KÜÇÜK KIZIN BAĞIRSAĞINDAN 38 ADET MIKNATIS ÇIKARILDI
Bursa’da yaşanan bir olayda 5 yaşındaki kız çocuğu, evde oyun oynadığı mıknatıslı boncuk bilekliği yuttu. Durumu hemen fark eden aile, çocuğuyla birlikte Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurdu. Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Kaan Demirören tarafından yapılan tetkikte çocuğun bağırsaklarındaki mıknatıslar tespit edildi. Vakit kaybetmeden yapılan operasyonla çocuğun bağırsağından 38 adet mıknatıs çıkartıldı Bu tarz vakalarda mide ve bağırsak delinmesi yaşanmaması için erken müdahalenin önemine değinen Doç. Dr. Kaan Demirören, takı ve oyuncakların özellikle 5 yaşından küçük çocuklara verilmemesi gerektiği konusunda aileleri uyardı.

Günümüzde yabancı cisim yutmalarının önemli bir problem olduğunun altını çizen Demirören, son zamanlarda mıknatısların, lityum iyon pillerin ve yüksek düzeyde emici cisimlerin önemli bir problem haline geldiğine dikkat çekti. Bu cisimlerle alakalı çok sayıda olguyla karşılaştıklarını vurgulayan Demirören, “Hastamız da boncuk şeklinde, ufak da olsa kuvvetli çekim gücüne sahip neodimin dediğimiz maddelerden oluşan mıknatısları yutmuş. Bu mıknatıslar değişik sebeplerle toplumumuzda yaygın olarak bulunuyor. Bunların önemli bir kısmı oyuncak olarak bulunuyor ve bu oyuncaklar da maalesef küçük çocukların ellerine rahatlıkla geçebiliyor. Özellikle 5 yaşından küçük çocuklara bu tarz küçük cisimlerin verilmesini ve üzerinde takı olarak kullanılmasını bırakın etrafında bile olmaması gerekiyor” dedi.

“HEMEN MÜDAHALE EDİLMELİ”
Birden fazla mıknatıs yutulması durumunda mide ya da bağırsaklarda araya doku alıp bir süre sonra o bölgeyi delmeye başladığını belirten Demirören, “Genelde ilk 24 saat içerisinde mide ya da bağırsakları delmiş bir şekilde bu vakalarla karşılaşıyoruz. Hastamızın şansı bağırsaklarda yakalamamıza rağmen bu mıknatısları endoskopi ile çıkarabilmemiz oldu. 38 adet boncuk şeklinde bir mıknatıs olduğunu gördük. Hastamızda delinme durumu olmadı. Şu anda sağlığına kavuştu. Ama bu durum genellikle bu şekilde olmuyor. Maalesef bu mıknatıslar çok sayıda yutulduğu zaman bağırsaklarda delinmeye yol açıp ameliyatla çıkarılması gerekiyor. Ameliyatta yine hem karın duvarının kesilmesi, bağırsakların kesilmesi gibi zor ve komplikasyonlu işlemler şeklinde sonuçlara varıyor” şeklinde konuştu.
Doç. Dr. Demirören son olarak mıknatıs, su maymuncuğu, saat pili gibi çocukların ilgisini çeken ve yutma riski barındıran nesnelerin ortalıkta bırakılmaması ve çocuklardan uzak tutulması gerektiğini sözlerine ekledi.
Hastane3-sayfaSağlıkÇocukBursaOlay
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adana’da yaşayan Övünç Şan, iş çıkışında ailesiyle birlikte bir şırdancıya gitti. Burada şırdan yiyen Övünç Şan’ın nefes borusuna yediği yemeğin parçası kaçtı. Aynı restoranda yemek yiyen matematik öğretmeni Kadir Bardakçı, Şan’ın yardımına koştu. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından daha önceden verilen ilk yardım eğitimlerinde “Heimlich manevrası”nı öğrenen Bardakçı, bu yöntemle Şan’ın nefes borusuna kaçan şırdan parçasının çıkmasını sağladı. Yaşananlar ise güvenlik kameralarına yansıdı.
“ŞIRDANI HIZLI YEDİM BOĞAZIMA TAKILDI”
Övünç Şan, “İşten çıktıktan sonra eşim ve çocuğumu evden alıp şırdan yemeye geldik. Şırdanlar o kadar güzel görünüyordu ki, ben de günün vermiş olduğu açıklıkla beraber birden hızlıca yemeye başladım. İlk aldığım lokmayı o kadar büyük ısırdım ki ilk başta öksürük oldu. Sonra lokmamı yutmaya çalıştıkça boğazıma takıldı” dedi.
“CAN BORCUM VAR”
Kendisini kurtaran kişiye minnet duyduğunu belirten Şan, “Nefes alamadığımı anladım. Herkes bir telaş içerisinde, eşim ve buradaki insanlar bana yardım etmeye koşturdu. Burada az önce tanıştığım Kadir Bey, o benim kahramanım. Beni hayata döndürdü, kendisine can borcum var. Yapmış olduğu Heimlich manevrası ile boğazımda kalan lokmayı çıkardı. Nefes almaya başladım, kendisine çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Kadir Bardakçı ise, “Yemek yerken bağırtıya çıktım. Olayın ne olduğunu anlamaya çalıştım, sonra arkadaşımızın yediği yemeğin nefes borusuna kaçtığını fark ettim. Daha önce de Milli Eğitimin düzenlemiş olduğu eğitimlerle Heimlich manevrasını öğrenmiştim. Aldığımız eğitimler haricinde hiç denememiştim, ilk defa başımıza geldi. O da çok şükür işe yaradı, arkadaşımız nefes almaya başladı” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, 23 Kasım günü saat 20.00 sıralarında Halil Rıfat Paşa Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Erol Ancu akşam saatlerinde iş yerinden çıkarak evine doğru gitmeye başladı. Kaldırımda yürüyen Ancu, elektrik için kazı çalışmasının yapıldığı noktadan geçtiği sırada patlama meydana geldi. Olay sonucunda yere savrulan Ancu, ağır şekilde yaralandı. O sırada kaldırımda bekleyenlerde panik yaşadı. Patlama anı ve sonrasında yaşananlar ise kameralara yansıdı.
KALDIRIMDA YÜRÜRKEN PATLAMADA YARALANDI
Çevredekilerin müdahale ettiği Ancu, ihbar üzerine olay yerine sevk edilen ambulansla TaksimEğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Ameliyata alınan Ancu’nun dalağının alındığı, kaburgasının kırıldığı ve iç kanama geçirdiği öğrenildi. Ancu’nun ailesinin şikayetçi olduğu olayla ilgili polis çalışma başlattı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İZMİR’in Konak ilçesinde bulunan Ege Perla isimli alışveriş merkezinde çıkan yangın paniğe neden oldu. AVM’de bulunanlar tahliye edilirken, 3 kişi dumandan etkilendi. İtfaiye ekiplerinin yangına müdahalesi sürüyor.
Yangın, saat 19.00 sıralarında Çınarlı Mahallesi’nde bulunan Ege Perla isimli alışveriş merkezinde çıktı. İlk belirlemelere göre yemek katında bulunan bir restorandan çıkan yangın kısa sürede büyüdü. Alevler bitişikteki işletmelere de sıçrarken vatandaşlar panik ve korku içerisinde Avm’den çıkmaya çalıştı. İhbar üzerine olay yerine itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Polis ekipleri çevre güvenliğini sağlarken, içeride bulunanlar tahliye edildi. Bu sırada dumandan etkilenen 3 kişi olay yerinde yapılan müdahalenin ardından ambulansla hastanelere götürüldü. İtfaiye ekipleri ise yangına müdahale başlattı. Söndürme çalışmaları sürdürülüyor.
HABER: Burak UÇAR/ İZMİR,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Karaburun Mahallesi’ndeki limandan dün gece saatlerinde balığa çıkmak için ayrılan tekne, kıyı şeridinde seyrederken biriken kum dolayısıyla karaya oturdu.
Kaptan bir süre kendi imkanlarıyla kurtarmaya çalıştığı tekne, dalgaların etkisiyle kıyıya doğru sürüklendi.
Bu durumu gören diğer balıkçı tekneleri yardıma koştu. Balıkçılar, bağladıkları halatlarla tekneyi çekmeye başladı.
Uzun uğraşlar sonucu kurtarılan tekne, hasar gördüğü için yeniden limana çekildi.
Balıkçı teknelerinin kurtarma çalışmaları cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYSERİ’de, bir inşaat firmasının satış ofisine yapılan silahlı saldırıda Y.A. (15), yaralandı.
Olay, saat 21.00 sıralarında Kocasinan ilçesi Hoca Ahmet Yesevi MahallesiKadir Has Caddesi’nde bulunan bir inşaat firmasının satış ofisinde meydana geldi. İnşaat firması satış ofisine kimliği henüz belirlenemeyen kişi veya kişiler tarafından silahlı saldırı düzenlendi. İş yerine düzenlenen silahlı saldırıda Y.A. yaralandı. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen ekipleri yaralıyı Kayseri Şehir Hastanesi’ne kaldırdı. Y.A.’nın sağlık durumunun ağır olmadığı öğrenildi. Polis, silahlı saldırıyı gerçekleştiren kişi veya kişilerin yakalanmasına yönelik çalışma başlattı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, Samsun’un İlkadım ilçesi Kışla Mahallesi’nde saat 22.00 sıralarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, iki grup arasında pompalı tüfekli silahlı çatışma çıktı. Silahlı çatışmada Güven S.(31) vurularak yaralandı. Yaralı şahıs Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Tekkeköy İlçe Emniyet Müdürlüğü Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği ekipleri, bir başka olayı takip ettikleri sırada olay yerinden pompalı tüfekle kaçan bir kişiyi yakalayarak İlkadım ilçe polisine teslim etti. Polis olayın meydana geldiği sokak üzerinde çok sayıda tüfek kartuşu ele geçirdi. Silahlı saldırganların olay yerinden kaçış anları ve tüfekle kaçan şahsın polise yakalanma anları cep telefonu kamerası ile görüntülendi. Kaçan diğer şahısların yakalanması için soruşturma devam ediyor. – SAMSUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kavaklık Mahallesi Devrek Yolu Caddesi’ndeki 5 katlı apartmanın 3’üncü katındaki evde dün birlikte yaşadığı kardeşi O.Ş. tarafından bıçaklanan Emine S. (42), tedavi gördüğü özel hastanedeki müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Emine S’nin cenazesi, otopsi için hastane morguna götürüldü.
Şüpheli O.Ş’nin bıçakla yaraladığı eniştesi İhsan S. ve yeğenleri B.S. ile İ.S’nin ise tedavileri sürüyor.
Öte yandan yakalanan O.Ş’nin emniyetteki işlemleri tamamlandı. Sağlık kontrolünden geçirilen zanlı adliyeye getirildi.
Şüpheli, çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.
Olay
O.Ş, Kavaklık Mahallesi’nde dün birlikte yaşadığı ablası Emine S, eniştesi İhsan S. ve yeğenleri B.S. ile İ.S’yi bıçakla yaralamıştı. Kaçan şüpheli, kısa sürede yakalanmıştı.
Ekipler, olayda kullanıldığı değerlendirilen ve üzerinde kan bulunan bıçağı apartmanın 100 metre yakınındaki çöp konteynerinde bulmuştu. Zanlının, psikolojik sorunları olduğu öğrenilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KIRIKKALE’de bir müstakil evin çatısında başlayan yangın, başka bir ev ile odunluğa sıçradı. Ölü ve yaralı olmayan yangında, maddi hasar meydana geldi.
Yangın, saat 17.00 sıralarında Selim Özer Mahallesi 2345’inci Sokak’ta bulunan S.C.’ye ait müstakil evin çatısında çıktı. Kısa sürede büyüyen alevler, aynı kişiye ait bitişiğindeki ev ile odunluğa sıçradı. Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye Kırıkkale Belediyesi İtfaiyesi, Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri, ambulans ve polis ekipleri sevk edildi. Bölgeye gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale ederken, polis ekipleri çevrede güvenlik önlemi aldı. Yanan evlerin bulunduğu sokağın doğal gaz ile elektriği kesildi. İtfaiye ekipleri, yaklaşık 1 saatte yangını kontrol altına alarak söndürdü. İlk belirlemelere göre elektrik tesisatından çıktığı düşünülen yangında, 2 evde maddi hasar meydana gelirken, odunluk ise tamamen yanarak kullanılmaz hale geldi.
Yangınla ilgili inceleme başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’da husumetli olduğu oğlunun ihbar ettiği Ali E.’nin (73) evinde yapılan aramada, 1’inci Dünya Savaşı’ndan kaldığı değerlendirilen patlamamış mühimmat bulundu.
Hüseyin E. (48), polisi arayıp, babası Ali E.’nin evinde bomba olduğu ihbarında bulundu. Bunun üzerine ekipler, saat 04.00 sıralarında Ali E.’nin Nilüfer ilçesi Kayapa Mahallesi 153. Sokak’taki evine operasyon düzenledi. 3 katlı evin bodrum katında yapılan aramada 1’inci Dünya Savaşı’ndan kaldığı değerlendirilen 40 santimetre boyunda, 12 santimetre çapında mühimmat bulundu. Bomba imha uzmanının yaptığı inceleme sonrası mühimmat incelemek üzere bulunduğu yerden alındı. Ali E. ise ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü.
Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Eyüpsultan ilçesine bağlı Alibeyköy semtinde dün sabah saatlerinde yaşanan olayda Özel Eyüpsultan Final Akademi Anadolu Lisesi Müdürü İbrahim Oktugan (74), 5 ay önce uzaklaştırma cezası alan 18 yaşındaki Y.K. tarafından odasında silahla vurularak ağır yaralanmış, hastaneye kaldırılan Oktugan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmişti.
GÜVENLİK KAMERA GÖRÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKTI
Y.K. olay sonrası gözaltına alınırken, olay anına ilişkin güvenlik kamera görüntüleri de ortaya çıktı. Görüntülerde, bir grup genç tarafından okul kapısında karşılanan Y.K’nin daha sonra gençlerden birinin kapıyı açmasıyla içeriye girdiği görülüyor. Olayı gerçekleştirdikten sonra ise Y.K’nin hızla adımlarla kapıya yöneldiği, daha sonra silahını belinden çıkarıp yeniden beline sokarak koşar adımlarla okuldan uzaklaştığı kameraya yansıyor.
SALDIRGAN IRAK KÖKENLİ
Irak kökenli olduğu ve Türk vatandaşlığı aldığı öğrenilen Y.K’nin “taksirle yaralama” 6136 sayılı Ateşli silahlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanun’a muhalefetten suç kaydının bulunduğu ayrıca “kayıp kişi” olarak arandığı ortaya çıktı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkilileri olayla ilgili incelemenin sürdüğünü belirtti.
EĞİTİM SENDİKALARINDAN TEPKİ YAĞDI
Olaya tepkiler çığ gibi büyürken, Özel Sekrör Öğretmenleri Sendikası, Eğitim-İş ve Eğitim-Sen, sosyal medya hesaplarından tüm sendika üyelerine ve meslektaşlarına çağrıda bulunarak, bugün için siyah giyinmelerini ve siyah kurdele takmalarını istedi. Eğitim sendikaları ayrıca 10 Mayıs Cuma günü iş bırakacaklarını, Ankara’da Adalet Bakanlığı önünde, diğer illerde de adliye binalarının önünde basın açıklaması yapacaklarını da duyurdu.
EĞİTİM-İŞ: ARTIK YETER! YAŞAMAK İSTİYORUZ
Eğitim-İş, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Eğitim emekçileri olarak kendimizin ve öğrencilerimizin canından endişe ederek okula gitmek istemiyoruz. Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz. Artık yeter, yaşamak istiyoruz.
Eğitimde şiddete karşı çıkmak için, 8-9 Mayıs tarihlerinde iş yerlerimize siyah giyerek ve kokartlarımızla gidiyoruz. 10 Mayıs Cuma günü iş bırakıyor ve Ankara’da Adalet Bakanlığı önünde Genel Merkez düzeyinde, illerde şube ve temsilcilikler düzeyinde adliye binalarının önünde basın açıklaması yapıyoruz. Eğitim iş kolunda örgütlü tüm sendikaları ve kamuoyunu birlikte şiddete karşı daha yüksek tepki göstermeye çağırıyoruz.”
EĞİTİM-SEN: ÖFKELİYİZ, MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ACİLEN HAREKETE GEÇMELİ
Eğitim-Sen de sosyal medya hesabından okulda şiddet olaylarının durması için Milli Eğitim Bakanlığını acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırdı. “Öfkeliyiz. Okulda şiddet bir meslektaşımızı daha aramızdan aldı” başlıklı açıklamada, şunlar kaydedildi:
“İstanbul’un Eyüp ilçesinde bulunan özel bir okulda müdür olarak görev yapan emekli öğretmen İbrahim Oktugan’ın bir öğrencisi tarafından öldürülmesi hepimizi derinden üzmüştür. Toplum olarak hayatımızın her aşamasında evde, sokakta, iş yerlerinde her gün karşı karşıya kaldığımız şiddet olgusu okullarımızı da sarmalamış, eğitim emekçilerini de şiddetin hedefi haline getirmiştir. Son olarak İstanbul’da yaşandığı gibi ölümle sonuçlanan ağır sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türkiye’nin her yerinde eğitim kurumlarında birbirine benzer şekillerde eğitim emekçilerini hedef alan şiddet olaylarının yaşanması, şiddetin arkasındaki nedenlerin ortaya çıkarılmasını, eğitim kurumlarında eğitim emekçilerinin can güvenliğinin sağlanmasını gerektirmektedir. Yaşanan bu şiddet olayları adeta bir bakanlık politikasına dönüştürülen eğitim emekçilerinin itibarsızlaştırılmasından ayrı düşünülemez. Bugün bir eğitim emekçisini hayattan koparan ne basit bir öfke krizi ne failin öğrenci ya da veli oluşu, ne de öğrencinin uyruğu ile ilgilidir. Bizzat Bakan’ın yaptığı açıklamalarla eğitim sisteminin tüm başarısızlığının nedeni olarak öğretmenlerin gösterilmesi, CİMER uygulamasının velilerin elinde bir sopaya dönüştürülmesi, MEB’in eğitimde yaşanan tüm sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmeni ve idarecileri veli ve öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, bugün yaşananlara zemin oluşturmuştur.
Okullarda yaşanan şiddetin ve öğretmenlere yönelik saldırıların önlenebilmesi, öncelikle her fırsatta öğretmenleri, eğitim emekçilerini hedef haline getiren politika ve uygulamalara son verilmesinden geçmektedir. Okulda şiddet olaylarının durması için Milli Eğitim Bakanlığını acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırıyoruz. Yıllardır yaptığımız tüm uyarılara rağmen alınmayan önlemler nedeniyle dün 40 yılını çocukların eğitimine adamış bir öğretmen arkadaşımızı, maalesef Bakanlığın ideolojik örgütlenme alanına çevirdiği, yapboz tahtasına dönüştürdüğü eğitim politikalarının sonucu olarak kaybetmiş olmanın derin üzüntüsünü yaşıyor, İbrahim Oktugan öğretmenimizin ailesi başta olmak üzere tüm meslektaşlarımıza ve eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.”
]]>Bilecik Valisi Şefik Aygöl, İl Emniyet Müdürü Beyti Kalaycı ve İl Jandarma Komutanı Albay Ferdi Erbakıcı ile birlikte valilik binasında ildeki güvenlik ve asayiş faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Aygöl, “Bilecik’te yapılan asayiş uygulamaları kapsamında 41 bin 666 şahıs kontrol edilmiş, 56 aranan şahıs yakalanmıştır. 195 işyeri ve umuma açık işletme kontrol edilmiş, herhangi bir olumsuzluk tespit edilmemiştir. 121 okul, 87 metruk bina, 135 park bahçe kontrol edilmiştir. Nisan ayı içerisinde 641 olay meydana gelmiş, 369 şüpheli yakalanmış 15 şüpheli gözaltına alınmıştır, 74 şüpheli yapılan çalışmalarda tespit edilmiştir. 38 dolandırıcılık ve hırsızlık olayı meydana gelmiştir. Narkotik suçlarına karşı yapılan çalışmalar kapsamında 24 operasyon gerçekleştirilmiş, 39 şüpheli şahsa yasal işlem yapılmış, 2 şüpheli şahıs tutuklanarak Bilecik M Tipi Kapalı Cezaevine teslim edilmiştir. Ayrıca narkotik suçlarından aranması bulunan 4 şahıs yakalanmış tamamı tutuklanarak cezaevine teslim edilmiştir.
“Bilecik’te zehir taciri barındırmayacağız”
Vali Aygöl açıklamasının devamında, “Kaçakçılık suçlarına karşı yapılan çalışmalar kapsamında 5 operasyon icra edilmiş, toplam 6 şüpheli şahıs yakalanmıştır ve satışı yasak pek çok tütün ve tütün mamulü ürün ele geçirilmiştir. Yasadışı faaliyette bulunan her türlü suçluya göz açtırmayacağız. Göçmen kaçakçılığına karşı yapılan çalışmalar kapsamında kontroller sırasında tespit edilen 4 yabancı şahıs sınır dışı edilmiştir. Trafik kontrolleri kapsamında 484 ayrı noktada 2 bin 100 adet trafik uygulaması icra edilmiştir. 41 bin 595 motorlu araç kontrol edilmiş, 10 bin 730 sürücüye toplam 193 bin 517 TL idari para cezası uygulanmış, 664 araç trafikten men edilmiştir.162 ehliyetsiz sürücü, 44 alkollü araç kullanan sürücü ve 5 bin 650 hız limitine uymayan sürücü tespit edilmiştir” dedi.
“Bilecik ülkemizde seçimi olaysız atlatan üç ilden biri oldu”
Bilecik Valisi Şefik Aygöl açıklamasın devamında, “Bilindiği üzere 31 Mart’ta yerel seçimleri gerçekleştirdik. Emniyet, jandarma ve adli makamlarımız tüm imkanlarını seferber ederek büyük bir başarı elde ederek; Bilecik’i ülkemizde seçimi olaysız atlatan üç ilden biri yaptılar. Tüm kamuoyunun huzurunda hepsini yürekten kutluyorum. Demokrasinin yegane temeli olan seçimler bazen toplumlarda gerginliklere sebep olabiliyor. Fakat Bilecik bu konuda büyük bir erdeme sahip olduğunu bir kez daha göstermiş oldu” dedi.
Vali Aygöl son olarak geçen hafta Söğüt İlçe Stadı’nda oynanan Bilecik 1. Amatör Lig Play-Off Grubu karşılaşması sonrası meydana gelen olaylarda 10’u biber gazından etkilenerek, 1’i polis 4 kişinin yaralandığı olaylara değindi. Aygöl, “Her ne kadar seçimleri huzur içinde atlattığımız için övünüyorsak spor müsabakalarında yaşanan olaylar karşısında da bir o kadar üzülüyoruz. Spora ve sporcuya yakışmayan bazı hadiseler yaşadık. Centilmenlik ruhuna yakışmayan bu yaklaşımlar Bilecik’i doğrudan etkileyen olumsuzluklar meydana getirdi. Bizler seçimlerde gösterilen saygı ve sevginin sahaya ve tribüne de yansımasını istiyoruz. Bilecik valiliği olarak her zaman sporu ve sporcuyu her dalda maddi ve manevi olarak destekledik desteklemeye de devam edeceğiz. Ancak sporu ve vatandaşımızın huzurunu bozan kişilerinde karşısında olduğumuzu çok yakında yapacağımız operasyonlarımızla kamuoyuna duyuracağız” ifadelerine yer verdi. – BİLECİK
]]>İslahiye-Hatay kara yolunun Ağabey mevkisinde plakaları ve sürücüleri henüz belirlenemeyen minibüsle beton mikseri çarpıştı.
Kaza ihbarının ardından bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildi.
Kazada 8 kişi yaşamını yitirdi, 11 kişi yaralandı.
Olay yerinde incelemelerde bulunduktan sonra İslahiye Devlet Hastanesi’ndeki yaralıları ziyaret eden Gaziantep Valisi Kemal Çeber, gazetecilere, yaklaşık İki saat kadar önce ciddi bir kazayla karşılaştıklarını söyledi.
Kazayla ilgili soruşturmanın çok yönlü olarak yürütüldüğüne dikkati çeken Çeber, şöyle konuştu:
“Hatay istikametinden gelen tır şeklindeki beton mikseri, trafikte sürüş kontrolünü kaybediyor, maalesef bölünmüş bir yolda karşı şeride geçiyor. İlçeden Yeşilyurt köyümüze giden köy dolmuşuna çarpıyor. Şoför dahil 19 yolcusuyla beraber köyüne giden dolmuşa çarpıyor. Maalesef 8 vefatımız var. Bunların 7’si kadın birisi erkek, 2’si ise öğrenci. Diğer dolmuş yolcularımız arasında 11 yaralı var. Şoförlerimizden ikisi hafif yaralı. Başsavcımız, kaymakamımız çok kısa süre içerisinde olay yerine gidip bizi bilgilendirdiler. Tüm ekiplerimiz trafik, jandarma, itfaiye, AFAD ekiplerimiz olay yerine çok kısa sürede ulaştı. Aynı zamanda Kilis, Hatay ve Gaziantep merkezden ambulanslarımız kısa sürede olay yerine ulaştılar.”
Sağlık çalışanlarının ciddi gayretleriyle yaralıları ambulanslarla hastanelere taşıdığını anlatan Çeber, “Yaralılarımızdan 2’sinin durumu ağır. Durumları stabil hale gelince Gaziantep’e sevkleri görünüyor. 4 normal hastamızın Gaziantep’e sevki gerçekleştirildi. Diğer yaralılarımızın bir kısmı burada. Bazılarıyla sohbet ettim, durumları iyi. Süreçle ilgili idari ve adli soruşturma başladı. Rabbim vefat edenlere rahmet eylesin, kardeşlerimizin vefatı bizi çok üzdü. Rabbim ülkemize başka acı yaşatmasın.” dedi.
Bilirkişi incelemeleri sürüyor
Kazayla ilgili şu an için gözaltı olmadığını belirten Çeber, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Gözaltı şu an için yok ama olayla ilgili herkes bizim gözetimimiz altında. Şoförler hafif yaralı ama tır şoförünün gözaltı işlemi normal olarak olacak gibi görünüyor. Şu anda tamamen sağlıkla ilgili konulara odaklandık. Tedavisi uygun hale geldiğinde gözaltı işlemi görülüyor gibi, tabii bilirkişiler incelemelerini devam ettiriyor. Arkadaşlarımız artık çok profesyonel, en uzak vefat noktası ile en yakını, yere savrulmalar, tekerlek izleri, aracın mevcut hızı hepsi beraber değerlendirilerek bu noktada çalışmalar yürütülüyor. Ama ilk kanaat mikserin oldukça hızlı ve süratli olduğu, buna bağlı kontrolünü kaybettiği yönünde. Bunun yanında yol hasarları veya kusurları gibi diğer konular üzerinde de durulacak. Hatay’dan İslahiye’ye doğru gelirken kontrolünü kaybediyor, karşı şeride geçiyor, bunların hepsinin tekerlek izleri mevcut, karşı şeritte kendi yolunda devam eden köy dolmuşumuza çarpıyor.”
Yaralı yolculardan Zeynep Gök, kazanın okuldan çıkıp eve giderken meydana geldiğini belirterek, “Yolda ilerlerken karşı şeritten tır, çok hızlı geldi ve bize çarptı. Kazanın etkisiyle de birkaç kere takla attık. Serviste kaç kişi olduğumuzu hatırlamıyorum ama koltuklar doluydu.” ifadelerini kullandı.
]]>(ANKARA) – Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Ateş’i öldürdüğü belirtilen Eray Özyağci’nin, “Toplam 10-11 el ateş ettim. Bu atışlardan 4-5 tanesi kaçarken, hedef gözetmeden yaptığım atışlardır. Onlar bana daha çok ateş etti. Ama vuramadılar. Bence onlar beni öldürmek için ateş etti” şeklinde savunma yaptığı ortaya çıktı.
145 sayfalık iddianamede tetikçi Eray Özyağci ile onu olay yerine getiren ve kaçıran Vedat Balkaya ile Suat Kurt hakkında eylem üzerinde ortak hakimiyet ile müşterek fail olarak Sinan Ateş’e yönelik toplu halde, iştirak halinde “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
CİNAYETİ ORGANİZE ETTİĞİ İDDİA EDİLEN SANIKLAR HAKKINDA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
Ayrıca şüphelilerden silahlı eylemi organize ettiği iddia edilen Doğukan Çep ve eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş’ın suça azmettiren olarak maktüle yönelik toplu halde, iştirak halinde tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
SİNAN ATEŞ’İN YANINDA OLAN SELMAN BOZKURT: “BENİ DE ÖLDÜREBİLİRDİ”
İddianamede; olayda yaralanan ve olay anında Sinan Ateş’in yanında bulunan Selman Bozkurt’un ifadesi de yer aldı. Bozkurt ifadesinde, “Sinan Ateş benim yaklaşık 2 metre önümde, ben de arkada yürüyorduk. Tam olay yerine geldiğimiz esnada saat 13.30 sıralarında sağda bulunan park halinde aracın önünden bir şahıs Sinan Ateş’in önüne geçerek elinde bulunan siyah renkli tabanca ile art arta ateş etmeye başladı. Sinan Ateş vurularak yere düştü. Ben Sinan’ın yanına gelip müdahale edecekken bana da 2 el ateş etmesiyle ben de yaralanarak hemen kendimi solda bulunan bir aracın arkasına atarak sipere geçtim. Bu esnada bize ateş eden şahıs tekrar ateş ederek yaya vaziyette kaçmaya başladı. Ben de belimde Sinan Ateş’in vermiş olduğu tabanca ile kaçan şahsın arkasından havaya doğru 4-5 el ateş ettim. Bize ateş eden şahıs kısa bir müddet sonra yaya olarak kaçıp gözden kayboldu. Bu şahıs Sinan Ateş’e 7- 8 el ateş ettikten sonra silahın namlusunu bana çevirerek 2-3 el de bana ateş etti. Ben sırtımdan yaralandım. Bu şahıs bana hedef göstererek ateş etmiştir, beni de öldürebilirdi” dedi.
“BİR HAYLAZ ARKADAŞIMIZ VAR UYARACAĞIZ”
Eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş’a Sinan Ateş’in konumunu gönderen eski MİT mensubu Çağlar Zorlu’nun ise 2015 yılında hakkında açılan soruşturma nedeniyle Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne naklen atamasının yapıldığı ortaya çıktı. Zorlu’nun ifadesinde Tolgahan Demirbaş’ın kendisine hitaben “bir haylaz arkadaşımız var, uyaracağız ama bulamıyoruz, adresine ihtiyacımız var” dediği iddiasında bulundu. Olay olduğu gün ise şüphelilerden Aytaç Ataç’ın kendisine, “Sinan Ateş öldürüldü, sana onunla ilgili bir şeyler sorulmuştu ya, onların hepsini sil” dediğini öne sürdü.
VEDAT BALKAYA: “DOĞUKAN ÇEP VE ERAY ÖZYAĞCI İLE UYUŞTURUCU KULLANIYORDUK”
Şüphelilerden Vedat Balkaya ise savcılık ifadesinde uyuşturucu kullandığını itiraf etti ve “Doğukan Cep ve Eray Özyağcı’yı cezaevine girmeden yaklaşık 1 yıl kadar önce kız arkadaş ortamından tanıyorum, birlikte uyuşturucu alıp kullanıyorduk, bu şekilde de samimiyetimiz oldu” dedi.
OLAYDAN 3 GÜN ÖNCE DE TETİKÇİ SİNAN ATEŞ’İ BEKLEMİŞ
Balkaya ifadesinde olay gününden üç gün öncesine ilişkin şu beyanlarda bulundu:
“Eray kendisinde bir konum olduğunu o konuma gideceğimizi söyledi. Ben bu konumda ne olduğunu sorduğumda ‘husumetli’ olduğu şahsın bu konum civarında ikamet ettiğini söyledi ve o konuma doğru yola çıktık. Konuma yaklaştığımızda Müslüm Kebap isimli lokantanın sokağına girdik, o sokakta bulanan büfenin önünde kendisini indirmemi, ‘sen buralarda dolaş, işim bitince ben seni ararım, beni ana caddeden alırsın’ dedi. Ben de yaklaşık iki saat kadar oralarda dolaştım, bir büfeden abur cubur aldım, onları yedim, iki saatin sonunda Eray beni aradı, ana cadde üzerinde bulunan bir otoparkın hemen yanında cadde üzerinde bekledim, Eray da yanıma geldi, motora bindi, sonra tekrar Aydınlıkevlerdeki eve doğru gittik. Sorduğumda bana hasmı ile karşılaşmadığını, dolayısıyla kafede oturup hasmını beklediğini, gelmeyince de kafeden ayrıldığını söyledi. Ayrıca öğrendiğim kadarıyla hasmım dediği kişi o kafeye takılırmış, o yüzden orada beklemiş.”
Sinan Ateş’in öldürüldüğü güne dair de beyanda bulunan Balkaya, “Yaklaşık 30-40 dakika kadar sonra Eray koşarak bulunduğum yere geldi, motosiklete bindi, acelemizin olduğunu ve hızlıca gitmemiz gerektiğini söyledi ve telefonundan bir konum açtı, konum gördüğüm kadarıyla önüme çıkan ilk sağa dönüp yolun bitiminden tekrar sağa ana artere doğru idi. Ben Eray’ı beklerken herhangi bir silah sesi duymadım, ancak Ankara’ya geldiğim ilk günden itibaren Eray’ın normalinden daha uzun şarjörlü siyah renkli bir tabancasının olduğunu gördüm ve biliyorum” dedi.
SUAT KURT GÜNLERCE SİNAN ATEŞ’İN OFİSİNİN ETRAFINDA KEŞİF YAPMIŞ
Şüphelilerden Suat Kurt savunmasında Doğukan Cep’ten Ankara’ya gitmesini istediğini ve bunu kabul ederek Sinan Ateş’in ofisinin olduğu yerde günlerce keşif yaptığını ve Cep’e Sinan Ateş’in ofise kaçta girip kaçta çıktığını bildirdiğini anlattı ve şu iddialarda bulundu:
“BANA DÖVÜLECEĞİ SÖYLENDİ”
“Ben Eray Özyağcı isimli şahsın kime saldırıda bulunacağını önceden bilmiyordum. Olaydan iki gün önce Doğukan Çep kime yönelik eylem yapılacağını söyleyerek isim verdi. Eray Özyağcı bana şahsın dövüleceğini söyledi. Şahsa ateşli silahla saldırıda bulunacağını bilmiyordum. Kasten adam öldürme suçunu işleme niyet ve kastım olmamıştır. Üzerime atılı suçlamayı anlattığım şekilde kabul ederim.”
DOĞUKAN ÇEP, KEŞİF İDDİASINI KABUL ETMEDİ
Şüpheli Doğukan Çep ise savcılıkta verdiği ifadede bir başka dosyadan 35 yıl hapis cezası olduğu ve bu suçtan dolayı kaçtığını itiraf ederek Vedat Balkaya ile uyuşturucu kullandığını reddetti ve hiçbir görüşmesinin olmadığını öne sürdü. “Sinan Ateş ve yanında bulunan şahısları tanımam, olayla herhangi bir alakam yoktur, kimseye husumet beslemedim, kimseye de husumetim yoktur. Böyle bir olayın olacağını bilmiyordum” dedi. Çep öte yandan Suat Kurt’un kendisi hakkındaki iddialarını da reddetti ve “Suat Kurt isimli şahsın Ankara’ya gelmesi yönünde herhangi bir telkinim ve ya talebim olmadı, beyan ettiği gibi herhangi bir araba veya ofis tarif etmedim, kendisinden iddia ettiği gibi keşif yapması ve bana bilgi vermesi yönünde bir talebim olmadı, başkasının ismini vermemek için benim ismimi vermiş olabilir, ne yaşadığını bilmiyorum, benim hakkımda neden böyle bir beyanda bulunduğu hususunda bir fikrim yok” iddiasında bulundu.
TOLGAHAN DEMİRBAŞ, OLCAY KILAVUZ’UN EVİNDE YAKALANDIĞI İDDİALARINI KABUL ETMEDİ
Eski MHP Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde yakalandığı belirtilen şüpheli Tolgahan Demirbaş da hakkındaki iddiaları reddederek “Ben Milliyetçi Hareket Partisinin üyesi değilim, partide resmi veya özel hiçbir görevim yoktur. Herhangi bir organik, doğrudan veya dolaylı bağım bulunmamaktadır. Bu süre zarfında sosyal medyada ve bazı görsel basında ifade edildiği gibi bir milletvekilinin evinde de yakalanmadım” dedi.
ERAY ÖZYAĞCI: “VEFA GÖSTERDİM, KARŞILIK GÖRMEDİ. BU YÜZDEN ONA HUSUMET BESLEDİM”
Şüphelilerden Eray Özyağcı da savcılıktaki ifadesinde hakkındaki kesinleşmiş cezalar nedeniyle yakalama kararı bulunduğunu ve yaklaşık 3 yıldır firari olduğunu söyleyerek olayla ilgili “Ben sadece Vedat Balkaya’ya kişisel bir husumetim var, bir hesabım var dedim. Suat Kurt’a hiç bahsetmedim” dedi. Özyağcı, Sinan Ateş ile arasındaki husumetin nedeni hakkında ise “Maktul Ülkü Ocakları Başkanı iken ben kendisini arayarak tanıştım. Birkaç defa telefonla görüştüm. 2020 yılıydı. Ben kendisine bir vefa gösterdim. Karşılık görmedi. Bu yüzden ona husumet besledim” beyanında bulundu.
“ONLAR BANA DAHA ÇOK ATEŞ ETTİLER”
“Amacım Sinan Ateş’i bacaklarından vurmaktı” iddiasını öne süren Özyağcı “İlk önce ben ateş ettim. Sinan ATEŞ tam yere düşmed isallandı. O sırada yanında esmer olan şahıs silahını çekti. Ona da ateş ettim. O da bana ateş etti. Toplam 10-11 el ateş ettim. Bu atışlardan 4-5 tanesi kaçarken, hedef gözetmeden yaptığım atışlardır. Onlar bana daha çok ateş ettiler. Ama vuramadılar. Bence onlar beni öldürmek için ateş ettiler. Ben maktulün bacaklarına ateş ettim. Amacım onu yaralamaktı. Ancak düşerken ve sendelerken önüme doğru düşünce amacımın dışında mermiler bacaklarının dışındaki bölgelere isabet etti” ifadelerini kullandı.
]]>TETİKÇİ ERAY ÖZYAĞCİ, BALKAYA VE KURT İLE ORTAK HAREKET EDEREK EYLEMİ GERÇEKLEŞTİRDİ
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Doç. Dr. Sinan Ateş’in, 30 Aralık 2022’de silahlı saldırı sonucu öldürülmesine ilişkin 22 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 145 sayfalık iddianamede tetikçi Eray Özyağci ile Vedat Balkaya ve Suat Kurt’un ortak hareket ederek eylemi gerçekleştirdikleri, Doğukan Çep ve Tolgahan Demirbaş’ın ise azmettirici oldukları belirtildi. Diğer şüpheliler Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal’ın ise iştirak halinde işlenen suça yardım ettikleri belirtildi. Şüphelilerin tamamının Sinan Ateş’e yönelik eylemde ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan sorumlu oldukları belirtildi.

EYLEMİ RUHSATSIZ TABANCA İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİ KABUL ETTİ
Olay sırasında Sinan Ateş’in yanında bulunan ve yaralı kurtulan müşteki Selman Bozkurt’a yönelik olarak ise Eray Özyağci, Vedat Balkaya ve Suat Kurt’un ‘tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan sorumlu oldukları belirtildi. Şüpheli Eray Özyağci’nin olayda kullandığı tabancanın ele geçirilemediği; ancak olay yerinde tabancaya ait boş mermi kovanlarının bulunduğu belirtildi. Şüphelinin savunmasında, üzerine atılı eylemi ruhsatsız tabanca ile gerçekleştirdiğini kabul ettiği ve böylece ‘ruhsatsız tabanca bulundurmak ve taşımak’ suçunu da işlediği belirtildi.
KONUM BİLGİSİNİ KOMİSER VERMİŞ
Şüpheli Tolgahan Demirbaş’ın olaydan önce maktule ait adres, telefon, konum gibi kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak ele geçirmesi nedeniyle ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme’ suçundan da ayrıca cezalandırılması gerektiği belirtildi. Olay tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünde komiser olarak görev yapan şüpheli Mustafa Ensar Aykal’ın görevinin gereklerine aykırı hareket ederek, kamu görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanarak maktule ait kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak temin ederek, şüpheli Tolgahan Demirbaş’a verdiği, bu yüzden ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve yayma’ suçunu işlediği belirtildi.

