Bakan Maqedonci, Sırbistan ile son dönemde yaşadıkları gerginlikler, FSK’nin orduya dönüştürülme süreci ile NATO’ya üye olma planları, Ukrayna’ya yapacakları askeri yardımlar ve Türkiye-Kosova askeri ilişkileri hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Sırbistan’ın ordusunun birçok birimini topraklarının güneyinde, Kosova sınırı yakınında konuşlandırmasının risk yarattığını belirten Maqedonci, “Biz her zaman hazırız. Ülkemizin karşı karşıya kalacağı her türlü tehdit ve tehlikeye karşı FSK birimleri hazır durumda.” ifadesini kullandı.
Sırp ordu ve jandarmasının, Kosova sınırına yakın 48 operasyonel üssünün bulunduğuna işaret eden Maqedonci, “Buna Sırp ordusunun silahlandırılması, Çin’den, Rusya’dan ve hatta İran’dan çeşitli silah sistemlerinin satın alınması da eklendiğinde, bunu Kosova Cumhuriyeti’nin ve çevredeki diğer ülkelerin güvenliğine yönelik sürekli bir tehdit olarak görüyoruz ve görmeye devam ediyoruz.” diye konuştu.
Gelişmelerin Sırbistan hükümetinin Kosova ve diğer komşularına yönelik “hegemonik ve saldırgan” politikasına dayandığını söyleyen Maqedonci, şunları kaydetti:
“Bunlar her zaman açıkça ifade ediliyor. (Sırbistan) Cumhurbaşkanı (Aleksandar) Vucic’in, Sırbistan’ın Kosova’ya karşı askeri harekata geçmek için uygun zamanı beklediğine dair son açıklamaları vardı. Dolayısıyla bu bizi uyanık tutuyor, bu gelişmelerden korkmuyoruz ancak yine de kapasitemizi geliştirmemiz ve sadece bu tehditle yüzleşmek için değil, ülkemizin güvenliği ve topraklarımızı etkileyen diğer tehditlerle de yüzleşmek için ordumuzu kurmamız gerektiğini bize gösteriyor.”
FSK’nin orduya dönüşme süreci ve Kosova’nın NATO üyeliği
Maqedonci, FSK’nin orduya dönüştürülme sürecinde piyade ile bölgenin savunmasına yönelik muharebe kapasitesinin artırılmasına odaklanan ikinci aşamada bulunduklarını belirtirken, 2025’te üçüncü ve final aşamasına geçeceklerini ve bu kapsamda 2028’e kadar topçu, hava ve hava savunma, muharebe destek kapasitelerinin inşasına odaklanacaklarını söyledi.
FSK bünyesinde halihazırda yaklaşık 4 bin personelin bulunduğuna değinen Maqedonci, bunların arasında 55 Kosovalı Türk’ün görev yaptığını ifade etti.
Maqedonci, NATO üyeliğinin, Kosova’nın ulusal güvenlik stratejisinin hedefleri arasında bulunduğunu belirterek bu yönde büyük ilerlemeler kaydettiklerini vurguladı.
Kosova’nın savunma kapasitelerini NATO doktrinine uygun oluşturduklarını, tüm ekipman ve silah sistemlerini NATO standartlarına göre satın aldıklarını söyleyen Maqedonci, “Silah alımlarımız NATO ülkelerine yönelik, NATO ülkesi olmayan hiçbir ülkeyle alışveriş yapmıyoruz. Alımların ağırlıklı olarak ABD, Türkiye, Almanya ve diğer ülkeler gibi en yakın ortaklığımız olan ülkelerden yapılmasına odaklanıldı.” ifadelerini kullandı.
FSK’nin orduya dönüştürülme süreci kapsamında silah ve çeşitli ekipmanların alımı için 2021-2023 yıllarında 200 milyon avronun üzerinde kaynak ayırdıklarının altını çizen Maqedonci, bununla NATO’nun gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) en az yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini yakaladıklarını aktardı.
