İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, enflasyon hedefleriyle ilgili değerlendirmede bulundu. İstanbul Ticaret Odası’ndan (İTO) yapılan yazılı açıklamaya göre Avdagiç, TCMB’nin 2024 yıl sonu TÜFE tahminini yüzde 36’dan yüzde 38’e çıkarmasını, “Merkez Bankası’nın yaptığı bu yukarı yönlü güncelleme ekonomik programın başarısına gölge düşürecek boyutta değildir. Bilakis, cari piyasa koşullarını eş zamanlı olarak programa ve hedeflere yansıtan bu dinamik ve tutarlı yaklaşım hem yurtiçi hem de uluslararası piyasada ekonomi programına olan güveni pekiştirecektir. Enflasyonun temmuz ayı ile birlikte baz etkisinin de desteğiyle zirve seviyesinden hızla geri çekilmesini bekliyoruz. Böylece Türkiye dezenflasyonist sürece girmiş olacaktır.” diye konuştu.
“Yeni ekonomi programını yeni bir kalkınma hikayesine dönüştürmeliyiz”
Enflasyonla mücadeleye dikkati çeken Avdagiç, enflasyonun baz etkisi ile yıllık bazda düşüyor olmasının önemli olmakla beraber, asıl takip edilmesi gereken verinin aylık enflasyon oranları olduğunu vurguladı. Avdagiç, “Önemle üzerinde durduğumuz bir husus da, daha evvel de ifade ettiğimiz gibi döviz kuru ile enflasyon arasındaki korelasyonun bozulmaması gerektiğidir. Enflasyonla mücadele çok önemli. Bu süreçte aynı zamanda ihracatçının rekabetçiliğini zora sokacak ve ithalatın cazibesini artıracak kur politikasının oluşturduğu riskleri de yakından takip etmek ve bu konuda da gerekli tedbirleri almak çok önemlidir.” değerlendirmesini yaptı.
“Yeni ekonomi programını yeni bir kalkınma hikayesine dönüştürmeliyiz” diyen Şekib Avdagiç, sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmek için, ‘yüksek teknolojiye dayalı üretim ve ihracat stratejileri geliştirmemizin’ zorunlu hale geldiğini kaydetti.
“Son gelişmeler de iyimser beklentilerimizi artırıyor”
Avdagiç, “Biz Türkiye’nin, sadece rakamsal büyümeyi değil, gerçek refahı tesis edecek kalkınma hikayesini yazacağına inanıyoruz” dedi.
Bu hikayenin iki temel unsurunun, ‘iyi yönetişim’ ile ‘kaynak-harcama dengesi’ olduğuna inandıklarını kaydeden Şekib Avdagiç, “Bu kapsamda yatırım ortamını iyileştirecek iklimin tesisi, eğitim sisteminin yüksek teknolojili üretimi ve mesleki eğitimi güçlendirecek şekilde yeniden kurgulanması, rekabetçi üretimin desteklenmesi, denk bütçe ve hukuksal reformlar da son derece önemli başlıklar” diye konuştu.
Avdagiç, mevcut ekonomi programının iyi çalışmasının gelecek için iş dünyasını ümitlendirdiğini kaydetti. Avdagiç, “Son gelişmeler de iyimser beklentilerimizi artırıyor. Ayrıca uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen not artışları, enflasyonla mücadele ve finansal istikrar programına güveni teyit ediyor. Fitch Ratings’in ardından S&P de Türkiye’nin kredi notunu yükseltti. İlave olarak her iki kuruluşun değerlendirmesinde de görünümün “pozitif” olması, bir sonraki notun potansiyel olarak artışa işaret etmesi bakımından ayrıca önem taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Temmuz ayı ile Türkiye dezenflasyonist sürece girmiş olacaktır”
Avdagiç, hem IMF hem de Dünya Bankası yetkililerinin “Türkiye’nin doğru yolda ilerlediği” yönündeki beyanlarının, programın uluslararası alanda da kabul gördüğünü ortaya koyduğunu belirtti. Avdagiç, şunları söyledi: “Bunları çok önemsiyoruz. Çünkü bize iki fayda sağlıyor: Birincisi Türkiye’nin ve Türk şirketlerin yurtdışı borçlanma maliyetini aşağı çekiyor. İkincisi de yabancı yatırımcı girişinde önemli bir katalizör işlevi görüyor. Bunlar bileşik kaplar gibi birbiriyle bağlantılı. Gerek yabancı sermaye girişi, gerekse dış kaynak maliyetindeki ucuzlama döviz kurundaki oynaklıkları da azaltacaktır.” – İSTANBUL
]]>Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Anadolu’da devam ettirdiği gezi programları çerçevesinde Erzurum’un Horasan, Köprüköy ve Pasinler ilçelerini ziyaret etti. 14 Mayıs seçimlerinde Yeniden Refah Partisi’nden Nevzat Karasu’nun kazandığı Köprüköy Belediyesini ziyaret eden Erbakan, burada gündeme dair açıklamalar yaptı.
Erdoğan-Özel görüşmesi
İktidarla muhalefet arasındaki görüşmelerin veya diğer siyasi partiler arasındaki görüşmelerin, diyaloğun faydalı olacağını her zaman ifade ettiklerini belirten Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Bu müzakere yolunun karşılıklı fikir alışverişinin, diyalog yolunun her zaman açık tutulması faydalı olur. Bu bakımdan inşallah bu görüşmenin de hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Ancak diğer taraftan tabii bu anayasa konusunun son derece fazla bir şekilde aslında gündemde tutulduğunu da ifade etmek isterim” şeklinde konuştu.
“Mevcut anayasa ile de sorunlar çözülebilir”
Ülkenin en önemli probleminin yoksulluk ve enflasyon olduğunu vurgulayan Erbakan, “Borç ve faiz ekonomisidir. Ehliyet ve liyakat noktasında yaşanan problemlerdir. ve aynı zamanda adaletsizliklerdir. Bunların düzeltilmesi için mevcut anayasa bizim elimizi kolumuzu bağlamıyor. Bu mevcut anayasayla da bu problemlerin üstesinden gelecek adımlar atılabilir. Gerekirse anayasa değişmeden gerekli kanunlar düzenlemeler yapılabilir. ve bu mevcut düzen içerisinde de çok önemli adımlar atılarak millete rahat nefes aldırılabilir. Bunun en güzel örneği 54. hükümette merhum Erbakan Hocamızın başbakanlığı dönemidir. 11 ayda bırakın anayasayı bir kanun bile yapmaya vakit kalmadan neredeyse. Ama Cumhuriyet tarihinin en başarılı hükümeti oldu. Denk bütçenin yapılması, faizden ülkenin kurtarılması, milletin dar gelirinin alım gücünün, refah seviyesinin arttırılması. Bütün bunlar yine mevcut anayasayla, anayasa değişikliği olmadan da yapılabilir. Bu nedenle bu konunun üzerine çok fazla düşülüyor” diye konuştu.
“Demokratikleştirilmiş bir başkanlık sistemine geçilebilir”
Mutlaka bir anayasa değişikliği yapılacaksa başkanlık sisteminin, mevcut başkanlık sisteminin iyileştirilmesini savunduklarını anlatan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Gerekli yerlerinin düzeltilmesi ve demokratikleştirilmiş bir başkanlık sistemine geçilmesi, yani meclisin güçlendirildiği ve kuvvetler ayrılığının tahkim edildiği bir yeni anayasa, bir yeni sistem getirilebilir” diye konuştu.
“Üretime, istihdama ve ihracata odaklı bir ekonomi”
Yeniden Refah Partisi olarak yıllardır söyledikleri borç, faiz, zam, vergi ekonomisi yerine üretime, istihdama, ihracata odaklı bir ekonomi modeline geçilmesini savunduklarını söyleyen Erbakan, sözlerine şöyle devam etti, “Tüm bu şartlar altında anayasa değiştirildiği zaman milletin dertlerine derman olabilecek miyiz? veya anayasa değiştirmeden de bu dertlere derman olabilir miyiz? Buna geçersek bu milleti kurtarırız. Yani gider kalemleri faiz canavarı olan kur korumalı mevduat canavarı olan kamudaki israf olan ve aynı zamanda imtiyazlı holdinglere haksız kaynak aktarımı olan bu dört tane canavardan kurtulmak ve milli kaynak paketleriyle kaynak üretmek, denk bütçeyle kamuda israfı önleyerek ve kaynak üreterek devleti faiz canavarından kurtarmak, imtiyazlı holdinglere haksız kaynak aktaran hortumları kesmek, paylaşımda adaleti sağlamak ve bütün bu elde edilecek imkanlarla tasarrufla, milli kaynak paketleriyle ya da faizden kurtarılan imkanlarda yine 54. hükümette Milli Görüş’ün yaptığı gibi çiftçimize, köylümüze, küçük esnafımıza, işçiye, memura, emekliye refah seviyesi artışı sağlamak. Alım gücü artışı sağlamak. Asıl uğraşılması gereken, asıl gündemde tutulması gereken konu ve tabii ki asıl acil bir şekilde çözülmesi gereken konuda budur. Paylaşımda adalet sorunudur. Anayasa değişikliğinden önce bizim aslında bu sorunlara çözümler bulmamız lazım.” – ERZURUM
]]>(ANKARA) – CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, TBMM Genel Kurulu’nda şehir hastanelerini ve iktidarın sağlık politikasını eleştirdi. Adıgüzel, “Hekimler özel sağlık kuruluşlarında ücretli kölelik düzeninin bir parçası haline gelmiştir. Sonra da ‘Bu doktorlar neden ülkeyi terk ediyor’ diyorsunuz. Hükümet, sağlık sisteminin biriken sorunlarını sağlık çalışanlarına ve doktorlara yüklemektedir” dedi.
CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, TBMM Genel Kurulu’nda AKP iktidarının sağlık politikasını ve şehir hastanelerini eleştirdi. Adıgüzel’in açıklamaları şöyle:
“Şehir Hastanelerine garanti ödemeye ilave olarak enflasyon ve kur farkı için 3 ayda bir revizyon ile koruma sağlamışsınız. Üstelik uluslararası mahkemeler yetkili. Peki, kanun değişikliklerine karşı 25 yıl koruma nedir? Meclis’in üzerinde misiniz? Bu Yüce Meclis’in iradesine 25 yıl ipotek koymak sizin ne haddinize? Burada onlarca milletvekilinin önergelerine rağmen Meclis’ten bilgi saklandı. Gerekli bilgi, uluslararası kredi sağlayan bankaların sitelerinden elde ediliyorsa bu da bir ayıptır.
“NÜFUSA GÖRE DOKTOR SIRALAMASINDA 37 OECD ÜLKESİ İÇERİSİNDE 36 SIRADAYIZ”
Sadece bu yılın bütçesinden şehir hastanelerine ayrılan miktar 83 milyar TL. Şehir hastaneleri hizmet açısından da uygun değil. Hem hastaların hastaneye ulaşımı hem de hastane içinde birimlerin birbirine ulaşımı koordinasyonu ve konsültasyon işlemlerini de zora sokuyor. Hastaları beton binalar tedavi etmez. İçerideki hekim, hemşire ve iyi planlanmış sağlık hizmeti tedavi eder. Modern bir ülke devasa şehir hastaneleri ile övünmez. Modern bir ülke sağlık rakamları ile, hasta başına hemşire ve doktor sayıları ile övünür. Nüfusa göre doktor sıralamasında 37 OECD ülkesi içerisinde 36 sıradayız. Geldiğimiz noktada iktidarın medarı iftiharı sağlık reformu tam anlamıyla iflas etmiştir. Çöken sağlık sisteminin altında ise hastalar, doktorlar ve sağlık çalışanları kalmıştır. Tek kazanan ise sağlığın patronları olurken hastalar müşteri, sağlık çalışanları da ucuz iş gücü olmuştur. Bizim yapmaktan imtina ettiğimiz para hareketini Sağlık Bakanı tüm hekimlere yapmıştır. Bu şu anlama geliyor: ‘Ben bu şekilde yapıyorum diğer doktorlar da böyle yapıyor zannediyorum’ ama kişi kendinden bilir işi diyorum.
“VATANDAŞLIK VE DİPLOMA DENKLİĞİ GİBİ ENGELLER OLMASA TÜRKİYE’DEKİ HEKİMLERİN YARIDAN FAZLASI GİDECEKTİR”
Sağlıkta şiddeti gösteren beyaz kod ihbar sayısı da her geçen gün katlanarak büyüyor. Hekimler özel sağlık kuruluşlarında ücretli kölelik düzeninin bir parçası haline gelmiştir. Aile hekimleri de hem mevzuatta hem de uygulamada gitgide tükenmektedir. Sonra da ‘Bu doktorlar neden ülkeyi terk ediyor’ diyorsunuz. Şunu bilin vatandaşlık ve diploma denkliği gibi engeller olmasa Türkiye’deki hekimlerin yarıdan fazlası gidecektir. Erdoğan bir yandan gençlere kapıyı gösterirken bir yandan da 65 yaşındaki hekimleri kuraya sokuyor. Hükümet, sağlık sisteminin biriken sorunlarını sağlık çalışanlarına ve doktorlara yüklemektedir. Alınamayan randevunun, yapılamayan tetkikin, bulunamayan ilacın sorumlusu sağlık çalışanı olmaktadır.
“SEÇİM MAĞLUBİYETİNİZİN EN BÜYÜK NEDENLERİNDEN BİRİ SAĞLIKTA ÜLKEYİ GETİRDİĞİNİZ NOKTADIR”
Son kabine değişikliğinde Erdoğan’ın değiştirmediği iki bakandan biri olarak Fahrettin Koca’yı gördüğümde ‘kaybettiler’ demiştim. Seçim mağlubiyetinizin en büyük nedenlerinden biri sağlıkta ülkeyi getirdiğiniz noktadır. Biraz laf dinleyin! Sürekli söylüyoruz sonra da haklı çıkıyoruz ama iş işten geçmiş oluyor. Eğitim ve sağlık gibi ortak konularımızda çatışarak değil istişare, akıl ve bilim yoluyla yürütelim. Şu anda Türkiye’nin birinci partisi olarak iki tanesi tıp profesörü olmak üzere çok sayıda hekime sahip olan, Grup Başkanvekili yine bir hekim olan ve de takım lideri olarak en başta Sayın Genel Başkanımızın eczacı olduğu bir parti olarak yani yeterince birikime sahip bir parti olarak bu konuda birlikte yönetmeye ve yardımlaşmaya hazırız.”
]]>31 Mart seçimlerinde oyların yüzde 37,7’sini alarak seçimlerden birinci parti çıkan CHP, 20-21 Nisan tarihlerinde “İktidar Yolunda CHP Belediyeciliği Çalıştayı” düzenledi. Çalıştaya CHP’nin 408 belediye başkanı katıldı. Çalıştayın açış konuşmasını CHP lideri Özel yaptı. Özel, konuşmasında şunları kaydetti:
“İşimiz gücümüz Manavgat, işimiz gücümüz Antalya’ dedik. Başka da bir şey demedik. İki büyükşehirde başkanların özel durumları ve elde etmeleri gereken başarıdan dolayı o kampanyayla konuşan ama o şehirlerin özel kampanyalarına da alan bırakan bir tasarımı biz talep ettik, şirket onu hazırladı, getirdi. Dört dörtlük kampanyalarla, kimsenin birbirinin ayağına basmadığı, diğerinin mesajını gölgelemediği, aksine dengelediği bir süreci yaptık. Çok özel hazırlanmış şarkılar, odak gruplara dinletilmeden yayınlanmadı. Hazırladığımız reklam filmleri CHP’li, MHP’li, AKP’li, İYİ Partili, DEM Partili odak gruplara dinletildi. Rahatsız oldukları kelimeler değiştirildi. Her bir adımı ölçülerek ilk ölçümü Türkiye’deki seçim otobüslerinin şoförlerine yaptık. ‘Yola çıktınız, millet ne yapıyor?’ Dediler ki ‘Şarkı tuttu.’ 5 gün sonra gelen anketler şarkının tuttuğunu gösterdiği için yaydık. Tutmayan reklam filmini, ‘Yayınlarsak tamamını, olmadıysa maliyetini öderiz’ anlaşmamızla maliyetini verdik, çöpe attık. O yüzden CHP olarak bu süreçte bilimden, üçüncü anahtardan da sonuna kadar yararlandığımızı hatırlatmak isterim.
“GÜN GELDİ KURULTAYDA, GÜN GELDİ BÜYÜKŞEHİRLERDE VEFALI VEDALAR YAŞADIK”
Bundan sonra ne yapacağız? Biz CHP’yiz, bu topraklara sosyal belediyecilik anlayışını getiren, sosyal devlet anlayışını getiren, sosyal demokrasiyi yerleştiren partiyiz. Büyük bir mirasın sahibiyiz. Türkiye’de yerel yönetimler tarafından ilk kez ortaya konulan kentsel dönüşüm, toplu konut, metro, metrobüs, hafif raylı sistem, biyolojik arıtma gibi bugün olmazsa olmaz belediyecilik hizmetlerini Türkiye’ye ilk kez getiren parti biziz. Biz, belediyeciliği İstanbul’da ilk tercihli yol uygulamasını hayata geçiren Aytekin Kotillerden, yine 1992’de ilk doğal gaz projesini yapan Nurettin Sözen’den, ilk halk ekmek fabrikasını kuran Ahmet İsvan’dan, Ankara’da ilk metronun temelini atan Murat Karayalçın’dan, metrolardan tramvaylara, üretim merkezlerinden öğrenci yurtlarına, kooperatiflerden kreşlere kadar Türkiye’de sosyal belediyecilik anlayışını hayata geçiren Vedat Dalokaylardan, Celal Altınaylardan, Yüksel Çakmurlardan, Ali Dinçerlerden, Ahmet Piriştinalardan öğrendik. Biz belediyeciliği Anadolu’nun bozkırına bir cennet yaratan Yılmaz Büyükerşenlerden öğrendik. Gün geldi kurultayda, gün geldi büyükşehirlerde kötü oldukları, başarısız oldukları ve istenmedikleri için değil zamanı gelmiş, vefalı vedalar yaşadık. Ama kimseye ‘Bugüne kadar iyiydin ama bundan sonra sen kenara çekil’ demedik. Herkesle konuştuk, dinleyenler oldu, dinlemeyenler oldu.
“ÖLÇME-DEĞERLENDİRMEYİ BUNDAN SONRA SİYASETİMİZİN ODAK NOKTASINDA TUTACAĞIZ”
Yılmaz Büyükerşen, bu büyük deneyimi bir 5 yıl daha Eskişehir’de tekrar etmek istese dünya rekoru kırabilirdi. Ama Eskişehir’i bir cumhuriyet kadınına devretti, şimdi CHP’nin sosyal belediyeciliği, halkçı belediyeciliği, bütün Türkiye’ye yayacağı, eşgüdüm yapacağı, eğitim vereceği, denetim yapacağı bir sistemde, o sistemin başında, kendisiyle birlikte Muğla’da çok iyi hizmetleri yapmış ve bu dönem vefalı bir vedanın talebini açmış olan Osman Gürün ile birlikte, Tekirdağ’da Kadir Albayrak’la birlikte, Çanakkale’de Ülgür Gökhan ile birlikte, Edirne’de Recep Gürkan ile birlikte ve Türkiye’nin neresinde tüm il başkanlarıma, tüm belediye başkanlarıma bildirmeleri üzerine sorarak partiye katkısı olmuş, birikimi ve enerjisi olan, son seçimlerde parti için çalışmış kim varsa, onların da deneyimlerinden, belediyecilik deneyimlerinden yararlanacağımız danışma kurullarıyla çalışacağız. Ölçme-değerlendirmeyi bundan sonra siyasetimizin odak noktasında tutacağız. Belediyenin boyutuna göre, üçer aylık, altışar aylık, birer yıllık ölçme-değerlendirme raporlarını, karneleri merkezi olarak çıkaracak, sizlerle paylaşacağız. Doğru yapanı örnek gösterecek, yanlış yapanı doğruya davet edecek, doğruları hep beraber tekrar edecek, yanlışlardan hep beraber uzak duracağız. Eğer ibre yukarıysa devam edeceğiz, durağansa doğrusunu arayacağız, aşağıysa mutlaka yanlıştan döneceğiz.