İddianamede; şüpheliler Eray Özyağci, Vedat Balkaya, Suat Kurt için ‘tasarlayarak kasten öldürme’ ve ‘tasarlayarak öldürmeye teşebbüs’ suçlarından 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edildi. Şüpheliler Doğukan Çep ve Tolgahan Demirbaş’ın da suça azmettiren olarak ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. Şüpheliler Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal’ın da ‘suça yardım eden’ olarak ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmaları talep edildi.
CAMİ ÇIKIŞINDA SALDIRMIŞ
İddianamede; olayda yaralanan Selman Bozkurt’un ifadesi de yer aldı. Bozkurt, silahlı saldırının cuma namazının ardından cami çıkışında Sinan Ateş’in ofisine giderken gerçekleştiğini belirterek, “Sinan Ateş benim yaklaşık 2 metre önümde, ben de arkada yürüyorduk. Tam olay yerine geldiğimiz esnada saat 13.30 sıralarında sağda bulunan park halinde aracın önünden bir şahıs Sinan Ateş’in önüne geçerek elinde bulunan siyah renkli tabanca ile art arta ateş etmeye başladı. Sinan Ateş vurularak yere düştü. Ben Sinan’ın yanına gelip müdahale edecekken bana da 2 el ateş etmesiyle ben de yaralanarak hemen kendimi solda bulunan bir aracın arkasına atarak sipere geçtim. Bu esnada bize ateş eden şahıs tekrar ateş ederek yaya vaziyette kaçmaya başladı. Ben de belimde Sinan Ateş’in vermiş olduğu tabanca ile kaçan şahsın arkasından havaya doğru 4-5 el ateş etti. Bize ateş eden şahıs kısa bir müddet sonra yaya olarak kaçıp gözden kayboldu. Bu şahıs Sinan Ateş’e 7- 8 el ateş ettikten sonra silahın namlusunu bana çevirerek 2-3 elde bana ateş etti. Ben sırtımdan yaralandım. Bu şahıs bana hedef göstererek ateş etmiştir, beni de öldürebilirdi” dedi.
]]>Küçükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, dün Fatih Mahallesi’ndeki Menekşe Sahil Parkı’nda yapılan kazı çalışmasında oluşan su birikintisine bir kişinin düşerek boğulduğu ihbarı sonrası olay yerine gitti.
Ekipler, yaptıkları incelemede, parkın bazı bölümlerinin kazı çalışması sonrasında su birikintisiyle dolduğunu ve Eda Nur Gezer isimli kız çocuğunun buraya düştüğünü belirledi.
İlk müdahalesi olay yerinde sağlık ekiplerince yapılan Gezer’in, kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadığı öğrenildi.
Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürerken, kız çocuğunun cenazesinin Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsi işlemleri devam ediyor.
Su birikintisinin bulunduğu alanın etrafı kapatıldı
Öte yandan, çocuğun ölümünün ardından İBB Zabıta ekiplerince su birikintisinin bulunduğu alanın etrafı, şerit ve demir bariyerle kapatıldı.
Etrafı çevrilen alanda, yerde serili örtü ve piknik malzemelerinin kalması dikkati çekti. Su birikintisinin yaklaşık 10 metre ilerisindeki parkta ise çocuklar oyun oynamaya, aileler de piknik yapmaya devam etti.
Parktaki seyyar satıcı Ahmet Selim, olayın dün yaşandığını, demir bariyerlerin ise bugün konulduğunu söyledi.
İBB açıklama yaptı
Olaya ilişkin açıklama yapan İBB, kendi bünyelerinde idari soruşturma başlattıklarını duyurdu.
Açıklamada, İBB Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanlığı yönetimindeki parkta yapılan rutin kontrollerde zeminde su sızıntısı olduğunun tespit edildiği belirtilerek, dün saat 11.30 sıralarında iş makineleriyle kazı çalışması başlatıldığı kaydedildi.
Aynı gün saat 16.05’te bir ailenin parkta çalışma yürütülen alana yakın bir noktada, mangal yakıp piknik yaptığının tespit edildiği aktarılan açıklamada, şöyle devam edildi:
“Parktaki güvenlik görevlileri aileyi uyardı. Uyarıya aldırış etmeyen aile pikniğe devam etti. Güvenlik görevlileri yetersiz kalınca İBB Zabıta ekiplerine haber verildi. Zabıta ekipleri ihbar üzerine parka geldi. Parkta ateş yakmanın yasak olduğunu aileye ileten zabıta, pikniğin sonlandırılmasını istedi. O sırada 5 yaşındaki kız çocuklarının kayıp olduğunu fark eden aile, zabıtadan yardım istedi. Aramalar ailenin piknik yaptığı alana 7-8 metre mesafedeki balçık alanda yoğunlaştırıldı. Gün içerisinde çalışma yapılan alanda oluşan 136 santimetre derinliğindeki su birikintisi kontrol edildi. 5 yaşındaki kayıp kız çocuğunun kazı içerisinde oluşan su birikintisinde olduğu tespit edildi. Sağlık ekiplerine haber verildi. Ambulansta ilk müdahalesi yapılan çocuk, hastaneye kaldırıldı. Ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen bu sabaha karşı yaşamını yitirdi.”
Olayla ilgili polisin ve adli makamların soruşturmasının sürdüğü, çocuğun kesin ölüm sebebinin Adli Tıp Kurumu raporuyla ortaya çıkacağı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“İBB de olayla ilgili kendi bünyesinde idari soruşturma başlattı. Sorumlulukları olan personelin ifadeleri alındı. Çalışma yapılan alanın etrafında güvenlik tedbiri alınıp alınmadığıyla ilgili soruşturma başlatıldı. Varsa ihmali olan personelle ilgili alınacak idari kararların kamuoyuyla eksiksiz paylaşılacağını, evladımızın ölümünden derin bir üzüntü duyduğumuzu belirtir, başta ailesi olmak üzere tüm İstanbullulara başsağlığı dileriz.”
]]>Trabzon’un Ortahisar ilçesinde 24 Nisan tarihinde İskenderpaşa Mahallesi Tiyatro Sokak’ta Ali Osman Ulusoy Şirketler Grup Başkanı Murat Seymen (46), Atatürk Alanı’ndaki iş yerine doğru yürüdüğü sırada yanına yaklaşan Y.C.K.’nın (23) silahlı saldırısına uğradı. Seymen, dizine isabet eden mermiler nedeniyle kanlar içinde yerde kalırken, saldırgan koşarak olay yerinden kaçtı. Polis olay yerinden kaçarak uzaklaşan şüpheli Y.C.K.’yi (23) olayda kullandığı silahıyla birlikte bu akşam Akçaabat ilçesinde yakalayarak gözaltına alırken, Ali Osman Ulusoy Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Ulusoy saldırı ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı.
Ali Osman Ulusoy Şirketler Grubu Başkanı’na yapılan saldırıyı esefle kınadıklarını kaydeden Ulusoy, “Öncelikle 24 Nisan 2023 Çarşamba günü saat 12.07’de Ali Osman Ulusoy Şirketler Grubu Başkanım Sevgili Murat Seymen’e yapılan saldırıyı Ben, ailem ve Ali Osman Ulusoy ailesi olarak esefle kınıyoruz. Ben Hülya Ulusoy, babam Ali Osman Ulusoy’un vefatından sonra yani 9 yıl önce babamın işlerini yarım bırakmamak için Trabzon’a yerleştim. En ufak bir ekonomik kaygım olmamasına rağmen işleri devraldım ve bu zor görevin başına geçtim. Şu anda iki kızımla birlikte şirketlerimizi aktif olarak yönetmekteyiz. Çok büyük zorluklar yaşadık, sıkıntılar çektik. Yaşanan tüm bu olumsuzluklara rağmen bu zor sektörde, bu zor coğrafyada hem de kadın olarak Ali Osman Ulusoy markasının bugüne taşınması ve sürekli gelişmesi için gece gündüz demeden profesyonel ve güçlü ekibimle beraber çalışmaya devam ediyoruz. Bugün birçok sektörde faaliyet gösteren Ali Osman Ulusoy Şirketler Grubumuz, 500’e yakın çalışanı ile önemli ticaret hacmi olan bir konumdadır” dedi.
“Gerçek faillerin hak ettiği cezayı aldığını görene kadar tüm imkanlarımızla sürecin takipçisi olacağımızın bilinmesini isteriz”
“Kadın girişimciliğine karşı yapılan bu alçakça ve korkakça saldırının tekrarlanmaması için gerekli her türlü önlemin, devletimiz tarafından alınacağından hiç kuşkumuz bulunmamaktadır” diyen Ulusoy, “Yaşanan bu talihsiz olayda şirketlerimizin en yetkin kişisinin hedef alınması önce şahsım, sonra ailem, ardından tüm çalışanlarım ve hatta iş ortaklarım ve müşterilerimin de içerisinde olduğu camiamızın hedef alınması demektir. Kadim Trabzon şehrinin köklü ve büyük markalarından birine yapılan bu alçak saldırı hem Trabzon hem de Trabzon halkı için utanç kaynağıdır. Şehrimizin bu tip olaylarla anılması son derece üzücü ve endişe vericidir. Tek başına bir kadın olarak çıktığım bu yolda bugüne kadar doğrudan şaşmadan Türk Devletine, Türk Hukukuna ve Türk Emniyetine güvenerek çalıştım, hukuka ve devlete olan güvenimizle de çalışmaya ve var olmaya devam edeceğim, edeceğiz. Bu tür alçakça yaklaşımlar bizleri yolumuzdan çeviremez, engel dahi olamaz. Saldırıyı gerçekleştiren şahsın tek başına hareket etmediği aşikardır. Konu ile ilgili tüm yasal yollara başvurulmuş ve gerekli görüşmeler yapılmıştır. Bu noktadan itibaren adaletin bir an önce tecelli edeceğinden şüphemiz yoktur. Vahim saldırının akabinde tüm Türkiye de olayın basında duyulmasından sonra telefonla arayan, bizzat gelerek geçmiş olsun dileklerini ileten ve yanımızda sonuna kadar duracağını ifade eden herkese çok teşekkür ediyoruz. Kadın girişimciliğine karşı yapılan bu alçakça ve korkakça saldırının tekrarlanmaması için gerekli her türlü önlemin, devletimiz tarafından alınacağından hiç kuşkumuz bulunmamaktadır. Bizlerin de büyük Ali Osman Ulusoy ailesi olarak gerçek faillerin hak ettiği cezayı aldığını görene kadar tüm imkanlarımızla sürecin takipçisi olacağımızın bilinmesini isteriz. Ali Osman Ulusoy ismi ve markası sadece Trabzon değil Türkiye’ye mal olmuş bir markadır ve böyle olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Bayındır ilçesindeki bir ortaokulda öğrenim gören 12 yaşındaki N.T., iddiaya göre okulda görev yapan Fen Bilgisi Öğretmeni F.Ş. (53) tarafından şiddete maruz kaldığını ve taciz edildiğini ailesine söyledi. Babasının gözetiminde halaları ile yaşayan N.T.’nin durumu bildirmesi üzerine aile, öğretmen hakkında suç duyurusunda bulundu.
Daha önce de aynı suçtan soruşturma geçirmiş
N.T.’yi taciz ettiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunan aile, Fen Bilgisi Öğretmeni F.Ş.’nin 8 yıl önce benzer suçlamayla soruşturma geçirdiğini öğrendi. F.Ş.’nin Bayraklı ilçesindeki bir ortaokulda da taciz suçlamasıyla hakkında soruşturma açıldığı, daha sonra da görev yeri değişikliği yapılarak Bayındır ilçesindeki okula tayin edildiği öğrenildi.
Açığa alındı, soruşturma sürüyor
Yapılan suç duyurusunun ardından ifadesi alınmak üzere emniyete götürülen F.Ş., buradaki işlemlerinin ardından sevk edildiği mahkeme tarafından serbest bırakıldı. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü de, suçlamanın ardından olayla ilgili inceleme başlatıldığını ve soruşturma nedeniyle F.Ş.’nin açığa alındığını bildirdi.
“Olayın peşini asla bırakmayacağız
N.T.’ye bebekliğinden itibaren bakan ve birlikte yaşadıkları kuzeni Elif Özsüer, olayın peşini bırakmayacaklarını söyledi. Özsüer, “N.T., bebekliğinden itibaren bizimle ve ona biz bakıyoruz. 5 Nisan günü öğretmenine soru sorarken kuzenim öğretmeni tarafından şiddete ve tacize maruz kalıyor. Öğretmenin o gün okulda dersi olmamasına rağmen okulda bulunduğunu öğrendik. Öğretmen tokat attıktan sonra kuzenimin arkasına geçerek kendisini taciz etmiş. Kuzenim bunu daha sonra bize anlattığında da önce okula gidip öğretmeniyle görüşmek istedik; ardından da suç duyurusunda bulunduk. Daha sonra yaptığımız araştırmada, öğretmen F.Ş.’nin Bayraklı’da da benzer bir olay yüzünden soruşturma geçirdiğini, daha sonra Bayındır’a tayin edildiğini öğrendik. Öğrencileriyle sürekli yakınlaşan, elle temas eden bir öğretmen olduğunu öğrendik ve biz bu adamın başka bir yerde görev yapmasını istemiyoruz. Gerekli suç duyurusunda da bulunduk ve olayın peşini bırakmayacağız” dedi.
“Tutuklanmasını istiyoruz”
N.T.’nin eniştesi Anıl Yavuz Özsüer ise F.Ş.’nin tutuklanmasını istediklerini belirterek, “Biz ailesi olarak bu işin peşini asla bırakmayacağız. Duyduğum ilk dakika itibariyle zaten bütün ailemiz çökmüş durumda. N.T., bizim çocuğumuz gibidir. Bu durumu ilk esnada kendisinden duyduğumuz zaman okula gidip bir araştırmada bulunduk. Zaten öğretmenin daha önce farklı aynı sebeplerden dolayı başka bir okuldan bu okula sürgün edildiğini öğrendik. Bu zaten bizim için daha çok acı veren bir durum. Yarın öbür gün bu durumun başka bir çocuğun başına da gelme riskini de taşıyor. Benim sadece anlamadığım bir nokta var; hala neden bu şekilde dosyası açık olmasına rağmen bu kişinin dışarıda serbest bir şekilde, geziyor. Biz devletimizden destek bekliyoruz bu konu hakkında. En yakın zamanda da çözülmesini istiyoruz. Uyku uyuyamıyoruz çünkü. Bize iftira diyor ancak, daha önceki olayda mı iftiraydı? Biz bu öğrencilerin, mağdur olan öğrencilerin hepsinin arkasındayız ve peşini asla bırakmayacağız” açıklamasında bulundu.
“Adalet yerini bulacak”
Olayla ilgili açıklama yapan öğretmen F.Ş. de, “Şu anda soruşturma aşamasında olan bir konu ile ilgili herhangi bir açıklama yapmamın doğru olmaz. Olay netleştikten ve adli ve idari soruşturmalar tamamlandığında adaletin yerini bulacağına olan inancımızı dile getirmek isteriz” sözlerine yer verdi. – İZMİR
]]>Olay 14 Nisan saat 17.00 sıralarında, Çahabey Mahallesi’nde bulunan Ömür Cebeci Parkı’nda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 3 kişilik arkadaş grubuyla parkta bulunan Kenan Efe Aytekin (17) ile yakın arkadaşı olduğu öğrenilen Ö.B.O. (17) buluştu. İki arkadaş burada buluştuktan kısa süre sonra kavga etmeye başladı. Her iki tarafın da bıçak kullandığı kavgada, Kenan Efe Aytekin kalbinden, Ö.B.O. ise sırtından ve karnından bıçaklandı. Kenan Efe Aytekin arkadaşlarının kullandığı otomobille Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılırken, Ö.B.O. da Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı. Acil serviste tedavi altına alınan Kenan Efe Aytekin, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Aytekin’in cansız bedeni İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılırken, hastanedeki tedavisi tamamlanan Ö.B.O., tedavisinin tamamlanmasının ardından gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Cinayet anı kamerada
Öte yandan meydana gelen olay çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerası tarafından görüntülendi. Görüntüde, parka gelen Ö.B.O. ile Kenan Efe Aytekin’in kavga ettiği, daha sonra Aytekin’in yola yığıldığı, yaralı olan Ö.B.O.’nun da karnını tuttuğu anlar yer aldı. Arkadaş grubunun aynı otomobile binerek hastaneye doğru gittiği anlar da kamera görüntülerinde yer aldı.
Otopsi işlemleri tamamlanan Kenan Efe Aytekin’in cenazesi ailesine teslim edildikten sonra Aşağı Narlıdere Mezarlığına defnedildi. Olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldı.
‘Biz yapmadık abla’ dediler
Oğlunu kaybettiğinin haberini aldığı anları anlatan Gülçin Ergier (42), hastanede Kenan Efe’nin arkadaşlarını gördüğünü ve kendisine ‘Biz yapmadık abla’ dediklerini daha sonra da o çocukların oradan uzaklaştığını söyledi. Ergier, “Ben evdeydim O, saat 3 gibi evden çıktı. Saat 4’e doğru oğlumla telefonda konuştum. Son konuşmamız oldu. Okul arkadaşlarıyla Balçova’ya gidip mangal yapacaklarını söyledi. Daha sonra planın iptal olduğunu söyledi. Sonra annem beni aradı ve Kenan Efe’nin kavga ettiğini, hastaneye kaldırıldığını söyledi. Hastaneye gittiğimde üstleri kan olmuş ve sima olarak tanıdığım arkadaşlarını gördüm ve bana ‘Biz yapmadık abla’ deyip durdular. Orada oğlumu kaybettiğimin haberini alıp çığlık atınca, o arkadaşlarının orada olmadığını fark ettim” dedi.
“Uyuşturucu satanların kökü kurusun”
Olayın asıl sebebinin uyuşturucu olduğunu söyleyen Gülçin Ergier, “O gün arkadaşlarıyla Karataş’ta bir evde oturmuşlar; sonra da parka gitmişler. Evde kullanılan uyuşturucu maddeler varmış. Uyuşturucu kullanan arkadaşları, oğlumun da arkadaşı olan Ö.B.O.’yu parka çağırmışlar ve orada kavgaya tutuşmuşlar. Olay da orada olmuş. Oğlumla Ö.B.O. yakın arkadaşlardı, yedikleri içtikleri bir giderdi. Ben görüşmelerini istemiyordum ve her defasında Kenan Efe’yi uyarıyordum. Olayın sebebinin uyuşturucu olduğunu biliyorum. Bu gençleri uyuşturucuya sevk eden, bunları satan insanların kökünün kurumasını istiyorum ki hiç bir annenin yüreği benim gibi yanmasın” diye konuştu.
“Oğlum avukat olacaktı”
Kenan Efe’nin hayalinin avukatlık olduğunu söyleyen acılı anne Gülçin Ergier, “Benim evladım 17 yaşındaydı ve hukuk okumak istiyordu. Avukat olacaktı. Bu vatana, millete avukat olacaktı. O suçla mücadele edecekken, şimdi suçlular onu bu hale getirdi. Tek isteğim, kim bu olayda suçluysa Allah uykularını kaçırsın. Bir de gören, şahit olan kimse gelip bir ifade de olsa, ufacık bir bilgi de olsa versinler ve olay aydınlığa kavuşsun” açıklamasında bulundu. – İZMİR
]]>Dün saat 16.30 sıralarında Sarıyer Tarabya Mahallesi Pamuk Sokak’ta yabancı uyruklu Y.B.G. isimli şahıs, taksici Yaşar Yanıkyürek’in (58) kullandığı 34 TFY 89 plakalı ticari taksiye binmişti. Taksici ve yabancı uyruklu şahıs taksi ücreti konusunda tartışmıştı. Şahıs, Yanıkyürek’i 5 yerinden bıçaklayarak araçtan atıp, araçla birlikte kaçmıştı. Olay yerinde taksicinin hayatını kaybettiği belirlenmiş, saldırgan ise kısa sürede yakalanmıştı.
Taksici son yolculuğuna uğurlandı
Hayatını kaybeden taksici Yaşar Yanıkyürek için Beyoğlu Yenişehir Camii’nde öğle namazına müteakip cenaze namazı kılındı. Cenaze namazına Yanıkyürek’in ailesi, sevenleri ve çok sayıda taksici katıldı. Düzenlenen cenaze töreninde taksicinin 2 oğlu, babalarının tabutunun başından ayrılmadı. Namazın ardından taksicilerin oluşturduğu konvayla, cenaze Feriköy Mezarlığı’na defnedilmek üzere götürüldü.
“Bir taksici olarak gasp edilip öldürülmemiz en korktuğumuz şeyler bunlar”
Hayatını kaybeden taksicinin meslektaşı ve kayınçosu Selahattin Taşdelen, “Yaşadığımız en acı olaylardan bir tanesi. Bir taksici olarak gasp edilip öldürülmemiz en korktuğumuz şeyler bunlar. Kesici veya ateşli silahlarla bizim gasp edilmemiz. Kesinlikle önlem alınabilir. Kabin yapılabilir. 8+1’ler var. Sayın Belediye Başkanımızın 2 bin tane çıkardığı 8+1’lerde kabinler var. Ne kadar sağlıklı bilinmez ama en azından kendini koruyabilir. İlk müdahalede taksici kendini koruyabilir. Kendini dışarı atar ya da yana kaçar. Fakat yine söylüyorum emniyet kemeri. Taksilerden emniyet kemerinin kaldırılması gerekiyor. Çünkü taksici ona saldıran kişiyle boğuşma anında kendini dışarı atabilir. Emniyet kemeri takılı olduğu için adam hareket edip de kendini dışarı atamadı. Emniyet kemerini mi çıkarsın, kendini mi kollasın. Adam bıçakla saldırıyor. Elleriyle bıçağı tutmaya çalışıyor. O an emniyet kemeri takılı olmasa belki itip dışarı çıkabilecek. Araçta güvenlik kamerası vardı. Görüntüler şu anda emniyette, bize vermediler. Yüksek ihtimalle size de verirler. Olayın nasıl geliştiğini tam olarak bilmiyoruz. Emniyetten bizim öğrendiğimiz bu. 20 seneden fazladır taksicilik yapıyordu. Ben de taksiciyim beraber çalışıyorduk” dedi.
“Maalesef bir meslektaşımızı daha kaybetmenin üzüntüsü içerisindeyiz”
Olaya ilişkin açıklama yapan İstanbul Taksiciler Esnaf Odası Başkanı Eyüp Aksu, “Dün yine bir meslektaşımızı daha kaybettik. Acımız büyük, camiamızın başı sağ olsun. Sarıyer’de saat 17.00 civarında yabancı uyruklu bir yolcu tarafından emekçi şoför Yaşar ağabeyimiz maalesef bir saldırıya uğradı. Bıçaklama sonucunda vefat etti. Bu olayı gerçekleştiren yolcu, tutuklandı. Şu anda adli işlemleri devam ediyor. Biz de konuyu takip ediyoruz. Maalesef bir meslektaşımızı daha kaybetmenin üzüntüsü içerisindeyiz. Konu caninin ifadesine göre, taksimetre ücretiyle alakalı olduğunu söylüyor. Emniyette verdiği ifade de ‘ücret nedeniyle ben bu suçu işledim’ diyor. Ümit ediyoruz ki bundan sonra böyle olaylarla bir daha karşılaşmayalım. Biz bütün yetkililerimizden, bütün bakanlıklarımızdan, İstanbul Büyükşehir Belediyemizden bu hadiselerin bir daha yaşanmaması ve can güvenliğimizin sağlanması için kabinli araçların bizim tarafımıza ekonomik şartlarda, kolaylıklar sağlayarak temin edilmesi, biz de bu konu da güvenliğimizin sağlanmasını istiyoruz. Bu olayın tekrarı olmamasını temenni ediyoruz. Başımız sağ olsun. Verdiği ifade de, ‘Benden istenilen ücret şuydu ondan dolayı ben bu suçu işledim’ diyor. Tabii araçta kamera var. Ses kayıtlarına emniyet muhakkak ulaşacak. Yakında bu konuyla alakalı detaylı bilgi emniyet tarafından ortaya çıktığı zaman konuyu kamuoyuyla paylaşacağız” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Olay, saat 16.30 sıralarında Sarıyer Tarabya Mahallesi Pamuk Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, yabancı uyruklu bir şahıs taksici Yaşar Yanıkyürek’in (58) kullandığı 34 TFY 89 plakalı ticari taksiye bindi. Taksici ve yabancı uyruklu şahıs taksi ücreti konusunda tartıştı. Şahıs, Yanıkyürek’i 5 yerinden bıçaklayarak araçtan atıp, araçla birlikte kaçtı. Yanıkyürek’i gören vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri, taksicinin hayatını kaybettiğini belirledi. Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmalarının ardından Yaşar Yanıkyürek’in cansız bedeni Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Polis ekipleri şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı. Yapılan çalışmalar sonunda şüpheli Y.B. (42) kısa süre içinde olayda kullandığı bıçakla ve taksiyle birlikte yakalandı.
“Taksicilerin kaderi bu olmasın”
Öldürülen taksicinin meslektaşları saldırıya tepki gösterdi. Yaşar Yanıkyürek’in iş arkadaşlarından İlyas Uzun, “Olayın Tarabya’da olduğunu öğrendik. Yabancı uyruklu olduğu iddia edilen kişi para istiyor. Arkadaşımız da direnince öldürüyorlar. Daha sonra kendisini caddeye atıyorlar, arabayı da alıp kaçıyorlar. Bildiğimiz bu şu anda. Bıçakla öldürdüler. Gasp amaçlı biniyorlar. Saldırganlar yakalanmışlar. Şunu söylemek istiyorum; güvenliğimiz klasik sözler gibi yok, el kaldıranı alıyoruz. Güvenlik konusunda kime müracaat edelim, kime bir şeyler söyleyelim? Allah var yukarda, herkesin çocukları var. Sabah işe gittiğimiz zaman gece evimize dönebilelim artık arkadaşlar. Taksicilerin kaderi bu olmasın yani. Bizim talebimiz taksilerimizi daha güvenli hale nasıl getirebiliriz. Bunu bizden daha iyi bilenler var ama bunu uygulamaya getirsinler bir an önce. Yeter artık yani biz ölmek istemiyoruz artık, çoluğumuz çocuğumuz var” ifadelerini kullandı.
Taksici Tuncay Tek, “Cebimizde birkaç yevmiye birikiyor, patronları da göremiyoruz. Tabii biz paraları ayrı ayrı tutuyoruz, bazen bozuk olmuyor, diğer işin parasından para üstü çıkartıyoruz. O anda da yolcu gördüyse tabii toplu parayı, o hamleye yelteniyor. Yakın zamanda üç mermi ile öldürülmüş bir arkadaşımız var. Vatandaşı alıp evine bırakırken arkadan üç tane mermi sıkıyor. Bu güzelliklere, iyiliklere karşı bunlarla mı karşılaşacağız. Parası olan da olmayan da biniyor arabalarımıza. Kesinlikle kimseyi yolda bırakmıyoruz. Şu karşılaştığımız olaylar bizi çok yıpratıyor. Allah rızası için buna bir çare bulunsun. Belediye başkanlarımızdan, yetkililerden, hepsinden rica ediyoruz buna bir önlem alsınlar. Biz de kendimizi bu ölümlerden kurtaralım” şeklinde konuştu.
“Çok dürüst çalışan bir adamdı”
Öldürülen taksicinin iş arkadaşlarından Taner Kiziroğlu, “Hiç kimseye yanlışı olmadı bu zamana kadar, kimseye de yanlış yapmadı. Çok dürüst çalışan bir adamdı, yazık oldu yani. Artık bir an önce bunlara bir çare bulmaları lazım. Ben de 23 yıllık taksiciyim. Herkesin çoluğu çocuğu var. Adamın torunları vardı, yazık günah yani. Artık güvenlikli bir şekilde olsun da kabin mi oluyor ne olursa olsun” ifadelerini kullandı.
“Devletin artık bu taksici cinayetlerine bir el atması lazım”
Gözyaşlarına hakim olamayan Murat Yavuz, “Onun yerinde ben çalışıyordum. Aynı arabada 15 sene çalıştım. Ben geceye geçtim, onu gündüze aldılar. Bir ay oldu daha, kısmet. Çok üzgünüz, çok sevdiğimiz bir arkadaşımızdı. Devletin artık bu taksici cinayetlerine bir el atması lazım. Kabin koyulması lazımsa koyulsun. Bir şeyler yapılması lazım artık” dedi. – İSTANBUL
]]>OLAYA İLİŞKİN İLK AÇIKLAMA İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN GELDİ
Olaya ilişkin İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada olayın Fatih ilçesinde genel asayiş olaylarının önlenmesine yönelik yapılan çalışmalar sırasında meydana geldiği belirtildi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Balat Mahallesi’nde motosiklet üzerinde bulunan iki şüpheli şahsın havaya ateş ettiği belirlenmesi üzerine olay yerinde bulunan görevli çarşı ve mahalle bekçileri tarafından şüpheli şahısların yakalanmasına yönelik yapılan takip esnasında şüpheli şahıslardan birinin telefonu düşürdüğü ve motosikletle bölgeden uzaklaştıkları tespit edilmiştir. İlerleyen saatlerde, şüpheli şahıslardan A.F.Ü.(22) isimli şahıs, telefonu almak için olay yerine bir köpek ile tekrar geldiği esnada görevlilerimizce yakalanarak muhafaza altına alınmak istenmiştir. Şüpheli şahsın köpeğinin görevlilerimize atılması üzerine köpeğin sakinleştirilmesi hususunda ikazlarda bulunulmuş ancak köpeğin saldırgan tepkisinin daha da arttırılması üzerine görevli çarşı ve mahalle bekçisi tarafından köpek etkisiz hale getirilmiş, şüpheli şahsın görevlilerimize mukavemet göstermesi üzerine şahıs zor kullanılarak yakalanmıştır.
“YARALI KÖPEĞİN DURUMUNUN İYİ OLDUĞU ANLAŞILMIŞTIR”
Çalışmaların devamında havaya ateş açan M.E.B.(17) isimli şahıs olayda kullanmış olduğu kurusıkı silah ile birlikte yakalanmıştır. Ayrıca yaralı köpeğin, Kağıthane ilçesinde bulunan hayvan kliniğine intikal ettirildiği, hayati tehlikesinin bulunmadığı ve durumunun iyi olduğu anlaşılmıştır.
ŞÜPHELİLER ADLİ MAKAMLARA SEVK EDİLDİ
Konu ile ilgili yakalanan M.E.B.(17) isimli şahıs hakkında 5729 Sayılı “Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanuna” muhalefet suçundan idari işlem uygulanmış, A.F.Ü.(22) isimli şahıs ise “Görevli Memura Mukavemet” “Tehdit” “Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması” ve “TCK 177 Hayvanın Tehlike Yaratabilecek Şekilde Serbest Bırakılması” suçlarından yapılan işlemlerinin ardından 17.04.2024 tarihinde adli makamlara sevk edilmiştir”
HAYTAP: KÖPEK VURAN BEKÇİ CEZALANDIRILSIN
İlerleyen saatlerde olaydan sonra çekilmiş bazı görüntüler sosyal medyaya yansıdı. Bu görüntülerle birlikte tepkiler de geldi. Hayvan Hakları Federasyonu’ndan (HAYTAP) yapılan açıklamada “Dün gece İstanbul Fatih’te bir bekçi sokaktaki dostumuzun kafasından silahla vurdu.Canımızın emanet edildiği görevliler hiç acımadan bir köpeği kafasından vurabiliyorlar. Şahsın derhal meslekten ihraç edilmesi ve cezalandırılması için elimizden geleni yapacağız. Avukatlarımız suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor” denildi.
“KURŞUN ÇENESİNİ PARÇALAYIP VÜCUDA SAPLANMIŞ”
HAYTAP’tan yapılan ikinci açıklamada Lady adlı yaralı köpeğe ulaşıldığı belirtildi. Açıklamada köpeğin sağlık durumuyla ilgili şu bilgi verildi:
“Kurşun maalesef çenesini parçalayıp vücuda saplanmış. Genel durumu stabil hale geldiğinde operasyon geçireceği özel bir kliniğe nakilini sağlıyoruz. İlk etapta amacımız dostumuzun bir an önce sağlığına kavuşması. Hukuki süreci avukatlarımız takip edecekler. Gelişmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz”
]]>Esenyurt İncirtepe Mahallesi’nde geçtiğimiz hafta Perşembe günü saat 04.00 sıralarında meydana gelen olayda, Beyoğlu Gümüşsuyu semti Ömer Avni Mahallesi’ndeki bir mekanda Disk Jockey’lik (DJ) yapan Muharrem Ülker (36), bir süre önce işten ayrılmıştı. Bu süre zarfında başka bir mekanla anlaşan Ülker, yeni iş yerinde çalışmak için harekete geçmişti.
Eski patron “gereğini yaparız” mesajı demişti
Ancak iddiaya göre mekanın patronları Mehmet Mesut D. ve Veysi T., Ülker’in işten ayrılmasına ve başka bir mekana geçmesine sinirlenmişti. Bunun üzerine Veysi T., Ülker’in de bulunduğu mesajlaşma uygulamasındaki gruba “Sen düşündüğüm yere gitmeyi düşünüyorsan eğer, biz de gerekeni yaparız” içerikli bir mesaj atmıştı. Mesaja cevap vermeyen Ülker ardından gruptan ayrılmıştı.
“Görkem ve Veysi’nin selamı var” deyip saldırmıştı
Bu süre içerisinde DJ Muharrem Ülker, Bağcılar Mahmutbey’deki yeni iş yerinde çalışmaya başlamıştı. Eski patronlarından tehdit mesajları almaya devam eden Ülker, geçtiğimiz hafta Perşembe günü sabaha karşı çalıştığı yeni mekanından araca binerek ayrılmıştı. Ülker, Esenyurt’taki evine gitmek için binanın kapı şifresini gireceği esnada arkasından yaklaşan saldırgan, “Görkem ve Veysi’nin selamı var” dedikten sonra kendisine 3 el ateş etmişti, Saldırı sonucu Ülker yara almadan kurtulurken, kurşunlar kapıya isabet etmişti. Saldırganın sokağa gelip saklandığı ve saldırıda bulunduğu anlar ise kameralara yansımıştı.
Eski patron “Babalar sözünü tutar” paylaşımı yapmıştı
Olayın ardından Muharrem Ülker’in ihbarı üzerine olay yerine polis ekibi sevk edilmişti. Kısa sürede olay yerine gelen ekipler inceleme yaptıktan sonra emniyete giderek şikayetçi olmuştu. Polis, Muharrem Ülker’in ifadesi sonrasında şikayetçi olduğu şahısları yakalamak için çalışma başlatmıştı. Öte yandan Ülker’in şikayetçi olduğu eski patronlarından Veysi T. olaydan sonra sosyal medya hesabından “Babalar sözünü tutar” yazılı bir mesaj paylaştığı ortaya çıkmıştı. Polisin yaptığı çalışmada tetikçiyi olay yerine bırakan şahsın ise gözaltına alındığı ancak serbest kaldığı ortaya çıktı.
Bu kez de DJ’in yeni mekanına ateş açıldı
Öte yandan bu gece saat 01.45 sıralarında bir saldırgan, DJ’in Bağcılar Mahmutbey Mahallesi’nde bulunan yeni iş yerine geldi. Bir süre işyeri çevresinde dolanan saldırgan ardından silahını çekerek mekana kurşun yağdırdı. Saldırı anı kameralara yansırken, saldırgan koşarak olay yerinden uzaklaştı. Mekandakiler ise panikle dışarıya çıktı.
Eski patronu kadın müşterileri silahla kovalamıştı
Diğer yandan Ülker’in şikayetçi olduğu eski patronlarından Veysi T.’nin geçtiğimiz sene 10 Temmuz tarihinde erkek arkadaşlarıyla mekana gelen iki kadını gürültü yaptıkları gerekçesiyle kovduğu, kendisine tepki gösteren kadınları ise sokakta silahla kovaladığı ortaya çıkmıştı. Kadınlara dehşeti yaşatan Veysi T.’nin silahla birlikte Beyoğlu Asayiş Büro Amirliği polisleri tarafından yakalandığı ancak adli makamlarca serbest kalmıştı. – İSTANBUL
]]>Yazar Eylem Tok ile Op. Dr. Bülent Cihantimur’un 17 yaşındaki oğlu T.C. iddiaya göre Kemerburgaz’da kullandığı lüks otomobille bozulan ATV’lerini yol kenarına çeken kişilere çarpıp Oğuz Murat Aci’nin (29) ölümüne neden olurken annesi Eylem Tok tarafından Mısır’a oradan da ABD’ye kaçırılmıştı. Üzerinden 1 ayı aşkın zaman geçen olayla ilgili soruşturma sürerken feci kazada yaralanan 21 yaşındaki İbrahim Gümüş ve beyin ameliyatı geçiren 22 yaşındaki Tahsin Arslan bu süreçte yaşadıklarını anlattı. Kazadan yaralı kurtulsalar da Oğuz Murat Aci’nin vefatının acısını atlamadıklarını ifade eden Gümüş ve Arslan, olaydan sorumlu olan herkesin en kısa zamanda gerekli cezaları almalarını istedi. Arslan ayrıca kazadan sonra kaybolan telefonunun hala bulunamadığını söyledi.
“Telefonumu biri almış, hala bulunamadı”
Kazada yaralanan aynı zamanda Oğuz Murat Aci’nin kayınbiraderi olan Tahsin Arslan, “Olayları anlayışım, kazadan sonra bir haftayı geçti, on güne yakın oldu ondan sonra her şeyin berbat olduğunu anladım. Biz bu olayları yaşamamak için bütün imkanları sağladık, her şeyi düşündük ama öyle olmamış. Kötü bir olay, kötü insanlara denk gelmişiz, aynı şeyi onlar yaşasaydı biz orada olsaydık her türlü yardım ederdik. Öğrendikten sonra insanlığın bitmiş olduğunu düşündüm, her şeyden nefret ettim, iğrenç bir olay. Beyin ameliyatı oldum, kaburgalarımla, omurgada kırıklar var, onların iyileşmesini bekliyorum. İnsanlık dışı madem ki bir şey olmuş adalet sağlanması gerekiyor, kaçmak; yardım edilsin bari. Bir hayvana çarpıyoruz, gidip yardım ediyoruz, bizi olay yerinde terk etmişler. Hiçbir şey umurlarında değil, öyle gözüküyor, nereye kadar kaçacaklar onu merak ediyorum. Telefonum fermuarlı montta, cüzdanımla beraberdi. Olay yerinde telefonumu almış biri yüksek ihtimal, arkadaşımın telefonu da kayıp, benimki de kayıp hala da bulunamadı, bulunamıyor da zaten nasıl bulunacak onu da bilmiyoruz. Yüksek ihtimal alınmış orada artık çalınmış mı diyeyim. İnsanlık adına ne gerekiyorsa onu yapsınlar, adalete teslim olsunlar. Benim canım ciğerim olan bir insanı kaybetmek, ne yapacağımı anlayamadım hala da anlamıyorum. Ne hissedeceğimi bilmiyorum. Olay sonrası sağlık açısından sıkıntılı olduğum için önce bir ilaç vermişler bana ben onu kullandığım ilaçlardan biri zannettim, bir sakinleştirme durumu oldu. Eniştemin babası geldi, 1 saat boyunca konuştular, ne konuştuklarını anlamadım, dayım ‘Oğlum enişten öldü’ dedi, ben öyle anladım. Baktım herkes perişan oldu, ben de kendimden geçtim. Ablam artık ne yaşayacağını da bilmiyor, çocuk var, eşini kaybetmiş, onun için daha da zor, şu anda zorluk içindeyiz” dedi.
“Normal hayatlarına nasıl devam ediyorlar, anlamadım”
Anne oğulun kaza sonrası davranışlarını anlayamadığını söyleyen İbrahim Gümüş, “O acımızı biraz dindirmek su serpmek istiyoruz, bu yüzden bir an önce adalete teslim olmalarını istiyoruz. Karşı taraftan hiçbir gelişme yok, adım atmıyorlar. Tek temennimiz; gelip Türkiye Cumhuriyeti’nde cezasını çekmesi, ne gerekiyorsa onun yapılması. İlk başta ‘Dönmeyi düşünüyoruz’ dedi ama 1 hafta sonra 1 yıllık ev kiralamak istediği ortaya çıktı, ne yapmaya çalışıyor, biz de bilmiyoruz. 1 yıllık kiralamayı öğrenince şöyle bir düşünceye kapıldım, niye gelmiyorlar, nasıl bir vicdanları var, nasıl bir insanlığı var? Bize orada yardım etmiyor, kaçıp gidiyor, ağabeyimiz, yardım etse 5-10 dakika erkenden hastaneye ulaşsa belki de yaşayacaktı. Niye bunu düşünmüyor? Ölü ve yaralılar var deyince neden kaçıp gidiyor? 1 yıllık ev kiralayacağını gördükten sonra daha çok üzüldük. Acımız var, hala dinmeyen bir acı, can ciğerdik, hep beraberdik, o akşam da eğlenceyle başlamıştı, böyle bitti. Düşünüyorum olayları, empati yapıyorum, ben olsam ne yapardım diye ben hayatıma bu kadar kolay devam edemezdim. Her gün gözümün önüne gelirdi, şu anda her gece yattığım zaman o an gözümün önüne geliyor. Normal yaşantımda durup durup onu düşünüyorum bazen onlar nasıl düşünemiyor, normal hayatlarına nasıl bu kadar devam ediyorlar ben anlamadım. Taksiye binerken fotoğrafta gülüyor, açıklamasında bir de ‘Çok kötü, onun da psikolojisi bozuldu’ şöyle böyle oldu diyor ama fotoğraflarda baktığımıza zaman gülüyor, eğleniyor, hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor, ikisi de aynı şekilde nasıl bir vicdanları var, anlamadım” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Çetin, İl Başkanlığında düzenlenen basın toplantısında, 12 Nisan’da meydana gelen; tüm Türkiye’nin ve hatta dünyanın gündemine düşen elim bir teleferik kazası yaşadıklarını söyledi.
Tespit edilen büyük ihmalkarlıkların sonucu, çok büyük bir kazayla sarsıldıklarını belirten Çetin, “23 saatlik kurtarma çalışmasını cansiperane gerçekleştiren helikopterlerimiz ile aralıksız tahliye çalışmalarını yürüten bir kişinin bile burnu kanamadan tamamlanan, dünyanın gıpta ile izlediği bu kurtarma çalışmasına her türlü desteğini, bilgisini, gücünü ortaya koyan birimlerimize teşekkür ederiz.” diye konuştu.
Çetin, kazayı başından itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yakından takip ederek bütün destek sağladıklarını vurguladı.
“Bu siyasi olay değil, teknik bir soruşturma”
Bu kazanın sıradan, basit bir kaza olmadığını dile getiren Çetin, “Dünya gündemine düşmüş 1 vefat, 7 yaralı ve 174 vatandaşın 23 saat kurtarma operasyonuyla tamamlanan, çok ağır çok ihmal zincirlerinin olduğu; derinlemesine araştırılması, soruşturulması gereken, siyasi tarafı olmaksızın soruşturulması gereken siyasi alana çekilmemesi gereken büyük bir kaza.” ifadelerini kullandı.
Çetin, 2017 yılında hizmete giren söz konusu tesisin Antalya’da 7 yıldır hizmet verdiğini belirterek şöyle devam etti:
“7 yıldır çalışan bu tesisin yaklaşık 6,5 yıldır genel müdürlüğünü, yaklaşık 2 ay öncesine kadar 31 Mart’ta Kepez Belediye Başkanı seçilen Mesut Kocagöz yapmaktadır. Bunu da birisini karalamak, suçlamak için değil, bir hakikati de ortaya koymak için söylüyorum. Bu olaydan sonra muhalefetin algı yürütme olayı, farklı yöne çekmeye çalışmasını da göz ardı edemeyiz. Bu olayda savcılık makamı soruşturmayı yürütür, hakim kararını verir. Bu siyasi olay değil, teknik bir soruşturma sonrası adli bir olaydır. CHP ısrarla bu soruşturmayı genel başkandan, genel başkan yardımcılarına, parti yöneticilerine kadar siyasi alana çekmeye, adli makamların üzerinde baskı oluşturmaya, siyasi bir malzeme gibi göstererek kendilerince kullanmaya çalışmaktadır. Burada bir kaza vardır, soruşturma vardır, gözüken ihmal vardır, aksaklıklar vardır, kusurlar vardır, hatalar, hatalılar vardır.”
Soruşturmaların ardından 13 kişi hakkında gözaltı kararı alınıp ifadelerine başvurulduğunu ve raporların delillerle değerlendirildiğini belirten Çetin, olayda ilk tespitlere göre 5 kişinin tutuklu yargılanmasına karar verildiğini ve bunun bir yargı kararı olduğunu vurguladı.
İddialara göre 3 ay sürmesi gereken bakımların 15 günde yapıldığını, ağır bakımla ilgili firmanın 159 parçada değişim talep ettiğini anlatan Çetin, buna karşılık Büyükşehir Belediyesi şirketinin (ANET) 19 parçayı değiştirdiğine dikkati çekti.
Çetin, sözlerine şöyle devam etti:
“Görüldüğü gibi daha birçok ihmallerin olduğu ortada iken Cumhuriyet Halk Partisi kadroları hem karışıklık çıkarmak hem de kendileri için mağduriyet devşirme derdindedirler. Siyasi operasyon yapıldığını iddia eden Cumhuriyet Halk Partisi ve siyasi operasyon yapmaya kendince çalışan yine Cumhuriyet Halk Partisinin kendisidir. ANET Genel Müdür Yardımcısı ve diğerleri tutuklanınca ses çıkarmayan Cumhuriyet Halk Partisi, hakimin kararına karşı işi siyasi şova dökerek mağduriyet algısı oluşturmaktadır. Her zaman ki Cumhuriyet Halk Partisinin yaptığı bir iştir. Hangi parti olursa olsun, belediye başkanı olması kimseyi yargı önünde ayrıcalıklı yapmaz. Kaldı ki belediye başkanlığı ile ilgili bir durum söz konusu değil. Yeni bıraktığı ANET Genel Müdürlüğü göreviyle ilgili bir durum söz konusudur. Verilen karar siyasi diyerek aslında vefat eden, yaralanan ya da uzun süre mahsur kalan vatandaşlara, ailelerine saygısızlık yapıldığının farkında olmalıyız. Teleferiğin bakımını yapamayanlar bunlar, kurtarma ve eylem planı yapamayanlar bunlar, kararı veren yargı ama suçlamaya çalıştıkları AK Parti’dir. Yazık gerçekten yazık.”
AK Parti’nin bıraktığı yatırımların dahi bakımını yapamadıklarının belirten Çetin, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve ANET’in aciz duruma düştüğünü savundu.
]]>ANTALYA – AK Parti Antalya İl Başkanı Ali Çetin, Antalya’da gerçekleşen teleferik kazası hakkında yaptığı basın toplantısında, kaza sonrası verilen tutuklama kararlarının siyasi olmadığını söyledi.
AK Parti Antalya İl Başkanı Ali Çetin, il başkanlığı binasında, geçtiğimiz Cuma günü Tünektepe Teleferik ve Sosyal Tesisleri’nde yaşanan teleferik kazası ile ilgili açıklamalarda bulundu. Çetin, konuşmasına kaza alanında görev yapan ekiplere teşekkür ederek başladı.
Başkan Çetin, “Hepimizin bildiği üzere Cuma günü 17: 28’de meydana gelen tüm Türkiye’nin ve hatta dünyanın gündemine düşen elim bir teleferik kazası sonrasında bir kişinin hayatını kaybettiği, yedi kişinin yaralandığı, 174 kişinin mahsur kaldığı tespit edilen, büyük ihmalkarlıkların sebebi olan çok büyük kazayla sarsıldık. Öncelikle vefat eden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, bu olay sebebiyle yaralanan vatandaşımıza Allah’tan şifalar diler, tüm kazazede vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiriz. Bu kaza sonrasında çok hızlı, anında müdahaleler ile karşılayan Valimiz ve AFAD başkanımız koordinasyonunda, kurtarma çalışmalarımıza katkı koyan 23 saatlik kurtarma çalışmasını cansiperhane gerçekleştiren, helikopterlerimizle ağırlıksız tahliye çalışmalarını yürüten, bir kişinin bile burnu kanamadan tamamlanan, dünyanın gıptayla izlediği bu kurtarma çalışmasına her türlü desteğini bilgisini gücünü koyan birimlerimize, olayın başından itibaren takibiyle desteğiyle Cumhurbaşkanımız ve de genel başkanımıza, İç İşleri Bakanlığımızın takibi ile tamamlanan kurtarma çalışmasında emeği geçen herkese, her kesime şükranlarımızı sunarız” ifadelerine yer verdi.
“Siyasi tarafı olmaksızın soruşturulması gereken, büyük bir kaza”
Teleferik kazasının sıradan bir kaza olmadığını dile getiren Ali Çetin, olayın siyasi olmadığına dikkat çekti. Çetin, şu ifadelere yer verdi: “Bir kere şunu belirtmek lazım; bu kaza sıradan basit bir kaza değil, dünya gündemine düşmüş bir vefat.7 yaralı, 174 vatandaşın 23 saat kurtarma çalışması operasyonuyla tamamlanan, çok ağır ihmal zincirlerinin olduğu, derinlemesine araştırılması soruşturulması gereken, siyasi tarafı olmaksızın soruşturulması gereken büyük bir kaza. 2017 yılında hizmete giren bu tesis, Antalya’da yedi yıldır çalışmaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki, yedi yıldır çalışan bu tesisin yaklaşık altı buçuk yıldır genel müdürlüğünü, olaydan iki ay öncesine kadar 31 Mart’ta belediye başkanı seçilen Mesut Kocagöz yapmaktadır. Bunu da birisini karalamak suçlamak için değil, bir hakikati de ortaya koymak için söylüyorum. Bu olaydan sonra, muhalefetin algı yürütme, olayı farklı bir yöne çekme çalışmasını da göz ardı edemeyiz, bu olayda savcılık makamı soruşturmayı yürütür, hakim kararını verir. Bu bir siyasi olay değil, teknik bir soruşturma sonrası adli bir olaydır.”
Çok sayıda ihmal var
Başkan Ali Çetin, CHP’nin tutuklama kararlarına karşı açıklamalarını da eleştirerek, şöyle devam etti: ” Antalya’da, Cumhuriyet Halk Partisi ısrarla bu soruşturmayı genel başkandan, genel başkan yardımcılarına, parti yöneticilerine kadar siyasi alana çekmeye, adli makamların üzerinde baskı oluşturmaya, siyasi bir malzeme gibi görerek kendilerince kullanmaya çalışmaktadır. Burada bir kaza, soruşturma, gözüken ihmal, aksaklıklar, kusurlar, hatalar, hatalılar vardır. Bunların ardından, ilk yapılan çalışmalarda 13 kişi hakkında gözaltı kararı alınmış, ifadelerine başvurulmuştur. Raporla deliller değerlendirilmiş, olayda ilk Tespitlere göre beş kişinin tutuklu yargılanmasına karar verilmiştir. Bu bir yargı kararıdır. İddialara göre; üç ay sürmesi gereken bakımların, 15 günde yapıldığı ağır bakımla ilgili, 159 parça değişiklik talebi firma tarafından bildirilmişken, 19 parçanın değişmesi, Antalya Büyükşehir şirketi yetkilileri tarafından yeterli görüldüğü gibi daha birçok ihmallerin olduğunu bildiren durumlar söz konusu gözükmektedir. “
“Belediye başkanlığı yargıyı etkilemez”
Ali Çetin, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün tutuklanmasının şu an bulunduğu görevle ilişkisi olmadığını belirterek, “ANET genel Müdür Yardımcısı ve diğerleri tutuklanınca ses çıkarmayan Cumhuriyet Halk Partisi, hakimin kararına karşı işi, siyasi şova dökerek mağduriyet dalgası oluşturmaktadır. Her zamanki Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaptığı bir iştir, hangi parti olursa olsun belediye başkanı olması, kimseyi yargı önünde ayrıcalıklı yapmaz. Kaldı ki, belediye başkanlığı ile ilgili bir durum söz konusu değil, yeni bıraktığı ANET genel müdürlüğü görevi ile ilgili bir durum söz konusudur. Verilen karar siyasi diyerek aslında vefat eden, yaralanan ya da uzun süre mahsur kalan vatandaşlara ve ailelerine saygısızlık yapıldığının farkında olmalıyız. Diğer yandan, tutuklananlara da oh olsun diyemeyiz. Mahkumiyet kararı verilene kadar herkes masumdur. Temennimiz, adaletin sağlanması olmalıdır ” dedi.
]]>AK Parti Antalya İl Başkanı Ali Çetin, il başkanlığı binasında geçtiğimiz Cuma günü Tünektepe Teleferik ve Sosyal Tesisleri’nde yaşanan teleferik kazası ile ilgili açıklamalarda bulundu. Çetin, konuşmasına kaza alanında görev yapan ekiplere teşekkür ederek başladı.
Başkan Çetin, “Hepimizin bildiği üzere Cuma günü 17.28’de meydana gelen tüm Türkiye’nin ve hatta dünyanın gündemine düşen elim bir teleferik kazası sonrasında bir kişinin hayatını kaybettiği, yedi kişinin yaralandığı, 174 kişinin mahsur kaldığı tespit edilen, büyük ihmalkarlıkların sebebi olan çok büyük kazayla sarsıldık. Öncelikle vefat eden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, bu olay sebebiyle yaralanan vatandaşımıza Allah’tan şifalar diler, tüm kazazede vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiriz. Bu kaza sonrasında çok hızlı, anında müdahaleler ile karşılayan Valimiz ve AFAD başkanımız koordinasyonunda, kurtarma çalışmalarımıza katkı koyan 23 saatlik kurtarma çalışmasını cansiparane gerçekleştiren, helikopterlerimizle ağırlıksız tahliye çalışmalarını yürüten, bir kişinin bile burnu kanamadan tamamlanan, dünyanın gıptayla izlediği bu kurtarma çalışmasına her türlü desteğini bilgisini gücünü koyan birimlerimize, olayın başından itibaren takibiyle desteğiyle Cumhurbaşkanımız ve de genel başkanımıza, İç İşleri Bakanlığımızın takibi ile tamamlanan kurtarma çalışmasında emeği geçen herkese, her kesime şükranlarımızı sunarız” ifadelerine yer verdi.
“Siyasi tarafı olmaksızın soruşturulması gereken, büyük bir kaza”
Teleferik kazasının sıradan bir kaza olmadığını dile getiren Ali Çetin, olayın siyasi olmadığına dikkat çekti. Çetin, şu ifadelere yer verdi:
“Bir kere şunu belirtmek lazım; bu kaza sıradan basit bir kaza değil, dünya gündemine düşmüş bir vefat. 7 yaralı, 174 vatandaşın 23 saat kurtarma çalışması operasyonuyla tamamlanan, çok ağır ihmal zincirlerinin olduğu, derinlemesine araştırılması soruşturulması gereken, siyasi tarafı olmaksızın soruşturulması gereken büyük bir kaza. 2017 yılında hizmete giren bu tesis, Antalya’da yedi yıldır çalışmaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki, yedi yıldır çalışan bu tesisin yaklaşık altı buçuk yıldır genel müdürlüğünü, olaydan iki ay öncesine kadar 31 Mart’ta belediye başkanı seçilen Mesut Kocagöz yapmaktadır. Bunu da birisini karalamak suçlamak için değil, bir hakikati de ortaya koymak için söylüyorum. Bu olaydan sonra, muhalefetin algı yürütme, olayı farklı bir yöne çekme çalışmasını da göz ardı edemeyiz, bu olayda savcılık makamı soruşturmayı yürütür, hakim kararını verir. Bu bir siyasi olay değil, teknik bir soruşturma sonrası adli bir olaydır.”
“Çok sayıda ihmal var”
Başkan Çetin, CHP’nin tutuklama kararlarına karşı açıklamalarını da eleştirerek şöyle devam etti:
“Antalya’da, Cumhuriyet Halk Partisi ısrarla bu soruşturmayı genel başkandan genel başkan yardımcılarına, parti yöneticilerine kadar siyasi alana çekmeye, adli makamların üzerinde baskı oluşturmaya, siyasi bir malzeme gibi görerek kendilerince kullanmaya çalışmaktadır. Burada bir kaza, soruşturma, gözüken ihmal, aksaklıklar, kusurlar, hatalar, hatalılar vardır. Bunların ardından, ilk yapılan çalışmalarda 13 kişi hakkında gözaltı kararı alınmış, ifadelerine başvurulmuştur. Raporla deliller değerlendirilmiş, olayda ilk tespitlere göre beş kişinin tutuklu yargılanmasına karar verilmiştir. Bu bir yargı kararıdır. İddialara göre; üç ay sürmesi gereken bakımların, 15 günde yapıldığı ağır bakımla ilgili, 159 parça değişiklik talebi firma tarafından bildirilmişken, 19 parçanın değişmesi, Antalya Büyükşehir şirketi yetkilileri tarafından yeterli görüldüğü gibi daha birçok ihmallerin olduğunu bildiren durumlar söz konusu gözükmektedir.”
“Belediye başkanlığı yargıyı etkilemez”
Ali Çetin, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün tutuklanmasının şu an bulunduğu görevle ilişkisi olmadığını belirterek, “ANET Genel Müdür Yardımcısı ve diğerleri tutuklanınca ses çıkarmayan Cumhuriyet Halk Partisi, hakimin kararına karşı işi, siyasi şova dökerek mağduriyet dalgası oluşturmaktadır. Her zamanki Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaptığı bir iştir, hangi parti olursa olsun belediye başkanı olması, kimseyi yargı önünde ayrıcalıklı yapmaz. Kaldı ki, belediye başkanlığı ile ilgili bir durum söz konusu değil, yeni bıraktığı ANET genel müdürlüğü görevi ile ilgili bir durum söz konusudur. Verilen karar siyasi diyerek aslında vefat eden, yaralanan ya da uzun süre mahsur kalan vatandaşlara ve ailelerine saygısızlık yapıldığının farkında olmalıyız. Diğer yandan, tutuklananlara da oh olsun diyemeyiz. Mahkumiyet kararı verilene kadar herkes masumdur. Temennimiz, adaletin sağlanması olmalıdır” dedi. – ANTALYA
]]>Kuzey Marmaray Otoyolu Anadolu Feneri mevkisinde lastiği patlayan araç yol kenarına girip şarampole uçtu
Ölen kadının kızı ambulansın içinde “annem” diyerek feryat etti
İSTANBUL – Kuzey Marmara Otoyolu Anadolu Feneri mevkisinde lastiği patlayan hafif ticari araç, yol kenarından çalılık alana girip 250 metre sürüklendikten sonra şarampole uçtu. Can pazarının yaşandığı kazada aynı aileden 1’i bebek olmak üzere 2 kişi öldü, 3 kişi de yaralandı. Annesinin öldüğünü öğrenen yaralı kadının ambulansın içinde “annem” diye feryat etmesi, bebeğini kaybeden adamın ise çaresizce dizinin üstüne çöktüğü o anlar yürekleri dağladı.
Olay, önceki gün saat 17.00 sıralarında Kuzey Marmara Otoyolu Beykoz Anadolu Feneri Mahallesi mevkisinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre bayram ziyareti sonrasında Kocaeli’ne hafif ticari araçla dönüşe geçen Murat D. (29), eşi Büşra D. (27), baldızı B.A. (21), kayınvalidesi Ayşe Ateş ve 3 yaşındaki bebeği D.D. ile yola koyuldu. Aracın şoförü Murat D., otoyolda seyrettiği esnada lastiği patladı. Sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıkan araç, yol kenarından çalılık alana doğru yaklaşık 250 metre sürüklendi. Araç ardından takla atarak şarampole yuvarlandı. Yaklaşık 50 metre derinliğe uçan araç devrilerek yan yattı.
Bayram dönüşü lastik patladı araç uçtu
Kaza sonucu çarpmanın etkisiyle camları kırılan araçta bulunan 3 yaşındaki kız çocuğu D.D., camdan fırlayarak ağır yaralandı. Kazada araç sürücü Murat D.ile eşi Büşra D.ve baldızı B.A.vatandaşların yardımıyla araçtan çıkartılarak yaralı olarak kurtuldu. Ancak yolcu koltuğunda oturan kayınvalide Ayşe Ateş (57), yan yatan aracın altında kalarak feci şekilde hayatını kaybetti. Kazanın ardından ihbar üzerine olay yerine çok sayıda sağlık, itfaiye, jandarma ve polis ekibi sevk edildi. Kısa sürede olay yerine gelen sağlık ekipleri, ağır yaralı bebeğe kalp masajı yaparak ambulansla hastaneye kaldırdı. Ancak hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.
Anneanne ve 3 yaşındaki torunu öldü
Öte yandan annesinin öldüğü haberini alan kadını, kadın polis memuru elini tutarak ve sarılarak teselli etmeye çalıştı. Ambulansla bildirilen kadının “annem” diyerek feryat etmesi, eşinin ise dizlerinin üstüne çöküp çaresizce beklediği o anlar yürekleri dağladı. Olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından ambulanslarla hastenelere kaldırılan Murat D., eşi Büşra D. ve baldızı B.A.’nın hayati tehlikesi olmadığı öğrenildi. Tüm bu yaşananlar ise İhlas Haber Ajansı kameralarına yansıdı.
Anneanne ve torunu toprağa verildi
Diğer yandan aracın altında kalarak hayatını kaybeden Ayşe Ateş ise olay yeri inceleme polisi ve cumhuriyet savcının incelemesi sonrasında ambulansla hastane morguna kaldırıldı. Kadının ve torununun cenazesi Kocaeli’nin Gebze ilçesindeki Mimar Sinan Camii’nde kılınan cenaze namazı sonrasında memleketi Samsun’da toprağa verildi. Polis olayla ilgili çalışma başlattı.
]]>Rus uyruklu kadının kiraladığı aracı çalan hırsız sokak sokak kovalanmıştı
Bir sokağın çıkışında kıstırılan şahıs kadına bıçak çekince imdadına ünlü oyuncu yetişmişti
Rambo Berk olarak bilinen ünlü oyuncu Ferhat Yılmaz hırsızın ellerini bağlamıştı
İSTANBUL – Şişli’de Rus uyruklu bir kadının kiraladığı otomobili çalan hırsızı etkisiz hale getirerek ellerini bağlayan ünlü oyuncu Ferhat Yılmaz o anları anlattı. Yılmaz, “Kadını bıçaklayacaktı. Müdahale etmek zorunda kaldım ve kişiyi etkisiz hale getirdim” dedi.
Şişli Duatepe Mahallesi’nde önceki gün saat 17.30 sıralarında meydana gelen olayda, Rus uyruklu kadın S.B., bir firmadan elektrikli bir otomobil kiralamıştı. Kadın evinin önüne gelip aracından inerek kontak anahtarı içerisinde olan aracı uygulama üzerinden kilitlemişti. Ancak o esnada kadını takip eden bir şahıs, aracın kapılarının kilitlenmediğini fark ederek içine girmişti. Aracı çalıştıran şahıs ardından uzaklaşmaya başlamıştı. Aracın gittiğini gören kadın ise durumu eşine bildirmişti. Eşiyle birlikte motosiklete binen kadın, hırsızı kovalamaya başlamıştı. Sokak sokak kovaladıkları esnada bir otomobil sürücüsünden de yardım isteyen kadın, bir sokağın girişinde şahsı önünü kesip durdurmuştu.
“Rambo Berk” hırsızı etkisiz hale getirip ellerini bağlamıştı
O esnada motosikletten inen kadın şahsın olduğu şoför kapısını açarak indirmeye çalışmıştı. Ancak şahıs kadına bıçak çekerek karşılık vermişti. O esnada kafeteryada oturan efsane Yılan Hikayesi dizisinde “Rambo Berk” karakteriyle tanınan ünlü oyuncu Ferhat Yılmaz, aracın yolcu kapısını açarak şahsın müdahale etmişti. Dakikalarca süren mücadele sonrasında şahıs, çevredeki vatandaşların da yardımıyla aşağıya indirilerek etkisiz hale getirilmişti. Yüzüstü yere yatırılan şahsın boynunu bir vatandaş tutarken, elleri de kaçmasın diye de bağlamıştı. Ardından da polis ekiplerine ihbarda bulunulmuştu.
Ünlü oyuncu hırsıza hayat dersi vermişti
Hırsız yerde bekletildiği esnada oyuncu Ferhat Yılmaz, şahsa adeta hayat dersi verdi. Şahsa “yakışıyor mu sana paşam” diyen Yılmaz ardından onu olay yerine gelen polis ekiplerine teslim etmişti. Yaşananlar ise hem güvenlik hem de cep telefonu kamerasına anbean yansımıştı. Kadın ise arabayı firmaya teslim edip eşiyle kafeteryada bir çay içtikten sonra olay yerinden ayrılmıştı. Gözaltına alınan B.C. ise ifadesi alınmak ve adli işlemleri yapılmak üzere emniyete götürülmüştü.
“Kadını bıçaklayacaktı, müdahale etmek zorunda kaldım”
Yaşanan o olayla ilgili hırsıza müdahale eden ünlü oyuncu Ferhat Yılmaz o anları anlattı. Yılmaz, “Talihsiz bir olay yaşandı ne yazık ki. Üzücü bir olay. Kendi muhitinde çok sevdiğim bir kafe var sanatçı arkadaşlarımla da oturduğum. Orada otururken bir olaya şahit oldum. Sol taraftan bir araba geldi. İçinde bir çocuk vardı ve arkadaş onu takip eden bir BMW marka bir araba ve önünü kesen Vesta marka bir motosiklet vardı. Aşağıya bir kadın indi ve arabadaki kişiye vurmaya başladı ‘arabamı çaldın’ diyerek. O sırada ben senaryo okuyordum. Arabadaki kişi bıçağını çıkardı kadını bıçaklayacaktı ve motosikletle arabanın önünde duran eşini ezecekti. Burası da kalabalık bir yer kafelerin olduğu bir nokta. O yüzden burada çocuklar, kadınlar var. Müdahale etmek zorunda kaldım ve kişiyi etkisiz hale getirdim ne yazık ki. Biraz da sert davranmak zorunda kaldım” dedi.
“Yere yatırıp ters kelepçe yaptım ve üst taramasını yaptım”
Yılmaz, “Yere yatırıp ters kelepçe yaptım ve üst taramasını yaptım. Sonra da polisi çağırdım. Ardından emniyetteki kardeşlerim geldiler sağ olsunlar ve kendisini alıp götürdüler. Olay bundan ibaret. Ama üzücü olan şu tabii, olayı yapan genç bir arkadaşımız ve büyük bir ihtimalle madde kullanmış. Belki de birçok insanın hayatıma mal olacaktı olan olay. Elimden geleni yaptım müdahale ettik arkadaşlarla konuyu kapattık ama genç arkadaşların bu durumda olması bu kadar çaresiz olmaları çok üzücü. Ben çok üzülüyorum. Ülkemde hiçbir arkadaşımın bu durumda olmasını istemiyorum. Kendisine de söyledim zaten ters kelepçe yaptıktan sonra. Üzüldüm o kadar sert müdahale etmek istemezdim ama mecbur kaldım durum bu. İnşallah böyle durumlar yaşamayız. İnşallah böyle tatsız olaylar yaşanmaz. İnşallah bu ülkenin genç arkadaşları, kardeşleri böyle olaylara katılmazlar” diye konuştu.
]]>Şişli Duatepe Mahallesi’nde önceki gün saat 17.30 sıralarında meydana gelen olayda, Rus uyruklu kadın S.B., bir firmadan elektrikli bir otomobil kiralamıştı. Kadın evinin önüne gelip aracından inerek kontak anahtarı içerisinde olan aracı uygulama üzerinden kilitlemişti. Ancak o esnada kadını takip eden bir şahıs, aracın kapılarının kilitlenmediğini fark ederek içine girmişti. Aracı çalıştıran şahıs ardından uzaklaşmaya başlamıştı. Aracın gittiğini gören kadın ise durumu eşine bildirmişti. Eşiyle birlikte motosiklete binen kadın, hırsızı kovalamaya başlamıştı. Sokak sokak kovaladıkları esnada bir otomobil sürücüsünden de yardım isteyen kadın, bir sokağın girişinde şahsı önünü kesip durdurmuştu.
“Rambo Berk” hırsızı etkisiz hale getirip ellerini bağlamıştı
O esnada motosikletten inen kadın şahsın olduğu şoför kapısını açarak indirmeye çalışmıştı. Ancak şahıs kadına bıçak çekerek karşılık vermişti. O esnada kafeteryada oturan efsane Yılan Hikayesi dizisinde “Rambo Berk” karakteriyle tanınan ünlü oyuncu Ferhat Yılmaz, aracın yolcu kapısını açarak şahsın müdahale etmişti. Dakikalarca süren mücadele sonrasında şahıs, çevredeki vatandaşların da yardımıyla aşağıya indirilerek etkisiz hale getirilmişti. Yüzüstü yere yatırılan şahsın boynunu bir vatandaş tutarken, elleri de kaçmasın diye de bağlamıştı. Ardından da polis ekiplerine ihbarda bulunulmuştu.
Ünlü oyuncu hırsıza hayat dersi vermişti
Hırsız yerde bekletildiği esnada oyuncu Ferhat Yılmaz, şahsa adeta hayat dersi verdi. Şahsa “yakışıyor mu sana paşam” diyen Yılmaz ardından onu olay yerine gelen polis ekiplerine teslim etmişti. Yaşananlar ise hem güvenlik hem de cep telefonu kamerasına anbean yansımıştı. Kadın ise arabayı firmaya teslim edip eşiyle kafeteryada bir çay içtikten sonra olay yerinden ayrılmıştı. Gözaltına alınan B.C. ise ifadesi alınmak ve adli işlemleri yapılmak üzere emniyete götürülmüştü.
“Kadını bıçaklayacaktı, müdahale etmek zorunda kaldım”
Yaşanan o olayla ilgili hırsıza müdahale eden ünlü oyuncu Ferhat Yılmaz o anları anlattı. Yılmaz, “Talihsiz bir olay yaşandı ne yazık ki. Üzücü bir olay. Kendi muhitinde çok sevdiğim bir kafe var sanatçı arkadaşlarımla da oturduğum. Orada otururken bir olaya şahit oldum. Sol taraftan bir araba geldi. İçinde bir çocuk vardı ve arkadaş onu takip eden bir BMW marka bir araba ve önünü kesen Vesta marka bir motosiklet vardı. Aşağıya bir kadın indi ve arabadaki kişiye vurmaya başladı ‘arabamı çaldın’ diyerek. O sırada ben senaryo okuyordum. Arabadaki kişi bıçağını çıkardı kadını bıçaklayacaktı ve motosikletle arabanın önünde duran eşini ezecekti. Burası da kalabalık bir yer kafelerin olduğu bir nokta. O yüzden burada çocuklar, kadınlar var. Müdahale etmek zorunda kaldım ve kişiyi etkisiz hale getirdim ne yazık ki. Biraz da sert davranmak zorunda kaldım” dedi.
“Yere yatırıp ters kelepçe yaptım ve üst taramasını yaptım”
Yılmaz, “Yere yatırıp ters kelepçe yaptım ve üst taramasını yaptım. Sonra da polisi çağırdım. Ardından emniyetteki kardeşlerim geldiler sağ olsunlar ve kendisini alıp götürdüler. Olay bundan ibaret. Ama üzücü olan şu tabii, olayı yapan genç bir arkadaşımız ve büyük bir ihtimalle madde kullanmış. Belki de birçok insanın hayatıma mal olacaktı olan olay. Elimden geleni yaptım müdahale ettik arkadaşlarla konuyu kapattık ama genç arkadaşların bu durumda olması bu kadar çaresiz olmaları çok üzücü. Ben çok üzülüyorum. Ülkemde hiçbir arkadaşımın bu durumda olmasını istemiyorum. Kendisine de söyledim zaten ters kelepçe yaptıktan sonra. Üzüldüm o kadar sert müdahale etmek istemezdim ama mecbur kaldım durum bu. İnşallah böyle durumlar yaşamayız. İnşallah böyle tatsız olaylar yaşanmaz. İnşallah bu ülkenin genç arkadaşları, kardeşleri böyle olaylara katılmazlar” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Kağıthane’de bir şahıs sevgilisini rahatsız eden kişiye iki motosiklet ve bir araç ile silahlı saldırı düzenledi
Saldırıda olayla alakasız iki kişi yaralanırken, 9 kişi gözaltına alındı
İSTANBUL – Kağıthane’de bir şahıs sevgilisini rahatsız eden kişiye, iki motosiklet ve aracın içerisindeki şahıslarla birlikte silahlı saldırı düzenledi.
Ortalığın karıştığı saldırı anı kameralara yansırken, olayla alakası bulunmayan iki kişi yaralandı. Kağıthane Asayiş Büro Amirliği polisleri olayla ilgili 4’ü yaşı küçük 9 şüpheliyi gözaltına aldı. Şüphelilerin tamamı tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Olay, geçtiğimiz hafta Salı günü saat 23.30 sıralarında Kağıthane Hürriyet Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre önceki ay İbrahim D. iddiaya göre Ayaz E.’nin sevgilisini rahatsız etmeye başladı. Bunun üzerine Ayaz E. ile İbrahim D. arasında husumet oluştu. Şahısların arasındaki husumet sürerken geçtiğimiz 30 Şubat tarihinde Ayaz E., sevgilisini rahatsız etmeye devam eden İbrahim D.’ye silahlı saldırı düzenledi.
Saldırıda olayla alakasız 2 kişi yaralandı
Saldırıda İbrahim D. yaralanırken polis olayla ilgili çalışma başlattı. Çalışmalar devam ederken geçtiğimiz hafta Salı günü saat 23.30 sıralarında Ayaz E. beraberindekilerle birlikte iki motosiklet ve bir araçla, İbrahim D.’ye silahlı saldırı düzenledi. Saldırı esnasında İbrahim D. ve yanındakiler de kendisine ateş açan şahıslara silahla karşılık verdi. Ortalığın bir anda karıştığı saldırıda, olayla alakası olmayan Güler P. dizinin altından hafif şekilde, Selahattin K. ise omzundan ağır şekilde yaralandı. Yaşananlar ise güvenlik kameralarına anbean yansıdı.
Olay yerinde çok sayıda boş kovan bulundu
Olayın ardından ihbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekibi sevk edildi. Kısa sürede olay yerine gelen sağlık ekipleri, yaralıları yaptıkları ilk müdahalenin ardında ambulansla Şişli’deki Okmeydanı Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındı. Yaralılarından Selahattin K.’nın hayati tehlikesinin olduğu öğrenildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin yaptığı incelemede ise çok sayıda boş kovan bulundu.
Motosikletin benzerliği şahısları ele verdi
Olayla ilgili çalışma başlatan Kağıthane Asayiş Büro Amirliği polisleri, görgü şahitlerinin ifadelerine başvurarak güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan çalışmalar çerçevesinde olaya karışan şüpheli şahısların olayın yaşandığı olduğu bilgisini alan polis, adreste 34 CGH 147 plaka sayılı motosikleti Cengiz Ç. ve Mustafa Erdem S.’nin iterek götürdüğünü gördü. Saldırının yapıldığı motosikletle benzer olması üzerine polis, şahısları durdurdu. Motosikletin ruhsat sahibinin saldırının taraflarından Ayaz E. olduğu tespit edildi. Bunun üzerine şahıs gözaltına alındı.
Şahıslardan biri silahını atıp kaçınca yakalandı
Devam eden çalışmalarda olayın yaşandığı adreste yürüyen bir şahıs, polis ekiplerini görünce kaçmaya başladı. Şahsın kaçarken yere bıraktığı ruhsatsız tabanca ele geçirilirken, kaçan şahıs Olcay Ç. de yakalanarak gözaltına alındı. Emniyete götürülen şahıslardan alınan ifadeler doğrultusunda olayda kullanılan ikinci motosikletin plakasız olduğu, kendilerine bu motosikletlerden ateş açıldığını, kendilerinin de bir otomobile binerek kaçtıklarını söyledi.
Kağıthane Asayiş polisi tek tek yakaladı
Olayda kullanılan 34 CCH 147 plakalı motosikletin Cengiz Ç. tarafından kullanıldığını arkasındaki şahsın da Berat Ö. olduğu, plakası olmayan motosikleti ise Samet T.’nin kullandığını arkasındaki şahsın da Ali B. olduğu öğrenildi. Bunun üzerine Samet T. ve Ali B. Gültepe’de yakalanarak gözaltına alındı. Öte yandan Kağıthane Asayiş Büro Amirliği polisleri, olaya karışan İbrahim D., Kadir D. ve oğlu Kadir D. (21), de emniyete götürüldü. Şahıslar ifadesinde, iki motosiklet ve gri renkli araçla gelen şahısların kendilerine ateş açtığını, kendilerinin de araçlara ateş açtığını, saldırganların ise husumeti bulunan şahısların olduğunu söyledi.
9 şüpheli tutuklandı
Emniyette ifadeleri alınan İbrahim D., Samet T., Cengiz Ç., Ali B., Olcay Ç., Kadir D., oğlu Kadir D., Mustafa Erdem S. ve Ayaz E., işlemleri sonrasında adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkartılan 9 şüpheli, “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.
]]>Olay, geçtiğimiz hafta Salı günü saat 23.30 sıralarında Kağıthane Hürriyet Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre önceki ay İbrahim D. iddiaya göre Ayaz E.’nin sevgilisini rahatsız etmeye başladı. Bunun üzerine Ayaz E. ile İbrahim D. arasında husumet oluştu. Şahısların arasındaki husumet sürerken geçtiğimiz 30 Şubat tarihinde Ayaz E., sevgilisini rahatsız etmeye devam eden İbrahim D.’ye silahlı saldırı düzenledi.
Saldırıda olayla alakasız 2 kişi yaralandı
Saldırıda İbrahim D. yaralanırken polis olayla ilgili çalışma başlattı. Çalışmalar devam ederken geçtiğimiz hafta Salı günü saat 23.30 sıralarında Ayaz E. beraberindekilerle birlikte iki motosiklet ve bir araçla, İbrahim D.’ye silahlı saldırı düzenledi. Saldırı esnasında İbrahim D. ve yanındakiler de kendisine ateş açan şahıslara silahla karşılık verdi. Ortalığın bir anda karıştığı saldırıda, olayla alakası olmayan Güler P. dizinin altından hafif şekilde, Selahattin K. ise omzundan ağır şekilde yaralandı. Yaşananlar ise güvenlik kameralarına anbean yansıdı.
Olay yerinde çok sayıda boş kovan bulundu
Olayın ardından ihbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekibi sevk edildi. Kısa sürede olay yerine gelen sağlık ekipleri, yaralıları yaptıkları ilk müdahalenin ardında ambulansla Şişli’deki Okmeydanı Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındı. Yaralılarından Selahattin K.’nın hayati tehlikesinin olduğu öğrenildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin yaptığı incelemede ise çok sayıda boş kovan bulundu.
Motosikletin benzerliği şahısları ele verdi
Olayla ilgili çalışma başlatan Kağıthane Asayiş Büro Amirliği polisleri, görgü şahitlerinin ifadelerine başvurarak güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan çalışmalar çerçevesinde olaya karışan şüpheli şahısların olayın yaşandığı olduğu bilgisini alan polis, adreste 34 CGH 147 plaka sayılı motosikleti Cengiz Ç. ve Mustafa Erdem S.’nin iterek götürdüğünü gördü. Saldırının yapıldığı motosikletle benzer olması üzerine polis, şahısları durdurdu. Motosikletin ruhsat sahibinin saldırının taraflarından Ayaz E. olduğu tespit edildi. Bunun üzerine şahıs gözaltına alındı.
Şahıslardan biri silahını atıp kaçınca yakalandı
Devam eden çalışmalarda olayın yaşandığı adreste yürüyen bir şahıs, polis ekiplerini görünce kaçmaya başladı. Şahsın kaçarken yere bıraktığı ruhsatsız tabanca ele geçirilirken, kaçan şahıs Olcay Ç. de yakalanarak gözaltına alındı. Emniyete götürülen şahıslardan alınan ifadeler doğrultusunda olayda kullanılan ikinci motosikletin plakasız olduğu, kendilerine bu motosikletlerden ateş açıldığını, kendilerinin de bir otomobile binerek kaçtıklarını söyledi.
Kağıthane Asayiş polisi tek tek yakaladı
Olayda kullanılan 34 CCH 147 plakalı motosikletin Cengiz Ç. tarafından kullanıldığını arkasındaki şahsın da Berat Ö. olduğu, plakası olmayan motosikleti ise Samet T.’nin kullandığını arkasındaki şahsın da Ali B. olduğu öğrenildi. Bunun üzerine Samet T. ve Ali B. Gültepe’de yakalanarak gözaltına alındı. Öte yandan Kağıthane Asayiş Büro Amirliği polisleri, olaya karışan İbrahim D., Kadir D. (38) ve oğlu Kadir D. (21), de emniyete götürüldü. Şahıslar ifadesinde, iki motosiklet ve gri renkli araçla gelen şahısların kendilerine ateş açtığını, kendilerinin de araçlara ateş açtığını, saldırganların ise husumeti bulunan şahısların olduğunu söyledi.
9 şüpheli tutuklandı
Emniyette ifadeleri alınan İbrahim D., Samet T., Cengiz Ç., Ali B., Olcay Ç., Kadir D., oğlu Kadir D., Mustafa Erdem S. ve Ayaz E., işlemleri sonrasında adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkartılan 9 şüpheli, “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. – İSTANBUL
]]>Olay, 5 gün önce Kadir Gecesi Sürsürü Mahallesi Mustafa Cemiloğlu Caddesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, bir mağazaya giren 3 çocuk hırsız, müşteri gibi kıyafetleri denemiş ardından 400 bin lira değerinde çaldıkları ürünlerle kayıplara karışmıştı. Hırsızlar ardından 200 metre aşağısında bulunan şarküteri dükkanına girmeye karar verdi. Çevre taraması yapan hırsızlar bir süre sonra iş yerinin kapısını kolay bir şekilde açarak içeri girdi. Kasaya yönelen hırsızlar, içerisinde bulunan bin lirayı alarak iş yerinden çıktı. O anlar güvenlik kamerasına yansırken iş yeri sahibinin haber vermesi üzerine olay yerine gelen polis ekipleri inceleme yaptı ve hırsızların yakalanması için çalışma başlattı. Daha önceden iş yeri yine soyulan ve komşusunun büyük zarara uğradığını gören şarküteri sahibi Osman Akgün, hırsızlara seslenerek ricada bulundu. Hırsızlar için kasanın anahtarını üzerinde bıraktığını ve içerisine de harçlık koyduğunu dile getiren Akgün, hırsızlardan dükkanına zarar vermeden kendilerine bırakılan parayı alıp çıkmalarını istedi.
“Güzel hırsız oldukları için bizim bıraktığımız parayı alıp gittiler”
En sonuncu hırsızlık olayının Kadir Gecesi’nde meydana geldiğini dile getiren şarküteri sahibi Osman Akgün, “Daha önce de mahallemizde bizzat kendimizin de yaşadığı hırsızlık olayı olmuştu, bundan dolayı biz de tecrübeliydik. Son olayda, yeniden bir hırsız gelirse diye kasaya biraz para bıraktık. Sağ olsun onlar da güzel hırsız oldukları için bizim bıraktığımız parayı alıp gittiler. Dükkanımıza başka bir zarar vermedikleri için onlara teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“Hırsızlara bilerek bir harçlık bırakmıştık”
Hırsızların tecrübeli olduğunu vurgulayan Akgün, “Kapıyı ve camı kırmadan kibar ve nazik bir şekilde iş yerimize girdiler. Biz zaten para kasasının anahtarını üstünde bırakmıştık olur da hırsız girerse diye onlar da paraları alıp gitmişler. Burada dikkat çeken olay bunların bu kadar rahat olmasıdır. Çok geç bir saat olmamasına rağmen, rahat bir şekilde iş yerimize giriyorlar. İşi profesyonel bir şekilde yaptıklarını gösterdiler. Genç çocukların hırsızlık olaylarına girdiklerini görünce üzülüyoruz. Allah onları ıslah etsin. Çok ciddi oranda bir masrafımız yok. Hırsızlara bilerek bir harçlık bırakmıştık. Daha önceden iş yerimize girdiklerine 5 bin lira götürmüşlerdi, bu sefer kasaya bin lira koyduk ve onu götürdüler. İş yerimize hırsız girme ihtimali yüksekti çünkü burada hırsızlık olayı bayağı gelişmiş. Bizim kapımız açık bekliyoruz ama onlardan ricamız, girdikleri yerlere zarar vermeden işine yarayacak bir şey varsa ihtiyaçları kadar alıp gitsinler. Gençlerimizi bu şekilde gördükçe üzülüyoruz” şeklinde konuştu. – ELAZIĞ
]]>Olay, 11 Haziran 2021 tarihinde öğle saatlerinde merkez Çukurova ilçesi Yüzüncüyıl Mahallesi’ndeki bir su parkında meydana geldi. Dilan-Yusuf Karslı çiftinin tek çocuğu olan Deniz Poyraz Karslı (10), annesi ve kuzenleriyle su parkına gitti. Dilan Karslı, havuz kenarında bulunan şezlongda otururken çocuklar ise havuzda eğlenmeye başladı.
Deniz Poyraz Karslı bir süre sonra 35 santimlik havuzdan çıkamadı. Deniz’in kuzenlerinden biri durumu anne Karslı’ya haber verdi. Havuza koşan Karslı, oğlunun suda hareketsiz yattığını görünce çığlık atarak yardım istedi.
Deniz’e ilk müdahaleyi, o sırada havuzda yüzen bir hemşire yaptı. İhbar üzerine olay yerine gelen ambulansla özel bir hastaneye kaldırılan Deniz, daha sonra Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi.
Beynine oksijen gitmemesi nedeniyle hayati tehlike kaydıyla tedaviye alınan Deniz, 12 Haziran 2021 tarihinde sabah saatlerinde yaşamını yitirmişti. Acı haberi alınca yıkılan Dilan Karslı, polis merkezine giderek işletme sahiplerinin ihmali gerekçesiyle şikayetçi olup yargı sürecini başlatmıştı.
“Savcı vakumu teyit etti fakat ne bir tutuklama nede işletmeye yaptırım uygulanmadı”
Oğlunun annesiyle birlikte havuza eğlenmeye gittiği dile getiren baba Yusuf Karslı, “Çocuk havuzunda, 30 santimetrelik suda vakuma yakalanarak vefat ediyor. Olay anından savcının vakumu teyit etmesine rağmen, adli tıp raporunun çocuktaki mazgal izini teyit etmesine rağmen hiçbir şekilde o günden bugüne kadar ne bir tutuklama ne de işletmeye bir yaptırım uygulanmadı” dedi.
“Havuz sahibine 2 yıl ceza verip beraat ettirdiler”
Baba Karslı, havuzun 2021 yılından bu yana aktif bir şekilde çalıştığını söyleyerek, “Çocuğumun vefatından 15-20 gün sonra bile konser yaptılar eğlenceler düzenlediler, dönemin belediye başkanı da bu havuzda gerçekleşen etkinlikler olsun diğer organizasyonlar olsun hepsinin açılışına katıldı. Belli bir zaman sonra sadece havuz sahibine 2 yıl ceza verdiler sonra beraat ettirdiler olay onlara göre böyle kapandı” dedi.
“Havuzun ruhsatı olmadığını öğrendik”
2 yıl verilen cezanın içlerine sinmediği bu olayın üzerine gidip tekrar suç duyurusunda bulunduklarını aktaran baba Karslı, “Daha sonra yavaş yavaş olayları öğrenerek havuzun ruhsatının olmadığını, aslında orada havuz olmadığını, kaçak yapı olduğunu, mekanik sistemlerin yanlış olduğunu, elektronik sistemlerin yanlış olduğunu ve özellikle bahsettiğim kişiye de mutlaka suç duyurusunda da bulundum bilirkişi olan şahsın ilk yazdığı raporda kesinlikle havuzun dört dörtlük olduğunu, bizim suçlu olduğumuz şekilde bir rapor çıkarmış, biz bu rapor yüzünden bir buçuk yıl geriye gittik bu sorunu temizlemek için daha sonra itiraz ettik, iki tane bilir kişi raporu çıktı, ikisi de birbirinden farklıydı ve sonuç olarak mekanik sistemlerin tamamen yanlış olduğu anlatıldı” ifadelerine yer verdi.
“Adalet istiyorum, bizim için bayram kalmadı”
Baba Karslı, “Bizim yüreğimize su serpecek hiçbir şekilde bir karar çıkmadı. 2 yıl ceza verdiler, onda da yatmadı, sonuç olarak olay böyle. Ben adalet istiyorum, bu mu yani bu kadar mı? Bizim için bayram kalmadı, bizim içimiz yanmış başka ne diyeyim” diye konuştu. – ADANA
]]>Cinayet Büro Amirliği ekipleri olayı aydınlatmak için düğmeye bastı. Yapılan incelemelerin ardından olayı azmettiren ve gerçekleştiren kişilerin de içerisinde yer aldığı 10 kişi yakalandı. Yakalanan şüpheliler adliyeye sevk edilirken, olay ve operasyonlar anları kameralara yansıdı.
Olay, 2 Mart günü saat 03.00 sıralarında Muratpaşa ilçesi Fener Mahallesi Eski Lara Caddesi üzerinde bulunan gece kulübü önünde meydana geldi. Alınan bilgiye göre, İbrahim Koçhan (44), ateşli silah ile ense kısmından 1 adet giriş-sol yanak çıkış ve sol kalça kısmından 1 adet giriş şeklinde hayati tehlike arz etmeyecek ölçüde yaralandı. 112 Acil Çağrı Merkezine yapılan ihbarın ardından olay yerine çok sayıda polis ekibi sevk edildi.
Cinayet büro amirliği ekipleri adım adım iz sürdü
Yapılan incelemede gece kulübü önündeki 34 YL 222 ve 07 SV 338 plaka sayılı araçların isabet alarak zarar gördüğü görüldü. Yapılan araştırmalarda yaralı şahsın gece kulübü önünde midye sattığı, Düden Şelalesi istikametinden gelen ve plakası alınamayan motosiklet üzerindeki iki şahsın iş yerine doğru ateş ederek kaçtığı belirlendi. Olay yerinde yapılan çalışmalarda 4 adet 7,65 minimetre kovan bulunarak muhafaza altına alındı. Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri olayı aydınlatmak için düğmeye bastı. Araştırmada çok sayıda güvenlik kamerası saatlerce izlendi.
Olayın ardından Adana’ya kaçmış
Araştırmalar sonucunda 30 adet suç kaydı bulunan Ozan Paket’in (36) iş yeri sahibi ile tartışma yaşayan ve olayı azmettiren şahıs olduğu öğrenildi. 25 adet suç kaydı bulunan Hüseyin A.’nın (28) yaralama ve kurşunlama olayını gerçekleştirdiği, olay sonrasında Konya’da uyuşturucu ticareti suçundan tutuklandığı belirlendi. 27 suç kaydı bulunan Fırat Sevimli’nin (23) yaralama ve kurşunlama olayını gerçekleştirdiği ve Adana’da olduğu, 2 adet suç kaydı bulunan Mustafa Paket’in (23) azmettirici olan Ozan Paket’in kardeşi olduğu ve olayı gerçekleştiren şahıslara yardım ve yataklıkta bulunduğu, 6 adet suç kaydı bulunan Salih Karakaş’ın (34) motosiklet tamircisi olduğu, şüphelilere motosiklet temin ettiği belirlendi.
Ozan K.’nin (26), Salih Karakaş’ın kardeşi olduğu, şüphelilere motosiklet temin ettiği, Mustafa İ.’nin (45) olay süresince şüphelilerle irtibatlı olduğu ve olaydan önceki günlerde birlikte hareket ettikleri, Tahir C.Y.’nin (24) olay öncesinde ve sonrasında şüphelileri evinde saklayan şahıs olduğu tespit edildi.
Operasyon için düğmeye basıldı
Yapılan tespit çalışmaların ardından ekipler operasyon için düğmeye bastı. Alınan mahkeme kararı istikametinde 6 Nisan günü faaliyete geçilmek üzere şüphelilerin yakalanabilmesi için Adana’da 2, Serik ilçesinde 1 ve il merkezinde 8 adrese eş zamanlı olarak yapılacak operasyon için toplam 14 ekip ve 2 polis özel harekat timi görevlendirildi. Yapılan operasyon sonucu şüphelilerden Ozan Paket, Mustafa Paket, Ozan K., Mustafa İ. ve Salih Karakaş saat 06.30 itibariyle yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerden Ozan Paket’in Aksu ilçesi Güzelyurt Mahallesi’ndeki adresinde yer alan iş yerinde yapılan aramada ruhsatsız ve ibaresiz tabanca ile 99 adet 9 minimetre fişek ele geçirildi.
Tek tek yakalandılar
Şüpheli Fırat Sevimli Adana’da, Tahir C.Y. ise Serik ilçesinde yakalandı. Ayrıca olayın şüphelilerinden olduğu tespit edilen Uğur Erce Alayla ilçesinde yakalandı. Şüpheli Mehmet Arat, Kepez ilçesinde yakalandı. Yakalanan ve sorguları tamamlanan şüpheliler bugün sabah saatlerinde Antalya Adliyesi’ne sevk edildi. Tahir C. Y. ve Ozan K. savcı kararı ile Mehmet K. ve Mustafa İ. isimli şüpheliler Adli Kontrol Kararı ile serbest bırakıldı.
Paket kardeşler tutuklandı
Ozan Paket, Mustafa Paket, Fırat Sevimli, Salih Karakaş, Mehmet Arat, Uğur Erce isimli toplam 6 şüpheli ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. Diğer taraftan motosiklet üzerinden ateş etme ve yaralama olayı ile operasyon anları kameralara yansıdı. Yaralama olayında motosikletle ile gelen iki kişinin ateş açtığı ve bir kişinin yaralanarak yere düştüğü görüldü. Operasyon anlarında ise şahıslar adreslerinde gözaltına alındı. – ANTALYA
]]>Olay, 2 Mart günü saat 03.00 sıralarında Muratpaşa ilçesi Fener Mahallesi Eski Lara Caddesi üzerinde bulunan gece kulübü önünde meydana geldi. Alınan bilgiye göre; İbrahim Koçhan (44), ateşli silah ile ense kısmından 1 adet giriş-sol yanak çıkış ve sol kalça kısmından 1 adet giriş şeklinde hayati tehlike arz etmeyecek ölçüde yaralandı. 112 Acil Çağrı Merkezine yapılan ihbarın ardından olay yerine çok sayıda polis ekibi sevk edildi.
Cinayet büro amirliği ekipleri adım adım iz sürdü
Yapılan incelemede gece kulübü önündeki 34 YL 222 ve 07 SV 338 plaka sayılı araçların isabet alarak zarar gördüğü görüldü. Yapılan araştırmalarda yaralı şahsın gece kulübü önünde midye sattığı, Düden Şelalesi istikametinden gelen ve plakası alınamayan motosiklet üzerindeki iki şahsın iş yerine doğru ateş ederek kaçtığı belirlendi. Olay yerinde yapılan çalışmalarda 4 adet 7,65 minimetre kovan bulunarak muhafaza altına alındı. Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri olayı aydınlatmak için düğmeye bastı. Araştırmada çok sayıda güvenlik kamerası saatlerce izlendi.
Suç makinesi çıktılar
Araştırmalar sonucunda 30 adet suç kaydı bulunan Ozan P.’nin (36) iş yeri sahibi ile tartışma yaşayan ve olayı azmettiren şahıs olduğu öğrenildi. 25 adet suç kaydı bulunan Hüseyin A.’nın (28) yaralama ve kurşunlama olayını gerçekleştirdiği, olay sonrasında Konya’da uyuşturucu ticareti suçundan tutuklandığı belirlendi. 27 suç kaydı bulunan Fırat S.’nin (23) yaralama ve kurşunlama olayını gerçekleştirdiği ve Adana’da olduğu, 2 adet suç kaydı bulunan Mustafa P.’nin (23) azmettirici olan Ozan P.’nin kardeşi olduğu ve olayı gerçekleştiren şahıslara yardım ve yataklıkta bulunduğu, 6 adet suç kaydı bulunan Salih K.’nin (34) motosiklet tamircisi olduğu, şüphelilere motosiklet temin ettiği belirlendi.
Ozan K.’nin (26), Salih K.’nin kardeşi olduğu, şüphelilere motosiklet temin ettiği, Mustafa İ.’nin (45) olay süresince şüphelilerle irtibatlı olduğu ve olaydan önceki günlerde birlikte hareket ettikleri, Tahir C.Y.’nin (24) olay öncesinde ve sonrasında şüphelileri evinde saklayan şahıs olduğu tespit edildi.
Operasyon için düğmeye basıldı
Yapılan tespit çalışmaların ardından ekipler operasyon için düğmeye bastı. Alınan mahkeme kararı istikametinde 6 Nisan günü faaliyete geçilmek üzere şüphelilerin yakalanabilmesi için Adana’da 2, Serik ilçesinde 1 ve il merkezinde 8 adrese eş zamanlı olarak yapılacak operasyon için toplam 14 ekip ve 2 polis özel harekat timi görevlendirildi. Yapılan operasyon sonucu şüphelilerden Ozan P., Mustafa P., Ozan K., Mustafa İ. ve Salih K. saat 06.30 itibariyle yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerden Ozan P.’nin Aksu ilçesi Güzelyurt Mahallesi’ndeki adresinde yer alan iş yerinde yapılan aramada ruhsatsız ve ibaresiz tabanca ile 99 adet 9 minimetre fişek ele geçirildi.
Tek tek yakalandılar
Şüpheli Fırat S. Adana’da, Tahir C.Y. ise Serik ilçesinde yakalandı. Ayrıca olayın şüphelilerinden olduğu tespit edilen Uğur E. Alayla ilçesinde yakalandı. Şüpheli Mehmet A., Kepez ilçesinde yakalandı. Yakalanan ve sorguları tamamlanan şüpheliler bugün sabah saatlerinde Antalya Adliyesi’ne sevk edildi. Diğer taraftan motosiklet üzerinden ateş etme ve yaralama olayı ile operasyon anları kameralara yansıdı. Yaralama olayında motosikletle ile gelen iki kişinin ateş açtığı ve bir kişinin yaralanarak yere düştüğü görüldü. Operasyon anlarında ise şahıslar adreslerinde gözaltına alındı. – ANTALYA
]]>Olay, 22 Aralık 2023 Cuma günü akşam saatlerinde merkez Selçuklu ilçesi Fatih Mahallesi Meydani Ahmet Bey Sokak üzerinde bulunan bir oto tamirhanesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Ramazan D., 13 yıl önce kardeşini bıçakla yaralayarak felç kalmasına sebep olan ve olaydan sonra aralarında husumet bulunan Mehmet Yıldız’ın iş yerine geldi. Burada ikili arasında çıkan tartışma sonrası Ramazan D. yanında bulunan tabancayla Mehmet Yıldız’a ateş ettikten sonra olay yerinden kaçtı. Göğsünden ve bacağından ağır yaralanan Mehmet Yıldız, ambulansla kaldırıldığı Konya Numune Hastanesinde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Olay yerinden kaçan şüpheli Ramazan D. ise Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı Cinayet Büro Amirliği ekiplerince kısa sürede yakalanarak gözaltına alındı.
Cinayet anı kameraya yansıdı
Polis ekiplerinin sokak üzerinde yaptığı inceleme sonrası cinayet anına ait güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı. Olay anının saniye saniye yansıdığı kamera görüntülerinde, Mehmet Yıldız’ın iş yerinden çıktıktan sonra Ramazan D.’nin olay yerine geldiği, yanında bulunan tabancayla Mehmet Yıldız’a ateş ettikten sonra kaçtığı görülüyor.
Kavgayı ayırırken bıçakladı
Ramazan D.’nin kardeşi 2010 yılında kavga ederken, ayırmaya çalışan Mehmet Yıldız tarafından arbede sırasında bıçaklandı. Mehmet Yıldız, Ramazan D.’nin kardeşinin felç kalmasına neden olması nedeniyle cezaevine girdi. Olaydan kısa süre sonra yakalanan Ramazan D., emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkartıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından cinayet olayı ilgili tahkikat tamamlandı. Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan iddianame Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede, sanığın ‘Tasarlayarak Adam Öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ve silahlı tehdit suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar, 6136 sayılı kanuna muhalefet suçundan da 1 yıldan 3 yıla kadar cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlendi.
Olayda hayatını kaybeden Mehmet Yıldız’ın babası 53 yaşındaki Bircan Yıldız, “Ben o gün akşam tornacıya gitmiştim. Oğlum Mehmet dükkanı toplamış, içeri girmiş namazını kılmış. Çıktıktan sonra yoldan gelen arabalara doğru sağına baktığında zanlı Ramazan D. de bu sırada oğlumun çıkmasını bekliyormuş. Mehmet tam dükkandan çıkıp araç geliyor mu diye sağ tarafa bakarken, karşısında bir anda maskeli birisi orada kısa bir şeyler konuşuyor. Elinde silah ile gelmiş bu kişi sonra oğluma 3 el ateş ediyor, yere düştükten sonra da tekme vuruyor. Olay sırasında oğlum yerdeyken ateş ediyor ve tabanca tutukluluk yapıyor. Sonra tabancayı oynayarak gidiyor. Ben oğlumun önceki karıştığı olayda yaralanan çocuk için yaptıklarım için zoruma gidiyor. Ben o çocuk için 4 ay hastane masraflarını karşıladım, benim bir tane arabamı harcadım, kredi kartlarım patladı ve üzerine kredi çektim o da patladı. Bu emeğin karşılığında bana bunun yapılması gücüme gitti. Ben o çocuğu kendi çocuğum gibi gördüm” dedi.
“Her şeyi yaptım ama onlar benim çocuğumu benden koparıp aldılar”
Bircan Yıldız şöyle devam etti: “Karşı tarafın çocuklarının dayısı ilk olay olduğunda benim dükkanıma kaç kere geldiler. Her geldiklerinde çay içmeye gelir gibi gelirlerdi daha sonra giderlerdi. Diğer dayısının biri eski olaydan dolayı beni tehdit etti. Ben gerçekten böyle bir olay olacağını tahmin etmedim. Etseydim ta o zaman ben dava açardım. Ben onlar için gerekli her şeyi yaptım ama onlar benim çocuğumu benden koparıp aldılar” diye konuştu. – KONYA
]]>Pervari Kaymakamlığı Toplantı Salonunda düzenlenen aylık değerlendirme toplantısına, Siirt Valisi Dr. Kemal Kızılkaya, Pervari Kaymakamı Ahmet Gülderen, İl Emniyet Müdürü Necmettin Öztürk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Emrullah Büyük katıldı.
Vali Kızılkaya toplantıda yaptığı açıklamada, “Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından mart ayında icra edilen 15 operasyon faaliyetinde; 2 adet EYP anahtar düzeneği bulunarak imha edilmiştir. 1 adet AK-47 piyade tüfeği, 2 adet şarjör ve 367 adet muhtelif fişek ele geçirilmiştir. Sosyal medya üzerinden terör örgütü propagandası yaptığı tespit edilen 8 şahıs yakalanmış, 2 şahıs hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmış, 1 şahsın yakalama çalışması devam etmektedir. PKK/KCK terör örgütüne üye olma ve terörün finansmanın engellenmesine yönelik kanuna muhalefet suçlarından aranan 2 şahıs yakalanmış, 1 şahıs tutuklanmış, 1 şahıs serbest bırakılmıştır. PKK/KCK terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı tespit edilen 3 şahıs yakalanarak haklarında adli soruşturma başlatılmıştır. DEAŞ terör örgütüne üye olma suçundan 1 şahıs yakalanarak hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır.
Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerimizce mart ayında 52 olay gerçekleşmiş olup 87 şahıs hakkında adli işlem yapılmıştır. Yapılan çalışmalar neticesinde; 4 kilo 28 gram eroin, 1 kilo 874 gram esrar, 34 gram metamfetamin maddesi, 17 adet uyuşturucu hap, 3 adet uyuşturucu kullanma aparatı ele geçirilmiştir. Narkotik maddelerin ve şüphelilerin yakalanması amacıyla mücadelemiz kararlılıkla sürerken, vatandaşlarımıza en iyi narkotik polisi anne uygulaması eğitimi ve uyuşturucu ile mücadele bilgilendirmesi kapsamında; Siirt Kazım Karabekir Ortaokulunda 43 anne ve anne adayına bilgilendirme yapılmıştır.
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerimizce il merkezi ve ilçelerimizde asayiş yönünden yapılan çalışmalarda; Mart ayı içerisinde 7 olay gerçekleşmiş olup 11 şahıs hakkında adli işlem yapılmıştır. Yapılan çalışmalar neticesinde; 10 bin 409 paket gümrük kaçağı sigara, 44 adet gümrük kaçağı cep telefonu, 26 adet tarihi eser, 60 adet sahte banknot, 4 adet define aramada kullanılan dedektör, 13 adet kazı malzemesi, 4 adet sikke ve 1 adet kopya düzeneği olarak kullanılan ses ve görüntü kayıt cihazı ele geçirilmiştir. Ayrıca organize suç örgütlerine yönelik icra edilen operasyon sonucunda mühimmat kaçakçılığı yaptığı tespit edilen 1 suç örgütü çökertilmiş, 15 bin 610 adet uzun namlulu silah mühimmatı ele geçirilmiş, olayla ilgisi bulunan 5 şüpheli tutuklanmıştır.
Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerimizce yapılan çalışmalarda; son 1 aylık dönemde 42 Siber olayı meydana gelmiş olup 33 olay aydınlatılmıştır. Terör örgütü propagandası yapan 69, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma 14, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarını işleyen 83 şahıs hakkında adli işlem başlatılmıştır. 114 Yasa dışı bahis ve 135 müstehcen içerikli paylaşım yapan sitenin kapatılma işlemi yapılmıştır” bilgisini verdi.
Mart ayı içerisinde Siirt il genelinde 268 asayiş olayı meydana geldiğini, bahse konu olaylardan 150 olayın aydınlatıldığını belirten Vali Kızılkaya, “Aranan şahıslara yönelik yapılan çalışmalarda 125 şahıs yakalamış, 73 şahıs ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmış, 52 şahıs ise tutuklanmıştır. Faili meçhul olayların aydınlatılması maksadıyla yapılan çalışmalar sonucunda, 2024 yılı içerisinde 12 faili meçhul asayiş olayı aydınlatılmıştır. Trafik Şube Müdürlüklerimizce Mart ayı içerisinde 25 bin 41 araç denetlenmiştir. Yapılan denetlemeler neticesinde 4 sürücü belgesi geri alınmış, 30 araç trafikten men edilmiştir. Trafik kurallarını ihlal eden 301 sürücüye ceza uygulanmıştır. Toplam 102 trafik kazası meydana gelmiş, bu kazalardan 1 tanesi ölümlü, 40 tanesi yaralanmalı, 61 tanesi ise maddi hasarlı kazalardan oluşmaktadır” ifadelerini kullandı. – SİİRT
]]>Fenerbahçe Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı, Ülker Stadyumu Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Spor Kompleksi’nde yapılıyor. 30 bine yakın kongre üyesinin katılım sağladığı toplantıda konuşma yapan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, sözlerine kendisi için açılan pankarta teşekkür ederek başladı. Süper Lig’in 30. haftasında oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe karşılaşmasının bitiş düdüğüyle birlikte yaşanan olaylara değinen Başkan Koç, “Son maçımızda Trabzonspor ile dünyanın hiçbir normal ülkesinde tamamlanmasına izin verilmeyecek karşılaşmayı oynamak zorunda bırakıldı. Bir kez daha planlı ve organize zorbalıkla şampiyonluklarımız elimizden alınmaya, emeklerimiz çalınmaya teşebbüs edilmiştir. Korkarım ki bu teşebbüsler sezon sonuna kadar devam edecektir. Bu yapılanlar sadece bu camiaya değil birazcık vicdanı olan herkesi rahatsız edecek boyuttadır. Bugün burada olağanüstü toplanmamızın sebebi, çok daha fazlasıdır. 7 sezonda kaybettiğimiz 3 şampiyonluk, sözde şike kumpasları, otobüsümüzün kurşunlanması, kirli ittifaklarla şampiyonluklarımızın çalınması, saha içinde hakemlerin eliyle standart dışı hakem yönetimi, TFF’nin çifte standart yaptırımları, başarı için her yol mubahtır anlayışla, kin ve nefret kusan rakipler, daha da önemlisi bunlara müsamaha gösterenler, pek çok olay, içinde bulunduğumuz kısır döngü bizlere ‘yeter’ dedirtti. Biz camia olarak sağduyu ile yıllarca bize yapılanları haykırdık, duyarlar dikkat ederler diye. Planlı şekilde bugün de futbol üzerinden kaosa sürüklemeye çalışanlar var dedik ve diyoruz. Ancak ne sesimizi duyan ve ne utanan ne de sıkılan var. Maç sonrasında yaşananlar organize bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu herhangi bir futbol maçında yaşanan olaylardan değildir” diye konuştu.
“Soruşturma yapılacak mı, takipçisi olacağız”
Yaşananlara göz yumulduğunu belirten Koç, “Bu duruma müsaade edilmiştir. Böyle düşünüyoruz çünkü gergin geçeceği bir maçta valilik ve emniyet müdürlüğü gereken güvenliği sağlayamamıştır. Genel kurul toplantısındayız, İstanbul Emniyet Müdürlüğü çok daha iyi güvenlik önlemi almıştır, olması gerektiği gibi. Trabzon’da yaşanan güvenlik zafiyeti hafife alınacak konu değildir. İçişleri Bakanlığımız gerekli soruşturmaları yapıp, yapmayacak mı takipçisi olacağız. Yüzlerce kişi futbolcularımıza saldırmak için sahaya girmiş, 17 kişi gözaltına alınmış sadece 5 kişi tutuklanmıştır. Meşru müdafaa yapan 3 futbolcumuz ve 2 çalışanımız disiplin kuruluna sevk edilmiştir. Maç her dakika gerginlik artmıştır. Biz bunu İstanbul’dan görüp, hocamıza ‘güvenliğimiz tehlikeye giriyor takımı sahadan çekebilirsin’ derken Trabzon emniyeti burnunun dibindeki stattaki maça müdahale edememiştir. Avrupa’da olsa bu hakemin lisansı iptal edilir diyenler, TFF’nin yurt dışından getirdiği gözlemci neredeyse de tam puan vermiştir. Futbolcularımızı ceza verdirmeye çalışan bazı rakiplerimizi de not ettik. Ancak bir tanesi var, lügattaki kelimelerin insan versiyonları olsa bu yalanın insan versiyonu olurdu. Terbiyesiz televizyonlara çıkıyor Trabzon’da yaşanan olaylar için olmamalıydı deyip, bizim futbolcularımıza nasıl ceza verilmesi gerektiğini o yarım aklıyla satır arasında mesaj vermeye çalışıyor. Verdiğin bilgilerle yalanı dibine kadar soktun, bakalım nereye kadar ama Fenerbahçe seni de not etti. Her gece yatarken bizi düşün. Onların anlayışına göre, oyuncularımız kaçmalıymış. Tüm bunlar da yaşanmazmış, futbolcularımızın uslu uslu dayak yemelerini bekliyorlardı. Kahramanca armamızı temsil ettiler orada. Fenerbahçe’nin duruşu kurulduğu günden beri apaçık ortadayken, siyasi partilerden, devlet erkanından, TFF’den, kamuoyundan bir geçmiş olsun mesajı gelmemesi son derece manidar, bir o kadar da derin anlam taşımaktadır” ifadelerini kullandı.
Daha sonra 2005-2006 sezonunun son haftasında oynanan Denizlispor – Fenerbahçe maçında yaşananlar, FETÖ tarafından yapılan sözde şike kumpası, 4 Nisan 2015’teki otobüs kurşunlanması gibi birçok olay hatırlatılarak dev ekrandan katılımcılara aktarıldı. – İSTANBUL
]]>Olay, 19 Mart günü Bornova ilçesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre işletmesi için, kuyumculuk yapan Bekir Bozar’a (68) bir miktar para verdiği ve geri alamadığı iddia edilen F.B. (24) ile arkadaşı E.Ö. (24), Burak Reis Caddesi’nde Bozar’ı arabaya aldı. Çıkan tartışmanın ardından F.B., 68 yaşındaki kuyumcuyu tabancayla ensesine 3 el ateş ederek öldürdü. Bekir Bozar’ın cansız bedenini otomobilin bagajına yükleyen şüpheliler, otomobili de özel bir hastanenin otoparkına bırakarak kaçtı. Otomobili kullandığı öne sürülen E.Ö.’nün olaydan bir gün sonra emniyete giderek durumu anlattığı ve teslim olduğu öğrenildi. Olay yerine gelen polis ekiplerinin yaptığı incelemede Bekir Bozar’ın cansız bedeni otomobilin bagajı içerisinde bulundu. Bozar’ın cenazesi yapılan incelemenin ardından İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.
Gözaltına alınan ve olay esnasında otomobili sürdüğü öğrenilen E.Ö.’nün emniyetteki ifadesinde, F.B.’nin isteği üzerine cesedi otomobilin bagajına koyduklarını ve sonra Manisa’nın Turgutlu ilçesine gittiklerini, gece boyunca da otomobilin bagajındaki cesetle birlikte burada turladıktan sonra İzmir’e geri dönüp, Bornova’daki özel bir hastanenin otoparkına aracı park ettiklerini söylediği öğrenildi. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen E.Ö. tutuklanmıştı.
Hırsızlık anı kamerada
Cinayet şüphelisi F.B.’nin olaydan sonra kuyumcunun dükkanına girdiği anlar, yakınlardaki bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde; F.B.’nin elindeki siyah renkli çantayla dükkana gelip, elektronik kepengi ve kapıyı yanındaki anahtarla açtıktan sonra içeriye girdiği ve bir süre sonra ise çaldığı altınlarla birlikte dışarı çıkıp kepengi kapatarak bölgeden uzaklaştığı görülüyor.
