Olay, saat 16.30 sıralarında Sarıyer Tarabya Mahallesi Pamuk Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, yabancı uyruklu bir şahıs taksici Yaşar Yanıkyürek’in (58) kullandığı 34 TFY 89 plakalı ticari taksiye bindi. Taksici ve yabancı uyruklu şahıs taksi ücreti konusunda tartıştı. Şahıs, Yanıkyürek’i 5 yerinden bıçaklayarak araçtan atıp, araçla birlikte kaçtı. Yanıkyürek’i gören vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri, taksicinin hayatını kaybettiğini belirledi. Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmalarının ardından Yaşar Yanıkyürek’in cansız bedeni Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Polis ekipleri şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı. Yapılan çalışmalar sonunda şüpheli Y.B. (42) kısa süre içinde olayda kullandığı bıçakla ve taksiyle birlikte yakalandı.
“Taksicilerin kaderi bu olmasın”
Öldürülen taksicinin meslektaşları saldırıya tepki gösterdi. Yaşar Yanıkyürek’in iş arkadaşlarından İlyas Uzun, “Olayın Tarabya’da olduğunu öğrendik. Yabancı uyruklu olduğu iddia edilen kişi para istiyor. Arkadaşımız da direnince öldürüyorlar. Daha sonra kendisini caddeye atıyorlar, arabayı da alıp kaçıyorlar. Bildiğimiz bu şu anda. Bıçakla öldürdüler. Gasp amaçlı biniyorlar. Saldırganlar yakalanmışlar. Şunu söylemek istiyorum; güvenliğimiz klasik sözler gibi yok, el kaldıranı alıyoruz. Güvenlik konusunda kime müracaat edelim, kime bir şeyler söyleyelim? Allah var yukarda, herkesin çocukları var. Sabah işe gittiğimiz zaman gece evimize dönebilelim artık arkadaşlar. Taksicilerin kaderi bu olmasın yani. Bizim talebimiz taksilerimizi daha güvenli hale nasıl getirebiliriz. Bunu bizden daha iyi bilenler var ama bunu uygulamaya getirsinler bir an önce. Yeter artık yani biz ölmek istemiyoruz artık, çoluğumuz çocuğumuz var” ifadelerini kullandı.
Taksici Tuncay Tek, “Cebimizde birkaç yevmiye birikiyor, patronları da göremiyoruz. Tabii biz paraları ayrı ayrı tutuyoruz, bazen bozuk olmuyor, diğer işin parasından para üstü çıkartıyoruz. O anda da yolcu gördüyse tabii toplu parayı, o hamleye yelteniyor. Yakın zamanda üç mermi ile öldürülmüş bir arkadaşımız var. Vatandaşı alıp evine bırakırken arkadan üç tane mermi sıkıyor. Bu güzelliklere, iyiliklere karşı bunlarla mı karşılaşacağız. Parası olan da olmayan da biniyor arabalarımıza. Kesinlikle kimseyi yolda bırakmıyoruz. Şu karşılaştığımız olaylar bizi çok yıpratıyor. Allah rızası için buna bir çare bulunsun. Belediye başkanlarımızdan, yetkililerden, hepsinden rica ediyoruz buna bir önlem alsınlar. Biz de kendimizi bu ölümlerden kurtaralım” şeklinde konuştu.
“Çok dürüst çalışan bir adamdı”
Öldürülen taksicinin iş arkadaşlarından Taner Kiziroğlu, “Hiç kimseye yanlışı olmadı bu zamana kadar, kimseye de yanlış yapmadı. Çok dürüst çalışan bir adamdı, yazık oldu yani. Artık bir an önce bunlara bir çare bulmaları lazım. Ben de 23 yıllık taksiciyim. Herkesin çoluğu çocuğu var. Adamın torunları vardı, yazık günah yani. Artık güvenlikli bir şekilde olsun da kabin mi oluyor ne olursa olsun” ifadelerini kullandı.
