(ANKARA) – Pandemi döneminde tam kapanma tedbirlerine alkollü içki satışı yasağının da eklenmesini yargıya taşıyan ve sonuç alamayan Çanakkaleli tekel bayi sahibi Deniz Öztürk, bu sefer de “hak ihlali” iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Türkiye’de Covid-19 ile mücadele kapsamında alınan 17 günlük tam kapanma sürecinde alkol satışı yasaklanmıştı. İçişleri Bakanlığı’nca 81 il valiliğine gönderilen genelgeye dayanarak, Çanakkale Valiliği İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu da “Tam kapanma döneminde tekel büfelerinin kapalı olmasına, market, bakkal, büfe gibi yerlerde de alkol ürünü satılmaması” kararı vermişti. Bu karar nedeniyle 17 günlük süreçte tekel büfesini kapatmak zorunda kalan Deniz Öztürk, Çanakkale İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu’nun alkollü içki satışı yasağını yargıya taşımıştı.
Deniz Öztürk, “kişilerin özel hayatına, yaşam tercihlerine, tüketim alışkanlıklarına, kültürüne yönelik hukuka aykırı bir müdahale niteliğindeki alkollü içki satış yasağını düzenleyen Çanakkale İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu kararının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açtı. Öztürk, alkol satış yasağının bilimsel ve tıbbi dayanağı olmadığını belirtti.
900 TL PARA CEZASI KESİLDİ
Deniz Öztürk’ün dava açmasının basında yer alması sonrasında iş yerinin kolluk tarafından takip edildiği iddia edilirken, Öztürk’ün ikamet ettiği evinin zemin katında bulunan iş yerine giderek bilgisayarını almak istediği ve bu sırada polislerin gelerek pandemide konulan yasağı ihlal ettiği gerekçesiyle 900 TL para cezası kesildiği öne sürüldü.
ÇANAKKALE 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ “PARA CEZASI HUKUKA AYKIRI” DEDİ
Bu sırada Çanakkale 1. İdari Mahkemesi ise yürütmenin durdurulması istemini reddetti. Bunun üzerine Deniz Öztürk, Çanakkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün para cezasına Çanakkale Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne de itiraz etti. Çanakkale 2. Sulh Ceza Hakimliği, Öztürk’ün itirazını kabul etti ve Çanakkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü tarafından verilen idari yaptırım kararının hukuka aykırı olduğunu ve olayın kanunda bahsi geçen yasak ve zorunlulukları getiren tedbirlerden olmadığı kanaatine varıldığı ifade edildi ve para cezası iptal edildi.
KISMEN İPTAL, KISMEN EHLİYET NEDENİYLE RET KARARI
Söz konusu kararı, Çanakkale 1. İdari Mahkemesi’ne sunan Öztürk’ün ilk duruşmasında mahkeme dava konusu Çanakkale İl Hıfzısıhha Kuru kararının “Tam kapanma döneminde tekel büfelerinin kapalı olmasına ve ‘büfe gibi yerlerde de alkol ürünü satılmamasına yönelik kısmının iptaline; ‘market ve bakkallarda alkol ürünü satılmamasına’ yönelik kısmı yönünden ise davanın ehliyet yönünden reddine karar verdi.
Taraflar Çanakkale 1. İdari Mahkemesi’nin söz konusu kararını istinafa taşıdı. Deniz Öztürk, büfesinde diğer temel gıda ürünleri ve gündelik ihtiyaçlara yönelik ürünlerin satışını yapamadığını ve dolayısıyla yoksun kaldığı bir gelir ve ürünleri satamamaktan dolayı uğradığı zararlar söz konusu olduğunu belirtti.
İSTİNAF REDDETTİ
Bursa Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü Dava Dairesi, Öztürk’ün istinaf başvurusunu kabul ederken, Çanakkele Valiliği’nin Çanakkale 1. İdare Mahkemesinin kararının iptale ilişkin kısmının kaldırılmasına, dava konusu işlemin “tam kapanma döneminde tekel büfelerinin kapalı olmasına” ve ” büfe gibi yerlerde de alkol ürünü satılmamasına” yönelik kısmı yönünden davanın reddine karar verdi.