Kadın kimliği ile yakalandı
Olaydan 13 gün sonra, bir taksi ile Çamdibi Kamil Tunca Caddesi’ne gelen cinayet zanlısı F.B., bekçi ekipleri tarafından yakalandı. Üzerinden bir kadına ait kimlik çıkan F.B.’nin, “Ben kadınım ve sonradan erkek oldum” dediği öğrenildi. Yapılan inceleme sonrasında olayın zanlısı olduğu belirlenen F.B., gözaltına alınarak emniyete götürüldü.
Parçalanan silah otoyolda arandı
Çarşı ve Mahalle Bekçileri tarafından yakalandıktan sonra polis merkezine götürülen F.B., daha sonra parçalayarak attığı suç aletinin bulunması için keşfe götürüldü. Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından otoyolda silahın bulunması için çalışma yapılırken, atılan silaha ait parça bulunamadı.
Suç Önleme ve Soruşturma ekipleri 3 ilde aradı, bekçiler cinayet mahallinde yakaladı
Bornova Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği’nin İzmir, Manisa ve Aydın olmak üzere 3 ilde karış karış gezerek aradığı cinayet zanlısının, olayın gerçekleştiği mahallede Çarşı ve Mahalle Bekçileri tarafından yapılan uygulamada yakalanması ise dikkat çekti.
Gazetecilere polis ambargosu
Öte yandan Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği ekipleri, gazetecilerin görüntü almasını engellemek için, zanlıyı sağlık kontrolü olacağı iki hastaneden de gizlice kaçırdı. Önce Türkan Özilhan Devlet Hastanesine getirilen şüpheliyi taşıyan polis otosu, gazetecileri görünce acil kapısından dönerek Bayraklı Şehir Hastanesine yöneldi. Orada da basın mensuplarını gören polis, şüpheliyi hastanenin diğer çıkış kapılarını kullanarak görüntü alınmasını engelledi. Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliğinde evrakları tamamlanan şüpheli F.B.’nin, Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğine teslim edileceği öğrenildi. – İZMİR
]]>Başsavcılık kararın bozulmasını ve sanığın tutuklanmasını talep etti
İSTANBUL – Başakşehir’de bir sitede Eros isimli kediyi dakikalarca tekmeleyerek öldüren İbrahim Keloğlan hakkında verilen karara Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti. İtirazda, sanık hakkında verilen kararın bozulması ve sanığın tutuklanmasına yönelik karar verilmesi talep edildi.
Başakşehir’de bir sitede 1 Ocak’ta meydana gelen olayda, İbrahim Keloğlan, Eros isimli kediyi dakikalarca döverek ölmesine neden olmuştu. Sanık Keloğlan hakkında Küçükçekmece 16. Asliye Mahkemesi tarafından 1 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti. Verilen ceza iyi hal indirimi uygulanarak 1 yıl 3 aya düşürülüp hükmün açıklanması geri bırakılmıştı. Karara itirazlar üzerine yeniden yapılan yargılamada İbrahim Keloğlan hakkında ‘evcil hayvanı kasten öldürme’ suçundan 2 yıl 6 hapis cezasına hükmedilmişti. Verilen karara Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından itiraz edildi.
“Öldürmeye yönelik davranışına devam etti”
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmek üzere Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunulan dilekçede, sanık İbrahim Keloğlan’ın site sakinleri tarafından beslenip bakımı yapılan kediye asansör içerisinde tekme vurduğu ve kedinin can havliyle koridora kaçtığı kaydedildi. Dilekçede, sanığın kedinin kaçmasını engelleyecek şekilde, koridor kapılarını kapattığı ve kendisinden kaçmaya çalışan kediyi tekmelemekten vazgeçmeyerek öldürmeye yönelik davranışına devam ettiği belirtildi. Dilekçede sanık hakkında üst hadden hapis cezası verilmesi gerekirken ceza adaletine ve kamusal vicdana uygun olmayacak şekilde temel ceza tayinine gidildiği kaydedildi.
Dilekçede “Canavarca hisle, hunharca, eziyet çektirerek, yoğun kast altında işlenen eyleme yönelik üst hadden ceza verilmemesi durumunda hangi daha vahim eylem ve hadisede bu miktar ceza verileceği de anlaşılamamıştır” ifadeleri kullanıldı.
“Olayın son derece ağır ve vahim olduğuna dair bir kuşku yok”
Sanığın olayda yoğun kast altında canavarca hisle acı çektirerek eylemi gerçekleştirme biçiminde olayın son derece ağır ve vahim olduğuna dair bir kuşku olmadığı da dilekçede aktarıldı. Dilekçede, temel cezanın belirlenmesinde şikayetçi olup olunmaması ile zararın karşılanıp karşılanmamasına bakılmadığına, sanığın olay sonrasında gösterdiği kişilik özelliklerinin ölçüt olarak sayılmadığına işaret edilerek temel cezanın belirlenmesinde yanılgıya düşüldüğü aktarıldı.
Kararın bozulması ve sanığın tutuklanması talep edildi
Sanık hakkında takdiri indirim yapıldığı belirtilen dilekçede, canavarca hisle ve eziyet çektirerek eylemini gerçekleştirmesi, suçun işleniş biçimi, güttüğü amaç ve kastının yoğunluğu da dikkate alındığında cezada yetersiz gerekçe ile indirim uygulanmasının usul ve yasalara aykırı olduğu belirtildi. Toplum bilinci ve ahlakının geniş tepkisini çeken, amacı itibariyle tehlikeli ve vahşi, kötülük eylemini sergileyen, psikolojik bir güdüyle hareket eden sanığın merhametsiz ve acımasız bir şekilde, canavarca hisle ve eziyet çektirerek kediyi öldürdüğü de dilekçede kaydedildi. Dilekçede sanık hakkında verilen kararın bozulması ve bozma kararı ile birlikte sanığın tutuklanmasına yönelik karar verilmesi talep edildi.
]]>Fatih’te 31 Ocak 2024’de “Diyarbakırlı Ramazan Hoca’nın Yeri” isimli çay ocağında ‘Ramazan hoca’ olarak tanınan Ramazan Pişkin’i başkası zannettiğini öne sürdüğü ve bıçaklayarak öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan şüpheli Erkan Baykut’a (24) yönelik yürütülen soruşturma tamamlandı.
Çay ocağı içerisinden elinde bıçak olan bir erkek şahsın koşarak kaçtığını gördüğünü söyledi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, bilgi sahibi olarak ifadesi alınan İbrahim B.’nin hemen yan tarafta bulunan eczanede bulunduğu sırada bir gürültü geldiğini, kontrol etmek amacıyla eczaneden çıktığı sırada çay ocağı içerisinden elinde bıçak olan bir erkek şahsın koşarak kaçtığını gördüğünü, devamında çay ocağını kontrol ettiğinde ise Ramazan Pişkin’ in yaralanmış şekilde yerde yattığını görmesi üzerine sağlık ekiplerini haberdar ettiğini söylediği aktarıldı.
Olayda kullandığı bıçak ile yakalandığı kaydedildi
Hazırlanan iddianamede yapılan çalışmalar sonucu evi tespit edilen şüphelinin operasyonda banyo kısmında saklandığının görüldüğü, ekiplere direnmesi üzerine ise orantılı güç kullanılarak şahsın muhafaza altına alındığı, olayda kullandığı bıçak ve üst aramasında ele geçen telefona el konulduğu ve şüphelinin yapılan kimlik tespiti sonucu ‘Erkan Baykut’ olduğunun belirlendiği aktarıldı.
Pişkin’in kendisine geçmişte zarar veren kişi olduğunu zannettiği aktarıldı
Şüpheli Baykut’un ifadesine yer verilen iddianamede, Ramazan Pişkin’i tanımadığını, kendisini Saboor Muradı ismiyle tanıdığı kişi zannettiğini, Saboor Muradı isimli kişinin uyuşturucu satan, cinsel istismarda bulunan biri olduğunu, 2021 yılı itibariyle Saboor Muradı isimli şahsı görmediğini ancak Ramazan Pişkin’i bu kişi olarak bildiğini söylediği aktarıldı. Şüphelinin ayrıca, Ramazan Pişkin’ i ilk kez 2021 yılı ortalarında sosyal medyadan gördüğünü, olaydan 2 ay kadar önce babasının iş yerine 5 dakika mesafede Ramazan Hoca’ nın Yeri isimli iş yerinde gördüğünü, yanına gidip kendisiyle konuştuğunda kendisini ilk başta iyi bir hoca olarak gördüğünü, ancak sohbetin devamında bu şahsın aslında Saboor Muradı olduğunu anladığını, bunun üzerine Saboor Muradı’ nın kendisine geçmişte verdiği zararları hatırladığını söylediği kaydedildi.
Niyetinin taş atmak olduğu ve kendinden geçtiğini söylediği belirtildi
Şüpheli Baykut’un ifadesinin devamında ayrıca, olay günü Kasımpaşa’ da ki evinden çıkarak Ramazan Pişkin’in iş yerine gittiğini, niyetinin kendisine taş atıp yaralamak olduğunu, çay ocağına girince tek başına sandalyede oturan Ramazan Pişkin’ in ayağa kalktığını, kendisinin Saboor Muradı olduğunu hissetmesiyle kendisinden geçerek taş fırlattığını, bunun üzerine Ramazan Pişkin’ in üstüne gelmesiyle kendisine zarar verebileceği düşüncesiyle bıçak çekerek kendisini yaraladığını ve olay yerinden kaçtığını söylediği belirtildi. İddianamede ayrıca, ölen Ramazan Pişkin’in kardeşi Mehmet Pişkin’ in şikayetçi olduğu da belirtildi.
Müebbet hapis talebi
Hazırlanan iddianamede şüpheli Erkan Baykut’un ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Şüphelinin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. – İSTANBUL
]]>Yanan binanın camlarından atlayarak büyük şans eseri ölümden kurtulan bina sakinleri, AA muhabirine yaşananları anlattı, kundaklamanın tüm detaylarıyla aydınlatılmasını istedi.
Binanın birinci katında oturan Ali Mirka, alevlerin binayı sarmasıyla kuzeni ile camdan atladıklarını, kendisinin çenesinden hafif yaralandığını ancak kuzeninin kuyruk sokumu kırıldığı için tedavi altında olduğunu söyledi.
O gece yaşadıklarını anlatan Mirka, “İçeriye bir duman kokusu geldi. O esnada yangın dedektörü ötmeye başladı. Biz kapıyı açar açmaz ateş zaten üzerimize geldi dumanıyla beraber, o panikle arka taraftan kendimizi attık. Caddeye inip insanlara haber vermeye çalıştık. O esnada zaten can pazarı yaşanıyordu. İnsanların çığlıkları hala aklımızdan çıkmıyor.” dedi.
Camdan arabanın üzerine 3. kattan atlayan ve yoğun bakımda olan arkadaşıyla yangından 1-2 saat önce sohbet ettiklerini anlatan Mirka, “Güzel şeylerden bahsediyorduk, sonra bu acı hadise yaşandı. Faillerin bulunmasını istiyoruz sadece.” diye konuştu.
Bina sakinlerinden Lokman Akman da o gece yaşadıklarına ilişkin şunları kaydetti:
“O gece duman dedektörü biraz geç uyardı ama bir koku vardı. Biz kapıyı açtığımızda dumanlar üzerimize üzerimize geldi. Önden atlamayı planladık ama yüksek gördüğümüz için arkaya gittik. Kararımızı değiştiremeden duman içeri sardı, alevler geliyordu, atladık. Benim çenem yarıldı, kuzenimin kuyruk sokumu kırıldı. Arkadaşımızın da ayağı yaralandı, şu an ameliyata girecek. Arabanın üzerine atlayan arkadaşımız yoğun bakımda. Bebeği ile şu an hayattalar, onlara sağlık diliyorum, ölenler için başsağlığı diliyorum.”
Akman, “Yetkililerden isteğim kesinlikle bu kundaklama olayının çözülmesi. Bu olayda ikisi çocuk 4 insan öldü. Sadece üzülmekten başka elimizden bir şey gelmiyor.” dedi.
Saffet Öztürk de “İlk başta ön camdan atlamaya çalıştım. Yangın yeni başlamıştı henüz itfaiye yoktu. Arka tarafa banyoya koştum, oradan yandaki binanın balkonuna atlayarak kendimi kurtardım. Uykudaydım, dumanın etkisiyle, çok hafif de alarm çaldı ondan uyandım.” ifadelerini kullandı.
Olayın aydınlatılmasını istiyorlar
Solingen Wald Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Eyüp Sultan Camisi Dernek Başkanı Ruhan Canol ise bulundukları şehirde ikinci kez kundaklama olayının yaşanmasından dolayı çok üzgün olduklarını belirtti.
Canol, şunları kaydetti:
“Solingen’de biz 1993 yılında da aynı şeyi yaşadık. Yine aynı şekilde 31 yıl sonra Solingen şehrinin isminin anılması çok üzücü bir şey. Burada kısa süre içinde gelişen yangında 4 kişi can verdi. Çok üzücü, bunlar bizim vatandaşımız, kendi insanımız, hiçbir şey olmasa insan bunlar, iki çocuk, iki büyük insan. Elbette bizler sivil toplum kuruluşu olarak bu tür olayların kısa süre içinde aydınlatılması ve bir daha böyle olayların vuku bulmamasını istiyoruz. Bizler, Solingen’de yaşıyoruz ve burada ikinci kez böyle bir olay oluyor. Bu tür olaylar karşısında hem cami hem Türk toplumu olarak çok üzülüyoruz ve korku içinde yaşıyoruz.”
Olay
Almanya’nın Solingen kentinin Höhscheid semtindeki 4 katlı binada çıkan yangında aynı aileden 2’si çocuk olmak üzere Türk asıllı Bulgaristan vatandaşı 4 kişi hayatını kaybetmiş, 2’si ağır 9 kişi de yaralanmıştı.
Wuppertal Savcılığınca yapılan açıklamada, incelemenin ardından hazırlanan ön raporda, yangının kundaklama sonucu çıktığı belirtilmişti.
Bilirkişi raporuna göre, 24 Mart’ı 25 Mart’a bağlayan gece meydana gelen yangının, eski binanın merdiven boşluğunda başladığı ve “baca etkisi”yle 5 dakika içinde çatıya sıçradığı ifade edilmişti.
Ahşap merdiven boşluğunda bazı kalıntıların bulunduğu, bu kanıtlara göre yangının kasten kundaklama sonucu çıkarıldığı sonucuna varıldığı kaydedilmişti.
Wuppertal Savcısı Heribert Kaune-Gebhardt, yaptığı açıklamada, ellerinde olayla ilgili “yabancı düşmanlığı saiki olduğunu gösteren” bir kanıt bulunmadığını belirtmişti.
Solingen faciası
Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki Solingen kentinde 29 Mayıs 1993’te Genç ailesinin Untere Werner Caddesi’ndeki evleri kundaklanmış, saldırıda Gürsün İnce (28), Hatice Genç (19), Gülüstan Öztürk (12), Hülya (9) ve Saime Genç (5) hayatını kaybetmişti.
Yakalanan failler Markus Gartmann, Felix Köhnen, Christian Reher ve Christian Buchholz, hapis cezalarını çektikten sonra tahliye edildi. Kimlikleri gizli tutulan saldırganlar, yaşamlarını Almanya’da sürdürüyor.
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Cerrahpaşa Mahallesi Kocamustafapaşa Caddesi’nde çay ocağı işleten Pişkin’in, 31 Ocak’ta iş yerinde uğradığı bıçaklı saldırıda öldürülmesine ilişkin tutuklanan Erkan Baykut hakkında yürüttüğü soruşturmayı tamamladı.
Soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede, olay günü polise kesici ve delici alet yaralaması olduğu yönünde ihbar yapılması üzerine “Diyarbakırlı Ramazan Hoca’nın Yeri” isimli iş yerine gidildiğinde, Pişkin’in bıçakla yaralandığı ve hastaneye kaldırıldığı bilgisi alındığı belirtildi.
Bu kapsamda soruşturma işlemlerine başlandığı aktarılan iddianamede, Pişkin’in kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği kaydedildi.
İddianamede, konuya ilişkin “bilgi sahibi” sıfatıyla ifadesi alınan İbrahim Baştürk’ün beyanına yer verildi.
Baştürk, olay yerinin yan tarafında bulunan eczanede saat 13.40 saatlerinde Diyarbakırlı Ramazan Hoca isimli iş yerinden gürültü geldiğini, kendisinin sesleri kontrol etmek için buraya gittiği sırada çay ocağının içinden elinde bıçak olan erkek şahsın koşarak kaçtığını gördüğünü belirtti.
İddianamede, incelenen güvenlik kamerası görüntülerine göre olay yerinden kaçan sanık Erkan Baykut’un toplu taşıma aracı kullanarak Beyoğlu’ndaki ikametine gittiği, adrese giden polis ekiplerinin sanığı evinin banyosunda saklanırken yakaladığı kaydedildi.
Sanık ifadesinde Pişkin’i Afgan uyruklu bir kişi sandığını ileri sürdü
İddianamede, sanık Baykut’un polis merkezinde alınan ifadesinde, maktul Pişkin’i tanımadığını, Saboor Muradı ismiyle tanıdığı kişi zannettiğini, bu kişinin de uyuşturucu satan, cinsel istismarda bulunan biri olduğunu ileri sürdü.
Muradı’nın 2017’de babasının yanında herhangi bir resmiyet olmadan çalışan kişi olduğunu belirten sanık Baykut, bu süre zarfında Muradı’nın Zeytinburnu’nda bir adreste kardeşleri ve Afgan uyruklu başka şahıslarla birlikte yaşadığını kaydetti.
Sanık Baykut, kendisinin de babasının yanına çalışmaya gittiği için bu kişilerle tanıştığını, bu şahısların kendisini evlerinde ağırladıklarını ve uyuşturucu verdiklerini iddia etti.
Bu kişilerin bir akşam yine uyuşturucu verdiklerinde uyanıp kendine geldiğinde karşısında “Deccal” olarak tanımladıkları insan görünümünde bir varlık ile kendisini yüzleştirdiklerini ileri süren Baykut, bu sırada masada bir adet bıçak bulunduğunu, bıçağın ucunun kendisine baktığını, bundan dolayı bu kişilerin kendisine bilinci yerinde değilken kötülük yaptığını düşündüğünü savundu.
Sanık Baykut, bu kişilerin yanında uyuduğu zamanların sonrasında kendi bedeninde birtakım farklılıklar gördüğünü, şahısların kendisini uyutup cinsel saldırıda bulunduklarını anladığını iddia ederek, bu durumu anladıktan sonra bu kişilerden uzaklaştığını, ancak bu olayları ailesi ya da adli makamlarla paylaşmadığını söyledi.
Ramazan Pişkin’i ilk kez sosyal medyada görmüş
Bu kişilerin rüyalarına girip kendisini yanlarına çekmeye çalıştıklarını savunan sanık Baykut, bu sürecin kendisini Kur’an-ı Kerim’e verip inancını güçlendirmesiyle son bulduğunu, bu şahıslarla yakınlığının ise 2017’den 2021’e kadar sürdüğünü anlattı.
Baykut, 2021’den itibaren Muradı isimli şahsı görmediğini ancak Ramazan Pişkin’i bu kişi olarak bildiğini, Pişkin’i de ilk kez 2021’de sosyal medyadan gördüğünü söyledi.
Olaydan iki ay önce Pişkin’i Ramazan Hocanın Yeri isimli iş yerinde gördüğünü ve yanına gidip konuştuğunda ilk başta iyi bir hoca olarak düşündüğünü aktaran Baykut, ancak sohbetin devamında bu şahsın aslında Saboor Muradı olduğunu anladığını savundu.
Baykut, bunun üzerine Muradı’nın kendisine geçmişte verdiği zararları hatırladığını kaydederek, olay günü Kasımpaşa’daki evinden çıkarak maktulün iş yerine gittiğini, niyetinin Pişkin’e taş atıp yaralamak olduğunu belirtti.
İş yerine geldiğinde tek başına sandalyede oturan Pişkin’in ayağa kalktığını belirten Baykut, Pişkin’in, Muradı olduğunu hissetmesiyle kendinden geçerek taş fırlattığını, maktulün üzerine gelmesiyle kendisine zarar verebileceğini düşünerek bıçakla yaraladığını ve olay yerinden kaçtığını anlattı.
Pişkin’in kardeşi sanıktan şikayetçi oldu
İddianamede, toplanan deliller ışığında sanık Baykut’un üzerine atılı suçu işlediği yönünde hakkında kamu davası açmaya yeterli şüphe bulunduğu belirtildi.
Maktulün kardeşi Mehmet Pişkin’in sanıktan şikayetçi olduğu aktarılan iddianamede, sanık Baykut’un “kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması talep edildi.
Hazırlanan iddianame, değerlendirilmek üzere gönderildiği İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Sanık ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkacak.
]]>Beşiktaş Dolmabahçe Caddesi üzerinde geçtiğimiz hafta Pazartesi günü saat 02.10 sıralarında yaşanan kazada, Kuruçeşme’de garson olarak çalıştığı ünlü bir restorandan çıkan 25 yaşındaki Semanur Hacıoğlu, 34 GDU 632 plakalı motosikletine binerek yola koyulmuştu. Genç kız Dolmabahçe istikametine seyrettiği esnada 17 ST 964 plakalı hafif ticari araca yandan çarpmıştı. Çarpmanın etkisiyle motosiklet sürücüsü Hacıoğlu yola savrulmuştu. Kazayı gören çevredeki vatandaşlar bir yandan yardıma koşarken bir yandan durumu polis ve sağlık ekiplerine bildirmişti. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri yolda güvenlik önlemi alırken, sağlık ekipleri de yerde yatan yaralıya müdahalede bulunmuştu.
Genç kız hastanede yaşam savaşı veriyor
İlk müdahalenin ardından ağır yaralı Hacıoğlu, ambulansla Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alınmıştı. Hastaneye kaldırılan Hacıoğlu’nun durumunun ağır olduğu ve entübe edildiği öğrenilmişti. Olayla ilgili çalışma başlatan Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü polisleri, kazaya neden olan hafif ticari aracın sürücüsü Alpay Ö.’yü (47) gözaltına alarak polis merkezine götürmüştü. Burada ifadesi alınan ve “taksirle yaralama” suçundan adli işlemi yapılan Alpay Ö. adliyeye sevk edilmişti.
Sürücü adli kontrolle serbest bırakıldı
Mahkemeye çıkartılan sürücü Alpay Ö.’nün yurtdışına çıkış yasağı konularak adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı ortaya çıkmıştı. Yaşanan kaza anı ise güvenlik kameralarına saniye saniye yansımıştı. Görüntülerde hafif ticari araç yasak yerden “U” dönüşü yaptığı esnada motosikletli genç kız araca yandan çarpıyor. Çarpmanın etkisiyle kız yere düşerken araç sürücüsü ise birkaç metre ilerleyip duruyor. Bir taksi sürücüsü ise durup araçtan iniyor.
“Kendisi hiçbir pişmanlık hissiyatı yaşamadı, ailesini ve bizleri arayıp özür dilemedi”
Öte yandan olayla ilgili konuşan genç kızın sözlüsü Mustafa Subaşı, “Semanur motosikletle sol şeritte seyir halindeyken hafif ticari aracın, en sağ şeritten yasak olmasına rağmen ‘u’ dönüşü yaparak bir anda geçmesiyle kaza gerçekleşti. Semanur acil bir şekilde hastaneye götürüldü. Şahıs kesinlikle araçtan hiçbir şekilde inmeyip daha sonra da hastaneye gelip yardımda bulunmadı. Kendisi hiçbir pişmanlık hissiyatı yaşamamıştır. Hiçbir şekilde ailesini ve bizleri arayıp özür dilemedi. Şikayette bulunduk, olay görüntülerini aldık ama hiçbir sonuç alamadık. Kendisine denetimli serbestlik ve yurtdışı yasağı konuldu. Söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Demek ki biz birine zarar vermek isteyeceğimiz zaman bu kişiyi araçla onun üstüne kırarak, canını hiçe sayarak bunu yapabiliriz. Sonrasında da elimizi kolumuzu sallayarak dışarıda gezebiliriz. Ben bundan bunu çıkartıyorum” dedi.
“9 gündür kendisini yoğun bakımda, bilinci kapalı şekilde entübe edildi”
Subaşı, “9 gündür kendisini yoğun bakımda, bilinci kapalı şekilde entübe edildi. Olayın tekrardan savcılığa gitmesini, kamera görüntülerinin izlenmesini istiyoruz. Her şey zaten apaçık ortadadır. Şahsın dışarıda birine tekrar zarar vermesinin önlenmesini istiyoruz. Semanur için adalet istiyoruz. Olayın yerinde kız arkadaşım canıyla cebelleşirken bazı kendini bilmez dışarıdaki insanlar cebine girip telefonunu çalmaya yeltenip, sonucunda başarılı da oldular. Olayı esnasında telefonunu da çalmışlar. Beni bir telefoncu aradı böyle bir telefonu satmaya geldiler diye bahsetti” diye konuştu.
Subaşı, sözlüsünün parmağındaki söz yüzüğünü kendi boynuna asıp uyanmasını bekliyor. – İSTANBUL
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında hazırlanan iddianamede, Meryem Ç’nin annesi Nuray A, babası Ağcabal A. ve erkek kardeşi Emre A. müşteki olarak yer aldı.
İddianamede, 22 Ağustos’ta Kartaltepe Mahallesi, Ankara Caddesi’nde bulunan bir ikametten 5-6 el silah sesi geldiği, bir kadının vurulduğu ve küçük çocuğun camda ağladığı ihbarı üzerine polis ekiplerinin olay yerine geçtiği anlatıldı. Polis ekiplerinin kapısı açık olan dairenin balkonunda Meryem Ç’yi bilinci kapalı bir şeklide bulduğu, yaralı kadının kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği belirtildi.
Çakmakla oğlunun dilini ve elini yakmış
Olay yeri inceleme raporuna göre Meryem Ç. ile eşi Şeyhmus Ç. arasında bilinmeyen bir nedenden dolayı tartışma çıktığı aktarılan iddianamede, Şeyhmus Ç’nin eşini ateşli silahla ağır şekilde yaraladıktan sonra firar ettiği ifade edildi.
Adli Tıp Kurumu raporlarına da yer verilen iddianamede, müştekilerin avukatları Hüseyin Ersöz ve Buse Şahin tarafından savcılığa delil mahiyetinde ses kayıtları sunulduğu, bu kayıtlara ilişkin Jandarma Kriminal Lavoratuvar Müdürlüğünce rapor hazırlandığı bildirildi. Ses kayıtlarında, şüphelinin çakmakla oğlunun dilini ve elini yaktığı belirlendi.
Tehdit sonucu boşanmaktan vazgeçti
İddianamede, Meryem Ç’nin daha önce şüpheli eşi Şeyhmus Ç. hakkında tehdit, hakaret ve yaralama eksenli şikayetlerinin ve uzaklaştırma kararlarının bulunduğu ancak olay tarihinde şüpheli hakkında aktif herhangi bir tedbir kararının olmadığı bilgisine de yer verildi.
Meryem Ç’nin babası Ağcabal A, iddianamede yer bulan ifadesinde, şüphelinin birkaç defa satırla kovaladığı kızına şiddet uyguladığını öğrendiğini belirterek, bir gün kızının eve gelerek bu durumu anlattığı ve şikayette bulunduğunu aktardı.
Baba Ağcabal A, eşinden boşanma kararı alan kızının kendileriyle beraber yaşamaya başladığı, ancak şüphelinin tehdit ederek ailesine zarar vereceğini söylemesi üzerine kızının şikayetinden ve boşanmaktan vazgeçtiği beyanında da bulundu.
Müşteki anne Nuray A. ise, kızının eşiyle problemleri olduğunu, misafirliğe geldiklerinde en ufak konularda bile aralarında tartışma çıktığını dile getirdi.
Kızının bir keresinde darbedildiği için yanlarına geldiği bilgisini de veren Nuray A, kızının birkaç defa şüpheli hakkında uzaklaştırma kararı aldırmasına rağmen baskıyla daha sonra şikayetinden vazgeçtiğini ifade etti.
Müşteki Emre A. da evde yaşanan olaylardan dolayı çiftin çocukları Y.Ç’yi psikoloğa götürdüklerini, çocuğun şu an kendileriyle birlikte yaşadığını bildirdi.
Çocuğun tanıklık ifadesi
İddianamede, Y.Ç’nin tanık olarak alınan ifadesine de yer verildi.
Y.Ç. ifadesinde, olay günü kendi odasında bulunduğu esnada anne ve babasının bağırma seslerini duyduğunu, kısa süre sonra da silah sesleri duyduğunu, odadan çıktığında babasını elinde sigara ve tabanca ile gördüğünü aktardı.
Babasının kendisini görünce silahı ve telefonu bırakıp evden koşarak ayrıldığını, giderken de kendisini odasına geçmesi için azarladığını söyleyen Y.Ç, odasının kapısını alttan ve üstten kilitleyip ambulansı aradığını fakat telefondakilerin kendisini ciddiye almadığını, bunun üzerine karşı komşuya geçtiğini ve onların olayı ambulansa ve polise haber verdiklerini anlattı.
Y.Ç, babasından çok fazla şiddet gördüğünü de sözlerine ekledi.
Pişmanlık savunması
Zanlı Şeyhmus Ç. ise iddianamede yer alan ifadesinde, kaçarak ve severek evlendiklerini belirterek, ilk başlarda her şeyin güzel olduğunu fakat daha sonra eşinin karakterinde değişiklikler meydana geldiğini ileri sürdü.
Olay günü boşanmak istediğini söyleyen eşiyle tartışma sırasında kendisini kaybettiğini ifade eden Şeyhmus Ç, silahı almak için yatak odasına doğru yöneldiğini, bu esnada eşinin mutfaktaki bıçak çekmecesine doğru hamle yaptığını ancak kendisinin çekmeceye vurarak buna engel olduğunu, önce yere doğru bir-iki el ateş ettiğini, sonrasını hatırlamadığını iddia etti.
Olayın şokuyla ne yapacağını ve nereye gideceğini bilemediğini, birkaç günü sokaklarda geçirdikten sonra teslim olmaya karar verdiğini belirten Şeyhmus Ç, hem kendi hayatını hem çocuğunun hayatını mahvettiğini ve çok pişman olduğunu dile getirdi.
“Haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını gerektiren delil yok”
İddianamede, Şeyhmus Ç’nin 15 yıllık eşi Meryem Ç’ye en az 5 el ateş etmek suretiyle eşinin ölmesine sebebiyet verdiği belirtilerek, adli tıp raporuna göre yakından ateş eden şüphelinin öldürme kastıyla hareket ettiğinin anlaşıldığı kaydedildi.
İddianamede, “Şüphelinin maktule ve müşterek çocuklarına evlilik içerisinde şiddet uyguladığı, bu kapsamda şüpheli hakkında olay tarihinde olmasa bile daha öncesinde uzaklaştırma kararlarının bulunduğu, bu nedenle şüphelinin soyut beyanı dışında hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını gerektiren herhangi bir delil bulunmadığı anlaşılmıştır.” denildi.
Şüphelinin suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilemeyeceği belirtilen iddianamede, bu kişinin “hem eşe hem kadına karşı nitelikli olarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “ruhsatsız silah bulundurma suçundan” ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
İddianameyi kabul eden İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde şüphelinin yargılanmasına 3 Nisan’da başlanacak.
]]>Avukat Canik: “Köpekte tasma ve ağızlık olsaydı böyle bir olay meydana gelmezdi”
İZMİR – Sosyal medya fenomeni Banu Parlak’ın ‘Drago’ isimli köpeği, komşularının köpeğine saldırarak öldürmüş ve dehşet anları cep telefonu kamerasına yansımıştı. Konuyla ilgili açıklama yapan aile avukatı Sevde Canik, “Elde edeceğimiz bütün tazminatı sokak hayvanlarına bağışlayacağız” dedi.
Edinilen bilgilere göre olay geçtiğimiz pazar günü öğle saatlerinde Beylikdüzü Marmara Mahallesi’nde bulunan lüks sitede yaşandı. Yasemin Kılıç ve annesi köpekleri Leo’yu site içerisinde gezdirdikten bir süre sonra eve döndüğü esnada komşuları Banu Parlak ile karşılaştı. Bu sırada Banu Parlak’ın elinden kurtulan Drago isimli köpeği, Leo’ya saldırarak parçaladı. Site sakinleri köpekleri güçlükle ayırmaya çalıştı. Leo’yu ağır yaralayan Banu Parlak’ın köpeği Drago, Yasemin Kılıç’ın da kolunu çizdi. Olay sonrası veterinere götürülen Leo isimli köpek, öldü. Köpeklerinin ölüm haberiyle adeta yıkılan Kılıç ailesi, komşuları Banu Parlak ile tartıştı. İddiaya göre Banu Parlak’ın yanına çağırdığı kişiler, Kılıç ailesi mensuplarına saldırdı.
Olayla ilişkin açıklamalarda bulunan köpeği ölen kişilerin Avukatı Sevde Canik “Olayla ilgili müvekkillerim şikayetçi oldu. Aynı zamanda biz de tazminat davası açacağız. Bu tazminat davası neticesinde de elde edeceğimiz bütün tazminatı ve benim avukatlık ücretimi sokak hayvanlarına bağışlayacağız. Bakanlığın yayınladığı bir genelge var. Bu genelgeye göre saldırgan ve tehlikeli cins olarak geçen köpeklerin tasmasız ve ağızlıksız dolaştırılması tamamen yasak. Bu konuda idari para cezası yaptırımı var. Devam etmesi halinde de köpeğin elinden alınması ve barınağa yerleştirilmesi yaptırımı var. Karşı tarafın iddia ettiği üzere ‘köpeğinin bu sayılan ırklara girmediğini’ söylüyor. Fakat biz bunu mahkeme aşamasına tekrar hangi ırk olduğunun tespiti için başvurumuzu yapacağız. Çünkü melez olsa da yine yasaklı ırklar arasına girebiliyor. Eğer genelgede sayılan yasaklı ırklar arasında değilse dahi burada yine de buna dikkat edilmesi gerektiği çok aşikar. Çünkü kendisinin söylemine göre 65 kilo, çok büyük, bir insan boyunda olan bir köpekten bahsediyoruz. Sitede çocuklar var, köpekler var. Onların arasına tasmasız ve hazırlıksız yine de çıkarılmaması gerekiyordu. Bunun için illa genelgede sayılmasına da gerek yok. Bunun bir tehlike arz ettiğini kendisi de bir hayvan bakıcısı olarak anlayabilir” diye konuştu.
“Müvekkillerim tehdit edildiklerini söylüyor”
Müvekkillerinin kendilerini güvende hissetmediğini vurgulayan Canik, şunları kaydetti:
“Müvekkillerim tehdit edildiklerini ve evlerinin önüne karşı tarafın korumalar getirdiğini söylüyor. Hatta müvekkilimin üzerine saldıran bir kişi de var aynı zamanda. Bunlarla alakalı da yine şikayetçi olduk. Uzaklaştırma kararı talep ettik.”
Avukat Canik, ayrıca büyük ırk köpeklerin sahiplendirmelerinde ve satışlarında kişilere, bu cins köpeklerin kesinlikle tasmasız dolaştırılmaması gerektiğinin, insanlara aşina olmadığının ve herkesi sahibine saldırı olarak anlayabileceğinin söylendiğini belirtti.
“Ağızlıksız ve tasmasız dolaştırılan köpeklerin sahiplerine ağır yaptırım uygulansın”
“Köpekte tasma ve ağızlık olmuş olsaydı böyle bir olay meydana gelmezdi” diyen Canik, sözlerine şunları da ekledi:
“Müvekkillerim gerçekten çok üzüldüler, çok yıprandılar. Bu konudan bahsedemiyorlar bile. Hemen gözyaşlarına boğuluyorlar. Dün müvekkilimle konuşurken kendisi de ‘benim 4 çocuğum vardı, artık 3 çocuğum var’ dedi. Benim 2021 senesinde çok benzer bir davam olmuştu. O davamda da yine bir ‘pitbull’ cinsi köpek, küçük cins bir ırka saldırıp öldürmüştü. Bu davamızda da artık Leo’yu hiçbir şey geri getirmeyecek. Fakat en azından isteğimiz şu; Genelgede yeniden bir güncelleme yapılarak ağızlıksız ve tasmasız bir şekilde dolaştırılan köpeklerin sahiplerine, ciddi bir yaptırım uygulanması, bir hapis cezası uygulanması. Kişinin sadece bir para cezasıyla kurtulabilmesi, toplumda hiçbir caydırıcılık oluşturmuyor ne yazık ki. Her geçen gün bu tarz olaylar olmaya devam ediyor”
]]>Edinilen bilgilere göre olay geçtiğimiz pazar günü öğle saatlerinde Beylikdüzü Marmara Mahallesi’nde bulunan lüks sitede yaşandı. Yasemin Kılıç ve annesi köpekleri Leo’yu site içerisinde gezdirdikten bir süre sonra eve döndüğü esnada komşuları Banu Parlak ile karşılaştı. Bu sırada Banu Parlak’ın elinden kurtulan Drago isimli köpeği, Leo’ya saldırarak parçaladı. Site sakinleri köpekleri güçlükle ayırmaya çalıştı. Leo’yu ağır yaralayan Banu Parlak’ın köpeği Drago, Yasemin Kılıç’ın da kolunu çizdi. Olay sonrası veterinere götürülen Leo isimli köpek, öldü. Köpeklerinin ölüm haberiyle adeta yıkılan Kılıç ailesi, komşuları Banu Parlak ile tartıştı. İddiaya göre Banu Parlak’ın yanına çağırdığı kişiler, Kılıç ailesi mensuplarına saldırdı.
Olayla ilişkin açıklamalarda bulunan köpeği ölen kişilerin Avukatı Sevde Canik “Olayla ilgili müvekkillerim şikayetçi oldu. Aynı zamanda biz de tazminat davası açacağız. Bu tazminat davası neticesinde de elde edeceğimiz bütün tazminatı ve benim avukatlık ücretimi sokak hayvanlarına bağışlayacağız. Bakanlığın yayınladığı bir genelge var. Bu genelgeye göre saldırgan ve tehlikeli cins olarak geçen köpeklerin tasmasız ve ağızlıksız dolaştırılması tamamen yasak. Bu konuda idari para cezası yaptırımı var. Devam etmesi halinde de köpeğin elinden alınması ve barınağa yerleştirilmesi yaptırımı var. Karşı tarafın iddia ettiği üzere ‘köpeğinin bu sayılan ırklara girmediğini’ söylüyor. Fakat biz bunu mahkeme aşamasına tekrar hangi ırk olduğunun tespiti için başvurumuzu yapacağız. Çünkü melez olsa da yine yasaklı ırklar arasına girebiliyor. Eğer genelgede sayılan yasaklı ırklar arasında değilse dahi burada yine de buna dikkat edilmesi gerektiği çok aşikar. Çünkü kendisinin söylemine göre 65 kilo, çok büyük, bir insan boyunda olan bir köpekten bahsediyoruz. Sitede çocuklar var, köpekler var. Onların arasına tasmasız ve hazırlıksız yine de çıkarılmaması gerekiyordu. Bunun için illa genelgede sayılmasına da gerek yok. Bunun bir tehlike arz ettiğini kendisi de bir hayvan bakıcısı olarak anlayabilir” diye konuştu.
“Müvekkillerim tehdit edildiklerini söylüyor”
Müvekkillerinin kendilerini güvende hissetmediğini vurgulayan Canik, şunları kaydetti:
“Müvekkillerim tehdit edildiklerini ve evlerinin önüne karşı tarafın korumalar getirdiğini söylüyor. Hatta müvekkilimin üzerine saldıran bir kişi de var aynı zamanda. Bunlarla alakalı da yine şikayetçi olduk. Uzaklaştırma kararı talep ettik.”
Avukat Canik, ayrıca büyük ırk köpeklerin sahiplendirmelerinde ve satışlarında kişilere, bu cins köpeklerin kesinlikle tasmasız dolaştırılmaması gerektiğinin, insanlara aşina olmadığının ve herkesi sahibine saldırı olarak anlayabileceğinin söylendiğini belirtti.
“Ağızlıksız ve tasmasız dolaştırılan köpeklerin sahiplerine ağır yaptırım uygulansın”
“Köpekte tasma ve ağızlık olmuş olsaydı böyle bir olay meydana gelmezdi” diyen Canik, sözlerine şunları da ekledi:
“Müvekkillerim gerçekten çok üzüldüler, çok yıprandılar. Bu konudan bahsedemiyorlar bile. Hemen gözyaşlarına boğuluyorlar. Dün müvekkilimle konuşurken kendisi de ‘benim 4 çocuğum vardı, artık 3 çocuğum var’ dedi. Benim 2021 senesinde çok benzer bir davam olmuştu. O davamda da yine bir ‘pitbull’ cinsi köpek, küçük cins bir ırka saldırıp öldürmüştü. Bu davamızda da artık Leo’yu hiçbir şey geri getirmeyecek. Fakat en azından isteğimiz şu; Genelgede yeniden bir güncelleme yapılarak ağızlıksız ve tasmasız bir şekilde dolaştırılan köpeklerin sahiplerine, ciddi bir yaptırım uygulanması, bir hapis cezası uygulanması. Kişinin sadece bir para cezasıyla kurtulabilmesi, toplumda hiçbir caydırıcılık oluşturmuyor ne yazık ki. Her geçen gün bu tarz olaylar olmaya devam ediyor” – İZMİR
]]>Lise 3. sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Emirhan Erdönmez, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı Bayrampaşa Hidayet Türkoğlu Spor Kompleksi’nde 4 Temmuz 2023 tarihinde girdiği yüzme havuzunda boğularak hayatını kaybetmişti. Emirhan Erdönmez ablası Ayşen Erdönmez, sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı. Erdönmez paylaşımında, “Seni her gün çok, daha çok özlüyorum. Bugün yokluğunun 263’üncü günü. Bu fotoğraftaki benim kardeşim, Emirhan. Hayata heyecanla bağlı, sporcu, başarılı bir çocuktu. İhmaller sonucu kardeşim bizden koparıldığında henüz 17 yaşında, Pertevniyal Lisesi 3. sınıfta okuyan hayatının baharında, hayalleri, hedefleri olan biriydi. 4 Temmuz 2023 günü bir arkadaşı ile birlikte gitmiş olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Bayrampaşa Hidayet Türkoğlu Spor Kompleksi’nde bulunan ve derinliği 4,35 m olan yönetmelik gereği de sadece profesyonel yüzücülerin kullanımına açık olması gereken Olimpik Atlama Havuzunda ihmaller zinciri sonucunda boğularak, 3 gün süren yaşam mücadelesinin ardından gencecik yaşta hayata veda etti” dedi.
Kimsenin sorumluluk almadığını belirten Erdönmez, “Birkaç gün önce çıkan bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi, kardeşim Emirhan 18 yaşından küçük olmasından dolayı ailesinin muvafakati alınması gerektiği halde muvafakati alınmadan usulsüz olarak spor kompleksine kaydı yapılmamış olsaydı. Yönetmelik gereği sadece profesyonel sporcuların kullanımına açık olması gereken ve derinliği 4,35 m olan bu havuz yüzmeye gelen diğer vatandaşların kullanımına kapalı veya en azından bir uyarı levhası olsaydı. Bu ve benzeri muhtemel olaylara müdahale etmek üzere spor kompleksinde daha önce görevlendirilmiş olan sağlık ekibi ve ambulansın buradaki görevine olaydan önce son verilmemiş olsaydı. Biri Olimpik Atlama Havuzu olmak üzere yan yan bulunan 2 adet havuzda, sadece 1 eğitmen değil, yine yönetmelik gereği ‘derinlik fark etmeksizin asgari her bir havuz için ayrı bir cankurtaran bulundurulur’ şeklindeki talimata aykırı hareket edilmeyerek gerekli teçhizata sahip her bir havuz için ayrı ayrı birer cankurtaran görevlendirilmiş olsaydı. Boğulma olayında kardeşimin suyun dibinde nefessiz, hareketsiz tam olarak ne kadar kaldığını bilen yok, suyun dibinde sırt üstü yattığının fark edilmesiyle kurtarması için haber verilen ve olay sonrası ‘cankurtaran’ olmadığı halde bu görevi yerine getirmek üzere görevlendirildiği anlaşılan görevlinin de diğer havuzun en uzak noktasında değil, yerinde (gözetleme kulesinde) daha duyarlı görevini yapıyor ve boğulma olayını ilk anında fark ederek müdahalesini daha erken yapmış olsaydı” diye konuştu.
“Giden bir can ve kardeşimin canı”
Erdönmez, paylaşıma şu sözlerle devam etti:
“Ambulans gelene kadar geçen yaklaşık 20 dakika süre içerisinde yapılan ilk müdahale esnasında, yüzmeye gelen diğer vatandaşlardan ‘aranızda doktor var mı’ diye sorularak medet umulmadan, ilk yardım kursunu almış, gerekli teçhizata sahip uzman kişiler tarafından müdahalesi yapılmış olsaydı. Olay sonrası çağrılan ambulans 20 dakika sonra değil de daha erken süre içerisinde gelmiş olsaydı, zira Emirhan’ın kaldırıldığı hastane tesise sadece 600 metre, yürüyerek götürülse bile daha hızlı müdahale edilirdi, şu an aramızda olabilirdi. Sözün özü, tesiste cankurtaran değil, lisansı bitmiş bir eğitmen var ve orada bulunan yüzücülerden olası bir boğulma halinde bu kişilerden medet umması bekleniyor. Orada yönetmelik gereği bulunması gereken ekipmanları ve sağlık görevlileri saymıyorum bile. Yani biri boğulma tehlikesi geçirirse kendi imkanlarıyla çıkması bekleniyor tesis tarafından. Sorumlulara gelince tesis müdürü, müdür yardımcısı, yöneticisi her kimse, kimse bu sorumluluğun altına imza atmıyor, istifa edenler işten çıkarılanlar. Herkes bir şekilde kurtulma derdinde. Ama giden bir can ve kardeşimin canı. Sonuç ne olursa olsun hiçbir şey kardeşimi geri getiremez, bunun farkındayım. Ama insan bu şekilde yaşayamıyor. Bu olayın bir daha başka aileler için yaşanmayacağının garantisini verebilecek misiniz? Bizler aile olarak bu büyük acıyı yaşadık yaşamaya da devam edeceğiz ve seni hiçbir zaman unutmayacağız canım kardeşim.” – İSTANBUL
]]>Kırat Mahallesi’nde 9 Kasım 2023’te, yol kenarındaki ormanlık alanda cesedi yanmış halde bulunan Nourtani’nin ölümüne ilişkin tutuklu sanıklar A.A. (52), E.G. (34) ve H.K. (46) ile tutuksuz sanıklar A.Ç. (46), E.D. (22) ve S.K. (28) hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca 6 sanık hakkında “kasten öldürme” suçundan hazırlanan ve sanıkların müebbet hapisle cezalandırılması istenen iddianame, 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
İddianamede, eylemin kişi ve toplum üzerindeki olumsuz etkisi ve sanıkların suça konu olayın ortaya çıkmasını engellemek amacıyla yaptığı davranışların vahameti göz önüne alınarak soruşturma kapsamının genişletildiği belirtildi.
Nourtani’nin olay tarihinde ruhsatsız bir ocakta gündelik işçi olarak çalıştığı, olay günü saat 20.00 sıralarında vinç operatörü S.K. ile çalıştığı sırada ağır şekilde yaralandığı aktarılan iddianamede, S.K’nin haber vermesi üzerine olay yerine gelen A.Ç. ve E.D’nin maktule ilk müdahaleyi yaparak ocağın dışına çıkardıkları, bu süre zarfında alınan beyanlar ışığında Nourtani’nin hayatta olduğu kaydedildi.
İddianamede, Nourtani’nin araca battaniyeye sarılarak bindirildiği anlatılarak, sanıkların adli işlem kaydının olması, olayın sanıklar tarafından işletilen ocakta meydana gelmesi ve ocağın ruhsatsız olması sebebiyle kolluk birimlerine ve sağlık kuruluşuna haber verilmediği ifade edildi.
Bu sebeple maktule zamanında müdahale edilemediği değerlendirilen iddianamede, maktulün aracın bagajında ocaktan götürüldükten sonra olay yerinde kalan S.K’nin kamera kayıt cihazının yönünü değiştirerek kırmaya çalıştığı ancak cihazın kayıt almaya devam ettiği belirtildi.
E.D. ve S.K’nin maktule ait kıyafetleri yaktığının görüldüğü, maktulün götürüldüğü araçtaki A.Ç, E.G, A.A ve E.D. arasında cesedi ortadan kaldırmak için konuşmalar yapıldığı aktarılan iddianamede, zanlıların yaklaşık 3 saat boyunca arabayla çevreyi dolaştıkları bilgisine yer verildi.
Olayı gizlemek için cesedi yaktılar
İddianamede, olaydan sonra sanık A.A’nın akaryakıt istasyonundan benzin aldığı, olayın gerçekleştiği ocaktan uzak konumda bulunan noktaya giderek olayı gizlemek amacıyla iştirak iradesi içerisinde maktulün cesedinin yakıldığı kaydedildi.
Maktulün cesedi yakıldıktan sonra sanıkların benzin bidonunu ve maktulün taşındığı battaniyeyi olay yerinden farklı noktalara attıkları aktarılan iddianamede, sanık H.K’nin maktulü taşıdığı aracın lastiklerini değiştirdiği ve sanık E.G’nin ise maktulün ailesini arayarak maktulün işe gelmediğini söylediği belirtildi.
Adli Tıp Kurumunca hazırlanan raporda, maktulün yol kenarında göğüs, batın ve diz seviyesine kadar kömürleşme derecesinde yanık halde bulunduğundan iç organlarda, kemiklerde kayıplar olduğu, organlardaki değişimler açısından inceleme yapılamadığı dikkate alındığından maktulün mevcut verilerle kesin ölüm nedeninin bilinemediği ifade edildi.
İddianamede mevzuat gereği ruhsatsız kömür ocağında tonluk vagon ile kömür naklinin yapılmasında ve denetlenmesinde yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve yer altı kömür ocağında sigortasız işçi çalıştırması nedeniyle sanık H.K. ve E.G’nin asli kusurlu, maktulün ise iş kazasında tali kusurlu olduğu değerlendirildi.
Olay
Kırat Mahallesi’nde yol kenarındaki ormanlık alanda 10 Kasım 2023’te yanmış halde bulunan cesedin, iki gün önce öldüğü anlaşılan 3 çocuk babası Afganistan uyruklu Vezir Mohammad Nourtani’ye (50) ait olduğu belirlenmişti.
Soruşturma kapsamında, ruhsatsız işletildiği iddia edilen maden ocağı sahiplerinin de aralarında bulunduğu 6 şüpheli gözaltına alınmıştı. Zanlılardan A.A. (51), E.G. (33) ve H.K. (45) tutuklanmış, E.D. (21), A.Ç. (45) ve S.K. (27) adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Ruhsatsız ocakta çalıştığı öne sürülen Nourtani’nin, iş sırasında fenalaşıp hareketsiz kaldığı ve buradan araçla ormana götürülüp benzin dökülerek yakıldığı iddia edilmişti.
Nourtani’nin cesedinin bulunmasından 4 gün önce jandarma ekiplerince ruhsatsız çalıştırıldığı belirlenen maden ocağının, patlayıcıyla kullanılamaz hale getirildiği fakat zanlıların yeni giriş açarak maden ocağını yeniden faaliyete soktuğu tespit edilmişti.
]]>Olay, 10 Kasım’da Kırat Mahallesi Koca Osman Sokak’ta meydana geldi. Yoldan geçenler, yandaki ormanda yanmış cesedi fark edip, ihbarda bulundu. Benzin dökülerek yakıldığı belirlenen ceset, otopsi için Atatürk Devlet Hastanesi’nin morguna kaldırıldı. Cesedin kaçak olarak işletilen maden ocağında çalışan 3 çocuk babası Afganistan uyruklu Vezir Mohammad Nourtani’ye ait olduğunu belirlendi. Otopside Nourtani’nin 9 Kasım’da öldüğü tespit edilirken, ailesinin 10 Kasım sabahı kayıp başvurusunda bulunduğu öğrenildi.
4 GÜN ÖNCE KAPATILDIĞI ORTAYA ÇIKTI
Nourtani, 11 Kasım’da toprağa verildi. Soruşturma kapsamında Nourtani’nin çalıştığı kaçak maden ocağı sahipleri Hakan Körnöş (46), Enver Gideroğlu (34) ve Körnöş’ün kuzeni Ahmet Aydın (52), maden ocağı çalışanları S.K. (28), E.D. (22) ve kömür ticareti yapan A.Ç. (46), gözaltına alındı. Körnöş, Gideroğlu ve Aydın tutuklanırken, diğer şüpheliler adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Öte yandan kaçak ocağın jandarma tarafından 4 gün önce kapatıldığı ancak sahiplerince tekrar açıldığı belirlendi. Kaçak ocak, olayın ardından imha edilerek kapatıldı.
AİLENİN TEK ÇALIŞABİLİR KİŞİSİYDİ
Eşi Kamergul Maliki (38), oğulları yürüme engelli Sayid Mohammad (22), Pir Mohammad (16), işitme engelli Ali Rıza (13), Said Riza Nourtani (2) ve gelini Şaziye Mohammadi (19) ile 2 odası olan sobalı evde yaşadıkları görülen Nourtani’nin kaçak maden ocağında çalışarak ailesinin bakımını üstlendiği ve ailede çalışabilecek durumdaki tek kişi olduğu ortaya çıktı.
YÜZ BÖLGESİ YANMAMIŞ
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede; yanmış halde bulunan cesedin kimliği, yüz bölgesi yanmadığı için ‘kayıp şahıs’ bildiriminden tespit edildiği belirtildi. İddianamede ‘eylemin kişi ve toplum üzerindeki olumsuz etkisi ve şüphelilerin suça konu olayın ortaya çıkmasını engellemek amacıyla yapmış olduğu davranışların vahameti göz önüne alınarak’ soruşturmanın derinleştirildiği vurgulandı.
MADENDEN ÇIKARILDIĞINDA HAYATTAYDI
Afgan madencinin gündelik işçi olarak kaçak maden ocağında çalıştığı belirtilirken, 9 Kasım’da saat 20.00 sıralarında S.K. ile yer altında geçirdiği kaza neticesinde ağır şekilde yaralandığı, ocaktan çıkarıldığında ise hala hayatta olduğu ifadeler ile sabit olduğu iddianamede değerlendirildi. Afgan madencinin battaniyeye sarılıp, kamyonetin kasasına yüklendiği ancak kolluk veya sağlık birimlerine haber verilmediği için zamanında müdahale edilemediği belirtildi. İddianamede, S.K. ve E.D.’nin kamera kayıt cihazını kırmaya çalıştığı ve Afgan madenciye ait kıyafetleri yaktığı anların görüntüleri de yer aldı.
3 SAAT KASADA GEZDİRMİŞLER
Afgan madencinin battaniyeye sarılı bir şekilde 3 saat boyunca kamyonet kasasında gezdirildiği belirtilen iddianamede A.Ç.’nin diğerlerinden ayrıldığı saat 22.45’te Ahmet Aydın’ın akaryakıt istasyonundan pet şişeye benzin aldığı ifade edildi. İddianamede ‘23.00 ile 00.00 aralığında olayı gizlemek amacıyla iştirak iradesi içerisinde maktulün cesedini yaktıkları, maktulün cesedi yakıldıktan sonra şüphelilerin benzin bidonunu ve maktulün taşındığı battaniyeyi olay yerinden farklı bir noktalara attığı’ ifadeleri yer aldı.
BİRÇOK YERİNDE KIRIK VARMIŞ
Afgan madencinin baş, omuz ve ayakları haricinde bütün vücudunun yandığı belirtilen adli tıp raporunda vahşetin detayları da ortaya çıktı. Raporda, göğüs karın ve kasık bölgesinden omurga ve kaburga kemiklerinin görünür olduğu, her iki diz seviyesinden kemiklerin bütünlüğünün bozulduğu belirtildi. Ayrıca çene ve köprücük kemiklerinde kırık saptandığı ifade edildi. Cesedin, kömürleşme derecesinde yandığı için kesin ölüm nedeninin belirlenemeyeceği ifade edilen raporda; ölüm sonrası yakıldığı, olay sonrası 112’ye haber verilse ya da hastaneye götürülse kurtulma ihtimalinin olup olmadığının bilinmediği yer aldı.
OCAK SAHİPLERİ ASLİ KUSURLU
Öte yandan iş kazasına yönelik alınan bilirkişi raporunda, Afgan madenciye ocak içinde vagon çarpmış olabileceği belirtildi. Raporda, işçiyi gözetme yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve kaçak ocakta sigortasız işçi çalıştıran Hakan Körnöş ile Enver Gideroğlu’nun asli kusurlu, Afgan madencinin ise iş kazası yönünden tali kusurlu olduğu aktarıldı.
‘KASTEN ÖLDÜRDÜLER’
İddianamede, ‘iştirak’ iradesiyle hareket ettiği belirtilen Hakan Körnöş, Enver Gideroğlu ve Ahmet Aydın, S.K., E.D. ve A.Ç.’nin suçlamaları ‘kaçak ocakta meydana gelen kazanın ortaya çıkışını gizlemek, maddi getirisi düşünülerek kaçak ocağının kapatılmasına engel olmak ve haklarında adli ve idari işlem yapılmasına engel olmak amacıyla ocakta meydana gelen olay sonucunda alınan ifadelerle de sabit olduğu üzere hayatta olan maktulü kolluk birimlerine ve sağlık kuruluşuna haber vermeksizin kazanın meydana geldiği 20.00 ile yakıldığı 23.30’a kadar geçen süre zarfında araçlarında taşıyarak kasten öldürdükleri’ sözleriyle anlatıldı.
KAMYONETİN LASTİKLERİNİ DEĞİŞTİRMİŞ
Enver Gideroğlu’nun Nourtani’nin ailesini arayıp işe gelmediğini söylediği belirtilen iddianamede, Hakan Körnöş’ün kamyonetin lastiklerini değiştirdiğine yer verildi. İddianamede şüphelilerin olayın başından beri irtibat halinde oldukları ve yabancı uyruklu olması nedeniyle takibinin zor olacağı düşünülen kişinin cesedini suçu gizlemek maksadıyla Ahmet Aydın, Körnöş ve Gideroğlu tarafından yakıldığı ifade edildi.
İddianamede, sanıklar hakkında ‘ceza alt sınırından uzaklaşma’ takdiri mahkemeye bırakılırken; ‘meydana gelen eylemin kişi ve toplum üzerindeki olumsuz etkisi, yaşanılan olumsuz olaylardan kaynaklı ülkemize sığınan yabancı uyruklu olması sebebiyle takibinin zor olacağı düşünülen kişinin cesedini suçu gizlemek maksadıyla yakılması yönündeki eylemin vahameti’ ifadelerine yer verildi. İddianame, 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek sanıkların her birine ‘iştirak halinde kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis istemiyle dava açıldı.
‘DİRİ DİRİ YAKMAKTAN YARGILANMALARI GEREKİRDİ’
İddianamenin eksik düzenlendiğini öne süren Nourtani ailesinin avukatı Kerim Bahadır Şeker ise “Sanıkların kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla değil, ölmeden önce diri diri bir kimseyi yakmalarından ötürü ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanması gerekmekteydi” diye konuştu.
]]>Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, taraf avukatları hazır bulundu. Sanık M.R. ise duruşmaya tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.
Duruşmada savunma yapan sanık M.R, 14 yıldır evli olduğunu ancak eşiyle sürekli geçimsizlik yaşadığını söyledi.
Evini geçindirmek için gösterdiği çabalara rağmen eşinin sürekli kendisine hakaret ettiğini ileri süren M.R, olaydan önce almak istediği bir ev nedeniyle dolandırıldığını, o süreçte eşini memlekete gönderdiğini anlattı.
Sanık M.R, eşi döndükten sonra sorunlarının devam ettiğini dile getirerek, “Olay günü çocuklara ayakkabı ve telefon almak için evden çıktım. Çocuklar evde uyuyordu. Daha sonra bir çay bahçesine gittiğimi hatırlıyorum.” dedi.
Çay bahçesinde gördüğü iki polisin yanına oturarak başından geçenleri anlatmaya çalıştığını belirten M.R, “Sonra kendimi karakolda buldum. 5-5,5 ay Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıklar Hastanesinde kaldım. Akabinde cezaevine gönderildim. Çocuklarımı öldürdüğümü hatırlamıyorum.” ifadelerini kullandı.
Memleketi Mardin’de olduğu için SEGBİS aracılığıyla dinlenilen çocukların annesi M.R. de sanığın, hakkındaki beyanlarına katılmadığını, kocasının evlilik süresince kendisine hep kötü davrandığını söyledi.
Olay günü öğleye kadar uyuyan oğlunu okul çıkışı alıp eve getirdiğini kaydeden M.R, şöyle konuştu:
“Sanık o esnada dışarıdaydı. Bana mesajla oğlumu hazırlamamı, tıraşa götüreceğini söyledi. Bir süre sonra eve geldi ve alıp götürdü. Saat 17.00 civarında kızım da kurstan çıkacaktı. Eve gelmeyince merak ettim. Sanığa mesaj atıp sordum. Kızımın yanında olduğunu, birlikte İzmit’e gittiklerini söyledi. Devam eden süreçte kızım eve gelmeyince birkaç kez sordum. En sonunda Yunus Emre’nin telefonunun şarjının bittiğini, kendi telefonunun da kapanacağını söyledi. Olayı polisler kapıya gelince öğrendim.”
Sanığın annesi Y.B. ise olay günü Antalya’da olduğunu, bu nedenle görgüye dayalı bir bilgisinin olmadığını ifade etti.
Gece 12.00 gibi gelininin aradığını ve M.R’nin nerede olduğunu sorduğunu belirten Y.B, “Sonra da polis aradı. Oğlumu sahilde dengesiz davranışlar yaparken bulmuşlar. Eve girmek için izin istediler. Sonra gelinim arayarak oğlumun, torunlarımı boğduğunu söyledi. Oğlum ve gelinim arasında geçimsizlik vardı.” diye konuştu.
Mahkeme heyeti, sanığın cezai ehliyetinin olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumundan rapor istenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
Olay
Kocaeli’nin Körfez ilçesinde 23 Mart 2023’te polis ekipleri, Tütünçiftlik Sahili’nde kimlik kontrolü için durdurdukları M.R’nin, “Çocuklarımı cennete gönderdim.” şeklinde söylemlerde bulunması üzerine Esentepe Mahallesi Şehit Bilge Varlı Sokak’taki eve gitmişlerdi.
Olay yerine çağrılan sağlık ekipleri, Yağmur R. (13) ve Yunus Emre R’nin (10) hayatını kaybettiğini belirlemişti.
Polis ekiplerince gözaltına alınan baba M.R. tutuklanmıştı.
Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanığın “üstsoy veya altsoydan birine ve çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme” suçundan her iki çocuk için ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
]]>Kağıthane Yeşilce Mahallesi’nde geçtiğimiz Pazartesi günü saat 18.00 sıralarında meydana gelen olayda, işçileri almaya gelen Zekeriya Manuoğlu (52) yönetimindeki 34 LCN 424 plakalı servis aracına Turan S. idaresindeki 34 FOJ 50 plakalı otomobil hafif şekilde çarpmıştı. Sürtüşme sonrası servis aracı işçileri almak için konfeksiyonun önünde durmuştu. O esnada araçtan inen sürücü servis şoförü Zekeriya Manuoğlu, Turan S.’nin yanına giderek “neden bana çarptın” demişti. Ancak Turan S. bu soruya iddiaya göre hakaretle karşılık vermişti. Bunu duyan Manuoğlu’nun karşılık vermesi üzerine Turan S.’nin oğlu İlker S., Zekeriya M. ile kavga etmeye başlamıştı.
“Neden bana çarptın” deyince ortalık karışmıştı
Bunun üzerine aracından inen Turan S., çevredeki arkadaşlarıyla servis aracına geri binen Manuoğlu’na saldırmıştı. Ortalığın bir anda karıştığı olayda 5 kişi tarafından saldırıya uğrayan Manuoğlu, levye ile saldırıya uğrayarak dakikalarca darbedilmişti. Kavga esnasında servis aracındaki kadınlar panikle araçtan inip kaçışmıştı. Araçtaki şoför Manuoğlu, gaza basarak ilerlemek istemişti. Ancak saldırganlar tekrardan peşinden koşarak şoförü bir kez daha darp etmişti. Yaşananlar ise kameralara anbean yansımıştı.
“20 kişi aracımda darbettiler”
Servis şoförü Zekeriya Manuoğlu, “Öncelikle herhalde ufak bir kaza oldu, ben hissetmedim. Arabadan indim, bir hasar yoktu. Adam zaten sarhoştu. Çok bağırdı ve isyan etti. Ben de aracında bir hasar olmadığını söyledim. İsterseniz polis çağıralım dedim. Ben ona, ‘Yürü git lan’ dedim. Onu küfür algıladı. Arabasına bindi. Aramızda herhangi bir kavga yoktu. Çocuk akrabalarını çağırmış. Bir anda 20 kişi gelince benim arabama bindiler. Araç içinde beni darbetmeye başladılar. Ben tek kişi bir şey yapamadım. Beni darbederken aracı biraz daha ileriye almak istedim. Çünkü araçta yolcular da vardı. Orada dengemi kaybettiğim için bir araca vurdum. O araç da onlarınmış. Ondan sonra olaylar daha fazla arttı. Ambulans geldi ve beni hastaneye götürdüler. Sonrasında ifade vermeye gittim. Onlar da ifade verip ayrılmışlar. Her tarafım yara oldu. Onlar benden şikayetçi olmuş, ben de onlardan oldum” dedi.
Taraftarlar ifadeleri alınıp serbest bırakılmıştı
Olayın ardından çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekibi sevk edilmişti. Kısa sürede olay yerine gelen sağlık ekipleri, yaralanan şoför Manuoğlu’nu yaptıkları ilk müdahalenin ardından ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına almıştı. Tedavi sonrası taburcu edilen Manuoğlu, emniyete giderek şikayetçi olmuştu. Turan S.’nin şikayetçi olduğu olay sonrasında tarafların emniyette ifadeleri alınmıştı. Emniyette “kasten yaralama”, “tehdit-hakaret” ve “mala zarar verme” suçlarından adli işlem yapılması sonrasında taraflar savcılık talimatıyla serbest bırakılmıştı. – İSTANBUL
]]>İstanbul 41. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanık Muratcan Türkyılmaz ile avukatı katıldı. Duruşmada, Fatma Sevim Baltacı’nın eşi müşteki Muharrem Baltacı’nın avukatı ile AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığının avukatları da hazır bulundu.
Mahkeme hakimi, dosyaya ulaşan bilirkişi raporunda, meydana gelen kazada Fatma Sevim Baltacı ile sanık Türkyılmaz’ın eşit derecede kusurlu olduğunun tespit edildiğini belirtti.
Savunmasını yapan sanık Türkyılmaz, özel bir sağlık kuruluşuna ait ambulansta sağlık personeli olarak çalıştığını, olay günü de nöbetten çıkarak evine döndüğünü anlattı.
Kağıthane’den Beyoğlu’na doğru yaklaşık 55-60 kilometre hızla gittiğini kaydeden Türkyılmaz, virajı döndükten sonra karşısına beyaz bir şey çıktığını, frene bastığını ve direksiyonu sağa kırdığını söyledi.
Türkyılmaz, bunun üzerine aracının kaldırıma çıktığını, arka lastiğinin yarıldığını ve ön camın yüzüne patladığını aktardı.
Neye çarptığını anlamak için olay yerine koştuğunda yerde yaralı Fatma Sevim Baltacı’yı gördüğünü kaydeden Türkyılmaz, kendisinin kanamalarına tampon uyguladığını, bilincini ve nabzını kontrol ettiğini, olay yerinde bulunan kişilere de 112’yi aramalarını söylediğini anlattı.
Olayın ardından karakolda verdiği ifadesinde, polis memurlarının kendisine her iki tarafında kusuru olduğunu söylediğini kaydeden Türkyılmaz, “Kusurumun ne olduğunu sorduğumda hız limitini aştığım söylendi. Tekrar sorduğumda 60 ila 70 kilometre hızım olduğunu ölçtüklerini söylediler. Hatta 70’e yakın olduğunu sonradan eklediler. O şekilde söyledikleri için ben de ifademde öyle söyledim. Normalde hızım daha düşüktü.” diye konuştu.
AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığı avukatları, davaya katılma talebinde bulundu.
Müşteki Muharrem Baltacı’nın avukatı Taha Sarıcaoğlu, sanığın aracıyla seyir halindeyken aşırı süratli olduğunu ve Baltacı’yı yaklaşık 10 metre havaya fırlattığını söyledi.
Sanığın söz konusu bölgeyi iyi bildiğini, bölgenin trafik ve yayalar açısından yoğun olduğunu öngörmesi gerektiğini dile getiren avukat Sarıcaoğlu, sürücünün mevcut hızıyla söz konusu viraja girmemesi gerektiğini belirtti.
Sarıcaoğlu, kazanın meydana geldiği yerde keşif yapılmasını isteyerek, davaya katılma talebinde bulundu.
Kazanın meydana geldiği yerde keşif yapılacak
Ara kararını açıklayan mahkeme, sabıkasız oluşu ve tutuklu kaldığı süreyi dikkate alarak, sanığın adli kontrol hükümleri kapsamında tahliyesine hükmetti.
Mahkeme, sanığa “yurt dışına çıkış yasağı” şartını içeren adli kontrol tedbiri uygulanmasını karar verdi.
Müşteki Muharrem Baltacı’nın davaya katılma talebini kabul eden mahkeme, AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığının katılma talebini ise suçtan zarar görmediği gerekçesiyle reddetti.
Mahkeme, kazanın meydana geldiği yerde keşif yapılmasına karar vererek, duruşmayı erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Fatma Sevim Baltacı’nın, 10 Şubat’ta Beyoğlu’nda yolun karşısına geçtiği sırada, sanık Muratcan Türkyılmaz’ın kullandığı aracın çarpması sonucu hayatını kaybettiği belirtiliyor.
Olaya ilişkin kamera görüntülerine göre, maktul Baltacı’nın bulunduğu refüj kısmından yolun karşı tarafına gittiği anlatılan iddianamede, görüntünün devamında Baltacı’ya Türkyılmaz’ın aracıyla çarptığının görüldüğü kaydediliyor.
İddianamede, sanığın savunmasında, olay günü saat 22.00 sıralarında kullandığı araçla 60-70 kilometre hızla kendi şeridinde ilerlediği sırada bir anda karşısına çıkan Baltacı’ya çarptığını beyan ettiği ancak olayın ardından sanığın ifadesinin aksine daha hızlı olduğunun tespit edildiği aktarılıyor.
Trafik ekiplerince kazanın ardından yapılan incelemede sanığın, Karayolları Trafik Kanunu’nda yer alan “Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurma” kuralını ihlal ettiğinin belirlendiği anlatılan iddianamede, sanığın savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendiriliyor.
İddianamede, sanık Muratcan Türkyılmaz’ın, “taksirle ölüme neden olma” suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
]]>Beyoğlu’nda 10 Şubat 2024’de karşıdan karşıya geçmekte olan AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Fatma Sevim Baltacı’ya kullandığı araçla çarparak hayatını kaybetmesine neden olan sanık Muratcan Türkyılmaz’ın yargılanmasına başlandı.
Duruşma öncesi sanığın babası, hayatını kaybeden Fatma Sevim Baltacı’nın ailesinin avukatına aileye ulaşmaya çalıştıklarını ancak ulaşamadıklarını söyleyerek, avukattan olaydan dolayı üzgün olduklarını ve baş sağlığında bulunduklarını aileye iletmesini istedi.
İstanbul 41.Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık Muratcan Türkyılmaz ve taraf avukatları hazır bulundu. Ak Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığı avukatları da duruşmaya katıldı.
“Yaralı bir kadın olduğunu görünce ilk yardım müdahalesini yapmaya başladım”
Duruşmada savunma yapan sanık Türkyılmaz, “Ben sağlık personeli olarak çalışıyorum, ambulans şefiyim. Olay günü nöbetim bitmişti ve eve dönüyordum. Beyoğlu istikametine doğru seyir halindeydim, hızım yaklaşık 55-60 civarıydı. Tam virajı bitirmişken birden karşıma beyaz bir şey çıktı. Frene abandım, direksiyonu sağa kırdım ve araç kaldırıma çıktı. Ön cam yüzüme patladı, aracı durdurup neye çarptığımı anlamak için olay yerine koştum. Yaralı bir kadın olduğunu görünce ilk yardım müdahalesini yapmaya başladım. Etraftakilere de 112’yi aramasını söyledim. Hastanın bilincini, solunumunu ve nabzını kontrol ettim. Kanamalarına tampon yaptım, baş-boyun-çene uygulaması yaptım. Hala yaşıyordu, sonra 112 geldi ve ambulansta kalbi durdu. Masaj yapıp tekrar hayata döndürmüşler. Ben de farklı hastaneye alkol kontrolü ve tedavi için götürüldüm. Alkollü değildim, olay anlattığım şekilde meydana geldi. Olayda kusurum yoktur” dedi.
“Rahmetli arkadaşımız 15 yıllık gönüllü olarak emek verdiği davada mesai bitiminde ayrılırken kazaya karışmıştır”
Davaya katılma taleplerinin olduğunu söyleyen AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığı avukatları, “Rahmetli arkadaşımız 15 yıllık gönüllü olarak emek verdiği davada mesai bitiminde ayrılırken kazaya karışmıştır. Davayı hassasiyetle takip ediyoruz, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep ediyoruz” şeklinde konuştu.
Müşteki avukatı duruşmadaki beyanında, sanığın asli kusurlu olduğunu düşündüklerini, hayatını kaybeden Baltacı’nın 10 metre sürüklenmesi dikkate alındığında hızın söylenenden daha yüksek olduğunu düşündüklerini ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep ettiğini söyledi. Ayrıca, olay yerinde keşif yapılması da talep edildi.
Tahliyesine hükmedildi
Ara kararını açıklayan mahkeme, sanık Muratcan Türkyılmaz’ın tutuklu kaldığı süre, sabıkasız oluşu ve delillerin karartılma ihtimalinin bulunmaması sebebiyle tahliyesine karar verdi. Sanık hakkında ‘yurt dışına çıkış yasağı’ şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına da hükmeden mahkeme, ayrıca AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığı’nın suçtan doğrudan zarar gören olmaması gerekçesiyle katılma talebinin reddine ve suç unsurlarının tespiti için olay yerinde keşif yapılmasına hükmederek duruşmayı erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, şüpheli Muratcan Türkyılmaz’ın ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. – İSTANBUL
]]>İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Aysal’a “nitelikli kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “nitelikli yağma”dan 14 yıl 10 ay ile “ruhsatsız silah taşıma”dan 2 yıl 10 ay hapis cezası verilen hükmün gerekçeli kararı açıklandı.
Cinayete ilişkin detaylı bilgiler anlatılan 16 sayfalık gerekçeli kararda; olayda kullanılan silahın sanığın evindeki banyoda tavan arasında, Delil Aysal’ın taksi içerisinden aldığı boş kovanların da mutfakta çöp kovasında bulunduğu aktarıldı.
İddianame, savcının mütalaası, sanığın ifadesi, sanık ile maktul arasında geçen konuşmalar, tanık ifadeleri ve otopsi raporu gibi tüm ayrıntılar da gerekçeli karara eklendi.
Mahkeme heyeti kararında, sanığın baştan itibaren yüzünü maskeyle gizlemek, başını kapüşon ile kapatmak suretiyle üzerinde taşıdığı ruhsatsız tabancanın şarjörüne 3 mermi koymak ve maktulün sırt kısmına gelecek şekilde yağma suçunun işlenmesini kolaylaştırmak için “öldürmek” kastıyla ateş ettiğine vurgu yaptı.
Olayda kullanılan silahın sanığın evindeki banyoda tavan arasında, Delil Aysal’ın taksi içerisinden aldığı boş kovanların da mutfakta çöp kovasında bulunduğu gerekçeli kararda belirtildi.
Ateş etmenin asıl amacının maktulün araç içerisinde bulunan cep telefonu ve kulaklığı almak olduğu kaydedilen gerekçeli kararda şu değerlendirmelere yer verildi:
“Bu olaydan sonra ortaya çıkan görüntü ve ses kayıtları sanığın olayın başlangıcından itibaren yağma suçunu işlemek amacıyla hareket ettiğinin kabulünü gerektirmektedir ayrıca sanığın suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarına itibar edilmemiştir. Yargılamada amacın mutlak gerçeklik değil mutlak gerçekliğe olabildiğince yaklaşmak umuduyla maddi gerçeklik olduğu bilinerek, başkaca araştırma yapılmasının davanın esasına etki etmeyeceği gibi usul ekonomisine de uygun düşmeyeceği anlaşılmış ve başkaca araştırma yapılmamıştır. ‘Suçlular beraat ederse adalet hüküm giyer’ cümlesinden yola çıkarak dosyadaki delillerle hüküm kurulmuştur.”
Mahkemenin kararında, sanığın eylemi sonrası herhangi bir nedametinin (pişmanlık) görülmemesi nedeniyle indirim uygulanmadığına da dikkat çekildi.
Olay
Taksi şoförü Oğuz Erge, 31 Ocak’ta saat 03.30 sıralarında Buca Gediz Mahallesi’nden kapüşon ve cerrahi maske takan, Gaziemir’e gideceğini söyleyen Delil Aysal’ı (19) aracına almıştı. Taksi, Gaziemir Belediyesi yakınlarında, Aysal’ın arka koltuktan tabancayla üç el ateş ettiği Erge ağır yaralanmış, kaldırıldığı İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetmişti.
Erge’nin üzerindeki ve aracındaki para ile eşyayı alarak kaçan şüpheli, polisin olay yeri ve çevresindeki 70 güvenlik kamerasının kaydettiği yaklaşık 110 saatlik görüntüyü incelemesiyle Buca’da saklandığı adrese düzenlenen operasyonla yakalanarak, tutuklanmıştı.
Olay öncesi, sırası ve sonrasında yaşananları ise araç içi kamerasının kaydettiği ortaya çıkmıştı. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince hazırlanan raporda Delil Aysal’ın cezai ehliyetinin tam olduğu belirlenmişti.
8 Mart’ta yapılan yargılamada, mahkeme heyeti, sanığın “nitelikli kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “nitelikli yağma”dan 14 yıl 10 ay ile “ruhsatsız silah taşıma”dan da 2 yıl 10 ay hapse çarptırılmasına karar vermişti.
]]>Geçen yıl 10 Eylül günü Karadeniz Ereğli ilçesine bağlı Yumurtalık Kayalıkları’nda arkadaşlarıyla kamp yapan 32 yaşındaki iç mimar Bartu Can, kamp alanının yakınında silahla öldürülmüş halde bulundu. Olaydan sonra İl ve İlçe Jandarma Komutanlığı7na bağlı ekipler, değişik tarihlerde 6 kişiyi gözaltına aldı. Ancak gözaltına alınanlar serbest bırakıldı.
Derinleştirilen soruşturmada kamp alanının yakınındaki karayolunu kullanan 22 bin 543 aracın plakası, bölgeye kurulan fotokapanlar, güvenlik kameraları, plaka tanıma sistemindeki datalar, HTS kayıtları inceleme altına alındı.
Olay günü Kenan Alagöz ile kamp alanının yakınına alkol içmek için geldiklerini söyleyen M.Ö., Bartu Can’ın ölü bulunması olayı ile ilgili jandarmaya giderek itirafta bulundu. Jandarmadaki itirafın ardından M.Ö. ve Kenan Alagöz ekipler tarafından gözaltına alındı. 6 Mart günü Kdz. Ereğli Adliyesi’ne sevk edilen Kenan Alagöz tutuklanarak cezaevine gönderildi. M.Ö. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
“Tövbe Bismillah. Bu kim?” diye korkmuş
Alkole düşkünlüğü sebebiyle olay günü Kenan Alagöz ile alkol içmeye gittiklerini anlatan M.Ö., “Biz Yumurtalık Kayalıkları olarak bilinen yere geldiğimizde orada kamp yapan şahıslar ve araçları vardı. Bu şahısları tanımıyordum. 100 metre kadar ileriye giderek birlikte araç içerisinde alkol içmeye başladık. Gece 02.30’dan sonra alkolümüz kalmadığı için ayak ucumda bulunan çöpleri eğilerek toparlamaya başladım. O sırada kapının açılma sesini duydum. Kafamı kaldırdığımda sol arka kapısının açılarak bir erkek şahsın araca bindiğini gördüm. Bu şahsı tanımadığım için korktum ve ‘Tövbe Bismillah. Bu kim?’ dedim. Bu sırada Kenan Alagöz bir anda şaşkınlıkla araçtan indi. İsminin sonradan Bartu Can olduğunu öğrendiğim şahıs da bir anda araçtan indi” dedi.
“Aracın diğer tarafına geçecektim. Silah patlama sesi duydum”
Ne olduğunu anlayabilmek için aracın etrafından dolanmak istediğini söyleyen M.Ö., “Ne olduğunu görmek için aracın diğer tarafına geçecektim. Bu sırada silah patlama sesi duydum. Arkasından bir patlama sesi daha duydum. Diğer tarafa geçerek Kenan Alagöz’ün yanına vardığımda Bartu Can isimli şahsın yerde yatar vaziyette olduğunu gördüm. Kenan Alagöz’e baktığımda elinde tabanca vardı. Alagöz’e ‘Ne yaptın abi sen’ diye serzenişte bulundum. O anda bana cevap vermedi. Dondu kaldı. Bir süre sonra ‘Hadi hadi gidelim’ dedi. Kandilli mevkisine geldiğimizde Alagöz’e ‘Sen dua et adam inşallah ölmemiştir. Sen ne yaptın. Adamı neresinden vurdun?’ diye sordum. Bana hiçbir şekilde cevap vermedi. Sonra Kenan Alagöz’ü evine bıraktım” dedi.
“Abi sen ne yaptın” diye serzenişte bulunmuş
İfadesinde ertesi gün Kenan Alagöz’ün evine gittiğini ve Alagöz’ün korktuğunu ve titrediğini söyleyen M.Ö., “Kendisine ‘Abi sen ne yaptın. Neresinden vurdun. Öldü mü?’ diye sordum. Bana ‘Bende ne olduğunu bilmiyorum’ dedi. Aracını teslim ettim. Bir süre sonra akaryakıt istasyonunda karşılaştık. ‘Ne yapmayı düşünüyorsun’ diye sordum. Verdiği cevabı hatırlamıyorum. En son kendisini telefonla aradım. Ne yaptığını sordum. Cuma namazına gittiğini söyleyerek ‘Ben senin numaranı dahi sildim’ dedi. Bu son konuşmadan sonra başımıza gelen olaydan dolayı pişmanlık duydum ve bildiklerimi, yaşadığım olayı anlatmak üzere tüm samimiyetimle en doğru şekilde jandarmaya anlattım. Bu olayı bugüne kadar anlatmadığım için çok pişmanım. Bu olayın faili Kenan Alagöz’dür” dedi.
Babasını tanıdığı için cenazesine katılmış
Babasını tanıdığı için Bartu Can’ın cenazesine de katıldığını söyleyen M.Ö., “Benim Bartu’nun cenazesine katıldığım doğrudur. Ben şahsın babasını belediyeye nikah memuru olması sebebiyle tanırım. Cenaze törenine katılmamızın sebebi de budur. Ben aracın sol tarafına dolaşıp Bartu’yu yerde gördüğümde Bartu ile Kenan arasında tahmini 2-3 metre mesafe bulunuyordu. Ben kesinlikle Kenan’ın Bartu’ya ateş ettiği anı görmedim. Fakat Kenan’ın elinde silah olduğunu net bir şekilde gördüm. Bartu’yu ben öldürmedim. Öldürülmesine yardım etmedim” ifadelerine yer verdi. – ZONGULDAK
]]>KAYSERİ’de 5 kişinin yaralandığı kavgada şarkıcı Metin Işık’ın (57) oğlu Mustafa Işık tarafından av tüfeği ile vurulan Yusuf Memduh Sarp (24), “Bir insanın ömründen 3 sene çalınır mı? Benden çaldılar. 3 senedir çalışamıyorum. Vücudumun birçok yerinde hala saçma parçaları duruyor. Geceleri sancılarla uyanıyorum. Yolda yürürken sürekli arkama bakıyorum. Çünkü bunu yapan insan, halen dışarıda” dedi.
Olay, 15 Ağustos 2022 akşamı Melikgazi ilçesi Yıldırım Beyazıt Mahallesi’nde meydana geldi. Şarkıcı Metin Işık ile oğlu Mustafa Işık, husumetli oldukları grupla tartıştı. Bu sırada Metin Işık ile oğlunun bulunduğu noktadan, gruba pompalı tüfekle ateş açıldı. Tüfekten çıkan saçmaların isabet ettiği Naile Dikmen (47), Yusuf Memduh Sarp, Sema A., Kader S. ve Emine A. yaralandı. Şarkıcı Metin Işık, eşi Gülbahar Işık ve oğlu Mustafa Işık, gözaltına alındı. Metin Işık ile oğlu tutuklanırken, Gülbahar Işık adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Metin Işık eylül ayında tahliye edilirken, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin iddianame hazırladı.
SAVCI, METİN IŞIK İLE EŞİ İÇİN BERAAT İSTEDİ
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın son duruşmasında savcı, mütalaasını açıkladı. Savcı, Mustafa Işık’ın, ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan müebbet hapsini, Metin Işık ile Gülbahar Işık’ın ise ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan beraatini istedi. Savcı, Metin Işık’ın ayrıca ‘silahla tehdit’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.
ATEŞ ETTİKTEN SONRA KANEPEYE SAKLAMIŞ
Öte yandan olaya ilişkin güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. DHA’nın ulaştığı görüntülerde, şarkıcı Metin Işık’ın sokakta oturduğu sırada komşuları Yusuf Memduh Sarp’ın yoldan geçtiği, av tüfeği ile kapıda bekleyen oğlu Mustafa Işık’ın komşularına doğru ateş açtığı, komşulardan birinin sırtından yaralanıp koştuğu, diğerinin vücuduna isabet eden saçmalar ile yere düştüğü görüldü. Mustafa Işık’ın, tüfeği sokağın diğer tarafına çevirip, kendisine müdahale etmek isteyen başka komşusuna doğrultarak ateş ettiği, ardından evin avlusuna girdiği, 2 farklı tüfeği kanepenin altında sakladığı, daha sonra da 2 tüfeği alarak hızla evinin merdivenlerinin çıktığı anlar kaydedildi.
TÜFEĞİ KONTROL EDİP, OĞLUNA VERMİŞ
Yine görüntülere göre; olaydan önce Mustafa Işık’ın evlerinin avlusu içine girerek kapı arkasındaki döner bıçağını kılıfından yarıya kadar çıkartıp, bir süre bakıp, tekrar bıraktığı, bir süre gezindikten sonra av tüfeğini çıkartarak eline aldığı, bir süre kontrol edip, bahçe tuvaletine bıraktıktan sonra babası Metin Işık’ın yanına çıktığı görüldü. Diğer yandan Metin Işık’ın elindeki tüfeği sağa, sola çevirerek baktıktan sonra oğluna verdiği, Mustafa Işık’ın ise aldığı tüfeği koltuk altına bırakıp, yukarı çıktığı anlar ortaya çıktı.
METİN IŞIK: BEN ATEŞ ETMEDİM
Olaydan önce rahatsız edildiklerini öne süren şarkıcı Metin Işık, “Eşim ve oğlum bıçaklandı, evim kurşunlandı. Kızlarıma taş atıldı. Ankara’da sahne alırken değişik tehdit telefonları aldım. Mağdur oldum. 8-9 defa karakola şikayet ettim. Olayın olduğu gün de sanki ben ateş etmişim gibi anlaşıldı, ben ateş etmedim. Hakkımda azmettirmeye yönelik dava açıldı. Duruşma savcısı da bir suçum olmadığını görünce mütalaada beraatimi istedi. Evimin önünde uzaklaştırması olan, değişik yerlerden gidebilme imkanı varken eşim ile otururken, eşimin eteğinin dibinden geçerek ve küfür eden bu kişiyi görünce oğlum da sinirlendi ve olmaması gereken bir olay oldu. 3-5 kişi yaralandı. Ben Metin Işık’ım. Beni Türkiye bilir. Sevilmeyi Türkiye’den, Kayseri’den, İç Anadolu’dan öğrendim. Barışçı bir adamım, aşığım, ozanım. Sevginin, kederini ne demek olduğunu bilirim. Ahlaki, dini ve yaşamsal değerler, edep, adabı iyi bilirim. Bu olayla alakalı itirazlarım var” diye konuştu.
‘BEKLEMEDİĞİM ANDA SIRTIMDA BİR ATEŞ HİSSETTİM’
Metin Işık’ın oğlu Mustafa Işık’ın av tüfeği ile arkasından koşarak ateş etmesi sonucu yaralanan Yusuf Memduh Sarp ise Işık ailesi ile öncesine dayalı bir husumetleri olduğunu söyleyerek, “Sırtımdan vuruldum. Sürekli hakkımda şikayette bulunuyorlardı. İş yerimden çıkıp, evime doğru giderken hiç beklemediğim anda sırtımdan bir ateş hissettim. Gözümün önünde annemin ve halamın saçmalarla yere düştüğünü gördüm. Bir insanın ömründen 3 sene çalınır mı? Benden çaldılar. 3 senedir çalışamıyorum. Vücudumun birçok yerinde hala saçma parçaları duruyor. Geceleri sancılarla uyanıyorum. Yolda yürürken sürekli arkama bakıyorum. Çünkü bunu yapan insan, halen dışarıda. Adalete sığındık, sesimizi duyurmak için çabalıyoruz” dedi.
‘BİR EVLADI ANNESİNİN GÖZÜ ÖNÜNDE VURDULAR’
Yusuf Memduh Sarp’ın annesi Naile Dikmen ise “Mustafa Işık bize sürekli ateş etmeye başladı. Oğlum vuruldu, ardından ben yere düştüm. Başımı çevirdiğimde kız kardeşlerim yere düşmüştü. Bize karşı bir katliamdı. Bir evladı, annesinin gözü önünde vurdular. Herkes bir tarafa kaçıştı. Bir şey diyemiyorum. Sadece adalet istiyorum. Benim yüzümde hala saçma parçası var. Psikolojim altüst oldu” diye konuştu.
]]>RAMS Park’ta gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Özbek, Trabzon’da yaşanan olayların Türk futbolu adına milat olması gerektiğini vurguladı.
Futbolu yönetenlerin, başkanların ve sporcuların üzerine düşen görevler olduğunun altını çizen Özbek, şunları kaydetti:
“Gerginliği tırmandırıcı faaliyetlerden kaçınmamız lazım. Galatasaray, 500 yıllık bir gelenekten gelen bir kulüp. Galatasaray Kulübünün hami başkanı Tevfik Fikret, söylemleriyle Mustafa Kemal Atatürk’ü etkileyebilen, Cumhuriyet’in kuruluşuna katkı veren bir isim. Böyle bir camiayı, hiç ilişkisi olmadığı, adını dahi anmak istemediğimiz yapılarla bir araya getirmenin son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Söyleyen kişilerin de böyle bir haddi olduğunu düşünmüyorum. Bu gerginlik artık son bulmalı. Bunun için herkes elinden geleni yapmak zorundadır. Pazar günü Trabzon’da cereyan eden olayların detaylı incelemesinin yapılması lazım. Bu olaylara sebebiyet veren yönetici, taraftar, sporcu kim varsa, adilane şekilde değerlendirilip gerekli cezaların verileceğine eminim. Böyle yapılması gerekiyor. Bir milat olması lazım. Olayların bu güne nasıl geldiğinin, gelişini hazırlayan sebeplerin incelenmesi lazım. Sadece sahada oluşmuş günlük bir olay olduğunu değerlendirmiyoruz. Sezon boyu bir akışı var. Türkiye Futbol Federasyonunun (TFF) buna sebep olanlara, bu olaylara karışanlara adil bir yargılamayla gereken cezaları mutlaka vermesi lazım. Geçmişte çok iyi örnek olmayan, bugünleri hazırlayan olaylar var. Aynı hataya düşmemek lazım. Türk futbolunun geleceği önemliyse, bu olaylarla ilgili PFDK’nin alacağı kararlar da o derece önemlidir. TFF’ye çok büyük iş düşüyor. Türk futbolunu bu kaostan çıkarması lazım.”
Ali Koç’un Kulüpler Birliği Vakfındaki başkanlık görevinden istifa etmesinin kişisel bir karar olduğunu, Kulüpler Birliği Vakfının da önemli bir kurum olduğunu dile getiren Özbek, çok önemli isimlerin bulunduğuna dikkati çekerek, vakfı en iyi şekilde temsil edecek bir kişiyi başkan seçeceklerini söyledi.
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’un, düzenlediği basın toplantısında Dursun Özbek’in ortak tanıdıkları aracılığıyla görüşme talebinde bulunduğunu ifade etmesi hakkında konuşan Özbek, konunun 4-5 ay önce yaşandığını belirterek, “Ali Bey’in söylediğinden farklı olarak, kendisi Türk futbolundaki gergin ortamın ortadan kalkması için bana çağrıda bulundu. Ali Bey’le bu konuyu görüşebileceğimizi, kendi düzenlediği mekanda buluşabileceğimizi, Türk sporundaki gergin ortamın son bulması için bir araya gelebileceğimizi söyledim. İşin başından beri Türk sporuna hakim olan bu gerginliğin ortadan kalkması, daha güzel günlerde bu sportif yarışı yapabilmemiz için bu görüşmeyi ben de Ali Bey de kabul etti. Daha sonra kendisi bir açıklamaya istinaden görüşmeyi iptal etti. Olayın özeti budur. Gerginliğin sona ermesini istedik fakat rakibimiz bu görüşmeyi iptal etti. Keşke görüşebilseydik, bugünlere gelmeseydik. Türk sporundaki bu gerginliğin önemle incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Geçmişten bugüne yaptıklarımızı göz önüne almamız lazım. Bunların ne kadar faydası, ne kadar zararı olmuştur, bu muhasebenin yapılması gerekiyor.” açıklamasını yaptı.
Fenerbahçe Kulübünün, futbol A takımının ligden çekilmesini değerlendirmek üzere olağanüstü genel kurul yapacağını açıklamasıyla ilgili Özbek, “Ali Bey, olağanüstü genel kurul çağrısı yaptı. Bu, Fenerbahçe’nin iç işidir. Bizim rakiplerin iç işlerine karışma gibi bir hukukumuz yok. Kendi aralarında toplanacaklar. Bu konuda bir karar alacaklar. Geçmişte benzer söylemler yapıldıysa da Fenerbahçe Genel Kurulunun kendileri için en iyi kararı alacağına eminim. Galatasaray olarak rakiplerimizin iç işleriyle ilgilenmemiz söz konusu değildir.” ifadelerini kullandı.
“(Süper Kupa’nın ertelenmesi) TFF’den konuyla ilgili bir çağrı yoktur”
7 Nisan’da Şanlıurfa’da oynanması planlanan Süper Kupa finaliyle ilgili olarak Fenerbahçe Kulübünün erteleme başvurusunda bulunmak istemesi de hatırlatılan Özbek, konuyla ilgili şunları söyledi:
“TFF bir tarih açıkladı. 7 Nisan’da Şanlıurfa’da oynanacak. Urfalı kardeşlerimiz bizi devamlı arıyor. İki büyük kulübün buradaki maçını izlemek için hazırlıklarını yapıyorlar, son derece heyecanlılar. Bundan sonraki gelişmeler TFF’nin inisiyatifindedir. TFF’den konuyla ilgili bana ya da kulübe iletilen herhangi bir çağrı yoktur. Bize iletilmiş olan 7 Nisan’da maçın oynanacağı şeklindedir. Erteleme konusu, gündemimize geldiğinde cevaplamamız gereken bir konudur. Bize gelen herhangi bir talep ya da bilgi yoktur. Galatasaray’ın bir yönetimi var. Konu gündemimize gelirse değerlendiririz. Böyle bir soru Galatasaray’a sorulmamışken, herhangi bir fikir beyan etmek yanlıştır. TFF bunu Galatasaray’a sorarken, gerekçesiyle soracaktır. Bu gerekçe de önemlidir. Galatasaray, bunun ne kadar uygun, ne kadar adil olduğunu değerlendirecektir. Ama böyle bir talep yokken fikir beyan etmemiz doğru değil. Karar mekanizması TFF’dir. Galatasaray, Türk futbolunun hayrı için, Türk futboluna faydası olacak her türlü kararın arkasında durur.”
“Muslera, Torreira, Barış Alper Yılmaz ve Kerem Aktürkoğlu’nun sözleşmelerinin hepsi yenileniyor”
Sezon sonunda sözleşmesi sona erecek futbolcularla gerekli görüşmelerin yapıldığını ifade eden Dursun Özbek, “Muslera, Torreira, Barış Alper Yılmaz ve Kerem Aktürkoğlu’nun sözleşmelerinin hepsi yenileniyor. Bununla ilgili çalışmamız sonuçlandı. Muslera’yla bizzat görüştüm. Galatasaray’a hizmet etmekten son derece memnunlar ve Galatasaray da onların başarılı performansını değerlendirmek durumunda. Erden kardeşim de bu açıklamayı yaptı. Bu futbolcularla ilgili sözleşmelerin yenilenme süreci halloluyor, bir problem yok. Muslera’yla 1+1 anlaşmayı düşünüyoruz.” diye konuştu.
Son olarak yabancı hakem konusuna değinen Özbek, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Olayları yabancı hakem seviyesine indirmek son derece yanlış. Birbirimizi boğazlama seviyesine nasıl geldik. Bunu yabancı hakemle açıklayamazsınız. Bu ayrı bir tartışma. Herkes söylediğinin sorumluluğunu almak zorundadır. Artık öz eleştiri yapmanın zamanının geldiğini düşünüyorum. Geçmişte söylenenlerin sanki yokmuş gibi davranılması yanlış. Lafın bittiği yere geldik. Herkes dikkatli olsun, herkes konuşurken haddini bilerek konuşsun. Bu yangının üzerine artık benzin dökmeye gerek yok. İş kontrolden çıkma noktasına gelmiştir. Galatasaray Başkanı olarak tavsiyem, bu ateşi söndürmemiz lazım. Bunun için de TFF’ye, PFDK’ye, kulüp başkanlarına, sporculara büyük görev düşüyor. Kimse bu görevden kaçamaz. Önemli olan Türk futbolunun marka değeriyse, herkes bu sorumluluğu almak zorundadır.”
]]>ANKARA – Ankara’da 16 yaşındaki bir çocuk, husumetlisini bıçakla yaraladıktan sonra tartıştığı taksicinin çalıştığı durağı pompalı tüfekle bastı. Ateş ettiği iki kişiyi yaraladıktan sonra saldırılarına devam eden şahıs, aralarında abisinin de bulunduğu 3 kişiyi daha bıçakla yaraladı. Duraktaki saldırıdan kaçmaya çalışan 2 şoförün de ayak bileklerini kırmasına neden olan olay, anbean güvenlik kamerasına yansıdı.
Olaylar, dün akşam saatlerinde Keçiören’in farklı mahallelerinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre 16 yaşındaki A.A., yolda karşılaştığı husumetlisi A.S. ile tartıştıktan sonra bıçakla saldırdı. Olaydan sonra bölgeden ayrılan A.A., bu kez aralarında ağabeyi M.A.A.’nın da olduğu 4 kişi ile sürücülüğünü O.Ç.’nin yaptığı taksiye bindi. Takside gasp ve saldırı planları tasarladığı iddia edilen şahıslardan rahatsız olan O.Ç., kendisinin de gasp ile tehdit edilmesinin ardından araçtaki telsizle iş arkadaşlarından yardım istedi. Bunun üzerine taksiden inip kaçan şahıslardan A.A. ile ağabeyi M.A.A., şoförün çalıştığı durağı telefonla arayıp taksicileri tehdit etti. Ardından ağabeyi ile durağı basan A.A., yanında getirdiği pompalı tüfek ile şoförlere ateş etti. Saçmaların isabet ettiği M.D. ile o sırada durakta bulunan babası R.D. yaralanırken, panikleyerek kaçmaya çalışan taksicilerden A.Y. ile T.C.’nin ayak bilekleri kırıldı. Ağabey ile kardeşi saldırının ardından geldikleri taksi ile olay yerinden ayrıldı.
Tartıştığı ağabeyini de bıçakladı
Saldırılarına devam eden A.A., yanındaki ağabeyi ile gittiği yerde diğer bir husumetlisi U.İ. ile karşılaştı. Kavga ettiği husumetlisini bıçaklayan A.A. ile ağabeyi olay yerinden uzaklaşarak arkadaşlarının yanına gitti. Y.G. isimli alkollü bir kişinin arkadaşlarına küfür ettiğini öğrenen A.A., ağabeyi ile birlikte Y.G.’nin yanına gitti. Yanında getirdiği bıçakla Y.G.’yi de yaralayan A.A., olay yerinden kaçtıktan sonra bu kez de ağabeyi M.A.A. ile tartışmaya başladı. Gün boyunca yaşanan olaylar sebebiyle kavga eden iki kardeşten A.A., ağabeyi M.A.A.’yı da bıçakladı.
Suç aletleri ile birlikte yakalandı
Art arda gelen ihbarlar üzerine harekete geçen polis ekipleri, 3 saat içerisinde karıştığı 5 farklı olayda 6 kişiyi yaralayan, iki kişinin de dolaylı yoldan yaralanmasına neden olan A.A.’yı suç aleti tüfek ve bıçak ile birlikte kısa sürede yakalayarak gözaltına aldı. Yaralanan toplam 8 kişi ise ihbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından çevre hastanelere nakledildi. Yaralıların hayati tehlikesinin olmadığı öğrenilirken, olaylarla ilgili soruşturmanın devam ettiği aktarıldı.
“Araç içerisinde ‘birilerini vuralım, gasp edelim’ diye konuşmuşlar”
Olayla ilgili konuşan taksi durağının başkanı Murat Çamlıklı, “Taksi çağırma ziline basmışlar. Duraktaki şoför de gidip yolcuları almış. Bir süre sonra taksiye birkaç kişi daha binmiş. Daha sonra kısa mesafeli yerlere gitmişler. Araç içerisinde ‘birilerini vuralım, gasp edelim’ diye konuşmuşlar. Bunun üzerine de şoför arkadaşımız korkmuş. Araçtaki kişilerin inmesini istemiş ama söyleyememiş. Araçtakiler en son kendi aralarında ‘taksiciyi gasp edelim’ diye konuşmuş. Bunu duyan şoför de telsizden iş arkadaşlarına yerini söyleyip yardım istemiş. Diğer arkadaşlarımız yardıma gidene kadar araçtaki kişiler sürücüye tehditler savurarak kaçmış. Bir süre sonra durağı aramışlar. ‘Biz geleceğiz, sizinle görüşeceğiz’ demişler. Daha sonra durağın önüne taksiyle gelen iki kişiden birisi etrafa ateş etmiş. Sonra da aynı araçla kaçmış. Olay sonucu durakta çalışan 4 kişi yaralandı. İki kişiye saçma isabet etmiş. İki kişi de panikle kaçarken ayak bileklerini kırmış. Kendilerini tanımıyoruz. İlk defa karşılaştığımız kişiler. Aynı gün 4 kişiyi daha yaralamış saldırgan. Yaralılarımızın hayati tehlikeleri yok, evlerinde istirahat ediyorlar. Duraktaki arkadaşlarım çok korkmuştu” diye konuştu.
]]>Ufuk Öntürk’ün eniştesi Deniz Keser:
“Bir kül tablasının aşağı düşmesiyle başlayan olayda çekiçle vurularak hunharca öldürülmüş”
İZMİR – Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya’da kaldığı pansiyonun sahibi ve çalışanları tarafından çekiçli saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden 52 yaşındaki Ufuk Öntürk, memleketi İzmir’de defnedildi. Yaşanan vahşi cinayetle ilgili bilgi veren Öntürk’ün eniştesi Deniz Keser, “Bir kül tablasının yukarıdan aşağı düşmesiyle ilgili başlayan olayda, 6 kişi tarafından çekiçle vurularak hunharca bir şekilde, boynuna da tahminimce bir zincir takılarak pansiyon çalışanları ve sağdan soldan gelen akrabaları ile bu cinayet işlenmiş” dedi.
Edinilen bilgiye göre, İstanbul’da yaşarken kalp krizi geçiren ve ölümün eşiğinden dönünce dünyayı gezmek için çıktığı yolculukta 4-5 yıl önce gittiği Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya’ya yerleşen Ufuk Öntürk (52), 25 Şubat’ta kaldığı pansiyon çalışanları ve akrabalarınca çekiçli saldırı sonucunda hayatını kaybetti. Yaşanan cinayetle ilgili soruşturmada 1’i kadın 6 kişi Kamboçya devlet yetkililerince yakalanarak gözaltına alındı. Şüpheliler çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Pazar günü Türkiye’ye getirilen Öntürk’ün cenazesi, İzmir Adli Tıp Kurumu morgundaki otopsi işlemlerinin ardından bugün, aile yakınlarına teslim edildi.
“Pansiyon çalışanları ve sağdan soldan gelen akrabaları ile bu cinayet işlenmiş”
Ufuk Öntürk’ün cinayete kurban gitmesinin ardından yaşanan süreci anlatan eniştesi Deniz Keser: “Bize ilk bilgiler geldiğinde tabi ki böyle bir cinayet olduğu söylenmedi konsolosluk tarafından. Aradan bir gün geçtiğinde cinayet haberlerinin çıktığını gördük. Sonra bu bilgiler doğrultusunda Kamboçya’da bulunan Punom Pen Büyükelçiliği ile iletişime geçtik. Olayın içerisine girdiğimizde de olay şöyle gerçekleşmiş; bir kül tablasının yukarıdan aşağı düşmesiyle ilgili başlayan olayda, 6 kişi tarafından çekiçle vurularak hunharca bir şekilde, boynuna da tahminimce bir zincir takılarak pansiyon çalışanları ve sağdan soldan gelen akrabaları ile bu cinayet işlenmiş. Orada 1’i kadın 5’i erkek olacak şekilde olayla ilgili 6 kişi tutuklandı.”
“Budist bir inanca sahip ülke olduğu için cenazemizin önce yakılmasını istediler”
Cenazenin Türkiye’ye getirilme noktasındaki yaşananları da aktaran Keser, “Daha sonra biz nasıl cenazemizi getiririz olayına girdiğimizde 10-15 bin dolar gibi bir para istendi. Bu doğrultuda biz tabi bu parayı bulamayacağımızı söyledik. Konsolosluk bize ara ara bilgi veriyordu. Orası Budist bir inanca sahip ülke olduğu için cenazemizin önce yakılmasını istediler. Biz buna karşı geldik. 20-21 gün bir süreç içerisinde cenazemizi buraya getirebildik. Bu şekilde bir cinayet bizim için çok kötü oldu. Bu doğrultuda şu an oradaki konsolosluğumuzun geliştirmiş olduğu bilgiler doğrultusunda onlara da teşekkür ederiz. Dışişleri Bakanlığımıza da teşekkür ederiz. Bize yardımcı oldular. Şimdi kendi gelenek ve göreneklerimize göre de cenazemizi defnedeceğiz” dedi.
Öntürk’ün kız kardeşi Yıldız Eyçalış ise “Bundan sonraki mahkeme süreçlerinde bu cinayete işleyenlerin hepsi yakalandı mı, yakalananlar da bırakıldı mı bırakılmadı mı onları bilmiyoruz. Bununla ilgili sürecin takibi konusunda devletimizden destek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Devletimiz vatandaşının cenazesini orada bırakmayacak bir şekilde büyüklüğünü gösterdi”
Yaşanan cinayetin ardından süreci yakinen takip eden ve cenazenin Türkiye’ye getirilmesi konusunda devlet yetkilileri ile iletişime geçerek konuyu aktaran AK Parti İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan da Pınarbaşı Mezarlığı’nda kılınan cenaze namazına katıldı. Burada bir açıklama yapan İnan, “İzmirli hemşerimiz Ufun Öntürk’ü kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kamboçya’da vahşice işlenen bir cinayette yitirdik kendisini. Tabii aile yakınları direkt bizlere ulaştılar. Kamboçya devletinin çıkartmış olduğu bayağı yüklü bir cenaze hizmetleri bedeli vardı. Gerçekten bu miktar hem aile için hem de merhum için fazla bir bedeldi. Ortaya çıkan mağduriyet dolayısıyla hemen Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’a ailemiz adına, İzmirli hemşerilerimiz adına ulaştık. Sağ olsun devletimiz vatandaşının cenazesini orada bırakmayacak bir şekilde büyüklüğünü gösterdi. Yaklaşık 20 gündür başta büyükelçimiz olmak üzere, konsolosluklar genel müdürümüz olmak üzere büyük bir çaba sarf ettiler. Bugün cenazemiz şehrimize ulaştı. Ailemizle birlikte cenazemizi defnedeceğiz” diye konuştu.
Hayatını kaybeden Ufuk Öntürk’ün cenazesi, Bornova Pınarbaşı Mezarlığı’nda ailesi ve yakınlarının katılımıyla kılınan cenaze namazının ardından, aynı mezarlık içerisinde defnedildi.
]]>Olaylar, dün akşam saatlerinde Keçiören’in farklı mahallelerinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre 16 yaşındaki A.A., yolda karşılaştığı husumetlisi A.S. ile tartıştıktan sonra bıçakla saldırdı. Olaydan sonra bölgeden ayrılan A.A., bu kez aralarında ağabeyi M.A.A.’nın da olduğu 4 kişi ile sürücülüğünü O.Ç.’nin yaptığı taksiye bindi. Takside gasp ve saldırı planları tasarladığı iddia edilen şahıslardan rahatsız olan O.Ç., kendisinin de gasp ile tehdit edilmesinin ardından araçtaki telsizle iş arkadaşlarından yardım istedi. Bunun üzerine taksiden inip kaçan şahıslardan A.A. ile ağabeyi M.A.A., şoförün çalıştığı durağı telefonla arayıp taksicileri tehdit etti. Ardından ağabeyi ile durağı basan A.A., yanında getirdiği pompalı tüfek ile şoförlere ateş etti. Saçmaların isabet ettiği M.D. ile o sırada durakta bulunan babası R.D. yaralanırken, panikleyerek kaçmaya çalışan taksicilerden A.Y. ile T.C.’nin ayak bilekleri kırıldı. Ağabey ile kardeşi saldırının ardından geldikleri taksi ile olay yerinden ayrıldı.
Tartıştığı ağabeyini de bıçakladı
Saldırılarına devam eden A.A., yanındaki ağabeyi ile gittiği yerde diğer bir husumetlisi U.İ. ile karşılaştı. Kavga ettiği husumetlisini bıçaklayan A.A. ile ağabeyi olay yerinden uzaklaşarak arkadaşlarının yanına gitti. Y.G. isimli alkollü bir kişinin arkadaşlarına küfür ettiğini öğrenen A.A., ağabeyi ile birlikte Y.G.’nin yanına gitti. Yanında getirdiği bıçakla Y.G.’yi de yaralayan A.A., olay yerinden kaçtıktan sonra bu kez de ağabeyi M.A.A. ile tartışmaya başladı. Gün boyunca yaşanan olaylar sebebiyle kavga eden iki kardeşten A.A., ağabeyi M.A.A.’yı da bıçakladı.
Suç aletleri ile birlikte yakalandı
Art arda gelen ihbarlar üzerine harekete geçen polis ekipleri, 3 saat içerisinde karıştığı 5 farklı olayda 6 kişiyi yaralayan, iki kişinin de dolaylı yoldan yaralanmasına neden olan A.A.’yı suç aleti tüfek ve bıçak ile birlikte kısa sürede yakalayarak gözaltına aldı. Yaralanan toplam 8 kişi ise ihbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından çevre hastanelere nakledildi. Yaralıların hayati tehlikesinin olmadığı öğrenilirken, olaylarla ilgili soruşturmanın devam ettiği aktarıldı.
“Araç içerisinde ‘birilerini vuralım, gasp edelim’ diye konuşmuşlar”
Olayla ilgili konuşan taksi durağının başkanı Murat Çamlıklı, “Taksi çağırma ziline basmışlar. Duraktaki şoför de gidip yolcuları almış. Bir süre sonra taksiye birkaç kişi daha binmiş. Daha sonra kısa mesafeli yerlere gitmişler. Araç içerisinde ‘birilerini vuralım, gasp edelim’ diye konuşmuşlar. Bunun üzerine de şoför arkadaşımız korkmuş. Araçtaki kişilerin inmesini istemiş ama söyleyememiş. Araçtakiler en son kendi aralarında ‘taksiciyi gasp edelim’ diye konuşmuş. Bunu duyan şoför de telsizden iş arkadaşlarına yerini söyleyip yardım istemiş. Diğer arkadaşlarımız yardıma gidene kadar araçtaki kişiler sürücüye tehditler savurarak kaçmış. Bir süre sonra durağı aramışlar. ‘Biz geleceğiz, sizinle görüşeceğiz’ demişler. Daha sonra durağın önüne taksiyle gelen iki kişiden birisi etrafa ateş etmiş. Sonra da aynı araçla kaçmış. Olay sonucu durakta çalışan 4 kişi yaralandı. İki kişiye saçma isabet etmiş. İki kişi de panikle kaçarken ayak bileklerini kırmış. Kendilerini tanımıyoruz. İlk defa karşılaştığımız kişiler. Aynı gün 4 kişiyi daha yaralamış saldırgan. Yaralılarımızın hayati tehlikeleri yok, evlerinde istirahat ediyorlar. Duraktaki arkadaşlarım çok korkmuştu” diye konuştu. – ANKARA
]]>Saniyelerle zorlu mücadeleyi kazanan Kırmızı Takım rahat bir nefes aldı. Konseye moralsiz giden Mavi takım ise haftanın ilk eleme adayını oylayarak belirledi.

