Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde son sınıf öğrencisi olarak eğitim gören 18 yaşındaki Sudem Lara Berivan Demir, 15 yaşında yazmaya başladığı ‘Karanlıktaki Işık’ adındaki ilk kitabını yayınladı. Aynı zamanda bir öğrenci olan genç yazarın hem ailesini hem de öğretmenlerini gururlandıran kitabı Eskişehir 3. Kitap Fuarı’nda yoğun ilgi gördü. Küçüklüğünden beri kitap yazma hayali olan ve ilkokul öğretmeninin yazdırdığı küçük hikayelerle bu işe başlayan Demir, bir cesaretle yazıp yayınladığı kitabı için işlerin iyi gitmesinin ardından başlamış olduğu 2’nci kitabını ise yaz aylarının sonlarına doğru çıkartmayı planladığını açıkladı. Anne Naile Gökcan Demir de, çocukları bir şey yaptıklarını söyledikleri zaman ailelerin mutlaka onları dinleyerek arkalarından durması gerektiğine dikkat çekerken, Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Sırrı Kabadayı, okuyucularla buluşan genç yazarın diğer öğrenciler açısından örnek teşkil etmesini dilediğini dile getirdi.
“Hayalim her zaman kitap yazmaktı”
Sudem Lara Berivan Demir, kitap yazmanın ilkokuldan beri hayali olduğunu söyledi. Bu işe ilk adımını bir öğretmenin yazdırdığı küçük hikayelerle attığını ifade eden Demir, “15 yaşımda kitabımı yazmaya başladım. Hayalim her zaman kitap yazmaktı. İlkokul hocamızın yazdırdığı küçük hikayelerle yazmaya başladım. Bir cesaretle yazmaya başladığım ilk kitabımı 18 Kasım 2023 yılında çıkarttım. Şu anda ilgi gayet iyi. İlk kitabım olmasına rağmen gayet fazlasıyla ilgi gördüm. Kendi çabam ve ailemin çabasıyla beraber kitabım iyi satıyor. Çevremde çok fazla arkadaşım yok ama yine de çok fazla kötü söz aldım. Yazamayacağımı söylediler. Ailem ve çok yakın arkadaşlarım bana hep yardımcı oldular. Destek verdiler. Maddi ve manevi her konuda yanımdaydılar. Zaten onların yardımıyla bu kadar ilerleyebildim. İkinci kitabım da yolda. Yazın sonuna doğru çıkacak” dedi.
“Ufak ufak romanları vardı ama bu kadar büyük bir şey olabileceğini aklıma getirmemiştim”
Anne Naile Gökcan Demir, kızının ilk başlarda kendilerine kitap yazdığını söylediğinde çok inandırıcı bulmadıklarını belirtti. Ufak ufak romanlarının olduğunu ancak bu kadar büyük bir şey olabileceğini aklıma getirmediğini aktaran Demir, “Kitabı elime alıp okuduktan sonra kızımla öylesine gurur duydum ki anlatamam. Tarif edilemeyecek türden onur ve gurur yaşadım. İyi ki de kitabı çıkmış ve iyi ki de okuyucularla buluşmuş benim kızım. Sudem bambaşka bir çocuktu zaten. O bambaşkalığını bu kitapla gerçekten ifade etti. Daha güzel, daha büyük ve başarılı yerlere geleceğine inanıyorum. Belki de ilerideki Agatha Christie’dir. Çok güzel romanları var. İkinci kitabımız yolda. Devamını da getireceğine inanıyorum. Aileler çocukları bir şey yaptıklarını söyledikleri zaman hiçbir şekilde onları geri plana atmasın. Öncelikle çocuklarını dinlesinler ve yapacakları her şeyin arkasında dursunlar” şeklinde konuştu.
“Öğrencimizin yazdığı Karanlıktaki Işık kitabı gerçekten okunmaya değer”
Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Sırrı Kabadayı ise, Sudem Lara Berivan Demir’in tüm Türkiye’deki öğrencilere örnek olmasını dileyerek şu sözleri kaydetti:
“Sudem’in henüz lise son sınıfta iken 2’nci kitabını yazmaya başladı ve 1’inci kitabını yayınlaması bizi çok mutlu etti. Tüm idareci ve öğretmenler olarak, Suden’i kutluyoruz. Öğrencimizin yazdığı Karanlıktaki Işık kitabı gerçekten okunmaya değer. Bizler de çok güzel geri bildirimler edindik. İnanıyorum ki kızımız ileride çok iyi bir yazar, mesleki ve teknik eğitimin de yüz akı olacak. Suden’i bu etkinlikte yalnız bırakmamak adına 6 öğretmenimiz ve 100 öğrencimizle onun standına ziyarette bulunduk. Ben Suden’in tüm Türkiye’deki öğrencilere örnek olmasını diliyorum. Sürekli okumalarını ve yazmalarını gönülden diliyorum.” – ESKİŞEHİR
]]>12 yaşındaki Berat Koca, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Çocuk Kütüphanesi’nde 4 yılda 400 kitap okudu
Okuduğu kitaplar sayesinde okuma becerilerini geliştiren Koca, yüzlerce sayfalık kitapları birkaç günde bitirebiliyor
GAZİANTEP – Gaziantep’te yaşayan 12 yaşındaki Berat Koca, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Hasan Celal Güzel Çocuk Kütüphanesi’nin kapısını 8 yaşında aralayarak geride kalan 4 yılda 400 kitap okudu. Okuduğu kitaplar sayesinde okuma becerilerini geliştiren Koca, yüzlerce sayfalık kitapları birkaç günde bitirebiliyor.
Gaziantep’te ilk kez 2016 yılında açılan ve şu anda sayısı 6’ya ulaşan Uygulamalı Çocuk Kütüphaneleri, fırsat eşitliği tanımak için dezavantajlı bölgelere öncelik tanıyor. Açıldığı günden beri Hasan Celal Güzel Çocuk Kütüphanesi’nin on binlerce üyesinden biri olan 12 yaşındaki Berat Koca, şu anda 539 sayfalık kitabı 2 günde bitirebiliyor. Koca, ilgisi ve merakının yanı sıra kelime dağarcığının gün geçtikçe artması sebebiyle de artık yetişkin kitaplarını rahatlıkla okuyabiliyor. Koca’nın en çok etkilendiği yazar ise Jack London.
Çocuk Kütüphanesi’nin fırsat eşitsizliğinin önüne geçtiğini ve artık haritasının kitaplar olduğunu vurgulayan Koca, “Kitaplar yön gösteriyor. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitsizliğinin önüne geçiyor. Çocukların kitaba erişiminde hayati bir şey ve benim de rehberim oldu” dedi.
“Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır”
Çocuk Kütüphanelerine gelmeye başlamasının ardından kitap kurduna dönüşen ve ilgisinin bilgilerle farkındalığa dönüştüğünü ifade eden Berat Koca, “Korsanlar hazinelerini bulmaya çalışırken hazine haritalarına bakarlar. Doğru haritayı kullanırsa hazineyi bulur. Dediğim hazine kişinin başarısıdır. Korsan biziz, başarıyı arayan denizci diyebiliriz. Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır. Çünkü onlara yön gösteriyor. Kitaplar çocuklar için rehberdir. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri benim rehberim oldu. Bilim, kurgu ve fantastik sanatları okuyorum. Açıkçası heyecanlı olduğu için okumayı seviyorum. Bilime merakım var. Merakım gün geçtikçe ilgiye dönüştü ve tam ilgimin doruklarındayken bu kütüphane açıldı. Bu kütüphaneye gelmeye başladığımda ilgim bilgilerle farkındalığa dönüştü ve bilim insanı olmak istediğime karar verdim” diye konuştu.
“Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitliği sağlıyor”
Kitaba erişimde Çocuk Kütüphanelerinin çok önemli olduğunu ifade eden Koca, “Fırsat eşitliği, bu çocuk kütüphaneleri bunu sağlıyor. Maalesef günümüzde her ailenin kitap alacak kadar maddi gücü yok. Bu kütüphaneler fırsat eşitliğini koruyor. Çocuk kütüphaneleri genel olarak bu imkanı sağlıyor. Çocukları kitaplarla beslemeyen bir devletin sonu hazindir. Çocuk sayısına göre kütüphane açılması gerekiyor” dedi.
Berat’ın annesi Hatice Koca ise insanların kitaba ulaşmada zorluk yaşadığını belirterek, “Buna gerek bütçe gerek bulunduğun yer fırsat vermiyor. Ama kütüphane olduğu zaman her bilgiyi her araştırdığın konuya kolaylıkla ulaşabileceğin bir alan benim gözümde” diye konuştu.
Çocuk kütüphaneleri birçok fayda sağlıyor
Kütüphaneler 0-12 yaş aralığına hitap ediyor. On binlerce üyesi olan ve sayısı 6’ya ulaşan Çocuk Kütüphanesi’nde çocuklar sadece kitapla buluşmuyor. Mozaik, müzik, resim kursları, drama çalışmaları ve meslek tanıtımları da yapılıyor. Çocuklar hem eğleniyor hem öğreniyor.
Kütüphanenin bir diğer öğrencisi Belinay Kaya, kütüphanede kitap okumanın yanı sıra çeşitli kurslar olduğunu ifade ederek, “Burada mozaik, müzik, resim kursu yani daha çok değer vereceğimiz şeyler var. Kitaptan ibaret değil. Hem kitap okuyoruz hem kurslara gidiyoruz. Kitapları çok güzel. Birçok etkinlik oluyor. Masal saatleri oluyor” şeklinde konuştu.
Kitap okumanın farklı faydalarına değinen Mir Nafi Ünlü ise, “Ben kitap okumadan önce pek hayal kuramazdım. Kitap okuduktan sonra gözümde canlandırmam daha güzel oldu. Kitap okumam konuşmamı da etkiledi. Önceden kekeliyordum ona fayda sağladı. Güzel bir şey tavsiye ederim” ifadesini kullandı.
]]>Gaziantep’te ilk kez 2016 yılında açılan ve şu anda sayısı 6’ya ulaşan Uygulamalı Çocuk Kütüphaneleri, fırsat eşitliği tanımak için dezavantajlı bölgelere öncelik tanıyor. Açıldığı günden beri Hasan Celal Güzel Çocuk Kütüphanesi’nin on binlerce üyesinden biri olan 12 yaşındaki Berat Koca, şu anda 539 sayfalık kitabı 2 günde bitirebiliyor. Koca, ilgisi ve merakının yanı sıra kelime dağarcığının gün geçtikçe artması sebebiyle de artık yetişkin kitaplarını rahatlıkla okuyabiliyor. Koca’nın en çok etkilendiği yazar ise Jack London.
Çocuk Kütüphanesi’nin fırsat eşitsizliğinin önüne geçtiğini ve artık haritasının kitaplar olduğunu vurgulayan Koca, “Kitaplar yön gösteriyor. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitsizliğinin önüne geçiyor. Çocukların kitaba erişiminde hayati bir şey ve benim de rehberim oldu” dedi.
“Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır”
Çocuk Kütüphanelerine gelmeye başlamasının ardından kitap kurduna dönüşen ve ilgisinin bilgilerle farkındalığa dönüştüğünü ifade eden Berat Koca, “Korsanlar hazinelerini bulmaya çalışırken hazine haritalarına bakarlar. Doğru haritayı kullanırsa hazineyi bulur. Dediğim hazine kişinin başarısıdır. Korsan biziz, başarıyı arayan denizci diyebiliriz. Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır. Çünkü onlara yön gösteriyor. Kitaplar çocuklar için rehberdir. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri benim rehberim oldu. Bilim, kurgu ve fantastik sanatları okuyorum. Açıkçası heyecanlı olduğu için okumayı seviyorum. Bilime merakım var. Merakım gün geçtikçe ilgiye dönüştü ve tam ilgimin doruklarındayken bu kütüphane açıldı. Bu kütüphaneye gelmeye başladığımda ilgim bilgilerle farkındalığa dönüştü ve bilim insanı olmak istediğime karar verdim” diye konuştu.
“Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitliği sağlıyor”
Kitaba erişimde Çocuk Kütüphanelerinin çok önemli olduğunu ifade eden Koca, “Fırsat eşitliği, bu çocuk kütüphaneleri bunu sağlıyor. Maalesef günümüzde her ailenin kitap alacak kadar maddi gücü yok. Bu kütüphaneler fırsat eşitliğini koruyor. Çocuk kütüphaneleri genel olarak bu imkanı sağlıyor. Çocukları kitaplarla beslemeyen bir devletin sonu hazindir. Çocuk sayısına göre kütüphane açılması gerekiyor” dedi.
Berat’ın annesi Hatice Koca ise insanların kitaba ulaşmada zorluk yaşadığını belirterek, “Buna gerek bütçe gerek bulunduğun yer fırsat vermiyor. Ama kütüphane olduğu zaman her bilgiyi her araştırdığın konuya kolaylıkla ulaşabileceğin bir alan benim gözümde” diye konuştu.
Çocuk kütüphaneleri birçok fayda sağlıyor
Kütüphaneler 0-12 yaş aralığına hitap ediyor. On binlerce üyesi olan ve sayısı 6’ya ulaşan Çocuk Kütüphanesi’nde çocuklar sadece kitapla buluşmuyor. Mozaik, müzik, resim kursları, drama çalışmaları ve meslek tanıtımları da yapılıyor. Çocuklar hem eğleniyor hem öğreniyor.
Kütüphanenin bir diğer öğrencisi Belinay Kaya, kütüphanede kitap okumanın yanı sıra çeşitli kurslar olduğunu ifade ederek, “Burada mozaik, müzik, resim kursu yani daha çok değer vereceğimiz şeyler var. Kitaptan ibaret değil. Hem kitap okuyoruz hem kurslara gidiyoruz. Kitapları çok güzel. Birçok etkinlik oluyor. Masal saatleri oluyor” şeklinde konuştu.
Kitap okumanın farklı faydalarına değinen Mir Nafi Ünlü ise “Ben kitap okumadan önce pek hayal kuramazdım. Kitap okuduktan sonra gözümde canlandırmam daha güzel oldu. Kitap okumam konuşmamı da etkiledi. Önceden kekeliyordum ona fayda sağladı. Güzel bir şey tavsiye ederim” ifadesini kullandı. – GAZİANTEP
]]>KEMAL ONUR ATALAY
(AKSARAY)- Aksaray İl Halk Kütüphanesi Müdürü Çağatay Van, “Koleksiyonumuzu mümkün olduğu kadar yeni bir halde tutmaya çalışıyoruz. Bu konuda dezavantajlı olduğumuz binamızın yapısından dolayı çalışma alanlarını genel okuyucunun koleksiyonu kullanma alanlarından ayrı tutmamız pek mümkün olmadığı için bu anlamda bir sıkıntı yaşıyoruz” dedi.
1926 yılında kurulan Aksaray İl Halk Kütüphanesi’nde elle yazılmış, sanatsal, tarihsel ve içerik değeri olan, kitap, gazete, dergi, mektup, ferman, berat, levha, hilye, hat ve benzeri eserler Bölge Yazma ve Basma Eserler Kütüphanelerine gönderilirken, Türkçe kaynaklar hala kütüphanede yer almaya devam ediyor. Kütüphane hakkında bilgi veren Aksaray İl Halk Kütüphanesi Müdürü Çağatay Van, şunları söyledi:
“Aksaray İl Halk Kütüphanesi hizmet binası, Türkiye’de kurulduğu günden beri aynı amaca hizmet ederek Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden bugüne kadar vermiş olduğu hizmet noktasında aynı adreste bulunan ender binalardan bir tanesidir. Binamız 1924 yılında genç cumhuriyetin yeni vatandaşlarını ortaya çıkartabilme, onları yurttaş bilinciyle yetiştirebilmenin bir aracı olarak 1924 yılında yapımına başlanmış, 1926 yılında da yapımı tamamlanarak hizmete girmiştir. Halk Evi olarak hizmete giren Aksaray İl Halk Kütüphanesi binası daha sonraki dönemlerde çeşitli unsurlarla hizmet vermekteyken çok uzunca bir süredir. İl Halk Kütüphanesi olarak Aksaray’a hizmet verme durumundadır.
“KÜTÜPHANEMİZDE 39 BİN 97 KİTAP BULUNUYOR”
239 bin 97 kitaba sahibiz. Şu anda kütüphanemizde yaklaşık 10 yıl öncesine kadar elle yazılmış olan kitaplar değil ama 24 ve 28. yıllar arasında harf inkılabına kadar olan sürede basılmış olan Osmanlıca eserler bulunmaktaydı. Daha sonra bakanlığımızın genelgesiyle bunlar tüm Türkiye’deki kütüphanelerden Bölge Yazma ve Basma Eserler Kütüphanelerine toplandı. Şu anda elimizde sadece Türkçe kaynakları bulunmaktadır. Biz toplum ve kütüphanenin vermiş olduğu hizmet anlayışına göre istatistiklendirme yaptığımız için ben genel 2023 yılı sonu istatistiklerimizden bahsedeyim; 26 bin 474 üyemiz var. 32 bin 317 okuyucumuza ödünç kitap vermişiz ve toplam okuyucu sayısını 82 bin 108 toplam okuyucu olarak tamamlamışız.
“AKSARAY TARİHİNDEKİ KİTAPLAR DEĞERLENDİRİLİYOR”
Biz Aksaray özelinde Kent Kitaplığı diye tanımladığımız küçük bir bölümde Aksaray tarihindeki kitapları değerlendiriyoruz. Aksaray’la ilgili yapılan çalışmaları değerlendiriyoruz. Genel Türk tarihi ve Türkiye tarihi olarak tanımlayacağımız kitaplar da 900 konu başlığı altında genel tarih raflarımızda okuyucunun hizmetinde bulunmaktadır. Öncelikle elimizden geldiği kadar koleksiyonu güncel tutma çabası içerisindeyiz. Ne kadar güncel kitaplar, ne kadar okuyucu talepleri, kitaplar koleksiyonunda bulunursa, ödünç verme servisindeki akış o kadar hızlı oluyor. Bu konu üzerinde hassasiyetle duruyoruz. Son dönem kitapları veya okuyucunun talep ettiği kitapları, okuyucular arasındaki yaptığımız küçük anketlerle veya onların yapmış olduğu bildirimlerle genel müdürlüğümüzden talep ediyoruz. Koleksiyonumuzu mümkün olduğu kadar yeni bir halde tutmaya çalışıyoruz. En önemli sebeplerden bir tanesi bu. Bu konuda dezavantajlı olduğumuz binamızın yapısından dolayı, binanın işlevinin yetersizliğinden dolayı arzu ettiğimiz şekilde çalışma alanlarını genel okuyucunun koleksiyonu kullanma alanlarından ayrı tutmamız pek mümkün olmadığı için bu anlamda bir sıkıntı yaşıyoruz. Daha iyi bir bina, daha iyi bir nitelikli yerleşim bizler için okuyucu akışının daha fazla olmasına imkan sağlayacaktır. Buna rağmen diyebilirim ki kent merkezinde konumlu olmanın avantajıyla bizler genel anlamda hem okuyucu sayımızdan hem ödünç verme sayımızdan oldukça memnunuz.”
