simgesi var. O da bulunduğumuz bu Taksim Meydanı. Taksim Meydanı, 1977’den beri yüreğimizdeki yaradır. Taksim Meydanı, yeniden kapatılan, yasaklanan 2013 yılından beri en büyük hasretimizdir. İşte o nedenle bu 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda, 1 Mayıs meydanında olmak için kararlılıkla mücadelemizi ve 1 Mayıs çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Biliyoruz ki 1 Mayıs’ta Taksim’de olmak, biraz önce burada isimlerini tek tek andığımız ve her yıl ama her yıl yüreğimizin en derin yerinden ‘yaşıyor’ diye haykırdığımız yoldaşlarımızın aziz hatırasına sahip çıkmaktır. Bu tarihsel ve güncel anlamıyla Taksim Meydanı’nda olmak ekmektir, adalettir, hürriyettir, bu ülkenin geleceğine, memlekete sahip çıkmaktır. Bu tarihsel güncel haklılığımızın yanı sıra verdiğimiz mücadeleyle, hukuksal kazanımlarımızla da birlikte, yani hem Avrupa mahkemelerinin hem Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararlarla 1 Mayıs’ta Taksim’de olma irademizi ortaya koyuyoruz. 1 Mayıs’ta işçi sınıfının Taksim’de olmasını engellemek, her şeyden önce hukuk tanımazlık olur. Bütün dünyada işçiler, 1 Mayıs’ı kendi belirledikleri meydanlarda, kentlerin en merkezi meydanlarında kutlama hakkına sahiptir.
“İRADEMİZİ ORTAYA KOYUYORUZ”
O nedenle biz de 1 Mayıs’ımızı Taksim Meydanı’nda kutlamak için bu irademizi ortaya koyuyoruz. 1 Mayıs sabahı hepimiz kalkacağız ve yola düşeceğiz. Bir elimizde karanfillerimiz, bir elimizde de Anayasa Mahkemesi kararını alacağız ve yola düşeceğiz. Bütün halkımıza bu Anayasa Mahkemesi kararını, mahkeme kararlarının da verdiği haklılığı anlatacağız. Öyle sembolik olarak falan değil, tam da bu kararda yazdığı gibi her bir işçinin bu hafızayı, bu ortak değeri gelecek kuşaklara taşımanın bir görev ve sorumluluk olduğu bilinciyle Taksim’e doğru yola çıkacağız. 1 Mayıs sabahı bütün işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri; 1 Mayıs’ta Taksim’de olmak isteyen herkesi bir elinde karanfil, bir elinde bu mahkeme kararıyla Taksim’e yürümeye çağırıyoruz. Engeller karşısında da bizi engellemeye çalışanlara bu kararı gösterip hukuka saygılı olmaya, emeğe saygılı olmaya çağıracağız. Biliyoruz ki Anayasa Mahkemesi kararlarına sahip çıkmak, anayasaya sahip çıkmaktır, anayasal düzene sahip çıkmaktır, memlekete sahip çıkmaktır. Anayasaya sahip çıkmak, dün olduğu gibi bugün de herkesten daha fazla Türkiye işçi sınıfının görevidir. O nedenle 1 Mayıs sabahı bütün işçileri, emekçileri, bütün sınıf kardeşlerimizi göreve çağırıyoruz. 1 Mayıs günü bütün Türkiye’de en kitlesel, en coşkulu, en kararlı halimizle alanlarda, meydanlarda olacağız. Yan yana geleceğiz, omuz omuza vereceğiz ve insanca yaşama umudumuzu ve direncimizi 1 Mayıs’ta hep birlikte büyüteceğiz. İstanbul’da da iki koldan DİSK, TMMOB ve TDB olarak Saraçhane Meydanı’ndan, KESK ve TTB olarak diğer tüm dostlarımızla Beşiktaş Meydanı’ndan toplanarak Taksim Meydanı’na yürüyüşe geçeceğiz.”
AYFER KOÇAK: TAKSİM MEYDANI HAFIZADIR
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak da halkın yoksulluğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“Yoksulluğumuzun sebeplerini iktidar sürekli manipüle ediyor. Bugün de mülteci düşmanlığını öne çıkartıyor ama biz, yoksul emekçiler biliyoruz ki, yoksulluğumuzun sebebi yoksul mülteciler değil. Onların da bizlerin de yoksulluğunun sebebi yoksulluk, rant ve savaş politikalarıyla, savaş düzeni üzerine kurulmuş ekonomik politikalar sebebiyle bizi yoksulluğa mahküm eden siyasal iktidarlardır. Bugün bütün emekçiler, yan yana gelerek yoksulluğumuzun sebebi olan bu siyasal iktidarlardan hesap sorma vakti olduğunu söylüyor. Taksim Meydanı işçiler için, emekçiler için bir hafızadır aynı zamanda.”
EMİN KORAMAZ: KATLİAMIN SORUMLULARI, SONRAKİLERİN DE MÜSEBBİPLERİDİR
TMMOB Başkanı Emin Koramaz, o gün katledilenleri saygıyla anarak “Ülkemiz tarihi katliamlarla, acılarla yüklü. Bundan 47 yıl önce bu meydanda aramızdan onlarca arkadaşımızı aldılar. Sonraki yıllarda binlerce canımıza kıydılar. Hala canlarımızı almaya devam ediyorlar. Herkes biliyor ki, 1 Mayıs 1977 katliamının sorumluları emperyalizm ve onun yerli iş birlikçileridir. Amaçları, Türkiye’de o dönem yükselen solun, işçi sınıfı hareketinin, devrimci hareketin önünü kesmektir. 1 Mayıs 77 katliamının sorumluları, sonraki yıllarda yaşanan katliamların da müsebbipleridir” dedi.
ŞEBNEM KORUR FİNCANCI: HEPİMİZİN BU MEYDANDA ÖZGÜRCE MÜCADELESİNİ SÜRDÜRMESİ GEREKİYOR
TTB Merkez Konseyi Şebnem Korur Fincancı da “Tüm hekimler adına biz, en başından beri yaşamdan yana, yaşatmak istediğimizi haykıranlar olarak 1 Mayıs’ta da birlik için, mücadele için dayanışma içinde bir arada olmayı sürdürüyoruz. Nasıl ki 41 yoldaşımızı anıyorsak ve bu meydanda her yıl onların anısını dile getirip burada yanı başımızda olduklarını, aramızda olduklarını haykırıyorsak bu bellek mekanının da 1 Mayıs meydanı olarak tescillenmesi ve hepimizin bu meydanda özgürce emek mücadelesini sürdürmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
TARIK İŞMEN: EMEĞİ SÖMÜRÜLEN DİŞ HEKİMLERİ İÇİN BURADA OLACAĞIZ
TDB Başkanı Tarık İşmen, “Emeğin yanında olduğumuz için 1 Mayıs’ta burada olacağız. İşçileştirilen diş hekimleri için burada olacağız. Emeği sömürülen ve emeklilikte sürünmeye mahküm olan diş hekimleri için burada olacağız. Tüm Türkiye halkları için burada olacağız” diye konuştu.
NERGİS ERDOĞAN: İNSAN ANCAK DAYANIŞMAYLA KURTULACAK
Açıklamaların ardından Kazancı Yokuşu’na karanfiller bırakıldı. Şişhane’de yapılacak anma için ise polis, İstiklal Caddesi’nden yürünmesine izin vermedi. Tarlabaşı üzerinden yürüyen kalabalığın slogan atması da engellendi. 1989’un 1 Mayıs’ında öldürülen Mehmet Akif Dalcı için Şişhane’de yapılan anmada konuşan İstanbul Tabip Odası Başkanı Nergis Erdoğan, “İnsan kurşunla, roketle, topla, tüfekle değil; ancak ve ancak dayanışmayla kurtulacaktır. Daha eşit ve adil bir dünya ancak bununla mümkün olacaktır. Geçen yıldan bugüne baktığımda Kazancı Yokuşu’nun başında tek başınaydık arkadaşımla birlikte karanfil koyarken. Bugün yüzlerce kişiyiz. 1 Mayıs’ta umarım binlerce, on binlerce olacağız” dedi.
]]>MELTEM KARAKAŞ
(ESKİŞEHİR) – Eskişehir’de sendikalardan oluşan 1 Mayıs Komitesi, vatandaşları mitinge davet etti. KESK Eskişehir Dönem Sözcüsü Umut Özge Yılmaz, “İktidar partisinin milletvekilleri ıstakoz yediği sofraları sosyal medya hesaplarından paylaşıp, yarım milyon değerinde saatler takarken; emekliler, emekçiler açlığa mahkum ediliyor” dedi.
TÜRK İŞ, DİSK, KESK, TMMOB ve Eskişehir Bilecik Tabip Odası’ndan oluşan Eskişehir 1 Mayıs Tertip Komitesi, İsmet İnönü Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. 1 Mayıs Tertip Komitesi adına açıklayı okuyan KESK Eskişehir Dönem Sözcüsü Umut Özge Yılmaz, tüm işçi ve emekçileri Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşecek olan 1 Mayıs Mitingine davet etti.
“ÜRETENLERİN TOPLUMSAL ZENGİNLİKTEN ALDIĞI PAY AZALIYOR”
Umut Özge Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Yılın 365 günü ezilen, sömürülen, horlanan, yok sayılan milyonlar 1 Mayıs alanlarında kendilerini ifade eder; taleplerini, umutlarını, tepkilerini omuz omuza paylaşır. 1 Mayıs, tüm değerleri üreten işçilerin, emekçilerin bugüne dair itirazlarını ve yarına dair hedeflerini ifade ettiği bir gündür. 1 Mayıs alanları yüz binlerin birbirlerine ve tüm dünya işçi sınıfına yüzünü döndüğü ve elini uzattığı alanlardır. Bugün işçi sınıfının, emekçilerin sesine, sözüne, gücüne hem dünyada hem de ülkemizde her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Bugün dünyanın dört bir yanında hakları için, adalet için, demokrasi için, barış için mücadele eden işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların sesleri 1 Mayıs meydanlarında buluşacak. Tüm dünyada işçi sınıfı sayısal olarak hızla büyürken, ücretli emek yaygınlaşırken; biz üretenlerin toplumsal zenginlikten aldığı pay azalıyor. Sermayeyi emek sömürüsü de doyurmuyor. Doğa, sermayenin sınırsız yağmasına açılıyor; yetmiyor, savaşlarla milyonlar yerinden yurdundan ediliyor. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm insanlık sermaye düzeninin bu ağır tahribatına ses çıkarmasın diye baskıcı rejimler destekleniyor.
“VEKİLLER ISTAKOZ YİYİP YARIM MİLYONLUK SAAT TAKIYOR”
Kapitalizm ve onun en vahşi biçimi olan neoliberalizm bugün dünya halklarına daha fazla sömürü, daha fazla eşitsizlik, daha fazla yağma, daha fazla yıkım ve yarattıkları bu cehennemin bekçisi olarak daha fazla otoriter rejim vaat ediyor. Bu korkunç hikayenin en kötü, en ağır süreçlerinden biri ülkemizde yaşanıyor. Bugün burada memleketin içinde bulunduğu hali uzun uzun anlatmaya, sorunların hepsini sıralamaya elbette ihtiyaç yok. Karşı karşıya olduğumuz hakikat belli. İnsanca çalışmamız ve insanca yaşamamız bir yana, hayatta kalmamızı bile sağlamaktan çok uzak bir düzenle karşı karşıyayız. İktidar partisinin milletvekilleri ıstakoz yediği sofraları sosyal medya hesaplarından paylaşıp, yarım milyon değerinde saatler takarken; emekliler, emekçiler açlığa mahkum ediliyor. BİSAM Mart 2024’te açlık sınırını 16 bin 646 TL, yoksulluk sınırını 57 bin 578 TL olarak açıkladı. Ancak ülkemizde asgari ücret açlık sınırının biraz üzerinde, emekli maaşları açlık sınırının çok altında.
“MEMLEKETİN TÜM DEĞERLERİNİ ÜRETEN MİLYONLARI YOKSULLAŞTIRDILAR”
İşçiden alıp patronlara verdiler, fakirden çalıp zenginin kasasını doldurdular, dar gelirliden alıp rantiyeye kaynak aktardılar, rant için kentleri ve doğayı betona boğdular, doğal afetleri felakete çevirdiler. Patronlar sermayesini büyütmek için doğayı harap ederken, işçiler madenlerde, toprak kaymalarında can verdi. Şirket gibi yönettikleri ülkede salgında, depremde, ekonomik krizde en ağır bedelleri biz ödedik ama onların geliri de serveti de katbekat büyüdü. Memleketi şirket gibi yönetenler, bu memleketin tüm değerlerini üreten milyonları yoksullaştırdılar, güvencesizleştirdiler, geleceksizleştirdiler. Güvencesiz çalışmayı hemen her alanda hakim hale getirdiler, bizlerin işini, ekmeğini iktidarın ve patronların insafına terk etmeye çalıştılar. KHK’ler ile çalışma hakkını gasp ettiler, Anayasa’yı rafa kaldırdılar, mahkeme kararlarını uygulamadılar. Hak, hukuk tanımadılar. Memlekette, hak aramayı, sendikalı olmayı, grev yapmayı engellediler, üstelik bu yaptıklarıyla övündüler. Ama yine de başaramadılar. İşçiler işine, aşına, ekmeğine sahip çıktı; gençler geleceklerine. Haklarını savunan kamu emekçileri, iyi hekimlikten vazgeçmeyen hekimler, bilimi ve tekniği halkın çıkarları için kullanan mühendisler susmadı, susmayacak. Kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerini, şiddete karşı mücadelemizi hiçbir şiddetle bastıramadılar. Doğasına ve kentine sahip çıkanların önünü alamadılar. Adalet, barış, kardeşlik ve eşit yurttaşlık mücadeleleri dimdik ayakta.
“CUMHURİYET MEYDANI’NDA BİRLİK OLACAĞIZ”
Nasıl bir dünya, nasıl bir memleket, nasıl bir gelecek istediğimizi; umutlarımızı, taleplerimizi, haklarımızı 1 Mayıs meydanlarında buluşturacağız. Büyük bir çoğunluğu ücret gelirleriyle yaşamını sürdüren nüfusuyla ülkemizin demokratik yeniden kuruluşunun ancak ve ancak işçi sınıfıyla, emekçilerle mümkün olduğunu 1 Mayıs meydanlarında haykıracağız. Bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini üreten biz işçilerin, emekçilerin yöneten olduğu bir düzen kurma irademizle Cumhuriyet Meydanı’nda birlik olacağız. 1 Mayıs birliktir. 1 Mayıs dayanışmadır. 1 Mayıs mücadeledir. 1 Mayıs gelecektir. Bu ülkenin gerçek sahipleri olarak geleceğimize sahip çıkacağız.”
]]>
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Türkiye’yi Avrupa ülkeleriyle yüksek standartlı demir yolu bağlantısını sağlayacak Halkalı-Kapıkule Demir Yolu Projesi’nde çok sayıda Senegal, Tanzanya gibi ülkelerden gelen Afrikalı göçmen işçilerin çalıştırıldığı, demiryolu şantiyesini haşerelerin basması nedeniyle sık sık karantinaya alındığı iddialarını Meclis gündemine taşıdı.
İşçilerin son derece ağır şartlarda çalıştırıldığına ilişkin şikayetlerin kendisine ulaştığını belirten Karasu, projenin ilk etabını oluşturan Çerkezköy Kapıkule arasındaki şantiyede Nepal, Tanzanya, Senegal gibi Afrika ülkelerinden gelen çok sayıda işçinin asgari ücretin de altında, günde 10 saati aşkın, mesai saatleri ve hafta sonu tatili olmadan keyfi olarak çalıştırıldığına dair bilgiler geldiğini söyledi. İşçi koğuşlarında tahtakurusu, hamam böceği gibi haşerelerin olduğu ve zaman zaman koğuşların karantinaya alındığına dair görüntülerin kendisine ulaştığını belirten Karasu, işçilerin tüm taleplerine rağmen önlemlerin alınmadığını ve güvencesiz olarak çalışmaya zorlandıklarını belirtti.
“ÖNLEM ALMAYA, DENETİM YAPAMAYA DAVET EDİYORUM”
TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesi ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a iddiaları soran Karasu, mevzuata göre geçici koruma sağlanan yabancıların çalışma izni olmaksızın çalışamayacağını da hatırlatarak şunları söyledi:
“Gelen görüntüler işçilerin nasıl bir ortamda çalışmaya zorlandıklarını gösteriyor. Bakanlığı, zaman yitirmeden önlem almaya ve denetim yapmaya davet ediyorum. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bir süre önce ‘Türkiye’nin daha fazla göçmen işçiye ihtiyacı var’ demişti. Gayri resmi rakamlara göre ülkemizde göçmen işçi sayısı 10 milyonu buldu. Bir kamu projesinde ucuz, güvencesiz, sağlıksız ve son derece ağır şartlarda göçmen işçilerin çalıştırılmasıyla ilgili bakanlığı zaman yitirmeden tüm önlemleri almaya davet ediyorum” dedi.
