ONS ALTINDA %3’LÜK DÜŞÜŞ
Küresel piyasalarda ons altın fiyatı 26 Kasım işlemlerinde 2625 dolara yakın denge arayışını sürdürüyor. Ons altında geçen hafta kapanışına göre %3’ün de üzerinde bir değer kaybı dikkat çekiyor. Ons fiyatlaması için kritik öneme sahip dolar endeksinde 107,00 üzerinde güçlü görünüm korunuyor. ABD 10 yıllık tahvil faizleri de bir miktar gerileyerek %4,28 seviyelerine çekildi.
GRAM ALTIN 2925’DEN, ÇEYREK ALTIN 5 BİN 38 LİRADAN SATILIYOR
İç piyasada ise serbest piyasada işlem gören gram altın fiyatı 2925 TL’den güne başladı. Gram altın da cuma kapanışına göre %3 civarında geriledi. Kapalıçarşı’daki kuyumcularda ise işlemler 3028 TL-3078 TL alım ve satım aralığında seyrediyor. Çeyrek altın sabah saatlerinde 5 bin 38 TL, yarım altın 10 bin 77 TL ve tam altın da 20 bin 30 TL’den satılıyor.
ALTINDA GÖZLER ABD’Lİ BAKANDA
Analistler; ABD’de Hazine Bakanı olması beklenen Scott Bessent’e dikkat çekerek, “Bessent, doların küresel arenada rezerv para olma statüsünün korunması için çaba göstereceğini vurguladı. Gelecek dönemde daha güçlü dolar bir dolar göreceksek, altın fiyatları da yükselse bile bunun daha sınırlı olması beklenebilir, altın yatırımcısı buna hazır olmalı” değerlendirmesinde bulunuyor.
FAİZ KARARI İÇ PİYASADAKİ ALTIN FİYATI ÜZERİNDE ETKİLİ OLACAK
Öte yandan içeride faiz indirimi sürecinin yakından takip edildiğini belirten Altın ve Para Piyasaları Uzmanı M. Ali Yıldırıtürk ise “Ons altın bir süre 2600-2750 dolar bandında dalgalanabilir. Ancak içeride TCMB’nin faiz indirimi süreci kurlarda hafif hareketliliğe sebep olabilir, bu da gram altına destek olabilir. Fiziki gram fiyatında 3050 TL desteği üzerinde hareketlilik devam edebilir” diye konuştu.
Abdurrahman YazıcıHaberler.com – TeknolojiAmerika Birleşik DevletleriMerkez BankasıOns AltınTeknolojiEkonomiFinans
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA) – Merkez Bankası geçen hafta açıklanan Nisan ayı enflasyon rakamından hoşnut değil. Merkez Bankası, yaptığı açıklamada beklentilerin hala düşürülemediğini, yıl sonu enflasyon hedefinin gerçekleşmesinde ciddi riskler bulunduğunu bildirdi.
Enflasyonda yıllık oranlar Temmuz’dan itibaren, baz etkisiyle düşecek ama bu düşüş sorunu çözmüyor. Enflasyonun hedefe yakınsaması için daha fazla çaba gösterilmesi gerekiyor. Bu konuda atılması gereken adımların başında artık mali tedbirlerin açıklanması geliyor. Ancak bu konuda henüz somut bir adım atılamadı ve Cumhurbaşkanı’nın gereken radikal kamu harcamalarında kısıntı kalemlerinden hangilerini kabul edeceği belli değil.
Belki de Merkez Bankası’nın hala enflasyon beklentilerinin istenilen noktaya gelemediğinden yakınmasının bir nedeni de, bu mali tedbirlerin biran önce açıklanması için yapılmış olabilir. Merkez Bankası faiz kararları ve uygulamanın sıkı tutulmasının, beklentileri düşürmek için bir dereceye kadar etkili olduğunu biliyor. Ancak halkın beklentilerini düzeltmek için bütçede sıkı disiplinin de bir önce devreye sokulmasını bekliyor.
Enflasyon beklentileri hakkındaki yakınmanın nedeni konusunda, bazı iktisatçılar da Merkez Bankası’nın enflasyonun geldiği nokta konusunda yakın zamanda başlaması muhtemel yumuşatma talepleri için ön almak için yaptığını düşünüyor. Çünkü üretimde bir gerilemenin başladığı, iç talebin artık daraldığı ortaya çıktı ve yakın zamanda bu gelişmelerden zarar edecek kesimlerin şikayetlerin artması bekleniyor.
Birkaç ay sonra iş insanlarından işlerin durduğundan yakınarak, “artık gevşetin” taleplerinin büyüyeceği şimdiden görülmeye başladı. Öte yandan ekonomi programının sürdürülmesinin kaçınılmaz olduğunu bilen bazı kesimler ise “kurların çok düşük kaldığından” yakınmaya başladılar. Kurlarda “enflasyonun çok altında artış” trendi başladı ve bunun en az 4-5 ay daha devam etmesi bekleniyor. Dolayısıyla, özellikle ihracatçıların şikayetlerinin de TL’nin reel değerlenmesi arttıkça, büyümesi kaçınılmaz olacak.
Bunun yanında ücretliler ve emekliler, artık bu yıl Temmuz’da yapılmayacağı belli olan asgari ücret ek zammı ve çok düşük kalan asgari emekli maaşına ek zam için, haklı olarak şikayetle ediyorlar ve bu sürekli bir hale geldi. Enflasyon düşüş trendine girdi ama bunun yeterli olmadığı açık. Zaten yoksullaşan bu kesimler, aylık enflasyonlarla daha da yoksullaşacak ve ek zam olmadıkça satın alma güçleri daha da düşecek. Türk-İş belirlemelerine göre nisan ayında açlık sınırı 17 bin TL’lik asgari ücret sınırını epeyce aşmış görünüyor. Geride kalan 8 ayda da zam yapılmadığı takdirde yoksulluğun ne kadar daha artacağı ortada.
BEKLENTİ İÇİN RADİKAL KARARLAR GELECEK Mİ?
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, uzun zamandır “gelirler politikası” başlığı altında programın başarısı için hedeflenen enflasyon kadar ücretliler ve emeklilere zam yapılması gerektiğini söylüyor. O nedenle CHP’nin bu konudaki taleplerinin yerine getirilmesinin çok zor olacağı açık. Yine atanamayan öğretmenler konusunda da en azından bu yıl içerisinde bir adım atılması mümkün görünmüyor.
İşte bu noktada enflasyondaki hedefin gerçekleşmesinin önemi daha da büyüyor. Toplumsal kesimlerin hoşnutsuzluklarının artması, hedefe göre belirlenen enflasyon oranlarına ulaşılmazsa, çok daha büyük patırtı kopacaktır. İşte bu Merkez Bankası’nın enflasyon hedefine, piyasaların beklentisinin yakınlaştırılmasının önemi daha da artıyor.
Bu arada CHP ile AKP diyaloğunun başlamasıyla birlikte CHP’nin bu sorunları Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aktarması sonuç verecek mi, bir yandan da bu bekleniyor.
]]>
NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Merkez Bankası (MB), Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda konuşan hissedar Hasan İstemil, Merkez Bankası’nın enflasyonun hakkından gelemediğini, her gün başkan değiştiğini belirterek, “Bütün sorumluluk Merkez Bankası’na yüklenmiştir oysaki esas görevini yapmayan bakanlıklardır. Birinci derecede sorumlu olarak hükümeti ve bakanlıkları kabul ediyorum” diye konuştu. İstemil, Merkez Bankası’nın 818,2 milyar TL’lik zararına değinerek, “TCMB, 10 yılda bu zararı ancak kapatabilir” dedi. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, Merkez Bankası’nın geçen yıl için açıkladğı 818 milyar liralık zarara ilişkin olarak, “Faiz artırma döngüsüne giren ülkelerde Merkez Bankaları zarar edebilirler. Zarar etmiş olmanın Merkez Bankası’nın faaliyetine engel teşkil etmeyecek olmasıdır. Bizim bilançomuzda yer alan sermaye kaleminde sembolik bir tutardır” dedi.
Merkez Bankası 92. Hesap Dönemi Olağan Genel Kurulu, Başkan Fatih Karahan başkanlığında Ankara’da toplandı. Genel Kurul’a; Başkan Yardımcıları Hatice Karahan, Cevdet Akçay ve TCMB hissedarları katıldı. Açılış konuşmasını yapan Karahan’ın ardından hissedarlar da söz aldı.
TCMB’nin D sınıfı hissedarlarından Hasan İstemil, Merkez Bankası’nın 818,2 milyar TL’lik zararını, ancak 10 yılda kapatabileceğini vurgulayarak, ekonomi politikalarında ve enflasyonda esas sorumlunun hükümet, Hazine ve Maliye Bakanlığı olduğunu belirtti.
