TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca başkanlığında toplandı. Karaca, gündeme geçmeden önce 2 milletvekiline gündem dışı söz verdi. AK Parti Ankara Milletvekili Ahmet Fethan Baykoç, “Siyonizm sorunu, Filistin gerçeği” ve CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan “6 Mayıs 1972’de gerçekleştirilen idamların 52. yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan” konularında birer konuşma yaptı.

AK Parti Ankara Milletvekili Baykoç, bugün barbarlığın medeniyete, kutsal olmayanın kutsal olana, İsrail’in insanlığa ve insan haklarına savaş açtığını belirterek, “Siyonizm sorundur, Filistin gerçektir.” dedi.
CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının eylemleri nedeniyle değil fikirleri nedeniyle idam edildiklerini ifade ederek, “Deniz Gezmiş ve arkadaşları anayasayı ortadan kaldırdıkları için değil anayasa tam uygulansın dedikleri için idam edildiler.” diye konuştu.
GENEL KURULDA “1400 SENE” TARTIŞMASI
Akdoğan’ın, “Ey zalimler, ister kaymakam olun ister vali, ister hakim olun ister savcı, ister vekil olun ister bakan, boşa çiğniyorsunuz yalan dünyayı. 1400 senedir yapıyorsunuz bunu. Nesimi’nin derisini yüzerken yaptınız bunu. Hallac-ı Mansur’u asarken yaptınız bunu. Kubilay’ın başını keserken yaptınız bunu.” sözleri Genel Kurulda tartışmalara neden oldu.
AK Parti milletvekilleri, Akdoğan’ın “1400 senedir” sözleriyle ne demek istediğini açıklamasını istedi. AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, “1400 senedir demek bu ülkenin Müslümanlarına çok ciddi iftira ve hakaret etmek demektir.” diyerek, Akdoğan’ın özür dilemesini istedi. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması için o dönem Meclis’e bir kanun teklifi geldiğini anımsatan Usta, kanun teklifine CHP’den 28 milletvekilinin kabul oyu verdiğini anımsatarak, “O zaman bu idama evet oyu veren CHP’li 28 milletvekili utanmayacak da kim utanacak.” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına toplam 48 ret oyu verildiğini, bunlardan 47’sinin CHP oyu olduğunu söyledi. Bunların içinde İsmet İnönü ve Bülent Ecevit’in oylarının da olduğunu, bununla gurur duyduklarını ifade eden Günaydın, “273 kabul var. O kabulün içerisinde 28 CHP’linin de oyu var. O 28 CHP’linin 1972’deki oylarının doğru olmadığını buradan açıkça ifade ediyoruz. Bu 28 oyun dışında ‘evet’ diyen 273 oy kalkmış, kimin müktesebatından kimin geçmişini takip ediyor bunlar?” şeklinde konuştu.
BİRLEŞİME ARA VERİLDİ
AK Parti ve CHP milletvekilleri arasındaki tartışmanın devam etmesi üzerine TBMM Başkanvekili Karaca, birleşime ara verdi. Aranın ardından Karaca, milletvekillerine yerlerinden söz verdi. Bu sırada AK Parti ve CHP milletvekilleri arasında tartışmanın sürmesi üzerine Karaca, birleşime bir kez daha ara verdi. Tartışma arada da devam etti.
]]>Karaca, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde unutulmaz bir anı yaşadıklarını, Başkanlık Divanında ilk kez 3 kadın milletvekilinin yer aldığını söyledi.
Karaca, “Bu önemli tarihsel kilometre taşı, kadınların temsil gücünü ve cinsiyet eşitliğini ön plana çıkarıyor. Başkanlık Divanında 3 kadının bir araya gelmesi, kadınların seslerini duyurmasını sağlayarak toplumun her kesiminde eşitlik ve kapsayıcılık için örnek teşkil ediyor.” dedi. Karaca, bu tarihsel olayın, kadın temsilinin artışını, toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirme çabalarını destekleyeceğine inandığını dile getirdi.
TBMM Başkanvekili Karaca, gündeme geçmeden önce 3 milletvekiline gündem dışı söz verdi.