]]>Tanıtımda konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, kitapların erişilebilirliği konusunda çeşitli çalışmalar yaptıklarını söyledi.
Yazgı, dijital platformlar üzerinde yayıncılığın ve okuma kültürünün gelişmesi amacıyla çeşitli uygulamaları da hayata geçirdiklerini belirterek, “Kitap Artı projesi ve E-kitap mobil uygulaması ile çocukların kitaplara erişimini kolaylaştırırken, işitme engelliler için özel olarak hazırlanan video kitaplar ile de herkes için erişilebilir bir yayıncılık anlayışını desteklemekteyiz.” dedi.
“Her kitap, kendi içinde farklı bir anlatım ve çizim tekniğiyle farklı bir okuma kültürü mekanını tanıtıyor”
“Okuma Kültürü Mekanları” kitap seti aracılığıyla çocuklara temel bir bilinç oluşturmayı hedeflediklerini ifade eden Yazgı, şöyle devam etti:
“Farklı, edebi deneyimler sunarak, okuma kültürü mekanlarını tanıtmak ve temel sanat algısını desteklemek amacıyla hazırlanan bu seri, yedi farklı çizer tarafından resimlendi. Her kitap, kendi içinde farklı bir anlatım ve çizim tekniğiyle farklı bir okuma kültürü mekanını tanıtıyor. Bu sayede Türkçenin anlatı türlerini ve okuma kültürü mekanlarını çocuklarımıza eşsiz bir şekilde sunuyoruz.”
Yazgı, kitap setinin çocukların okuma kültürüne sağlayacağı katkıdan bahsederek, “Tüm çocuklarımızın kitabın üretiminden başlayarak, okuyucularıyla buluşmalarına kadar olan yolculuğunda verilen emekleri, emek veren kişileri ve tüm bunları öğrenebilecekleri terimleri içeren sözcüklere sahip olması bu seti özel kılan unsurlardan bir tanesidir. Ayrıca kitap setimizin yurt dışı lansmanını gerçekleştirdiğimiz çocuk kitapları fuarında, yazar ve çizerlerimizin de katılımıyla güzel bir etkinlik yaptık.” değerlendirmesinde bulundu.
Kültür Yolu Festivalleri kapsamında proje bünyesinde yazar ve çizerlerin çocuklarla bir araya geleceğine işaret eden Gökhan Yazgı, şunları kaydetti:
“Bakanlık olarak çocuklarımızın kültürel gelişimine katkı sağlayacak olan bu önemli projenin gelecekte daha da büyüyerek devam etmesini umut ediyoruz. Çocuklarımızın, geleceğimizin teminatı olduğunu unutmadan, onların edebi dünyaya olan ilgisini ve sevgisini desteklemeye de devam edeceğiz. Bu eserin ortaya çıkmasında değerli yazarımız Figen Yaman Coşar ve çok kıymetli çizerlerimiz başta olmak üzere emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”
“Kitap okuma dediğimiz mesele sadece zamanı değerlendirmesi meselesi değil, bir kültür meselesi”
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu ise proje tanıtımın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özellikle denk gelmesini istediklerini ifade ederek, “23 Nisan’da, Rami gibi özel bir mekanda tanıtım yapmak bizim için mutluluk verici. Çok kişinin emeği olan önemli bir eserden bahsediyoruz. Ülkemizde özellikle son yıllarda bu alanda hem içerik hem fiziksel özellikleri bakımdan çok nitelikli yayınlar yapan çok sayıda yayıncımız var. Biz Bakanlık olarak yayıncılarımızı, yazarlarımızı, editörlerimizi, çizerlerimizi yurt dışında tanıtmaya çalışıyoruz.” dedi.
Beyoğlu, Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme Projesi’ne (TEDA) de değinerek, bugüne kadar projede dört bine yakın eserin yayınlanmasına destek verdiklerini söyledi.
Okuma kültürünün gelişiminde erken okur yazarlığın önemine dikkati çeken Beyoğlu, şöyle konuştu:
“Çocuklarımızın bilişsel, eğitsel yapılarının oluşması, olgunlaşmasında, kitap okuma alışkanlığını çok önemli bir yeri var. Kitap okuma dediğimiz mesele sadece zamanı değerlendirmesi meselesi değil, bir kültür meselesi. O yüzden en küçük yaşlardan ve hayatın her alanını kapsayacak şekilde bu alana müdahale etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kütüphaneler Yayımlar Genel Müdürlüğü olarak ülkemizin 81 ili 1900’e yakın ilçesinde 1300 kütüphane işleten yapı olarak Halk Kütüphanesi bizim birinci sorumluluklarımızdan.”
Taner Beyoğlu, son dönemde 0-3 yaş grubuna özel bebek kütüphaneleri de açtıkları bilgisini vererek, müstakil bebek ve çocuk kütüphane sayısında 90’a yaklaştıklarını sözlerine ekledi.
Tanıtım programının ardından “Okuma Kültürü Mekanlarının Edebi Özellikleri” ve “Çocuklarda Okuma Kültürünün Gelişmesinde Mekanların Önemi” başlıklı paneller düzenlendi.
]]>İZKİTAP Fest – İzmir Kitap Fuarı, ikinci gününde on binlerce kişiyi ağırladı. İZKİTAP Fest, sadece kitap alışverişi için değil aynı zamanda söyleşiler, dinletiler, konserler ve imza günleri ile ziyaretçileri için tam bir kültür şölenine dönüştü. Fuarın onur konuğu olan yazar Ahmet Ümit’in “Masal Masal İçinde” isimli kitabı hakkında İzmir Sanat Merkezi’nde gerçekleşen söyleşi, okurlardan büyük ilgi gördü. Polisiye roman eleştirmeni Erol Üyepazarcı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yazar Seval Şahin’in konuşmacı olarak katıldığı söyleşi, Ahmet Ümit’in katılımıyla gerçekleşti. Konuşmacılar, Ümit’in sadece polisiye roman yazarı olmadığını, romanlarını tarih, arkeoloji, edebiyat gibi önemli sosyal bilimlerden yararlanarak kurguladığı ve kaynak belirterek yazdığı hakkında bilgiler verdi. Ümit, “Ben yazarlığa hikayeler ve şiirler yazarak başladım. İyi bir edebiyat okuruydum. Öğrenme merakı benim için çok önemli. Öğrendiğim şeyleri hayata geçiriyorum. Benim annem masal anlatıcısıydı. Gaziantep’teki evimizde tüm çocukluğum boyunca annemin anlattığı masallarla büyüdüm. Şimdi anlıyorum ki yazar olmamda en büyük etken, annemin bana anlattığı masallarmış” diye konuştu.
ÜMİT’İN YENİ KİTABI EKİM 2024’TE ÇIKACAK
İzkitapfest’te okurlarıyla buluşan onur konuğu Ahmet Ümit, Başkomser Nevzat karakterini ve yeni kitabını anlattığı söyleşinin ardından kitaplarını imzaladı. Ümit; yazmanın bir yolculuk olduğunu belirterek, “Romanlarda sadece ilginç olaylar değil ilginç karakterler olmalıdır. Düşünün ki hiç olmayan bir tarih profesörü ya da Hititler döneminde yaşamış bir kadın karakter yaratıyorsunuz. Bir insanı, ilişkileri, duyguları ile anlatmak zor bir yolculuktur. Her kitapta aynı karakteri yazmak kolaycılıktır. Başkomser Nevzat karakterine kadar yazdığım romanlarda karakterler hep farklıydı, ancak bir gazetenin arka sayfasında adını Başkomser Nevzat olarak belirlediğimiz karakter polisiye hikayelerle okuyucuların hayatına girdi. Sonra okuyucu Nevzat’ı çok sevdi. Ayrıca Başkomser Nevzat karakteri televizyonda yayınlanan ve çok beğenilen Arka Sokaklar adlı diziye de ilham kaynağı olmuştur. Toplam olarak çizgi romanlarla beraber 28 kitap var bunların 10 tanesinde Nevzat var. Yeni yazdığım kitapta Nevzat’ın hiç bilmediğiniz yönleriyle okuyacaksınız. Bu kitabı önümüzdeki Ekim ayında çıkaracağız ve imza etkinliğini de fuarizmir’de gerçekleşecek olan İzmir Kitap Fuarı’nda yapacağız” dedi.
KÜLTÜRPARK’TA GİZEMLİ SERÜVEN
İzkitapfest’in ikinci gününde, kitapseverlere heyecan veren bir macera yaşatan bir yarışma da düzenlendi. “Başkomser Nevzat’ın Macerası: Kültürpark’ta Gizemli Serüven” isimli etkinlikte dörder kişiden oluşan takımlar yarıştı. Ahmet Ümit’in ünlü romanı Sultanı Öldürmek’ten ilham alınarak düzenlenen yarışmaya katılanlar, Kültürpark’ta, bulmacaları çözerek cinayetin sırrına ulaşıp maceranın tadını çıkardı. Yarışmacılar, sırasıyla Zeki Müren Heykeli, Cevat Şakir Büstü, Nejat Uygur Büstü, Kaskatlı Havuz Kadın Heykeli, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü Heykeli yakınlarına gizlenen ipuçlarını bularak yanıta ulaştı. Bu gizemli serüvene katılan yarışmacılar unutulmaz anlar yaşadı. Yarışmayı 25 dakika gibi kısa bir sürede bitiren Deniz Çınar, Fatih Çınar, İkbal Ece Dizbay ve Güneş Bilgesu Çelik Şengir’den oluşan takım, birinci oldu. Birinci olan ekibe ödülleri, Ahmet Ümit tarafından verildi.
]]>İZKİTAP Fest-İzmir Kitap Fuarı Kültürpark’ta “Çocuk Edebiyatı” ana temasıyla okurlarla buluştu. Fuarın açılışında konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, “Kapılarınız kitaplara her daim açık olsun, deniz fenerleriniz kitaplar olsun” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde İZFAŞ ve SNS Fuarcılık iş birliği ile düzenlenen İZKİTAP Fest – İzmir Kitap Fuarı “Çocuk Edebiyatı” ana temasıyla kapılarını açtı. Onur konuğu yazarın Ahmet Ümit’in olduğu fuar, 19-28 Nisan 2024 tarihleri arasında Kültürpark’ta 10 gün sürecek. Girişin ücretsiz olduğu fuar, saat 10.00 ile 21.00 saatleri arasında ziyaret edilebilebiliyor. Fuarda bu yıl 350’ye yakın yayınevi, 50’ye yakın sahaf ile onlarca kurum yer alıyor. Okurlar, fuarda kitap alışverişinin yanı sıra düzenlenen söyleşiler, dinletiler, yarışmalar, konserler ve imza günleri gibi kültür programlarına katılabilecek. Fuarda; yazar, şair, çizer, gazeteci, edebiyat dünyasının birbirinden önemli 800’den fazla ismi, düzenlenecek binin üzerinde imza etkinliği ve söyleşi ile deneyimlerini paylaşacak.
“KİTAPLAR BİZİ DÜNYAYA AÇIYOR”
Fuarın açılışı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, onur konuğu Yazar Ahmet Ümit, önceki dönem CHP Zonguldak ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol, SNS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Simsaroğlu ile yazar ve okurların katılımıyla gerçekleştirildi. Furarın açılış töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tugay, “Anadolu’dayız. Kültürün beşiğindeyiz. İzmir’deyiz. Dünyanın en güzel kentlerinden birindeyiz. Kültür Park’tayız. İzmir’i İzmir yapan mekanlardan birindeyiz. Mevsim bahar, konumuz; kitap, edebiyat, hikaye, roman, şair, şiir ve söylenmeye, yazılmaya değer ne varsa her şey. Bundan daha güzel hangi ortam olabilir ve bundan daha güzel hangi konu olabilir? Bugün İzmir’imizin hazinesi Kültürpark’ın kapılarından geçerken geldiğimiz yer sadece Kültürpark değildi. Zamanları ve mekanları aşan bir yolculuğa adım attık hep birlikte. Öyle ki parkımızın sınırları genişledi. İçine tüm zamanları, coğrafyaları, evrenin sonsuzluğunu ve dünyanın tüm hikayelerini aldı. İnsanlığın başlangıcından bu yana üretilen fikirler, yaşanan duygular, durumlar, hikayeler bilimin ve sanatın bütün yolculuğu burada. Kültür Park’ın sınırları içerisinde bugün. Çünkü bugün kitapların şenliğini başlatıyoruz. Çünkü kitaplar bizi dünyaya açıyor” dedi.
“MERAKI KARŞILAMANIN YOLU KİTAPLARDAN GEÇER”
Konuşmasını fuarla ilgili bilgi vererek sürdüren Tugay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak Türkiye’de ilk defa açık alandaki kitap festivalini gerçekleştiriyoruz. İZKİTAP Fest’i aynı zamanda Kültürpark’ta yapılan en büyük kitap fuarı. Fuarımızın ana teması tam da birkaç gün sonra kutlayacağımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Buna yakışacak şekilde ‘Çocuk Edebiyatı’. Hem 23 Nisan etkinliklerine ev sahipliği yapacağız. Hem de çocuk edebiyatının pek çok yetkin kalemini yine okurlarla buluşturacağız. Çocuk ve kitap buluşmasına çok önem veriyoruz. Herkes kitap okuma sevgisiyle doğar. Çünkü merak etmek insanın doğasında vardır. Merakı karşılamanın yolu da kitaplardan geçer. Çocuklar büyüdükçe bu merak duygusunu kaybetmesin, okumaktan, öğrenmek hayal etmekten, kendini başkalarının yerine koyabilmekten vazgeçmesin diye bu ilk festivalimizi onlara ithaf ettik. Geleceğin yetişkin okurları da bu kapıdan geçti. Büyüyünce anlatacakları pek çok hatıraları olacak. Örneğin İZKİTAP Fest’in onur konuğu yazarı Ahmet Ümit’le tanışacaklar. Ahmet Ümit’in Sultan’ı Öldürmek romanından esinlenerek gizem dolu macera oyununu ilk kez bu fuarda gerçekleştireceğiz. Bugünden itibaren 28 Nisan akşamına kadar yaklaşık 800 Gazeteci ve sizlerle buluşacağız. Fuara 350’ye yakın yayınevi, 50’ye yakın sahaf ile onlarca kurum ve kuruluş katıldı. Sahaf sokağı Türkiye’nin en geniş şahıs katılımına ev sahipliği yapıyor, fuarımızda. Kitap müzayedesi de yapacaklar” ifadelerini kullandı.
“KÜLTÜRPARK’A İŞTE ŞİMDİ BAHAR GELDİ”
“İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak kitap bizim en önemli işlerimizin arasında yer alıyor” diyen Tugay sözlerinin devamında şunları kaydetti:
“Yayın dünyasına İzmir Büyükşehir Belediyesi yayınlarını kazandırmış bulunuyoruz. Bir yılda 35 kitabı yayınlayarak kamu yayıncılığına yeni bir soluk getirdik. İzmir hakkında sanat, tarih, arkeoloji, sosyoloji gibi akademik alanlar ile edebiyat alanında yerli ve yabancı yazarların eserlerini yayınladık. Okul öncesine ait resimli çocuk kitapları da İzmir Büyükşehir Belediyesi yayınları arasında önemli bir yer aldı. Yayınevimiz bugün İzmir Kitap Fuarı’nda çok değerli diğer yayınevleriyle birlikte kentimizi odağına aldığı eserlerini okurlara sunacak. Söyleşiler, imza günleri, konserler, müzikaller, tiyatrolar, illüzyon gösterileri gibi onlarca türde, binlerce etkinlikle tam anlamıyla bir kitap festivali bizi bekliyor. Kültürpark’ın tüm alanlarında doğayla iç içe iç edebiyat buluşması yaşayacağız. İzmirliler Kültürpark’ın tamamında bir fuar yaşamanın keyfini ve değerini iyi bilirler. Şimdi ülkemizin ilk fuarı İzmir Enternasyonal Fuarı ile yaşadığımız bu geleneğe İZKİTAP Fest’i de ekledik. ‘Baharın coşkusuyla, Kültürpark’ta’ sloganıyla düzenlediğimiz festival sayesinde Kültürpark’a işte şimdi bahar geldi. Kapılarınız kitaplara her daim açık olsun, deniz fenerleriniz kitaplar olsun. Hep kitapla kalın.”
“31 MART’TAN BU YANA ÇOK MUTLUYUZ”
Yazar Ahmet Ümit ise fuarın onur konuğu olmasının kendisi için büyük bir onur olduğunu belirterek “İzmir gibi Türkiye’nin çok anlamlı bir şehri. Hem çok güzel hem zihnen çok güzel hem özgürlük aşığı bir şehirde kitap fuarının onur konuğu olmak muhteşem bir şey. Beni bu Onur’a layık gören herkese çok çok teşekkür ediyorum. Başta Sayın Başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Yeni görevlerinde başarılar diliyorum. Umarım çok daha iyi yerlere gidecek Türkiye. 31 Mart’tan bu yana çok mutluyuz. Hepimiz çok mutluyuz. Daha aydınlık günler bizi bekliyor. Buna inanıyoruz. Olacak. Hep beraber olacak” dedi.