Kararı temyiz eden Deniz Öztürk, Bursa Bölge İdari Mahkemesi’nin kararının temel hak ve hürriyete, hukuka aykırı olduğunu beyan ederken, davanın reddedilmesinin yerinde olmadığını ehliyet hususundaki istinaf başvurusunun reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtti. Çanakkale Valliği de temyiz isteminin reddi talebinde bulundu.
AYM’YE BİREYSEL BAŞVURU
Danıştay 4’üncü Dairesi, Bursa Bölge Mahkemesi Üçüncü Dava Dairesi’nin kararının onanmasına kesin olarak karar verdi. Deniz Öztürk, kararın kesinleşmesinin ardından bu sefer de Anayasa Mahkemesi’ne “hak ihlali” iddiasıyla bireysel başvuruda bulundu.
]]>CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine söz alarak partisi adına konuştu. Tanrıkulu, Genel Kurul’da yaptığı açıklamada, özetle şunları söyledi:
“BİR İDARİ MAKAM, YARGITAY’DA OLUŞAN BİR MAĞDURİYETİ DEĞERLENDİREMEZ”
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarını, 13’üncü maddeyi ve 40’ıncı maddeyi okuduğumuzda bu ihtiyaçları karşılayacak kriterlere uygun bir komisyon getirmiyorsunuz. Şimdi, bugüne kadar oluşturulan komisyonlar, tazminat komisyonları idarenin işlem ve eylemlerine ilişkin ortaya çıkan ihlallerden kaynaklı komisyonlardı ve şu andaki komisyon da belirli bir zamana ilişkin görev yapan ve kanunla belirli görevleri verilmiş bir komisyondu ama şimdi biz bu yasayla komisyonu kalıcı hale getiriyoruz, kalıcı hale ve görevlerini genişletiyoruz. Yargıdan kaynaklanan, mağduriyete ilişkin oluşmuş ihlalden sonra bir iç hukuk yolu oluşturuyoruz ama oluşturduğumuz iç hukuk yolu idari bir kurul yani bakanlığa bağlı bir kurul, dolayısıyla yani bir yargıdan, yargısal bir işlemden yani hukuk mahkemesinde, idare mahkemesinde, ceza mahkemesinde, Yargıtay’da, Danıştay’da uzun yargılamadan dolayı oluşan bir mağduriyetten dolayı idari bir kurul oluşturuyoruz. Bu olmaz yani bir idari kurul, bağımsızlığı ve tarafsızlığı olmayan, yargı yetkilerini kullanamayan bir kurul yargıdan kaynaklı bir mağduriyeti değerlendiremez, işin esasında bir yanlışlık var. Bir idari makam, Yargıtay’da oluşan bir mağduriyeti değerlendiremez.
“ÖNCE ÖNLEYİCİ MEKANİZMALARI OLUŞTURMAK LAZIM”
Bir mazeretiniz yok, 22 yıldır iktidardasınız, yargıyı bağımsız ve tarafsız hale getiremediniz. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açıldı, 90 bine yakın başvuru yapıldı makul süreden. Neden yapıldı bunlar? Yerel mahkemelerin yeterince çalışmamasından, zamanında karar vermemesinden. Peki, buna ilişkin olarak bir tedbir var mı bu kanunda? Yok. Dolayısıyla, önce önleyici mekanizmaları oluşturmak lazım ama yargının hızlı, tarafsız, adaleti sağlayıcı biçimde bir düzenleme yapmadan, şimdi sonuçları üzerine Anayasa Mahkemesi kararından sonra bir düzenleme yapmaya çalışıyoruz. Böyle olmaz, bir kez daha uyarıyoruz. Anayasa Mahkemesinden alıyoruz başvuru hakkını, idari bir kurula veriyoruz ama yıllarca dava takip etmiş, emek vermiş avukatın emeğini yok sayıyoruz. ‘Hiç olmazsa Avukatlık Yasası’na bir ek düzenleme yapalım ve avukatlara emeklerinin karşısında nakdi veya nispi, neyse, ücret verilsin’ dedik, bu da kabul edilmedi. 180 bin avukatın mesleki emeği de bu kanunla sömürülmüş olacak aynı zamanda, yok sayılacak.