“KAZA VE SORUNLARDAN KİM SORUMLU OLACAK?”
Soru önergesinde, Halkalı-Kapıkule Demir Yolu Projesi’nde kaç işçi çalıştığını ve bu kişilerden kaçının Türk, kaçı yabancı işçi statüsünde olduğunun açıklanmasını isteyen Karasu’nun Bakan Işıkhan’a yönelttiği sorular şöyle:
“Bu projede çalışanlara yönelik denetim en son ne zaman yapılmıştır? Yapılan denetimin sonuçları nelerdir? Söz konusu projede yaşanabilecek iş kazası veya oluşacak sağlık sorunlarından kim ya da kimler sorumlu olacaktır? Tarafımıza ulaşan bilgiler, bakanlığınıza da iletildiği halde işlem yapılmadığı iddiası doğru mudur? Denetim sonucunda çalışma izni bulunmayan yabancı kişi ya da kişiler tespit edilmiş midir? Edilmiş ise bu kişiler hakkında yapılan işlemler nelerdir? Özelde Halkalı-Kapıkule Projesi gösterilmek üzere, önergenin yanıtlandığı tarih itibariyle ülkemizde kaç yabancı işçi çalışmaktadır? Bu kişilerin ülkelerine göre vatandaşlıkları nelerdir? Ülkemizde son 5 yılda kaçak göçmen işçi çalıştırdığı tespit edilen kaç iş yeri bulunmaktadır ve iş yerlerine hangi yaptırımlar uygulanmıştır?”
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN) – Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Samsun İl Örgütü Eş Başkanı Betül Aksu, “İşçilerin, emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs kutlu olsun. Biz işçiler, yaşamın her alanındaki mal ve hizmetleri üretenler toplumun büyük çoğunluğunu oluşturduğumuz halde bir avuç kapitalist tarafından sömürülüyor” dedi.
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Samsun İl Örgütü, dün akşamüzeri İlkadım ilçesi Süleymaniye Geçidi’nde Samsunlulara 1 Mayıs için alanlarda olma çağrısı yaptı. SYKP Samsun İl Örgütü Eş Başkanı Betül Aksu, şunları söyledi:
“İşçilerin, emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs kutlu olsun. Biz işçiler, yaşamın her alanındaki mal ve hizmetleri üretenler toplumun büyük çoğunluğunu oluşturduğumuz halde bir avuç kapitalist tarafından sömürülüyor ve onların devleti tarafından eziliyoruz. İnsanca yaşama koşullarına ulaşabilmemizin tek yolu var: Birleşmek, örgütlenmek ve mücadele etmek. İşte 1 Mayıs biz emekçilerin yüzlerce yıldır sermaye sahiplerine ve sermaye düzenine karşı yürüttüğümüz mücadeleyi ve dayanışmayı hep birlikte kutladığımız, daha da güçlendirmek için hamle yaptığımız gündür. Tüm çalışanların yüzde 60’ı asgari ücretle veya biraz üstünde bir gelirle geçinmeye çalışıyor. Bugün ise açlık sınırı asgari ücretle eşitlenmiş durumda. 17 bin lira ile dört kişilik bir ailenin asgari düzeyde yaşamını sürdürmesinin bile imkansız olduğunu hepimiz kendi hayatlarımızdan biliyoruz.”
“EMEKLİLERİ EVDEN ÇIKAMAZ HALE GETİRDİLER”
Gerçek işsizlik oranı, çoğu genç ve kadın işsizler olmak üzere yüzde 26. Yani çalışabilir durumdaki 4 kişiden biri işsiz. İşsizliğin nasıl bir maddi ve manevi yıkım olduğunu kendimizin ve yakınlarımızın işsizlik dönemlerinden biliriz. Emekliler, bugün en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz, yeterli ve dengeli yiyeceğe ulaşamaz, evlerinden dışarı çıkamaz hale getirildi. Muktedir Erdoğan, şirketlere yüz milyarlarca lirayı vergi affı, işletme garantisi ve benzeri yollarla akıtırken, emeklilere yapılacak zammın ekonomiyi zora sokacağını iddia ediyor. Erdoğan, patronlara seslenirken onların bütün isteklerini karşıladıklarını, işçilere grev bile yaptırmadıklarını övünerek anlatıyor. İşçilerin gerçek sendikal örgütlenmelerinin önüne bin bir engel çıkarılırken, yalnızca iktidar yanlısı sarı sendikaların örgütlenmesine yol veriliyor. İşçi cinayetlerinde her ay onlarca işçi yaşamını yitiriyor. İliç’te dokuz işçi halen siyanürlü toprağın altında. Son haftalarda İstanbul’da bir gece kulübündeki kaçak tadilat sırasında tam 29 işçi yanarak can verdi. İşçi cinayetlerinin ve katliamlarının sorumlusu sermaye düzeni ve iktidardır.
“GELECEĞİMİZİ SOKAKTA KAZANACAĞIZ”
Sermaye sınıfının temsilcisi AKP ve Erdoğan, emeğin ve emekçinin düşmanıdır. Sadece emekçinin mi? Bu harami düzeni sömürünün her türlüsünü yaşayan, ev içi emeği görünmeyen, piyasada eşit ücret hakkı olmayan, bedeni metalaştıran ve her türlü taciz, mobbing ve şiddete maruz kalan kadınlara da LGBTİ+’lara da, gençlere de düşmandır. Üç kuruş daha kar etmek, sermayelerini büyütmek uğruna doğamızı talan ediyorlar. Ama bu sömürü ve soygun düzeni böyle gidemez! Bu gidişe bir “Dur” demenin zamanıdır. 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçları, emekçilerin ve halk- ların bu faşist iktidara verdiği ‘artık yeter’ mesajıdır. Yarını bugünden kurmaya başlayalım. Haklarımızı, özgürlüklerimizi, geleceğimizi sokakta kazanacağız. Yaşasın 1 Mayıs.”
]]>
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, (İSİG) İzmir’de Agrobay Seracılık’ta sendika üyesi oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan 39 işçinin Ankara’ya başlattıkları yürüyüşe destek için basın açıklaması yaptı. Olgunlar Sokak’taki Madenciler Anıtı önünde gerçekleştirilen basın açıklamasına Tarım Sendikası’nın temsilcileri de katıldı.
“AGROBAY SERACILIKTA HAK GASPI YAŞANIYOR”
“Bugün; 200’ü aşkın gündür emeği için direnen Agrobay işçilerini selamlamak, mücadelelerini büyütmek için buradayız” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Yaklaşık 500 işçinin çalıştığı ve büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğu Agrobay seracılıkta büyük bir hak gaspı yaşanıyor. Tarım-Sen öncülüğünde Şubat ayında başlayan sendikalaşma sürecine tahammül edemeyen Agrobay patronu, 39 işçiyi işten çıkardı. Maaş ve tazminat hakları verilmeyen işçiler, direnişlerinin 210. gününde seslerini duyurmak için Ankara’ya yürüme kararı aldı. Tarım işçisi kadınlar yağmur çamur demeden bu kışta neden yürüyor?”
“AGROBAY İŞÇİLERİ YOĞUN KİMYASALA MARUZ KALIYOR”
Basın açıklamasında Agrobay’da çalışan kadın işlere ağır işler yaptırıldığı, işçilerin yoğun kimyasala maruz kaldığı ifade edilirken koruyucu ekipmanların da yetersiz kaldığı ya da verilmediği bilgisi paylaşıldı.
İşçilerin jeotermal enerjiyle ısıtılan seralarda çalıştığı ve sıcaklığın 60 dereceye kadar çıktığı ifade edilen açıklamada, “Serada yüksek tonlu hasatlar yapılıyor ve işçiler domatesleri asansörlerle topluyor. Bu araçlar eski ve doğru düzgün güvenlik önlemi yok. Ağır ve aynı işi sürekli yapmaktan kaynaklı fıtık gibi fiziksel hastalıklar çok yaygın. Kimyasal maddelere maruz kalmalarından ötürü solunum rahatsızlıkları mevcut” denildi.
“KADIN İŞÇİLERİN ÜCRETLERİ ERKEK İŞÇİLERDEN DÜŞÜK”
Agrobay işçilerinin, iş cinayetlerinin en çok yaşandığı ve işçi sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmadığı bir iş kolunda çalıştığı bilgisine yer verilen açıklamada, tarım işkolunda son on yılda bin 803 işçinin çalışırken hayatını kaybettiği belirtildi. “Tarım işkolunda çalışma koşulları ağır olduğu kadar, cinsiyet eşitsizliği de ağırlığını hissettirmektedir” ifadelerine yer verilen basın açıklamasında şunlar kaydedildi:
“Mevsimlik tarımda çalışan kadın işçiler, toplam istihdamın neredeyse yarıdan çoğunu oluşturuyor. Ücretlerde toplumsal cinsiyet eşitsizliği belirgindir. Çalışma süreleri erkeklerle aynı, hatta kimi durumlarda fazla olmasına rağmen ücretler erkek işçilerden düşüktür. Göçmen kadın tarım işçileri işgücü piyasasında daha da dezavantajlı konumdadır.”
“ZAFER BİNLERCE TARIM İŞÇİSİNİN OLACAK”
İSİG’in açıklamasında ayrıca Agrobay işçilerinin taleplerine de yer verildi. İşten çıkarılan işçilerin işe geri alınması, Kod-46’nın değiştirilmesi, maaşların düzenli yatırılması, koruyucu ekipmanların verilmesi, sıcaklarda soğuk su verilmesi, tuvalet izni, mobbingin ortadan kaldırılması ve servis koşulunun iyileştirilmesi bu talepler arasında yer aldı. Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Biz; burada ‘Agrobay işçileri, tarım işçileri kimsesiz değildir’ demek için toplandık. Bu direnişin zaferi, çocukluktan başlayıp emeklilik haklarına bile erişmeden ömrünü harcayan binlerce tarım işçisinin olacak. Köylünün toprağını, suyunu, emeğini, çocukluğunu, yaşlılığını çala çala büyüyen Agrobay ve benzer tüm holdinglere karşı ‘tırnaksız kadınların’ iradesinden tarafız. İşçiyiz haklıyız kazanacağız.”
]]>ANKARA – Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, “Eğer enflasyondaki bu yükseliş ve fiyatlardaki bu artış söz konusu olursa doğal olarak bu tartışmalar hızlanacaktır. Temmuz ayındaki şartlara göre hem Sayın Bakanla hem de kamuoyundaki diğer aktörlerle konunun görüşülmesi gerekmekte” dedi.
HAK-İŞ tarafından basın mensuplarının davetli olduğu iftar programı düzenlendi. Birçok medya kuruluşunun temsilcilerinin katılım sağladığı programda konuşan HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, çalışma hayatı ve ülke gündemi hakkında açıklamalarda bulundu. Arslan, yaptığı konuşmada İsrail ile Filistin arasında yaşanan olaylarda HAK-İŞ Konfederasyonu’nun Filistin’in işgaline karşı net bir tavır ortaya koyduğunu dile getirdi. Arslan, “Bağımsız ve başkentinin Kudüs olduğu bir Filistin Devleti’nin kuruluncaya kadar HAK-İŞ’in Filistinli kardeşlerimizle dayanışması devam edecektir” diye konuştu.
“Filistin için 15 milyon liralık yardım toplandı”
Gazze’de yaşayan insanların başta yaşama hakkı olmak üzere temel haklarını savunmanın tarihi ve insani sorumluluk olduğunu söyleyen Arslan, özellikle 7 Ekim’deki olayların ardından Konfederasyon olarak olağanüstü toplandıklarını dile getirdi. Türkiye’de çeşitli mitinglerle farkındalık oluşturduklarını ve yardım kampanyaları başlattıklarını ifade eden Arslan, “Konfederasyonumuzun Yönetim Kurulu ve sendikalarımızla bir yardım kampanyası başlattık ilk etapta yaklaşık 15 milyonluk bir kaynak oluşturduk” açıklamasında bulundu.
Arslan Türk Kızılayı öncülüğünde yardımların doğrudan Gazze’ye ulaştırılması şartıyla bir anlaşma gerçekleştirdiklerini söyleyerek, ilk etapta 5 milyon liralık bir kaynağın yardım olarak Gazze’ye ilettiklerini belirtti. Türkiye’nin tüm girişimlerine rağmen Filistin’de bir türlü ateşkesin sağlanamadığını anımsatan Arslan, “Türkiye bu konuda ilk günden beri İsrail’in saldırılarına karşı ciddi şekilde tepki koydu. Biz hükümetimizden bu konuda daha fazla destek istiyoruz. Filistin için daha fazlası yapılabilir. Sivil toplumun daha fazla inisiyatif almasını ve destek vermesini istiyoruz. Çünkü birçok ülkede olduğu gibi Gazze’deki masumların ve mağdurların da gözü Türkiye’de. Türkiye’den bir şeyler bekliyorlar. Biz o beklentileri karşılamak için canla başla çalışıyoruz. Filistin, bizim temel meselelerimizden birisi. Ateşkesin bir an evvel gerçekleşmesini istiyoruz. Bunun için mücadele etmeye ve bunu savunmaya devam edeceğiz” dedi.
“Yabancı işçilere değil yasadışı çalıştırılan işçilere karşıyız”
Arslan, yabancı işçilerin Türkiye’deki varlığı hakkında da ise, “Eğer biz ‘yabancı işçiye karşıyız’ dediğimiz zaman ülkemizde yaklaşık 5 milyona yakın misafirimiz var. Bunların bir kısmı savaştan kaçıp ülkemize gelmişler, bir kısmı başka yollarla ülkemize gelmiş sığınmış insanlar. Prensip olarak biz Suriyeli işçi çalıştırılmasına asla itirazımız yok. Biz yasal mevzuata uygun olarak çalıştırılsın istiyoruz. Gerekli çalışma izinleri alınarak insanlar çalıştırılsın. Bu konu hakkında da bir ‘yüzde 10’dan fazlasını geçmeyecek’ şeklinde bir mevzuatımız var. Bizim itirazımız yasalara uygun olmayan kaçak işçi çalıştırılmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
“Enflasyondaki yükseliş ve fiyatlardaki bu artış devam ederse asgari ücret tartışmalar hızlanacak”
Sene başında belirlenen asgari ücretin ‘2024 yılı için sadece 1 seferlik belirlenmesi’ hakkında konuşan Arslan, asgari ücrette ara zammın yapılması için enflasyondaki yükselişe bakılması gerektiğini kaydetti. Arslan, “Eğer enflasyondaki bu yükseliş ve fiyatlardaki bu artış söz konusu olursa doğal olarak bu tartışmalar hızlanacaktır. Temmuz ayına geldiğimiz zaman da tablo önümüzde olacaktır. O zamanki şartlara göre hem Sayın Bakanla hem de kamuoyundaki diğer aktörlerle konunun görüşülmesi gerekmekte. Tabii bir asgari ücret tespit komisyonunun bir tarafı olmadığımız için bizden ziyade asgari ücret tespit komisyonunun üyeleri olan işçi, işveren ve hükümetin bu konuda ortak bir tavır geliştirmesi gerekiyor. Burada işin püf noktası şu; Asgari ücret tespit komisyonunu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı toplantıya çağırıyor. Dolayısıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı burada belirleyici olacak. Bakanlığın o zamanki tavrına göre biz de kendi düşüncelerimizi ortaya koyacağız” dedi.
]]>HAK-İŞ tarafından basın mensuplarının davetli olduğu iftar programı düzenlendi. Birçok medya kuruluşunun temsilcilerinin katılım sağladığı programda konuşan HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, çalışma hayatı ve ülke gündemi hakkında açıklamalarda bulundu. Arslan, yaptığı konuşmada İsrail ile Filistin arasında yaşanan olaylarda HAK-İŞ Konfederasyonu’nun Filistin’in işgaline karşı net bir tavır ortaya koyduğunu dile getirdi. Arslan, “Bağımsız ve başkentinin Kudüs olduğu bir Filistin Devleti’nin kuruluncaya kadar HAK-İŞ’in Filistinli kardeşlerimizle dayanışması devam edecektir” diye konuştu.
“Filistin için 15 milyon liralık yardım toplandı”
Gazze’de yaşayan insanların başta yaşama hakkı olmak üzere temel haklarını savunmanın tarihi ve insani sorumluluk olduğunu söyleyen Arslan, özellikle 7 Ekim’deki olayların ardından Konfederasyon olarak olağanüstü toplandıklarını dile getirdi. Türkiye’de çeşitli mitinglerle farkındalık oluşturduklarını ve yardım kampanyaları başlattıklarını ifade eden Arslan, “Konfederasyonumuzun Yönetim Kurulu ve sendikalarımızla bir yardım kampanyası başlattık ilk etapta yaklaşık 15 milyonluk bir kaynak oluşturduk” açıklamasında bulundu.