“SANATI, EDEBİYATI ZORUNLU TÜKETİM MADDESİ HALİNE GETİRMEMİZ GEREKİYOR”
Türkiye’de kitap okunmadığını dile getiren Ümit, “Türkiye’de Kitap okunmuyor. Bu cehaleti nasıl ortadan kaldıracağız? Okullarda verilen eğitim belli. Ama çocuklarımıza edebiyatı nasıl sevdireceğiz? Bu en önemli meselelerden biri olarak duruyor ve benim buna verdiğim bir yanıt var. O yanıt da şudur; nasıl ki çocuklarımıza süt, et, yumurta, ıspanak yani gıda maddeleri nasıl zorunluysa kitap okutmanın da zorunlu olması gerekiyor. Yani bu artık bir lüks değil, bir roman okumak, bir masal okumak, bir şiir okumak. Edebiyat, sanat lüks değil. Eğer bunlar olmazsa Türkiye, maalesef karanlıktan kurtulamıyor. O nedenle asıl mesele bizim sanatı, edebiyatı zorunlu tüketim maddesi haline getirmemiz gerekiyor. Okullardan, ailelerden başlayarak bunun egemen kılınması gerekiyor ki fuarımızın ana konusunun, çocuk edebiyatı olması bu açıdan çok isabetli olmuş, doğru olmuş. Çünkü orada başlıyor her şey” diye konuştu.
YAZAR ÜMİT’TEN İZMİRLİYE ROMAN MÜJDESİ
Kentte çok büyük bir kitlesi olduğunu ve İzmir’le ilgili bir roman yazmadan ölmeyeceğini de kaydeden Ümit, “İzmir’le ilgili şahane bir roman yazacağım. Ama tabii tarihi bir roman olacak. Tabii Smirni olacak. ve elbette bu şehrin ilk ozanı dediğimiz ve yeryüzünde edebiyatın ilk kurucularından biri olan elbette Büyük Homeros’la ilgili olacak. Başka çaresi var mı? Homeros olmadan İzmir olur mu?” dedi.
“İZMİR İZKİTAP FESTİVALİ UNUTULMAZ ANILAR VE YENİ BAŞLANGIÇLAR SUNACAK”
SNS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Simsaroğlu da “Fuarımızı Cumhuriyetimizin en özel günlerinde düzenliyoruz. İZKİTAP fuarını Cumhuriyetimizin coşkusuyla gerçekleştiriyoruz. Cumhuriyetin aydınlanmasının yolunun bilim, bilgi ve sanat olduğunu biliyoruz. Bu yıl temamız çocuk edebiyatı. Çocuk edebiyatına dair birçok söyleşi, imza atölyeler hazırladık. Çocuklarımız, İZKİTAP’ta tohum dikecekler, masal dinleyecekler, şiiri okuyacaklar, boyama yapacaklar, dans edecekler, oyun oynayacaklar ve tiyatro izleyecekler” diye konuştu.
]]>Almanya’da doktorluk yapan İsmetli, edebiyat ve seyahat tutkusunu, yazarlık serüvenini ve Türkçe yayımlanan “Yeniden Doğuş” adlı ilk kitabını AA muhabirine anlattı.
Edebiyatı çok sevdiğini ve çok fazla kitap okuduğunu dile getiren İsmetli, “Çok iyi bir yazar olduğumu iddia edemem ama iyi bir okuyucu olduğumu düşünüyorum.14, 15 yaşındayken evimizin hemen karşı tarafında bir kütüphane vardı ve bir gün öğretmenimiz, ‘Herkes bir kütüphaneye gitsin ve seçtiği bir kitabı okusun. Onu özet geçsin’ dedi. Ben o güne kadar kütüphaneye hiç gitmemiştim. Okuldan sonra o kütüphaneye gittim ve birçok kitabı bir arada gördüm. O an çok farklı duygular içimi kapladı. Her kitapta birçok bilgi vardı. Hepsine birdenbire sahip olma iç güdüsü büründü bende. Böyle okumaya başladım ve okudukça kitaplardaki dünyanın beni daha çok cezbettiğini fark ettim.” dedi.
“İnsan kitaplardan medet umuyor”
Yazmaya üniversite yıllarında karar verdiğini aktaran İsmetli, “Tıp fakültesinde okumam da aslında edebiyatla felsefeyle bu kadar haşır neşir olmama sebep oldu bence. 18, 19 yaşımızda artık hastanelere gidip geliyorduk ve insanın en genç yaşlarında, hayatın rengarenk göründüğü bir dönemde her gün ölüm gerçeğiyle yüzleşiyorduk. Yardıma muhtaç insanlar görüyorduk ve ister istemez insan hayatın anlamını sorguluyor. Bu noktaya geldiği zaman insan kitaplardan medet umuyor.” diye konuştu.
Sabrin İsmetli, Almanya’da çok farklı kültürlerden insanlarla tanıştığını ve çok mutlu olduğunu belirterek, bunun da kaleme aldığı yazılara yansıdığını vurguladı.
Yazmaya başladıktan sonra kitap okuma farkındalığının da arttığına kaydeden İsmetli, en büyük hayalinin Türkiye’de bir kitap çıkarmak olduğunu söyledi.
Genç yazar, “Yeniden Doğuş” adlı ilk kitabını bu nedenle Türkçe kaleme aldığını belirterek, “Türkiye’de daha çok insana ulaşabileceğimi düşünüyorum ve kitabımın başka dillere de çevrilmesini istiyorum.” ifadelerini kullandı.
“Bence yazmanın en güzel tarafı insanlara umut aşılamak”
Azerbaycan’da Türk kültürünün oldukça yaygın olduğundan ve bu sayede Türkçeyi rahatlıkla öğrendiğinden bahseden İsmetli, romanına dair şunları kaydetti:
“Türk ve Azeri kültürü aslında kitabın çıkış noktası. Ama kitabı Azerbaycan, Türkiye kültürü diye sınırlandırmak istemiyorum. Bence dünya insanına hitap ediyor. Daha çok felsefi yönden hayatın sorgulamasını, bir insanın toplum içindeki varoluş mücadelesini anlatıyor. Varoluşçuluk felsefesi de ilk okuduğum andan beri beni çok heyecanlandırmıştı ve çok büyük bir ilham kaynağı oldu. Her insan, olmayı seçtiği kişidir ve seçimlerinin sonucudur. Aslında bu fikir omuzlara çok büyük bir sorumluluk yüklüyor ama aynı zamanda çok büyük bir özgürlük duygusu aşılıyor.”
İsmetli, kitaba dair çok güzel yorumlar aldığını aktararak, “Bence yazmanın en güzel tarafı insanlara umut aşılamak ve hayata farklı farklı pencerelerden bakılmasını sağlamak. İkinci kitabım da bitti, editörlük aşamasında.” dedi.
Rus edebiyatını çok sevdiğini ve Fyodor Dostoyevski üzerine bir belgesel hazırlığında olduğunu dile getiren İsmetli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu hayalimin gerçekleşmesini de çok istiyorum. Dostoyevski, aslında anlaşılması çok zor bir yazar ve her kitabında onun farklı farklı yüzleriyle karşılaşıyoruz. Zaten hayatı çok ağır koşullarda yaşamış. Bu yüzden kendi anladığım şekilde Dostoyevski’yi anlatmak istiyorum. Özellikle onun romanlarından, yazdığı karakterlerden yola çıkarak yeniden Dostoyevski’yi tanımlamak istiyorum.”
Sabrin İsmetli, film, dizi ve senaryo yazdığını da aktararak, “Türkiye’yi çok seviyorum. Türkiye’deyken kendimi hiç yabancı hissetmiyorum. O yüzden burada bir şeyler yapmak benim için aslında Azerbaycan’da bir şeyler yapmakla eş değer ve aynı mutluluğu, gururu duyuyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Yazarın “Yeniden Doğuş” kitabı Alfa Yayınları’ndan okurlarla buluştu.
]]>Takdim yazısını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kaleme aldığı kitap, “Dünden Bugüne Türkiye’de Belediyeciliğin Serüveni”, “Demokratikleşme ve Belediyeler”, “Katılımcı Belediyecilik ve Örnek Uygulamalar”, “Akıllı Belediyecilik ve Vatandaşa Yansıması”, “Kültürel Belediyecilik ve Örnek Uygulamalar”, “Sosyal Belediyecilik/Hizmet Belediyeciliği ve Örnek Uygulamalar”, “Vatandaşların Belediyelerden Beklentileri” ve “Türkiye Yüzyılı Vizyonuyla İdeal Belediyecilik Hizmetleri” başlıklı 8 bölümden oluşuyor.
Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça dillerinde hazırlanan kitapta, Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısında merkezi bir rol oynayan belediyelerin geçmişten bugüne gelişim süreci ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı” vizyonu ile belediyeciliğin gelecekteki yönü detaylı şekilde inceleniyor.
Kitapta ideal belediyecilik vizyonu ele alınıyor
Kitapta Türkiye’de belediyecilik anlayışının gelişimi, belediyeciliğin demokratikleşme ve demokratik katılımdaki önemi, katılımcı, akıllı, sosyal ve kültürel belediyeciliğin kapsamı, vatandaşların belediyelerden beklentileri ile ideal belediyecilik vizyonu genel hatlarıyla ele alınıyor.
Günümüzde belediyeciliğin karşılaştığı zorluklar ve fırsatların anlatıldığı kitapta, Türkiye’nin belediyecilik anlayışı geniş bir yelpazede inceleniyor.
Belediyelerin demokratikleşme sürecine katkılarının vatandaşların karar alma süreçlerine daha fazla dahil olması ve yerel demokrasinin güçlendirilmesi bakımından ele alındığı çalışmada, Türkiye’de belediyecilik anlayışı tarihsel bir perspektifle anlatılıyor.
Belediyecilik hizmetlerinin daha etkili şekilde yönetilmesi meselesinin üzerinde durulduğu kitapta ayrıca, belediyelerin kalkınma sürecine etkisi, bölgesel kalkınma ajanslarının rolü ve yerel projelerin desteklenmesi ile yerel ekonomilerin nasıl güçlendirilebileceği tartışılıyor.
Teknolojik yeniliklerin ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin belediyelerin politikalarına nasıl entegre edilebileceğinin anlatıldığı kitapta, “Türkiye Yüzyılı” vizyonunun belediyeler açısından önemi vurgulanıyor.
Bu çerçevede hazırlanan çalışmada, “Türkiye Yüzyılı” vizyonunun vatandaşların yaşam kalitesine, şehirlerin küresel rekabetçiliğine, çevresel sürdürülebilirliğe ve teknoloji ile inovasyonun belediyecilik hizmetlerindeki önemine olan etkisi örnek uygulamalar üzerinden analiz ediliyor.
“Memnuniyet esaslı yönetimlerle şehirlerimizi geleceğe hazırlamakta kararlıyız”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kitabın takdim yazısında, Türkiye’nin kalkınmasında, gelişmesinde, özellikle doğrudan halkın hayatına dokunan hizmetlerin ifasında, mahalli idarelerin çok önemli payının bulunduğunu belirtti.
Belediyeler ve il özel idareleri tarafından verilen hizmetlerin, merkezi yönetimlerin çalışmalarının tamamlayıcısı niteliğinde olduğuna işaret eden Erdoğan, ihtiyaçların zamanla değişmesiyle birlikte belediyecilik hizmetlerinin şekli, standardı ve kapsamının da genişlediğini kaydetti.
Küreselleşme denen olgunun ise mahalli idarelerin önemini ortadan kaldırmadığını, bilakis daha da güçlendirdiğini belirten Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Belediyeler artık, sadece yol, kanalizasyon, su, çöp, temizlik konularıyla uğraşan kurumlar olmaktan çıkıp, bunların yanında sosyal, kültürel, sanatsal pek çok projenin yürütücüsü haline gelmişlerdir. Biz de Türkiye Yüzyılı şehirleriyle ileri teknoloji altyapısından, insanımızın hayat kalitesini yükseltecek hizmetlere kadar, klasik belediyeciliğin çok ötesinde bir yerel yönetimler vizyonu hedefliyoruz. Bu anlayışla, afetlere dayanıklı, dirençli, sağlam yerleşim yerleri kurarak, yeni nesil dijital teknolojilere uygun altyapılar tesis ederek, değer üreten ekonomilere destek olan yerel yönetim modellerini güçlendirerek, çocuklar, yaşlılar, engelliler, gençler ve kadınlar başta olmak üzere toplumun bütün kesimlerine yönelik sosyal belediyecilik hizmetlerini genişleterek, maddi ve manevi desteklerle toplumumuzun temeli aile yapımızı koruyarak, çevreye ve tabiata duyarlı sürdürülebilir yönetim uygulamalarını yaygınlaştırarak, mimarisi estetikle yoğrulmuş, tarihi ve kültürel varlıkları korunmuş, huzurlu, güvenli kentler kurarak, kırsaldaki hayat şartlarını yükseltip, insanımızın doğup büyüdüğü yerde kalmasını teşvik ederek, katılımcı, kaliteli, memnuniyet esaslı yönetimlerle şehirlerimizi geleceğe hazırlamakta kararlıyız.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı Vizyonuyla Belediyecilik” kitabının bu perspektife uygun belediyecilik anlayışına ışık tutmasını temenni ederek, “31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin şehirlerimiz, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.
]]>GAZİANTEP – Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Kütüphane Haftası dolayısıyla yayınladığı mesajında kitap okumanın önemini hatırlatarak, “Kütüphanelerimizdeki kitaplarımız hala en iyi ve en güvenilir dostlarımız en değerli bilgi hazinelerimizdir” dedi.
Şahinbey Belediyesi okumayı teşvik etmek amacıyla öğrencilere ve vatandaşlara 2009 yılından bu yana 15 milyon 444 bin 086 kitap dağıtımı gerçekleştirdi. Eğitime verdiği destek ile Türkiye’de örnek belediye olan Şahinbey Belediyesi 2009 yılından bu yana öğrencilere ve vatandaşlara 15 milyon 444 bin 086 kitap dağıtımı yaparak okumaya teşvik ediyor.
“Okumayı teşvik ediyoruz”
Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi emreden bir medeniyetin mirasçıları olduğumuzu ifade eden Başkan Mehmet Tahmazoğlu mesajında, “Kütüphanelerimiz medeniyet ve kültür birikimimizin önemli bir yapı taşını oluşturtuyor. Gaziantep’imiz tarihinden bu yana içinde önemli ilim ve irfan merkezlerini bünyesinde barındıran bir merkez kimliğine sahip. Bizlerde kadim medeniyetin emanetçileri olarak çocuk ve gençlerimiz başta olmak üzere her yaştan hemşehrimizin kütüphane ile olan bağlarını güçlü tutmak için çalışıyoruz. Şahinbey Belediyesi olarak okumayı teşvik etmek amacıyla öğrencilere ve vatandaşlara 2009 yılından bu yana 15 milyon 444 bin 086 kitap dağıtımı gerçekleştirdik. Şahinbey İlçemize Türkiye’nin ikinci büyük kütüphanesini yaptık. Bilgiye ulaşmayı sağlayan yollardan biri de insanlara bilgi hazinelerinin kapılarını açan kütüphanelerdir. Bizde Şahinbey Belediyesi olarak her fırsatta okuma alışkanlığının kazanılmasını hedefliyor ve daha gelişmiş bir toplumun oluşumuna katkı sağlayarak bilginin kaleleri olan kütüphaneler oluşturuyoruz. Tüm bu duygu ve düşüncelerle Kütüphaneler Haftası’nı kutluyor, bu alanda emek verenlere teşekkür ediyorum” dedi.
Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Gaziantep’e Türkiye’nin ikinci büyük kütüphanesini kazandırdı. 40 bin metrekarelik alana yapılan Şahinbey Millet Kütüphanesi, grup çalışma salonları, çocuk kütüphanesi, engelsiz yaşam kütüphanesi, yemekhane, kafeterya ve ücretsiz internet hizmetleri ile öğrencilerin en gözde mekanı haline gelecek. Akkent Mahallesi’ne inşa edilen dev kütüphane 24 saat açık kalacak.
“Vatandaşlar boş zamanlarını okuyarak değerlendirsin”
Şahinbey Belediyesi vatandaşların kitap okumaları için kahvehanelere, kütüphane yaparak içlerini de kitaplarla doldurdu. Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, aynı uygulamanın camilere yapılması yönünde çalışma yaparak, cami cemaatinin sadece namaz saatlerinde camiye gelmelerinin dışında boş vakitlerinde de kitap okumaları için içlerinde birbirinden değerli kitapların bulunduğu, kütüphaneler yaptırdı. Şahinbey Belediyesi vatandaşların kitap okumaları için berberlere ve taksi duraklarına da kütüphaneler yaparak çok önemli bir projeye imza attı.
“60 okula z kütüphane”
Yarınların büyük Türkiye’sine yön verecek gençlerin yetişmesi için Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte okullarda 60 adet Z kütüphane yapan Şahinbey Belediyesi bu alandaki çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.
“15 milyon 444 bin 086 adet kitap dağıtıldı”
Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, gençlerin ve vatandaşların her alanda ve her yerde kitaplardan faydalana bilmeleri için 2009 yılından bu yana 15 milyon 444 bin 086 adet kitap dağıtımı gerçekleştirdi. Başkan Mehmet Tahmazoğlu liselere, ortaokullara, vatandaşlara, berber ve taksi duraklarına, kahvehanelere, gençlik merkezlerinde ve sosyal tesislerde eğitim gören öğrencilere ve vatandaşlara kitap dağıtarak, okumayı teşvik etti.
]]>Derneğin genel sekreteri ve Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Şube Başkanı Şirin Adıyaman’ın öncülüğünde, gençlerin dijital bağımlılıktan uzaklaşıp kitap okumalarını yaygınlaştırmak amacıyla “Ölümsüz Kahramanlar Projesi” hayata geçirildi.
Valiliğin de destek verdiği proje kapsamında kentteki 5 kafe ve işletmede, Hakkari merkez ve 4 ilçesinin adının verildiği “Şehitler Köşesi” oluşturularak, raflara roman, hikaye ve ansiklopedi ağırlıklı kitaplar yerleştirildi.
18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nde açılışı yapılan kitap köşelerinin kurulduğu mekanlara gelen gençler, hem kitap okuyarak zamanlarını değerlendiriyor hem de şehitleri yad ediyor.