“OBJEKTİF KRİTERLERE BAĞLANMASI LAZIM”
Bu (emeklilere verilecek ikramiye) bir sadaka değildir, bağış değildir, bir lütuf değildir. Bakın, 2018’de çıkmıştır, 2021’de artırılmıştır, 2 bin lira olmuştur; bunun hak temelli ele alınması lazım. Bu, hak temelli ele alınsaydı, TÜİK yine enflasyon oranlarına göre artırmış olsaydı 10 bin liranın üzerinde olacaktı, bizim önerdiğimiz asgari ücret seviyesinde olsaydı 17 bin lira olacaktı. Dolayısıyla, bunun iki üç yılda bir önümüze gelmemesi lazım, hak temelli ele alınması lazım ve objektif kriterlere bağlanması lazım, bu nedenle bu önerimizin de burada dikkate alınması lazım diyorum. Bu meselelere sığ bakmamak lazım, müzakere etmek lazım, danışmak lazım ve toplumda bundan sonra oluşacak zararları önceden karşılamak lazım.”
]]>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklu sanık Kadir İstekli’ye “birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan verilen 30 yıl, aynı suçlardan baba Yusuf Ziya Gümüşel’e 20 yıl, anne Fatıma Gümüşel’e 16 yıl 8 ay hapis cezası kararına yönelik temyiz incelemesini tamamladı.
Daire kararında, Kadir İstekli’nin 2004-2013’te çocuğun nitelikli cinsel istismarı, 2020’de ise eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçlarından 2 ayrı ceza verilmesi gerekirken, tek bir suçtan cezalandırma yapıldığı değerlendirildi.
Müşteki H.K.G’nin annesi Fatıma Gümüşel ve babası Yusuf Ziya Gümüşel hakkında verilen hapis cezalarında ise anne ve baba olmaları nedeniyle yasa gereğince artırım yapılması gerektiği kaydedildi.
Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, dosyanın usul ve esas yönünden bozulmasına karar vererek dosyayı yerel mahkemeye iade etti.
Bozma kararının ardından sanıklar Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden yargılanacak.
Ne olmuştu?
İstanbul’da küçük yaşta kız çocuğuna cinsel istismarda bulunulduğu iddiası üzerine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştı.
Hazırlanan iddianamede, müştekinin 14 yaşındayken hastaneye gittiğinde polislerin haber vermesi üzerine soruşturma başlatıldığı, savcılığın kemik testi istemesi üzerine müşteki yerine başka bir kızın kemik testine girdiği ve soruşturmanın bunun üzerine kapandığı aktarılmıştı.
Soruşturma sonucunda hazırlanan ve Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanık Kadir İstekli’nin “nitelikli cinsel saldırı” ve “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçlarından 30 yıldan az olmamak üzere, diğer sanıklar Yusuf Ziya Gümüşel ve Fatıma Gümüşel’in de “çocuğun nitelikli cinsel istismarına iştirak” suçundan 18 yıldan az olmamak üzere hapisle cezalandırılması istenmişti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı sıfatıyla 6 yaşındaki kız çocuğunun cinsel istismarına yönelik iddialarla ilgili 2012’de hukuka aykırı olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği iddia edilen cumhuriyet savcısı hakkında HSK’ye inceleme izni vermişti.
Bunun üzerine savcı hakkında HSK Birinci Dairesince inceleme başlatılmış ve müfettiş görevlendirilmişti.
Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Mayıs 2023 olarak belirlenen duruşma tarihinin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının talebi üzerine 30 Ocak 2023’te yapılmasına karar vermişti.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, müşteki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile müşteki H.K.G’nin avukatlarının sanıklarla ilgili tutuklama taleplerinin değerlendirilmesinin ardından mahkeme tarafından Kadir İstekli (47) ile Yusuf Ziya Gümüşel (59) hakkında yakalama emri çıkarılmıştı.
Bunun üzerine gözaltına alınan sanıklar, haklarındaki tutuklama kararlarının yüzlerine okunmasının ardından cezaevine gönderilmişti.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Kadir İstekli’ye “birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel’e ise aynı suçtan 20 yıl hapis cezası verilmişti.
Heyet, müşteki H.K.G’nin annesi Fatıma Gümüşel hakkında ise aynı suçtan 16 yıl 8 ay hapis cezasına hükmetmişti.
]]>Türkiye’de mahkemelerin, tüketici ve hizmet alanları korumaya yönelik verdiği örnek kararlardan biri İzmir Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) tutanaklarına yansıdı.