YAMAN İLE YUNUS EMRE YİNE GERİLDİ
Geçtiğimiz hafta parkurda birbirlerini iterek düşüren ve ardından kavga eden Yunus Emre ile Yaman yeniden karşı karşıya geldi. Bu hafta da parkura çıkan Yunus Emre ile Yaman yeniden bir noktada sıkıştı ve oyun sonrası gerginlik yaşandı.
Oyun esnasında Yaman’ın arkadaşları zorlamaması gerektiğini kenardan bağırarak söyledi. Oyunu Yunus Emre kazandı ve ortam iyice gerildi. Yaman’a arkadaşları “niye ortak engelde adama sarılıyorsun” dedi.
Olaya Atakan ve Hilmi Cem de müdahil olmak isteyince ortalık bir anda karıştı. Yunus Emre de Yaman’a “Ben artık ortak engellerde sana yol vermeyi düşünüyorum” dedi ve olay tatlıya bağlandı.

MERVE AĞLAYARAK İSYAN ETTİ
Kırmızı Takım’daki Merve “3 gün önce kavalımı vurdum o şişti. Buz yapıyorum ayağımı havaya kaldırıyorum, her şeyi yapıyorum ama geçmiyor. Ayak bileğim olduğu gibi şişti ve morardı.
Bazen insanlar inanmıyorlar burada oyun oynarken, ‘el klasikolar, bilerek yapıyorlar, oyun kaybetti bak kenara çekildi’ gibi sözler söyleniyor.
Ben hiçbir zaman oyun kaybetsem de kenara çekilmiyor. Bugün o kadar çok canım acıdı ki hiç kimseye bunu çaktırmadım. Çünkü bazen farklı konuşmalar olabiliyor.
Ama artık ağrımın şiddeti tepemde, çekemiyorum artık. Yalan değil yani yaşadığım şey gerçek. Herkes de görüyor. Çok kızgınım ve sinirliyim” dedi.
YAMAN VE YUNUS EMRE İLE YAŞANANLAR NORMAL DEĞİL
Konseyde konuşan Acun Ilıcalı “Pınar konuşmalarıyla mücadelesiyle bu sene Survivor’da iz bıraktı. Pınar Ada’ya veda etti, bundan sonraki hayatında başarılar diliyorum” dedi.
Ilıcalı oyun esnasında Yunus Emre ile Yaman arasında yaşananlarla ilgili “Bu görüntüler normal görüntüler değil” diyerek iki taraftan da olayı dinledi.
Yaman “Yunus Emre ile daha önce de olayımız olmuştu. Ortak engelde sorunlar oldu. Öncelikle Emre’nin ailesinden özür diliyorum, kendi ailemden özür diliyorum. Çok güzel bir haber aldı Emre sonrasında kendisini öptüm ve tebrik ettim.
Biz aramızda hallettiğimizi düşünüyorum. Bir daha olmayacak diye düşünüyorum” dedi. Yunus Emre de “Olanları Yaman’ın hırsına veriyorum. Survivor’da kalmayı ve kazanmayı çok istiyor kardeşim. İlk engelde beni bayağı sıkıştırdı.
Dilerim artık böyle şeyler yaşanmaz. Bana da bir güncelleme geldi. Baba oluyorum. Üstünü kapatmak istiyorum. Güzel bir kardeşim” dedi.

YUNUS EMRE’YE DE YAMAN’A DA CEZA VERİLDİ
Acun Ilıcalı “Öncelikle seni zaptetmeye çalışan ve künde yiyen bir Poyraz var. Bir bölümü daha var olayın. Bel altı konuşma dedik sana kaç kere.
Saldırmaya kalkmışsın tutanları yere devirmişsin, söyle ben ne yapayım. Öyle bir şey yapıyorsun ki bize alan bırakmıyorsun. Yaman sana gelelim, olayı çıkaran sensin, sen saldırmışsın Yunus Emre konuyu orada bağlasa iş bitecek ve enteresan laflar ediyorsun.
Yaman sana 2 ödül ceza veriyoruz. Yunus Emre’ye de 1 ödül ceza veriyoruz. Bugün cezan bitmişti ama kendini tutmak zorundasın. Yunus Emre sana yarın iletişim ödülü veriyoruz.
Görüşmen lazım, böyle bir hakkın olduğunu düşünüyoruz. Yarın görüşebileceksin” dedi.

MAVİ TAKIM’DA BİR PROBLEM VAR
Acun Ilıcalı “Mavi Takım’da başka bir problem daha var, o problem de Ogeday. Bu konuyu konuşacağız ama özel bir konu olduğu için ve sadece Mavi Takım’ın bilmesi gereken bir şey olduğu için Mavi Takım ile özel bir konsey yapacağız Ogeday ile ilgili.
Ve sonrasında Kırmızı Takım’la paylaşacağız. Ama Mavi Takım ile özel olarak konuşmamız gerekiyor” dedi.

İLK ELEME ADAYI BELLİ OLDU
Mavi Takım’da konseyde yapılan oylamada Hakan’a 5 oy çıktı ve yeniden eleme adayı oldu.
]]>İddiaya göre, 2023’de yabancı uyruklu A.K. (25) isimli şüpheli, kuzeninin 5 yaşındaki kızı A.K’yi “Sana dondurma vereceğim” diyerek evine çağırdı ve çocuğa cinsel istismarda bulundu. Şüpheli, kız çocuğuna ve erkek kardeşine de para vererek, kimseye söylememeleri için tembihledi. Eve giden çocukların durumu annesine anlatması üzerine konu polise intikal etti. Şüpheli A.K. gözaltına alındı. İfadesi alınan şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
“Çocuğa saldıran ben değil bir başkasıdır”
Tutuklu sanık A.K. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşma salonunda tutuklu sanık A.K., mağdur A.K’nin annesi, taraf avukatları ve tercümanlar hazır bulundu. Mağdur A.K. ise “adli görüşme odaları” (AGO) sisteminden uzman ve tercüman aracılığıyla hazır edildi. 8 yıldır Türkiye’de yaşadığını söyleyen sanık A.K., “A.K. benim kuzenimin kızı olur. Ailecek birbirimize gidip geliriz. Kız çocuğuna karşı hiçbir eylemde bulunmadım, suçlamaları kabul etmiyorum. A.K’ye karşı cinsel eylemde bulunmadım, ağzını kapatmadım. Çocuğa saldıran ben değil bir başkasıdır. Sanki kafamın içinde bir şeyler var. Buna ilişkin Türkiye’de psikolojik tedavi görmedim. Ben, kardeşim ve 2 kuzenimle birlikte bekarlar evinde kalıyorum” dedi.
“Sanık kızım ile oğlumu evine götürerek kendilerine dondurma vereceğini söylemiş”
Olaya ilişkin bildiklerini anlatan mağdur A.K’nin annesi Y.K., “Sanık eşimin amcasının oğlu olur. Aynı mahallede otururuz, evlerimiz birbirine yakındır. 4 erkek bekar yaşadıkları için eşim evlerine gitmemize izin vermiyordu. Biz sanığın evine gitmezdik ancak sanık sık sık bize gelirdi. A.K. isimli oğlum olaydan 3 gün sonra bana olayı anlattı. Sanık, kızım ile oğlumu evine götürerek kendilerine dondurma vereceğini söylemiş. Sanık evinde kızıma cinsel istismarda bulunmuş, ağzına havlu koymuş. Sanık daha sonra çocuklarıma ‘Kimseye bir şey söylemeyin’ diye tembih ederek para vermiş. Kanser hastası olduğum için olay günü uyuyordum, çocuklarım ise eltimdeydi. Sanık çocuklarımı eltimden alarak evine götürmüş. Çocuklarımın bugüne kadar hiç yalan söylemedi. Sanıktan şikayetçiyim” şeklinde konuştu.
“Bana bozuk para, erkek kardeşime ise kağıt 5 TL verdi”
Olaya ilişkin tercüman ve uzman eşliğinde dinlenen mağdur kız çocuğu A.K., “Olay olduğunda 5 yaşındaydım. Şimdi 6 yaşına girdim. Sanık A.K. sürekli bize geliyordu. Ben nereye gitsem peşimden geliyordu. Olay günü A.K. beni evime götürdü, üstümü çıkardı yaşananları kimseye anlatmayalım diye de bana ve erkek kardeşime para verdi. Bana bozuk para, erkek kardeşime ise kağıt 5 TL verdi. Sadece bir kez değil, defalarca üstümü çıkarttı” dedi.
“Ona tokat atın”
“Şikayetçi misin?” sorusuna ise çocuk, “Ona tokat atın” cevabını verdi. Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı erteledi. – KOCAELİ
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, Oğuz Murat Aci’nin hayatını kaybettiği, 4 kişinin ise yaralandığı kazaya ilişkin başlatılan soruşturma devam ediyor.
Soruşturma kapsamında 17 yaşındaki sürücü T.C’nin babası Cihantimur, “suçluyu kayırma” suçundan “şüpheli” sıfatıyla ifade vermek üzere Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne geldi.
Burada, soruşturmayı yürüten savcılıkça ifadesi alınan Cihantimur, “imza atma” şartını içeren adli kontrol tedbiri uygulanması istemiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi.
Hakimlik, şüpheli Cihantimur hakkında, “imza atma” şartını içeren adli kontrol tedbiri uygulanmasını kararlaştırdı.
Savcılık ifadesine ulaşıldı
Cihantimur, savcılık sorgusunda, soruşturma kapsamında tutuklanan Ayşe Ceren Saltoğlu’nun kendisinin çalışanı olduğunu belirterek, “Maaşını şirketten almaktadır. Eylem’le (Tok) aralarında herhangi bir patronluk ilişkisi yoktur. Sadece sanat faaliyetleri nedeniyle diyalog kurmuşlardır. Ayrıca kendi tahsis ettikleri ilişkileri benim dışımdadır. Dışarıda görüşüyorlarmış. Ben bundan haberdar değilim.” ifadelerini kullandı.
Olay günü şüpheli Eylem Tok’un kendisini saat 00.30 sıralarında aradığını, “Hemen gel, T.C. kaza yapmış.” dediğini belirten Cihantimur, daha sonrasında Tok ile oğlu T.C’nin yaşadığı eve gittiğini anlattı.
Şüpheli Cihantimur, eve gittiğinde oğlunu şok halinde gördüğünü, donmuş bir halde olduğunu, Eylem Tok’un ise panik halde birileriyle konuştuğunu anlattı.
Eylem Tok’a “Çocuğu bana ver, bir hastaneye götüreyim. Belki kafasını çarpmıştır. Ona göre bakalım.” dediğini aktaran Cihantimur, Tok’un bunu kabul ettiğini, böylece oğluyla araca bindiklerini ifade etti.
Cihantimur, yolda oğluna olayı anlattırmaya çalıştığını kaydederek, “Kendisi bana, ‘Bir, iki kişinin kafasında kan vardı ancak bir kişi yerde yatıyordu. Kazadan sonra da bir sürü insan olay yerine geldi. Ben, yarım saat olay yerinde kaldım.’ dedi. Zaten Eylem’in T.C’yi olay yerinden gelip aldığını sonradan öğrendim.” iddiasında bulundu.
Çalışanı Ayşe Ceren Saltoğlu’nun, oğlu havalimanına gideceğini bilmesi halinde kendisini bu konuda uyaracağını öne süren Cihantimur, Saltoğlu’nun bir şey söylemediğini savundu.
Şüpheli Cihantimur, kendisinin havalimanına gitmeye niyeti olmadığını da ileri sürdü.
“Oğlumla en son irtibat kurduğumda Türkiye’ye dönmek istediğini söyledi”
Ayşe Ceren Saltoğlu’na ulaştığında Eylem Tok ile oğlunun yurt dışına gittiğini öğrendiğini iddia eden Cihantimur, “En son Eylem’e Mısır’dayken ulaştım. Geri dönmesi noktasında ikna ettim. İkna olmuştu ancak sonrasında kendi çevresinden ve medyada gördüğü bilgilerden dolayı bu olayı kendi açımdan yavaşlattığımı düşünerek irtibatı kesti. Sonra kendisine ulaşamadım. Oğlum T.C. ile de temas kuramıyorum. Çünkü annesinin yanında ama oğlumla en son irtibat kurduğumda Türkiye’ye dönmek istediğini bana ısrarla söylemiştir.” beyanında bulundu.
Cihantimur, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, her türlü kamera görüntüsünün incelenmesine rızası bulunduğunu, yardıma hazır olduğunu, oğlunun da dönmesini istediğini belirterek, bu durumun kendisini de çok üzdüğünü bildirdi.
Vefat eden Oğuz Murat Aci’nin ailesine taziyeye gittiğini ifade eden Cihantimur, şöyle devam etti:
“Orada bize ilk neden irtibat kurmadığımıza dair sitem edildi. Neden gelemediğimizi anlattım. Acılarını paylaştım, her türlü yardıma hazır olduğumu ilettim. Babasıyla birbirimize telefonlarımızı verdik. Taziye esnasında, Süleyman diye biriyle irtibat kurabileceğimizi söylediler, numarasını aldık. Sonrasında ne kadar acılarını paylaşmak ve destek olmak için irtibat kurmaya çalışsak da kendilerinin tavırları değişmişti, bizimle görüşmek istemediler.”
Cihantimur, oğlunun dönmesini istediğini öne sürerek, “Oğlumun gelmesi için ne gerekiyorsa yaparım ancak oğlumla da Eylem’le de irtibat kuramıyorum. T.C’yi yurt dışına kaçırmak, kaçmasına yardım etmek, kaza esnasında ve sonrasında delilleri gizlemek, saklamak ve yok etmek gibi hiçbir eylemim olmadı. Hiç kimseyi yönlendirmedim, organize etmedim. Oğlumu tanıyorum, kendisi dönmek istiyor. Annesiyle döneceklerine ve adalete teslim olacaklarına inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Hakimlikten çıktıktan sonra kendisini görüntüleyen basın mensuplarına “Açıklama yapacağım.” diyen şüpheli Cihantimur, daha sonra adliyeden ayrıldı.
Ne olmuştu?
Eyüpsultan’da seyir halindeki 3 ATV aracından biri arızalanmış, yol kenarına çekilen arızalı araç tamir edilmeye çalışılırken aynı yönde ilerleyen iki araçtan birisi buradaki 3 ATV’ye çarpmıştı.
Kazada yaralanan 5 kişi hastaneye kaldırılmış, yaralılardan Oğuz Murat Aci müdahaleye rağmen kurtarılamamıştı.
Yapılan incelemede, kazaya neden olan 17 yaşındaki sürücü T.C’nin, olay yerine gelen annesi Eylem Tok’un aracıyla buradan uzaklaşıp saat 02.00 sıralarında İstanbul Havalimanı’na gittikleri, 04.30 sıralarında da Mısır’a uçtukları tespit edilmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Mısır’a kaçan T.C. ve Eylem Tok hakkında yakalama kararı çıkarılmış, sonrasında da kırmızı bülten çıkarılması talebiyle Adalet Bakanlığına yazı yazılmıştı.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da Mısır adli makamlarıyla temasa geçildiğini, ABD’ye gittikleri tespit edilen şüphelilerin iadesi için geçici tutuklama talep evrakının ABD yetkili makamlarına iletildiğini açıklamıştı.
Şüphelinin babası Bülent Cihantimur’un iş yerinde çalışan kurumsal iletişim uzmanı Ayşe Ceren Saltoğlu “suçluyu kayırma” ile “delileri gizleme” suçlarından tutuklanmış, Cihantimur ve kazadan sonra yaralılardan birinin kayıp telefonunu emniyete teslim eden A.K. hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.
]]>Hayatının son anlarında Rami Hamdan Al-Halhouli bir havai fişeğin fitilini tutuşturdu ve havaya kaldırdı. Ondan sonra üç patlama duyuldu. İlki bir polisin mermisi, ikincisi havai fişeğin elinden düşüşü ve sonuncusu da fişeğin Rami’nin bedeni üzerinde kırmızı ve altın sarısı renklerle patlayışı.
Rami al-Halhouli 12 yaşında Filistinli bir çocuktu. İşgal altındaki Doğu Kudüs’te 16 bin kişinin yaşadığı Şuafat Mülteci Kampı’nda doğup büyümüştü.
Salı akşamı erkek kardeşi ve arkadaşlarıyla birlikte, ailesinin evinin önünde oynarken arkadaşları onu bir havai fişek fırlatması için cesaretlendirdi.
Havai fişeği kendisinden uzak bir yöne doğru tuttu. O yönde İsrail sınır polisleri olsa da havai fişek daha çok gökyüzüne bakıyordu.
Olay anını gösteren videoda, havai fişek daha havalanmadan Rami’nin, uzaktaki sınır polisinin açtığı bir el ateşin ardından yere düştüğü görülüyor.
Olay hakkında bir yazılı açıklama yapan İsrail polisi “kolluk kuvvetleri, kendilerine doğru havai fişek fırlatarak tehdit oluşturan bir kişiye bir el ateş etti” dedi.
İsrail polisi Rami’nin cesedini henüz ailesine teslim etmedi.
Yetkililer BBC’nin olayla ilgili sorularına yanıt vermezken BBC’ye konuşan Rami’nin ailesi, oğullarının kalbinden vurulduğunu söylüyor.
Vurulur vurulmaz kardeşinin yanına koşan 19 yaşındaki Mahmut “Hiç umut yoktu. Anında ölmüştü” diyor.
Rami’nin 50 yaşındaki annesi Rawia, silah sesini duyduğunda evdeydi. Adının söylendiğini duyunca evden çıktı.
“Başta kötü bir şey olabileceğini düşünemedim çünkü etrafta gösteri yoktu, polisle bir çatışma da olmamıştı. Silah sesi veya ses bombası da duymamıştık” diyor:
“Sonra Rami’nin yerde yattığını gördüm. Çocuklarla oynarken düştüğünü düşündüm. Fakat sonra bedenini çevirdiklerinde göğsünde bir delik gördüm. Kurşun kalbine girmişti. Çığlık attım.”
Rami işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da Salı günü İsrail güvenlik güçleri tarafından öldürülen altı Filistinliden biri.
Hamas ve İsrail arasında Gazze’de süren savaş nedeniyle halihazırda hüzünlü geçen Ramazan, böylece Batı Şeria’da da ölümlerle başladı.
Çarşamba sabahı bir basın toplantısı düzenleyen İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Rami’yi vuran polisi “bir kahraman ve bir savaşçı” sözleriyle övdü, “örnek olacak bir iş yaptığını” söyledi ve bakanlığın tüm desteğiyle arkasında olduğunu ekledi.
Ben-Gvir, Rami’ye ise “terörist” dedi.
Rawia al-Halhouli ise basın toplantısının düzenlendiği karakoldan uzak olmayan evinde, arkadaşları ve akrabalarıyla birlikte yas tutuyor.
Evin bahçesinde, Rami’nin 60 yaşındaki babası Ali, gözyaşlarını birkaç dakikadan daha fazla tutamıyor.
“Size soruyorum, 12 yaşında bir çocuk nasıl terörist olabilir?” diye soruyor:
“Oruç tutuyordu ve iftardan sonra dışarı çıktı, arkadaşlarıyla oynuyordu. Ramazan ayındayız, havai fişek atmışlar. Oyun oynuyorlardı.
“O hep iyi bir çocuktu. Okulda iyiydi, zekiydi, komşularına yardım ederdi.
“Burası onun mahallesiydi ve hiç dışarı çıkmadı. Hiç belaya bulaşmadı.”
Rami’yi vuran polisten ise “emirleri uygulayan biri” olarak bahsediyor:
“Bütün bunlar Ben-Gvir’in başının altından çıkıyor. Hiçbir Filistinlinin huzur bulmasını istemiyor.”
BBC İsrail polisine ellerinde, olay anından önceki saatlerde bölgede şiddet, isyan veya benzeri olaylar yaşandığına dair; veya Rami aleyhinde bir kanıt olup olmadığını sordu.
Polis bir yanıt vermek yerine Salı günü yaptıkları ve “Şuafat’ta şiddetli olaylar yaşandı, güvenlik güçlerine molotof kokteyli ve havai fişek atıldı” ifadelerini içeren yazılı açıklamayı gönderdi.
İsrail polisi Salı günü Şuafat’ta yaşayanlara birer el ilanı dağıttı. BBC’nin de gördüğü ilanda “akşam ezanından sonra 15-20 genç bir araya gelerek kuralları çiğnedi, molotof kokteyli ve havai fişek attı. Polis şiddete asla göz yummayacaktır, şiddet uygulayan veya kendilerine zarar vermeye çalışan kişilere karşı müsamahasız davranacaktır” yazıyordu.
İsrail Sınır Polisi Çarşamba akşamı, olayla ilgili sorgulanan bir polisin şartlı salıverildiğini açıkladı.
Birleşmiş Milletler’e göre Gazze’de savaşın başlamasından bu yana Batı Şeria’da en az 418 Filistinli, İsrail güçleri tarafından öldürüldü. Bunların arasında siviller, saldırganlar ve silahlı grup üyeleri bulunuyor.
Aynı dönemde dördü güvenlik gücü olmak üzere 15 İsrailli de öldürüldü.
İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem’in en güncel verilerine göre 2000 ile Ekim 2023 arasında Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 519 çocuk İsrail tarafından öldürüldü.
B’Tselem Sözcüsü Dror Sadot “İsrail, Filistinlilere silah doğrultma konusunda çok rahat” diyor:
“Yıllar boyunca bunun gibi onlarca olay belgeledik. Bu vakayı henüz incelemedik fakat Şuafat’taki bu çocuk polise bir tehdit oluşturmuyormuş gibi gözüküyor.”
1965’te inşa edildiğinden beri Şuafat kampında yaşayan ve çalışan doktor Salim Anati, bugüne kadar bir veya iki gözünü plastik mermi sonucu kaybetmiş en az 20 çocukla karşılaştığını ve tanıdığı en az 10 çocuğun da öldürüldüğünü anlatıyor:
“Çok çok yaralandı, çok çocuk hapsedildi. Hapiste olmayanlar da ev hapsinde gibiler, evlerinden çıkamıyorlar. Bir çocuk için çok zor bir hayat.
“Rami bu kamptan kaçabilecek kadar şanslı değildi. Bütün çocukluğu işgal altında geçti.”
Annesi Raiwa’nın anlattığına göre Rami hayatının son gününde öğlene kadar uyudu, öğleden sonra evde oyunlar oynadı, akşama doğru annesi iftar yemeğine yardım etmesini istedi.
İftardan sonra Rami camiye namaza gittikten sonra eve döndü ve babasından bakkala gitmek için harçlık istedi.
Babası evde kalmasını istediği için hayır dedi.
Rawia “Ama ben babasına çaktırmadan yanına gittim ve ‘Hemen gidip döneceksen sana harçlık veririm’ dedim” diyor:
“Evden çıktıktan beş dakika sonra öldürülmüştü.”
]]>Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklar Emrah Akyol, İnan Yücel ve Alpcan Ergüven ile taraf avukatları katıldı.
Mahkeme başkanı dosyaya gelen evrakı okuduktan sonra taraflara söz verdi.
Söz alan maktul Emre Çetin’in babası İsmail Çetin, iki ay boyunca oğlunun yoğun bakım servisinden çıkmasını beklediğini ancak evladını kaybettiğini anlattı.
Gerçek sorumluların yargılanmadığını savunan Çetin, “Yargılanan insanlara bakıyorum da bir anlam veremiyorum. Mahkeme başkanının arkasında yazan ‘Adalet mülkün temelidir’ yazısına güveniyorum ama sanıklara güvenmiyorum.” ifadelerini kullandı.
Sanık iş güvenliği uzmanı Emrah Akyol, saha işleriyle alakasının bulunmadığını, büroda görev yaptığını, saha eğitimlerini kendisinin vermediğini savundu.
Sanık taşeron firmanın işveren vekili İnan Yücel de olay günü fırtına uyarısı almadıklarını, böyle bir uyarının kendilerine ulaşması halinde çalışanları inşaat alanına göndermeyeceğini öne sürdü.
Yücel, “İş güvenliği firmasının da yargılanmasını istiyorum. 110 kilometre rüzgar altında biz neden çalışalım? Haberimiz olsa niye canımızı riske atalım? Ben kalıbı sabitlemedim çünkü olay öncesi günlük güneşlik bir hava vardı. Ben o koşullar altında malzememi sabitlemedim.” diye konuştu.
Sanık inşaat mühendisi Alpcan Ergüven de suçsuz olduğunu öne sürerek adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını talep etti.
Müşteki avukatları, gerçek sorumluların yargılanmadığını savunarak kovuşturmanın genişletilmesini istedi.
Beyanların ardından ara kararını açıklayan mahkeme, sanıklar hakkındaki adli kontrol kararının devamına karar verdi. Duruşmaya, 25 Haziran’da devam edilecek.
İddianameden
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 15 Ağustos 2022’de Yenimahalle ilçesi Hipodrom Caddesi’nde bulunan Merkez Ankara inşaatında saat 16.15 sıralarında çıkan rüzgar nedeniyle zemine sabitlenmemiş perde kalıpların devrilmesi sonucu, stajyerler Taha Öztürk’ün olay yerinde, Emre Çetin’in ise tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybettiği, Ege Kıratlı’nın ise olaydan yaralı kurtulduğu belirtildi.
İddianamede, sanıklar firmanın proje müdürü Sinan Kar, taşeron firmanın işveren vekili İnan Yücel ile aynı firmada ustabaşı olarak çalışan Bayram Yüksel’in birinci derece, inşaat mühendisi Alpcan Ergüven’in ikinci derece, iş güvenliği uzmanı Emrah Akyol’un ise üçüncü derece kusurlu oldukları kaydedildi.
İddianamede, stajyerlere olayın yaşandığı gün bir saatlik iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verildiği ancak bunun yeterli olmadığı aktarıldı.
Olaydan önce Ankara Valiliği tarafından şiddetli yağış ve rüzgar uyarısı yapıldığı buna rağmen stajlarının ilk gününde tehlikeli alanda başlarında sorumlu olmadan bulunmamaları gereken stajyerler Öztürk, Kıratlı ve Çetin’in, sanıkların izni dahilinde, olayın meydana geldiği kata çıktıkları ifade edildi.
Stajyerlerin olayın yaşandığı firmanın çalışma sahası olan ve tehlikeli alan anlamına gelen “kırmızı alan” katına çıktıları ancak sanıkların bu alanda gerekli önlemleri almadığı vurgulanan iddianamede, sanıklar hakkında, Öztürk ve Çetin’in ölümüne, Kıratlı’nın ise yaralanmasına neden olmak suretiyle “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası talep edildi.
]]>Vali Musa Işın: “Uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayacağız, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz”
KÜTAHYA – Kütahya Valisi Musa Işın, kentte asayiş bakımından, olayın türüne ve geçen seneye göre yüzde 40-60 oranında bir azalma olduğunu ifade etti.
Kütahya İl Güvenlik ve Asayiş Koordinasyon Toplantısı, Vali Musa Işın’ın başkanlığında Valilik Toplantı Salonunda yapıldı. Toplantıya; İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Kırbaç, İl Emniyet Müdürü Hakan Sıralı, emniyet ve jandarma yetkilileri, STK temsilcileri ile muhtarlar katıldı.
Toplantıda konuşan İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Kırbaç, jandarma bölgesindeki son 2 yıla ilişkin veriler değerlendirildiğinde mala karşı işlenen suçların 181 olaydan 143’e düştüğünü, böylelikle yüzde 21’lik bir azalma yaşandığını belirtti.
İş yerlerinden hırsızlık olaylarında yüzde 33, kamu kurumlarından hırsızlık olaylarında yüzde 68, hayvan hırsızlığı olaylarında yüzde 83 ve bağ-bahçe ile tarla hırsızlığı olaylarında ise yüzde 39’luk bir azalma sağlandığını açıklayan Kırbaç, dolandırıcılık olaylarında ise yüzde 8’lik bir azalma görüldüğünü kaydetti.
2023 – 2024 yıllarının ilk 2 ayını değerlendiren İl Emniyet Müdürü Hakan Sıralı, 2023 yılının ilk 2 ayında 90 hırsızlık olayının yaşandığını, 2024 yılının aynı döneminde bu sayının 56’ya düştüğünü, evden hırsızlık olaylarında ise yüzde 58,8 azalma yaşandığını kaydetti.
323 aranan şahıs adli makamlara sevk edildi
İş yeri ve kurum hırsızlıklarında da düşüş olduğunu aktaran Sıralı, 2023 yılında 15 olan olay sayısının 2024 yılında 13’e gerilediğini ifade etti. Motosiklet hırsızlığı olaylarında ise yüzde 50’lik bir azalma kaydedildiğini bildirdi.
Sıralı, yapılan kontrollerde 172 bin 119 şahsın sorgulandığını; hırsızlık suçundan 73, dolandırıcılık suçundan 24, cinsel suçlardan 8, yağma suçundan 7 ve öldürme suçundan 1 kişinin yakalandığını dile getirdi. Toplamda 323 aranan şahsın adli makamlara sevk edildiğini aktardı.
Narkotik olaylar hakkında da bilgiler veren Sıralı, “2023 yılı ilk 2 ayında 168 olay meydana gelirken, 2024 yılı ilk 2 ayında bu sayı 305’e yükselerek yüzde 82 artış göstermiştir. Aynı dönemde, 2023 yılında 237 şüpheli şahıs yakalanırken, 2024 yılında bu rakam 451’e çıkarak yüzde 90 artış kaydetmiştir. Bununla birlikte, 2023 yılında ilk 2 ayda 8 kişi tutuklanırken, 2024 yılında bu sayı 39’a ulaşarak yüzde 388 artış göstermiştir” diye konuştu.
Trafik kazalarına ilişkin de bilgi veren Sıralı, ölümlü kaza sayısında değişiklik olmadığını, yaralanmalı kazalarda yüzde 26,3, maddi hasarlı kazalarda ise yüzde 30,5 artış olduğunu belirtti.
“Mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz”
Toplantı sonrası açıklama yapan Vali Musa Işın, kentteki asayiş suçları ile mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi.
İlin huzur ve güvenliğini sağlamak kendilerinin en önemli görevi olduğunu belirten Işın, “Vatandaşımızın can ve mal güvenliğini sağlamak devletin asli görevlerinden birisi olduğu gibi biz de ilimizde bunu birinci öncelik olarak görüyoruz. İlimiz asayiş ve güvenlik konusunda çok şükür huzurlu bir kenttir. Biz bu huzurun bozulmasını istemiyoruz. Asayiş bakımından, olayın türüne ve geçen seneye göre yüzde 40-60 bir azalma söz konusu. Bu da emniyet ve jandarmanın çok başarılı ve özverili bir şekilde çalışmasının bir neticesidir. Uyuşturucuyla ilgili de arkadaşlarımız son derece aktif bir şekilde ve başarılı bir şekilde çalışmalarını yürütmektedir. Türkiye’de il sıralamasında ilimiz büyükşehirler de dahil olmak üzere ilk sıralarda başarı açısından yer almaktadır” ifadelerini kullandı.
“Uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayacağız”
Uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayacaklarını ve bu konuda ciddi çalışmalara imza atıldığına da vurgu yapan Vali Işın, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bugün emniyet ve asayiş olaylarını değerlendirdiğimizde en önemli meselenin uyuşturucu meselesi olduğunu görüyoruz. Arkadaşlarımız bununla başarılı bir şekilde mücadele ediyor. Ancak her zaman söylediğim gibi toplumun, sivil toplum kuruluşlarının basının uyuşturucu konusunda, özellikle uyuşturucu konusunda bize yardımcı olmaları gerekir. Devlet, emniyet ve asayiş birimlerimiz bu konuda gerekeni yapmaktadır. Ancak çocukların bundan uzak tutulması gerekiyor. Burada ailelere çok büyük güç düşüyor. Sivil toplum kuruluşlarının, basının devletimize, emniyete, jandarmaya destek vermesi gerekir.”
Toplantı görüş ve önerilerin paylaşılmasının ardından sona erdi.
]]>Kütahya İl Güvenlik ve Asayiş Koordinasyon Toplantısı, Vali Musa Işın’ın başkanlığında Valilik Toplantı Salonunda yapıldı. Toplantıya; İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Kırbaç, İl Emniyet Müdürü Hakan Sıralı, emniyet ve jandarma yetkilileri, STK temsilcileri ile muhtarlar katıldı.
Toplantıda konuşan İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Kırbaç, Jandarma bölgesindeki son 2 yıla ilişkin veriler değerlendirildiğinde mala karşı işlenen suçların 181 olaydan 143’e düştüğünü, böylelikle yüzde 21’lik bir azalma yaşandığını belirtti.
İş yerlerinden hırsızlık olaylarında yüzde 33, kamu kurumlarından hırsızlık olaylarında yüzde 68, hayvan hırsızlığı olaylarında yüzde 83 ve bağ-bahçe ile tarla hırsızlığı olaylarında ise yüzde 39’luk bir azalma sağlandığını açıklayan Kırbaç, dolandırıcılık olaylarında ise yüzde 8’lik bir azalma görüldüğünü kaydetti.
2023 – 2024 yıllarının ilk 2 ayını değerlendiren İl Emniyet Müdürü Hakan Sıralı, 2023 yılının ilk 2 ayında 90 hırsızlık olayının yaşandığını, 2024 yılının aynı döneminde bu sayının 56’ya düştüğünü, evden hırsızlık olaylarında ise yüzde 58,8 azalma yaşandığını kaydetti.
323 aranan şahıs adli makamlara sevk edildi
İş yeri ve kurum hırsızlıklarında da düşüş olduğunu aktaran Sıralı, 2023 yılında 15 olan olay sayısının 2024 yılında 13’e gerilediğini ifade etti. Motosiklet hırsızlığı olaylarında ise yüzde 50’lik bir azalma kaydedildiğini bildirdi.
Sıralı, yapılan kontrollerde 172 bin 119 şahsın sorgulandığını; hırsızlık suçundan 73, dolandırıcılık suçundan 24, cinsel suçlardan 8, yağma suçundan 7 ve öldürme suçundan 1 kişinin yakalandığını dile getirdi. Toplamda 323 aranan şahsın adli makamlara sevk edildiğini aktardı.
Narkotik olaylar hakkında da bilgiler veren Sıralı, “2023 yılı ilk 2 ayında 168 olay meydana gelirken, 2024 yılı ilk 2 ayında bu sayı 305’e yükselerek yüzde 82 artış göstermiştir. Aynı dönemde, 2023 yılında 237 şüpheli şahıs yakalanırken, 2024 yılında bu rakam 451’e çıkarak yüzde 90 artış kaydetmiştir. Bununla birlikte, 2023 yılında ilk 2 ayda 8 kişi tutuklanırken, 2024 yılında bu sayı 39’a ulaşarak yüzde 388 artış göstermiştir” diye konuştu.
Trafik kazalarına ilişkin de bilgi veren Sıralı, ölümlü kaza sayısında değişiklik olmadığını, yaralanmalı kazalarda yüzde 26,3, maddi hasarlı kazalarda ise yüzde 30,5 artış olduğunu belirtti.
“Mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz”
Toplantı sonrası açıklama yapan Vali Musa Işın, kentteki asayiş suçları ile mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi.
İlin huzur ve güvenliğini sağlamak kendilerinin en önemli görevi olduğunu belirten Işın, “Vatandaşımızın can ve mal güvenliğini sağlamak devletin asli görevlerinden birisi olduğu gibi biz de ilimizde bunu birinci öncelik olarak görüyoruz. İlimiz asayiş ve güvenlik konusunda çok şükür huzurlu bir kenttir. Biz bu huzurun bozulmasını istemiyoruz. Asayiş bakımından, olayın türüne ve geçen seneye göre yüzde 40-60 bir azalma söz konusu. Bu da emniyet ve jandarmanın çok başarılı ve özverili bir şekilde çalışmasının bir neticesidir. Uyuşturucuyla ilgili de arkadaşlarımız son derece aktif bir şekilde ve başarılı bir şekilde çalışmalarını yürütmektedir. Türkiye’de il sıralamasında ilimiz büyükşehirler de dahil olmak üzere ilk sıralarda başarı açısından yer almaktadır” ifadelerini kullandı.
“Uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayacağız”
Uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayacaklarını ve bu konuda ciddi çalışmalara imza atıldığına da vurgu yapan Vali Işın, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bugün emniyet ve asayiş olaylarını değerlendirdiğimizde en önemli meselenin uyuşturucu meselesi olduğunu görüyoruz. Arkadaşlarımız bununla başarılı bir şekilde mücadele ediyor. Ancak her zaman söylediğim gibi toplumun, sivil toplum kuruluşlarının basının uyuşturucu konusunda, özellikle uyuşturucu konusunda bize yardımcı olmaları gerekir. Devlet, emniyet ve asayiş birimlerimiz bu konuda gerekeni yapmaktadır. Ancak çocukların bundan uzak tutulması gerekiyor. Burada ailelere çok büyük güç düşüyor. Sivil toplum kuruluşlarının, basının devletimize, emniyete, jandarmaya destek vermesi gerekir.”
Toplantı görüş ve önerilerin paylaşılmasının ardından sona erdi. – KÜTAHYA
]]>Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının ve İl Emniyet Müdürlüğünün 12 Ekim 2023’te Hacılar ilçesi Erenler Caddesi’nde 50 SF 514 plakalı otomobille geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybettiği zannedilen Eyüp Arslantürk’ün (57) ölümüyle ilgili şüphe üzerine başlattığı ve yaklaşık 5 ay süren detaylı soruşturma sonucu 4’ü tutuklu 6 sanık hakkında iddianame hazırlandı.
Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklar B.E, K.S.Y, F.P. ve B.G’nin, “tasarlayarak öldürme”, “cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme”, “kamu hizmetine tahsis edilmiş eşyaya zarar vermeye azmettirme” ve “gece vakti konut dokunulmazlığını ihlal etmeye azmettirme” suçlarından cezalandırılmaları istendi.
Tutuksuz sanıklar M.T. ve A.T. için de “tasarlayarak öldürmeye yardım etme”, “cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya yardım etme”, “kamu hizmetine tahsis edilmiş eşyaya zarar vermeye yardım etme” ve “gece vakti konut dokunulmazlığını ihlal etmeye yardım etme” suçlarından ceza istenen iddianame, Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
Sanık, müşteki ve tanık beyanlarına yer verilen iddianamede, Eyüp Arslantürk’ün ölümüne ilişkin detaylar yer aldı.
Soyadını değiştiren iki kardeşten sanık B.E’nin, annesi sanık M.T. hakkında çirkin ithamlarda bulunduğu iddiasıyla, daha önce ikamet ettikleri Develi ilçesinden ailece tanıştıkları Arslantürk’ü kaçırmak için kardeşi K.S.Y, bacanağı F.P. ve arkadaşı B.G’yi azmettirdiği belirtilen iddianamede, sanıkların B.E’nin iş yerinde toplanıp plan, maktulün evinin yakınlarında ise keşif yaptıkları belirtildi.
Önce maktulü camiye giderken araçla önünü keserek kaçırmayı düşünen, sonra bu plandan vazgeçen sanıklardan B.E’nin, maktulün evde yalnız kalmasını sağlamak için annesinden yardım istediği bilgisi de iddianamede yer aldı.
İddianamede, sanık M.T’nin maktulün eşi ve kızını evinde misafir ettiği 12 Ekim 2023 akşamı, diğer sanıklar B.E, K.S.Y, F.P. ve B.G’nin eylemi gerçekleştirmek üzere harekete geçtiği kaydedildi.
“Kar maskeli 3 sanık, maktulün ağzını bez ve koli bandı ile bağladı”
B.E’nin kar maskeleri, fenerler, plastik kelepçeler, bez ve koli bandını, F.P’nin ise maktulün evinin elektriğini kesmede kullandığı makası temin ettiği belirtilen iddianamede, şu bilgilere yer verildi:
“4 sanığın B.E’nin kullandığı araçla, güvenlik kameralarına yakalanmamak için arka yollardan maktulün evinin bulunduğu yere gittiği, plan doğrultusunda sanıklardan K.S.Y’nin evin elektriğinin bağlı olduğu trafonun kablosunu kestiği tespit edilmiştir. 3 sanığı evin arka kapı tarafına bırakan B.E’nin aracıyla iş yerine geri döndüğü, evin kapısını açan maktulü darbeden kar maskeli 3 sanığın, maktulün ağzını bez ve koli bandıyla, ellerini de plastik kelepçeyle bağladığı belirlenmiştir. Daha sonra maktulü kendi aracına bindiren 3 sanığın, B.E’nin nişanlısının üzerine kayıtlı parselde bulunan bağ evine gitmek üzere yola çıktığı, yolda sanıklardan B.E’nin de aracıyla kendilerine katıldığı, sanıkların maktulü bağ evinin kömürlük olarak kullanılan deposuna götürdüğü tespit edilmiştir. Sanıkların sandalyeye oturttukları maktulü ağzı bağlı olarak darbettikleri, göğsünde kaburga kırıkları oluşacak şekilde darbedilen maktulün olay yerinde hayatını kaybettiği belirlenmiştir. Sanıkların, olaya trafik kazası süsü vermek amacıyla, maktulü öldürdükten sonra aracının şoför koltuğuna taşıdığı, F.P’nin maktulün kucağına, yan koltuğa da K.S.Y’nin oturduğu, B.E’nin aracıyla takip ettiği, F.P’nin vitesi boşa alarak araçtan indiği ve aracı iterek su kanalına doğru yönlendirdiği tespit edilmiştir. Aracın çok fazla ilerlemeden durduğu, sanıkların diğer araç ile olay yerinden ayrıldığı belirlenmiştir.”
Sanık B.E. ise iddianamede yer alan ifadesinde, annesi hakkında asılsız ve çirkin sözler sarf ettiğini öne sürdüğü maktulü evinden alıp, korkutup bırakmayı amaçladığını iddia etti.
B.E, “Maktul beni tanıdığı için aracımdan inmedim, yüzümü görmesini istemedim. B.G. veya F.P. maktulün nefes almadığını söyledi.” dedi.
Maktulü aracıyla yolda bıraktıklarını belirten B.E, “Biz şehir merkezine döndük. Maktulün aracının hareket edip su kanalına girdiğini görmedim.” ifadesini kullandı.
Sanıklardan M.T. ve kocası A.T. de olay hakkında bilgileri olmadığını iddia etti.
Diğer sanıklar da maktulün ölümüne sebep olacak herhangi bir şey yapmadıklarını öne sürdü.
]]>Edinilen bilgiye göre, olay, dün akşam merkez Çukurova ilçesine bağlı Güzelyalı Mahallesi 81156 sokakta bulunan Zakir Gergin apartmanında meydana geldi. İddiaya göre, Gaziantep Nizip Devlet Hastanesi’nde başhekim yardımcısı olan acil tıp uzmanı doktor Feray Balkan (39), Gaziantep’e kendisini ziyarete gelen annesi Eda’yı (65) evine bırakmak için kızı Asya (12) ve oğlu Aliş (4) ile birlikte Adana’ya geldi.
Ayrıldığı eşi pusu kurmuş
Apartmana geldiği sırada Feray Balkan 1 sene önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle ayrıldığı astsubay eşi Seçkin E.’nin apartman çevresinde kendisini beklediğini fark etti. Bunun üzerine Balkan, annesi ve çocuklarına, ‘Siz yukarı çıkın. Ben geliyorum’ dedi. Feray Balkan bu sırada ayrıldığı eşi Seçkin ile apartman girişinde konuştu. Konuşmayı bitirip asansöre yönelen Balkan’ın ayrıldığı eşi, genç kadının sırtına ve kulağının arkasına tabanca ile ateş edip olay yerinden kaçtı.
Cansız bedenini kızı buldu
Annesinin eve gelmemesi üzerine aşağı inen kızı Asya, annesinin cansız bedeniyle karşılaşınca çığlık atıp apartmandakilerden yardım istedi. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine sağlık ekipleri ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri yaptıkları incelemede Feray Balkan’ın hayatını kaybettiğini belirledi.
Katil koca gözaltına alındı
Çukurova İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri ise olay yerinden kaçmaya çalışan Seçkin E.’yi tabancayla birlikte yakalayarak gözaltına aldı.
Cenazesi yarın defnedilecek
Feray Balkan’ın cansız bedeni otopsi için Adana Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırıldı. Bugün otopsisi tamamlanan Balkan’ın cenazesinin İngiltere’de yaşayan Bilgisayar Mühendisi ağabeyi Fatih’in gelmesi beklendiği için yarın öğle namazını müteakip Buruk Mezarlığı’nda defnedileceği öğrenildi.
Kanlı çanta amcaya teslim edildi
Öte yandan, Feray Balkan’ın olay sırasında omzunda takılı olan kanlı çantası ise bugün Adana Adli Tıp Kurumu Morgu’nda amcası Ahmet Balkan’a teslim edildi.
Apartmanda acı hakim
Olayın yaşandığı Güzelyalı Mahallesi’ndeki Zakir Gergin apartmanında ise Feray Balkan’ın yakınlarının acılı bekleyişi sürüyor. Balkan’ın meslektaşları ve iş arkadaşları apartmana gelirken acılı anne Eda ve Feray Balkan’ın ablaları Fatma ile Funda’nın evde sinir krizi geçirdikleri sağlık ekiplerinin acılı aileye sakinleştirici iğne yaptığı öğrenildi.
“Cezaevinden inşallah çıkamaz”
Gazetecilere konuşan Feray Balkan’ın iş arkadaşı Sibel Şahin, “Mükemmel bir insan, mükemmel bir anne ve mükemmel bir eşti. Maalesef goncalarımız itin kopuğun elinde solup gidiyor böyle. Onu elimizden aldılar. 1 yıl önce şiddetli geçimsizlikten dolayı boşanmışlardı. Takip etmiş buraya geldiğini öğrenmiş. Burası annesinin evi aşağıda pusu kurmuş eski eşi. Feray annesini ve çocuklarını asansörle yukarı göndermiş kendisi aşağıda kalmış. Feray’da asansöre bineceği sırada asansörün önünde katletmiş. Geçinemediklerini, sıkıntıları olduğunu söylüyordu ama bu kadar derin ne olduğunu bilmiyorduk. Annesi gelmeyince kızı aşağıya gelmiş annesini yerde bulmuş. Sonuna kadar deliklerde çürüsün bir daha çıkamasın inşallah” ifadelerini kullandı.
Katil koca Seçkin E.’nin ise emniyetteki işlemlerinin sürdüğü öğrenildi. – ADANA
]]>Gerçekleşen toplantıda, Valimiz Osman Varol tarafından 2024 yılının ilk iki ayında gerçekleşen asayiş olayları hakkında detaylı bir değerlendirme yapılarak vatandaşların can ve mal güvenliği başta olmak üzere yürütülen çalışmalar, alınan tedbirler hakkında bilgiler verdi.
Vali Osman Varol yaptığı değerlendirmelerde, “Terör noktasında ilimizde ciddi bir problem yok ama bazen yıllar önce bu konuda faaliyette bulunmuş bir kişinin uygulama noktasında yakalanması istatistiklere girebiliyor. 2 Ay içerisinde 15 çaplı uygulama yapıldı. Burada aranan şahısların yakalanmasına yönelik yapılan çalışmalarda ve diğer uygulamalar sırasında 70 bin 350 kişinin sorgulaması yapıldı. 20 bin 416 araç ise denetlendi. Haklarında çeşitli suçlardan yakalama kararı bulunan 762 kişi yakalandı. Yine son 2 ay içerisinde 10 Yıl ve üzeri kesinleşmiş hapis cezası olan 7 şahıs ile çeşitli suçlardan kesinleşmiş hapis cezası bulunan toplam 135 şahıs yakalandı ve işlemlerinin ardından cezaevine gönderildi. Özellikle son dönemde genel asayişi sağlamaya çalışırken suç ve suçluya müdahalede ederken zaten bu konuda yargılaması yapılmış hükmü kesilmiş kişilerin dışarı kalması kabul edilemez. İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya’nın da talimatlarıyla çok yoğun çalışmalar yapılıyor. Bu uygulamalar kapsamında ise 1 adet AK-47 piyade tüfeği, 29 adet farklı marka ve çapta tabanca, 32 adet tüfek, 184 adet mermi, 2 bin 433 paket gümrük kaçağı sigara, 115 adet elektronik sigara, 78 bin 400 adet makaron, 5 bin 970 kilo tütün, 9 bin 837 adet gümrük kaçağı elektronik malzeme, 150 adet pro yakalandı. Aynı zamanda 231 gram esrar, yaklaşık 4 kilo bonzai, 34 adet ectaxy hap, 703 gram metamfetamin, 164 adet sentetik ecza hap, 122 kök kenevir ve çok küçük miktarda Afyon sakızı ile kokain ele geçirildi. Tabi Afyon sakızı ile kokain biraz daha nitelikli, daha pahalı ve genellikle bölgemizde rastlanmayan uyuşturucu türleridir. Asayiş anlamında ise 2 aylık dönemde il genelinde 2 bin 234 olay meydana gelmiş. Bu olayların 2 bin 93 tanesi aydınlatıldı. Burada aydınlatma oranımız yüzde 93,7’dir. Kişilere karşı işlenen suçlarda 761 olay yaşanmış ve 725’i aydınlatılmıştır, buda yüzde 95,3’lük bir oran var. Mal varlığına karşı işlenen suçlarda ise 586 olay olmuş ve 498’i aydınlatılmıştır bu oran ise yüzde 85’tir. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele alanında yapılan çalışmalarda ise 2 aylık dönemde 13 olay meydana gelmiş bu olayların 13’ü de aydınlatılmıştır ve burada oranımız yüzde 100’dür. Narkotik alanında 441 olay meydana gelmiş bu olaylardan 441’i de aydınlatılmıştır bunun oranı ise yüzde 100’dür. Siber Suçlar alanında ise yoğun bir mücadele, bir çalışma var ve çok kolay bir şekilde suç işlenebiliyor. Bu olayın failleri o kadar kolay olmaya biliyor. Bu konuda kolluk kuvvetlerimiz, hem personel sayılarını, hem teknolojik aletlerini ve bilgi, birikimlerini arttırıyorlar. İki ay içerisinde 83 olay gerçekleştirilmiş ve 36 tanesi aydınlatılmıştır. Bu konunun aydınlatma oranı ise yüzde 43,4’tür. Bu konuda suçu işleyen kişilerin bu bölgede olmaması, ülke içerisinde olmaması gibi nedenler var veya teknolojik hesaplar üzerinden yapılan işlemlerin hesap sahiplerinin tespit edilmesi gibi teknik zorluklar var, sanal dünyada yapılan işlerde. Bu anlamda çalışmalarımız devam ediyor. Yine tabi çok önem verdiğimiz konulardan biri de göçmen kaçakçılığı konusudur. Tabi bu konuda ilimiz geçiş güzergahında da yer almıyor bu anlamda da fazla mesaimizin olduğu söylenemez. Bu iki aylık dönem içerisinde Suriye uyruklu 1 şahıs sınır dışı edildi. 1 Irak ve 2 Suriye uyruklu şahısta Geri Gönderme Merkezine sevk edildi gerekli işlemlerin yapılması için” diye konuştu.
Vali Osman Varol, memlekette huzur ve asayişin korunması için gece gündüz demeden çalışmaların aralıksı bir şekilde devam ettiğini vurguladı. Vali Osman Varol daha sonra gazetecilerin kendine yönettiği sorulara cevap verdi. – ADIYAMAN
]]>Edinilen bilgiye göre olay, dün Mimar Sinan Ortaokulu’nda yaşandı. İddiaya göre, 8 sınıf öğrencisi olan iki öğrenci kendi aralarında tartışarak kavga etti. Bunun üzerine yaşanan olayı ailesine anlatan öğrencinin babası Ünal Y. okula gelerek girdiği sınıfta çocuğuyla tartışan öğrenciyi darp etmeye çalıştığı sırada öğrencisini korumaya çalışan Türkçe öğretmeni Süleyman Seven’i darp etti.
Okul idarecileri ve diğer öğretmenlerin araya girmesi ile sınıftan çıkarılan Ünal Y., ihbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri tarafından ifadesi alınmak üzere karakola getirildi.
Yaşanan olay sonrası okula giden Eğitimciler Birliği Sendikası Şube Başkanı Zeki Öz, basın açıklaması yaparak, duruma tepki gösterdi.
Olaya müdahale etmeye çalışan ve öğrencisini korumak için çabalayan öğretmenin öğrenci velisi tarafından şiddete uğradığını kaydeden Öz, “Olayı gerçekleştiren şahıs adeta eğitim kurumunda terör estirmiştir. Yapılan bu şiddet eylemi asla kabul edilemez. Hafife alınamaz. Görmezden gelinemez. Gündemden düşmesi beklenemez. Maalesef benze olaylar sıkça yaşanmaya başlanmıştır. Eğitim çalışanları bazen bu olayda olduğu gibi fiili şiddete maruz kalmakta bazen de psikolojik şiddetin muhatabı olmaktadırlar. En büyük gayesi bu güzel ülkenin çocuklarını milletini ve memleketini seven insani değerleri esas alan bir anlayışla yetiştirmek için mücadele eden öğretmenlerimize karşı yapılan bu çirkin davranışı şiddetle kınıyoruz. Bizim kültürümüzde bizim medeniyetimizde öğretmen eli öpülen insandır. Bilgi ve hikmeti temsil eder. Çocuklar bizim gözbebeğimizdir. Onların arasında yaşanan küçük tartışmalar okulda çözülür. Bu da eğitimin bir parçasıdır. Henüz 11-12 yaşındaki bir çocuğun bir veli tarafından diğer öğrencilerin gözü önünde darp edilmesi asla kabul edilemez. Şiddete uğrayan öğretmenimizin, öğrencimizin ve diğer öğrenci ve öğretmenlerin ciddi bir travma yaşadıkları aşikardır. Burada yapılan saldırı bütün öğretmenlere ve eğitim camiasına yapılmıştır. Şiddet, her geçen gün artmakta, farklı faillerle yeni kulvarlar bulmakta, en uzağında olması gereken yerlere bile girmekte; toplumsal bağlarımızı çözmekte, geleceğimizi karartmaktadır. Toplumsal değerlerimiz erozyona uğramakta, insana saygı azalmakta, hürmet yerini şiddete bırakmaktadır. Geleceğimizin mimarı eğitimcilerimiz, ince bir sanatı icra ederken kaba bir muameleye maruz kalmaktadır” dedi.
Zeki Öz, eğitim çalışanlarına yönelen şiddetin genel ve yaygın bir görünüm arz etmesi, psikolojik ve sosyolojik kökenleri olan toplumsal bir sorun haline geldiğini de ifade ederek, “Şiddeti önleyecek önemli bir aktör olması gereken eğitimciler maalesef şiddetin mağduru durumuna gelmiştir. Eğitimcinin itibarını artıracak, konumunu güçlendirecek, onu tehlikelere karşı koruyacak tedbirleri almak zorundayız. Eğitimci, şiddete karşı yasal güvenceyle korunan, kendisi bizzat şiddeti önleyen; eğitim ise şiddeti ortadan kaldıran bir enstrüman olmalıdır.
Bunun için, yetkili kişi ve kurumlardan sivil toplum örgütlerine kadar toplumun tüm katmanlarına sorumluluk düşmektedir. Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, bütün eğitim camiası, siyasiler, mülki idareler, aydınlar, gazeteciler, aileler bu konuda büyük bir aile olduğumuz şuuru ve duyarlılığı ile sorumlu davranmalıdır. Herkesi ilgilendiren, herkesin ilgili olduğu bir meselede, toplumsal duyarlılık bilinci ve farkındalık oluşturmak için herkesin yapacağı bir şey mutlaka vardır, olmalıdır. Mevcut düzenlemelerin caydırıcı olmadığı, bilakis şiddeti beslediği artık görülmelidir. Sorun üreten bir sistem çare olamaz. Yapılması gereken, medeniyet değerlerimizi merkeze alan bir kültür seferberliğine ve eğitim programına geçmektir. Eğitimciler Birliği Sendikası olarak bu ve benzeri olaylara asla duyarsız kalmayacağız. Bu menfur olayın takipçisi olacağız. Olayın faillerinin hukuk önünde hesap vermesi için her türlü çalışmayı yapmaya devam edeceğiz. Şiddete maruz kalan öğretmen arkadaşımıza, öğrencilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz” ifadelerine yer verdi. – KARABÜK
]]>Uşak Valisi Turan Ergün, valilik binasında düzenlediği basın toplantısında il genelindeki güvenlik değerlendirme verilerini vatandaşlar ile paylaştı. İl Emniyet Müdürü Mehmet Ali Kolcu ve İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Fahri Semiz ile birlikte Uşak’taki kentteki güvenlik konuları hakkında bilgi aktaran Vali Ergün, asayiş, terör, kaçakçılık ve organize suçlar, göçmen kaçakçılığı, siber ile trafik konularına değindi.
519 aranan şahıs yakalandı
2024 yılının Ocak ve Şubat aylarında toplam 1 bin 995 olay meydana geldi. Bu olaylarda aydınlatma oranı yüzde 81,3 olurken, her 100 olayın 83’ü polis bölgesinde 17 olayın ise jandarma bölgesinde vuku bulmuştur. Vali Ergün, gerçekleştirilen asayiş uygulamalarında toplamda 139 bin 911 şahıs sorgulanırken, 16 bin 856 araç kontrol edilirken, bir önceki yıla göre sorgu yapılan şahıs sayısı 0,4 oranında artış gösterdi. Bu çalışmalar neticesinde 519 aranan şahsın yakalandığını belirtti. Yakalanan şahıslardan 0 ile 5 yıl arası kesinleşmiş cezası olanların sayısı 470 şahıs olurken, 5 ile 10 yıl arası 34 şahıs ve 10 yıl ve üzeri kesinleşmiş hapis cezası bulunan 15 şahsın olduğu belirtti.
Kadına Şiddetle Mücadele
Kadına Şiddetle Mücadele kapsamında olay sayılarını ve KADES uygulaması kullanım sayısı aktaran Vali Ergün, toplamda 186 olayda 82 koruyucu tedbir ve 277 önleyici tedbir uygulanarak bir kişiye ise elektronik tabanca takılmıştır. Öte yandan KADES uygulamasını bugüne kadar toplamda 14 bin 535 kişi tarafından kullanım sağlanırken, 2024 yılı içeresinde Uşak’ta 911 kişi indirildiği açıklandı.
Okul Çevreleri ile Servis Araçları Denetimi.
Vali Ergün, 1 Ocak 2024 tarihi ile 1 Mart 2024 tarihleri arasında Okul Çevreleri ile Servis Araçları Denetimi hakkında bilgilere vererek, toplamda 1 bin 129 ekip ve 3 bin 225 personel ile 1 bin 709 okul çevresi, 1 bin 653 umumu açık alan, 933 okul servisi ve 21 bin 970 şahıs sorgulandığını belirtti.
Yaklaşan 31 Mart yerel seçimleri hakkında da bilgilendirme yapan Uşak Valisi Turan Ergün, “Mayıs seçimlerinde olduğu gibi bu seçimlerde de sandık sandık, bölge bölge, il merkezi, ilçeler, beldeler, köyler dahil emniyet ve jandarmamızla planlamamızı gerçekleştirdik. İlimize gelecek devlet büyüklerinin, siyasi parti temsilcilerinin, genel başkanlarının kentimize geldiklerinde bunlarla ilgili alınacak güvenlik tedbirleri kapsamında planlamalarımız yapıldı. Çok şükür şu ana kadar da tıkır tıkır işliyor. Yine Uşak’ta bizi mutlu eden bir husus da, zaten gerçekten bütün siyasi parti temsilcileri bu konuda hassas. Birbirlerine destek oluyorlar. O olgunluktalar. Çok şükür şu ana kadar da bizim bu konuda hiçbir asayiş olayımız meydana gelmedi. Bizim seçim sonuçlanana kadar bu konuda ciddi bir olay meydana gelmesini beklemiyoruz.” dedi. – UŞAK
]]>Malatya’da göreve başladıktan sonra kentte kendisine iletilen sorunların başında hırsızlık konularının geldiğini aktaran Vali Yazıcı, “Ağır ya da orta hasarlı bir şekilde boşaltılmış binalardan ve iş yerlerinde hırsızlık olaylarının fazla olması herkes tarafından ifade ediliyordu. 1 Eylül ile 1 Mart arasında yapılan çalışmalar kapsamında, önleyici kolluk açısından daha fazla ekip sayısı, daha fazla motorize ekip, yaya devriyeleri, bekçilerimiz ve araçlarımızla daha fazla sahada daha fazla görünür olmaya gayret ettik” dedi.
Malatya’da 1 Eylül- 1 Mart itibariyle 6 aylık süreçte güvenlik konusunda yapılan çalışmalarla ilgili verileri paylaşan Vali Yazıcı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“14 bin 374 asayiş olayı meydana gelmiş, bu olaylardan 12 bin 564’ü aydınlatıldı. İlimizde meydana gelen 629 hırsızlık olayından 359’u aydınlatılmıştır. Gözaltına alınan 433 şüphelinin, 174’ü çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştır. Planlı, şok ve sabit uygulamalarda; 1 milyon 822 bin 214 kişinin GBT sorgusu yapılmış, 20 yıl ve üzeri hapis cezası olan 4 şüphelinin e aralarında bulunduğu toplamda 3 bin 662 kişi yakalanmış; 755 tabanca, 353 tüfek, 98 kurusıkı tabanca ve 330 adet kesici-delici alet ele geçirilmiştir”
Yine göreve gelir gelmez uyuşturucu ile mücadeleyi de arttırdıklarını ifade eden Yazıcı, “Uyuşturucu başımızın belası, özelikle okullarımız başta olmak üzere özel hassasiyet gösteriyoruz. Gençlerimizin ve çocuklarımızın bu illetle buluşmaması için önleyici faaliyetler yapıyoruz. Suça dönüştükten sonrada da gereğini yapıyoruz. ‘Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti ile Mücadele’ kapsamında yapılan çalışmalarda 2 bin 953 şüpheliye işlem yapılmış, şüphelilerden 277’si tutuklanmış, 130’una ise adli kontrol hükümleri uygulanmıştır. Yapılan çalışmalarda; 493 kilo 950 gram Skunk, 171 bin 25 Sentetik Ecza, 8 kilo 253 gram Metamfetamin, 83 kilo 712 gram Esrar maddesi, bin 37 Ecstasy, 635 Captagon, 3 kilo 806 gram Bonzai ve 774 Kök Kenevir bitkisi ele geçirildi” şeklinde konuştu.
Kaçakçılıkla mücadele ile ilgili de bilgiler paylaşan Vali Yazıcı, bu kapsamda 121 operasyon düzenlendiğini ve 184 şüphelinin yakalandığı bilgisini verdi. Yazıcı, yakalanan şüphelilerden 7 milyon 823 bin 400 makaron, bin 471 paket gümrük kaçağı bandrolsüz sigara, 365 kilogram bandrolsüz tütün, 20 ton 808 litre el yapımı sahte alkollü içki, 278 tarihi eser-sikke ve 2 bin 619 Muhtelif Emtia (Elektronik Eşya) ele geçirildiğini belirtti.
Yine Malatya’da organize suç örgütlerine yönelik de 21 operasyon yapıldığını ve gözaltına alınan 55 şüpheliden 16’sının tutuklandığını ifade eden Yazıcı, trafikle ilgili çalışmalarda ise 954 bin 446 araç, 7 bin 94 okul servisi ve 8 bin 162 ticari taksi denetiminin yapıldığını ifade etti. Bu denetimlerde 6 bin 648 aracın trafikten men edildiğini ifade eden Yazıcı, bilgilendirme ve önleme faaliyetleri kapsamında da halkın yoğun olarak bulunduğu bölgelerde çalışmalar gerçekleştirildiğini bildirdi.
Vali Ersin Yazıcı, alınan tüm tedbirlerle birlikte hırsızlık olaylarında düşüş yaşandığına da dikkat çekerek, “Geçen yılın Mayıs ve Nisan ayında hırsızlık olayları çok yüksekti. Bir ayda 236, diğer ayda 282 hırsızlık olayı olmuş, Ocak ayında bu sayı 73. Faili belli olan ve olmayan ayrımında çok ciddi bir ivme sağladık. Mayıs ve Haziran aylarında failin bulunamama oranı çok yüksekti ama şimdi faili yakaladığım olay sayımız oransal olarak çok çok iyi durumda. Hiç olmaması için gayret ediyoruz. Bu olayların ciddi bir kısmı terk edilmiş ve boşaltılmış binalarda gerçekleşiyordu. O binalardan da şehir merkezinde yüzde 98’ini bitirmiş durumdayız. İl genelinde de yıkımlarda yüzde 87’deyiz. Kırsaldaki yıkımlarımız mevsimler şartlar nedeniyle bir nebze durdu. Önceliğimiz şehir merkezi olduğu için sayının azaltılması önemliydi. Özel olarak bu konuya eğildik. Hırsızlık olayında bir önceki ılın altındayız, daha da aşağıya düşecek” dedi.
Vali Ersin Yazıcı’nın basın toplantısında İl Emniyet Müdürü Arif Çankal ile İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Ercan Altın da yer aldı. – MALATYA
]]>Makas, Valilik Toplantı Salonu’nda gazetecilere, yılın ilk iki ayında 1675 asayiş olayı meydana geldiğini, bu olaylara karıştığı tespit edilen 1057 kişiye işlem yapılarak adliyeye sevk edilen şüphelilerden 20’sinin tutuklandığını söyledi.
Malvarlığına karşı işlenen suçlarda 2023 yılının ilk iki ayına göre yüzde 35 düşüşle 222 olay meydana geldiğini anlatan Makas, “Gözaltına alınan 161 şüpheliden 6’sı tutuklanmıştır. Ev, iş yeri ve kurumdan otodan hırsızlık ile oto hırsızlığı olaylarında ortalama yüzde 67’lik düşüş olduğu gözlemlenmiştir. İl genelinde yaklaşık 87 bin binada yılın ilk iki ayında sadece 21 evden hırsızlık yaşanmıştır.” dedi.
Vali Makas, yine malvarlığına karşı işlenen tüm suçlarda aydınlatma oranının geçen yılın aynı dönemine göre artış göstererek yüzde 82’ye yükseldiğini dile getirdi.
Dolandırıcılıkta yüzde 22, motosiklet hırsızlığında da yüzde 25 artış olduğunu aktaran Makas, “Kişilere karşı işlenen suçlar kapsamında ise geçen yılın ilk iki ayına kıyasla yüzde 8,7’lik artış yaşanmış, 729 olayda toplam 985 kişi hakkında işlem yapılarak 10’u tutuklanmıştır. Aydınlatma oranı ülke ortalamasının üstünde, yüzde 96 oranında seyretmiştir. Öte yandan aile içi şiddet vakalarında geçen yılın ilk iki ayına oranla yüzde 1’lik düşüş olmuş, 229 olay meydana gelmiş ve 1 şüpheli tutuklanmıştır.” diye konuştu.
Makas, kaçakçılıkla mücadelede de yılın ilk iki ayında 2 milyon 766 bin 560 makaron, 510 tarihi eser, 154 elektronik sigara ve likidi, 54 bin 44 paket sigara, 746 litre kaçak alkol, 1042 kilogram tütün, 13 ruhsatsız tabanca ele geçirildiğini, 278 kişi hakkında işlem yapıldığını belirtti.
Narkotik suçlarla mücadelede ise yılın ilk iki ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 216’lık artış yaşandığını anlatan Makas, “1108 gram uyuşturucu madde ile 11 bin 303 uyuşturucu hap ele geçirildi. Olaylara karıştığı tespit edilerek yakalanan 329 zanlıdan 17’si tutuklanmıştır. En İyi Narkotik Polisi Anne Projesi ve Narkorehber eğitimi çerçevesinde yılın ilk iki ayında 374’ü anne ve anne adayı olmak üzere toplam 503 vatandaşımıza ulaşılmıştır.” ifadesini kullandı.
Vali Makas, PKK/KCK, FETÖ ve DEAŞ terör örgütlerine yönelik düzenlenen operasyonlarda işlem yapılan 18 şüpheliden 4’ünün tutuklandığını dile getirdi.
Uygulamalarda da 60 bin 666 kişinin sorgulandığını ifade eden Makas, şunları kaydetti:
“595 aranan kişi yakalanarak adli birimlere teslimi sağlanmıştır. Yine bu uygulamalarda 178 bin 657 araç sorgulanmış, 785 araç trafikten men edilmiştir. Çalışmalar sonucunda 15’i kurusıkı olmak üzere 69 tabanca ve 86 uzun namlulu silah ve bu silahlara ait mühimmat ele geçirilmiştir. Geçen yılın ilk iki ayında 294 trafik kazası meydana gelmişken ne yazık ki bu sayı 2024 yılının ilk iki ayında yüzde 8 artış göstererek 316’ya çıkmış, 1 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Geçen yılın ilk iki ayında 58 bin 416 araç kontrol edilmişken bu yıl yüzde 17’lik artışla 68 bin 667’ye ulaşmıştır. 2024 yılı içerisinde 11 bin 989 araca cezai işlem uygulanmıştır.”
Vali Makas, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde il genelinde 254 okul ve 758 sandıkta 209 bin 16 seçmenin oy kullanacağını sözlerine ekledi.
Toplantıya, İl Jandarma Komutanı Albay Barış Cücen ve İl Emniyet Müdürü Mustafa Emre Başbuğ da katıldı.
]]>“Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan yargılanan Ogün Samast’ın davası, eski emniyet müdürleri Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ile azmettirici Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’in arasında bulunduğu 11 sanıklı “Anayasayı ihlal”, “FETÖ adına suç işleme” ve “İhmali davranışla kasten öldürme” suçlarından yargılandığı davayla birleştirilmişti. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün görülen duruşmaya, tutuksuz sanık Ogün Samast Trabzon’dan, diğer sanıklar Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu, Tuncay Uzundal, dönemin emniyet müdürleri Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Adem Sağlam Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Dink ailesi avukatları ve sanık avukatları da salonda hazır bulundu.

