ERZURUM Atatürk Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdulkadir Bayır ve ekibi tarafından Karadeniz alabalığının mutantı üretildi. 2020 yılında Nobel Kimya Ödülü verilen ‘DNA üzerinde ekleme, çıkarma yapmalarına ya da DNA dizilimini değiştirmelerine olanak tanıyan özgün bir teknoloji’ olarak bilinen ‘CRISPR/Cas9’ tekniğiyle üretilen mutant balıklar, normal balıklara göre daha hızlı büyüyüp gelişiyor. Prof. Dr. Bayır, üretilen mutant balıkları gıda güvenliği açısından da ayrıntı olarak inceleyeceklerini söylerdi.
Önemli bir gen kaynağı olmasının yanı sıra 26 kilograma kadar büyüme özelliği bulunan Karadeniz alabalığının kısa sürede büyüyüp pazara sunulur hale getirilmesi amacıyla Prof. Dr. Abdulkadir Bayır liderliğinde TÜBİTAK destekli çalışma başlatıldı. Karadeniz’den getirilen alabalık yumurtaları laboratuvar ortamında mikroenjeksiyona tabi tutuldu. 2020 yılında Nobel Kimya Ödülü verilen ‘CRISPR/Cas9’ tekniğiyle laboratuvarda mutant Karadeniz balığı üretildi. Bu teknikle, büyümeyi olumsuz olarak etkileyen myostatin geninin susturulmasıyla balıkların büyüme ve gelişmesi hızlandırıldı. Laboratuvar ortamına alınan normal balıklarla birlikte takibe alınan mutant balıkların 10,5 aylık sürede yüzde 82 daha hızlı büyüdükleri belirlendi.
Prof. Dr. Abdulkadir Bayır, ‘CRISPR/Cas9’ tekniğiyle bakterilerin kendilerini virüslerin zararlı etkilerinden korumak için geliştirdiği doğal bir savunma mekanizmasını laboratuvar ortamında kullandıklarını belirtti. Bayır, kontrol grubu balıkların 10,5 ayda 45 gram ağırlığına ulaşırken mutant balıklarınsa yaklaşık 84 gram ağırlığa ulaştıklarını bildirdi. Su ürünleri yetiştiriciliğinde toplam maliyetin yaklaşık yüzde 70’ni yemin oluşturduğunu belirten Abdulkadir Bayır, myostatin geni susturulan balıkların kardeşlerine nazaran çok daha hızlı büyümeleri sebebiyle balık çiftliklerine önemli katkılar sağlayacağını kaydetti.
‘GIDA ÜRETİMİNDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMAK İÇİN ÖNEMLİ’
Uzun vadeli hedeflerinin myostatin geni susturulmuş bir Karadeniz alabalığı damızlık stoku oluşturmak olduğunu ifade eden Bayır, “Mutant balıkların bu aşamada pazarlanması yasal olarak mümkün değil. Ancak artan dünya nüfusu, küresel iklim değişikliği, pandemiler ve Rusya- Ukrayna savaşı gibi coğrafi riskler nedeniyle ülkelerin gıda üretiminde dışa bağımlılıklarını azaltmaları son derece önemli. Ülkelerin gıda üretiminde bu riskleri en aza indirmek için önümüzdeki yüzyılda genetik mühendisliği gibi bilimlere çokça başvurmak durumunda kalacağı ve bu nedenle bilim adamlarının önceden aksiyon alarak bu tür tekniklerde uzmanlaşmasının ülkelerin bağımsızlığı için son derece önemlidir” dedi.
‘3 YILDIR YOĞUN OLARAK ÇALIŞIYORUZ’
‘CRISPR/Cas9’ tekniğinin genetiği değiştirilmiş organizmalarla (GDO) karıştırılmaması gerektiğini, bu teknikle doğada zaten var olan mutasyonların insan eliyle oluşturulduğunu vurgulayan Prof. Dr. Abdulkadir Bayır, “Hiçbir teknik mükemmel değildir. Biz bu tekniği hayata geçirebilmek için yaklaşık 3 yıldır yoğun olarak çalışıyoruz. Hedeflerimizden birisi ürettiğimiz mutant balıkları gıda güvenliği açısından da ayrıntı olarak incelemek. ‘CRISPR/Cas9’ tekniğini uygulama konusunda önümüzdeki tüm engelleri aştık. Bu aşamadan sonra ilk olarak ülkemizin en önemli kültür türü olan gökkuşağı alabalığında CRISPR/Cas9 tekniğini kullanarak üreticilerin karşılaştıkları hastalıklar, pigmentasyon, düşük yem değerlendirme oranı gibi problemlerin çözümünü arayacağız. Üretilen mutant balıkları gıda güvenliği açısından inceleyerek çalışmamızı sürdüreceğiz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>1975-1976 Eğitim Öğretim Yılı’nda Rize’nin Çayeli ilçesinde bulunan Çayeli Lisesi’nden mezun olan 68 yaşındaki Fethi Karadeniz, eğitim öğretim hayatının ardından camiayı terk etmedi. 7 yıl öğretmenlik, 8 yıl okul idareciliği yapan Karadeniz sonrasında 17 yılda Milli Eğitim Müfettişliği görevini yürüttü. Emekliliğin tadını çıkaran Karadeniz mezun olduğu yılki adı ile Çayeli Lisesi, şimdiki adıyla ise Çayeli Anadolu Lisesi’nde bir müze kurulduğunu öğrendi. Okul Müdürü Dilek Kantarcı’nın çağrısına kulak veren Karadeniz 49 yıldır gözü gibi sakladığı anı defterini alarak Rize’ye geldi. ’49 yıl ben sakladım, şimdi sıra sizde’ diyen Karadeniz anı defterini müzesinde sergilemek üzere okula hediye etti.
Yeni nesillere bir örnek olması, ışık tutması için 49 yıl önce tuttuğu hatıra defterini okulun yeni açılan müzesine hediye ettiğine vurgu yapan Karadeniz “1975-1976 yılında okulumuz öğrencileri, öğretmenleri ile ilgili bir hatıra defter tutmuştum. Bundan 49 sene önce o tuttuğum hatıra defterini okulda bir müzeye açıldığını öğrenince gelip okula hediye ettim. Yalnız bende kalmasın herkes faydalansın, herkes görsün. Herkes kendini görsün. Alttan gelen nesiller de onlara da bir ışık tutsun diye düşündüm” dedi.
“Hepsiyle can ciğerdik”
Bazı arkadaşlarıyla halen irtibatta olduklarını ve anı defterinin yazıldığı 1975 yılına geri dönüp baktığında hiç kötü bir anısının olmadığını dile getiren Karadeniz “Hepsiyle görüşemiyorum da 5 – 6 tanesiyle çok yakinen görüşüyorum. Vallahi hepsiyle çok güzel hatıralarımız var. Hiç kötü anımız yok. Hepsiyle can ciğerdik, o zamanlar iyiydik. Defterde öğretmenlerimiz var, okul müdürümüz var, okul müdür başyardımcımız var, felsefe öğretmenimiz var. Felsefe öğretmeni deyince; benim derslerim çok iyiydi hep 10 alırdım. Felsefe öğretmenim de bana o kadar güvenirdi ki yazılı yapınca ‘Kağıtları sen oku’ derdi. Cevap anahtarı verirdi, ona göre yapardım. Derdi ki ‘Bak benden iyi not veriyorsun’. Hatta ben biraz da fazla verirdim arkadaşlarıma. Öyle bir anı var yani” ifadelerini kullandı.
“49 sene sonra geldim, çok duygulandım”
49 yıl sonra mezun olduğu okula adım atmanın kendisini duygulandırdığının ve okulda çok iyi ağırlandığının altını çizen Karadeniz “Çok duygulandım. Yani kendi mezun olduğun okulda tekrar geri gelmek çok değişik bir duygu yani. 49 sene sonra geldim. Hele yeni müdürümüz Dilek Hanım. Sağ olsun. Çok iyi davrandılar. Çok iyi karşıladılar. O bakımdan çok memnunum yani” şeklinde konuştu.
Okul müdürü: “Kuruluş yılını duyunca ‘Bana buradan malzeme çıkar’ dedim”
Okulun eski mezunlarından belgeler istediklerinde gelen belgelere çok şaşırdıklarını dile getiren Çayeli Anadolu Lisesi Müdürü Dilek Kantarcı “Ben zaten idarecilikten önce tarih öğretmeniydim. Buraya geldiğimde okulun 1970 yılında kurulduğunu öğrendim. ‘Tamam’ dedim. ‘Bana buradan malzeme çıkar’. Arşivleri seviyorum. Bu tarz belgeleri biriktirmeyi seviyorum. Benden önceki müdür tarafından küçük bir arşiv oluşturulmuştu. Onu toparladık. Daha sonra eski mezunlardan belge istedik. Gelen belgeleri bir araya getirdik. Bizi bile çok şaşırtan belgeler geldi” ifadelerini kullandı.
“1970’li yıllarda basılmış üniversite kitapçığı”
Gelen materyaller arasında kendisini en çok Fethi Karadeniz’in hediye ettiği anı defteri ve bir başka mezunun getirdiği 1970’li yılların Üniversite Seçme Sınavı (ÜSS) yani bu zamanın ÖSYM kitapçığının şaşırttığını sözlerine ekleyen Kantarcı “Fethi Bey’in anı defteri, ya da 1970’li yıllarda basılmış üniversite kitapçığı, çok farklı belgeler geldi. Eski fotoğraflar var içerisinde. Eski gazete kupürleri var. Vefat etmiş öğretmenlerin, öğrencilerin yazıları var. Gerçi artık öğrenci diyemiyorum. Şu an hepsi 70 yaş üstü, 65 yaş üstü büyüğümüz. Hepsi iyi yerlere gelmiş insanlar” dedi. – RİZE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Klipte üzerindeki Trabzonspor tişörtüyle bir bahçede fındık toplayan Cham, kendisini fındığı toplaması için uyaran kişiye, “Fındığı bitirmek için beni mi beklediniz?” diye cevap verdi.
Daha sonra tekneyle Karadeniz’e açılan ve yanındaki balıkçıya “Haydi abi, haydi.” diye seslenen Avusturyalı futbolcu, karşılığında “Muhammed biz seni 4 aydır bekliyoruz. Biraz da sen bizi bekle.” yanıtını aldı.
Son olarak Papara Park’ta formasını giyerek sahayı gezen Cham, klibi “Beni seveni ben de severim.” sözüyle tamamladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Milli Eğitim Müdürlüğünce Karadeniz Bakır İlkokulu bahçesinde organize edilen etkinlikte, okul öncesi ve ilkokul çağındaki öğrenciler geleneksel çocuk oyunları, deneysel etkinlikler, yüz ve ahşap boyama, palyaço gösterileri ve teleskopla gökyüzü gözlemi gibi etkinliklerle eğitici ve eğlenceli zaman geçirdi.
İl Milli Eğitim Müdürü Fahri Acar, bakanlığın ağustosu tüm okullarda okul öncesi etkinlikler ayı olarak ilan ettiğini anımsattı.
Okul öncesi eğitimi çok önemsediklerini belirten Acar, çocuğun temel kişisel özelliklerinin oluştuğu, sosyalleştiği ve öz bakım gibi çeşitli becerileri kazandığı bu sürecin okullarda sağlıklı bir biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Artvin’de okullaşma ve fiziksel donanımlarda hiçbir sorun olmadığını vurgulayan Acar, “Okul öncesinde de sanki ilkokulmuş gibi yüzde 100 okula erişimi çok önemsiyoruz. Şu anda ilimizde özellikle 5 yaş grubunda okul öncesi eğitime erişemeyen bir çocuğumuz bile yok. Her çocuğun mutlaka en az 1 yıl, 5 yaş grubunda okul öncesi eğitimden faydalanması gerektiğine inanıyoruz. Bunu da başarmış bir iliz. İlkokula başlayan çocuklarımız arasında okul öncesi deneyimi olmayan çocuğumuz yok gibi, bu da başarımıza etki ediyor.” dedi.