AK Parti Ankara Milletvekili Ahmet Fethan Baykoç, “Siyonizm sorunu, Filistin gerçeği”, DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar “Şanlıurfa’nın yerel sorunları” ve CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan “6 Mayıs 1972’de gerçekleştirilen idamların 52. yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan” konularında birer konuşma yaptı.
AK Parti Ankara Milletvekili Baykoç, bugün barbarlığın medeniyete, kutsal olmayanın kutsal olana, İsrail’in insanlığa ve insan haklarına savaş açtığını belirterek, “Siyonizm sorundur, Filistin gerçektir.” dedi.
CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının eylemleri nedeniyle değil fikirleri nedeniyle idam edildiklerini ifade ederek, “Deniz Gezmiş ve arkadaşları anayasayı ortadan kaldırdıkları için değil anayasa tam uygulansın dedikleri için idam edildiler.” diye konuştu.
Genel Kurulda “1400 sene” tartışması
Akdoğan’ın, “Ey zalimler, ister kaymakam olun ister vali, ister hakim olun ister savcı, ister vekil olun ister bakan, boşa çiğniyorsunuz yalan dünyayı. 1400 senedir yapıyorsunuz bunu. Nesimi’nin derisini yüzerken yaptınız bunu. Hallac-ı Mansur’u asarken yaptınız bunu. Kubilay’ın başını keserken yaptınız bunu.” sözleri Genel Kurulda tartışmalara neden oldu.
AK Parti milletvekilleri, Akdoğan’ın “1400 senedir” sözleriyle ne demek istediğini açıklamasını istedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, “1400 senedir demek bu ülkenin Müslümanlarına çok ciddi iftira ve hakaret etmek demektir.” diyerek, Akdoğan’ın özür dilemesini istedi.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması için o dönem Meclis’e bir kanun teklifi geldiğini anımsatan Usta, kanun teklifine CHP’den 28 milletvekilinin kabul oyu verdiğini anımsatarak, “O zaman bu idama evet oyu veren CHP’li 28 milletvekili utanmayacak da kim utanacak.” dedi.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına toplam 48 ret oyu verildiğini, bunlardan 47’sinin CHP oyu olduğunu söyledi. Bunların içinde İsmet İnönü ve Bülent Ecevit’in oylarının da olduğunu, bununla gurur duyduklarını ifade eden Günaydın, “273 kabul var. O kabulün içerisinde 28 CHP’linin de oyu var. O 28 CHP’linin 1972’deki oylarının doğru olmadığını buradan açıkça ifade ediyoruz. Bu 28 oyun dışında ‘evet’ diyen 273 oy kalkmış, kimin müktesebatından kimin geçmişini takip ediyor bunlar?” şeklinde konuştu.
AK Parti ve CHP milletvekilleri arasındaki tartışmanın devam etmesi üzerine TBMM Başkanvekili Karaca, birleşime ara verdi.
Aranın ardından Karaca, milletvekillerine yerlerinden söz verdi. Bu sırada AK Parti ve CHP milletvekilleri arasında tartışmanın sürmesi üzerine Karaca, birleşime bir kez daha ara verdi.
Tartışma arada da devam etti.
]]>Erbaş, bazı İslam ülkelerinin Ankara büyükelçileriyle, Diyanet İşleri Başkanlığının yemekhanesinde düzenlenen iftar programında bir araya geldi.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda konuşan Erbaş, Ramazan-ı Şerif’in başta İslam beldeleri olmak üzere yeryüzünde iyiliğe, güzelliğe, berekete ve selamete vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ettiğini söyledi.
Ramazan ayına maalesef Filistin’de yaşanan acıların yüreklerde açtığı derin yaralarla girildiğini belirten Erbaş, insanlığın kadim şehri, selam yurdu Kudüs’ün bugün hiç olmadığı kadar mahzun olduğunu, miracın mabedi, ilk kıble Mescid-i Aksa’nın daha önce hiç olmadığı kadar garip olduğunu kaydetti.