Arslan Türk Kızılayı öncülüğünde yardımların doğrudan Gazze’ye ulaştırılması şartıyla bir anlaşma gerçekleştirdiklerini söyleyerek, ilk etapta 5 milyon liralık bir kaynağın yardım olarak Gazze’ye ilettiklerini belirtti. Türkiye’nin tüm girişimlerine rağmen Filistin’de bir türlü ateşkesin sağlanamadığını anımsatan Arslan, “Türkiye bu konuda ilk günden beri İsrail’in saldırılarına karşı ciddi şekilde tepki koydu. Biz hükümetimizden bu konuda daha fazla destek istiyoruz. Filistin için daha fazlası yapılabilir. Sivil toplumun daha fazla inisiyatif almasını ve destek vermesini istiyoruz. Çünkü birçok ülkede olduğu gibi Gazze’deki masumların ve mağdurların da gözü Türkiye’de. Türkiye’den bir şeyler bekliyorlar. Biz o beklentileri karşılamak için canla başla çalışıyoruz. Filistin, bizim temel meselelerimizden birisi. Ateşkesin bir an evvel gerçekleşmesini istiyoruz. Bunun için mücadele etmeye ve bunu savunmaya devam edeceğiz” dedi.
“Yabancı işçilere değil yasadışı çalıştırılan işçilere karşıyız”
Arslan, yabancı işçilerin Türkiye’deki varlığı hakkında da ise, “Eğer biz ‘yabancı işçiye karşıyız’ dediğimiz zaman ülkemizde yaklaşık 5 milyona yakın misafirimiz var. Bunların bir kısmı savaştan kaçıp ülkemize gelmişler, bir kısmı başka yollarla ülkemize gelmiş sığınmış insanlar. Prensip olarak biz Suriyeli işçi çalıştırılmasına asla itirazımız yok. Biz yasal mevzuata uygun olarak çalıştırılsın istiyoruz. Gerekli çalışma izinleri alınarak insanlar çalıştırılsın. Bu konu hakkında da bir ‘yüzde 10’dan fazlasını geçmeyecek’ şeklinde bir mevzuatımız var. Bizim itirazımız yasalara uygun olmayan kaçak işçi çalıştırılmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
“Enflasyondaki yükseliş ve fiyatlardaki bu artış devam ederse asgari ücret tartışmalar hızlanacak”
Sene başında belirlenen asgari ücretin ‘2024 yılı için sadece 1 seferlik belirlenmesi’ hakkında konuşan Arslan, asgari ücrette ara zammın yapılması için enflasyondaki yükselişe bakılması gerektiğini kaydetti. Arslan, “Eğer enflasyondaki bu yükseliş ve fiyatlardaki bu artış söz konusu olursa doğal olarak bu tartışmalar hızlanacaktır. Temmuz ayına geldiğimiz zaman da tablo önümüzde olacaktır. O zamanki şartlara göre hem Sayın Bakanla hem de kamuoyundaki diğer aktörlerle konunun görüşülmesi gerekmekte. Tabii bir asgari ücret tespit komisyonunun bir tarafı olmadığımız için bizden ziyade asgari ücret tespit komisyonunun üyeleri olan işçi, işveren ve hükümetin bu konuda ortak bir tavır geliştirmesi gerekiyor. Burada işin püf noktası şu; Asgari ücret tespit komisyonunu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı toplantıya çağırıyor. Dolayısıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı burada belirleyici olacak. Bakanlığın o zamanki tavrına göre biz de kendi düşüncelerimizi ortaya koyacağız” dedi. – ANKARA
]]>RİZE – Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, “Çay fiyatı bu sene en az 25 lira olarak ilan edilmelidir” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart Yerel Seçimler öncesi Doğu Karadeniz’deki ikinci durağı Rize oldu. Özel, Pazar Meydanı’nda seçim otobüsünden yaptığı konuşmada, Rize merkez ve ilçelerde partisindeki belediye başkan adaylarına oy istedi.
“Karıncanın bir kardeşi var, onun da adı Cumhuriyet Halk Partisi’dir”
“Dünyada en çok çay üreten 5’inci ülke Türkiye iken en çok çay tüketen 1’inci ülkede biziz. Türkiye’deki çay üretiminin yüzde 55-60’ının gerçekleştirildiği bu topraklardayız” diyen Özel, “Geçtiğimiz senelerde Adalet ve Kalkınma Partisi bir çay kanunu getirmeye kalktı. Biz de teklif verdik ama AK Parti’ninki korkunç bir kanun teklifiydi. Zaten tuttular güzelim ÇAYKUR’u Varlık Fonu’na devrettiler. 1 buçuk milyonun geçim kapısı olan ÇAYKUR’u adeta özelleştirmek, büyük kartellerin eline vermek ve çay üreticisini büyük sermaye şirketlerinin işçisi haline getirmeye çalıştılar. İnsanların mesleklerini almak, geçimlerini, emeklerini, gelirlerini almak, onları işçileştirmek, profesyonel emeklerini sömürmek, tam da bu dünya düzeninin ülkemizdeki temsilcilerinin işidir. Birileri 1,5 milyon insanın geçimini sağladığı ÇAYKUR’u dünya kartellerine verip ezmek istiyorlar. Biz sizleri ezdirmeyiz. Karıncanın bir kardeşi var, onun da adı Cumhuriyet Halk Partisi’dir” ifadelerini kullandı.
“Çay fiyatı bu sene en az 25 lira olarak ilan edilmelidir”
Özel, yaş çay fiyatının bu yıl en az 25 lira olması gerektiğine vurgu yaparak, “Milletvekillerimiz bir araya gelerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin çay kanunu teklifini hazırladılar. Bizim teklifimiz öyle yabancı şirketlerin yüzünü değil, çay üreticilerinin yüzünü güldürecek bir teklif oldu. Biz çayın bir taban fiyatı olsun diyoruz. ÇAYKUR’un ilan ettiği fiyatın altında çay almanın cezası olsun. Çay üreticisinin emeğini çalmaya çalışanlar cezasını hem Allah’tan hem devletten bulsun. Taban fiyat için de ne diyoruz, geçen sene açıklanan 11 lira ve 30 kuruşluk prim bir mana ifade etmiyor. Yüzde 120 enflasyonun olduğu yerde benzin ve mazot fiyatları her şeye iğneden ipliğe zam gelmesine sebebiyet veriyor. Geçen mayıs ayında mazot 4 liradan 19 liraya çıktığında çok pahalı diyorduk. O dönemde mazotu enflasyonu düşüreceğiz, hayatı ucuzlatacağız deniyordu ama ne oldu, benzin ve mazot 43 lira oldu bu şartlar altında 11 lira 33 kuruş olan çay fiyatı bu sene en az 25 lira olarak ilan edilmelidir. Bunun altındaki bir fiyatı asla kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.
“ÇAYKUR işçisine artık mevsimlik işçi statüsü istemiyoruz, kadro istiyoruz”
ÇAYKUR’un mevsimlik işçilerine kadro istediklerini ifade eden Özel, “ÇAYKUR işçileri 6 ay çalışıyorlar, 6 ay çalışmıyorlar. ÇAYKUR emekçisine Rize’nin bütün siyasetçileri, milletvekilleri, bakanlar ve Rize’ye kim geldiyse defalarca kadro sözü verildi ancak tutulmadı. Şimdi de 6 ay çalışıyorlar 6 ayda yattıkları yerden para istiyorlar diyorlar. Oysa ÇAYKUR işçisi öyle demiyor. İş verin çalışalım. 12 ay çalışmak istiyoruz diyorlar. ÇAYKUR işçisinin yanındayız. Taleplerinin arkasındayız. ÇAYKUR işçisine artık mevsimlik işçi statüsü istemiyoruz, kadro istiyoruz” dedi.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart Yerel Seçimler öncesi Doğu Karadeniz’deki ikinci durağı Rize oldu. Özel, Pazar Meydanı’nda seçim otobüsünden yaptığı konuşmada, Rize merkez ve ilçelerde partisindeki belediye başkan adaylarına oy istedi.
“Karıncanın bir kardeşi var, onun da adı Cumhuriyet Halk Partisi’dir”
“Dünyada en çok çay üreten 5’inci ülke Türkiye iken en çok çay tüketen 1’inci ülkede biziz. Türkiye’deki çay üretiminin yüzde 55-60’ının gerçekleştirildiği bu topraklardayız” diyen Özel, “Geçtiğimiz senelerde Adalet ve Kalkınma Partisi bir çay kanunu getirmeye kalktı. Biz de teklif verdik ama AK Parti’ninki korkunç bir kanun teklifiydi. Zaten tuttular güzelim ÇAYKUR’u Varlık Fonu’na devrettiler. 1 buçuk milyonun geçim kapısı olan ÇAYKUR’u adeta özelleştirmek, büyük kartellerin eline vermek ve çay üreticisini büyük sermaye şirketlerinin işçisi haline getirmeye çalıştılar. İnsanların mesleklerini almak, geçimlerini, emeklerini, gelirlerini almak, onları işçileştirmek, profesyonel emeklerini sömürmek, tam da bu dünya düzeninin ülkemizdeki temsilcilerinin işidir. Birileri 1,5 milyon insanın geçimini sağladığı ÇAYKUR’u dünya kartellerine verip ezmek istiyorlar. Biz sizleri ezdirmeyiz. Karıncanın bir kardeşi var, onun da adı Cumhuriyet Halk Partisi’dir” ifadelerini kullandı.
“Çay fiyatı bu sene en az 25 lira olarak ilan edilmelidir”
Özel, yaş çay fiyatının bu yıl en az 25 lira olması gerektiğine vurgu yaparak, “Milletvekillerimiz bir araya gelerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin çay kanunu teklifini hazırladılar. Bizim teklifimiz öyle yabancı şirketlerin yüzünü değil, çay üreticilerinin yüzünü güldürecek bir teklif oldu. Biz çayın bir taban fiyatı olsun diyoruz. ÇAYKUR’un ilan ettiği fiyatın altında çay almanın cezası olsun. Çay üreticisinin emeğini çalmaya çalışanlar cezasını hem Allah’tan hem devletten bulsun. Taban fiyat için de ne diyoruz, geçen sene açıklanan 11 lira ve 30 kuruşluk prim bir mana ifade etmiyor. Yüzde 120 enflasyonun olduğu yerde benzin ve mazot fiyatları her şeye iğneden ipliğe zam gelmesine sebebiyet veriyor. Geçen mayıs ayında mazot 4 liradan 19 liraya çıktığında çok pahalı diyorduk. O dönemde mazotu enflasyonu düşüreceğiz, hayatı ucuzlatacağız deniyordu ama ne oldu, benzin ve mazot 43 lira oldu bu şartlar altında 11 lira 33 kuruş olan çay fiyatı bu sene en az 25 lira olarak ilan edilmelidir. Bunun altındaki bir fiyatı asla kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.
“ÇAYKUR işçisine artık mevsimlik işçi statüsü istemiyoruz, kadro istiyoruz”
ÇAYKUR’un mevsimlik işçilerine kadro istediklerini ifade eden Özel, “ÇAYKUR işçileri 6 ay çalışıyorlar, 6 ay çalışmıyorlar. ÇAYKUR emekçisine Rize’nin bütün siyasetçileri, milletvekilleri, bakanlar ve Rize’ye kim geldiyse defalarca kadro sözü verildi ancak tutulmadı. Şimdi de 6 ay çalışıyorlar 6 ayda yattıkları yerden para istiyorlar diyorlar. Oysa ÇAYKUR işçisi öyle demiyor. İş verin çalışalım. 12 ay çalışmak istiyoruz diyorlar. ÇAYKUR işçisinin yanındayız. Taleplerinin arkasındayız. ÇAYKUR işçisine artık mevsimlik işçi statüsü istemiyoruz, kadro istiyoruz” dedi. – RİZE
]]>Kent merkezinde oturan işçi Ö.E, depremlerden sonra ailesini alarak Kahramanmaraş’taki köyüne gitti.
Çalıştığı fabrikadan 13 Şubat’ta işe çağrılan Ö.E, evinde hasar tespit çalışmaları yapılmadığını ve ailesinin yanında kalması gerektiğini belirterek süre istedi ancak olumlu yanıt alamadı. İşe 3 gün sonra giden Ö.E, devamsızlık nedeniyle işten çıkarıldığını öğrenince yaklaşık 5 yıllık tazminatını alabilmek için hukuk mücadelesi başlattı.
Gaziantep 6. İş Mahkemesi’ndeki yargılamanın ardından karar açıklandı.
İş Kanunu’na göre “işçinin haklı bir sebebe dayanan devamsızlığının maruz görülmesi gerektiği” hatırlatılan kararda, şu ifadeler yer aldı:
“İşçinin 13-16 Şubat 2023 tarihlerindeki devamsızlığı mazur görülebilir olarak değerlendirilmiştir. Dosya arasında bulunan Çevre İl Müdürlüğü cevabi yazısında da açıklandığı üzere davacının Gaziantep’te bulunan evinde hasar tespit çalışmaları 19 Şubat 2023 itibarıyla yapılabilmiş ve konutun az hasarlı olduğu anlaşılmıştır. Bu hal ve şartlarda davacının ailesi ile birlikte henüz hasar tespit çalışması dahi yapılmayan eve gelip işine devam edebilmesine de imkan görülmemiştir. Bu nedenle işverenin sunduğu devamsızlık tutanakları dikkate değer görülmemiştir. Kaldı ki işçi, beyanına ve hayat tecrübesine göre makul olduğu değerlendirilen depremin etki ve şokunu atlatıp ulaşım imkanının başladığı 17 Şubat itibarıyla işe geldiği ve çalıştığı hususu sabittir.”
Kararda, işveren tanıklarının işçinin 17 Şubat’ta “bir daha işe gelmeyeceği” yönünde sözlü beyanlarda bulunduğu belirtilen kararda, “5 yıla yakın kıdemi olan işçinin durduk yere ve hele de şehir ve ülke gündeminde deprem gibi olumsuz bir etki var iken kıdem ve ihbar tazminatını yakacak ve işsizlik ödeneği de alamayacak bir şekilde iş akdini sonlandırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Söz konusu tarihlerdeki devamsızlığın makul ve mazur görülebilecek nedenlere dayalı olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle de işverenin iş akdini haklı gerekçeyle sona erdirdiği ispat edemediği kabulüyle davacının bilirkişi raporu ile hesap edilen kıdem ve ihbar tazminatı ödemesine hükmedilmiştir.” ifadeleri kullanıldı.
İşçi, yaklaşık 70 bin lira kıdem tazminatını faiziyle birlikte almaya hak kazandı.
“Ulaşım imkanının gerçekten çok kısıtlı olduğu tespit edildi”
İşçinin avukatı Abdulkadir Akıllar, AA muhabirine, işten çıkarmada açık bir haksızlık olduğunu düşünerek hukuk mücadelesi başlattıklarını söyledi.
Mahkemenin hakkaniyetli ve adil bir yargılama yaptığına inandıklarını dile getiren Akıllar, şunları kaydetti:
“Mahkeme aşamasında yapılan araştırmalarda, gerçekten işe başlama tarihinde işçinin evinde hasar tespitinin yapılmadığı, ayrıca ulaşım imkanının gerçekten çok kısıtlı olduğu tespit edildi. Mahkeme, işe başlama tarihinde işe gidememenin maruz görülebilir gerekçeye dayandığı, mücbir sebep olduğu ve bu nedenlerle işçinin işi bırakıp tazminatını yakacak, işsizlik maaşı dahi alamayacak şekilde iş akdinin sonlandırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğuna hükmetti.”
]]>Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen ” Türkiye Yüzyılı’nın Emekçileri İftar Programı”nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çalışanların ramazan ayını tebrik etti.
Erdoğan, bu mübarek ayın milletiyle birlikte İslam alemine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini niyaz ettiğini, kardeşliğin, dayanışmanın ve birliğin sembolü olan bu bereketli iftar sofrasında emekçilerle beraber olmanın bahtiyarlığı içinde olduğunu dile getirdi.
Bugün 6. orucunu tuttukları 11 ayın sultanı mübarek Ramazan-ı Şerif’i hüzünlü karşılayıp hüzünlü yaşadıklarını ifade eden Erdoğan, “Yakın çevremizde savaşların, çatışmaların, insani trajedilerin, krizlerin kol gezdiği sancılı bir dönemde bu mübarek günleri idrak ediyoruz. Bizler sevdiklerimizle, ailelerimizle, yakınlarımızla işte bugün burada olduğu gibi yol arkadaşımız olarak gördüğümüz çalışanlarımızla iftar sevincini hamdolsun paylaşabiliyoruz. Ancak şu an Gazze’de ve işgal edilmiş Filistin topraklarında kelimelerin kifayetsiz kaldığı büyük bir insani dram yaşanıyor. Bir kap sıcak yemeği, bir bardak temiz suyu dahi bulmanın lüks olduğu son derece acı verici insanlık adına utanç verici günlere şahitlik ediyoruz.” diye konuştu.
