DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu parti genel merkezinde ziyaret etti. Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, DEM Parti heyetini parti genel merkezinin kapısında karşıladı. Görüşmede, Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Sabri Tekir de yer aldı. İki parti heyetleri arasındaki görüşme yaklaşık 1,5 saat sürdü. Görüşme sonrasında DEM Parti Eş Başkanları ile Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu kameralar karşısına geçti. Karamollaoğlu, şunları söyledi:
” Arkadaşlarımızın bizi ziyaretlerinden büyük memnuniyet duyduk. Ülkemiz genel seçimler ardından mahalli seçimlerle yeni bir döneme girdi. Dört yıldan fazla bir süre seçim yok gibi normal şartlarda gözüküyor. Parlamento çalışıyor. Bir takım kanunların anayasada bir takım değişiklilerin yapılması gündemde. İktidar da bu konuda bir takım adımlar atma peşinde gördüğümüz kadarıyla. Tabi bizim bu münasebetlerimizin bundan sonra da devam etmesine ihtiyaç var. Arkadaşlarımız da bunu arzu ediyorlar. İnşallah Meclis’te gruplar arasında bu konunun ve benzer konuların ele alınabilmesi için bir dirsek temasına belki komisyon kurulmasına da ihtiyaç duyulabilir. Bu konularla ilgili bir görüş teatisinde bulunduk. Ben tekrar ziyarette bulundukları için kendilerine teşekkür ediyorum. Çalışmalarında da çalışmalarımızda da başarılar diyorum”
Tuncer Bakırhan ise Türkiye’deki sorunların diyalog ve müzakere zemininde çözülebileceğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Bilindik Türkiye gündemlerini konuştuk. Biraz seçim sonuçları üzerinde bir değerlendirme yaptık. Biraz bölge, Ortadoğu, İsrail- Filistin çatışmaları üzerine konuştuk. Yeni anayasa gündemde olduğu için yeni anayasa gündemine ilişkin görüş alışverişinde bulunduk. En önemlisi de bugün iyi rahmetli Erbakan hocanın aslında Türkiye’de meselelere yaklaşımı konusundaki düşüncesi üzerine de biraz durduk. Siz de bilirsiniz biz aynı dönem siyaset içerisindeydik rahmetli Erbakan başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’deki meselelerin diyalogla, müzakereyle Türkiye içerisinde bir çözümünden yana olduğunu her dönem dile getirdi. Bizler de geldiğimiz noktada özellikle 31 Mart’ta ortaya çıkan sonuçlardan sonra Türkiye’nin aslında müzakereyle diyalogla çözemeyeceği bir sorunu olmadığına inanıyoruz. Önümüzdeki günlerde bölge ve Türkiye’deki sorunların diyalog ve müzakere zemininde çözülmesi için muhalefetin daha fazla bir araya gelmesi, bu konuları değerlendirmesi istişare etmeleri konusunda düşüncelerimizi aktardık.”
KARAMOLLAOĞLU BASTON DESTEĞİ İLE YÜRÜDÜ
Saadet Partisi Genel Başkanlığı’ndan ayrılacağını açıklayan Temel Karamollaoğlu’nun yürürken yaşadığı sağlık sorunu da kameralara yansıdı. Karamollaoğlu’nun DEM Parti heyetini uğurlarken bastonundan destek alarak yürüdüğü ve ayakta durduğu görüldü.
]]>
KKTC’nin ana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, “Yoksullaşıyoruz, yoklaşıyoruz ve çocuklarımız göç ediyor. Can güvenliği yok, öyle suçlar ve suç türleri görmeye başladık ki, şu anda Ada’da can ve mal güvenliği riski var. Ekonomik olarak alım gücü yerlerde sürünüyor. Düzen anlamında mutlu olduğumuz bir yer değil. Çevre sürekli olarak kirleniyor.” dedi. Son dönemde artan yabancılara mülk satışına ilişkin Erhürman, “İskele bölgesi artık başka bir yer. Yani KKTC’nin değilmiş gibi. Farsça, Rusça ilanları görmüşsünüzdür. Gelenler zannedildiği gibi yaşlı başlı, emekliliğini geçirmek üzere gelenler değil.” ifadelerini kullandı.