Maqedonci ayrıca ülkesinin NATO Parlamenter Asamblesi’ndeki statüsünün geçen haftalarda “gözlemci üye”den “ortak üye”ye yükseltildiğini ve bunun tam üye olmadan önceki en yüksek temsil aşamasını teşkil ettiğini sözlerine ekledi.
Kosova, Ukrayna’ya askeri yardım yapacak
Maqedonci, Ukrayna’nın “haklı özgürlük mücadelesine” destek vermeye her zaman hazır olduklarını belirtti.
“Mütevazı” olarak adlandırdığı yardımın, özgürlük mücadelesinin bu zor aşamalarında Ukrayna için çok önemli olduğunu kaydeden Maqedonci, “Kosova hükümeti geçtiğimiz günlerde Ukrayna’ya 2 askeri destek paketi sunmaya karar verdi. İlk paket bu hafta Ukrayna’ya gönderilecek ve taktik kamyon, taktik araçlar ve askeri zırhlı araçlardan oluşacak. 120 mm, 81 mm ve 60 mm havan mermilerinden oluşan ikinci paket de yakın zamanda Ukrayna’ya gönderilecek.” diye konuştu.
“Türkiye ile askeri alanda ‘özel ilişkilere’ sahibiz”
Maqedonci, ülkedeki istikrar ve güvenliğin sağlanmasında 1999’dan beri NATO’nun Kosova’daki Barış Gücü (KFOR) bünyesinde görev yapan Türk askerlerinin çok önemli olduğunu söyledi.
Türkiye ile askeri alanda, kültürel ve tarihi bağları temel alan “özel ilişkilere” sahip olduklarını kaydeden Maqedonci, şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye Cumhuriyeti’nde sürekli olarak eğitilen birim ve bireylerimiz var. Kosova’da FSK birliklerine çeşitli eğitimler veren Türk ordusunun birçok ekibi var. Askeri endüstri, yani askeri alımlar konusunda da çok güzel ilişkilerimiz var. Bu doğrultuda bu işbirliğini daha da artırmak amacıyla bu yılın başında Türkiye Cumhuriyeti ile askeri çerçeve anlaşması imzaladık. Türkiye’nin ülkemizin savunma kapasitesi için verdiği tüm bu destekler, ülkemizin, daha doğrusu Savunma Bakanlığımız ve FSK’nin bugün üst düzey bir profesyonelliğe sahip olması ve belki de genel anlamda bölgenin en gelişmiş orduları arasında yer alması açısından gerçekten hayati önem taşıyor.”
Türkiye’den satın aldıkları Bayraktar TB2 SİHA’lar ilgili de konuşan Maqedonci, test ve eğitim süreçlerinin devam ettiğini vurgulayarak “Onlarla farklı faaliyetler gerçekleştiriyoruz ve bunları gerçekten FSK’nin temel varlıkları olarak görüyoruz.” dedi.
FSK envanterinde Omtas tanksavar füzesi ve 120 mm havan silah sistemi entegre edilmiş Vuran araçları gibi Türk ürünlerine de sahip olduklarını aktaran Maqedonci, ayrıca ABD’den Javelin tanksavar füzesi satın alacaklarını ve sürecin devam ettiğini sözlerine ekledi.
Kosova ve sınır ötesinde kriz yönetim operasyonlarını sağlaması, ülkede sivil savunma operasyonlarında ve doğal afetler ile diğer acil durumlarda görev yapması amacıyla 2009’da kurulan FSK’nin, 2018’de yasal değişikliklerle orduya dönüştürülme süreci başlatılmıştı. Sürecin 10 yıl sürmesi bekleniyor.
]]>Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin onayı alınmadan girişilen ilk askeri müdahaleydi. Dört yıl sonra ABD’nın Irak’ı işgaline emsal oluşturdu ve Rusya lideri Vladimir Putin tarafından Gürcistan ve Ukrayna işgallerini meşru kılmak için kullanılan bir karardı.