Erdoğan, Yemen, Suriye, Sudan, Türkistan, Afganistan başta olmak üzere gönül coğrafyasının farklı köşelerinde de kardeşlerinin bu mübarek günlerde gerçekten ağır imtihanlardan geçtiğini söyledi.
Adalete, barışa, dayanışmaya, mazlumlar için yardımlaşma seferberliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duydukları bir dönemde olduklarını belirten Erdoğan, “Rabbim Gazze’deki mazlumlarla birlikte zulüm ve eziyet gören tüm kardeşlerimizin yardımcısı olsun diyorum. Ramazanın gelmesiyle birlikte milletimizin Gazze’ye ve diğer mazlum coğrafyalara yardımlarını arttırdığını görmekten memnuniyet duyuyorum. Türkiye ve Türk milleti olarak asırlar boyunca yaptığımız gibi başı dara düşenlerin imdadına koşmayı sürdüreceğimizin bilinmesini istiyorum.” ifadelerini kullandı.
“Emeğinin karşılığını hakkıyla almanın öneminin şuurundayız”
Erdoğan, çalışma hayatına henüz çok genç yaşlarında İETT’de işçi olarak başladığını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Evinin geçimini, ailesinin iaşesini kendi ihtiyaçlarını karşılamak için ter döken bir emekçinin nasıl kutlu bir mücadele verdiğini çok iyi biliyorum. Aynı şekilde çalışmak kadar emeğinin karşılığını hakkıyla almanın da öneminin hepimiz şuurundayız. ‘İşçinin ücretini, teri kurumadan önce ödeyiniz’ buyuran bir inancın mensupları olarak zaten başka türlü hareket etmemiz beklenemez. İzinden gittiğimiz atalarımız da işçinin hakkının verilmesi hususunda hep itinayla davranmışlardır. Kanuni Sultan Süleyman, Süleymaniye Camii’nin inşaatında çalışan işçilerin ücretinin günlük olarak verilmesini emretmiş, bunun için inşaatın ortasına bir hesap çadırı kurdurmuştu.”
Cami inşaatının tamamlanmasından sonra bu güzel hatırayı yaşatmak adına 1792 yılında “Çadır Çeşmesi” yaptırıldığını anımsatan Erdoğan, “Hesap çeşmesi” veya daha bilinen ismiyle “Süleymaniye Meydan Çeşmesi”nin bu hassasiyetin günümüze kadar uzanan simgelerinden biri olduğunu anlattı.
Erdoğan, Sultan 2. Beyazıt’ın belediye kanununda da işçilerin izzetinin, günlerin uzunluğu farklı olduğu için yaza ve kışa göre ayrı ödenmesi hükmünün olduğunu, tarihe ve köklü geleneğe bakıldığında işçi haklarıyla ilgili bu tarz pek çok iyi ve örnek uygulamaya rastlamanın mümkün olduğunu kaydetti.
(Sürecek)
]]>CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Bekir Başevirgen, üreticilerin ve mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarına dikkat çekti. Mevsimlik tarım işçilerinin özellikle deprem bölgesine konaklama ve ücretlerden dolayı gelmek istemediğini belirten Başevirgen, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.
“TÜRKİYE’DE MEVSİMLİK GEZİCİ TARIM İŞÇİLİĞİYLE UĞRAŞAN KİŞİ SAYISI YAKLAŞIK 1 MİLYON”
Başevirgen, “Türkiye’de mevsimlik gezici tarım işçiliğiyle uğraşan kişi sayısı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 1 milyon, mevsimlik gezici tarım işçileri ile ilgili özel bir yasa da bulunmuyor. Mevsimlik tarım işçileri bu işi ekonomik nedenlerden ve işsizlikten ötürü yapıyor. Tarım işçileri, ulaşım, gıda masrafları, konaklama gibi giderlerinin çok olması sebeplerden ötürü para biriktiremeden sadece günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar kazanabiliyorlar” dedi.
“YURDUN DÖRT BİR YANINDA ARTIK ÜRÜNLER TOPLANAMIYOR, DALINDA KALIYOR”
Çiftçilerin, mevsimlik işçilerin yevmiyelerini bile karşılayamayacak hale geldiğinin altını çizen Başevirgen, “İktidar, kötü ekonomi politikalarıyla ekonomiyi öyle bir noktaya getirdi ki, üretici, mevsimlik tarım işçilerinin yevmiyelerini karşılayamaz noktaya geldi. Mevsimlik tarım işçileri de günlük geçimlerini sağlayabilecekleri ücretleri alamadıkları için tarlalardan uzaklaştı. Tarımda çalışacak işçi bulunamıyor. Yurdun dört bir yanında artık ürünler toplanamıyor, dalında kalıyor. Özellikle deprem bölgesinde bu yıl narenciyeler, işçilerin bölgeye gelmek istememesinden dolayı dalında kaldı. Ürün fiyatının işçilik ücretini dahi karşılamadığı bahçelerde, ürününü dalında bırakan üreticilerimiz sürekli zarar ediyor” dedi.
“BİR KARIŞ BİLE OLSA TARIM ARAZİLERİMİZE VE ÇİFTÇİLERİMİZE MUTLAKA SAHİP ÇIKMALIYIZ”
Başevirgen, çiftçilerin üretimden uzaklaştığını belirterek, “Bin bir emekle, mazot, tohum, gübre ve ilaç gibi girdi maliyetlerindeki astronomik artışlara rağmen üreten çiftçilerimizin, kredi borçları mutlaka faizsiz ertelenmelidir ve gerekli tarımsal destek sağlanmalıdır. Aksi takdirde her yıl zarar etmeye devam eden çiftçilerimizin üretimden çekilmesi kaçınılmaz bir son olacak. Üreticilerimize sahip çıkmazsak tarım arazileri boş kalacak. Üretmekten vazgeçen üreticilerimizi tekrar tarıma döndürmek çok zordur. Gıdada bağımsızlığımızı koruyabilmek için bir karış bile olsa tarım arazilerimize ve çiftçilerimize mutlaka sahip çıkmalıyız” ifadelerini kullandı.
“İKTİDAR ÇİFTÇİLERİMİZE KULAK TIKAYARAK İTHALATÇI POLİTİKALARINA DEVAM EDİYOR”
İktidarın Tarım Kanunu’na uymayarak çiftçilere yeterli desteği vermediğini belirten Başevirgen, “Türkiye, 2006’da yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nun 21. maddesinde tarımsal desteğe ayrılması gereken destek gayrisafi milli hasılanın en az yüzde 1’i kadar olmak zorundayken, AKP iktidarları döneminde bu oran 0,5 seviyelerini geçemedi. Tarımda kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biriyken; iktidar her geçen yıl ülkemizi tarımda daha da fazla dışa bağımlı hale getirdi. İktidar çiftçilerimize kulak tıkayarak ithalatçı politikalarına devam etmekte de sakınca görmüyor” dedi.
]]>Sizleri yıpratmak isteyen nice saldırının kurbanı oldunuz. Ne siz ne de biz bunların hiçbirine aldırmadık. Hukuktan, halka ve hakka hizmet yolundan ayrılmadık. Bugün de aynı duruşla hareket ediyoruz. Sen doğru olursa, dürüst olursan eğri er yada geç mutlaka belasını bulur diyoruz. Sürekli ahlak perabet güncel adresi tüccarlığı yapan, işçinin ve emekçinin hakkından bahseden bunlar Beşiktaş’taki hayatını kaybeden 29 emekçi kardeşimiz için tek cümle kurmadılar. Bu binaya inşaat ruhsatını, imar ruhsatını veren ve binanın en alt katını gazino haline getirenler kim? Şimdi savcılarımızla bunu kovalamaya devam ediyoruz. 29 vatandaşımızın ölümüne göz yumanlar kimler? “Rabbim her birinizin yolunu ve bahtını açık etsin” Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamalarında şunları söyledi: TÜRGEV tam 28 yıldır ülkemize ve gençlerimize sahip çıkıyor. 40 bin 500’ü aşkın mezunumuz hem ülkemizde hem de dünyada insanlığa hizmet ediyor. Ülkesine ve milletine sayısız eser kazandırmış bir siyasetçi olarak TÜRGEV bizim için hep farklı oldu. Bir gencimize daha ulaşmak için çalışan vakfımızı tebrik ediyorum. Maddi ve manevi her hayırsevere teşekkür perabet ederim. Sizlerin arasında yarının başarılı bilim kadınlarını, doktorlarını, siyasetçilerini, örnek anneleri görüyorum. Rabbim her birinizin yolunu ve bahtını açık etsin.
“Vazifelerimizi en güzel şekilde yapmaya çalışacağız” Bu zorlu süreçte sizlere hizmet etmekten, sizleri en iyi şekilde hayata hazırlamaktan başka gayemiz olmadı. Ne yaptıysak siz gençlerimiz için yaptık. Huzurunuza alnı ak ve başı dik olarak çıkmanın gururunu yaşıyoruz. Sizin enerjinize, yeteneğinize ve heyecanınıza ihtiyacımız var. Kendimizi başkalarına göre tanımlayacak, başkalarının bizi kendi kalıplarına göre hapsetmesine izin vermeyeceğiz. Vazifelerimizi en güzel şekilde yapmaya çalışacağız. “Azminizi ve inancınızı asla kaybetmeyin” Sevgili gençler; imkan bulmak aslında imkanı oluşturmaktır. Unutmayın, imkan size gelmez, siz imkana gideceksiniz. İlmin ve başarının anahtarı çalışmak ve sabretmektir. Azminizi ve inancınızı asla kaybetmeyin. Yarını değil daha ötesinin görerek çalışmanızı bekliyoruz.
Sizin önünüzde duracak hiçbir engel tanımıyoruz. Medeniyetimizin, tarihimizin, değerlerimizin ışığında içerikler geliştirerek bunları dünyaya açmanız son derece kıymetli çabalardır. Dijital dünyayı boş bırakmayacağınıza inanıyorum. “31 Mart bir dönüm noktası” Seçimlere gölge düşürme, seçmenin iradesini rehin alma girişimleri bir kez daha sandıkta hüsrana uğradı. Sandık sonuçlarının davamız ve mücadelemiz açısından hayırlı olacağına inanıyoruz. 31 Mart perabet giriş adresi sadece yeni bir dönüm noktası değil daha büyük zaferlerin müjdecisi olacaktır. Yolumuza yenilenmiş, tazelenmiş, çok daha güçlenmiş bir şekilde devam edeceğiz. Siyasette yarım asra yaklaşmış mücadelemizi gönül huzuruyla sizlere devredeceğiz. “Gözlerinize baktıkça yarınlarımızın bugünümüzden çok daha aydınlık olacağına inanıyorum” Bedel ödesek bile ülkemize, insanımıza, siz gençlerimize bedel ödettirmemeye çalıştık. İmkanlarımızı zorlayarak üzerimize düşeni yapacağız. Artık biz, siz gençlerimizin zamanının misafiriyiz. Bu emaneti sizler taşıyacak ve yücelteceksiniz. Sizleri gördükçe verdiğimiz mücadelenin boşuna gitmediğini görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Gözlerinize baktıkça yarınlarımızın bugünümüzden çok daha aydınlık olacağına inanıyorum. Türk sinemasının usta ismi, yapımcı ve yönetmen Türker İnanoğlu’nu burada rahmetle inanıyorum.
]]>Özel, CHP TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Toplum Yararına Programlar (TYP) uygulanmasında görev alan yaklaşık 57 bin vatandaşın sözleşmesinin sona ermek üzere olduğunu söyledi. Geçmişte kadro sözü de verilen TYP’lilerle ilgili yasal düzenlemeye destek vermeye hazır olduklarını bildiren Özel, TYP uygulamasından yararlanan vatandaşların mücadelesinin sonuna kadar yanında olduklarını belirtti.
Türkiye Fırıncılar Federasyonunca açıklanan ramazan pidesi fiyatına değinen Özel, ramazan pidesinin gramajının düşürülüp fiyatının da 15 liraya çıkarıldığını, böylece pideye enflasyonun üzerinde zam yapıldığını ifade etti.
Ankara’da Et ve Süt Kurumu önünde oluşan kuyruğu herkesin gördüğünü vurgulayan Özel, “Buradaki insanlar çocuklarının boğazından bir tutam kıyma geçsin diye, yapılan yemekte biraz et koksun diye sabahın köründe o mücadeleyi veriyorlar. Bunların tamamına yakını ya emekli ya işsiz.” diye konuştu.
Emekliye verilen bayram ikramiyesini ilk kez partisinin gündeme getirdiğine dikkati çeken Özel, gelinen aşamada hükümetin onca hesap kitap yaptıktan sonra emekliye bayram ikramiyesi olarak 3 bin lira verdiğini anımsattı.
Emekliye bayram ikramiyesi ilk verildiğindeki 1000 lira ile 24 kilo kıyma alınırken bugün 3 bin lira ile 6 kilo kıyma alınabildiğine işaret eden Özel, “Eğer bizim dediğimiz gibi olsa, bayram ikramiyesi 17 bin lira olacak, şimdi 3 bin lira. İkramiye 17 bin lira olsa emekli 35 kilo kıyma alacak. Emekli bugün 6 kilo kıyma alabiliyor. 18 kilosu sofrasından çalınmış.” ifadesini kullandı.
“1 Nisan sonrası bir çatı altında toplayacağız”
Emeklinin durumunu takip etmeyi sürdüreceklerini aktaran Özel, partisinin belediye başkanlarının emeklilere yönelik çalışmalarını, 1 Nisan’dan sonra tek çatı altında toplamayı planladıklarını dile getirdi.
Emekliler için bir kart çıkarma teklifinde bulunan Özel, şöyle devam etti:
“Bugün AK Parti iktidarının verdiği 3 bin liranın 2 katını ihtiyaç sahibi emekliye Mansur Başkan, Ankara Kart ile veriyor. Yetmiyor, 500 lira doğal gaz parası yatırıyor, yetmiyor 1 kilo da istediği kasaptan almak üzere et parası yatırıyor. Bugün bu uygulamalar ortadayken AKP pidenin gramajından çalmakla, 5 bin lira söz verdiğini 3 bin lira yapmakla meşgul. Buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Gelin bu kartı emekli kartına çevirelim.
Buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Meclis’i yarın akşam üstü kapatıp, kaçmak istiyorlar. Gelin 3 gün daha çalışalım. Bir emekli kart çıkaralım. Emekli karta almaları gerekeni, hak ettikleri farkı yükleyelim. Bu milletin Meclis’i emeklisinin halinden anlar. Hiç olmazsa 15 günde bir kilo et, kıyma alacak parayı yükleyelim. Doğal gaz indirimini yükleyelim, elektrik faturasında indirim yükleyelim. Belediyelerin verdiği hizmetlerde de geçecek bir kart yapalım. Emekliye hiç olmazsa bu seneyi çıkaracak, bir rahat nefes aldıracak, ulaşımda da kullanacağı, 65 yaş için, orada kimlik filan göstermek zorunda kalmayacağı bir bütünleşik emekli kart uygulaması getirelim. Biz bununla ilgili üzerimize ne düşerse bu desteği vermeye hazırız. Ama yeter ki bir emekli kart çıkaralım.”
İşsizlik Sigortası Fonu
İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili düzenlemeye değinen Özel, partisinin de her zaman desteklediği bu fonun hükümet eliyle kuşa çevrildiğini, perişan edildiğini anlattı.
Kuruluş kanununa göre fonda biriken paranın başka işte kullanılamayacağını belirten Özel, hükümetin yol yapımında bile buradaki parayı kullandığını ifade etti. Daha sonra bu fonun işverene de açıldığını dile getiren Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelinen noktada İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işçiye ödenen para, 21,7 milyar lira. Yani fonun yüzde 18,5’i işçiye ödeniyor. Ama işverene verilen teşvik 78,5 milyar lira. Yani yüzde 67’si. Bir kumbara var. Kumbaraya kanun gereği yüzde 50 işveren, yüzde 25 işçi, yüzde 25 devlet para atıyor. Bu kumbarayı ikide bir kırıyorlar, içinden para alıyorlar. Bu paranın 18,5’ini işçiye, yüzde 67’sini işverene vermişler. İnanılmaz bir rakamla karşı karşıyayız. Kumbaraya paranın yüzde 50’sini işveren atarken, kumbaranın yüzde 67’sini almış. Böyle kanun olur mu? Peki bugün ne yapıyorlar? Kanun diyor ki İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken toplam kaynağın en fazla yüzde 30’u kullanılabilir. Bunu yüzde 50’ye çıkarıyorlar. Biz, işçinin kumbarasından işverene bir şey ödenmesine ilk günden beri karşı çıktık. Biz, İşsizlik Sigortası Fonu’nun sadece işçi işsiz kaldığında kullanılmasını istiyoruz. İşsizlik Sigortası Fonu, işçi işsiz kaldığında kullanılacak. Orada para birikiyor diye el atıyorlar. Bunu kesinlikle doğru bulmuyoruz. Takipçisi olacağız. Bu düzenlemeyi de en kısa zamanda Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız.”