KKTC’nin ana muhalefet partisi CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, Lefkoşa’da Türkiye’den bir grup gazeteciyle bir araya gelerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Erhürman, Kıbrıs sorununun çözümüne dair CTP’nin temel tutumunda bir değişiklik olmadığını belirterek, “Çözümün tek gerçekçi modeli vardır, iki toplumlu iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı federasyon” dedi. Müzakerelerde Türk tarafının federasyon zeminini konfederasyona doğru çekmeye çalıştığını, Rum tarafının ise olabildiğince üniter devlete doğru çektiğini belirten Erhürman, “Bu pozisyonlar hiç değişmedi. Biz CTP olarak hep çözüm süreçlerinde her kim olursa olsun masada çözüme ulaşsın diye zorlayan taraf olduk. Çünkü çözümsüzlüğün bir maliyeti var.” ifadelerini kullandı.
“MÜZAKERE EDELİM DİYE BİR 10 SENE DAHA MASADA OTURALIM İSTEMİYORUZ. ÇÖZÜM İSTİYORUZ”
5 Ocak 2024 tarihinde atanan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs Şahsi Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar ile yaptıkları görüşmeye ve CTP’nin müzekere tutumuna dair Erhürman şu bilgileri verdi:
“Biz artık şunu istemiyoruz, müzakere olsun diye müzakere edelim bir 10 sene daha masada oturalım, biz bunu istemiyoruz. Biz çözüm istiyoruz. Çözüm istediğimiz için de bugüne kadar hiç olmadığı şekilde CTP olarak biz ön şart koyuyoruz. Ön şartlarımız metodolojiye dair. Dört tane şart koyuyoruz ortaya. Birincisi, siyasi eşitlik dediğimiz şeyi pazarlık konusu yapamazsınız, ki hep yapıldı maalesef. 2004’te de 2017’de de yapıldı ve hala da Rum tarafı bunu yapmaya, yapmaya çalışmaya devam ediyor.
Sayın Guterres Crans Montana’da 2017’de masadan kalktıktan sonra iki laf etti, dedi ki tekrar bir süreç başlayacaksa, zaman sınırlaması olacak ve sonuç odaklı bir süreç olacak. Üçüncüsü muhakkak surette sonuç odaklı olacak. Dördüncüsü ise Rumların 2004’te hayır dedikleri ve 2017’de Crans Montana’da masayı devirdikleri gibi herhangi bir şekilde masayı devirmeleri durumunda statükoya geri dönülmeyecek. Yani bugünkü hale geri dönülmeyecek çünkü bize 2004 referandumunda çok sözler verildi, sadece bize değil Türkiye’ye de. Türkiye de destekliyordu.”
Erhürman, aralarında ANKA Haber Ajansı’nın da bulunduğu gazetecilerin sorularını cevpladı. Müzakere masasında hedeflerine ulaşamamaları halinde B planlarına ilişkin soruya Erhürman, “B planımız, aslında statükoya geri dönmeyeceğiz. Statükoya dönmeyeceğimizin minimumu Annan raporu olur. Kıbrıs Türk halkı üzerindeki bütün izolasyonların kalkmasıdır ve bizim güçlü olduğumuzu düşündüğümüz taraf şu, 4 ön şartımız şartımız var hiçbirini biz icat etmedik.” karşılığını verdi.
“ERSİN BEY ‘KKTC’Yİ TANITACAĞIM’ DİYOR. TANIT, TUTAN MI VAR?”
Bu konuda halka gerçekçi olmayan bir vaatte bulunmayacağını belirten Erhürman, “Minimumuz Annan raporudur, onun üzerine çıkmaya çalışıyoruz müzakere masasında ama onun altına inmeyeceğimizi söylüyorum. Ama Ersin Bey ‘KKTC’yi tanıtacağım’ diyor. Tanıt, tutan mı var?” diye konuştu.
