Oyuna ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan oyuncu ve yönetmen Metin Zakoğlu, Şensoy’un oyunu 1960’ta Ayfer Feray’la oynadığını belirterek, “İlk onun için yazıyor. Sonra 1980’de kendisi Nurhan Damcıoğlu’yla oynuyor. 2001 yılında Nurhan ablayla ben TRT’de Kantocunun Düeti diye bir program yapmaya başlamıştım. Nurhan ablayla oyun oynamak istediğimizde, (Ferhan Şensoy) bizim için yeniden yazdı.” dedi.
Zakoğlu, müziğin eşlik ettiği oyunda seyirciyle de etkileşim halinde olduklarına işaret ederek, “Ferhan Şensoy’un yeniden, benim adıma uyarladığı Hayrola Karyola’da zar zor geçinen, dar boğazda sıkışan, biri evli, biri de evlenme hazırlığı yapan iki farklı genç çiftimizin yaşadığı sıkıntılar, komik ve trajik durumlar bir anlatıcı üzerinden seyirciye anlatıyor. Bu arada da çok sevimli müzikler, şarkılar oyuna eşlik ediyor. İnteraktif bir oyun. Seyirciler de oyunun içine bir şekilde dahil oluyor. Bazen oyuna sahneye eşlik ediyor. Bazen sanatçı seyircilerin arasına iniyor. Onlarla iletişim kuruyor.” dedi.
Oyunda geleneksel Türk tiyatrosu normlarından yararlanıldığını kaydeden Zakoğlu, oyunda rol alan Bekir Erdem Öz ile kavuklu ve pişekarı modern bir yorumla sahnelediklerini aktardı.
“Küçük doğaçlamalar yaptım”
Metin Zakoğlu, oyunu kabare için hazırladığını dile getirerek, “Yaklaşık bir buçuk ay sürdü provamız. Provalar esnasında metni biraz daha bugüne güncellemek gerekti. Doğaçlamalarımızda onu yaptık. Çünkü 2001 yılındaki ev kiralarıyla 2024’teki ev kiraları o kadar farklı ki. Metin dramaturjik çalışmalarında böyle küçük doğaçlamalar yaptım.” diye konuştu.
Üç kişilik bir oyun olduğu için hareketi, dinamizmi ve tempoyu hiç düşürmeyen, sürekli yüksekte tutan bir rejiyi tercih ettiğini vurgulayan oyuncu, “Tabii ki açık alan rejisi. Dramatik bir oyun rejisi değil. Seyirciyi içine alan epik tiyatroyla geleneksel Türk tiyatrosundaki orta oyununu harmanlıyor. Anadolu epiği diyorum ben bu yaptığıma. Anadolu epiği oluşturduğum bir reji oldu. O yüzden de insanımıza çok yakın geldi. Çok sıcak buldu. Her gece neredeyse kapalı gişe oynuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Oyuncu Bekir Erdem Öz ise eserin Ferhan Şensoy’un en iyi oyunlarından biri olduğunu belirterek, “Büyük bir keyifle oynuyorum bu oyunu. Oyunu Metin’le ikinci kere oynuyorum. Yıllar önce bayağı uzun bir zaman oynamıştık. Dolayısıyla bu oyunun benim için böyle bir kıymeti var. Özellikle bu seferki oyunda, Metin’in yeni eklemeleri rejiyle bambaşka bir boyut kazandı. Daha keyif aldığımız, eğlendiğimiz, daha mesajları iyi olan bir oyun. O nedenle de çok keyifliyiz. Dün Ankara’daydık. Bugün buradayız. Yarın başka bir yerdeyiz. Yani o nedenle benim bu sene çok keyifli bir tiyatro sezonu geçirdiğim bir yıl.” ifadelerini kullandı.
Zakoğlu’nun yönettiği ve Şebnem Köstem’in de rol aldığı oyun, 21 Nisan’da Kartal İstMarin, 26 Nisan’da Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi, 7 Mayıs’ta ise AKM’de sahnelenecek.