“Devletin artık bu taksici cinayetlerine bir el atması lazım”
Gözyaşlarına hakim olamayan Murat Yavuz, “Onun yerinde ben çalışıyordum. Aynı arabada 15 sene çalıştım. Ben geceye geçtim, onu gündüze aldılar. Bir ay oldu daha, kısmet. Çok üzgünüz, çok sevdiğimiz bir arkadaşımızdı. Devletin artık bu taksici cinayetlerine bir el atması lazım. Kabin koyulması lazımsa koyulsun. Bir şeyler yapılması lazım artık” dedi. – İSTANBUL
]]>Kadıköy’de düzenlenen Alevi Canlar Buluşması’na katılan Yılmaz, tarihten bugüne daima farklılıkları zenginlik gördüklerini, hiç kimsenin inancına, yaşam tarzına müdahale etmediklerini, bundan sonra da müdahalede bulunmak gibi bir niyetlerinin olmadığını söyledi.
Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile son aşamaya gelinen Kaygusuz Abdal Alevilik-Bektaşilik İhtisas Kütüphanesi ve Dokümantasyon Merkezi olmak üzere alana dair çalışmaları anlattı.
“Farklılıklarımızdan çok daha fazla benzerliklerimiz var”
Sahada en fazla cenaze hizmetleri ve cemevi görevlileri talebi aldıklarını dile getiren Yılmaz, “Bunlarla ilgili de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Diğer yandan Alevilik ve Bektaşilik konusunda bir ansiklopedi hazırlama projemiz de yine devam ediyor, bittiğinde o da eminim hem Alevi Bektaşi vatandaşlarımız için hem de bu konuları merak eden herkes için önemli bir kaynak oluşturacak.” dedi.
Yılmaz, bugüne kadar olduğu gibi gönül birliği içinde yollarına devam edeceklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Hiç kimsenin bizi bölmesine, ayrıştırmasına, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize zarar vermesine de el birliği içinde müsaade etmeyeceğiz. Bizim kırmızı çizgilerimiz belli; bu ülkenin birliği, beraberliği, hiçbir çocuğumuzun, insanımızın teröre kurban edilmemesi, şiddete kurban edilmemesi. Bunun ötesinde her şey tartışılır, konuşulur, demokratik bir ortam içinde ele alınır, değerlendirilir. Hiç kimse de karşısındakini kendisine benzetmeye çalışmamalı diye inanıyorum. Herkes, karşısındakinin farklılığına saygı duymak, birlikte yaşama kültürüne güç vermek durumunda ama şunu da ifade etmemiz lazım, farklılıklarımızdan çok daha fazla benzerliklerimiz var. Bazen o ortaklıkları, benzerlikleri de ihmal ediyoruz, etmememiz lazım. Bir taraftan o ortak, geniş sevgimizi güçlü tutmamız lazım, diğer taraftan da farklılıklarımıza saygı duyup birbirimizi herhangi bir şekilde zorlamaya, ötelemeye, ayrımcılığa tabi tutmaya da kalkmamamız lazım. İster etnik bazda olsun, ister mezhep bazında, ister başka şekillerde, her türlü ayrımcılığın, her türlü ötekileştirmenin de karşısında olduğumuzu belirtmek isterim. Zaten Alevi inancı, yaklaşımının da odağında insan var aslında.”
Türkiye’nin bölgede çok önemli bir role sahip olduğunu ifade eden Yılmaz, “Türkiye içinde sağlayacağımız bu birlik, beraberlik ruhu, bu farklılıkları zenginlik olarak görme anlayışı, aslında tüm coğrafyamıza, tüm çevremizde yaşayan topluluklara önemli bir yol gösterecektir. Bu sorumluluğumuzun farkında olmalıyız.” dedi.
“Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız”
Yılmaz, Doğu ve Güneydoğu’da geçmişte yaşanan sorunlara dikkati çekerek, bölgede yürütülen çalışmaları ve etkilerini anlattı.
Bu toprakların hamurunun kardeşlikle yoğrulduğunu kaydeden Yılmaz, “Bu topraklarda etnik köken ve mezhep fitneleri ekmeye çalışanların tüm çabalarını birliğimizle, beraberliğimizle, kardeşliğimizle boşa çıkardık bugüne kadar, bundan sonra da boşa çıkaracağız. Hacı Bektaş Veli’nin burada çok çok anlamlı, bugün de her zamankinden daha çok geçerlidir, Sayın Cumhurbaşkanımız da bu sözü her fırsatta tekrarlıyor: ‘Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.’ diyorum.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, yerel seçimlere dikkati çekerek, belli bir coğrafyada yaşayan insanların mahalli ihtiyaçlarını, hizmetlerini karşılamak üzere yerel yönetimlerde rekabet olduğunu, kim daha çok hizmet edecekse, vatandaşların sosyal refahını, yaşam kalitesini arttıracaksa onun tercih edilmesi gerektiğini söyledi.