“SORUMLULUK SİZİN SIRTINIZDADIR”
Çünkü bugün burada bizlerin yapmak üzere oldukları görev, görünüşte belediyecilik görevidir. Beşer yıl kamu görevi yapmaya, beşer yıl beldenize, ilçenize, şehrinize hizmet etmeye görevlendirildiniz. Bu doğru. Bunu en iyi şekilde yapmalısınız. Bunu en şeffaf, dürüst, izlenebilir ve insan ayırmadan yapmak sizin göreviniz. Zaten milletimiz de sizi bu yüzden taktir etti, bu yüzden bu görevleri size verdi. Ama bizim bu seçimlerde, sizin omzunuza milletimizin yüklediği yük bundan fazladır. Biz, cumhuriyetin birinci yüzyılının ilk döneminde, ilk 15 yılında, Gazi Mustafa Kemal ile sonraki 12 yılında İsmet Paşa ile birlikte başlayan bir aydınlanma devriminin, toplu iğnesi yokken vagon üreten, uçak üreten bir ülkenin, 900 tane kamu iktisadi teşekkülü yapmış bir ülkenin son 20 yılda bu emanetinin nasıl hayırsız bir evlat gibi çarçur edildiğini, yok edildiğini, peşkeş çekildiğini, eğitimin nasıl bilimsellikten uzak hale getirildiğini, belli tarikatlar, cemaatler güçlensin diye öğrencilerin barınma sorununun bile bile göz ardı edildiğini, ülkenin, dedemizin, ninemizin, babamızın emek emek biriktirdiği rezervlerinin nasıl hepimizin gözü önünde cayır cayır yakıldığını, nasıl kur korumalı mevduat diye tarihin en büyük fon transferinin yoksullardan bir avuç zengine, hepimizden yandaşlara nasıl aktarıldığını hep beraber yaşadık. Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde sırtınıza konan yük, ilk genel seçimlerini bu ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin kazanıp ikinci yüzyılın yine ilk 20 yılında cumhuriyetin kuruluş ilkelerine, hedeflerine uygun olarak bu ülkenin yeniden kurtarılması, demokrasinin yeniden kurulması, ekonominin yeniden ayağa kalkması ve vasiyetin yerine gelmesidir. Muasır medeniyetler yakalanacak ve geçilecektir. Sorumluluk sizin sırtınızdadır.
“BİZ TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRME FIRSATINI YAKALADIK”
Bir yandan seçim gecesi seçmenin mektubunu balkondan okuyanlar, inip grup toplantısına gidince hikaye ve masal okumaya başladılar. Seçmenin mesajını anlamadıkları ortada. Birisi CHP’nin kazandığı bu başarıya dönüp tesadüfen, konjonktürel gibi hiçe saymayla meşgulken, bir diğeri çıkmış, ‘Seçimleri biz kazandık’ diyecek kadar seçmene karşı küstahlaşmış ve kibrinden arınamamış bir noktadadır. Oysa biz bunu bir zafer olarak görmüyoruz. Evet bir başarıdır, önemli bir başarıdır ama zafer değildir, görevdir. Görev önümüzdeki ilk seçimlerde parti iktidar olduğunda, bu iktidar değiştiğinde ancak zafere dönüşecektir. Elimizde belediyeleri yönetme, rantı yönetme, gençleri ve kendi evlatlarımızı, yakınlarımızı bir takım makamlara getirme, yandaşlarımızı zengin etme fırsatı yakalamadık arkadaşlar. Biz tarihin akışını değiştirme fırsatını yakaladık. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, cumhuriyetin tarihini yeniden yazma fırsatını yakaladık. Bu yüzden sadece partimizle, sadece biz bize, sadece ‘Yetkiyi aldık, biz yönetiriz’ değil; yetkiyi kimden aldığımızı biliyoruz.
“HİÇBİR BELEDİYE BAŞKANINA VERİLMEMİŞ SORUMLULUK, SİZE VERİLMİŞTİR”
Hadi bakalım diyeceklerdir, Ankara, İstanbul, İzmir’i yönettiğiniz gibi 14 büyükşehri yönettiğiniz gibi, bu 35 şehri yönettiğiniz gibi, 357 ilçeyi yönettiğiniz gibi, gelin bakalım, gelin. Hatta bu 60 beldeyi yönettiğiniz gibi. O beldede karar Özgür Özel’e bakarak değil belde belediye başkanın ne yaptığına bakarak verilecek. Diyecekler ki buraları yönettiğiniz gibi gelin bu ülkeyi yönetin. Bu şehirleri düze çıkardınız, gelin Türkiye’yi de düze çıkarın. Bizim hiç verdiğimiz oydan bizi pişman etmediniz, gelin Türkiye’yi de yönetin diyecekler. O yüzden dünya üzerinde hiçbir belediye başkanına verilmemiş sorumluluk, size verilmiştir, sizin sırtınızdadır. Adalar’ından Kilis’ine kadar, Manavgat’ından Rize Pazar’ına kadar bu sorumluluk sizin sırtınızdadır. Elbette edilecek çok teşekkür var. Adıyaman il başkanına mı edeyim, Adıyaman’ın çalışkan milletvekilinin iki oydan birini almasına mı? Afyon’a mı, Kastamonu’ya mı, Kırıkkale’ye mi? Her birisi bambaşka sosyolojilerin bambaşka özelliklerdeki adayların iki oydan birini almıştır. Ne adaysız, ne örgütsüz olurdu. Kimse bir şeyi eksik bırakmamıştır. Ege’de, kıyıların partisi diyenler, hattı bir kat çekmeyi bırakıp ta Ankara’ya kadar getirmişlerdir. Artık Karadeniz’de CHP adına, koca koca il belediyeleri, güzelim Sinop, Zonguldak, Giresun, Bartın’da belediyelerimiz, Artvin’de dalgalanmaya en tepede devam eden sancak bayrağımız durmaktadır. Ardahan elde ettiği mevziiyi terk etmemiştir. Hangi birisine, hangi birisine teşekkür edelim.
“TARİH CHP’Yİ İKTİDAR YAPAN İL BAŞKANI MI OLDUNUZ, ONA BAKACAK”
Ama şunu unutmayın ki ne benim ne kazanan başkanların kibre kapılmaya, kendimizde tarihi bir başarı elde etmiş muzaffer kahramanlar, onu göreceğiz, tarihi başarıyı göreceğiz günü gelince. Tarihi fırsatı yakalamış, tarihi görevi sırtına bindirilmiş parti emekçileri, kamu görevlileriyle karşı karşıyayız. ‘Ben burayı filanca yıl sonra kazanan il başkanıyım.’ Allah senden razı olsun. Emeklerini biliyoruz ve büyük bir saygı duyuyoruz. ‘Belediyeyi ben yöneteceğim, ilçe başkanlarımın talepleri şöyle olacak.’ Bunlara girdik mi, bunun içinden çıkamayacağız. Belediye başkanlarımız parti aidiyetlerini unutmadan, kamu görevi yaptıklarının bilinciyle ve onların başarısı için her birimiz, her biriniz onları başarmaya, motive ederek, şüphesiz elde edecekleri başarıları en iyi şekilde anlatarak bu 4 yıllık süreçte şunun sınavını vereceksiniz: Manisa’yı kazanan il başkanı olmak İlksen Alper için onur vericidir. Tarih bunu yazmayacak arkadaşlar. Tarih CHP’yi iktidar yapan il başkanı mı oldunuz, 4 yıl boyunca belediyelerle ilgili yönetimi doğru yapamayıp tarihi fırsatı kaçırıp elinize, yüzünüze mi bulaştırdınız, ona bakacak. O yüzden sabah yataktan kalkarken sizden ricam: Belediyeyi kazanmış, muzaffer komutan, tadını çıkarmaya giderek değil. 4 yıl sonraki büyük mücadelenin ilk günlerini yaşayan, enerjisi olan, özgüveni tam ve büyük zafer için şu anda çalışmak zorunda olan neferler olarak kalkın. Ben her sabah yataktan bu niyetle kalkıyorum.
“ERDOĞAN İLE YÜZ YÜZE BİR GÖRÜŞME GERÇEKLEŞTİRECEĞİM”
Yeni bir dönemdeyiz. Bayramda Recep Tayyip Erdoğan, AKP’nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak başladım. Tüm partinin siyasi liderleriyle, 18 liderle bayramlaştım. CHP, herkesle bayramlaşabilen tek partidir. Bundan sonraki süreçte bugün sizin yapacağınız toplantılardaki çıktılar da önemli olmak üzere Sayın Erdoğan ile yüz yüze bir görüşme gerçekleştireceğim. Hem şu sorumlulukla: Türkiye ekonomisinin yüzde 80’ine yerel yönetim hizmeti veriyoruz. Türkiye çok büyük bir sıkıntının içinde. Bu süreçte yoksulluk var, işsizlik var, ekonomik krizlerin sosyolojik toplumsal krizlere dönüşme potansiyeli var. O coğrafyada milletin yetki verdiği iki kişi var. Birisi genel yönetim yetkisini kullananlar, diğeri yerel yönetim yetkisini kullananlardır. Bu iki yapının çatışması, sürtüşmesi, kapışması millete kaybettirir. Yurt dışından bulunmuş hazır fonların Türkiye’ye hizmete sunulmaması, bir inadın kurbanı edilmesi milletimize kaybettirir. Millet böyle hataları affetmez. Biz kibre kapılırsak bize, kim kibre kapılırsa ona hesap sorar. Biz bir nezaket telefonu açtık. Şimdi bir çalışma ziyaretine gideceğiz. Sizlerin masalarda çalışarak ortaklaştıracağınız taleplerden, ajandamızda olması gereken önceliklileri, PM’mizin, MYK’mızın, parti grubumuzun bize toplam siyaset üzerinden yaptığı okumaları billurlaştırıp, gündemimizi oluşturup, nezaketle talepte bulunup, bir yüz yüze görüşme gerçekleştireceğiz.
“YURT DIŞINA ÇIKTIĞIMIZDA TÜRKİYE’NİN PARTİSİYİZ”
Ben ilerleme sağlayacağımızı, öncelikle toplumdaki bu kutuplaşmayı kırmak için bir adım atacağımızı, sonra bu toplumun yararına çok önemli işlerde birlikte mesafe alabileceğimize yürekten inanıyorum. Güçlü kaslarımız var CHP olarak. Biz bu ülkede ana muhalefet partisiyiz şimdilik, milletimiz yeni bir görev verene kadar ama bu topraklardan çıktığımızda; Kıbrıs Cumhurbaşkanına da söyledim, Sayın Aliyev’e de yazdım, Sosyalist Enternasyonal’de başkan yardımcısı seçildiğimde yaptığım konuşmada da söyledim, Avrupa’daki sol, sosyal demokrat partilerin çatı örgütünün liderler toplantısında da anlattım, Alman Başbakanı Olaf Scholz’a da söyledim, haftaya bizi resmi ziyaret programına alan Sayın Alman Cumhurbaşkanına da söyleyeceğim: Biz bu ülkede ana muhalefet partisiyiz. Yurt dışına çıktığımızda Türkiye’nin partisiyiz. CHP’nin yetkinlikleriyle, siyasi akrabalıklarıyla, etki alanlarıyla, liyakatli kadrolarıyla, bu ülkenin dış politikasına da iç politikasına da ekonomisine de yapabileceği katkıları açıklıkla paylaşmak, bu milletin yararına sunmak, o hizmeti yapmak, görünür kılmak bizim yeni süreçte yeni siyasi hattımızın olmazsa olmazlarıdır.
“ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI YAPMAK SEÇMENLE KURDUĞUMUZ AKDİ BOZMAK DEMEKTİR”
İl başkanlarımızdan ilçe başkanlarımıza kadar bir siyasi örgüt yönetiyoruz. Bu örgütün tabandan beslenmesi önemlidir, vazife sizdedir. Ancak yukarıda belirlenen politikaların örgütümüze yayılması, seçmenimize anlatılması ve bu konuda rıza oluşturulması örgütün en önemli görevidir. Seçim bitti, 20 gün tadını çıkardık, belli bir ölçüde dinlendik. Bundan sonra örgütümüz sürekli seçim motivasyonu ile çalışmak zorundadır. Yerel seçimlerin 20’inci gününde değiliz. Genel seçimlerin 20’inci günündeyiz. Her geçen gün iktidara yürüdüğümüzün bilinci, ciddiyeti, sorumluluğuyla davranmak durumundayız. Milletimiz birilerine sarı kart gösterirken bize biraz önce bahsettiğim krediyi tanımıştır. Bize, ‘4 yıl boyunca sizi izleyeceğim ve kararımı vereceğim’ demiştir. Sayın Erdoğan, her konuşmasında özenle 4 yıllık bir seçimsiz dönemin altını çizmektedir. Ben her birinizin iki yanımda olduğunuz il başkanlarım, adaylarımla birlikte yaptığım tüm kampanyada bunun bir yerel seçim olduğunu, sarı kart gösterilmesi gerektiğini, bu seçimin genel sonuçlar doğurmayacağını ama genele mesaj vereceğini, ses duyuracağını söyleyip AK Parti’liden de MHP’liden de oy istedim. Bu teveccüh görüldü. Yeni yeni bütün araştırmalar birbirini destekliyor. Önemli bir miktar AKP ve MHP seçmeninin evde durduğu, oya gitmediği ve protesto ettiği doğrudur. Ama çok önemli bir miktarda seçmenin Türkiye İttifakının siz değerli adaylarına oy verdiği de ortadadır. Bu seçmene seçimden sonra bu bir yerel seçim deyip erken seçim çağrısı yapmak, bu seçmenle kurduğumuz akdi bozmak demektir.
“SARI KARTTAN ANLAMAYIP İKİNCİ SARI KARTA ARANANLAR VAR: ÖRNEĞİN MHP”
Bir erken seçim talebi olacaksa, o şöyle olacaktır: Sarı karttan anlamayıp ikinci sarı karta arananlar var. Örneğin MHP, ‘Bizimkiler CHP’ye oy vermedi’ diyor. Niye? Bal gibi var, bütün sonuçlar ortada. Çünkü bizim gibi bakmıyor. Biz diyoruz ki ‘Bize verilen oylar, değerlidir. Başımızın üstündedir. Hak edeceğiz ve kalıcılaştırmak istiyoruz.’ Biz görüyoruz o oyu. Belki de emanettir. İhanet etmezsen burada kalır. Ama o daha ilk günden, daha geçen seçim kendisine oy vermiş seçmene ‘Sen CHP’lisin, sen oralı oldun artık, sen hainsin’ diyor. Hepimize diyordu ya, sıra yıllardır oy aldığı seçmene geldi. İlk oy vermediğinde hain ilan ettiler. ‘Bizden değildir’ diyor. Tayyip Erdoğan’ın da ilk başlarda mektubu doğru okuyup şimdi martaval okuması tam olarak da buna işarettir. Biz gelene hoş geldin derken onlar gideni kendinden saymamakta ve görmezden gelmeye çalışmaktadırlar. Varsın, öyle yapsınlar. Varsın, milletin mesajını almasınlar. Millet mesajı almayanlara diyeceğini de bilir, mesajı doğru okuyanlara gereğini yapanlara da diyeceğini bilir.
“KEPEZ BELEDİYE BAŞKANIMIZA UYGULANAN TUTUKLAMA HUKUKİ, AHLAKİ DEĞİLDİR. DÜPEDÜZ SİYASİDİR”
Bir mesaj almama durumu da Antalya Kepez Belediye Başkanımıza yapılan haksız muameledir. CHP tarihsel bir tutarlılık içinde, eğer insanların canlarına bir şey geldiyse, mallarına bir şey geldiyse, burada kamu görevlilerinin sorumluluğu varsa onların usulüne uygun soruşturmalarını, kovuşturulmalarını ve gerekirse cezalandırılmalarını hep savundum, aynı noktadayım. Ancak Kepez Belediye Başkanımız Mesut Kocagöz, geçmişte görev yaptığı bir şirketten, o dönemde ilgili bakanlığın onay verdiği şirkete bakım ve onarımları yaptırmışken, o dönemde hiçbir kaza olmamışken, denetimler yine bakanlıktan onaylı şirket tarafından yapılmışken, kendisi 2023’te bu görevinden ayrılmışken, sonrasında yeniden bakım ve yeniden denetimler yapılmışken bugünlerde yapılan bir kazada sorumlu olarak tutulup kendisinin hiçbir sorumluluğu olmamasına rağmen Soma’dan İliç’e kadar AKP döneminde binlerce, on binlerce iş cinayetinin ya da kazanın sorumlularından bir teki, bırakın tutuklanmak, kovuşturma aşamasına dahi izin verilmemişken Soma’nın katilleri ödüllendirilmiş, Çorlu tren kazasının sorumluları önce görevden el çektirilip yargılanmasına izin verilmeden Devlet Demiryolları’nın en başına getirilmişken, İliç’teki kamu görevlileri, İliç’in imzasını atan kişi o günün bakanı, İstanbul’u yönetsin diye İstanbul’a önerilmişken Kepez Belediye Başkanımıza uygulanan tutuklama tedbiri hukuki değildir, ahlaki değildir. Düpedüz siyasidir. Başkanın arkasındayız, Kepez Belediye Başkanımızın özgürlük hakkıdır. Vazifesi Kepez Belediye Başkanlığıdır.
“CHP BELEDİYECİLİĞİ SANDIKTA ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR”
Bundan sonraki süreçte kalkınma belediyeciliğiyle şehirlerimizi, dirençli ve güvenli hale getirecek, ucuz, etkin ve sürdürülebilir belediye hizmetleri vereceğiz. Refah belediyeciliğiyle halkımıza huzurlu ve konforlu bir yaşam sunacağız. Dayanışma belediyeciliğiyle adil ve yaşanılabilir kentler için seçmenimizden, milletimizden destek alıp bunu doğru yöneterek, gücümüzün çok üzerinde işleri geçmişte yapan iyi örneklerin deneyimlerinden istifade ederek dayanışma belediyeciliğini tüm Türkiye’ye yayacağız. Temel hizmetlerde hiçbir kusur yapmayacak, sosyal belediyecilikte kendi rekorlarımızı kırmaya devam edecek ancak yepyeni vizyon projeleriyle de Türkiye’deki kentlerin önlerini açacağız. Sosyal yardımları 5-6 katına çıkardık, arttırmaya devam edeceğiz. Pandemide birileri talimat beklerken pandemide hemen harekete geçen, üç maske dağıtılamazken maske fabrikalarını, tekstil atölyelerine dönüştüren, çalışamayanların, çalışamadıkları için derhal gidip onları evinde bulan, onların karınlarını doyuran, süreç içinde yapılmayan her şeyi yaparken boşalan sokaklara, aval aval bakmayıp onu hizmet için bir fırsata çeviren CHP belediyeciliği sandıkta ödüllendirilmiştir.