“31 Mart’ta korkutanlar değil, korkmayanlar kazanacak”
Özgür Özel, demokrasi tarihine postmodern darbe olarak geçen 28 Şubat’ın yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, partisinin de kendisinin de her zaman demokrasinin yanında durduğunu, ilk andan beri gerekli tepkiyi gösterdiklerini ifade etti.
Özel, “Askeri vesayet kalktı diyorlar. Askeri vesayet iktidar üzerinde değil ama muhalefet üzerinde yaptığı açıklamalar ve tartışmalarla sürüyor.” değerlendirmesinde bulundu.
28 Şubat davasından cezaevinde bulunanların bir çoğunun yaşlı ve hasta olduğunu ifade eden Özel, bu kişiler hakkında Cumhurbaşkanının af yetkisini kullanmasını istedi. Özel, “Eğer şu kadarcık vicdan, ahlak, devlet adamlığı varsa yarın bu insanlarla ilgili af yetkini kullanır, bu ayıbı bitirirsin. Bu ayıbı bitirmezsen her zaman söylüyorum teyit edersin ki şuranda senin kalp yok, bir taş var.” dedi.
Özgür Özel, “31 Mart’ta korkutanlar değil, korkmayanlar kazanacak. 31 Mart’ta ötekileştirenler değil, ötekinin hakkının kendi hakkı gibi savunanlar kazanacak. 31 Mart’ta toplumun yarısını şeytanlaştıranlar değil, kardeş gibi hepsini kucaklayanlar kazanacak. Toplumun tamamına sahip çıkanlar kazanacak. 31 Mart’ta Türkiye kazanacak, Türkiye İttifakı kazanacak.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
(Bitti)
]]>İlçenin Kayaönü köyü mevkisinde özel bir krom madeninde göçük meydana geldiği ihbarı üzerine bölgeye jandarma, 112 Acil Sağlık ve AFAD ekipleri sevk edildi.
Göçük altında kalan işçilerin kurtarılması için çalışma başlatıldı.
Valilikten yapılan açıklamada, saat 10.04’te özel bir şirkete ait krom maden işletmesinde meydana gelen göçükte 4 işçinin göçük altında kaldığı bildirildi.
Yapılan ilk müdahale neticesinde 3 işçinin kurtarıldığı ifade edilen açıklamada, 1 işçinin kurtarılması için çalışmaların sürdüğü belirtildi.
Açıklamada, olayla ilgili adli ve idari tahkikat başlatıldığı kaydedildi.
Elazığ Valisi Ömer Toraman, AK Parti Elazığ Milletvekili Mahmut Rıdvan Nazırlı, Palu Kaymakamı Hulusi Teke ve İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Evren ile maden ocağında yürütülen kurtarma çalışmalarını yerinde takip etti.
4’üncü işçi de kurtarıldı
Ekiplerin çalışmaları sonucu 4’üncü işçi de göçük altından çıkarıldı. İşçi, hastaneye kaldırılmak üzere ambulansa alındı.
Vali Toraman, gazetecilere, göçüğün ilk anında bir işçinin kurtarıldığını, arama kurtarma ve tahlisiye ekiplerinin yoğun gayretleri neticesinde 2 işçinin daha yaralı olarak çıkarılarak, hastaneye sevk edildiğini belirtti.
4’üncü işçinin kurtarılması için yürütülen çalışmalara değinen Toraman, şunları kaydetti:
“Sıkışmadan mütevellit çalışılması zor bir alan olduğu için arama kurtarma ve tahlisiye ekiplerimiz de yeni bir sıkıntıya yol açmamak için emniyetli bir şekilde çalıştı ve 4’üncü işçi kardeşimize de ulaştılar. Onunla göz ve sözlü temas sağladılar. Göçükten kaynaklanan malzemeyi bertaraf etmeye çalışarak kendisine ulaştılar. İşçi kardeşimize bulunduğu yerde ilk tıbbi müdahaleyi UMKE gerçekleştirdi. Hamdolsun bilinci açık, şuuru yerinde, hayati tehlikesinin olmadığını değerlendiriyoruz, ilk tespitlere göre. Böylece göçük altında kalan 4 işçimizin tamamını kurtarmış olduk.”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı yetkililerinin de olayı yakından takip ettiğini ifade eden Toraman, sürekli olarak gelişmelerle ilgili kendilerini bilgilendirdiklerini bildirdi.
Toraman, destek veren tüm ekiplere teşekkür ederek, “Çok şükür can kaybı olmaması en büyük tesellimiz. Palu Cumhuriyet Savcılığı tarafından adli tahkikat da sabah itibarıyla başlamıştı. Bir taraftan o da devam edecek. Ayrıca idari tahkikatlar da yürütülecek. Hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Bu konular en ince ayrıntısına kadar tetkik edilecek, incelenecek ve durum ne ise bütün açıklığıyla ortaya konulacaktır. Bundan kimsenin endişesi olmasın.” dedi.
Toraman, yaralanan işçilere acil şifa, ailelerine ve sevenlerine geçmiş olsun dileyerek, bu ve benzeri kazaların bir daha yaşanmamasını temennisinde bulundu.
Gazetecilerin göçüğün nasıl meydana geldiğine ilişkin sorusu üzerine Toraman, şunları söyledi:
“Adli ve idari tahkikat yürüyor ama ilk tespitler bir tahkimat göçüğü olduğu şeklinde. Bu bir krom madeni ocağı, dolayısıyla kömür madeni ocaklarıyla karıştırmamak lazım. Dolayısıyla bir tahkimat çöküntüsü neticesi bir göçükle karşı karşıya olduğumuzu ifade ettiler. Hamdolsun, tahlisiye, arama kurtarma ekiplerimiz burada Eti Krom başta olmak üzere civarda faaliyet yürüten bütün maden şirketleri yardıma koştular, arama kurtarma faaliyetlerine bizzat katıldılar ve başarılı bir şekilde 4 kardeşimizi de göçük altından çıkarmanın mutluluğunu bize yaşattılar. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”
Öte yandan Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları da kurtarılan işçileri tedavi gördükleri hastanede ziyaret etti.
Şerifoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alınan yaralı işçileri ziyaret ettiklerini belirterek, “Maden ocağında meydana gelen göçükten yaralı olarak kurtarılan ve tedavi altına alınan madenci kardeşlerimizi ve ailelerini ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Rabb’im acil şifalar versin.” ifadelerini kullandı.
]]>2023 yılında en az 68 motokuryenin, 54 çocuk işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini ifade eden Süleyman Bülbül, AKP iktidarında iş güvenliğinin olmadığına dikkati çekti. Bülbül, şunları kaydetti:
“2023 YILINDA 147 KADIN İŞÇİ, 54 ÇOCUK İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ”
“Türkiye son 22 yılda iş güvenliği konusunda korkunç bir tabloyla karşı karşıya kaldı. AKP iktidarının göreve gelmesinin ardından işçi ölümleri, çocuk işçi ve kadın işçi ölümleri, ülkede iş güvenliğinin olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. İşçi Sağlığı ve İs Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporuna göre; 2023 yılında bin 932 isçi yaşamını yitirdi. Bunların 147’si kadın işçi, 54’ü çocuk işçi, 95’i 65 yaş üstü, 163’ü ise yaşını bilmediğimiz yurttaşlarımızdır. 2024 Ocak ayında da en az 158 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Son 5 yılda ise toplam 10 bin 108 işçi yaşamını yitirdi. 2022 yılında en az 55, 2023’te ise en az 68 motokurye iş cinayetlerinde hayatını kaybetti”
“AKP’Lİ YILLARDA 2 BİN 42 MADEN İŞÇİSİ HAYATINI KAYBETTİ”
Bülbül, “3 Kasım 2002 tarihinden itibaren AKP iktidarı döneminde, en az 32 bin 478 işçi hayatını kaybetti. Yine AKP’li yıllarda en az 2 bin 42 maden işçisi hayatını kaybetti. Bu veriler, iktidarın işçiye verdiği değeri ve sorumsuzluğu bir kez daha göstermektedir. İSİG’in çocuk iş cinayetleri raporuna göre son 11 yılda en az 671, AKP’li yıllarda ise en az 907 çocuk çalışırken hayatını kaybetti” dedi.
Kötü ekonomiden dolayı işçilerin denetimsiz ortada mecburiyetten çalıştığını söyleyen Bülbül, “Çocukların okullarda eğitim alması gerekirken, kötü ekonomi yönetiminin sonucunda okulu değil çalışmayı tercih etmekte ve bunun sonucunda iş güvenliği denetiminin de olmadığı yerlerde çocuk işçi ölümleri gerçekleşmektedir. Bunun başlıca sorumlusu da mevcut iktidardır. AB’nin resmi istatistik kurumu Eurosat ve SGK’nın verilerine göre en fazla işçi ölümlerinin yaşandığı ülke Türkiye oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre Türkiye, çalışma koşullarının en kötü olduğu ülkelerin arasında yer almaktadır. Türkiye’de her yıl yaklaşık 12.000 işçinin işle ilgili hastalılardan ölmüş olabileceği düşünülmektedir. AKP iktidarının beceriksiz yönetiminin sonucunda işçilerimizin hiçbir güvenliğinin olmadığı aşikardır. Mevcut ekonomik tabloda işçilerin güvenlik, denetim olmasa bile mecburiyetten çalışma koşullarını kabul ettiği ve bundan dolayı da işçi ölümlerinin hızla arttığı ortaya çıkmaktadır.” ifadelerini kullandı.
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
Çaykur’da çalışan mevsimlik tarım işçileri Rize Meydanında bir araya gelerek kadro taleplerini tekrarladılar. Bir kadın işçi, “Hakkımızı versinler öbürlerine verdikleri gibi bize de versinler, bizim istediğimiz çok bir şey değil. 10 bin işçiyi bu ülke kaldıramayacaksa biz daha ne yapalım? Bu kadar diyorum hakkımızı versinler vermeyeceklerse bir şey üretsinler başka yerlerde çözüm oluyor bize niye olmuyor? Niye biz hep böyle kilitleniyoruz nokta koyuluyor bize” dedi.
Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) bünyesinde 6 ay çalışıp 6 ay ise işsiz kalan işçiler Rize Meydanında toplanarak eylem yaptı. Eyleme CHP Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, CHP Rize İl Başkanı Saltuk Deniz, CHP Rize Belediye Başkan adayı Necati Topaloğlu, İYİ Parti Rize Belediye Başkan adayı Köksal Toptan, Saadet Partisi Rize Belediye Başkan adayı Muhammet Yıldız, Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Rize Belediye Başkan adayı Cemil Çolak da katılarak destek verdi.
“ÇAYKUR İŞÇİSİNE AYRIMCILIK YAPILDI BU VİCDANİ MİDİR?”
İşçiler adına basın açıklamasını okuyan Çaykur’da mevsimlik işçi Emre Yazar, şunları söyledi:
“Çaykur işçileri olarak uzun yıllardan beri biriken sorunlarımızı ve taleplerimizi kamuoyu ve yetkililerle defalarca paylaştık. Verilen sözlere rağmen çalışma şartlarımızda hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Geçen yıl devletimizin en yetkili makamlarından ‘geçici işçiliğin tarih olacağı’ söylenmişti. Şimdi soruyoruz sizlere, tarih oldu mu? Bundan sonra olacak inşallah. Belediyeler, Şeker Fabrikaları, Orman İşletmeleri ve diğer devlet kurumlarında norm kadrolara atamalar yapıldı. Binlerce geçici işçi arkadaşımız kadro hakkı kazandı. Kadro alamayanlarda 11 ay 29 gün çalışma imkanından faydalandılar. Bu uygulamadan bir tek Çaykur işçisi faydalanamadı. Soruyoruz arkadaşlar bizler bu memleketin kamuda çalışan geçici işçileri değil miyiz? Bu ayrımcılık değili midir, vicdani midir? Babamızın evinde yeni gelin olduk.
“ALTI AY ÇALIŞAN BİR İŞÇİ 50 YILDA EMEKLİ OLACAK”
Aynı yıl işe başlayan bir kadrolu işçi 25 yılda emekli olabiliyorsa bu süre 6 ay çalışanlar için 50 yıl olacaktır. Elli yıl sonra emekli olsak ne olur olmasak ne olur. Geçici işçilere kadro verilmesi halinde Çaykur’un batacağı, artan maliyetler sebebiyle rekabet etme gücünün azalacağı iddiaları kesinlikle doğru değildir. Geçmiş yıllardan biliyoruz ki Çaykur işçilerinin önemli bir bölümü kadrolu olarak çalışabilmiş ve kurumumuz bu dönemlerde çoğunlukla kar açıklamıştır. Birkaç yıldır toplumun başka kesimleri gibi bizler de ağır ekonomik şartlar altında ezilmekteyiz. Çaykur’un binlerce eşi olan çocuğu olan çalışanı var. Bu adamlar kışın çoluğunu çocuğuna eşini neyle bakacaklar? Neyle geçindirecekler? Altı ay iş vermiyorlar. Bugün burada talep etmiş olduğumuz bu hak insanca yaşamak için. Bu kadar insan yıllardır bunun mücadelesini veriyor. Çaykur’da bunca hak kayıpları ve mağduriyetler yaşanırken, mevcut haklarımızı korumak ve yeni haklar kazanmak için yetkili olan Öz Gıda iş sendikasının menfaatlerimizi yeterince koruyamadığı kararlı duramadığı işçi arkadaşlar arasında yaygın bir görüştür sendika temsilcilerinden burada kimse var mı? İşçilerinin mücadelesini omuzlamayan hiçbir sendika daha fazla Çaykur’da yetkili kalamayacaktır.”
“3 KEZ CUMHURBAŞKANI SEÇTİK, BURADA BİZE SÖZ VERDİ”
Çaykur’a ait Fındıklı Çay Fabrikasında 26 yıldır mevsimlik geçici işçi olarak çalışan Bülent Maraş, şöyle konuştu:
“Emeğimin 15 senesini, imalatın en zor yeri olan tasnif bölümünde çalışarak verdim. Şu an ki genel müdürümüz kendisi göreve geldikten sonra kurumu kendi şahsi malıymış gibi yönetiyor bizleri düşünmüyor. Genel müdürün yazmış olduğu yazılı tebligatı fabrika müdürü siyasi partilerden korkarak değiştirip işçinin, emekçinin hakkını sömürüyor. Ayşe işçisinin hakkını ‘o partili değil olur mu, AK Parti’den falanca gelecek ona ver’ diyor. Bu gibi düzenlemelere izin vermektedir. Rize Milletvekili Muhammet Avcı akşam 5’te beni cep telefonumdan aradı. Dedim ‘sen bizim vekilimiz değil misin’? Biz sana ne diye para veriyoruz? Biz sayın cumhurbaşkanımızı 3 dönem başbakan, 3 dönem Cumhurbaşkanı aralıksız söz verdik seçtik. Kendisi en son seçimde burada söz verdi ne dedi; ‘gerekli olan çalışma yapılacaktır milletvekillerine söyledim’ dedi. Bizim Rize milletvekillerimi nerede, sözlerini niye tutmuyorlar? Meclis’te namusunuz, şerefiniz üzerinde yemin ettiniz. Sizin namusunuz, şerefiniz bu mudur? Haysiyetiniz bu mudur? Ben işçi arkadaşlarımın hakkını istiyorum eğer namusunuz şerefiniz bu kadarsa bize daimi kadro vermeyin, sizin ne kadar namuslu olduğunuzu biliyorum en geç seçime kadar Çaykur işçisinin hakkını vereceksiniz.”
“VERDİKLERİ KADRO SÖZÜNÜ TUTSUNLAR”
Gıda İş Sendikası Karadeniz Bölge Başkanı Ramazan Sarıoğlu, “Çaykur zarar ediyor diyorlar. Asla ve asla Çaykur zarar etmiyor. Ben 1992’de Çaykur’da çalıştığım zaman 40 bin işçi çalışırdı maaşlarımız da 18 asgari ücrete tekabül ederdi. Bunlara siz kulak asmayın. Çaykur’un şu anda ambarlarına taşeron kuru çayı çekiyor benim norm kadroda olan Çaykur işçileri dışarıda boş geziyor” dedi.