“Gençleri kitapla buluşturmaya çalışıyoruz”
Hakkari Valisi ve Belediye Başkan Vekili Ali Çelik, AA muhabirine, gençlerin yaşadığı en önemli sorunlardan birinin sosyal medyada fazla zaman geçirip yalnızlaşmaları olduğunu söyledi.
Kentteki gençlere okuma alışkanlığı kazandırmak için hazırlanan projeye destek verdiklerini anlatan Çelik, “Şu anda Hakkari’de 5 kafe ve işletmede kitaplık oluşturduk. Gençlerin sevebileceği kitapları bıraktık. Gençlerin yoğun bulunduğu kafelerde bu hizmete devam edeceğiz. Mümkün olduğu kadar çok sayıda kafede kitaplık köşesi kurarak gençlerin kitapla buluşmasına vesile olmaya çalışıyoruz.” diye konuştu.
Şehitleri rahmet, minnet ve şükranla andıklarını belirten Çelik, şunları kaydetti:
“Onlar canlarını feda ederek bizlere bu vatanın yurt olmasını ve vatan olarak kalmasını sağladılar. Biz de daha çok kitap okuyarak, daha çok düşünerek, çalışarak bu vatanı daha müreffeh, daha güzel, çocuklarımız için daha yaşanabilir bir ülke kılmak için hep beraber çalışacağız. Bir kitap bir dünya demek. Herkese tavsiyemiz, mümkün olduğunca dünyalarını geliştirsinler. Şehirlerini, kentimizi geliştirsinler.”
“Kitap okuyan çocuk her yönüyle kendisini geliştirmiş oluyor”
Şirin Adıyaman ise şehit kızı olmanın gururunu yaşadığını ve şehitlerin ismini ölümsüzleştirmek için girişimlerde bulunduğunu dile getirdi.
Yeni neslin telefona ve teknolojik cihazlara bağımlı olduğu için böyle bir proje başlatmaya karar verdiğini ifade eden Adıyaman, kafelere kitap köşesi oluşturup gençleri kitap okumaya teşvik etmek istediğini ifade etti.
Projeyi şehitlerin anısına “Ölümsüz Kahramanlar” adıyla hayata geçirdiğini vurgulayan Adıyaman, “Valimizin desteğiyle 5 kafe ve işletmede oluşturduğumuz köşelere il ve ilçe şehitleri isimlerini verdik. 1000 kitap aldık. Bu kitaplarımız roman, hikaye, ansiklopedi ağırlıklı. Elimizden geldiği kadar kentteki bütün kafe ve restoranlarda bu köşeleri açmayı düşünüyorum. Çocuklarımızı kitap okumaya yönlendirmek istiyorum. Kitap okuyan çocuk her yönüyle kendisini geliştirmiş oluyor. Her kitaplıkta yaklaşık 200 kitabımız var. Kitapların hepsi kayıtlı. Gençler bu kitapları evlerine götürerek okuyup geri getirebiliyor.” ifadelerini kullandı.
“Arkadaşlarıma da tavsiye edeceğim”
Turan Şimşek de işletmesinde şehitlerin anısına kitaplık kurulmasından memnuniyet duyduğunu belirtti.
Projede emeği geçenlere teşekkür eden Şimşek, şöyle konuştu:
“Güzel bir çalışma olmuş. Şehitlerin ismiyle köşe kurulması ayrıca anlamlı. Gençler buraya gelip kitap okuyor. Özellikle iftardan sonra gençlerin buraya gelip kitap okuduklarını gözlemledik. İnşallah proje daha da yayılır. Gençlerin sosyal medyadan uzaklaşıp kitap okumaya yönelmesi önemli. Kitap köşelerinde hem kahve içip sohbet edebiliyor hem de kitap okuyabiliyorlar.”
Kitap okuyan Büşra Arar ise arkadaşlarıyla kafeye geldiklerinde kitap köşesini fark ettiklerini dile getirerek, “Çok iyi olmuş. İyi ki yapılmış. Bundan sonra da sürekli geleceğiz. Çok güzel kitaplar var. Arkadaşlarıma da tavsiye edeceğim. Burada arkadaşlarla hem zaman geçirip hem de kitap okuyoruz.” dedi.
]]>Yılmaz, Tunceli programları kapsamında Moğultay Mahallesi’ndeki Hüseyin Güntaş Kütüphanesi ve Konferans Salonu’nun açılış programına katıldı.
Açılış töreninde konuşma yapan Yılmaz, Tunceli’de geçmiş yıllarda terör olayları nedeniyle bazı sıkıntılar olduğunu söyledi.
Kentin artık huzur ve güven ortamına kavuştuğunu belirten Yılmaz, şöyle konuştu:
“Ben her zaman söylüyorum. Siyaset ayrı, herkesin kendi siyasi bakışı, görüşü, tercihi olabilir. Ama terör bütün insanlığın düşmanıdır, hangi siyasi anlayıştan olursa olsun herkesin düşmanıdır. Terör demokrasiye de kalkınmaya da en büyük zararı verir. Terörün olduğu yerde ne temel hak ve özgürlüklerinizi yaşayabilirsiniz ne de o yöre kalkınabilir, gelişebilir. Terör nasıl en büyük zararı bu bölgeye verdiyse terörün olmadığı ortamda da en büyük faydayı yine bu bölge görecektir. Potansiyelini açığa çıkarıp her geçen yıl inşallah daha ilerilere gidecektir. Bundan da hiçbir kuşkum yok. Halkımızın elinde, çocuklarımızın elinde silahlar değil, kitaplar olmalı. İnsanlar birbirleriyle şiddet yoluyla değil, konuşarak, medeni bir şekilde tartışarak, ne varsa söyleyecekleri söylemeliler. İşte bu anlamda bilgi, insanın yetişmesi her şeyin anahtarı. İnsan her şeyin özü anahtarı.”
Tunceli’de Alevi kültürünün hakim olduğunu dile getiren Yılmaz, “Aleviliğin özünde de bana göre insan var. Bizim dinimizin özünde de hepimizin inandığı İslam’ın özünde de bu var. Ne diyoruz? İnsan eşrefi mahlukat diyoruz. Yani yaratılmış olanların en şereflisi, en yücesi. Dolayısıyla insana hizmet eden, insanı bilgilendiren her şey çok çok kıymetli ve kutsal.” ifadelerini kullandı.
Tunceli’de 7 kütüphanenin bulunduğunu ve Pertek ile Ovacık ilçelerinde de kütüphane açma çalışmalarının sürdüğünü bildiren Yılmaz, kitabın yerini hiçbir internet ve sosyal medyanın tutmadığını vurguladı.
“Kitap gerçekten çok iyi bir dost”
Yılmaz, kitap okumanın insana farklı şeyler kattığını belirterek, “Tabii ki modern bir dünyadayız. Her türlü teknolojik imkanı da kullanacağız, yanlış anlamayın. Onlara da dediğimiz bir şey yok. Ama kitap okumayı da ihmal etmeyelim. Burada gençlerimiz, çocuklarımız var. Özellikle bir abileri olarak tavsiye ediyorum. Kitap gerçekten çok iyi bir dost. Sizi zenginleştiren, size farklı dünyalar açan bir alem. Dolayısıyla kitaplarla ilişkilerimizi de kütüphaneler vesilesiyle ve başka vesilelerle devam ettirmemiz gerekiyor.” dedi.
Son 20 yılda birçok yörenin eksikliklerini ve geçmiş ihmallerini gidermeye çalıştıklarını anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Cumhuriyetimiz 100. yılını geride bıraktı, yeni bir yüzyıla girdik. Biz buna Türkiye Yüzyılı diyoruz. Türkiye Yüzyılı doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle 81 vilayetiyle, 85 milyonun yüzyılı olacaktır. Bu herhangi bir partinin, herhangi bir kesimin değil, tüm milletimizin ve tüm toplumun yüzyılıdır. ve herkesin de katkısıyla katılımıyla oluşacak bir yüzyıldır. İnşallah Tunceli’den de bölgemizden de büyük katkılar ve önemli katkıları göreceğiz. Kütüphanelerimizde hikmete kulak veren, ilmin denizinde yüzen ve yepyeni eserler ortaya çıkaran araştırmacılara ve kitap dostlarına özellikle zihin açıklığı diliyorum. Bugün burada bizi dinleyen bazı çocuklarımız, gençlerimiz bu kitaplarla yetişip ailelerine, Tunceli’ye, içinden çıktıkları yöreye, milletimize, ülkemize ve tüm insanlığa inşallah yeni değerler katacaklar, faydalar sağlayacaklar ona da yürekten inanıyoruz.”
Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz ve beraberindekiler, kurdele keserek kütüphane binasını hizmete açtı, içinde incelemelerde bulundu.
Programa, Vali Bülent Tekbıyıkoğlu, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Nuh Köroğlu, Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker, İl Emniyet Müdürü Hakan Duman, AK Parti Tunceli İl Başkanı Bülent Süner, vali yardımcıları, kaymakamlar, kurum müdürleri, öğretmenler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
(Bitti)
]]>Erbaş, Hırka-i Şerif’in ziyarete açılması vesilesiyle düzenlenen törenin ardından Fatih Camii’nde hutbe irat etti, cuma namazı kıldırdı.
İsrail’in, Gazze’de yaptığı insanlık dışı katliama değinen Erbaş, şehitler için rahmet, gaziler için şifa diledi.
Gazze’deki drama karşı İsrail ürünlerine boykot çağrısında bulunan Erbaş, “Büyük nimetler içinde ramazanımızı idrak ederken Gazze’de, Filistin’de bombalar altında can veren şehitlerimizi unutmamaktadır. Orada gazi olan, yaralı olan kardeşlerimizi unutmamaktır. Yurtları, vatanları için, evleri, barkları için mücadele eden şehitleri unutmamaktır. Onlara elimizle yapabileceğimiz ne varsa yapmak, dilimizde yapabileceğimiz ne varsa yapmak, kalbimizde dualarımızla eksik etmemektir. Onların başarısı için elimizden, dilimizden, kalbimizden gelen her şeyi yapmaktır. İşte öyle oruç tutarsak Rabbimiz oruçlarımızı kabul eder. Yoksa duyarsız bir müminin tutmuş olduğu oruçlar, yapmış olduğu ibadetlerden mutlaka sorulacaktır. Müminler bir vücut gibidir. Vücudun uzuvları ne zaman nerede sıkıntı yaşarsa vücudun tamamı bundan rahatsız olduğu gibi dünyanın neresinde olursa olsun bir Müslümanın başına gelen bir sıkıntı ve zulüm bütün müminlerin, Müslümanları rahatsız etmeli aziz kardeşlerim. Elimizle, dilimizle bütün imkanlarımızla mazlumlara destek olmaya devam edelim. Tek bir kuruşumuza dahi olsa zalimlere ve destekçilerine katkıda bulunmayalım. Boykotlara devam edelim.” ifadelerini kullandı.
“Fuarlarda 150’den fazla yayınevinin binlerce kitabını kitapsever kardeşlerimizle buluşturacağız”
Erbaş, cuma namazının ardından Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfının (TDV) düzenlediği 41. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı’nın açılışına katıldı.
Erbaş, burada yaptığı konuşmada, nitelikli kitapları okuyucularla buluşturacaklarını söyledi.
Ramazan ayının bu müstesna zaman diliminde Kur’an ayının manevi ikliminde bu anlamlı ve değerli buluşmayı yayınlarıyla, gayretleriyle ve maddi manevi imkanlarıyla zenginleştiren bütün yayıncılara teşekkür eden Erbaş, şunları kaydetti:
“Allah kendilerinden razı olsun. Malumunuz olduğu üzere oruç ibadetinin kalplere huzur, ruhlara dinginlik veren etkisiyle kendimizle yüzleşme fırsatı bulduğumuz bu bilgi ve bilinç düzeyinde bir farkındalık oluşturmak için geçmişten bu yana kitap fuarları düzenliyoruz. Bu yıl iki farklı noktada 15 Mart-19 Mart tarihleri arasında kitapseverleri ağırlayacak, fuarlarda 150’den fazla yayınevinin binlerce kitabını kitapsever kardeşlerimizle inşallah buluşturacağız. Ankara’da Hacı Bayram Veli Camii’nin hemen avlusunda burada da işte İstanbul Fatih Camii’nin avlusunda, kitap fuarlarının huzur veren atmosferini inşallah okuyucularımızla buluşturacağız. Fatih Camii’nin hemen bitişiğinde gerçekleşecek bu ilim, edebiyat, tarih, kültür, sanat, aile, genç, çocuk gibi pek çok alanda yayınlanmış nitelikli kitapları, okuyucularıyla buluşturacağız inşallah. Fuar süresince gerçekleştirilecek söyleşi ve imza günlerinde yazarları, kitapseverlerle buluşturacak, bunun yanı sıra çeşitli kültürel etkinlikler ve özellikle hemen yanımızdaki çadırda çocuklara yönelik aktiviteler, etkinlikler gerçekleştireceğiz. Oruç mevsimini bilgiyle zenginleştiren, ibadet günlerimizi kitapla bereketlendiren bu değerli hizmetlerde emeği bulunan bütün yayınevi sahiplerine ve çalışanlarına Türkiye Diyanet Vakfımızın ve Diyanet İşleri Başkanlığımızın mensuplarına bilgiye, bilime, kitaba gönül veren bütün kardeşlerimize teşekkür ediyorum”
Prof. Dr. Ali Erbaş, kurdele kesim töreninin ardından fuar çadırını gezdi.
Erbaş’a, İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş eşlik etti.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayınları (İzBB Yayınları) edebiyattan akademik yaşama beş yeni kitabıyla okuyucularıyla buluşuyor. İzBB Yayınları’nın akademik ve edebiyat dizilerinden çıkan “Kemeraltı’nın Yüzleri”, “Yaşayan Kemeraltı Rehberi”, “İzmir Söylevleri Aelius Aristedies”, “Aklın Ayak İzleri” ve “Yolcu” kitaplarına İZELMAN kitap kafelerden, seçkin kitabevlerinden ve sanal marketlerinden ulaşılabilecek.
KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİK KEMERALTI’NIN YÜZLERİ’NDE
Prof. Dr. Melek Göregenli’nin hazırladığı Erdem Ömüriş, Esra Dabağcı, Yağmur Alkın, Dilek Karabulut, Melda Yaman, Şakir Çakmak, Akın Ersoy’un makalelerinin yer aldığı “Kemeraltı’nın Yüzleri”nde tarihi çarşının ve kültürel çeşitliliğin izleri konu alındı. Dünyanın en büyük açık hava alışveriş merkezi olarak tanımlanan Kemeraltı’ndaki geleneksel mesleklere ve tarihi yapısında geçirdiği dönüşümlere dair bilgilerin yer aldığı kitapta, yüze yakın esnaf, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve araştırmacılarla görüşmeler de yer aldı.
ALIŞVERİŞ, ARKEOLOJİ, İNANÇ, SANAT VE GASTRONOMİ MERKEZİ KEMERALTI
Kemeraltı’nın çok daha iyi tanınması amacıyla hazırlanan çalışma, “Yaşayan Kemeraltı Rehberi” adıyla yayımlandı. Türkçe ve İngilizce olarak iki dilli hazırlanan kitapta, Kemeraltı’nın kentin dünyaya açılan ve dünyadaki sayısız yeniliklerin İzmir’e ulaşma noktası olmasından bahsedildi. Melda Yaman ve Erkin Başer’in hazırladığı kitap; Ahmet Uhri, Erkan Serçe, Bozkurt Ersoy, Sultan Kavili Arap, Elif Yücebaş, İpek Özbek, Enriko Filipuçi, Akın Ersoy, Ertan Daş, Siren Bora, Melek Göregenli, İbrahim Alpaslan, Başak Ocak, Bülent Kıran’ın makalelerinden oluştu. Çarşının kuruluşundan kaybolan mesleklere, sektörel değişimlerden sinemalara, kitabevlerine, eczanelere kadar farklı sektörlere ilişkin bilgilere ve esnaflarla söyleşilere yer verildi.
İZBB YAYINLARI İLE YAPI KREDİ YAYINLARI İŞ BİRLİĞİ
İzBB Yayınları ile Yapı Kredi Yayınları’nın iş birliği Nazım Hikmet’in ölümsüz eserlerinden biri olan “Yolcu”yu kent belleğinin silinmez bir parçası haline getirdi. İzBB Yayınları “Yolcu” isimli oyununu, İzmirli tiyatrosever okurları için yayımlarken, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu da 2024-2025 sezonunda oyunu sergileyecek.
KENTİN ANTİK ÇAĞINA İLİŞKİN BELGELER
Aelius Aristedies’in İzmir üzerine verdiği söylevleri ilk defa bir araya getiren “İzmir Söylevleri” kitabı da, kentin antik çağ tarihi ve kültürel yapısına ilişkin bilgiler içerdi. Murat Tozan’ın ayrıntılı dipnotlarla günümüz Türkçesine çevirdiği söylevlerden ve dönemin düşünürlerinden Aristedies’in hayatını ve önemini de kaleme aldığı kitap, kentin geçmişine ve kültürel mirasına merak duyan okurlar için hazırlandı.
BİR DEVRİMCİNİN ROMANI
Üniversite yıllarında, kendini, dünyayı çalkayan isyan ateşinin içinde bulan bir devrimcinin hikayesinin anlatıldığı “Aklın Ayak İzleri” de okuyucularıyla buluştu. Kitabın arka kapak tanıtımında şu cümleler yer aldı:
“Tünele en önde Cihan girdi. Onu, Mahir takip etti; ardından Ömer, Ulaş, Ziya ve en arkada da elinde bir çöp varili kapağıyla Oktay. Özgürlüğe kanat çırpan kelebekler gibiydiler, nasıl yangına uçtuklarını bilmediler.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Basın Yayın Birliği Derneğinin desteğiyle Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) tarafından organize edilen program, çok sayıda ulusal ve uluslararası yayımcıyı bir araya getirdi.
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, açılışta yaptığı konuşmada İstanbul’un kültür ve sanatın başkenti olduğunu belirterek, Türkiye’nin yayıncılık açısından çok canlı ve dinamik bir ülke olduğunu söyledi.