]]>Şiir yolculuğunu, geçmişten bugüne Türk edebiyatına ve şiire duyduğu ilgiyi ve şiirle ilgili düşüncelerini AA muhabirine anlatan Doğan, “Ben Size Çok Geldim” adlı şiir kitabının geçen yıl okuyucuyla buluştuğunu, bu kitabın hemen ardından öncekilerden farklı yeni bir şiir dosyası üzerinde çalışmaya başladığını, ayrıca “Yüzyılın Edebiyat Dergileri” üzerine bir yazı kaleme aldığını söyledi.
Şair, yazar, eleştirmen Doğan, Türk şiirinin büyük bir birikimi olduğunu belirterek, “Şiir, diğer türlere göre en azından tarih itibarıyla daha eski bir metin türü. Diğer edebi metinlerle karşılaştırıldığında, şiir, bana göre, dilin kullanım özelliğiyle ayrışan bir sanat dalı.” ifadelerini kullandı.
Edebiyatın dil ile yapılan bir sanat olduğunu vurgulayan Doğan, şiirin de bunun en rafinesi olarak dilin içinde bir sanat eseri oluşturma çabasında olduğunu, her türlü çağrışım imkanı gözetilerek dili kullanabilme yeteneğini gösterdiğini kaydetti.
Mehmet Can Doğan, tarihi açıdan bakıldığında şiir ve müziğin en eski sanatlardan olduğuna işaret ederek, şunları aktardı:
“Bizim edebiyatımız açısından bakıldığında kültürel büyük dönüşümler sürecinde tabii ki şiirin de değiştiğini biliyoruz. Batı’yla temasın başladığı ve yoğunlaştığı modernleşme sürecinde, yeni kurmaca türleri de tanınır, Batılı tarzda hikaye ve roman yazılmaya başlanır. Şiir de bu süreçte yeni bir medeniyet dünyasına katılma heyecanıyla değişir. Yeni kurmaca türler tarihsel seyir içinde gelişip yükselmesine rağmen, bizim edebiyatımızda şiir, ağırlığını hiçbir zaman kaybetmedi. Bir de aynı zamanda münevver, entelektüel olarak beliren, edebiyatın içindeki aktörler hep şair olduğu için edebiyatı temsil anlamında da şairler üzerinden şiir belirginleşti.”
“Şiir Türk edebiyatında ayrıcalıklı bir yerdedir”
Türk edebiyatında hikaye anlatma geleneğinin bulunduğunu vurgulayan Doğan, “İster anonim olsun, ister söyleyeni, yazarı bilinen metinler anlamında ortaya çıksın elbette bir hikaye anlatma geleneği vardı. Fakat o gelenek ile Batı edebiyatlarından görülerek onlara benzeyecek şekilde oluşturulan yeni hikaye, roman anlayışı şiire göre çok genç. Yani yeni kurmaca metinleri 1870’li yıllara tarihleyebiliriz. Bu nedenle şiir, Türk edebiyatında ayrıcalıklı bir yerdedir. Bir de edebiyatın nefes aldığı ortamlar diyebileceğimiz gazetelerin, ilk zamanlardan günümüze, edebiyat dergilerinin hepsinde, şiir öne çıkan bir kurmaca metin tipi olduğu için de bir ayrıcalık taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Doğan, kendisi için de şiirin diğer edebi metinlere göre çok daha önde olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Hem kurmaca metin olarak yazdığım bir şey anlamında öndedir hem de eleştirmen veya akademisyen kimliğimle değerlendirme alanıma aldığım kurmaca metin olarak şiirin özel bir yeri vardır. Bununla birlikte elbette hikaye okumaktan da hoşlanırım, sevdiğim hikayeciler ve hikayeler de var. Roman okumaktan da çok hoşlanırım. Romanlar ve hikayeler üzerine de yazılar yazdım ama şiirin yeri bambaşka. Şiir benim kişiliğimle bütünleşik bir şey. Kendimi şiirin dışında bir metin türüyle tanımlayamıyorum. Dili de gerek günlük iletişimde gerek edebi düzeyde olsun, şiirin belirlediği bir düzlemde algılıyorum. Hepimiz dilsel varlıklarız. Kendi hesabıma, şiirsel bir varlık olduğumu söyleyebilirim.”
Dünyada her şeyin çok çabuk eskitildiği, hızla tüketilip değersizleştirildiği bir kriz döneminden geçildiğini sözlerine ekleyen Doğan, şiirde de bu süreçte farklı denemeler ve arayışlarla oluşan yapıya karşı bir tutum geliştirmeye çalışıldığını, krizlerin aynı zamanda atılımları da içinde taşıdığını vurguladı.