Emine Bayram adlı işçi kadın eylem alanında bulunan belediyeye ait kafeyi göstererek, “Şurada sendika temsilcileri şurada oturuyor bakın, aidat alanlar orada oturuyor işçiler burada” diye konuştu. Bir başka mevsimlik kadın işçi, “Kadro istiyoruz, verdikleri sözü tutsunlar. Ben kendim tek başıma yaşıyorum bu zamanda maaşımız yetmiyor maalesef geçim sıkıntısı…. O yüzden kadro istiyoruz verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Bir başka kadın işçi, “Hakkımızı versinler öbürlerine verdikleri gibi bize de versinler, bizim istediğimiz çok bir şey değil on bin işçiyi bu ülke kaldıramayacaksa biz daha ne yapalım? Bu kadar diyorum hakkımızı versinler vermeyeceklerse bir şey üretsinler başka yerlerde çözüm oluyor bize niye olmuyor? Niye biz hep böyle kilitleniyoruz nokta koyuluyor bize” dedi.
“İNSANCA BİR YAŞAM İSTİYORUM”
Sezin Altunkaya adlı işçi şunları söyledi:
“Biz hiçbir sendikanın ya da hiçbir partinin arka bahçesi değiliz. Biz insanca yaşamak için emeğimizle geçinen vergi veren vatandaşlarız, ben 30 gün çalışacağım, 1 günüm Hak- İş’e gidecek, neden o sendika yok şu anda burada ya da gelecek yüzleri mi yok? Arkadaşlar lütfen şu sendikadan kurtulalım, bunlar mevcut hükümetin arka bahçesi oldukları için nasılsa bunlar oy veriyorlar bize çünkü biz çantada kekliğiz onlar için. İki çocuğum üniversite okuyor, insanlardan burs dileniyorum, çocuğum aradığı zaman eziliyorum çünkü kiralar olmuş 110- 15 bin, marketlere zaten gidemiyoruz. İşte şeker veriyoruz, polar veriyoruz diyorlar, şeker, polar istemiyoruz. Ben emeğimin karşılığında çocuklarımla, ailemle geçinebileceğim insanca bir yaşam istiyorum.”
“31 MART’A KADAR İKTİDAR, SİYASET, SAYIN CUMHURBAŞKANI DA DUYSUN”
CHP Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı da şunları söyledi:
“Değerli Çaykur işçileri sizin bu alanı doldurmanızı çok anlaşılır buluyorum. Ben parlamentoda defalarca seslendirdim, burada Rizelilerin istediği şey size daha önce 20 yıl boyunca söz verilen kadro hakkının talebidir. Buradan sevgili Rizelilere bir çağrım var; daha vakit var 31 Mart’a kadar iktidar, siyaset sayın cumhurbaşkanı da duysun, bu işçilerin kadrosunu versin, ekmek için buluşan herkes de özgür iradesiyle siyasetteki istediği yere oyunu versin bu siyasete çağrım ama eğer Rizelilere 20 yıllık bu hakkı vermezler ise 31 Mart’ta siz tepkinizi göstereceksiniz. Şu partiye bu partiye oy verinde demiyorum ama iktidara oy vermeyerek bu gücünüzü gösterin. Bu mücadeleyi siz kazanacaksınız ben bugün bu kadar kalabalık olduğunu görünce inanındım, kadro gelecek. Başarılarınızı ve örgütlü halinizi birlikte sürdürmenizi diliyorum. Sizi, bizi herkes duydu bu barışçıl dirensiniz için Rizelileri kutluyorum.”
“BİZLER BURAYA HAK ARAMAK İÇİN GELDİK”
Yeniden Refah Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Rize Belediye Başkan adayı Cemil Çolak da şu görüşleri dile getirdi:
“Çaykur’un 5 kişi ile yönetilemeyeceğini, çaya 5 kişinin karar veremeyeceğini, çayla ilgili birilerinin hükümdarlığına bırakamayacağımızı, bugün o bakan, başbakan olmuş ise Allah’ın bize vermiş olduğu o nimetten dolayıdır. ya 6 ay gözünüze mi durdu yahu. 30 tane holdingin vergisini sildiniz siz. Bir tanesinin vergisi değil mevsimlik işçinin bütün Türkiye’nin mevsimlik işçilerin 6 ayını karşılar. Bu bizim kaderimiz değildir bakın herkesi, inançlarımıza dahil oyun ediyorlar. Bizler çaba için buraya geldik, hak aramak için buraya geldik. Ekmek, ekmek, ekmek başka bir şey yok. Bizi soktular namazın, orucun, hacın arasına Müslümanlık öyle değil bu din, insanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır. Nerede bu söz? Öyle değil bu, komşusu açken tok yatan bizden değildir, nerede bu söz?”
Saadet Parti Rize Belediye Başkan adayı Muhammet Yıldız, “Bu devletin ayakta kalmasının temel ayağını siz oluşturuyorsunuz. Burada bulunmanızdaki sebeplerden birisi ise, eş konumunuzda bulunan insanlara kadro verilmişken sizlere kadro verilmemesi bir adaletsizliktir” dedi.
]]>
Çukurova Belediyesi’nde şirket işçilerini kapsayan toplu iş sözleşmesi imzalandı. Toplu iş sözleşmesi imza töreni, Çukurova Belediyesi Orhan Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Çukurova Belediyesi ile Genel İş Sendikası 2 Nolu Şube arasında imzalanan toplu iş sözleşmesine göre, en düşük işçi maaşı 35 bin lira oldu.
Başkan Çetin, işçilere şöyle seslendi:
“DÜRÜSTÇE BELEDİYEYİ 10 YIL BOYUNCA YÖNETTİK, BELEDİYEYİ BORÇ BATAĞINDAN KURTARDIK”
“Tüm araştırmalarda Türkiye’nin en başarılı belediye başkanı seçildiysem bunda sizlerin büyük payı var, ne yapsam sizlerin hakkını ödeyemem. Ahde vefa herkeste olması gereken bir özelliktir. Bu anlamda işçi arkadaşlarımı kutluyorum. 2014 yılında göreve geldiğimiz zaman belediyeyi önemli bir borç yüküyle teslim aldık. Ama bundan hiç şikayetçi olmadık. Çukurova yaşam alanı olduğu için küçük bir gelirle işleri yürütmek zorundaydık. Kaçağı göçeği önledik, tasarruf yaptık, ancak işçimizden hiçbir zaman işçimizden kısmadık. Dürüstçe belediyeyi 10 yıl boyunca yönettik, belediyeyi borç batağından kurtardık. Borcunu sıfırlamış, çok çalışmış, üretmiş, her yıl bir toplu açılış yapmış, kasasından para olan bir belediye haline getirdik. Bunu hep beraber başardık. İnsan bunun karşılığında ödüllendirmeyi beklemese de haksızlığa uğramayı da beklemez. Görevini düzgün yapanı takdir etmek lazım. Öyle bir belediye başkanı getireyim ki benim tutmam olsun dememek lazım. Ben ahde vefayı unutmadım ama kimsenin adamı olmadım, ancak kimseyi de satmadım. Bundan dolayıdır ki kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekledim. Bugün kurultay iptal oldu yeniden oy kullanılacak deseler yine giderim Kemal Kılıçdaroğlu’na destek veririm. Biri diyor ki, Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeseydin şimdi tartışmasız Büyükşehir adayıydın. Ben makam mevki için kişiliğimden ödün vermedim, yine vermem. 2009 seçimlerinde bu parti beni Büyükşehir Belediye Başkan adayı yaptı. Bir hafta sonra alavere dalavere kafamı kopardılar. Ben yine sakin kaldım. Parti bizim partimiz, yöneticilerin yaptığı hatalar partiyi bağlamaz dedim. 2014 seçimlerinden önce de git çalış dediler. 2 sene çalıştım bu kez de Çukurova adayı yaptılar. 2019’da yine benzer şeyler oldu. Bu seçim öncesi Büyükşehir’de bir arkadaşımız olduğu için Çukurova’ya aday oldum. Partinin genel başkanı önseçim yapacağını söyledi, yapmadı. Sonra memnuniyet araştırması yapılacağını söyledi, onu da yapmadı.
“TÜM PARTİLERİN OYLARINA TALİBİM”
Değerli kardeşlerim, bu ağabeyinizi yalnız bırakmayın. Sizden bunu bekliyorum. Toplu istifa edeceğiz dediler, hayır kimse istifa etmesin dedim. Belediyelerde partilerden ziyade adayın kişiliği önemli. Adana bu konuda önemli sınavlar vermiştir. Yerel seçimlerde insanlar şahsa oy veriyor. Siyaset bezirganlarıyla işimiz yok bizim muhatabımız sessiz çoğunluk. Tüm partilerin oylarına talibim. CHP’ye oy veren hemşehrilerimiz bu yapılan haksızlıkları affetmezler. Seçim günü bize oy verecekler, 31 Mart’tan sonra Soner Çetin onuruyla şerefiyle yine burada olacak. Bunun önüne kimse geçemez. Halkın bana olan ilgisi ve sevgisini görüyorum. Araştırmalarda da görüyoruz sonuç belli. Herkesin bize saldırmasından belli. CHP’liler bana oy verirse partilerinden vazgeçmiş olmazlar. Diğer partilerinden bana oy verecek insanlar da partilerinden vazgeçmiş olmazlar. Bu bir onur mücadelesi, şeref meselesi. Bu dik duruşumuzla sonuca ulaşacağız. Beni yalnız bırakmayın. Önümüzdeki dönem Çukurova altın çağını yaşayacak. Çukurova öyle acemilikle yönetilecek bir ilçe değil. Acemilerin elinde kötüye gider. İşi bilenlerin ehline verin.”
DİSK Genel İş Sendikası 2 Nolu Şube Başkanı Serdar Çapar da Çetin’e teşekkür ederek, şöyle konuştu:
“Merkezi hükümetin kötü yönetimi nedeniyle işçi sınıfı olarak çok zor bir dönemden geçiyoruz. Büyük bir vergi yükü altında eziliyoruz. Ben Türkiye’nin bu kadar yönetildiği bir dönem hatırlamıyorum. İşçi zor durumda olduğu için sürekli Soner Başkanım ödemeleri artırıyor. Kendisine bundan dolayı da çok teşekkür ediyorum. Adana’da şirket işçisini ilk örgütleyen Soner Başkanımdır. Her zaman işçilerin yanında oldu. Pandemi döneminde kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulaması gitmedi. Her zaman işçiden emekçiden yana oldu.”
]]>TİP, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde bulunan Darıca’da bugün bir işçi buluşması düzenledi. Buluşmaya; Gebze Belediye Başkanlığı’na aday olan TİP Genel Başkanı Erkan Baş ve TİP Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hakan Koçak da katıldı. İşçi buluşmasında açılış konuşmasını TİP Kocaeli İl Başkanı Umut Yaşar Özgen yaparken, TİP Gebze Gençlik Birimi Üyesi Arda Yüksel Karameşe, liman işçisi ve Derince Belediye Meclis Üyesi Adayı Sinan Teksoy, TİP Kocaeli İl Yönetim Kurulu Üyesi Yağmur Ertuğrul, Fontana işçisi Yusuf Karakaya ve TİP Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hakan Koçak da birer konuşma yaptı.
“DEVLET OLANAKLARINI ELE GEÇİRMİŞ BİR ÇETE, TARİKATLARI CEMAATLERİ ELE GEÇİRMİŞ ONLAR ÜZERİNDEN SİYASET YAPIYOR”
Buluşmada konuşan TİP Genel Başkanı ve Gebze Belediye Başkan Adayı Baş, şunları söyledi:
“Bu seçimlerde işçileri yok saymalarına, Türkiye’de her şeyi yaratan biz değilmişiz gibi davranmalarına izin vermiyoruz. Bu seçimlerde işçiler var, bunlar konuşacak. Bu seçimlerde Gebze konuşulacak, Türkiye’ye değer katan, Türkiye’de binlerce insandan çok daha fazlasını yaratan bir ilçe bu seçimlerde Türkiye çapında konuşulacak. Kocaeli konuşulacak, bunların üstünden atlanmasına izin vermiyoruz.
Neymiş efendim, Türkiye’de işçiler, emekçiler, yoksullar sağ partilere oy veriyormuş. Bakın, bunu da değiştireceğiz. Bu nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Devlet olanaklarını ele geçirmiş bir çete, tarikatları cemaatleri ele geçirmiş onlar üzerinden siyaset yapıyorlar. İşçileri, emekçileri en kötü koşullarda, örgütsüz, uzun saatler boyunca güvencesiz, iş güvenliği olmadan düşük ücrete çalıştırıyorlar; medya olanaklarını ele geçirmişler, tarikatlarıyla kuşattıkları yetmiyormuş gibi oradan bir yalan rüzgarıyla, medya ablukasıyla sabah akşam ‘Vatan, Millet, Sakarya’ edebiyatı yapıp insanları yoksulluğa mahkum ediyorlar. Dini kullanarak, ülke sevgisini kullanarak insanları esir ettikleri bir düzenin devamlılığını sağlıyorlar.
“20 YILDIR YOKSULLAR DAHA YOKSUL, ZENGİNLER DAHA ZENGİN OLMADI MI?”
Biz buraya şunu anlatmaya geldik: Söz veriyoruz, kapı kapı, sokak sokak, mahalle mahalle gezeceğiz. Artık saklanamıyor, bu ara herkes yoksulluktan bahsediyor. Yahu yoksulluğumuzu bize anlatmanıza gerek yok, o yoksulluğun nedenini konuşacağız. Biz niye yoksuluz arkadaşlar? Çünkü birileri hak etmeden çok büyük servetler kazanıyor.
Binlerce işçi kardeşime buradan sesleniyorum: Sen AKP’ye, MHP’ye, Cumhur İttifakı’na oy veriyorsun. Peki bunların yönettiği ülkede son 20 yıla bir bak bakalım. Son 20 yıldır yoksul daha yoksul olmadı mı, zenginler daha zengin olmadı mı? Pandeminin bütün yükünü yoksullara yıkmadılar mı? Ekonomik krizin bütün yükünü yoksullara yıkmadılar mı? Biz anlamıyoruz ki, ‘Memleket büyüyor, Türkiye zenginleşiyor’ diyorlar, milyonlarca insan yoksullaşıyor. Peki biz nasıl büyüyoruz, nasıl zenginleşiyoruz? Demek ki Türkiye’nin tepesine çökmüş asalaklar hak ettiklerinden çok daha fazla kazanıyorlar. Bunu AKP, MHP, Cumhur İttifakı yapıyor, bunu bu düzen partileri yapıyor. Bizim oyumuzu alıyorlar, zenginlerin servetine servet katıyorlar. Onlar bizim dualarımızı seviyorlar, zenginlerin dolarlarını seviyorlar. Onlar bizim yanımıza gelip Filistin için ağlıyorlar, çocukları gidiyor İsrail’le ticaret yapıyor. Biz halkımızı bu ikiyüzlülere, bu sahtekarlara, bu yalancılara, bu düzenbazlara terk mi edeceğiz? Bu insanlar sağa oy veriyor diye terk mi edeceğiz? Yok öyle yağma. Öyle bir şey yapmayacağız.”
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler altın madeninde yaşanan zehirli liç kaymasının ardından gözaltına alınan sorumlular, İliç Hükümet konağına getirildi. Konağın önünde toplanan işçi ve işçi aileleri yöneticilerinin yerine madende çalışan personelin gözaltına alınmasına tepki gösterdi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde maden ocağında yaşanan zehirli liç yığını kaymasına ilişkin gözaltına alınan, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 8 şüpheli adliyeye sevk edildi. İliç Hükümet Konağı’nın önünde bir araya gelen işçiler ve göçük altında işçilerin yakınları, şirket yöneticilerinin yerine madende çalışan personelerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Madende çalışan işçiler, ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
“BİZİM İÇERİDE 9 CANIMIZ VAR. ÖNCE BUNLARA BİR ULAŞALIM, SONRASINI HESAPLAŞACAĞIZ İLLA Kİ”
Göçük altında kalan ve 18-20 yıldır madende çalışan bir işçinin yakını, “Emekli olmuştu, tekrar çalışıyordu. Daha önce sorun varmış, durdurulmuş sabahleyin diye duyduk. Duyduğumuz o. Belki de onlar ilk fırsatta duruma bakmaya giden kişiler olabilir. O anda zaten kopuyor, yoksa diğer işçileri hep çıkarmışlar” dedi.
Hüseyin Dursun isimli bir işçi yakını, “Bizim içeride 9 canımız var. Önceliğimiz budur. Önce bunlara bir ulaşalım, sonrasını hesaplaşacağız illa ki. 5 tanesi akrabamız. Bilgilendirmeler var ama sizin de gördüğünüz gibi çok ciddi bir toprak kayması var. Ulaşılmakta zorluklar var. Yer tespiti çok zor” ifadelerini kullandı.
