Kazakistan’ın ev sahipliğinde yapılacak “5. Dünya Göçebe Oyunları”nın geri sayım töreni için Astana’da temaslar gerçekleştiren Erdoğan, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Bilal Erdoğan, temasları kapsamında Kazak yetkililerle etkinliğe ilişkin hazırlıkları ele aldıklarını belirterek, “Kazakistan Meclis Başkanı Yerlan Koşanov ile 5. Dünya Göçebe Oyunları’nın geri sayımını başlatmış olduk. Aynı zamanda bilet satışına da başlandı. İlk bileti de biz almış olduk.” diye konuştu.
Kazakistan Turizm ve Spor Bakanlığı ile oyunlara hazırlık aşamasında ne tür işbirlikleri yapacaklarını kayıt altına alan iyi niyet belgesi imzaladıklarını dile getiren Erdoğan, “Dünya Göçebe Oyunları’nın 5’incisinin en başarılı etkinlik olmasını arzu ediyoruz. Çünkü Dünya Göçebe Oyunları, geleneksel sporların dünyadaki en büyük etkinliğidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Erdoğan, “Dünya Göçebe Oyunları”nın, Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) da inisiyatifi olduğuna işaret ederek, “Bu etkinlik ne kadar başarılı olursa, büyük bir katılımla dünyada yankı bularak gerçekleştirilirse bizim de misyonumuz olan geleneksel sporların dünyada yaygınlaştırılması ve popülerleştirilmesine en üst düzeyde katkı sağlamış olacağız.” ifadesini kullandı.
“Dünya Göçebe Oyunları”nın sadece Türk dünyasına değil bütün dünyaya hitap eden uluslararası bir etkinlik olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Güney Amerika’dan Afrika’ya, Japonya’ya kadar, hatta Avrupa’nın bile geleneksel sporları var. Bizim de Konfederasyonumuzun 20 ülkeden üyeleri var. Yaptığımız etkinliklerle ulaştığımız 80’in üzerinde ülke var.” dedi.
Erdoğan, “4. Dünya Göçebe Oyunları”nı Türkiye’de İznik’te gerçekleştirdiklerini anımsatarak, şöyle konuştu:
“İznik’teki Dünya Göçebe Oyunları’na 102 ülkeden 3 binin üzerinde sporcu katılmıştı. Kazakistan’daki oyunlarda da bunun altında kalmamayı hedefliyoruz. Astana’da geleneksel spordan 20 branş var. Bu 20 branşın bazıları Kazak geleneksel sporları, bazıları daha fazla ülkede oynanan sporlar. Dolayısıyla bu, geleneksel sporlara yaklaşımımızdaki zenginliği de gösteriyor. Olimpiyatlar gibi daha kısıtlayıcı bir tarzda yaklaşmıyoruz. Kazakistan’daki oyunlara da 100’ün üzerinde ülkeden yaklaşık 4 bin sporcunun iştirak etmesini hedefliyoruz.”
“Dünya Göçebe Oyunları ve geleneksel sporlar daha çok kültürel zenginlik içeriyor”
Konfederasyon olarak Antalya’da düzenledikleri 6. Etnospor Forumu’nda “Dünya Göçebe Oyunları” için önemli bir adım attıklarını belirten Erdoğan, “Yaklaşık 60 federasyonun imzasıyla Dünya Etnospor Konfederasyonunun geleneksel sporlarda uluslararası müsabaka kurallarının belirleyicisi ve karar vericisi olduğuna imza atılmış oldu. Biz ilgili branşlarda bütün aktif federasyonları bir araya getirerek, uluslararası müsabaka yapılması halinde hangi kural setiyle yapılması gerektiğini belirliyor olacağız.” dedi.
Bilal Erdoğan, “Dünya Göçebe Oyunları”nın turizm sektörü için de önemine değinerek, şunları kaydetti:
“İnsanlar artık farklı konseptleri merak ediyor ve görmek istiyor. Dünya Göçebe Oyunları ve geleneksel sporlar, daha çok kültürel zenginlik içeriyor ve farklılık gösteriyor. İnsanların daha önce görmedikleri şeyi görmesini sağlıyor. Dünya Göçebe Oyunları’nın turizm açısından çok güçlü bir çekim gücü olduğuna inanıyorum. Biz bunu Türkiye’de, İznik’te yaşadık. Gerçekten İznik’in, Türkiye’de iç turizmde çok da fazla bilinmeyen bir destinasyonken, Dünya Göçebe Oyunları’ndan sonra çok daha fazla çekim alanına döndüğünü gördük. Dünyada da İznik’in daha fazla konuşulduğuna şahit olduk. Dolayısıyla Dünya Göçebe Oyunları hem Astana’nın hem genel olarak Kazakistan’ın daha fazla bilinmesine de yol açacaktır.”