Mehmet Can Doğan, birikim açısından bakıldığında divan şiiri, halk şiiri ve modern dönemdeki pek çok metinde bu duyarlılığın var olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
“Günümüzün krizini yansıtan ve yüzeysel görünen metinler, bizi yanıltmamalı. Çünkü geçmiş de bir biçimde yaşıyor. Hangi dönemin veya tarzın şiiri olursa olsun onlarla temas kurduğumuzda hala onlardaki derinlik bizi içine çekiyor. Ama temas kurabilme niyeti ve çabası, bu hız dünyasında onların içindeki sükunetle buluşabilme niyeti ve gayreti tabii ki bir tercih. Bir de üretilme meselesi var. Günümüzde üretilen şiirlerde de farklı eğilimler, farklı yazma tarzları var. Fakat görsel dünya baskın olduğu için, metinlerin iletişim sürecindeki akışkanlığı ve dolaşımı da dikkate alındığında kimi eğilim ve tarzların öne çıktığı veya çıkarıldığı görülüyor. Öne çıkanlara, çıkarılanlara bakarak yüzeyselleşmeden söz ediliyor. Sislenme veya perdelemeden kaynaklanan bir eksik görme biçimi bu. Sis dağılıp perde kaldırılırsa derinlikli metinler de fark edilir.”
“Şiirin yüzeyselleştiği önermesini mutlaklaştırmamak gerekiyor”
Her şair ve yazılan her metin için yüzeyselliğin geçerli olmadığına işaret eden Doğan, “Örneğin bir eğilim şeklinde bilgisayar dilinin veya siber dünya dilinin bir grup şairin şiirlerine çok fazla yansıdığını görüyoruz. Bununla birlikte başka bir grupta epik bir tarz beliriyor, şiir uzuyor, dramatik bir yapı kazanıyor. Başka bir tarzda yazanlarda, daha kısa metinlerle lirik şiir damarı sürüp gidiyor. Başka bir şey olarak da görsel şiir, yapım şiir veya iş denen, bilgisayar dilinin imkanlarıyla veya teknik imkanlarla birbirinin üzerine bindirilen görüntülerle kurgulanan şiirler de var. Böyle renkli ve zengin bir şiir dünyası söz konusu. Tabii ki insanların algısı yüzeyselleşse de derin metinler bir yerde duruyor ama bu algıda derinlik karşılık bulmuyor. Dolayısıyla baskın yapı ve algıya bakarak metnin de yüzeyselleştiğini söyleyemeyiz, özellikle geçmiş metinlerin. Günümüzdeki bazı metinlere bakıldığında pek tabii yüzeysel olanı da var, bile isteye yüzeyselliği tercih eden şairler de var. Bunun yanında başka şairlerin şiirleri de bulunuyor. O yüzden, şiirin yüzeyselleştiği önermesini mutlaklaştırmamak gerektiği kanısındayım.” dedi.
Doğan, şiirle ve edebiyatla ilgilenenlere seslenerek, “Şairin dile inanması gerekir. Dile inanırsak dil bizi yaşatır. Şiir okurları için de aynı şeyin geçerli olduğu kanısındayım. Şairin ve şiirin varlık gerekçesi dildir. Dolayısıyla şairin de okurun da dile inancını yitirmemesi, bundan kuşku duymaması gerekir.” diye konuştu.
Özellikle şiir alanındaki araştırma, inceleme ve eleştiri çalışmalarıyla tanınan Doğan, “Beş Şair Beş Poetika” çalışmasıyla 1993 Milliyet Edebiyat Ödülü, Camekan kitabıyla 2018 Attila İlhan Edebiyat Ödülleri Şiir Ödülü, Türkiye Yazarlar Birliği 2018, 10. Edebiyat Mevsimi Şiir Büyük Ödülü ve 2022 Necip Fazıl Kısakürek Şiir Ödülü’nün sahibi oldu.