Kitap üretimine dair veriler aktaran Genç, üretimleri üç başlıkta topladıkları bilgisini vererek, “Birincisi bandrollü dediğimiz özel sektör tarafından üretilen kitap adedi, ikincisi Milli Eğitim Bakanlığının okullar için ürettiği ders ve yardımcı kitaplarımız, üçüncü grupta da 48 sayfa altında bandrol zorunluluğu taşımayan daha ziyade çocuk kitapları.” ifadesini kullandı.
Genç, Türkiye’de 2023’te yaklaşık 750 milyon kitap üretildiğini aktararak, “İlk baskısı yapılan 58 bin yeni kitap üretildi. İkinci ve sonraki baskıları yapılmış 159 bin kitap çeşidi söz konusu. Geçtiğimiz yıl ülkemizde toplam 271 bin farklı başlık altında kitap yayımlandı.” değerlendirmesinde bulundu.
“Etkin bir telif hakları sistemi için çalışıyoruz”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdür Yardımcısı Fatoş Altunç, gelişen teknolojinin yayıncılığa etkilerine işaret ederek, “Geleneksel üretim süreçlerinin ülkelerin kalkınmasında belirleyici olmaktan çıktığı bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz. Teknolojik gelişmelerin de etkisiyle yayıncılık sektörünün içinde bulunduğu fikri üretime dayalı sektörler kültür sanatı şekillendirmekle kalmıyor, ekonomik kalkınmayı ve daha da önemlisi toplumsal adaleti sağlıyor.” dedi.
Yayıncılığın güçlenmesi ve toplumsal adaletin sağlanması açısından iyi işleyen bir fikri mülkiyet sisteminin önemli olduğunu dile getiren Altunç, şunları kaydetti:
“Telif Hakları Genel Müdürlüğü olarak, ülkemizde etkin bir telif hakları sistemi oluşturulması amacıyla, idari uygulamaların yürütülmesi, kültür sanat sektörünün güçlendirilmesi ve bu alanda ihtiyaç duyulan mevzuat düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi amacıyla ihtiyaçlara cevap veren uygulamalar için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu da etkinliğin, Türk edebiyatının ve yayımcılığının dışa açılımında, uluslararası kültürel ve ticari ilişkilerin gelişmesinde kurmaya çalıştıkları sistemin temel taşlarından biri olduğunu vurguladı.
Bu sene etkinliğin dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini sözlerine ekleyen Beyoğlu, “Başladığı noktayı düşündüğümüzde, katılımcı sayısı ve katılım içeriği bakımından değerlendirdiğimizde büyük bir yol kat ettiğimiz hepinizin de yakından müşahede ettiği gibi çok net.” açıklamasını yaptı.
Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) Başkan Yardımcısı Gvantsa Jobava, programa katılmanın her zaman çok heyecan verici olduğunu belirterek, “Gürcü bir yayıncı olarak, komşu ülke Türkiye’ye gelmek bana kendimi dostlarımın arasında hissettirdi.” diye konuştu.
Jobava, odak ülke Meksika ile diğer ülkelerden katılanlara ve organizasyona katkıda bulunanlara teşekkür etti.
“Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, oda olarak bu tip etkinliklere diğer bağlı kuruluşlarla beraber destek vermeye çalıştıklarının altını çizerek, “Bugün de burada hem İTO hem de kurumumuza bağlı Turizmi Geliştirme Vakfımızla beraber katkı veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu tip etkinliklerin daha bilinçli, eğitimli ve daha güzel bir toplum için umut verdiğini kaydeden Avdagiç, “Gerçekten en fazla umuda ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçiyoruz. Çünkü insanlık olarak çok önemli bir sınavla karşı karşıyayız. Maalesef insanlık beş aydır devam eden bir soykırımla, katliamla karşı karşıya.” değerlendirmesini yaptı.
Avdagiç, Filistin halkına büyük bir zulüm yapıldığını vurgulayarak, “Beş aydır Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil. İnsanlar orada sadece hayatta kalmaya çalışıyorlar. Yaşanan bu faciayı, katliamı şahsım, kurumum ve Türk iş dünyası adına çok şiddetli bir şekilde kınıyorum.” dedi.
Meksika Yayıncılar Birliği (CANIEM) Başkanı Hugo Setzer, Meksika’yı odak ülke olarak İstanbul’da ağırlayan program ekibine teşekkür etti.
Meksikalı yayımcıların önemli bir delegasyonla programa katıldıklarını belirten Setzer, katılımcıları aralıkta Meksika’da düzenlenen etkinliğe beklediklerini kaydetti.
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum”
Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala ise her gün yazıhanesinde 10 saat okuyup yazdığını, son 10 yıldır “Kaç kitaplık ömrüm kaldı? Gençlere, iyi insanlara kaç tane daha kitap bırakabilirim?” düşüncesiyle çalışmalarını sürdürdüğünü aktardı.
Yazdıklarından dolayı kendisinde bir sorumluluk hissettiğinin altını çizen Pala, şöyle devam etti:
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum. ‘Dünyada pek çok insanın benim söyleyeceklerime ihtiyacı var.’ diye hiç durmadan okuyor ve yazıyorum. 102 kitap yazdım, akademik kitaplarımı bir kenara bırakırsak herhalde 40 tanesi hiç durmadan her yıl yeniden basılıp okunuyor. Şunun için mutluyum. Sabah uyanıyorum, ofisime gidiyorum, orada bir şeyler yazıyorum. Akşam geri döndüğümde o gün en az bin kişiye benim bir kitabım ulaşmış oluyor.”
Prof. Dr. Pala, senede 365 bin kitabının okuyucuyla buluştuğunu vurgulayarak. “Her gün bin okuyucu bana belki iyi niyetlerini gönderiyor, enerjilerini hissediyorum. Dünyanın herhangi bir yerinden Sinop’tan, Azerbaycan’dan, Çin’den, Antalya’dan, Mısır’dan, İngiltere’den, Fransa’dan, Hollanda’dan birisi okuyor benim kitabımı. Diyor ki, bu adam şöyle söylemiş, bak ne güzel söylemiş. Onun o taşıdığı iyi niyet, bana ağız tadı, moral, sağlık, sıhhat oluyor ve ben daha çok çalışıyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Bir romanı 250 günde, 2 bin 500 saat çalışarak yazdığını aktaran Pala, şunları kaydetti:
“Ben her sene, 2 bin 500 saati sadece bir romana harcamak için misafir kabul etmiyorum, gezmeye gitmiyorum. Çocuklarıma ayırdığım zamandan alıyorum ve o 2 bin 500 saati bir araya getiriyorum. Türkiye’de benim gibi pek çok yazar böyle çalışıyor. Dünyanın her yerinde yazarlar böyle çalışıyor. Yani siz fellowship, yayımcılık gibi mesleklerle uğraşırken aslında sizin için iş gücü oluşturan insanların dünyasını anlayın diye bunları söylüyorum. Biz o kadar alın teri, emek, göz nuru, hastalık, koşturmaca, geçim sıkıntısı vesaire içerisinde bir şeyler üretmeye gayret ediyoruz. Sizlerin burada bulunmanız, benim yazdıklarımın daha fazla insana ulaşması demek. 102 kitabımın belki 365 bin değil, üç milyon kişiye de ulaşması demek. Onun için burada bulunmanızdan çok bahtiyarlık duyuyorum.”
Konuşmaların ardından İTO Başkanı Şekib Avdagiç, CANIEM Başkanı Hugo Setzer’e plaket takdim etti ve kurdele kesilerek programın açılışı yapıldı.
Etkinlik, Uzak Asya’dan Latin Amerika’ya, Kuzey Avrupa’dan Afrika’ya kadar pek çok ülkeden yayımcıların telif ve çeviri görüşmeleriyle devam etti.
İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi amaçlanıyor
İstanbul Fellowship Publishing Programı’nda bir ülkenin yayıncılığının ve edebiyatının merkeze alınarak tematik bir şekilde işleneceği “odak ülke” etkinliğinde 2024’ün odak ülkesi olarak Meksika belirlendi.
Uluslararası İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları ile dünya yayımcılarının iş birliğinin artırılması, İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi ve sektörel gelişmelerin yakından takip edilmesi amaçlanıyor.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde gerçekleştirilerek katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi ikili görüşme imkanı sunuyor.
]]>Sosyal yardım ve destek projeleri ile tüm kent sakinlerini kucaklayan Kuşadası Belediyesi, yaşama geçirilen çalışmalarla küçük ilçelilerin de yüzünü güldürüyor.
SÜT DESTEĞİ SÜRÜYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından geçen mart ayında ihtiyaç sahibi ailelerin 2-5 yaş aralığındaki çocukları için başlatılan süt desteği projesi sürüyor. Çocukların kemik gelişimlerine ve sağlıklı büyümelerine katkıda bulunmak amacıyla uygulanan proje kapsamında her çocuk için haftada 2, ayda 8 litre süt ailelere ulaştırılıyor. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından Süt Dağıtım Araçları ile ihtiyaç sahibi ailelerin adreslerine teslim edilen sütler, Tire Süt Kooperatifi’nden temin ediliyor. Ayda 1626 çocuğun yararlandığı süt desteği projesi kapsamında 11 ayda 85 bin litre süt evlere ulaştırıldı.
BESLENME ÇANTALARINI KUŞADASI BELEDİYESİ DOLDURUYOR
Kuşadası Belediyesi, süt desteğinin yanı sıra geçen eğitim-öğretim yılında yaşama geçirdiği beslenme çantası desteğine bu yıl da devam ediyor. İhtiyaç sahibi ailelerin çocukları için hazırlanan ve çiğ kuruyemiş, mevsim meyveleri, meyve suyu, su, süt ve sandviç ekmeğinin yer aldığı beslenme çantaları, her hafta düzenli olarak ailelere teslm ediliyor. Veliler, belirlenen noktalara gelerek beslenme çantalarını Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü görevlilerinden alıyor. Proje kapsamında her ay 3082 öğrenciye 193 bin 500 beslenme paketi sağlanıyor.
İLK EĞİTİMLERİNİ ANNE BABA ÇOCUK MERKEZİ’NDE ALIYORLAR
Kuşadası Belediyesi tarafından İkiçeşmelik Mahallesi’nde bulunan Cafer Kotan Yaşam Parkı’ndaki Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisi bünyesinde kente kazandırılan Anne Baba Çocuk Merkezi, ebeveynler kadar çocukların da çok yönlü gelişimine katkı sunuyor. Ebeveynlerin çocuk gelişimi konusunda bilgi edinmeleri amacıyla çeşitli eğitim ve etkinliklere ev sahipliği yapan Kuşadası Belediyesi Anne Baba Çocuk Merkezi, 3-6 yaş arası çocuklar için düzenlediği okul öncesi eğitim, etkinlik ve atölye çalışmaları ile de çocukların gelişimine katkı sunuyor.
KUŞADALI ÇOCUKLAR BİLGİYE RAHATÇA ULAŞIYOR
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel tarafından çocuklar için yaşama geçirilen bir diğer proje olan ve Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisleri bünyesinde bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe ise küçük ziyaretçilerine ders çalışıp kitap okumak için ortam sunuyor. 1 yılda üye sayısını 1120’ye, sahip olduğu kitap sayısını da bağışlarla birlikte 5 bin 47’ye yükselten Kuşadası Belediyesi Kütüphane ve Kitap Kafe, 8 adet internet erişimli bilgisayarı ve yazıcıları ile öğrencilerin ödev ve araştırmalarını rahatlıkla yapabilmelerini sağlıyor. İhtiyaç sahibi öğrenciler için askıda kitap uygulamasıyla dayanışma kültürüne de katkıda bulunan Kütüphane ve Kitap Kafe’nin sunduğu hizmetlerden bugüne kadar 1931’i yetişkin, 8 bin 518’i çocuk olmak üzere toplam 10 bin 449 kişi yararlandı.
SEYAKMER İLE BİNLERCE KİTAP “BİR TIK” UZAKLIKTA
Kuşadası Belediyesi ile Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı (KEGEV) iş birliğinde 2020 yılının Ağustos ayında açılan Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi (SEYAKMER) Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, çocuklar için düzenlediği eğitici ve eğlenceli etkinliklerle ön plana çıkarken ziyaretçi, üye ve kitap sayısını da her geçen gün artırıyor. 3 yıl boyunca binlerce çocuğu ağırlayan ve çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yapan SEYAKMER Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi, sunduğu sessiz ve konforlu ortamla ders çalışmak isteyen öğrencilerin de uğrak noktası olmayı sürdürüyor. SEYAKMER 10 binin üzerinde basılı, 25 binin üzerinde dijital kitaba ulaşma olanağı sunuyor.
İSTASYON KUŞADASI ÇOCUKLARIN UFKUNU AÇIYOR
Kuşadası Belediyesi tarafından Habitat Derneği ve META iş birliğinde ileri teknoloji ve girişimcilik eğitimleri vermek amacıyla açılan İstasyon Kuşadası Topluluk Merkezi’nde düzenlenen eğitim ve atölye çalışmaları, çocukların dijital gelişimlerine önemli bir katkı sunuyor. Kent sakinlerinin internet dünyası ve buna bağlı olarak ortaya çıkan mesleklere kolay uyum sağlayabilmesi amacıyla halka açık ve ücretsiz sunulan ileri teknoloji eğitimleri ve atölyeleri çocukların ufkunu açıyor.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığının katkıları ve Basın Yayın Birliği Derneğinin destekleriyle çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde katılımcılarına hem fiziki hem de online B2B görüşme yapma imkanı sunuyor.
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, “İstanbul Publishing Fellowship” adıyla da anılan programa ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yıl odak ülkenin “Meksika” olduğunu belirterek, program kapsamında Meksika edebiyatı üzerine konuşmalar yapılacağını söyledi.
Genç, 2025’te de odak ülkenin Abu Dhabi olacağına işaret ederek, “Odak ülke seçimini dünyanın farklı köşelerine yapıyoruz. İlk odak ülkemiz Azerbaycan’dı. Sonra Macaristan, Özbekistan. Yani biraz doğudan biraz batıdan seçim yapıyoruz. Latin Amerika bugüne kadar çok fazla iletişimimizin olmadığı bir alandı. Özellikle Meksika’ya seçerek, Latin ülkelerle irtibatı güçlendirmeye çalıştık.” dedi.
Hedef 3 bin kitap anlaşması
Bu yıl programa 93 ülkeden bin başvuru aldıklarını aktaran Genç, seçici kurulun değerlendirmesi sonucu 197 yabancı, 125 Türk olmak üzere, online görüşmelerle birlikte 383 katılımcının programa konuk olacağını kaydetti.
Mehmet Burhan Genç, Afrika ülkelerinin yanı sıra Uzak Doğu’dan da programa ilginin arttığını vurgulayarak, “Bu yıl katılımcı sayısı itibarıyla en çok rağbet gösteren ülkeler İngiltere, İtalya, İran, Mısır, Özbekistan, Azerbaycan. Hem batıdan hem doğudan programa yoğun bir talep var.” diye konuştu.
En çok telif anlaşmasının tarih kitaplarında yapıldığının altını çizen Genç, şunları aktardı:
“Özellikle Türk dizilerinin de dünyada çokça gösterime girmesi bu durumu biraz arttırdı. Son birkaç yıldır hem tarih kitapları hem de Osmanlı kitaplarına talep çok. Edebiyatçılarımıza da talep çok. Klasik edebiyatımız diyebileceğimiz üstatlarımızın da genç yazarlarımızın da kitapları bilinir hale geldi.”
Genç, Türk kültürünü dünyaya tanıtmak adına İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları’nın çok önemli bir adım olduğunu kaydederek, bu yıl yeni yayıncıların katılımıyla programın canlı geçeceğini umduklarını ve kitap telifi anlaşmasında 3 bin barajını geçmeyi hedeflediklerini söyledi.
8 yılda 10 binin üzerinde telif ön anlaşması yapıldı
Dünya yayımcılarını İstanbul’da bir arayan getiren etkinlik, telif alışverişine ve kültürel mübadele çabalarına destek olmak, farklı ülkelerden yayıncıların Türkiye’de iş yapmalarını teşvik etmek ve yeni pazarlara açılmalarını sağlamak amacıyla düzenleniyor.
Program kapsamında 8 yılda, 10 binin üzerinde telif ön anlaşması ve 15 binin üzerinde ikili iş görüşmesi gerçekleştirildi.
Bu yıl en çok katılım 29 başvuru ile Birleşik Krallık’tan gelirken, Endonezya ve Mısır 26, İran 25, Meksika ise 24 başvuru ile etkinlikte yer alacak.
Odak ülke Meksika’dan çeşitli yayınevleri, yazar, çevirmen ve meslek birliği yetkilileri ile ikili görüşmeler gerçekleştirilecek.
Meksika edebiyatının ele alınacağı oturumlarda, Meksika mutfağı ve müzik dinletisi gibi kültürel etkinlikler de gerçekleştirilecek.
]]>Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen fuarda roman, deneme, hikaye, polisiye, araştırma, sanat, tasarım, tarih, sinema, gezi, şiir, hobi, eğitim, biyografi ve yemek gibi pek çok alanda kitaplar, yayınevlerinin stantlarında okuyucunun beğenisine sunuldu.
Yazarlar imza etkinliklerinde okurla buluşurken, fuarın ilk günlerinde düzenlenen söyleşi ve etkinliklere kitapseverler yoğun ilgi gösterdi.
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Tökel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fuarda Diyanet Yayınlarından çıkan “Sizin Ömrünüz Kaç Saniye”, “Ramazan Biraz da Annedir” ve “Ta-ha 121” kitaplarını imzaladığını söyledi.
Fuara muazzam bir ilgi olduğunu dile getiren Tökel, “Türkiye okumuyor diyorlar ya, bunu diyen gelsin burayı görsün. Sadece kuru bir kalabalık değil satış da var. Dinliyorlar da soruyorlar da. Müthiş bir ilgi var yani. Bu ilgi okumaya ve düşünmeye de dönüşüyorsa süper harika bir şey.” şeklinde konuştu.
Tökel, kitabın en iyi ikram olduğunu, kitabın insanın yenilenmesi, tazelenmesi anlamına geldiğini dile getirdi.