“Yıllarca açık hava hapishanesine dönüştürülen Gazze, bugün bütün dünyanın gözleri önünde benzeri görülmemiş bir vahşete sahne olmaktadır. Hiçbir kural ve ahlak ilkesi tanımayan siyonist katiller, aylardır Gazze’de soykırım suçu işlemektedir. Hukuk, ahlak, vicdan, tüm insani değerler Gazze’de enkaz altında kalmıştır.” ifadelerini kullanan Erbaş, tahrif edilmiş bir inancın, sapkın bir ideoloji ve kirli bir siyasetten beslenen siyonizmin bugün insanlık için en büyük tehdit haline geldiğini vurguladı.
“Dünya, yeni bir hukuk ve ahlakın inşasına muhtaçtır”
Bu tehdidi bertaraf edecek yeni bir uluslararası inisiyatife şiddetle ihtiyaç olduğunun altını çizen Erbaş, şöyle devam etti:
“Dünya, yeni bir hukuk ve ahlakın inşasına muhtaçtır. Zira bugün Gazze’de yaşananlar, mevcut haliyle uluslararası yapıların işlevsizliğini bütün açıklığıyla ortaya çıkarmıştır. İnsanlığı utandıran bu durumun bütün faillerini, destekçilerini, bir kez daha şiddetle telin ediyorum. İslam coğrafyalarında yaşanan zulüm ve trajedilere son verme sorumluluğu öncelikle Müslümanların omuzlarındadır. Gazze’nin, Kudüs’ün, Doğu Türkistan’ın ve dünyanın farklı bölgelerindeki mazlum ve mağdur insanların kurtuluşu, Müslümanların vahdetine bağlıdır. İyilikte yardımlaşmasına, dayanışmasına ve kötülüğe karşı yekvücut hareket etmesine bağlıdır. Zira İslam düşmanları, Müslümanların parçalanmış ve dağılmış görüntüsünden cesaret almaktadır. Ramazan ayının bu anlamda yeni bir uyanışa ve dirilişe vesile olmasını temenni ediyorum.”
“Vahdet ve kardeşliğimizi güçlendirmeye mecburuz”
Bugün insanlığın küresel boyutta devasa sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Erbaş, dünyanın bir kesimi müreffeh bir hayat yaşarken diğer kesiminin maalesef açlık, yoksulluk ve kıtlıkla mücadele ettiğini söyledi.
Yeryüzünün pek çok noktasından acı ve gözyaşı içerisinde feryatlar yükseldiğine işaret eden Erbaş, zıtlıkların, çelişkilerin ve tutarsızlıkların, insanları, toplumları ve devletleri çepeçevre kuşattığı bir döneme şahitlik edildiğini ifade etti.
Erbaş, “Bizim inanç ve medeniyetimizde, gözyaşının ırkına bakılmaz. Mazlumun, mağdurun dinine ve inancına bakılmaz. Açlık ve yoksulluk çekenin ten rengine bakılmaz. Arşı inleten çığlıkların dili sorgulanmaz. İnsan, hangi dine ve inanca mensup olursa olsun gözyaşı hep aynı akar. Yürekleri dağlayan feryatlar ister Müslümandan ister gayrimüslimden ister sarı tenliden ister siyah tenliden ister doğuludan ister batılıdan ister Gazze’den ister Ukrayna’dan yükselsin, hepsi aynı kalbin acısıdır, aynı yüreğin sızısıdır.” diye konuştu.
Başkan Erbaş, İslam’da insanın, insan olduğu için aziz ve hürmete layık olduğunu dile getirdi.
Hayat hakkını herkes için mukaddes kabul eden İslam’ın, bir insanın yaşamasına vesile olmayı, bütün insanlığı yaşatmak kadar önemli ve değerli gördüğünü vurgulayan Erbaş, yüce Allah’ın insan onurunu her şeyden üstün tuttuğunu emreden Maide Suresi’nden örnek verdi.
Erbaş, “Yaşanan tüm bu acılar ve trajediler karşısında inancımızın ve medeniyetimizin sesini tüm insanlığa duyurmalıyız. Müslümanlar olarak güçlü bir dayanışma bilinci geliştirmeli, haksızlık ve zulüm karşısında sesimizi hep birlikte yükseltmeliyiz. Aynı inancın ve medeniyetin mensupları olarak öncelikle kendi aramızdaki vahdet ve kardeşliğimizi güçlendirmeye mecburuz.” dedi.