“MERKEZ BANKASI ZARARI DENETLEME KURULLARI TARAFINDAN YAZILMAMIŞ”
TCMB’nin zarar ettiğini fakat bunun denetleme raporuna yansıtılmadığını söyleyen İstemil raporu, “Denetleme raporuna göre Merkez Bankası 815 milyar zarar etmiştir. Banka faaliyet raporu açıkça ‘Bir zarar var’ diyor fakat denetleme kurulları bu zararı yazmamıştır. Yazılabilir olması kanaatindeyim. Ayrıca bu zarar 2018-2019-2020 ve 2022’nin son karı 93 milyondur. Bu karların ortalamasını alırsak Merkez Bankası bundan sonra her yıl kar yapsa bile 10 yılda bu zararı ancak kapatabilir” sözleriyle eleştirdi.
Faaliyet raporunda, “gıda ve alkolsüz içecekler grubunun, enerji, hizmet, temel mal fiyatlarının enflasyonu yükselttiğinin kaydedildiğine” işaret eden Hasan İstemil,”Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamakla ilgili ‘enflasyonun sebebi gıdadır, enerjidir, temel fiyatlardır’ diyor. O zaman Merkez Bankası para politikaları araçları ile bunların hakkından gelemiyor demektir” diye konuştu.
“GÖREVİNİ YAPMAYAN MERKEZ BANKASI DEĞİL, HÜKÜMET VE BAKANLIKLARDIR”
Esas sorumlunun hükümet ve bakanlıklar olduğunu kaydeden İstemil, şöyle devam etti:
“O zaman ne yapmak lazım? Merkez Bankası gıda ile ilgili Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na, Enerji Bakanlığı’na, Ticaret Bakanlığı’na gereken uyarıyı yapması lazımdır. Bütün sorumluluk Merkez Bankası’na yüklenmiştir. Oysaki esas görevini yapmayan bakanlıklardır. Maliye Bakanlığıdır, belediyelerdir, fiyat denetimi yoktur. Merkez Bankası para politikaları araçları ile gördüğüm kadarıyla yaşadığımız kadarıyla enflasyon hakkından gelemiyor. Birinci derecede sorumlu olarak Merkez Bankası’nı kabul etmiyorum. Birinci derecede sorumlu olarak hükümeti ve bakanlıkları kabul ediyorum. Bu hususta Merkez Bankası yönetimi bunları uyarmalıdır, bunlarla toplantılar yapmalıdır.”
“HER GÜN BAŞKAN DEĞİŞİRSE BU İSTİKRAR NASIL SAĞLANACAK”
Merkez Bankası’nda başkan istikrarı sağlanamadan fiyat istikrarı sağlanamayacağına işaret eden İstemil, “Her gün başkan değişiyor. Her gün başkan değişirse bu istikrar nasıl sağlanacak? Merkez Bankası Kanunu’na göre daha önce başkanlar 5 yıl için seçiliyordu. Bunu düzenleyen 25. madde 2020 yılında kaldırıldı. Bu konunun da fiyat istikrarına etkisi olduğu kanaatindeyim” dedi ve Merkez Bankası başkan ve başkan yardımcılarının 5 yıllığına seçilmesi için önerge verdi.
“RAPORDA TCMB’NİN İSTANBUL’DA NE KADAR KİRA ÖDEDİĞİ YOK”
Merkez Bankası’nın İstanbul’a altyapı kurulmadan taşındığını söyleyerek durumu eleştiren İstemil, İstanbul finans merkez binasının yapılması gerektiğini, çünkü bankanın kira ödediğini vurgulayarak,”Ne kadar kira ödediği de Denetleme Raporu’nda yoktur. Genel gider içerisinde yuvarlak olarak gösterilmiştir” dedi.
KARAHAN, 818 MİLYAR LİRALIK ZARARA “SEMBOLİK TUTAR” DEDİ
Hasan İstemil’in Merkez Bankası’nın geçen yılki zararına ilişkin sözlerine Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, “Faiz artırma döngüsüne giren ülkelerde Merkez Bankaları zarar edebilirler. Zarar etmiş olmanın Merkez Bankasının faaliyetine engel teşkil etmeyecek olmasıdır. Bizim bilançomuzda yer alan sermaye kaleminde sembolik bir tutardır” diye yanıt verdi.
]]>
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), kur korumalı mevduatların (KKM) da etkisiyle 2023 yılı için 818 milyar 182 milyon 863 bin 710 lira zarar açıkladı. ANKA Haber Ajansı’na konuşan Başkentli bir yurttaş, ” ‘Kur Korumalı Mevduat’ diyerek vatandaşa zulüm ediyorlar. Yoksuldan alıp zengine verdiler” dedi. Bir emekli ise ” Merkez Bankası’nın içini boşalttılar. Boşaltınca bu hale geldi. Zaten çok kötü bir yönetim var. Türkiye, Türkiye olalı böyle bir yönetim görmemiştir” değerlendirmesini yaptı.
Merkez Bankası, kur korumalı mevduat uygulamasının (KKM) da etkisiyle 2023 yılı için 818 milyar 182 milyon 863 bin 710 lira zarar açıkladı. Başkentli yurttaşlar, Merkez Bankası’nın zararını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Başkentli bir yurttaş, “Türkiye aynı olayı 1980’li yıllarda yine yaşamıştı. Bunun acısını yaşadığımız halde yeniden aynı şekilde ‘Kur Korumalı Mevduat’ diyerek vatandaşa zulüm ediyorlar. Yoksuldan alıp zengine verdiler” dedi.
“MERKEZ BANKASI’NIN İÇİNİ BOŞALTTILAR”
“Merkez Bankası sürekli başkan değiştiriyor, yönetim çok kötü. Bankanın başına işi bilenler gelmiyor” diyen emekli kadın şöyle konuştu:
“Bunların çok büyük etkisi var. Ekonomi çöktü, üretim yok. Dışarıya bağımlı bir ülkeyiz. Bütün bunlar olurken tabii ki burada Merkez Bankası etkileniyor. Halk çok etkileniyor. 10 bin lira maaşla yaşayamaz hale geldik, dibe vurduk. Gerçekten emekli perişan durumda, faizler çok yüksek. İnsanların alım gücü yok, evine et alamıyor, süt alamıyor, ev alamıyor, taşınamıyor, evlenemiyor. İnsanlar çok çaresiz. Merkez Bankası’nın içini boşalttılar tabii ki. Boşaltınca bu hale geldi. Zaten çok kötü bir yönetim var. Türkiye, Türkiye olalı böyle bir yönetim görmemiştir.”
“HEP AF İSTİYORLAR, AFFEDİLİYORLAR”
Merkez Bankası’nın sürekli başkan değiştirdiğine dikkat çeken emekli kadın, “Böyle önemli bir kurumun sürekli başkan değiştirmesi zaten bu ekonominin bu durumda olmasından dolayı. Öyle önemli bir kurumda bir başkan sürekli değişmez” diye konuştu. Emekli kadın, önceki Merkez Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın görevden affını istediğini hatırlatarak, “Zaten hep af istiyorlar, affediliyorlar” dedi.
Emekli kadın açıklamasının devamında şunları kaydetti:
“Emekliyim, kiramı ödeyemiyorum. Oğlum var bekar evlenemiyor. Emekli maaşı 10 bin lira, kiralar 15 bin lira. İnsanlar ne yiyecek ne içecek? Elektriğini, suyunu, doğal gaz faturasını nasıl ödeyecek, gıdasını nasıl olacak? Bir kilo et 600-700 lira olmuş. Ne yapacak bu Türk halkı? Türkiye, Türkiye olalı böyle bir enflasyon, böyle bir pahalılık, böyle bir yönetim görmedi.”
“MERKEZ BANKASI İYİ YÖNETİLEMİYOR”
Kasanın ekside olduğunu belirten emekli yurttaş, “İyi bir şey değil. Merkez Bankası iyi yönetilemiyor. İşin ehli insanların gelmesi lazım. Sağ-sol partiye bakmaksızın orayı kim iyi yönetirse o kişinin yapması lazım” ifadelerini kullandı.
10 bin lira emekli maaşı aldığını söyleyen emekli kadın, “Bütün sıkıntıyı vatandaş çekiyor, olan vatandaşa oluyor. Geçinemiyorum, kızımla oturuyorum” diye tepki gösterdi.
“DOĞRU EKONOMİ POLİTİKALARIYLA İYİ YÖNETİLEBİLİRDİ”
Emekli olduğunu ve çalıştığını belirten bir başka yurttaş da Kur Korumalı Mevduat’ın bakan Nureddin Nebati döneminde hayata geçtiğini anımsatarak “Adam kendini göstermek için aralardan çıkıp bir yerlerde kendini göstermeye çalıştı. Böyle siyaset olmaz” dedi.
Üniversite mezunu iş arayan genç ise şöyle konuştu:
“Merkez Bankası’nın bu kadar açık vermesi çok üzücü. Avrupa’daki veya Amerika’daki yaşıtlarımızın alabildikleri bizim yaşımızdayken şeyleri göz önümüzde bulundurduğumuz da tabii ki insan üzülüyor. Ammavelakin Avrupa’da yaşamıyoruz, coğrafyamız ne yazık ki buna çok elverişli bir coğrafya değil. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Daha doğru ekonomi politikalarıyla iyi yönetilebilirdi. Fakat elimizdeki bu bir genç olarak üzgünüm.”