Acar, tüm kademelerde okulların açılacağı 9 Eylül’ü sabırsızlıkla bekledikleri dile getirerek, “İnşallah yine öğrencilerimizle, velilerimizle, öğretmenlerimizle buluşup sevgili yavrularımızın geleceğine en iyi kurgulamaya, onları iyi birer insan olarak bu büyük devlete yetiştirmek için birlikte çaba göstereceğiz.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kavaklık Mahallesi Devrek Yolu Caddesi’ndeki 5 katlı apartmanın 3’üncü katındaki evde dün birlikte yaşadığı kardeşi O.Ş. tarafından bıçaklanan Emine S. (42), tedavi gördüğü özel hastanedeki müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Emine S’nin cenazesi, otopsi için hastane morguna götürüldü.
Şüpheli O.Ş’nin bıçakla yaraladığı eniştesi İhsan S. ve yeğenleri B.S. ile İ.S’nin ise tedavileri sürüyor.
Öte yandan yakalanan O.Ş’nin emniyetteki işlemleri tamamlandı. Sağlık kontrolünden geçirilen zanlı adliyeye getirildi.
Şüpheli, çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.
Olay
O.Ş, Kavaklık Mahallesi’nde dün birlikte yaşadığı ablası Emine S, eniştesi İhsan S. ve yeğenleri B.S. ile İ.S’yi bıçakla yaralamıştı. Kaçan şüpheli, kısa sürede yakalanmıştı.
Ekipler, olayda kullanıldığı değerlendirilen ve üzerinde kan bulunan bıçağı apartmanın 100 metre yakınındaki çöp konteynerinde bulmuştu. Zanlının, psikolojik sorunları olduğu öğrenilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Samsun ve Ordu’da ise turuncu yağış uyarısının sabah saat 08:00’e kadar devam etmesinin beklendiği belirtildi.
Açıklamada, “Karadeniz ve İç Anadolu bölgemizde meydana gelen aşırı yağışlar sonucu sel ve su baskınları meydana gelmiş olup ekiplerimizin müdahale çalışmaları devam etmektedir.” ifadesi kullanıldı.
KAYSERİ’DEKİ KAYIP 1 KİŞİ ARANIYOR
Yağışlardan etkilenen illere ilişkin de bilgi verilen açıklamada, Kayseri’nin Bünyan ilçesi Güllüce Mahallesi’nde aşırı yağışlar sonucu heyelan meydana geldiği belirtildi.
Mahsur kalan 8 araç ile 32 vatandaşın güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, heyelan sonucu dere yatağında 1 aracın sürüklendiği ve araçta olduğu değerlendirilen 1 kişinin bulunması amacıyla 150 kişilik arama kurtarma ekibi tarafından çalışmaların aralıksız devam ettiği ifade edildi.
KIRŞEHİR’DE 1 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Kırşehir ilimizde sele kapılan bir vatandaşımız sudan çıkarılarak hastaneye sevk edilmiş, yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetmiştir. Hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. Aşırı yağışlardan etkilenen 150 tarım işçisi tedbir amacıyla güvenli alanlara alınmıştır. Nevşehir ilimizde sel ve su baskınlarından etkilenen 15 vatandaşımızın güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir. Vatandaşlarımızın yetkili mercilerin uyarılarını dikkate almalarını önemle hatırlatırız.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünyanın göz bebeği Amasra’da rekor üzerine rekor kırılıyor
BARTIN – Doğası, denizi, tarihi ve kültürü ile yerli ve yabancı turistlerinin uğrak yerleri arasında bulunan Bartın’ın Amasra ilçesi son yıllarda turizmin gözde şehirleri arasına girdi. Kruvaziyer turizmi ile geçen yıl rekor sayıda Rus turisti ağılayan Amasra, bu yılki 9 günlük bayram tatilinde ise yaklaşık 700 bin turiste ev sahipliği yaparak tarihi bir rekora imza attı.
Fatih Sultan Mehmed Han’ın bir sefer esnasında gördüğü ve “Lala, lala Çeşm-i cihan bu mu ola” diyerek doğal güzellikleri dünyanın göz bebeği olarak nitelendirdiği Bartın’ın Amasra ilçesi, hem yabancı hem de yerli turistlerin es geçemediği bir turizm durağı haline geliyor. Yaklaşık 6 bin 600 nüfus ile Karadeniz’in şirin ilçelerinden olan Amasra, son yıllarda turizm alanında yapılan tanıtımlarla kapılarını tüm dünyaya açtı.
Rekor üstüne rekor kırılıyor
2023 yılında 17 bin kişi ile rekor sayıda Rus turistin geldiği ilçe, Karadeniz’deki Trabzon, Samsun, Ordu gibi büyükşehirleri ve Sinop, Ünye gibi turizm şehirleri de turist sayısı anlamında geride bırakırken, Türkiye genelinde ise Alanya, Bozcaada, Kaş gibi turizm kentlerini de geçmeyi başararak 9. sırada yer aldı.
Ramazan Bayramı’nda 9 günlük bayram tatilini ve mevsim normallerinin üzerinde seyir eden sıcaklıkları fırsat bilen vatandaşlar Amasra’ya akın etti. İlçeye 9 gün boyunca 150 bini aşkın araç girişi tespit edilirken, yaklaşık 700 bin kişi misafir edildi. Önceki yıllardaki bayram tatillerinde 40 bin ile 200 bin kişi arasında ziyaretçi ağırlayan ilçe, 700 bin ziyaretçi ile tarihi bir rekora ulaştı.
Son ziyaretçi sayıları ile 6 bin 600 kişi nüfusa sahip ilçe, 9 günde nüfusunun da yaklaşık 105 katından fazla sayıda turisti ağırlamış oldu.
Japan ve Çinliler de ilgi gösteriyor
Karadeniz’in sessiz sakin sahil kentlerinden olan Amasra’nın güneyinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve Sakin Şehir ünvanına sahip Safranbolu, doğrusunda Kastamonu’nun tarihi, doğal güzellikleri ile bilinen Cide ve İnebolu ilçeleri, batısında ise Zonguldak’ın Çaycuma ilçesine bağlı Filyos Beldesi ve Ereğli ilçesi gibi Karadeniz turizminin önemli şehirleri yer alıyor. Yaklaşık 90 kilometre uzaklıktaki Safranbolu’ya gelen Japon ve Asyalı turistlerin de mutlaka gezip gördüğü Amasra, Avrupa, Orta Doğu ülkeleri gibi dünyanın dört bir tarafından da Karadeniz’e gelen turistlerin öncelikli tercihleri oluyor.
Rusların gözdesi
Karadeniz’in incisi Amasra, Son dönemlerde gelişen kruvaziyer gemi turları ile Rusların da Karadeniz’de en çok beğendiği durak oldu. Şuanda ortalama 2 haftada bir tek gemi ile seferler düzenlenirken önümüzdeki günlerde yabancı turist taşıyan gemi sayısı ve mevcut geminin sefer sayılarının artması için de çalışmalar yürütülürken yat ve yelken turizminde de ilginin arması için çalışmalar yoğunlaştırıldı.
Gurbetçiler uğramadan gidemiyor
Yabancı turistler kadar yerli turistlerinde büyük ilgi gösterdiği Amasra, bayram ve yaz dönemlerinde başta sanatçılar, ünlüler olmak üzere her kesimden insanın en önemli tercihleri arasında yer alıyor. Bartın, Zonguldak ve Kastamonu gibi, Batı ve Orta Karadeniz’deki gurbetçilerin de sık sık ziyaret ettiği ilçe, Ankara, Bursa, İstanbul, Samsun, Kastamonu, Sinop, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu gibi şehirlere de yakınlığı nedeniyle yöre insanların da uğramadan geçemediği yer oluyor.
Muhteşem doğası nedeniyle seyir zevkinin en üst düzeyde olduğu ilçe sessiz, sakin ortamı nedeniyle kafa dinleyerek dinlenmek, stres atmak isteyenlerin yanı sıra tertemiz denizinde yüzerek güneşin keyfini sürmek isteyenlerin de vazgeçilmez güzergahları arasında yer alıyor. İlçe ayrıca kamp ve karavan turizmi ile de yaz, kış doğa severlerin gözde mekanları arasında yer alıyor.
]]>Fatih Sultan Mehmed Han’ın bir sefer esnasında gördüğü ve “Lala, lala Çeşm-i cihan bu mu ola” diyerek doğal güzellikleri dünyanın göz bebeği olarak nitelendirdiği Bartın’ın Amasra ilçesi, hem yabancı hem de yerli turistlerin es geçemediği bir turizm durağı haline geliyor. Yaklaşık 6 bin 600 nüfus ile Karadeniz’in şirin ilçelerinden olan Amasra, son yıllarda turizm alanında yapılan tanıtımlarla kapılarını tüm dünyaya açtı.
Rekor üstüne rekor kırılıyor
2023 yılında 17 bin kişi ile rekor sayıda Rus turistin geldiği ilçe, Karadeniz’deki Trabzon, Samsun, Ordu gibi büyükşehirleri ve Sinop, Ünye gibi turizm şehirleri de turist sayısı anlamında geride bırakırken, Türkiye genelinde ise Alanya, Bozcaada, Kaş gibi turizm kentlerini de geçmeyi başararak 9. sırada yer aldı.
Ramazan Bayramı’nda 9 günlük bayram tatilini ve mevsim normallerinin üzerinde seyir eden sıcaklıkları fırsat bilen vatandaşlar Amasra’ya akın etti. İlçeye 9 gün boyunca 150 bini aşkın araç girişi tespit edilirken, yaklaşık 700 bin kişi misafir edildi. Önceki yıllardaki bayram tatillerinde 40 bin ile 200 bin kişi arasında ziyaretçi ağırlayan ilçe, 700 bin ziyaretçi ile tarihi bir rekora ulaştı.
Son ziyaretçi sayıları ile 6 bin 600 kişi nüfusa sahip ilçe, 9 günde nüfusunun da yaklaşık 105 katından fazla sayıda turisti ağırlamış oldu.
Japan ve Çinliler de ilgi gösteriyor
Karadeniz’in sessiz sakin sahil kentlerinden olan Amasra’nın güneyinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve Sakin Şehir ünvanına sahip Safranbolu, doğrusunda Kastamonu’nun tarihi, doğal güzellikleri ile bilinen Cide ve İnebolu ilçeleri, batısında ise Zonguldak’ın Çaycuma ilçesine bağlı Filyos Beldesi ve Ereğli ilçesi gibi Karadeniz turizminin önemli şehirleri yer alıyor. Yaklaşık 90 kilometre uzaklıktaki Safranbolu’ya gelen Japon ve Asyalı turistlerin de mutlaka gezip gördüğü Amasra, Avrupa, Orta Doğu ülkeleri gibi dünyanın dört bir tarafından da Karadeniz’e gelen turistlerin öncelikli tercihleri oluyor.
Rusların gözdesi
Karadeniz’in incisi Amasra, Son dönemlerde gelişen kruvaziyer gemi turları ile Rusların da Karadeniz’de en çok beğendiği durak oldu. Şuanda ortalama 2 haftada bir tek gemi ile seferler düzenlenirken önümüzdeki günlerde yabancı turist taşıyan gemi sayısı ve mevcut geminin sefer sayılarının artması için de çalışmalar yürütülürken yat ve yelken turizminde de ilginin arması için çalışmalar yoğunlaştırıldı.
Gurbetçiler uğramadan gidemiyor
Yabancı turistler kadar yerli turistlerinde büyük ilgi gösterdiği Amasra, bayram ve yaz dönemlerinde başta sanatçılar, ünlüler olmak üzere her kesimden insanın en önemli tercihleri arasında yer alıyor. Bartın, Zonguldak ve Kastamonu gibi, Batı ve Orta Karadeniz’deki gurbetçilerin de sık sık ziyaret ettiği ilçe, Ankara, Bursa, İstanbul, Samsun, Kastamonu, Sinop, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu gibi şehirlere de yakınlığı nedeniyle yöre insanların da uğramadan geçemediği yer oluyor.