“VATANDAŞLARIMIZA SUNDUĞUMUZ İMKANLAR BİRER LÜTUF DEĞİL, HAK OLDUĞUNU BİLECEĞİZ”
Artık kent lokantaları, askıda fatura, halkın bakkalı, veresiye defterlerinin silinmesi, anne kart, halk marketler, halkın kasabı gibi, okul sütü gibi tüm projeleri standardize edip aynı iletişimle halkın haberdar olmasını sağlayıp her tarafa yaygınlaştıracağız. Bunun için çok önemli bir yapıyı, bizim aklımızda olan, sizin önerilerinizi alarak somutlaştıracağımız, hem partinin yönetim mimarisini, hem parti yönetiminin yönetim şeklini bir reforma tabi tutacağız. Sizlerle uyumlu, sizlerle konuşan, etkileşen, doğru yöneten ve yönlendiren, destek olan, yaptıklarınızı doğru anlatıp hak ettiğiniz teveccühü görmenizi sağlayan devasa bir yapıyı seçim dönemindeki gibi bilimsellikle, profesyonellikle siyaset tecrübesini birlikte harmanlayarak yöneteceğiz. Bu konudan bizim tarafımızda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Direnç, itiraz ve bunlara karşı işbirliğine soğuk olmak hem partililiğe hem de önümüzdeki 4 yıl sırtımızdaki ağır yüke ve o yükü sırtımıza koyanlara haksızlıktır, ihanettir. Katıksız bir işbirliği, şüphesiz iyi bir eşgüdüm ve açık diyalog kanallarıyla doğrularda buluşacak ve hep birlikte başaracağız. Vatandaşlarımıza sunduğumuz imkanların birer lütuf değil hak olduğunu bileceğiz. Bu hizmetlerin kimin tarafından yapıldığını, nasıl bir anlayışın bu hizmetleri götürdüğünü görünür kılmak hayatın olağan akışının gereğidir ama göze sokmak, teşhir etmek ve kötü iletişimle o yoksulluğu bir mahcubiyete dönüştürmek, bizim anlayışımızda asla olmaması gereken bir noktadır. İşsizlerin, geliri olmayanların, kendini güvencesiz hissedenlerin, özellikle ev kadınlarının, beslenme sorunu yaşayan çocukların, barınma sorunu yaşayan öğrencilerin, karnını bile doyurmakta zor durumda kalan emeklilerin beklentilerini biliyoruz. Birinci önceliğimiz olması gerektiği konusunda hem fikiriz. Bu konuda hep beraber büyük bir enerjiyle, büyük ve hızlı bir atılımla bizden çözüm bekleyen herkese sahip çıkacağız. Hiç şüphe yok, genel yönetimin etkisinde olan işleri yerelden halletmek ve tamamını çözmek olanaklı değildir. Milletimiz bunu da bilir. Ancak CHP belediyeciliği mazeret değil, çözüm üreten belediyeciliktir. Olmayan kaynağı yaratan, gerektiğinde dayanışmayı örgütleyerek dahiyene çözümler üreten anlayış önümüzdeki 4 yıl hepimizin benimsemesi, öğrenmesi, uygulaması ve geliştirmesi gereken bir anlayıştır.
“MOR BAYRAK PROJESİNİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
İstihdamda liyakati esas alacağız. Şeffaf mülakatlar yapacağız. Nepotizme, kayırmacılığa son vereceğiz. İşi ehline vereceğiz. Kişiye göre iş değil, işe göre kadro yaklaşımıyla hareket edeceğiz. Kadınların ve gençlerin istihdamına, engellilerin istihdamına önem vereceğiz. Buradan sadece proje havuzundaki iyi projelerin ortaklaştırılması, Amerika’nın yeniden yeniden keşfedilmemesi, hazır projelerin hemen uygulanması, bunun için proje desteği, yetişmiş eleman desteği ve pratik destekleri sağlayacağız. Yaratıcı, ses getirici işler yapacağız. Örneğin mor bayrak uygulaması yapacağız. Buradan tüm siyasi partilere, o partilerin kadın kollarına, Türkiye kadın hareketine ve kadın örgütlerine hem bir selam yolluyor hem de önce CHP’li belediyeler, kadına karşı şiddetle mücadele başta olmak üzere, kadın istihdamının kademeli olarak artırılması, kadının örneğin emzirme odaları, çocuk bakım odalarıyla hayatın içine katılması, anne kart gibi harika uygulamalarla desteklenmesi, yine yeni doğan bebeklerin ailelerinin ziyareti, hoş geldin bebekle ilgili olarak yapılan iyi uygulamaların ortaklaştırılması gibi işlerin yapılması, kadına karşı şiddet noktasında bilinç projelerinin hayata geçirilmesi ve belli standartların sağlanmasıyla belediyelerimize mor bayrak sertifikası vereceğiz. Mor bayrağı gören kadınlar o belediyede belli standartlarda kadın haklarının, kadın emeğinin kayrıldığını, kadın hakları mücadelesine saygılı bir kamu yönetimi yapıldığını bilecekler. Bununla kalmayacağız. Belediyelerimiz kuracakları ilgili birimlerle sorumluluk alanlarındaki fabrikalar, işletmeler, küçük esnafların, kadın istihdamı, kadının hayatın içinde rahat etmesi, kadınların eşit temsiline yönelik olarak atacakları adımları, başta cesaretlendirici basit kriterlerle başlatarak, belli aralıklarla onlara yeni sorumluluklar vererek, bunu yapan işletmelere mor bayrak asacağız. Türkiye’nin yüzde 50’si kadınlar, mor bayrağı gördüğü fırının kadınlara sahip çıkan, kötü davranmayan, kadınları istihdam eden, kadınlar için daha iyi bir geleceğe katkı sağlayan bir işletme olduğunu bilecek ve tercihlerini öyle yapacaklar. Bu pozitif ayrışmanın Türkiye’deki kadın haklarına da kadın hareketine de çok önemli katkılar sağlayacağını ümit ediyoruz. Mor bayrak projesi CHP’nin geçmişinden bugününe birikimleri taşıyacağı, şekillendireceği ve Türkiye’yi yeniden tanıştıracağı bambaşka vizyon projelerinden sadece bir tanesidir.
“KURULTAYDA SÖZ VERDİĞİMİZ DEMOKRATİK DİJİTAL KATILIMIN KULLANIM İMKANINA KAVUŞTUK”
Kurultayda söz verdiğimiz demokratik dijital katılımın şu anda kurultay delegelerimiz, PM üyelerimiz, il başkanlarımız düzeyinde, önümüzdeki hafta ilçe başkanları düzeyinde, bir ay içinde tüm üyelerimiz düzeyinde kullanım imkanına kavuştuk. Alacağımız kararlarda, üyelerimiz ne diyor? Yaş kırılımına, meslek tercihlerine, coğrafyalarına göre ne diyorlar, onları görerek tartışacağız. Bir sonraki aşama sizden hizmet alan vatandaşlarımızın geri bildirimlerini dijital demokratik katılımla yapacakları, bunun raporlanacağı bir süreç içinde çalışmaya şimdiden başlamış durumdayız. Çoğunuzun borçlu belediyeler devraldığını biliyoruz, güçlü mali disiplinle bu sorunların üstesinden geleceğinize inanıyoruz. Harcadığınız her kuruşta, her bir vatandaşın hakkının olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Güven şefkatle sağlanır. Harcamalarınızı, ihalelerinizi, alımlarınızı, yasaların izin verdiği ölçüde halkın denetimine ve gözetimine açarak, uygulayacağınız bu şeffaflıkla halkın sandıkta gösterdiği güveni her geçen gün artıracaksınız. Birikim ve tecrübelerinizi bizimle ve birbirinizle paylaşmanızı bekliyoruz. Bunun için yapılar kuracağız. Bunun için oluşturacağımız kurumsal yapıları bu iki gün sizinle tartışacağız. Genel Merkez olarak her sorununuzda yanı başınızda olacak, bunun yanında etkin bir denetim mekanizmasını işletecek, bize oy veren tek bir vatandaşımızın bir mahcubiyete, bir vehme, bir pişmanlığa kapılmasına izin vermeyeceğiz.
“408 KAHRAMANA SESLENİYORUM: AYAĞA KALKIN VE BU ÜLKEYİ KURTARIN”
Sizler bu partinin değil, bu ülkenin hatta bu ülke gibi otoriter, popülist rejimlerde git gide otoriterleşen, haklarını kaybeden, yoksullaşan, ezilen ve sesini duyuramayan milyonların ve gözünü Türkiye’ye dikmiş acaba başaracaklar mı diyen başka mazlum milletlerin dahi ümidisiniz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 100 yıl önce arkadaşlarıyla beraber önce bu toprakları kurtardı, sonra bütün mazlum milletlere örnek oldu. Dünyaya büyük bir gerileme yaşatan, birbirlerini çok seven ama milletlerinin burnundan getiren otoriter, popülist liderlere karşı ilk büyük başarıyı, bu seçimde Türkiye’de sizlerin emekleriyle yaşadık. Uluslararası platformda duyduklarımız, gördüklerimiz Türkiye’nin başarısının küresel bir ayağa kalkışa, popülist sağcı liderlerin yaşattığı büyük gerilemeleri durdurmaya, hep beraber ilerici adımlara umut olduğunu ve bizden ilham almak için herkesin gözünün Türkiye’de olduğunu bilin. 100 yıl önce başardık, yine başaracağız. Siz bu partiyi tercih ederek siyaset yapmakta, adayı olmakta ne imkanları elinizin tersiyle ittiğinizi hepimiz biliyoruz. Bundan sonra da ahlaksız teklifler, şantajlar, bambaşka baskılar olacaktır. Siz milletimizden aldığınız güç ve her birinizin her türlü zor şartta, her türlü zorlukta, tüm zorluklar kendisine hatırlandığında birisinin ne dediğini hatırlayın. O birisi karşınızdadır. Siz onun belediye başkanlarısınız. Her zorluğa karşı inat, azim ve kararlılıkla dik durmuş bir liderin partisinin şimdi milletimizin görev getirdiği 408 kahramana sesleniyorum: Hadi, ayağa kalkın. Bu işi başarın. Milletimiz, partimiz, size güveniyor; ben size güveniyorum. Ayağa kalkın ve bu ülkeyi kurtarın.”
CHP lideri Özgür Özel’in konuşmasından sonra çalıştay basına kapalı olarak devam etti. Kapalı bölümde, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ve Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek de konuştu.
BİTTİ
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kur korumalı mevduatların (KKM) da etkisiyle 2023 yılı için 818 milyar 182 milyon lira zarar açıkladı. Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” değerlendirmesi yaparken, ekonomi yazarı Uğur Gürses, “Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir” dedi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 31 Aralık 2023’te sona eren 92. hesap dönemine ilişkin bilançosu, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Buna göre, 2023 sonu itibarıyla TCMB’nin aktif toplamı 6 trilyon 923 milyar 835,9 milyon lira, bu dönemde altın mevcudu 1 trilyon 417 milyar 869,8 milyon lira oldu.Geçen yıl sonu itibarıyla TCMB’nin ihtiyat akçesi tutarı 9 milyar 664,2 milyon lira olarak belirlendi. Bu sonuçlarla Bankanın 2023 yılındaki dönem zararı 818 milyar 182,9 milyon lira oldu.
“ÖYLE GÖZÜKÜYOR Kİ ENFLASYONUN DÜŞÜRÜLMESİ İÇİN YÜK YİNE DAR GELİRLİYE VE EMEKÇİYE ÇIKACAK”
Merkez Bankası’nın bilançosunu ANKA Haber Ajansına değerlendiren Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” ifadelerini kullandı.
Merkez Bankası’nın açıkladığı zararın seçim sonrasına bırakıldığına dikkati çeken Gür, şunları kaydetti:
“Kur Korumalı Mevduat maalesef Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açmıştır. Bazen ekonomiler bu tür hesapları açabilir ancak zararın veya kur farkının özel finans kuruluşları yerine devlete, Hazineye veya Merkez Bankası’na ödetilmesi oldukça ilginç ve hatalı bir karardır. Bütün bunların yapılmasının tek bir nedeni vardır, o da faizlerin baş aşağı düşürülmesinden kaynaklanmaktadır. Mevduat sahipleri dövize yönelmiş ve Türk parasından kaçış başlamıştır. Bunu tersine çevirmek isteyen hükümet ise aldığı yanlış kararı düzeltmek yerine böyle bir mevduat türü icat etmiş zararı da maalesef devlete yazdırmıştır. Aslında ‘faiz sebep enflasyon sonuç’ diyerek ortaya atılan, kuramsal hiçbir bazı olmayan, yanlış teşhis ile başlatılan servet transfer mekanizması Türkiye ekonomisinin allak bullak olmasının temel nedenidir. Öyle gözüküyor ki enflasyonun düşürülmesi için yük yine dar gelirli maaşlıya ve emekçiye çıkacaktır. Zararın bu derece büyük olması zaten çok belliydi çünkü zamanında seçimden önce açıklanması gereken Merkez Bankası bilanço zararı bugüne ertelendi.”
“GERÇEKLEŞMEMİŞ ZARAR DA HALININ ALTINDA DURUYOR”
Ekonomi yazarı Uğur Gürses ise Merkez Bankasının açıkladığı zararın 2021 sonunda çıkarılan KKM uygulamasının sonucu olduğunu belirtti. Gürses, “Politik hatalarını örtmek için çıkarmışlardı, bunun devasa zararı oluştu. Ne olacak zarardan, Merkez Bankası para basar öder’ denebilir, öyle de yapılıyor. Merkez Bankası, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip ve özel sermayenin de katıldığı bir anonim ortaklık. Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir. Merkez Bankası’nın gerçekleşmemiş zararı da var. Halının altında duruyor. O da her an gerçekleşebilir.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Bugün yapılacak yerel seçimlerin sonucu ne olursa olsun, ekonominin sorunları sihirli bir değnek değmiş gibi, hemen çözülmeyecek. Piyasaların çok kırılgan bir dengede seyrettiği unutulmadan, gereken tedbirleri almak için, fazla beklenmeden, harekete geçilmesi gerekiyor.
Mart ayındaki panik havası bize gösterdi ki; acil çözülmesi gereken sorunların başında kur artışları ve döviz rezervlerindeki erimenin durdurulması geliyor. Çünkü seçim öncesi, sürpriz faiz artışına rağmen, döviz ve altına hücum henüz tam olarak durdurulabilmiş değil. Bu hücumun devam etmesi döviz rezervlerinde, Mayıs seçimleri öncesindeki, dip noktalara inilmesine neden oldu.
Rezervlerde kritik seviyelere düşüldüğü için Merkez Bankası, mecburen, Mart ayında kurlarda daha fazla artışa izin vermek zorunda kaldı. Mayıs seçimlerinden sonra yaşanan kur sıçraması ardından, ilk kez aylık bazda bu kadar yüksek kur artışı yaşandı. Mart’ta dolar kurundaki artış yüzde 4, euro kurundaki artış yüzde 4.8, dolayısıyla sepet bazında kur artışı yüzde 4.4 olarak gerçekleşti.
Bu oranların Merkez Bankası’nın yılsonu için belirlediği yüzde 36’lık enflasyon hedefine uygun aylık kur artışlarının çok üzerinde olduğunu söylemeliyiz. Yüzde 36 hedefinin gerçekleşmesi için aylık kur artışının yüzde 2, en çok yüzde 2.5’da kalması gerekiyordu. Mart ayına kadar, genel olarak, bu seviyeler korundu ama dövizdeki talep artışı Mart’ta bu dengeyi bozdu.
Kurlarda planlananın üzerinde yaşanan artışın enflasyonu olumsuz etkilediği çok açık. Beklentilerin Merkez Bankası’nın enflasyon hedefine yakınsaması ve enflasyonun daha fazla yükselmesini önlemek için, kur artışlarının aylık yüzde 2’lik artış sınırına çekilmesi gerekiyor. Bunun için ise döviz rezervlerinde yaşanan kanamanın artık durdurulması şart.
Bununla birlikte Mart ayındaki yüksek artışı tolere edebilmek için, bundan sonra aylık kur artışlarının, yüzde 2’nin altında tutulması da gerekebilir. Merkez Bankası’nın bir süredir belirttiği, “Enflasyonla mücadele ederken yerel para birimlerinin değerlenmesi kaçınılmazdır” sözünü yerine getirmesi, yani enflasyonun epey altında kur artışlarını gerçekleştirmesi beklenebilir.
GÜVEN OLUŞTURULMAK ZORUNDA
Ancak bunun başarılabilmesi için son dönemde altın ve dövize olan talebin durdurulması gerekecek. Seçimler tamamlandığında, kendiliğinden piyasalarda bir sakinleşme yaşanması beklenebilir. Ancak uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs’ın hatırlattığı gibi; 2019 yerel seçimlerinde yaşanan bazı büyükşehir seçimlerine yapılan itirazlar sonucu seçimlerin tekrarlanması halinde, piyasalardaki tedirginliğin devam edeceğini belirtmek gerekiyor. Bu takdirde dövizdeki talep devam edeceği için kurlarda artış ve rezervlerde erimenin devam etmesi beklenebilir.
Halbuki ekonomi yönetiminin ilk aşamada dövize olan aşırı talebi durdurması gerekiyor. Bunun için yüzde 50 politika faizine rağmen başarılamayan TL’ye dönüşün artık başlatılması, ekonomi yönetimine ve bundan sonra tavizsiz uygulanması gereken programa güvenin oluşturulması gerekecek.
Ekonomi yönetiminin bu amaçla yapması gereken işler düşünüldüğünde ilk akla gelen, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in seçimin hemen ertesinde ekonomide tavizsiz bir politika uygulanacağını belirtip, yeni uygulamanın en azından ipuçlarını vermesi gerekecek. Bu kapsamda kamuda yapılacak ciddi tasarrufların, gelir artışı için izlenecek yolun, kaba hatlarıyla da olsa, halka anlatılması şart. Bununla birlikte bir takvim çerçevesinde mevcut programın nasıl güçlendirileceği, alınması gereken yapısal tedbirlerin neler olacağı konusunda, fazla vakit geçirmeden detayların kamuoyuna açıklanması gerek.
Bakan Şimşek’in seçimden sonra yapacağı ilk açıklamada, mutlaka artık programın tavizsiz uygulanacağı, uygulamada ödün verilmeyeceğini açık açık söylemesi gerekecek. Bakan Şimşek’in bazı kapalı toplantılarda gösterdiği kararlılığı, artık seçim bittiğine göre halka açık açık anlatması gerekecek.
Bununla birlikte Merkez Bankası’nın seçimden sonra da, yeni faiz artışlarına gitmesi kaçınılmaz olabilir. Bu noktada beklentileri kendi enflasyon hedefine çekebilmek için sert önlemler uygulaması gündeme gelebilir. Bu çerçevede yeni faiz kararını verene, yani Nisan ayı PPK toplantısına kadar, piyasadaki parayı iyice sıkması beklenebilir. Merkez Bankası’nın acil olarak el atması gereken önemli sorunlarından biri bankaların küçük tasarrufçuya TL mevduatta düşük faiz vermelerini dengeleyememiş olması. Küçük tasarrufçunun TL’ye dönmesi için ikna edilmesi gerekiyor ki, hem dövize talep durdurulabilsin hem de son dönemde vatandaşın yüklü miktarda aldığı altın ve dövizler TL’ye dönüşebilsin.