24 Mart 1999’da NATO, Kosova’daki Arnavutlara karşı baskı ve katliamları durdurmak için sayısız siyasi girişimin başarısız olmasından sonra eski Yugoslavya’ya karşı 78 gün süren bir hava saldırısına başladı.
NATO saldırılarında asıl olarak Sırbistan, Kosova ve Karadağ’daki askeri tesisler hedef alınsa da, aynı zamanda önemli sivil altyapı da vuruldu.
Belgrad makamları en az 2500 kişinin öldüğünü, 12.500 kişinin de yaralandığını açıkladı, ancak net ölü sayısı hala bilinmiyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü, hava saldırılarında 500 dolayında sivilin öldüğünü söylüyor.
Bombardıman sırasında, 300 binden fazla Arnavut Kosova’dan kaçıp, komşu Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’a sığındı.
Bombardıman, Haziran 1999’da Sırp lider Slobodan Miloşeviç’in, Kosova’dan güçlerini çekmesi ve yerlerine NATO barış gücü birliklerinin gelmesini öngören bir barış anlaşmasını kabul etmesiyle sona erdi.
Bugün, aradan 25 yıl geçmesine rağmen NATO hala 5 bin askeriyle Kosova’da Kosovalı güvenlik güçleri ve Sırp azınlık arasında zaman zaman çıkan çatışmalarda arada kalıyorlar.
BM onayı eksikliği
Kosova krizine diplomatik bir çözüm bulmak için yıllar süren çabalar son olarak 1999’e herhangi bir sonuç alınamamasıyla sona erdi.
Batılı müttefikler, BM Güvenlik Konseyi’ndeki Rus ve Çin vetosundan kaçınma ve BM Genel Kurulu’nda operasyona destek bulma girişimleri sonuç vermedi.
Dönemin NATO Sözcüsü Jamie Shea, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi üyelerinin büyük çoğunluğunun NATO müdahalesine destek verdiğini iddia etti.
Shea BBC Sırpça’ya yaptığı açıklamada “BM onayı yok değildi, Rus onayı yoktu. Operasyon insani bir müdahaleydi” dedi.
“Sivillere karşı insan hakları ihlalleri ve şiddeti durdurmak ve Kosovalı Arnavut nüfusun Kosova’da kalabilmesi için tasarlanmıştı.”
BM’de ortak bir tavır alma çabalarının tümünü desteklese de, Rusya, sözde “Kosova örneğini” kendi askeri müdahaleleri için kullanmakta gecikmedi.
Leicester De Monfort Üniversitesi’nden tarih profesörü Kenneth Morrison “Rusya Şubat 2008’e Gürcistan’ı, Güney Osetya’daki Rusça konuşan nüfusu Gürcistan Ordusu’ndan koruma bahanesiyle Gürcistan’ı işgal etti” dedi.
Profesör Morrison, aynı bahanenin Rusya’nın 2022’deki Ukrayna işgalinde de bahane olarak kullanıldığını, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından hemen sonraki bazı olayların da buna işaret ettiğini vurguladı.
Siyaset uzmanı Aleksandar Djokiç de “Rusya, 1992 ve 1993’te Gürcistan ve Moldova’ya askeri müdahelerini de sivilleri savaş suçlarına karşı korumakla” meşru göstermişti” diyor.
“Putin’in herkese devamlo ‘Kosova örneğini’ hatırlatmasına karşın NATO’nın Rusya’dan birkaç şey öğrendiğini söyleyebiliriz.”
Dünya haritasında, NATO’nun Yugoslavya bombardımanının kıtanın ötesinde sonuçları oldu.