“İlişkilerimizi her alanda en güçlü seviyeye taşımalıyız”
Yüce Allah’ın “Müminler ancak kardeştir” diye buyurduğunu ve insanlığın bu ilahi fermana kulak vermek zorunda olduğunu belirten Erbaş, şunları kaydetti:
“Şu bir gerçek ki Müslümanlar olarak bizler, bu şuurla hareket ettiğimizde, kardeşliğimizin gereklerini en güzel şekilde yerine getirdiğimizde daima tarihin öznesi olmuşuz. Bu bilinç ve duyarlılığı yitirdiğimizde ise maalesef coğrafyamız üzerinde emelleri ve hedefleri olanların tahakküm, istila ve işgallerine maruz kalmışız. Bu sebeple bizler, tüm farklılıklarımızı zenginlik görerek daha güzel bir gelecek inşa etme ideali etrafında kenetlenmeli ve daha büyük gaye ve hedeflere doğru hep birlikte yürümeliyiz. İlişkilerimizi her alanda en güçlü seviyeye taşımalıyız. İnanıyorum ki gücümüzü ve potansiyelimizi kullandığımızda sadece İslam coğrafyası için değil, bütün insanlık için barış, adalet, huzur, refah ve onurlu bir hayatın kapıları aralanacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bizler, bu anlamda dost ve kardeş ülkelerin misyonlarıyla işbirliği içerisinde çalışmaktan her zaman büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Aramızdaki istişareyi, işbirliğini ve tecrübe paylaşımını son derece önemsemekte, bunun geleceğimiz adına hayati öneme sahip olduğuna inanmaktayız.”
İftar programına, 42 ülkenin Ankara büyükelçisinin yanı sıra Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay, Diyanet İşleri Başkan Yardımcıları Selim Argun ve Kadir Dinç, Diyanet İşleri Başkanlığının üst düzey yöneticileri katıldı.
]]>Diyanet İşleri Başkanlığında, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, davetlerine icabet ettikleri için büyükelçilere teşekkür etti. Erbaş, 11 ayın sultanı mübarek Ramazan ayında İslam ülkelerinin büyükelçileri ile bir arada olmaktan dolayı büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade etti.
“Mescid-i Aksa hiç olmadığı kadar gariptir”
Ramazan ayına maalesef Filistin’de yaşanan acıların yüreklerde açtığı derin yaralar ile girildiğini aktaran Erbaş, “İnsanlığın kadim şehri, selam yurdu Kudüs, bugün hiç olmadığı kadar mahzundur. Miracın mabedi, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa, daha önce hiç olmadığı kadar gariptir” dedi.
Yıllardır açık hava hapishaneye dönüştürülen Gazze’de dünyanın gözü önünde benzeri görülmemiş bir vahşetin yaşandığına dikkati çeken Erbaş, Siyonist katillerin aylardır soykırım suçu işlediğini kaydetti.
“Siyonizm en büyük tehdittir”
Hukuk, ahlak, vicdan ve tüm insani değerlerin Gazze’de enkaz altında kaldığını belirten Erbaş, “Tahrif edilmiş bir inanç, sapkın bir ideoloji ve kirli bir siyasetten beslenen Siyonizm, bugün insanlık için en büyük tehdit haline gelmiştir. Bu tehdidi bertaraf edecek yeni bir uluslararası inisiyatife şiddetle ihtiyaç vardır” ifadesini kullandı.
“Failleri ve destekçileri şiddetle telin ediyorum”
Dünyanın yeni bir hukuk ve ahlak inşasına ihtiyacı olduğuna işaret eden Erbaş, “Zira bugün Gazze’de yaşananlar, mevcut haliyle uluslararası yapıların işlevsizliği bütün açıklığıyla ortaya çıkarmıştır. İnsanlığı utandıran bu durumun bütün faillerini, destekçilerini, bir kez daha şiddetle telin ediyorum” diye konuştu.