“ARKA KAPI DİPLOMASİSİ YÜRÜYOR İZLENİMİNE SAHİBİZ”
Yeni sürecin referandum aşamasına gelip gelmeyeceğine ilişkin Erhürman şu değerlendirmeyi yaptı:
“Benim düşüncem arka kapı diplomasisinin devam ettiği ve arka kapı diplomasisinde bir umut ışığı gördükleri için bu 6 aylık süreyi verdikleridir. İlla ki bu bizi kesin müzakereye taşır gibi iddialı bir lafım yok.
8 ay önce düşünseydiniz ‘Asla böyle bir şey olmaz’ diyeceğimiz şeyler yaşanıyor. Türkiye’nin Yunanistan, Mısır, ABD ile ilişkileri vesaire 8 ay önce düşünseydiniz olmaz diyeceğiniz şeyler. Dahası var; Avrupa Birliğ’nin (AB) son dönemdeki raporlarında bir miktar yumuşama gibi birtakım işaretleri görüyoruz. Bunları birleştirdiğinizde Kıbrıs ile doğrudan ilgisi var var mıdır, yok mudur elbette bu bilgiye sahip değiliz ama bölgeyle ilgili yeni bir tanzim sürecinin, arka kapı diplomasisinin sürdüğünü görüyoruz. Önümüzde yapbozun parçaları bunlar. Bu yapboz parçalarını hep beraber değerlendirdiğimizde bu konular da dahil olmak üzere bir kapı diplomasisi yürüyor izlenimine sahibiz. Eğer bu arka kapı diplomasisi bir mesafe kaybederse düşüncem müzakereye doğru gitmek mümkün olur.”
“NÜFUSU YAKLAŞIK 14 BİN OLAN LEFKE’NİN BİR KÖYÜNDE 20 BİNE YAKIN KONUT İNŞA EDİLİYOR”
Gazimağusa’daki İskele bölgesinde yoğunlaşan ve son dönemin önemli gündem maddelerinden olan yabancılara mülk satışını CTP olarak üç yıldır gündemde tuttuklarını belirten Erhürman, “İskele bölgesi artık başka bir yer. Yani KKTC’nin değilmiş gibi. Farsça, Rusça ilanları görmüşsünüzdür. Gelenler zannedildiği gibi yaşlı başlı, emekliliğini geçirmek üzere gelenler değil. Gelenler iş yerini açıyor, bakkal dükkanı da açıyor, bilmem ne de yapıyor, yatırım da yapıyor ama küçük küçük” dedi. Erhürman İskele, Esentepe, Tatlısu ve Gaziveran bölgelerinin tamamen elden çıkmış durumda olduğuna dikkat çekerek; “Lefke dediğimiz yerin projeksiyon nüfusu 14 bin 250 civarında. Şu anda Lefke’nin bir köyü olan Gaziveran’da sadece 20 bine yakın konut inşa ediliyor. Bunların hepsi yabancılara satılmak üzere.” örneğini verdi.
“ANADİLİ TÜRKÇE OLMAYANLARIN SAYISI ARTTI”
Yabancılara mülk satışından duydukları kaygıyı aktaran Erhürman, nüfus yapılarının değiştiğini, İskele’deki kamu okullarında anadili Türkçe olmayan öğrenci sayısının anadili Türkçe olan öğrenci sayısını geçtiğini söyledi. Erhürman, “Okul nüfusunun yüzde 25’i Türkçe konuşamıyor. Buralarda bizim öğretmenlerimiz hepsi İngilizce zaten biliyor ama İngilizce ile de iletişim kuramıyorlar.” diye konuştu.
İkinci büyük parti olarak konuya ilişkin yasa tasarılarını Meclis’e getirmeye güçlerinin yettiğini belirten Erhürman sorunun yasal boşluk olmadığını çünkü yasada yabancıların bir daire veya bir dönüm alabileceğinin yazdığını belirtti. Erhürman, “Ama bu arkadan dolanılarak şöyle aşıldı. İşte yabancı aslında ama emanetçi sıfatıyla, yediemin sıfatıyla bir avukatın üstünde görünüyor. Ama bunu yasaklayan, suç haline getiren bir mevzuat yok. Yabancıların kurduğu şirketler var. KKTC vatandaşı yüzde 49’u, yabancının üstündeyse şirket de mal sahibi olabiliyor.” dedi.
