Hayal Erkan’ın (44) eşi Abdi Erkan (44), 2018 yılında çalıştığı yerde iş kazası geçirdi. Ziyarete gelen misafirlere Hayal Erkan, bir şeyler ikram etmek için bıttımı menengiç kahvesi işlemlerinden geçirdikten sonra sunum yaptı. Klasik yöntemler ile yapılan kahve misafirler tarafından beğenilince 5 çocuk annesi Hayal Erkan, bunu ticarete dönüştürmek için girişimde bulundu. Giriştiği işle KOSGEB’ten de destek alan Erkan, hem aile ekonomisine katkı sağlamaya başladı, hem de kahveleri için marka tescilini aldı.
Hayal Erkan, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada, eşinin geçirdiği kazadan sonra yaralanınca gelen misafirleri olduğunu söyledi. İkram edebilecek bir şeylerin olması gerektiği için de kahve yapıp ikram ettiklerini belirten Erkan, yaptıkları kahvenin beğenilmesiyle fikir geliştirip özenle yapmaya başladıklarını anlattı. Eşi iyileşene kadar satış yapmaya başladıklarını aktaran Erkan, şöyle konuştu:
“Eşim çalışamadığı için evdeydi, beraber bunu yapmaya başladık. Yavaş yavaş eşim de düzelmeye başladı. Kafe, dükkan dolaştı, sokakta geçen vatandaşa alır mısınız deyip bir potansiyel yakaladık. Dağlardan toplanan yabani bıttımların menengiç kahvesi olması meşakkatli yollardan geçiyor. Bıttımın hasadı eylül-ekim aylarında başlıyor. Toplamaya giderdik. Dağlardan toplayıp, küçük dallarından ayıklayıp eve getiririz. Eve getirdikten sonra, koca büyük leğenlerde yıkarız. Yıkadığımız zaman da beyazlar üste çıkar, yeşiller de alta durur. Güzelce yıkadıktan sonra, damlarda kuruturuz. Kuruduktan sonra tertemiz olana kadar elenir. Şu anda kavrulmuş menengiç, kırma menengiç ve menengiç yağı yapıyoruz.”
Menengiç kahvesinin üretimini yapabilmek için KOSGEB’e proje sunduklarını belirten Erkan, “Resmi işlemlerimizi bitirdikten sonra, baktık işin içinden çıkamıyoruz KOSGEB’in kapısını çaldık. Onlarda projemizi çok beğendiler. Bize 100 bin liralık makine desteği verdiler. Bizde aldığımız destek ile makinelerimizi büyüttük. Küçük makineden 2-3 büyük makine aldık. İşimiz şimdi hem daha kolay hem de işleyişimiz daha güzel gidiyor. Aldığımız desteğin dışında marka tescilini aldık. Onun dışında Şırnak için coğrafi işaret başvurusunda bulunduk” dedi.
“Irak, Hollanda, İsviçre, Amerika’dan da teklifimiz var”
Şırnak sokaklarında satışını yaptıkları menengiç kahvesinin, herkes tarafından beğenildiğini ve hedeflerinin dünyanın her yerine markasını taşımak olduğunu söyleyen Erkan, “Biz ürünümüzü ilk başta Şırnak ve çevresine veriyorduk ama şu anda Türkiye’nin hemen hemen her iline gönderdik. Yurt dışına da gönderiyoruz. Irak, Hollanda, İsviçre, Amerika’dan da bir teklifimiz var. Bunları duydukça mutlu oluyoruz. Geri dönüşler bizi mutlu ediyor. Biz içtik çok beğendik diyorlar. Bizzat arayıp tebrik edenler oluyor. Hedefimiz daha büyük. Markamızı dünyanın her yerine taşımak. Görünen de o, her yerden talepler alıyoruz” şeklinde konuştu.