İLK KEZ SAVUNMA YAPTI
Duruşmada ilk kez savunma yapan Ogün Samast, “Benim 2015 ve 2019’da anlattıklarım üzerine iddianame düzenleniyor. 8 yıl geçtikten sonra böyle bir iddianameye dahil edilmemi anlayamadım. Söyleyecek bir şeyim yok” dedi.
“BİLGİSAYAR OYUNU OYNUYORDUM”
İddianamede, Erhan Tuncel ile Yasin Hayal arasında geçen konuşmanın sorulması üzerine Samast şöyle konuştu; “Olaydan önce 2006 yılında Erhan Tuncel’in evinde toplandık. Erhan Tuncel ile Yasin Hayal arasında mutfakta bir konuşma geçti. Ben o sırada salondaydım. Erhan’ın, Yasin’e, ‘Ramazan ve Ali Fuat müdür arkamızda rahat ol’ gibi şeyler söylediğini duydum. İkisi arasında duyduğum konuşma bundan ibaret. Erhan’ın evine en fazla iki ya da üç kez gitmişimdir. Bilgisayar oyunu oynuyordum. Kapı açıktı ben salondaydım. Mesafe 10 metre bile yoktu. Sesli konuşuyorlardı. Ben yanlarına da gidip geliyordum zaten. Erhan’ın bu olayı bildiğini bilmiyordum. Erhan üniversite öğrencisiydi. Bizim orada okuyordu, biz de onu ziyarete gidiyorduk”

“YASİN SIRADAN VATANDAŞ DEĞİLDİ”
Yasin Hayal’in kendisini tehdit ettiğini belirten Samast, “Yasin’den korkuyordum. Yasin sıradan vatandaş değildi. McDonalds’ı bombalamıştı, silahlı eylemleri vardı. ‘Sen yapacaksın bu işi, cayarsan bedelini ödersin’ diye tehdit etti. Çok baskısı vardı Yasin’in” diye konuştu. Mahkeme Başkanı, “Seni askerle, polisle tanıştırdı mı?” Sorusuna Samast, “Hayır” diye cevap verdi.
OLAY GÜNÜNÜ ANLATTI
Olay günü takip edildiğini anlayınca Yasin Hayal’i arayarak takip edildiğini söylediğini, Hayal’in kendisine, “Onlar bizden deyip demediği sorulan Samast, “Evet. Zaten ben Şişli’ye gittiğimde arabadan indiğimden beri etrafımdaydılar. Beyaz bir araba sürekli peşimdeydi. Ben 7-8 kere vazgeçtim. Bunları savcıya anlatmıştım” dedi. Erhan Tuncel ile 3 ya da 4 kez görüştüğünü söyleyen Ogün Samast, “İlk görüştüğümüzde tanıştık. İkinci gittiğimde film izledik. Sonraki gidişimde de bu olayı konuştuk” dedi.

“KENDİ KÖYÜMDE SAKLANACAKTIM”
Mahkeme Başkanının “Hrant Dink’in resimlerini Erhan Tuncel’in çıkarttığına ilişkin sorusuna Samast, “Evet. Erhan Tuncel bunu kendi söyledi.’ Resimleri çıkarttım bakkala bıraktım’ demişti” şeklinde konuştu. Olay günü Trabzon’a neden bilet aldığı sorulan Ogün Samast, “Olay basına yansıyınca bir anda çok büyüdü. Ben de panik oldum. Kendi köyüme gidip saklanacaktım. Yapacak bir şey kalmadı. Direkt eve gideyim dedim” dedi.
“O FOTOĞRAFI OLAY YERİNDE ÇEKECEKTİM”
Samsun’da yakalandığında karakolda polisler eşliğinde elinde bayrakla çekilen fotoğrafı hatırlatan Samast “Normalde ben kaçmayacaktım. Samsun’daki o meşhur fotoğrafı orada yapacaktım. Olay yerinde bayrak açacaktım ama beni orada öldürürlerdi. O yüzden kaçtım” diye konuştu.

“HELAL OLSUN SANA KORKMA KİMSE SANA BİR ŞEY YAPAMAZ”
Mahkeme başkanı, Samast’a, “Olaydan sonra poliste, jandarmada bir ayrıcalık bir destek gördün mü?” diye sordu. Samast, “Hayır. Samsun’da o konuşmalar olmuştu, ‘Rahat ol koçum, aslansın, sana kimse bir şey yapamaz’ gibi söylemlerde bulunmuşlardı. Beni konuşturmak için öyle davrandıklarını sonradan söylediler ama öyle değildi. ‘Helal olsun sana kimse bir şey yapamaz’ dediler” dedi. Mahkeme Başkanı “Sana isim verildi mi?” Sorusuna Samast, “Verildi ama oradakiler telefonla konuşuyorlardı bazı isimlerle. Samsun Emniyet’teki ham görüntü ve ifade kayıtlarında da var bunlar. 16 yaşındaydım, polis beni almış, korkuyordum. Savcılıkta ifadeler verdim. Ama üzerinden 18-19 yıl geçti” yanıtını verdi. Ramazan Akyürek’in avukatının, “Ramazan Akyürek ile tanıştınız mı, dolaylı talimat aldınız mı” sorusuna ise Samast, “Hayır. Sadece Yasin ve Erhan arasındaki konuşmada geçti adı” diye cevap verdi.
DAVA MÜTALAA İÇİN ERTELENDİ
Mahkeme heyeti, dosyanın mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine karar verdi. Duruşma 29 Mayıs’a ertelendi.
]]>Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Gürcistan uyruklu Padına Avcı (35) ile Fahrullah Özdemir (57), maktul Ayhan Avcı’nın (49) yakınları, tanıklar ve taraf avukatları katıldı.
Sanık Özdemir savunmasında, Ayhan Avcı ile aralarında senet meselesinden dolayı tartışma çıktığını ileri sürdü.
Tartışmanın büyüdüğünü anlatan Özdemir, “Yakamdan tuttu, küfürler etti. Canımdan etti, bıçağı boğazıma dayadı, hakaretler etti. Baktım olmayacak, traktörün çeki demirini alıp kafasına vurdum, hafif sersemledi, bir daha vurdum. Biri çeki demiri diğeri keserin arkasıyla iki kere vurdum.” diye konuştu.
Özdemir, olay yerinden ayrıldığını anlatarak, şunları dile getirdi:
“Eşi birkaç dakika sonra elinde kürekle ‘Şerefsiz, öldün kurtuldun. Bundan sonra kadın sat görelim’ diyerek ve küfür ederek çıktı. Ambulans çağırmadık. Padına, ‘bırakalım’ dedi, öyle ayrıldık. Öldüğünü bir gün sonra anladık. Olay gecesi Padına akşam beni aradı. Eve gittim, karanlıktı. Çakmak ışığı yakarak odaya gittim öyle oturdum. Padına bana ‘öldürmediğimizi söyleyelim’ dedi ama ben kabul etmedim. Padına ile aramda duygusal ilişki yoktur. Sonraki gün olay yerine gittiğimizde ambulansı aramak istedim, Padına engel oldu ama aradım.”
“Yolda içmeye başladılar”
Sanık Padına Avcı ise savunmasında, olay günü Ayhan’ın Fahrullah’ı aradığını ve onun arabasıyla tarlaya gittiklerini söyledi.
Kendi tarlalarında kahvaltı yaptıklarını aktaran Avcı, “Sigaraları bitmişti, markete sigara almaya giderken yolda bira alıp içmeye başladılar. Eşim içkiyi çok sevmezdi, Fahrullah bey çok içti, kafası güzelleşti.” dedi.
Avcı, tarlaya döndükten sonra ikisinin tartışmaya başladığını belirterek, şöyle devam etti:
“Aralarında senet ödemesi konuşuluyordu. Fahrullah bey ödemesini söyledi, eşim de sonradan hepsini ödeyeceğini söyledi. Fahrullah, ‘Fazladan para ödedim, her gün sizi götürüp getiriyorum, kölen değilim.’ dedi. Eşimin ağzı küfürlüydü. Karşılıklı küfürler ettiler. Çok kötü küfürler edilince eşim benim dışarı çıkmamı istedi. Tarlada çalışmaya gittim. Yağmur yağınca 15 dakika sonra geri geldim. Kapıyı açtığımda eşim yerde kanlı yatıyordu. Fahrullah’ın elinde kürek vardı, onun da üzeri kanlıydı.”
Fahrullah’ın kemerle ellerini geriden bağladığını, olaya müdahale edemediğini ve yaklaşık yarım saat böyle kaldığını öne süren Avcı, olay yerinden ayrıldıktan sonra kaçmaya çalıştığını, Özdemir’in engel olduğunu, kendisini dövdüğünü ve küfürler ettiğini ileri sürdü.
Avcı, polisi arayamadığını anlatarak, “Çocuğumu öldüreceğini söyleyerek tehdit etti. İlk ifademi bana ezberletti. Cezaevinde iken konsolos geldi, çocuğumun onlarda olduğunu söyleyince ben de ifademi değiştirdim. Eşim beni para karşılığı cinsel ilişkiye zorlamadı, mutlu mesut yaşıyorduk, husumetim yoktu. Fahrullah olay günü akşam eve geldi, bütün gece bizde kaldı. Evde beni ve oğlumu tuttu, telefonlarımızı aldı ve benim telefonumdan Ayhan’a mesaj attı.” diye konuştu.
Tanık G.A. ise beyanında, Ayhan Avcı’nın yakın arkadaşı olduğunu bildirerek, “Ayhan, Fahrullah’tan 26 inek ve 3 araba parası alacağını söylüyordu. Ayhan, Fahrullah’ı sevmediğini ancak arabasıyla tarlaya gitmek ve alacağını almak için yakasını bırakmadığını söyledi.” ifadelerini kullandı.
Maktul avukatı Esma Kahveci, sanıkların çelişkili ifadeleri sonucu olay yerinde beyanlarının alınmasının olayın aydınlatılmasında etkili olacağı düşüncesiyle keşif yapılmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, sanıklar Padına Avcı ile Fahrullah Özdemir’in tutukluluk hallerinin devamına ve maktul avukatının keşif talebinin yargılamaya etkisi olmayacağından reddine karar vererek, eksikliklerin tamamlanması amacıyla duruşmayı erteledi.
İddianameden
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 11 Haziran 2023’te Aziziye ilçesi Kahramanlar Mahallesi’ndeki çiftlik evinde Ayhan Avcı’nın kesici delici aletle öldürülmüş olarak bulunduğu belirtilerek, olayın yaşandığı iddia edilen evin tek odalı bir yapı olduğu, maktul Avcı’nın kafasının ön ve arka kısmında kan bulunduğu, oda içerisinde kavgaya dayalı dağınıklık gözlenmediği, Avcı’nın eşi Padına ile arkadaşı Fahrullah Özdemir’in birbirleriyle çelişecek beyanlarda ve hareketlerde bulunduklarından dolayı olayla ilişkili oldukları değerlendirildiğinden haklarında soruşturma başlatıldığı belirtiliyor.
Özdemir’in ilk ifadesinde inkar ettiği cinayeti, daha sonra Padına ile işlediklerini anlattığı belirtilen iddianamede, adli tıp raporunda Ayhan Avcı’da toplam 9 kesici-ezici vasıfta yarası olduğu, ölümünün kesici-ezici alet yaralanmasına bağlı kemiklerde kırık, travmatik beyin kanaması ve buna bağlı gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği kanaatine varıldığı aktarılıyor.
İddianamede, sanıklardan Padına Avcı’nın “Eşini kasten öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Fahrullah Özdemir’in ise “Kasten öldürmek” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
]]>Bodrum FK, Trendyol 1. Lig 26. haftasında deplasmanda oynayacakları Bandırmaspor maçı hazırlıklarını Yalıçiftlik İsmail Altındağ Tesisleri’nde yaptığı antrenmanla sürdürdü. Bodrum Futbol Kulübü Başkanı Fikret Öztürk da takımına moral ziyaretinde bulundu.
Antrenmanda Bodrum Futbol Kulübü Başkanı Fikret Öztürk ile Teknik Direktör İsmet Taşdemir, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Fikret Öztürk: “Bodrumspor üzerinden hakemler tarafından bir şeyler oynanıyor”
Eyüpspor maçındaki hakem kararlarını değerlendiren Fikret Öztürk, “Kabul edilebilir bir olay değil. Eyüpspor’daki yedek oyuncunun gözüne isabet eden yabancı maddeden dolayı sakatlanması ve yaralanması dışarıdan bakıldığı zaman bunlar yanlış şeyler. Son 2 haftadır Bodrumspor üzerinden hakemler tarafından bir şeyler oynanıyor. Gerek Çorum maçında olsun gerek Eyüpspor maçında olsun ve son maçta olayları bu şekilde getiren hakemdi. Hakemin tutarsız kararları iki tarafı da çıldırttı. Eyüpspor yedek kulübesindeki oyuncunun yaralanması tasvip edilecek bir şey değil. Gözünde retina yırtığı var deniliyor, inşallah öyle bir şey yoktur. Maçtan sonra kulüp müdürümüz Süleyman Bey hastaneye gitti ve öyle bir şey olmadığını söyledi. Eyüpspor taraftarı ve yönetimi de gözünde retina yırtığı olduğunu söylüyor inşallah öyle bir şey yoktur. Taraftar tabii ki haksızlıklara karşı bağıracaktır. Yedek kulübesinde oturması gereken oyuncuların yedek kulübesinin dışında ne işi var. Yedek oyuncular kulübede oturur. Dışarıda taraftarla muhatap olmasına, karşılıklı birbirine bir şeyler atmasına gerek yoktu. Bu şansız bir olay oldu. 4 senedir Bodrumspor’la ilgileniyorum, Bodrum’da daha önce hiçbir taşkınlık görmedim. Maçlara çok polis geliyordu. Valimizle konuştuğumda, ‘Bu kadar polise gerek yok çünkü Bodrum’da böyle bir taşkınlık olmuyor’ dedik. Bu hafta maalesef burada yaşadığımız olay bizi son derece üzdü” diye konuştu.
“Bodrum Futbol Kulübü’nün oynayacağı bir stadı olması lazım”
Bodrum FK için yeni bir stadın gerekli olduğunu söyleyen Öztürk, “Biz devre arasında 8 genç oyuncu aldık ve oyuncularımız hepsi ilk 11’de çıkar ve en iyi oyunlarını oynarlar. Bodrumlu oyuncularımız sahalarından ziyade dışarıda daha başarılar. Bandırma maçını alacaklarını inanıyorum. 9 maç kaldı yolumuz uzun, biz maalesef kolay maçları yeniliyoruz ama zor maçları alıyoruz. Bodrum Futbol Kulübü zor maçların cevabını veren oyunculardan oluşuyor. Bandırmaspor maçında endişem yok. İnşallah kazanırız, yolumuza devam ederiz. Bizde yüzde 90 play-off oynarız. Nereye kadar gider bilmem. Her şeyden önce bizim siyasilerimizin, kamu görevlilerimizin Bodrum Futbol Kulübü’nün oynayacağı bir stadı olması lazım. Biz Süper Lig’e çıktığımız zaman bizim maçlar yüzde 90 bence İzmir’de oynanır. İzmir’e gittikten sonra da esprisi yok. Sağlam bir altyapıyla borçsuz bir şekilde mutlu bir kulüp götürüyoruz. Biz istediğimiz zaman saha yerine getirilirse gerekli altyapı oluşursa yüzde 90 Süper Lig’e çıkarız. İki iyi golcü oyuncu alırız. Bütün futbolcular bizi tanır, burada da güzel bir yönetim oluşturduk. Geçen seneki final maçında direkten döndük. Bir taraftan kazansın diyoruz, bir taraftan stadımız yok ne yapacağız diyoruz. Bodrumspor, 1. Lig’in en korkulan takımlarından birisi, o şekilde yoluna devam edecek. Süper Lig’e çıkarsak yok diyecek halimiz yok ama şartların yerine getirilmesi lazım bu da siyasilerin işi” diye konuştu.
İsmet Taşdemir: “Hakemle ismiyle iletişim kurmak istedim, kırmızı kart gördüm”
Eyüpspor maçında hakemin haksız kararla kırmızı kart verdiğini vurgulayan Bodrum Futbol Kulübü Teknik Direktörü İsmet Taşdemir, “Maçın atmosferi yüksek olacaktı ama o zamana kadar ne rakip takımın oyuncuları ne rakip takımın kulübesi, ne bizim kulübe ve bizim oyuncularımız sadece oyunu oynamaya çalışan bir görüntü vardı. Hakem verdiği ve vermediği kararlarla iki tarafı da sıkıntıya soktu. Onun akabinde kırmızı kart gördük. Bu camiaya büyük bir camiaya ve ben kendimde 32 yıldır bu camianın içerisindeyim. Dolayısıyla kırmızı kart anlamında ya da cezalı konuma düşmem anlamında çok fazla olay yaşamadım. Bu zamana kadar yaptıklarımızda ortada. Çok final oynadık, şampiyonluklar yaşadık. Gerilimi yüksek çok daha farklı maçlar oynadık. O maçlarda bile böyle bir ortamla karşılaşmadık. Benim sadece yapmak istediğim şey hakemle iletişim kurabilmekti. Hakemin ismiyle kendisine hitap edip iletişim kurmak istedim ama bunun karşılığı kırmızı kart oldu. Kendisine bir hakaret, küfür ya da şiddetli itiraz gibi farklı bir tepkim hiçbir zaman olmadı. Kendisiyle ismini kullanarak iletişim kurmaya çalıştım. Bunu ısrarla reddetti ve kırmızı kart gösterdi. Ondan sonra bir tepki ister istemez doğuyor bu olayın içerisinde olduğum için çok üzüntülüyüm. İki senedir bu ligde var olma savaşı veriyoruz. İki senedir takımımız, taraftarlarımız, camiamız tüm Türkiye tarafından centilmenliğinden dolayı çok fazla ön plana çıkarılan ve çok fazla takdir edilen bir takım olduk. Bunun zedelenmesine sebebiyet veren orta hakemin kendisiydi. Kulübümüzün böyle bir olaydan dolayı farklı yerlere çekilip farklı bir camiammış gibi gösterilmesi üzüntümü bir kat daha arttırıyor. Geçen sene oynadığımız finalde bu olayların çeyreğini yaşamadık. Hakemin doğru olmayan yönetimi ve onu da başka şekilde bastırması bence bütün bu olayları doğurdu. Ben ve yardımcı hocam Hakan hoca cezalı, Kenan ve Gökdeniz cezalı, Süleyman sakat, Erkan’ın durumu maç günü belli olacak. Biz bundan sonraki maçlarda sadece oyunumuza odaklanacağız. Hakem kararlarını bir tarafa bırakıyoruz bundan sonra kendi oyunumuza odaklanacağız. Bandırmaspor deplasmanı zor bir deplasman ve iyi bir takım. Biz var gücümüzle savaşıp maçı lehimize bitecek en doğru şekilde bitirip dönmek istiyoruz” açıklamasında bulundu. – MUĞLA
]]>Bingöl Valisi Ahmet Hamdi Usta 1-29 Şubat tarihleri arasında İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar hakkında bilgilendirme yaptı. Usta yaptığı açıklamada, “2024 yılı Şubat ayı içerisinde Bingöl’ümüzün güvenlik ve asayişine yönelik yapılan 01 Şubat – 29 Şubat günlerini kapsayan 1 aylık süreçteki güvenlik güçlerimizin çabalarına ilişkin siz değerli hemşehrilerimizi ve kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz. Bingöl’ün huzur ve güvenliği için gece gündüz demeden azim ve kararlılıkla çalışıyoruz. Amacımız siz kıymetli vatandaşlarımızın huzur ve güven içerisinde yaşamasını sağlamak; suçun önlenmesi, azaltılması ve suçluların yakalanması konusunda kararlılıkla çalışmaktır. İlimiz genelinde aldığımız tedbirlerle suç işleyenlere ve halkımızın huzurunu bozanlara göz açtırmıyoruz. Ne kadar büyük ve çok olurlarsa olsunlar aramızda dolaşan kriminal kişilerin peşini bırakmayacak ve adalete teslim edeceğiz. Bu kapsamda; 2024 yılının Şubat ayında il genelinde genel asayiş ve kamu düzeninin sağlanması ile suç ve suçlularla mücadele edilmesi amacıyla yapılan çalışmalarda 0-5 yıl arası aranan 60 şahıs, 5-10 yıl arası aranan 5 şahıs, 10 yıl üzeri aranan 5 şahıs, İiadeye yönelik aranan 132 şahıs, olmak üzere toplam 202 şahıs yakalanmış, 70 şahıs tutuklanmıştır” dedi.
Vali Usta, “Asayiş suçları kapsamında ilimiz genelinde gerçekleşen hırsızlık olaylarında 56 olay aydınlatılmış, olaylarda ise 156 şahıs yakalanmış, 1 şahıs tutuklanmıştır. Umuma açık iş yerlerine yapılan denetimlerde 40 işyerine toplam 17 bin 404 TL idari para cezası uygulanmıştır. Asayiş olaylarında ilimiz genelinde 15 tabanca, 3 kurusıkı tabanca, 11 av tüfeği ve 1 uzun namlulu silah olmak üzere toplam 30 silah yakalanmıştır. Olaylarda 1 adet çalıntı araç, 1 adet motosiklet, 1 adet üç tekerlekli seyyar araba, 4 adet araç hoparlörü, muhtelif inşaat malzemeleri ve toplam 500 metre bakır kablo ile hayvan hırsızlığı kapsamında çalıntı 8 adet küçükbaş hayvan ele geçirilmiş, toplam 851 şüpheli yakalanmıştır. Kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele kapsamında: İlimiz genelinde 8 kaçakçılık, 9 mali, 2 organize ve 1 ulusal güvenliğe karşı olmak üzere toplam 20 olay meydana gelmiştir. Meydana gelen olaylarda 14 şüpheli yakalanmış, 14 şüpheli gözaltına alınmıştır. Ayrıca olaylarda 64 adet cep telefonu, 124 adet sikke, 8000 adet makaron, 38 kg kaçak tütün, 2 adet sahte para, 51 adet emtia eşya, 1 adet tabanca, 156 adet fişek ele geçirilmiştir. Narkotik suçlarla mücadele kapsamında: İlimiz genelinde 71 olay meydana gelmiştir. Meydana gelen olaylarda 91 şüpheli yakalanmış, 8 şüpheli tutuklanmıştır. Olaylarda 43 kg 479 gram esrar, 11,57 gram metamfetamin, 4 adet ecstasy, 2 adet sentetik hap ele geçirilmiştir. TEM suçları kapsamında: İlimiz genelinde şubat ayı içerisinde 363 adet operasyonel faaliyet ifa edilmiş olup yapılan bu operasyonlar neticesinde PKK/KCK bölücü terör örgütü kapsamında 8 şüpheli şahıs, dini istismar eden terör örgütleri kapsamında 3 şüpheli şahıs olmak üzere toplamda 11 şüpheli şahıs yakalanmıştır, Yakalanan bu şahıslardan 4 şahsın ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmış 7 şahıs ise mevcutlu olarak sevk edildikleri adli makamlarca haklarınca adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakılmıştır. Ayrıca yapılan operasyonlar neticesinde; 4 adet cep telefonu, 4 adet sim kart, 2 USB bellek ve 8 örgütsel kitap/yayın ele geçirilmiştir. Göçmen kaçakçılığıyla suçlarla mücadele kapsamında: İlimizde 5 olay meydana gelmiştir. Meydana gelen olaylarda 2 göçmen kaçakçısı organizatörü tutuklanmış, 15 düzensiz göçmen yakalanarak gerekli idari işlemler yapılmıştır” diye konuştu. – BİNGÖL
]]>“Niğde’nin Huzuru, Türkiye’nin Huzuru” konulu Güvenlik Bilgilendirme Toplantısı, Niğde Valisi Cahit Çelik başkanlığında gerçekleştirildi. İl Emniyet Müdürü Adnan Özdemir ve İl Jandarma Alay Komutanı Albay Gürol Okyar katıldığı toplantıda konuşan Niğde Valisi Cahit Çelik, il genelinde huzur ve asayiş ortamını sağlamak için güvenlik güçlerinin çalışmalarını aralıksız sürdürdüğünü ifade ederek, yapılan çalışmalarda temel gayenin Niğde’nin güvenlik ve asayişini bir kademe daha artırmak olduğunu belirtti. 2024 yılı Ocak ve Şubat aylarında İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma Komutanlığı tarafından yapılan operasyonlar hakkında bilgi veren Vali Çelik, Niğde’de son 2 ayda toplam bin 796 adet asayiş olayının kayda geçtiğini, gerçekleşen bin 796 asayiş olayının bin 592’sinin aydınlatıldığını belirtti.
Asayiş olaylarının aydınlatılma oranın yüzde 89 olduğunu belirten Vali Çelik, “2 aylık süre içinde aranan şahıslar konusunda, ifadeye yönelik araması bulanan 275 şahıs, 0-5 yıl arası cezası olup, araması bulanan 143 şahıs, 5-10 yıl arası cezası olup, araması bulanan 19 şahıs, 10 yıl ve üzeri cezası olup, araması bulanan 14 şahıs olmak üzere toplam 451 şahıs yakalanmıştır. Aile içi ve kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında ilimizde 173 olay gerçekleşmiş, 147 şahsa yönelik tedbir kararı uygulanmıştır. KADES uygulaması kullanıcı sayısı 12 bin 311 olup, 218 KADES ihbarı alınmıştır. İl genelinde yapılan asayiş uygulamalarında 265 bin 345 kişi sorgulanmış 74 adet ruhsatsız tabanca/av tüfeği ve 866 adet fişek ele geçirilmiştir” dedi.
Uyuşturucu ile mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini belirten Vali Çelik Ocak ve Şubat aylarında Niğde’de yapılan narkotik operasyonları hakkında da bilgi vererek, “Uyuşturucunun önlenmesine yönelik yapılan çalışmalarda, Narkorehber, Uyuma, Narko Nokta ve En İyi Narkotik Polisi Anne Projeleri çerçevesinde toplam 86 etkinlik düzenlendi 8 bin 657 vatandaşımıza ulaşıldı. 2024 yılının ilk iki ayında 197 uyuşturucu operasyonu düzenlenmiş, 225 kişi yakalanmış, 27 şahıs tutuklanmış, 17 şahıs adli kontrol almıştır. Bu operasyonlar neticesinde ise çok sayıda uyuşturucu madde ele geçirilmiştir” açıklamalarında bulundu.
Niğde’de 2024 yılının ilk 2 ayında 413 trafik kazası meydana geldiğini, 9 kişinin bu kazalarda yaşamını yitirdiğini söyleyen Vali Çelik, yapılan trafik denetimlerinde ise 113 bin 352 aracın kontrol edildiğini, eksikliği bulunan 649 aracın trafikten men edildiğini belirtti.
Kaçakçılıkla mücadele ile ilgili yapılan 37 operasyonda 50 şahsın yakalandığını 1 şahıs tutuklandığını söyleyen Vali Çelik, bu operasyonlar neticesinde 7 milyon 430 bin adet makaron, 194 bin 399 paket kaçak sigara, 89 adet cep telefonu, 547 adet elektronik sigara, 146 adet eski eser, 89 adet cep telefonu ve 522 adet çeşitli emtianın ele geçirildiğini belirtti.
Göçmen kaçakçılığı ile mücadelede Niğde’nin rahat bir il olduğunu söyleyen Vali Çelik, göçmen kaçakçılığı ile mücadelede düzenlenen 19 operasyonda 27 kişinin yakalandığını belirtti. – NİĞDE
]]>
KAZADA YARALANAN ŞAHIS HAYATINI KAYBETTİ
Olay, 1 Mart Cuma günü saat 23.30 sıralarında Eyüpultan Davutpaşa Caddesi üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre cadde üzerinden Belgrad Ormanı yönüne ATV motorla giden 29 yaşındaki Oğuz Murat Arıcı, aracının arızalanması üzerine yol kenarına çekerek arızayı gidermeye çalıştı. O esnada 16 yaşındaki Timur C. yönetiminde bulunan 34 EGG 06 plakalı Porsche marka lüks araç, yol kenarında bekleyen ATV motorlara çarptı. Kaza sonucu yaralanan O.M.A., İ.G., T.A., S.K. ve H.T’nin hastaneye kaldırıldığı, Oğuz Murat Arıcı’nın hayatını kaybettiği, T.A.’nın ise hayati tehlikesinin bulunduğu anlaşıldı.

OĞLUNU ALARAK OLAY YERİNDEN UZAKLAŞTI
Kaza sonrası Timur C. telefon ile annesini arayarak olay yerine gelmesini istedi. Bunun üzerine olay yerine gelen Eylem Tok Yazar oğlu Timur C.’yi de alarak olay yerinden kaçtı. Kaza sonrası olay yerinden kaçan Timur C. ve Eylem Tok Yazar’ın saat 02.00 sıralarında İstanbul Havalimanına geldikleri öğrenildi. Havalimanındaki işlemlerinin ardından anne ve oğlunun uçakla Mısır’a gittikleri belirlendi. Timur C. ve Eylem Tok’un kaza yerinden ayrıldıktan sonra İstanbul Havalimanı’na geldikleri görüntüler ortaya çıktı. Görüntülerde anne ve oğlun araçla havalimanına geldiği, turnikelerden geçtikleri ve daha sonra pasaport kontrol noktasından geçerek uçağa gittikleri görüldü.

İNFİAL YARATAN OLAY İYİ PARTİ’Yİ HAREKETE GEÇİRDİ
Ortaya çıkan olay kamuoyunda infiale sebep olurken İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Kürşad Zorlu TBMM’ye soru önergesi verdi. Sosyal medya hesabından önergeyi paylaşıp “Mart günü İstanbul’da ehliyetsiz bir sürücü masum bir insanın canına kıydı. Bir evlat babasız kaldı! Çarpan sürücü çocuk, annesi tarafından Mısır’a kaçırıldı. Hatırlayın bir süre önce de Somali Cumhurbaşkanının oğlu kaçmayı başarmıştı. Siyasi iktidar adalet düzenini sarsan bu gelişmeler hakkında derhal yanıt verilmelidir. Vatandaşımızın gerçekleri bilmeye hakkı var. Konuyla ilgili Adalet ve İçişleri Bakanlarına aşağıdaki soru önergesini verdim ve Milletim adına cevap bekliyorum” notunu düştü.
KÜRŞAD ZORLU’DAN MECLİS’E SORU ÖNERGESİ
Zorlu’nun paylaştığı soru önergesinde ise şu ifadeler yer aldı; “İstanbul Eyüpsultan’da 1 Mart 2024 günü saat 23.30’da 16-17 yaşlarında olduğu belirlenen, T.0 isimli şahsın kullandığı araçla ATV motorunu emniyet şeridinde durdurarak kontrol eden Murat Arıcı’ya çarparak ölümüne neden olduğu belirlenmiştir. Çarpma sonucu bir çocuk babası Murat Arıcı hayatını kaybetmiş olmasına rağmen sürücü ile annesinin Mısır’a kaçtığı anlaşılmıştır. Bir süre önce de Somali Cumhurbaşkanının oğlu benzer bir olayda kaçmayı başarmıştı! Hukuku ve toplum vicdanın] hiçe sayan bu olayla ilgili aşağıdaki sorularımın cevaplandırılmasını talep ederim.
Bu bağlamda;
1. Olayın meydana geldiği 23.30 ile şahısların yurtdışına kaçışı arasında yaklaşık 5 saatlik bir zaman vardır. Bu sürede emniyet birimleri çarpan araç sürücüsü ile ilgili hangi işlemi yapmıştır?
2. Bir insanın canına mal olan bu kişinin kaçmasına nasıl ve neden engel olunamamıştır?
3. Mevcut durumda kaçan şahsın Türkiye’ye getirilerek yargılanması için hangi adımlar atılmış, girişimler yapılmıştır?