Muhteşem doğası nedeniyle seyir zevkinin en üst düzeyde olduğu ilçe sessiz, sakin ortamı nedeniyle kafa dinleyerek dinlenmek, stres atmak isteyenlerin yanı sıra tertemiz denizinde yüzerek güneşin keyfini sürmek isteyenlerin de vazgeçilmez güzergahları arasında yer alıyor. İlçe ayrıca kamp ve karavan turizmi ile de yaz, kış doğa severlerin gözde mekanları arasında yer alıyor. – BARTIN
]]>Karadeniz’de yetiştirilen Türk somonu ihracatında bu yılın Ocak Şubat aylarında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 289’luk bir artışla 70 bin 614 dolar döviz girdisi sağlanırken, bu rakamın Türkiye ortalamasının üzerinde rekor bir artış olduğu kaydedildi.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) Başkan Vekili Ahmet Hamdi Gürdoğan, Karadeniz Somonu ihracatında son yıllarda iyi bir ivme yakaladıklarını söyledi. Özellikle Uzak Doğu ülkelerinin denizde 7 ay kalan Karadeniz somonunu tercih ettiğini belirten Gürdoğan, “Karadeniz’de yetişen, denizde 7 ay kalan somonu Japonya ve Uzakdoğu ülkeleri özellikle tercih ediyor. Somon ihracatında bu yılın Ocak-Şubat döneminde 70 milyon 614 bin dolar civarında bir miktar söz konusu. Bu da miktar bazında 13 bin tona tekabül ediyor. Miktar bazına baktığımız zaman yüzde 289, rakam bazında baktığımızda ise yüzde 164 arttığını görüyoruz. Türkiye ortalamasının üzerinde rekor bir artış. Bu rakamın yüzde 64’ü Doğu Karadeniz Bölgesinden sağlandı. Somon ihracatı özellikle uzak doğu ülkeleri Japonya, Çin, Kore, Vietnam olmak üzere Rusya, Avrupa Birliği ülkeleri şimdi de yeni yeni ABD’ye göndermeye başladık” dedi.
“Bu gidişle somon ihracatı fındığı da sollayacak gibi görünüyor”
Somon ihracatı rakamlarının fındık ihracatı rakamlarıyla yarıştığına dikkat çeken Gürdoğan, “Somon, Doğu Karadeniz Bölgesinde fındığa alternatif yeni bir ürün oldu. Somon, fındıkla gelir olarak yarışmaya başladı. Bu gidişle fındığı da sollayacak gibi görünüyor. Somon ihracatında özellikle depolamada çekilen sıkıntılar var. Lisanslı depoculuk anlamında yeni depo sisteminin kurulması gerektiğini, Doğu Karadeniz Bölgesi İhracatçılar Birliği olarak bu konuda bir çalışma yaparak ilgili bakanlıklara sunduk. Dolayısıyla ürünümüzün değerini düşük değil de devamlı değerinin artması için ufak kooperatif usulü, üreticilerin dahi balığını koyabileceği lisanlı depoculuk örneğini bölgemizde uygulatmada kararlıyız. Bunun için özellikle siyasilerden bizlere destek olmalarını bekliyoruz. Somon ihracatı gelecekte fındık rakamlarını aşması için yan sanayisini geliştirmemiz lazım” diye konuştu.
“Son 5-6 yılda denizdeki kafes sayısı arttı ama göl somonu ihracatı tehdit ediyor”
Son 5-6 yılda denizlerde kafes sayısının arttığını kaydeden Gürdoğan, “Özellikle son 5-6 yıldır Trabzon genelinde denizde kafes artmaya başladı. Her sene rakam olarak yüzde yüzün üzerinde artışla yapılıyor. Teknik alt yapısı olmayan insanların balıkçılık yapmaması gerekir. Çünkü ürünün kalitesini düşürdüğümüzde elimizde kalabileceğini düşünmemiz lazım. Onun için belli bir kontrol aynı zamanda kümelenme modelleriyle somon ihracatını çok daha sağlam temeller üzerine oluşturup Norveç örneğinde olduğu gibi gelecekte bu rakamları 2,5-3 milyar dolarlara çıkarabiliriz. Ancak bu ihracatın önündeki en büyük engel denizde yetiştirilmeyen iç bölgelerdeki baraj göllerinde yetiştirilen ve Karadeniz Somonu diye ihraç edilen somon. Bu göllerde yetişen göl somonunu aynı zamanda Karadeniz somonu diye piyasaya sürüldüğünde geri geliyor. Dolayısıyla bizim somon ihracatımıza da darbe vuruyor, kalitemizi düşürüyor. Onun için Tarım ve Orman Bakanlığının izlenebilirlik ve denizde 7 ay kalmayan somonun ihracatına özellikle izin vermemesi gerekiyor. Yaş meyve ihracatında olduğu gibi ürünün yetişmesindeki izlenebilirliğin sağlanmasının önemini vurgulamak istiyorum. Çünkü Karadeniz’in suyu ve denizde kalış süreci o balığın etindeki lezzeti ve katma değeri oluşturuyor. Deniz somonundaki koku olmuyor ama göl somonu aldıkları zaman koku ve etindeki kırmızılık oranının düşük olduğundan dolayı hem rakam bazında çok daha düşük oluyor aynı zamanda iç piyasaya Türk somonu, Karadeniz somonu diye yollandığı zamanda Türkiye’nin somon ihracatına çok kötü örnek oluyor. Bunun için Tarım ve Orman Bakanlığını göreve davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Somonu yarı mamül olarak da işleyip ihraç edebilmeliyiz”
Somon konusunda yeni bir sektörün başlangıcı yapılabileceğine dikkat çeken Gürdoğan, “Somonu yarı mamul olarak yani fileto gibi diğer şekillerle de gönderiyoruz. Türkiye kendi markasını oluşturup markette direkt satılabilecek şekilde katma değerli ürün noktasında işlenmiş bir ürün olarak da yollamalıyız. Bunun için alt yapı aynı zamanda Arge çalışmalarına ağırlık vermemiz lazım. Özellikle KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesine çok önemli görevler düşüyor. Yavruları büyütmede olsun, işlenmesinde olsun özellikle Vietnam gibi en çok ürün işlendiği yer olarak oradaki ustalarla işlemesini, kendi insanımıza özellikle bayanlara öğreterek Türkiye’de yeni bir sektöründe başlangıcı yapmamız gerektiğini söylemek isterim” şeklinde konuştu. – TRABZON
]]>Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Karadeniz Bölgesi’nin akil insanları, kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşlarının ve derneklerinin yönetici ve temsilcileriyle Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde biraraya geldi. Toplantıya Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın yanı sıra Bursa Milletvekilleri Mustafa Varank, Bursa Kent Konseyi Başkanı Şevket Orhan, siyasi parti temsilcileri ve meclis üyeleri de katıldı.
“Gerçek belediyecilik yapıyoruz”
Bursa’nın bereketli topraklara sahip olmasının, ticari aktivitesinin yüksek olmasının ve tarım konusunda artılarının bulunmasının insanları tarih boyunca kendisine çektiğini söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Bursa’da doğmuş ve büyümüş birisi olarak Bursa’yı çok sevdiğini belirtti. Çocukların yaşamaktan keyif aldığı, şehre dair güzel hayaller kurduğu bir ortamı oluşturmak için mücadele ettiklerini ifade eden Başkan Aktaş, “Karadeniz’in farklı bölgelerinden Bursa’ya iş için, AŞ için, çocuklarınız için geldiniz. Yüreğinizin bir tarafında da bırakıp geldiğiniz memleketlerinizin sevgisi duruyor. Bu durum Bursa’yı renkli ve değerli kılıyor. Bursa renkli çiçek bahçesi gibidir. Bu kutlu şehirde bizler gerçek belediyecilik yapıyoruz. Birileri ise algı belediyeciliği diye bir kavram geliştirdi. Yapmadıklarını yapar gibi anlattılar. Bizler doğumdan ölüme kadar insan hayatının her alanına gerçek manada dokunuyoruz” diye konuştu.
“Algı belediyeciliği yaptılar”
Türkiye’deki ilk 5 büyük şehir arasında en ucuz ulaşımı, en ucuz ekmeği ve en ucuz suyu Bursalılara sunduklarını, Bursa’da okuyan öğrencilerin suyu yüzde 50 indirimli kullandığını anlatan Başkan Aktaş, emeklileri de yüzde 25 indirimli ulaşım, su ve sosyal tesislerden yararlanma imkanı vereceklerini dile getirdi. Başkan Aktaş, “Gençlik merkezleri açarak çocuklarımızın rahat ve konforlu ortamlarda ders çalışmasına imkanı sunuyoruz. Bir tane bile gençlik merkezi açmayanlar şimdi çıkıp ‘onları duyuyoruz, onları hissediyoruz’ diyor. Bursa’nın birçok noktasında kentsel dönüşüm çalışmalarını sürdürüyoruz. 25 sene boyunca bir tane bile kentsel dönüşüm yapmayanlar şimdi ‘Deprem kuşağındayız, kentsel dönüşüm yapmamız lazım’ diyor. Sadece algı belediyeciliği yaptılar, hala da onu yapıyorlar” dedi.
“Şehri dönüştürmeliyiz”
Yeni dönemde şehrin farklı noktalarına Kobi OSB’ler yapacaklarını da söyleyen Başkan Aktaş, “Şehir içerisinde kalan işletmeler artık şehir dışına çıkmak istiyor. Çıkmaları da lazım. Bu konuda geç bile kalındı. Bunanla alakalı plan revizyonu yapmak lazım. Girişimde bulunduk ve muhalefet yine hepsine itiraz etti. Bu şehir sanayi özelliği ön planda olan bir şehir. Bunu öteleyemezsiniz. Bizler bunu daha nitelikli hale getirmek adına tarihi hamleler yapıyoruz. Bu işletmeleri şehir dışında 4-5 farklı noktaya taşıyarak şehri bu manada dönüştürmeliyiz. Muhalefet ise bırakın bu konuda plan yapmayı, engellemek noktasında sürekli hamle peşinde koşuyor” diye konuştu.
“Atatürk tabelasını beraber asalım”
Atatürk Spor Salonu’nun kullanım ömrünü bitirmesiyle başlattıkları dönüşüm çalışmalarına bile muhalefetin algı yürüttüğünü anlatan Başkan Aktaş, “‘Atatürk isminden dolayı yıktınız’ dediler. 60 senelik spor salonuydu. Artık dökülüyordu. İnsanların tepesine yıkılacaktı. En iyi cumhuriyetçi bunlar ya, en çok Atatürk’ü bunlar seviyor ya. Bizim böyle bir kompleksimiz yok. Şeref duyuyorum. Buradan da ilan ediyorum. Gelin kardeşim, Atatürk tabelasını beraber asalım yeni spor salonuna. 650 milyona ihale ettik. Ama onların hesabı başka bunu biliyoruz. Bizler bilgimizle, birikimimizle yeni dönemde durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Geleceğimiz olan yavrularımıza daha güzel bir Bursa’yı hep beraber tesis edeceğiz” dedi.