“Kadınlara destek verilsin”
Her zaman eşinin arkasında olduğunu ifade eden Abdi Erkan ise, “Eşim ile beraber kahve üretimini yapıyoruz. Eşim ile atölyede olsun, pazarlamada olsun her zaman el ele yapıyoruz. Her zaman eşimin arkasındayım. Herkesin bayanlara destek vermesi gerekiyor” ifadelerine yer verdi. – ŞIRNAK
]]>Valilik ve belediyenin desteğiyle Elazığ Turizm Kültür ve Tanıtma Derneği (ETUDER) tarafından Harput Mahallesi’ne kazandırılan müze, açılışının yapıldığı 29 Ekim 2023’ten bu yana ziyaretçilerden büyük ilgi gördü.
Müzenin açılışında Cumhuriyet’in 100. yılına atfen 2023 fincan sergilendi. Teşhir edilen fincan sayısı zamanla 5 bine ulaştı.
Ayrıca, “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözüne uygun olarak, bağışçıların bakır levhalara yazılan isimleri fincanlara iliştiriliyor.
Kahve fincanlarının bulunduğu müzeyi ziyaret edenlerin sayısı 4 ayda yaklaşık 20 bine ulaştı.
“Dünyada böyle bir müzenin olmadığını gördük”
ETUDER Başkanı Ahmet Bulut, AA muhabirine, dernek olarak Harput Mahallesi’nde spesifik müze oluşturmak için Kahve Fincanı Müzesi’ni kurduklarını söyledi.
Anadolu’nun yaklaşık 500 yıllık kahve kültürü geçmişinin olduğunu dile getiren Bulut, “Cumhuriyet’in 100. yılında 2023 fincan” hedefiyle bu yola çıktıklarını belirtti.
Bulut, “Fincan sayısı yaklaşık 5 bini buldu. Bu fincanların çoğu tarihi eser sayabileceğimiz en az 100 ile 150 yıllık. Hatta 300 yıllık bir fincanımız da var. Türkiye’de kahve fincanı adına açılmış tek müze. Hatta dünya çapında da bir araştırma yaptık ve böyle bir müzenin olmadığını gördük.” dedi.
Harput’a böyle müze kazandırdıkları için gurur duyduklarını ifade eden Bulut, kış ayı olmasına rağmen günde 30-40 fincan getirilip, müzeye bağışlandığını belirtti.
Bulut, “Fincan getirenlerin isimlerini bakır levhalara yazıyor ve fincana iliştiriyoruz. Buranın bir anlamda da ‘hatır müzesi’ olmasını istiyoruz. İnsanlar buraya 50 yıl sonra geldiklerinde hem fincanlarını hem isimlerini görsünler istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeyi hedefliyoruz”
Müzede çok değerli fincanların olduğunu, getirilen fincanları kategorize etmek için bir uzman da davet ettiklerini dile getiren Bulut, ilerleyen süreçte üretildiği yıllara göre fincanların dizayn edileceğini aktardı. Bulut, şunları kaydetti:
“Hediye olarak gelen fincanlardan biri antikacı arkadaşımıza ait ve 150 yıllık. Osmanlı sarayına İngiltere’den gönderilen bir fincanımız var. Bunların yanı sıra en kıymetlisi Cumhuriyet’imizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün 17 Kasım 1937’de Elazığ ziyaretleri sırasında kendisine kahve ikram edilen fincan. Müzemiz çok büyük ilgi gördü. 4 ayda 20 bin insana bu müzeyi gezdirebildik. Kültür turlarına katılan ziyaretçiler de gelmeye başladı. Guinness Rekorlar Kitabı’na da girmeyi hedefliyoruz. Şu an müracaat aşamasındayız. Dünyanın tek Kahve Fincanı Müzesi olarak literatüre girmeye de çalışacağız.”
Şehitlerin hatırası olarak fincan bağışladı
Mardin’den Elazığ’ı ziyarete gelen Gülbahar Mavidemir de kentte Kahve Fincanı Müzesi olduğunu duyunca görmek istediklerini söyledi.
Gezi kapsamında ilk olarak heyecanla bu müzeyi ziyaret ettiklerini anlatan Mavidemir, “Şehit olan iki kaynımın hatırasına buraya 2 fincan bıraktık. Burası inşallah diğer illerimize de örnek olur. Burada dikkatimi en çok çeken Atatürk’ün kahve içtiği fincanının sergilenmesi. Tarihin içinde bir gezinti.” ifadelerini kullandı.