İstanbul’un sorunlarına işaret eden Yılmaz, “Önümüzdeki dönemde yüz binlerce konutun dönüştürülmesi lazım ve Murat Bey de bu konuda çok ehliyetli bir arkadaşımız. Yıllardır tanırım, sahadaki çalışmalarını da gördük. Diğer yandan ulaşımda da çok güzel projeleri var, raylı sistemlerden yeni kavşaklara, farklı projelerle, tünellerle, farklı uygulamalarla ulaşımda İstanbul’un geçirdiği süreyi çok daha aşağılara çekmeye dönük somut projeler. Bunların hayata geçmesi lazım. Birçok proje var ama ben bu iki konuyu çok önemli görüyorum.” diye konuştu.
Cumhur İttifakı’nın Kadıköy Belediye Başkan adayı Veli Arslan ve Maltepe Belediye Başkan adayı Kadem Ekşi ile Karacaahmet Sultan Dergahı adına Muharrem Ercan’ın da selamlama konuşmaları yaptığı program, soru cevapla devam etti.
]]>‘TÜRKİYE’nin fındık ambarı’ Karadeniz Bölgesi’nde, yaşlı fındık bahçeleri artıyor; gençlerin tarıma ilgisizliği işçi sorununa yol açıyor. ‘Z kuşağı’nın fındık bahçelerine inmediğini belirten Ulusal Fındık Konseyi (UFK) Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, “Bahçelerin genel itibarıyla çok yaşlı olmasından dolayı verim, son derece düştü. Bir de miras hukukundan dolayı fındık bahçelerinde aşırı parçalanma olması, bahçeye ilgiyi azalttı” dedi.
Türkiye’de 741 bin hektarlık alanda üretimi gerçekleştirilen fındıkta, zirai don ve istilacı böcek tehditlerinin yanı sıra yaşlanan bahçelerde rekolte kayıplarının önüne geçilmesi için çalışmalar yapılıyor. Fındıkta verim ile kaliteyi artırma projeleri kapsamında sökülen ağaçların yerine yenileri dikiliyor, istilacı türlere karşı da biyolojik mücadele veriliyor. Fakat yenilenmesi gereken bahçelerin bakımsız kalması, fındıkta verimli üretim sürecine geçilmesini geciktiriyor. Dünya pazarının büyük kısmını elinde bulunduran, ‘Türkiye’nin fındık ambarı’ Karadeniz Bölgesi’nde, yaşlı fındık bahçeleri artıyor; gençlerin tarıma ilgisizliği işçi sorununa yol açıyor.
‘GENÇLERE BAHÇEYİ SEVDİRMEK LAZIM’
UFK Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, “En büyük korkumuz, Z kuşağı dediğimiz gençlerin bahçeye inmeme ihtimaliydi; şu anda bunu yaşıyoruz. Arazi yapısının küçülmüş olması artık doğrudan geçimi sağlayamayacak düzeyde. Özellikle Trabzon bölgesinde son yılların en verimsiz fındık üretimi dönemini yaşıyoruz. Doğrudan gelirin elde edileceği yapı sağlanmadığı takdirde bu verim kaybı devam edecek. Bir de gençler artık rahat bir ortam arıyor, bahçeye inmemelerinde onun da etkisi var. Ama gençlere bahçeyi sevdirmek lazım, Avustralya’da, Yeni Zelanda’da bunun örnekleri var. Bu ülkelerde zengin kesim, üretici kesimi. Türkiye’nin de bir an önce arazilerini en verimli şekilde kullanabilecek altyapıyı oluşturması gerekiyor” diye konuştu.