AA muhabirinin dava dosyasından derlediği bilgilere göre, olay, 16 Eylül 2017’de yaşandı. Antalya Kemer’den İzmir’e seyreden özel bir otobüs firmasında görevli muavin, çay-kahve ikramı yaparken yolculardan Melahat Köseoğlu’nun üzerine kaynar su döktü.
İkinci derecede yanık, 12 gün yatarak tedavi
Vücudunun sağ tarafının büyük bir bölümünde ikinci derecede yanık meydana gelen Köseoğlu, ambulansla kaldırıldığı hastanede 12 gün yatarak tedavi gördü. Tedavi masrafları eşi tarafından karşılanan Köseoğlu, taburcu edildikten sonra avukatı Seda Ballıkaya aracılığıyla otobüs firmasına maddi ve manevi tazminat talepli dava açtı.
İzmir 1. Tüketici Mahkemesi’ne sunulan dava dilekçesinde Köseoğlu’nun, otobüs firmasının ağır ihmal ve kusurları sonucunda yaralandığı, olayın ardından firmanın ilgisiz kalıp gayri ciddi davranışlarda bulunduğu, bunun da yolcunun acısını daha da artırdığı öne sürüldü. Firmanın bin 76 lira maddi, 50 bin lira da manevi olmak üzere 51 bin 76 lira tazminat ödemesi talep edildi.
Davalı firmanın cevap dilekçesinde ise, olayda bir kusurun olmadığı ve Köseoğlu’nun önce sigorta şirketine başvuru yapması gerektiği belirtilerek, davanın reddi istendi.
Dosyada uzmanlığına başvurulan bilirkişi, davacının 87 liralık bilet parası da dahil toplam talep edebileceği miktarın bin 76 lira olabileceğini bildirdi.
İlk karar: 8 bin 76 liralık tazminat ödensin
Davayı karara bağlayan tüketici mahkemesi, kişinin beden bütünlüğüne zarar geldiği, davacının manevi olarak zarara uğradığı ve davalı firmanın söz konusu olayda kusurlu olduğuna dikkati çekti.
Mahkeme bin 76 lira maddi ve 7 bin lira da manevi olmak üzere 8 bin 76 lira tazminatın, olay gününden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte firmadan alınarak davacı Köseoğlu’na ödenmesini kararlaştırdı. Mahkeme, talep edilen yüksek manevi tazminat beledinin haksız zenginleşmeye yol açabileceği gerekçesiyle bu kararı aldı.
Taraflar bu kararı, itiraz için üst mahkeme sayılan İzmir Bölge Mahkemesi’ne taşıdı.
Köseoğlu’nun avukatı Seda Ballıkaya, temyiz dilekçesinde; müvekkilinin psikolojik sarsıntı nedeniyle taşıma sistemine güveninin kalmadığı, kazayı üzüntüyle karşıladığı, tazminat talebinin zenginleşme aracı olarak değil yaşanan ızdırabın karşılığı olarak talep edildiğini vurgulayarak, kararın Köseoğlu lehine bozulmasını istedi.
Davalı firma avukatının dilekçesinde ise davanın usulden reddi talep edilerek; şirketin personel seçerken gerekli özeni gösterdiği, karardan önce kusur oranlarının tespit edilmesi gerektiği, mağdur Köseoğlu’nun sağlık masraflarının SGK tarafından karşılandığı, tazminat isteminin yerinde olmadığı iddia edildi.
“Manevi tazminat talebi haksız zenginleşme ve fakirleşme aracı değil”
İtiraz başvurularını inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre manevi tazminatın haksız zenginleşme ve fakirleşme aracı olmadığına işaret etti.
Otobüste yolculuk yapan davacının, firma çalışanı tarafından üzerine kaynar su dökülmesi sonucunda vücudunda yanıklar oluştuğu ve uzun süre tedavi gördüğü olayda hiçbir kusurunun bulunmadığı bilgisini veren istinaf mahkemesi, bu hususlara göre ilk derece mahkemesince hükmedilen 7 bin liralık manevi tazminatın hak ve nefaset kuralları çerçevesinde bir miktar düşük kaldığı yorumunu yaptı.
Yerel mahkemenin kararını kaldıran istinaf, bin 76 lira maddi, 25 bin lira da manevi olmak üzere toplam 26 bin 76 liranın davacı Melahat Köseoğlu’na yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönünde hüküm kurdu.
]]>