Zübeyde Ateş de çok güzel bulduğu müzeyi herkesin görmesi gerektiğini söyledi.
]]>***
“Ağalar beyler içerler
kahve de kara değil mi?”
Karacaoğlan
Kahve, dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek. Uluslararası Kahve Örgütü (ICO) verilerine göre, son 5 yılda Asya kıtasında kahve tüketimi yüzde 15 oranında büyüdü. Bu büyüme muhtemelen Türkiye’de çok daha yüksektir. Kahve tüketimindeki bu patlama, kahve içmenin özel olarak tasarlanmış bir deneyim olarak sunulmasıyla yakından alakalı.
“Büyüleyici, unutulmaz, benzersiz, yaratıcı, tarz sahibi, modaya uygun.” Bunların hepsi yüksek kalibreli bir otomobil için sık kullanılan ifadeler. Ancak tasarım, yaratıcılık, yenilik ve farklılık gibi ifadeler artık sadece otomobiller veya ev eşyaları için değil aynı zamanda yiyecekler için de kullanılıyor. Özellikle de kahve söz konusu olduğunda bu tanımlamalar genişliyor ve ilginç tonlar kazanıyor. Kahvenin günümüzde ritüelvari bir kimlik üretme aracına dönüştüğünü söylemek abartı olmayacaktır.
Türkiye’de kahve kültürü son yıllarda giderek artan ilgiyle birlikte karmaşık bir yapıya kavuştu. Elimizde tam bir veri olmasa da ülkemizde şu an 40 civarında zincir markanın 2 bin 600 şubede faaliyet gösterdiği tahmin ediliyor. Buna butik mekanlar da eklendiğinde ülke çapında 6 bin civarında kahve dükkanı olduğu söylenebilir.
Tüm dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan kahve Türkiye’de henüz milli içeceğimiz siyah çayı geçemese dahi hızlı yükselişi şaşırtıcı tezahürlerle dolu bir gündem sunuyor. Kahvenin çayla rekabeti aslında yeni kültürel evrenin eskisinin yerine yerleşmesinin bir hikayesini de sunuyor. Türkiye’de kahve tüketiminin küresel ortalamayı geride bırakan büyümesi, kahvenin Batılı modernitenin bir simgesi olarak algılanmasıyla da ilişkilidir. Bir zamanlar çayın da böyle bir simge olduğunu bir anlığına unutursak bu değişim bizi yeterince şaşırtabilir.
Değişen kahve tüketimi
Yıllar önce yerli bir markanın soğuk kahve reklamında küresel kahve markaları ile ilgili eğlenceli bir anlatı sunulmuştu. Küresel markaların kendine özel adları ve söyleyişleri ile dalga geçen bu reklam kendi ürünlerinin de en az öteki kadar orijinal ve lezzetli olduğunu savunuyordu. Ancak aslında mesele bundan ibaret değil. Çünkü bugün herhangi bir şeyi tükettiğinizde sadece o şeyi tüketmiş olmazsınız. Markalar artık metalarla birlikte imajları da sunuyor. Hatta çoğu kez tüketilen metadan daha fazla imajlar öne çıkıyor.
Son zamanlarda gündelik hayatımıza ne kadar çok şey ne kadar hızlı girip kendisine yer ediniyor. Hatta öyle bir hale geliyor ki biz o şeylerin hep bizimle olduğunu düşünmeye bile başlıyoruz. Ancak bunlar arasında kahvenin özel bir yeri var. Çünkü bir zamanlar Türk kültürünün en önemli parçalarından birisi olan ama zamanla unutulmuş olan kahvenin geri dönüşü hayli hızlı ve ilginç oldu. Bugünlerde arkadaşıyla kahve içmeye gitmek, bir kahve ikram etmek sosyal hayatın en önemli parçalarından birisi artık. Kahveyi insanlığa tanıtan Türk kahvesi Türkiye’de unutulmaya yüz tutmuşken önce hazır kahvelerin kolay ve ucuz erişilebilirliği, akabinde küresel kahve zincirlerinin her yere yayılması, son olarak da üçüncü nesil nitelikli kahve kültürünün yaygınlaşması ile kahve bir anda her yerde karşımıza çıkmaya ve günün her anında hayatımıza eşlik etmeye başladı.