‘GENÇLERE TEŞVİK VERİLSİN’ ÖNERİSİ
‘Z kuşağı’nın devlet marifetiyle teşvik edilmesi gerektiğini söyleyen Arslantürk, “Bahçelerin genel itibarıyla çok yaşlı olmasından dolayı verim, son derece düştü. Bir de miras hukukundan dolayı fındık bahçelerinde aşırı parçalanma olması, bahçeye ilgiyi azalttı. Devletin fındıkta bir an önce en az 40 dekarlık bir alanda üretim yapan bir yapıyı oluşturması lazım ki fındıktan doğrudan geçim sağlayan üreticileri de oluşturabilelim. Bu doğrultuda bir de ‘Z kuşağına’ ekstra bir teşvik vererek, onları da tarımla buluşturalım. Bunu yaparsak, hesaplarımıza göre yaklaşık 150 bin kişiyi istihdam etmiş oluruz. Fındıkta verimi artırarak, maliyetleri düşürüp, dünyadaki rekabet gücümüzü de yükseltmiş oluruz. Hedefimiz olan 5 milyar dolar ihracat gelirine de ulaşmış oluruz” dedi.
‘ZORUNLU SÖKÜMÜN GETİRİLMESİ LAZIM’
Yaşlanan fındık bahçelerinin sökülmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Arslantürk, “Çay tarımında yapıldığı gibi zorunlu sökümün getirilmesi lazım. Bunun miktarı yüzde 3 ya da 5 olur; ama yaşlı bahçelerin Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde mutlaka yenilenmesi gerekiyor. Bu yenileme yapılırken de iklime daha uygun çeşitlerin tercih edilmesi lazım. Verim değerlendirmesi iyi yapılarak iklim değişikliğine daha kolay adapte olan türlerin belirlenmesi lazım” diye konuştu.
]]>“İstanbul’un yeni barajlara ihtiyacı var”
“Barajlar yüzde 50’nin üzerinde ancak rehavete sevk etmemeli”
İSTANBUL – İstanbul’un barajlarındaki doluluk oranı yüzde 52,37 olurken Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, tasarrufun elden bırakılmaması gerektiğini belirterek, “Barajlarımızda şu anda yüzde 50’nin üzerinde doluluk var ama rehavete sevk etmemeli. Barajların kapasitesi 868 milyon metreküp, İstanbul’un barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor. Yıllık en az 1 milyar 200 milyon metreküpün üzerinde suya ihtiyacımız var. Artık İstanbul’un nüfusunun artışını durdurmak lazım, İstanbul’un yeni barajlara ihtiyacı var” dedi.
İstanbul’un barajlarındaki doluluk oranı geçtiğimiz haftalarda yüzde 10’lu rakamlara kadar düşerken, bazı barajlar ise tamamen kurumuştu. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 4 Ocak itibariyle barajlardaki doluluk oranı yüzde 52,37 oldu. Oran nedeniyle rehavete kapılmamak gerektiğine dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, son duruma ilişkin konuştu. Özdemir, megakentin barajlarının tamamen dolu olsa da 1 yıllık su ihtiyacını karşılamaya yetmeyeceğini söyleyerek uyarılarda bulundu. Öte yandan barajlardaki 4 Ocak tarihli doluluk oranları ise şöyle; Ömerli Barajı: Yüzde 69,82, Darlık Barajı: Yüzde 63,73, Elmalı Barajı: Yüzde 84,71, Terkos Barajı: Yüzde 43,82, Alibey Barajı: Yüzde 61,5, Büyükçekmece Barajı: Yüzde 43,97, Sazlıdere Barajı: Yüzde 35,57, Istrancalar Barajı: Yüzde 44,84, Kazandere Barajı: Yüzde 41,77, Pabuçdere Barajı: Yüzde 25,1.