Bursa Milletvekili Mustafa Varank, Bursalı olan ama Karadeniz’in güzel renklerini bu şehirde temsil eden sivil toplum kuruluşlarının üyeleriyle buluşmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi. Karadeniz’in bütün renklerinin Bursa’da olduğunu söyleyen Varank, kendisinin de Trabzon kökenli olduğunu ancak şuanda Bursa gibi kutlu bir şehre hizmet ettiğini belirtti. Karadeniz insanının kolay insan olmadığını anlatan Varank, “Heyecanlı ve zordur ama tuttuğunu koparır. Vatanına, bayrağı, ezanına sımsıkı sarılır. Karadeniz insanı bu ülkeye katkı sağlamak için her alanda tarihin her döneminde güzel işler yaptı. Şimdi de aynı anlayışla memlekete hizmet ediyor. Her bir hemşerimizle gurur duyduğumuz gibi Karadenizli hemşerilerimizle de gurur duyuyoruz. Her birimiz bu ülke için zenginlik, katkı sağlayan değerleriz. Önümüzdeki yerel seçimlerde işi ehline vermenizi bekliyoruz. Şimdiye kadar yaptıklarını ve neticelerini gördüğünüz adaylar desteklemenizi istiyoruz” diye konuştu. – BURSA
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde devam eden forum kapsamında moderatörlüğünü gazeteci Maria Ramos’un üstlendiği panele Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy ile Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu katıldı.
Panelde konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Bozay, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin önemine işaret ederek, “Karadeniz, tarihten beri İpek Yolu’nun parçasıydı biliyorsunuz.” dedi.
Bozay, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlaması nedeniyle Afrika ülkelerinde ekmek üretiminde ciddi sorunların yaşandığını belirterek, “Savaş başladıktan sonra 7 dolarlık bir ürün (tahıl), 12 dolara kadar çıktı ve Mısır’da, Afrika’da ekmek üretiminde ciddi sorunlar ortaya çıktı.” ifadesini kullandı.
Karadeniz’in, dünya genelindeki tahıl ürünleri taşımacılığı alanında büyük öneme sahip olduğuna dikkati çeken Bozay, bölgenin güvenliği açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin öneminin altını çizdi.
Bozay, Karadeniz bölgesinde güvenliğin sağlanması ve güçlendirilmesi yönünde Türkiye olarak adil diplomasi yürüttüklerine dikkati çekti.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne önem verdiklerini vurgulayan Bozay, zamanında Kırım’ın ilhak edilmesine de en büyük tepki veren ülkelerden birisinin Türkiye olduğunu, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için çözüm yollarının bulunması gerektiğini kaydetti.
Bozay, Karadeniz’de iklim değişikliği ve gıda güvenliği gibi diğer sorunların çözümünün de ele alınması gerektiğini dile getirerek, “Bütün bu (Karadeniz’deki) sorunların ortasında Türkiye oluyor yani Karadeniz’de olan her şeyin doğrudan bize (Türkiye) etkisi oluyor. Bizler, en iyisini yapmaya çalışıyoruz.” dedi.
Ukrayna’da devam eden savaşın Karadeniz’deki ticaret akışını engellediğine dikkati çeken Bozay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ticaret çok önemlidir. Elbette savaş (Rusya-Ukrayna Savaşı) ticaretin yapılması önünde bir engel ama bu bölgede daha çok iyi bir işbirliğine sahip olunması gerekiyor. Bölge, elbette tarihten bu yana birtakım sorunlarla karşı karşıya kaldı ama iyi bir operasyon yürüterek bunu daha iyi hale getirebiliriz. Tüm bakış açımızı yenilememiz gerekiyor. Bu savaşı bitirmek adına birçok şey yapmamız ve emin olmamız gerekiyor. Türkiye’nin pozisyonu zaten belli, güvenliğin ne pahasına olursa olsun sağlanması gerekir.”
Bozay, Karadeniz’deki sorunların çözülmesi için gerekli çalışmaları yapmaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Karadeniz’in güvenliği ön plana çıktı
Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin, Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra özelikle ön plana çıktığını belirterek, “Çünkü Karadeniz, korozyon mekanı olmaya başladı.” dedi.
Karadeniz bölgesinin güvenliğini güçlendirmek için bölge ülkelerini ortak çaba sarf etmeye çağıran Odobescu, “Bölgedeki tüm ülkelerin işbirliği içinde olmaları ve net projelerin üzerinde çalışmaları gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Odobescu, Rusya’nın 2008’de Gürcistan, 2014 ve 2022’de Ukrayna’ya düzenlediği saldırıların ardından bölge güvenliğinin artırılmasının daha büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, NATO ülkeleri Türkiye, Romanya ve Bulgaristan olarak bu yönde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile ortak çalışılması gerektiğini vurguladı.
Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Karadeniz’deki mayın tehlikesinin bugüne kadar devam ettiğini, bu yönde Türkiye ve diğer ortaklarla çalışmaları sürdürdüklerini kaydeden Odobescu, “Öncelikle bu mayınları tespit etmemiz, sonra da Karadeniz’i mayınlardan temizlememiz gerekiyor.” dedi.
Odobescu, Rusya’yı bölgedeki ülkelere saldırı politikası uygulamakla suçlayarak, “Çok açık olmamız lazım, dürüst olalım. Biz, Rusya’nın davranışını caydırıcı kılmak konusunda başarısız kaldık.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu”
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy, forumda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Antalya Diplomasi Forumu 2024’ün gerçekleştirilmesinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini iletti.
Toçitskiy, yıllar öncesine kadar Karadeniz’in Ukrayna için serbest dolaşımın ve ticaretin yapıldığı bir yer olduğunu belirterek, artık bunların hepsinin imkansız hale geldiğini söyledi.
Rusya’nın 2014’te yasa dışı olarak Kırım’ı ilhak etmesinden ötürü bölgede krizin ortaya çıktığına dikkati çeken Toçitskiy, “Kırım meselesi (Karadeniz’de), böyle bir krizin başlangıcı oldu. Eskiden bu bölgede barış içinde yaşayan insanlar aniden siyasi, silahlı, nükleer tehditlerin olduğu bir döneme girdi.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’yı geçen yıl Ukrayna’daki Kahovka Barajı’na saldırı düzenlemekle suçlayarak, barajın yıkılmasının Karadeniz için ekolojik sorunlara yol açtığını dile getirdi.
Karadeniz’de hem güvenliğin güçlendirilmesi hem de ekolojik sorunların önlenmesi yönünde bölgedeki ülkelerin işbirliği içinde olması gerektiğinin altını çizen Toçitskiy, “Son 10 yıldır müzakereler veya başka konular olsun, Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu. Özelikle de Türkiye, Karadeniz’de (Ukrayna için) en önemli ihracat ülkesidir.” diye konuştu.
Toçitskiy, Ukrayna’da savaşın devam ettiğini, ülkesinin ordusunun demokrasi, küresel güvenlik ve toprak bütünlüğü için mücadele verdiğini kaydetti ve “Savaş devam ediyor. Emin olun ki hiçbir ülke, Ukrayna kadar barış isteyemez.” dedi.
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Toçitskiy, ülkesine gönderilen insani yardımlar, Karadeniz’in mayınlardan temizlemesi gibi desteklerden dolayı başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelere teşekkürlerini iletti.
“Savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil”
ABD’nin silah yardımı konusundaki soru üzerine Toçitskiy, bu ülkede düzenlenecek başkanlık seçimlerinden çıkan herhangi bir sonuca rağmen Ukrayna’ya desteğin ortadan kalkmasını beklemediklerini ve seçim sonuçlarını destekleyeceklerini belirterek, “Çünkü bu savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil. Bu konu (savaş) demokrasinin geleceğini belirleyecektir.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’nın Ukrayna topraklarından tüm askeri birliklerini geri çekmesi ve Ukrayna genelinde savaş nedeniyle meydana gelen yıkımın maddi olarak karşılanması gerektiğini söyledi.
“Bizim için en önemli konulardan biri, Karadeniz bölgesi için güvenliktir”
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu, forumun önemine işaret ederek, “Elbette birçok foruma katıldım ama 3. Antalya Diplomasi Forumu’nun, katılım ve içerik açısından birçok foruma göre daha geniş kapsamlı olduğunu biliyorum.” ifadesini kullandı.
Ukrayna’da devam eden savaşın, Karadeniz bölgesinin önemini daha net şekilde ortaya çıkardığını savunan Comanescu, “Bizim için en önemli konulardan biri, tabii ki Karadeniz bölgesi için güvenliktir. Burada ciddi bir güvenlikten bahsetmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Comanescu, savaş nedeniyle bölgedeki krizden çıkış yolu bulunmasının şart olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu savaşın (Rusya-Ukrayna Savaşı) sona erdirilmesi, bu krizin sona erdirilmesi için tam bir uyumluluk içerisinde bulunulması gerekiyor. Bunun uluslararası kurallar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu güvenlik orta ve uzun vadeli olmalıdır.”
]]>Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aslen Artvin Kemalpaşalı olduğunu belirterek, “İlkokuldan liseye kadar Rize’deydim. Üniversiteyi de Eskişehir’de okudum. Ardından İstanbul serüveni başladı. Babam Çaykur fabrikasında çalıştığı için Rize’de doğdum, büyüdüm.” diye konuştu.
Şarkı söylemeye ilkokulda öğretmeninin ısrarıyla başladığını, okul yolunda şarkı ve türküler söylediğini aktaran Yılmaz, müziğe başlama hikayesini şu sözlerle aktardı:
“Liseye geçince komşumuzdan ödünç bir gitar aldım. Onunla çalıştım biraz, kendimi geliştirdim. Sonra bir gitar aldım ve serüven başladı. Aslında hikaye biraz yayla kısmında kopuyor. Bizde bir yayla kültürü var. İlkokuldan itibaren 15 yaşıma kadar yazları yaylada olurdum. Kesinlikle elektrik yok. Hiçbir zaman okulun ilk günü okula gidememişimdir. Hep bir hafta geç gelmişizdir yayladan. Okulun ilk gününü o yüzden hiç hatırlamam. Bu benim zamanla karakterimin oluşumunda büyük etki yapmıştır. Ben müzikteki bütün farklılıkları bir dereden karşıya geçmeye benzetiyorum. O dönem Karadeniz müziğinde İsmail Türüt, Birol Topaloğlu, Volkan Konak, Fuat Saka ve Kazım Koyuncu gibi isimler vardı.”
“O kültürle büyüyünce o bağlardan kurtulamıyorsun”
Salih Yılmaz, müziğin hisle alakalı olduğuna dikkati çekerek, yapılan her işe aşkla bağlanmak gerektiğini söyledi.
Geleneksel Karadeniz müziğini çok sevdiğini ve bu müziği yapma arzusunun Karadenizli olmaktan kaynaklandığını vurgulayan Yılmaz, şu bilgileri verdi:
“Bunun nedenini ben iklim olarak görüyorum. Çok basit düşünüyorum. Bir hava düşünün yarım saat içinde yağmur yağar, 5 dakika sonra güneş vurur, yakar, sonra bir rüzgar eser. Bu senin psikolojini, söylemlerini, hayatını, kurduğun işini, her şeyini etkiliyor. Bütün Karadenizlilerin göç ettiği yerler istisnasız olarak Karadeniz’e benzeyen yerlerdir. Bunu İstanbul’da test edebilirsin. Ben tamamen buna bağlıyorum. Hemşinlilikten kaynaklı sosyal yönlerimiz güçlüdür. Şenlikli bir bölgedeyiz. O kültürle büyüyünce o bağlardan kurtulamıyorsun.”
Yılmaz, ilk albümün heyecanını hala yaşadığını, “Yaylanın Çimeni” albümünden sonra fiziki olarak tanınmasa da insanların bildiği bir sese dönüştüğünü kaydederek, “İlk albümde öyle bir başarı elde edince güzel bir özgüven geldi. İlk albümdeki o tecrübe ikinci albümü getirdi. ‘Şelale’ o çıtayı biraz daha yukarı taşıdı. Ben de artık bir müzik yapımcısı oldum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Halkın zekasını ve hafızasını hafife almamak lazım”
Sanatçı Yılmaz, çocukluğundaki Karadeniz müziğiyle bugünün müziğini kıyasladığında sound değişse de duygunun aynı şekilde devam ettiğine işaret ederek, “Kazım Koyuncu belgeseli benim hayatımı ciddi anlamda etkilemiştir. Orada, ‘Herkesle iyi olan adam şüphelidir.’ diyor. İnsan herkesle iyi olamaz. Ben bunu biraz sonra anladım. O yüzden kötü olman gereken insanlarla kötü olmalısın.” diye konuştu.