]]>Tokayev, bu kez Kazakistan’ın “petrol başkenti” olarak bilinen Atırau kentinde düzenlenen 3’üncü Ulusal Kurultay’da bir konuşma yaptı.
Tokayev, gelişmiş bir ülke olmak için sadece ekonomik sorunların çözülmesi değil aynı zamanda ideolojik alanda da yönlerin belirlenmesi ve bu kapsamda hareket edilmesi gerektiğini söyledi.
Toplum olarak bazen tarihi fazla duygusal algıladıklarına işaret eden Tokayev, “Geçmişe çok fazla takılıp kalmak bize yarardan çok zarar verecektir. Hiç kimse geçmişi değiştiremez. En adil yargıcın zaman olduğunu unutmamalıyız.” ifadesini kullandı.
Tokayev, Kazaklar için soy geleneğinin büyük önem taşıdığını ancak bunun siyasallaştırılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Kazakistan’ın yurt dışında “anıtlar toprağı” olarak anıldığını dile getiren Tokayev, şu değerlendirmede bulundu:
“Bunu hem uzak tarihi geçmişe hem de Sovyet dönemine ait çok sayıda anıtlara dayanarak söylüyorum. Bu nedenle onomastik politikada, önemli tarihi şahsiyetlerin yanı sıra egemenlik, cumhuriyet ve birlik gibi devletimizin ideallerini somutlaştıran milli değerlerin vurgulanması önemlidir.”
Tokayev, Kazak dilinin kullanım kapsamının genişletilmesinin devlet politikasının temel önceliği olmaya devam edeceğini kaydederek, “İş dünyasının, teknolojinin ve bilimin dili haline dönüşmeye başlayan Kazak diline talep her geçen yıl artıyor. Devlet politikasının özü, kimseyi zorlamadan Kazakçanın günlük yaşamdaki rolünü sürekli olarak güçlendirmektir.” ifadesini kullandı.
Kazakistan’ın Altın Ordu Devleti gibi göçebe uygarlığının doğrudan varisi olduğuna dikkati çeken Tokayev, “Cuci Han’ın Altın Ordu Devleti, her zaman Orta Avrasya’nın uçsuz bucaksız topraklarında devlet inşasının bilinen zirvesi olmuştur. Bu Orta Çağ gücünün jeopolitik mirası, Kazak Hanlığı da dahil olmak üzere birçok Avrasya devletinin ortaya çıkışı için verimli bir zemin görevi gördü. Genel olarak ülkemizin uluslararası arenadaki imajının inşasında Altın Ordu Devleti markasının daha aktif ve yaygın olarak kullanılması gerekmektedir.” ifadelerini kullandı.
Tokayev, Altın Ordu Devleti tarihinin ve mirasının kapsamlı bir şekilde incelenmesi için sistematik faaliyetler yürütmenin önemine değinerek,”Benim girişimimle Cuci Han Ulusu Araştırma Enstitüsü kuruldu. 60’ı yabancı uzman olmak üzere 250’den fazla bilim insanının yer aldığı 7 ciltlik Kazakistan’ın yeni bir akademik tarihinin yazılması için çalışmalar sürüyor.” dedi.
Tokayev, devlete ve genel ahlaka zarar vermeyen tüm dinlere, görüşlere ve öğretilere her zaman hoşgörülü olacaklarını vurgulayarak, “Manevi köklerimizi onurlandırarak devletimizin laik statüsünü mümkün olan her şekilde güçlendirmeliyiz.” dedi.
Kazakistan devlet armasının değiştirilmesini öneren Tokayev, “Başta gençlerin olmak üzere uzmanların ve vatandaşların Kazakistan armasının algılanmasının çok zor olduğu, eklektizm ve Sovyet dönemi işaretleri içerdiği yönündeki makul argümanlarının dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Tokayev, gelecek yıl 9 Mayıs Zafer Bayramı’nın 80. yıl dönümü olacağını ve bunun bir parçası olarak ülkede kutlama hazırlıklarının başlatılmasına yönelik öneriyi desteklediğini bildirdi.
Kazakistan’ın çok taraflı ve ikili işbirliğine olan bağlılığını sürdüreceğini belirten Tokayev, “Avrasya alanı ve Orta Asya bölgesindeki entegrasyon süreçleri odak noktamız olmaya devam edecek. Kazakistan’ın Türk devletleri arasındaki işbirliğinin gelişmesine de olumlu katkısı sürecektir.” diye konuştu. ???????
Tokayev, bir sonraki Ulusal Kurultay’ın Kenesarı Han ve Abılay Han gibi Kazak Hanlığının önemli isimleriyle bağlı Burabay’da toplanacağını açıkladı.