Erhürman, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın çok endişe edilecek bir durum olmadığı yönündeki açıklamasına dair “Çok endişe edilecek bir durum var. Nüfusu zaten bilemiyoruz, öngöremiyoruz, planlayamıyoruz. ve bu tabii özellikle piyasada konut fiyatlarını, taşınmaz fiyatlarını inanılmaz arttırdı. Şimdi kimse çoluğuna çocuğuna ev alma hayali kuramadığı gibi gün gele evi nasıl kiralayacağımı da endişeyle düşünmeye başladık. Çünkü Lefkoşa’da işte 350-400 Sterlin’den aşağı değil aylık ev kiraları” ifadelerini kullandı.
Erhürman “Yoksullaşıyoruz, yoklaşıyoruz ve çocuklarımız göç ediyor. Can güvenliği yok, öyle suçlar ve suç türleri görmeye başladık ki, şu anda Ada’da can ve mal güvenliği riski var. Ekonomik olarak alım gücü yerlerde sürünüyor. Düzen anlamında mutlu olduğumuz bir yer değil. Çevre sürekli olarak kirleniyor.” şeklinde konuştu.
]]>Papa’nın, İsviçre Radyo-Televizyonu’na (RSI) verdiği söyleşinin bir kısmı dün yayımlandı.
Tamamı 20 Mart’ta yayımlanacak olan söyleşiden alıntılanan bölümde, Papa, Ukrayna’ya barış görüşmelerinde bulunma çağrısı yaptı ve Türkiye de dahil uluslararası aktörlerin müzakerelerde arabuluculuğa hazır olduğunu söyledi.
Papa’nın tartışma yaratan sözleri neler?
Papa’nın tepkilere neden olan sözleri, RSI muhabirinin “Ukrayna konusunda bir yanda teslim olma cesareti talep edenler, beyaz bayrak isteyenler var. Diğer yanda ise bunun daha güçlü olan tarafı meşru kılmak anlamına geleceğini söyleyenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?” sorusunun ardından geldi. Bu soruya Papa’nın yanıtı şöyle oldu:
“Bu bir yorumdan ibaret ama esas güçlü olanın, vaziyeti görenler, halkını düşünenler, beyaz bayrak çekme ve müzakere etme cesaretini gösterenler olduğuna inanıyorum.
“Bugün uluslararası güçlerin yardımıyla müzakere edilebilir. Müzakere kelimesi cesur bir kelimedir. Yenildiğinizi, işlerin yolunda gitmediğini gördüğünüzde müzakere etme cesaretine sahip olmanız gerekir.”
Türkiye’den nasıl söz etti?
“Bitmesi için kaç ölüm gerek?” diye soran Papa, “Zamanı geldiğinde müzakere yapılmalı, arabuluculuk yapan bir ülke aranmalı” diye devam etti.
Ukrayna’daki savaşta arabuluculuk yapmak isteyen çok sayıda ülke olduğunu da vurguladıktan sonra “Türkiye bunun için öneride bulundu. Ve başkaları da var. İşler daha da kötüye gitmeden müzakere etmekten utanmayın” dedi.
Tepkiler ne oldu?
Papa’nın dün yayımlanan bu sözleri Avrupa çapında tepkilere neden oldu.
Letonya Devlet Başkanı Edgars Rinkevics, “Kötülüğün karşısında teslim olunmamalı, onunla savaşılmalı ve onu yenmeli ki, şeytan beyaz bayrak çeksin ve teslim olsun” yorumu yaptı.
Almanya’dan Hıristiyan Demokrat milletvekili Dennis Radtke de, Papa’nın sözlerinin “utanç verici” olduğunu söyledi.
Ukrayna’dan ise bugün üst düzey ve sert bir karşılık geldi. Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, sosyal medyada yayımladığı mesajında “En güçlü olan, iyiyle kötü arasındaki savaşta, onları aynı kefeye koymaya çalışmak ve buna “müzakere” demek yerine, iyinin yanında yer alandır” diye tepki gösterdi.