Tabi ki yabancı girişlerinin döviz talebinin durdurulmasında, rezervlerin güçlendirilmesinde önemi fazla olacak. Ancak yabancıları ikna etmek için de, bundan sonra ekonomide izlenecek yol konusunda detay programın ortaya konması ve uygulama kararlılığının somut olarak gösterilmesi gerekiyor.
Kısacası; seçim bitti diye ekonomide işler kendiliğinden düzelmeyecek. Ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele açısından asıl sınavı daha yeni başlıyor diyebiliriz.
]]>ERKAN KARACA
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Şimdi diyelim ki bugün dolar 33 lira peki bugün ki 33 liralık kur piyasanın kendi dengesinde oluşmuş bir kur mu? Yoksa acaba Merkez Bankası bu sabahtan itibaren 2-3 milyar dolar satış yaptı da kuru ancak 33’te mi tutuyor. Bunu bilmek hepimizin hakkı, bunu bilmek milletin hakkı… Eğer bunu bir avuç insan biliyorsa, eğer hükümete yakın olanlar biliyorsa, geniş kitleler bilmiyorsa bu halkı aldatmaktır. Bu, birilerine haksız kazanç sağlamaktır. Devletin verileri şeffaf olur, açık olur. Bir anda bütün millet duyar. Devlet böyle yönetilir” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, seçim çalışmaları kapsamında Çorum’a geldi. Bir otelde düzenlenen basın toplantısında il ve ilçe belediye başkan adaylarını tanıtan Babacan, “Meşhur bir 128 milyar dolar hikayesi vardı hatırlıyor musunuz? ‘128 milyar dolar nerede’ diye. O arka kapıdan satışlar. Rakam 400 milyar doları geçti bugün itibariyle, hala da devam ediyor. Ekonomi yönetimi değişti hala devam ediyorlar çünkü bu tür yanlış uygulamalar aynı eroin gibidir, uyuşturucu gibidir. Bir kere yapmaya başlarsanız o bağımlılıktan kurtulamazsınız” diye konuştu.
Ali Babacan, şunları söyledi:
“2018’den bu yana partili, taraflı Cumhurbaşkanı tek imzayla ülkeyi kafasına estiği gibi yönettiğinden bu yana Merkez Bankası bağımsız değil. Merkez Bankası talimatla iş yapıyor. Faizi indir diyor indiriyor, bindir diyor bindiriyor ve Merkez Bankası karşılıksız para basıyor. Sadece seçimden bu yana kadar kur korumalı mevduatın kur farkı için Merkez Bankası’nın karşılıksız para basıp da mevduat sahiplerine ödediği rakam bir trilyon lirayı geçti. Bakın bütçede bu yıl tarım desteğinin miktarının tamamı 91 milyar sadece kur korumalıya Merkez Bankası’nın karşılıksız para basıp da ödediği bir trilyon. Çiftçiye verdiğinin zaten 11 katını kur farkı diye ödüyor devlet. Para bastırınca da enflasyon oluyor. Karşılıksız para basan bir ülkede enflasyon düşer mi ya? Bunu gizli yapıyorlar bakın açıklamıyorlar. Ne kadar para bastıklarını söylemiyorlar. Biz işi bildiğimiz için Merkez Bankası’nın bilançosuna şöyle bir derinlemesine giriyoruz çıkıyoruz ve anlıyoruz ki bunlar para basıyor çünkü rakamlar ortada. Gizledikleri zannediyorlar ama biz girip çıkıp rakamları ortaya çıkartıyoruz. 1 trilyon lira ve Merkez Bankası’nın yaptığı gizli saklı bir işte arka kapıdan döviz satarak piyasaya müdahale ederek yani kuru bastırmak buna da ne zaman başladılar, birinci damat döneminde başladılar ve hangi gün ne kadar sattıklarını söylemeden gizli gizli doları baskı altında tutmaya başlıyorlar.
“ARKA KAPI DÖVİZ SATIŞLARI 400 MİLYAR DOLARI GEÇTİ”
Meşhur bir 128 milyar dolar hikayesi vardı hatırlıyor musunuz? ‘128 milyar dolar nerede’ diye. O arka kapıdan satışlar. Rakam 400 milyar doları geçti bugün itibariyle, hala da devam ediyor. Ekonomi yönetimi değişti hala devam ediyorlar çünkü bu tür yanlış uygulamalar aynı eroin gibidir, uyuşturucu gibidir. Bir kere yapmaya başlarsanız o bağımlılıktan kurtulamazsınız. O bağımlılıktan kurtulmak da irade meselesidir. Onun için ben şu an ki ekonomi yönetimini defalarca uyardım. Bakın arkadaşlar dedim yanlış yapıyorsunuz. Daha evvelki yanlış uygulamaları siz niye devam ettiriyorsunuz. TÜİK yalan söylüyor. Gerçek enflasyonu açıklamıyor. TÜİK’in açıkladığı enflasyon gerçeğin yarısı kadar. Emeklilerde ancak o kadar zam alabiliyor. Onun için emekliler fakirleşiyor, yoksullaşıyor. Gerçek hayat çok pahalı aldığı zam gerçek enflasyonu karşılamıyor. Bu kadar basit hesap yani. TÜİK’e doğru rakamı çıkarttırmıyorlar, gizliyorlar. Merkez Bankası’nın bastığı parayı açıklamıyorlar gizliyorlar. Merkez Bankası’nın arka kapıdan sattığı dövizi gizliyorlar açıklamıyorlar.
“ÜLKEYİ RAHMETLİ ÖZAL DÖNEMİNİN ÖNCESİNE GÖTÜRÜYORLAR”
Ben ekonominin başındayken 11 yıl boyunca Merkez Bankası’nda toplam satılan döviz 8,5 milyar dolardır. Böyle arka kapı falan yoktur. Merkez bankası şeffaf açıktır. 8,5 milyar doları, 11 yılın toplamında 8,5 milyar doları bunlar 5 yılda 400 milyar dolara çıkardı rakama bakın. Biz o gün yaptığımızın hepsini açıkladık. Şeffaf bugün girip bakın merkez bankasının web sitesine bak 2009’da şu kadar sattım. 2010’da şu kadar sattım gün gün rakam bellidir ama 2018 yılından beri Merkez Bankası’nın hiçbir şeyi açıklanmıyor. Şunu bilmek hepimizin hakkı bugün dolar kuru diyelim ki 33 lira ve biliyorsunuz ekran kurlarıyla piyasa kurları arasındaki bantlarda da farklar oluşmaya başladı. Aynı onu kötü dönemlere rahmetli Özal’dan önceki durumlara sokuyorlar ülkeyi rahmetli Özal’dan önce öyle iki kur vardı ya bir piyasa kuru vardı bir ekran kuru vardı. Aynı hale getiriyorlar ülkeyi. Şimdi diyelim ki bugün dolar 33 lira peki bugünkü 33 liralık kur piyasanın kendi dengesinde oluşmuş bir kur mu? Yoksa acaba Merkez Bankası bu sabahtan itibaren 2-3 milyar dolar satış yaptı da kuru ancak 33’te mi tutuyor. Bunu bilmek hepimizin hakkı, bunu bilmek milletin hakkı. Eğer bunu bir avuç insan biliyorsa, eğer hükümete yakın olanlar biliyorsa, geniş kitleler bilmiyorsa bu halkı aldatmaktır. Bu, birilerine haksız kazanç sağlamaktır. Devletin verileri şeffaf olur, açık olur. Bir anda bütün millet duyar. Devlet böyle yönetilir.
“VATANDAŞ KAYGILARINDA HAKLI”
Gerçekten seçim sonrası için vatandaşlarımızın her türlü kaygısı haklı çünkü yeni bakan arkadaşımız ne dedi; ‘bir önceki seçimlerde kuru bastırmışlar’ dedi. Biz şöyle bıraktık dedi. 18 liradan çıktı 30’a şu anda da kuru bastırdıklarıyla ilgili bir sürü emare var. Onun için hangi şehre gitsem döviz bürolarının önünde kuyruklar var ve sarrafların da oldukça yoğun olduğunu görüyorum. Bu ekonomiye güvensizliğin işaretidir. Ben ekonominin başındayken Türkiye’de yüzlerce döviz bürosu kapandı biliyor musunuz çünkü milletin dövizle alakası kalmadı artık. Kendi paramız milli paramız değerli ve her kesin saygı gösterdiği inandığı güvendiği bir para birimi haline geldi. Döviz büroları sinek avlıyordu. İn cin top oynuyordu. Zarar ediyoruz diye kapattılar. Yüzlercesi kapandı o dönemde. Şimdi önünde kuyruklar oluşuyor. Bizim şu anda bu hükümetin söylediği hiçbir şeye güvenimiz yok. Ne yapıp ne yapmayacaklarına yönelik kendilerinin de bir fikirlerinin olduğuna ben inanmıyorum. Battı balık yan gider hesabı. Dolayısıyla seçim öncesinde de seçim sonrasında da bu hükümetin ne olacağını ben bildiğini zannetmiyorum. Allah bu milleti korusun. Allah bu milletin yüzüne baksın. Gerçekten bu kadar yönsüz, bu kadar bilinçsiz, ve bu kadar aldatmaya ve göz boyamaya dönük bir yönetim tarzını Türkiye daha önce görmemişti.”
]]>“DAHA FAZLA SOSYAL KONUT ÜRETME POLİTİKALARIMIZI GÖRECEKSİNİZ”
Yılmaz, sosyal refah açısından konut konusunun çok önemli olduğunu, özellikle birinci konut üzerinde durduklarını ve afet riskini dikkate alarak büyük bir kentsel dönüşüm programını ilan ettiklerini anımsatarak, “Önümüzdeki dönemlerde gerek merkezi idare gerek yerel yönetimler olarak daha fazla sosyal konut üretme konusunda politikalarımızı göreceksiniz.” diye konuştu. Konut arzını artırmanın önemine işaret eden Yılmaz, sosyal konut, ilk konut sahipliği gibi hususların yanı sıra afette dayanıklı, yeşil dönüşümle birlikte enerji anlamında da daha efektif bir konut yapılanmasına doğru gidilmesini gerektiğini söyledi.

“ENFLASYONUN GİDİŞİNE BAKILARAK KARAR VERİLECEKTİR”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konut kiralarında yüzde 25 zam sınırının, enflasyonist dönemde kiracıları korumak, gözetmek için alınan bir karar olduğunda dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Asıl olan tabii enflasyonu düşürmek ve bu ihtiyacı ortadan kaldırmak. Dolayısıyla enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürdüğünüz zaman buna ihtiyaç kalmayacak zaten. Ama bu konudaki karar henüz alınmış değil. Bu yılın ortasına kadar geçerliliği var. Temmuza kadar süremiz var. Yaklaştığı zaman bir etki değerlendirme yapılacaktır. Artılarına, eksilerine bakılacaktır. Enflasyonun gidişine, kiralardaki gidişata, hepsine bakılarak bir karar verilecektir.”

“TÜRKİYE HAK ETMEDİĞİ BİR KONUMDA BULUNUYOR”
Fitch Ratings’in Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltirken, not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkarmasının, Türkiye’nin hak etmediği bir konumda bulunduğunu bir kez daha gösterdiğini ve bunun doğru yönde verilmiş bir karar olduğunu belirten Yılmaz, Orta Vadeli Programı (OVP) kararlılıkla hayata geçirmeye, yatırım ortamını iyileştirmeye devam edeceklerini ve bütün bunların sonucunda, diğer kredi derecelendirme kuruluşlarından da benzer not artırımlarının geleceğini söyledi.
Yılmaz, enflasyonla mücadeleye öncelik verdiklerini ve bunun politika setini OVP ile ortaya koyduklarını vurgulayarak, buna ilişkin para, maliye politikaları ve yapısal reformları içeren güçlü bir programı hayata geçirdiklerini kaydetti.
Enflasyonda yıllık bazdaki belirgin düşüşün haziran-temmuz aylarında görüleceğini, gıda ve hizmet grubundaki enflasyon üzerinde özellikle çalıştıklarını dile getiren Yılmaz, “2024’ün ikinci yarısında belirgin etkileri göreceğiz. 2025’te çok daha düşük seviyeler olacak. 2026’da ise tek haneli enflasyona yeniden ulaşacağız ve bu konuda kararlıyız. Bunu laf olsun diye de söylemiyoruz. Planımız, programımız, politika setimiz var ve bu da şeffaf bir şekilde izlenen bir süreç.” diye konuştu.

“KURUN ENFLASYONUN ÜSTÜNDE GELİŞMESİNİ BEKLEMEK GEREKİR”
“Son 10 haftada Merkez Bankasının rezervlerinde 14,5 milyarlık bir azalma söz konusu. Bu da ‘seçim sonrasında bir politika değişikliği mi olacak’ sorusuna gelip takılıyor gibi gözüküyor?” sorusuna yanıt veren Yılmaz, serbest kur rejimi izlediklerini, Merkez Bankasının spekülasyonlarla mücadele etme görevini yerine getirdiğini ve küçük yatırımcıyı koruyacak şekilde müdahalelerini yapacağını anlattı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şöyle devam etti:
“Bir ülke enflasyonla mücadele ediyorsa kendi parasını zaten daha cazip hale getiriyor demektir. Dolayısıyla eğer gerekiyorsa Merkez Bankamız son dönemde yaptığı gibi sıkılaştırıcı adımlar da atıyor burada. Bazı spekülatif şeyler gördüğü zaman geçici de olsa bir takım adımlar da atabilir, başka enstrümanlar da kullanabilir. Burada şunu küçük yatırımcının özellikle bilmesi lazım, daha geniş perspektifte baktığınız zaman, enflasyonla mücadele edilen bir ortamda, kurun enflasyonun üstünde gelişmesini beklememek gerekir. Böyle bir şey yok yani bu eşyanın tabiatına aykırı. Nominal kurdan bahsetmiyorum ama reel kurdan bahsediyorum. Enflasyondaki artış kurda da bir miktar artış getirecektir. Son dönemde enflasyon bir miktar beklentinin üstünde oldu, bu bir miktar kura yansıyacaktır. Bu da normal bir şey. Bunu kurda çok aşırı hareketlilik oluyor diye yorumlamamak gerekir. Büyümemizin kompozisyonunun, enflasyonist olmayacak, cari açığı arttırmayacak şekilde, yatırım ve ihracat ağırlıklı bir yapıya doğru geçmesini arzu ediyoruz”
]]>İktidar partisinin her türlü gücü elinde bulundurduğuna işaret eden Babacan, “Sayın Erdoğan, seçimleri kazandı ama helalinden kazanmadı. Korku ve sindirme ortamında yüzde 48 de az değil” dedi.
Kayyım uygulamasını da eleştiren Babacan, “İlkesel olarak karşıyız. İdari kararlarla belediye başkanları görevden alınamaz. Bağımsız yargı ve denetim sonucu bir suç varsa o konu ayrı. Bu demokrasinin özünü katletmektir. Bu yarın Doğu ve Güneydoğu dışındaki illerin dışındaki yerlerde olmayacağının garantisi yok. Keyfi şekilde kullanılamaz” dedi.
“HUKUK, ADALET, HUKUK GÜVENLİĞİ YOKSA…”
Ekonomideki yaşanan gelişmeleri değerlendiren Babacan, açıklanan enflasyon rakamlarının gerçeğin yansıtmadığını söyledi. Babacan, şöyle konuştu:
“TÜİK’in bağımsız ve şeffaf olması lazım. TÜİK yüzde 60-70 enflasyon diyor. Gerçekte ve sokağın dediği ise yüzde 120’lerde… Merkez Bankası hangi enflasyona göre mücadele kararları alacak. Merkez Bankası’nın arka kapıdan dolar satışı devam ediyor. Merkez Bankası, 2019’dan sonra 13 yılda 400 milyar doları geçen satış yapmış. Merkez Bankası şeffaf, bağımsız olmalıdır. Yapılan işlemler gizleniyor. Enflasyonla mücadele için yapılan faizlerin artırılması, zamlar ve dolaylı vergilerin artırılması…Merkez Bankası, Kur Korumalı Mevduat için geçen yıl 7 ayda 800 milyar lira karşılıksız para basmış. Bu ortamda enflasyon nasıl düşer. Hukuk, adalet, hukuk güvenliği yoksa, Merkez Bankası, TÜİK ve SPK gibi kurumların bağımsızlığı yoksa başarı sağlayamazsınız. Seçimden sonra Allah halka kolaylık versin.”
“BÜYÜK BİR DEMOKRASİ AYIBI”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’nın son dönemde muhalefet partilerin kazanacağı belediyelere hizmetlerin gitmeyeceğine yönelik tehditlerine dikkati çeken Babacan, “Büyük bir demokrasi ayıbı, yeminine aykırı davranıyor. Cumhurbaşkanlığının ve parti genel başkanlığının mutlaka ayrılması gerekiyor” diye konuştu.
Yerel seçimlerin önemine işaret eden Babacan, halkın iktidarın gidişatına bir “sarı kart” göstermesini beklediklerini söyledi. Babacan, “Halkın feryadının ne kadar olduğunu yerel seçimlerde göreceğiz. Bu halk, Sayın Erdoğan’a kredi aça aça geldi. Bu bir belediye başkanlığı seçimi değil, bir uyarma seçimidir ” dedi.
“BİZİM ADAYLARIMIZ MEVCUTLARDAN DAHA İYİ YÖNETECEK”
CHP’nin adayları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a karşı tavırlarının destekleme ya da karşı çıkma olmadığını vurgulayan Babacan, “Bizim adaylarımızın mevcutlardan daya iyi yöneteceğine inanıyoruz” ifadesini kullandı.
Etkili bir muhalefet yaptıklarını, iktidarın doğru yaptıklarını desteklediklerini yanlışlarının da çok açık şekilde eleştirdiklerini belirten Babacan, AK Parti’de güç zehirlenmesi yaşandığını, bunun da 3 dönem kuralının ihlalinden kaynaklandığını söyledi. Babacan, “Sayın Erdoğan’ın bu kurala göre bırakması gerekiyordu. Erdoğan’ın bugün 70. yaş günüymüş. Bu arada bir kilo yaş pastanın maliyeti de evde yaparsanız 600 lirayı buluyor” dedi.
TBMM’de Grup kurmaya yönelik bir soruya da Ali Babacan, “Partimizin ilkelerine uygun isimlerle olabilir. Partimizle uyumlu çalışacak isimlerle olabilir. Ancak bir adres göstermek doğru değil. Münferit katılmalar da olabilir. Bir zaman vermek mümkün değil, zaten Meclis çalışmalarına ara verecek. Makul bir zamanda olacaktır” yanıtını verdi.