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kur korumalı mevduatların (KKM) da etkisiyle 2023 yılı için 818 milyar 182 milyon lira zarar açıkladı. Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” değerlendirmesi yaparken, ekonomi yazarı Uğur Gürses, “Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir” dedi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 31 Aralık 2023’te sona eren 92. hesap dönemine ilişkin bilançosu, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Buna göre, 2023 sonu itibarıyla TCMB’nin aktif toplamı 6 trilyon 923 milyar 835,9 milyon lira, bu dönemde altın mevcudu 1 trilyon 417 milyar 869,8 milyon lira oldu.Geçen yıl sonu itibarıyla TCMB’nin ihtiyat akçesi tutarı 9 milyar 664,2 milyon lira olarak belirlendi. Bu sonuçlarla Bankanın 2023 yılındaki dönem zararı 818 milyar 182,9 milyon lira oldu.
“ÖYLE GÖZÜKÜYOR Kİ ENFLASYONUN DÜŞÜRÜLMESİ İÇİN YÜK YİNE DAR GELİRLİYE VE EMEKÇİYE ÇIKACAK”
Merkez Bankası’nın bilançosunu ANKA Haber Ajansına değerlendiren Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” ifadelerini kullandı.
Merkez Bankası’nın açıkladığı zararın seçim sonrasına bırakıldığına dikkati çeken Gür, şunları kaydetti:
“Kur Korumalı Mevduat maalesef Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açmıştır. Bazen ekonomiler bu tür hesapları açabilir ancak zararın veya kur farkının özel finans kuruluşları yerine devlete, Hazineye veya Merkez Bankası’na ödetilmesi oldukça ilginç ve hatalı bir karardır. Bütün bunların yapılmasının tek bir nedeni vardır, o da faizlerin baş aşağı düşürülmesinden kaynaklanmaktadır. Mevduat sahipleri dövize yönelmiş ve Türk parasından kaçış başlamıştır. Bunu tersine çevirmek isteyen hükümet ise aldığı yanlış kararı düzeltmek yerine böyle bir mevduat türü icat etmiş zararı da maalesef devlete yazdırmıştır. Aslında ‘faiz sebep enflasyon sonuç’ diyerek ortaya atılan, kuramsal hiçbir bazı olmayan, yanlış teşhis ile başlatılan servet transfer mekanizması Türkiye ekonomisinin allak bullak olmasının temel nedenidir. Öyle gözüküyor ki enflasyonun düşürülmesi için yük yine dar gelirli maaşlıya ve emekçiye çıkacaktır. Zararın bu derece büyük olması zaten çok belliydi çünkü zamanında seçimden önce açıklanması gereken Merkez Bankası bilanço zararı bugüne ertelendi.”
“GERÇEKLEŞMEMİŞ ZARAR DA HALININ ALTINDA DURUYOR”
Ekonomi yazarı Uğur Gürses ise Merkez Bankasının açıkladığı zararın 2021 sonunda çıkarılan KKM uygulamasının sonucu olduğunu belirtti. Gürses, “Politik hatalarını örtmek için çıkarmışlardı, bunun devasa zararı oluştu. Ne olacak zarardan, Merkez Bankası para basar öder’ denebilir, öyle de yapılıyor. Merkez Bankası, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip ve özel sermayenin de katıldığı bir anonim ortaklık. Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir. Merkez Bankası’nın gerçekleşmemiş zararı da var. Halının altında duruyor. O da her an gerçekleşebilir.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulunun, Mart ayı toplantısında yüzde 45 olan politika faizini 500 baz puan artırarak yüzde 50 düzeyine yükseltmesine ilişkin değerlendirmede bulundu. Geçen yıl haziran ayında başlayan faiz artışları ile birlikte yüzde 8,5 olan politika faizinin on ayda dokuzuncu kez artırılarak yüzde 50 düzeyine yükseltilmesinin olumlu sonuçlarına değinen Başkan Ali Bahar, “Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi Mayıs-Haziran aylarına kadar enflasyonun yüksek seyredeceğini ön görebiliyorduk. Bu nedenle Merkez Bankası’nın duruşunu bozmadan, politikalarına kararlı bir şekilde devam etmesi gerektiğinin altını çizdik. Yerel seçim öncesi alınan karar cesur bir adım. Merkez Bankası’nın bağımsız duruşu önümüzdeki süreçte, Türk Lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğiliminin düşmesi yönünde atılmış çok önemli bir adım” diye konuştu. Kurların oldukça hareketli olduğu dönemde para politikasının yüzde 50 düzeyine yükseltmesinin yerinde olduğunu sözlerine ekleyen Bahar, “Politika faizi ile birlikte faiz koridorunun da eksi-artı 300 baz puan marjında belirlenmesi, gerektiğinde haftalık repo ihale faizinin yüzde 50’nin de üzerinde bir gecelik borç faiz oranını geçilebileceği yönünde önemli mesajdır” dedi.
TCMB’nin en büyük silahı: Kararlı duruş
Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, para politikasında yurt içi talepte dengelenme, TL’de reel değerlenme ve enflasyon beklentileri ile enflasyonun ana eğiliminin düşeceği açıklamasını değerlendiren Başkan Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle para politikasındaki kararlı duruş ifadesinin altını çizmek gerekiyor. Öyle ki ekonomilerin en kırılgan olduğu konuların başında izlenilen politikaların kararlı ve istikrarlı olmaması yatmaktadır. Bu kapsamda Merkez Bankası yönetimini kutluyor, seçim öncesi yapılamaz denileni yaptığı için kararlı duruşu nedeniyle de iş dünyamız adına memnuniyetimizi ifade ediyorum.”
“Kazanmakla kaybetmek arasındaki ince çizgi”
Haziran ayından itibaren MB politika faiz artışlarının etkisi ile ekonominin belirli bir oranda yavaşlamaya girdiğini kaydeden Başkan Bahar, “Yavaşlama dezenflasyon politikası için elbette ödenmesi gereken bir diyetti. Bizler de iş dünyası temsilcileri olarak bu bilinçte ve her zaman sıkı politikaların destekçisi olduk. Fakat içinde bulunduğumuz dönemde ekonomide yavaşlama yaşanmasına rağmen enflasyonda istenilen düzeye ulaşılamamıştır. Bu nedenle faiz artışı kararı, kazanmakla kaybetmek arasındaki çok ince bir çizgiydi. Merkez Bankası ya bugüne kadar alınan faiz artışlarının, ekonomideki yavaşlamanın boşa gittiği bir karar alacaktı ya da beklentilerin aksi yönünde bir adım atarak taviz vermeyecekti. İkinci yolu tercih ettiği için 10 aydır verilen mücadele heba edilmemiş oldu” dedi.
“En kötünün son çeyreğindeyiz”
Nakdi sıkılaşmanın makroekonomi için olumlu bir karar olduğunu ancak KOBİ’lerin finansmana erişiminde de negatif olarak yorumlanabileceğini dile getiren Başkan Bahar, “MB faiz kararı öncesinde almış olduğu likidite sıkılaştırmasına yönelik adımları nedeniyle piyasa faizleri 10 puan civarında yükseliş kaydetmişti. Yani faiz artış kararı alınmadan önce zaten piyasa faizleri ile politika faizi arasında bir fark oluşmuştu. Dolayısı ile MB politika faizini sabit tutması, piyasa ihtiyaçlarına aykırı bir karar olacaktı. Çünkü piyasanın kendine özgü kuralları var ve bu kurallar her zaman işlemektedir. Bu yüzden bu yorumlara çok katılamıyoruz” diye konuştu. Yılın ikinci yarısından itibaren dezenflasyon sürecinin başlayacağına yönelik en ufak bir kuşkularının kalmadığını belirten Başkan Bahar, “Reel faiz dengesizliği ile birlikte piyasa-politika arasındaki dengesizliği giderme yönünde önemli bir karar olmuştur. Her ne kadar kredi maliyetleri yükselmiş olsa da finansmana erişimin nispeten daha kolay olacağı, istikrarın belirgin bir biçimde kendini göstereceği bir döneme yaklaşıyoruz. Yani en kötüyü geride bırakmak için önümüzde sadece bir çeyrek dönem kaldı” dedi. – ANTALYA
]]>Merkez Bankası, piyasalarda yaşanan panik nedeniyle seçim sonrasında alması beklenen ek sıkılaşma tedbirlerini öne çekti, bu tedbirlere sürekli yenilerini ekliyor. Mevcut eğilim, bu hafta yapılacak Merkez Bankası faiz toplantısında faiz artışı yapılmayacağının da işareti olarak görülüyor.
Bu hafta faiz kararlarının alındığı hafta olacak. ABD Merkez Bankası FED’in faiz toplantısının ardından TC Merkez Bankası’nın faiz toplantısı yapılacak. FED’den faiz indirimi beklenmiyor ama faiz indirim takvimine ilişkin toplantıdan çıkacak sinyaller tüm dünya ekonomisini etkileyecek. Türkiye gibi ülkelere fon akışının zamanlamasını göstermesi açısından da kritik öneme sahip.