Kuleba, Vatikan’ın İkinci Dünya Savaşı dönemindeki eleştirilere neden olan pozisyonunu ima eder biçimde şöyle devam etti:
“Beyaz bayrağa gelince, bunu Vatikan’ın 20. yüzyılın ilk yarısındaki stratejisinden biliyoruz. Geçmişteki hataların tekrarlanmasından kaçınma ve Ukrayna’yı ve halkını yaşamları için verdikleri haklı mücadelede destekleme çağrısı yapıyorum.”
Ukraynalı Bakan, “Bizim bayrağımız sarı ve mavi. Uğruna yaşadığımız, öldüğümüz ve galip geldiğimiz bayrak bu. Asla başka bayrak çekmeyeceğiz” dedi.
Rusya nasıl yorumladı?
İtalyan haber ajansı ANSA’ya konuşan Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova, Papa’nın müzakere çağrısında Kiev’e değil, Ukrayna’yı “hırsları” için “araç” olarak kullanan Batı’ya seslendiğini iddia etti.
Maria Zakharova, “Anladığım kadarıyla Papa Batı’dan hırslarını bir kenara bırakmasını ve hata yaptığını kabul etmesini istiyor” dedi.
Zakharova, Rusya’nın “müzakereleri hiçbir zaman engellemediğini” de söyledi ve Ukrayna’daki durumun “çıkmazda” olduğunu, bu nedenle birçok diplomat ve ülkenin müzakerelerden yana olduğunu savundu.
Vatikan ne dedi?
Papa’nın sözlerinin teslim olma çağrısı olarak yorumlanması ve buna gelen tepkiler üzerine Vatikan dün bir açıklama yaptı.
Vatikan Basın Sözcüsü Matteo Bruni, Papa’nın amacının çatışmaların son bulması ve müzakere çağrısı yapmak olduğunu belirtti.
Vatikan’ın açıklamasında “Papa beyaz bayrak terimini, söyleşiyi yapan kişinin kullandığı ifadeden alıntıyla kullandı ve bu ifadeyle düşmanlıkların sona ermesini, müzakere cesaretiyle ulaşılan ateşkesi kast etti” denildi.
Vatikan sözcüsü, Papa’nın söyleşinin başka bir yerinde, “Müzakere asla teslim olmak demek değildir” dediğini de vurguladı.
Papa Ukrayna savaşında nasıl tutum aldı?
Papa Francesco’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından ilk aylardaki tutumu da polemiklere neden olmuştu. Moskova yönetimine net bir kınamada bulunmaması, ayrıca NATO’yu da suçlar sözleri tartışma yaratmıştı.
Vatikan’a yakın kaynaklar Papa’nın müzakerelere olanak tanımak amacıyla diplomatik girişimlere kapıları kapamamak için bu tavrı benimsediğini savunuyordu. Ancak işgalin ilerleyen aşamalarında Papa Rusya’yı daha net biçimde eleştirmişti.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de geçen Mayıs ayında Vatikan’ı ziyaretinde Papa’dan Rusya’nın “Ukrayna’daki suçlarını” kınamasını istediğini, “mağdur ile saldırganın eşit olamayacağını” söylemişti.
Papa geçen yıl, Vatikan’ın Ukrayna’da bir barış misyonu için çalıştığını söylemiş ancak bu misyonla ilgili detaylı bilgi vermemişti. Zelenskiy ise Mayıs’ta İtalya’da yaptığı bir açıklamada “(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin ile arabuluculuk yapılamaz” demişti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’e katılan Bayramov, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bayramov, Antalya Diplomasi Forumu’na üçüncü kez katıldığını bildirerek, foruma ilginin her geçen yıl artmasından memnuniyet duyduklarını belirtti.