Aslında geleneksel Türk kahvesinden başlayan ve nitelikli kahveye varan dalgalar halindeki gelişim seyri kendi içinde büyük kültür değişimlerini ve bir o kadar da sınıfsal tezahürleri yansıtıyor. Nasıl ki hazır kahve hayatımıza hızlı tüketimin ve “fast food” çağının bir emaresi olarak girdiyse küresel kahve markalarının dükkanları da AVM kültürünün bir parçası olarak yaygınlaştı. Şimdilerde pek çok insanı bir “barista”ya dönüştüren nitelikli kahve yapma ve sunma arayışı da küresel “gastrokültür”ün bir yansıması olarak hayatımıza girdi.
Yeni orta sınıfın gündelik kimlik arayışında kahve
Kahve ilginç bir şekilde gündelik hayatta benliğin sunumu için bir enstrümana dönüşmüş vaziyette. Elinde karton kahve bardağı ile yolda yürümek, gidilecek yere kahve termosu ile kahve taşımak, kahve fincanı ile havalı fotoğraflar vermek, kahve yapımından anladığını ima etmek, güne kahvesiz başlayamamak, kahve içmeden duramamak özellikle beyaz yakalı eğitimli kesimler arasında günlük hayatta artık yerleşmiş durumda. Bunların ağız tadından daha fazlasıyla ilişkili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ünlü sosyolog Bryan S. Turner, “Günlük vakaların içine sosyal sınıfı eklerseniz sosyolojik olgular elde edersiniz.” diyor. Gerçekten de biz gündelik hayattaki pek çok şey üzerinden sınıfı teşhis edebiliriz. Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, bunu “habitus” kavramıyla anlatmıştı. Bourdieu günlük hayatta bazen bilinçli bazen de bilinçsiz tekrarlanan örüntülere temel teşkil eden olgunun sosyal sınıf olduğunu belirtir. Kahve tüketimi de esasen yeni çalışma kültürünün ve sınıfsal ilişkilerin bir tezahürü olarak karşımıza çıkıyor.
Aslında en başından beri sosyal statüyü sembolize eden bir içecek olan kahve Türkiye’de de tarih boyunca kültürel ve geleneksel bir öneme sahipti. Ancak son dönemlerde özellikle çalışma hayatının farklılaşan boyutları ile birlikte kahvenin sembolik evreni de önemli bir evrim geçirdi. Günümüzde kahve, geleneksel çay kültürüyle tezat oluşturacak şekilde modernliği ve kentsel profesyonelliği sembolize ediyor ve kahve dükkanları kentsel tüketim kalıplarını şekillendiren yeni sosyal merkezler olarak ortaya çıkıyor.
Bu değişimde özellikle kahve tüketiminin deneyimsel bir boyut kazanması ve artizan bir zanaatkarlık eserine dönüşmesi önemli. Deneyimsellik, her şeyin gittikçe standartlaştığı küresel üretim ve tüketim kültüründe markaların ve ürünlerin kendilerini diğerlerinden ayırmak için benimsedikleri en önemli taktiklerden birisidir. Özellikle eğitim ve profesyonel uzmanlığa dayalı becerileri ile kendisine sosyal bir konum elde eden yeni orta sınıf için deneyimlemek günlük rutini aşmanın bir yolu olarak benimseniyor. Deneyimlemek bu sınıf için bir özneleşme ve var olma biçimidir. Günlük işlerdeki rutinizasyonu ve standardizasyonu, tanımlı hayat pratiklerini aşmak üzere bir deneyim evreni imdada yetişiyor. Tatili, ortamı, dostluğu, sporu, eğlenceyi deneyimleme yoluyla kendi dünyasına katan yeni orta sınıf mensupları bu deneyimlerini yansıtarak ve paylaşarak da bir kimlik ve statü oluşturma çabasındadır.