Mevlana’nın “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” ifadesine işaret eden Tökel, şunları kaydetti:
“Yeni bir şey söyleyemiyorsan, bir şeyleri yeniden söyle. Kitap okumayan yeni bir şey söyleyemez, yeniden de bir şey söyleyemez. Yeni bir şey, yeniden bir şey söylemek istiyorsan, çoluğunu çocuğunu iyi yetiştirmek istiyorsan, kitabın kaynağından korkmaman lazım, kopan kaybolur gider.”
Edebiyatın yanı sıra sanat kitapları da ilgi görüyor
Çocuk kitapları kaleme alan yazar Cansu Demirbağ, “Dedem Kodlama Öğreniyor” adlı üçüncü kitabında sürekli bilgisayar başında olan ve bir şeyler yapmaya çalışan bir çocuğu konu aldığını belirterek, “Mete, kendisini ailesine kanıtlamaya çalışırken bir anda kendisini dedesine kodlama öğretirken buluyor. Bu yolculuk aslında dedesine kodlamayı öğrettiği ama bir yandan da tüm çocuklara teknoloji üretebilmenin ilhamını verdiği bir kitap.” dedi.
Fuarda çok yoğun bir kalabalık gözlemlediğini ve bundan dolayı mutlu olduğunu aktaran Demirbağ, “Bu bizim ülkemiz için çok umut verici bir görüntü. Kitaba değer veren bir ülkenin çok daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
İnkılab Yayınları standında sanatseverleri ağırlayan yazar Hacer Sönmez, “Yeni Başlayanlar İçin Tezhip” serisini, tezhip sanatına başlayanlar için kaleme aldıklarını söyledi.
Sönmez, yayınevinin özverisiyle 2015’te başladıkları çalışmalar sonucu serinin ilk kitabını sanatseverlerin beğenisine sunduklarını vurgulayarak, “Yeni Başlayanlar İçin Tezhip 1’i yazdığımızda çok ilgi gördü ve Yeni Başlayanlar İçin Tezhip 2’yi yazdık. Şimdi Allah izin verirse üçüncüsünü yazacağız. Tezhip sanatına ve geleneksel sanatlara sadece İstanbul’dan değil, Türkiye’nin her yerinden ve yurt dışından da ulaşabilsinler istedik.” şeklinde konuştu.
Tezhip sanatı konusunda hiçbir şey bilmeyenlerin de bu kitabı alarak bir başlangıç yapabileceğini belirten Sönmez, fuarın kalabalık olmasından ve ziyaretçilerin sanata duyduğu ilgi ve samimiyetten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
25 Şubat’ta sona erecek
Ömer Faruk Dere ise uygulamalı sanat serisi çalışmaları kapsamında hazırlanan “Yeni Başlayanlar İçin Hat Sanatı” ve “Yeni Başlayanlar İçin Kaligrafi” serilerinin fuarda gördüğü ilgiye değindi.
Editörlüğünü üstlendiği serinin “Yeni Başlayanlar İçin Çini Sanatı” ile devam edeceğini söyleyen Dere, “Sanatla yeni tanışanlar, sanata ilgi duyanlar ve özellikle büyük şehirlerde olmadığı için hocaya ulaşamayan sanat sevdalıları için küçük bir rehber olarak hazırlamıştık fakat şu an amacının çok daha üstünde hizmet ettiğini görüyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor.” dedi.
Ünlü yazarlar Dursun Gürlek, Saliha Erdim, Tarık Tufan, Nurullah Genç, Güray Süngü, Hatice Kübra Tongar, Ömür Akkor, Kemal Sayar, İbrahim Tenekeci, Saadettin Acar, Kaan Murat Yanık, Beşir Ayvazoğlu, İskender Pala, Ahmet Taşağıl, Şermin Yaşar, Ali Ural, Selahattin Yusuf, Erol Göka, Dilek Cesur ve Bahadır Yenişehirlioğlu fuarın konukları arasında yer alıyor.
Fuar 25 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek.
]]>İzmir Alsancak Sevgi Yolu kitapçı esnafı, ekonomik krize rağmen kepenk kapatmaya direniyor. 30 yıldır Sevgi Yolu’nda esnaflık yapan Tarık Bayram, “Devletin politikasına çok kızıyorum, her şeye zam yapıyorsun da kitaba zam yapma hiç olmazsa. Milleti aptallaştırmaya çalışıyor” dedi. Esnaf Esat Minaz da “Ekonomik krizle birlikte uçurum arttığından dolayı kitaplar çok pahalı, eskisine göre daha az kitap satıyoruz. Koronadan önceye göre değerlendirirsem yüzde 70 – 80 rahat bir düşüş vardır satışlarda” diye konuştu.
İzmir’de kitap denilince ilk akla gelen yerlerden biri olan Alsancak Sevgi Yolu’nu da ekonomik kriz vurdu. İğneden ipliğe gelen zamlarla birlikte düşen alım gücü kitap satışlarını da doğrudan etkiledi. Eskiden aradığı kitapları burada bulabileceğini düşünen İzmirliler artık Sevgi Yolu’nu bir geçiş güzergahı olarak kullanıyor. Sevgi Yolu esnafı, ekonomik krize ve düşen talebe karşı kepenk kapatmaya direniyor.
Yıllardır işlettiği dükkanlarını devretmek zorunda kalan ya da kazındığı parayla geçinemediği için ek iş yapan pek çok esnafın olduğunu belirten Alsancak Sevgi Yolu esnafı Esat Minaz, “Ekonomik krizle birlikte uçurum arttığından dolayı kitaplar çok pahalı, eskisine göre daha az kitap satıyoruz. Koronadan önceye göre değerlendirirsem yüzde 70 – 80 rahat bir düşüş vardır satışlarda. Çünkü 30 liralık kitap olmuş 200 lira. Bölüm kitapları satamıyoruz çünkü o kadar çok pahalı ki şu dükkanı 5 yıl öncesinde 100 bin liraya doldurabiliyorken 2 milyara dolduramazsın. O yüzden her ürünü alamıyoruz. Yoksul kesimden okuyan kesim sayısı da düştü çünkü bir dershane olmuş 100-150 bin lira, bir kitap 350 lira, gerek duymuyor. Zaten 30 yaşına kadar okuyup bir memur olsa alacağı 20 bin lira maaş ona da gerek duymuyorlar” dedi.
“HER ŞEYE ZAM YAPIYORSUN DA BARİ KİTABA YAPMA”
Kitaplara yapılan fahiş zamları yurttaşları eğitimden ve hayattan uzaklaştırılma politikası olarak değerlendiren 30 yıllık Sevgi Yolu esnafı Tarık Bayram, şöyle konuştu:
“Zaman içerisinde kitaplar pahalandıkça milletin alım gücü azalıyor bu iyi bir şey değil. Ders kitapları da ona göre pahalı, roman da pahalı, hikaye de… Biz bunlara üzülüyoruz, sıkılıyoruz. En zor iş, ikinci el kitap satmak zaten. İkinci el kitabın; kaliteli olacak, uygun fiyatlı olacak, kondisyonu düzgün olacak ve müşteriye uygun fiyat söylemek de önemli. Para zaten değer kaybettiği için bizim cebimizdeki para şimdi 10 liraysa yarın 9 liraya düşüyor. Dolayısıyla geçinmek için işte kitap bulmam lazım. Bulamazsan yok diyorsun, yok deyince daha beter. Var diyebilmek için de bayağı bir kitap almam lazım. İnsanlar internete veriyor kitaplarını. Emekli oldum ufak bir dayanağım bu…Devletin politikasına çok kızıyorum, her şeye zam yapıyorsun da kitaba zam yapma hiç olmazsa, milleti aptallaştırmaya çalışıyor.”
]]>
Kurtulmuş, Üsküdar Belediyesi tarafından Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 9. Üsküdar Kitap Fuarı’nın açılışı dolayısıyla düzenlenen programa katıldı.
Üsküdar’ın tarihi kimliğe sahip güzel bir ilçe olduğunu dile getiren Kurtulmuş, Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in uzun zamandır yürüttüğü çabaların da İstanbul’un tarihi kimliğine katkılar sunduğunu belirtti.
Kurtulmuş, kitap ve okumanın hayatın en önemli iki temel dinamiğinden birisi olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Aslında kitap insanın bilgisini, geçmişten gelen tecrübelerini, bugün hissettiklerini, bilimsel olarak elde ettiklerini aktardığı ve ifadelerinin kalıba dönüşmüş halidir. Ama elimize aldığımız ebatları küçük olan o kitapların bir kısmında bile nice büyük emeklerin, tecrübelerin olduğunu, sadece bir kişinin ya da o kitabı yazan kişilerin değil, aynı zamanda o kişilerin yetişmesine imkan sağlayan bütün o muhitin ve birikimin de kitaptaki cümlelerin içerisine yansıdığını biliyoruz. Esasında bu özelliğiyle baktığımız zaman kitap sadece cümlelerden, sayfalardan ibaret bir birikim değil, aynı zamanda hayatın bizatihi kendisidir.”
Bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilen Üsküdar Kitap Fuarı’nın da önemli bir emek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “İnşallah uzun yıllar bu kitap fuarının artan bir ilgiyle devam etmesini Cenabıallah nasip eylesin.” temennisinde bulundu.
“İstanbul’un neresine bakarsanız bakın büyük bir tarihi, farklı medeniyetleri görüyoruz”
Kurtulmuş, gençlerin önünde büyük bir birikimin olduğuna işaret ederek, “Türk milleti olarak büyük bir ayrıcalığa sahip olduğumuzun farkında olmalıyız. Nevzuhur bir millet değiliz. Üsküdar’ın herhangi bir sokağında yürürken sadece bir sokaktan geçmiyor, o sokağın içerisinde şimdiye kadar asırlar boyunca geçmiş olan nice insanın, nice büyüğümüzün birikimlerine de şahit oluyor, onları da görüyoruz. İstanbul’un neresine bakarsanız bakın, büyük bir tarihi, büyük bir kültürü, büyük bir medeniyeti, hatta farklı medeniyetleri görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Böylesine büyük bir şehirde yaşamanın, bu kadar büyük imkana sahip olmanın dünyada çok az gence nasip olan bir ayrıcalık olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öncelikle İstanbul’daki bu tarihi ve kültürel güzellikleri en iyi şekilde anlamak, özümsemek mecburiyetindeyiz. Hani diyoruz ya ‘Kökü mazide olan bir ati…’ Aslında geleceğe ilişkin ne konuşacaksak, hele bunu İstanbul’da konuşuyorsak mutlaka köklerimizi her vesileyle hatırlıyor, daha doğrusu köklerimiz kendisini her vesileyle bize hatırlatıyor. Kökü sağlam olmayan hiçbir ağacın yeryüzünde güçlü olmayacağı gibi, kökü sağlam olmayan hiçbir milletin de uzun süreli hedeflerinin olması mümkün değildir. Onun için mutlaka geçmişle bağımızı kitap üzerinden, kültür üzerinden, medeniyet üzerinden kurarak ama sadece orada kalmaksızın bunu yeniden bugünün anlayışıyla ve ileriki çağlara dönük bir söz olarak üreterek yolumuza devam edeceğiz.”
“Okumayı bir eylem olarak tasavvur etmek ve uygulamak zorundayız”
Her bir kültürel faaliyetin hem tarihi okuma hem de insanın kendiyle ilgili bir gelecek hayali kurma anlamına gelen önemli bir çaba olduğunu ifade eden Kurtulmuş, bu açıdan bakıldığında okumanın pasif bir şey değil, bizatihi büyük bir eylem olduğunun altını çizdi.
Kurtulmuş, “Okumayı, hayatı iyi anlamak, kendimizi iyi anlamak, kendimizin varoluş alemindeki yerini ve geleceğini tespit etmek, milletimize ait hedefleri daha güzel kurabilmek için bir eylem olarak tasarlamak, bir eylem olarak tasavvur etmek ve uygulamak zorundayız.” ifadesini kullandı.
Cumhuriyet’in ikinci asrına girilen bu dönemde, büyük bir gelecek tasarımı içerisinde hareket etmek gerektiğine işaret eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Geçtiğimiz bir asır tarih okumalarına baktığımız zaman diyebiliriz ki, milletimizin tarihi içerisindeki en zor asırlardan birisidir. Nice zorluklar, nice savaşlar, nice iç türbülanslar, nice bölgesel çatışmalar, nice yokluklar ve nice yoksunluklar içerisinden bugüne kadar geldik. Ama hiç şüphesiz bunlarla birlikte çok büyük başarıları da kazandık, çok büyük kazanımlar da elde ettik. Dolayısıyla geçtiğimiz yüzyılı sadece bir asırlık hikayeyi ve tarihi okumak şeklinde değil, bundan sonraki asırları daha iyi tasarlamak için okumak mecburiyetindeyiz. Şimdi 2023’ten sonra yeni bir dönemin kapıları sonuna kadar açıldı. Türkiye Yüzyılı adını verdiğimiz Cumhuriyet’in ikinci asrında çok büyük işleri planlamak ve gerçekleştirmek zorundayız. Bunun ana aktörü de sevgili gençler sizlersiniz. Türkiye’nin gelecek asrı, sizin omuzlarınızda ve sizin ufkunuzla gerçekleşecektir. Sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’nin yüzyılını kurmak zorundayız.”
Kurtulmuş, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılının gençlerinin belirlenen bütün hedeflere ulaşabileceğini belirterek, gençlerin sözü güçlü, gücü tesirli Türkiye’yi kurabileceğine inandığını dile getirdi.
Programda konuşmaların ardından Üsküdar Belediye Başkanı Türkmen, Kurtulmuş’a hediye takdim etti.
Kurtulmuş ve beraberindekiler, daha sonra kurdele keserek fuarın açılışını gerçekleştirdi.
Yazarlar İbrahim Tenekeci ve Erhan Afyoncu ile fotoğraf çektiren Kurtulmuş, fuar alanında incelemelerde bulunarak, kitapseverlerle sohbet etti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, fuarda, İz Yayıncılık standına gelen vatandaşlara da “Türkiye’yi Yarınlara Taşımak” isimli kitabını imzaladı.
]]>Hayvancılık alanında ihtisaslaşan MAKÜ koordinatörlüğünde, Lizbon ve Milano üniversitelerinden bilim insanları, “Büyükbaş ve Küçükbaş Çiftliklerinde Hayvan Refahı Uygulamalarının Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında Türkiye, İtalya ve Portekiz’deki verimli çiftlikleri inceledi.
Çalışmalar sonucu ortaya çıkan hayvancılıkta buzağı, kuzu ve oğlak ölümleri, döl tutmama, kötü beslenme, sağlıksız barınak, et ve süt verimsizliği gibi sorunları ortadan kaldıracak yeni bilgiler ve yenilikçi uygulamalar, Türkiye Ulusal Ajansı ve Avrupa Birliği (AB) Erasmus programı desteğiyle kitaplaştırıldı.
İngilizce, Türkçe, Portekizce ve İtalyanca hazırlanan 6 kitapta, veteriner fakültesi ve ziraat fakültelerinde okutulan hayvan refahı dersi için yenilikçi müfredat, süt ve besi sığırı, koyun, keçi ve buzağı yetiştiriciliği ile ilgili refah değerlendirilmesi ve iyi uygulamaları anlatılıyor.
Uluslararası yayın olarak da çıkan kitaplardaki uygulamalar, Burdur Tarım ve Orman Müdürlüğü, Burdur Veteriner Hekimler Odası ve MAKÜ tarafından meslek içi eğitimlerle veteriner hekimlere ve yetiştiricilere anlatılarak yaygınlaştırılacak, bölge ve ülke hayvancılığının gelişiminde ve verim artışı çalışmalarında kullanılacak. Ayrıca MAKÜ’de düzenlenen projenin seminerinde basılan 200 kitap yetiştiricilere ve veteriner hekimlere dağıtıldı.
Proje Koordinatörü MAKÜ Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkan Elmaz, AA muhabirine, hayvancılıkta basit uygulama hataları yüzünden çok fazla ekonomik kayıp yaşandığını söyledi.
Artık dünyada tüketicilerin hayvan refahı iyi olan çiftliklerde üretilen sağlıklı ve kaliteli ürünleri satın alma eğiliminde olduklarına dikkati çeken Elmaz, iyi uygulama örneklerinin denenmesiyle elde edilen bilimsel verilerle hazırladıkları kitaplardaki tekniklerin uygulanması ve yaygınlaşmasıyla hayvancılıkta kayıpların önlenebileceğini dile getirdi.
Kitapları ziraat mühendislerinin, veteriner hekimlerin ve yetiştiricilerin anlayacağı düzeyde sade ve anlaşılır hazırladıklarını vurgulayan Elmaz, “Hayvan refahı alanında dünyanın takip ettiği yeni bilgileri ve uygulamaları ülkemizde yaygınlaştırmaya çalışıyoruz.” dedi.
“Akademik dille yazılmadı”
Hayvan refahının iyi uygulamalarıyla hayvancılıkta büyük kayıplara yol açan sorunların ortadan kalkacağını anlatan Elmaz, şöyle konuştu:
“İlk önce ilgili fakülteler için yenilikçi eğitim müfredatı yazdık. İkincisi süt sığırlarının refah değerlendirilmesi ve iyi uygulamalarını ele aldık. Süt sığırı yetiştiriciliğinde barınaktan tutun beslenme teknikleri, yem ve suyun nasıl verileceğine kadar teknik özellikleri vurguladık. Besi sığırlarıyla ilgili refah değerlendirilmesini ve iyi uygulama el kitabını yazdık. Buzağı refahı ve korunmasıyla ilgili kitap. Keçi ve koyun refahı ve iyi uygulamalarını anlatan 6 kitabımız İngilizce, Türkçe, Portekizce ve İtalyanca olmak üzere saygın bir yayınevi tarafından basılarak yayımlandı. Akademik dille yazılmadı, fotoğraflarla desteklendi. Bu kitapları okuyan yetiştiricilerimiz çiftliklerinde ufak tefek yapacakları dokunuşlarla kayıplarını önleyecek, verim artışı sağlayacak.”
Elmaz, eğitici el kitaplarına yetiştiricilerin, veteriner hekimlerin ve ziraat mühendislerinin şubat sonunda “welfaruminant.org” internet sitesinden ücretsiz olarak ulaşabileceklerini sözlerine ekledi.