Antalya Diplomasi Forumu’na ilginin Türkiye devleti ve Türk diplomasinin dünya çapında artan nüfuzunun göstergesi olduğunu söyleyen Bayramov, Azerbaycan olarak bundan gurur duyduklarını vurguladı.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış müzakerelerinden bahseden Bayramov, Ermeni mevkidaşı Ararat Mirzoyan’la 7 ayın ardından 28-29 Şubat’ta Berlin’de bir araya geldiklerini hatırlattı.
Barış müzakerelerinde yüz yüze görüşmelerin önemli olduğunu kaydeden Bayramov, “İki gün süren müzakerelerin genel olarak faydalı olduğunu düşünüyorum. Önceki müzakerelerden farklı olarak taslak metin ya da belirli maddeler üzerinde konuşmadık. Birkaç açık konu ve tarafların uzlaşmadığı yaklaşımlar var. İki günümüzü bu hususların müzakeresine ayırdık. Görüşmeler sonucunda her iki taraf açısından da somut çözümlere ulaşıldığını söyleyemem. Ancak durumu daha iyi anlamak ve daha sonraki temaslara temel oluşturmak için genel olarak faydalı görüşme oldu. Taraflar, temasların devam ettirilmesi gerektiği yönünde mutabık kaldı.” bilgisini paylaştı.
Bayramov, önceki müzakerelerde Ermenistan’ın Karabağ’daki Ermenilerin hakları hususunu ön plana çıkardığını ve bu konuda özel yaklaşım beklentisi içinde olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Azerbaycan ise barış anlaşmasının Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri düzenleyen bir anlaşma olması ve Azerbaycan topraklarındaki Ermenilerle ilgili konuların ülkenin iç meselesi olduğu görüşünü savunuyordu. Yasa dışı Ermeni güçlerin Azerbaycan arazisinden çıkmasını talep ediyorduk. Ermenistan ise bu durumu kontrol edemediğini belirtiyordu. Biz ise bunu kabul etmiyorduk. 19 Eylül’deki antiterör operasyonunda yasa dışı silahlı güçlerin mevcudiyetine son verildi, yasa dışı rejim feshedildi. Artık müzakere masasında bu konu yok. Ermenistan da bu konuyu gündeme getirmiyor.”
Ermenistan’la uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde anlaşma imzalamak istediklerini bildiren Bayramov, “Öyle bir anlaşma imzalanmalı ki bu sürdürülebilir olsun ve gelecekte herhangi açık konu kalmasına neden olmasın.” dedi.
Bayramov, tüm ülkelerle birbirlerinin iç işlerine karışmamak ilkesi temelinde ve karşılıklı saygıya dayanan dostluk ilişkisi kurmanın Azerbaycan diplomasinin önceliği olduğunu vurgulayarak, “Fakat her devletle aynı düzeyde ilişki kurmak mümkün değil. Her devletin daha iyi ilişki kurduğu devletler vardır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler dünyada benzeri olmayan ilişkilerdir. Bugün ise daha geniş Türk coğrafyasında, Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler arasındaki daha da artan işbirliğine şahit oluyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin başarıları dünya çapında örnek niteliğindedir”
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliklerinden de bahseden Bayramov, şunları söyledi:
“Azerbaycan ordusu Türk ordusu modeline uygun olarak yeniden yapılandırılıyor. Bu hususta somut reformlar ve değişimler yapılıyor. İki ülke her yıl çok sayıda ortak tatbikat yapıyor. Savunma, her devletin ulusal güvenlik konusudur. Her devletin silah ve mühimmat açısından bağımsızlığını sağlaması çok önemlidir. Dünyada savunma ihtiyaçlarını tam olarak kendi üretimleriyle karşılayan çok az ülke vardır. Bu hususta Türkiye’nin başarıları dünya çapında örnek niteliğindedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savunma sanayinde yerlilik oranını yüzden 20’den yüzde 80’e çıkardıklarını açıkladı. Bu çok büyük göstergedir. Çok az ülke bunu başarabiliyor. Azerbaycan da kendi askeri ihtiyaçları için somut adımlar atıyor. Türkiye’den silah alımı, Azerbaycan’da Türk şirketleriyle ortak üretim ve Türkiye’deki şirketlerin projelerine Azerbaycan şirketlerinin ve uzmanlarının katılımı gibi çeşitli işbirliği ve entegrasyon yöntemleri mevcuttur.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te m?oderatörlüğünü Avrupa Barış Enstitüsü Direktörü Michael Keating’in üstlendiği panele Sudan Dışişleri Bakan Vekili Ali es-Sadık, Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Başpiskopos Paul Richard Gallagher, eski Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor, Avrupa Birliği (AB) Belgrad-Priştine Diyaloğu Özel Temsilcisi Miroslav Lajcak ve ABD Barış Enstitüsü Başkanı Lise Grande katıldı.