Kenneth Morrison “Başta İngiltere Başbakanı Tony Blair olmak üzere müdahalenin mimarları, Kosova operasyonunu tam bir başarı olarak ve askeri gücün halkları otoriter rejimlerden ‘kurtarmak’ için kullanılabileceğine yönelik bir kanıt olarak gördü” diyor.
“Prensipte insani amaçlara ulaşmak ve otoriter rejimlere meydan okumak için kullanılabileceğine inancı, Irak’ta bir felakete yol açtı.”
‘Önemli miras’
Kosova’da Belgrad’ın desteklediği 100 bin dolayında Sırp’ın kaldığı tahmin ediliyor. Büyük bir çoğunluğu ülkenin bağımsızlığa karşı çıkıyor.
Kenneth Morrison “NATO bombardımanı önemli bir miras bıraktı. Sadece Slobodan Miloşeviç’in 2000 yılında iktidardan düşmesi de değil. Aynı zamanda Kosova’nın 2008’de bağımsızlığını ilan etmesinin ve tanınması konusunda uluslararası bölünmeler yaşanmasının yolunu açtı” diyor.
It is estimated that around 100,000 Serbs have remained in Kosovo, backed by Belgrade. They predominantly reject the country’s independence.
“AB ve ABD’nin ilişkileri normalleştirme çabalarına karşın, Kosova ve Sırbistan arasındaki gerilim devam etti.”
Sırbistan Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacağını ve BM üyesi olmasına asla izin vermeyeceğini söylüyor. Belgrad’ın tutumu Rusya, Çin ve diğe bazı ülkelerce de destekleniyor.
İki eski Yugoslavya cumhuriyeti Slovenya ve Hırvatistan AB’ye katıldı, Sırbistan ve Kosova ise büyük ölçüde ilişkilerini normalleştirmelerine bağlı olan uzun bir katılım sürecinde.
Karşılıklı tanıma hem Belgrad hem de Priştine için bir ön koşul. Sırbistan ayrıca, NATO’nın Barış için Ortaklık projesiyle yakın bir işbirliği yapmasına karşın, askeri tarafsızlığını sürdürdü.
NATO bombardımanına yol açan neydi?
Bir dönem, sayısız ulusal ve etnik toplulukların bir arada yaşayabileceğini gösteren bir örnek olan eski sosyalist Yugoslavya, 1990’lardaki bir dizi kanlı savaşın ardından çözüldü.
Altı cumhuriyetin tümü ayrı devletler haline gelirken, o dönem Sırp bölgesi olan Kosova’da Miloşeviç yönetiminin Arnavutların bağımsızlık girişimini zorla bastırmasıyla, gerilim büyüdü.
Birçok Sırp, Kosova’yı uluslarının doğum yeri olarak görüyor, ancak bölgede yaşayan 1,8 milyon kişinin % 92’si Arnavut.
1998’de Kosova Kurtuluş Ordusu’nun Arnavut milisleri ve Sırp güvenlik güçleri arasında aralıklarla görülen çatışmalar çok daha kanlı bir hale geldi.
Uluslararası topluluk, Balkanlar’daki bir diğer kanlı savaşı önlemek için Belgrad ve Priştine arasındaki bir dizi müzakereye destek verdi.
Fransa’da haftalar süren son müzakereler, Ocak 1999’da 44 Arnavut’un öldürülmesiyle başlamıştı.
Güçlü uluslararası baskıya karşın, görüşmelerden sonuç alınamadı ve Belgrad güçlerini Kosova’dan çekmesi ve yerlerini NATO barış gücünün almaını öngören barış anlaşmasını reddetti.
Tartışmalı hedefler
24 Nisan’da NATO füzeleri, devlet yayın kuruluşu RTS’hin stüdyolarının bulunduğu binayı vurdu ve 16 televizyon çalışanı ölürken, 18’i yaralandı.
İttifak o dönem, RTS’nin Miloşeviç yönetiminin “propaganda makinasının bir parçası olduğun” öne sürerek saldırıyı meşru göstermeye çalışırken, Belgrad “suç” diye tanımladı.