“İstanbul’un barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor”
Barajlardaki son duruma ilişkin açıklamalarda bulunan İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, “Tabi ki sevindirici şu anda yağışlar alıyoruz, geçen sene çok kötüydü. Bu eylüle kadar müthiş bir kuraklık, susuzluk vardı. Barajlarımızda şu anda yüzde 50’nin üzerinde doluluk var ama bizi rehavete sevk etmemesi lazım çünkü İstanbul’un nüfusu çok yüksek. 5 milyon civarında araç var, bunların kullandığı yakıt, petrol türevleri maalesef İstanbul’da bir ısı adası oluşmasına sebep oluyor. İstanbul’da suyun önemi büyük, barajlarımız yüzde 50’nin üzerinde, diyelim ki tamamen doldu, kapasitesi şu anda 868 milyon metreküp günde 3,2 milyon metreküp su kullanıyoruz. İstanbul’un şuandaki barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor. İSKİ ne yapıyor; Melen, Yeşilçay, Istranca, şuradan buradan İstanbul’a su takviyesi yapıyor ki ancak yetsin. 365 güne vurduğunuzda en az 1 milyar 200 milyon metreküpün üzerinde yıllık suya ihtiyacımız var. Barajlarımız 868 milyon metreküp olduğuna göre demek ki yetmeyecek hemen hemen yüzde 50’ye yakın su ihtiyacımızı dışarıdan karşılamak zorundayız. Artık İstanbul’un nüfusunun artışını durdurmak, göçü önlemek lazım. İstanbul’un şuandaki durumu baraj yapmaya müsait olmayabilir, buna yetkililer karar verecektir ama İstanbul’un yeni barajlara ihtiyacı var. Bu barajların yanı sıra halkın, belediyelerin de muhakkak yeni yapılan binalara şart koşması lazım. Yağmur sularının biriktirilmesi, su sarnıçlarının oluşturulması lazım, yani yağan yağmuru biriktirmek gerekiyor. Geri dönüşüm sularını kullanmak lazım. Yolların kenarlarına belli aralıklarla su depoları yapılabilir, denize akıtacağımıza bu alanlarda toplamamız lazım” dedi.
“Yağışlar kesildiği an hızlı bir şekilde azalacak”
Tasarruf büyük önem taşıdığına vurgu yaparak sözlerine devam eden Özdemir, “Kuraklık devam ediyor şu anda yağışlı gibi gözüküyor ama eski kışlara göre bu yağışların daha etkili olması gerekiyordu. Yağışlar çok kısa bir zamanda vuruyor, geçiyor. Pek ümit içinde olmamamız, tasarrufa çok önem vermemiz lazım. Evlerde, kullanılan cihazlarda, musluktan akan sularda kullanırken çok dikkatli olunması lazım çünkü bu suyun barajlarımızda kalması lazım. Barajların etrafında çok yerleşim yeri var, buraların tamamen yeşil alana dönüştürülmesi lazım. Yetkililer, İstanbul’u susuz bırakmayacaktır, devletimiz çok güçlü bir devlet. Susuz kalır mıyız, kalmayız ama zorluk çekebiliriz, günlerce suyumuz akmayabilir. Susuz kaldığımızda da bulaşıcı hastalıklar kol gezecektir; kolera, tifo, uyuz gibi cilt hastalıklarına kadar ki İstanbul’da çok hızlı bir şekilde yayılacaktır. Pandemiden daha kötü olma ihtimali olabilir. Bunu yaşamamak için tedbirimizi almamız lazım. Bütün kuruluşlar, fertler dahil olmak üzere üzerimize düşen görevi yapmamız lazım. Doluluk, çok kısa bir zamanda yüzde 15’lere kadar düştü hatta bazı barajlar tamamen kurudu. Bu şekilde giderse yüzde 50’ye güvenmeyeceğiz diyelim ki yağışlar kesildiği an hızlı bir şekilde azalacaktır” dedi.
]]>İstanbul’un barajlarındaki doluluk oranı geçtiğimiz haftalarda yüzde 10’lu rakamlara kadar düşerken, bazı barajlar ise tamamen kurumuştu. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (İSKİ) verilerine göre 4 Ocak itibariyle barajlardaki doluluk oranı yüzde 52,37 oldu. Oran nedeniyle rehavete kapılmamak gerektiğine dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, son duruma ilişkin konuştu. Özdemir, megakentin barajlarının tamamen dolu olsa da 1 yıllık su ihtiyacını karşılamaya yetmeyeceğini söyleyerek uyarılarda bulundu. Öte yandan barajlardaki 4 Ocak tarihli doluluk oranları ise şöyle; Ömerli Barajı: Yüzde 69,82, Darlık Barajı: Yüzde 63,73, Elmalı Barajı: Yüzde 84,71, Terkos Barajı: Yüzde 43,82, Alibey Barajı: Yüzde 61,5, Büyükçekmece Barajı: Yüzde 43,97, Sazlıdere Barajı: Yüzde 35,57, Istrancalar Barajı: Yüzde 44,84, Kazandere Barajı: Yüzde 41,77, Pabuçdere Barajı: Yüzde 25,1.