]]>Zonguldak’ın Devrek ilçesinde AK Parti’nin seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildi. Burada toplanan kalabalığa AK Parti Devrek İlçe Başkanı, İl Başkanı Mustafa Çağlayan, Zonguldak Milletvekilleri Muammer Avcı, Saffet Bozkurt ve Ahmet Çolakoğlu hitapta bulundu.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç seçim koordinasyon merkezinin hayırlı olmasını temenni ederken seçime kalan 37 günün ardından sandık başına gidileceğini vurguladı. Özcan Ulupınar ile 26. Dönemde parlamentoda birlikte görev yaptıklarını ifade eden Bakan Yılmaz Tunç, “37 gün kaldı. Hep beraber milletçe sandık başına gideceğiz. Belediye Başkanlarımızı, il genel meclis üyelerimizi, belediye meclis üyelerimizi, muhtarlarımızı seçeceğiz. Yerel yöneticilerimizi seçeceğiz. En doğru kararı bugüne kadar milletimiz 2023 Mayıs seçimlerinde verdiler. İnşallah o karar doğrultusunda da yerel seçimlerde de inşallah vereceklerdir. Devrek’in bir hemşerisi evladı olarak mutlaka burada açılışta bulunmam lazım dedim. Bartın’daki programlara giderken inşallah bu davet nedeniyle de Özcan Ulupınar’a da teşekkür ediyorum. Özcan Ulupınar hepinizin yakından tanıdığı bir isim. Ben kendisini eskiden beri tanıyorum. Parlamentoda beraber görev yaptık. Önemli belediye hizmetlerine Devrek’te imza attı. Bir buçuk dönem, iki dönem belediye başkanlığı yaptıktan sonra parlamentoda milletvekilliği görevi yaptı. Ara dönemdeki kayıp yılları inşallah 31 Mart’ta vereceğiniz karar sonrası süratli bir şekilde telafi edeceğiz” dedi.
“AK Parti’nin kurulma sebebi belediyecilikteki başarısıdır”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 yılında CHP’den devraldığı İstanbul’u 4,5 yılda yaşanabilir bir şehir haline getirdiğini hatırlatan Bakan Yılmaz Tunç, AK Parti’nin kurulma sebebinin belediyecilikteki başarısı olduğuna dikkat çekti. Tunç şöyle devam etti:
“Gerçek belediyecilik diyoruz. AK Parti’dir. AK Parti’nin kurulma sebebi belediyecilikteki başarısıdır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 1994 yılında CHP’den devraldığı belediyecilik nasıl bir belediyecilikti. Havası solunamayan, suları akmayan, çöpleri toplanamayan, yaşanılamaz hale getirilmiş bir İstanbul’du. O İstanbul’u CHP yönetiminden devraldı. 4.5 yıl gibi çok kısa bir süre içerisinde suları akan, Haliç’i temizlenen, yaşanılabilir hale getirilen, dünya projelerine adım atan bir İstanbul ortaya çıktı. İşte İstanbul’daki o başarı ne yaptı Anadolu’dan görüldü. Bu başarı Anadolu’ya dalga dalga yayıldı. CHP’nin yaşanılamaz hale getirdiği İstanbul’u yaşanılır hale getirdi dedi. 28 Şubat’ta temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasından mustarip olan, demokrasi standardının çok aşağıya düşürüldüğü, siyasi krizlerin, terör olayların, faili meçhullerin zirveye çıktığı o 90’lı yılların sıkıntılarından kurtulmak isteyen milletimiz çareyi İstanbul’u kurtaran Türkiye’yi de kurtarır dedi. Recep Tayyip Erdoğan’a ‘Artık sen şu partiyi kur da seni Başbakan yapalım’ dediler. Adeta AK Parti’nin kurulmasını millet zorladı. AK Parti masa başında Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının bir parti kuralım da milletten oy isteyelim diye kurduğu bir parti değil. Bir siyaset mühendisliğinin neticesinde kurduğu bir parti değil. Bu parti millet hareketi. Erdoğan’a ‘Sen İstanbul’da 4.5 yıl öyle başkanlık yaptın ki Türkiye’ye Başbakan olursan bu ülkeyi sıkıntılardan kurtarırsın’ diyerek AK Parti’nin kurulmasını zorladı. 14 ay gibi kısa süre içerisinde iktidara geldi. Bütün partiler sandığa gömüldü.”
“Milletimiz pişman olmadı, 17 sandıkta da tercihi AK Parti’den yana kullandı”
AK Parti’nin iktidara gelmesinin üzerinden 22 yıl geçtiğini, milletin pişman olmadığını ve önüne konulan 17 sandıkta da tercihini AK Parti’den, Cumhur İttifakı’ndan yana kullandığını vurgulayan Bakan Yılmaz Tunç sözlerini şöyle sürdürdü:
“Milletimiz AK Parti’yi iktidara getirdikten sonra aradan 22 yıl geçti. Milletimiz pişman olmadı. Önüne konulan 17 sandıkta da tercihini AK Parti’den Recep Tayyip Erdoğan’dan yana ve son seçimlerde de Cumhur İttifakı’ndan yana kullandı. Neden? Bir sebep olmalı? Bu muhalefet partilerinin söylediği doğru olsaydı tekrar tekrar hem yerel seçimlerde hem genel seçimlerde hem referandumlarda hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tekrar tekrar her sandığa gittiğinde tercihi Recep Tayyip Erdoğan’dan yana kullanır mıydı? 22 yılda Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarını teker teker çöze çöze bugünlere geldik. Hep siyasetimizin merkezine insanı koyduk. İnsanı güçlendirmek lazım dedik. İnsanlarımız eğitimden sağlığa, kültürden sosyal politikalara, adalete. Güvenliğe varıncaya kadar her alanda güçlü insan için çalıştık. İnsan güçlü olacak ki aile güçlü olsun, aile güçlü olacak ki toplum güçlü olsun dedik. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin 81 vilayetini eser ve hizmet siyaseti vizyonuyla icraatlarla eserlerle donattık. Eser deyince Devrek’te aklımıza Veysel Atasoy aklımıza geliyor. Yine daha eskiye gidince Vedat Ali Özkan aklımıza geliyor. İşte o çizgi, o hizmet eser siyaseti 2001’den itibaren AK Parti bu siyaseti markalaştırdı. ve istikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin her bir köşesini yatırımlarla donattık. Dünya projeleriyle milletimizi tanıştırdık. Enerjide bağımsızlığımızı ilan ediyoruz. İşte nükleer enerji, işte doğalgaz keşfi. Burada bu doğalgaz yok muydu? Vardı. Hemen karşımızda Karadeniz’de doğalgaz vardı. Ama arayan yoktu. Aramak için yabancı şirketlere ihaleler yapılıyordu. O gemiler gidiyordu oralara. Gittik ama bulamadık deniliyordu. Ne zaman yerli ve milli gemilerimizle sismik araştırma imkanlarımızı yerlileştirdiğimizde Karadeniz’de doğalgazı keşfettik. Gabar’da dağları teröristlerden temizledik petrol fışkırdı.”
“Enerjide bağımsız olmadığımız müddetçe bu ülkenin kalkınması mümkün olmaz”
Cari açığın büyük bir kısmını oluşturan enerji giderini azaltmanın yolunun milli enerji olduğunu aktaran Bakan Yılmaz Tunç, “Milletin alım gücünü artırmak mümkün olmaz. Cari açığımızın büyük bir kısmını oluşturan enerji giderini azaltmanın yolu milli enerji. İşte doğalgazıyla petrolüyle nükleeriyle bunu sağlamanın gayreti içerisindeyiz. Yine savunma sanayimiz yüzde 80 yabancılara muhtaçtık. Terörle mücadelede o nedenle zaafiyet oluyordu. Ama şimdi yüzde 80 yerlilik oranına ulaştı. O sayede terörle mücadele de başarılı oluyoruz. Bakın güneyimizde bir terör devleti kurdurmaya çalıştılar. Buna müsaade etmedik. 30 kilometre dışarıda güvenli bölge oluşturmak için mücadele ettik. Bu uğurda şehitler verdik. Şehitlerimize buradan rahmet diliyoruz. İnşallah onların emanetlerine sahip çıkabilmek için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. İnsanımızı güçlendirmeye, istikrarlı kalkınma hamleleriyle milletimizin refahını artırmaya devam edeceğiz. Demokrasinin standartlarını artırmaya devam edeceğiz. Hep hukukun üstünlüğüne inanmaya ve adaletin tesisi ve güvenilir adalet için çalışmaya hep beraber devam edeceğiz. Dünyada hakkaniyeti savunmaya mazlumu savunmaya insan haklarını savunmaya devam edeceğiz. İç politikada dengeli hakkaniyetli dış politikamızda da Türkiye eksenini oluşturmaya devam edeceğiz. Türkiye’yi terörden arındırarak her türlü şiddetten arındırarak kadınlarımızı, çocuklarımızı koruyarak huzurlu bir geleceğe çocuklarımızın gençlerimizin daha huzurlu daha müreffeh bir geleceğe taşımanın gayreti içinde olacağız. Milletimize hizmet ederken bu hizmetleri hazmedemeyen Türkiye’nin gelişmesini kalkınmasını bölgesinde lider dünyada bir lider konuma yükselmesini istemeyen şer odaklarıyla mücadele etmeye onlara fırsat vermemeye devam edeceğiz. Gezi olaylarıyla sokakları karıştırmak isteyenler, sokakta darbe arayışına girmek isteyenler başarılı olamayınca masa başında emniyet yargı darbesiyle bunu başaracaklarını zannettiler ama başaramadılar. Sonrasında terörü azdırmaya çalıştılar yine başaramadılar. Yine 15 Temmuz hain darbe kalkışmasına giriştiler milletimizin şanlı direnişiyle, Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşuyla karşı karşıya kaldılar ve ülkemiz o şer odaklarından temizlene temizlene bu günlere geldi. Bundan sonra da bu şer odaklarına ve onların maşaları tutan ellere hiçbir zaman fırsat vermeyeceğiz. 37 gün sonra sandık başına giderken öncelikle şehrimizi en güzel kim yönetir ona bakacağız” cümlelerine yer verdi. – ZONGULDAK
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nı değerlendirdi.Taşcıer, “Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur. Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır” dedi.
Gamze Taşcıer, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan ve beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Taşcıer, şu görüşleri dile getirdi:
“İKTİDAR VATANDAŞIN DERDİYLE DERTLENMEDİĞİ VE UMURSAMADIĞI İÇİN DUYMAK İSTEMİYOR”
“Resmi Gazete’de yayımlanan kararla birlikte ilaçlar için belirlenen euro kurunda 2024 yılı boyunca bir güncellemeye gidilmeyeceği ilan edilmiş oldu. İktidarın ülkemizi içerisine sürüklediği ekonomik kriz ve Türk lirasının aralıksız değer kaybı nedeniyle sabit kur belirlemesi Aralık ayında gerçekleştirilmişti ve bir euro değeri yüzde 25 artırılarak 17.54 lira olarak belirlenmişti. Bugün bir euro 33,64 lirayken belirlenen sabit kur bunun ancak yüzde 52’sine denk geliyor. Halbuki daha Aralık ayında belirlendiğinde bu oran yüzde 55’ti. 2024 yılı boyunca hiç artırmayacağız diye karar açıklamak demek, enflasyonun dolu dizgin arttığı, Türk lirasındaki değer kaybının durmadığı bir ortamda yıl içerisinde bu oranın çok daha düşmesi anlamına geliyor. Bu oranın aşırı düzeyde farklılaşmasındaki sorunu ise yıllardır anlatıyoruz ancak iktidar vatandaşın derdiyle dertlenmediği ve umursamadığı için duymak istemiyor.
“BUGÜNLERİ BİLE ARAYACAK HALE GELECEĞİMİZİ GÖRMÜŞ OLUYORUZ”
Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur.
Seçimden sonra maalesef bu iktidarın olağanüstü boyutlarda bir yoksullaşma yaratacağını, israf düzenini bitirmek yerine vatandaşın zaten sıkılı kemerini daha da sıkacağını, enflasyonun düşmeyip artışına devam edeceğini söylüyorduk. İktidarın bu kararıyla birlikte, ilaç ve dolayısıyla da halk sağlığı anlamında da derin bir krize doğru ilerlediğimizi, bugünleri bile arayacak hale geleceğimizi görmüş oluyoruz.
“PİYASADA İLAÇ BULUNAMIYOR. BUNUN SEBEBİ İKTİDARIN KENDİSİ”
Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır.
Daha geçtiğimiz gün Meclis’ten geçirdikleri kanunla, ilaçlar için ruhsatlandırma sürecini ‘hızlandırma’ adı altında vatandaşı denek olarak kullanacaklarını ilan ettiler. Bundan böyle ilaçlar piyasaya çıkmadan önce değil, çıktıktan sonra gerekli incelemelere tabi tutulacak. Bu süreçte olası sağlık riskleri olması ihtimali ise göz ardı ediliyor. Yani vatandaşın sağlığı ikinci plana atılıyor. Sonuç olarak, ortada yaratılan bir kriz hali var. Piyasada ilaç bulunamıyor. Bunun sebebi iktidarın ta kendisi. Yarattıkları soruna çare için getirdikleri düzenleme ise başka bir krize yol açacak. Dolayısıyla bir kriz döngüsünün içerisinde ülkece kalmış durumdayız. Her attıkları adımla sorunları daha da büyüten bu aklın yönetimi sürdükçe gerçek çözümlere ulaşmak da mümkün değil. Bu iktidarın değişimi hem vatandaşın cebi için, hem de halk sağlığı için bir zorunluluktur.”
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ‘Mersin İş Dünyası Buluşması’ programında iş insanlarıyla bir araya geldi. Öncelikle bir küresel ekonomi, makro politikalarla ilgili kısa bir değerlendirme yapacağını belirterek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Daha sonra Mersin’le ilgili, Mersin ekonomisi, yatırımlarıyla ilgili değerlendirmelerim olacak. Gerek makro politikalarımızın oluşturulmasında ve kurgulanması gerekse her gün görevimize ilişkin yaptığımız çalışmalarda ilgili taraflarla bir araya gelmeye istişare etmeye büyük önem veriyoruz. On ikinci planımızda hazırlarken orta vadeli programımızı hazırlarken neredeyse tüm toplumsal kesimlerle katılımcı toplantılar icra ettik ve oradaki fikirler bize gerçekten çok önemli katkılar sunduk. Ortak akılla istişareyle, politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Hem planlamaya hem uygulamaya devam edeceğiz. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Küresel ekonomiye baktığımızda maalesef çok olumlu bir dönemden geçmiyoruz. Salgın sonrası dönem hala devam ediyor. Bir takım etkileriyle devam ediyor. Diğer taraftan jeopolitik maalesef birtakım gerginlikler, hadiseler, ekonomiyi de, dünya ekonomisini de etkiliyor. Ukrayna savaşından Orta Doğu’daki yaşanan gelişmelere varıncaya kadar. Bunların büyüme üzerinde, ekonomik aktivite üzerinde de etkileri var. Son 20 yıllık tarihsel ortalamalara baktığımızda dünya ekonomisi son 20 yılda ortalama 3,6 yıllık ortalama üç nokta altı bir büyüme kaydetti. Ancak geçen yıl itibariyle 3 civarına düştü. Önümüzdeki yıllarda da işte 3.1, 3.2 gibi beklentiler var. Dolayısıyla dünya ekonomisinin tarihi ortalamalarının altında bir büyüme seyri içinde olduğunu görmemiz lazım. Bu dünya ticaretini de etkiliyor. Geçmişte dünya ticareti genelde büyümeden daha fazla olurdu. Ancak gerek ekonomik büyümedeki bu ivme kaybı gerekse diğer birtakım faktörler, dünyada artan rekabet, özellikle batıyla uzak doğu arasındaki rekabet, bir takım siyasi gelişmelerle, korumacılığın daha bir arttığını, bölgesel ittifakların biraz daha ön plana çıktığını ve ticaretin eskisi kadar büyüme kaydetmediğini de görmemiz gerekiyor. Bu bu şartlar içindeyiz” şekline konuştu.
“Orta vadeli programdaki hedefimizi rahatlıkla yakalayabileceğimizi düşünüyoruz”
Konuşmasında devam eden Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim açımızdan en önemli hususlardan özellikle ihracatçı illerimiz açısından ihraç pazarlarımızdaki gelişmeler, büyümeler. Bu açıdan da baktığımızda geçen yıl Avrupa bizim tabii en önemli ihraç pazarımız. Avrupa’daki büyüme, dünya büyümesinin de oldukça altında. İşte yüzde 1’ler civarında, bazı ülkelerde sıfır büyüme, eksi büyüme gibi rakamlarla karşılaştık. Önümüzdeki dönemde de ihraç pazarlarımızdaki büyümenin yüzde iki, iki buçuk civarında olmasını bekliyoruz. Geçmişe göre bir miktar daha iyi ama tarihsel ortalamaların yine maalesef altında. Dolayısıyla dünyada zorlu koşulların olduğu, rekabetin arttığı bir dönemdeyiz bunu hep birlikte görmemiz, analiz etmemiz ve buna göre politikalar geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye’deki makro ekonomik politikalara baktığımızda ise kısaca özetlerken büyüme tarafında oldukça iyi bir performansımızdır. Pandeminin etkilerinin yoğun olarak yaşandığı 2020, 2022 döneminde dünya ekonomisi bu 3 yıllık dönemde sadece yüzde 7 büyürken Türkiye ekonomisi yüzde 20 büyümeyi gerçekleştirdi. Tüm milletin olarak önemli bir performans sergiledi. İhracatımıza istihdamız arttı. Geçen yılın büyümesi henüz tam çıkmış değil. 3 çeyreklik büyümeyi biliyoruz ancak 4’üncü çeyrek biliyorsunuz bu ayın sonunda istatistik kurulumuz tarafından ilan edilecek. 2023 yılının büyümesini hep birlikte görmüş olacağız. İlk 3 çeyreklik dönemde Türkiye ekonomisi yüzde 4.7 bir büyüme kaydetti. Son 20 yıllık yine performansımıza baktığımızda yıllık ortalama yüzde 5.4 büyüme kaydetmişiz. Geçen yılki geçen yıl büyümemizin orta vadeli programa göre 4.4 olmasını öngörüyoruz. Son çeyrekte yüzde 3.7 bir büyüme kaybetmemiz bu hedefi gerçekleştirmemize yetecek. Onu hep birlikte göreceğiz. Ama biz orta vadeli programdaki hedefimizi rahatlıkla yakalayabileceğimizi düşünüyoruz. Önce birtakım göstergelerde. Büyümemiz iyi gidiyor. Dünya şartlarını da dikkate aldığımızda yine dünya büyümesinin üzerinde bir büyüme performansı sergiliyoruz. Bu olumlu bir durum.”
“17’nci büyük ekonomi olduk”
Türkiye’nin ekonomik durumu ile ilgili bilgi veren Yılmaz, “IMF’nin tahminlerine göre 17’nci büyük ekonomi olduk. Satın alma gücü paritesine göre ise 11’inci büyük ekonomi konumundayız. Daha da iyi noktaları inşallah kamuyla özel sektörde hep birlikte yürüyeceğiz. Bir taraftan büyümemizi, istihdamımızı sürdürmeye çalışırken diğer taraftan enflasyonla mücadele ediyoruz. Enflasyonu düşürmek için kararlı bir şekilde ilan ettiğimiz politikaları hayata geçiriyoruz. Para politikamızı güncelledik. Maliye politikamızla kara politikalarımızı bir bütünlük içinde hayata geçiriyoruz. Diğer taraftan önümüzdeki dönem yapısal reformlara yoğunlaşacağız. Verimliliği arttırıcı rekabet gücünü arttırıcı, yapısal reformlarla programımızı çok boyutlu değişik unsurlardan oluşan programımızı hayata geçirmeye devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın da bu programa verdiği güçlü siyasi destek son derece önemli. Dünyanın en iyi planlı programını da hazırlasanız arkasında güçlü bir siyasi irade yoksa bir anlam ifade etmez, raflarda bir doküman olarak kalır. Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle orta vadeli programı bizzat ilan ederek toplumla paylaşarak çeşitli vesilelerle bunun arkasındaki siyasi desteğini ortaya koyarak bizlere büyük bir güç veriyor. Plan altında enflasyonumuz gerçekleşti. Bu yılın Ocak ayında bir miktar yüksek geldi enflasyon. Bunu da geçici bir durum olarak görüyoruz. Genelde Ocak ayında yıllık fiyat ayarlamaları yapılır malum. Bir takım ücret fiyat ayarlamaları da yapıldığı için bunun bir etkisi var. Önümüzdeki aylarda giderek bunun ivme kaybettiğini aylık fazla göreceğiz. Yıllık etkisini ise 2024’ün ortalarından itibaren daha net bir şekilde görmüş olacağız. Program etkisini, yıldız etkisini yıllık bazda yansımasını net bir şekilde görmüş olacağız. Kararlı bir şekilde mücadelemiz sürüyor. Tabii ki bunu yaparken restorasyona da düşmek istemiyoruz. Dünyanın da problemi bu. 2025’te bunun etkileri çok daha net ortaya çıkacak. Yüzde 15’ler civarında orta vade programımızda öngördüğümüz enflasyon 2026’da ise yeniden tek haneli rakamları yakalayacağız . Bunun planını, programına yol haritasını ortaya koymuş durumdayız. Adım adım hedefimize gideceğiz. Bu bir süreç. Bir günde hemen çok kısa vadede beklememek gerekir. Adım adım bu sonuçları elde edeceğiz ve hep birlikte bunları göreceğiz” ifadelerini kullandı.