]]>Çevirisi ve baskısı Ahmet Yesevi Üniversitesi (AYÜ) Avrasya Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan kitabın tanıtım töreninde Türkiye’nin Astana Büyükelçisi Mustafa Kapucu, Kazakistan Parlamentosu Kazakistan-Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Nurtöre Jüsip, AYÜ Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Muhittin Şimşek, Avrasya Araştırma Enstitüsü Direktörü Suat Beylur’un yanı sıra büyükelçiler, Kazakistan Senato ve Meclis milletvekilleri, akademisyenler ve çok sayıda davetli yer aldı.
“Umarım değerli Kazak okuyucuları bu kitaptan istifade ederler”
MİT Başkanı Prof. Dr. Kalın, etkinlikte paylaşılan video mesajında, eserin tercümesinde ve yayımlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.
Eserde İslam ve Batı medeniyetlerinin neredeyse 1300 yıllık uzun tarihi üzerinden “ben” ile “öteki” arasındaki ilişkinin değişik dönemlerini, boyutlarını ve yönlerini ele aldığını anlatan Kalın, şöyle konuştu:
“Tarih boyunca İslam’ı sadece bir siyasi ve askeri rakip olarak değil ama aynı zamanda kültürel, teolojik dini bir rakip olarak gören Batı medeniyetinin İslam algısının hatta İslam takıntısının nasıl şekillendiğini, İslam’ı bir öteki olarak kurgulamasının nelere mal olduğunu izah etmeye çalıştım. Aynı şekilde İslam dünyasında özellikle 17-18. yüzyıldan sonra Batı’nın ötekileştirilerek İslam dünyasının ötekisi olarak kurgulanmasının ürettiği zihni sorunları, maliyetleri biraz açmaya çalıştım. ‘Bugün İslam ve Batı medeniyetleri, yeni bir yol haritası belirleyeceklerse bunu ancak kendileri kalarak ama ötekini düşmanlaştırmadan, şeytanlaştırmadan, gayriinsanileştirmeden yapabilecekler.’ diyorum. Bu da kitabın ana tezi.”
Kalın, kitapta İslam ve Batı medeniyetlerinin yüzlerce yıl boyunca devam eden etkileşimleri, alışverişleri, ziyaretleri, karşılıklı geliş-gidişleri ve diğer konuları da ele aldığını belirterek, “Umarım değerli Kazak okuyucuları, dost ve kardeş Kazakistan aydınları, akademisyenleri, politika yapıcıları, kanaat önderleri, öğrenci arkadaşlarım da bu kitaptan istifade ederler.” dedi.
“Kazak dili daha yaygın hale geliyor”
Büyükelçi Kapucu, katılımcılara teşekkür ederek, “Prof. Dr. İbrahim Kalın, malumunuz olduğu üzere en üst düzey görevlerde bulunmuş bir bürokrat olmasının yanı sıra değerli bir akademisyen ve bir entelektüeldir. Kendisi, bu görevleri yerine getirdiği dönemlerde de akademik çalışmalarına ara vermemiş, okumayı, yazmayı ve üretmeyi sürdürmüş bir kişi.” diye konuştu.
Kitabın ilk baskısının 2016’da çıktığını dile getiren Kapucu, medeniyetler tarihi, Avrupa-İslam ilişkilerine felsefi ve kültürel perspektiften ışık tutan bu eserin Kazakça basılmasının önemli olduğuna dikkati çekti.
“Kazakistan’da Kazak dili hem devlet kurumlarında hem de toplum nezdinde daha yaygın hale geliyor.” diyen Kapucu, şunları dile getirdi:
“Bir milletin öz benliğini ve kimliğini tanımlayabilmesine imkan sağlayan ana dilde yayınlar yapılması, eserlerin gelecek nesillere aktarılması, tabiatıyla çok önemlidir. 2021 yılında Kazakçanın Latin alfabesine uyarlanmış versiyonu kamuoyuna sunuldu. Önümüzdeki yıllarda, öngörüldüğü gibi Kazak dili Latin alfabesiyle kullanıldığı takdirde, aynı dil ailesine mensup akraba diller olan Türkçe ve Kazakça arasındaki bağlar daha da sıkılaşacaktır. Bu vesileyle Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi ve Avrasya Araştırma Enstitüsünü bu çalışmalarından ötürü kutluyor, özellikle Türkçe ve Kazakça dillerinde gelecekte yapacakları çalışmalarda da başarılar diliyorum.”
Kazak Senatör Darhan Kıdırali de eserde Doğu ile Batı arasındaki ilişkilerin kronolojisiyle ele alınmasının değerli olduğunu kaydederek, “Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Dünya 5’ten büyük’ tezinde biz bunun aksettirmesini görüyoruz. Dünyanın içerisinde Doğu da İslam ülkeleri de vardır. İslamofobi’nin yersiz olduğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Kıdırali, eserde üzerinde durulan konuların sadece Türkiye açısından değil kendileri açısından da önemli olduğunu vurguladı.
]]>