“301 MADENCİ ÖLDÜ DE NE OLDU? BENİM GİBİ KONUŞUYOR DİYE ADAM TEKME YEDİ, BELKİ BEN DE TEKME YİYECEĞİM”
Uğur Yıldız isimli işçi yakını ise şöyle konuştu:
“Yetkililer bunun olduğunu bildiği halde bile bile yaptılar. Zaten bizim hükümetimizin her yaptığı aynıdır. Madende göçük olur, bilirler onun ne olduğunu ama bir şey yapmazlar. Son safhaya getirirler, orada nasıl olsa ölen olsun onların değil. Keşke onlar da yakınlarını kaybetseler de empati kursalar. Bu ne kadar acı bir şey biliyor musunuz? Şu an toprağın altından çıkıp çıkmayacağı bile belli değil. Kimyasal madde. İnsanları kandırıyorlar.
Amcamın torunu, gencecik çocuk. Önlemini almayan bir hükümete bu soruların sorulması lazım. Bu madeni verdiyse önlemini de o alacak. 2 yıldır bu kaymanın olduğu söyleniyor. 2 ay önce profesörün biri uzaktan kamerayla çekmiş, ‘Burada yarıklar var, buraya önlem alın’ demiş, adamı kovalamışlar. Bile bile insanları ölüme gönderiyorlar. O toprağın oraya konulup da bir gün aşağı ineceği herkes tarafından bilinir. Şimdi amcamızın oğlunu geri getirsin bakalım. Ben inanıyorum ki onun ölüsünü bile bulamayacağız. Kimyasal madde bu, ölüm saçıyor. Çıkana kadar buradayız, çıkıp çıkmayacağı da belli değil. Kuşadası’ndan geliyorum, hepimiz perişanız. Bizim perişanlığımız önemli değil, onlardan bir haber alsak. Ölüyse en azından mezarını yaparız.
Polis ve jandarmalar bırakmadılar. Neden? Görüntü alınmasın, bilinmesin diye. Bu hep böyle olmuştur. Önlem alınmaz, olay olur, ondan sonra kimseyi bırakmazlar, barikat çekerler. Gidemiyoruz, orada yatıyor ama ulaşamıyoruz. O alanı bir görebilsek yine içimiz soğuyacak, diyeceğiz ‘Tamam burada.’ Ama öyle bir şey de yok. Hukuki süreci başlatacağız. Başlatacağız da ne olacak? Bu ülkede hukuki süreçler hep olmuş, kime ne oldu? 301 madenci öldü ne oldu? Adam tekme yedi. Böyle benim gibi konuşuyor diye tekme yedi, belki ben de şimdi tekme yiyeceğim. Bu ülkede mağduru o hale getirenler yükseliyor.”
“İNSANLARI İŞLERİYLE, TİCARETİYLE TEHDİT EDİYORLAR. SİYASİ BASKI VAR”
Gözaltına alınan bir ustabaşının kuzeni, “İdari ve teknik sorumlular öne çıkmıyor. Oradaki ustabaşının bu konuda verebileceği etkisi ve yetkisi nedir ki acaba? Aynı cenderenin içinde dönüp dolaşıyoruz. Bu konuda yetkililerin açıklama yapmasını biz istiyoruz, en çok biz bunu istiyoruz ama kimse öne çıkıp bir açıklama yapmıyor” diye konuştu.
Faciada yakınları göçük altında kalan İliç’te esnaflık yapan bir yurttaş, insanların sessizliğine dikkat çekerek ANKA’ya şunları söyledi:
“Kimisi işinden korkuyor, kimisi akrabasından korkuyor kimse konuşmuyor ki. Göçük altında akrabalarımız var şu anda sadece acıları paylaşıyoruz. Başka bir şey yok. Konuşan hep dışarıdan gelen yabancılar buranın yerlisinden konuşan, madeni suçlayan kimse yok. İşlerinden korkuyorlar. İnsanları işleriyle, ticaretiyle tehdit ediyorlar. Siyasi baskı var.”
İliç’te yaşayan bir yurttaş da facia sonrası sessiz kalanlara ilişkin, “Sebze, meyve yok. Maden bitirdi burayı. Para seni kurtarmaz. Hayatım gidiyor, haberleri yok bunların. Ne Binali Yıldırım ne diğerleri hiçbiri görünmedi bana. Öldü gittiler, cenazeleri de bulunmuyor. Evlerine gidemiyorum, onlar ağlıyor, ben ağlıyorum. Ben İliç’te yaşıyorum, maden ve baraj aldı benim evimi, yurdumu. Evim falan kalmadı, maden ve baraj batırdı beni. Benden başka kimse konuşamaz, para derdindeler” ifadelerini kullandı.
Facianın olduğu madende işçi olarak çalışan Sabri Kılıç, yaşananlara dair; “İhmal olmasaydı 10 milyon metreküp malzeme çöker miydi? Fark edildiğinde işi durdurma olsaydı bu kadar olmazdı. Siyanürlü alanda çalışmayı kim ister. Şu anda sızıntı her yere yayılmış. İçeriden öyle bilgi geliyor. Şu anda beklemede kalın diyorlar. AFAD lüzum görürse sizi çalışma alanına alırız’ diyorlar” dedi.
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Anagold şirketine bağlı altın madeninde 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Emekli işçi Muzaffer Güzer, “Burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz” diyerek tepki gösterdi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat Salı günü saat 14.30 civarında Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması meydana geldi. 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler, İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. ANKA Haber Ajansı’na konuşan emekli işçi Muzaffer Güzer, şunları kaydetti:
MUZAFFER GÜZER: “BİZİM GİBİ BİR ARKADAŞIMIZ, BURADA ÇALIŞMIŞ, ONUN BİR SUÇU YOKTU BENCE”
“Buradaki halkımız çalışacak elbet burada, herkes faydalanacak. Yeraltı kaynaklarından ülkemiz faydalanacak, biz de istiyoruz tabii. Benim kardeşlerim, ben, herkes burada, arkadaşlarımız burada. Çalışıyoruz ve ekmeğimizi kazanıyoruz. Burası daha önce hayvan bölgesiydi, küçükbaş hayvancılıkla uğraşılıyordu. Bu insanlara vaat verilerek burada altı madeninin çok güvenli olduğunu söyleyerek burada bir maden sahası çalışması yapıldı ve 2000’li yıllarda açıldı. Daha sonra 2010 yılında başlatıldı. Çöpler köyünde başlayan maden ayrıştırma ve sahası ile ilgili fabrika yapıldı. Daha sonra peyderpey Sabırlı köyüne kadar taştı. Fakat süreçte her zaman şöyle şeyler yaşandı, ihmalin olduğunu hep gördük.
Yıllar sonra Sabırlı köyü sınırları içinde, köye yaklaşık 500-700 metre yakınlığında bir sülfürik asit barajı yapıldı. İnsanların hayatı bu kadar hiçe alındı. Daha sonra peyderpey Yakuplu köyüne doğru çevrildi. 2 yıldır da ilçe sınırları içerisine taşındı.
Tamam, madenlerimiz çalışsın ama insanların yaşam alanına bu kadar müdahil olunmasın. Biz mahalleden, patlatma olduğu zaman binalarımız patlamış, hastalarımız var, sakatlarımız var, bazen bağırıyorlar. Bu kadar duyarsızlık olabilir mi? Kazım Karabekir Mahallesi’ne hemen 300 metre ilerisine şimdi gidip bakabilirsiniz. Şu tepenin arkası yontuluyor. Bizim hayatımız neden bu kadar ucuz? Biz bunu söylemeye çalışıyoruz.
Örnek veriyorum; Sabırlı köyü, Çöpler köyü çıkartılsın, güvenli bir alana taşınsın elbet çalışılsın. Ama neden bizim hayatımız bu kadar ucuz? Birileri sürekli yukarıdan seyrediyor. Bugün ilçemizde bizim arkadaşlardan biri tutuklanmıştı. Bizim gibi bir arkadaşımız, burada tecrübe edinmiş, burada çalışmış, onun bir suçu yoktu bence. Neden? Bütün denetimler buraya geliyor, 135 tane denetim buraya geliyor, burada çay içmeye gelip gidiyorlar. Nasıl bir denetim yapılmış, bunu bilmiyoruz. Ancak bizim burada çalışan, bizim gibi ekmek sahibi olmak isteyen bir insan bugün tutuklanıyor ama bugün ÇED raporunu yazanlar, ilçe sınırlarının içerisinde patlama olduğu halde, binalarımız sarsılıyor, çatlak olduğu halde bütün yetkililer seyirci kalıyorsa bunun vebali kime işlenecek?
“NEDEN BU KADAR UCUZ OLDUK Kİ BİZ?”
Abdullah Paşa Mahallesi’nde, benim oturduğum evin 100 metre ilerisinde sürekli patlama yapıyorlar. Benim annem yaşlı, sürekli bağırıyor. Hangi yetkiliye söylersek, ‘Sesini etmeyin, susun’. Peki burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz.”
Bir diğer emekli işçi Şerif Güler ise şöyle konuştu:
ŞERİF GÜLER: “ONLAR BENİM ÇOCUKLUK ARKADAŞLARIM, BERABER HAYVANCILIK YAPIYORDUK”
“Ülkemizin yeraltı kaynakları ülkemizde kalsın. Ne işi var Kanadalı adamın burada, benim toprağımda? Ben orada canlarım toprağın altında. Bir de haberlerde çıkmış diyorlar ki, ‘Onlar bilirkişilermiş de kontrol amaçlı gitmişler.’ Onlar benim çocukluk arkadaşlarım, beraber hayvancılık yapıyorduk. Onlar ilkokul mezunu adamlar, ne yetkisi varmış?
Beyaz yakalısınız da, bilmem amir yapmışız da. Gönderdiniz şimdi toprağın altında o çocuklar.
Ben güvenlik olarak lojman bölgesinde çalışıyordum. Arkadaşlarımızdan duyuyordum.
Saha içinde çalışan arkadaşlarımın hepsine de belge imzalatmışlar. Mesela, işten çıkarılanların hepsinin ifadesinin alınması lazım. Niye işten çıkarıldın kardeşim sen?”
GÜZER: “BİZİ DE TUTUKLAYIN, SORUMLU BİZİZ. ÇÜNKÜ BİZ ÇALIŞIYORUZ BURADA”
Güzer, işçilerin tutuklanmasına ise “Buradaki bir vatandaşımız tutuklanıyor, sorumlu olarak, o zaman bizi de tutuklayın, sorumlu biziz. Çünkü biz çalışıyoruz burada. Nasıl olacak, ben anlamadım” diyerek tepki gösterdi.
]]>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin “Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır” açıklamasını yaptı.
Türk Tabipleri Birliği, Erzincan’ın İliç ilçesinde maden faciasının yaşandığı bölgede incelemelerde bulundu. Koruyucu güvenlik ekipmanlarıyla bölgeye gitmelerine rağmen alana alınmadıklarını belirten TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, faciaya ilişkin şunları söyledi:
“BURADA KONU SADECE SİYANÜR DEĞİL SÜLFÜRİK ASİT”
“Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır. TTB çok uzun süredir bu madenle ilgili uyarılarını yaptı, raporlarını yayınladı. Sadece halk sağlığı değil işçi sağlığı ve iş yeri hekimliği kolumuz da çalışmalar yaptı. Yine Sivas ve Erzincan Tabip Odamız, bizim halk sağlığı kolu başkanımız burada davalara katıldı ve orada raporlarımızı sunduk. Burada konu sadece siyanür değil sülfürik asit. Çünkü kaymanın olduğu bölge sülfürik asit havuzuna yakın ve işçilerimizin altında kaldığı balçık türü toprak. Sülfürik asit akciğerler ve mukoza için son derece zararlı tahriş edici bir asittir.
Siyanür ve sülfürik asidin toprağa ve derin sulara sızması nedeniyle yağışla beraber Fırat suyuna kavuşmama ihtimali yok. Bu bölgesel bir ekosistem sorunu yaratacaktır. İleride balık kültürlerinde ya da balık üretiminde nasıl azalma olduğunu göreceğiz. Bu madencilik burada başlamış başlayalı küçükbaş hayvancılık da bile 300 binlerden başlayan üretim 40 binlere kadar düştü bu da halkın gıda açısından sağlığını ilgilendiriyor.
Yine bu bölge turna kuşlarının göç alanı. Bu göçün artık gerçekleşmediğini görüyoruz. Bu ekosistemdeki bozukluklar domino taşı gibi insanlara sağlıksızlık olarak geri dönecek. Bitki florasının, böcek faunasının bozulması bunların hepsinin ekosistem etkileri insanların sağlığını etkileyecektir.
Fırat diğer ülkeleri de ilgilendiren bir nehir bu uluslararası bir soruna da yol açacak. Suriye de bu sudan yararlanıyor. Eğer siyanür karışırsa bu bölgede balıkçılığı ve sulamaya bağlı diğer gıdaların üretimlerini etkilerse bu da ayrı bir uluslararası halk sağlığı sorunu olacak.”
“İÇERİ ALINMAMA KONUSU SON DERECE ALIŞTIĞIMIZ BİR TAVIR ANCAK UYGAR VE DEMOKRATİK BİR KÜLTÜR DEĞİL”
Bulut, felaketin yaşandığı bölgede oluşan tehlikeye rağmen maske dahil koruyucu tedbir alınmamasına yönelik yönelik soruyu, şöyle cevapladı:
“Bizi alana yaklaştırmadılar. Biz koruyucu güvenlik ekipmanlarımızla birlikte gelmiştik. Eğer alana yaklaşabilseydik 500 metre kadar en azından orada sülfürik asit kokusunun ne kadar kesafetli olduğunu ve işçilerimizin, çevredeki insanların nasıl etkilenebileceğini gözlemleme imkanımız olabilirdi. Ama maalesef bizim, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin bu alandaki bilimsel nesnel gözlemlerinin raporlaştırılmasını istemiyorlar. Çok yakın zamanda bizim halk sağlığı kolumuz ve işçi sağlığı ve iş yeri hekimleri kolumuz da burada bir değerlendirme raporu yayınlayacaklar. Bu raporlarda da bütün ayrıntılarıyla çıkabilecek sorunlar ve ne yapılması gerektiğini belirteceğiz.
Göçük alanının çok yakınına girilmesi zaten güvenlik açısından sakıncalı onu biz arzu etmiyoruz ama en az 500 metre kadar yaklaştırılıp orayı gözlemlememiz hatta oradaki kriz koordinasyon merkeziyle, oradaki işçilerle çalışanlarla görüşmemiz çok uygun olurdu. Örneğin sağlık çalışanları içeride hangi koşullarda çalışıyorlar. Bu TTB olarak bizi ilgilendiriyor. İçeri alınmama konusu son derece alıştığımız bir tavır ancak uygar ve demokratik bir kültür değil.”
Göçük altındaki işçilerin yaralı olarak çıkarılmaları durumunda civarda tam teşekküllü bir hastane bulunmamasını ise Bulut, şu sözlerle yorumladı:
“Burada solunum sorunları çok büyük sorun olacağı için ortopedi travmatoloji sorun olacağı için hastanelerde bunların eksikliğini gözlemleyebiliyoruz. İliç küçük bir ilçemiz ve hastanesi de yetersiz. Yakın yerlere götürülecektir çıkarıldıklarında. Bu sadece İliç’in sorunu değil Sivas ve Erzincan’ın bir çok ilçesinde benzer sorunla karşılaşıyoruz. Buraya 1,5 saat mesafede Erzincan Üniversitesi Hastanesi, 2,5 saat mesafede Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin hastanesi var ancak umarız ki canlı kurtulurlar çünkü dediğim gibi hem oksijensizlik sorunu yaşayacaklar hem sülfürik asidin akciğerler üzerindeki travmasını yaşayacaklar. İşçilerimizin sağlıkla kurtulmasını canla başla istiyoruz. Şöyle bir baskı olduğunu da biliyoruz konuşursanız işinizi kaybedersiniz ya da ileride işe alınmanız engellenir diye korku ikilimi yaratılmaya çalışılıyor. Bunlar doğru davranışlar değildir yurttaşlarımızı işsizlikle korkutmalarına gerek yok.”
]]>Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 195 sayfalık iddianamenin, Bartın Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmesiyle 25-28 Nisan, 3-5 Mayıs, 24-25 Temmuz, 16-18 Ekim ve 15-17 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen duruşmaların ardından davanın altıncı oturumu başladı.
Bartın Adliyesinde özel olarak oluşturulan salondaki duruşmaya, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, müştekiler, patlamada hayatını kaybedenlerin yakınları ile taraf avukatları katıldı.
Adliye içinde ve çevresinde kolluk kuvvetlerince geniş güvenlik önlemi alındı.
Duruşmada, 13 tanığın dinlenilmesine devam edilecek.
Nisan ve mayıs aylarında iki celse ve 7 gün süren duruşmalarda tutuklu ve tutuksuz sanıkların, 4-25 Temmuz’da müşteki ifadeleri alınmış, 16-18 Ekim ve 15-17 Kasım’da ise 145 tanık dinlenilmişti.