“Mazlum ve mağdur insanların kurtuluşu, Müslümanların vahdetine bağlıdır”
İslam coğrafyalarında yaşanan zulüm ve trajedilere son verme sorumluluğunun öncelikle Müslümanların omuzlarında olduğunu söyleyen Erbaş, şunları kaydetti:
“Kudüs’ün, Doğu Türkistan’ın ve dünyanın farklı bölgelerindeki mazlum ve mağdur insanların kurtuluşu, Müslümanların vahdetine bağlıdır. İyilikte yardımlaşmasına, dayanışmasına ve kötülüğe karşı yekvücut hareket etmesine bağlıdır. Zira İslam düşmanları, Müslümanların parçalanmış ve dağılmış görüntümüzden cesaret almaktadır. Ramazan ayının bu anlamda yeni bir uyanışa ve dirilişe vesile olmasını temenni ediyorum.”
“Dünyanın bir kesimi müreffeh yaşarken diğer kesimi kıtlıkla mücadele ediyor”
Bugün insanlığın, küresel boyutta devasa sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade eden Erbaş, “Dünyanın bir kesimi müreffeh bir hayat yaşarken diğer kesimi maalesef açlık, yoksulluk ve kıtlıkla mücadele etmektedir. Yeryüzünün pek çok noktasından acı ve gözyaşı içerisinde feryatlar yükselmektedir. Adeta zıtlıkların, çelişkilerin ve tutarsızlıkların insanları, toplumları ve devletleri çepeçevre kuşattığı bir döneme şahitlik ediyoruz” açıklamalarında bulundu.
“İster Gazze’den ister Ukrayna’dan yükselsin hepsi aynı kalbin acısı”
Gözyaşının ırkı olmadığını dile getiren Erbaş, mazlumun, mağdurun dinine ve inancına bakılmadığını kaydederek, “Açlık ve yoksulluk çekenin ten rengine bakılmaz. Arşı inleten çığlıkların dili sorgulanmaz. İnsan, hangi dine ve inanca mensup olursa olsun gözyaşı hep aynı akar. Yürekleri dağlayan feryatlar ister Müslümandan ister gayrimüslimden, ister sarı tenliden ister siyah tenliden, ister Doğuludan ister Batılıdan, ister Gazze’den ister Ukrayna’dan yükselsin hepsi aynı kalbin acısıdır, aynı yüreğin sızısıdır.”
Türkiye’de insanın insan olduğu için aziz ve hürmete layık olduğunu söyleyen Erbaş, “Hayat hakkını herkes için mukaddes kabul eden İslam, bir insanı yaşamasına vesile olmayı, bütün insanlığı yaşatmak kadar önemli ve değerli görmektedir. İnsan onurunu her şeyden üstün tutan yüce Rabbimizin şu ilahi fermanı, bu anlamda son derece manidardır” ifadelerini kullandı.
“İlişkilerimizi her alanda en güçlü seviyeye taşımalıyız”
Tüm farklılıkların zenginliği işaret ettiğini belirten Erbaş, “Bu sebeple bizler, tüm farklılıklarımızı zenginlik görerek daha güzel bir gelecek inşa etme ideali etrafında kenetlemeli ve daha büyük gaye ve hedeflere doğru hep birlikte yürümeliyiz. İlişkilerimizi her alanda en güçlü seviyeye taşımalıyız” ifadesini kullandı.
“Aramızdaki istişareyi son derece önemsemekteyiz”
Türkiye’nin gücünü ve potansiyelini kullandığında sadece İslam coğrafyası için değil, bütün insanlık için barış, adalet, huzur, refah ve onurlu bir hayatın kapılarının aralandığını aktaran Erbaş, şu ifadelere yer verdi:
“Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bizler, bu anlamda dost ve kardeş ülkelerin misyonlarıyla işbirliği içerisinde çalışmaktan her zaman büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Aramızdaki istişareyi, işbirliğini ve tecrübe paylaşımını son derece önemsemekte, bunun geleceğimiz adına hayati öneme sahip olduğuna inanmaktayız.” – ANKARA
]]>CHP Genel Başkanıı Özgür Özel, bugün İspanya’nın başkenti Madrid’de Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısı’na katıldı. Sözlerine İspanya’nın Valencia kentinde meydana gelen yangında hayatını kaybedenler için başsağlığı ve geçmiş olsun dileyerek başlayan Özel, şunları kaydetti:
“DEPREMDE VATANDAŞLARIMIZIN YANINDA OLAN İSPANYA’YA TEŞEKKÜRLERİMİZİ İLETİYORUM”
“Geçtiğimiz yıl 6 Şubat 2023 tarihinde Cumhuriyet tarihinin en acı günlerinden bir tanesini yaşadık. 11 ilimizin etkilendiği depremlerde 50 bin 783 vatandaşımızı kaybettik. Biz bu acıyı yaşarken yardıma koşan ilk ülkelerden bir tanesi 24 saaat içinde yanımızda olan, 10 şehrimizde arama kurtarma çalışmalarına katkı sağlayan, 500 kahraman denizcisiyle, iki askeri gemisiyle Türkiye’de olan ve Hatay ilimizde bir sahra hastanesi kurarak vatandaşlarımızın yanında olan İspanya’ya ülkem adına ve tüm vatandaşlarımız adına bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum.