7 Mayıs’ta Sırbistan İçişleri Bakanlığı ve ordu karargahı bombardımanla yerle bir edildi. Birkaç füze Belgrad’daki Çin Büyükelçiliğine isabet edip, üç Çinli gazetecinini ölümüne, elçilik personelinden 10’dan fazla kişinin yaralanmasına yol açtı.
Bombardıman, 10 Haziran 1999’da Belgrad’ın komutası altındaki tüm güçlerin bölgeden çekilmesi ve NATO öncülüğündeki 36 bin kişilik barış gücünün konuşlandırılmasını öngören anlaşmayla sona erdi.
Slobodan Miloşeviç 2000 yılındaki bir halk ayaklanmasıyla iktidarını kaybetti ve iki yıl sonra da Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı. İnsanlığa karşı suç, soykırım ve savaş suçlarıyla itha edildi. 2006’da karar alınamadan önce tutukluyken öldü.
]]>Mühendis, diş hekimi, öğretmen, psikolog ve yönetmen gibi çeşitli mesleklerden bir araya gelenler tarafından “Nafız Gürcüali Türk Tiyatrosu” bünyesinde kurulan topluluk, oyunlarını Prizren’deki sahnelerin tadilatta olması veya tiyatroya uygun olmaması nedeniyle şehrin tarihi Lumbardhi Sineması’nın holünde sergiliyor.
Bir dönem sinemada gösterimde olan filmlerin saklandığı odayı kulis olarak kullanan oyuncular, provalarını ısıtma ve soğutma sistemi bulunmayan sinema salonunda yapıyor.
Son olarak Polonyalı yazar Slawomir Mrozek tarafından kaleme alınan “Açık Denizde” adlı oyunu sahneye koyan yönetmen Kamer Şimşek ve oyuncular, çalışmaları, tiyatro tutkuları, karşılaştıkları zorluklar ve beklentileriyle ilgili AA muhabirine konuştu.
Oyuncular kendi sahnelerinin olmasını istiyor
Trakya Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu Şimşek, Kabare Kabare’yi şehirde alternatif bir sahne oluşturma fikriyle kurduklarını söyledi.
Bugüne kadar yaklaşık 10 oyuncunun katılımıyla 4 oyun sahnelediklerini belirten Şimşek, “Kabare Kabare, 4 yıl önce bir arkadaş topluluğunda ‘Beraber tiyatro hakkında bir şeyler yapabilir miyiz, alternatif bir sahne kurabilir miyiz, tiyatroyu tiyatro sahnesinden dışarı çıkarıp farklı mekanlarda da oyunlar sergileyebilir miyiz?’ fikriyle doğdu. Bu da 4 yıldır devam ediyor.” diye konuştu.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu Amir Abdula, ekibin, profesyonel alanlarında çalışmalarına devam ettiğini aynı zamanda Türk tiyatrosunun yaşaması için tiyatroya emek verdiğini anlattı.
İleride çalışmalarını daha profesyonel bir alana taşımayı düşündüklerini dile getiren Abdula, “Şu an biz hep başka yerlerde, boş olan yerlerde oynuyoruz. Kendi yerimizin olmasını istiyoruz ya da prova yapabileceğimiz bir alanın olmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Telekomünikasyon Mühendisliği Bölümü mezunu Ferda Derviş Tatar, oyunculuğa 2016’da üniversite eğitimini tamamlayıp Kosova’ya döndüğünde başladığını anlatarak, “Tiyatroda yer almak beni çok mutlu ediyor. Kendimi çok güvende, iyi hissettiriyor. Yaptığımız işlerin halk tarafından beğenilmesinin de beni ayrıca mutlu ettiğini söyleyebilirim.” görüşünü paylaştı.
Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu Venhar Gjini, Kabare Kabare bünyesinde çok güzel bir ortam oluşturduklarını, oyunlarını Prizren’de sadece tiyatro yapılan bir alanda sahnelemek istediklerini ifade etti.
Levent Bütüçi, 8 yaşında başladığı oyunculuğu yaklaşık 25 yıldır sürdürdüğünü belirterek, tiyatro ile Kosova’nın çok etnikli yapısına katkıda bulunmayı amaçladıklarını vurguladı.
Kosova Türk Tiyatrosu, resmi kayıtlara göre 1930’lu yıllarda Karagöz ve Hacivat gösterileri ve orta oyunların sahnelenmesiyle çalışmalarına başlamış, 1980’li yıllarda altın çağını yaşamıştı.
Çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalan Türk tiyatrosunu, Kabare Kabare’nin yanı sıra “Art Theatre” tiyatro topluluğu da aktif şekilde temsil ediyor. Topluluklar genelde Kosova Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı gibi kuruluşların sağladığı sembolik desteklerle yılda 1 veya 2 oyunu sahnelemeye gayret gösteriyor.
Topluluklar ayrıca yıl boyunca Türkiye’de düzenlenen festivallere de katılarak oyunlarını sahneliyor.
]]>Resepsiyona Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kosova’nın Ankara Büyükelçisi Agon Vrenezi, birçok üst düzey yetkili ve çok sayıda davetli katıldı.
Etkinliğin açılışında konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, milli günleri vesilesiyle Kosova halkını selamladığını belirterek, dost ve kardeş Kosova’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden biri olarak duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Işıkhan, iki ülkenin uzun ve ortak tarihe dayanan sağlam bağları olduğuna işaret ederek, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra Kosova halkının sergilediği dayanışma için Türk milleti ve kendisi adına teşekkür etti.
Kosova’nın Türkiye’nin acısını paylaşarak bir günlük milli yas ilan ettiğini anımsatan Işıkhan, iki ülkenin halkları arasındaki insani bağların da bu yakınlığın en güçlü yönlerinden birini oluşturduğunu söyledi.
Işıkhan, Kosova’nın asli unsurlarından Türk toplumu ve Kosova kökenli vatandaşların ülkeler arasındaki en sarsılmaz köprüyü oluşturduğuna işaret ederek, Kosovalı Türklerin ülkenin siyasi ve ekonomik kalkınması için verdikleri çabayla iftihar ettiklerini kaydetti.
Kosova’yla siyasi, ekonomik, ticari, askeri ve kültürel pek çok alandaki kapsamlı ve geniş işbirliğinden memnuniyet duyduklarını aktaran Işıkhan, bu ilişkileri tüm yönleriyle geliştirmek için birlikte gayret gösterdiklerini ifade etti.
Işıkhan, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ve Kosova Dışişleri ve Diaspora Bakanı Donika Gervalla-Schwarz’ı martta Antalya Diplomasi Forumu kapsamında ağırlayacaklarını kaydetti.
İki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştiğini ve ticaret hacmini 1 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini söyleyen Işıkhan, 400 milyon avroyu aşan yatırımla Kosova’daki yabancı yatırımcılar arasında ilk sıralarda yer aldıklarına dikkati çekti.
Işıkhan, yakın zamanda eş başkanı olduğu Karma Ekonomik Komisyon toplantısıyla bu alanda işbirliğinin daha da ivme kazanacağını ifade etti.
“Kosova’nın bağımsızlığı geri döndürülemez bir adım”
Bakan Işıkhan, “Kosova’nın bağımsızlığı geri döndürülemez bir adımdır ve Kosova’nın dostları olarak bizim odaklanacağımız nokta ülkenin uluslararası ve bölgesel platformlarda hak ettiği yeri almasıdır. Kosova’da barış ve istikrarın teminini Balkanlar’ın ve Avrupa’nın barış ve istikrarı için kilit önemde görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Işıkhan, bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Belgrad-Priştine diyalog süreci başta bu istikrarın sürdürülebilmesi için tüm çabalara da aktif destek verdiklerini anlattı.