“Güzel Sayfa Popüler Edebiyatın Sapa Yolları”, “Modern Türk Şiiri-Olgular, Eğilimler, Akımlar” ve “Benliğin ve Özgürlüğün Azabı-Romanlarla Düşünmek” adlı eserleri kaleme alan Doğan ayrıca “Öncesi de Kalır”, “Yitiksiz”, “Bu Dünya Herkese Güzel”, “Fotoğraf Tahlilleri”, “Şiir Ölüyor mu?”, “Yedi Meş’ale”, “Keziban’a Mektuplar”, “Ne Yalan Söyleyeyim-Salon Dergilerindeki Yazılar”, “Edebiyat ve Edebiyat Tarihi Özü” “Pir Sultan Abdal” adlı eserleri yayına hazırladı.
]]>Mardin OSB’de hizmet veren Azim Un Fabrikasını ziyaret ederek çalışmaları yerinde inceleyen Av. Metin, 2023 yılı itibariyle halka arz sürecini başlattıklarını dikkat çekerek Azim Group Holding olarak Mardin’de katma değer sağlayan yeni istihdam yatırımlarını sürdürmeyi hedeflediklerini söyledi.

BİR İLKE İMZA ATACAK
2024 yılının Haziran ayında halka arzı yetiştirmeye çalıştıklarını dikkat çeken Metin, Mardin’in halka arz olan ilk şirketi olacaklarını ifade ederek, “İnşallah bu gururu hep birlikte yaşayacağız. Bununla beraber biz halktan aldığımızı halka verecek bir sloganla yola çıktık. Yani halktan aldığımızı halka vereceğiz. Bu nasıl olacak halka arzla beraber temin ettiğimiz sermayeyi yine Mardin’de yatırıma dönüştüreceğiz.” dedi.
Daha önceden yeni yatırımların müjdelerini verdiklerini hatırlatan Metin, “Hamdolsun o yatırımlarımızı biz halka arz olmadan başladık. Bunların birincisi Eylül ayında burada sizlerle sizin vasıtanızla müjdeyi vermiştik. Aralık ayında da verdiğimiz müjdenin temelini atmıştık.” diye konuştu.
2 ayda çok büyük bir mesafe kat ettiklerini vurgulayan Metin, Bu yatırım bu bölgedeki mahsulün daha değerli bir katma değerli şekilde devam etmesini sağlayacak Lisanslı depoyu da yeni hasat yılına yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi.

20 MİLYON DOLARLIK BİR YATIRIM DAHA YOLDA
Halka arz sürecinden sonra 20 milyon dolarlık bir yatırım planlarının daha olduğunu belirten Metin, yeni dönemde un sektörüyle beraber Makarna sektörünün de de azim grup holding olarak yatırımlarını yapacaklarını ifade etti.
Fizibilite çalışmalarının son aşamaya geldiğinin müjdesini veren Metin, halka arzla beraber bu önemli yatırımı da Mardin’imize kazandıracaklarını anlattı.

İHRACAT ODAKLI YATIRIM
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin her geçen gün hızla geliştiğine de değinen Metin, “Ülkemiz gelişiyor, değişiyor, büyüyor ve gelişen değişen dünya içerisinde de ülkemiz bu değişime ayak uyduruyor. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hükümetimizin başarıları her alandaki adımlarıyla beraber ülkemiz hızla bölgesinde en güçlü ülke olma durumunda ve Avrupa Birliği sürecinde de Avrupa Birliği ile olan ilişkilerde de çok önemli adımlar atıyoruz. Onun dışında bölgenin güvencesiyiz, huzuruyuz ve dolayısıyla biz barışın huzurun olduğu yerde de ticaretin sanayinin üretimin yatırımın odak noktasıyız.

Zaten Türkiye olarak transit ülkesiyiz. Asya ile Avrupa’yı Rusya ile bütün dünyayı birbirine bağlayan bir transit odağındayız. Birçok firmanın dünyaca ünlü firmanın orta Doğu’da orta Asya operasyonlarını yönettikleri bir merkez konumundayız. Dolayısıyla ülkemiz daha hızlı büyümeye gelişmeye devam ediyor. Bizde azim grup holding olarak hem Mardin’deki yatırımlarımızı hem Adana’daki yatırımlarımızla büyümeye devam edeceğiz. Özellikle ihracat odaklı bir yatırım planı ön görüyoruz. Dediğim gibi halktan aldığımızı halka arz ederek büyümeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı
]]>