Değişen teknolojiyle müzik üretim formunun da değiştiğini vurgulayan Yılmaz, “Ben bu dönemi ilk 45’liklerin çıktığı döneme benzetiyorum. Türkiye’nin müzikle ilk tanıştığı plaklarda da böyle olmuş. Halkın zekasını ve hafızasını hafife almamak lazım. Bir sanatçı olarak insanlara tepeden bakmazsan onlar seni sever, bağrına basar, yol gösterir. Ben bütün kliplerimi Karadeniz’de çekerim. Karadenizliyim. Beni dinleyen de memleketimi görsün isterim.” ifadelerini kullandı.
Salih Yılmaz, hayatı kaçırmamayı hedeflediğini ve keyif aldığı biçimde müzik üretimine devam etmeyi arzuladığını söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düğündür, festivaldir, gidiyorum, geliyorum. Öncelikle her zaman hissettiğim şeyi yapmaya çalışacağım. Kariyer olarak hedeflerime şu an tam ulaşamadım. İnşallah güzel şarkılarla hissettiklerimi yapmaya devam edeceğim. Karadeniz iklimi bize yol gösteriyor, bütün duygularımızı şekillendiriyor. Ben Karadeniz insanının siyasetinde de sanatında da kesinlikle iklimin rolünün olduğunu düşünüyorum. Yerel müzik yapıyoruz neticede. Karadeniz müziği bence bu anlamda muhafazakar. Bu müziği yapanlara değer veriliyor. Köyde benim albümümü almış veya şu anda dinleyen adam hala daha fazla. Bizde çünkü kültür yaşatma arzusu daha fazla. O yüzden ben Karadeniz müziğinin geleceğini de parlak görüyorum. Karadenizlilerin müziğini bırakacağını asla düşünmüyorum.”
Karadeniz müziğinde zaman içinde enstrüman çeşitliğinin de arttığına değinen Yılmaz, kemençe ve tulumun yanı sıra dilli kaval, davul ve zurnanın da eklendiğini, horon tepme kültürünün de ilçeden ilçeye değişiklik gösterebildiğini dile getirdi.
]]>Şahin, kemençe icracılığından türkü bestelemeye nasıl başladığını, iki üniversite bitirmesine rağmen neden sanatçılığa devam ettiğini ve Karadeniz müziğinin geleceğini AA muhabirine anlattı.
Trabzon’da 1981’de dünyaya gelen sanatçı, 10 aylık olarak doğduğu için doktorların kendisine “Onay” adını verdiğini belirterek, “Babam bir banka memuruydu. Çeşitli yerlere tayin edildi. Biz de Karadeniz’de çeşitli ilçeler ve şehirlerde babamın peşinde koşturduk. Sürekli okul değiştirdim, her okul değiştirmede yeni arkadaşlar yeni çevre edindim.” diye konuştu.
“İki diplomayı duvara astım, sevdiğim işi yapmaya devam ettim”
Şahin, 7 yaşına kadar babaannesiyle büyüdüğünü ve yayla kültürünü öğrenmesinde babaannesinin etkisinin çok fazla olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bugün yaptığım işte o kültürden çok feyz alıyorum. Bir türküyü ‘Babaannem nasıl söyler?’ diye düşünerek yazıyorum. Biz orijinal Karadeniz uşağı nasıl yetişiyorsa öyle yetiştik. Çocuk yaşlarımda müzikle sadece dinleyici olarak ilgileniyordum. 13 yaşımdayken babam bir kemençe hediye etti. Müzik hayatım o kemençe ile başladı. 1999’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazandım. Tabii İstanbul’da bir üst kültür vardı. Hele basın-yayın sektöründe Anadolu’dan gelmiş, şivesi olan bir adamın başarılı olması zordu. Okumaya geldiğimde kemençe de yanımdaydı. Eğitim hayatım devam ederken küçük çaplı çalıp söylüyordum. Mezun oldum ama annemin memur olma ısrarından dolayı tekrar üniversite sınavlarına girdim. Bu sefer sosyal bilgiler öğretmenliği bölümünü kazandım. Kemençe ve müzik daha çok profesyonel hayatıma girmeye başladı. İlk albümümü 2008’de yaptım. İkinci üniversiteyi de başarılıyla bitirdim. İki diplomayı duvara astım, sevdiğim işi yapmaya devam ettim.”
Aile ortamında Karadeniz müziğinin çokça sevildiğini İsmail Türüt, Erkan Ocaklı, İbrahim Can kasetlerini hemen alıp dinlediklerini ifade eden Onay Şahin, babasının hediye ettiği kemençenin müzisyen olmasındaki en etkili unsurlardan biri olduğunu söyledi.
Şahin, yıllarca İstanbul’da solistlerin arkasında kemençe icrası yaptığını aktararak, “Üniversite okurken yazları Uzungöl’de turistlere yönelik program yapardık. Seyfettin Çakıral solistimdi. Bir akşam Seyfettin Ağabey işe gelmedi. ‘Becerebildiğim kadar söyleyeyim’ dedim. Çıktım söyledim.” şeklinde konuştu.
Karadeniz müziğinde çok değerli usta isimlerin yer aldığına dikkati çeken Şahin, Bahattin Çamurali, Picoğlu Osman Gökçe, Katip Şadi, Hüseyin Dilaver, Rizeli Sadık gibi çok önemli saz ve söz ustaları olduğunu ifade etti.
“Sonuçta herkes bir şekilde bu sofraya bir şey koydu”
Şahin, halk müziğinin yerelden evrensele doğru yolculuğuna işaret ederek, “Benim ilk albümümü çıkardığım yıllarda Kazım Koyuncu rüzgarı esiyordu. O yerel müziği doğru aranjelerle ulusala ve evrensele taşımıştı. Bunu Fuat Saka, Resul Dindar, Volkan Konak da yapar. Müzikte evrenseli kazandıkça yöreyi de kaybedersin. Ben o konuda genelde yaptığım aranjede annemin, babamın hoşuna gidip gitmeyeceğine göre hareket ederim.” açıklamasını yaptı.
Karadeniz müziğinin başlarda sadece kemençe ve tulumun üzerine söylenen otantik icralarla başladığını, 1980-1990’lı yıllarda arabesk müziğin etkisinde kaldığını, 2000’li yıllarda ise ulusallaştığını aktaran Onay Şahin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sonuçta herkes bir şekilde bu sofraya bir şey koydu. Herkes elinden geleni yapmış. Zaman zaman da müzik, sağa sola evrilmiş ve devam da edecek. Çünkü bu akan bir deredir, sabit bir şey değildir. Hepimizin artık YouTube kanalları var. Benim ayda 1 tane klip prensibim var, yılda 12 yapar. Bazen yaşadığımız sıkıntılar, savaşlar, depremler hızımızı kesebiliyor. Ben dinleyicisine göre şekillenen bir adam değilim. Benim Karadeniz müziğinden anladığım şekil, form budur. Bu şekilde yoluma devam edeceğim. Şu ana kadar 120’nin üzerinde şarkı yaptım, bunların 100’e yakını kendime aittir. Sanatçılar insanları eğlendirmek pahasına ahiretlerini riske atan adamlardır. İnşallah ben onlardan olmam. Türkücü de olsak imansız adam olmaz. Allah herkesin imanını kuvvetlendirsin.”
Şahin, halihazırda Karadeniz müziğinde başarılı olan isimler arasında Ekin Uzunlar, Ali Tetik ve Ali Alkurt gibi sanatçılar olduğunu dile getirerek, sosyal medyanın etkisiyle yöresel müziklerin artık sadece kendi yöreleriyle sınırlı kalmadığını ve diğer yöreler tarafından da çok sevildiği bilgisini paylaştı.
]]>NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Stoltenberg, NATO savunma bakanlarının temmuz ayındaki Washington Zirvesi’ne hazırlanmak üzere bugün bir araya geldiğini ifade ederek, “Yeni savunma planlarımıza kaynak sağlama ve transatlantik savunma sanayi tabanımızı güçlendirme çalışmalarına hız verdik” dedi.
Bu yıl 18 NATO üyesinin GSYİH’lerinin yüzde 2’sini savunmaya harcamasını beklediğini ifade eden Stoltenberg, “2024 yılında Avrupa’daki NATO müttefikleri savunmaya toplam 380 milyar dolar yatırım yapacaklar” dedi.
Toplantıda mühimmat üretiminin arttırılması konusunu ele aldıklarını belirten Stoltenberg, “Stoklarımızı doldurmak ve Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek için barış zamanının yavaş temposundan çatışmanın gerektirdiği yüksek tempolu üretime geçmemiz gerekiyor” dedi.
Kötüleşen güvenlik ortamını da ele aldıklarını ifade eden Stoltenberg, “İttifak’a karşı yakın bir askeri tehdit görmüyoruz” dedi.
Bugün ayrıca NATO-Ukrayna Konseyi’nde Ukrayna ile bir araya geldiklerini aktaran Stoltenberg, “Savunma Bakanı Umerov sahadaki son gelişmeler hakkında müttefiklere bilgi verdi” dedi.
Polonya’nın Bydgoszcz kentinde yeni bir NATO-Ukrayna Ortak Analiz, Eğitim ve Öğretim Merkezi kurmaya karar verdiklerini aktaran Stoltenberg, “Bu merkez Ukrayna’nın Rusya ile olan savaşında çıkardığı derslerin paylaşılmasına imkan tanıyacak. Ayrıca Ukrayna kuvvetlerinin müttefiklerle birlikte öğrenip eğitim alabilecekleri bir yapı oluşturacak. Ukrayna’nın ve bizim güvenliğimiz için Ukrayna’nın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.,
“İttifak var olduğu sürece NATO Müttefikleri arasında da NATO hakkında farklı görüşler ve tartışmalar olmuştur”
ABD tarafından NATO’ya yapılan eleştiriler hakkında bir soruya cevap veren Stoltenberg, “İttifak var olduğu sürece NATO Müttefikleri arasında da NATO hakkında farklı görüşler ve tartışmalar olmuştur. Kamuoyu yoklamalarına baktığımızda, hem Kuzey Amerika’da, ABD’de, Kanada’da hem de Avrupa’da NATO’ya rekor düzeyde destek olduğunu görüyoruz. NATO’nun tarihteki en güçlü ve en başarılı İttifak olmaya devam edeceğinden eminim. En az üç nedenden ötürü ABD’nin sadık bir müttefik olmaya devam etmesini bekliyorum. Birincisi, güçlü bir NATO’ya sahip olmak ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarına uygundur. İkincisi, ABD’de NATO’ya iki partiden de geniş bir destek var. Üçüncüsü, ABD’deki eleştiriler öncelikle NATO’ya karşı değildir. NATO müttefiklerinin NATO için yeterince para harcamamasına karşıdır” dedi.