Eski genel müdür ve yardımcısı hakkında soruşturma izni
Öte yandan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, patlamaya ilişkin Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) eski Genel Müdürü Kazım Eroğlu ile eski Genel Müdür Yardımcısı İsmail Güner hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla soruşturma izni verdiği öğrenildi.
İzin yazısının ardından Amasra Cumhuriyet Savcılığınca “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla hazırlanan iddianame, Bartın Ağır Ceza Mahkemesine sunulacak.
İddianamenin, yürütülen mevcut yargılama dosyasına eklenip eklenmeyeceğine mahkemenin incelemesinin ardından karar verilecek.
Duruşma öncesi adliye önünde açıklama yapan TBMM Başkanvekili ve CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, sürecin toplumun hafızasından silinmemesi için ne yapılması gerekiyorsa yapacaklarını, dava sürecini de yakından takip edeceklerini söyledi.
Süreç
Bartın’ın Amasra ilçesindeki TTK Amasra Müessesesine ait maden ocağında 14 Ekim 2022’de saat 18.15 sıralarında meydana gelen patlamada 41 işçi hayatını kaybetmiş, 11 işçi yaralanmıştı. 1 işçi sevk edildiği hastanede 4 Kasım 2022’de, 1 işçi de 5 Nisan’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmişti.
Amasra Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında aralarında TTK Amasra Müessese Müdürü Cihat Özdemir’in de bulunduğu 24 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Şüphelilerden TTK Amasra Müessese Müdürü Cihat Özdemir, Müessese Müdür Yardımcısı Salih Atmaca, İşletme Müdürü Selçuk Ekmekci, İş Güvenliği ve Eğitim Başmühendisi Volkan Soylu ve Başmühendis Mehmet Tural ile kartiyelerden (birkaç üretim ünitesinden oluşan ocak) sorumlu maden mühendisleri Levent Aydın ve İbrahim Hakan Mengeş ile Emniyet Mühendisi Şahan Kahraman “bilinçli taksirle birden fazla insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olmak” suçundan tutuklanmış, 4 şüpheliye adli kontrol hükümleri uygulanmış, şüphelilerden 3’ü çıkarıldıkları hakimlikçe, 9’u savcılık sorgularının ardından serbest bırakılmıştı. Bu şüpheliler arasında yer alan bir kişi hakkında da soruşturma sürecinde takipsizlik kararı verilmişti.
İddianamede, tutuklu sanıklar Özdemir, Ekmekci, Soylu ve Tural hakkında 42 kez “olası kastla öldürme” suçundan toplam 840 yıldan 1050’şer yıla kadar, 4 kez “olası kastla yaralama” suçundan da 4 yıl 16 aydan 12’şer yıla kadar hapis talep ediliyor.
Bu 4 sanığın iki suçtan toplam 844 yıl 16 aydan 1062’şer yıla kadar hapsi istenen iddianamede, diğer 4’ü tutuklu 19 sanığın ise “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl altışar aya kadar hapsi isteniyor.
Mahkeme heyeti, 28 Nisan’daki duruşmada açıkladığı ara kararda, müessese müdür yardımcısı Salih Atmaca’nın adli kontrol şartıyla tahliyesine, diğer 7 sanığın tutukluluk hallerinin devamına karar vermişti.
]]>TÜRKİYE’de 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde Antalya’nın en büyük ilçelerinden Konyaaltı’nda CHP’nin adayı, Büyükşehir Belediyesi’nde işçi olarak çalışan Cem Kotan oldu. Siyasetin zenginlikle bağdaştırılmasına karşı olduğunu söyleyen Kotan, “1 arabam var, onunla işe gidip geliyorum, çocuğumu kreşe götürüyorum. Bu hayatımda çok mutluyum ve böyle de kalacak” dedi.
31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde, Antalya’nın birçok ilçesinde partilerin adayları belli olmaya başladı. Kentin en büyük ilçelerinden olan, 2019’da gerçekleştirilen yerel seçimlerde CHP’nin adayı Semih Esen’in yüzde 66,85, AK Parti’nin adayı Gaye Doğanoğlu’nun yüzde 30,86 oy aldığı Konyaaltı’nda CHP’den 21 kişi başkan adayı olmak için başvurdu.
Konyaaltı ilçesinde belediye başkanlığını 4 dönemdir kazanan CHP, adaylarının Cem Kotan olduğunu açıkladı. Açıklamanın ardından kentin en çok konuşulan ismi haline gelen Kotan, hakkında yapılan paylaşımlar ve çıkarılan sahte dava belgeleriyle bir süre gündemden düşmedi. Daha önce Muratpaşa Belediyesi meclis üyeliği yapan Kotan, son olarak Büyükşehir Belediyesi’nde işçi olarak çalışıyordu. Adaylığının açıklanmasının ardından görevinden istifa eden Kotan, seçim çalışmalarına başladı.
2004 yılından bu yana siyasetin içinde olduğunu söyleyen Cem Kotan, “Partide farklı görevler alıp 2014 yılında belediye meclis üyesi seçildim. Bu süreçte Adalya Vakfı’nın müdürlüğünü yapıp, engelsiz çocukların eğitmenliğini yaptım. Kendi isteğimle çocuklarımızla müzik eğitmenliği yaptım. 2019’da ayrıldıktan sonra Büyükşehir Belediyesi’nde işçi olarak çalışmaya başladım. Orada da kadınlarımızla ilgili projelerin içerisinde yer aldım. Yerel seçim sürecinde de aday adaylık başvurumu yaptım. Genel başkanımızın, parti meclisimizin kararıyla aday gösterildim” dedi.
‘EŞİM TELEVİZYONDAN ÖĞRENDİ’
Adaylığı açıklandıktan sonra eşi Demet ve oğlu Can Ali ile mutluluk yaşadıklarını belirten Kotan, “Aday olduğumun haberini eşime veremedim. Eşim televizyondan öğrendi. 1 saat sonra telefonla görüşebildik. Çok değerli aday adayı arkadaşlarımız vardı. Partimizin bizi tercih etmesi çok kıymetli. Böyle bir hayalim vardı. Meclis üyeliği yaptım, birim sorumluluğu yaparak projelerin içerisinde yer aldım. Bunlar benim için tecrübeydi. Adaylık başvurumu da bu hayalle yaptım. Tecrübelerimi başkanlıkla yoğurmak istiyorum. Halkımızla paylaşmak istiyorum. Kadınlar, çocuklar, engellilerle ilgili birçok projede yer almak bir kazanımdı. Bu kazanımları halkımızla paylaşacağım” diye konuştu.
‘İŞÇİYİM VE BUNDAN ÇOK MUTLUYUM’
Hayatında bir değişiklik yapmak istemediğini söyleyen Kotan, “İşçiyim ve bundan çok mutluyum. Belediyede bu hizmeti yaparken elimden geleni layıkıyla yaptım. Ben siyaset yapmanın zenginlikle bağdaştırılmasına karşıyım. Bunun en büyük kanıtı benim. Siyaseti halk için yapanların ekonomik gücü çok kuvvetli olmak zorunda değil. Hayalleri, amaçları, idealleri olanlar bunları yapabilir. Partimiz bu fırsatı bize verdi. Bu bir fırsat eşitliğidir. 1 arabam var, onunla işe gidip geliyorum, çocuğumu kreşe götürüyorum. Bu hayatımda çok mutluyum ve böyle de kalacak. Hayatımı geride bırakmayacağım. Pazara, markete kendim gidiyorum, çocuğumu kreşe kendim götürüyorum. Bunlar bu şekilde devam edecek. Ne kadar çalışmak gerekiyorsa çalışacağım ama hayatımdan vazgeçmeyeceğim” dedi.
‘YILLARDIR GİTAR ÇALIYORUM’
Konyaaltı’nda bugüne kadar çok başarılı isimlerin başkanlık yaptığını söyleyen Kotan, “Ben bu bayrağı devralarak taşımak istiyorum. Çoğaltılması gereken hizmetler var. Kreşlerin çoğaltılması lazım, engellilerle alakalı çalışma alanlarının yapılması lazım. Kadınların iş dünyasına katılması ile ilgili çalışmalar yapacağız. Konyaaltı’nı daha güvenli bir yer haline getirmek istiyoruz. Ben yıllardır gitar çalıyorum, özel çocuklarımızla, ritim gruplarıyla çok güzel konserler vermiştik. Konyaaltı’nı müzik ve sanatla buluşturacağız. Sanatın her alanında Konyaaltılılar kendini bulacak” diye konuştu.
]]>Protokol imza törenine, Belediye Başkanı Mustafa Sadık Kaya, Belediye Başkan Yardımcıları Ahmet Gürses, Ahmet Özbek, Cabir Sağlam, Özgür Algın ve Güven Çeker’in yanı sıra Türk Yerel Hizmet Sen Başkan Yardımcısı Cavit Yıldırım, Türk Yerel Hizmet Sen İl Temsilcisi Cemal Temel, Türk Yerel Hizmet Sen İşyeri Temsilcisi Bahadır Fakuç, Belediye İş Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Kemal Kazak, Belediye İş Sendikası Eskişehir Şube Başkan Yardımcısı Cengiz Alpkaya Belediye İş Sendikası İşyeri Temsilcisi Fatih Adıgüzel Belediye İş Sendikası İşyeri Temsilcisi Erkan Aydın, Belediye İş Sendikası İşyeri Temsilcisi Zeynel Akkoç katıldı.
“AMACIMIZ ÇALIŞANLARIMIZIN ENFLASYON KARŞISINDA DAHA GÜÇLÜ DURMALARINI SAĞLAMAKTIR”
Belediye Başkanı Mustafa Sadık Kaya, programda yaptığı konuşmada amaçlarının çalışanların enflasyon karşısında daha güçlü durmalarını sağlamak olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“İşçi çıkaran yönetimden, biz diyen ve sizlerden biri olan yönetimle çalışmaya hazır mısınız? Bugün Belediye bünyesindeki şirketimiz ve kadrolu çalışan işçilerimize yüzde yüz zam, sosyal yardım yüzde 300 zammını duyurmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu zamla birlikte şehit ve gazi yakınlarımıza yüzde 10 daha fazla zam yaparak onların öz verişli duruşlarına katkı sağlamak istiyoruz. Enflasyon karşısında hiçbir arkadaşımızın ezilmemesi için elimizden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğiz. Ayrıca sözleşmeli ve kadrolu memur arkadaşlarımızın sosyal denge tazminatlarını en üst tavandan yani yüzde 20’ye çıkararak, enflasyon karşısında daha güçlü durmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Almış olduğumuz bu zam kararları sizlere ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum.”
“BAŞKANIMIZ VE BAŞKAN YARDIMCILARIMIZA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM”
Belediye İş Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Kemal Kazak ise yapılan zam oranları dolayısıyla Başkan Mustafa Sadık Kaya ve Başkan Yardımcılarına teşekkür ederek, “Bildiğiniz üzere yaptığımız toplu iş sözleşmelerinde enflasyondan kaynaklı hep bir erime oldu. Başkanımız da göreve geldiği andan itibaren bu görüşmeleri yaptığımızda bu serzenişimize kulak verdi ve büyük bir çalışma başlattı. Bütün başkan yardımcısı arkadaşlarımızla birlikte bunu yaptı. Biz ki, kim emekten ve emekçiden yanaysa kim emekçiye saygı duyuyorsa her zaman için baş tacıdır. Bundan dolayı Başkanımız ve Başkan Yardımcılarımıza çok teşekkür ediyorum. Almış olduğumuz kararların hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” diye konuştu.
Türkiye Hizmet Sen Eskişehir, Sakarya, Bilecik Şube Başkan Yardımcısı Cavit Yıldırım da yapılan düzenlemeden duyduğu memnuniyeti belirterek, Belediye Başkanı Mustafa Sadık Kaya’ya teşekkür etti.
Konuşmaların ardından Başkan Mustafa Sadık Kaya ve Belediye İş Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Kemal Kazak arasında hazırlanan protokol imzalandı.
Program, çekilen hatıra fotoğrafları ile sona erdi.
]]>CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, TBMM Genel Kurulu’nda AKP iktidarın ekonomi politikasını eleştirdi. Kısa çalışma ödeneği, işşizlik fonu, emekli maaşları ve zam konuları hakkında konuşan Akay’ın açıklamaları şöyle:
“ÜÇ YILLIK SÜRENİN KONULMASI SİGORTA MANTIĞI AÇISINDAN TARAFIMIZDAN DA DOĞRU BULUNMAMIŞTIR”
“Kısa çalışma ödeneğine hak kazanmadaki gereken prim ödeme süreleriyle ilgili bir indirim; 600 günden 450 güne indiriliyor. Yine, burada bir üç yıllık süre şartı koşuluyor, bu üç yıllık sürenin konulması sigorta mantığı açısından tarafımızdan da doğru bulunmamıştır, bu sürenin kaldırılması gerektiğini buradan özellikle ifade ediyoruz. Yine, özel sektör işverenlerine yeni işçi istihdamıyla ilgili verilen desteklerle ilgili sürenin, işveren desteğiyle ilgili sürenin, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan verilen destekle ilgili sürenin 31/12/2025 tarihine kadar uzatılması bu kanunla sağlanıyor. Yine, 2026 yılı sonuna kadar da Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Daha önceki torba yasalarda da -bu, mini torba yasası ama yine bir torba yasa- Cumhurbaşkanına verilmiş yetkilerden bahsetmiştik. Bu, kanun oluşturma metnine de aykırı, Anayasa’ya da aykırı bir durum.
“İŞSİZLİK FONU, İŞVERENE DESTEK FONU HALİNE GELMİŞ “
Yani İşsizlik Sigortası Fonu’nun karşılanması durumu var. Burada biliyorsunuz sigortayla ilgili pozisyonlarda, durumlarda -işsizlik sigortasıyla ilgili- bunun genelde istihdamın artırılmasına yönelik kullanılması gerekir; işsiz kalınması durumunda sigortalının gelirden mahrum olmamasıyla ilgili bir fondur bu ama baktığımız zaman uygulamada bunun böyle olmadığını görüyoruz işverene destek fonu haline gelmiş gerçekten. İşverene verilen desteğin 39 milyarları bulduğunu, işçilere verilen desteklerin de 21 milyar civarında olduğunu gördük. İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken para aralık sonu itibarıyla 196 milyar lira; gerçekten çok ciddi bir tutar bu ama baktığımız zaman uygulamada doğru alanlara ne kadar kullanıldığıyla ilgili bir soru işareti hepimizin kafasında oluşuyor. Tabii ki işverenlere de destek verilmesi gerekir kesinlikle ama bunun ayrı bir merkezi bütçeden yani genel bütçeden karşılanması, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ilgili ödeneklerin ayrılması ve bunun üzerinden yürünmesi gerektiğini de özellikle buradan ifade etmek istiyoruz.
“EMEKLİNİN, İŞÇİNİN, SABİT GELİRLİNİN BU TUTARLA GEÇİNMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
Tabii ki bu kanun maddesinin, daha doğrusu teklifin en önemli konularından biri de emeklilerle ilgili konu, en düşük emekli aylığının 7.500 TL’den 10 bin TL’ye çıkarılması konusu. Bu gerçekten çok yetersiz bir tutar. Asgari ücretin 17 bin TL olduğu bir ortamda, açlık sınırının 14 bini geçtiği, yoksulluk sınırının 47 binin üzerine çıktığı bir ortamda emeklinin, işçinin, sabit gelirlinin bu tutarla geçinmesi mümkün değil. Biz teklifte, Plan ve Bütçe Komisyonunda özellikle önergemizi verdik, en düşük emekli aylığının en az asgari ücret tutarına çekilmesini ifade ettik. Bu, bizim olmazsa olmazımız, burada tekrar bu konu üzerinde ısrar ediyoruz.
“KEŞKE DAHA ÖNCE BU KADAR UĞRAŞILMADAN ARTIRILSAYDI”
Şimdi, yine kanun teklifinde görüşürken, biliyorsunuz, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin emekli aylıklarının düzenlenmesiyle ilgili yüzde 37,57 olarak gelmişti, daha sonra yüzde 42,57’ye çekildi; dün akşam itibarıyla da yüzde 49,25’e artırıldığı söylendi. Bu güzel bir uygulamadır, artırılması iyidir, keşke daha önce bu kadar uğraşılmadan artırılsaydı daha iyi olacaktı. 2024 Temmuz ayında eşitlenecek diye bu beklentiye girilmesi de doğru değil. Memur emeklisi olsun, işçi olsun, asgari ücretli olsun bunların hepsinin emekli aylıklarının makul bir seviyeye çekilmesi gerekiyor ve kaynakları da size ifade ettik, bu devletin bu imkanı, bu gücü var. Emeklimizin, işçimizin, esnafımızın, dar gelirlimizin yanında olmak zorundayız.”
]]>