Artizan zanaatkarlık ise var olanla kendisinde olanı birleştirerek yeni ve farklı şeyler yaratma ve sunma arayışının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür kahve hazırlama ile ilgili bir sohbette ulaşılan “görgü düzeyi” şaşırtıcı bir üst kültür oluşturma isteğini de yansıtıyor. Yenilikçiliğin en uç seviyelere ulaştığı, yerel tatlar ve malzemelerle sosyallik ve geleneklerin harmanlandığı bu evrende kahve yapıcısı kendisini üstün bir sanatsal yaratımın sınırlarında hisseder ve bu ana tanıklık eden ve “eseri” edinen kişi de bu anın bir parçası olur. Bu tür bir artizan sanatkarlık deneyimi, aslında çok büyük bir çaba harcamadan bir kabiliyet edinme ve üretmenin tadını ve tatminini bununla elde etmenin de bir yoludur. Zira yeni orta sınıfın en büyük sızısı içinde bulunduğu çalışma evreninde üretmenin somut hazzını yaşayamamak ve belirsizlikler dünyasında bir ürünün sağlayacağı tatmine hasret kalmaktır.
Bu bağlamda “kendine has kılma” mottosu yeni nesil kahve tüketiminin önemli unsurlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor. Genç profesyoneller ile eğitimli kesimler için kahve kültürü günlük hayatın teatral entelektüel deneyimi ile doğrudan bağlantılıdır. Bu evrende kahve dükkanları benzersiz, niş butik alanları olarak algılanıyor. Sofistike, kişiselleştirilmiş ve özel kahveler sunan mekanlarda kahve adeta kültürel bir ritüel haline geliyor. Böylece günlük hayatın gerekli ritüel ve mistifikasyon dozları güvenli bir şekilde alınmış oluyor.
Batılı küresel tüketim ve kültür trendlerini benimseyen yeni orta sınıfın genişlemesi ile birlikte “mutlu” bir zevk ve beğeni patlaması yaşanıyor. Küresel zevk ve beğeni dünyasına eklemlenen yeni orta sınıfta yiyecek ve içecekte popüler dil, parlak imaj, neşeli ve beklenmedik tatlar aranıyor. Kahve bugün Türkiye’deki ortalama bir birey için yeni bir kültürün sembolü olarak bu arayışa en iyi cevap veren tüketim aracı. Hem geleneksel hem heretik hem kültürel hem karşı-kültürel yapısı ile kahvenin bu sınır tanımaz gelişiminin seyrini izlemek de bir o kadar kışkırtıcı.
[Prof. Dr. Lütfi Sunar, Uluslararası Balkan Üniversitesi Rektörü’dür.]
Bu yazıda anlatılan meseleleri yazar tarafından yazılan ve Güncel Sosyoloji dergisinde yayımlanan “Kahve, Sınıf ve Kimlik: İstanbul’da Yeni Orta Sınıfın Üçüncü Dalga Kahve Tüketimi” başlıklı yazıda daha detaylı şekilde bulabilirsiniz.
]]>Lisede uçak bakım alanında öğrenim gören ve ardından İstanbul’da bir hava yolu şirketinde teknisyen olarak çalışan 27 yaşındaki Enes Sefa Ünlü, 2020’de havacılık kariyerini sonlandırıp Bursa’ya dönmesinin ardından farklı alanlarda çalıştıktan sonra 2021’de tur bisikletçiliğiyle tanıştı.
Bisiklete olan tutkusunu bir başka merakı olan kahveyle birleştiren Ünlü, demleme ve sunum eğitimi almasının ardından geçen yıl “bisiklette kahve” konseptini hayata geçirdi.
Ünlü, yol arkadaşı olarak gördüğü 1980 model yarış bisikletini bir arkadaşının yardımıyla tamir edip adeta kahve dükkanı formatına dönüştürdü.
Kahve tezgahı bulunan, üretim için gerekli ekipmanları barındıran, iki sepetli ve bir tezgahlı bisikletiyle yollara düşen Ünlü, Bursa’da üniversite öğrencilerinin yoğun olduğu Nilüfer ilçesi Görükle Mahallesi’nin yanı sıra başka şehirlere de giderek müşterilerine hizmet veriyor.