Eski Slovenya Cumhurbaşkanı Pahor, ciddi sorunlar yaşanan arabuluculuğun zayıflık olarak görülmeye başlandığını anlattı.
Çatışan taraflar arasında güven ve diyalog oluşmadığından arabuluculuk faaliyetlerinin sekteye uğradığını dile getiren Pahor, “Eskiden arabuluculuk bir güç göstergesi olarak görülüyordu fakat şu anda uluslararası siyaset tamamen değişti. Ülkeler arasında diyaloğun ortadan kalkması, güvensizliğe neden olurken ortak bir gelecek inşa etme olasılığını da yok ediyor.” şeklinde konuştu.
Pahor, diyalog, uzlaşı ve güven sorunları yaşanmasının başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere birçok uluslararası kurum ve kuruluşun varlığının sorgulanmasına yol açacağına dikkati çekti.
Dünyanın birçok bölgesinde çatışma ve felaketlerin yaşandığını dile getiren Pahor, “BM ve diğer uluslararası kuruluşların kendilerini yeniden inşa etmeleri, yeniden etkin hale gelmeleri için yeni bir felakete ihtiyaç yok. Halihazırda yeterince felaket var.” dedi.
Pahor, kriz bölgelerinde çözümün sağlanması amacıyla arabuluculuk dahil her türlü uzlaşma yolunun açılması için klasik diyalog yöntemlerine dönülmesi gerektiğini belirtti.
Dünyadaki savaşların, çatışmaların ve krizlerin çözüme kavuşturulması amacıyla herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini ifade eden Pahor, arabuluculuk ve barışçıl uzlaşma çabalarına sivil toplum kuruluşlarının da mutlaka dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
“Barış için çabalarımız sonuçsuz kaldı”
Sudan Dışişleri Bakan Vekili Sadık, iç savaşın devam ettiği Sudan’da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki arabuluculuk görüşmelerinin sonuca ulaşmadığını söyledi.
Sudan hükümetinin tüm müzakere çağrılarına rağmen milislerin anlaşmaya yanaşmadığını belirten Sadık, “Hiçbir devlet, topraklarında iki ordunun varlığına izin vermez. Milisler, orduya ve hükümete yönelik ayaklanma başlattı. İç çatışmalardan bir ay sonra müzakere kanallarını açtık ve milislerin orduya entegre olması çağrısında bulunduk. Barış için gösterdiğimiz çaba ve müzakere çağırılarımız da maalesef sonuçsuz kalıyor.” diye konuştu.
Her türlü askeri çatışmanın müzakere masasında ve diplomasi yoluyla çözülebileceğine inandıklarını ifade eden Sadık, ülkede barışın bir an önce tesisi için uluslararası arabuluculuk kanallarını açık tuttuklarını söyledi.
Sadık, “Biz ülkenin normale dönmesi, iç savaşın bitmesi için Suudi Arabistan, ABD ve birçok Afrika ülkesiyle arabuluculuk yöntemi ile müzakereler yürüttük. Barış görüşmeleri defalarca sekteye uğradı ve sonuç alınamadı. Alınan bazı kararları ise milisler reddetti. Eğer müzakerelerde alınan kararlara uyulsaydı belki bugün farklı şeyler konuşuyor olacaktık.” ifadelerini kullandı.
Uluslararası aktörlerin Sudan’daki iç çatışmayı bitirmek için yeterince çaba sarf etmediğini vurgulayan Sadık, hükümetin ve ordunun barış müzakereleri için açık bir yol bıraktığını dile getirdi.