“AMACIMIZ SOSYAL DEMOKRAT BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINI HAKİM KILMAKTIR”
Benim partim Cumhuriyet Halk Partisi, geçtiğimiz yıl Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte 100’üncü yaşını kutladı. Cumhuriyeti kurmuş bir partinin lideri olarak köklü bir geleneğin ve önemli bir misyonun temsilcisi olarak karşınızdayım. Bu misyonun hedefi çağdaş bir toplum, gelişmiş ve adaletli bir ekonomik düzen oluşturmaktır. Yönetimde aklı ve bilimi hakim kılmak, saygın, barışçıl ve maceracılıktan uzak bir dış politika ile dünyanın önde gelen ülkeleri arasına girmektir. 47 yıldır Sosyalist Enternasyonalin üyesi olan CHP, Türkiye’de sosyal demokrasinin en önemli savunucusu ve tek siyasi temsilcisidir. 100 yıllık tarihi ile dünyanın en köklü partileri arasında yer almaktadır. 4 ay önce genel başkanlık görevine seçildiğim andan itibaren 31 Mart’ta gerçekleşecek olan yerel seçimlere odaklandım. Partimizin belediye başkanları hepinizin de çok yakından bildiği İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Muğla, Aydın ve Hatay’ın da içlerinde bulunduğu Türkiye’de çok önemli şehirleri ve nüfusumuzun neredeyse yüzde 60’ına yakınının bulunduğu şehirleri yerel yönetimde yönetmektedir. Belediyelerimiz ekonomik zorlukların halkımıza etkilerini de sosyal demokrat hizmetler ve dayanışma politikaları ile azaltmışlardır. Amacımız yerel yönetimlerdeki başarılarımızı büyütmek ve sosyal demokrat belediyecilik anlayışını ülkemizin genelinde hakim kılmaktır.
Dünyamız bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yaşadığımız sorunlar ve karşılaştığımız güçlükler geçtiğimiz asırlarda olduğu gibi sadece ulusal sınırlar içinde ulusal imkanlarla çözülebilecek sorunlar değildir. Aksine artık çağımızın en önemli sıkıntıları sınırları aşan, çözümü için hep birlikte çalışmamız gereken küresel sorunlardır.
Savaş, jeopolitik, jeoekonomik rekabet ortamı, Covid pandemisi gibi salgın hastalık tehditleri, gıda güvenliği, kuraklık, iklim krizi, düzensiz göç gibi sorunların yanında yükselen aşırı sağ akımlar her bölgede yeni riskler yaratmaktadır. Birbirine derinden bağlı olan bu sorunlar silsilesi halkımızın ekonomik ve sosyal koşullarını, demokrasilerimizi tehdit etmektedir. İtiraz ettiğimiz bu ekonomik düzenden hak ettiğini alamayan, kendini geride bırakılmış hisseden, gelir adaletsizliğini yaşayan kitleleri radikal söylemlerle kendine çekmeye çalışan aşırı sağ ideolojilerin de dünyanın pek çok bölgesinde güçlendiklerini izlemekteyiz. Bu yükselen aşırı sağ akımlar ve otoriter eğilimler tarihin sayfaları arasına gömdüğümüz zararlı ideolojileri tekrar gün yüzüne çıkarıyor ve enternasyonalist bakış açısına büyük zarar veriyor. Bu nedenle demokratik siyaseti güçlendirmeli, yükselen otoriterliğe karşı partilerimiz arasındaki dayanışmayı artırmalıyız.