Bizde ise yine “faiz artışı gerektiğinin düşünüldüğü ama faiz artışı yapılmasının beklenmediği bir toplantı” daha yapılması bekleniyor. Beklentilerin giderek kötüleşmesi, döviz ve altına olan talebin canlılığını koruması, rezervlerdeki erimenin hızlanması, aslında faiz artışı ihtiyacını gösteriyor. Ancak, neredeyse hiç kimse, bu haftaki toplantıda faiz artışı yapılmasını beklemiyor.
Bu beklentinin en önemli nedenlerinden biri, ay sonunda yapılacak yerel seçimler. Yüzde 45’e çıkarılan politika faizinin seçim öncesi tekrar artırılması beklenmezken, bu da yine “teknik olarak gerekse de siyasi kaygılarla gereken kararın alınamadığını” gösteriyor. Yaşananlar, yeniden ek sıkılaşma gereken bir piyasa ikliminde olduğumuzu, bunun için faiz artışı yapılarak en kesin sonucun alınabileceğini işaret ediyor. Merkez Bankası’nın son günlerde piyasalar için aldığı ek sıkılaşma tedbirlerinin sürekli hale gelmesi de, faizleri artırmadan yan tedbirlerle ek sıkılaşma yapılmaya çalışıldığını gösteriyor. Yani seçimlere kadar politika faizi artırılmadan yan tedbirlerle piyasalar tutulmaya çalışılacak.
Peki, yan tedbirler yetecek mi? Başka bir deyişle; seçime kadar yan tedbirlerle idare edilse bile, seçim sonrası ek faiz artışı yapmak gerekmeyecek mi?
Bu soruyu yanıtlamadan önce mevcut durumu özetlemekte fayda var. Bu ayın başında piyasalarda yaşanan panik yumuşasa da, henüz sönmüş değil. Geçen hafta içerisinde özellikle küçük tasarrufçunun altın ve dövize talebi canlı devam etti. Çeyrek altın talebi çok fazla arttı, kuyumcularda altın bulunamayınca, Darphane ek altın basımı için çift vardiya çalışmaya başladı. Dövize talebinin canlılığı da döviz büfeleri önündeki kuyruklardan açıkça anlaşılıyor.
SEÇİM SONRASI FAİZ ARTIŞININ SİNYALİ VERİLECEK Mİ?
8 Mart haftasındaki veriler vatandaşın döviz alıp bir bölümünü yastık altına çektiğini, bu arada bankalarda döviz hesaplarını artırdıklarını gösterdi.
Geçtiğimiz hafta da bu eğilim devam etti. Bu nedenle döviz rezervlerindeki hızlı erime de sürdü; 15 Mart itibariyle swap hariç kamu dahil net döviz rezervlerinin eksi 70 milyar doların altına indi. En son Mayıs seçimleri öncesi eksi 77 milyar dolara kadar inilmişti. Mevcut eğilim devam ettiği takdirde, bu dip rakama inilmese de eksi 75 milyar dolarlara kadar inilebileceği tahmin ediliyor.
Merkez Bankası’nın aldığı yan tedbirlere gelince… İki hafta önce aldığı kredi artışlarına sınır getiren, yükümlülüklere uymayan bankalara sert zorunlu karşılık yaptırımı getiren kararlar etkili oldu. Yanı sıra tebliğ çıkarılmadan, bankalara yapılan telkinle kredi kartlarında nakit çekimi ve toplam limit sınırlamaları getirildi. Son olarak hafta sonunda kredi kartı faiz oranları artırıldı.
Tüm bunların talebin kesilmesinde önemli rol oynaması bekleniyor. Bu tedbirler büyük ihtimalle seçim sonrasında alınacaktı ama piyasalardaki paniği önlemek için öne çekildi. Yani seçimlere gitmeden, zorunlu olarak piyasalarda, talep ayağında önemli bir sıkılaştırma yapılmak zorunda kaldı.
Ancak krediler sınırlanırken TL mevduat faizlerinde, özellikle de küçük tasarrufçunun TL’ye talep göstermesi için gereken tedbirlerin alınmadığı görülüyor. Bu da döviz ve altına talebin devam etmesinde en önemli faktör. Bankalar, hem daha ucuz likidite yarattıkları Merkez Bankası’ndaki swaplarını artırdılar, hem de kredilerin kısılmasına bağlı ek kaynak ihtiyaçları azaldığı için, TL mevduatlarına istenen faiz oranlarını vermeye yanaşmıyorlar. Böyle olunca da özellikle düşük faiz teklif edilen küçük tasarruf sahipleri, enflasyona karşı kendilerini korumak için, tasarruflarını “nasıl olsa artar” diyerek altın ve dövize yatırmaya devam ediyorlar.
Bu gelişmelerin yanında piyasaların yılsonu enflasyon beklentilerinin de önemli ölçüde yükseldiği gözlendi. Piyasaların beklentisi 44.19’a çıkarken, bu Merkez Bankası’nın yıl sonu için belirlediği yüzde 36 hedefinin hayal olduğu, hedef bandındaki yüzde 42’ye bile inilemeyeceğini açıkça gösteriyor.
İşte bu nedenle ek faiz artışı yapılmasının zorunlu hale geldiği konusunda neredeyse herkes mutabık. Çünkü Merkez Bankası daha geçen ay, yıl sonu yüzde 36 enflasyon hedefini korumuş, beklentiler hedefe yaklaşmadığı takdirde ek sıkılaşma kararı alacağını belirtmişti.
Keşke sürpriz yapıp piyasaları sakinleştirse ama Merkez Bankası’nın bu hafta faiz artırması beklenmiyor. Ancak faiz artırmasa bile faiz kararı metninde, seçimden sonra faiz artışına gidebileceğini güçlü bir şekilde ima etmesi gerekiyor. Eğer bu sinyali vermezse seçimden önceki son haftada, piyasalardaki paniğin yeniden arttığına şahit olabiliriz.
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini yüzde 50 seviyesinde sabit bıraktı. Ekonomistlerin beklentileri de faizin sabit bırakılacağı yönündeydi.
Ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise yüzde 45 oldu. Geçen ay gerçekleştirilen toplantıda politika faizi 500 baz puan artırılmıştı.
Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada şu ifadeler Deneme Bonusu Veren Siteler kullanıldı; "Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 50 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir. Mart ayında aylık enflasyonun ana eğilimi, devam eden zayıflamaya rağmen öngörülenden yüksek gerçekleşmiştir. Tüketim malı ve altın ithalatındaki seyir cari dengedeki iyileşmeye katkı verirken, yakın döneme ilişkin diğer göstergeler yurt içi talepte direncin sürdüğüne işaret etmektedir. Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyonist baskıları canlı tutmaktadır. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunu yakından takip etmektedir.
Mart ayında atılan adımların etkisiyle finansal koşullar önemli ölçüde sıkılaşmıştır. Parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Kurul, parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de göz önünde bulundurarak politika faizinin sabit tutulmasına karar vermekle birlikte, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu yinelemiştir. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Para politikasındaki kararlı duruş; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecek ve dezenflasyon 2024 yılının ikinci yarısında tesis edilecektir.
Kurul; makroihtiyati politikaları, piyasa mekanizmasının işlevselliğini ve makro finansal istikrarı koruyacak nitelikte uygulamayı sürdürmektedir. Bu çerçevede, kredi büyümesi ve mevduat Ataköy Escort faizinde öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda parasal aktarım mekanizması desteklenmeye devam edilecektir. Likidite gelişmeleri yakından takip edilerek, gerektiğinde sterilizasyon araçlarının etkin şekilde kullanılması sürdürülecektir.
Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır."
]]>ERKAN KARACA
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Şimdi diyelim ki bugün dolar 33 lira peki bugün ki 33 liralık kur piyasanın kendi dengesinde oluşmuş bir kur mu? Yoksa acaba Merkez Bankası bu sabahtan itibaren 2-3 milyar dolar satış yaptı da kuru ancak 33’te mi tutuyor. Bunu bilmek hepimizin hakkı, bunu bilmek milletin hakkı… Eğer bunu bir avuç insan biliyorsa, eğer hükümete yakın olanlar biliyorsa, geniş kitleler bilmiyorsa bu halkı aldatmaktır. Bu, birilerine haksız kazanç sağlamaktır. Devletin verileri şeffaf olur, açık olur. Bir anda bütün millet duyar. Devlet böyle yönetilir” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, seçim çalışmaları kapsamında Çorum’a geldi. Bir otelde düzenlenen basın toplantısında il ve ilçe belediye başkan adaylarını tanıtan Babacan, “Meşhur bir 128 milyar dolar hikayesi vardı hatırlıyor musunuz? ‘128 milyar dolar nerede’ diye. O arka kapıdan satışlar. Rakam 400 milyar doları geçti bugün itibariyle, hala da devam ediyor. Ekonomi yönetimi değişti hala devam ediyorlar çünkü bu tür yanlış uygulamalar aynı eroin gibidir, uyuşturucu gibidir. Bir kere yapmaya başlarsanız o bağımlılıktan kurtulamazsınız” diye konuştu.