“2024 yılına iyi başladık”
Cari işlemlerin temel sorun olduğuna da dikkat çeken Yılmaz, “Aslında cumhuriyet tarihi boyunca baktığımızda kalkınmamız yönündeki en büyük tarzlardan bir cari açıkla çalışır. Malum enerjiye bağımlı bir ülkeye ithal ediyoruz. Ama başka bir takım tedbirlerle hem enerji sektöründeki politikalarımızda hem de genel olarak döviz kazandırdığı faaliyetleri teşvik ederek bu yapısal sorunumuzun da üstesinden gelme gayreti içindeyiz. Orta vadeli programımızı yaparken bunu en temel meselelerden biri olarak ortaya koyduk. Yılın geçen yılın ikinci yarışında bu yönde olumlu sonuçlar almaya başladık. Yıl ortasında 60 milyar dolarlar seviyesinde çıkan cari açığımız yıl sonu itibariyle 45.2 milyar gibi bir rakama geriledi. Bu gerilemenin devam edeceğini düşünüyoruz. Burada tabii ihracatçılarımıza ben tebriklerimi iletmek istiyorum. Şükranlarımı sunmak istiyorum. Bu sonucun elde edilmesinde ihracatçılarımız ve turizmcilerimizin çok ciddi katkısı var. Turizm gelirlerimizde 54. 3 milyarı yakaladık. Bu yıl hedefimiz 60 milyon turist, 60 milyar dolar turizm geliri. Bu da cari açığımıza ciddi katkılar sunacak. Portföy yatırımlarında yine olumlu bir gelişme görüyoruz. 2022’yılında 13,7 milyar dolar çıkış varken 2023’te nette 8,34 milyar dolar değerinde bir giriş gerçekleştiğini görüyoruz. Dünyadaki konjonktüre de baktığımızda özellikle yılın ikinci yarışında gelişmiş ülkelerin para politika değişimle de birlikte gelişmekte olan ülkelere dönük sermaye hareketlerinin artması bekleniyor. Uluslararası kurumlar da bunu bekliyorlar. İnşallah izlediğimiz politikalarla Türkiye bu artan sermaye hareketinden hak ettiği payı alacaktır. Dış ticaretimizden, ihracatımızda baktığımız zaman yine tarihi bir seviyeyi yakaladık. Bu orta vadeli programdaki tahminimizin bir miktar üstünde.2024 yılına da ocak ayında iyi başladık. İhracatımız 3.6 bir artış gösterdi. İthalatımız ise yüzde 22 oranında bir azalış gösterdi. Buda cari işlemler dengemize ticaret kanalıyla önemli bir katkı oluştuğunu gösteriyor. Merkez Bankamızın rezervleri güçleniyor. Yine geçtiğimiz Mayıs ayında 98 milyar dolarlara kadar düşmüştü. 145 milyar dolarlara kadar yükseldi. Son dönemde bir düşüş var. Yine de 135 milyar dolar seviyelerini koruyor. Burada bu konuları mevzuattaki çözülmenin özellikle ocakta yoğun olmasının bir miktar etkisi var. Ama rezervlerimizi biz güçlendirmeye önümüzdeki süreçte de devam edeceğiz. Kur korumalı mevzuatta ciddi bir çözülme var gerçekten. Rakamlarda da bunu görüyoruz. O günün ihtiyaçlarına göre yapıldı. 9 Şubat’tan itibaren rakamları söyleyebilirim. 2 trilyon 368 milyar TL’ye kadar geriledi” diye kaydetti.
“Mersin’in ihracatta ciddi bir ivme yakaladığını görüyoruz”
Mersin’in ihracat açısından tebrik ve teşekkür ettikleri bir il olduğuna değinen Yılmaz, “Mersin’in ihracatta ciddi bir ivme yakaladığını görüyoruz. Bendeki rakamlara göre 2018 yılında 2.8 milyar dolarken 2023 yılında 7.7 milyar dolara yükselmiş durumda. Çok ciddi bir yükseliş. Hele hele az önce saydım şartların yaşandığı bir ortamda. İhracatımızın öncü illerinden biri sürükleyici illerinden biri olduğunu Mersin rakamlarla ortaya koymuş durumda. Tebrik ediyoruz gerçekten. Önümüzdeki dönemde de inşallah yeni politikalarımızın öncü illerinden biri olmaya merhum devam edecek. Bu bölgemiz Mersin, Adana ekseninde baktığımızda lojistik anlamda da çok ciddi avantajlara sahip bir bölge. Rekabet potansiyeli çok yüksek. Bu bölgeyi bu anlamda önümüzdeki dönemde daha fazla değerlendireceğiz lojistik imkanlarını daha da ileriye taşımak için bir gayret içinde olacağız. Bu da ülkemizin ihracat performansını daha üst noktalara taşınacak diye inanıyoruz. Bu kapsamda yıllardır heyecanla yapımı beklenen Çeşmeli, Erdemli, Lifke, Taşucu, Ortayolu Projesi’ni hayata üzere çalışmalara başladık. Bu otoyol önemli bir farklılık oluşturacak bölgemiz için. Yine en öne çıkan projelerden biri. Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep hızlı tren projesi. Bunun hayata geçmesiyle 6 saat 23 dakika olan seyahat süresini 2 saat 15 dakikaya düşürecek. İşte bu projeler bölgemizin kendisini değiştirecek. Yine Doğu Akdeniz bölgesi en stratejik bölgelerden biri. Buranın orta Doğu ve Orta Asya ülkelerine çıkış kapısı olmasının ve ihracat imkanlarının gelişmesi için yeni liman inşası konusu üzerinde de çalışmalar yapıyoruz. Bir yandan kalkınma yolu dediğimiz Basra körfezine kadar inen Irak’ı boydan boya geçen çok stratejik bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bunun da tabii limanlarımıza entegrasyonu bu bölgemiz için de yeni açılımlar ve yeni fırsatlar oluşturacaktır diye inanıyoruz. Hava yolu alanında da nihayet Çukurova Bölgesel Uluslararası Havalimanı’mız tamamlandı diyebiliriz. Artık gün sayıyoruz açılışı için. Bu havalimanımızın devreye girmesinde, havayolu anlamında da bölgemiz farklı bir üstünlük kazanmış olacak. Merkezi idare olarak toplam 98 milyar liralık son 20 yılda yatırım gerçekleştirmişiz. Türkiye yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz inşallah” diye konuştu.
“Kurla ilgili hükümet olarak ne bir tahminimiz var ne de bir hedefimiz var”
Döviz kurlarıyla ilgili bir soruyu da yanıtlayan Yılmaz, “Kurla ilgili şunu ifade etmek isterim. Biz serbest kur rejimi uyguluyoruz. Dolayısıyla kurla ilgili hükümet olarak ne bir tahminimiz var ne de bir hedefimiz var. Serbest piyasa da oluşur diyoruz kur. Sadece Merkez Bankamız kanundan da gelen yetki ve sorumlukla spekülatif hareketliliklere müdahale ediyor. Piyasa bozucu bir takım faaliyetler olduğu zaman bunun önüne geçmek için çaba sarf ediyor elindeki araçlarla. Bunun ötesinde kur piyasa da belirlenir diyoruz. Arz ve taleple belirlenir diyoruz. Ama son dönemlerde hepiniz yaşayarak görüyorsunuz ciddi bir istikrar oluşmuş durumda. Kurdaki hareketliliği değerlendirirken nominal ve reel kuru ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Enflasyonun olduğu bir ortam da nominal kurun belli bir oranda artışı normal karşılanmalı. Real anlamda baktığımız da son dönemde TL’nin bir miktar değer kazandığını görüyoruz. Bunu da tespit etmemiz lazım. Biz şunu düşünüyoruz. İhracatın artışında asıl belirleyici olan dış pazarlardaki talep. Talep geliştikçe, yeni pazarlara girildikçe ihracatçılarımızı farklı desteklerle destekledikçe kurdaki gelişmeler ne olursa olsun ihracatımızı arttıracağımıza inanıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. – MERSİN
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, İHA muhabirine ekonomi gündemine ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Avdagiç, iş dünyası olarak kurun gerçekçi bir patikada ilerlemesinin Türkiye’nin ihracatla ilgili hedeflerine ulaşmasında önemli olduğunu belirterek, “İş dünyasının en acil çözüm beklediği 3 sorunu var. En önemli konu, Türkiye’nin ihracatla ilgili hedeflere ulaşma konusunda asla takılmaması lazım. Bunun için en önemli konulardan bir tanesi, kurun gerçekçi olması. Burada kurun yükselmesini veya düşmesini söylemiyorum. Bize göre kurun gerçekçi olmasının en önemli göstergesi, enflasyon artışıyla kur artışı arasındaki korelasyonun bozulmaması” dedi.
Avdagiç, dövizdeki ani hareketin enflasyon ile kur artışı arasındaki korelasyonu bozduğunu vurgulayarak, iş dünyasının ‘makul ve dengeli bir kur seyri’ beklediğini vurguladı.
Avdagiç, “2023 yılına dolarda 19 lirayla başladık, yaklaşık 29 lirayla bitirdik ama yıl içinde kabaca demek ki her ay 0,9 liralık bir artış var. Aritmetik olarak, ama öyle olmadı. Dolar 5-6 ay 19 lirada gitti, sonra çok hızla 27-28’e çıktı. Daha evvelki dönemlerde de aynı bu şekilde hızlı çıkışlar oldu. Dolayısıyla hala bizim genlerimizde dövizin ani değişikliklerine karşı bir savunma mekanizması var iş dünyasında. Bu beklentinin ortadan kalkması çok önemli. Çünkü buna bağlı olarak insanlar tasarruflarını daha çok TL’de değerlendirecekler, daha çok öngörüde bulunup, değerli para cinsinden kredi ihtiyaçlarını karşılayabilecekler. Bizim şu anda beklentimiz, makul ve dengeli bir kur artışı. Burada ağırlıklı olarak belki her zaman enflasyon yüzde 40 ise kur yüzde 40 olmasa bile yüzde 36 arttığı zaman korelasyon bozulmamış demektir. Ama enflasyonun yüzde 40 olduğu yerde kur yüzde 20 artarsa, kurun ihracat üzerinde bir etkisi yoktur söylemini asla doğru bulmuyoruz. Biz bu çizgideyiz” şeklinde konuştu.
“Gerçekçi ve istikrarlı bir kur olmasını istiyoruz”
Kur ile ilgili rakam telaffuz edilmesinin tehlikeli olduğunu ifade eden Avdagiç, “Bana göre “kur şu kadar” olmalı söylemi tehlikeli. Dövizin 30 lira olduğu yerde, 40-45 lira olsun demek çok ciddi bir zıplama anlamına geliyor. Hızlı artış da hızlı iniş de sizi çarpar. Bu nedenle biz gerçekçi, istikrarlı, enflasyonla korelasyon içinde bir kur olmasını istiyoruz. Biz hiçbir zaman rakam telaffuz etmiyoruz, bunun doğru olduğunu da düşünmüyorum. Mesela doları 25’e düşürürdünüz; o zaman enflasyon da düşer, ihracat da. Ama ithalat patlar. Sonra dış ticaret açığını nasıl yöneteceksiniz. Yani o zaman yıllardır çözemediğimiz problemi daha da derin bir hale getirmiş olacaksınız.” diye konuştu.
“Enflasyonu çok hızlı şekilde tek haneye indirmemiz lazım”
İTO Başkanı Avdagiç, son dönemde kredi maliyetlerinin yükseldiğine dikkat çekti. “Daha evvel kredilere erişimle ilgili sıkıntı vardı, şimdi ise esas konu kredi maliyetlerinin yüksekliği” diyen Avdagiç, “Şunu da iş dünyası olarak çok net biliyoruz ki, enflasyonda arzu edilen aşağı doğru bir eğilim ortaya çıkmadıkça, kredi faizlerinin geriye düşmesinin, hem Türkiye hem dünya ekonomi realiteleri anlamında bir karşılığı yok. Enflasyonu çok hızlı şekilde tek haneye indirmemiz lazım. Tek haneye indikten sonra da kalıcı olması, hatta daha aşağı gelmesi lazım. Yüzde 9-9,5 bile şu an yüksek bir oran.”
“Birçok konuda sağladığımız ilerlemeleri yeni TCMB Başkanımızla da sürdüreceğiz”
“İş dünyasının daha hızlı ve etkili şekilde ileri gitmesi için gerekli konuları, muhataplarımızla, Bakanlarımızla, ilgili kurumlarla, yerel yönetimlerle paylaşmaya devam edeceğiz” diyen Şekib Avdagiç, “Umudumuzu kaybetmiyoruz. Bizim iş dünyasının temsilcileri olarak hiçbir zaman umutsuz olma lüksümüz de yok, niyetimiz de yok. Özellikle Gaye Hanım’ın kısa kaldığı dönemde bile hem genel hem birebir toplantılarda birçok konuyu kendisine aktardık ve hiç kamuoyuna aktarmadığımız birçok konuda çok net ilerlemeler sağladık. Dolayısıyla yeni TCMB Başkanı Sayın Fatih Karahan ile de aynı süreç devam edecek. Bu makamda olanların bizim gibi iş dünyasının taleplerini dikkate aldıklarını görüyoruz. Tüm Bakanlıklarla iletişim kanallarımız açık, konularımızı aktarabiliyoruz. İş dünyasının önündeki süreçlerde işgücüne ulaşım, yabancı misafirlerimizin istihdam politikasının gözden geçirilmesi gibi birçok konu gündemimizde. Radarımızda sadece enflasyon, TCMB, finansmana ulaşma yok. Çok farklı alanlarda çok sayıda konuyu yetkililere ulaştırıyoruz” şeklinde konuştu.
“Çözüm beklediğimiz ikinci konu; ithalatın cazip hale getirilmemesi”
İş dünyasının acil çözüm beklediği ikinci konunun ise ithalatın cazip hale getirilmemesi olduğunu kaydeden Avdagiç, “İhracatın dengeli büyümeye devam etmesini, ithalatın makul bir şekilde yatay seyirde hatta gerilemeye devam etmesini bekliyorsak, bizim mutlaka ihracatın ithalatı karşılama oranını sürekli bir şekilde yüzde 80’in üzerine çıkarmamız lazım. Kalan yüzde 20’yi de turizm, hizmet ihracatıyla karşılayıp bir denge sağlamalıyız.
Çözüm bekleyen üçüncü konu olarak da yurt içi kaynakların efektif ve doğru yönlendirilmesini işaret eden Avdagiç, “Yurt içi kaynakların efektif ve doğru yönlendirilmesi çok önemli. Çünkü siz bu konuda algıyı ve beklentiyi doğru yönetemezseniz, insanlar dövizde kalmaya devam ederler. Tasarrufları ama bankalarda ama yastık altında dövizde kalmaya devam eder” dedi.
“Ücretliler kesimi üzerindeki vergi ‘aşırı tabana’ yayıldı”
Verginin tabana yayılması konusuna değinen Şekib Avdagiç, bunun iş dünyası üzerinde yeni bir yük oluşturacağını düşünmediğini aktardı. Avdagiç, “Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’e yüzde 100 katılıyorum. Bununla beraber ücretliler kesimi üzerindeki ‘aşırı tabana’ yayılan verginin de, daha rasyonel hale getirilmesi lazım. İşverenin cebinden yıllık çıkan 100 liranın 51 lirası çalışanın eline geçiyor. Çalışan da bu vergi dilimlerindeki durumdan dolayı, hemen ikinci ayda ikinci dilime, dördüncü ayda dördüncü dilime geçiyor. Burada işveren de mağdur oluyor, çalışan da bordroda gördüğü rakamın yüzde 40’ını SGK ve vergi dilimi olarak ödediğini görüyor” diye belirtti.
“Hizmet ithalatı 51 milyar dolar seviyesinde”
Aynı zamanda Hizmet İhracatçıları Birliği’nin (HİB) de başkanı olan Avdagiç, hizmet ihracatında 2023 yılını 100 milyar dolarla kapattıklarını hatırlattı. Avdagiç, hizmet ihracatının yanında ithalatının da rakamsallaştırılıp analiz edilmesi gerektiğine dikkati çekti. Geçtiğimiz yıl hizmet ithalatının 51 milyar dolar mertebesinde gerçekleştiği bilgisini paylaşan Şekib Avdagiç, “Niye bizim ihracatçımız daha çok yabancı lojistik firmalarını tercih etmek zorunda kalıyor. Bunlara yanıtlar arayışında olmalıyız. Mal ihracatı ve ithalatı çok uzun süredir bilinen kavramlar ve yakından takip ediyoruz. Hizmet ihracatı ise yeni bir kavram ama hizmet ithalatı ise kamuoyunun gündemine gelen bir konu değil. Mal ihracatı ve ithalatı nasıl beraber analiz ediliyorsa, hizmet ihracatının ve hizmet ithalatının da aynı şekilde rakamsallaştırılıp sunulması, alt kırılımlarının verilmesi gerekir.
“Ne işte ne okulda 1 milyon genci iş dünyasına çekmeliyiz”
Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de ‘ne işte ne okulda’ olan genç sayısının 3 milyona yaklaştığını ifade eden Avdagiç, “Türkiye’de ‘ne işte ne okulda’ olan gençlerimizin sayısı AB’nin 2,5 katı. 3 milyona yakın gencimiz ne işte ne okulda. Bizim ne yapıp edip Türkiye’de ‘ne işte ne okulda’ olan 3 milyona yakın gencin, 1 milyonunu iş dünyasına çekmemiz lazım. Genç jenerasyonu ama girişimci ama çalışan olarak, sanayide ve ticarette çalışan eleman olarak iş dünyasına katmamız lazım. Bizim jenerasyonun da çok büyük sorumluluğu var. Bu çocukları okuttuk, bunları adeta bir akvaryumda büyüttük. Bu gençler şu anda hala anne-babanın verdiği harçlıkla, çalışmadan, üretmeden, iş dünyasına girmeden hayatlarını sürdürmeye devam ediyorlar. Biz burada ifrat ile tefrit arasında, biraz ifrat tarafındayız gibi. Başka bir ekstrem duruma gidip staj yapmaya gelen çocuğa sadece fotokopi çektirip 4 hafta sonra göndermemeliyiz. Bir öğrenci torna tezgahının, CNC tezgahının başına geçmeden, torna-tesviye bölümünden mezun olmamalı” dedi.