Siyasi akrabalarımızın yönetimde olduğu ülkelerde, bu ülkelerin dış politikaları, bu ülkelerin kendi önceliklerini gündeme almaları elbette anlaşılırdır. Ancak siyasi muhataplarının bulundukları ülkedeki sağ, sığ, baskıcı, demokrasiyi askıya alan rejimler olarak hükmettikleri noktada siyasi akrabalarımızın kendileriyle kurdukları ilişkilerde, liderler arası iyi ilişkilerin yansımalarının bile sol, sosyal demokrat ve sosyalist ideolojiye başka coğrafyalarda zarar verdiğini gözetmek ve bu ilişki ağını doğru tarif etmek, kişisel yakınlıkların muhatap olunan ülkedeki siyasi akrabalarımızı ne duruma soktuğuna dikkat etmek, buradan tüm değerli ve her birisiyle ayrı ayrı gurur duyduğumuz ülkelerinin iktidarı sol ve sosyalist liderlere yapmam gereken önemli bir hatırlatmadır.
Demokrasiye inananlar ve yeni bir ekonomik düzeni kurma iradesini taşıyanlar, güç birliği yapmalıdır. Bugün yaşadığımız, kamu yararı gözeten sosyal politikalarla şahsi çıkarlara dayalı sağ siyasetin çatışmasıdır. Biz sol, sosyalist, sosyal demokratlara düşen kamu yararını siyasetin ve düzenin merkezine almaktır. Aşırı sağın yükselişine ve artan popülizme karşı mücadelede partilerimizin, kurumlarımızın ve Sosyalist Enternasyonal’in atabileceği en önemli adımlardan biri neoliberal ekonomik düzenin sömürdüğü insanlarımızın yanında olmak, yanında durmaktır.
“NİSAN AYINDA FİLİSTİN’İ ZİYARET EDEREK DİKKATLERİ GAZZE’DEKİ İNSANLIK DRAMINA ÇEKMEK İSTİYORUM”
Yaşadığımız son birkaç yıl bize savaş ve çatışmanın hala insanlık için en önemli risklerden biri olduğunu ne yazık ki gösterdi. Bugün tam ikinci yılını doldurduğumuz Ukrayna-Rusya savaşı ile Avrupa kıtasında 1945’ten sonra ilk kez böyle bir savaşa tanıklık ettik. Üstelik hala devam eden bu yıkıcı savaşın yarattığı tırmanma ve yayılma riskleri bütün dünyayı da tehdit etmektedir. 7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırı sonrasında İsrail’in Gazze’de yürüttüğü operasyonlarda şu an itibarıyla 30 binden fazla insanın hayatını kaybettiğini, bunun önemli bir kısmının kadınlar ve çocuklar olduğunu hatırlatmak isterim. Bu konuda geçtiğimiz kasım ayında uluslararası bir barış çağrısında bulunmuş, Sosyalist Enternasyonal’de temsil edilen ülkelerin, o ülkelerdeki sol, sosyal demokrat partilerin liderlerine bir mektup yazmıştım. Önümüzdeki nisan ayında Filistin’e bir ziyaret gerçekleştirerek dikkatleri Gazze’deki insanlık dramına çekmek istiyorum ve bu konuda önemli bir mesafe aldığımızı memnuniyetle ifade etmek istiyorum.
“DÜNYANIN NERESİNDE OLURSA OLSUN MAZLUM HALKLARLA DAYANIŞMA İÇİNDE OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Önümüzdeki nisan ayındaki ziyaretten sonra Gazze’de derhal bir kalıcı ateşkesin sağlanması ve insanı yardımların geçişine izin verilmesiyle ilgili buradan önemli bir çağrıyı hep birlikte tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Sorunun kalıcı çözümü Birleşmiş Milletler’in 67 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması ile erişilecek, iki devletli oluşuma ihtiyaç duyduğunu vurgulamak isterim. Akan kan nerede olursa olsun ister Ukrayna, ister Gazze, ister Yemen, ister Afrika’da, dünyanın neresinde olursa olsun güçlünün ve zulmün karşısında durmaya, mazlum halklarla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.”
]]>