Türkiye’nin 10 Ekim 2023’te 1 yıllığına üstlendiği NATO’nun Kosova’daki Barış Gücü (KFOR) komutanlığının da bölgede barış ve istikrarın tesisine şimdiden olumlu katkı yaptığını vurgulayan Işıkhan, “Kosova’nın ve bölgenin güvenliğine ve istikrarına katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Dost ve kardeş Kosova’nın güvenliğini tıpkı kendi güvenliğimiz gibi görüyoruz.” dedi.
Işıkhan, terörle mücadele konusunda da iki ülkenin işbirliğine işaret ederek, “Yaşasın Türkiye Kosova kardeşliği.” diyerek sözlerini tamamladı.
Türkiye’ye duyulan minnettarlık
Kosova’nın Ankara Büyükelçisi Vrenezi de ülkesinin bağımsızlığının 16. yıl dönümünde halkına ve Türkiye’ye destekleri için minnettarlıklarını dile getirerek, katkılarının paha biçilemez olduğunu söyledi.
Vrenezi, tüm dostlara sürekli verdikleri destekleri için her zaman minnettar kalacaklarına işaret ederek, “Özgürlük ve bağımsızlık arayışında Kosova’nın özgürlüğüne kavuşmasının ilk gününden bu yana, Kosova devletinin kurulmasını destekleyerek halkının yanında durdular.” dedi.
Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin Güneydoğu Avrupa’da barışı, istikrarı ve güvenliği artırmada önemli bir rol oynadığına dikkati çeken Vrenezi, 16 yıl boyunca ülkesinin siyasi ve ekonomik kalkınma noktasında büyük yol katettiğini anlattı.
Vrenezi, Kosova’nın bağımsızlığının Balkanlar’daki barış, güvenlik ve istikrara katkı sağladığını vurgulayarak, ülkesinin birçok komşuyla ve ülkeyle yakın ilişkiler ve dostluk kurduğunu ifade etti.
Bu yılın başında Avrupa Birliği ile vize serbestisi konusunda büyük bir başarı elde ettiklerini kaydeden Vrenezi, bu yıl içerisinde de Avrupa Konseyi üyesi olabilmek için arzularını dile getirdi.
Kosova ile Türkiye arasındaki tarihi ve köklü dostluk
Vrenezi, Kosova ile Türkiye’nin, sıradan işbirliğinin ötesinde çeşitli alanlarda güçlü işbirliğini teşvik eden iki ülke arasındaki bağları güçlendiren tarihi ve köklü bir dostluğu paylaştığını vurguladı.
Kosova’nın kurtuluşu sırasında diğer NATO ülkelerinin yanında yer alan Türkiye’nin sağladığı katkıları gururla andıklarını kaydeden Vrenezi, “Türkiye, Kosova’nın uluslararası alanda tanınmasında ve küresel kuruluşlarla entegrasyonunda aktif rol oynadı. Ekonomik alanda Türkiye, önemli bir doğrudan yatırım kaynağı olarak hizmet veriyor. Savunma alanındaki işbirliği ülkemizin güvenliği açısından giderek daha önemli hale geliyor.” ifadelerini kullandı.
Vrenezi, özellikle son 12 ayda iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2022’nin aynı dönemine göre yüzde 6,1 oranında artış göstererek 919 milyon avroya ulaştığını belirterek, bu büyümenin Kosova ile Türkiye arasında derinleşen ekonomik bağların altını çizdiğini dile getirdi.
Büyükelçi Vrenezi, Maarif Okullarının, Yunus Emre Enstitüsünün ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) projelerinin Kosova’daki varlığının iki ülke arasındaki kalıcı tarihi bağları daha da güçlendirdiğini sözlerine ekledi.
]]>