Bu konuda İTO olarak 6 yazılım branşında donanımlı insan yetiştirmek için SoftİTO projesini hayata geçirdiklerini anlatan Avdagiç, “Orada şunu gördük. O sınıflarda arkeoloji doktoralı insanlar da var, lise talebesi de var, lise mezunu da var, üniversite okuyan ama bölümünden memnun olmayan da var, üniversite mezunu da var. Onlara bir kapı açtık, şu anda 2’nci etabı devam ediyor. Bütün mezunlar kapış kapış gidiyor” şeklinde konuştu.
“Tuzla tersaneler bölgesinde kaynakçılar günlük 100 dolar alırken, şimdi 200 dolar talep ediyor”
İTO Başkanı Avdagiç, yetişmiş çalışan sayısındaki yetersizliğe dikkati çekerken, Tuzla tersaneler bölgesindeki kaynakçı sıkıntısını örnek gösterdi. Avdagiç, “Tuzla tersaneler bölgesinde kaynakçılar günlük 100 dolar alırken, şimdi 200 dolar talep ediyor. Artık süreç Uzak Doğu’dan kaynakçı getirme noktasına geldi. Ama biz çocuklarımızı eğitip bu işlere monte edemiyorsak, sistemi gözden geçirmemiz gereken bir durum var demektir. Yeni bakanımız Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla süreci devam ettiriyor. Bence MESEM’leri bugüne kadar yaşanan tecrübelerden olumlu-olumsuz çıktılarını dikkate alarak hızlıca geliştirmeliyiz. Oradan da iyi bir çıktı yakalamamız lazım. Tarihi genlerimizde olan kalfalık, çıraklık yapısını yeniden hayata geçirmeliyiz” dedi.
“Eğitim planlamamızı gözden geçirmeliyiz”
Nitelikli işgücü planlamasında üniversitenin önemli bir konumda yer aldığını belirten Şekib Avdagiç, üniversite konseptinin kendini yenilemesi gerektiğinin altını çizerek, “Eğitim planlamamızı gözden geçirmeliyiz. 81 ilimizin her birinde üniversite var. Bu politikamızı, bölümleri güncellemeliyiz. Evet hekim olmak, mühendis olmak için, hukukçu olmak için üniversite gerekiyor. Ama yazılım sektörü artık 4 yıl tahsil istemiyor. Bazı sertifikalara sahip olup, üzerine de yeni tecrübeleri koyduğunuzda birçok şeyden daha değerli olabiliyor. Örnek veriyorum, bir şef olacaksanız, makul kursları bitirdikten sonra iyi bir şefin yanında yetişmek, 4 yıllık üniversite mezunu olmaktan daha değerli oluyor. ABD ve Avrupa’da da bu eğilim var. Dolayısıyla üniversite konsepti kendini muhakkak yenilemeli” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Yılmaz, Haber Global canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
Gerçek belediyeciliğin halkın taleplerine, beklentilerine karşılık vermek, işine odaklanmak olduğunu belirten Yılmaz, halkın gerçek belediyecilik yapanlar ile belediyeyi kişisel ve ideolojik araç olarak kullananları gayet iyi gördüğünü söyledi.
Yılmaz, Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum’un deprem çalışmalarından sosyal konut çalışmalarına kadar çok başarılı bir geçmişi olduğunu anlatarak, “Sorun çözücü, soruna odaklı bir yaklaşım sergiledi her zaman. İstanbul’un tam da böyle bir yaklaşıma ihtiyacı var. Afetleri, büyük kentsel dönüşüm süreçlerini, dirençli şehirler oluşturmayı konuştuğumuz bir dönemde kafasında başka bir şey olmayan, sadece ve sadece İstanbul’un sorunlarına odaklanmış ve bunlara da somut, gerçekçi çözümler ortaya koyan bir kişiye ihtiyaç vardı diye düşünüyorum ve Murat Kurum’un da bu profile tam anlamıyla uyduğunu düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin afetlere açık bir ülke olduğuna işaret eden Yılmaz, dirençli şehrin, afetlerin risklerini azaltan, toplumu, yapıları, bütün sistemi buna göre kurgulayan şehir anlamına geldiğini ve İBB Başkan adayı Kurum’un programında bunu vurguladığını kaydetti.
Yılmaz, afet risklerini azaltmaya dönük programların hayata geçirilmesi için yerel ile merkezi yönetimin işbirliğine ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, “Merkezi idare, yerel idare demeden aynı hedefe odaklanmamız lazım. Kaynaklarımızı hem politika anlamında, hem finansal kaynaklar, insan kaynakları, altyapı bütün unsurlarıyla işbirliği içinde bu mücadeleyi sürdürmemiz lazım.” diye konuştu.
Metropollerde nüfusu belli ölçüde azaltmaya dönük tedbirlerin önemli olduğunu, ancak özellikle emek yoğun üretimi daha çok Anadolu’ya doğru kaydıracak teşvik politikalarının da çok daha güçlü bir şekilde uygulanması gerektiğini dile getiren Yılmaz, bunun için sadece belli sınırlar içinde değil, bütün coğrafyayı düşünen bütüncül politikalara ihtiyaç olduğunu söyledi.
Yılmaz, yerel seçimlerde vatandaşın, daha derli toplu, ne yaptığını bilen, planı, programı olanlardan ve hizmet odaklı anlayıştan yana olacağını belirterek, muhalefet belediyeciliğine karşı AK Parti belediyeciliğinin seçimlerden çok daha güçlü şekilde çıkacağına inandığını ifade etti.
“Esas olan kendi paramızdan mevduatın tutulmasıdır”
Ekonomideki güncellenmiş politikalarla öngörülebilirliğin arttığını ve bunun sahaya çok hızlı yansıyan sonuçları olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Artan Merkez Bankası rezervi, azalan cari açık, azalan bütçe açığı, bütün bunlar risklerimizi azaltmış durumda. Dolayısıyla CDS dediğimiz risk primimiz düşmüş durumda. Bu da dış borçlanmada Türkiye’yi daha avantajlı; kamusuyla, özel sektörüyle, daha az maliyetle borçlanır hale getiriyor. Kredi derecelendirme kuruluşları da istediğimiz hızda olmasa bile olumlu yönde açıklamalar yapmaya başladılar. Bu giderek daha da iyi noktaya gidecektir.” diye konuştu.
Türk lirasının güçlendiğini, ciddi bir büyüklüğe ulaşan Kur Korumalı Mevduat’ta da (KKM) ciddi bir çözülme olduğunu anlatan Yılmaz, Merkez Bankasının izlediği politikalarla, yapılan düzenlemelerle, finansal piyasalarda istikrarsızlığa yol açmadan, kademeli şekilde KKM’den çıkıldığını, döviz hesaplarında gelişme olmadığını, Türk lirası mevduatın ise arttığını belirtti.
Yılmaz, bunun olumlu bir durum olduğunu söyleyerek, “Esas olan kendi paramızdan mevduatın tutulmasıdır.” dedi.
Yatırım ortamının iyileştirilmesinin yurt içi ve dışındaki yatırımcı için fırsat oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, “Dolayısıyla önümüzdeki dönem biz çok daha fazla doğrudan uluslararası yatırım bekliyoruz. Belli bir fon akışı oldu ama daha uzun vadeli yatırımlar bir süre daha belki politikalarımıza bakıyorlar, hazırlıklarını yapıyorlar. Önümüzdeki dönem özellikle dünyadaki konjonktürle de bağlantılı baktığımızda, Türkiye’ye ciddi bir fon akışı, hem finansal anlamda hem de doğrudan yatırımlar anlamında olacağını görüyorum.” şeklinde konuştu.
“Amacımız hem enflasyonu hem faizleri uzun vadede tek haneli rakamlara düşürmek”
Enflasyondaki gelişmeler olumlu yönde seyrettikçe Türkiye’nin daha farklı bir döneme doğru gideceğini, enflasyonla mücadelede zorlukları ortadan kaldırmanın biraz zaman aldığını dile getiren Yılmaz, “Doğru bir rotaya girdiyseniz, doğru bir hedefe doğru yürüyorsanız her geçen süre sizi hedefinize daha çok yaklaştıracaktır. Dolayısıyla amacımız hem enflasyonu hem faizleri uzun vadede tek haneli rakamlara düşürmek ve bu yönde de bütün araçları, enstrümanları kararlı bir şekilde kullanıyoruz. Bir taraftan Merkez Bankamız araç bağımsızlığı çerçevesinde kendi kararlarını alıyor. Bir taraftan maliye politikamızla biz bunu bütünlüyoruz. Diğer taraftan da üçüncü bir ayağı var bunun; yapısal reformlar.” dedi.
Yılmaz, enflasyonda, yıl ortasından itibaren yıllık bazda, belirgin şekilde düşüş görüleceğini anlatarak, “2025 ise çok daha net bir şekilde bu mücadelenin sonuçlarını gördüğümüz bir yıl olacak. Orta Vadeli Programda yüzde 15 civarında bir beklentimiz var. 2026’da ise asıl hedefimize ulaşacağız. O da tek haneli enflasyon. Türkiye geçmişte başardı. Önümüzdeki dönemde para politikaları, maliye politikaları, yapısal reformlar, etkin bir koordinasyon, kararlı bir tutumla 2026 perspektifinde enflasyonda tek haneyi yeniden yakalayacağız.” diye konuştu.
Kripto paraya ilişkin düzenleme
Kripto paralara ilişkin düzenleme ihtiyacının tüm dünyada hissedildiğini, Türkiye’nin de bu çerçevede düzenleme yapacağını belirten Yılmaz, “Kurumları yetkilendiren, gelişmelere göre nasıl pozisyon alacaklarına ilişkin kanuni bir altyapı oluşturan çerçeve bir düzenleme olacaktır. Bu gri liste açısından da önemli. Gri listede belli şartlar var, ülkelerin karşılaması gereken. Bütün yasal şartları tamamlamış durumdayız. Bir tek bu eksik kalmıştı. Bunu yaptığımız zaman o liste anlamında da olumlu bir adım atmış olacağız.” dedi.
Yılmaz, kayıt dışılıkla mücadelenin sosyal adalet ve haksız rekabeti önlemek açısından önemli olduğunun altını çizerek, özellikle dijitalleşmenin sağladığı imkanlar ve yapay zekayla daha fazla veriye ve risk analizlerine dayalı bir denetim sistemine doğru geçiş yapacaklarını kaydetti.
Türkiye’nin uzay programı açısından 10 yıllık eylem planı yaptığını ve bunu adım adım hayata geçirdiğini belirten Yılmaz, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bu alanda aşamalı olarak çok farklı yerlere geleceğini ve Türkiye Yüzyılı’nda uzayda da varlığını bütün dünya ülkeleri arasında hissettiren ülkelerden biri haline geleceğini söyledi.
“Elimizdeki tüm imkanlarla depremzedelerimizin yanındayız”
Yılmaz, 6 Şubat depremlerinin ardından kalıcı konutlar inşa etmek, altyapıyı rehabilite etmek ve bölgeyi sosyoekonomik açıdan yeniden canlandırmak için çalıştıklarını dile getirerek, konutlarla ilgili kura çekimlerinin şubat ayında başlayacağını ve sürecin devam edeceğini kaydetti.
Deprem bölgesindeki vatandaşlar için fedakarca çalışmaya devam edeceklerini ifade eden Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Elimizdeki tüm imkanlarla depremzedelerimizin yanındayız. Bütçede çok dikkat ediyoruz, çok disiplinli davranıyoruz ama bir konuda hiçbir şekilde kaynak problemimiz yok, o da deprem bölgesi hususunda. Yeter ki teknik çalışmalarımız tamamlansın. Hemen kaynak ayırıyoruz ve gereği neyse hemen yapmaya çalışıyoruz ama kolay değil. Bu tür büyük bir alanda, ihaleler, inşaatlar, teknik süreçler, projelendirmeler, bir rezerv alanda konut yapıyorsunuz diyelim. Oraya yol götüreceksiniz, doğal gaz bağlayacaksınız, elektrik götüreceksiniz, sosyal donatılar yapacaksınız, bütün bu unsurlarıyla planlamak durumundasınız. Dolayısıyla bunu başarıyor Türkiye. Gelişmiş dediğimiz bazı ülkelerde bile afetlerden sonra ne kadar uzun süre rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü biliyoruz. Türkiye bu alanda iyi bir performans ortaya koyuyor. Ağırlıklı yükümüz 2024’te, 2024’te büyük oranda toparlamış olacağız. 2025-2026’da da azalan oranlarda kalan eksiklerimizi tamamlayacağız inşallah ve Türkiye bu depremin yaralarını sarmış olacak.”
“İnsanlık vicdanı Filistinlilerden yana”
Gazze’de bütün insanlığın gözü önünde masum çocuklar, kadınlar, hastalar, mülteciler ve gazetecilerin katledildiğini hatırlatan Yılmaz, dünyada bazı ülkelerin hala bu politikanın yanında durduğunu, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, bu konuda tavrını çok net ortaya koyduğunu, ilk andan itibaren mazlum Filistinlilerin yanında olup, yüksek sesle hakikati haykırdığını söyledi.
Yılmaz, bir an önce ateşkesin sağlanması ve katliamların kalıcı şekilde durması gerektiğini vurgulayarak, 1967 sınırları çerçevesinde egemen, bağımsız, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti kurulmadığı sürece sorunun çözülemeyeceğini kaydetti.
Türkiye’nin bu konuda garantörlük dahil olmak üzere ne gerekirse yapmaya hazır olduğunu vurgulayan Yılmaz, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı “soykırım” suçlamasıyla dava açtığını anımsattı.
Yılmaz, şöyle devam etti:
“Şu anda bir hesap verme sürecine İsrail yönetimi girmiş durumda. İnsanlık bir imtihandan geçiyor. Çok şükür insanlığın çoğu sokaklara baktığınızda Birleşmiş Milletlerdeki oylamalara baktığınızda insanlık vicdanı Filistin’den yana, Filistinlilerden yana ama maalesef dünyadaki güç yapılanması ve uluslararası kurumların zaafı nedeniyle bu acı hadiseler devam ediyor. Burada da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya 5’ten büyüktür’ mottosunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk.”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye’nin her zaman haklının ve mazlumun yanında olduğunu ve er geç Filistin’in kazanacağına inandığını kaydetti.
]]>Türkiye Garanti Bankası A.Ş., 31 Aralık 2023 tarihli finansal tablolarını açıkladı. Bankanın konsolide finansal tablolarına göre, 2023 yılı net karı 86 milyar 907 milyon 216 bin TL oldu. Aktif büyüklüğü 2 trilyon 201 milyar 713 milyon 095 bin TL seviyesinde gerçekleşirken, ekonomiye nakdi ve gayri nakdi krediler aracılığıyla sağladığı destek ise 1 trilyon 613 milyar 753 milyon 675 bin TL oldu. Fonlama bazını dinamik bir şekilde yöneten Garanti BBVA’nın fonlama kaynakları içindeki en büyük ağırlığı yüzde 73 ile müşteri mevduatları oluşturmaya devam etti. Müşteri mevduat tabanı 2023 yılında yüzde 77 büyüme ile 1 trilyon 602 milyar 608 milyon 112 bin TL oldu. Bankanın sermaye yeterlilik oranı yüzde 16.5, özkaynak karlılığı yüzde 44.5, aktif karlılığı ise yüzde 4.9 seviyelerinde gerçekleşti.
Konuyla ilgili bilgi veren Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “2023 yılı, Mayıs seçimleri öncesi ve sonrası olarak ayrışan, iki farklı ekonomik politikanın uygulandığı bir yıl oldu. Her iki dönemde de bankacılık sektörünün rotasını makro-ihtiyatı önlemler ve regülasyonlar belirlerken, kur korumalı mevduat bankaların temel odak noktası halindeydi. Seçime kadar kur korumalı mevduata geçiş, seçim sonrasında ise kur korumalı mevduattan Türk Lirası mevduata dönüş sektörün ana gündemiydi. Ancak, bankalar bu iki farklı dünyaya kendilerini hızlıca adapte etmeyi başardı. Bununla birlikte karlılık ve marj yönetimi sektörde temel sorun olarak devam etti. Sermaye getirileri, geçtiğimiz son birkaç yılda olduğu gibi enflasyonun ve diğer sektör sermaye getirilerinin oldukça altında kaldı. 2023, sorunlu kredilerde son dönemlerin en düşük artışına sahne oldu. Ancak yılın ikinci yarısında belirgin bir dengelenme görülmeye başladı ve 2024 risk maliyetlerinin de normalleştiği bir yıl olacak.” dedi.
Baştuğ sözlerine şöyle devam etti: “Seçim sonrasında politika değişimi ile yaşanan sadeleşme, KKM bakiyesinin düşmesi, kur ve faizin öngörülebilirliği, kredi derecelendirme kurumlarından gelen pozitif adımlar ve normalleşmeye başlayan ülke risk primi ile artan yabancı ilgisi 2023 yılının son döneminde olumlu faktörler olarak öne çıktı. Mart ayındaki yerel seçimden sonraki dört yıl boyunca ülkede bir seçim olmayışı enflasyonla mücadeleye yönelik politikaların uygulanmaya devam edeceğine dair beklentimizi destekliyor.”
Baştuğ bilanço büyümelerinin bundan sonra dijitalleşmeyle de şekilleneceğini vurgulayarak, “Ulaştığımız hacimsel ve adetsel büyüklüklerde dijitalleşmenin önemli bir katkısı var. Şubelerimizde yetkin çalışma arkadaşlarımız her geçen gün daha nitelikli ve danışman yönlerini daha fazla ortaya koyan hizmetler sunarken, kitle yönetimi ve operasyonel işlemler yapay zeka teknolojileri ekseninde yürütülüyor. Garanti BBVA olarak bugün makine öğrenmesinden derin öğrenmeye çok farklı algoritmalarla kurulmuş, pazarlama ve satış, fiyatlama, fraud, kredi değerlendirme, müşteri memnuniyeti gibi alanlarda yüzlerce modelimiz bulunuyor. Önümüzdeki dönemde ise üretken yapay zeka teknolojisi hayatımızda olacak. Mevcut verileri analiz etmenin ötesinde, yeni veri üreterek yeni içerik ortaya koyabilen üretken yapay zeka ile daha geniş bir müşteri tabanına daha yüksek kalitede hizmet sunabileceğiz. Hedefimiz; mobil uygulamamız içerisinde yer alan akıllı asistanımızı, müşterilerimizin ihtiyacını anlayan ve onları proaktif önerilerle yönlendiren, kişisel bir asistana dönüştürmek. Aynı zamanda çalışma arkadaşlarımızın ve yeni yeteneklerin mutlu ve üyesi olmaktan gurur duydukları kurum olmaya devam ederek, müşteri mutluluğunu çok daha yükseğe taşımak” ifadelerini kullandı.
Baştuğ, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yaşına tanıklık eden şanslı bir kitle olduğumuzu hatırlatarak sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye Cumhuriyeti gayri safi milli hasılası 1 trilyon doları bulan ülkeler arasına girdi. Cumhuriyet’in değerlerinden ilham alan en büyük özel sektör bankalarından biri olarak ekonomik ve toplumsal kalkınma için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Bizi bu yolculukta destekleyen ve bize güvenen, başta müşterilerimiz olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.” – İSTANBUL
]]>Çakar, Ziraat Bankasının İstanbul Finans Merkezi’ndeki genel müdürlük binasında düzenlenen toplantıda, ekonomi ve bankacılık sektöründeki gelişmeleri değerlendirdi, 2024’e ilişkin beklentilerini paylaştı.