Kağıt kahve filtreler yerine metal veya yeniden kullanılabilir pamuklu bezden ürünler tercih eden, pet şişe kullanmayan Ünlü, günün sonunda kahve posalarını kompost olarak doğayla yeniden buluşturup Sıfır Atık Projesi’ne katkıda bulunuyor.
“Bisikletle gezip dünyaya kahvemizi tanıtmayı istiyorum”
Enes Sefa Ünlü, AA muhabirine, Görükle’nin yanı sıra bireysel olarak veya bisiklet kulübü üyeleriyle Türkiye’nin farklı şehirlerine, kahve festivallerine, davet edildiği organizasyonlara gittiğini söyledi.
Sürdürülebilir ve çevreci ekipmanlarla kahve demlemenin mümkün olduğunu belirten Ünlü, Vietnam, Endonezya gibi bisikletin yaygın olduğu ülkelerdeki kültürü Türkiye’ye taşımak için iki tutkusunu birleştirip bu işe başladığını dile getirdi.
Bisiklet tutkusunun geçirdiği ağır hastalık sonucunda başladığını anlatan Ünlü, şöyle devam etti:
“Özgürlüğüne düşkün bir insanım. Ağır bir hastalık atlattıktan sonra bisikletle insanların nasıl gezdiğini, bisikletle nereye gidilebileceğini merak ettim. Bunu araştırınca insanların dünyayı gezdiğini fark ettim. Ben de bunu bu şekilde yapmayı hayal ediyorum. Yani bisikletle gezip dünyaya kahvemizi tanıtmayı, kahveleri tanıtmayı ve bu şekilde sürdürülebilir çevreci bir olaylara imza atmak istiyorum. Bu bisiklet artık gerçekten yol arkadaşım oldu. Onunla o kadar fazla şehre gittik ki bir gönül bağımız oluştu. Nihayetinde gerçekten bir el emeği var ve bir hayal ürünü aslında. Bir hayalin meydana getirdiği bir olay bu. Dolayısıyla kendisiyle bir bağımız var.”
Ünlü, bisikletin çevreye ve doğaya en az zarar veren taşıt olduğunu ifade etti.
Katıldığı etkinliklerde yaptığı sunumlarda odak noktasının çevreci üretim olduğunu aktaran Ünlü, şunları kaydetti:
“Benim bunu bisikletle yapmamın sebebi hem bu doğaya vermiş olduğu katkı yüzünden hem de bu özgürlükçü ruhu. Yolda olmanın felsefesini verdiği için bisikleti seçtim. Şimdi kahve tüketildikten sonra ortada bir posa kalıyor ve bu posa çöpe gidiyor. Halbuki bu posa yumurta kabuğuyla evde kompost yapılarak doğaya tekrar kazandırılabilir. Ortaya çıkan atığı da tekrar doğaya geri kazandırarak aslında yani bakıldığında birçok şeyi doğaya geri kazandırmış oluyorum. Umarım oluyorumdur yani bu konuyu keşke herkes yapabilse de doğaya katkımız olabilse.”
Alpaslan Zengin ise “bisiklette kahve”yi sosyal medyadan gördüğünü, Görükle’de yürüyüş yaptığı sırada tesadüfen karşılaştığını belirtti.
Ünlü’nün hazırladığı kahveleri beğendiğini belirten Zengin, “Bisiklette kahve konseptine bayıldım. Genç girişimci olması, böyle dinamik olması… Böyle insanlara ihtiyacımız var.” dedi.
]]>GÜNGÖREN’de nişanlısıyla birlikte bir restorana giden müzisyen Umut Emre Aytekin(36) ile iki kişi arasında tartışma çıktı. İki kişinin tekme tokat saldırdığı Aytekin’i nişanlısı Maria Zeppin kurtarmaya çalıştı. Başına aldığı darbelerle ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Aytekin yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. O anlar iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı.