“İstanbul’un barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor”
Barajlardaki son duruma ilişkin açıklamalarda bulunan İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, “Tabi ki sevindirici şu anda yağışlar alıyoruz, geçen sene çok kötüydü. Bu eylüle kadar müthiş bir kuraklık, susuzluk vardı. Barajlarımızda şu anda yüzde 50’nin üzerinde doluluk var ama bizi rehavete sevk etmemesi lazım çünkü İstanbul’un nüfusu çok yüksek. 5 milyon civarında araç var, bunların kullandığı yakıt, petrol türevleri maalesef İstanbul’da bir ısı adası oluşmasına sebep oluyor. İstanbul’da suyun önemi büyük, barajlarımız yüzde 50’nin üzerinde, diyelim ki tamamen doldu, kapasitesi şu anda 868 milyon metreküp günde 3,2 milyon metreküp su kullanıyoruz. İstanbul’un şu andaki barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor. İSKİ ne yapıyor; Melen, Yeşilçay, Istranca, şuradan buradan İstanbul’a su takviyesi yapıyor ki ancak yetsin. 365 güne vurduğunuzda en az 1 milyar 200 milyon metreküpün üzerinde yıllık suya ihtiyacımız var. Barajlarımız 868 milyon metreküp olduğuna göre demek ki yetmeyecek hemen hemen yüzde 50’ye yakın su ihtiyacımızı dışarıdan karşılamak zorundayız. Artık İstanbul’un nüfusunun artışını durdurmak, göçü önlemek lazım. İstanbul’un şu andaki durumu baraj yapmaya müsait olmayabilir, buna yetkililer karar verecektir ama İstanbul’un yeni barajlara ihtiyacı var. Bu barajların yanı sıra halkın, belediyelerin de muhakkak yeni yapılan binalara şart koşması lazım. Yağmur sularının biriktirilmesi, su sarnıçlarının oluşturulması lazım, yani yağan yağmuru biriktirmek gerekiyor. Geri dönüşüm sularını kullanmak lazım. Yolların kenarlarına belli aralıklarla su depoları yapılabilir, denize akıtacağımıza bu alanlarda toplamamız lazım” dedi.
“Yağışlar kesildiği an hızlı bir şekilde azalacak”
Tasarruf büyük önem taşıdığına vurgu yaparak sözlerine devam eden Özdemir, “Kuraklık devam ediyor şu anda yağışlı gibi gözüküyor ama eski kışlara göre bu yağışların daha etkili olması gerekiyordu. Yağışlar çok kısa bir zamanda vuruyor, geçiyor. Pek ümit içinde olmamamız, tasarrufa çok önem vermemiz lazım. Evlerde, kullanılan cihazlarda, musluktan akan sularda kullanırken çok dikkatli olunması lazım çünkü bu suyun barajlarımızda kalması lazım. Barajların etrafında çok yerleşim yeri var, buraların tamamen yeşil alana dönüştürülmesi lazım. Yetkililer, İstanbul’u susuz bırakmayacaktır, devletimiz çok güçlü bir devlet. Susuz kalır mıyız, kalmayız ama zorluk çekebiliriz, günlerce suyumuz akmayabilir. Susuz kaldığımızda da bulaşıcı hastalıklar kol gezecektir; kolera, tifo, uyuz gibi cilt hastalıklarına kadar ki İstanbul’da çok hızlı bir şekilde yayılacaktır. Pandemiden daha kötü olma ihtimali olabilir. Bunu yaşamamak için tedbirimizi almamız lazım. Bütün kuruluşlar, fertler dahil olmak üzere üzerimize düşen görevi yapmamız lazım. Doluluk, çok kısa bir zamanda yüzde 15’lere kadar düştü hatta bazı barajlar tamamen kurudu. Bu şekilde giderse yüzde 50’ye güvenmeyeceğiz diyelim ki yağışlar kesildiği an hızlı bir şekilde azalacaktır” dedi. – İSTANBUL
]]>