Ali Babacan, şunları söyledi:
“2018’den bu yana partili, taraflı Cumhurbaşkanı tek imzayla ülkeyi kafasına estiği gibi yönettiğinden bu yana Merkez Bankası bağımsız değil. Merkez Bankası talimatla iş yapıyor. Faizi indir diyor indiriyor, bindir diyor bindiriyor ve Merkez Bankası karşılıksız para basıyor. Sadece seçimden bu yana kadar kur korumalı mevduatın kur farkı için Merkez Bankası’nın karşılıksız para basıp da mevduat sahiplerine ödediği rakam bir trilyon lirayı geçti. Bakın bütçede bu yıl tarım desteğinin miktarının tamamı 91 milyar sadece kur korumalıya Merkez Bankası’nın karşılıksız para basıp da ödediği bir trilyon. Çiftçiye verdiğinin zaten 11 katını kur farkı diye ödüyor devlet. Para bastırınca da enflasyon oluyor. Karşılıksız para basan bir ülkede enflasyon düşer mi ya? Bunu gizli yapıyorlar bakın açıklamıyorlar. Ne kadar para bastıklarını söylemiyorlar. Biz işi bildiğimiz için Merkez Bankası’nın bilançosuna şöyle bir derinlemesine giriyoruz çıkıyoruz ve anlıyoruz ki bunlar para basıyor çünkü rakamlar ortada. Gizledikleri zannediyorlar ama biz girip çıkıp rakamları ortaya çıkartıyoruz. 1 trilyon lira ve Merkez Bankası’nın yaptığı gizli saklı bir işte arka kapıdan döviz satarak piyasaya müdahale ederek yani kuru bastırmak buna da ne zaman başladılar, birinci damat döneminde başladılar ve hangi gün ne kadar sattıklarını söylemeden gizli gizli doları baskı altında tutmaya başlıyorlar.
“ARKA KAPI DÖVİZ SATIŞLARI 400 MİLYAR DOLARI GEÇTİ”
Meşhur bir 128 milyar dolar hikayesi vardı hatırlıyor musunuz? ‘128 milyar dolar nerede’ diye. O arka kapıdan satışlar. Rakam 400 milyar doları geçti bugün itibariyle, hala da devam ediyor. Ekonomi yönetimi değişti hala devam ediyorlar çünkü bu tür yanlış uygulamalar aynı eroin gibidir, uyuşturucu gibidir. Bir kere yapmaya başlarsanız o bağımlılıktan kurtulamazsınız. O bağımlılıktan kurtulmak da irade meselesidir. Onun için ben şu an ki ekonomi yönetimini defalarca uyardım. Bakın arkadaşlar dedim yanlış yapıyorsunuz. Daha evvelki yanlış uygulamaları siz niye devam ettiriyorsunuz. TÜİK yalan söylüyor. Gerçek enflasyonu açıklamıyor. TÜİK’in açıkladığı enflasyon gerçeğin yarısı kadar. Emeklilerde ancak o kadar zam alabiliyor. Onun için emekliler fakirleşiyor, yoksullaşıyor. Gerçek hayat çok pahalı aldığı zam gerçek enflasyonu karşılamıyor. Bu kadar basit hesap yani. TÜİK’e doğru rakamı çıkarttırmıyorlar, gizliyorlar. Merkez Bankası’nın bastığı parayı açıklamıyorlar gizliyorlar. Merkez Bankası’nın arka kapıdan sattığı dövizi gizliyorlar açıklamıyorlar.
“ÜLKEYİ RAHMETLİ ÖZAL DÖNEMİNİN ÖNCESİNE GÖTÜRÜYORLAR”
Ben ekonominin başındayken 11 yıl boyunca Merkez Bankası’nda toplam satılan döviz 8,5 milyar dolardır. Böyle arka kapı falan yoktur. Merkez bankası şeffaf açıktır. 8,5 milyar doları, 11 yılın toplamında 8,5 milyar doları bunlar 5 yılda 400 milyar dolara çıkardı rakama bakın. Biz o gün yaptığımızın hepsini açıkladık. Şeffaf bugün girip bakın merkez bankasının web sitesine bak 2009’da şu kadar sattım. 2010’da şu kadar sattım gün gün rakam bellidir ama 2018 yılından beri Merkez Bankası’nın hiçbir şeyi açıklanmıyor. Şunu bilmek hepimizin hakkı bugün dolar kuru diyelim ki 33 lira ve biliyorsunuz ekran kurlarıyla piyasa kurları arasındaki bantlarda da farklar oluşmaya başladı. Aynı onu kötü dönemlere rahmetli Özal’dan önceki durumlara sokuyorlar ülkeyi rahmetli Özal’dan önce öyle iki kur vardı ya bir piyasa kuru vardı bir ekran kuru vardı. Aynı hale getiriyorlar ülkeyi. Şimdi diyelim ki bugün dolar 33 lira peki bugünkü 33 liralık kur piyasanın kendi dengesinde oluşmuş bir kur mu? Yoksa acaba Merkez Bankası bu sabahtan itibaren 2-3 milyar dolar satış yaptı da kuru ancak 33’te mi tutuyor. Bunu bilmek hepimizin hakkı, bunu bilmek milletin hakkı. Eğer bunu bir avuç insan biliyorsa, eğer hükümete yakın olanlar biliyorsa, geniş kitleler bilmiyorsa bu halkı aldatmaktır. Bu, birilerine haksız kazanç sağlamaktır. Devletin verileri şeffaf olur, açık olur. Bir anda bütün millet duyar. Devlet böyle yönetilir.
“VATANDAŞ KAYGILARINDA HAKLI”
Gerçekten seçim sonrası için vatandaşlarımızın her türlü kaygısı haklı çünkü yeni bakan arkadaşımız ne dedi; ‘bir önceki seçimlerde kuru bastırmışlar’ dedi. Biz şöyle bıraktık dedi. 18 liradan çıktı 30’a şu anda da kuru bastırdıklarıyla ilgili bir sürü emare var. Onun için hangi şehre gitsem döviz bürolarının önünde kuyruklar var ve sarrafların da oldukça yoğun olduğunu görüyorum. Bu ekonomiye güvensizliğin işaretidir. Ben ekonominin başındayken Türkiye’de yüzlerce döviz bürosu kapandı biliyor musunuz çünkü milletin dövizle alakası kalmadı artık. Kendi paramız milli paramız değerli ve her kesin saygı gösterdiği inandığı güvendiği bir para birimi haline geldi. Döviz büroları sinek avlıyordu. İn cin top oynuyordu. Zarar ediyoruz diye kapattılar. Yüzlercesi kapandı o dönemde. Şimdi önünde kuyruklar oluşuyor. Bizim şu anda bu hükümetin söylediği hiçbir şeye güvenimiz yok. Ne yapıp ne yapmayacaklarına yönelik kendilerinin de bir fikirlerinin olduğuna ben inanmıyorum. Battı balık yan gider hesabı. Dolayısıyla seçim öncesinde de seçim sonrasında da bu hükümetin ne olacağını ben bildiğini zannetmiyorum. Allah bu milleti korusun. Allah bu milletin yüzüne baksın. Gerçekten bu kadar yönsüz, bu kadar bilinçsiz, ve bu kadar aldatmaya ve göz boyamaya dönük bir yönetim tarzını Türkiye daha önce görmemişti.”
]]>Ali Babacan, DEVA Partisi Kocaeli Aday Tanıtım Toplantısı’nda konuştu. Programda Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı İsmail Ensar Baturman’ı da tanıtan Babacan, Merkez Bankası’nın faiz kararlarına, muhalefetin siyaset anlayışına, ekonomi yönetimine değindi. Ali Babacan’ın konuşmasından başlıklar şu şekilde:
“Bugün Merkez Bankası’nın politika faiz kararını açıklama günü. Biliyorsunuz, seçimden bu yana 8 ayda 8 kez Merkez Bankası’nın faizi artırıldı ve bu konuda herkes görüş ifade etti. Akşam, şimdi televizyon kanallarına bakın, herkes bir şeyler söylüyor. Karar şöyle olsa da böyle olsa da, herkes konuşuyor. 8 aydır faiz konusunda bu ülkede konuşmayan hiç kimse kalmadı, bir kişi hariç. Her konuda konuşan, en az okunan gazetelerin köşe yazarlarına laf yetiştiren, partisinin küçük bir ilçedeki gençlik kolları başkanına kadar her konuya müdahale eden o bir kişiden hala ses yok.”
“SİYANI ERDOĞAN, MERKEZ BANKASI’NIN KARARLARININ ARKASINDAYSANIZ, ÇIKIN AÇIKLAYIN”
Sayın Erdoğan, Merkez Bankası kararlarının arkasındaysanız, çıkın açıklayın.
Çıkın açıkça savunun. Yok Merkez Bankası’nın faiz artırması yanlışsa, o zaman da gereğini yapın. Sustu, susuyor. Her konuda konuşuyor, bu konuda susuyor. Belli, konuşacak yüzü yok. Açıklayacak yüzü yok. Ama arkadaşlar, ben açıklayayım ben. Bu vesileyle gerçek tezi ben açıklayayım. Erdoğan sebep, yüksek faiz sonuç. Erdoğan sebep, yüksek kur sonuç. Erdoğan sebep, yüksek enflasyon sonuç. Bu kadar.