YAZAR EYLEM TOK: BEN DE BİR ANNEYİM, BENİ DE ANLAYIN
Öte yandan olayın medyaya yansımasının ardından yazar Eylem Tok, uzun bir özür yazısıyla “Ben de bir anneyim, beni de anlayın, teslim olacağız” ifadelerini kullanmıştı. İşte Eylem Tok’un paylaştığı özür yazısı; “Kamuoyunun dikkatine; Öncelikle yaşanan tüm bu olaylar nedeniyle ne kadar üzgün olduğumu, ne kadar korktuğumu ve paniklediğimi belirtmek istiyorum. Kazadan bahsetmek benden ve ailemden önce, kazazedeler ve ailelerini daha çok üzecek ve yıpratacaktır.
“OLAYIN TÜM SORUMLUSU BENİM”
Ancak oğlumun bizden habersizce o gün arabam ile dışarıya çıkmasının tüm sorumlusu benim, bunu kabul de ediyorum. Ben bir anne olarak bu durumun yaşanmaması adına gereken tüm tedbirleri almalıydım. Ancak ne yazık ki yazılanların hepsi doğru değil, oğlum olaydan sonra kaçmadı, aksine olay yerine yardıma gelen insanlarla birlikte o da yardım etti ki ambulans ve ekipler de çağrılmıştı, ancak ben sonrasında çok korktum. Yalan söyleyemem, bir anne olarak oğlum darbedilir mi, başına bir şey gelir mi diye ne olduğunu anlayana kadar yurt dışına çıkarmak istedim ve yurt dışına çıktıktan sonra boşanmış olduğum, oğlum Timur’un babası Bülent ile tüm yaralıların, kazazedelerin ilgilenilmesi için konuştuk.
Yazar Eylem Tok.“ANNELİK İÇ GÜDÜSÜ, LÜTFEN BENİ DE ANLAYIN”
Biz yurt dışına çıkarken bir mağdurun öldüğünü dahi bilmiyorduk ki bunu öğrenince, evet ne yaparsak yapalım bu acı tarif edilemez ve dindirilemez ama hemen aile ilke iletişime geçmeye çalıştık. Timur ise olayın olduğu andan itibaren her gün ‘Lütfen Türkiye’ye dönelim ve ben cezam ne ise onu çekeyim, ben bir aileyi dağıttım’ diye ağlıyor. Hiçbir zaman burada kalmak, bu suçlamalardan kaçmak gibi bir düşüncesi olmadı onun. Ama annelik iç güdüsü, lütfen beni de anlayın. Ben olay yerinde insanların telefonlarını da toplamadım, bunlar doğru değil.
“ADALETE TESLİM OLACAĞIZ”
Çok çok üzgünüm. Oradaki tüm çocuklar bizim de çocuklarımız, kazada ölen kardeşimizin ailesi bizim de ailemiz. Biz dönüp doğru olanı yapacağız ve adalete teslim olacağız. hem kendim adına hem de oğlum adına tüm kamuoyundan içtenlikle özür diliyorum.”
]]>Aydın’da, vatandaşın huzurunun sağlanması, suç ve suçlularla mücadele edilmesi çerçevesinde Aydın Valisi Yakup Canbolat başkanlığında Asayiş Güvenlik Toplantısı gerçekleştirildi. Aydın genelindeki son durumun görüşüldüğü toplantıda güvenlik güçleriyle yürütülen çalışmalar da masaya yatırıldı. Ayrıca toplantıda İl Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca 1-29 Şubat tarihleri arasında yapılan çalışmaların da istatistikleri görüşüldü.
İl genelinde gerçekleştirilen çalışmalar hız kesmeden devam ederken son 1 ayda toplam bin 669 şüpheli yakalandı. Aranan şahısların yakalanmasına yönelik yapılan çalışmalar neticesinde, 0-5 yıl arası aranan 420 şahıs, 5-10 yıl arası aranan 29 şahıs, 10 yıl üzeri aranan 30 şahıs, ifadeye yönelik aranması olan 485 şahıs olmak üzere toplam 964 aranan şahıs yakalandı, 479 şahıs tutuklandı.
İl genelinde gerçekleşen, hırsızlık olaylarında, 159 olay aydınlatılırken, olaylarda 130 şahıs yakalandı, 9 şahıs tutuklandı. 3 kasten öldürme olayı meydana geldi, olayların tamamı aydınlatılırken, bu olaylarda da 3 şahıs tutuklandı. Umuma açık işyerlerine yapılan denetimlerde ise 20 işyerine toplam 2 milyon 16 bin 736 TL idari para cezası uygulandı. Asayiş olaylarında il genelinde yapılan aramalarda 43 tabanca, 9 kurusıkı tabanca, 53 av tüfeği ve 1 uzun namlulu silah olmak üzere toplam 106 silah yakalandı. Olaylarda 66 adet araç ele geçirildi, toplam 127 şüpheli de yakalandı.
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla mücadele kapsamında da il genelinde 11 kaçakçılık, 21 mali, 9 organize, 4 ulusal olmak üzere toplam 45 adet olay meydana geldi. Meydana gelen olaylarda 111 şüpheli yakalandı, 107 şüpheli gözaltına alındı, 42 şüpheli ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ayrıca olaylarda 3 adet cep telefonu, 37 litre alkollü içki, bin 336 paket sigara, 163 adet sahte para, 2 adet sahte belge, 392 kilogram tütün, 2 adet tabanca, 37 adet tabanca fişeği, 3 adet uzun namlulu fişek ele geçirildi.
Narkotik Suçlarla mücadele kapsamında ise il genelinde 314 olay meydana geldi. Meydana gelen olaylarda 337 şüpheli yakalandı, 28 şüpheli tutuklandı. Olaylarda bin 192,34 gram esrar, bin adet skunk, 4,03 gram eroin, 2,3 gram kokain, 3,61 gram bonzai, 330,18 gram metamfetamin, 22 adet ectasy, 142 adet sentetik ecza, 20 adet kök kenevir ele geçirildi.
“39 etkinliğe 83 bin kişi katıldı”
Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kapsamında il genelinde gerçekleştirilen 39 etkinliğe 83 bin 889 kişi katılırken, etkinliklerde herhangi bir olumsuzluk meydana gelmedi. Okullar bölgesi ve umuma açık yerler kapsamında il genelinde yapılan denetimlerde toplam 623 okulda, 20 sabit ekip ve 752 güvenlik koordinasyon görevlisi görev yaptı. Okul giriş-çıkış saatlerindeki trafik yoğunluğunu en aza indirmek ve trafiği düzenlemek için 26 trafik ekibi ve 44 trafik personeli görevlendirildi. Bu denetimlerde 98 internet kafe, oyun salonu, 304 kafe kahvehane, 90 içkili yer, 158 şans oyunları bayii büfe ve 241 park, bahçe olmak üzere toplam 891 alan denetlendi, 9 işletmeye de idari işlem uygulandı.
“6 ölümlü kaza meydana geldi”
Trafik Suçları kapsamında ise il genelinde Şubat ayında 76 bin 315 araç kontrol edildi. Kurallara uymadığı tespit edilen 1 bin 293 sürücüye ceza kesildi, 137 araç trafikten men edildi, 80 sürücünün ehliyetine el konuldu. Bu süreçte 42 maddi hasarlı, 367 yaralamalı, 6 ölümlü trafik kazası olmak üzere toplam 415 trafik kazası meydana geldi. Bu kazalarda 506 vatandaş yaralandı, 6 kişi de hayatını kaybetti. Okul servislerinin denetimine yönelik yapılan çalışmalar kapsamında da 834 servis aracı denetlendi, 38 araca cezai işlem uygulandı. Ticari taksilerin denetimine yönelik çalışmalarda da 459 ticari taksi denetlenirken, 55 araca cezai işlem uygulandı. – AYDIN
]]>Vali Kızılkaya başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, ilin genel durumu ve son bir ayda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verildi. Terörle mücadele, asayiş operasyonları ve gümrük kaçağıyla mücadele konularında yapılan çalışmalar paylaşıldı. Vali Kızılkaya, valiliğin resmi sosyal medya hesabından canlı yayınlanan toplantıda, ilin genel durumu ve son bir ayda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Vali Kızılkaya, halkın huzurunu kaçıran başta terör örgütleri olmak üzere, suç örgütlerine, zehir tacirlerine nefes aldırmayacaklarını belirterek, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek mahalli idareler genel seçimlerinde vatandaşların huzur ve güven içinde hiçbir baskı ve yönlendirmeye maruz kalmadan kendi özgür iradesiyle oy kullanmalarının tesisi için her türlü güvenlik tedbirini aldıklarını aktardı.
Seçimlerin kente yakışır bir olgunlukta, huzur ve güven ikliminde geçmesini dileyen Kızılkaya, “Şubat ayı içerisinde terörle mücadele şube müdürlüğü ekiplerince 13 operasyon gerçekleştirilmiş, el yapımı patlayıcı düzeneği, antitank roket mühimmatına tuzaklanmış şekilde bulunarak imha edilmiştir. Sosyal medyada terör örgütü propagandası yaptığı tespit edilen 5 kişi yakalanmış, yurt dışında bulunduğu tespit edilen 1 şahıs hakkında aranıyor kaydı çıkarılmıştır. PKK/KCK ve FETÖ terör örgütlerine üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından aranan 4 kişi yakalanmış, 1 kişi tutuklanmış, 1 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Narkotik suçlarla mücadele şube müdürlüklerince yapılan çalışmalarda 7 kilo 417 gram esrar ile bir miktar metamfetamin, kenevir tohumu, 22 uyuşturucu nitelikte hap ve 17 uyuşturucu kullanma aparatı ele geçirildi, 35 şüpheli hakkında işlem yapıldı” dedi.
Asayiş operasyonlarına ilişkin çalışmalara da değinen Kızılkaya, 33 kişi hakkında adli işlem yapıldığını belirtti. Vali Kızılkaya, “Gümrük kaçağı 8 bin 975 paket sigara, 14 bin dolu makaron, 34 cep telefonu, kopya düzeneği olarak kullanılan ses ve görüntü kayıt cihazı, 5 ruhsatsız tabanca ve şarjörü, Kalaşnikof tüfek, 130 Kalaşnikof fişeği, 50 tabanca fişeği, 2 dedektör, 6 kazı malzemesi ele geçirilmiştir. Aranan şahısların yakalanmasına yönelik operasyonlarda yıl içerisinde yakalanan 217 şüphelinin 69’u tutuklandı. Geçmiş yıllarda meydana gelen faili meçhul olayların aydınlatılmasına yönelik yılın ilk 2 ayında yapılan çalışmalarda 16 faili meçhul olay aydınlatılmıştır. Siber suçlarla mücadele şube müdürlüğü ekiplerince yapılan çalışmalarda da terör örgütü propagandası yapan 111 kişi hakkında adli işlem başlatıldı. Yasa dışı 367 sitenin kapatılma işlemi yapıldı. Meydana gelen 42 siber olayından 31’i aydınlatıldı. Ülkeye yasa dışı yollarla giren 1 organizatör 21 göçmen yakalandı” ifadelerini kullandı.
İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince 1-29 Şubat’ta il merkezi ve ilçelerde gerçekleşen 239 olayın 168’inin aydınlatıldığını aktaran Kızılkaya, 5 hırsızlık olayına ilişkin 7 şüphelinin yakalandığını bildirdi.
Aranan şahıslara yönelik yapılan çalışmalarda 142 kişinin yakalandığını, 54 kişinin tutuklandığını aktaran Vali Kızılkaya, 33 bin 360 aracın denetlendiğini, 12 sürücü belgesinin geri alındığını, 57 aracın trafikten men edildiğini, trafik kurallarını ihlal eden bin 408 sürücüye ceza uygulandığını belirtti.
Toplantıya, 3. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Gaffar Gören, Siirt Cumhuriyet Başsavcısı Tuğan Sarıca, Vali Yardımcısı Abdulhamit Mutlu, İl Emniyet Müdürü Necmettin Öztürk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Emrullah Büyük, kaymakamlar ve güvenlik birimlerinin yetkilileri katıldı. – SİİRT
]]>Valilikten yapılan açıklamaya göre, Vali Kemal Kızılkaya başkanlığında Siirt Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi’nde güvenlik ve asayiş toplantısı gerçekleştirildi.
Kızılkaya, Valiliğin resmi sosyal medya hesabından canlı yayınlanan toplantıda, ilin genel durumu ve son bir ayda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Kızılkaya, halkın huzurunu kaçıran başta terör örgütleri olmak üzere, suç örgütlerine, zehir tacirlerine nefes aldırmayacaklarını belirterek, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde vatandaşların huzur ve güven içinde hiçbir baskı ve yönlendirmeye maruz kalmadan kendi özgür iradesiyle oy kullanmalarının tesisi için her türlü güvenlik tedbirini aldıklarını aktardı.
Seçimlerin kente yakışır bir olgunlukta, huzur ve güven ikliminde geçmesini dileyen Kızılkaya, şunları kaydetti:
“Şubat ayı içerisinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 13 operasyon gerçekleştirilmiş, el yapımı patlayıcı düzeneği, antitank roket mühimmatına tuzaklanmış şekilde bulunarak imha edilmiştir. Sosyal medyada terör örgütü propagandası yaptığı tespit edilen 5 kişi yakalanmış, yurt dışında bulunduğu tespit edilen 1 şahıs hakkında aranıyor kaydı çıkarılmıştır. PKK/KCK ve FETÖ terör örgütlerine üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından aranan 4 kişi yakalanmış, 1 kişi tutuklanmış, 1 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerince yapılan çalışmalarda 7 kilo 417 gram esrar ile bir miktar metamfetamin, kenevir tohumu, 22 uyuşturucu nitelikte hap ve 17 uyuşturucu kullanma aparatı ele geçirildi, 35 şüpheli hakkında işlem yapıldı.”
Asayiş operasyonlarına ilişkin çalışmalara da değinen Kızılkaya, 33 kişi hakkında adli işlem yapıldığını belirtti.
Kızılkaya, “Gümrük kaçağı 8 bin 975 paket sigara, 14 bin dolu makaron, 34 cep telefonu, kopya düzeneği olarak kullanılan ses ve görüntü kayıt cihazı, 5 ruhsatsız tabanca ve şarjörü, kaleşnikof tüfek, 130 kaleşnikof fişeği, 50 tabanca fişeği, 2 dedektör, 6 kazı malzemesi ele geçirilmiştir. Aranan şahısların yakalanmasına yönelik operasyonlarda yıl içerisinde yakalanan 217 şüphelinin 69’u tutuklandı. Geçmiş yıllarda meydana gelen faili meçhul olayların aydınlatılmasına yönelik yılın ilk 2 ayında yapılan çalışmalarda 16 faili meçhul olay aydınlatılmıştır. Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yapılan çalışmalarda da terör örgütü propagandası yapan 111 kişi hakkında adli işlem başlatıldı. Yasa dışı 367 sitenin kapatılma işlemi yapıldı. Meydana gelen 42 siber olayından 31’i aydınlatıldı. Ülkeye yasa dışı yollarla giren 1 organizatör 21 göçmen yakalandı.” ifadelerini kullandı.
İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince 1-29 Şubat’ta il merkezi ve ilçelerde gerçekleşen 239 olayın 168’inin aydınlatıldığını aktaran Kızılkaya, 5 hırsızlık olayına ilişkin 7 şüphelinin yakalandığını bildirdi.
Kızılkaya, aranan şahıslara yönelik yapılan çalışmalarda 142 kişinin yakalandığını, 54 kişinin tutuklandığını aktaran Kızılkaya, 33 bin 360 aracın denetlendiğini, 12 sürücü belgesinin geri alındığını, 57 aracın trafikten men edildiğini, trafik kurallarını ihlal eden 1408 sürücüye ceza uygulandığını belirtti.
Toplantıya, 3. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Gaffar Gören, Siirt Cumhuriyet Başsavcısı Tuğan Sarıca, Vali Yardımcısı Abdulhamit Mutlu, İl Emniyet Müdürü Necmettin Öztürk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Emrullah Büyük, kaymakamlar ve güvenlik birimlerinin yetkilileri katıldı.
]]>Elazığ’da bir binadan çıkartılan eşyaların AKP’li Elazığ Belediyesi’ne ait kamyonete yüklendiği anda oradan geçen Sami Çeşme, kendilerine baktığı iddiasıyla üç belediye personeli tarafından darp edildi. Darp edilen Çeşme’nin MHP Elazığ Belediye Başkanı Murat Aygen’in dayısı olduğu öğrenildi. Belediye, kavgaya karışan personelleri hakkında soruşturma başlatılacağı ifade edildi.
Elazığ merkez Cumhuriyet Mahallesi’nde Elazığ Belediyesi’ne ait bir kamyonette bir binadan eşya taşındığını gören MHP Elazığ Belediye Başkan adayı Murat Aygen’in dayısı Sami Çeşme’nin oradan geçtiği esnada belediye personellerine baktı. Daha sonra da herhangi bir şey söylemeden yoluna devam ederken belediye personelleri belediye aracıyla birlikte Çeşme’nin yanında durarak önce sözlü tacizde bulundu ardından da darp etti. Olay sonrasında polisi arayan Çeşme hastaneden darp raporu alarak saldırganlardan şikayetçi oldu.
BELEDİYE PERSONELLERİ TARAFINDAN DARP İDDİASI
Olay sonrasında polis merkezine giderek şikayetçi olan Sami Çeşme suç duyurusu ifadesinde olayı şöyle ifade etti;
“29.02.2024 günü saat 11.00 sıralarında Cumhuriyet Mahallesi Çimen sokak üzerinde evime gitmek için yaya olarak geçerken Cumhuriyet Mahallesi Çimen Sokak Kanarya Apartmanı önünde 23 ABY 59 plaka sayılı Ford transit marka açık kasa Elazığ Belediyesin’e ait kamyonetin ev eşyası taşıdığını görünce dikkatimi çekti ve o yöne doğru baktım. İsimlerini bilmediğim üç erkek şahsın ev eşyası taşıdığını gördüm. Şahıslarla herhangi bir diyaloğa girmeden yoluma devam ederken bu üç şahıs bana ‘ne bakıyorsun senin bu sokaktan geçmen yasak’ şeklinde laf attılar. Ben şahıslarla muhatap olmadan yoluma devam ettim. Ben yoluma devam ederken 23 ABY 159 plakalı belediyeye ait araç yanımda durdu ve bu üç şahıs ortada bir şey yokken bana saldırıp darp ettiler. Beni orada bırakıp olay yerinden ayrıldılar. Ben de 155’i aradım, polis ekipleri geldi beni alarak önce doktor raporu için hastaneye ardından polis merkezine getirdi. Benim bu şahıslara karşı darp, tehdit, hakaret içerikli söylemim olmadı. Konu ile ilgili beni darp eden üç şahsın kimliğinin tespit ve temini halinde davacı ve şikayetçiyim.”
BELEDİYE ‘AMACI DIŞINDA KULLANILDI’ DEDİ YETKİLİ İSE ‘MÜDÜRÜN BİLGİ VAR’ DEDİ
Olayla ilgili Belediyenin Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada ise “29.02.2024 tarihinde Elazığ Belediyesi’ne ait resmi bir aracın amacı dışında kullanıldığı, vatandaşlarımız tarafından gelen ihbar telefonları neticesinde tespit edilmiştir. Konu ile alakalı personele yönelik idari ve yasal işlem başlatılmış olup, konu yakından takip edilmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” denildi.
Olayla ilgili telefonla ulaştığımız belediye yetkilisi ise, “Su ve kanalizasyon müdürlüğünde çalışan bir arkadaş ilgili müdürden izin alarak evindeki eski eşyaları hayır çarşısına göndermek için belediyenin aracıyla o eşyaları taşıtmış. Bu olayı gören Sami Çeşme ile personellerimiz arasında sözlü münakaşa yaşanmış. Personellerimizin iddiasına göre daha önce de aralarında husumet varmış. Bu olayın emniyete intikal etmesi nedeniyle üç personelimiz hakkında soruşturma başlatılacaktır” ifadelerini kullandı.
]]>
23 Şubat 2023 tarihinde GOP Bulvarı üzerinde bulunan bir otelde çıkan yangın paniğe neden oldu. Yangın sırasında otel odasında bulunan ve asker olduğu iddia edilen 20 yaşındaki Umut Muzaffer Gezen alevlerin arasından kaçmak için 3. kattan aşağı atladı. Olay sonrası ağır yaralanan genç, olay yerine çağrılan sağlık ekipleri tarafından hızla üniversite hastanesine kaldırıldı. Olay sonrası bazı haber sitelerinde gencin öldüğüne dair haberler yapıldı. Hastanede ilk müdahalesi yapılan Gezen, daha sonra bilinci açıldı. Sağlık durumu iyi olan Gezen’e hastane çalışanları hakkında çıkan haberleri okuttu. Kemal Sunal filmindeki gibi kendi ölüm haberini okuyan Gezen, kendinden de şüphe etti. Başından yaralanan, ayağında kırık olan ve belinden geçireceği ameliyat gününü bekleyen Gezen, kendi haberlerini gülerek okudu.
Umut Muzaffer Gezen, “Tokat’ta otel odasında çıkan yangında panikleyip 3. kattan atladım. Öldüm diye haberlere çıktım. Hayattayım. Şükür halime. Bundan daha ötesi olamaz. İlaçlarımı aldıktan sonra uyudum. Uyuduğumdan dolayı yangın çıkmış fark etmedim. Bir anda uyandım. Panikle camdan atladım. Atlamasaydım belki şu anda burada değildim. Hayatta değildim. Askerdim, er olarak geldim. Acemi birliğine geldim. Bir gün için konaklamak için oraya geldim ve yangın çıktı onda da. Askerlik de kaldı şimdi. Kendim hastanedeyim. Ameliyat olacağım. Belimde bir rahatsızlık var. Allah’a şükür ameliyat olduktan sonra iyi olacağım. Başka da bir şeyim yok. Başımda pek fazla bir şey yok. Şöyle söyleyeyim. Sol ayağımda bir kırık var. Başımda çok kılcal çatlaklar var. Bir de belden ameliyat olacağım o kadar. Olay olduğu gün öldü dediler. Sağ olsun ambulans ekipleri tarafından hastaneye buraya Tokat Gaziosmanpaşa’ya kaldırıldım. Buraya geldim. İlk şuurum yerinde değildi. Şimdi çok iyiyim. Her şeyim yerinde. Yemek yedim. Su içtim. Sonra dediler bir şeyler göstereceğiz. Dedim abi ne göstereceksiniz. Öldün, şu oldu, bu oldu. Kemal Sunal’ın filmi gibi. Ben iyiydim halbuki haberleri seyrediyorduk. Beraber hemşire abiler, arkadaşlarla burada. Yiyordum, içiyordum, iyiydim yani bir şeyim yoktu ama hani bu da bir olay oldu. Başımızdan geldi, geçti. Bir deneyim oldu benim için. Film gibi bir sahne oldu benim için. Kemal Sunal’ın sahnesi gerçek oldu. Gerçekten öldü diyor yani. Hani ben öldüm artık yokum. O hesap oldu. Kendimden şüphe ettim” dedi.
Anne Gözde Gezen ise “Ben hayatta kaldığına çok şükrediyorum. Çok şükür hayatta. Bunda da bir vardır hayır. Belki askeri birliğine teslim olsa da üstüne daha kötü bir şey gelecekti. Çok şükür hayatta iyi. Omuriliğinde bir sıkıntı var. Omuriliğinde bir kırık var. İnşallah buradan yürüyerek çıkacağız” diye konuştu. – TOKAT
]]>İSTANBUL – Beyoğlu’nda alkollü şekilde kaldırımda oturan Engin Yalçın ile iş yeri sahibinin aracına cisim fırlatılması nedeniyle tartışan, tartışma sırasında elinde bulunan sipariş kalemiyle Yalçın’ı alnından yaralayarak ölümüne neden olduğu iddia edilen şüpheliye dava açıldı. Hazırlanan iddianamede kalem ‘silah’ sayılırken, şüphelinin 18 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Beyoğlu’nda 10 Kasım 2023’de iddiaya göre 22 yaşındaki Derviş Karadağ, çalıştığı iş yeri olan börekçiden gürültü duyması üzerine dışarı çıktı. Dışarı çıktığında, Engin Yalçın ile arkadaşının alkollü vaziyette kaldırımda oturduğunu ve hemen karşılarında park halinde bulunan işletme sahibinin aracına bir cisim fırlatıldığını gördü. Bunun üzerine çıkan tartışma sırasında Karadağ, elinde bulunan sipariş kalemiyle Yalçın’ın alnına doğru yumruk attı. Yaralanan ve yoğun kan kaybı yaşayan Yalçın ise kaldırıldığı hastanede olaydan 1 hafta sonra hayatını kaybetti.
Kalem silahtan sayıldı
Olaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Engin Yalçın’ın olay günü 08.00 sıralarında bir arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette kaldırım önünde oturduğu, gürültülü şekilde konuştukları, Yalçın’ın arkadaşının hemen karşılarında park halinde bulunan araca doğru bir cisim fırlattığı, bunun üzerine yan tarafta bulunan işletmeden iş önlüğüyle şüpheli Derviş Karadağ’ın çıktığı aktarıldı. İddianamede, başlayan sözlü tartışma sırasında şüpheli Karadağ’ın, sağ elinde ele geçirilemeyen fakat plastikten yapılma kalem olduğu değerlendirilen, ayrıca silahtan sayılan cisim bulunduğu, o vaziyette Yalçın’ın sol kaş kısmına doğru 1 kez yumruk attığı ve orada uzaklaştığı kaydedildi.
Olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği belirtildi
Yalçın’ın yoğun kan kaybı yaşayarak hastaneye kaldırıldığının anlatıldığı iddianamede, olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği, düzenlenen otopsi raporunda ise Yalçın’ın otopsisinden alınan örneklerinde uyuşturucu madde tespit edildiği, ayrıca ölümünün cisim yaralanmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği belirtildi.
İş yeri sahibinin aracına taş attıklarını görünce uyarmak için dışarı çıktığını söyledi
Şüpheli Derviş Karadağ’ın ifadesine de yer verilen iddianamede, olay sırasında vefat eden Yalçın’ın, arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette taşkınlık yaptıklarını, sağa sola sataştıklarını, içlerinden birinin çalıştığı iş yeri işletmecisine ait araca taş attığını görmesi üzerine uyarmak amacıyla yanlarına gittiğini söylediği belirtildi. Şüpheli ifadesinin devamında ise uyarmak için yanlarına gitmesine rağmen Yalçın’ın kendisine küfür etmesine sinirlenerek elinde iş yerinde kullandığı kalemle öldürme kastı bulunmaksızın ve anlık öfkeyle başına doğru yumruk attığını, ardından eylemini sürdürmeksizin olay yerinden ayrıldığını söylediği aktarıldı.
İddianamede ayrıca, şüpheli Karadağ’ın ilk ifade işlemleri sırasında Yalçın henüz vefat etmediğinden adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı ancak vefat sonrasında yeniden işlemleri yapılarak tutuklandığı kaydedildi.
18 yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede şüpheli Derviş Karadağ’ın ‘silahla kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Şüphelinin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
]]>Okmeydanı’nda müzikholde bir adam mekanda tanışıp masasına oturduğu şahsa içkisini ödettirince ortalık karıştı
Mekan çıkışı adamı silahla kovalayan şahıs, ona önce ateş açtı ardından dövdü
İSTANBUL – Okmeydanı’nda bir müzikholde alkol alan adam, mekanda tanışıp masasına oturduğu şahsa içkisini ödettirince ortalık karıştı. Mekan çıkışı adamı silahla kovalayan şahıs, ona önce ateş açtı ardından dövdü. Dehşet anları kameralara anbean yansırken, Beyoğlu Asayiş Büro Amirliği polislerinin yakaladığı saldırgan adliyeye sevk edildi.
Olay, dün saat 04.00 sıralarında Beyoğlu Okmeydanı semti Piyelapaşa Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre gece saatlerinde bir adam müzikhole gelip alkol almaya başladı. Adam mekanda tuvalete gittiği esnada karşılaştığı bir şahısla tanışıp arkadaş oldu. Adam ardından tanıştığı şahıs ve iki arkadaşının oturduğu masaya geçti.
Alman usulü isteğini kabul etmeyip ödettirdi
Müzikholde eğlenen grup, gecenin sonunda mekan kapanacağı için hesabı ödemek için kalktı. Şahıs ve iki arkadaşı kendi içkilerinin hesabını ödedi ancak adam içkisinin ücretini şahsa ödetmek istedi. Ancak şahıs, “Alman usülü olsun, herkes kendi hesabını ödesin” diyerek adamın içkisini ödemek istemedi. Bunun üzerine adam da şahsa, “ödeyeceksiniz, ben sizin masanıza geldim misafir oldum” diyerek karşılık verdi. Şahıs mekan sahibine mahçup olmamak için adamın içkisini de ödeyerek arkadaşlarıyla birlikte mekandan çıktı.
Silahını çekip kovaladı, ateş açtı, dövdü
Şahıs ardından karşı sokaktaki evine girip silahını aldıktan sonra hızlıca çıktı. İçkisini ödediği adamın peşinden koşan şahıs ile adam arasında bu kez de kovalamaca başladı. Adamın arkasından silahla ateş açan şahıs onu yakaladıktan sonra yere düşürüp dakikalarca darbetti. Olay sonrası şahıs silahıyla birlikte olay yerinden hızla uzaklaştı. Dehşet anları ise kameralara anbean yansıdı. Olayın ardından yaralanan adam da bir süre sonra olay yerinden ayrıldı. Taraflar ise birbirlerinden şikayetçi olmadı.
Beyoğlu Asayiş polisi kıskıvrak yakaladı
Ancak yaşanan olayla ilgili bir vatandaş tarafından kayıt altına alınan görüntüleri ihbar kabul eden savcılığın talimatı üzerine Beyoğlu Asayiş Büro Amirliği polisleri çalışma başlattı. Görüntülerden yola çıkan polis ekipleri, cadde üzerindeki işyerlerinin güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan çalışmalar sonucunda polis ekipleri, saldırgan şahsın emniyette 7 adet suç kaydı bulunan Harun Ö. olduğunu tespit etti. Devam eden çalışmalar sonucunda saldırgan şahıs Fetihtepe Mahallesi’nde Beyoğlu Asayiş Büro Amirliği polisleri tarafından 24 saat geçmeden kıskıvrak yakalandı.
18 yaşındaki saldırgan adliyeye sevk edildi
Gözaltına alınarak olayda kullandığı ruhsatsız tabanca ile birlikte emniyete götürülen şahsın burada ifadesi alındı. Ancak şahsın ateş açtığı ve darp ettiği adamın kim olduğu bulunamadı. Saldırgan şahsın olayı gerçekleştirdiğini kabul etmesi ve anlatması üzerine adli işlemleri yapıldı. Şahıs ardından da “silahlı tehdit” ve “kasten yaralamaya teşebbüs” suçlarından işlemleri yapılıp adliyeye sevk edildi.
]]>Beyoğlu’nda 10 Kasım 2023’de iddiaya göre 22 yaşındaki Derviş Karadağ, çalıştığı iş yeri olan börekçiden gürültü duyması üzerine dışarı çıktı. Dışarı çıktığında, Engin Yalçın (43) ile arkadaşının alkollü vaziyette kaldırımda oturduğunu ve hemen karşılarında park halinde bulunan işletme sahibinin aracına bir cisim fırlatıldığını gördü. Bunun üzerine çıkan tartışma sırasında Karadağ, elinde bulunan sipariş kalemiyle Yalçın’ın alnına doğru yumruk attı. Yaralanan ve yoğun kan kaybı yaşayan Yalçın ise kaldırıldığı hastanede olaydan 1 hafta sonra hayatını kaybetti.
Kalem silahtan sayıldı
Olaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Engin Yalçın’ın olay günü 08.00 sıralarında bir arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette kaldırım önünde oturduğu, gürültülü şekilde konuştukları, Yalçın’ın arkadaşının hemen karşılarında park halinde bulunan araca doğru bir cisim fırlattığı, bunun üzerine yan tarafta bulunan işletmeden iş önlüğüyle şüpheli Derviş Karadağ’ın çıktığı aktarıldı. İddianamede, başlayan sözlü tartışma sırasında şüpheli Karadağ’ın, sağ elinde ele geçirilemeyen fakat plastikten yapılma kalem olduğu değerlendirilen, ayrıca silahtan sayılan cisim bulunduğu, o vaziyette Yalçın’ın sol kaş kısmına doğru 1 kez yumruk attığı ve orada uzaklaştığı kaydedildi.
Olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği belirtildi
Yalçın’ın yoğun kan kaybı yaşayarak hastaneye kaldırıldığının anlatıldığı iddianamede, olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği, düzenlenen otopsi raporunda ise Yalçın’ın otopsisinden alınan örneklerinde uyuşturucu madde tespit edildiği, ayrıca ölümünün cisim yaralanmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği belirtildi.
İş yeri sahibinin aracına taş attıklarını görünce uyarmak için dışarı çıktığını söyledi
Şüpheli Derviş Karadağ’ın ifadesine de yer verilen iddianamede, olay sırasında vefat eden Yalçın’ın, arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette taşkınlık yaptıklarını, sağa sola sataştıklarını, içlerinden birinin çalıştığı iş yeri işletmecisine ait araca taş attığını görmesi üzerine uyarmak amacıyla yanlarına gittiğini söylediği belirtildi. Şüpheli ifadesinin devamında ise uyarmak için yanlarına gitmesine rağmen Yalçın’ın kendisine küfür etmesine sinirlenerek elinde iş yerinde kullandığı kalemle öldürme kastı bulunmaksızın ve anlık öfkeyle başına doğru yumruk attığını, ardından eylemini sürdürmeksizin olay yerinden ayrıldığını söylediği aktarıldı.
İddianamede ayrıca, şüpheli Karadağ’ın ilk ifade işlemleri sırasında Yalçın henüz vefat etmediğinden adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı ancak vefat sonrasında yeniden işlemleri yapılarak tutuklandığı kaydedildi.
18 yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede şüpheli Derviş Karadağ’ın ‘silahla kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Şüphelinin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. – İSTANBUL
]]>Camili Mahallesi Yunus Emre Spor Salonu mevkiinde 5 Ekim 2023’de meydana gelen olayda, İ.A. kendisini aldattığını düşündüğü eşi Tansu A.’yı ve görüştüğü B.Y.T’yi cadde ortasında silahla ateş ederek yaraladı. Hastaneye kaldırılan Tansu A., olaydan iki gün sonra tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti, B.Y.T. ise tedavisinin ardından taburcu edildi.
Olayın ardından silahı ile polise teslim olan ve adliyeye sevk edildiği sırada basın mensuplarının “Neden yaptınız, pişman mısınız?” sorusuna “adalet” yanıtını veren İ.A. ise tutuklandı.
Sanık koca ilk kez hakim karşısına çıktı
Tutuklu sanık İ.A. hakkında Sakarya 5. Ağır Ceza Mahkemesince açılan davanın ilk duruşması görüldü. Salonda tutuklu sanık İ.A., ölen kadın Tansu A.’nın annesi, taraf avukatları ve sanık yakınları hazır bulunurken, Tansu A.’nın babası ise duruşmaya bulunduğu ilden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile (SEGBİS) katıldı.
“Eşimin başkasıyla birlikte olduğu cinsel içerikli videolarını gördüm”
Savunması için söz hakkı verilen İ.A., eşi Tansu ile 2014’de evlendiğini ve 2 çocuğunun olduğunu söyledi. Olay tarihinde eşinin eski telefonunu kullandığı öğrenilen İ.A., “Olay günü fabrikada çalışırken telefon kasmaya başlamıştı. Bazı uygulamaları silerken eşimin başkasıyla birlikte olduğu cinsel içerikli videolarını gördüm ve hemen eve geldim. Çocuklar evin önünde oynuyordu eşimi arabayı aldım, evden uzaklaştık ve bir yerde durduk. Beni aldatıp aldatmadığını sordum. İlk başta inkar etti. Videoları gösterince de bir kerelik bir hata olduğunu, B.Y.T.’nin görüntüleri izinsiz çektiğini, tehdit etmesi üzerine ilişkiye devam ettiğini ve pişman olduğunu söyledi” dedi.
“112’yi arayarak eşimi ve sevgilisini vurduğumu, evime de ekip gelmesini söyledim”
Aldatıldığını öğrendiğinde boşanmak istediğini ifade eden sanık İ.A., “Eşim yüzleştirmek için B.Y.T’yi aramak istedi, ben de ‘tamam’ dedim. Yola çıktık. Yolda B.Y.T.’nin tehlikeli biri olduğunu söyleyince evden silahı aldım. İlk başta B.Y.T. telefonu açmadı. Eşimi ağabeyine bırakmak için yoldayken B.Y.T. aradı ve bize olay yerini tarif etti. Olay yerine gittiğimizde araçların arasından birinin bize doğru geldiğini gördüm. O esnada eşim direksiyona sarıldı, boğuşurken arabayı çarptık ve aşağı indim. B.Y.T. bana doğru gelirken elini sağa beline doğru atınca ateş ettim. Şahıs aracın arkasına düştü ve kalkarak kaçmaya çalıştı. O sırada eşim telefonu alıp kaçmaya çalıştı, ayaklarına ateş ettim. Yere düştü başka bir şey yapmadım. Telefonu aldım araca bindim eve doğru yola çıktım. O sırada 112’yi arayarak eşimi ve sevgilisini Camili mezarlık mevkisinde vurduğumu, evime de ekip gelmesini söyledim. Yaşananlardan dolayı pişmanım keşke olay yerine hiç gitmeseydim” diye konuştu.
“Evden kovabilirdi ama öldürmesini kabul etmiyorum”
Tansu A.’nın annesi C.K. ise “Kızımın başka biriyle ilişkisi olduğunu bilmiyordum öyle bir şey varsa sanık kızımı evden kovabilirdi ama öldürmesini kabul etmiyorum. Şikayetçiyim” şeklinde konuştu.
Görüşünü açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın tutukluluk halinin devamını talep ederek, mütalaayı hazırlaması için dosyanın kendisine gönderilmesini istedi. Mahkeme heyeti ise sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı erteledi. – SAKARYA
]]>Olay, 22 Haziran 2021 tarihinde Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde meydana geldi. İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın Dilovası Köseler Mahallesi’nde bulunan kaçak yapıları ile bir kısmının TOKİ arazisine kurulduğu tespit edilen çiftliğinin, tahliye kararının kesinleşmesinin ardından sabah saatlerinde bölgeye gelen Dilovası Belediyesi ekipleri, çiftliğin tahliye edilmesi için verilen sürenin sonuna geldiğini çiftlik yetkililerine bildirdi. Daha sonra çiftlikte yapılan incelemelerin ardından tahliye işlemi başlatıldı. Ertesi gün sabah saatlerinde ise çiftlikte yıkım çalışmaları yapıldı.
İHA muhabiri ağır şekilde darp edildi
Devam eden yıkım çalışmalarını takip eden İHA Muhabiri Mustafa Uslu, Lütfü Türkkan’ın öz yeğeninin de aralarında bulunduğu 4 kişinin saldırısına uğradı. Şahıslar tarafından ağır şekilde darp edilen ve kanlar içinde kalan Uslu, olay yerine çağrılan sağlık ekiplerince hastaneye kaldırıldı. Saldırganlar, Uslu’nun kamerası ve ekipmanlarını da kırdı. Şahıslar olay yerinde jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı. Yüzüne dikiş atılan Uslu, kendisini darp eden şahıslardan şikayetçi oldu.
Hasırcı kısa sürede serbest bırakılmıştı
Olaya ilişkin Lütfü Türkkan’ın yeğeni İbrahim Hasırcı, şoförü Çağhan Çileli, çiftliğin sorumlusu Ahmet Yılmaz ile Lütfü Türkkan’ın oğlunun arkadaşı olan ve olaya karışan Yusufcan Çapraz hakkında dava açıldı. Olaya ilişkin İbrahim Hasarcı tutuklanmış ve kısa sürede serbest bırakılmış, diğer 3 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest kalmıştı.
“İbrahim Hasırcı bu çiftliğin yüzde 100 sahibi ve ortağı olur”
Olaya ilişkin duruşma Gebze Adliyesi’nde görülmeye devam etti. Duruşmaya taraf avukatları katıldı. Sanık avukatların gelecek celse tanık dinlenmesini talep etmesi üzerine mahkeme heyeti talebi kabul ederek duruşmayı erteledi. Önceki celselerde ifade veren tanık Recep Bora Dinç’nin ifadesine de ulaşıldı. Olaya ilişkin dinlenen tanık, “Ben yıkıma konu olan Nezirağa Ententegre Çiftliğinde vekaleten imza yetkilisiyim. Yıkım olayı 21 Haziran 2021 tarihinde başladı. ilk gün çiftlikteki hayvanlar barınaklarından çıkartıldı. Yıkım görevlisi olarak zabıta, belediye ve jandarma oradaydı. Olayın gerçekleştiği gün hayvanları başka çiftliğe yerleştirmek için gitmiştim. Davalılardan İbrahim Hasırcı bu çiftliğin yüzde 100 sahibi ve ortağı olur. Çağhan Çileli, Milletvekili Lütfü Türkkan’ın şoförü olur. Yusufcan Çapraz, Lütfü Türkkan’ın oğlu Mehmet’in arkadaşı olur. Davalılardan Ahmet Yılmaz da çiftliğimizin sorumlusudur. İbrahim Hasırcı olayın gerçekleştiği 22 Haziran 2021 tarihinde tutulan tutanakları imzalamak için oradaydı” diye konuştu.
10 dakika uçma kapasitesi olan dron için, “Bir saat havada kalmış” dedi
Konuşmayı sürdüren Recep Bora Dinç, “Çağhan da Lütfü Türkkan’ın oğlu Mehmet ve arkadaşı Yusufcan ile birlikte yine çiftlikte bulunan konutun önünde oturuyorlarmış. Ahmet Yılmaz da yıkım işleri ile ilgileniyordu. Olaydan bir gün önce yıkım ekibi bize yıkım sırasındaki çekimi sadece belediyenin yapacağını söyledi. Belediyenin dışında yapılan çekimin yasak olduğunu söyledi. 22 Haziran 2021 tarihinde davacı taraf çiftliğin üzerinde 1 saat kadar dron uçurmuş. Sonrasında dron bahçeye düşmüş. İbrahim Hasırcı, dronu almak için gelen Mustafa Uslu’ya hava aygıtının uçurmasının yasak olduğunu söylemiş. Bir yandan da jandarmaya haber vermişler. Ancak bu esnada İbrahim Hasırcı ile Mustafa Uslu ile aralarında itişme kakışma olmuş. Duyduğum kadarıyla dronun kırılması gibi bir olay yoktur. Dron bahçeye düşmüş ve hali ile davacı şirketin görevlisine teslim edilmiş. 2 gün boyunca davalıların hepsi orada mecburen bulunuyorlardı. Bildiğim kadarıyla davalılardan hiç birisi bu davacı şirketin çalışanının kamerasını da kırmadı” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>Olay, Buca ilçesine bağlı Kaynaklar Mahallesi 2001 Sokakta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 20’li yaşlarında olduğu tahmin edilen bir erkek şahıs, araç içerisinden elinde bulunan zincir ile sokakta gördüğü Kafkas cinsi çoban köpeğini çalmaya çalıştı. Şahıs köpeği çalamayınca, pompalı tüfek ile köpeğe bir el ateş etti. Ağır yaralanan köpek can havliyle sürünerek olay yerinden uzaklaşmaya çalıştı. Vurulmanın etkisiyle yaşam mücadelesi veren köpek, yürüme kabiliyetini kaybetti.
“O bizim canımız”
Vurulan köpeğin sahibi 41 yaşındaki otel işletmecisi Serhan Karadağ, “Sabah saat 6: 15 sıralarında komşularımızın fark ettiği şekilde köpeğimiz evin çevresinde dolaşıyor. Eve dönüş vaktinde fark ettikleri bir araç köpeğin peşinde, elinde zincirle köpeği yakalamaya çalışıyor. Köpeği buradan götüremeyince herhalde artık hırs yapıyor. Köpeğe araç içerisinden pompalı tüfekle bir el ateş ediyor. Olayı da burada bulunan bekçimiz görüyor. Kişi çalma niyetiyle geliyor. Köpeğin boynunda tasma var. Sizin olmayan bir köpeğin peşine neden zincirle düşersiniz? Çalmak için düşülür. Bunun hiçbir açıklaması yok. Çalamayınca hırs yapmış ve köpeği vurmuş. Bu hiç hoş bir durum değil. Bu köpek senin değil. Sen bu köpeği çalamazsın. Çalmak, vurmak ne demek? Biz bu köpeği yavruyken aldık. O günden bugüne bakıyoruz. O bizim canımız. Biz köpeğimizi alıp burada zincirlemiyoruz. Ben köpeğime normal şartlarda tasma bile takan bir insan değilim” dedi.
Köpeğin durumuna dair bilgiler aktaran Karadağ, durumunun iyi olmadığını, dünden beri yerde baygın şekilde yattığını belirterek tekrar serum için veterinere götüreceklerini ifade etti.
“Kamera kayıtları var, jandarma olayı araştırıyor”
Bu tarz olaylara kimsenin sessiz kalmaması gerektiğinin altını çizen Karadağ, “Böyle bir şey gördükleri zaman insanlar araç plakalarını ve şahısların görüntülerini alsınlar. Herkes birbirine yardımcı olsun. Köpeği çalmaya gelen beyaz bir araç. Plakası, kamera kayıtları var. Şu an plaka araştırılıyor. Aracın görüntüleri mevcut. Kesinlikle şikayetçiyim. Olayı yapan köyden biri olabilir. Sonuna kadar şikayetçiyiz. O köpeğe yapılan, o kişiye yapılsa onun ne yaşayacağını merak ediyorum. Yetkililerin de bununla ilgili ellerinden geleni yapacağına inanıyorum. Jandarma olayı araştırıyor” diye konuştu.
“Köpek o an çok bağırdı, çok üzücü bir durum”
Olayı gören 41 yaşındaki bekçi Ali Mesut Türk ise “Ben burada sabaha karşı ateş yakıyordum. Daha sonra beyaz bir araba geldi. İçinde bir genç vardı. Elinde de zincir vardı. Kendisi arabanın içinde, önünden de köpek gidiyordu. Bu da arabayla köpeği takip ediyordu. Ben onu sahibi sandım. Köpeği de kaçırmış ve yakalamaya çalıştığını düşündüm. Sonra şüpheli adam arabayı durdurdu. Ardından bir el ateş sesi duydum. Önce benim köpeğimi vurdu sandım ve ona doğru bakmaya gittim. Sonra adam buradan arabayı aldı gitti. Köpek de kanlar içinde gitti. Genç biri, 23-24 yaşlarında beyaz tişört giyiyordu. Plakayı o anda alamadım” cümlelerini aktardı.
Olay esnasında korktuğunu belirten bekçi Mesut Türk, “Müdahale edersem belki bana da ateş edebilir diye düşündüm. O yüzden biraz tereddüt ettim. Eğer ki adamın köpeğin sahibi olmadığını hissetsem ona kesinlikle müdahale ederdim. Köpek o an çok bağırdı. Çok üzücü bir durum” şeklinde konuştu. – İZMİR
]]>Kağıthane’de bir kadının evi, eski eşiyle oğlu arasındaki küfür meselesi yüzünden görümcesinin çocukları tarafından kurşunlandı
Evine 8 kurşun isabet eden kadın ve çocukları dehşeti yaşadı
Evdekiler yara almadan kurtulurken polis, saldırgan iki kardeşi yakaladı
İSTANBUL – Kağıthane’de bir kadının evi, eski eşiyle oğlu arasındaki küfür meselesi yüzünden görümcesinin çocukları tarafından kurşunlandı. Saldırı anı kameralara yansırken, evine 8 kurşun isabet eden kadın ve çocukları yara almadan kurtuldu. Kağıthane Devriye Ekipler Amirliği polisleri saldırgan iki kardeşi yakalarken, olayda kullanılan tabanca ise 14 yaşındaki çocuğun üzerinden çıktı.
Olay, geçtiğimiz Salı günü saat 06.30 sıralarında Kağıthane Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre yaklaşık 2.5 yıl önce şiddetli geçimsizlik yüzünden eşinden ayrılan 4 çocuk annesi Yasemin Uzunsoy çocuklarıyla yaşamaya başladı. İddiaya göre bir süre önce Uzunsoy’un oğlu, babasını arayarak “annem hakkında küfürlü konuşma” diye uyardı.
Evde uyurken dehşeti yaşadılar
Baba ve oğul arasında yaşanan tartışma sonrasında Uzunsoy’un eski görümceleri iddiaya göre onu tehdit etmeye başladı. Tehditler ve tartışmalar sürerken olay günü sabah saatlerinde çocuklarıyla uyuyan Yasemin Uzunsoy’un evine ateş açıldı. Büyük bir korkuyla uyuyan ve neye uğradığını şaşıran kadın dışarıya baktı. Sokaktaki bir kişinin söylemesi üzerine mutfağa geçen kadın, camı 8 kurşunun delip geçtiğini gördü. Saldırı anı ise kameralara anbean yansıdı.
“Silah sesleri duyduk, büyük kızım kendini yere attı”
Olayla ilgili konuşan Yasemin Uzunsoy, “Sabah uyuyorduk. Su içmek için mutfağa gittim. Tam ışığı kapattım, yatacakken silah sesleri duyduk. Benim büyük kızım kendini yere attı. Ondan sonra tam cama çıktım, ‘ne oluyor’ dedim. Yoldan geçen çocuk, ‘abla sizin eve sıktılar’ dedi. Cama açtım, hiçbir şey yok. Arka odanın camına baktım orada da yoktu. Mutfağa bakayım dedim, bir baktım berbat halde. Toplamda 8 el sıkmışlar. Sonra polisi aradık. Acil gelin evimize silahlı saldırı oldu dedik. Geldiler ifademi aldılar. Şikayetçi misin dediler, şikayetçi olduk. Ondan sonra polisler kim bunlar deyince, eski eşimin yani görümcemin çocukları dedim. Çünkü hep tehdit ediliyordum” dedi.
“Çocuklarım korkudan okula gidemiyor”
Uzunsoy, “Bunun sebebi de oğlumla babasının tartışmasıydı. Kısacası oğlum babasına, ‘annemle düzgün konuş’ demesi o kadar. Babası da korkuyor, kız kardeşinin oğluna söylüyor. Olay bundan ibaret. Saldırganlar yakalandı diye biliyorum. Adliyeye gittim, çocuklarıma koruma kararı aldıracağım. Sonra karakola gittim, gözaltına alındıklarını ve adliyeye sevk edildiklerini öğrendim. Tehditler aldık. Kızımın namusuna çok dil uzatıldı. Küçük kızıma da çok küfürler edildi. Kız kardeşleri ve görümcem bana karşı ‘sizi öldüreceğiz, vurduracağız. Evinizde rahat uyuyacağınızı mı sanıyorsunuz’ dediler ve dediklerini de yaptılar. Evimize 8 el kurşun sıktılar. 2.5 sene önce boşandım. Öncelerde hiçbir şey yoktu, bu olay yeni oldu. Tamamen oğlumun babasına ‘annemin hakkında neden böyle konuşuyorsun’ tartışması yaşamasıdır. Hakkımda neden böyle konuştuğunu bilmiyorum. Sürekli olarak ona ‘benim namusuma dil uzatma’ diyorum. Ben namusumu koruyorum, namussuz bir kişi de değilim. Kendileri de çok iyi biliyorlar. Neden bana iftira attığını bilmiyorum. Başıma ilk kez böyle bir şey geldi ve çocuklarım korkudan okula gidemiyor” ifadelerini kullandı.
Kağıthane polisi kıskıvrak yakaladı
Olayın ardından kadının ihbarı üzerine olay yerine polis ekibi sevk edildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışması sonrasında polis ekipleri, kadının ifadesini alarak çevredeki güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan incelemede sonucunda evin önüne gelen bir araçtan ateş açıldığı tespit edildi. Olayla ilgili çalışma başlatan Kağıthane Devriye Ekipler Amirliği polisleri, saldırganların Ö.Ç.ve ağabeyi Hüseyin Ç. olduğu belirlendi.
14 yaşındaki çocukta tabanca bulundu
Devam eden çalışmalar iki kardeş, Çağlayan’da kıskıvrak yakalandı. 14 yaşındaki çocuğun üst aramasında olayda kullandığı tabanca ele geçirildi. Gözaltına alınarak emniyete götürülen iki saldırganın ifadeleri alınarak adli işlemleri yapıldı. “Mala zarar verme” suçundan adliyeye sevk edilen iki kardeş, adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
]]>Ablası rapor alarak suç duyurusunda bulundu
Saldırıya uğradığını iddia eden Lütfiye Yıldırım:
“Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu”
Lütfiye Yıldırım ablası Yasemin Soytürk:
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu, şikayetçi olduk”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklama: “Kamera görüntüleri var bizde böyle bir şey yaşanmadı”
ANTALYA – Antalya’da zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım diyalize girmek için gittiği merkezde sol gözüne atılan yumrukla yaralandığını iddia etti. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Yaşlı kadının ablası ise kardeşinin durumunun iyi olmadığını belirterek, sağlık raporu alarak savcılığa suç duyurusunda bulundu. Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise olayın kendilerinde yaşanmadığını ve güvenlik kamerası görüntüleri ile bunu ispatlayacaklarını belirtti.
Olay, 23 Şubat günü saat Kepez ilçesi Yeni Mahalle’de bulunan özel bir diyaliz merkezinde yaşandı. Alınan bilgiye göre yaşlı; bakım merkezide kalan zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım, olay günü diyaliz tedavisi almak üzere adrese gitti. İddiaya göre yaşlı kadın burada temizlik işleri ile uğraşan ismini bilmediği bir kişinin yumruklu saldırısına maruz kaldı. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Aldığı darbe ile yeri yığılan yaşlı kadının yardımına diğer çalışanlar koştu. Diyaliz tedavisi sonrası huzur evine geri dönen yaşlı kadının gözünün morardığını gören çalışanlar durumu ablası Yasemin Soytürk’e bildirdi. Gördüğü manzara karşısında şaşıran dönen Soytürk, ablasını alarak sağlık kuruluşuna gitti. Buradan alınan doktor raporu ile birlikte polis merkezine giden abla kardeş, şikayetçi oldu. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı.
“Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım”
Diyaliz merkezinde yaşanan olayı anlatan Lütfiye Yıldırım, “Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu. Sonra bana serum taktılar. Yere düştüm, zor kalktım. Kollarım acıdı” dedi. Lütfiye Yıldırım ablası ve avukatı ile birlikte verdiği ifadede korkunç olayın 23 Şubat Cumartesi günü meydana geldiğin söyledi. Yüzü tanınmaz halde olan Yıldırım ifadesinde şunları söyledi, “Ben zihinsel engelliyim, okuma yazma bilmiyorum. Özel Antalya Huzurevi ve Yaşlı Bakı Merkezi’nde yaklaşık 2.5 aydır kalmaktayım. 23 Şubat günü saat 11.30 sularında servis ile özel diyaliz merkezine gittim. Yenimahalle’de bulunan özel diyaliz merkezine girdiğimde ismini bilmediğim temizlik işlerini yapan esmer uzun boylu erkek şahıs hiçbir şey söylemeden direk sol gözüme yumruk attı. Ben yere düştüm. Beni yeden diğer çalışanlar kaldırdı. Diyaliz işlemleri yapıldıktan sonra diyaliz merkezinin aracı ile beni akşam saatlerinde tekrar kaldığım huzurevine götürdüler. Ablam Yasemin Soytürk huzurevine geldi ve birlikte Sema Yazar polikliniğine gittik. Burada doktor raporu aldım. Sol gözümde morluk ve şişme, sağ ve sol kolumda şişlik ve morarma olduğunu gördüm. Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım” dedi.
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu”
Yaşananları anlatan abla asemin Soytürk ise şöyle konuştu: “Perşembe günü kardeşimin sağlık kontrolü vardı kontrollerini yaptırarak sağlam olarak huzurevine teslim ettim. Cuma günü diyalizi vardı, diyalizden sonra beni aradılar. Acil gelmemi istediler, ne olduğunu sorduğumda kardeşimin darp edildiğini belirttiler. Gittiğimizde çok kötü durumdaydı, bir gözü ve kollarının durumu iyi değildi. Gözünün birisi tamamen kapanmış. Oradan karakola gittik, şikayetçi olduk. Sağlık raporu aldık, iddiaya göre sağlık merkezinin doktoru alerji olduğunu söylemiş. Diyaliz merkezinin bizi arayarak durumu bildirmesini ne ne olduğunu açıklamasını isterdik. Kardeşimin bu şekilde olması hoş bir şey değil. Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu. Şikayetimizin sonuna kadar arkasında bulunacağız, kim yaptı ise bulunmasını istiyoruz. Benim kardeşime ne oldu. Huzur evi diyaliz merkezine sağlam gittiğini söyledi.”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise şu ifadeler yer verildi: “Biz de gereken işlemleri yapıyoruz, gerekli tutanakları tuttuk. Güvenlik kamerası görüntülerimiz var, güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir. Savcılık güvenlik kamerası görüntülerini izlediği zaman olayın bizden kaynaklanmadığını görecektir. Olay şuanda savcılıkta biz de çok üzüldük, ama kurumumuzda böyle bir hadise yaşanmadı.
]]>Sultandere 75. Yıl Mahallesi’ndeki vatandaşlar bölgede yaşanan asayiş sorunlarından şikayetçi. 13 Şubat’ta 17 yaşındaki Rahman Efe O. ile husumetli olduğu H.C.T. arasında çıkan tartışmanın büyüyerek kavgaya dönüşmesi sonucunda Rahman Efe O.’nun bıçaklanarak hayatını kaybettiği ve H.C.T.’nin tutuklanarak cezaevine gönderildiği olayın meydana geldiği mahalledeki vatandaşlar, kendi mahallelerinde diğer mahallelere göre daha sık yaşandığı iddia edilen asayiş olaylarından endişe duyuyor. Mahallede cinayet, adam kaçırma, uyuşturucu ticareti, tehdit, taciz ve kavga gibi pek çok olayın meydana geldiğini öne süren vatandaşlar, henüz sorunlarının çözülmediğini söyledi. Mahalle nüfusunun 20 binin altında olması nedeniyle karakol yapılamadığını ancak bir olay olduğu zaman polisin çok geç geldiğini belirten ve güvenlik amacıyla mahallede bir polis noktası oluşturulmasını isteyen vatandaşlar, çocuklarını rahatça dışarıya çıkartamadıklarını dile getirerek yetkililerden yardım istedi.
“Nüfusumuz 20 binin altında kaldığından dolayı karakol gelmiyor”
Mahalle sakinlerinden Özlem Değirmenci, bölgede çok ciddi asayiş sorunları yaşadıklarını ifade ederek, “En son birkaç gün önce çocuğun birini bıçakladılar, çocuk öldü. Bir diğeri hapse girdi. Akşam saatlerinde yine bir olay oldu. Kaçırma olayı diye söylendi. Yani o kadar çok fazla olay oluyor ki biz artık mahallemizde bir nokta istiyoruz. Biz polis noktası istiyoruz. Nüfusumuz 20 binin altında kaldığından dolayı karakol gelmiyor. Ama biz istiyoruz ki, mahallemizde bir nokta ve güvenlik kameralarımız olsun. Yani bizim çocuklarımız da güvenle dışarıya çıkabilsinler” dedi.
“Mahallemizde polis noktası olursa güvenliğin daha rahat sağlanacağını düşünüyoruz”
Geçtiğimiz günlerde meydana gelen cinayet olayına değinen Ahmet Koyuncu, “2 genç arasında daha önceden kendi aralarında bir tartışmadan husumetler olmuş. Cinayeti işleyen çocuk daha önce ölen kişi tarafından bıçaklanıyor, daha sonra arkadaş cinayeti işliyor. Maalesef 2 gencimizden biri cezaevinde, biri de defnedildi. Yani mahallemiz adına üzücü bir haber. Mahallemize bu tarz güvenlik sorunları günden güne artmakta. Biz bununla ilgili ne yapabiliriz diye çalıştık. Mevzuat gereği nüfusumuz 20 binin altında olduğundan dolayı karakol kurulamıyor ama mahallemizde polis noktası olursa güvenliğin daha rahat sağlanacağını düşünüyoruz. Belediye başkanımızla görüştük. Burada karakola uygun bir noktamız var. Eski muhtarlık binamız şu an boş vaziyette bekliyor. Sadece hafta sonları bir kısmını zabıta arkadaşlar halk pazarı için kullanılır ama eski muhtarlık binamız boş. Yer olarak mahallede hükmeden bir noktada. Başkanımıza burayı sorduk, rica ettik. ‘Eğer emniyette dilekçeyle başvuru yapılırsa verebiliriz’ diye söylediler kendileri. Bu konuyla ilgili emniyet müdürümüzden de randevu talep edeceğiz, bu noktayla ilgili polislerin gelmesi için bizzat müracaatımızı yapacağız” şeklinde konuştu.
“Polis gelene kadar herkes dağılıyor, hiçbir şey göremiyor”
Derya Mandalı ise, bir anne olarak mahalledeki çocukların can ve mal güvenliğinden endişelendiğini dile getirerek şunları söyledi:
“Çocuklarımızı güvenerek hiçbir yere gönderemiyoruz. Tek başına göndermek gerçekten çok sakıncalı. Hani biz nereye kadar gideceğiz? Bir birey olarak izleriz ama çocuklar büyüdükleri zaman kendilerine özgüveni olmayacak sonuçta. Mahalleli olarak biz karakol için, polis noktası için imza topladık ama hiçbir sonuç alınmadı. Biz bu konuda çok rahatsızız, Sultandere için hiçbir ilgilenen yok. Hani bunu gerçekten isteyerek dile getirmek, görülmek istiyoruz artık. Yani çocuklarımızla parkta oturamıyoruz, hiçbir şekilde hiçbir etkinlik yapamıyoruz. Bu çok üzücü bir şey. Çocuk kaçırma ve madde dağıtma olayları var. Mesela okulların çıkışlarında farklı farklı arabalar, farklı farklı insanlar görüyoruz. Ben Nazlı Apartman’da oturuyorum, orada yoldan değişik değişik arabalar geçiyor. Hız yapıyorlar, çocuklara laf atıyorlar. Tanımadığımız arabalar, tanımadığımız plakalar okullarımızın önünden çok hızlı bir şekilde geçip rahatsız ediyorlar. Zaten polis gelene kadar herkes dağılıyor, hiçbir şey göremiyor. Hiçbir şekilde müdahale edilemiyor, hiçbir bir şekilde de hakkımızı savunamıyoruz. Bir delil gösteremiyoruz. Yani bu konuda haklı haksız duruma düşüyor, haksız da haklı duruma düşüyor.” – ESKİŞEHİR
]]>Olay, 23 Şubat günü saat Kepez ilçesi Yeni Mahalle’de bulunan Özel Daviva Nefroloji Diyaliz Merkezinde yaşandı. Alınan bilgiye göre yaşlı; bakım merkezide kalan zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım (64), olay günü diyaliz tedavisi almak üzere adrese gitti. İddiaya göre, yaşlı kadın burada temizlik işleri ile uğraşan ismini bilmediği bir kişinin yumruklu saldırısına maruz kaldı. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Aldığı darbe ile yeri yığılan yaşlı kadının yardımına diğer çalışanlar koştu. Diyaliz tedavisi sonrası huzur evine geri dönen yaşlı kadının gözünün morardığını gören çalışanlar durumu ablası Yasemin Soytürk’e bildirdi. Gördüğü manzara karşısında şaşıran dönen Soytürk, ablasını alarak sağlık kuruluşuna gitti. Buradan alınan doktor raporu ile birlikte polis merkezine giden abla kardeş şikayetçi oldu. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı.
“Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım”
Diyaliz merkezinde yaşanan olayı anlatan Lütfiye Yıldırım, “Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu. Sonra bana serum taktılar. Yere düştüm, zor kalktım. Kollarım acıdı” dedi. Lütfiye Yıldırım ablası ve avukatı ile birlikte verdiği ifadede korkunç olayın 23 Şubat Cumartesi günü meydana geldiğin söyledi. Yüzü tanınmaz halde olan Yıldırım ifadesinde şunları söyledi:
“Ben zihinsel engelliyim, okuma yazma bilmiyorum. Özel Antalya Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi’nde yaklaşık 2,5 aydır kalmaktayım. 23 Şubat günü saat 11.30 sularında servis ile özel diyaliz merkezine gittim. Yenimahalle’de bulunan özel diyaliz merkezine girdiğimde ismini bilmediğim temizlik işlerini yapan esmer uzun boylu erkek şahıs hiçbir şey söylemeden direk sol gözüme yumruk attı. Ben yere düştüm. Beni yeden diğer çalışanlar kaldırdı. Diyaliz işlemleri yapıldıktan sonra diyaliz merkezinin aracı ile beni akşam saatlerinde tekrar kaldığım huzurevine götürdüler. Ablam Yasemin Soytürk huzurevine geldi ve birlikte Sema Yazar Polikliniğine gittik. Burada doktor raporu aldım. Sol gözümde morluk ve şişme, sağ ve sol kolumda şişlik ve morarma olduğunu gördüm. Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım.”
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu”
Yaşananları anlatan abla Yasemin Soytürk ise şöyle konuştu:
“Perşembe günü kardeşimin sağlık kontrolü vardı kontrollerini yaptırarak sağlam olarak huzurevine teslim ettim. Cuma günü diyalizi vardı, diyalizden sonra beni aradılar. Acil gelmemi istediler, ne olduğunu sorduğumda kardeşimin darp edildiğini belirttiler. Gittiğimizde çok kötü durumdaydı, bir gözü ve kollarının durumu iyi değildi. Gözünün birisi tamamen kapanmış. Oradan karakola gittik, şikayetçi olduk. Sağlık raporu aldık, iddiaya göre sağlık merkezinin doktoru alerji olduğunu söylemiş. Diyaliz merkezinin bizi arayarak durumu bildirmesini ne ne olduğunu açıklamasını isterdik. Kardeşimin bu şekilde olması hoş bir şey değil. Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu. Şikayetimizin sonuna kadar arkasında bulunacağız, kim yaptı ise bulunmasını istiyoruz. Benim kardeşime ne oldu. Huzur evi diyaliz merkezine sağlam gittiğini söyledi.”
“Güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“Biz de gereken işlemleri yapıyoruz, gerekli tutanakları tuttuk. Güvenlik kamerası görüntülerimiz var, güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir. Savcılık güvenlik kamerası görüntülerini izlediği zaman olayın bizden kaynaklanmadığını görecektir. Olay şu anda savcılıkta biz de çok üzüldük, ama kurumumuzda böyle bir hadise yaşanmadı.” – ANTALYA
]]>Olay, geçtiğimiz Salı günü saat 06.30 sıralarında Kağıthane Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre yaklaşık 2.5 yıl önce şiddetli geçimsizlik yüzünden eşinden ayrılan 4 çocuk annesi Yasemin Uzunsoy (46) çocuklarıyla yaşamaya başladı. İddiaya göre bir süre önce Uzunsoy’un oğlu, babasını arayarak “annem hakkında küfürlü konuşma” diye uyardı.
Evde uyurken dehşeti yaşadılar
Baba ve oğul arasında yaşanan tartışma sonrasında Uzunsoy’un eski görümceleri iddiaya göre onu tehdit etmeye başladı. Tehditler ve tartışmalar sürerken olay günü sabah saatlerinde çocuklarıyla uyuyan Yasemin Uzunsoy’un evine ateş açıldı. Büyük bir korkuyla uyuyan ve neye uğradığını şaşıran kadın dışarıya baktı. Sokaktaki bir kişinin söylemesi üzerine mutfağa geçen kadın, camı 8 kurşunun delip geçtiğini gördü. Saldırı anı ise kameralara anbean yansıdı.
“Silah sesleri duyduk, büyük kızım kendini yere attı”
Olayla ilgili konuşan Yasemin Uzunsoy, “Sabah uyuyorduk. Su içmek için mutfağa gittim. Tam ışığı kapattım, yatacakken silah sesleri duyduk. Benim büyük kızım kendini yere attı. Ondan sonra tam cama çıktım, ‘ne oluyor’ dedim. Yoldan geçen çocuk, ‘abla sizin eve sıktılar’ dedi. Camı açtım, hiçbir şey yok. Arka odanın camına baktım orada da yoktu. Mutfağa bakayım dedim, bir baktım berbat halde. Toplamda 8 el sıkmışlar. Sonra polisi aradık. Acil gelin evimize silahlı saldırı oldu dedik. Geldiler ifademi aldılar. Şikayetçi misin dediler, şikayetçi olduk. Ondan sonra polisler kim bunlar deyince, görümcemin çocukları dedim. Çünkü hep tehdit ediliyordum” dedi.
“Çocuklarım korkudan okula gidemiyor”
Uzunsoy, “Bunun sebebi de oğlumla babasının tartışmasıydı. Kısacası oğlum babasına, ‘annemle düzgün konuş’ demesi o kadar. Babası da korkuyor, kız kardeşinin oğluna söylüyor. Olay bundan ibaret. Saldırganlar yakalandı diye biliyorum. Adliyeye gittim, çocuklarıma koruma kararı aldıracağım. Sonra karakola gittim, gözaltına alındıklarını ve adliyeye sevk edildiklerini öğrendim. Tehditler aldık. Kızımın namusuna çok dil uzatıldı. Küçük kızıma da çok küfürler edildi. Kız kardeşleri ve görümcem bana karşı ‘sizi öldüreceğiz, vurduracağız. Evinizde rahat uyuyacağınızı mı sanıyorsunuz’ dediler ve dediklerini de yaptılar. Evimize 8 el kurşun sıktılar. 2.5 sene önce boşandım. Öncelerde hiçbir şey yoktu, bu olay yeni oldu. Tamamen oğlumun babasına ‘annemin hakkında neden böyle konuşuyorsun’ tartışması yaşamasıdır. Hakkımda neden böyle konuştuğunu bilmiyorum. Sürekli olarak ona ‘benim namusuma dil uzatma’ diyorum. Ben namusumu koruyorum, namussuz bir kişi de değilim. Kendileri de çok iyi biliyorlar. Neden bana iftira attığını bilmiyorum. Başıma ilk kez böyle bir şey geldi ve çocuklarım korkudan okula gidemiyor” ifadelerini kullandı.
Kağıthane polisi kıskıvrak yakaladı
Olayın ardından kadının ihbarı üzerine olay yerine polis ekibi sevk edildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışması sonrasında polis ekipleri, kadının ifadesini alarak çevredeki güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan incelemede sonucunda evin önüne gelen bir araçtan ateş açıldığı tespit edildi. Olayla ilgili çalışma başlatan Kağıthane Devriye Ekipler Amirliği polisleri, saldırganların Ö.Ç.(14) ve ağabeyi Hüseyin Ç. (24) olduğu belirlendi.
14 yaşındaki çocukta tabanca bulundu
Devam eden çalışmalar iki kardeş, Çağlayan’da kıskıvrak yakalandı. 14 yaşındaki çocuğun üst aramasında olayda kullandığı tabanca ele geçirildi. Gözaltına alınarak emniyete götürülen iki saldırganın ifadeleri alınarak adli işlemleri yapıldı. “Mala zarar verme” suçundan adliyeye sevk edilen iki kardeş, adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. – İSTANBUL
]]>İSTANBUL – Sultangazi’de iddiaya göre market sahibi, otomobilini dükkanının önüne park eden bir kadını aracını biraz geriye alması için uyarınca taraflar arasında tartışma çıktı. Ortalığı birbirine katan kadın, gazete standını devirip kameraya el salladı. Kadın doldurma dolabını yumruklarken, o anlar güvenlik kamerasına yansıdı.
Olay, 20 Şubat Salı günü Sultangazi’de yaşandı. İddiaya göre market sahibi Mahperi Yakacı, dükkanının önüne otomobilini park eden komşusunu, dükkanının önünün kapanacağını belirterek aracını biraz geri almasını istedi. Uyarı sonrası, ikili arasında tartışma çıktı. Kadın tartışma alevlenince ortalığı birbirine kattı. Marketin önündeki gazete standını deviren kadın, yerden aldığı gazeteleri esnaf kadına doğru fırlattı. Kameraya el de sallayan kadın dondurma dolabını yumrukladı. Tartışmaya kadının ailesi de dahil oldu. Taraflar arasındaki tartışma bir süre daha devam etti. Yaşananların sonrasında esnaf Mahperi Yakacı ve eşi Ali Yakacı’nın komşularından şikayetçi olduğu öğrenildi. Kadının ortalığı birbirine kattığı anlar ise kameraya yansıdı.
“Dondurma dolaplarına, gazetelere saldırdı”
Olayı anlatan Mahperi Yakacı, “Arabayı çekmişti kapının önüne çekti gitti. Ben çekerken gördüm. Koşarak gittim. ‘Arabayı çekme mal geliyor biraz geriye çek’ dedim. Bıraktı gitti. Bende peşinden gittim. Tekrar aynı şeyi söyledim. Çekecek yer yok iki arabanın arasından mal geçmez kamyondan çünkü meyve sebze gelecek diye. Akşamları bize meyve sebze geliyor. Bayağı gitti ve pis konuştu. Ben de karşılık verdim sonra o bana saldırdı. Sonra geldi dondurma dolaplarına saldırdı. Gazetelere saldırdı. Gazeteleri yoldan topladım. Yap yap kameralar var görüyor dedim. Gazeteyi aldı içeriye gelip suratıma fırlattı. Hepsi de kameralarda var. Ama yine pislik yapıp gelip arabayı kapıma çekiyor. Şu beyaz araba onun hala da bırakmaya devam ediyor. Bütün millet hep şikayetçi. Herkese bunları yapıyor” dedi.
Eşi Ali Yakacı ise olayın olduğu gün kendisinin orada olmadığını belirterek. “Biz geldiğimizde zaten olay bitme aşamasına gelmişti. Sonradan olayı anladım. Arkadaşlardan dinledim. Olayın olduğu gün bizim hanım dışarıya çıkmış. Bizim yandaki komşu arabasını çekmiş. Arabanı biraz geriye almasını söylemiş. Çünkü ürün gelecek ondan dolayı demiş. Bayan da demiş ki ‘ben geri çekmiyorum’. Ondan sonra biraz küfürlü bir şeyler konuşmuş bizim hanım da öyle olunca mecburen karşılık vermiş. Daha sonra olay büyüyor olay büyüdükten sonra annesi, babası geliyorlar buraya. Bizim dondurma dolabının camlarına vuruyor, gazeteleri falan deviriyor. Ondan sonra olay daha da büyüyor. Bizim komşular yandaki esnaflar olmasaydı belki de bizim hanımı dövebilirlerdi. O yüzden bunlardan bütün esnaflar olarak şikayetçiyiz zaten. O nedenle gerekenin yapılmasını istiyorum. Emniyete şikayette bulunduk, emniyette zaten gerekeni yapacağını söyledi. Bundan sonrası adalete kalmış bir şey” dedi.
“Kadına vurmaya çalıştı dondurma dolabını kırmaya çalıştı”
Camdan sesleri duyduğunu söyleyen Cansu Alkan, “Buradaki bakkalcı ablanın arkadaşı oluyor annem. Sesleri duyunca korkup aşağıya indim. Kadın sadece bu arabayı geriye çekmesini söylemiş. Geri al biraz mal gelecek demiş. Sen nasıl dersin bana böyle diyerek kocası da yoktu ablanın yanında. Kadına saldırdı benim yanımda. Ben de gördüm hatta kamera görüntüleri de var. Kadına vurmaya çalıştı dondurma dolabını kırmaya çalıştı. Kaç kişi o saldıran kadını tutmaya çalıştık ama tutamasaydık dövecekti kadını burada bayağı bir zarar vereceklerdi. Dükkanı bastılar içeriye kadar girdiler. Kadın yalnızdı.” dedi.
]]>Olay, 2023 Haziran’da, Kurban Bayramı’nın 1’inci günü Orhangazi ilçesinde meydana geldi. Felçli ve yalnız yaşayan N.T., iddiaya göre, kulakları işitmediği ve yürümekte zorlandığından, bayram ziyaretine gelecek misafirleri için evinin kapısını yarı açık halde bıraktı. N.T. tek başınayken, Serkan Tutkun, iddiaya göre kapının açık olmasından faydalanarak kadına, “Doktorum seni muayene edeceğim” diyerek eve girdi. Tutkun, muayene etme bahanesiyle kıyafetlerini çıkardığı kadına cinsel saldırıda bulundu. Kendisine tepki gösterip direnen felçli kadının ağzını kapatıp tokat atan Tutkun, para istediği kadından olumsuz yanıt alınca, çekmeceleri ve dolapları karıştırdı. Kadının bağırmasıyla Tutkun evden kaçtı. N.T., telefonla aradığı yakınlarının yardımıyla polis merkezine gidip şikayetçi oldu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı, yakalanan şüpheli tutuklandı. N.T. ise olaydan 15 gün sonra beyin kanaması geçirip hayatını kaybetti.
HAKKINDA İDDİANAME HAZIRLANDI
Serkan Tutkun hakkında, Orhangazi Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakkında ‘Basit cinsel saldırı’, ‘Kadına karşı basit yaralama’, ‘Bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık’ suçlarından 5 yıldan 10 seneye kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. Tutkun, savcılık sorgusunda verdiği ifadede, bayramlaşmak için zilini çaldığı sırada, kapısı açık olan evden ses geldiğini ve N.T.’nin kendisini içeri davet ettiğini iddia ederek, “Eve girdiğimde, 70 yaşlarında bir kadının yalnız oturduğunu gördüm. Bu kadın bana yürümekte zorluk çektiğini söyledi ve beni içeriye buyur etti. Ben de kadına ‘Hasta mısın, ben doktorum, seni muayene edeceğim’ dedim ve dışarıdan görünmemek için perdeleri kapattım” dedi.
Tutkun, psikolojik tedavisine kullandığı ilaçların parasını bulmak için hırsızlık amacıyla eve girdiğini öne sürerek, şunları söyledi: “Seni muayene edeceğim’ dedim ve şalvarını çıkardım. Bana, ‘Ne yapıyorsun’ dediğinde, ‘Seni muayene ediyorum’ dedim. Kadına tokat attım. Bacaklarını okşadım, yüzünü öptüm. Ona sarılarak, bağırmaması için ağzını elimle kapadım. Ancak kendi kıyafetlerimi hiç çıkarmadım. Kadın bana bağırmaya devam edince, ben de ‘Bağırma paran var mı’ diye sordum. Bana kurbanlık aldığını ve parası olmadığını söyledi. O esnada evdeki çekmeceleri aradım. Para bulamayınca kaçtım.”
Yargılamada tanık olarak dinlenen N.T.’nin gelini H.T., “O gün ben evde değildim. Kayınvalidem daha sora bana, eve yabancı bir şahsın girdiğini, ağzını sıkı sıkı kapadığını, evin perdelerini çektiğini, pijama ve çamaşırını indirdiğini, ‘Doktorum’ diyerek kendisini öptüğünü, sarıldığını ve ‘Sana sarılıyorum, sen de bana sarıl’ dediğini anlattı. Annem bu olay nedeniyle şok içerisindeydi, sürekli olarak ‘Benim başıma bu da mı gelecekti?’ diyerek bacaklarına vuruyordu. Kayınvalidemin bu sözlerini, kamera kaydına aldık. Bu olaydan sonra toparlanamadı. Kendisi tansiyon hastasıydı. 15 gün sonra da beyin kanaması geçirerek vefat etti” dedi.
Olayla ilgili yargılamaya devam edildi. Duruşmaya, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi SEGBİS ile katılan Serkan Tutkun, daha önceki ifadeleri tekrarlayarak, “Bu suçu bilinçli olarak işlemedim. Üzgünüm. Tahliyemi istiyorum” dedi.
Mahkeme hakimi, N.T.’nin ailesinin sanıktan şikayetçi olduğu duruşmayı erteledi, sanığın tahliye talebini ise kabul etmedi.
]]>Beşiktaş’ta iskelede oturan 2 genç motosikletle gelen kasklı iki saldırgan tarafından silahlı saldırıya uğramıştı
Polis ekipleri tarafından kıskıvrak yakalanan saldırganlar tutuklandı
Saldırıya uğrayan gençle motosikletli saldırganın arasında “artistlik yapma” mevzusundan tartışma çıkmış
İSTANBUL – Beşiktaş’ta iskelede oturan 2 gencin motosikletle gelen kasklı iki saldırgan tarafından silahlı saldırıya uğradığı o dehşet anlarının görüntüleri ortaya çıktı. Beşiktaş Asayiş Büro Amirliği polisleri tarafından kıskıvrak yakalanan saldırganların tutuklandığı öğrenilirken, saldırıya uğrayan gençle motosikletli saldırganın arasında “artistlik yapma” mevzusundan tartışma çıkması sonucu olayın gerçekleştiği bilgisine ulaşıldı.
Beşiktaş Sahili’nde geçtiğimiz 30 Haziran 2023 Cuma günü saat 22.20 sıralarında meydana gelen olayda motosikletle gelen kimliği belirsiz 2 şahıstan biri, iskelede arkadaşı Efe E. ile oturan Kamuran A.’ya silahla ateş açmıştı. Saldırı sonucu 6 yerinden vurulan Kamuran A. yaralanırken, saldırganlar ise hızla uzaklaşarak kayıplara karışmıştı. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesi sonrası yaralı Kamuran A. ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmıştı. Gencin hayati tehlikesi olmadığı öğrenilmişti. Olayın ardından polis ekipleri ve bekçiler olayın yaşandığı alanı şeritle kapatmış, olay yeri inceleme ekipleri ise saldırının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunmuştu.
“Bize ‘Abi mi oldunuz’ deyip sıktılar”
Öte yandan saldırı esnasında arkadaşının yanında olan ve yara almadan kıl payı kurtulan Kamuran A.’nın arkadaşı Efe E. ise yaşadıklarını anlatmıştı. Efe E., “Biz şurada duruyorduk. Arkadaşlarımız vardı. 2 tane motor geldi. Bize ‘Abi mi oldunuz’ dedi. Sıktılar bize arkadaşım vuruldu, yaralandı. Biz de korkudan yere yattık. Sonra polisler geldi zaten. Böyle oldu olay, 2 kişilerdi. Motoru süren ve normal. Şahısları tanımıyoruz. Kask vardı 2 tane. Kalçası, ayağı ve diz kapağından vuruldu. 3 kurşun yedi. İkisi içinden geçmiş bir tanesi içinde kalmış. Hastaneye kaldırıldı. Kendisi şu an ilk yardımda. Durumu iyi, kritik değil” ifadelerini kullanmıştı.
İskelede oturan iki gence kurşun yağdırdı
Yaşanan o dehşet anlarının güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde, iki genç iskelede sohbet ettiği esnada motosikletle bekleyen kasklı iki saldırgandan biri silahını çıkartıyor. Saldırgan ardından gence ateş açarak adeta kurşun yağdırıyor. Arkadaşıyla beraber kaçmaya çalışan genç yerde yuvarlanırken, vatandaşlar ise panikle kaçışıyor. Daha sonra saldırganlar motosikletle uzaklaşıyor.
Beşiktaş Asayiş polisi kıskıvrak yakaladı
Öte yandan olayla ilgili çalışma başlatan Beşiktaş Asayiş Büro Amirliği polisleri, görgü şahitlerinin ifadesine başvurarak güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Çalışmalar çerçevesinde polis ekipleri, saldırganın olay öncesi geldiği ve olay sonrası gittiği güzergahlardaki kamera görüntülerine tek tek baktı. Tespit edilmemek için kask taktıkları, çalıntı ve plakasız motosikletle geldikleri belirlenen saldırganlar, polisin dikkati sayesinde kaskındaki çizgiler, ayakkabı ve üstlerindeki kıyafetlerden kimlikleri tespit edilerek adreslerinde kıskıvrak yakalandı. Evde yapılan aramada ise olayda kullanılan tabanca da ele geçirildi.
“Artistlik yapma” mevzusundan tartışma çıkınca ateş açmış
Gözaltına alınan saldırganlar, emniyette ifadelerinin alınması ve adli işlemlerinin yapılması sonrasında adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkartılan saldırganlar, “kasten yaralama” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Saldırıya uğrayan gençle motosikletli saldırganın arasında “artistlik yapma” mevzusundan tartışma çıkması sonucu olayın gerçekleştiği bilgisine ulaşıldı.
]]>Beşiktaş Sahili’nde geçtiğimiz 30 Haziran 2023 Cuma günü saat 22.20 sıralarında meydana gelen olayda motosikletle gelen kimliği belirsiz 2 şahıstan biri, iskelede arkadaşı Efe E. ile oturan Kamuran A.’ya (17) silahla ateş açmıştı. Saldırı sonucu 6 yerinden vurulan Kamuran A. yaralanırken, saldırganlar ise hızla uzaklaşarak kayıplara karışmıştı. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesi sonrası yaralı Kamuran A. ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmıştı. Gencin hayati tehlikesi olmadığı öğrenilmişti. Olayın ardından polis ekipleri ve bekçiler olayın yaşandığı alanı şeritle kapatmış, olay yeri inceleme ekipleri ise saldırının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunmuştu.
“Bize ‘Abi mi oldunuz’ deyip sıktılar”
Öte yandan saldırı esnasında arkadaşının yanında olan ve yara almadan kıl payı kurtulan Kamuran A.’nın arkadaşı Efe E. ise yaşadıklarını anlatmıştı. Efe E., “Biz şurada duruyorduk. Arkadaşlarımız vardı. 2 tane motor geldi. Bize ‘Abi mi oldunuz’ dedi sıktılar bize. Arkadaşım vuruldu, yaralandı. Biz de korkudan yere yattık. Sonra polisler geldi zaten. Böyle oldu olay, 2 kişilerdi. Motoru süren ve normal. Şahısları tanımıyoruz. Kask vardı 2 tane. Kalçası, ayağı ve diz kapağından vuruldu. 3 kurşun yedi. İkisi içinden geçmiş bir tanesi içinde kalmış. Hastaneye kaldırıldı. Kendisi şu an ilk yardımda. Durumu iyi, kritik değil” ifadelerini kullanmıştı.
İskelede oturan iki gence kurşun yağdırdı
Yaşanan o dehşet anlarının güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde, iki genç iskelede sohbet ettiği esnada motosikletle bekleyen kasklı iki saldırgandan biri silahını çıkartıyor. Saldırgan ardından gence ateş açarak adeta kurşun yağdırıyor. Arkadaşıyla beraber kaçmaya çalışan genç yerde yuvarlanırken, vatandaşlar ise panikle kaçışıyor. Daha sonra saldırganlar motosikletle uzaklaşıyor.
Beşiktaş Asayiş polisi kıskıvrak yakaladı
Öte yandan olayla ilgili çalışma başlatan Beşiktaş Asayiş Büro Amirliği polisleri, görgü şahitlerinin ifadesine başvurarak güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Çalışmalar çerçevesinde polis ekipleri, saldırganın olay öncesi geldiği ve olay sonrası gittiği güzergahlardaki kamera görüntülerine tek tek baktı. Tespit edilmemek için kask taktıkları, çalıntı ve plakasız motosikletle geldikleri belirlenen saldırganlar, polisin dikkati sayesinde kaskındaki çizgiler, ayakkabı ve üstlerindeki kıyafetlerden kimlikleri tespit edilerek adreslerinde kıskıvrak yakalandı. Evde yapılan aramada ise olayda kullanılan tabanca da ele geçirildi.
“Artistlik yapma” mevzusundan tartışma çıkınca ateş açmış
Gözaltına alınan saldırganlar, emniyette ifadelerinin alınması ve adli işlemlerinin yapılması sonrasında adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkartılan saldırganlar, “kasten yaralama” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Saldırıya uğrayan gençle motosikletli saldırganın arasında “artistlik yapma” mevzusundan tartışma çıkması sonucu olayın gerçekleştiği bilgisine ulaşıldı. – İSTANBUL
]]>Tuna Parkı’nda 13 Şubat’ta arkadaşı tarafından bıçakla yaralanan 17 yaşındaki Hüseyin Ünal, iki günlük yoğun bakım sürecinin ardından hayatını kaybetmişti.
Acılı anne ve doğuştan görme engelli babası, en küçük çocuklarının öldürülmesinin üzüntüsü yaşıyor.
Aile, katilin mahkemede en ağır cezayı almasını istiyor.
“Öğrendiğimde şok geçirdim ve çaresiz kaldım”
Doğuştan görme engelli baba İlhami Ünal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, olay anında Yozgat’ta bulunduğunu belirterek, karakoldan aranmasıyla olaydan haberdar olduğunu söyledi.
Yaşananları öğrendiğinde şok geçirdiğini ve çaresiz kaldığını ifade eden Ünal, şunları kaydetti:
“Çünkü görmüyorum ki herhangi bir şekilde bir başka çare bulayım. Sadece artık sesle temas kurmaya çalışıyorum insanlarla. Çocuğumun yüzünü görmemiştim. Bundan sonra da göremeyeceğim ama bana sesiyle yetiyordu. Hastaneye geldikten sonra da hastanenin bunda ihmali olduğunu düşünüyorum. Çünkü operasyon öyle arka arkaya üç defa aynı günde, iki gün içerisinde yapılacak bir şey değil. Zaten 5 ünite kan verilmiş. Yani vücutta kan bitmiş. Çocuğumu ilk yoğun bakımda gördüm. Zaten oraya çıkarıldım. Rica ettim çocuklarıma. Ben kalp hastasıyım. Dayanamayacağımı söylediler ama yine de rica ettim. Orada elinden tuttum, dokundum. O kanlı canlı çocuğum, o heyecanlı neşe satan çocuğum boylu boyunca yatıyordu.”
Çocuğuyla en son ara tatilde Yozgat’ta görüştüğünü anlatan Ünal, bir hafta boyunca birlikte vakit geçirdiklerini dile getirdi.
Ünal, “Öğrendiğim kadarıyla böyle herhangi bir alacak verecek yok. Sadece okulda bir iki tartışmadan sonra en son söylediği, ‘Bunu senin yanına koymam’. Çocuğum evdeyken yakın arkadaşı aracılığıyla çağırılıp aşağıya indirildikten sonra parkta öldürüldü. Bu bir cinayettir. Bu bir terör olayıdır. Hüseyin’im şu an toprak altında. Adalet istiyorum.” diye konuştu.
“Ben yandım başka anneler yanmasın”
Anne Nazire Ünal ise olayın yaşandığı gün oğlunun diş ağrısı için hastaneye gideceğini belirterek, olayı büyük kızından öğrendiğini anlattı.
Oğlunun bıçaklandığının haberini iş yerinde aldığını kaydeden anne Ünal, ardından oğlunun kaldırıldığı hastaneye gittiğini söyledi.
Hastanede tanımadığı bir kadının yanına geldiğini ve olay anına şahit olduğunu söylediğini ifade eden anne Ünal, “‘Ben gördüm senin çocuğunu. Ben gittiğimde yerde yatıyordu, üstünde birkaç kişi vardı resmini çekiyorlardı’ dedi. Niye bunu yapıyorsunuz? Allah’tan korkun. Niye müdahale etmiyorsunuz?” dedi.
Çocuğuna yaralı haldeyken bir kadın ve bir hemşire tarafından müdahale edildiğini söyleyen anne Ünal, çocuğunun daha sonra ambulansla hastaneye kaldırıldığını öğrendiğini belirtti.
Katil zanlısının gerekli cezayı almasını istediğini ifade eden Ünal, şunları söyledi:
“Oradan kurtulmamasını istiyorum. O çocuk oradan kurtulursa çok annelerin canı yanar. Çünkü cesaret alır. Nasıl olsa ben bir tavuk kestim. Girdim. Bir sene, iki sene yattım, çıktım. ‘Gene bir tavuk daha keserim’ der. O katil önce okula gidiyor. Benim çocuğumu soruyor. Raporlu diyorlar. Demiyorlar ki ‘Sen onu niye çağırıyorsun?’ En samimi arkadaşını götürüyor. Samimi olan arkadaşı da demiyor ki ‘Niye çağırıyorsunuz?’ Benim çocuğumu tuzağa düşürdüler. Çocuğum arkadaş kurbanı oldu. Çocuğum iyi niyetinin kurbanı oldu. Ben adalet istiyorum. Onun kurtulmasını istemiyorum. Benim kuzum gitti. Ben yandım başka anneler yanmasın.”
Öte yandan, hayatını kaybeden Ünal’ın son anları güvenlik kamerasınca kaydedildi. Bir büfenin kamerasına yansıyan görüntülerde Ünal’ın yaşamını yitirdiği parka yürüdüğü anlar görülüyor.
]]>Burdur’da 19 Kasım 2022 tarihinde Konak Mahallesi İstasyon Caddesi’nde Osman Çelikbaş (36), iş yerine gelen Ş.A. (49) ve Şeyhmus Bakış (33) ile arasında çıkan tartışmada iki kişiyi silahla vurmuştu. Çevredekilerin 112 Acil Çağrı Merkezine ihbarı üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından ilk müdahaleleri yapılan yaralılar Burdur Devlet Hastanesine kaldırılmıştı. Yaralılardan Şeyhmus Bakış hastanede tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybederken, Ş.A. ise tedavisinin ardından taburcu edilmişti. Gözaltına alınan Osman Çelikbaş tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Burdur Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar duruşması görüldü. Duruşmada sanık Osman Çelikbaş, sanık yakınları ve avukatları, maktul yakınları ve avukatları hazır bulundu. Polis ekipleri adliye çevresinde ve mahkeme salonunda geniş güvenlik önlemleri aldı. Duruşmada savcılık makamı vermiş olduğu mütalaada sanık Osman Çelikbaş’ın tutukluluk halinin devamı ve ağırlaştırılmış kasten yaralama suçundan yargılanması talebinde bulundu.
Maktul Şeyhmus Bakış’ın ailesi, mütalaaya karşı aleyhte hususları kabul etmediklerini belirterek, sanığın cezalandırılmasını istedi.
Maktul avukatları ise mütalaayı kabul etmediklerini belirterek, sanığın eylemi gerçekleştirirken kasten öldürmeye yönelik ateş ettiğini ve olayda haksız eylemin (TCK 29) şekillerinin oluşmadığını belirterek, haksız tahrik indiriminin uygulanmaması gerektiğini, olay sonrası sanığın 112 Acil Çağrı Merkezine ihbarda bulunup yaralılara ilk müdahaleyi yapsa bile sanık hakkında gönüllü vazgeçme eylemlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını, müteveffa hayatta olsaydı kasten yaralama hükümleriyle mahkeme kurulacağını ancak müteveffa hayatta olamadığı için bu hükümlerin mümkün olmadığını söyledi. Sanığın bugüne kadar da pişman olduğuna dair bir harekette bulunmaması ve mahkemeye yardım etmemesi nedeniyle indirim uygulanmaması talep edildi.
Tahliyesini istediler
Sanık avukatları ise duruşmada müvekkilleri hakkında meşru müdafaa hükümlerinin uygulanmasını, mahkeme heyeti aksi düşüncedeyse haksız tahrik indirimi hükümlerinin uygulanmasını, aksi halde iddia makamının mütalaasını suçun vasıflandırılması bakımından kabul ettiklerini beyan ederek, olayın öldürmeye değil yaralamaya yönelik gerçekleştirildiğini, olay günü ve öncesinde müvekkillerine karşı taciz ve tehdidin bulunduğunu, olay günü de ilk hareketin karşı taraftan geldiğini, bu yüzden sanık hakkında azami oranda indirim yapılarak tutuklulukta geçirdiği süre de göze alınarak tahliyesini, tahliye olmayacak ise adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasını talep etti.
“Mağdur benim”
Sanık Osman Çelikbaş ise esas mağdurun kendisi olduğunu belirterek, “Ben yapılan saldırıyı bertaraf ettim. Öldürmek istesem zaten öldürürdüm. Kurşunların hepsini ayağa sıktım. Üzerime atılan suçlamayı kabul etmiyorum. Saldırı üzerine hareket ettim. Mahkemenize 3 sayfadan oluşan beyan dilekçesi ve otopsi raporunu sunuyorum. Karşı tarafın ailesine başsağlığı diliyorum. Aklanana kadar temas kurmak istememiştim, yargılama bittikten sonra taziyelerimi iletecektim ancak karşı taraf pişman olmadığımı söyleyince burada söylemek zorunda kaldım. Maktulün ailesinin tüm mağduriyetlerini gidereceğimi de ifade etmek istiyorum. Son derece üzgünüm” dedi.
Duruşma sonunda mahkeme heyeti tarafından sanık Osman Çelikbaş’a kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan 15 yıl hapis cezası verildi. Ardından eylemi haksız tahrik altında işlediği anlaşıldığı belirtilerek ceza 11 yıl 3 aya, daha sonra iyi hal indirimi uygulanarak 9 yıl 4 ay 15 güne düşürüldü. Sanığa silahla kasten yaralama suçundan haksız tahrik ve iyi hal indirimleri uygulanarak, 11 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, ruhsatsız silah kullanmaktan da 10 ay hapis, 25 gün adli para cezasına çarptırılmasına karar verildi.
Mahkeme sonrası konuşan maktul Şeyhmus Bakış’ın avukatı Kemal Aytekin, “Biz bu süreci sabırla yürüteceğiz. Bu şahıs hak ettiği cezayı en nihayetinde alacaktır” dedi.
Adliye koridorunda maktul Şeyhmus Bakış’ın annesi ise sanığın ailesine tepki gösterdi. – BURDUR
]]>Çöpler köyündeki maden ocağında toprak kaymasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan 6 zanlı ile adli kontrol şartıyla serbest bırakılan 3 şüpheliden 2’sinin İliç Sulh Ceza Hakimliğindeki ifadelerine ulaşıldı.
Tutuklu zanlılardan oksit bölümü başmühendisi M.B, maden ocağında 2023 yılından itibaren liç bölgesinde görev yaptığını söyledi.
M.B, 2020 yılından itibaren bir şirketle danışmanlık konusunda anlaşıldığını ve nereye ne dökeceklerini bu şirketin çizdiğini anlatarak, “Proje birimi bu şirketle birlikte yığın liç işinde bizi yönlendiriyordu. Oradan gelen talimatlar doğrultusunda nereye ne kadar dökeceğimizi dizayna uygun belirliyorduk.” dedi.
“O gün de 12.00 gibi patlatma yapıldı”
Liç bölgesinde mebran işini ve inşaat işlerini iki farklı firmanın yaptığını belirten M.B, kamyonla malzeme taşınması, delme, patlatma işlerini bir firmanın yaptığını dile getirerek, “O gün de 12.00 gibi patlatma yapıldı.” ifadesini kullandı.
Başka bir firmanın da inşaat ve kaba hafriyat işlerini liç bölgesinde yaptığını anlatan M.B, “Ancak projeye uygun yönlendirmeyi Anagold şirketi proje birimi yapmaktadır. Her basamak 8 metreden oluşturulmakta, projeye göre 36. basamağa kadar çıkma yetkimiz vardı. Biz 33. basamaktayken bu olay meydana geldi.” şeklinde ifade verdi.
M.B, olayın meydana geldiği sabah saat 08.30’da iş güvenliğiyle ilgili rutin toplantı yaptıklarını anlatarak, şöyle devam etti:
“Yığın için kıdemli süpervizörümüz K.Ö. bize çatlaklar olduğunu söyledi, toplantıyı bırakarak sahaya çıktım. Çıkmadan önce de A.C’ye konu hakkında bilgi verdim. Alanda önce çatlakların olduğu yeri gezdik, çatlaklar çizgi hat boyu şeklindeydi. Güneybatıdan kuzeydoğuya doğru süreklilik arz ediyordu. Jeoteknik B.M. ile görüşme yaptık, kendisi 70 milim kayma olduğunu söyledi. Bu kayma miktarı tehlikeli bir miktardır, bütün çalışanların alanı terk etmesi için süratli bir şekilde bağırarak uyarıda bulundum. Ellerinde ne malzeme varsa bırakıp çıkmalarını söyledim. Onlar alanı terk edene kadar ben alanı terk etmedim. Biz alanı tamamen boşalttık, saat 10.00’da toplantıya katılmak için oradan ayrıldım. Daha sonra 10.30’da liç bölgesine gittik, yolların hepsini kapattırdım. J.R.G, B,A. ve C.S.H. ile liç bölgesine gittik, biz gidene kadar solüsyon devam ediyordu. Gider gitmez tüm yolları kapattık, çalışmayı bitirdik ve alanı tamamen boşalttık.”
“Hiblicin arka tarafında patlatmalar yapılıyordu, olaya sebep olabileceğini düşünüyorum”
Şirket bünyesinde çalışan üst düzey yönetici olduğunu düşündüğü 3 yabancı şahsın liç alanını görmek isteğini söyleyen M.B, şunları anlattı:
“Bizim dubalarla yolu kapattığımızı görünce S. bey engel olmaya çalışıyor, K.M.A’yı arıyor. Müsaade verince 3 arabayla liç bölgesine giriyorlar. Kesinlikle bu kişilerin alana girmesinde bilgim olmamıştır. Üç yabancı şahıs ve E. hanım ile K.M.A. liç bölgesinin üst kısmına çıkıyorlar ancak Adnan Keklik alt orta kısımdan geri dönüyor, 14.28’de tam dönerken olay meydana geliyor. Kenan Öz ve Ramazan Çimen de ayrı arabayla yine onlarla bölgeye girmişler, benim bunlardan haberim yoktu. Bu alanın yıkılmasına sebep olarak ilk aklıma gelen sebep, dizaynında bir sorun olmuş olabilir. Projelendirmede sıkıntı olduğunu düşünüyorum ayrıca patlatmanın da bu olayı tetiklemiş olabileceğini düşünüyorum çünkü hiblic alanının genişletilmesi için de hiblicin arka tarafında patlatmalar yapılıyordu. Bunun da olaya sebep olabileceğini düşünüyorum.”
Tutuklu zanlılardan şirketin oksitproses müdürü H.Ü ise liç bölgesindeki projelendirmenin yurt dışı kaynaklı bir firmaya ait olduğunu ifade etti.
Bu şirketin projelendirmeyi yaptığı bilgisini veren H.Ü, “Şirket bünyesindeki projeye göre 36 kata kadar yükleme yapılmasında bir sıkıntı yoktu, biz daha 33. kattaydık. Liç bölgesinde kırılmış malzemenin serilmesi ve sulama işlemlerini yapıyorum.” diye konuştu.
“Doğu bölgesinde 2 radar ve 2 robotik makine eksikti”
Olayın meydana geldiği liçin 2010 yılından itibaren yapıldığını belirten H.Ü, savunmasına şöyle devam etti:
“Bu bölgedeki ana yönlendirmeyi Anagold’un mühendisleri yapmaktadır ancak bölgede çalışanlar taşeron firmanın işçileri olabilmektedir. Radar işletme kısmı her pazartesi raporlarını bizle paylaşırdı. Liç projesine gerek kaplanılan alan gerekse de yükseklik olarak uyulmuştur ve fazla yükleme yapılmamıştır. Doğu bölgesinde 2 radar ve 2 robotik makine eksikti. Bunun için açık işletme birimi bütçesinden yer ayrıldı ancak olay olduğu tarihte bu bölgede henüz cihazlar alınmamıştı. Serme işleminde serilen toprak içerisine çimento ve kireç eklenmektedir. Bunun azaltılması yahut çoğaltılması analize gönderdiğimiz şirket içerisindeki teknik birim ve dışarıda analizi yapan firmaya aitti. Oradan gelen talimatlar doğrultusunda miktara azaltma veya çoğaltma yapabiliyorduk. Kendi bünyemizde bunun kararını veren kişi değildik.”
Liç zeminin altında yer alan kısımdaki su miktarının sürekli takip edildiğini kaydeden H.Ü, şunları anlattı:
“Toprağa verilen solüsyon da aynı şekilde takip edilmektedir, bu işlemlerle bizim birimimiz ilgilenmektedir. Solüsyon verdiğimiz kısımlarda göllenme olduğunda biz burayı zaten kesebiliyoruz ve denetliyoruz. Liç bölgesinde 3 gün önce olan kaymayla ilgili bana herhangi bir raporlama yapılmamıştı. Göreve başladığım ilk dönemde liç bölgesinde bir açılma olmuştu ancak bu radarla tespit edilemeyecek kadar az bir alandı. Burayı çakılla jeoteknik biriminin verdiği bilgi doğrultusunda kapattık, herhangi bir sıkıntı olmadı. Zaten 20 ve 50 milimetre arasındaki açıklarda sıkıntılı bir durum olabileceği değerlendirilerek jeoteknik birimden destek aldık ve buraya müdahale edildi. Jeoteknik birim aynı zamanda radarla liç bölgesini denetleyen birimdir. Olay günü izindeydim, bir hatam olmadığını söylemek istiyorum.”
“Radarı kontrol ettiğimde kritik seviyeyi geçen bir hareket gördüm”
Adli kontrol şartıyla serbest kalan kıdemli jeoteknik mühendisi A.R.K. ise liç bölgesindeki radar sistemini kontrol edip kritik seviyeye ulaştığında uyarıları veren kişi olduğunu belirtti.
A.R.K. 10 yıldır aynı birimde görev yaptığına işaret ederek, “1-12 Şubat’ta izinliydim, 13 Şubat’ta saat 10.30’da işbaşı yaptım ve sahaya gittim. Birimimizdeki personel B.M. 09.30 gibi beni aradı, bilgi verdi. Zaten 09.30’da bütün birimlere mail gönderilmişti.” dedi.
Ofise gittikten sonra sahaya geri döndüğünü, döndüğünde dubalarla kapatma işlemi yapıldığını aktaran A.R.K, ifadesine şöyle devam etti:
“2018’de liç bölgesinde faz 4 kısmında bir heyelan meydana gelmişti, böyle bir olay doğrudur. Sahaya gittiğimde çatlak olan kısımları görmek için kontrol yaptım. Güney duvarındaki çalışmalar henüz tamamlanmadığı, arada boşluk olduğu için kuzeye doğru bir hareket gördüm. Radarı kontrol ettiğimde kritik seviyeyi geçen bir hareket gördüm. Artık boşluğunun doldurularak çatlakların giderilemeyeceğini ve bölgede çalışma yapmanın tehlikeli olduğunu belirledim. Sonrasında bir mail yazdım, hareketin kritik seviyede olduğunu, bölgede çalışma yapılmaması gerektiğini ve siyanürün kesilmesi gerektiğini söyledim. M.B ile J.R.G’nin odasına gittim ve tespitlerimi aktardım. Tespitlerim onaylandı ve gerekenler yapıldı. Yemek yedik ve saat 13.30 gibi tekrar sahaya gittik, sahada son kez tansiyon çatlaklarını kontrol etmek istedim. Gözle görülür açılma var mı diye bakmak istedim. Araçla gittiğimiz burun kısmında 50 santimlik çökme fark ettim. Alanın çok tehlikeli olduğunu anladım, alanın tahliye edilmesi gerektiğini söyleyerek ofise geri döndüm ve bu sırada olay oldu. Ben ve altımdaki personelle birlikte olay anından 15 dakika önce olay yerinden ayrıldık.”
Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan maden mühendisi M.T. de 12 Şubat’ta göreve başladığını kaydetti.
M.T, “Olayın olduğu tarihte henüz oryantasyon eğitimim tamamlanmamıştı, maillerim açılmamıştı. Açık işletme maden müdürü olarak görev yapacaktım. Ertesi gün bu olay oldu. Başlamış olsaydım asıl görevim maden çukurundan alınan cevherin kırıcıya götürülmesine kadardır. Liç bölgesi ile ilgili herhangi bir görevim ve bilgim yoktur.” ifadesinde bulundu.
(Sürecek)
]]>Hanau katliamının anma törenlerinde Berlin’de olaylar çıktı, bazı göstericiler gözaltına alındı
BERLİN – 4 yıl önce Almanya’nın Hanau kentinde meydana gelen ırkçı saldırıda hayatını kaybeden 4’ü Türk vatandaşı olmak üzere, katledilen 9 göçmen kökenli kişi Berlin’de anıldı. Akşamüzeri gerçekleştirilen anma programından sonra, ırkçı saldırıyı kınayan bir protesto yürüyüşü düzenlendi. Yürüyüşte polisle göstericiler arasında arbede yaşandı, bazı göstericiler gözaltına alındı.
Anma töreniyle ve konuşmalarla başlayan başkentteki Hanau eylemi sakin başladı. Çoğu gençlerden oluşan kalabalık, Hanau katliamını kınayan pankartlar açtı, Hanau’da ölenler için mumlar yaktılar, fotoğraflarının önüne çiçekler koydular. Yine, Hanau’da hayatını kaybedenlerin isimleri hep bir ağızdan yüksek sesle tek tek okundu. Açılan pankartlarda, ” Kabil’den Hanau’ya kadar güvende değiliz”, “Hanau Alman öncü kültürü”, “Hanau münferit bir olay değil” gibi ifadeler kullanıldı. Daha sonra yürüyüşe geçildi. Göstericiler, ellerinde öldürülenlerin fotoğraflarının ve isimlerinin yer aldığı pankartlar taşıdı. Yağan yağmura rağmen binlerce kişinin katıldığı protesto yürüyüşünde, zaman ilerledikçe gerginlik de arttı. Yoğun güvenlik önlemleri alan polisle göstericiler arasında zaman zaman itiş kakışlar yaşandı. Polis bazı göstericileri gelen tepkilere rağmen gözaltına aldı. Gösteri, kalabalığın dağılmaması üzerine gece geç saatlere kadar devam etti.
Başbakan Olaf Scholz mesaj yayınladı
Başbakan Olaf Scholz, her yıl olduğu gibi bu yıl da sosyal medya hesabından yayınladığı mesajla, Hanau katliamı kurbanlarını andı. Scholz mesajında, “Dört yıl önce, aşırı sağcı bir kişi Hanau’da dokuz kişiyi vahşice öldürdü. Onun dürtüsü nefretti, nedeni ırkçılıktı. Aşırı sağcılar demokrasimize saldırıyor. Vatandaşları dışlamak, hatta kovmak istiyorlar. Buna asla izin vermeyeceğiz!” açıklamasını yaptı.
Federal Ayrımcılıkla Mücadele Sorumlusu Ferda Ataman da, Hanau katliamıyla ilgili yaptığı açıklamada, bir dizi eleştiri getirdi. Almanya’nın bu olaydan ders almadığını söyledi ve birçok kişinin, kendini devlet ve yetkililer tarafından terk edilmiş hissettiğini belirtti. Olayla ilgili ihmallerin hasır altı edildiğine değinen Ataman, “Yetkililerin böylesi bir olayın tekrar yaşanmaması adına, sonuçlarını net bir biçimde belirleme görevi var. Ama ne yazık ki Almanya bu konuda sınıfta kaldı. Hessen İçişleri Bakanı, belgeli polis ihmallerine rağmen henüz özür bile dilemedi. Hanau kurbanları için resmi bir anma bile yapılmadı” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı da, dört sene önce Hanau’da yapılan ırkçı saldırıda hayatını kaybeden Türk vatandaşları ile diğer kurbanları, sosyal medya hesabından yayınladığı bir mesajla andı. Burada yapılan açıklamada, “Hanau’da 4 yıl önce gerçekleşen ırkçı saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımızı ve tüm kurbanları saygı ve rahmetle anıyoruz. Yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığının artmakta olduğu bu dönemde, karşılıklı saygı ve barış içinde bir arada yaşama anlayışının güçlendirilmesinde hepimize görev düşmektedir” ifadelerine yer verildi.
Ne olmuştu
19 Şubat 2020 tarihinde, Tobias Rathjen adındaki ırkçı bir saldırgan, Hanau kentinde iki farklı nargile kafeye yaptığı baskında, Ferhat Ünvar, Gökhan Gültekin, Fatih Saraçoğlu, Sedat Gürbüz ile Hamza Kurtovic, Mercedes Kierpacz, Kaloyan Velkov, Vili Viorel Pun ve Said Nasser El Hashemi isimli 9 genç göçmeni tabancayla ateş ederek katletmişti. 43 yaşındaki saldırganın daha sonra evine giderek annesini öldürdüğü ve ardından intihar ettiği açıklandı. O tarihten sonra Hanau katliamı olarak isimlendirilen olay, her yıl dönümünde başta Hanau olmak üzere Almanya’nın çeşitli kentlerinde düzenlenen gösterilerle hatırlanıyor. Katliamın kurbanları anılıyor ve ırkçılık karşıtı protesto eylemleri düzenleniyor.
]]>Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya sanıklar Tarık Özer, Azat Özer, Servet Özer ve Murat Özer tutuklu bulundukları cezaevinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.
Tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Ercan Topçu ve Hüsamettin Ahmetoğlu, müştekiler Cantürk Erzen, Solmaz Erzen ve Yusuf Erzen, mağdurlar Huriye Bayındır ve Mustafa Bayındır ile tarafların avukatları duruşma salonunda hazır bulundu.
Savunması alınan tutuklu sanık Tarık Özer, müşteki Cantürk Erzen’i 2015’ten beri tanıdığını, hem arkadaş olduklarını hem de ticari ilişkilerinin bulunduğunu söyledi.
Erzen’in kendisinden inşaat demiri aldığını, karşılığında iki çek verdiğini anlatan Özer, Erzen’in çeklerinden birini ödemediğini, aradığında ise telefona bakmadığını ileri sürdü.
Avukatı aracılığıyla Erzen’e ödeme emri gönderdiğini söyleyen Özer, bunun üzerine Erzen’in WhatsApp durumunda kendisine yönelik küfür ve hakaret içeren paylaşımda bulunduğunu belirtti.
Cantürk Erzen’in tekel bayisine konuşmak ve küfürlü paylaşımını kaldırmasını istemek için gittiklerini savunan Tarık Özer, bayide Erzen’in oğlu Yunus Emre Erzen’i bulduklarını, onun da kendilerine saygısızca davrandığını ileri sürdü.
Konuşma sırasında elinin Yunus Emre Erzen’in belindeki silaha çarptığını, silah sesi duyması üzerine de ateş ettiğini savunan Özer, “Kimseyi öldürme kastım yoktu. Sadece kendimi savundum. Olay bir anda, kendiliğinden gelişti. Oğlumun ve kardeşimin yaralandığını, öldüğünü düşündüm. Yunus Emre Erzen’i ayaklarından yaralamak istedim, silahı bıraksın diye. Silahı bırakmayınca tekrar bacaklarına ateş ettim.” diye konuştu.
Diğer maktul Batuhan Bayındır’a karşı bir eylemi olmadığını öne süren Özer, Bayındır’ın yere düşünce Yunus Emre Erzen’in silahından çıkan kurşunla vurulmuş olabileceğini iddia etti.
“Şişe ile vurdum, elim parçalandı”
Tutuklu sanık sanık Murat Özer ise Cantürk Erzen’i 2009’dan beri tanıdığını ve bazı ticari ilişkilerinde ona referans olduğunu söyledi.
Murat Özer, Cantürk Erzen’nin abisi Tarık Özer’e verdiği 1 milyon 300 bin liralık çekten birini ödemediğini, Erzen ile abisinden daha eski bir samimiyeti olduğu için, arayı bulmak maksadıyla tekel bayisine gittiğini savunan Özer, “Biz orada sadece konuşacak, küfürlü paylaşımını kaldırtıp anlaşacağız diye düşüyorduk.” dedi.
Üç yıldan beri ruhsatlı silah taşıdığını bildiren Murat Özer, şu ifadeleri kullandı:
“Öldürecek olsam şişeden medet ummazdım. Orada tesadüfen ele geçirdiğim şişe ile vurdum. Elim parçalandı. Hastane raporunda var. İki mermi ayağıma geldi. Yunus Emre Erzen’in 4-5 kez arka arkaya ateş ettiğini hatırlıyorum. Abim Tarık Özer’in ateş edip etmediğini bilmiyorum. Kendisinin 200-300 milyon ciroluk şirketi var. İstese ruhsatlı silah alırdı. Bu olaydan dolayı çok pişman olduğumu belirtmek istiyorum. Ölenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Keşke yaşanmasaydı, ayağım kırılsaydı, keşke Cantürk Erzen küfretmeseydi. Abim ateş etmeseydi Yunus Emre Erzen, beni de abimi de abimin oğlunu da hepimizi öldürecekti.”
“Önce telefonla, sonra silahın dipçik kısmıyla vurdum”
Tutuklu sanık Azat Özer de olay günü nereye ne amaçla gittiğini bilmediğini savundu.
Konuşma sırasında Yunus Emre Erzen’in sürekli silaha baktığını dile getiren Özer, “Olay sırasında Yunus Emre Erzen’in kafasına kesinlikle vurmadım. Yaralamak için değil, amcamı korumak için önce telefonla, sonra silahın dipçik kısmıyla vurdum. Daha sonra önüme şarjörsüz bir silah düştü. Yanıma aldım, arabada şarjörü olmadığını fark ettim. Silahı yolda camdan fırlattım.” şeklinde konuştu.
Tutuklu sanık Servet Özer de ölenlere Allah’tan rahmet diledikten sonra, Cantürk Erzen’i 15 yıldır tanıdığını, taraflar arasında barış sağlamak için çabaladığını ifade etti.
Servet Özer, “Üstümde şort vardı. Ağzımda sigarayla onları izledim. Meseleyi de bilmiyordum. Aralarında itiş-kakış olmasına rağmen o tarafa geçmedim. Silah patlayınca o tarafa geçtim. Her iki tarafa da engel olmaya çalıştım.” şeklinde savunma yaptı.
Tutuksuz sanıkların savunmaları
Tutuksuz sanık Adem Kılıç, iki tarafı da 20 yıla yakındır tanıdığını ve bölgede esnaf olduğunu belirterek, “Olay olup bittikten sonra başka olay olmasın diye ve başsağlığı için uğradım. Kesinlikle suçluyu kayırmam söz konusu değil. Ben de mağdur oldum. Yurt dışına çıkış yasağımın kaldırılmasını ve beraatimi istiyorum.” dedi.
Tutuksuz sanık Ercan Topçu da Adem Kılıç gibi esnaf olduğunu ve olayla ilgisi bulunmadığını belirterek, yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını ve beraatine karar verilmesini talep etti.
Sanık Azat Özer’i saklamakla suçlanan tutuksuz sanık Hüsamettin Ahmetoğlu da Tarık ve Nimetullah Özer ile yaklaşık 7 ay önce tanıştığını ve bu kişilerden inşaat demiri aldığını, olayı ertesi gün televizyondan öğrendiğini söyledi.
Savunmaların ardından mahkeme başkanı, sanıkların daha önceki sabıka kayıtlarını ve olayda ele geçirilen silahlara ilişkin balistik inceleme raporlarını okudu.
Çocuğu öldürülen aile şikayetçi olmadı
Daha sonra mağdur ve müştekilerin ifadelerinin alınmasına geçildi.
Olayda ölen Batuhan Bayındır’ın annesi Huriye Bayındır, “Benim oğlumdan ne istediniz? Olayla alakası yoktu. 7 aydır ne çektiğimi kimse bilmiyor. Ben bir anneyim. Ellerini vicdanlarına koysunlar. Nasıl bir insan, oğlunu katliama götürür? Bunlara cevap versinler.” diye konuştu.
Şikayetçi olup olmadığı sorusuna Huriye Bayındır, “Devlete bırakıyorum.” şeklinde cevap verdi.
Maktul Batuhan Bayındır’ın babası Mustafa Bayındır ise “Oğlumun ölüm sebebi, tesadüfen orada olması. Karşı tarafı tanımıyoruz. Biz büyüklük yaptık, şikayetçi olmadık. Bize evler, arabalar aldıkları doğru değil. Sadece annesine ev alacaklarını söylediler.” dedi.
Müşteki Erzen ailesinin avukatı Kerim Bahadır Şeker, Mustafa Bayındır’ın şikayetçi olmaması için Silivri’de bir çiftliğe götürülüp tehdit edildiği iddiasını sordu.
Mustafa Bayındır, çocukluk arkadaşı Vahit Erdem’in aracı olması üzerine Özer ailesiyle görüştüğünü ama tehdit edilmediğini söyledi.
Oğlunu öldürenlerden şikayetçi oldu
Daha sonra ifadesi alınan müşteki Cantürk Erzen ise oğlu Yunus Emre Erzen’i öldürenlerden şikayetçi olduğunu bildirdi.
Kendisine gönderilen icra ödeme emrine tepki gösterdiğini, ancak WhatsApp durumundaki paylaşımının iddia edildiği gibi ağır küfür içermediğini söyleyen Erzen, ölen oğlunun başına şişeyle vurulduktan sonra ateş ettiğini ifade ederek, “Keşke kafalarına sıksaymış. Ben sana küfür etmişim. Evet ettim. Sen gidip oğlumu mu öldüreceksin?” şeklinde konuştu.
Cantürk Erzen’in avukatı Kerim Bahadır Şeker, Erzen’e, “Size barışma karşılığında üçüncü kişi vasıtasıyla 40 milyon lira, 13 yaşında erkek çocuğu ve 11 yaşında kız çocuğu verilmesi teklif edildi mi?” diye sordu.
Erzen de böyle bir teklifin yapıldığını söyledi.
“Yüreğim parçalana parçalana o görüntüleri izledim”
Anne Solmaz Erzen de oğlu Yunus Emre Erzen’i öldürenlerin kendilerine barışma teklif ettiğini belirterek, “Yüreğim parçalana parçalana o görüntüleri izledim. İnsanlık dışı bir görüntü. Çocuğum hiç yok yere öldü.” dedi.
Sanıkların kimlik tespitlerinde aylık gelirlerini 500 bin lira olarak bildirmesine dikkati çeken anne Erzen, bu durumda 600 bin liralık borçlarını alamadıkları için bu cinayeti işlemiş olmalarına anlam veremediğini sözlerine ekledi.
Olayda yaralanan Yusuf Erzen de sanıklardan şikayetçi olduğunu bildirdi.
Daha sonra tarafların avukatlarının beyanları alındı. Duruşmada taraflar arasında zaman zaman gerginlik yaşandı.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıklar Tarık Özer, Azat Özer, Servet Özer ve Murat Özer’in tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.
Tutuksuz sanıklar hakkındaki adli kontrolün devamına hükmeden heyet, duruşmayı erteledi.
İddianameden
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in, Yunus Emre Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Batuhan Bayındır’a yönelik “kasten öldürme” suçundan müebbet, Yusuf Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.
Sanıkların ayrıca, “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak” suçundan altışar aydan üçer yıla kadar, ruhsatsız silah bulundurmak suçundan da birer yıldan üçer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
İddianamede, tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Erdal Adıyaman, Ercan Topcu, Vedat Erkin, Nimetullah Özer, Hüsamettin Ahmetoğlu’nun da “suçluyu kayırma” suçundan altışar aydan beşer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları öngörülüyor.
]]>KTÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İlhan Altınok:
“Bütün balıklar ve canlılar olsun çürümeye başladıkları zaman anoromik ortamda bakterilerin salgılamasına bağlı olarak proteinlerin parçalanması bağlı olarak oluşan gazlar vardır”
TRABZON – Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İlhan Altınok, Rusya’nın Soçi şehri açıklarında bir balıkçı teknesinde hayatını 3 Türk balıkçının hamsi gazından zehirlendiği iddialarına açıklık getirdi. “Hamsi gazı denilen bir gaz yoktur” diyen Altınok, “Otopsi sonucunu beklemek gerekir. Hamsi gazı denen bir gaz yoktur. O gazlar hamsiye özgü de değildir. Bütün balıklar ve canlılar olsun çürümeye başladıkları zaman anoromik ortamda bakterilerin salgılaması ve proteinlerin parçalanmasına bağlı olarak oluşan gazlar vardır” dedi.
Ordu’nun Ünye Limanı’ndan 2023 yılı Aralık ayında ayrılan ‘Eminoğulları 4’ isimli balıkçı teknesi, balık unu ve yağı fabrikalarına hamsi avlamak için Rusya’nın Soçi açıklarına gitti. Sarıyer-Rumeli Feneri’ne bağlı Eminoğulları 4 balıkçı teknesindeki 5 mürettebat, yem olarak depolanan hamsilerin bulunduğu teknenin ambar kısmında temizlik için çalıştıkları esnada hamsi gazından zehirlendikleri iddia edildi. Hayatını kaybedenlerin 3 balıkçının cenazeleri memleketlerine gönderilirken, olayla ilgili inceleme başlatıldı.
Konuyla ilgili iddialara açıklık getiren KTÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İlhan Altınok, hamsi gazı denilen bir gazın olmadığını söyledi. Olayın farklı sebepleri olabileceğini vurgulayan Altınok, “Hamsi gazı denilen bir gaz yoktur. Olayın farklı sebepleri olabilir. Birinci sebebi eğer uygun olmayan koşullarda herhangi bir balığı stoklarsanız o ambarda büyük ihtimal sıcaktır orası soğutma yoktur uzun süreli depolamaya başladığınız zaman bunlar çürümeye başlar. Çürüdükten sonra çeşitli gazlar salarlar ve onların başında metan geliyor. Bunlar insanlar için toksiktir. İkinci sebebi eğer soğutucu kullanıyorlarsa soğutucu kaynaklı gaz kaçağı olabilir. O da zehirlemiş olabilir. Üçüncü sebebi de etken henüz belli değil yedikleri birşeyden zehirlenmiş olabilirler. Dolayısıyla tam otopsi yapılmadan bunun sebebi budur demek çok zor. O yüzden otopsi sonucunu beklemek gerekir. Hamsi gazı denen bir gaz yoktur. O gazlar hamsiye özgü de değildir. Bütün balıklar ve canlılar olsun çürümeye başladıkları zaman anoromik ortamda bakterilerin salgılaması ve proteinlerin parçalanmasına bağlı olarak oluşan gazlar vardır. Kokmaya başlayan bir balık yenmez” şeklinde konuştu.
“Öncelikli stoklama, depolama işine dikkat edilmesi gerekiyor”
“Böyle bir olayı ilk defa duydum” diyen Altınok, “Belki daha önce yaşanmış haberleri duyulmamış olabilir. Fakat bunun sebebi uygun olmayan koşullarla uzun süreli balıkları sakladığınız zaman mesela denize açılıyorlar karaya getirmiyorlar. Orada uzun süreli kaldığı zaman çürümeye başlar. Bu tür olaylardan veya bu tür sorunlarla karşılaşmamak öncelikli stoklama, depolama işine dikkat edilmesi gerekiyor. İster fabrikaya getirin, ister insan tüketimi için sunun her halükarda uygun şartlarda depolanması gerekir ki gıda güvenliği ön planda tutulması gerekiyor. Bozulmuş hamsi veya başka balığın un veya yem olarak kullanılması sakıncalıdır. Onlar içinde bir risk oluşturacaktır” ifadelerini kullandı.
Ahmet Mutlu: “Bu çok ilginç”
Doğu Karadeniz Balıkçı Kooperatifleri Birliği Başkanı Ahmet Mutlu ise yaptığı açıklamada, “Aldığımız bilgi metan gazından zehirlendiği yönde. Fabrika havuzunda ya da özellikle teknenin ambarlarında uzun süre kapalı kalan hamsinin ya da balığın ürettiği metan gazından dolayı üç arkadaşımız vefat etti ailelerine başsağlığı diliyorum. 2-3 kişi de yaralı arkadaşımız var üzücü bir olay maalesef bu tür olaylar denizde de olsa karada da olsa yaşanıyor. Daha önce de bir fabrikanın toplanma havuzunda 1 kişi vefat ettiğini duymuştum. Geçen sene Samsun ve Sinop’ta bir arkadaşımız vefat etmişti bir arkadaşımız yaralanmıştı. Bu çok ilginç bir şey uzun süreli kaldığı zaman kapağın açılıp kapanması nasıl bir temas olmuşsa çok çabuk geliştiğini söylüyor arkadaşlar. Bunun için ne yapılabilir bunun bilimsel olarak açıklanması lazım. Bizim bilimsel yönde bir değerlendirme yapamayız. Çok çabuk gelişen bir olay” diye konuştu.
]]>4 Temmuz Mahallesi 204. Cadde üzerinde yer alan 4 katlı binanın 4. katında 22 Nisan 2023’de meydana gelen olayda iddiaya göre Emre T. (30), ağabeyi Murat Can T’yi (32) uykuda bıçaklayarak öldürüp kaçtı. Evden yaklaşık 1 kilometre uzaklaşan Emre T., şüpheli tavırları ve elindeki bıçakla devriye gezen polis ekiplerinin dikkatini çekti. Kendisini durduran polis ekiplerine “Ağabeyimi öldürdüm” diyerek cinayeti itiraf eden Emre T. gözaltına alındı. Murat Can T.’nin olay yerinde hayatını kaybettiği tespit edildi. Emre T’nın ağabeyinin boğazını ve cinsel organını kestiği ortaya çıktı.
“Savunma yapmayacağım”
Emre T’nin Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “abiyi canavarca hisle eziyet çektirerek öldürme” suçundan yargılanmasına başlandı. Duruşmaya tutuklu sanık Emre T., avukatı ve babası N.T. katıldı. Savunması için söz hakkı verilen Emre T., “Savunma yapmayacağım. Savcılıkta savunma yaptım. Savcılıkta söylediklerim, ağabeyimin bana yaptıklarının onda biri kadardır” dedi.
“İndirim almak için mücadele vermeyeceğim”
Mahkeme başkanının “Anlatmazsan durum senin aleyhine olur” sözleri üzerine sanık, “Bu saatten sonra benim için fark etmez. İndirim almak için mücadele vermeyeceğim. İnsan kardeşini taciz eder mi? Hep sustum. Ben küçükken yatakta pantolonumu indirdi. Beni arkamdan taciz edeceği sırada annem ağlama seslerine yanımıza geldi. Bize kızdı ve tekrar aynı yatağa yatırdı. Bu durumu şu ana kadar anlatamadım, hep sustum” diye konuştu.
“Sebepsiz yere kimse ağabeyini öldürmez”
Psikolojik tedavi görüp görmediği sorulan sanık Emre T., “Psikolojik tedavi görmüyorum. Beni sakinleştiren tek şey uyuşturucuydu. Cinsel olay bir tanedir ancak ağabeyimin beni dövdüğü, tehdit ettiği zamanlar da vardır. Sebepsiz yere kimse ağabeyini öldürmez. Olaydan bir gün önce babama maruz kaldığım cinsel olayı anlattım. O gece ailecek kaldığımız eve gitmedim. Olayları babama anlattığım sırada gömleğimi yırtmıştım, sabah üstümü değiştirmek için eve gittiğimde ağabeyim bana, ‘Babama ne anlattın şerefsiz’ dedi. Sonrasında yaşananları hatırlamıyorum. Sonrası aklıma parça parça geliyor ancak hatırlamak istemiyorum” ifadelerini kullandı.