“Montrö Anlaşmasına saygı göstermeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum”
Türkiye’nin bazı müttefikler tarafından Ukrayna’ya hibe edilen gemilerin Karadeniz’e girmesine izin vermediğine dair gelen soruya cevap veren Stoltenberg, “Montrö Anlaşması, Karadeniz’e açılan boğazların artık donanma gemilerine kapalı olduğu anlamına geliyor. Bu aynı zamanda Rusya’nın Karadeniz’e daha fazla donanma gemisi sokamayacağı anlamına geliyor. Ukrayna aslında Romanya, Bulgaristan ve Türkiye ile birlikte bir rota, bir deniz yolu açmayı başardı. Bu sayede Karadeniz üzerinden önemli miktarda tahıl ve diğer ürünleri ihraç edebildiler. Dolayısıyla NATO Müttefikleri arasındaki yakın işbirliğini sürdürmemiz, Ukrayna’nın Rus Karadeniz Filosunu geri püskürtme çabalarını desteklemeye ve Montrö Anlaşmasına saygı göstermeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi. – BRÜKSEL
]]>Küresel ısınma kaynaklı yağış rejimindeki ani değişkenlikle son dönemlerde doğal afetlerin arttığı Doğu Karadeniz’de, can ve mal kayıplarına neden olan, alt ve üst yapıda hasara yol açan sel, taşkın ve heyelan afetlerinin önüne geçilebilmesi için ilgili kurumların yanı sıra bilim insanlarının da akademik çalışmaları sürüyor. Kırsal alanlarda afetleri tetikleyen plansız yapılaşmanın önlenmesi için TÜBİTAK, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Konya Selçuk Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ortaklığında ‘Koruma Odaklı Kırsal Alan Planlaması Projesi’ başlatıldı. Tamamlanan projede, dik ve engebeli arazilerdeki yapılaşma sorunu yaşanan özellikle deniz seviyesinden yüksek alanlardaki yamaçlara inşa edilen ev, bina ve yollar, mercek altına alındı. İncelemelerde, Trabzon, Rize ve Artvin’de kırsal arazilerin büyük oranda yapılaşmaya uygun olmadığı tespit edildi. Sarp arazi yapısı nedeniyle yerleşim açısından dezavantajlı konumda olan bölgede, arazi yapısının yapılaşmaya uygun olmadığı birçok noktadaki incelemelerde, yol ve alt yapıların ‘vahşi boşaltma’ (Plansız ve bilinçsiz bir şekilde, arazi yapısına ve afet potansiyeline bakılmaksızın iş makineleri tarafından kazı işleminin yapılması) metoduyla inşa edilmesinin, heyelanları tetiklediği de ortaya kondu.
‘YAPILAŞMA BASKISI HİSSEDİLİR DERECEDE ARTTI’
Projenin yürütücülerinden, KTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cenap Sancar, Karadeniz kırsalındaki yapılaşmanın dağınık olması nedeniyle, altyapı hizmetlerinin götürülmesi için yapılan yolların, afetsellik açısından ciddi sorun olduğuna dikkati çekti. Prof. Dr. Sancar, ‘Planlama gereği kentsel alanlarda yüzde 35’in üzerinde eğime sahip noktalar; teknik altyapısı, maliyeti ve ekosisteme etkisi düşünülerek yapılaşmaya açılmaz. Fakat Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde dağınık yerleşmenin getirdiği yapılaşma baskısı hissedilir derecede arttı. Kırsal alanda özellikle Karadeniz’de eğimin çok yüksek olması hemen kıyıdan başlayarak da arazinin yükseliyor olması durumu var. Konuyla ilgili projemizde, Karadeniz kırsalında yerleşime uygunluk için yüzde 40-50’leri alt limit olarak kabul edip, araştırma yaptık. Trabzon ve Rize’deki eğimli arazileri dikkate aldığımızda yerleşilebilirlik açısından Trabzon’da araziler ciddi oranda olumsuz çıktı” dedi.
‘DOĞAL EĞİME MÜDAHALE HEYELANA NEDEN OLUYOR’
Doğal eğime müdahale etmenin heyelanlara yol açtığını belirten Prof. Dr. Sancar, “Bu coğrafyadaki vadi tabanlarında, yamaçlarda ve sırtlarda yapılan yolların birçoğu heyelanı tetikleyen unsurlardan. Eğimin yüzde 50’nin üzerinde olduğu kırsal alanlarda yapılaşma yapmak ciddi bir sorundur. Bizim bölgemizde kırsalda toplu bir yerleşme olmadığı için de her yerleşme kendisine bir altyapı sistemi talep ediyor. O altyapıyı götürebilmek için de mutlaka yol gerekiyor. İnsanlar da bunu bazen kamu eliyle bazen de kendi girişimleriyle yapıyor. Bunu dikkate aldığımızda da bu eğimli arazilerde yol yapmak demek, doğal eğime müdahale etmek demek. Bu da heyelan ve toprak kaymalarına neden oluyor” diye konuştu.
‘GELENEKSEL YAPILAR TEŞVİK EDİLMELİ’
Aşırı eğimli arazilerdeki yapılaşmanın, doğal döngüye zararlarını önlemek için yerele özgü yapılaşmanın teşvik edilip, geleneksel yapılara uygun yapıların inşa edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Sancar, ‘Her noktaya yapı yapılmaması, altyapı gitmemesi ve koruma altına alınması gerekiyor. Yerele özgü yapılaşmayı teşvik etmemiz gerekiyor. Bu da kırsalın malzemesini, tekniğini, yaşam tarzını, sosyal yapısını bilmekle mümkündür. Karadeniz Bölgesi’nde geleneksel yapıların altı taştır, eğime oturmuştur. Üstü de genellikle bağdadi olarak, ahşap, kerpiç ya da taş göz dolmalı yapılardan oluşur. Önümüzde böyle örnek bir geleneksel yapı modeli var. Bunu geliştirip araziye de aplike edersek hem topografyayı korumuş oluruz hem de afet risklerini en aza indirgemiş oluruz’ diye konuştu.
‘VAHŞİ BOŞALTMA İLE DOĞANIN DENGESİNİ BOZUYORUZ’
Karadeniz Bölgesi’nde arazi yapısına uygun bir yapılaşma kısıtlılığının getirilmemesi halinde heyelan afetlerinin artacağını da kaydeden Prof. Dr. Sancar, ‘Karadeniz Bölgesi’nde turizm sektörü de dahil olmak üzere yapılaşma kısıtlılığını mutlaka getirmemiz gerekiyor. Özellikle kamunun oluşturacağı grup mahalle yollarının, tekniğine uygun olacak sanat yapılarıyla birlikte gerçekleştirilmesi ve kontrol altına alınması gerekiyor. Aksi durumda sürekli yaşadığımız heyelan ve toprak kaymalarını yaşamaya devam etmemiz mümkün gözüküyor. Doğaya çok fazla müdahale ediyoruz ve vahşi boşaltma ile doğanın dengesini bozuyoruz. Coğrafyamızda su kıtlığının olduğu, toprağın ve havanın risk altında olduğu bir dönemdeyiz. Bu açıdan ekosistemi korumak için yerleşilebilirliği mutlaka denetlememiz gerekiyor’ ifadelerini kullandı. (DHA)
]]>DOĞU Karadeniz’de dik ve engebeli arazilerdeki yapılaşma sorunu yaşanan yamaçlara inşa edilen ev, bina ve yollar, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin de (KTÜ) ortağı olduğu ‘Koruma Odaklı Kırsal Alan Planlaması Projesi’ kapsamında mercek altına alındı. İncelemelerde; arazi yapısının yapılaşmaya uygun olmadığı birçok noktada, yol ve altyapıların ‘vahşi boşaltma’ metoduyla inşa edilmesinin, heyelanları tetiklediği ortaya kondu. KTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cenap Sancar, “Vadi tabanlarında, yamaçlarda ve sırtlarda yapılan yolların pek çoğu heyelanları tetikleyen unsurlardandır. Eğimli arazilerde yol yapmak, doğal eğime müdahale etmek demektir” dedi.
Küresel ısınma kaynaklı yağış rejimindeki ani değişkenlikle son dönemlerde doğal afetlerin arttığı Doğu Karadeniz’de, can ve mal kayıplarına neden olan, alt ve üst yapıda hasara yol açan sel, taşkın ve heyelan afetlerinin önüne geçilebilmesi için ilgili kurumların yanı sıra bilim insanlarının da akademik çalışmaları sürüyor. Kırsal alanlarda afetleri tetikleyen plansız yapılaşmanın önlenmesi için TÜBİTAK, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Konya Selçuk Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ortaklığında ‘Koruma Odaklı Kırsal Alan Planlaması Projesi’ başlatıldı. Tamamlanan projede, dik ve engebeli arazilerdeki yapılaşma sorunu yaşanan özellikle deniz seviyesinden yüksek alanlardaki yamaçlara inşa edilen ev, bina ve yollar, mercek altına alındı. İncelemelerde, Trabzon, Rize ve Artvin’de kırsal arazilerin büyük oranda yapılaşmaya uygun olmadığı tespit edildi. Sarp arazi yapısı nedeniyle yerleşim açısından dezavantajlı konumda olan bölgede, arazi yapısının yapılaşmaya uygun olmadığı birçok noktadaki incelemelerde, yol ve alt yapıların ‘vahşi boşaltma’ (Plansız ve bilinçsiz bir şekilde, arazi yapısına ve afet potansiyeline bakılmaksızın iş makineleri tarafından kazı işleminin yapılması) metoduyla inşa edilmesinin, heyelanları tetiklediği de ortaya kondu.
‘YAPILAŞMA BASKISI HİSSEDİLİR DERECEDE ARTTI’
Projenin yürütücülerinden, KTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cenap Sancar, Karadeniz kırsalındaki yapılaşmanın dağınık olması nedeniyle, altyapı hizmetlerinin götürülmesi için yapılan yolların, afetsellik açısından ciddi sorun olduğuna dikkati çekti. Prof. Dr. Sancar, “Planlama gereği kentsel alanlarda yüzde 35’in üzerinde eğime sahip noktalar; teknik altyapısı, maliyeti ve ekosisteme etkisi düşünülerek yapılaşmaya açılmaz. Fakat Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde dağınık yerleşmenin getirdiği yapılaşma baskısı hissedilir derecede arttı. Kırsal alanda özellikle Karadeniz’de eğimin çok yüksek olması hemen kıyıdan başlayarak da arazinin yükseliyor olması durumu var. Konuyla ilgili projemizde, Karadeniz kırsalında yerleşime uygunluk için yüzde 40-50’leri alt limit olarak kabul edip, araştırma yaptık. Trabzon ve Rize’deki eğimli arazileri dikkate aldığımızda yerleşilebilirlik açısından Trabzon’da araziler ciddi oranda olumsuz çıktı” dedi.
‘DOĞAL EĞİME MÜDAHALE HEYELANA NEDEN OLUYOR’
Doğal eğime müdahale etmenin heyelanlara yol açtığını belirten Prof. Dr. Sancar, “Bu coğrafyadaki vadi tabanlarında, yamaçlarda ve sırtlarda yapılan yolların birçoğu heyelanı tetikleyen unsurlardan. Eğimin yüzde 50’nin üzerinde olduğu kırsal alanlarda yapılaşma yapmak ciddi bir sorundur. Bizim bölgemizde kırsalda toplu bir yerleşme olmadığı için de her yerleşme kendisine bir altyapı sistemi talep ediyor. O altyapıyı götürebilmek için de mutlaka yol gerekiyor. İnsanlar da bunu bazen kamu eliyle bazen de kendi girişimleriyle yapıyor. Bunu dikkate aldığımızda da bu eğimli arazilerde yol yapmak demek, doğal eğime müdahale etmek demek. Bu da heyelan ve toprak kaymalarına neden oluyor” diye konuştu.
‘GELENEKSEL YAPILAR TEŞVİK EDİLMELİ’
Aşırı eğimli arazilerdeki yapılaşmanın, doğal döngüye zararlarını önlemek için yerele özgü yapılaşmanın teşvik edilip, geleneksel yapılara uygun yapıların inşa edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Sancar, “Her noktaya yapı yapılmaması, altyapı gitmemesi ve koruma altına alınması gerekiyor. Yerele özgü yapılaşmayı teşvik etmemiz gerekiyor. Bu da kırsalın malzemesini, tekniğini, yaşam tarzını, sosyal yapısını bilmekle mümkündür. Karadeniz Bölgesi’nde geleneksel yapıların altı taştır, eğime oturmuştur. Üstü de genellikle bağdadi olarak, ahşap, kerpiç ya da taş göz dolmalı yapılardan oluşur. Önümüzde böyle örnek bir geleneksel yapı modeli var. Bunu geliştirip araziye de aplike edersek hem topografyayı korumuş oluruz hem de afet risklerini en aza indirgemiş oluruz” diye konuştu.