“FAİZ YÜKSELMEZ İNER, DAHA DA İNECEK’ DEMİYOR MUYDU?”
‘Faiz sebep, enflasyon sonuç’ diye tutturduğu bir tekerlemesi yok muydu? ‘Nass, nass’ demiyor muydu? ‘Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece faiz yükselmez iner, daha da inecek’ demiyor muydu? Hayırdır Sayın Erdoğan, şimdi size soruyoruz: İktidardan mı indiniz?
“NE ZAMAN MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZ ÇALIŞTI, ENFLASYON TEK HANEYE DÜŞTÜ”
Türkiye’de yakın tarihimiz o kadar açık ki. Ne zaman ki Merkez Bankası bağımsız çalıştı, enflasyon tek haneye düştü; ve uzun süre de tek hanede kaldı. Ne zaman ki Erdoğan Merkez Bankası’nı kendisine bağladı 2018’de, o gün bugündür enflasyon azdı, düşmüyor, bu kafayla düşmez de. Tablo çok net ortada.
‘Biz gidersek ülke batar’ demek dışında siyaset üretmeyenlerin, muhalefet etmeyi bir kazanç kapısı olarak görenlerin, işine geldiğinde şiddete karşı çıkan, işine geldiğinde bir yumruğu savunmak için yarışanların; kısacası ezber konuşan, ezber düşünen muhalefetin de bu ülkeye verebileceği hiçbir şey yok, bunu açık söylüyorum ben.
“BİR KİMLİK SİYASETİDİR ALMIŞ YÜRÜMÜŞ”
Bir kimlik siyasetidir almış yürümüş. Şöyle bir açın bakın ne diyorlar diye; hep kimlik siyaseti. Diyor ki, ‘Ben falancıyım, filanım, onun için bana oy verin.’ Diyorlar ki, ‘Ben şucuyum bucuyum, bana oy verin.’ İyi de arkadaş, senin kim olduğunu anladık da, sen bu memleket için ne yapacaksın ya bu onu anlat hele ya. Bu ülkenin yarınları için hayalin nedir? Projelerin nedir, planların nedir onu anlat. Yok.
“BAZI MUHALEFET PARTİLERİ ADINA KONUŞANLARI DİNLERKEN HİCAP DUYUYORUM”
İnanın, bazı muhalefet partilerinin sözcülerini dinlerken, muhalefet partileri adına konuşanları dinlerken hicap duyuyorum. ‘Al birini vur ötekine’ derler ya, aynı o hesap. Henüz daha iktidar ya da iktidar ortağı falan da değiller bakın. Şimdiden başlamışlar kavgaya, dövüşe. Sözüm ona, ülkenin yarınlarına siyaset vadediyorlarmış. Sözüm ona, bu iktidarın alternatifi olacaklarmış.
“HÜKÜMET ÜLKENİN BİR YARISINI DİĞER YARISIYLA KAVGALI HALE GETİRDİ”
Türkiye’de kabaca arkadaşlar, yüzde 60- yüzde 40 gibi bir oran var ama, kabaca ülkenin yarısı ev sahibi, yarısı kiracı. Yani bu hükümet bu ülkenin bir yarısını diğer yarısıyla kavgalı hale, ihtilaflı hale getirdi. İşte, büyükşehir adayımız avukat. Avukatlara şöyle bir sorun; en çok hangi davalar geliyor bugün size diye, kiracı ev sahibi davası. Ama bu milletin zaten kabaca yarısı ev sahibi yarısı kiracı. Milletin yarısı diğer yarısıyla kavgalı, ihtilaflı.
“99 DEPREMLERİYLE YAŞADIĞIMIZ ACIDAN MAALESEF DERS ÇIKARTILMADI”
Üzerinden 25 sene geçse de 99 depremleriyle yaşadığımız acıdan maalesef ders çıkartılmadı. Çünkü zihniyet değişmedi arkadaşlar, zihniyet. 6 Şubat günü, depremin olduğu saatte, Adıyaman’da binlerce insan saat 04.17’de o duran saat kulesine yürürken ‘Sahipsiz Memleket!’ diye haykırmıştı; ki ben tam 6 Şubat tarihinde Adıyaman’daydım. 5’inde Kahramanmaraş 6’sında Adıyaman. Oradaki vatandaşlarımızla şöyle bir dertleştik. Tam 1 yıl sonra durumu yerinde izledik, gözledik. Evet, sahipsiz memleket.
“ÜLKEMİZİN HER KÖŞESİNDE ‘SAHİPSİZ MEMLEKET’ HİSSİ YAŞANIYOR”
Ülkemizin her köşesinde ‘sahipsiz memleket’ hissi yaşanıyor. Her afette, her felakette, yurdumun bir başka köşesi ‘sahipsiz’ kalıyor. Erzincan’da, altın aranıyor; madende çalışan işçilerimiz sahipsiz kalıyor. Marmara Denizi’nde bir gemi fırtınada denize açılıyor; denizcilerimiz sahipsiz kalıyor. Sokakta yürürken çatışmalar yaşanıyor, insanlar yaralanıyor; vatandaşlarımız sahipsiz kalıyor.
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAVUNUYORLAR AMA SADECE KENDİLERİ İÇİN”
İdeolojik zıtlıklar, siyasi görüş ayrılıkları fark etmiyor. İfade özgürlüğünü savunuyorlar, ama sadece kendileri için. Şiddete karşı çıkıyorlar, ama sadece kendileri için. Hak-hukuk diyorlar, ama sadece kendileri için. İktidarıyla muhalefetiyle, yerel seçimlerdeki ‘matematikleri’ belli: Belediyecilik ‘eşittir’ komisyonla plaza dikilecek boş arsalar. Belediyecilik ‘eşittir’ eşe dosta dağıtılacak haksız hukuksuz ruhsatlar.
Bir, biz iyi yönetiriz diyoruz. İki, biz temiz yönetiriz diyoruz. ve bunu da laf olsun diye söylemiyoruz. Kocaeli’yi layık olduğu gibi, demokrasiyle, adaletle ve tertemiz yöneteceğimizi apaçık belgelerle ortaya koyuyoruz. Seçim geliyor diye değil, bundan tam iki yıl önce Yerel Yönetimler ve Şehircilik Eylem Planı’nı ortaya koyan biziz; DEVA Partisi’nden başka bunu yapan yok.”
]]>Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, bu akşam X hesabından yaptığı açıklamayla istifa ettiğini duyurdu. CHP Genel Başkan Yardımcıları Yalçın Karatepe, Özgür Karabat ve Burhanettin Bulut, CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç ve İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, X hesaplarından Erkan’ın istifasını değerlendirdi.
KARATEPE: GİDECEĞİ BELLİ İDİ
CHP’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe’nin paylaşımı şöyle:
“Merkez Bankası Başkanı H. Gaye Erkan’ın istifa etmesi sürpriz değil. Erdoğan, güçlü bir biçimde sahip çıkmamıştı. Gideceği belli idi. Bilinmeyen şey, zamanlamasıydı. Yerine gelecek olanın da pek farklı işler yapması beklenmiyor. Ekonomi yavaşlamaya, işsizlik ve yoksulluk ise artmaya devam edecektir.”
BULUT: MERKEZ BANKASI’NA BAŞKAN DAYANMIYOR
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut da paylaşımda şunları kaydetti:
“Merkez Bankası’na başkan dayanmıyor. Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan görevden affını istedi, istifa etti.
Mehmet Şimşek, kendini hala etkili ve yetkili bakan sanıyor. Merkez Bankası’nın yeni başkanı ‘önerisi doğrultusunda’ atanacakmış. Herkes biliyor ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde her şeye karar veren ‘tek bir adam’ var, gerisi lafügüzaf.”
KARABAT: BU İSTİFANIN ESAS SEBEBİ, ENFLASYON HEDEFİNİN TUTMAYACAK OLMASIDIR
CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ise Erkan’ın istifasını şöyle değerlendirdi:
“Hafize Gaye Erkan’ı getiren Mehmet Şimşek’ti. Geçen yıl haziran ayında göreve gelmesinin ardından Şimşek ile Erkan’ın bazı konularda anlaşamadıkları kulislerde konuşulmaya başlandı. Erkan’ın TCMB Başkanlığı’nın ötesinde siyasi hedefleri olduğu belirtiliyordu. Ahmet Hakan’a röportaj, bardağı taşıran son damlaydı. ‘Rasyonel zemin’ dedikleri, ekonomi yönetiminin kişisel hırslarından başka bir şey değildi. Burada suçlu sadece Hafize Gaye Hanım görülmesin. Evet, o çok yanlış işler yaptı, makamını şahsi çıkarı için kullandı. Ama Mehmet Şimşek de uyumsuz politikalar yürüttü. Enflasyon sadece TCMB’nin para politikası ile olacak iş değildi. Mehmet Şimşek, bütçe disiplinini sağlayamadı. Devasa bütçe açığı verdi. KDV’yi yüzde 18’den yüzde 20’ye çıkardı.