“Gazze’de acil bir müdahale gerekiyor”
Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Başpiskopos Gallagher, kriz bölgelerinde arabuluculuğun müzakerelerin kolaylaştırılmasında önemli bir etken olduğunu söyledi.
Gallagher, çatışan tarafların müzakere istediklerini ancak gereken ödünleri vermekten kaçınmaları sonucu birçok görüşmenin sonuçsuz kaldığını anlattı.
Arabuluculukta tarafların bunu içtenlikle gerçekleştirmediğini ifade eden Gallagher, “Arabuluculuk görüşmelerinde taraflar, daha çok karşıdakinin pozisyonunu aşındırmaya çalışıyor çünkü taraflar devletleri, hükümetleri ya da grupları adına bir noktaya odaklanıyor ve kendi taleplerinden vazgeçmiyor ya da fedakarlıkta bulunmuyor. Dolayısıyla bir konuda müzakere sağlanması isteniyorsa taraflar karşılıklı olarak tutarlı olmalı ve ödün vermeye hazır olmalıdır.” diye konuştu.
Gallagher, çatışma bölgelerinde krizlerin çözülmesi için müzakere masasına çok sayıda uluslararası düzeyde arabulucunun katılması gerektiğine dikkati çekti.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılardaki görüntülerin korkunç gerçekliği gözler önüne serdiğini belirten Gallagher, “Gazze’de tüm bu yaşananlar bizi ciddi bir kayıtsızlığa sürüklüyor. Bu savaş aylardır devam ediyor. Mutlak ve acil bir şekilde müdahale edilmesi gerekiyor.” dedi.
“Dünya genelinde kabul edilebilir kuralları müzakere etmeliyiz”
AB Belgrad-Priştine Diyaloğu Özel Temsilcisi Lajcak, dünyanın tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru gittiğini, bunun da birtakım riskler barındırdığını söyledi.
Evrensel değerler doğrultusunda bir model inşa edilmediği takdirde dünyanın felakete doğru gideceği uyarısında bulunan Lajcak, şunları dile getirdi:
“Bir felaket beklememeliyiz. Masa başına dönmek ve muhtemel felaketten sağ kurtulmak için dünya genelinde kabul edilebilir kuralları müzakere etmeliyiz. Bu konuda siyasi liderlere baskı uygulamalıyız. Uluslararası kurumları yeniden güçlendirmemiz lazım.”
Lajcak, kriz ve savaş bölgelerinde arabuluculuğun kesin sonuç vermesi için diyalog ve uzlaşının zorunlu olduğunu ifade etti.
“Türkiye, çatışma bölgelerinde arabuluculuk için liderlik yapıyor”
ABD Barış Enstitüsü Başkanı Grande, savaş ve kriz bölgelerinde sorunların çözümü için bölge ülkelerinin önemli bir rolünün olduğunu söyledi.
Türkiye’nin çatışma bölgelerinde arabuluculuk ve uzlaşı için ciddi temaslar yürüterek liderlik yaptığını ifade eden Grande, bu bölgelerde çözüm konusunda tüm dünyanın ısrarcı olması gerektiğini dile getirdi.
Grande, dünyada savaş türlerinin değiştiğini, farklı silahların kullanılmaya başlandığı bir süreçte barışın sağlanması için çok daha inovatif çözümler üretilmesi gerektiğini belirterek, şunları ifade etti:
“Son 60 yıldır ilk defa nükleer güçlerin karşı karşıya gelme ihtimali bu kadar yükseldi. Bunu göz ardı edemeyiz. Sanırım en büyük önceliğimiz bu olmalı. Çatışmaların seviyesini indirmeye yönelik mekanizmaları hayata geçirmek zorundayız.”
Çok kutuplu bir dünyaya giderken sorumluluk üstelenecek mekanizmalara ciddi ihtiyaç olduğunu söyleyen Grande, mevcut mekanizmaların dünyadaki sorunları çözmeye yönelik yaptırım gücünün yetersiz olduğunu anlattı.
]]>