“Sektör açısından önemli bir kaynak”
Burdur Veteriner Hekimler Odası Başkanı Kazım Üstüner de hayvansal üretimin artması bakımından hayvan refahının büyük önem taşıdığını kaydetti.
Günümüzde hayvancılık sektörünün hayvan refahı temelinde ilerlediğini vurgulayan Üstüner, “Çalışmanın kitaplaşmasının sektör açısından önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Umuyorum ki Türkiye’deki hayvancılık sektörüne mesafe alması konusunda katkı sunacak.” ifadelerini kullandı.
]]>HATAY – Hatay’da depremin ilk günlerinde enkaz altındaki vatandaşları yaşatmak amacıyla görev alan sağlıkçı Havva Aydanur Ertuğrul, asrın felaketinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen afetzede vatandaşlara umut olmaya devam ediyor.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde Hatay yerle bir olmuş 25 bine yakın insan vefat etmişti. Afetin ilk saatlerinden itibaren Türkiye’nin dört bir yanından kurtarma ekipleri ve sağlık çalışanları bölgeye yardıma koşmuştu. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli 38 yaşındaki Acil Tıp Teknisyeni Havva Aydanur Ertuğrul, asrın felaketinin ilk saatlerinden itibaren bölgedeki afetzede vatandaşların hayata tutundurmak için mücadele etti. Depremin 3. gününde enkazdan kurtarılan Gürkan Öztürk, üniversite sınavı için sağlıkçı Ertuğrul’dan kitap istemişti. Kendisinden istenen kitapla beraber bölgede seferberlik başlatan Ertuğrul, kurucusu olduğu Ülkem Kitap Okuyor Derneği aracılığıyla afet bölgesine 21 çadır okul açtı ve 7 bin 700’den fazla öğrenciye 100 binden fazla kitap ulaştırdı. Deprem bölgesinde vatandaşların sadece eğitimine destek olmakla kalmayan iyilik meleği Acil Tıp Teknisyeni Ertuğrul, asrın felaketinde evi yıkılan Yağar ailesi içinde ev yaptırma kararı aldı. Derneği aracılığıyla Yağar ailesine Antakya ilçesi Maşuklu Mahallesi’ne ev yaptırma sürecini başlatan ATT Ertuğrul, yaptıklarıyla afetzede vatandaşların takdirini topladı.
Yeni yuvası için destek olan yardım meleği Sağlıkçı Havva’ya teşekkürlerini dile getiren Sibel Yağar, “Ben kızıma 1 saniye bile geç kalsam bilgi kızım vefat etmişti. Kızımın elini tutup çekmemle kolonun yıkılması bir oldu. Çok şükür kızıma bir şey olmadı, evim depremde yıkıldı. Rabbim Havva hanım başta olmak üzere yardım edenlerden binlerce kez razı olsun. Destek veren herkesten rabbim razı olsun” dedi.
“Sözümü hem gençlerimiz için hem de hayalleri enkazda kalan tüm afetzedeler için tutmaya özen gösteriyorum”
Asrın felaketinin ilk saatlerinden itibaren bölgede görev almaya başladığını belirterek Havva Aydanur Ertuğrul, “Depremin ilk dakikalarında yola çıkan ekiplerden bir tanesiyim. Hatay’da depremzedelerle birlikte ıslanan onlarla birlikte depremin ilk şokunu yaşayan sağlıkçılardan bir tanesiyim. Depremzedelerle gönül bağı kurdum ve 1 yıldır depremzedelerle Hatay’da hem eğitime hem de yardım işlerine destek olmaya çalışıyorum. Depremin 3. gününde Gürkan isimli bir çocuğumuz enkazdan çıktı ve kitaplarım enkazda kaldı diye üzüldü. Ben ona bir söz verdim, sen iste sana kitap yığarım dedim. Bu sözümü hem gençlerimiz için hem de hayalleri enkazda kalan tüm afetzedeler için tutmaya özen gösteriyorum. Arkamda çok güçlü bir ekibim var” dedi.
Afet bölgesinde 7 bin 700’den fazla öğrenciye 100 binden fazla kitap ulaştırdığını ifade eden Ertuğrul, “100 binden fazla kitabı 7 bin 700 ‘den fazla çocuğa ulaştırdık. 21 tane çadır okul açtık. Okullarımızı açtığımızda o çocukların kitap, kırtasiye, forma ve ayakkabı gibi ihtiyaçlarını karşıladık. Bir çadıra gittiğimizde, bizden ne istersiniz dedik. Bir evladımızın annesi kışlık kıyafet getirebilirmisiniz soğuk oluyor dedi. Çocuğumuz; oyuncak, kitap ve çikolata istemiyordu. Sana ne yapalım dediğimde ‘ben çok üşüyorum bana ev yapın’ dedi. Nur’a bir söz verdik ve sözümüzü tutmaya gayret gösteriyoruz. Şuanda depremzede ailemize ev yapıyoruz. Bir hayalimiz var, biz bu evde Nur’la birlikte kitap okumak istiyoruz” şeklinde konuştu.
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerde Hatay yerle bir olmuş 25 bine yakın insan vefat etmişti. Afetin ilk saatlerinden itibaren Türkiye’nin dört bir yanından kurtarma ekipleri ve sağlık çalışanları bölgeye yardıma koşmuştu. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli 38 yaşındaki Acil Tıp Teknisyeni Havva Aydanur Ertuğrul, asrın felaketinin ilk saatlerinden itibaren bölgedeki afetzede vatandaşların hayata tutundurmak için mücadele etti. Depremin 3. gününde enkazdan kurtarılan Gürkan Öztürk, üniversite sınavı için sağlıkçı Ertuğrul’dan kitap istemişti. Kendisinden istenen kitapla beraber bölgede seferberlik başlatan Ertuğrul, kurucusu olduğu Ülkem Kitap Okuyor Derneği aracılığıyla afet bölgesine 21 çadır okul açtı ve 7 bin 700’den fazla öğrenciye 100 binden fazla kitap ulaştırdı. Deprem bölgesinde vatandaşların sadece eğitimine destek olmakla kalmayan iyilik meleği Acil Tıp Teknisyeni (ATT) Ertuğrul, asrın felaketinde evi yıkılan Yağar ailesi içinde ev yaptırma kararı aldı. Derneği aracılığıyla Yağar ailesine Antakya ilçesi Maşuklu Mahallesi’ne ev yaptırma sürecini başlatan ATT Ertuğrul, yaptıklarıyla afetzede vatandaşların takdirini topladı.
Yeni yuvası için destek olan yardım meleği Sağlıkçı Havva’ya teşekkürlerini dile getiren Sibel Yağar, “Ben kızıma 1 saniye bile geç kalsam bilgi kızım vefat etmişti. Kızımın elini tutup çekmemle kolonun yıkılması bir oldu. Çok şükür kızıma bir şey olmadı, evim depremde yıkıldı. Rabbim Havva hanım başta olmak üzere yardım edenlerden binlerce kez razı olsun. Destek veren herkesten rabbim razı olsun” dedi.
“Sözümü hem gençlerimiz için hem de hayalleri enkazda kalan tüm afetzedeler için tutmaya özen gösteriyorum”
Asrın felaketinin ilk saatlerinden itibaren bölgede görev almaya başladığını belirterek Havva Aydanur Ertuğrul, “Depremin ilk dakikalarında yola çıkan ekiplerden bir tanesiyim. Hatay’da depremzedelerle birlikte ıslanan onlarla birlikte depremin ilk şokunu yaşayan sağlıkçılardan bir tanesiyim. Depremzedelerle gönül bağı kurdum ve 1 yıldır depremzedelerle Hatay’da hem eğitime hem de yardım işlerine destek olmaya çalışıyorum. Depremin 3. gününde Gürkan isimli bir çocuğumuz enkazdan çıktı ve kitaplarım enkazda kaldı diye üzüldü. Ben ona bir söz verdim, sen iste sana kitap yığarım dedim. Bu sözümü hem gençlerimiz için hem de hayalleri enkazda kalan tüm afetzedeler için tutmaya özen gösteriyorum. Arkamda çok güçlü bir ekibim var” dedi.
Afet bölgesinde 7 bin 700’den fazla öğrenciye 100 binden fazla kitap ulaştırdığını ifade eden Ertuğrul, “100 binden fazla kitabı 7 bin 700 ‘den fazla çocuğa ulaştırdık. 21 tane çadır okul açtık. Okullarımızı açtığımızda o çocukların kitap, kırtasiye, forma ve ayakkabı gibi ihtiyaçlarını karşıladık. Bir çadıra gittiğimizde, bizden ne istersiniz dedik. Bir evladımızın annesi kışlık kıyafet getirebilirmisiniz soğuk oluyor dedi. Çocuğumuz; oyuncak, kitap ve çikolata istemiyordu. Sana ne yapalım dediğimde ‘ben çok üşüyorum bana ev yapın’ dedi. Nur’a bir söz verdik ve sözümüzü tutmaya gayret gösteriyoruz. Şuanda depremzede ailemize ev yapıyoruz. Bir hayalimiz var, biz bu evde Nur’la birlikte kitap okumak istiyoruz” şeklinde konuştu. – HATAY
]]>BAYBURT – Bayburt’ta İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünde öğrenci olan 73 yaşındaki Veysel Gider bir yandan derslerine çalışıyor, bir yandan vize ve finallerine hazırlanıyor, bir yandan da derslerini aksatmayacak şekilde kitap yazıyor. Okuduğu bölümden hareketle ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ isimli kitap kaleme alan Gider, kitabını yüksek maliyetlerden dolayı bastıramamaktan dert yandı.
Uzun yıllardır gazetecilikle ilgilenen, araştırmacı yazar olarak bilinen ve Bayburt tarihi üzerine araştırmaları ile tanınan Gider, 71 yaşında hayalini kurduğu Tarih Bölümünü kazanarak, gençlere örnek olmuştu. 24 yaşındaki oğlu Mürsel Yusuf Gider ile birlikte Tarih Bölümünde aynı sıraları paylaşan Gider, derslerine çok çalıştığını, notlarının da iyi olduğunu söyledi.
Okumayı çok sevdiğini ve hayatı boyunca sayısızca kitap okuduğunu vurgulayan Gider, okuduğu bölümle alakalı ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ isimli kitap yazdı. Üniversite 2’nci sınıf öğrencisi olan Gider, hayallerini bir bir gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını belirtti.
“İnandığım bir konuyu gerçekleştirmek için 70 yaşından sonra üniversiteye başladım”
Üniversite okuma hayalini 70 yaşından sonra gerçekleştirdiğini aktaran Gider, “70 yaşından sonra üniversite okumaya başladım, Tarih Bölümü 2’nci sınıf öğrencisiyim. En küçük oğlum Mürsel Yusuf’ta aynı bölümde benimle birlikte öğrenim görüyor. İnandığım bir konuyu gerçekleştirmek adına 70 yaşından sonra üniversiteye başlamış oldum. Bu konu şuydu; bir şeyler yazıyoruz, adımız araştırmacı yazara çıkmış ama akademik bir terbiye var mıdır diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım, daha sonra bu işe bismillah diyerek adım attım ve 70 yaşından sonra üniversite kazanarak bu bölüme girmiş oldum” dedi.
“Tarih konularında hep yabancı tarihçilerin fikirlerine başvurulmuş bu konu beni rahatsız etti”
Akademik terbiyeyle kitap yazmak için işe koyulan Gider, bir konuya dikkat çekti. Tarih konularında ağırlıklı olarak yabancı tarihçilerin fikirlerine başvurulduğunu, kaynak olarak gösterildiğini iddia eden Gider, bu durumun kendisini rahatsız ettiğini belirterek, “Akademik bir terbiyeyle bir şeyler yazayım diye düşündüm ve özellikle aklıma tarih metodolojisi konusu takıldı. Tarih metodolojisinde dikkat ettim, genellikle yabancıların bilgilerine başvurulmuş, onların ortaya koyduklarını biz gerçek olarak almışız. Peki yabancılar bu işi doğru yapmamış mı diye soracaksınız, mutlaka yabancıların bu konularda haklı oldukları çalışmalar vardır ancak bazı yabancı tarihçilerin Türkler için, Müslümanlar için iyi çok iyi şeyler düşünmediği herkesçe biliniyor, tabii doğrusunu yazan tarihçiler de yok değil. Genellikle batılı yazarların, tarihçiler dahil olmak üzere Türkler üzerindeki olumsuz düşünceleri herkes tarafından bilinmektedir. O nedenle yabancı yazarlardan alıntılar, bir süre sonra kafama takılmaya başladı. Müslüman Türk tarihçisi olarak nasıl bir yol izleyebiliriz diye düşündüm ve işe koyuldum. Birinci sınıfın sonlarına doğru ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ adlı bir kitap kaleme aldım. Kırıntı ve kırpıntılar üzerine tarih yazılabilir mi düşüncesiyle böyle bir çalışmayı ortaya koydum ama bastırma imkanım olmadı. Osmanlıcam iyidir, tarihle ilgili diğer konularda bilgi sahibiyim, Allah nasip ederse ileride bazı çalışmaları da gerçekleştirmek istiyorum, inşallah bunu başarabilirim. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, üniversitemizde çok değerli tarihçi hocalarımız bulunuyor, onların akademik bilgilerinden de yararlanıyorum” ifadelerini kullandı.
]]>Ara tatilde çocukları ekran başından uzak tutabilmeye yönelik bilgi veren Uzman Psikolog Fatmanur Taşkın, “Çocukları ara tatilde ekrandan uzak tutmak için çeşitli yöntemler deneyebilirsiniz. Öncelikle ailece katılım gerektiren etkinlikler planlayarak birlikte vakit geçirebilirsiniz. Açık hava aktiviteleri, spor, doğa yürüyüşleri gibi fiziksel aktiviteler çocukları ekrandan uzaklaştırabilir” dedi.
Milyonlarca çocuk karnelerini alarak 2 hafta sürecek yarıyıl tatili dönemine adım atıyor. İSÜ Liv Hospital Bahçeşehir’den Uzman Klinik Psikolog Fatmanur Taşkın, ara tatilde neler yapılabileceği ve nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.
HEM DİNLENMELİ HEM DE KENDİNİ GELİŞTİREBİLMELİ
Çocukların tatilde hem eğlenceli vakit geçirebileceklerini hem de kendi gelişimlerine katkıda bulunabileceklerine dikkat çeken Uzm. Psk. Taşkın, “Oyunlar, kitap okuma, sanat ve el işleri, doğa yürüyüşleri gibi etkinlikler çocukların tatili keyif alarak geçirmesini sağlayabilir. Aynı zamanda, aileleriyle zaman geçirmek, yeni şeyler keşfetmek ve dinlenmek de bu süreçte önemli. Tatilde çocuklara hem eğlenceli hem de öğretici aktiviteler sunmak, onların farklı beceriler kazanmalarına ve yaratıcılıklarını geliştirmelerine yardımcı olabilir” diye konuştu.
YENİ ŞEYLER ÖĞRENMELERİ MÜMKÜN
Uzm. Psk. Fatmanur Taşkın, ara tatilde çocukların neler yapabileceğini şu şekilde sıraladı:
Dinlenmek ve eğlenmek: Ara tatil, çocukların dinlenmesi ve eğlenmesi için fırsattır. Çocuklar bu süreyi oyun oynayarak, kitap okuyarak, film izleyerek veya arkadaşlarıyla vakit geçirerek geçirebilirler.
Yeni şeyler öğrenmek: Çocuklar ara tatili bir enstrüman çalmayı öğrenmek veya yeni bir spor dalıyla tanışmak için kullanabilirler.
Aileleriyle vakit geçirmek: Ara tatil, çocukların aileleriyle vakit geçirmek için de fırsattır. Çocuklar, bu süreyi aileleriyle birlikte aktiviteler yaparak, sohbet ederek veya seyahat ederek geçirebilirler.
DERS ÇALIŞMAKTAN TAMAMEN UZAKLAŞILMAMALI
Ara tatilin çocuklara dinlenmek, eğlenmek ve yeni şeyler öğrenmek için fırsat sunduğunu dile getiren Uzm. Psk. Taşkın, ara tatilde çocukların yapmaması gereken unsurları ise şöyle sıraladı:
Ders çalışmaktan tamamen uzaklaşmak: Ara tatil, derslerden tamamen uzaklaşmak için değil, derslere ara vermek içindir. Çocuklar ara tatilde de günlük rutinlerinde uyguladıkları ders çalışma alışkanlıklarını sürdürmelidir. Ancak bu süreyi çok fazla ders çalışarak geçirmek yerine, eğlenceli aktivitelerle de dengelemek önemlidir.
Ekran başında çok fazla vakit geçirmek: Ekran başında geçirilen fazla zaman, çocukların fiziksel ve zihinsel sağlığını olumsuz etkiler. Ara tatilde çocukların ekran başında geçirdikleri süreyi kontrol altında tutmak önemlidir. Bu süreyi günlük 1-2 saatle sınırlamak ve kalan süreyi de verimli şekilde kullanmak gerekir.
Gece geç saatlere kadar uyumamak: Gece geç saatlere kadar uyumamak, çocukların uyku düzenini bozar ve ertesi gün okula konsantre olabilmelerini zorlaştırır. Bu yüzden çocukların ara tatilde de düzenli bir uyku sürecine sahip olmaları önemlidir.
KİTAP OKUMAK FAYDALIDIR
Ara tatilde çocukların okuldan uzak kalmamak için günlük bir plan yapabileceklerini söyleyen Uzm. Psk. Taşkın, “Kitap okuma, bulmaca çözme, matematiksel oyunlar oynama gibi eğlenceli ve öğretici aktivitelerle günlerini değerlendirebilirler. Ayrıca ilgi duydukları konularda kendi başlarına araştırma yapmak da faydalı olabilir. Bu şekilde, ara tatilde öğrenmeye devam ederken keyif de yaşayabilirler” şeklinde konuştu.