Bir de Anayasa’nın rafa kaldırılması, AKP’nin hukuk tanımazlığı var. Can Atalay kararı ile siz hiçbir yatırımcıyı ikna edemezsiniz. Bu şartlarda Hafize Gaye Erkan’ın faiz politikası nasıl işe yarayacaktı? Bu istifanın esas sebebi, enflasyon hedefinin tutmayacak olmasıdır. Suçlu sadece Hafize Hanım değil, aynı zamanda Mehmet Şimşek başta olmak üzere AKP’nin ileri gelenleridir. Ülke Arjantin’e dönüşmek üzereyken Hafize Gaye Erkan, durumu fark edip erkenden çıkıp gitmiştir. TCMB’nin kurumsal kimliği ve itibarı, AKP sayesinde iki paralık olmuştur. Merkez Bankası, adeta başkan öğütme makinesi haline gelmiştir. TCMB’nin başına artık kim gelirse gelsin, ekonomi politikaları dikiş tutmayacaktır.”
GENÇ: EKONOMİNİN TEK YÖNETİCİSİ ERDOĞAN’DIR, KİMİ GETİRİRLERSE GETİRSİNLER DİKİŞ TUTMAZ
CHP Kayseri Milletvekili Genç de paylaşımında şunları kaydetti:
“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan istifa etti. Merkez Bankası’nın son 5 yılda dördüncü başkanı istifa etti. Ülkemizde artık bakanlar, bürokratlar istifayla değil af talebi ile görevden ayrılıyor. Sayın Cumhurbaşkanı, bir süredir sessizliğini koruduğu Merkez Bankası tartışmalarına tepkisini bu şekilde mi veriyor? Ekonomi yönetimi ne Merkez Bankası’nda ne de Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndadır. Ekonominin tek yöneticisi Erdoğan’dır. Merkez Bankası’ndaki bu istifa, Erdoğan’ın talebidir. Kimi getirirlerse getirsinler dikiş tutmaz.”
ZORLU: SİYASİ İKTİDAR, BİR KEZ DAHA TÜRK MİLLETİNİN EKONOMİK MENFAATLERİNİ VE SAYGINLIĞINI TEHLİKEYE DÜŞÜRMÜŞTÜR
İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu’nun Erkan’ın istifası üzerine yaptığı paylaşım da şöyle:
“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan affını istemiş… 7 aylık serüven, yüzde 8,5 faiz ile başlandı, yüzde 45 ile son buldu. Peki kötü giden ekonominin gerçek sorumluları ne yapıyordu? Çok açık ki siyasi iktidar, liyakatli atama yapma mesuliyetini burada da yerine getirememiş ve bir kez daha Türk milletinin ekonomik menfaatlerini ve saygınlığını tehlikeye düşürmüştür. Bu yanlış sürecin sorumluları hesap vermek zorundadır. Zira asıl zarar gören milletimiz olmuştur.”
]]>Türkiye ekonomisinde artık her şey seçime endekslendi. Yüksek maaş zamları ardından, kamu harcamaları büyürken, piyasalarda paranın bol olduğu bir dönem daha yaşayacağız. Piyasadaki bol para nedeniyle artan döviz talebinin de etkisiyle rezervlerin eridiği bir dönem daha yaşamaya başladık.
Merkez Bankası geçtiğimiz hafta politika faizini 2,5 puan daha artırarak yüzde 45’e yükseltti. Ancak bu yüksek faize rağmen piyasalardaki bol likidite nedeniyle dövize talep önlenemedi. Döviz talebini frenlemek için ya kurların bırakılması ya da faizlerin artması gerekiyor. Kuru seçim öncesi artırmak istemeyen Merkez Bankası’nın “verilere bağlı olarak ek faiz artışı yaparım” demesi gerekirken bunu yapmadı. Merkez Bankası seçim nedeniyle “faizlerde tepe noktaya geldik” demeyi tercih etti. Bu tavır piyasalar tarafından enflasyonla mücadelede yeterince sıkı davranılmadığı havasının oluşmasına neden oldu.
2023 yılı bütçesine Aralık ayında eklenen büyük ödeneklerin, beklendiği gibi, harcanmaya başladığı gözüküyor. Bunu geçen ay bir ara 750 milyar TL’ye çıkan Hazine’nin Merkez Bankası’nda bulundurduğu mevduatın erimesinde görüyoruz. Geçtiğimiz hafta içerisinde Hazine’nin mevduatı 315 milyar TL’ye kadar indi. Bu durum Ocak ayı içinde Hazine’nin yaklaşık 400 milyar TL’nin üzerindeki parayı piyasaya verdiğini gösteriyor.
Hazine’nin verdiği paranın yanı sıra Merkez Bankası da artırdığı swaplar nedeniyle, piyasalara ek TL pompalaması yaptı. Bir ara gerileyen Merkez Bankası’nın bankalarla yaptığı swap miktarı, geçtiğimiz hafta içerisinde yaklaşık 11 milyar dolar artarak 53 milyar dolara çıktı. Merkez Bankası’nın swapları artırmasının nedeni, eriyen döviz rezervlerine karşılık bu yolla brüt rezervini büyütmeye çalışması.
Ancak Merkez Bankası yaptığı swaplar karşılığı piyasalara TL veriyor. Bu aynı zamanda politika faizinin altında verdiği bu TL likiditesinin enflasyonla mücadeleye zarar vermesi sonucu yaratıyor. Bankalar politika faizinin altında yaptığı swaplar nedeniyle, TL mevduat faizlerini olması gerektiği kadar artırmıyorlar. Bu nedenle de özellikle küçük tasarrufçuya bankaların verdiği mevduat faizinin yüzde 40’ın altına indiği görülüyor.
Yüksek hacimli TL mevduatlara yüzde 50’ye kadar faiz veren bankalar hedeflerini gerçekleştirmek için döviz bazlı KKM’den TL’ye dönen hesaplara ise yüzde 55, hatta biraz üzerinde faiz vermeyi kabul ediyorlar. Dolayısıyla ortalama faiz oranları yüzde 50’in hemen altına gerilemiş gözükse de en çok zararı gören küçük tasarrufçu oluyor.
BAKAN ŞİMŞEK DE ARTIK BIRAKTI
Merkez Bankası’nın sıkı para politikasına aykırı biçimde, TL mevduat faizlerinin gerilemesi karşısında yeni bir önlem almaktan kaçındığını görüyoruz. Merkez Bankası’nın da seçime ayarlı bir politika izlediğini söyleyebiliriz. Yani bir yandan rezervleri, piyasadaki likiditeyi artırma pahasına yaptığı swaplar yoluyla desteklerken, seçime kadar piyasadaki paranın bol kaldığı bir süreç yaşanmasını kabul ettiği söylenebilir.
Bunun yanında Merkez Bankası politika faizini artırmasına rağmen, kredi kartı faiz oranlarını, birkaç aydır olduğu gibi, yine sabit bıraktı. Kredi kartı kullanımının son haftada biraz gerilemeye başladığı gözükse de hala canlı bir seyir var. Seçime kadar bu oranlarla gidileceği, dolayısıyla gerektiği takdirde halkın kredi kartı kullanımı için açık kapı bırakıldığı gözüküyor.
Halbuki Merkez Bankası’nın bankalarla yaptığı görüşmelerde, kredi kartı kullanımına sınır getirilmesini istediğini, kredi kartı faiz oranlarının yanında, kart limitlerinin düşürülmesi, taksit sayılarının azaltılması gibi planları olduğu anlaşılıyor. Merkez Bankası, bu kredi kartı kısıtlamasını da seçimler sonrasına ertelemiş gözüküyor.
Tüm bu harcamalardaki artışa artık Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de ses çıkarmamaya başladığına şahit oluyoruz. Bakan Şimşek, son olarak emekli maaş zammında yüksek zam oranlarına karşı gelirken, sonuçta tabandan gelen baskı üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan tüm emeklilere yüzde 49’luk Ocak zammı uygulamasını devreye soktu.
Bakan Şimşek’in seçimlere kadar harcamaların artmasına artık ses çıkarması beklenmiyor. Seçime kadar geçecek süre içerisinde, biraz da anketlerin gösterdiği ön tahminlere göre, harcamaların daha çok artması gündeme gelebilir. Önümüzdeki iki ay içerisinde sosyal yardım ödemelerinin hızlanmasını, müteahhitlere ödemelerin büyümesini bekleyebiliriz.
Özetle; Mayıs seçimleri öncesinde gördüğümüz seçim ekonomisi kadar olmasa da, bir hayli yüklü bir seçim harcaması dönemine daha girdik. Bu dönemdeki harcamaların telafisi için, seçimlerden sonra nasıl bir yol izleneceği ise şimdilik merak konusu. Mayıs seçimleri sonrası, bu yıl ortasında yapıldığı gibi, ek vergilerin gündeme gelip gelmeyeceğini, harcamaların nasıl kısılacağını yıl ortasında görmüş olacağız.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in seçimin hemen ardından, içinde yapısal tedbirlerin de yer aldığı bir dizi radikal ekonomik karar almak istediğini biliyoruz. Enflasyonla mücadelenin sıkılaştırılması için, seçimlerden sonra belki ek politika faiz artışları da zorunlu hale gelebilir.