Türk bankacılık sektörünün büyüklüğünün 23,5 trilyon lira olduğunu, bunun 2,5 trilyon lirasının öz kaynak, 4,5 trilyon lirasının mevduat dışı kaynak, 15 trilyon lirasının da mevduattan oluştuğunu bildiren Çakar, Türk bankacılık sektörünün çok sağlam bilançoya sahip olduğunu vurguladı.
Kur korumalı mevduat (KKM) hariç Aralık 2022’de TL mevduatın toplam mevduat içerisindeki payının yüzde 38 olduğunu, yüzde 33 seviyelerine inmesinden sonra Haziran 2023’ten bu yana 9 puanlık artış kaydedildiğini, bugün itibarıyla da yüzde 42 seviyesinde bulunduğunu aktaran Çakar, TL’ye dönüş noktasında net bir iyileşme gördüklerini ifade etti.
Yabancı paranın toplam mevduat içerisindeki payının Aralık 2022’de yüzde 46 iken, bugün itibarıyla yüzde 40’a düştüğünü bildiren Çakar, şunları kaydetti:
“KKM ve dövizden dönüşümlü kur korumalı mevduat (DDM) toplamı bugün itibarıyla 88-89 milyar dolara düştü. Bir ara 3,4 trilyon lira, yani 126 milyar dolara kadar çıkmıştı. Bugün itibarıyla payı yüzde 16,8’e düştü. TL KKM’nin toplam mevduat içerisindeki payı yüzde 5’e düştü. Muhtemelen bu ay sonu ya da gelecek ay TL KKM bitmiş olur. Halihazırda DDM’nin yüzde 15-20’si standart TL mevduata geçiyor. Merkez Bankası; kur üzerindeki baskı, rezerv hususları dikkate alındığında DDM’nin hemen hızlı bir şekilde bitmesini istemiyor. 2025 yılında DDM’yi konuşmuyor olacağız. DDM tedrici olarak yavaş yavaş azalarak gündemimizden çıkacaktır.
2025 yılında TL’nin tekrar olağan mekanizmasına, mecrasına döndüğünü göreceğiz. Bugün itibarıyla TL çok cazip bir üründür, iyi kazandıran bir üründür. TL, şu anda doğru bir enstrümandır ve çok cazip noktada. Şu anda 2024 yılında TL, en doğru enstrüman gibi gözüküyor.”
Sektörün likit varlıklarının 5 trilyon lira civarında olduğunu belirten Çakar, likit varlıkların bu kadar yüksek olmasının temelinde zorunlu karşılıkların olduğunu, zorunlu karşılıkların banka bilançolarının yüzde 15-16’sına tekabül ettiğini söyledi.
Çakar, “Zorunlu karşılıklar, bankacılık sektörü için net bir maliyettir. Maliyet vererek, faiz vererek aldığımız mevduatı şu anda Merkez Bankasında zorunlu karşılık tuttuğumuzda herhangi bir faiz almıyoruz. Zorunlu karşılıklarda en azından bir miktar faiz verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü zorunlu karşılık olarak tutulan miktarın payı artmış durumdadır. Bu konudaki talebimizi de ısrarla iletiyoruz. O konudaki müzakerelerimiz devam ediyor.” diye konuştu.
Çakar, sektörün enflasyona endeksli kağıtlara iştahının kalmadığını, daha çok sabit faizli kağıtlar istediğini de ifade etti.
Kredi kartlarında düzenleme beklentisi
Geçen yıl kredilerin 11,6 trilyon lira olarak şekillendiğini, 12 aylık değişime bakıldığında kredilerdeki büyümenin 2023 sonunda yüzde 54 olduğunu ifade eden Çakar, “Kredilerde Haziran 2023’te büyüme oranı yüzde 59’du. Yılın ikinci yarısında kredilerde bir yavaşlama söz konusu. Bu özellikle TL kredilerde net olarak görülüyor.” dedi.
Ayrışan tek kalemin kredi kartı olduğuna işaret eden Çakar, “Kredi kartları harcamalarındaki artış göze çarpmaktadır. Kredi kartı harcamalarına ilişkin enflasyon etkisini de yönetmek adına burada bir düzenleme olabileceği kanaatindeyim. Bunun birkaç tane yöntemi var; faiz oranı, taksit sınırlaması ya da kişinin harcayabileceği tutar konusu… Bu konuda bir aksiyon alınacağı kanaatindeyim.” diye konuştu.
Çakar, 2023’te KOBİ, ihracat, imalat sanayisi ve tarım kredilerinin payında artış olduğunu vurgulayarak, konut kredilerinin düştüğünü, taşıt ve ihtiyaç kredilerinin yatay bir seyir aldığını, kredi kartlarının çok ciddi bir artış eğilimi içerisinde olduğunu gördüklerini söyledi.
Aktif kalitesinde oranın bugün itibarıyla 1,65 olduğunu bildiren Çakar, takipteki kredi oranının makul ve yönetilebilir düzeyde olduğunu kaydetti.
Çakar, “Parasal sıkılaşma ve finansman maliyetleri dikkate alındığında önümüzdeki dönemde takip oranlarının bir miktar artacağını söyleyebiliriz. Bu, asla kredi kalitesinin çok bozulduğu ve bozulacağı anlamına gelmiyor. Bankacılık sektöründeki aktif kalitesi asla bozulmayacak ama makul bir artış olacak. Çok negatif bir durum beklemiyorum.” diye konuştu.
“Bilanço sağlığını koruma noktasında bir zafiyet yok”
TBB Yönetim Kurulu Başkanı Çakar, sektörün, tahsili gecikmiş alacaklar için yüzde 80 oranında özel karşılık ayırdığını belirterek, “Yakın izlemede, yani ikinci grupta sınıflandırılan krediler için ise yüzde 32 civarında karşılık ayırmış durumdayız. Tecrübemiz yakın izlemedeki, yani ikinci gruptaki kredilerin yüzde 20’sinin takibe gittiği yönündedir ama sektör yüzde 32 oranında karşılık ayırmış durumda. Bu anlamda bilanço sağlığını koruma noktasında bir zafiyet yok.” dedi.
Türk bankacılık sektöründe yapılandırılmış kredi tutarının 503 milyar lira olduğunu, bunun da toplam kredilerin yüzde 5’ine tekabül ettiğini bildiren Çakar, kredi kalitesine bakıldığında, takip oranının bir miktar artacağını, bunun yönetilebilir durumda olduğunu, bilanço itibarıyla da baskı yaratacak bir durumda bulunmadığını söyledi.
“Finansal erişim noktasında sorun yok”
Finansal erişim noktasında sıkıntı olmadığını, özellikle TL tarafında KKM ve kredi talebinde yaşanan yavaşlama dolayısıyla TL likiditede artış yaşandığını dile getiren Çakar, şunları kaydetti:
“Son zamanlarda yabancı para kredi konusunda talep var. Firmalarımız yabancı para kredi kullanıyor. Döviz kazandırıcı geliri olana döviz kredisi verebiliyoruz. Çok doğru bir düzenleme. Finansal erişim noktasında sorun yok. Bu finansman maliyetleri, yatırımı zorlaştıran finansman maliyetleridir ama biz bir geçiş aşamasındayız. Yatırım yapacak olan müşterilerimizin bugünden itibaren fizibilitelerini, altyapılarını, hazırlıklarını doğru yapmaları önemlidir. Yılın ikinci yarısı itibarıyla faiz eğrisi aşağı yönlü olacak, değişken faizli olarak önümüzdeki dönem itibarıyla yatırım kararlarını almaya başlayabilirler. Bu yılın sonu ve gelecek yılın başı itibarıyla da çok rahat yatırım yapılabilir bir dönem yakalayacağız inşallah.”
Türkiye’nin büyümesinin finansmanını bankacılık sektörünün yaptığını, yüzde 35-40 civarındaki kredi büyümesinin Türk bankacılık sektörü için normal olduğunu belirten Çakar, 2025’te faizlerin aşağı yönlü olacağını söyledi.
Sektörde sermaye yeterlilik oranının yüzde 18 civarında olduğunu hatırlatan Çakar, bir soru üzerine, enflasyon muhasebesi uygulandığında bankaların sermaye yeterlilik rasyolarına 100 baz puanlık olumlu katkıda bulunacağını ifade etti.
“Makroihtiyatı tedbirlerin önümüzdeki dönem itibarıyla kademeli olarak kaldırılacağını düşünüyorum”
Bugün itibarıyla sermaye anlamında sıkıntıda olan bir banka bulunmadığını vurgulayan Çakar, Merkez Bankasının makroihtiyatı tedbirlerinin önümüzdeki dönem itibarıyla kaldırılacağını düşündüğünü kaydetti.
Çakar, “Makroihtiyati tedbirlerin 2025 yılında gündemimizde olmayacağını düşünüyorum. Bunun takvimini belirleyecek olan Merkez Bankası rezervleri, uluslararası konjonktür, enflasyonun durumudur. Rezerv kompozisyonu, önümüzdeki dönem itibarıyla makroihtiyati tedbirlerin kaldırılması, normalleştirilmesi ve sadeleştirilmesi konusunda belirleyici olacak. Artık piyasada hayat normalleşiyor. Bizim gündemimiz artık iş olmalı. Yılın ikinci yarısı itibarıyla Türk bankacılık sektöründeki gündemin artık müşteri, iş, bilanço, proje olacağını düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
Bireylerin döviz talebinin normal seyrinde olduğunu belirten Çakar, düşük faiz ortamında şirket bilançolarının çok iyileştiğini, o dönem bazı firmaların da yeniden yapılandırma ile ülke ekonomisine kazandırıldığını söyledi.
Futbol kulüplerinin borçlarının yapılandırılmasına ilişkin bir soru üzerine Çakar, yapılandırmanın devam ettiğini, şimdiye kadar taksitleri aldıklarını bildirdi. Çakar, “Bazı kulüplerde borçların tamamının neredeyse ödenmesi noktasına gelmiş durumdayız. Futbol kulüplerinden paramızın tahsilinde sorun yaşanmasını öngörmüyoruz.” dedi.
“Enflasyonun üzerinde bir kur beklentisi olmayacak”
Alpaslan Çakar, yaptırımlara ilişkin görüşmelerinin olup olmadığının sorulması üzerine, bankacılık sektöründe uyum mekanizmasının çok iyi olduğunu vurgulayarak, “Türk bankacılık sistemindeki tüm bankalar bu kural setine uygun hareket ediyor. Tamamen uluslararası normlarla tam entegre hareket ediliyor. Uluslararası normlara muhalif bir pozisyon alma durumu hiçbir zaman söz konusu olmadı.” diye konuştu.
Rusya- Ukrayna Savaşı’nın etkilerinin uzun süre devam edeceğini düşündüğünü ifade eden Çakar, “Onun için ülkeler arası ticari ilişkileri korumak önemli ama kural seti içerisinde hareket edeceğiz.” dedi.
Çakar, TL’nin cazip olmasıyla ilgili, “TL niye cazip? Çünkü dövize yatırım yapmanın önümüzdeki dönem itibarıyla TL’den daha fazla getiri sağlamayacağı konusunda genel bir kanaat oluşmaya başladı. Yani enflasyonun üzerinde bir kur artışı beklentisi olmayacak. Borsa çok ciddi bir yatırım aracı. TL cinsinden faiz oranı, doğru bir alternatif olmaya başladı.” değerlendirmesinde bulundu.
“Ziraat Bankası olarak dijital banka kuruyoruz”
TBB Yönetim Kurulu Başkanı Çakar, öz sermaye karlılığının yüzde 30 civarında olacağını öngördüklerini belirterek, enflasyona endeksli kağıtlar dolayısıyla karlılıkta özellikle ilk yarı itibarıyla azalma olacağını, vade yapısı nedeniyle faiz giderleri artarken kredi gelirlerinin eş oranlı artmadığını, bunun ilk yarıda karlılıklar üzerinde bir baskı yaratacağını söyledi.
Finansal kapsayıcılığın iyi olduğunu, henüz bankacılık sektörüyle tanışması gereken yüzde 10-15 civarında müşteri kitlesi bulunduğunu, bunun ciddi bir potansiyel oluşturduğunu, bu kesimin de finansal sisteme katılmasıyla bilanço büyüklüklerinin daha da artacağını vurgulayan Çakar, dijital bankacılığın önemine işaret etti.
Çakar, “Ziraat Bankası olarak şimdi dijital banka kuruyoruz. Faaliyet iznini inşallah kısa zaman içerisinde alacağız. Belli bir noktaya kadar geldi. Yazılımı bitirdik. Kuruluş izni almıştık. BDDK denetimleri başlayacak.” dedi.
Aralık 2023’te uzaktan müşteri ediniminin şubeden müşteri edinimini geçtiğini aktaran Çakar, Ziraat Bankasında 15 milyon müşterinin internet ve mobil bankacılığı kullandığını söyledi. Çakar, banka müşterilerinin yüzde 7’sinin şube kapısından içeri girdiğini belirtti.
Çakar, Ziraat Bankası olarak tarımsal kredilerde 450 milyar liraya ve 1 milyon müşteriye ulaştıklarını bildirdi.
(Bitti)
]]>Tüm Eczacı İşverenler Sendikası, (TEİS) bazı ilaçların bulunamadığına dikkat çekerek, “Kış döneminde, özellikle enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotikler ve antigribal ilaçlar gibi mevsimsel ilaçların büyük bir kısmı eczanelerimize sınırlı miktarda temin edilebilmekte, bazı ilaçların ise eşdeğerleri olmadığından hiç tedarik edilememektedir. 2024 yılına eczacılar ilaç yokları ve ekonomik sorunlarla mücadele ederek girdi. İlaç fiyatlarının belirlenmesinde kullanılan ve artık sistemin sağlıklı çalışmasını sağlamayan düşük ve sabit kur uygulamasından vazgeçilerek sektörün tüm paydaşlarının kabul edeceği yeni bir ilaç fiyatlandırma sistemine geçilmelidir” açıklamasını yaptı.
Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) bugün yaptığı açıklamada, yeni yılda da ilaç yokluğunun arttığına ve ilaç ücretlerinin pahalılığına dikkat çekti. TEİS tarafından yapılan yazılı açıklama şöyle:
“İlaç fiyatlarının hesaplanmasında kullanılan avro kurunun, son beş yıldır gerçek piyasa değerinin yarısı seviyesinde sabitlenmiş olması ve pandemi sonrası artan ham madde, ambalaj ve nakliye maliyetleri, özellikle ithal ilaçların ülkemize girişini ve yerli ilaçların üretimini zorlaştırıyor. Bu durum, ilaçların bulunabilirliği ve ulaşılabilirliği konusunda ciddi sorunlar yaşamamıza sebep oluyor.
Kış döneminde, özellikle enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotikler ve antigribal ilaçlar gibi mevsimsel ilaçların büyük bir kısmı eczanelerimize sınırlı miktarda temin edilebilmekte, bazı ilaçların ise eşdeğerleri olmadığından hiç tedarik edilememektedir. Bu güncel soruna ek olarak, sürekli kullanım gerektiren Parkinson, göz damlası, tansiyon ve kolesterol ilaçları gibi çeşitli kronik tedavilerde kullanılan ilaçlarda da benzer sıkıntılar yaşıyoruz. Bazı ilaçlar ya hiç bulunamıyor ya da eczanelerimize yalnızca sınırlı miktarda ulaşıyor.
Eczanelerde, eksik ilaçlar nedeniyle beklemekte olan ve ‘açık reçeteler’ olarak adlandırdığımız reçetelerin sayısı her gün artmakta olup hastalarımız sürekli olarak ‘İlacım geldi mi’ diye bize, biz de ecza depolarına her gün sormaktayız. İlaç firmaları, bazı ilaçlarda kamuya yapmaları gereken iskontoları eksik yapıyor veya hiç yapmıyor ya da yapmaları gereken iskontoyu da eczacılardan tahsil edip daha sonra kendi belirledikleri koşullar altında ödemeyi vaat ediyorlar. Öte yandan, dağıtım kanallarının eczacıların vade ve iskontolarını azaltıp, SGK’nın eczanelere yapacağı geri ödemelerden 60 gün önce ilaç bedellerini tahsil etmeye başlamış olması da yaşanan sorunlara bir başkasının eklenmesine neden oldu.
Ülkemizdeki ilacın geri ödemesinin yaklaşık yüzde 90’ının SGK tarafından yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, emeğinin birikimi rafındaki ilacından başka sermayesi olmayan eczacıların 90 günde alacağı parayı 60 gün öncesinde ödeyerek ilaç ve eczacılık hizmetini sürdürmesinin beklenmesi ekonomik gerçeklere aykırı bir durumdur. İlaç fiyatlarında kur güncellemesi nedeniyle yaşanan artışa karşın, İlaç Fiyat Kararnamesi’ndeki eczacı kar oranlarını belirleyen baremlerin güncellenmemesi, eczacıların resmi karlılığını azaltmaya devam ediyor. Ayrıca, eczacılara hizmet bedellerinin artık kullanılmayan ‘kuruş’ birimleri üzerinden ödenmesi, eczane ekonomilerini her geçen gün daha da zorluyor. Firmalarca dayatılan keyfi uygulamalar yüzünden kredi faizleri altında ezilen eczacıların artan finansal yükü taşıma kapasitesi tahammül sınırını aşmış durumdadır.”
TEİS acil taleplerini şöyle sıraladı:
“-İlaç fiyatlarının belirlenmesinde kullanılan ve artık sistemin sağlıklı çalışmasını sağlamayan düşük ve sabit kur uygulamasından vazgeçilerek sektörün tüm paydaşlarının kabul edeceği yeni bir ilaç fiyatlandırma sistemine geçilmesi,
-İlaç fiyatlarındaki artışla orantılı olarak eczacı karlılığını belirleyen baremlerin de aynı oranda arttırılması sağlayan yasal düzenleme yapılması,
-Eczacıların sadece taşıyıcı olduğu ve öyle de olması gerektiği için zarar görmemesi gereken kamu kurum iskontolarında ilaç firmalarınca uygulanan keyfilikleri ortadan kaldıracak mevzuat değişikliklerinin hayata geçirilmesi,
-Eczanelere dayatılan satış koşullarındaki değişiklikleri önleyecek veya bu değişiklikleri eczacıların tolere etmesini sağlayacak erken ödeme yöntemlerinin düzenlenmesi,
-SGK’nın reçete başına artık tedavülde bile olmayan kuruş birimindeki Eczane Hizmet Bedellerinin ekonomik gerçekliğe uygun seviyeye getirilerek gerçek bir hizmet bedeli haline getirilmesi,
-SGK’nın yıllar önce kontrolü yapılmış reçete ve raporlarda son zamanlarda birdenbire bulduğu şekil yönünden eksiklikleri bahane ederek astronomik rakamlarda yaptığı kesintileri önleyecek düzenleme yapılması,
-Yardımcı eczacı ve ikinci eczacı çalıştırarak eczacı istihdamı sağlayan eczanelerin adeta İŞKUR’un bir bürosu gibi çalıştığı ve zorunlu olarak çalıştırılan yardımcı eczacılar için diğer birinci basamak sağlık personelinde olduğu gibi kalıcı ve sürekli olmak kaydıyla maaş ve SGK Prim desteği sağlanarak birinci basamak sağlık kuruluşu olan eczanelerin ve sistemin işleyişinin devamının sağlanması.”
]]>