Olay, dün sabah saatlerinde Abdurrahman Nafiz Gürman Mahallesi’nde bulunan bir restoranda meydana geldi. Müzisyen Umut Emre Aytekin (36), kahve içmek için nişanlısı Maria Zeppin ile birlikte Güngören’de bulunan bir fast food zincirinin şubesine gitti. Kafede oturdukları sırada Aytekin ile yan masalarında oturan Ceyhun T.(22) ve Hayrettin Ö.(23) arasında henüz belirlenemeyen bir nedenle tartışma çıktı. Aytekin, kahve almak için kasaya doğru yöneldiği sırada iki kişinin saldırısına uğradı. Ceyhun T. ve Hayrettin Ö.’nün tekme ve yumruklu saldırısıyla yere yığılan Aytekin’i kurtarmak için nişanlısı Zeppin araya girdi. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalesi olay yerinde yapılan Aytekin, ambulansla Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Aytekin, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Adli Tıp Kurumu önünde Aytekin’in cenazesini bekleyen annesi göz yaşlarını tutamadı.
SALDIRGANLAR DA MÜZİSYEN
Müzisyen oldukları öğrenilen Ceyhun T. ve Hayrettin Ö., Aytekin’in yere düşmesinin ardından olay yerinden ayrıldı. Saldırganların bir süre sonra tekrar olay yerine gelerek yerde yatan Aytekin’in başında bekledikleri görüldü.
AYTEKİN’İN SALDIRIYA UĞRADIĞI ANLAR KAMERADA
Aytekin’in hayatını kaybettiği olay anları, iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, Aytekin ve nişanlısının masada oturduğu sırada Ceyhun T. ve Hayrettin Ö. ile tartıştığı, daha sonra Aytekin’in kahve almak için kasaya geçtiği sırada saldırganların tekme ve yumruklarla saldırdığı anlar yer alıyor. Görüntülerde ayrıca, Aytekin’i kurtarmak isteyen nişanlısı Maria Zeppin’in araya girdiği ve o esnada saldırganlar tarafından darbedildiği görülüyor. Zeppin’in saldırganların olay yerinden ayrılmasının ardından Aytekin’in başını kucağına alarak ağladığı anlar da kameraya yansıdı.
“BÜTÜN UMUDUMUZ GİTTİ”
Umut Emre Aytekin’in Dayısı Mahmut Dilek, “Umut Emre Aytekin, çok iyi bir çocuktu. Askerden yeni gelmişti müzisyendi, tekrar Taksim’de işe başlamıştı. Ufacık bir şeyden ötürü tekmeler tokatlar ne demektir? Arkasından gelip vurmak, tekmelemek ne demektir? Çocuğumuz bir ailenin bir çocuğuydu oda maalesef gitti. Anne ve ailesi perişan halde. Ailesi, gelecekleri her şeyi yok oldu. Bitti bütün umudumuz gitti. O kadar geleceği parlak bir müzisyendi ki, o kadar güzel sesi vardı ki, Harika bir çocuktu. O kadar seviliyordu ki, inanamazsınız. Bu çocuğa nasıl kıyarsınız? Yapanlarda müzisyen diyorlar birde. Nasıl böyle bir duruma gelebildiniz? Arkadan gelip vuruyorsun, hadi vurdun niye yerde tekmeliyorsun? Bu nasıl bir insanlık, ne oldu bize?” dedi.
“NİŞANLISIYLA EVLENECEKTİ, PARA BİRİKTİRİYORDU”
Umut Emre Aytekin’in arkadaşı Eren Tunçer, “Hak etmedi, işinde gücünde normal bir vatandaştı. Hiç kimseyle bir problem yaşamazdı. Müzisyenlikle geçiniyordu, tek işi de oydu zaten. Severek yapıyordu işini. Senelerdir müzik işiyle uğraşıyordu. Askerden yeni geldi. Nişanlısıyla evlenecekti, onun için para biriktiriyordu. İşten çıktıktan sonra evine yakın olan bir kafeye nişanlısıyla beraber kahve içmeye gitmiş. Orada bir tartışma yaşanmış galiba. Tartışmayı çok büyütmemiş galiba ki kahve almaya gitmiş. Kahvesini alırken arkasından gelip yumruk atmışlar” diye konuştu.