‘VAHŞİ BOŞALTMA İLE DOĞANIN DENGESİNİ BOZUYORUZ’
Karadeniz Bölgesi’nde arazi yapısına uygun bir yapılaşma kısıtlılığının getirilmemesi halinde heyelan afetlerinin artacağını da kaydeden Prof. Dr. Sancar, “Karadeniz Bölgesi’nde turizm sektörü de dahil olmak üzere yapılaşma kısıtlılığını mutlaka getirmemiz gerekiyor. Özellikle kamunun oluşturacağı grup mahalle yollarının, tekniğine uygun olacak sanat yapılarıyla birlikte gerçekleştirilmesi ve kontrol altına alınması gerekiyor. Aksi durumda sürekli yaşadığımız heyelan ve toprak kaymalarını yaşamaya devam etmemiz mümkün gözüküyor. Doğaya çok fazla müdahale ediyoruz ve vahşi boşaltma ile doğanın dengesini bozuyoruz. Coğrafyamızda su kıtlığının olduğu, toprağın ve havanın risk altında olduğu bir dönemdeyiz. Bu açıdan ekosistemi korumak için yerleşilebilirliği mutlaka denetlememiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
]]>DENİZ suyu sıcaklığının yarım derece arttığı Karadeniz’de, başta hamsi olmak üzere avlanabilen balık türleri azaldı. İklim değişikliği, aşırı avcılık ve kirlilik sorununa dikkati çeken Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden (KTÜ) Prof. Dr. Coşkun Erüz, “Karadeniz’de 160 tür balıktan bahsederken; bugün avlanabilen 4-5 tür balık kaldı” dedi.
Küresel iklim krizinin etkileriyle sel, taşkın ve heyelan afetlerinin sıkça yaşandığı Doğu Karadeniz’de, deniz suyu sıcaklığında da artış yaşanıyor. Deniz suyu sıcaklığının yarım derece arttığı Karadeniz’de, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklık başta hamsi olmak üzere birçok balık türünü olumsuz etkiliyor. Periyodik büyüme, üreme ve gelişme süreçleri tehdit altında olan balık türleri, denizde yeterli soğuma olmayınca güneye doğru göç etme eğilimine giriyor.
KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, “Okyanuslardaki sıcaklık değişimi dünyadaki iklimi etkileyen ana faktördür. İklim değişikliğine bağlı olarak Atlantik’te oluşan basınç sistemlerinin Avrupa üzerinden Türkiye ve Karadeniz’i etkilemesi de aynı oranda değişime neden oldu. Bunun sonucunda Karadeniz’de de bu iklim değişiminin etkisi ile ısınma gerçekleşti. Yıl boyunca baktığımız zaman, soğumanın yeterince olmaması ne anlama geliyor? Ekosistem ve canlı yaşamı olarak Güney Karadeniz’de sıcaklığın kışın 7 derece ve yazın 26 derecelere kadar bir değişim aralığı var. Kışın deniz sıcaklığı 7 derecelere düştüğünde Karadeniz’in kuzeyinde, özellikle donmaya bağlı soğumalarda, balıklar güneye doğru hareket ediyor. İklim değişimine bağlı olarak kuzeyde yeterince soğuma meydana gelmeyince balık güneye doğru göç etme eylemine girebiliyor” dedi.
‘HAMSİ KARADENİZ’DE BULUNSA DAHİ AV VERMİYOR’
Deniz suyu sıcaklığının balık avcılığını da etkilediğini anlatan Prof. Dr. Erüz, “Sudaki sıcaklık değişimleri, balıkların ve diğer canlıların davranışlarında ciddi bir etki yapıyor. Örneğin hamsiyi avlarken bu fiziksel koşullardaki değişimin daha önceki yıllarda beklendiği gibi olmadığında; balığı beklediğimiz dönemde, beklediğimiz miktarda görememe şeklinde kendini gösteriyor. Bu balığın olmadığı anlamına gelmiyor. Balık toplanarak av vermediği için o balığı göremiyoruz. Aslında hamsi Karadeniz’de bulunsa dahi av vermediği için onu avlayıp, o yılki üretime katamıyoruz. Hamsiyi avlayamadık diyoruz. Aşırı avcılık mutlaka büyük bir etken ama asıl sebebi; iklim değişimine bağlı olarak deniz suyundaki beklenen dönemdeki, beklenen soğumanın gerçekleşmemesi de balık stoklarındaki davranışında değişikliğe neden oluyor. Balıkların yumurtlama, beslenme ve göç etme dönemlerinde değişimler meydana gelince beklediğimiz sezon içinde o davranışı görünce avcılığı yapamıyoruz. ya da o balığı o dönemde yeterince bulamıyoruz” diye konuştu.
‘CİDDİ VE BÜYÜK AZALMALAR SÖZ KONUSU’
?Karadeniz’de avlanabilen balık türlerinde ciddi azalmalar yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Erüz, “Isınmaya bağlı olarak tuzluluğa karşı toleransı yüksek olan, düşük tuzlulukta yaşayabilen Akdeniz türleri, ‘Akdenizleşme’ dediğimiz olay ile Karadeniz’e doğru giriş yapıyor. Bu organizmalara genelde istilacı ve yabancı türler diyoruz. Onlar eğer Karadeniz’de fırsatı bulursa yerli türlerin yerini almaya başlıyor. İklim değişikliğinin yanında aşırı avcılık ve kirliliğe bağlı balık miktarında ciddi ve büyük azalmalar söz konusu. Karadeniz’de 160 tür balıktan bahsederken; bugün avlanabilen 4-5 tür balık kaldı. Bu da Karadeniz’de, iklimsel değişim, kirlilik ve aşırı avcılığa bağlı balık stoklarındaki ciddi bir düşüşün göstergesidir ama bunun üzerinde en büyük etki yine insanın neden olduğu kirliliğe aittir” dedi.
]]>KÜRESEL ısınma kaynaklı yağış rejimindeki ani değişkenlikle son dönemlerde doğal afetlerin arttığı Doğu Karadeniz’de, özellikle yüksek rakımlı alanlara bırakılan atıklar, derelerle sürüklenip, ulaştığı Karadeniz’de kirliliğe neden oluyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, ani ve kararsız yağış artışının, Karadeniz için tehlike olduğunu belirterek, “Karadeniz’e taşınan atık miktarı fazlalaşınca, Karadeniz’deki kirlilik yükü artıyor, daha da artacak” dedi.
Doğu Karadeniz’de, küresel iklim değişikliğinin etkileriyle görülen ani, lokal ve şiddetli yağışlar, sel, taşkın ve heyelanlara neden oluyor. Yağış rejiminin değişmesiyle ani sel ve heyelan riski artan bölgede, son dönemde doğal afetler yaşanıyor. Alt ve üst yapıda hasara yol açan, can ve mal kayıplarına neden olan sellerde, özellikle deniz seviyesinden yüksek kesimlere atılan çöp ve atıklar, debisi artan derelere sürüklenip, ulaştığı Karadeniz kıyılarında birikiyor. Evsel, plastik, metal ve hafriyat gibi atıklar, oluşturduğu kirliliğin yanı sıra deniz ekosistemini de tehdit ediyor.
‘KARARSIZ YAĞIŞLAR KARADENİZ İÇİN TEHLİKE’
KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, küresel ısınmanın neden olduğu ani, aşırı ve şiddetli yağışların, katı atık kirliliğini Karadeniz’e taşıdığını belirterek, “Küresel ısınma tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de bir gerçek. Artık her yerde doğal ya da antropojenik değişim söz konusu. Karadeniz’e baktığımız zaman küresel ısınmanın son 20-30 yıl dahil, yaklaşık yarım ile 1 bir derece arasında bir sıcaklık değişimine sebep olduğuna dair veriler var. Bu neye neden oluyor? Örneğin küresel ısınmayla ısınan Karadeniz’de daha çok buharlaşma ve yağışlarda da artış şekline kendini gösterme ihtimali var. Bununla birlikte küresel ısınmanın özellikle ani ve kararsız yağışları artırma özelliği de var. Bu da Karadeniz için çok ciddi bir tehlike. Bu da ‘ani ve şiddetli yağışlara bağlı olarak sel olayların daha sık, daha kararsız şekilde görünmesi’ demek” diye konuştu.
‘KİRLENEN DENİZDE CANLILARIN ZARAR GÖRMESİ KAÇINILMAZ’
Karadeniz’e taşınan atık miktarının artmasının deniz ekosistem üzerinde olumsuz etkiler yarattığını kaydeden Prof. Dr. Erüz “Hemen hemen kıyıdan başlayıp, dağların tepesine kadar her yerde yoğun bir katı atık kirliliği görüyoruz. Şiddetli yağışlar sonrasında bu karalarda birikmiş olan katı atıklar; daha yoğun bir şekilde, daha şiddetli ve fazla miktarda denize taşımaya başlıyor. Bu da Karadeniz’in özellikle deniz turizmi yapılan plajlarında, yılın tamamında atık kirliliğinin oluşmasına, artı denizin içerisinde de balık avcılığı yapılan sahalarda daha çok miktarda plastik atık ve diğer atıkların görülmesine sebep oluyor. Karadeniz’e taşınan atık miktarı fazlalaşınca, Karadeniz’deki kirlilik yükü artıyor, daha da artacak. Kıyılarda en çok plastik ağırlıklı atıklar yer alıyor. Küresel ısınmanın artışıyla daha çok kirlenen denizde, balık ve diğer organizmaların etkilenerek zarar görmesi kaçınılmaz hale geliyor” dedi.
]]>Türkiye, Romanya ve Bulgaristan Savunma Bakanlıkları arasında, Karadeniz’deki mayın tehlikesine karşı alınacak tedbirleri içeren Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı (MCM Black Sea) 11 Ocak Perşembe günü İstanbul’da imzalanacak. Türkiye, bölgesel güvenliğe ve Karadeniz’deki istikrara katkı sağlayacak bu mutabakatın imza törenine ev sahipliği yapacak. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Romanya Savunma Bakanı Angel Tilvar ve Bulgaristan Savunma Bakan Yardımcısı Atanas Zapryanov’un katılımıyla imzalanacak mutabakat metni ile Karadeniz’de seyrü-sefer emniyetine katkı sağlamayı hedefleniyor.
11 Ocak Perşembe günü gerçekleştirilecek olan anlaşma imza töreni öncesi Milli Savunma Bakanlığı’ndan açıklama yapıldı. Yapılan açıklama da, ‘2022 yılı Şubat ayında Ukrayna’da başlayan savaş sonrası Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler bu savaştan etkilenmeye başlamıştır. 1907 Lahey Sözleşmesi, deniz mayınlarının herhangi bir sebeple demirleme donanımlarından ayrılmaları halinde, 1 saat sonra kendiliğinden zararsız hale gelmeyenlerin kullanılmasını yasaklamaktadır. Ancak mayınların sürüklenmesi halinde ateşleme mekanizmalarının devre dışı kalıp kalmayacağı konusunda bir hüküm bulunmamaktadır denildi.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından; 26 Mart 2022 tarihinden itibaren deniz karakol uçakları, İnsansız Hava Araçları, Tuzla sınıfı karakol gemileri, mayın avlama gemileri, ani müdahale botları, sahil gözetleme radarları ve elektro optik sistemler ile mayın gözetleme faaliyetlerinin kesintisiz olarak sürdüğü belirtilen açıklamada, Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde başlatılan çalışmalarla Romanya ve Bulgaristan ile Karadeniz’de sürüklenen mayın tehdidine karşı bir Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu oluşturulması hususunda mutabık kalınmış, teknik heyetler seviyesinde, geçtiğimiz Eylül ayında görüşmelere başlanmıştır ifadelerine yer verildi.