SORUMLULUK BİLİNCİ KAZANDIRILABİLİR
Ara tatilde çocuklara düşen görevler arasında dinlenme, eğlence yanında sorumluluk almanın da önemine değinen Uzm. Psk. Taşkın, “Öncelikle öğretmenlerin verdiği ödevleri tamamlamak önemlidir. Ayrıca, kendi kişisel ilgi alanlarında projeler üretebilir, kitap okuyabilir, bilim ve teknoloji alanında faaliyetler gerçekleştirebilir, (kod yazma, robotik vb.) sanatsal ve sportif aktivitelere katılabilirler. Bu süreçte evde aileleriyle yardımlaşma, ev düzenine katkıda bulunma gibi sorumlulukları da göz önünde bulundurabilirler. Ara tatili hem keyifli geçirmek hem de öğrenmeye devam etmek için dengeli bir şekilde değerlendirmek önemlidir” ifadelerini kullandı.
AÇIK HAVA ETKİNLİKLERİ YAPILABİLİR
Ara tatilde çocukların ekran başından nasıl uzak tutabileceğimizden bahseden Uzm. Psk. Taşkın, “Çocukları ara tatilde ekrandan uzak tutmak için çeşitli yöntemler deneyebilirsiniz. Öncelikle ailece katılım gerektiren etkinlikler planlayarak birlikte vakit geçirebilirsiniz. Açık hava aktiviteleri, spor, doğa yürüyüşleri gibi fiziksel aktiviteler çocukları ekrandan uzaklaştırabilir. Kitap okuma saatleri, el sanatları, oyunlar ve aile içi etkinlikler de eğlenceli alternatifler olabilir. Ayrıca, ekran süresini sınırlayan kurallar koyarak, çocuklara belirli zamanlarda ekran kullanma izni verebilirsiniz” dedi.
]]>İzmir’de dünyaya gelen ve 4 yaşına kadar gözlük kullandıktan sonra yüzde 90 görme kaybı olduğu anlaşılan Melis Şen, ilkokulu Aşık Veysel Görme Engelliler Okulu’nda tamamladı. Kipa 10. Yıl Anadolu Lisesi 10’uncu sınıfta eğitimini sürdüren Şen’in okuldaki arkadaşları ‘sesli kitap’ çalışması yaptı. Her öğrenci, Melis’in daha rahat bir şekilde ders çalışabilmesi için farklı dersten seçtiği konuyu seslendirdi. Eğitim aldığı dersleri öğrenci arkadaşlarının sesinden dinleyen Şen, bu desteğin kendisi için çok önemli olduğunu belirtti. Sınıf arkadaşlarıyla çok iyi anlaştığını ve onların desteği sayesinde hiç zorlanmadığını dile getiren Şen, “Sınıftaki bütün arkadaşlarımı çok seviyor ve hepsiyle iyi anlaştığımı düşünüyorum. Herhangi bir sorun yaşadığımda ya da bir şeye ihtiyacım olduğunda hiç geri çevirmiyorlar. Bazen onlar bana soruyor, ben onlara yardımcı oluyorum. Daha önce ilkokulu herkesin görme engelli olduğu bir okulda okudum. Ortaokulda kaynaştırma öğrencisi olarak normal okula geçiş yaptım. Okulda dışlanmadım ama dışarıda dışlandığım zamanlar oldu. Eğer ortaokulda normale geçmeyip bu geçişi lisede yapsaydım bu beni daha çok etkilerdi. Ergenliğe girdiğim için önyargıyla karşılaşsaydım daha fazla zorlanırdım. Ortaokulda henüz küçük yaşta olduğumdan daha kolay adapte oldum. 4 yıl aynı sınıfta okudum. Lisede de sorun yaşamıyorum” ifadelerini kullandı.
‘SESLİ KİTAPTA DAHA HIZLI ÇALIŞIYORUM’
Lisedeki arkadaşlarının sesli kitap çalışmasının derslerdeki başarısını kolaylaştırdığını anlatan Şen, daha önce aynı desteği annesi Filiz Tuna’nın (42) verdiğini söyledi. Annesinin en büyük destekçisi olduğunu vurgulayan Şen şöyle devam etti: “Arkadaşlarımın benim için kitap okuması çok güzel. Annem için de kolaylık oldu. Kabartma kitapları okuyabiliyorum. Ama sesli olarak 3 sayfa dinleyeceğim sürede buradan ancak 1 sayfa okuyabilirim. Bu beni yavaşlatıyor. Boyutları da büyük, taşıması zor oluyor. Sesli kitapta daha hızlı çalışıyorum. Geçen yıla kadar benim bütün kitaplarımı annem okuyordu. En büyük destekçim her zaman annemdi. Arkadaşlarım da destek oldu. Liseden sonra da hukuk ya da psikoloji okumak istiyorum. Ama asıl isteğim ileride avukat olmak. İnsanların haklarının çiğnenmesini istemiyorum. Hakları yenen insanları savunmak istiyorum.”
‘KIZIMLA BENZER BİR KADERİ YAŞIYORUZ’
Küçük yaşta geçirdiği bir kazanın ardından sağ gözünü kaybeden anne Tuna, eşinden de ayrıldıktan sonra kızına destek olabilmek için elinden geleni yaptığını belirtip, “3,5 yaşındayken gözüme bıçak battı. Daha sonra ameliyatlar geçirdim. Sağ gözümde görme kaybı oluştu. 2005 yılında tekrar kornea nakli oldum. İki yıl önce sağ gözümü tamamen kaybettim. Kızımın ise görme kaybı olduğunu 4 yaşında öğrendik. Öğrenince büyük üzüntü yaşadım. Doktorumuz, ‘Ağlamakla kızınıza bir yardımınız, olmaz. Onun hayatını nasıl kolaylaştıracağınızı düşünmeniz gerekiyor’ dedi. Bu sözler hiç aklımdan çıkmadı. Evdeki bütün düzeni ona göre kurduk. Hiçbir şeyin yerini değiştirmiyoruz. Aradığında bulabilsin, ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabilsin diye dikkatli davranıyorum. Ama toplum içinde biraz zorlanıyoruz. Doktorlar Melis’teki görme engelinin anne ile babanın kan uyuşmazlığından kaynaklandığını söylediler. Kızımla benzer bir kaderi yaşıyoruz. Arkadaşlarının verdiği destek beni çok duygulandırdı. Biri ona yardım ettiğinde çok duygulanıyorum” dedi.
‘HER SINIF BİR KİTABI OKUDU’
Kipa 10. Yıl Anadolu Lisesi felsefe öğretmeni Zehra Turan da Melis’in çok çalışkan bir öğrenci olduğuna dikkati çekip, “Melis 9’uncu sınıfta geldiğinde kaynak kitap sıkıntısı çekiyordu. Kabartmalı kitaplara hemen ulaşamamıştık. Öğrencilerimizle fikir alışverişinde bulunduk. Böyle bir çözüm bulduk. Her sınıf bir ders kitabını aldı. Öğrenciler sayfaları kendi aralarında paylaştılar, her öğrenci konuyu telefonlarına sesli şekilde kaydetti. Bu ses dosyalarını birleştirip klasör haline getirdik. Melis’e teslim ettik. Melis dersleri çalışırken dersleri arkadaşlarının sesinden dinleyerek çalışıyor. Annesi bütün ders kitaplarını okumak zorunda kalmıyor. Onun da işi kolaylaşmış oldu” dedi. Turan öğrencilerin gönüllü şekilde yaptıkları bu çalışmanın kendilerine de fayda sağladığını belirtip, “Melis ilk geldiğinde çok çekingendi. Daha önce ortaokulda kaynaştırma öğrencisiymiş ama lise daha başka bir yer. Aidiyet duygusu gelişti. Kabul gördü, değerli hissetti. Mutlu hissettiğini söyledi. Diğer arkadaşlarının onunla bu şekilde ilgilenmiş olması ona bu faydayı sağladı. Arkadaşları da toplumda böyle bireylerin olduğunu fark etti” ifadelerini kullandı.
‘MELİS BİZDEN ÇOK DAHA İYİ BİR SEVİYEYE GELDİ’
Melis’in sınıf arkadaşlarından İpek Kaya (15) “9’uncu sınıfta Melis’i tanımıyordum. Bu yıl tanıştık. Fizik kitabından bir konu okudum. Melis çok iyi bir arkadaş. Derslerde yardıma ihtiyacı olduğunda yanıma geliyor. Ona seve seve yardım ediyorum. O da beni sağ olsun dinliyor” dedi.
Öğrencilerden Erdem Pazan (15) ise “Melis için bu proje iyi oldu. Ona destek olmak beni de sevindirdi. Rusçam zayıf. Sınavda sıfır aldım. Melis Rusça’da benden daha başarılı” ifadelerini kullandı.Melis Şen’in sıra arkadaşı Liva Afyon (15) ise arkadaşına yardım etmekten gurur duyduğunu ifade edip, “Melis zorlandığında bizden kolayca yardım isteyebiliyor. Onunla iyi bir arkadaşlık kurduk. Bilmediğim konuları bana anlatabiliyor. Ona okuduğumuz kitaplar sayesinde bizden çok daha iyi bir seviyeye geldi. Onun arkadaşlığını çok seviyorum. Her an bir ihtiyacımız olduğunda yardıma koşuyor. Bir çözüm bulmaya çalışıyor. Arkadaşlığımız iyi gidiyor. Yolunu bulamadığında, servise binerken zorlandığında benden rahatça yardım isteyebiliyor. Bende ona yardım etmekten gurur duyuyorum” diye konuştu. (DHA)
]]>Lüleburgaz ilçesinde erken doğum sonucu Umut Erkul’a epilepsi ve sağ hemiparezi teşhisi konuldu. Bunun yanında mental retardasyon teşhisi de konulan Erkul’un zihinsel engelli olduğu ortaya çıktı.
Umut Erkul, en çok istediği üniversiteyi az bir puanla kaçırdı. Oğlunun hayali olan kitabevi için anne Berna Erkul harekete geçerek, Lüleburgaz ilçesinde bulunan yerel yazarlar, yakınları ve komşularının desteğiyle imece usulüyle hazırlanan Umut Kitap Evi faaliyete başladı.
Oğlunun hayali için kollarını sıvadıklarını anlatan anne Berna Erkul, “Umut üniversiteyi az bir puan ile kaçırınca kitabevi açmak istedi, evde durmak ona iyi gelmedi. İmkanlarımız da kısıtlı olmasına rağmen ne imkanımız varsa, dostlarımızın, sevdiklerimizin desteği ile Umut’a hiç yoktan bir düzen kurduk. Hayalini gerçekleştirmek için adım attık. Evdeki kitaplarını, oyuncaklarını, çocukluk hatıralarını toparladık. Konu komşu, arkadaşları, öğretmenleri, ellerindeki kitapları Umut’a sundular. Küçük bir dükkan bulduk, şimdilik onu hayaline kavuşturduk” dedi.
“Hayallerinin peşinden koşuyor”
Küçük yaşlardan beri engeline rağmen hayal ettiği her şeyi yaptığını aktaran Berna Erkul, “Umut erken doğdu, 8 aylık dünyaya geldi. Çok zor günlerden geçtik. Yoğun bakımda 20 gün kendine gelmesini bekledik. Birlikte fizik tedavilere gittik. İlkokulda cihazlı ayakkabı kullanıyordu, sürekli nöbetçi öğrencilerin olduğu yerde onu beklerdim. Yürümede sorun yaşıyordu. O inatla ben yaparım, isteklerimin başında olmak isterim dedi. Her topluma katılmak ve deneyimlemek isteyen sosyal bir çocuk. Umut görerek ve duyarak her şeyi öğrenebiliyor. İlkokuldayken okuma yazmaya geçmeden önce sınıftan öğretmeninin istediği özel bir kitap almıştım. Öğretmeni de okumaya henüz geçmediği için yanında oturan öğrenciye kitabı vermek istemiş. Umut da önü boş kalsın istemezdi. Eve geldiğinde kitabı bize açtı. Ben okuyorum diyerek kitaptaki bütün konuları bana tek tek anlattı. Umut yazmadan okumayı söktü, o hayalleri ve istekleri olan bir çocuk. Kendini güzel ifade eden bir çocuk. İsteklerini de beni zorlayarak başarıya ulaştıran bir çocuk. Ben de annesi olarak onun arkasında olmaya çalışıyorum” diye konuştu.
Anne Erkul, kitabeviyle, hem oğlu Umut’un sosyalleşmesini hem de onun gibi özel bireylerin sosyalleşmesini amaçladıklarını söyledi.
“Burada kazandığım para ile gidip orijinal Galatasaray forması aldım”
Galatasaray’ı çok sevdiğini belirten Umut Erkul, “Çocukluğumdan beri Galatasaraylıyım, en büyük aşkımdır kendisi. Burada kazandığım para ile gidip orijinal Galatasaray forması aldım” ifadelerini kullandı.
ifadelerini kullandı.
Kendini geliştirmek istediğini aktaran Umut Erkul, “Burayı internette yayınlayıp daha büyük yerler açmayı düşünüyorum. Kendimi geliştirmek istiyorum. Kendim açısından da dükkan açısından da daha iyi yerlere ulaşabileceğimi düşünüyorum. Burayı çevre edinmek için açtım. Herkesi beklerim. Sadece kitap okumaya değil sohbet etmeye de gelebilirsiniz. Herkesi bekleriz” diyerek insanları kitabevine davet etti.
Yerel yazarlardan Umut’a destek
Lüleburgaz’da yerel yazar ve şairlerden oluşan topluluk Umut’un bu mücadelesine katkı sağlamak için kendi yazdıkları ve kütüphanelerinde bulunan kitapları kitabevine getirerek raflara okuyucuları ile buluşmaları için bıraktı.
Yerel yazar Yılmaz Taşdelen, amaçlarının onun işini toparlayıp kendi ayakları üzerinde durabilmesi, vergisini ödeyebilmesi, sosyal güvenlik primini yatırabilmesi gibi normal birey hissi yaşattıklarını söyledi. – KIRKLARELİ
]]>Espressolab Roastery’de düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan proje danışmanı Güray Süngü, genç edebiyat ve gençlik dizisinin neler olduğundan bahsederek, “Gençlik edebiyatı altında kategorileştirebileceğimiz eserlerin, son yıllarda yayıncılık sektöründe çok daha net çizgilerle ayrıldığını, kendisini hem çocuk hem de yetişkin edebiyatından başka bir dille, görünüşle, biçimle konumlandırdığını biliyoruz. Muhakkak böyle de olmalı, bambaşka ihtisas gerektiren bir alan bu. Gençlerin duyguları, düşünceleri ve beklentileri çocuklardan da, yetişkinlerden de farklı.” dedi.
Genç okurlar için iyi edebiyatın yazılması ve sunulmasının önemli bir mesele olduğunu altını çizen Süngü, şöyle devam etti:
“Gençlerin duygu dünyalarını dikkate alan, onların düş gücünü ve merak duygusunu tetikleyecek ama her şeyden de önemlisi estetik ve yazınsal bir değer taşıyan, kendi kültürel ve tarihsel kodlarımızı içeren eserler yayımlamayı planlıyoruz. Esası ortaya koymak en kolayı, zaten yayıncıyız, yayıncılığı bir bütün olarak hangi saikle yapıyorsak, genç edebiyatı da aynı saikle yapacağız. Yazarlarımıza gençlik edebiyatı için romanlar, hikayeler yazdırıyoruz. Çağdaş dünya edebiyatının önemli ve gençlerimizin ilgisine değer olanlarını dilimize kazandırmak istiyoruz. Klasiklerin gençler için hazırlanmış halleri, Batı klasikleri için çokça yapıldı. İslam ve Türk klasiklerini bu türden edisyonlarla yayımlamak için çalışmalarımız var.”
Süngü, gençlerin önünde kitap dışında filmler, diziler, sosyal medya platformları, bilgisayar oyunları, süper kahramanlar ve vatpad romanlar gibi çok fazla oyuncak tarzı şeyler olduğuna işaret ederek, “Zengin bir kültürümüz, tarihimiz var. Orada anlatılacak çok hikaye, peşine düşülecek çok imge var. Dünya bir bahçedir diyelim, ne ekersen elbet onu biçersin, öte yandan ektiğin tohum bahçenin değişmesine dönüşmesine de bir vesiledir, bu sadece senin biçmen ve biçtiğinle doymandan daha büyük bir şeydir.” değerlendirmesini yaptı.
“Bu yolculuğun gençlerin düşüncelerini, hayallerini ve yaratıcılıklarını besleyecek bir serüven olduğuna inanıyoruz”
Ketebe Genç Editörü Zeynep Tuğçe Noyan ise “Ketebe Genç, gençlerin sesine kulak veren, onların hayallerini, heyecanlarını ve hatta endişelerini sayfalarına taşıyan bir proje. Genç yetişkinlerin dünyasına adım atarken, onların gözünden dünyayı görmeyi, onlarla birlikte büyümeyi ve öğrenmeyi hedefliyoruz.” diye konuştu.
Noyan, proje ile genç okurların kendilerini keşfetmelerine, düşünce ufuklarını genişletmelerine ve toplumda aktif birer birey olarak yer almalarına imkan tanımaya çalıştıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bu yolculuğun, sadece bir okuma deneyimi değil, aynı zamanda gençlerin düşüncelerini, hayallerini ve yaratıcılıklarını besleyecek bir serüven olduğuna inanıyoruz. Çıkış yaptığımız ilk kitaplardan biri olan ‘Minik Kızıl Gezgin’, Newbery Onur Ödüllü yazar Margi Preus tarafından yazıldı ve gezgin olmak isteyen minik bir sincabın büyük macerasını konu ediyor. Furkan Çalışkan’dan ‘Cabi’nin Kulesi- Uzun Yürüyüşlerin Kısa Kitabı’ ise korkuya karşı cesareti, çirkinliğe karşı güzelliği, rüzgara karşı yürümeyi tercih eden cesur ve genç okurları, Aliya İzetbegoviç’in hikayesine davet eden kurgu bir eser. ‘Ahmed Aziz’in Destansı Yılı’, ailesiyle birlikte Amerika’da yeni bir eyalete taşınan 12 yaşındaki Ahmed Aziz’in okula ve çevresine uyum sağlama sürecini konu ediniyor. Arkadaşlık, akran zorbalığı, hastalık, aile bağları, kitap okuma sevgisi ve empati, kitapta işlenen temalar arasında.”
]]>