“Bıçak benim elimdeydi ama kontrol bende değildi”
Mahkeme başkanın “Ağabeyinin cinsel organını kesmenin anlamı var mıydı?” sorusuna ise sanık, “Bilmiyorum, kontrol bende değildi. Bıçak benim elimdeydi ama kontrol bende değildi” cevabını verdi.
“Şikayetçi değilim”
Olaya ilişkin dinlenen baba N.T. ise, “Olay gününe kadar oğullarım arasında birbirini öldürecek kadar husumet yoktu. Murat’ın Emre’yi dövdüğünü görmedim ancak tartışırken gördüm. Emre eve gelmediği için olaydan bir gece önce onu restorana götürdüm, birlikte alkol aldık. Emre bana, ‘Ağabeyim bana 9 yaşımda cinsel istismar teşebbüsünde bulundu’ dedi. Ben de ona, ’30 yaşına gelmişsin, neden şimdi söylüyorsun?’ dedim. Restorandan çıktıktan sonra Emre ile Murat’ı yüzleştirmek istedim ancak Emre eve gelmedi. Olay günü 08.30 gibi evden çıktım. Ben çıktıktan sonra eve Emre gelmiş ve olay yaşanmış. Olay yaşandığında evde kimse yoktu. Eşim annesindeydi, küçük oğlum da askerdeydi. Emre herhangi psikolojik tedavi görmedi. Murat ve Emre uyuşturucu madde kullanırdı. Şikayetçi değilim, diyecek bir şeyim yok. Karar sizin. Eşim olaydan 39 gün sonra rahmetli oldu” diye konuştu.
“Olay anında herhangi gürültü duymadım”
Tanık olarak dinlenen sanığın kuzeni H.T., “Aynı apartmanda ikamet ederiz. Sanık ve maktulün uyuşturucu içmelerine şahit olmadım. Emre ve Murat’ın ailemize karşı saygısızlıklarını görmedim. Kardeş arasında tartışmalarına şahit olmadım. Olay anında kendi evimdeydim, uyuyordum. Olay olduktan sonra aşağıya indim ve Murat’ın vefat ettiğini gördüm. Olay anında herhangi bir gürültü duymadım” şeklinde konuştu.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi
Cumhuriyet savcısı mütalaasında, sanığın ağabeyine karşı işlemiş olduğu “canavarca hisle eziyet çektirerek tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti. Mahkeme heyeti, avukatın talebi üzerine sanığın İstanbul İhtisas Dairesine sevkinin sağlanarak, ceza ehliyetinin olup olmadığı yönünde rapor alınmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. – KOCAELİ
]]>Olay, 13 Şubat günü Sincan ilçesi Selçuklu Mahallesi’nde bir parkta meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Hüseyin Ünal (17), bir arkadaşı tarafından evinin yakınındaki parka çağrıldı. Ünal, gittiği parkta bir gün önce tartıştığı ve aynı lisede okuduğu E.N.D.’nin (17) kendisini beklediğini gördü. Çıkan tartışmada E.N.D., yanında getirdiği bıçakla Ünal’ı bıçaklayarak parktan ayrıldı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Vücuduna aldığı derin bıçak darbeleri nedeniyle ağır yaralanan Ünal, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye nakledilerek yoğun bakım servisine alındı. 2 günlük yaşam savaşını kaybeden lise 3’üncü sınıf öğrencisi, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Saldırgan E.N.D. ile olayla ilgisi olduğu değerlendirilen Y.B. (17) ise kısa sürede yakalanarak gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen E.N.D. çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Diğer şüphelinin ise savcılıktaki ifadesinin ardından serbest bırakıldığı öğrenildi.
Hayatını kaybeden Hüseyin Ünal için Sincan Cimşit Camii’nde öğle namazını müteakip cenaze namazı kılındı. Ünal’ın cenazesine ailesi, yakınları, öğretmenleri ve okul arkadaşları katıldı. Gözyaşları arasında son yolcuğuna uğurlanan Ünal, Cimşit Mezarlığı’nda defnedildi.
“İki kez bıçak darbesi aldı”
Olayın yaşandığı parkta temizlik görevlisi olarak çalışan Hayati Can, “İki tane genç çardakta duruyordu. O anda birbirlerine sert davranmaya başladılar. Gençlerden biri, diğerine bıçakla saldırdı. Sağlık ekiplerini ve polisleri çağırdık. Bıçaklanan kişi önce bağırdı, ardından da yere devrildi. İki kez bıçak darbesi aldı. Karşı taraf üç kişiydi ama tek kişi saldırdı. Her şey aniden oldu. Saldırgan yakalandı. Yaralanan gençte hayatını kaybetmiş” ifadelerini kullandı.
“Kuzenim her şeyden habersiz parka gitmiş”
Öldürülen gencin kuzeni Hamit Can Çelik, Ünal’ın hiçbir şeyden habersiz parka gittiğini belirterek, “Olay günü Hüseyin diş muayenesi olduğu için okula gidemedi. Saldırgan okula gelmiş. Hüseyin’in sınıfta olmadığını öğrenmiş. Bir süre sonra Hüseyin’i arayan ortak bir arkadaşı konuşmak için evinin yakınındaki parka çağırmış. Kuzenim her şeyden habersiz parka gitmiş. Parkta üç kişi varmış ama sadece bir kişi Hüseyin’e saldırmış. Bıçağı çıkarıp, yere düşen kuzenimi kasığından ve karın boşluğundan yaralamış” dedi.
“Okulun ihmali var”
Olayda ihmallerin olduğunu da ileri süren Çelik, “Okulun da bir ihmali var. Olaydan bir gün önce saldırganın Hüseyin’in yanına tekrar geleceğini arkadaşları ve öğretmenleri dahil herkesin bilmesine rağmen velilerine haber verilmemiş. Henüz 17 yaşındaki kardeşimizi kaybettik. Ayrıcalık istemiyoruz. Tek isteğimiz adalet. Canımız yandı. Yüreğimizin yangınını hiçbir şey söndürmez. O parka farkındalık oluşturulması için Hüseyin’in adının verilmesini istiyoruz. Parklarda daha fazla güvenlik görevlisi olsun istiyoruz. Olay planlı olmuş. Azmettirme durumu var. Bunun da takipçisi olacağız” diye konuştu. – ANKARA
]]>Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Kelekçi Mahallesi’nde 16 Eylül 2023 tarihinde meydana gelen olayda; kırsal mahallede tek başına yaşayan Şahin Demirten’in (64) komşusu Cihan G., 112 Acil Çağrı Merkezini arayarak Demirten’in evine 500 metre kala tek taraflı motosiklet kazasına karıştığı ihbarında bulundu. Komşunun ihbarı üzerine bölgeye ulaşan sağlık ekipleri, yaşlı adamın hayatını kaybettiğini belirledi. İlk incelemede kalp krizi geçirdiği için kaza yaptığı değerlendirilen 2 çocuk babası Demirten, görünürde şüpheli bir durum olmaması nedeniyle ertesi gün mahalle mezarlığında toprağa verildi. Ailenin kuşkularından yola çıkan Denizli İl Jandarma Komutanlığı JASAT dedektifleri, Demirten’in komşusu olan aile tarafından dövülerek öldürüldüğünü ve olaya kaza süsü verildiği belirledi. Gözaltına alınan ve suçunu itiraf eden Cihan G. ile babası Hasan G., annesi Makbule G. ve ablası Serap G. şüpheli olarak adliyeye sevk edildi.
Adliyeye sevk edilen şüphelilere tepki gösteren aile, zaman zaman ekmeklerini de paylaştıkları komşularının nasıl böyle bir cinayeti işlediğine anlam veremediklerini belirtti. Olayın meydana geldiği köprünün başında ve Şahin Demirten’in cansız bedeninin bulunduğu bölgede karşılaştıkları manzaraları anlatan Demirten’in oğlu Ceyhun Demirten, kızı Ceylan Kaçar ve eski eşi Zühra Erten, ilk baştan beri şüphelendikleri ailenin cenazeye katılmamasına rağmen daha sonra taziyeye gelerek kendileriyle görüştüğünü ifade etti.
Babasının iyi bir motosiklet kullanıcısı olduğunu ve bugüne kadar hiç kaza yapmadığını belirten oğlu Ceyhun Demirtan, “Babamın bir kaza sonucu kalp krizinden öldüğünü söylediler. Ben babamı Acıpayam Devlet Hastanesinde gördüğümde olayın şüpheli olabileceğini düşünerek incelenmesini istedim. Olay yerine geldiğimde babamı taşların üzerine yatık halde bulmuşlar. Babam motosikletten düşmüş gibi değil de oraya konulmuş gibi olabileceğini düşündüm. Daha sonra olaya Denizli’de JASAT dahil oldu. Babamın kanı yerde kalmadı. Şahıs olayı gerçekleştirdikten sonra ambulansı arıyor. Trafik kazası olduğu ihbarında bulunuyor. Sonra da tanık olarak ifade vermiş. Olaya kaza süsü vermek için her şeyi yapmışlar. Suçu da bir başkasının üzerine atmaya çalışmış” dedi.
Kendi aralarında kavga ettiklerini söylemiş
Olay günü gürültülerin diğer komşular tarafından duyulduğunu hatırlatan kızı Ceylan Kaçar da yaşananları şöyle aktardı:
“Ben olayı duyduğumda şüphelendim. Daha öncesinde bu şahıslar babamın önünü keserek para istemişlerdi. Bu olayı babam kimseye söylemememi istedi. Bana ‘Kızım ağabeyin başına bela alır. Siz Denizli’ye gidiyorsunuz. Sonra bana musallat olurlar. Ben arada sigara, para vererek başımda savıyorum’ dedi. Çok uğraş verdik. JASAT ekibi çok uğraştı. İki olay yeri var. İlk olay yerinde kan ve sopa kırıkları, ikinci olay yerinde ise babamın cenazesi ve motosikleti vardı. Hiçbiri cenazenin ilk günü gelmedi. Ben onların yaptığını söylüyordum. Daha sonra bunu duyarak, şahsın annesi bizim evimize yüzsüz bir şekilde gelerek ‘Siz bizden şüpheleniyormuşsunuz. Bizim olayla bir ilgimiz yok. Seslerimizi duyanlar olmuş ama bize kendi aramızda kavga ediyorduk’ dedi.”
Olayın aydınlatılmasında büyük emek harcayan Denizli İl Jandarma Komutanlığı ekiplerine teşekkür eden eski eş Zühra Erten ise, “Ekiplerimiz çok yardımcı oldu. Allah hepsinden razı olsun. Ben bunları evime alıp çok ekmek verdim. Bunları yapmayacaklardı. Çocuklarım çok acı çekti. Allah’ımdan cezalarını buldular. Her sıkıntılarında yardımcı olmuştu. Hepsinin ağır ceza almasını istiyoruz. Köyümüz bu insanlardan kurtulacak” şeklinde konuştu. – DENİZLİ
]]>Gaziemir ilçesinde, 31 Ocak 2024 günü meydana gelen olayda taksici Oğuz Erge (44), soğukta üşümesin diye aldığı müşterisi Delil Aysal (19) tarafından 3 kurşunla vurularak öldürülmüştü.
Cinayet anı araç içindeki kameraya yansırken, görüntüler tüm Türkiye’yi yasa boğmuştu. “Bazı insanlara güvenmeyeceksin” dediği duyulan katilin, yaralı taksi şoförüne tokat atıp daha sonrada araçtan ayrıldığı anlar kameralara yansımıştı.
Katil hakim karşısında: Görüntüleri izledi, kabul etti
Katil Delil Aysal, ‘nitelikli kasten öldürme’, ‘nitelikli yağma’ ve ‘ruhsatsız silah taşıma’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle 10. Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıktı. Duruşmaya; tutuklu sanık Delil Aysal, taraf avukatları, taksici Oğuz Erge’nin yakınları da katıldı.
Savunma için söz verilen katil Delil Aysal, kamera görüntülerini kabul ettiğini ancak seste oynama olduğunu ileri sürerek, “Ben taksiciye ‘kimseye güvenme’ demedim. Psikolojik sıkıntılarım var. Bu nedenle hastanede de yattım. Olay gecesi uyuşturucu hap ve alkol kullanmıştım. Silahta 5 kurşun vardı; 3’ünü taksi şoföründe, 2’sini de havaya ateş ederek kullandım. Pişman oldum” dedi.
Mahkeme başkanı: “Neden sağ kapıdan binip şoförün arkasına geçtin?”
Mahkemede, olay gününe ait Kent Güvenlik Yönetim Sistemi ve araç içi kamera görüntüleri de izlettirildi. Mahkeme başkanı Delil Aysal’a, olay günü taksiye sağ arka kapıdan binmesine rağmen neden şoförün kör noktasına gelen sol arka koltuk kısmına geçtiğini sordu. Sanık ise o an bu durumu fark etmediğini öne sürdü.
“Madde etkisindeydim”
Sanık savunmasında madde kullandığını ifade ederek, “Amacım zarar vermek değildi. Madde etkisindeydim. Sıkıntılarım vardı” derken, mahkeme heyeti, “Sen o sıkıntıların cezasını başkalarından mı çıkarttın? Olayın öncesinde de silahını çıkartıyorsun. Maktulü öldürmek için mi keyif almak için mi ateş ediyorsun? Uzun süre başında duruyorsun. Erge’nin öleceği kesin” deyince sanık Aysal, amacının kendisini öldürmek olduğunu söyledi.
Gasp iddialarıyla ilgili soruya yanıt veren Aysal, “Ben para almadım” dedi. Mahkeme başkanının, taksicinin telefonunu neden aldığı yönündeki soruya da, ailesini arayıp durumu haber vermek için telefonu aldığını söyledi.
“Babamın telefonundan beni aradı, yeri tarif etti”
Oğuz Erge’nin kızı N.E.’de (16) mahkemede konuştu. N.E., “Babamın telefonundan beni aradı, yeri tarif etti. Ağır yaralı olduğunu söyleyip ‘ambulans çağır’ dedi. Önce annemi, sonra amcama haber verdim, şikayetçiyim” dedi.
Oğuz Erge’nin 7 ay önce boşandığı eşi Nevra Karaman da, boşanmalarına rağmen eski eşinin çocukları için evin geçimini sağladığını, sanıktan şikayetçi olduklarını söyledi.
“Babam iyilik yaptı”
Bir suçtan dolayı cezaevinde bulunan Oğuz Erge’nin oğlu Mustafa Erge ise SEGBİS ile duruşmaya katılarak, “Sanık, intihar etmek istediğini söylüyor; ama taksiye maskeyle biniyor. İntihar edecek bir kişi alerjisini düşünür mü? Babam iyilik yaptı. Diyecek çok şeyim var; ancak mahkemede söyleyemiyorum. Şikayetçiyim” dedi.
Avukatı tutuksuz yargılama istedi
Delil Aysal’ın avukatı da, sanığın daha önce hastanede yattığını ifade ederek, cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığının kontrol edilmesini mahkemeden talep etti. Sanığın kaçma ihtimalinin bulunmadığını söyleyen avukat, Aysal’ın tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmesini istedi.
Mahkeme heyeti, sanığın tedavi gördüğünü belirttiği Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönündeki raporun mahkemeye getirilmesine, olayda bugün dinlenmesi gereken iki sanığın bir sonraki celseye zorla getirilmesine karar vererek, duruşmayı 8 Mart 2024 gününe ertelendi.
Celil Anık: “Davanın takipçisiyiz”
Duruşmanın ardından İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık, adliye önünde açıklamada bulundu. Davanın takipçisi olacaklarına vurgulayan Anık, “Gayet soğukkanlı; bazı şeyleri kabul etmiyor, gayet pişkin bir arkadaş. İnşallah bir sonraki duruşmada en ağır cezayı alır” sözlerine yer verdi. – İZMİR
]]>İSTANBUL – Bahçelievler’de İETT şoförü Sefer Baldan’ın otobüs durağına dalarak 2 kişinin ölmesine neden olduğu kazaya ilişkin davada mütalaa açıklandı. Mütalaada sanık Baldan hakkında ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep edildi.
Bahçelievler’de 2 Şubat 2023 tarihinde İETT şoförü Sefer Baldan direksiyon hakimiyetini kaybederek otobüs durağına dalmıştı. Olayda 2 kişi hayatını kaybederken 2 kişi ise yaralanmıştı. Baldan’ın yargılanmasına devam edildi. Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Sefer Baldan SEGBİS sistemi ile bağlandı. Duruşmada bir kısım müştekiler ile taraf avukatları da hazır bulundu. Duruşmada mahkeme başkanı, olaya ilişkin Adli Tıp Kurumu raporunun dosyaya ulaştığını belirtti. Hazırlanan raporda Sefer Baldan’ın asli kusurlu, ölenler ve yaralananların ise kusurunun bulunmadığı belirtildi. Duruşmada mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, olay tarihinde sanığın sevk ve idaresinde bulunan İBB İETT’ye ait otobüs ile Bahçelievler Mahallesi D-100 yan yolda bulunan Bahçelievler otobüs durağına yanaşırken kaldırıma çıktığını belirtti. Sanığın Hikmet Kaya, Ahmad Rzayev ve Fehmi Aydın’a çarptığı açıklanan mütalaada, İbrahim Ethem Şekerli’nin ise otobüsün geldiğini fark ederek kaçması sonucu durağın demirine çarparak sağ kalça ve bacak kısmından yaralandığı kaydedildi. Kaza nedeniyle Hikmet Kaya, Ahmad Rzayev’in hayatını kaybettikleri, Fehim Aydın ve İbrahim Ethem Şekerli’nin ise yaralandıkları açıklandı. Otobüs içinde bulunan görgü tanığının da alınan ifadesine göre sanığın uyukladığı ve bu nedenle otobüs şoförünü 2 kez uyardığı mütalaada anlatıldı. Sanığın olay tarihinde uzun süre yorgun ve dikkatsiz biçimde araç kullandığı, bu durumun elektronik algılama sistemi ile de tespit edildiği, seyir halindeyken uyukladığı, yolcular tarafından uyarılmasına rağmen bu şekilde araç kullanmaya devam etmesi nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybedip durakta bekleyenlere çarparak ölüme ve yaralanmaya neden olduğu belirtildi. Mütalaada sanık Baldan hakkında ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Mütalaanın ardından söz verilen sanık Sefer Baldan “Suçum yoktur. Tansiyon ilacımı almamam nedeniyle uyku halinde olduğum görülecektir. Bile isteye bu kazaya sebebiyet vermedim” dedi. Sanık avukatı ise mütalaaya karşı savunma yapmak için süre talebinde bulundu. Ara kararını açıklayan mahkeme, sanık avukatının mütalaaya karşı savunma yapması için süre vererek duruşmanın ertelenmesine hükmetti.
İddianameden,
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede Sefer Baldan’ın İETT’ye ait 97 numaralı otobüs ile seyir halindeyken Bahçelievler durağına yanaştığı sırada uyuması sonucu kaldırıma çıktığı, durakta bekleyen Hikmet Kaya, Ahmad Rzayev ve Fehmi Aydın’a çarptığı belirtilmişti. Müşteki İbrahim Şekerli’nin ise otobüsün çarpacağını fark edip yan tarafa doğru atlaması sonucu yaralandığı iddianamede kaydedilmişti. Hikmet Kaya ve Ahmad Rzayev’in kazadan sonra kaldırıldıkları hastanede hayatını kaybettiği açıklanan iddianamede, ifadesine yer verilen İETT şoförü Baldan, olay sırasında bir anda gözlerinin karardığını söyleyerek “Gözlerimi açtığımda olay bitmişti. Normalde tansiyon ilacı kullanıyorum ama olay günü kullanmadım. Kaza sırasında uyumuyordum” demişti. Otobüs içerisinde bulunan görgü tanıkları ise iddianamede yer verilen beyanlarında Sefer Baldan’ın uyukladığını bu nedenle kazanın gerçekleştiğini söylemişti. İddianamede otobüs içindeki kamera görüntülerinden de Baldan’ın uyuduğunun net bir şekilde görüldüğü ifade edilmişti. Otobüste yapılan incelemede ise fren sisteminde herhangi bir arızanın tespit edilmediği iddianamede aktarılmıştı. Sefer Baldan’ın trafikte seyir halindeyken uyuması nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybedip durakta bekleyenlere çarptığı iddianamede açıklanarak ‘taksirle birden fazla insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilmişti.
(Mİ- ZB-
]]>İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu sanık Delil Aysal, öldürülen Erge’nin ailesi, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık ile taraf avukatları katıldı.
Erge’nin oğlu Mustafa Erge de tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı. Salonda çok sayıda çevik kuvvet polisi görev yaptı.
Duruşmada, savcılık makamını İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Bekir Şahiner temsil etti.
Tutuklu sanık Aysal, fırında kasiyer olarak çalıştığını ve geçmişte psikiyatri hastanesinde yattığını söyledi. Ailesinin kendisini sevmediğini savunan Aysal, olay gecesi bunalımda olduğu için dışarı çıktığını ve alkollü olduğunu öne sürdü.
Taksideki kameraya yansıyan kayıttaki ifadeleri kullanmadığını, görüntülerle oynandığını iddia eden Aysal, silahında 5 kurşun olduğunu 2’sini havaya, 3’ünü ise maktule sıktığını belirtti.
“Kendimi öldürmekti amacım”
Duruşmada, olay anı ve öncesine ilişkin kamera görüntüleri izletildi.
Mahkeme Başkanının “Araca sağdan binmişsin, neden gittin arkasına oturdun?” sorusu üzerine sanık Aysal, “Ben de bilmiyorum, hep öyle otururum.” yanıtını verdi.
“Neden öldürdün?” sorusuna Aysal’ın “Amacım kimseye zarar vermek değildi, ailemle sıkıntılarım vardı.” şeklinde yanıt vermesi üzerine Mahkeme Başkanı, “Senin sıkıntılarının cezasını başkası mı ödeyecek?” ifadesini kullandı.
Üye hakim, sanığın olay anında kesik eldiven giydiğini anımsatarak, “O eldiven soğuktan korumaz bir şeyi daha iyi kavramak için kullanılır. Maktulü yağma için mi keyif almak için mi öldürdün?” sorusunu yöneltti. Sanık, “İkisi de değil. Kendimi öldürmekti amacım, o eldiveni normalde de giyiyorum.” dedi.
Mahkeme Başkanı, olay sonrası Oğuz Erge’nin üzerinden 2 lira çıktığını, paralarını alıp almadığını sorması üzerine sanık, taksiden para almadığını, sadece telefon ve kulaklığı aldığını savundu.
Erge’nin boşandığı eşi Nevra Karahan da çocuklarına eşinin baktığını ifade ederek, sanıktan şikayetçi olduğunu söyledi.
Oğuz Erge’nin kızı Naz, Adli Görüşme Odası’ndan (AGO) katıldığı duruşmada psikolog eşliğinde dinlenildi.
Erge, sanıktan şikayetçi olduğunu dile getirerek, “Babamın telefonundan arandım, sanık yeri tarif etti, ‘ağır yaralı, ambulans çağır, ben çağıramıyorum’ dedi. Amcam ve anneme haber verdim.” şeklinde konuştu.
Erge’nin oğlu Mustafa Erge de sanıktan şikayetçi olduğunu belirterek, “Babamın yaptığı bir iyilik. Diyecek çok şey var.” ifadesini kullandı.
Delil Aysal’ın avukatı, sanığın cezai ehliyetinin olup olmadığı yönünde rapor alınmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına, cezai sorumluluğunu etkileyecek bir akıl hastalığının olup olmadığının belirlenmesi için Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
“Sanık, gayet soğukkanlı”
Duruşma sonrası İzmir Adliyesi önünde gazetecilere açıklama yapan İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık, sanığın en ağır cezayı alması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.
Tüm taksiciler adına bu davayı yakından takip edeceklerini belirten Anık, “Sanık, gayet soğukkanlı. Bazı şeyleri kabul etmiyor. Yani çok pişkin bir arkadaş. İnşallah, önümüzdeki mahkemede en ağır cezayı alır.” şeklinde konuştu.
Olay
Taksi şoförü Oğuz Erge, 31 Ocak’ta saat 03.30 sıralarında Buca Gediz Mahallesi’nden kapüşon ve cerrahi maske takan, Gaziemir’e gideceğini belirten Delil Aysal’ı (19) aracına almıştı.
Taksi, Gaziemir Belediyesi yakınlarına vardığında Aysal’ın arka koltuktan tabancayla üç el ateş ettiği Erge ağır yaralanmış, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.
Erge’nin üzeri ve aracındaki para ile eşyayı alarak kaçan şüpheli, polisin olay yeri ve çevresindeki 70 güvenlik kamerasının kaydettiği yaklaşık 110 saatlik görüntüyü incelemesiyle Buca’da saklandığı adreste yakalanarak tutuklanmıştı.
Olay öncesi, sırası ve sonrasında yaşananları ise araç içi kamerasının kaydettiği ortaya çıkmıştı. Sanık hakkında hazırlanan iddianamede, “nitelikli adam öldürme”, “nitelikli yağma” ve “ruhsatsız silah taşıma” suçlarından ceza istenmişti.
]]>Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Kelekçi Mahallesi’nde 16 Eylül 2023 tarihinde meydana gelen olayda; kırsal mahallede tek başına yaşayan Şahin Demirten’in (64) komşusu Cihan G., 112 Acil Çağrı Merkezini arayarak Demirten’in evine 500 metre kala tek taraflı motosiklet kazasına karıştığı ihbarında bulundu. Komşunun ihbarı üzerine bölgeye ulaşan sağlık ekipleri, yaşlı adamın hayatını kaybettiğini belirledi. İlk incelemede kalp krizi geçirdiği için kaza yaptığı değerlendirilen 2 çocuk babası Demirten, görünürde şüpheli bir durum olmaması nedeniyle ertesi gün mahalle mezarlığında toprağa verildi.
Çocuklarının kuşkuları haklı çıktı
Babalarının bugüne kadar hiç kaza yapmaması, olay yerinde gördükleri kırık sopa parçaları ve bölgedeki parça parça kan izlerinden kuşkulanan Şahin Demirten’in çocukları, kazanın meydana geldiği bölgedeki tüm unsurları tek tek kayda alarak Cumhuriyet Savcılığına normal ölüm olarak rapor edilen dosyanın yeniden incelenmesi için dilekçe verdi. Ailenin kuşkularını dikkate alan savcılık, dosyayı araştırılması için Denizli İl Jandarma Komutanlığına bağlı JASAT dedektiflerine teslim etti. Giresun İkranur Tirsi cinayeti, Konya Büyükşen cinayeti ve Diyarbakır’da meydana gelen 9 yaşındaki çocuğun ölümü gibi faili meçhul olayları aydınlatan Denizli JASAT’ın uzman ekibi, Ekim ayının ortalarında adli tıp raporlarının çıkmasının ardından iğneyle kuyu kazar gibi 4 ay titiz bir çalışma yürüttü.
5 ay sonra itiraf ettiler
Olay yerindeki delillerin titiz bir şekilde toplanması ve kaza yaptığı iddia edilen motosiklette herhangi kırık bir parça bulunmamasından yola çıkan jandarma dedektifleri, yaptığı çalışmalarda 450 kişiyle yapılan mülakat, alınan ifadeler, teknik ve fiziki takiple olayı aydınlattı. Şahin Demirten’in komşusu olan aile tarafından sopalarla dövülerek öldürüldüğünü tespit edildi. Olayla ilgili olarak Demirten ile aralarında geçmişe dayalı husumet bulunan Hasan G., eşi Makbule G., oğlu Cihan G. ve kızı Serap G. gözaltına alındı. Jandarma karakolunda sorgulanan şüphelilerden Cihan G., suçunu itiraf ederek olay günü yaşananları anlattı.
Sahte fren izi yapıp, kaza süsü verdiler
Madde bağımlısı olduğu iddia edilen Cihan G.’nin geçmişte Şahin Demirten’in yolunu keserek para istemesi ve yaşanan tartışmaların husumete dönüşmesiyle devam eden olayda, cinayet günü yine Cihan G.’nin Şahin Demirten’in önüne çıkıp tartışmanın ardından başına sopa ile vurduğu ve sonrasında ailenin diğer üyelerinin de kavgaya dahil oldukları tespit edildi. Cinayete kaza süsü vermek isteyen ailenin, Şahin Demirten ve motosikletini 50 metre sürükledikleri, yaralı şahsı taşların üzerine yüzüstü yatırdıkları anlaşıldı. Suçtan kurtulmak için plan yapan hatta 112’yi arayarak kaza ihbarında bulunan aileyi, olay yerinde unuttukları ve evlerinin önündekilerle aynı olan odun parçaları ele verdi.
Şahin Demirten’i sopalarla döverek öldürdüklerini itiraf eden aile fertleri, dün olay yerinde yaptırılan keşfin ardından bu sabah saatlerinde Acıpayam Adliyesine sevk edildi. Demirten’in çocukları Ceyhun Demirten ve Ceylan Kaçar ile eski eşi, adliye getirilen şüphelilere tepki gösterdi. Şahin Demirten’in eski eşi Zühra Erten, güvenlik tedbirleri altına adliyeye sevk edilen şüphelilere “Katiller. Biz size ekmek AŞ verdik. Çocuklarıma acı çektirdiniz. Cuma günü öldürdünüz, Cuma günü tutuklandınız” diye bağırdı.
Savcılıktaki sorguları devam eden şüphelilerin, ‘Kasten adam öldürmek” suçlamasıyla mahkemeye sevk edilecekleri öğrenildi. – DENİZLİ
]]>Bahçelievler’de 2 Şubat 2023 tarihinde İETT şoförü Sefer Baldan direksiyon hakimiyetini kaybederek otobüs durağına dalmıştı. Olayda 2 kişi hayatını kaybederken 2 kişi ise yaralanmıştı. Baldan’ın yargılanmasına devam edildi. Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Sefer Baldan SEGBİS sistemi ile bağlandı. Duruşmada bir kısım müştekiler ile taraf avukatları da hazır bulundu. Duruşmada mahkeme başkanı, olaya ilişkin Adli Tıp Kurumu raporunun dosyaya ulaştığını belirtti. Hazırlanan raporda Sefer Baldan’ın asli kusurlu, ölenler ve yaralananların ise kusurunun bulunmadığı belirtildi. Duruşmada mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, olay tarihinde sanığın sevk ve idaresinde bulunan İBB İETT’ye ait otobüs ile Bahçelievler Mahallesi D-100 yan yolda bulunan Bahçelievler otobüs durağına yanaşırken kaldırıma çıktığını belirtti. Sanığın Hikmet Kaya, Ahmad Rzayev ve Fehmi Aydın’a çarptığı açıklanan mütalaada, İbrahim Ethem Şekerli’nin ise otobüsün geldiğini fark ederek kaçması sonucu durağın demirine çarparak sağ kalça ve bacak kısmından yaralandığı kaydedildi. Kaza nedeniyle Hikmet Kaya, Ahmad Rzayev’in hayatını kaybettikleri, Fehim Aydın ve İbrahim Ethem Şekerli’nin ise yaralandıkları açıklandı. Otobüs içinde bulunan görgü tanığının da alınan ifadesine göre sanığın uyukladığı ve bu nedenle otobüs şoförünü 2 kez uyardığı mütalaada anlatıldı. Sanığın olay tarihinde uzun süre yorgun ve dikkatsiz biçimde araç kullandığı, bu durumun elektronik algılama sistemi ile de tespit edildiği, seyir halindeyken uyukladığı, yolcular tarafından uyarılmasına rağmen bu şekilde araç kullanmaya devam etmesi nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybedip durakta bekleyenlere çarparak ölüme ve yaralanmaya neden olduğu belirtildi. Mütalaada sanık Baldan hakkında ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Mütalaanın ardından söz verilen sanık Sefer Baldan “Suçum yoktur. Tansiyon ilacımı almamam nedeniyle uyku halinde olduğum görülecektir. Bilerek isteyerek bu kazaya sebebiyet vermedim” dedi. Sanık avukatı ise mütalaaya karşı savunma yapmak için süre talebinde bulundu. Ara kararını açıklayan mahkeme, sanık avukatının mütalaaya karşı savunma yapması için süre vererek duruşmanın ertelenmesine hükmetti.
İddianameden
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede Sefer Baldan’ın İETT’ye ait 97 numaralı otobüs ile seyir halindeyken Bahçelievler durağına yanaştığı sırada uyuması sonucu kaldırıma çıktığı, durakta bekleyen Hikmet Kaya, Ahmad Rzayev ve Fehmi Aydın’a çarptığı belirtilmişti. Müşteki İbrahim Şekerli’nin ise otobüsün çarpacağını fark edip yan tarafa doğru atlaması sonucu yaralandığı iddianamede kaydedilmişti. Hikmet Kaya ve Ahmad Rzayev’in kazadan sonra kaldırıldıkları hastanede hayatını kaybettiği açıklanan iddianamede, ifadesine yer verilen İETT şoförü Baldan, olay sırasında bir anda gözlerinin karardığını söyleyerek “Gözlerimi açtığımda olay bitmişti. Normalde tansiyon ilacı kullanıyorum ama olay günü kullanmadım. Kaza sırasında uyumuyordum” demişti. Otobüs içerisinde bulunan görgü tanıkları ise iddianamede yer verilen beyanlarında Sefer Baldan’ın uyukladığını bu nedenle kazanın gerçekleştiğini söylemişti. İddianamede otobüs içindeki kamera görüntülerinden de Baldan’ın uyuduğunun net bir şekilde görüldüğü ifade edilmişti. Otobüste yapılan incelemede ise fren sisteminde herhangi bir arızanın tespit edilmediği iddianamede aktarılmıştı. Sefer Baldan’ın trafikte seyir halindeyken uyuması nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybedip durakta bekleyenlere çarptığı iddianamede açıklanarak ‘taksirle birden fazla insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilmişti. – İSTANBUL
]]>Beylikdüzü’nde 19 Şubat 2022 tarihinde meydana gelen olayda, yabancı uyruklu Sarah Olabi, oğlu Mohammad Tahan’ı (4) kalbinden bıçaklayıp boğazını keserek öldürmüştü. Olaya ilişkin yargılanan sanık Olabi hakkında karar açıklandı. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında, sanık Sarah Olabi tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşmada taraf avukatları da hazır bulundu. Duruşmada mahkeme başkanı, sanığın suç tarihi itibariyle cezai ehliyetinin olmadığı yönünde hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporunun mahkemeye ulaştığını belirtti. Davaya ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın 4 yaşındaki öz oğlunu kesici delici aletle kesmek suretiyle öldürdüğünün sabit olduğunu aktardı. Savcı, Adli Tıp Kurumu raporu ile sanığın cezai sorumluluğunun bulunmadığı tespit edildiğinden ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etti. Mütalaada sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verilmesi istendi.
Mütalaaya karşı diyecekleri sorulan sanık Olabi, mahkemeye “Yani tahliye olacak mıyım?” diye sordu. Olabi savunmasının devamında ağlayarak “Ben olaya hala inanmıyorum, olanları kötü bir rüya olarak düşünüyorum. Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum. Başka biri yaptı gibi, ben yapmadım sanki. Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum” dedi.
Kararını açıklayan mahkeme, Olabi’nin ‘nitelikli kasten öldürme’ suçu sabit olmakla birlikte, akıl hastası olması nedeniyle sanığa ceza verilmesine yer olmadığına hükmetti. Mahkeme sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verdi. Öte yandan kararı duyan sanık anne, mahkemeye teşekkür etti.
İddianameden,
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Sarah Olabi’nin olay tarihinden bir hafta önce babasını ziyaret etmek için İstanbul’a geldiği ve babasının evinde kaldığı anlatılmıştı. Sarah Olabi iddianamede yer verilen savunmasında, “11 yıldır psikolojik rahatsızlığım nedeniyle ilaç kullandım. Olaydan bir hafta önce İstanbul’a annem ve bebeğimle geldik. İstanbul’da rahatsızlığım arttı. Bebeğimle beraber babamın ikamet ettiği eve gittik. Gece rüyamda kabus gördüm. Kabusta oğlumu benden alacaklarını gördüm. Almasınlar diye oğluma sarıldım ve ağzını kapattım, ağzından kan geldiğini gördüm. Yatağa bıraktım. Bebeğimi hareketsiz olarak görünce mutfağa gidip bıçak aldım ve odaya geri döndüm. Kendimi öldürmek için bileklerimi ve göğsümü kestim. Ben öldükten sonra bebeğimi almasınlar diye bebeğimi de kestim. Daha sonra kendimi kaybettim. Olanları hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde dilimin bir parçasını keserek kopan parçayı bebeğimin yanına attım. Kapının çaldığını duydum. Kimse görmesin diye kaldığım odanın kapısını açmadım. Kimseye zarar vermek istemedim. Gece gördüğüm kabustan dolayı gerçekleşti. Bebeğimi benden alacaklar diye kendimi kaybettim” ifadelerini kullanmıştı. İddianamede Sarah Olabi hakkında ‘kendisini savunamayacak çocuğu canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilmişti. – İSTANBUL
]]>19 Kasım 2022 tarihinde meydana gelen olayda, Karasu’nun Kurudere Mahallesi’ndeki evinden aracıyla ayrılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan evli ve üç çocuk babası Erdal Sakız, ailesinin ihbarı üzerine aranmaya başlanmıştı. Karasu İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerince her yerde aranan Erdal Sakız, Kurudere Mahallesi ile Hendek ilçe sınırı arasındaki Çamdağı ormanlık alanda aracının içinde başından tüfekle vurulmuş halde bulundu. Hususa ilişkin başlatılan incelemede Sakız’ın arkadaşı E.K., eşi L.K. ve oğlu S.K. gözaltına alınıp çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı. Hususa ilişkin açılan davada Cumhuriyet Savcısı mütalaasında sanık E.K. ve eşi L.K. hakkında ‘Tasarlayarak kasten öldürme’ suçundun ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını, suça sürüklenen çocuk S.K. hakkında ise beraat isteminde bulunmuştu.
4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın bugünkü duruşmasında tutuklu ve tutuksuz sanıklar, müştekiler ve taraf avukatları hazır bulundu. Gelen belgelerin zapta geçirilmesinin ardından başlayan duruşmada sanıklar, esas hakkındaki son savunmalarını yaptı.
“Olay suç örgütleri tarafından işlenmiş, benim ailemin üzerine atılmaktadır”
Tutuksuz yargılanan suça sürüklenen çocuk S.K., “Mütalaayı kabul etmiyorum. Duruşmadaki beyanlarım doğrudur. Benim maktul ile sorunum yoktur. Maktulün hasımları eşi, oğlu ve sevgilisidir. İddia edilen olayda, ben evde değildim, bir şey görmedim. Maktulü öldürenler dışarıda gezmektedir. Olay suç örgütleri tarafından işlenmiş, benim ailemin üzerine atılmaktadır. Beraatımı talep ediyorum” dedi.
“Tehditlerinden dolayı işlemediğimiz bir suçu kabul ettim”
Tutuklu sanık L.K., “Gözaltında kaldığımız 3 gün süre içinde biz derdimizi anlatmaya çalıştık. Bir avukat geldi ve bize vermemiz gereken ifadeleri söyledi. İfadeleri söylemezsek kocam, oğlum ve benim ağırlaştırılmış müebbet alacağımızı bebeğimin ise yetiştirme yurduna verileceğini söyledi. Ben de çocuklarımın başına gelecek olan olaylardan korktuğum için ve Y.D. ile E.S.’nin tehditlerinden dolayı işlemediğimiz bir suçu kabul ettim” dedi.
“Cesedi Hendek ilçesine bırakılmasının sebebi kolluk kuvvetini yanıltmak içindir”
Tutuklu sanık E.K., “Gözaltında imzaladığım ifadeler eşim, çocuğum ve benim ayrı ayrı baskı altında alınmıştır. Ben bunu kabul etmiyorum. Ben detaylı bir ifademin alınarak soruşturmanın başlatılmasını talep ediyorum. Maktulü ben ve ailem öldürmedi, husumetlileri E.S., E.D. ve N.’dir. Erdal Sakız ile kardeş gibi yaşadık. Fındık olayıyla alakalı bir husumet yaşamadık. Delillerin avukatlarıyla beraber karartılıp suçu üzerimize attılar ve mahkemeyi yanıltıyorlar. Cesedi Hendek ilçesine bırakılmasının sebebi kolluk kuvvetini yanıltmak içindir. Karasu’ya bırakılsaydı kolluk kuvveti ilk olarak husumetlilerini gözaltına alacaktı. Kolluk kuvvetini yanıltmak için Hendek ilçesinde ormanlık alana bırakmışlardır. Planlanarak olmuştur Erdal Sakız’ı öldürmedim aksine sahip çıktık. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum” diye konuştu.
Mahkeme heyeti ise tutuksuz yargılanan S.K.’nın beraatına, sanık E.K. ile eşi L.K.’nin ‘Tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi. – SAKARYA
]]>AK Parti Küçükçekmece Belediye Başkan Adayı Aziz Yeniay, 10 Şubat Cumartesi günü Kanarya Mahallesi’ndeki seçim çalışmaları sırasında gerçekleşen silahlı saldırıya ilişkin bir basın açıklaması yaptı. Halkalı’da bulunan bir otelde basın mensuplarıyla bir araya gelen Aziz Yeniay, hem saldırı günü yaşananlarla ilgili hem de projelerine ilişkin konuştu. Cumartesi günü yaşanan olayın bir tesadüf olmadığını belirten Yeniay, olayın terörle bağlantısı olduğunu savundu.
“Bu bir organize suç örgütü girişimidir”
Olaya ilişkin konuşan AK Parti Küçükçekmece Belediye Başkan Adayı Aziz Yeniay, “Çok açık söylüyorum. Bu bir terör saldırısıdır. Bu bir organize suç örgütü girişimidir. Bu planlı eylemdir. Ancak seçildiği yer seçildiği mekan zaman dilimi belki de hedef şaşırtmak da isteyen bir görüntü arz ediyor olabilir. Bütün bunların hepsi şu anda savcılığımız ve emniyet müdürlüğümüz tarafından titizlikle incelenmekte. Gerek emniyet birimlerimizin gerekse de Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanaati ve benim kanaatim olayın tamamen planlı bir terör girişimi ve tamamen bize gelecektir” diye konuştu.
“Hiç kimseyle husumetim ve alacak verecek davam yok”
Hiç kimseyle bir husumetlerinin olmadığını anlatan Yeniay, “Diyorum ki, bizim bölgede hiç kimseyle bireysel bir husumetim söz konusu değil. Alacak verecek hiçbir şey söz konusu değil. Bu tamamen ve tamamen siyasi bir figüre, bir yerel belediye başkanı adayına ve bir siyasi kimliğe karşı yapılmış olan bir terör girişimidir. Tabii bu arada başka da şeyler oluyor. Bütün bu tesadüfler yan yana art arda geliyor. Garip bir şekilde, Bir başka gariplik de şu henüz daha salonun içerisindeyiz, ki dışarıda gerekli güvenlik oluşturulana kadar silahın nereden patladığını bilmiyoruz. Sokaktan mı, binalardan mı? Çünkü sokak arasındayız. Güvenlik tedbirlerin alınmasını beklerken birkaç dakika daha geçmeden dernek başkanımız hemen bir dışarı çıktı, içeri girdi. ‘Arkadaşlar rahat olun. Bu bize yönelik bir saldırı değildir, bu adi bir olaydır’ dedi. Şaşırtıcı bir bilgi oldu. Çünkü henüz daha emniyet gelmedi, güvenlik tedbiri almadı, kişiler belli değil, olay belli değil ama hangi olay olduğu, belli oldu” dedi.
“Hemen iki siyasi figür, belediye başkanları peş peşe açıklama yaptılar”
İmamoğlu’nun açıklamasına da değinen Yeniay, “Akabinde hemen iki siyasi figür, belediye başkanları peş peşe açıklama yaptılar. Efendim bu olay siyasi bir olay değildir. Şahsa yönelik bir saldırı değildir. Bu tamamen adi bir olaydır. Dedim ki ‘henüz daha bir olay yerindeydi. Alanı terk etmedik. Devletin bilmediği elinin bilmediği ilgili otoritelerin henüz daha konuya mahsus olmadığı bir noktada faillerle ilgili hiçbir bilgi olmadan siz bu bilgiyi nereden aldınız? Kulağınıza kim fısıldadı ya da ne yapmak istiyorsunuz? Ne yöne hedefi şaşırtmak istiyorsunuz’ diye bir dizi soru sordum. ve gerçekleri de merak ediyorum hala merak ediyorum. Başta İstanbul’u yöneten şahsiyet dahil olmak üzere bu kadar kısa süre içerisinde sizleri kim aradı da bu eylemin gerçekleştirdiği noktasında bilgi sahibi olup böyle bir kanaate ulaştı. ya da kimler bu bilgiyi kendisinde sufle etti? ya da ne yapmak istiyor?” şeklinde konuştu.
“Terörle birlikte bir tiyatro oynanıyor”
Olayın direkt kendisine yönelik bir terör saldırısı olduğunu savunan Yeniay, “Arkadaşlar bir tiyatro oynanıyor. Bu tiyatro terörle oynanıyor. Çok tehlikeli bir araçlar kullanılıyor. ve terörün arkasındaki aktörlerin ciddi manada gerek bizler gerek kamuoyu merak etmektedir. Bu bir organizasyon ve aktör olarak sokaktakilerden farklı farklı gruplara varıncaya kadar pek çok aktör kullanılmıştır. Bunlardan henüz daha bildiğim kadarıyla 26’sı yakalandı. 16’sı tutuklandı, 4’ü serbest bırakıldı, ki bunlardan dört tanesinin de çocuk olduğunu öğreniyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Olay, 22 Haziran 2023’te, Osman Aksüner Mahallesi 5733 Sokak’ta meydana geldi. Evli ve 3 çocuk babası oto boyacısı Sedat Necmi Gültiren, kızı ve 10 yaşındaki kız torunuyla bir lokantada yemek yedi. Yemek sonrası Gültiren hesap öderken, torunu lokantanın önünde park halindeki otomobillerine binmek için dışarı çıktı. Küçük kız, dedesinin otomobili sandığı inşaat firması sahibi Nihat Pekyen’e ait otomobilin arka koltuğuna bindi. İddiaya göre, aynı lokantada oturan ve küçük bir kızın otomobiline bindiğini görüp, koşarak aracın yanına giden Pekyen, kızı darbetmeye başladı. Bu sırada lokantadan çıkan Sedat Necmi Gültiren, olaya müdahale etti. Gültiren ile Pekyen arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Çevredekiler tarafları ayırmak için araya girdi. Kavga sırasında Pekyen, Gültiren’in yüzüne ve göğsüne yumruk attı. Yere yığılan Sedat Necmi Gültiren, hareketsiz kaldı. İhbarla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Gelen sağlık ekipleri Gültiren’i ambulansla İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı.
KAVGA ANI KAMERADA
8 gün boyunca yaşam mücadelesi veren Gültiren, 30 Haziran 2023’te hayatını kaybetti. İzmir Adli Tıp Kurumu’nda otopsisi yapılan Gültiren, İzmir’de toprağa verildi. Kavgaya karışan Pekyen ise polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri sonrası adliyeye sevk edilen Pekyen, tutuklandı. Gültiren’in ölümü ile sonuçlanan kavga anları ise bir iş yerine ait güvenlik kamerası tarafından kaydedildi. Soruşturmanın ardından Sedat Necmi Gültiren’in ölümüne neden olan Nihat Pekyen hakkında ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 16 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
‘ARKA KAPIYI AÇIP KIZLARI İNDİRMEK İSTEDİM’
Davanın ilk duruşması İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Nihat Pekyen, taraf avukatları, ölen Sedat Necmi Gültiren’in yakınları yer aldı. Savunmasını yapan Nihat Pekyen, Denizli’den İzmir’e Kız arkadaşımla gelmiştik. Yol kenarında bir restoranda yemek yiyorduk. 10 ile 15 dakika sonra aracımın kapısının kapandığını gördüm. 20 ve 10 yaşlarında 2 kız çocuğunu aracımda gördüm. Koşarak aracın başına gittim. Kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. 20’li yaşlardaki kız çocuğu kapıyı tutup açmadı. Arka kapıyı açıp kızları indirmek istedim. Araçta kız arkadaşımın çantası, valizim, 4 bin dolar ve 6 bin 800 TL param vardı. Kızları aracımdan indirmeye çalıştım. Sonra maktul geldi. Tartışmaya başladık. Kız arkadaşım araya girdi, ayrıldık. Bu kişi bana küfür etti. Avucumun içiyle boyuna vurdum. 30 saniye sonra yere düştü. Çevredeki esnaf bizi lokantanın içerisine soktu. Sonra da polisler geldi. Aracımdan 3 bin 200 dolarım çalındı dedi.
‘YEĞENİMİN KAFASINI CAMA VURARAK DARBETTİ’
Necmi Gültiren’in kızı Söngül Gültiren, Babam esnaftır. Olay günü beraber yemek yemek istedik. O gelmek istemedi ancak ikna ettik. Yeğenimle birlikte babam ile lokantaya gittik. Babam bir müşterinin aracı ile bizi lokantaya götürdü. İçeri girdik, babam aracı park edip peşimizden geldi. Biz sonrasında babamdan önce restorandan çıktık. Babamın bizi restorana getirdiği, ilk kez olay günü bindiğimiz sanık ile aynı renk ve modele sahip otomobili kapının önünde gördük. Restorana geldiğimiz araç zannedip, kapıları açık olan ve sanığa ait olduğunu sonradan fark ettiğimiz otomobile oturduk. Bu sırada sanık koşarak aracın başına geldi. Arka kapıyı açarak burada oturan yeğenimin kafasını cama vurarak darbetti ve dışarıya çıkartmaya çalıştı. Sonra babam olay yerine yetişti. Sanık babamın yüzüne ve göğsüne yumruk attı. 8 gün yoğun bakımda falan babam yaşamını yitirdi. Şikayetçiyim ifadelerini kullandı.
‘BUGÜN SEVGİLİLER GÜNÜ’
Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren ise Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Ben bu sandık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum. 60 yaşındaki adama mı gücü yetti dedi.
Nihat Pekyen’in kız arkadaşı Dudu Yılmaz da Olay günü erkek arkadaşımla yemek yedik. Bu sırada Nihat birden koştu, aracın başına gitti. Araçtaki kızları indirmeye çalıştı, vurmadı. Sonra ölen kişi ve diğer yakınları toplandı. Bize sövüp, vurdular. Lokantaya yürürken, saldırı sürünce Nihat sinirlenip geri döndü. Ben arkamı döndüğümde, adamın yere düştüğünü gördüm. Paramız çalındı. Gerçi karakolda kızların üzerine baktılar ancak para çıkmadı diye konuştu.
Taraf avukatlarının savunmalarının ardından duruşma savcısı sanığın tutukluluğunun devamını istedi. Mahkeme heyeti ise sanığın tutukluluğunun devamına hükmedip, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için davayı ileri bir tarihe erteledi. (DHA)
]]>İZMİR’in Karabağlar ilçesinde, yanlışlıkla otomobiline binen kız çocuğunu darbettiği sırada olaya müdahale eden dedesi Sedat Necmi Gültiren’e (62) yumruk atarak ölümüne neden olan Nihat Pekyen’in (45) ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 16 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. İlk duruşmasında Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren, “Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Bu sanık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum” dedi. Tutuklu sanık Pekyen ise karşı tarafın kendisine küfür ettiğini söyledi.
Olay, 22 Haziran 2023’te, Osman Aksüner Mahallesi 5733 Sokak’ta meydana geldi. Evli ve 3 çocuk babası oto boyacısı Sedat Necmi Gültiren, kızı ve 10 yaşındaki kız torunuyla bir lokantada yemek yedi. Yemek sonrası Gültiren hesap öderken, torunu lokantanın önünde park halindeki otomobillerine binmek için dışarı çıktı. Küçük kız, dedesinin otomobili sandığı inşaat firması sahibi Nihat Pekyen’e ait otomobilin arka koltuğuna bindi. İddiaya göre, aynı lokantada oturan ve küçük bir kızın otomobiline bindiğini görüp, koşarak aracın yanına giden Pekyen, kızı darbetmeye başladı. Bu sırada lokantadan çıkan Sedat Necmi Gültiren, olaya müdahale etti. Gültiren ile Pekyen arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Çevredekiler tarafları ayırmak için araya girdi. Kavga sırasında Pekyen, Gültiren’in yüzüne ve göğsüne yumruk attı. Yere yığılan Sedat Necmi Gültiren, hareketsiz kaldı. İhbarla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Gelen sağlık ekipleri Gültiren’i ambulansla İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı.
KAVGA ANI KAMERADA
8 gün boyunca yaşam mücadelesi veren Gültiren, 30 Haziran 2023’te hayatını kaybetti. İzmir Adli Tıp Kurumu’nda otopsisi yapılan Gültiren, İzmir’de toprağa verildi. Kavgaya karışan Pekyen ise polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri sonrası adliyeye sevk edilen Pekyen, tutuklandı. Gültiren’in ölümü ile sonuçlanan kavga anları ise bir iş yerine ait güvenlik kamerası tarafından kaydedildi. Soruşturmanın ardından Sedat Necmi Gültiren’in ölümüne neden olan Nihat Pekyen hakkında ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 16 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
‘ARKA KAPIYI AÇIP KIZLARI İNDİRMEK İSTEDİM’
Davanın ilk duruşması İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Nihat Pekyen, taraf avukatları, ölen Sedat Necmi Gültiren’in yakınları yer aldı. Savunmasını yapan Nihat Pekyen, “Denizli’den İzmir’e Kız arkadaşımla gelmiştik. Yol kenarında bir restoranda yemek yiyorduk. 10 ile 15 dakika sonra aracımın kapısının kapandığını gördüm. 20 ve 10 yaşlarında 2 kız çocuğunu aracımda gördüm. Koşarak aracın başına gittim. Kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. 20’li yaşlardaki kız çocuğu kapıyı tutup açmadı. Arka kapıyı açıp kızları indirmek istedim. Araçta kız arkadaşımın çantası, valizim, 4 bin dolar ve 6 bin 800 TL param vardı. Kızları aracımdan indirmeye çalıştım. Sonra maktul geldi. Tartışmaya başladık. Kız arkadaşım araya girdi, ayrıldık. Bu kişi bana küfür etti. Avucumun içiyle boyuna vurdum. 30 saniye sonra yere düştü. Çevredeki esnaf bizi lokantanın içerisine soktu. Sonra da polisler geldi. Aracımdan 3 bin 200 dolarım çalındı” dedi.
‘YEĞENİMİN KAFASINI CAMA VURARAK DARBETTİ’
Necmi Gültiren’in kızı Söngül Gültiren, “Babam esnaftır. Olay günü beraber yemek yemek istedik. O gelmek istemedi ancak ikna ettik. Yeğenimle birlikte babam ile lokantaya gittik. Babam bir müşterinin aracı ile bizi lokantaya götürdü. İçeri girdik, babam aracı park edip peşimizden geldi. Biz sonrasında babamdan önce restorandan çıktık. Babamın bizi restorana getirdiği, ilk kez olay günü bindiğimiz sanık ile aynı renk ve modele sahip otomobili kapının önünde gördük. Restorana geldiğimiz araç zannedip, kapıları açık olan ve sanığa ait olduğunu sonradan fark ettiğimiz otomobile oturduk. Bu sırada sanık koşarak aracın başına geldi. Arka kapıyı açarak burada oturan yeğenimin kafasını cama vurarak darbetti ve dışarıya çıkartmaya çalıştı. Sonra babam olay yerine yetişti. Sanık babamın yüzüne ve göğsüne yumruk attı. 8 gün yoğun bakımda falan babam yaşamını yitirdi. Şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.
‘BUGÜN SEVGİLİLER GÜNÜ’
Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren ise “Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Ben bu sandık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum. 60 yaşındaki adama mı gücü yetti?” dedi.
Nihat Pekyen’in kız arkadaşı Dudu Yılmaz da “Olay günü erkek arkadaşımla yemek yedik. Bu sırada Nihat birden koştu, aracın başına gitti. Araçtaki kızları indirmeye çalıştı, vurmadı. Sonra ölen kişi ve diğer yakınları toplandı. Bize sövüp, vurdular. Lokantaya yürürken, saldırı sürünce Nihat sinirlenip geri döndü. Ben arkamı döndüğümde, adamın yere düştüğünü gördüm. Paramız çalındı. Gerçi karakolda kızların üzerine baktılar ancak para çıkmadı” diye konuştu.
Taraf avukatlarının savunmalarının ardından duruşma savcısı sanığın tutukluluğunun devamını istedi. Mahkeme heyeti ise sanığın tutukluluğunun devamına hükmedip, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için davayı ileri bir tarihe erteledi.
]]>EDİRNE’nin Keşan ilçesinde Sokak Hayvanlarını Koruma Derneği’ne ait ‘Can Evi’ olarak adlandırılan barınaktan kimliği belirsiz kişilerce mama, su ile mama kapları, battaniye ve halı çalındı. Polis ekipleri şüphelileri bulmak için çalışma başlattı.
Olay, saat 05.00 sıralarında, İspat Cami Mahallesi Kurtuluş Caddesi’ndeki Keşan Sokak Hayvanları Koruma Derneği’ne ait ‘Can Evi’ne, iddiaya göre gece saatlerinde yaşı 18’den küçük 5-6 kişi tahta paletlere tırmanıp, barınaktaki konteynerlerin üzerinden içeri atladı. Buradaki 16 kova mama, battaniye ve halıları çalan şüpheliler, kafesleri de açarak köpekleri salıp kaçtı.
‘O ZAVALLI HAYVANLARIN RIZKINI NASIL ÇALARSINIZ?’
Keşan Sokak Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Sevinç Cebeci, dernek olarak destek ve bağışlarla ayakta durduklarını belirterek, “Hayvanseverler tarafından bağışlanan mamaları orada tedavi ve bakım altında olan yavru, yaralı, yaşlı ve hasta köpeklerimiz için kullanıyoruz. Orada küçük de bir depomuz var. Geçen yıl da çocuk yaştaki bazı kişiler barınağımıza girmişlerdi. Bu çocuklar maalesef barınağımıza dadanmış durumdalar. Maalesef ihtiyacı olan bu hayvanların mamalarını, battaniyelerini, halılarını ve kaplarını çalmışlar. Buna çok üzülüyorum. Ne duruma geldik? O zavallı hayvanların rızkını nasıl çalarsınız? Burası bir barınak. Maalesef çevredeki esnaf da buna duyarsız. Polisi veya bizi aramıyorlar. Birkaç saat içeride kalıp bu olayı yapmışlar. Biz artık bu gibi olayların yaşanmasını istemiyor ve yaşanan hırsızlık olayını kınıyoruz” dedi.
‘BURADA EMEK VERİYORUZ’
‘Can Evi’ barınağı sorumlusu Şencan Dikçe ise hırsızlık olayını gerçekleştirenlerin yaşı 18’den küçük 5-6 kişi olduğunu ve daha önce barınakta karşılaştıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Biz daha önce de çok defa ikazlarda bulunduk ama anlamıyorlar. Bizim çıkış saatlerimizi takip ediyorlar. Bu kaçıncı? Daha önce taşındığımız barınakta da bu çocuklarla aynı sıkıntıları yaşadık. Şu an burası göz önünde bulunan bir yer. Bu kadar da çevrede esnaf var ama herkes bize hem kör hem sağır davranıyor. Bu olay 10-15 dakikada gerçekleşmemiş. Burada en az 2 saat durmuşlar. 16-17 paket mamamız gitti. Onun haricinde kovalarımız, battaniyelerimiz, halılarımız çalındı. Kafesleri açıp köpekleri içeri salmışlar. Alamadıklarını ziyan etmişler. O kadar üzgünüm ki. Burada bir emek veriyoruz. Mama sizin için bir şey değil belki ama bizim için çok büyük bir zarar. Ne olacak? Bir saat sonra kapatıp gittiğimde gelip kalan o mamaları da alacaklar. Ben buradan sesleniyorum, ‘Biz ne yapalım?’ Mamaları götürüp başka yere koysak oradan da çalacaklar. Ben çaresizim şu anda” diye konuştu.
‘BİZİM İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR DURUM BU’
Bakıma muhtaç sokak hayvanlarını korumak için birlik olunması gerektiğini söyleyen Dikçe, “Gören, duyan polise ve bize haber versin. Sadece köpek bırakmaya gelmesin insanlar. 2 saat içerisinde burası soyuldu. Hiç mi bir insan görmedi? Tabelada telefonlarımız yazıyor. Olaydan sonra esnaf arkadaşımız geliyor olayı bize söylüyor. O an telefon açsana. Polise bildirsene. 5 dakikada biz buradayız. Biz çevredeki esnaftan da bir şey istemiyoruz. Bizim gözümüz, kulağımız olun sadece. Çok üzülüyorum. Bizim için çok büyük bir durum bu. Biz insanlardan mama dileniyoruz. Geliyor çoluk-çocuk çalıyor” ifadelerini kullandı.
?Polis şüphelileri bulmak için çalışma başlattı.
]]>Özden ATİK/ İSTANBUL, (DHA) İstanbul’da düzenlenen Filistin’e destek mitinginde “Kelime-i Tevhid” bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e yumruk attığı gerekçesiyle 17 gün tutuklu kalan 25 yaşındaki üniversite öğrencisi Ege Akersoy, 4 yıla kadar hapis istemiyle bugün hakim karşısına çıktı. Akersoy, şikayetçinin taşıdığı bayrağın Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüğünü ifade ederek “Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum” dedi. Mahkeme, Akersoy hakkındaki yurt dışı yasağını kaldırarak dosyanın mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine karar verdi.
İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya,, tutuksuz sanık Ege Akersoy gelirken, şikayetçi İsmail Aydemir katılmadı.
Sanık Ege Akersoy kimlik sorgusunda elektrik mühendisliği mezunu ve öğrenci olduğunu, çalışmadığından herhangi bir geliri olmadığını söyledi. Akersoy, “31 Aralık günü arkadaşımda kalmıştım. Sabahında vapurla Kadıköy’den Karaköy’de geldim. Haliç metro civarında şikayetçi ismail Aydemir’i gördüm. Elinde yeşil üzerinde Arapça yazılı bayrak vardı. Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüm. Bu olay öncesinde Suudi Arabistan’da oynanmak istenen Galatasaray-Fenerbahçe maçında ülkemizin kurucu önderinin isminin anılmasından ve İstiklal Marşının okutulmasından rahatsız olmalarından dolayı ben bu bayrağın Türkiye içinde dolandırılmasından rahatsız oldum. Ayrıca 12 askerimizin şehit olmasından dolayı ülkemizde sadece Türk bayrağı dalgalandırılması gerektiğini düşündüm. O gün tesadüfen denk geldiğim müştekiye ‘Sen Türk değil misin? Şu an hassas zamanlardayız, şehitlerimiz varken Türk bayrağının taşınması daha doğru’ dedim. O da ‘Sanane istediğim bayrağı taşırım’ dedi. Ardından bana doğru yaklaştığı sırada bana vuracağını düşünerek kendimi koruma dürtüsüyle kendisine bir kez yumruk attım. Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum. Bu olay müştekiyle aramızda münferiden yaşanmış bir olaydı böyle de kalması gerekirdi. ” dedi. Akersoy, müştekiye yönelik “Tam bir Arap sevici Arap kültürünü savunuyor” tarzı sözler söylediğini hatırlamadığını belirtti.
Akersoy’un avukatı Ali Öztürk ise “Suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Halkın bir kesimin aşağılamak gibi bir durum yoktur. Bir anda gelişen münferit bir olaydır” diyerek beraat talep etti.
“ŞİKAYETİMİZ DEVAM ETMEKTEDİR”
İsmail Aydemir’in hasta olduğu için duruşmaya gelemediğini belirten müşteki avukatı Deniz Alp İmamoğlu ise “Şikayetiniz devam etmektedir. Savunmaları suçtan kurtulmaya yöneliktir. Müvekkilin kendisine yönelik bir hareketi olduğunu söylemiş o yüzden yumruk attığını söylemiştir. Ancak müvekkilimde skolyoz denilen omurga eğriliği rahatsızlığı vardır. Bu yüzden yaşı ve fiziki durumu dikkate alınarak yumruk atma imkanı olamaz. Müvekkil olayda yaralanmıştır. Müvekkilin elindeki bayrak yasa dışı mıdır, illegal ifadeler mi vardır, terör örgütünün siması mı vardır, hayır. Müvekkilimin taşıdığı bayrak tabut üzerine konulan tevhid bayrağıdır. Müvekkilin katılma sebebi Filistinlilere yapılanlara karşı gelmek için olduğu gibi, 12 şehidimize rahmet okutmaktır” diyerek sanığın cezalandırılmasını talep etti. Diğer şikayetçi avukatı ise müvekkilinin bayrağı miting alanındaki seyyar satıcıdan aldığını, ayrıca Türk bayrağı da taşımakta olduğunu ifade ederek sanığın cezalandırılmasını istedi.
“OLAYI BURAYA GETİREN MEDYAYA YANSIMASI VE SOSYAL LİNÇTİR”
Savcı, dosyanın mütalaa için kendisine verilmesini istedi. Söz alan sanık avukatı Ali Öztürk, “Olayın, bayrağın illegal olup olmamasıyla ilgisi yoktur. Müvekkilimin, müştekinin hastalıklarını bilmesi mümkün değil, aralarında itişme olduğunu kendini koruma maksatlı hareket ettiğini söylemiştir. Olayı buraya getiren medyaya yansıması ve bir nevi sosyal linçtir. Müvekkilim bayrak da ne yazdığını bilmiyordu. Bayrak da ne yazdığını müşteki de olaydan önce bilmiyordu” şeklinde konuştu.
YURT DIŞI YASAĞI KALDIRILDI
Mahkeme, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere savcılığa gönderilmesine karar verdi. Sanık hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılmasına karar veren mahkeme, duruşmayı 19 Şubat’a erteledi.
“EL ÖPÜP BAYRAĞA SAYGI GÖSTERİSİNDE BULUNSAYDI UZLAŞMAYA HAZIRDIK”
Şikayetçi avukatı Deniz Alp İmamoğlu duruşma sonrasında basın mensuplarına açıklama yaparak müvekkilinin taşıdığı bayrağın, yasadışı bir bayrak olmadığını belirtti. İmamoğlu, müvekkilinin uğradığı saldırının kabul edilemez olduğunu söyleyerek “Böyle bir saldırının düşünce ve ifade özgürlüğüne yapıldığını düşünüyoruz. Sanığın cezalandırılmasını talep ettik. Sanık herhangi bir şekilde uzlaşmaya yanaşmadı. Biz müvekkilden el öpüp özür dilendiğinde uzlaşmaya açıktık ve bayrağa bir saygı gösterisinde bulunulduğunda uzlaşmaya hazırdık. Sanık bunu kabul etmedi” dedi.
İDDİANAME
Fatih’te 1 Ocak sabah saatlerinde yapılan ‘Şehitlere rahmet, Filistin’e destek, İsrail’e lanet’ mitingine katılan İsmail Aydemir elinde Kelime-i Tevhid Bayrağı ile yürümüştü. Ege Akersoy, Haliç metrosu civarında tesadüfen karşılaştığı Aydemir’e “Sen Türk değil misin” dedikten sonra yumruk atmıştı. Gözaltına alınan Akersoy tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. İddianamede Ege Akersoy’un kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e “Sen tam bir Arap sevicisisin… Arap kültürünü savunuyor” şeklinde söylemler ile halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği belirtildi. İddianamede, şüpheli Akersoy’un “Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından toplam 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapsi istendi.Akersoy, iddianamenin kabul edilmesinin ardından yurt dışı çıkış yasağı konularak tahliye edildi.
]]>-Ege Akersoy: Pişmanım
Özden ATİK/ İSTANBUL, İstanbul’da düzenlenen Filistin’e destek mitinginde “Kelime-i Tevhid” bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e yumruk attığı gerekçesiyle 17 gün tutuklu kalan 25 yaşındaki üniversite öğrencisi Ege Akersoy, 4 yıla kadar hapis istemiyle bugün hakim karşısına çıktı. Akersoy, şikayetçinin taşıdığı bayrağın Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüğünü ifade ederek “Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum” dedi. Mahkeme, Akersoy hakkındaki yurt dışı yasağını kaldırarak dosyanın mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine karar verdi.
İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya,, tutuksuz sanık Ege Akersoy gelirken, şikayetçi İsmail Aydemir katılmadı.
Sanık Ege Akersoy kimlik sorgusunda elektrik mühendisliği mezunu ve öğrenci olduğunu, çalışmadığından herhangi bir geliri olmadığını söyledi. Akersoy, “31 Aralık günü arkadaşımda kalmıştım. Sabahında vapurla Kadıköy’den Karaköy’de geldim. Haliç metro civarında şikayetçi ismail Aydemir’i gördüm. Elinde yeşil üzerinde Arapça yazılı bayrak vardı. Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüm. Bu olay öncesinde Suudi Arabistan’da oynanmak istenen Galatasaray-Fenerbahçe maçında ülkemizin kurucu önderinin isminin anılmasından ve İstiklal Marşının okutulmasından rahatsız olmalarından dolayı ben bu bayrağın Türkiye içinde dolandırılmasından rahatsız oldum. Ayrıca 12 askerimizin şehit olmasından dolayı ülkemizde sadece Türk bayrağı dalgalandırılması gerektiğini düşündüm. O gün tesadüfen denk geldiğim müştekiye ‘Sen Türk değil misin? Şu an hassas zamanlardayız, şehitlerimiz varken Türk bayrağının taşınması daha doğru’ dedim. O da ‘Sanane istediğim bayrağı taşırım’ dedi. Ardından bana doğru yaklaştığı sırada bana vuracağını düşünerek kendimi koruma dürtüsüyle kendisine bir kez yumruk attım. Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum. Bu olay müştekiyle aramızda münferiden yaşanmış bir olaydı böyle de kalması gerekirdi. ” dedi. Akersoy, müştekiye yönelik “Tam bir Arap sevici Arap kültürünü savunuyor” tarzı sözler söylediğini hatırlamadığını belirtti.
Akersoy’un avukatı Ali Öztürk ise “Suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Halkın bir kesimin aşağılamak gibi bir durum yoktur. Bir anda gelişen münferit bir olaydır” diyerek beraat talep etti.
“ŞİKAYETİMİZ DEVAM ETMEKTEDİR”
İsmail Aydemir’in hasta olduğu için duruşmaya gelemediğini belirten müşteki avukatı Deniz Alp İmamoğlu ise “Şikayetiniz devam etmektedir. Savunmaları suçtan kurtulmaya yöneliktir. Müvekkilin kendisine yönelik bir hareketi olduğunu söylemiş o yüzden yumruk attığını söylemiştir. Ancak müvekkilimde skolyoz denilen omurga eğriliği rahatsızlığı vardır. Bu yüzden yaşı ve fiziki durumu dikkate alınarak yumruk atma imkanı olamaz. Müvekkil olayda yaralanmıştır. Müvekkilin elindeki bayrak yasa dışı mıdır, illegal ifadeler mi vardır, terör örgütünün siması mı vardır, hayır. Müvekkilimin taşıdığı bayrak tabut üzerine konulan tevhid bayrağıdır. Müvekkilin katılma sebebi Filistinlilere yapılanlara karşı gelmek için olduğu gibi, 12 şehidimize rahmet okutmaktır” diyerek sanığın cezalandırılmasını talep etti. Diğer şikayetçi avukatı ise müvekkilinin bayrağı miting alanındaki seyyar satıcıdan aldığını, ayrıca Türk bayrağı da taşımakta olduğunu ifade ederek sanığın cezalandırılmasını istedi.
“OLAYI BURAYA GETİREN MEDYAYA YANSIMASI VE SOSYAL LİNÇTİR”
Savcı, dosyanın mütalaa için kendisine verilmesini istedi. Söz alan sanık avukatı Ali Öztürk, “Olayın, bayrağın illegal olup olmamasıyla ilgisi yoktur. Müvekkilimin, müştekinin hastalıklarını bilmesi mümkün değil, aralarında itişme olduğunu kendini koruma maksatlı hareket ettiğini söylemiştir. Olayı buraya getiren medyaya yansıması ve bir nevi sosyal linçtir. Müvekkilim bayrak da ne yazdığını bilmiyordu. Bayrak da ne yazdığını müşteki de olaydan önce bilmiyordu” şeklinde konuştu.
YURT DIŞI YASAĞI KALDIRILDI
Mahkeme, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere savcılığa gönderilmesine karar verdi. Sanık hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılmasına karar veren mahkeme, duruşmayı 19 Şubat’a erteledi.
“EL ÖPÜP BAYRAĞA SAYGI GÖSTERİSİNDE BULUNSAYDI UZLAŞMAYA HAZIRDIK”
Şikayetçi avukatı Deniz Alp İmamoğlu duruşma sonrasında basın mensuplarına açıklama yaparak müvekkilinin taşıdığı bayrağın, yasadışı bir bayrak olmadığını belirtti. İmamoğlu, müvekkilinin uğradığı saldırının kabul edilemez olduğunu söyleyerek “Böyle bir saldırının düşünce ve ifade özgürlüğüne yapıldığını düşünüyoruz. Sanığın cezalandırılmasını talep ettik. Sanık herhangi bir şekilde uzlaşmaya yanaşmadı. Biz müvekkilden el öpüp özür dilendiğinde uzlaşmaya açıktık ve bayrağa bir saygı gösterisinde bulunulduğunda uzlaşmaya hazırdık. Sanık bunu kabul etmedi” dedi.
İDDİANAME
Fatih’te 1 Ocak sabah saatlerinde yapılan ‘Şehitlere rahmet, Filistin’e destek, İsrail’e lanet’ mitingine katılan İsmail Aydemir elinde Kelime-i Tevhid Bayrağı ile yürümüştü. Ege Akersoy, Haliç metrosu civarında tesadüfen karşılaştığı Aydemir’e “Sen Türk değil misin” dedikten sonra yumruk atmıştı. Gözaltına alınan Akersoy tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. İddianamede Ege Akersoy’un kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e “Sen tam bir Arap sevicisisin… Arap kültürünü savunuyor” şeklinde söylemler ile halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği belirtildi. İddianamede, şüpheli Akersoy’un “Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından toplam 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapsi istendi.Akersoy, iddianamenin kabul edilmesinin ardından yurt dışı çıkış yasağı konularak tahliye edildi.
]]>-Ege Akersoy: Pişmanım
Özden ATİK/ İSTANBUL, İstanbul’da düzenlenen Filistin’e destek mitinginde “Kelime-i Tevhid” bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e yumruk attığı gerekçesiyle 17 gün tutuklu kalan 25 yaşındaki üniversite öğrencisi Ege Akersoy, 4 yıla kadar hapis istemiyle bugün hakim karşısına çıktı. Akersoy, şikayetçinin taşıdığı bayrağın Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüğünü ifade ederek “Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum” dedi. Mahkeme, Akersoy hakkındaki yurt dışı yasağını kaldırarak dosyanın mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine karar verdi.
İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya,, tutuksuz sanık Ege Akersoy gelirken, şikayetçi İsmail Aydemir katılmadı.
Sanık Ege Akersoy kimlik sorgusunda elektrik mühendisliği mezunu ve öğrenci olduğunu, çalışmadığından herhangi bir geliri olmadığını söyledi. Akersoy, “31 Aralık günü arkadaşımda kalmıştım. Sabahında vapurla Kadıköy’den Karaköy’de geldim. Haliç metro civarında şikayetçi ismail Aydemir’i gördüm. Elinde yeşil üzerinde Arapça yazılı bayrak vardı. Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüm. Bu olay öncesinde Suudi Arabistan’da oynanmak istenen Galatasaray-Fenerbahçe maçında ülkemizin kurucu önderinin isminin anılmasından ve İstiklal Marşının okutulmasından rahatsız olmalarından dolayı ben bu bayrağın Türkiye içinde dolandırılmasından rahatsız oldum. Ayrıca 12 askerimizin şehit olmasından dolayı ülkemizde sadece Türk bayrağı dalgalandırılması gerektiğini düşündüm. O gün tesadüfen denk geldiğim müştekiye ‘Sen Türk değil misin? Şu an hassas zamanlardayız, şehitlerimiz varken Türk bayrağının taşınması daha doğru’ dedim. O da ‘Sanane istediğim bayrağı taşırım’ dedi. Ardından bana doğru yaklaştığı sırada bana vuracağını düşünerek kendimi koruma dürtüsüyle kendisine bir kez yumruk attım. Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum. Bu olay müştekiyle aramızda münferiden yaşanmış bir olaydı böyle de kalması gerekirdi. ” dedi. Akersoy, müştekiye yönelik “Tam bir Arap sevici Arap kültürünü savunuyor” tarzı sözler söylediğini hatırlamadığını belirtti.
Akersoy’un avukatı Ali Öztürk ise “Suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Halkın bir kesimin aşağılamak gibi bir durum yoktur. Bir anda gelişen münferit bir olaydır” diyerek beraat talep etti.
“ŞİKAYETİMİZ DEVAM ETMEKTEDİR”
İsmail Aydemir’in hasta olduğu için duruşmaya gelemediğini belirten müşteki avukatı Deniz Alp İmamoğlu ise “Şikayetiniz devam etmektedir. Savunmaları suçtan kurtulmaya yöneliktir. Müvekkilin kendisine yönelik bir hareketi olduğunu söylemiş o yüzden yumruk attığını söylemiştir. Ancak müvekkilimde skolyoz denilen omurga eğriliği rahatsızlığı vardır. Bu yüzden yaşı ve fiziki durumu dikkate alınarak yumruk atma imkanı olamaz. Müvekkil olayda yaralanmıştır. Müvekkilin elindeki bayrak yasa dışı mıdır, illegal ifadeler mi vardır, terör örgütünün siması mı vardır, hayır. Müvekkilimin taşıdığı bayrak tabut üzerine konulan tevhid bayrağıdır. Müvekkilin katılma sebebi Filistinlilere yapılanlara karşı gelmek için olduğu gibi, 12 şehidimize rahmet okutmaktır” diyerek sanığın cezalandırılmasını talep etti. Diğer şikayetçi avukatı ise müvekkilinin bayrağı miting alanındaki seyyar satıcıdan aldığını, ayrıca Türk bayrağı da taşımakta olduğunu ifade ederek sanığın cezalandırılmasını istedi.
“OLAYI BURAYA GETİREN MEDYAYA YANSIMASI VE SOSYAL LİNÇTİR”
Savcı, dosyanın mütalaa için kendisine verilmesini istedi. Söz alan sanık avukatı Ali Öztürk, “Olayın, bayrağın illegal olup olmamasıyla ilgisi yoktur. Müvekkilimin, müştekinin hastalıklarını bilmesi mümkün değil, aralarında itişme olduğunu kendini koruma maksatlı hareket ettiğini söylemiştir. Olayı buraya getiren medyaya yansıması ve bir nevi sosyal linçtir. Müvekkilim bayrak da ne yazdığını bilmiyordu. Bayrak da ne yazdığını müşteki de olaydan önce bilmiyordu” şeklinde konuştu.
YURT DIŞI YASAĞI KALDIRILDI
Mahkeme, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere savcılığa gönderilmesine karar verdi. Sanık hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılmasına karar veren mahkeme, duruşmayı 19 Şubat’a erteledi.
“EL ÖPÜP BAYRAĞA SAYGI GÖSTERİSİNDE BULUNSAYDI UZLAŞMAYA HAZIRDIK”
Şikayetçi avukatı Deniz Alp İmamoğlu duruşma sonrasında basın mensuplarına açıklama yaparak müvekkilinin taşıdığı bayrağın, yasadışı bir bayrak olmadığını belirtti. İmamoğlu, müvekkilinin uğradığı saldırının kabul edilemez olduğunu söyleyerek “Böyle bir saldırının düşünce ve ifade özgürlüğüne yapıldığını düşünüyoruz. Sanığın cezalandırılmasını talep ettik. Sanık herhangi bir şekilde uzlaşmaya yanaşmadı. Biz müvekkilden el öpüp özür dilendiğinde uzlaşmaya açıktık ve bayrağa bir saygı gösterisinde bulunulduğunda uzlaşmaya hazırdık. Sanık bunu kabul etmedi” dedi.
İDDİANAME
Fatih’te 1 Ocak sabah saatlerinde yapılan ‘Şehitlere rahmet, Filistin’e destek, İsrail’e lanet’ mitingine katılan İsmail Aydemir elinde Kelime-i Tevhid Bayrağı ile yürümüştü. Ege Akersoy, Haliç metrosu civarında tesadüfen karşılaştığı Aydemir’e “Sen Türk değil misin” dedikten sonra yumruk atmıştı. Gözaltına alınan Akersoy tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. İddianamede Ege Akersoy’un kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e “Sen tam bir Arap sevicisisin… Arap kültürünü savunuyor” şeklinde söylemler ile halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği belirtildi. İddianamede, şüpheli Akersoy’un “Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından toplam 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapsi istendi.Akersoy, iddianamenin kabul edilmesinin ardından yurt dışı çıkış yasağı konularak tahliye edildi.
]]>Bayramiç ilçesine bağlı Sarıot köyü yakınlarındaki cinayet olayı 8 Şubat akşamı saat 20.30 sıralarında meydana geldi. Şakir Aydın ve Tayfun Avcı motosiklet ile köyden ayrıldı. Şakir Aydın ve Tayfun Avcı köy kavşağından anayola motosikletle döndükleri sırada kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından açılan ateş sonucu vuruldu. Şakir Aydın olay yerinde, Tayfun Avcı ise kaldırıldığı Bayramiç Devlet Hastanesinde hayatını kaybetti.
Çanakkale İl Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme, Çanakkale İl Jandarma Komutanlığı Suç Araştırma Timi (JASAT), İstihbarat Şube, Siber Suçlar, Özel Köpek Timleri, İlçe Jandarma Komutanlığı Asayiş ve Trafik Timleri pompalı tüfekle öldürülen Şakir Aydın ve Tayfun Avcı’nın katil zanlılarını yakalamak için çalışma başlattı. Ekipler, Bayramiç ilçe merkezi olmak üzere Sarıot köyü ile Akçakıl köyünde şüphelilerin yakalanması için çeşitli adreslerde arama yaptı. Özel Köpek Timinde yer alan ‘Tahra’ isimli köpek ile ekipler, gece boyu ve gündüz devam eden yakalama çalışmaları çerçevesinde ekiplere destek verdi. 3 gün boyunca gece gündüz ilçenin giriş ve çıkış noktaları tutuldu.
Çanakkale İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü ve JASAT ekipleri dün cinayet olayına karışan şüphelilerden A.G. ve C.Ö. 9 Şubat’ta yakalanarak, gözaltına alındı. İstihbarat Şube Müdürlüğü firari olarak aranan A.K. ile yaşları 16 yaşında olan ve suça sürüklenen D.B. ve H.M.K’yi 10 Şubat günü titiz çalışmalar sonucu Bayramiç ilçe merkezinde saklandıkları evde yakaladı. Gözaltına alınan 3 şüpheli ifadeleri alınmak üzere Bayramiç ilçe Jandarma Komutanlığına götürüldü.
Cinayette kullanılan pompalı tüfeği attığı yeri söyledi
Öte yandan Şakir Aydın ve Tayfun Avcı’nın öldürüldüğü cinayette kullanılan pompalı tüfek Bayramiç ilçe merkezinde sulama kanalındaki çalılıklar içinde bulundu. A.K. cinayet sonrası sulama kanalı yakınlarında çalılık içindeki pompalı tüfeğin yerini Jandarma İstihbarat ve JASAT ekiplerine gösterdi.
Cinayet olayının altından uyuşturucu ile alacak, verecek meselesi çıktı
Bayramiç ilçesine bağlı Sarıot köyünde meydana gelen pompalı tüfekle saldırının altından uyuşturucu ile alacak, verecek meselesi çıktı. Sarıot köyünden çıkan Şakir Aydın ve Tayfun Avcı, köy kavşağından anayola motosikletle döndükleri önü iddiaya göre bir araçla kesildiği, yaşanan tartışma sonra Şakir Aydın ve Tayfun Avcı’nın pompalı tüfekle öldürüldüğü ortaya çıktı. Öte yandan, Şakir Aydın ve Tayfun Avcı’nın öldürülmeden cinayet zanlıları ile bir vatandaş tarafından yapılan hayra katıldıkları ve sonrasında köyde bir evin bahçesinde alkol aldıkları ortaya çıktı.
5 şüpheli adliyeye sevk edildi
Bayramiç’te pompalı tüfekle öldürülen Şakir Aydın ve Tayfun Avcı cinayetinde gözaltına alınan 5 şüpheli jandarmadaki işlemlerinin ardından Bayramiç adliyesine sevk edildi. Jandarma ekipleri şüphelileri adliyeye getirdiği sırada geniş güvenlik önlemi aldı. Cinayet zanlısı A.K. jandarmadaki ilk ifadesinde cinayeti itiraf etti. – ÇANAKKALE
]]>Olay, 2022 yılı Ağustos ayında Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda meydana geldi. ‘Cinsel istismar’ suçundan tutuklanan S.T. ile M.D., iddiaya göre aynı koğuşta kaldıkları, A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö. tarafından cinsel istismara uğradı. Olay, o dönem 17 yaşında olan mağdur S.T.’nin, 12 Ağustos 2022’de nakil olarak gittiği Ankara Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nde yapılan muayenesinde ortaya çıktı. Vücudunda darp izleri görülen S.T.’nin, Kocaeli’deki cezaevinde M.D. ile birlikte, A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö.’nün cinsel istismarına maruz kaldıklarını, kemerle darbedildiklerini, zorla ayaklarını yıkattıklarını, kendilerine masaj yaptırdıklarını, bardaktan ve pet şişeden zorla idrar içirdiklerini beyan etmesi üzerine, kurum müdürlüğü tarafından suç duyurusunda bulunuldu. Şüpheliler hakkında, Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılarak geçen Ocak ayında karar çıktı.
CEZAEVİ ÇOCUK KOĞUŞUNDAKİ TACİZ DAVASINDA SANIKLARA CEZA YAĞMIŞTI
Mahkeme heyeti, sanıkların suç tarihinde 18 yaşından küçük olmalarını dikkate alarak, S.T. ve M.D.’ye yönelik haklarında ‘çocuğa karşı eziyet’, ‘cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ‘çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçlarından şüpheliler A.S., E.G., K.T.Ö. ile Y.Ö., 19 yıl ile 30 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezası verdi. A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö., ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçundan beraat ederken, ‘kaçma şüpheleri olduğu gerekçesi’ ile tutukluluk hallerinin devamına karar verilmişti.
SAVCILIK OLAYIN ARDINDAN GARDİYANLAR HAKKINDA DA SORUŞTURMA AÇTI
Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı gündeme gelen olayın ardından Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görevli infaz koruma memurları Ahmet Ö., Ahmet S., Murat Ş., Ömer Ç. ve Samet K. hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmanın tamamlanmasının ardından şüpheliler hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, mağdur S.T.’nin haklarında iddianame düzenlenen 18 yaşından küçük çocuklar A.D., E.G., Y.Ö. ile K.T.Ö. tarafından işkence ve istismara maruz kaldığı anlatıldı. S.T.’nin Sincan Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na Ağustos 2022 tarihinde sevk edildiği anlatılan iddianamede, cezaevine girişte yapılan kontrollerde vücudunda morluklar ve yaraların tespit edilmesi üzerine suç duyurusunda bulunulduğu, Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından S.T.’ye yönelik 18 yaşından küçük 4 şüphelinin 11 Ağustos 2022 tarihinde gerçekleştirdikleri eylemlere ilişkin günün vardiya sorumlusu infaz koruma memurları hakkında soruşturma başlatıldığı aktarıldı.
İFADESİNDE GARDİYANLARDAN ŞİKAYETÇİ OLMADI
İddianamede, şikayetçi S.T.’nin ifadesine de yer verildi. İfadesinde S.T., Bir olay sebebiyle 3 Ağustos 2022 tarihinde Kandıra Cezaevine girdim. Cezaevinde gündüz ve geceleri olmak üzere iki kez İnfaz Koruma memurları denetim yaparlardı. Ayrıca ses yükseldiğinde de kapıdan gelip kontrol ederlerdi. Kandıra Cezaevi’nde başıma gelen olay ile ilgili cezaevinden sevk edileceğim gün ismini bilmediğim infaz koruma memurunun biri gözümdeki morluğu fark etti ve bana gözümün neden mor olduğunu sorduğunda ona ‘ranzaya çarptım’ dedim. Ben yaşadığım olayı orada görevli infaz koruma memurlarına anlatmadım, yardım da istemedim. Bu olayı anlatmama sebebim olay içeriğinde ismi geçen çocuk suçluların ‘olayı anlatırsan sana daha kötü şeyler yaparız’ diye tehdit etmeleridir. Benim bu konu ile ilgili söyleyeceklerim bundan ibarettir. Bu konu ile ilgili İnfaz Koruma memurlarından herhangi bir davam ve şikayetim yoktur dediği belirtildi.
ŞÜPHELİ GARDİYAN SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRDİKLERİNİ BELİRTEREK SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Gardiyanlardan şüpheli Ahmet Ö.’nin soruşturma aşamasında alınan ifadesinde, Ben olay tarihinde 20.00 ile 08.00 saatleri arasında çalışıyordum. Nöbetçi memur olarak da Ahmet S. ve Samet K. görev yapıyordu. Kural gereği biz her saat içerisinde 1 kez odaları, oda kapısındaki mazgaldan ya da oda kapısı açılarak kontrol ediyoruz. O gün de bu şekilde odaları kontrol ettik. O gün yaklaşık olarak 13 kez odayı kontrol ettik. Biz odaları kontrol ettiğimizde her hangi bir sorun yoktu ve herhangi bir şikayette bulunan da olmadı. Çocuk şahıslar D4 numaralı odada kalıyordu. Ben vardiyam esnasında herhangi bir olumsuzluğa rastlamadım. Odalar iki katlıdır, alt katta kamera sistemi bulunmaktadır. Alt katta herhangi bir olumsuzluk olsaydı tarafımızdan müdahale edilirdi. Olay üst katta kamera bulunmadığından orada gerçekleşmiş. Tarafımdan sorumluluklar yerine getirilmiştir. Ben ve nöbetçi memurlar o gün gerekli kontrolleri yaptık. Belirttiğim sebeplerden suçlamayı kabul etmiyorum şeklinde ifadesine yer verildi.
MAĞDUR ÇOCUK ANKARA’YA NAKİL OLURKEN SAĞLIK RAPORU ALINMAMIŞ
Cezaevinde görevli gardiyanlardan şüpheli Murat Ş. ise ifadesinde, şikayetçi S.T.’nin kaldığı koğuşta kontrol ettikleri sıralarda koğuştakilere sorunu olup olmadıklarını sorduklarını, koğuştan kimsenin sorun bildirmediğini ifade etti. Diğer şüphelilerin de alınan ifadelerinde benzer savunmalar yaptığı görüldü. İddianamede S.T.’nin sevki sırasında darp raporu alıp almadığına ilişkin cezaevine sorulduğu, gelen cevap yazsında S.T.’nin Kocaeli’ndeki cezaevine girdiği gün alınan sağlık muayenesinde herhangi bir olumsuzluk görülmediği ve nakiller sırasında tutuklulardan sadece yolculuk yapıp yapamayacağı yönünde rapor alındığını bildirdi.
NAKİL SIRASINDA ŞİKAYETÇİYE MUAYENE YAPILMAMIŞ
İddianamede, S.T.’nin tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu’nda, aynı koğuşta kaldığı A.S., E.G., Y.Ö. ve K.T.Ö. tarafından işkence gördüğü, cinsel istismara maruz kaldığı iddiasıyla Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi’ne fezleke düzenlendiği aktarıldı. S.T.’nin Ankara’daki cezaevine nakil olduğunda yapılan muayenede gözle görülür şekilde tespit edildiği vurgulandı.
SAVCI ‘GARDİYANLARIN DURUMU FARK ETMEMELERİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA’ AYKIRI DEDİ
İddianamede, olayın yaşandığı gün vardiya memurlarının odaya en az iki defa girdiği, yaşanan olaylarda mağdurun yüzünde ve vücudunda meydana gelen yaralanmaları görmemelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtildi. İddianamede, S.T.’nin mağduriyet yaşadığı belirtilerek kamu davası açılması için yeterli delilin bulunduğu vurgulandı.
5 GARDİYAN İÇİN 1 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
İddianamede, şüpheliler Ahmet Ö., Ahmet S., Murat Ş., Ömer Ç. ve Samet K.’nin Görevi Kötüye Kullanmak suçundan ayrı ayrı 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianamenin kabul edilmesiyle şüphelilerin ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor.
MÜVEKKİLİMİN BU OLAY NEDENİYLE ALDIĞI YARALARIN TELAFİSİ OLDUKÇA GÜÇ
Şikayetçi S.T.’nin avukatı Rıdvan Can Erdem, Kocaeli Cezaevi’nde oldukça vahim bir olay yaşandı. Müvekkilim aynı koğuşta bulunan diğer çocuklar tarafından eziyete, işkenceye ve cinsel istismara maruz kaldı. Bu olayla ilgili yargılamanın sonuna gelindi ve Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi sanıklar hakkında oldukça ağır cezalar hükmetti. Bununla birlikte devam eden bir davamız daha vardı. Müvekkilim S.T.’nin cezaevine girmesine sebep olan davada, beraat ile sonuçlandı. Müvekkilin masum olduğu ve cezaevine haksız yere girdiği anlaşılmış oldu. Sanıklar her ne kadar cezalarını almış olsalar da müvekkilin bu olay nedeniyle aldığı yaraların telafisi oldukça güç. Bizim devlet aleyhine açmış olduğumu tazminat davamız var. Biz burada mağdur S.T.’nin gerektiği gibi korunamadığını düşünerek Adalet Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtık. Bu davamız şu ana sürüyor dedi.
BURADA HERKES GÖREVLERİNİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPMALIYDI
Avukat Can Erdem, Yaşan şiddet ve taciz olayı Kandıra’da yaşanmasına rağmen bu hadise Kocaeli Cezaevi’nde ortaya çıkmadı. Müvekkil ve diğer çocuk mahkumlar, Ankara Sincan’daki cezaevine nakledilince orada fiziki muayenede ortaya çıktı. Bu olay Ankara’da yapılan fiziki muayenede ortaya çıkıyorsa Kandıra’da da ortaya çıkabilirdi. Kandıra Cezaevi’ndeki infaz koruma memurlarının ihmal suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle, görevlerini gerektiği gibi yerine getirmediğini, oradaki çocukların koruma ve gözetimlerinin gerekti şekilde sağlanmadığını belirterek haklarında iddianame düzenleyip kamu davası açtı. Bu dava devam ediyor halen. Dava sonucunda muhtemeldir ki görevlerini gereği gibi yerine getirmediği kamu hizmetinden yasaklanma durumları söz konusu olacaktır. Ayrıca adli bir ceza da olacaktır. Burada herkes görevlerini en iyi şekilde yapmalıydı. Orada gardiyanlar görevlerini gerektiği gibi yerine getirseydi, o elim olaylar daha başlangıcında fark edilseydi işler bu noktaya gelmeden önlenebilecekti diye konuştu.
18 YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUK MAHKUMLARIN BİRBİRLERİNDEN OLDUKÇA ETKİLENDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ
Avukat Erdem, çocuk mahkumlar için özel bir cezaevi ortamı hazırlanması gerektiğini belirterek, Özellikle 18 yaşından küçük çocuk mahkumların birbirlerinden oldukça etkilendiğini düşünüyoruz. Çünkü eziyet ve istismar davasında, sanıkların alınan savunmalarında, her biri esasında bunları kendilerinin düşünmediği ve birbirlerinden etkilenerek bu eylemleri gerçekleştirdiklerini söylediler. Adalet Bakanlığı’na çocuk mahkumların yetişkinler için hazırlanmış koğuşlarda değil de onlar için özel olarak hazırlanmış, gelişimleri, eğitimleri, sosyal faaliyetleri olan koğuşlarda kalması gerektiği yönünde yazı yazdık ifadelerini kullandı.
]]>Mikail BIYIKLI/İSTANBUL, KOCAELİ’de, 2022 yılında cezaevindeki çocuk koğuşunda tutuklu bulunan S.T. (19) ile M.D. (18), aynı koğuşta kaldıkları 4 kişi tarafından cinsel istismara uğradığını öne sürdü. Yargılama sonucunda, 4 sanığa 30 yıla kadar değişen oranlarda hapis cezaları verildi. Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı’nın cezaevindeki 5 infaz koruma memuru hakkında başlattığı soruşturma tamamlandı. İddianamede, 5 gardiyan hakkında ‘Görevi kötüye kullanmak’ suçundan ayrı ayrı 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istendi. Mağdur S.T.’nin avukatı Rıdvan Can Erdem, “Burada herkes görevlerini en iyi şekilde yapmalıydı. Orada gardiyanlar görevlerini gerektiği gibi yerine getirseydi, o elim olaylar daha başlangıcında fark edilseydi işler bu noktaya gelmeden önlenebilecekti” dedi.
Olay, 2022 yılı Ağustos ayında Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda meydana geldi. ‘Cinsel istismar’ suçundan tutuklanan S.T. ile M.D., iddiaya göre aynı koğuşta kaldıkları, A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö. tarafından cinsel istismara uğradı. Olay, o dönem 17 yaşında olan mağdur S.T.’nin, 12 Ağustos 2022’de nakil olarak gittiği Ankara Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nde yapılan muayenesinde ortaya çıktı. Vücudunda darp izleri görülen S.T.’nin, Kocaeli’deki cezaevinde M.D. ile birlikte, A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö.’nün cinsel istismarına maruz kaldıklarını, kemerle darbedildiklerini, zorla ayaklarını yıkattıklarını, kendilerine masaj yaptırdıklarını, bardaktan ve pet şişeden zorla idrar içirdiklerini beyan etmesi üzerine, kurum müdürlüğü tarafından suç duyurusunda bulunuldu. Şüpheliler hakkında, Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılarak geçen Ocak ayında karar çıktı.
CEZAEVİ ÇOCUK KOĞUŞUNDAKİ TACİZ DAVASINDA SANIKLARA CEZA YAĞMIŞTI
Mahkeme heyeti, sanıkların suç tarihinde 18 yaşından küçük olmalarını dikkate alarak, S.T. ve M.D.’ye yönelik haklarında ‘çocuğa karşı eziyet’, ‘cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ‘çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçlarından şüpheliler A.S., E.G., K.T.Ö. ile Y.Ö., 19 yıl ile 30 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezası verdi. A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö., ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçundan beraat ederken, ‘kaçma şüpheleri olduğu gerekçesi’ ile tutukluluk hallerinin devamına karar verilmişti.
SAVCILIK OLAYIN ARDINDAN GARDİYANLAR HAKKINDA DA SORUŞTURMA AÇTI
Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı gündeme gelen olayın ardından Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görevli infaz koruma memurları Ahmet Ö., Ahmet S., Murat Ş., Ömer Ç. ve Samet K. hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmanın tamamlanmasının ardından şüpheliler hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, mağdur S.T.’nin haklarında iddianame düzenlenen 18 yaşından küçük çocuklar A.D., E.G., Y.Ö. ile K.T.Ö. tarafından işkence ve istismara maruz kaldığı anlatıldı. S.T.’nin Sincan Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na Ağustos 2022 tarihinde sevk edildiği anlatılan iddianamede, cezaevine girişte yapılan kontrollerde vücudunda morluklar ve yaraların tespit edilmesi üzerine suç duyurusunda bulunulduğu, Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından S.T.’ye yönelik 18 yaşından küçük 4 şüphelinin 11 Ağustos 2022 tarihinde gerçekleştirdikleri eylemlere ilişkin günün vardiya sorumlusu infaz koruma memurları hakkında soruşturma başlatıldığı aktarıldı.
İFADESİNDE GARDİYANLARDAN ŞİKAYETÇİ OLMADI
İddianamede, şikayetçi S.T.’nin ifadesine de yer verildi. İfadesinde S.T., “Bir olay sebebiyle 3 Ağustos 2022 tarihinde Kandıra Cezaevine girdim. Cezaevinde gündüz ve geceleri olmak üzere iki kez İnfaz Koruma memurları denetim yaparlardı. Ayrıca ses yükseldiğinde de kapıdan gelip kontrol ederlerdi. Kandıra Cezaevi’nde başıma gelen olay ile ilgili cezaevinden sevk edileceğim gün ismini bilmediğim infaz koruma memurunun biri gözümdeki morluğu fark etti ve bana gözümün neden mor olduğunu sorduğunda ona ‘ranzaya çarptım’ dedim. Ben yaşadığım olayı orada görevli infaz koruma memurlarına anlatmadım, yardım da istemedim. Bu olayı anlatmama sebebim olay içeriğinde ismi geçen çocuk suçluların ‘olayı anlatırsan sana daha kötü şeyler yaparız’ diye tehdit etmeleridir. Benim bu konu ile ilgili söyleyeceklerim bundan ibarettir. Bu konu ile ilgili İnfaz Koruma memurlarından herhangi bir davam ve şikayetim yoktur” dediği belirtildi.
ŞÜPHELİ GARDİYAN SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRDİKLERİNİ BELİRTEREK SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Gardiyanlardan şüpheli Ahmet Ö.’nin soruşturma aşamasında alınan ifadesinde, “Ben olay tarihinde 20.00 ile 08.00 saatleri arasında çalışıyordum. Nöbetçi memur olarak da Ahmet S. ve Samet K. görev yapıyordu. Kural gereği biz her saat içerisinde 1 kez odaları, oda kapısındaki mazgaldan ya da oda kapısı açılarak kontrol ediyoruz. O gün de bu şekilde odaları kontrol ettik. O gün yaklaşık olarak 13 kez odayı kontrol ettik. Biz odaları kontrol ettiğimizde her hangi bir sorun yoktu ve herhangi bir şikayette bulunan da olmadı. Çocuk şahıslar D4 numaralı odada kalıyordu. Ben vardiyam esnasında herhangi bir olumsuzluğa rastlamadım. Odalar iki katlıdır, alt katta kamera sistemi bulunmaktadır. Alt katta herhangi bir olumsuzluk olsaydı tarafımızdan müdahale edilirdi. Olay üst katta kamera bulunmadığından orada gerçekleşmiş. Tarafımdan sorumluluklar yerine getirilmiştir. Ben ve nöbetçi memurlar o gün gerekli kontrolleri yaptık. Belirttiğim sebeplerden suçlamayı kabul etmiyorum” şeklinde ifadesine yer verildi.
MAĞDUR ÇOCUK ANKARA’YA NAKİL OLURKEN SAĞLIK RAPORU ALINMAMIŞ
Cezaevinde görevli gardiyanlardan şüpheli Murat Ş. ise ifadesinde, şikayetçi S.T.’nin kaldığı koğuşta kontrol ettikleri sıralarda koğuştakilere sorunu olup olmadıklarını sorduklarını, koğuştan kimsenin sorun bildirmediğini ifade etti. Diğer şüphelilerin de alınan ifadelerinde benzer savunmalar yaptığı görüldü. İddianamede S.T.’nin sevki sırasında darp raporu alıp almadığına ilişkin cezaevine sorulduğu, gelen cevap yazsında S.T.’nin Kocaeli’ndeki cezaevine girdiği gün alınan sağlık muayenesinde herhangi bir olumsuzluk görülmediği ve nakiller sırasında tutuklulardan sadece yolculuk yapıp yapamayacağı yönünde rapor alındığını bildirdi.
NAKİL SIRASINDA ŞİKAYETÇİYE MUAYENE YAPILMAMIŞ
İddianamede, S.T.’nin tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu’nda, aynı koğuşta kaldığı A.S., E.G., Y.Ö. ve K.T.Ö. tarafından işkence gördüğü, cinsel istismara maruz kaldığı iddiasıyla Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi’ne fezleke düzenlendiği aktarıldı. S.T.’nin Ankara’daki cezaevine nakil olduğunda yapılan muayenede gözle görülür şekilde tespit edildiği vurgulandı.
SAVCI ‘GARDİYANLARIN DURUMU FARK ETMEMELERİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA’ AYKIRI DEDİ
İddianamede, olayın yaşandığı gün vardiya memurlarının odaya en az iki defa girdiği, yaşanan olaylarda mağdurun yüzünde ve vücudunda meydana gelen yaralanmaları görmemelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtildi. İddianamede, S.T.’nin mağduriyet yaşadığı belirtilerek kamu davası açılması için yeterli delilin bulunduğu vurgulandı.
5 GARDİYAN İÇİN 1 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
İddianamede, şüpheliler Ahmet Ö., Ahmet S., Murat Ş., Ömer Ç. ve Samet K.’nin “Görevi Kötüye Kullanmak” suçundan ayrı ayrı 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianamenin kabul edilmesiyle şüphelilerin ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor.
“MÜVEKKİLİMİN BU OLAY NEDENİYLE ALDIĞI YARALARIN TELAFİSİ OLDUKÇA GÜÇ”
Şikayetçi S.T.’nin avukatı Rıdvan Can Erdem, “Kocaeli Cezaevi’nde oldukça vahim bir olay yaşandı. Müvekkilim aynı koğuşta bulunan diğer çocuklar tarafından eziyete, işkenceye ve cinsel istismara maruz kaldı. Bu olayla ilgili yargılamanın sonuna gelindi ve Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi sanıklar hakkında oldukça ağır cezalar hükmetti. Bununla birlikte devam eden bir davamız daha vardı. Müvekkilim S.T.’nin cezaevine girmesine sebep olan davada, beraat ile sonuçlandı. Müvekkilin masum olduğu ve cezaevine haksız yere girdiği anlaşılmış oldu. Sanıklar her ne kadar cezalarını almış olsalar da müvekkilin bu olay nedeniyle aldığı yaraların telafisi oldukça güç. Bizim devlet aleyhine açmış olduğumu tazminat davamız var. Biz burada mağdur S.T.’nin gerektiği gibi korunamadığını düşünerek Adalet Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtık. Bu davamız şu ana sürüyor” dedi.
“BURADA HERKES GÖREVLERİNİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPMALIYDI”
Avukat Can Erdem, “Yaşan şiddet ve taciz olayı Kandıra’da yaşanmasına rağmen bu hadise Kocaeli Cezaevi’nde ortaya çıkmadı. Müvekkil ve diğer çocuk mahkumlar, Ankara Sincan’daki cezaevine nakledilince orada fiziki muayenede ortaya çıktı. Bu olay Ankara’da yapılan fiziki muayenede ortaya çıkıyorsa Kandıra’da da ortaya çıkabilirdi. Kandıra Cezaevi’ndeki infaz koruma memurlarının ihmal suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle, görevlerini gerektiği gibi yerine getirmediğini, oradaki çocukların koruma ve gözetimlerinin gerekti şekilde sağlanmadığını belirterek haklarında iddianame düzenleyip kamu davası açtı. Bu dava devam ediyor halen. Dava sonucunda muhtemeldir ki görevlerini gereği gibi yerine getirmediği kamu hizmetinden yasaklanma durumları söz konusu olacaktır. Ayrıca adli bir ceza da olacaktır. Burada herkes görevlerini en iyi şekilde yapmalıydı. Orada gardiyanlar görevlerini gerektiği gibi yerine getirseydi, o elim olaylar daha başlangıcında fark edilseydi işler bu noktaya gelmeden önlenebilecekti” diye konuştu.
“18 YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUK MAHKUMLARIN BİRBİRLERİNDEN OLDUKÇA ETKİLENDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
Avukat Erdem, çocuk mahkumlar için özel bir cezaevi ortamı hazırlanması gerektiğini belirterek, “Özellikle 18 yaşından küçük çocuk mahkumların birbirlerinden oldukça etkilendiğini düşünüyoruz. Çünkü eziyet ve istismar davasında, sanıkların alınan savunmalarında, her biri esasında bunları kendilerinin düşünmediği ve birbirlerinden etkilenerek bu eylemleri gerçekleştirdiklerini söylediler. Adalet Bakanlığı’na çocuk mahkumların yetişkinler için hazırlanmış koğuşlarda değil de onlar için özel olarak hazırlanmış, gelişimleri, eğitimleri, sosyal faaliyetleri olan koğuşlarda kalması gerektiği yönünde yazı yazdık” ifadelerini kullandı.
]]>TEKİRDAĞ’ın Şarköy ilçesinde, 8 metreden denize uçan otomobilde lise müdürü Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun (46) öldüğü kazada alkollü çıkan ve ‘Bilinçli taksirle ölüme neden olmak’ suçundan 9 yıla kadar hapis cezası istemiyle hakkında dava açılan sürücü eşi Ahmet Gürkan Erkutlu (40), olay akşamı tartışma yaşadıklarını ancak tatlıya bağladıklarını iddia etti. Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun annesiyle kardeşi ise Esma Deniz’in evliliğinde mutsuz olduğunu ve ayrılmak istediğini öne sürdü.
Şarköy Anadolu Lisesi Müdürü Esma Deniz Dellal Erkutlu, eşi Ahmet Gürkan Erkutlu ile 2 Eylül akşamı, Hoşköy Mahallesi’nde restorana yemeğe gitti. Alkol alan Ahmet Gürkan Erkutlu’nun yemek dönüşü kullandığı 09 ANF 396 plakalı otomobil, Hoşkoy-Mürefte mahalleleri arasındaki kara yolunda 8 metre yükseklikten denize uçtu. Denizde ters dönen otomobilde Ahmet Gürkan Erkutlu, kendi imkanlarıyla kurtulurken eşi ise hayatını kaybetti. Kazanın ardından gözaltına alınan ve 1,49 promil alkollü olduğu belirlenen Ahmet Gürkan Erkutlu, çıkarıldığı Şarköy Sulh Ceza Hakimliği’nde, ‘Şüphelinin atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, şüphelinin tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma hususu devam ediyor olması nedenleri ile şüphelinin taksirle ölüme neden olma’ suçundan tutuklandı. Bir süre cezaevinde kalan Erkutlu, avukatının itirazıyla adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
‘YÜZDE 100 ASLİ KUSURLU’
Şarköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahmet Gürkan Erkutlu hakkında, ‘Bilinçli taksirle ölüme neden olmak’ suçundan 2 yıldan 9 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı. İddianamede, olayla ilgili bilirkişinin hazırladığı raporda, Erkutlu, ‘asli’ kusurlu bulundu. Raporda, “Soruşturmaya konu ölümlü trafik kazasında, kazalı araç üzerinde yapılan incelemede, aracın teknik olarak herhangi bir eksikliğinin bulunmadığına, aracın gaz, fren ve debriyaj pedallarında herhangi bir takılmanın olmadığına, aracın lastiklerinde, sürücünün fren yapmasından kaynaklı herhangi bir sürtünme izi bulunmadığına, davaya konu kazanın meydana gelmesinde sürücü Ahmet Gürkan Erkutlu’nun, yüzde 100 oranında asli derecede kusurlu olduğuna dair görüş ve kanaat belirtir rapordur” denildi.
Şarköy’de esnaflık yapan Ahmet Gürkan Erkutlu, ifadesinde, eşiyle 29 Ekim 2022’de evlendiklerini, olay gecesi tanışma yıl dönümü olduğundan yemeğe gittiklerini söyledi. Birlikte alkol aldıklarını belirten Erkutlu, “Yemek yediğimiz sırada aramızda benim işten eve geç gelmem sebebiyle tartışma çıktı ancak fiziksel temas olmadı. Daha sonra aramızdaki konuşmayı tatlıya bağladık, beraber çıkarak araca bindik, 60-70 kilometre hızla gitmekteydim. Karşıma tilki veya köpek benzeri bir hayvan çıktı. Ona çarpmamak için direksiyonu kırdım ancak frene basmadım. Ayağımı gaz pedalından çektim ve arabayı çarpmaktan kurtardım ancak direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı şeride girdim ve uçurumdan denize doğru uçtum. Çarpma anını hatırlamıyorum ancak araç ters döndüğünde içeri su dolmasıyla birlikte ben kendime geldim. Benim emniyet kemerim takılı değildi. Esma Deniz’in emniyet kemerinin takılı olup olmadığını bilmiyorum. Bir miktar su yutmaya başladığımda olayın şokundan çıktım. Elimle yokladığımda camın açık olduğunu gördüm ve camdan dışarı çıktım. Çıktığımda suyun sığ olduğunu gördüm. Ayağım su içerisinde denizdeyken su benim göğüs bölgeme kadar geliyordu. O sırada Esma’dan tepki yoktu, etraf da karanlıktı. Çarpmanın etkisiyle sırtımda ve kollarımda ağrı ve kesi vardı. İçeriye doğru elimle yokladım ancak Esma’ya o karanlıkta denk gelemedim. Bir ara ayağından yakaladım ancak dışarıya çekemedim. Daha sonra yardım çağırmak amacıyla yola çıkmaya çalıştım ancak bulunduğumuz yer çukur olduğu için tepeye yola çıkamadım” dedi.
‘YALNIZ YİYEN YALNIZ ÖLÜR İFADELERİNİ SÜREKLİ SÖYLERİM, ŞAKALAŞMADIR’
Daha sonra geri dönüp eline aldığı taşla aracın camını kırmaya çalıştığını ancak başaramadığını anlatan Erkutlu, “Daha sonra itfaiye gelerek hem beni hem de Esma’yı bulunduğu yerden çıkardı. Olay günü hız yaptığıma dair ihbar doğru değildir. Ben hızlı değildim. Zannediyorum ki yoldan toprak kalktığı için böyle bir ihbar yapılmıştır. Esma Deniz’in annesi Saadet’in ifadeleri doğru değildir. Bizim Esma ile konuşmalarımız yüksek sesle olur ancak aramızda herhangi bir ayrılma kararı yoktur. ‘Yalnız öleceksin’ ifadesi benim ağzımdan hiç çıkmamıştır. Ben ona şaka amaçlı, ‘Yalnız yiyen yalnız ölür’ şeklinde ifadeleri sürekli söylerim, aramızda bir şakalaşmadır. Eşim özel hayatımızı ailesine, akrabasına bahsederdi. Kavgalarımız bu yüzden çıkardı. Ayrılmaya ilişkin bir durum söz konusu değildi. Benim için söylenen, ‘Ayrılırsak kötü olur’ şeklinde cümleleri ben kurmadım. Yaşananlar için pişmanım. Kasti hiçbir davranışım söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.
‘AYRILIRSAK BU İŞİN SONU KÖTÜ OLUR’
İddianamede hayatını kaybeden Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun yakınlarının da ifadelerine yer verildi. Erkutlu’nun annesi Saadet Dellal, kızının sürekli evliliğiyle ilgili mutsuz olduğunu ve ayrılmak istediğini, buna karşın Ahmet Gürkan Erkutlu’nun ‘Ayrılırsak bu işin sonu kötü olur’ şeklinde ifadelerde bulunduğunu iddia etti. Dellal, “Olaydan yaklaşık üç ay önce eşi olan Ahmet Gürkan’a beni ziyaret ettikleri esnada kızım Esma, ‘Bu böyle gitmez, ayrılalım’ dediğinde bahse konu şahıs ‘Ayrılırsak bu işin sonu kötü olur’ şeklindeki beyanı vardır. Haricen Ahmet Gürkan ile kızım bize geldiğinde benim kızıma karşı argo ve küfürlü konuşurdu. Kızımın mutsuz olduğunu sürekli görüyordum. Trafik kazasında benim kızım Esma Dellal Erkutlu’nun ölmesine sebebiyet veren Ahmet Gürkan Erkutlu’dan şikayetçi ve davacıyım” dedi.
‘ABLAMA KÜFÜR VE HAKARET İÇERİKLİ KONUŞMALARI VARDI’
Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun kardeşi Onur Oğuz Dellal de ifadesinde, olay günü yaşananları anlattı. Ablasının kendisine attığı mesajları işaret eden Dellal, “01.09.2023 günü saat 21.00 sularında beni aradı ‘Babamı çok özledim, Gürkan bana yalnız öleceksin’ dedi. Daha sonra Gürkan telefonu aldı bana ‘Ağabey yanlış anlama kardeşin bazen beni eksik düşürüyor, sen merak etme’ dedi telefonu kapattı. Yaklaşık 1-1,5 saat sonra kardeşim Esma Deniz’in ölüm haberini aldım. Ahmet Gürkan müteakip zamanlar benim kardeşimle ilgili küfürlü konuşmalar ve hakaret içerikli konuşmalar yapardı. Ben meydana gelen olayla ilgili kız kardeşimin ölümüne sebep olan Ahmet Gürkan Erkutlu isimli şahıstan şikayetçi ve davacıyım” ifadelerini kullandı.
Şarköy Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma, hakimin izinli olması nedeniyle 10 Temmuz’a ertelendi.
]]>KAĞITHANE’de sosyal medyada küfürleşerek randevulaştığı Fahri Çelik’in ölümüne, 2 kişinin ise yaralanmasına neden olduğu iddiasıyla devam eden Şehmuz Yamaç hakkındaki soruşturma tamamlandı. İddianamede, Yamaç hakkında 4 suçtan müebbet ve 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi. Olay yerine Şehmuz Yamaç’ı motosikletiyle getiren Ahmet Kardaş’ın ise, ‘Tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 9 yıldan 15 yıla kadar hapsi talep edildi.
YARALI ARKADAŞINA YARDIM ETMEK İSTERKEN ÖLDÜRÜLMÜŞ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, şüpheli Şehmuz Yamaç ile müşteki Cihan Öncü’nün sosyal medya uygulamasından olay tarihinden yaklaşık 9 ay önce mesajlaştıkları, bu konuşmaların birbirlerine hakaret seviyesine ulaştığı anlatıldı. İki tarafın da Ocak 2023 tarihinde buluşmak için sözleştikleri, Cihan Öncü’nün aracılık etmesi için yanında Fahri Çelik ve Doğan İpek’in bulunduğu, şüpheli Şehmuz Yamaç’ın buluşmaya giderken yanına tabanca aldığı aktarıldı. Şüphelilerin olay yerine Ahmet Kardaş’ın sürdüğü motosiklet ile gittikleri, Şehmuz Yamaç’ın Cihan Öncü’yü olay yerinde gördüğü anda motosikletten inerek Öncü’ye ateş ederek yaraladığı, arkadaşına yardım etmek isteyen Fahri Çelik’e de ateş edilmesi üzerine Çelik’in hayatını kaybettiği ifade edildi. Olay yerinde tesadüfen bulunan Cihan Hülagü’nün de etrafa açılan ateş sonucu seken mermiyle yaralandığı, seken mermilerin bazıları ise çevredeki bir iş yerine isabet ettiği belirtilirken, şüpheliler Şehmuz Yamaç’ın olay yerinden Ahmet Karataş’ın kullandığı motosikletle birlikte kaçtıkları anlatıldı.
SOSYAL MEDYADAN KÜFÜRLEŞİP BULUŞMAK İÇİN SÖZLEŞMİŞLER
İddianamede, şüpheli Şehmuz Yamaç’ın olay yerine gelir gelmez Öncü’nün hayati bölgelerine ateş ettiği, daha önce sosyal medya üzerinden küfürleşmeleri nedeniyle aralarında husumet bulunduğu değerlendirildi. Yamaç’ın ATK raporunda olayda yaralanan Cihan Öncü’ye yönelik eyleminin tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu belirtildi. Olayın başında iki tarafın da karşılıklı küfürleşmede bulundukları, bu nedenle haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının ve Yamaç’ı motosikletiyle olay yerine getirip götüren Ahmet Kardaş’ın da diğer şüpheli tarafından Öncü’ye yönelik eyleminde fikir ve eylem birliği içerisinde bulunması, ifadeler ve tanık ifadesi gözetilerek Kardaş hakkında ‘öldürmeye teşebbüs’, ‘suçluyu kayırma’ suçlarından ceza verilmesinin mahkemenin takdirine bırakıldığı aktarıldı.
ATK RAPORUNDA ÇELİK’İN ÖLÜM NEDENİNİN SİLAHLA YARALANMA OLDUĞU VURGULANDI
Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi’nden gelen rapora göre Fahri Çelik’in vücuduna bir mermi girişi olduğu ve onun da öldürücü nitelikte olduğu belirtildi. Raporda Çelik’in ölüm nedeninin ateşli mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ yaralanması ve büyük damar yaralanmasına bağlı iç kanama sonucu olduğu vurgulandı. ATK raporunda olayda yaralanan Cihan Hülagü’ye gelen kurşunun ise yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde olduğu aktarıldı. İddianamede, şüpheli Şehmuz Kaçmaz hakkında ‘Mala zarar verme’ suçundan ise kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirtildi.
“FAHRİ ELİME DOĞRU HAMLE YAPINCA SİLAH ATEŞ ALDI”
İddianamede şüphelilerin ifadelerine de yer verildi. Şehmuz Yamaç ifadesinde, “Cihan Öncü’yü tanırım, kendisiyle sosyal medya üzerinden 5-6 yıldır konuşuruz. Konuşurken aramızda bir gün tartışma çıktı, bu nedenle karşılıklı hakaretleşmelerimiz oldu. Cihan son zamanlarda bana yönelik hakaretleri çok ileri düzeye gitmeye başlamıştı. Benden konum isteyerek buluşmak istedi. Ben de olay günü bulunduğum konumu gönderdim. Ben de olay yerine, beni vuracağını söylediğinde ve tedbiren silahımı da yanıma aldım. Buluşma noktasına yolda kısmen tanıdığım Ahmet Kardaş’ı motosikletle görünce beni mahalleye bırakmasını istedim. O da kabul etti ve motosiklete binerek seyir halindeyken husumetlim olduğunu anlattım ama detaylarını söylemedim. Ahmet yanımda silah olduğunu bilmiyordu. Ahmet’in olayla ilgisi bulunmamaktadır. Motordan inince Cihan Öncü’yü görünce bacaklarına doğru 1 el ateş ettim. Mermi yerden sekip dükkanın camına geldi. Sonra Cihan ile aramızda boğuşma oldu orada. O sırada adını sonradan öğrendiğim Fahri Çelik’in bize doğru koştuğunu gördüm. Arkam dönük olduğu sırada Fahri bana yumruk attı. Önüme doğru dönmeye çalışırken, Fahri elime doğru hamle yapınca silah ateş aldı. Fahri bu şekilde yaralandı. Yoldan geçen ve tanımadığım Cihan Hülagü’nün ise nasıl yaralandığını bilmiyorum” dedi.
ÖLEN ARKADAŞINI ISRARLA BULUŞMA NOKTASINA ÇAĞIRMIŞ
Şikayetçi Cihan Öncü’nün de soruşturma aşamasındaki ifadesi iddianamede yer aldı. Öncü ifadesinde 9 ay önce sosyal medya üzerinden Şehmuz Yamaç ile tartışmaya başladıklarını, tartışmanın olay gününe kadar devam ettiğini anlattı. Öncü, tartışmanın uzaması nedeniyle Şehmuz Yamaç’a buluşma teklifinde bulunduğunu, onun da kabul ederek verdiği adrese gittiğini, adrese geldiğinde aynı uygulama üzerinden daha önce tanıştığı Fahri Çelik’i de buluşma noktasına ısrarla çağırdığını anlattı. Fahri Çelik geldikten 30 dakika sonra Şehmuz Yamaç’ın belirtiği noktaya geldiğini söylemesi üzerine dışarı çıktığı sırada arkasından ateş edildiğini ve sol kasık bölgesinden vurulduğunu söyledi. Cihan Öncü, kendisine ateş eden kişinin Şehmuz Yamaç olduğunu net olarak gördüğünü ifade ederek Yamaç’dan şikayetçi olduğunu ifadesinde anlattı.
ŞÜPHELİYE MÜEBBET VE 22 YIL 6 AYA KADAR HAPİS İSTEMİ
Şüpheli Şehmuz Kaçmaz’ın olay sırasında kendisine hamle yapan Fahri Çelik’e ateş ederek ölümüne neden olması nedeniyle ‘Kasten öldürme’, olay yerinde tesadüfen bulunan ve seken mermiler nedeniyle yaralanan Cihan Hülagü’ye yönelik ise ‘Olası kastla yaralama’ ve ‘Ruhsatsız silah bulundurma’, Cihan Öncü’ye yönelik ise ‘Tasarlayarak öldürmeye teşebbüs’ suçlarından toplamda müebbet ve 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep edildi. Diğer şüpheli Ahmet Kardaş’ın ise Cihan Öncü’ye yönelik ‘Tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 9 yıldan 15 yıla kadar hapsi istendi. Şüphelilerin ilerleyen günlerde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına başlanacak. İddianamede, şüpheli Şehmuz Kaçmaz hakkında ‘Mala zarar verme’ suçundan ise kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirtildi.
]]>Yaşanan gerilimin ardından gözler Acun Ilıcalı’nın alacağı karara çevrildi. Öte yandan Mustafa Kemal’in konseyde yer almaması merak uyandırdı. Peki, Survivor Nagihan ve Mustafa Kemal diskalifiye mi oldu, elendi mi?
TV8 ekranlarının uzun soluklu yarışması 2024 Survivor All Star’da tansiyon düşmüyor. Mavi ve kırmızı takım arasında kıran kırana mücadele devam ederken, zaman zaman yarışmacılar arasında anlaşmazlıklar yaşanıyor.
Son olarak 6 Şubat Salı akşamı yayınlanan Survivor 27. Bölümde gerilim tavan yaptı. Konseyde yaşanan Nefise, Aleyna ve Nagihan kavgası gündeme bomba gibi düştü. Bazı sosyal medya kullanıcıları Nagihan’ın diskalifiye olacağını iddia ederken gözler ise Acun Ilıcalı açıklamasına çevrildi.
Öte yandan Mustafa Kemal’in konseyde yer almaması dikkat çekti. Peki, Survivor Nagihan ve Mustafa Kemal diskalifiye mi oldu, elendi mi?
SURVİVOR NAGİHAN DİSKALİFİYE İDDİASI GÜNDEMDE!
TV8 ekranlarının uzun soluklu yarışma programı Survivor 2024 All Star, 6 Şubat 2024 Salı akşamı 27. bölümüyle izleyici karşısına çıktı.
Yeni bölümde haftanın son dokunulmazlık oyunu oynandı. Oyun alanında yarışmacılar arasında tansiyon bir an olsun düşmedi. Aleyna ve Nefise tartışması ortamın gerilmesine neden oldu.
Bu tartışmaya Nagihan’ın da dahil olmasıyla sosyal medyada şoke eden bir iddia ortaya atıldı. Bazı sosyal medya hesapları tarafından Survivor Nagihan’ın diskalifiye olduğu öne sürüldü.
SURVİVOR NAGİHAN DİSKALİFİYE Mİ OLDU, ELENDİ Mİ?
Tansiyonun bir an olsun düşmediği dokunulmazlık oyunu sonrası kırmızı takım yarışmacıları ada konseyinde bir araya geldi.
Nefise, Aleyna ve Nagihan arasındaki gerilim konseyde de devam etti. Nagihan, Aleyna’yı itince Acun Ilıcalı, adeta çileden çıktı.
Nagihan’ın bu tavrına aşırı öfkelenen Ilıcalı, sert sözler sarf etti:
“Sizin hakkınızda kimse konuşamaz mı? Her gün olay çıkarıyorsunuz kız ağlayarak gitti şimdi. Siz ne istiyorsunuz? Sizinle program çekemeyecek miyiz?
Aleyna’ya yaptığını doğru mu? Kaos mu istiyorsunuz, kendinizden başka bir şeyi düşünemiyor musunuz? Hakaret etmeden hayat yok mu? Herkes gitsin ne yapıyorsanız yapın.”
Survivor All Star’da nefes kesen mücadeleyi Mavi Takım kazandı. Belinden sakatlık geçiren Ogeday, son oyunda da acılar içinde kalarak takımına dokunulmazlığı getiren galibiyeti aldı. Mavi Takım, 12-9 Kırmızı Takım’ı yenerek dokunulmazlığı kazandı.