]]>Olay, dün sabah saatlerinde Abdurrahman Nafiz Gürman Mahallesi’nde bulunan bir restoranda meydana geldi. Müzisyen Umut Emre Aytekin (36), kahve içmek için nişanlısı Maria Zeppin ile birlikte Güngören’de bulunan bir fast food zincirinin şubesine gitti. Kafede oturdukları sırada Aytekin ile yan masalarında oturan Ceyhun T.(22) ve Hayrettin Ö.(23) arasında henüz belirlenemeyen bir nedenle tartışma çıktı. Aytekin, kahve almak için kasaya doğru yöneldiği sırada iki kişinin saldırısına uğradı. Ceyhun T. ve Hayrettin Ö.?nün tekme ve yumruklu saldırısıyla yere yığılan Aytekin’i kurtarmak için nişanlısı Zeppin araya girdi. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalesi olay yerinde yapılan Aytekin, ambulansla Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Aytekin, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Adli Tıp Kurumu önünde Aytekin’in cenazesini bekleyen annesi göz yaşlarını tutamadı.
SALDIRGANLAR DA MÜZİSYEN
Müzisyen oldukları öğrenilen Ceyhun T. ve Hayrettin Ö., Aytekin’in yere düşmesinin ardından olay yerinden ayrıldı. Saldırganların bir süre sonra tekrar olay yerine gelerek yerde yatan Aytekin’in başında bekledikleri görüldü.
AYTEKİN’İN SALDIRIYA UĞRADIĞI ANLAR KAMERADA
Aytekin’in hayatını kaybettiği olay anları, iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, Aytekin ve nişanlısının masada oturduğu sırada Ceyhun T. ve Hayrettin Ö. ile tartıştığı, daha sonra Aytekin’in kahve almak için kasaya geçtiği sırada saldırganların tekme ve yumruklarla saldırdığı anlar yer alıyor. Görüntülerde ayrıca, Aytekin’i kurtarmak isteyen nişanlısı Maria Zeppin’in araya girdiği ve o esnada saldırganlar tarafından darbedildiği görülüyor. Zeppin’in saldırganların olay yerinden ayrılmasının ardından Aytekin’in başını kucağına alarak ağladığı anlar da kameraya yansıdı.
BÜTÜN UMUDUMUZ GİTTİ
Umut Emre Aytekin’in Dayısı Mahmut Dilek, Umut Emre Aytekin, çok iyi bir çocuktu. Askerden yeni gelmişti müzisyendi, tekrar Taksim’de işe başlamıştı. Ufacık bir şeyden ötürü tekmeler tokatlar ne demektir Arkasından gelip vurmak, tekmelemek ne demektir Çocuğumuz bir ailenin bir çocuğuydu oda maalesef gitti. Anne ve ailesi perişan halde. Ailesi, gelecekleri her şeyi yok oldu. Bitti bütün umudumuz gitti. O kadar geleceği parlak bir müzisyendi ki, o kadar güzel sesi vardı ki, Harika bir çocuktu. O kadar seviliyordu ki, inanamazsınız. Bu çocuğa nasıl kıyarsınız Yapanlarda müzisyen diyorlar birde. Nasıl böyle bir duruma gelebildiniz Arkadan gelip vuruyorsun, hadi vurdun niye yerde tekmeliyorsun Bu nasıl bir insanlık, ne oldu bize dedi.
NİŞANLISIYLA EVLENECEKTİ, PARA BİRİKTİRİYORDU
Umut Emre Aytekin’in arkadaşı Eren Tunçer, Hak etmedi, işinde gücünde normal bir vatandaştı. Hiç kimseyle bir problem yaşamazdı. Müzisyenlikle geçiniyordu, tek işi de oydu zaten. Severek yapıyordu işini. Senelerdir müzik işiyle uğraşıyordu. Askerden yeni geldi. Nişanlısıyla evlenecekti, onun için para biriktiriyordu. İşten çıktıktan sonra evine yakın olan bir kafeye nişanlısıyla beraber kahve içmeye gitmiş. Orada bir tartışma yaşanmış galiba. Tartışmayı çok büyütmemiş galiba ki kahve almaya gitmiş. Kahvesini alırken arkasından gelip yumruk atmışlar diye konuştu.
]]>