3 ÜLKE KARADENİZ’İ TEKRAR GÜVENLİ BİR BÖLGE HALİNE GETİRMEK İÇİN ÇALIŞMALARINA DEVAM EDECEKTİR
Mayına Karşı Tedbirler Görev Grubu herhangi bir ülkeye veya yapıya karşı ya da alternatif olarak teşkil edilmemekte olup sadece savunma amaçlıdır vurgusu yapılan açıklamada, İnisiyatifin yürütme organı olarak tarafların Deniz Kuvvetleri komutanlarının katılımı ile bir komite oluşturulması ve yılda en az iki defa toplantı icra edilmesi, inisiyatifin komutasının altı aylık periyotlarla dönüşümlü olarak yürütülmesi, görevi yürütecek birlik ve filo komutanlarının, komutayı devralacak ülkeden görevlendirilmesi, inisiyatifin her ülkeden birer Mayın Karşı Tedbirleri gemisi (toplam üç) ile bir komuta kontrol gemisinden oluşması, altı ayda en az iki defa 15’er günlük periyotlarla harekat icra edilmesi, Yıllık Harekat Planının, tatbikat, eğitim, liman ziyaretleri ve benzeri hususları da içerecek şekilde yıllık olarak belirlenmesi hususlarında uzlaşılmıştır. Üç kıyıdaş NATO müttefiki ülke, halihazırda MCM BLACK SEA inisiyatifini operasyonel olarak işlevsel hale getirerek Karadeniz’i tekrar güvenli bir bölge haline getirmek için çalışmalarına devam edecektir. İmza törenini müteakip, imzalanan muhtıranın her üç ülkenin iç hukuk prosedürlerinden de geçmesini müteakip görev grubunun aktif hale getirilmesi planlanmaktadır. 11 Ocak 2024 tarihinde imzalanacak Mutabakat Muhtırası ile birlikte ortaya konulacak iş birliği, deniz mayınlarına karşı Karadeniz’deki seyrü-sefer emniyetine büyük katkılar sağlayacaktır denildi.
]]>TÜRKİYE, Romanya ve Bulgaristan Savunma Bakanlıkları arasında, Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı (MCM Black Sea) 11 Ocak Perşembe günü, İstanbul’da imzalanacak. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek imza töreni, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Romanya Savunma Bakanı Angel Tilvar ve Bulgaristan Savunma Bakan Yardımcısı Atanas Zapryanov’un katılımıyla gerçekleşecek. Anlaşmanın detayları arasında, her ülkeden birer Mayın Karşı Tedbirleri gemisi ve bir komuta kontrol gemisi ile harekat icrası, 6 ayda en az 2 defa 15 günlük periyotlarla gerçekleştirilecek operasyonlar gibi önlemler bulunuyor. Bu iş birliği ile Karadeniz’deki seyrü-sefer emniyetine önemli katkılar sağlanması amaçlıyor.
Türkiye, Romanya ve Bulgaristan Savunma Bakanlıkları arasında, Karadeniz’deki mayın tehlikesine karşı alınacak tedbirleri içeren Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı (MCM Black Sea) 11 Ocak Perşembe günü İstanbul’da imzalanacak. Türkiye, bölgesel güvenliğe ve Karadeniz’deki istikrara katkı sağlayacak bu mutabakatın imza törenine ev sahipliği yapacak. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Romanya Savunma Bakanı Angel Tilvar ve Bulgaristan Savunma Bakan Yardımcısı Atanas Zapryanov’un katılımıyla imzalanacak mutabakat metni ile Karadeniz’de seyrü-sefer emniyetine katkı sağlamayı hedefleniyor.
11 Ocak Perşembe günü gerçekleştirilecek olan anlaşma imza töreni öncesi Milli Savunma Bakanlığı’ndan açıklama yapıldı. Yapılan açıklama da, “2022 yılı Şubat ayında Ukrayna’da başlayan savaş sonrası Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler bu savaştan etkilenmeye başlamıştır. 1907 Lahey Sözleşmesi, deniz mayınlarının herhangi bir sebeple demirleme donanımlarından ayrılmaları halinde, 1 saat sonra kendiliğinden zararsız hale gelmeyenlerin kullanılmasını yasaklamaktadır. Ancak mayınların sürüklenmesi halinde ateşleme mekanizmalarının devre dışı kalıp kalmayacağı konusunda bir hüküm bulunmamaktadır” denildi.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından; 26 Mart 2022 tarihinden itibaren deniz karakol uçakları, İnsansız Hava Araçları, Tuzla sınıfı karakol gemileri, mayın avlama gemileri, ani müdahale botları, sahil gözetleme radarları ve elektro optik sistemler ile mayın gözetleme faaliyetlerinin kesintisiz olarak sürdüğü belirtilen açıklamada, “Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde başlatılan çalışmalarla Romanya ve Bulgaristan ile Karadeniz’de sürüklenen mayın tehdidine karşı bir Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu oluşturulması hususunda mutabık kalınmış, teknik heyetler seviyesinde, geçtiğimiz Eylül ayında görüşmelere başlanmıştır” ifadelerine yer verildi.
“3 ÜLKE KARADENİZ’İ TEKRAR GÜVENLİ BİR BÖLGE HALİNE GETİRMEK İÇİN ÇALIŞMALARINA DEVAM EDECEKTİR”
“Mayına Karşı Tedbirler Görev Grubu herhangi bir ülkeye veya yapıya karşı ya da alternatif olarak teşkil edilmemekte olup sadece savunma amaçlıdır” vurgusu yapılan açıklamada, “İnisiyatifin yürütme organı olarak tarafların Deniz Kuvvetleri komutanlarının katılımı ile bir komite oluşturulması ve yılda en az iki defa toplantı icra edilmesi, inisiyatifin komutasının altı aylık periyotlarla dönüşümlü olarak yürütülmesi, görevi yürütecek birlik ve filo komutanlarının, komutayı devralacak ülkeden görevlendirilmesi, inisiyatifin her ülkeden birer Mayın Karşı Tedbirleri gemisi (toplam üç) ile bir komuta kontrol gemisinden oluşması, altı ayda en az iki defa 15’er günlük periyotlarla harekat icra edilmesi, Yıllık Harekat Planının, tatbikat, eğitim, liman ziyaretleri ve benzeri hususları da içerecek şekilde yıllık olarak belirlenmesi hususlarında uzlaşılmıştır. Üç kıyıdaş NATO müttefiki ülke, halihazırda MCM BLACK SEA inisiyatifini operasyonel olarak işlevsel hale getirerek Karadeniz’i tekrar güvenli bir bölge haline getirmek için çalışmalarına devam edecektir. İmza törenini müteakip, imzalanan muhtıranın her üç ülkenin iç hukuk prosedürlerinden de geçmesini müteakip görev grubunun aktif hale getirilmesi planlanmaktadır. 11 Ocak 2024 tarihinde imzalanacak Mutabakat Muhtırası ile birlikte ortaya konulacak iş birliği, deniz mayınlarına karşı Karadeniz’deki seyrü-sefer emniyetine büyük katkılar sağlayacaktır” denildi.
]]>TÜRKİYE, Romanya ve Bulgaristan Savunma Bakanlıkları arasında, Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı (MCM Black Sea) 11 Ocak Perşembe günü, İstanbul’da imzalanacak. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek imza töreni, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Romanya Savunma Bakanı Angel Tilvar ve Bulgaristan Savunma Bakan Yardımcısı Atanas Zapryanov’un katılımıyla gerçekleşecek. Anlaşmanın detayları arasında, her ülkeden birer Mayın Karşı Tedbirleri gemisi ve bir komuta kontrol gemisi ile harekat icrası, 6 ayda en az 2 defa 15 günlük periyotlarla gerçekleştirilecek operasyonlar gibi önlemler bulunuyor. Bu iş birliği ile Karadeniz’deki seyrü-sefer emniyetine önemli katkılar sağlanması amaçlıyor.
Türkiye, Romanya ve Bulgaristan Savunma Bakanlıkları arasında, Karadeniz’deki mayın tehlikesine karşı alınacak tedbirleri içeren Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı (MCM Black Sea) 11 Ocak Perşembe günü İstanbul’da imzalanacak. Türkiye, bölgesel güvenliğe ve Karadeniz’deki istikrara katkı sağlayacak bu mutabakatın imza törenine ev sahipliği yapacak. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Romanya Savunma Bakanı Angel Tilvar ve Bulgaristan Savunma Bakan Yardımcısı Atanas Zapryanov’un katılımıyla imzalanacak mutabakat metni ile Karadeniz’de seyrü-sefer emniyetine katkı sağlamayı hedefleniyor.
11 Ocak Perşembe günü gerçekleştirilecek olan anlaşma imza töreni öncesi Milli Savunma Bakanlığı’ndan açıklama yapıldı. Yapılan açıklama da, “2022 yılı Şubat ayında Ukrayna’da başlayan savaş sonrası Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler bu savaştan etkilenmeye başlamıştır. 1907 Lahey Sözleşmesi, deniz mayınlarının herhangi bir sebeple demirleme donanımlarından ayrılmaları halinde, 1 saat sonra kendiliğinden zararsız hale gelmeyenlerin kullanılmasını yasaklamaktadır. Ancak mayınların sürüklenmesi halinde ateşleme mekanizmalarının devre dışı kalıp kalmayacağı konusunda bir hüküm bulunmamaktadır” denildi.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından; 26 Mart 2022 tarihinden itibaren deniz karakol uçakları, İnsansız Hava Araçları, Tuzla sınıfı karakol gemileri, mayın avlama gemileri, ani müdahale botları, sahil gözetleme radarları ve elektro optik sistemler ile mayın gözetleme faaliyetlerinin kesintisiz olarak sürdüğü belirtilen açıklamada, “Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde başlatılan çalışmalarla Romanya ve Bulgaristan ile Karadeniz’de sürüklenen mayın tehdidine karşı bir Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu oluşturulması hususunda mutabık kalınmış, teknik heyetler seviyesinde, geçtiğimiz Eylül ayında görüşmelere başlanmıştır” ifadelerine yer verildi.
“3 ÜLKE KARADENİZ’İ TEKRAR GÜVENLİ BİR BÖLGE HALİNE GETİRMEK İÇİN ÇALIŞMALARINA DEVAM EDECEKTİR”
“Mayına Karşı Tedbirler Görev Grubu herhangi bir ülkeye veya yapıya karşı ya da alternatif olarak teşkil edilmemekte olup sadece savunma amaçlıdır” vurgusu yapılan açıklamada, “İnisiyatifin yürütme organı olarak tarafların Deniz Kuvvetleri komutanlarının katılımı ile bir komite oluşturulması ve yılda en az iki defa toplantı icra edilmesi, inisiyatifin komutasının altı aylık periyotlarla dönüşümlü olarak yürütülmesi, görevi yürütecek birlik ve filo komutanlarının, komutayı devralacak ülkeden görevlendirilmesi, inisiyatifin her ülkeden birer Mayın Karşı Tedbirleri gemisi (toplam üç) ile bir komuta kontrol gemisinden oluşması, altı ayda en az iki defa 15’er günlük periyotlarla harekat icra edilmesi, Yıllık Harekat Planının, tatbikat, eğitim, liman ziyaretleri ve benzeri hususları da içerecek şekilde yıllık olarak belirlenmesi hususlarında uzlaşılmıştır. Üç kıyıdaş NATO müttefiki ülke, halihazırda MCM BLACK SEA inisiyatifini operasyonel olarak işlevsel hale getirerek Karadeniz’i tekrar güvenli bir bölge haline getirmek için çalışmalarına devam edecektir. İmza törenini müteakip, imzalanan muhtıranın her üç ülkenin iç hukuk prosedürlerinden de geçmesini müteakip görev grubunun aktif hale getirilmesi planlanmaktadır. 11 Ocak 2024 tarihinde imzalanacak Mutabakat Muhtırası ile birlikte ortaya konulacak iş birliği, deniz mayınlarına karşı Karadeniz’deki seyrü-sefer emniyetine büyük katkılar sağlayacaktır” denildi.
]]>