Tüm bu gerekenlere Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın izin verip vermeyeceği ise şimdilik meçhul. Enflasyonun gerçekten tek haneye indirilmesi isteniyorsa, çok daha sert ekonomik kararların seçimin hemen ertesinde devreye alınması gerektiği de ortada.
]]>Yeni yılla birlikte seçim ekonomisi tartışmaları yeniden başladı. Bununla birlikte Merkez Bankası Başkanı hakkındaki son iddiaların da uygulanan ekonomik programa darbe vurması bekleniyor. İşte bu tartışmaların devam etmesi beklenen önümüzdeki hafta içinde Merkez Bankası yeni bir faiz kararı verecek.
25 Ocak’ta toplanacak olan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında 2,5 puanlık artırım kararı verilmesi bekleniyor. Böylece yüzde 42,5 olan politika faiz oranının yüzde 45’i bulacağı beklentisi hakim. Piyasalar geçen ayki toplantı sonrası yapılan açıklamadan bu artırımın yapılacağının sinyalini almışlardı.
Ancak asıl bundan sonrasında faiz oranlarının nasıl seyredeceği merak konusu. Politika faizinde yüzde 45’in pik noktası olarak kalıp kalamayacağı sorgulanmaya başladı. Sorgulamanın en önemli nedeni piyasadaki beklentilerin Merkez Bankası hedeflerine olan inancın oluşmadığını göstermesi. Yüzde 36’lık 2024 yıl sonu enflasyon hedefi koyan Merkez Bankası, piyasaları bu orana inileceğine ikna edemedi. Bu, faiz oranlarında yeni artışları kaçınılmaz kılabilir.
Beklentiler üzerinde ikinci önemli risk ise Ocak ayı enflasyon oranlarının beklenenden yüksek çıkma tehlikesi. İktisatçılar, en çok yüzde 6 çıkacak Ocak ayı enflasyonun makul karşılanabileceğini ancak piyasadaki hareketlerin bundan daha yüksek enflasyonu gösterdiğini söylüyorlar. Yüzde 6,5, hatta yüzde 7 Ocak ayı enflasyon rakamı görülebileceğini kaydediyorlar.
Piyasaların enflasyon beklentisinin düşmesi beklenirken, geçen hafta yapılan ankette 2024 yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 41’den 42’ye yükseldi. Ocak ayı enflasyon rakamının yüksek çıkması halinde bu beklentilerin daha da yukarı çıkması bekleniyor. Bu durumda ise yüzde 45’e çıkacak faiz oranlarının yeterli olup olmayacağı daha yoğun biçimde tartışma konusu olacak.
PPK METNİ FAİZ KARARINDAN DAHA ÖNEMLİ
Mart sonunda yapılacak seçimler nedeniyle, gerekse dahi, Merkez Bankası’nın seçime kadar yeni bir faiz artırım kararı vermesi bir hayli güç görünüyor. Buna karşılık Merkez Bankası’nın yeni faiz artırımlarına açık kapı bırakmaması halinde ise piyasalardaki beklentilerin daha da bozulabileceğinden korkuluyor. Hemen olmasa bile, Ocak ayı enflasyonun açıklanacağı Şubat ayının ilk günlerinde, piyasalarda yeni bir bozulma beklenebilir.
İşte bu nedenle Merkez Bankası faiz kararı kadar, hatta daha da fazla, faiz kararı açıklama metninde yazılacaklar, piyasalar tarafından yakından izlenecek. Merkez Bankası PPK metninde, en azından “Gelecek verilere bağlı olarak, gerektiği takdirde faiz artırımından kaçınılmayacağı” mealinde bir ibarenin yer alması önemli olacak. Bu açık kapının bırakılması, piyasaların gerektiğinde yeni artırımlar yapılacağı konusunda ikna olmasını sağlayabilir. Aksi takdirde başlayan kısa vadeli yabancı fon akışının aksaması sonucu doğabilir.
REZERVLER YENİDEN ERİMEYE BAŞLADI
Mevcut verilere bakıldığında tablonun çok da olumlu olmadığı ancak programın sonuçlarının görülmeye başlandığı gözleniyor. Yabancı fon akışının başladığı, son haftalık verilere bakıldığında artık tüketimin de sınırlanmaya başladığı gözleniyor. Buna karşılık döviz rezervleri açısından tablo parlak değil. Geçen Aralık ayındaki yüksek rezerv birikimine karşılık, yılbaşından bu yana swap hariç net döviz rezervleri 5 milyar dolar eridi. Eksi 45 milyar dolara kadar yükselen swap hariç kamu dahil net döviz rezervlerinin geçtiğimiz hafta yeniden eksi 50 milyar doların da altına indiği gözlendi.
Bunun yanısıra Merkez Bankası’nın istediği TL mevduat faizlerinin yükselmesinde de başarı kazanılamadı. TL’ye dönüşü ve dolarizasyondan çıkışı gösterecek TL mevduat faiz oranlarını bankalar, kredi talebi de azaldığı için düşük tutmaya devam ediyor. En önemli neden bankaların politika faizinden daha ucuza fonlama yapıp, artı bir birikime ihtiyaç duymamaları.
İşte faiz artırım kararıyla birlikte, Merkez Bankası ve BDDK’nın piyasadaki fazla likiditeyi düşürüp, TL mevduat faizlerinin yükselmesini sağlayacak ek önlemler alma zorunluluğu da doğabilir.
BAKAN ŞİMŞEK’İN SEÇİM EKONOMİSİ TEPKİSİ
Ekonomik verilerin tümüyle sağlıklı bir yola girmemiş olmasının yanında, faiz oranlarını da etkileyecek yeni tartışmalar yaşandığına şahit oluyoruz. Bunun ilki Hükümetin önümüzdeki 2,5 ay süresince seçim ekonomisi uygulamasına ne kadar başvuracağına ilişkin tahminler. 2023 Aralık ayı bütçesinde, açığı 2 katından fazla artıran yüklü bir tahakkuk kaleminin ortaya çıkması bu yöndeki şüpheleri başlattı. 2024 yılında yapılacak bazı harcamaların, 2024 bütçe açığı düşük çıksın diye, önceki yılın son ayına tahakkuk olarak kaydedilmesi, bu ödeneklerin seçime kadar harcanacağı kaygısı yarattı.
Bunun ardından AKP kulislerinden aktarılan haberlerde Bakan Mehmet Şimşek’in seçime kadar piyasayı sıkmayacağı, partisinin seçimlerdeki oyunu artırmak için, yoğun bir secim ekonomisine izin vereceği haberi çıktı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bu haberleri yalanlama yoluna giderken, Bakan Şimşek “2024 yılı bütçesinde ek bir açığa izin vermeyeceğiz” diyerek, seçim ekonomi tartışmalarını kesme niyetini ortaya koydu.
Biz de seçim ekonomisi uygulamasının bu dönemde hızlanacağını düşünüyoruz. Bu yıl bütçe açığı hedefler içinde kalsa da, Hazine’nin nakit açığının bütçe açığının çok üzerinde çıkmasını bekliyoruz. Buradaki gelişmeleri, özellikle de ilk üç ay için, yakından takip etmek gerekecek. Gerçekten yüklü bir seçim harcaması yapılacak mı, bunu Şubat ayında görme imkanımız olacak.
MERKEZ BANKASI TARTIŞMALARI DA EKLENDİ
Bakan Şimşek’in bu seçim harcamaları tartışmalarını kesmek istemesinin en önemli nedeni, zaten kırılgan olan ekonomik dengelerin bu tartışmalar nedeniyle iyice bozulacak olması. Ekonomi yönetimi kırılganlığı, henüz tam anlamıyla piyasalara güven verilemediğini görüyor ve bu tartışmalarla başlayan olumlu gelişmelerin de durmasından çekiniyor.
Tam bu sırada Merkez Bankası Başkanı Gaye Erkan ve ailesinin Merkez Bankası’nda yaptıklarına ilişkin iddialar ortaya çıktı. Bu iddiaların ve çıkan tartışmaların, Kurumun süreçteki önemi nedeniyle, uygulanan ekonomik programa zarar vermesinden çekiniliyor. Şu anda sadece enflasyonla mücadeleye kilitlenmesi gereken, yönetim zafiyeti yaşanmaması gereken Merkez Bankası’nın bu tartışmalarla anılması, ekonominin gidişatı açısından en son olması gerekendi. Bu tartışmaların nasıl sonuç vereceği yakından izlenecek.
Özetle; ekonomi yönetiminin işi iyice zorlaşmış görünüyor. Bu tartışmaların da etkisiyle, bu hafta yüzde 45’e çıkacak politika faizinin yetmeme ihtimali artmış görünüyor. Seçime kadar yapmasa bile, seçimden sonra Merkez Bankası’nın yüzde 45’in üzerine çıkacak yeni faiz artırımlarını görebiliriz.
]]>