Mavi Takım’ın dokunulmazlık sembolü Ogeday’a verildi. Kısa bir konuşma yapan Ogeday “Birinci oyunda Özgür abi ile havuza girme sahnesinde belim terse döndü. Biraz sıcağı sıcağına fark etmedim ama her ara verilişlerde daha da kötü oldum ama belli etmek istemedim.
Son eşleşmelerde de takımın yanında olmak istedim. İyi mi yaptım kötü mü yaptım bilmiyorum ama sonuç olarak bugün kazandık. Belimin ağrısı umarım geçer. Ben kazanmadım, biz kazandık. Mavi Takım çok yaşa” dedi.

Konsey’de konuşma yapan Acun Ilıcalı “Survivor’da çizginin aşıldığı durumlar artmaya başladı. Ciddi uyarılar yapıyoruz. Bazı durumlarda bizim de ummadığımız yerlere gidiyor olaylar. Bugünkü oyun alanında Mustafa Kemal ben oynamıyorum, gereği neyse yapın, ben böyle şeyin içinde olmak istemiyorum.
Olayın Nagihan ve Nefise bölümü de var. Seyircilerin de rahatsız olacağı, tehdit içeren bölümleri, görmelerini istemediğimiz bir çok olayı yayınlamadık. Devamında Nefise ve Nagihan gerilimi oldu. İkisi de yaptıkları şeyin olmaması gerektiğini düşünerek oyuna döndüler.
Mustafa Kemal, Survivor’un konsepti olan bir konuya, ben böyle şeye gelmem, yaptırmam, bırakıyorum yarışmıyorum, hadi bakalım… Biz bunu görmedik hiç. Biz burada en az 20 yarışmacıya başka zaman alırız diyerek sizi davet ettik. ‘Adayım ben oynamıyorum’ diyerek olayı başka yere taşıyorsun.
Özgür de aday oldu aslan gibi savaştı. Öbür tarafta Yaman aday o da hayal kırıklığı yaşadı. Şimdi kaybeden bir Kırmızı Takım, tam anlamıyla çok büyük problemler içerisinde. Tam toparlanır derken, takım yeni krizlerle buluştu” dedi.
NAGİHAN İLE ALEYNA ARASINDA BÜYÜK GERİLİM
Nagihan “Bütün erkekleri dolduruyorsun” dediği Aleyna “Neyi dolduruyorum, takımı ilk satan sensin” dedi. Nagihan Yunus Emre’ye de yükseldi ve Aleyna’yı göstererek “Sen bunun gazıyla her şeyi yapıyorsun” dedi
. Aleyna da tepki gösterince Nagihan “Ya sus be sus, sarı yılan” diyerek Aleyna’yı sert bir şekilde itti.
Kırmızı Takım’da Nagihan’ın Aleyna hakkında söyledikleri ortalığı karıştırdı. Nagihan “O kadın zehirledi sizi. Önce Sercan’ı sonra Yunus Emre’yi.
Sercan akıllandı, kenara çekti arabasını. Adam akıllı, zeki bir adam” diyerek Kırmızı Takım’da gülüşmeler yaşandı.

ACUN ILICALI RESMEN ÇILDIRDI SANDALYEYİ DEVİRDİ
Acun Ilıcalı “Bu kıza yaptıklarınız oldu mu şimdi? Kahkahalar atıyorsunuz, yarışmacı bir kızı ağlattınız. Durun diyorum duramıyorsunuz. Hepimize yazıklar olsun. Böyle bir şey olur mu ya. Oy kullanırken kızı itiyorsun.
Bu programda sizin hakkınızda kimse konuşmayacak mı? Siz ne istiyorsunuz, ne istiyorsunuz. Her gün olay çıkartıyorsunuz. Kız ağlayarak gitti şimdi. Ne istiyorsunuz, kavga mı kaos mu ne istiyorsunuz” diyerek sandalyeyi devirdi.
Ilıcalı “Rahat durulamıyor mu bu programda ne battı size. Kendinizden başka hiçbir şey düşünmüyorsunuz. Bana onu dediler bana bunu dediler… Normal duramıyor musunuz? Hakaret etmeden bir hayat yok mu?
Tamam abi herkes gitsin ne yapıyorsanız yapın” dedi ve programı yarıda kesti. Böylelikle dördüncü eleme adayı da belirlenemedi.

Büyük olayların yaşandığı gecede Nagihan’ın elenip elenmeyeceği merak konusu oldu.
]]>GÜNGÖREN’de nişanlısıyla birlikte bir restorana giden müzisyen Umut Emre Aytekin(36) ile iki kişi arasında tartışma çıktı. İki kişinin tekme tokat saldırdığı Aytekin’i nişanlısı Maria Zeppin kurtarmaya çalıştı. Başına aldığı darbelerle ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Aytekin yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. O anlar iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı.
Olay, dün sabah saatlerinde Abdurrahman Nafiz Gürman Mahallesi’nde bulunan bir restoranda meydana geldi. Müzisyen Umut Emre Aytekin (36), kahve içmek için nişanlısı Maria Zeppin ile birlikte Güngören’de bulunan bir fast food zincirinin şubesine gitti. Kafede oturdukları sırada Aytekin ile yan masalarında oturan Ceyhun T.(22) ve Hayrettin Ö.(23) arasında henüz belirlenemeyen bir nedenle tartışma çıktı. Aytekin, kahve almak için kasaya doğru yöneldiği sırada iki kişinin saldırısına uğradı. Ceyhun T. ve Hayrettin Ö.’nün tekme ve yumruklu saldırısıyla yere yığılan Aytekin’i kurtarmak için nişanlısı Zeppin araya girdi. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalesi olay yerinde yapılan Aytekin, ambulansla Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Aytekin, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Adli Tıp Kurumu önünde Aytekin’in cenazesini bekleyen annesi göz yaşlarını tutamadı.
SALDIRGANLAR DA MÜZİSYEN
Müzisyen oldukları öğrenilen Ceyhun T. ve Hayrettin Ö., Aytekin’in yere düşmesinin ardından olay yerinden ayrıldı. Saldırganların bir süre sonra tekrar olay yerine gelerek yerde yatan Aytekin’in başında bekledikleri görüldü.
AYTEKİN’İN SALDIRIYA UĞRADIĞI ANLAR KAMERADA
Aytekin’in hayatını kaybettiği olay anları, iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, Aytekin ve nişanlısının masada oturduğu sırada Ceyhun T. ve Hayrettin Ö. ile tartıştığı, daha sonra Aytekin’in kahve almak için kasaya geçtiği sırada saldırganların tekme ve yumruklarla saldırdığı anlar yer alıyor. Görüntülerde ayrıca, Aytekin’i kurtarmak isteyen nişanlısı Maria Zeppin’in araya girdiği ve o esnada saldırganlar tarafından darbedildiği görülüyor. Zeppin’in saldırganların olay yerinden ayrılmasının ardından Aytekin’in başını kucağına alarak ağladığı anlar da kameraya yansıdı.
“BÜTÜN UMUDUMUZ GİTTİ”
Umut Emre Aytekin’in Dayısı Mahmut Dilek, “Umut Emre Aytekin, çok iyi bir çocuktu. Askerden yeni gelmişti müzisyendi, tekrar Taksim’de işe başlamıştı. Ufacık bir şeyden ötürü tekmeler tokatlar ne demektir? Arkasından gelip vurmak, tekmelemek ne demektir? Çocuğumuz bir ailenin bir çocuğuydu oda maalesef gitti. Anne ve ailesi perişan halde. Ailesi, gelecekleri her şeyi yok oldu. Bitti bütün umudumuz gitti. O kadar geleceği parlak bir müzisyendi ki, o kadar güzel sesi vardı ki, Harika bir çocuktu. O kadar seviliyordu ki, inanamazsınız. Bu çocuğa nasıl kıyarsınız? Yapanlarda müzisyen diyorlar birde. Nasıl böyle bir duruma gelebildiniz? Arkadan gelip vuruyorsun, hadi vurdun niye yerde tekmeliyorsun? Bu nasıl bir insanlık, ne oldu bize?” dedi.
“NİŞANLISIYLA EVLENECEKTİ, PARA BİRİKTİRİYORDU”
Umut Emre Aytekin’in arkadaşı Eren Tunçer, “Hak etmedi, işinde gücünde normal bir vatandaştı. Hiç kimseyle bir problem yaşamazdı. Müzisyenlikle geçiniyordu, tek işi de oydu zaten. Severek yapıyordu işini. Senelerdir müzik işiyle uğraşıyordu. Askerden yeni geldi. Nişanlısıyla evlenecekti, onun için para biriktiriyordu. İşten çıktıktan sonra evine yakın olan bir kafeye nişanlısıyla beraber kahve içmeye gitmiş. Orada bir tartışma yaşanmış galiba. Tartışmayı çok büyütmemiş galiba ki kahve almaya gitmiş. Kahvesini alırken arkasından gelip yumruk atmışlar” diye konuştu.
]]>Olay, dün sabah saatlerinde Abdurrahman Nafiz Gürman Mahallesi’nde bulunan bir restoranda meydana geldi. Müzisyen Umut Emre Aytekin (36), kahve içmek için nişanlısı Maria Zeppin ile birlikte Güngören’de bulunan bir fast food zincirinin şubesine gitti. Kafede oturdukları sırada Aytekin ile yan masalarında oturan Ceyhun T.(22) ve Hayrettin Ö.(23) arasında henüz belirlenemeyen bir nedenle tartışma çıktı. Aytekin, kahve almak için kasaya doğru yöneldiği sırada iki kişinin saldırısına uğradı. Ceyhun T. ve Hayrettin Ö.?nün tekme ve yumruklu saldırısıyla yere yığılan Aytekin’i kurtarmak için nişanlısı Zeppin araya girdi. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalesi olay yerinde yapılan Aytekin, ambulansla Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Aytekin, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Adli Tıp Kurumu önünde Aytekin’in cenazesini bekleyen annesi göz yaşlarını tutamadı.
SALDIRGANLAR DA MÜZİSYEN
Müzisyen oldukları öğrenilen Ceyhun T. ve Hayrettin Ö., Aytekin’in yere düşmesinin ardından olay yerinden ayrıldı. Saldırganların bir süre sonra tekrar olay yerine gelerek yerde yatan Aytekin’in başında bekledikleri görüldü.
AYTEKİN’İN SALDIRIYA UĞRADIĞI ANLAR KAMERADA
Aytekin’in hayatını kaybettiği olay anları, iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, Aytekin ve nişanlısının masada oturduğu sırada Ceyhun T. ve Hayrettin Ö. ile tartıştığı, daha sonra Aytekin’in kahve almak için kasaya geçtiği sırada saldırganların tekme ve yumruklarla saldırdığı anlar yer alıyor. Görüntülerde ayrıca, Aytekin’i kurtarmak isteyen nişanlısı Maria Zeppin’in araya girdiği ve o esnada saldırganlar tarafından darbedildiği görülüyor. Zeppin’in saldırganların olay yerinden ayrılmasının ardından Aytekin’in başını kucağına alarak ağladığı anlar da kameraya yansıdı.
BÜTÜN UMUDUMUZ GİTTİ
Umut Emre Aytekin’in Dayısı Mahmut Dilek, Umut Emre Aytekin, çok iyi bir çocuktu. Askerden yeni gelmişti müzisyendi, tekrar Taksim’de işe başlamıştı. Ufacık bir şeyden ötürü tekmeler tokatlar ne demektir Arkasından gelip vurmak, tekmelemek ne demektir Çocuğumuz bir ailenin bir çocuğuydu oda maalesef gitti. Anne ve ailesi perişan halde. Ailesi, gelecekleri her şeyi yok oldu. Bitti bütün umudumuz gitti. O kadar geleceği parlak bir müzisyendi ki, o kadar güzel sesi vardı ki, Harika bir çocuktu. O kadar seviliyordu ki, inanamazsınız. Bu çocuğa nasıl kıyarsınız Yapanlarda müzisyen diyorlar birde. Nasıl böyle bir duruma gelebildiniz Arkadan gelip vuruyorsun, hadi vurdun niye yerde tekmeliyorsun Bu nasıl bir insanlık, ne oldu bize dedi.
NİŞANLISIYLA EVLENECEKTİ, PARA BİRİKTİRİYORDU
Umut Emre Aytekin’in arkadaşı Eren Tunçer, Hak etmedi, işinde gücünde normal bir vatandaştı. Hiç kimseyle bir problem yaşamazdı. Müzisyenlikle geçiniyordu, tek işi de oydu zaten. Severek yapıyordu işini. Senelerdir müzik işiyle uğraşıyordu. Askerden yeni geldi. Nişanlısıyla evlenecekti, onun için para biriktiriyordu. İşten çıktıktan sonra evine yakın olan bir kafeye nişanlısıyla beraber kahve içmeye gitmiş. Orada bir tartışma yaşanmış galiba. Tartışmayı çok büyütmemiş galiba ki kahve almaya gitmiş. Kahvesini alırken arkasından gelip yumruk atmışlar diye konuştu.
]]>TÜRKİYE’nin önemli kış ve kayak merkezlerinden Uludağ’da, Jandarma Arama Kurtarma (JAK) ekipleri, 11 kar motoru ve 3 UTV ile günün 24 saati görev yapıyor. Mahsur kalanlar ile kaybolanları bulmak için termal dron ve eğitimli köpekleri kullanan JAK timleri, ihbar ulaştığı andan itibaren 2 dakika içerisinde müdahale noktasından kar motorlarıyla çıkış yapıp, koordinatlarını belirledikleri tatilciye ulaşıyor. Kuruldukları 1998 yılından bu yana 16 bin 250 olaya müdahale eden JAK timlerinin ‘beyaz cennet’teki nefes kesen kış tatbikatı DHA tarafından görüntülendi.
İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı JAK timleri, kayak sezonunun devam ettiği 2 bin 543 metre yüksekliğindeki Uludağ’da 7 gün 24 saat 3 tim ile teyakkuz halinde. Hareket kabiliyetlerini geliştirmek için, belirli periyotlarla arama kurtarma tatbikatları gerçekleştiren JAK timlerinin kış tatbikatı, DHA tarafından görüntülendi. JAK timleri, senaryo gereği, kayakçının pist dışına çıkıp yaralanarak ormanda mahsur kaldığı ihbarıyla harekete geçti. İkişer kişilik ekipler, yanlarındaki arama-kurtarma köpeğiyle, kar motorlarıyla zirveye çıkıp, ihbara göre belirlenen koordinatlara ulaştı. Ardından kayakçının olduğu değerlendirilen bölgede termal dron ve eğitimli köpekle arama başlatıldı. Bulunduğu nokta belirlenen kayakçı, olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından termal battaniyeyle koruma altına alındı. Kayakçının, arkasında sedye bulunan kar motoruyla oteller bölgesine götürülmesiyle tatbikat sona erdi.
Bir başka tatbikatta ise bozulan telesiyejde bir tatilcinin mahsur kaldığı ihbarıyla harekete geçen ekipler, yine kar motorlarıyla engebeli ve dik araziye ulaştı. 2 JAK personeli telesiyeje çıkıp gerekli önlemleri aldıktan sonra tatilciyi kurtarmak için harekete geçti. Halatla bağlandığı tel üzerinden telesijeydeki tatilciye ulaşan JAK personeli, koruma setiyle güvenliğini sağladığı tatilciyi 10 metre yüksekten indirerek kurtardı.
HER TÜRLÜ İKLİM KOŞULUNA GÖRE EĞİTİLİYORLAR
Uludağ’da, 3 timde görev yapan JAK timleri, her türlü iklim koşulundaki çalışmalar için Ankara’da, Jandarma Genel Komutanlığı’nda özel olarak eğitiliyor. Bursa kent merkezi ile ilçeler ve çevre illerdeki olası afet olaylarında da etkin rol oynayan JAK timleri, kış sezonunda çok sayıda yerli ve yabancı turisti ağırlayan Uludağ’da, 7 gün 24 saat görev yapıyor.
Yaralanma, mahsur kalma ve kayıp olaylarına, 11 kar motoru ve 3 UTV ile anında müdahale ettiklerini söyleyen JAK Timi Komutanı Başçavuş Yasin Demirkan, “Mevsim şartlarına göre değişen eğitim faaliyetleri ve tatbikatlar icra edilirken, kış sezonunda ise meydana gelebilecek kaybolma, mahsur, kalma, sportif kazalar, telesiyej arızaları gibi olaylara müdahale ve 24 saat esasına göre hazır kıta faaliyeti icra edilmektedir. Değişen hava şartlarına uygun malzeme ve teçhizat seçimi yapılarak, olaylara en emniyetli şekilde müdahale ve arama kurtarma faaliyetleri icra edilmektedir. Bursa Jandarma Arama Kurtarma timleri, 3 tim ile 24 saat esasına göre Uludağ bölgesinde meydana gelebilecek olaylara müdahale etmektedir. Jandarma Arama Kurtarma timleri kuruluş tarihi olan 16 Mayıs 1998 tarihinden itibaren 16 bin 250 olaya müdahale etmiştir” dedi.
1 AYDA 160 OLAYA MÜDAHALE
2023 kış sezonunda 3 bin 804 kaybolma, mahsur kalma ve yaralanma olayına, 2024 yılının ilk 1 ayında ise 160 olaya müdahale ettiklerini söyleyen Başçavuş Demirkan, ihbar geldikten sonra yaşanan süreci ise şu sözlerle anlattı:
“Jandarma Arama Kurtarma Müdahale Noktasında hazır olarak beklediğimiz için, 2 dakika içerisinde olaya müdahale için çıkış yapılmakta, mesafenin uzaklığına göre 4 veya 5 dakika içerisinde olaya müdahale etmekteyiz. İhbarın alınması, kazazede veya ihbarcıyla irtibat kurulması, kazazedenin bulunduğu koordinatların tespiti, AFAD, 112, UMKE gibi diğer birimlerle koordinasyon kurulması, mevsim, hava ve yol durumu gibi şartların değerlendirilmesi, göreve yönelik uygun malzeme ve teçhizat seçimi, göreve çıkış, intikal, kazazedeye ilk müdahale, tahliye planı yapılması ve kazazedenin güvenli bölgeye tahliyesi gerçekleştiriliyor.”
‘HER ZAMAN HAZIR OLDUĞUMUZU BİLMELERİNİ İSTERİZ’
Kayak kazalarının önlenmesi için tatilcilere uyarıda bulunduklarını belirten Demirkan, Uludağ’da dağcılık faaliyetleriyle ilgili alınması gereken önlemlere de dikkat çekerek, “Mevsim şartlarına uygun donanımla Uludağ bölgesine gelmeleri, yapacakları dağcılık faaliyetlerinin öncesinde ve sonrasında ilgili kurum ve kuruluşlara bilgi vermeleri, kayak yaparken meydana gelebilecek her türlü sportif yaralanma, kaybolma, mahsur kalma gibi durumlarda 112 ihbar hattını arayarak yardım çağrısında bulunmaları gerekiyor. Jandarma Arama Kurtarma timleri olarak, vatandaşımızın can güvenliği için her zaman hazır olduğumuzu bilmeleri ve hissetmeleri gerektiğini söylemek isteriz” ifadelerini kullandı.
]]>BALIKESİR’de eşi Murat Aydın’ı (31) kendisine şiddet uygulayıp, ölümle tehdit ettiği gerekçesiyle pompalı tüfekle 2 el ateş ederek öldüren Rümeysa Aydın (28) hakkında ‘meşru müdafaa’ kapsamında verilen beraat kararı, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi’nce (BAM) bozuldu. BAM 1’inci Ceza Dairesi’nde yeniden yargılanan Aydın, önce ağırlaştırılmış müebbet hapse, ardından ‘haksız’ ve ‘iyi hal’ indirimleri ile bu kez 10 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Olay, 2021 Ağustos ayında Karesi ilçesi kırsal Ziyaretli Mahallesi’nde meydana geldi. 2 çocuk annesi Rümeysa Aydın, kendisine sürekli şiddet uygulayıp, ölümle tehdit ettiğini iddia ettiği eşi Murat Aydın’ı pompalı tüfekle evlerinin avlusunda öldürdü. Cinayet sonrası yakalanıp, tutuklanan Rümeysa Aydın hakkında Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘eşe karşı kasten öldürme’ suçundan dava açıldı. 7,5 ay süren yargılama sonrası mahkeme heyeti, 4 Mart 2022’deki karar duruşmasında ‘meşru müdafaa’ kapsamında Rümeysa Aydın’a beraat kararı verip, tahliye etti.
BAM’DA BİR KEZ DAHA YARGILANDI
Cumhuriyet savcısı ile Murat Aydın’ın ailesinin avukatlarının itirazı sonucu dava dosyası, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi’ne (BAM) taşındı. İtirazın kabul edilmesi ile Rümeysa Aydın, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi’nde yargılandı. Rümeysa Aydın ile taraf avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada, savcının itiraz gerekçesi okundu. Gerekçede, “Yaşanan olay bir bütün halinde düşünüldüğünde, sanık istese evde bulunan tüfekle de eylemi gerçekleştirebileceği gibi, maktul evden çıktıktan sonra, evde bulunan tüfeği almak yerine olay yerinden ayrılabilirdi. Olayın gelişimine göre sanık ile maktul arasındaki mesafe, sanığın 2 el ateş etmesi, hedef alınan bölgenin göğüs kısmı olup, maktulün vurulduğu yer ve konumu ile maktulün vurulma anında elinde tüfek bulunmaması nedeniyle olayın meşru müdafaada kalmadığı anlaşılmaktadır. Eylemin işleniş şekli ile dosyada bulunan bilgi ve belgelerin, sanığın maktulü olay öncesi darbettiğine yönelik iddiaları destekler şekilde olduğu görülmektedir. Bu kapsamda sanığın ‘eşe karşı haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan’ cezalandırılması gerekmektedir” denildi.
‘TÜFEĞİ ALIP, GELECEĞİNİ DÜŞÜNDÜ’
Rümeysa Aydın da yaptığı savunmada, 2014 yılında kaçarak evlendiği Murat Aydın’ın, evlilik sonrası uyuşturucu kullanıp, kendisine sürekli olarak aile içinde şiddet uyguladığını söyledi. Eşinin, kendisini aldattığını da düşündüğünü söyleyen Aydın, olaydan önce eşinin çocuklarının odasına gelip, bardakları kendisine göstererek, ‘Buraya birileri geldi, beni aldatıyorsun’ diyerek şiddet uyguladığını, daha sonra döverek kıyafetlerini çıkartıp, vücudunda ilişki sırasında olabilecek iz aradığını belirtti.
Eşinin son 1 yıldır metamfetamin kullandığını ve halüsinasyonlar gördüğünü iddia eden Aydın, “Olaydan önce kayınvalidemi arayıp, kendisine, ‘Siz ikimizden birinin ölmesini mi bekliyorsunuz’ diye sordum. Olay günü Murat eve gelip, telefonumu karıştırdıktan sonra, kendi kafasına vurup, ‘Sen beni biriyle aldattın. Sen bittin, son duanı et’ dedi. Bahçeye çıkıp, araca yöneldi. Araçta olan tüfeği alıp, geleceğini düşündüm. Bunun üzerine içeri girip, evdeki tüfeği aldım. ‘Murat’ diye seslendim, koşarak geldi. ‘Dur artık, bana boşu boşuna işkence ediyorsun’ dedim. Elimdeki tüfeği almaya çalıştı. Bu sırada korku ve panik nedeniyle dolu olduğunu bilmediğim tüfeğin tetiğine parmağım gitti. Gözümü kapattım. Tetiğe bir kez bastım. Patlama sesi duydum. Gözümü açtığımda yere düşmüştü. Bezle yaralandığı yere tampon yapmak istedim. Bu esnada 112’yi aradım. Murat’ı vurduğumu söyleyerek ihbarda bulundum” dedi.
OY BİRLİĞİ İLE HAPİS CEZASI VERİLDİ
Tarafları dinleyen mahkeme heyeti, oy birliği ile Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat hükmünü bozarak, Rümeysa Aydın’a ‘eşe karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Heyet, ‘haksız tahrik’ ve sanığın duruşmadaki ‘iyi hali’ni dikkate alarak verilen bu cezayı 10 yıl 10 aya düşürürek, adli kontrol şartı verdiği Aydın’a yurt dışına çıkış yasağı getirdi.
]]>Sarıyer’de pazar günü saat 11.40 sıralarında Santa Maria Kilisesi’nde meydana gelen silahlı saldırıda 52 yaşındaki Tuncer Murat Cihan hayatını kaybetti. Saldırının ardından yapılan çalışmalarda İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından 60 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerden 26’sı sınır dışı edilerek, geri gönderme merkezine gönderildi. Olayla ilgili gözaltına alınan 34 şüpheli ise bugün yoğun güvenlik önlemleri altında Bayrampaşa Devlet Hastanesi’ne getirildi. Sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler hastanede işlemlerinin tamamlanmasının ardından Çağlayan Adliyesi’ne sevk edildi. 34 şüpheli İstanbul Adalet Sarayı’na yoğun güvenlik önlemleri eşliğinde getirildi.
34 ŞÜPHELİ TUTUKLAMA TALEBİYLE HAKİMLİĞE SEVK EDİLDİ
Şüphelilerin savcılık ifadelerinin alması için 18 savcı görevlendirildi. Saat 11.00 sıralarında başlayan ifade işlemlerin akşam saat 20.00 sırlarında bitti. İfadeleri alınan 34 şüpheliden 13’ü “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmaö suçundan, aralarında Amirjon Kholikov ile David Tanduev’in de bulunduğu 21 şüpheli ise “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” ve “Tasarlayarak kasten öldürme” suçundan tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.
SALDIRIDAN BİR GÜN ÖNCEDEN KEŞİF YAPMIŞLAR
Sevk yazısında saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerin olaydan bir gün önce farklı bir araçla kiliseye gelerek keşif yaptıkları tespit edildi. DEAŞ silahlı terör örgütü üyesi Hamza kod adlı Amirjon Kholikov ve David Tanduev’ın olay günü Başakşehir’deki evlerinden çıkarak olay yerine yabancı plakalı araçla geldikleri, kiliseye uzak bir yere aracı park ederek tanınmamak için siyah maske kullandıkları belirtildi. Şüphelilerin kilisenin girişinde Tuncer Cihan’ın kafasına vurarak önce yere düşürdükleri ardından kilise içerisinde rast gele ateş ettikleri ardından kiliseden çıkarak olay yerine geldikleri araçla uzaklaştıkları ifade edildi.
DEAŞ’IN SÖZDE SORUMLULARINDAN OLAYIN AZMETTİRİCİSİ MOLDOVA UYRUKLU ŞÜPHELİDE YAKALANMIŞ
Saldırıyı gerçekleştiren Tanduev ve Kholikov ile birlikte hareket ettikleri değerlendirilen şüpheliler Abdulaziz A., Rasul A., İslam M., Omadbek K. D.ve Temurbek M. U. E.’ın olaydan önce 5 Ocak’ta İstanbul’dan ayrılarak Kayseri’ye gittikleri ve bir süre sonra tekrar İstanbul’a geldikleri değerlendirildi. Amırjon Kholikov ile bağlantılı olduğu düşünülen şüpheliler Lusup T., M. T. ve Andrei Guzun’da Başakşehir’de gözaltına alındı. Şüphelilerden Andrei Guzun’un, hakkında ‘Türkiye’de bulunan DEAŞ’ın sözde sorumlularından olan ve Türkiye’de eylem yapmak için kendisine bağlı unsurlara izin verdiği şeklinde bilgiler bulunan Adam Abu-Darrar Al-Shishani kod adlı Adam Khamırzaev olduğu değerlendirildi. Moldova uyruklu Andrei Guzun’dan alınan parmak izlerinin 2018 yılında Antalya’da gözaltına alınan Adam Khamırzaev ile aynı olduğu tespit edildiği ve Khamırzaev’in DEAŞ’ın sözde sorumlusu olduğu anlaşıldı. Eylemi azmettirenin ise Andreı Guzun olduğu ifade edildi.
TACİKİSTANLI ŞÜPHELİYE AİT OTURMA İZNİ KUR’AN-I KERİM İÇİNDEN ÇIKTI
Yapılan çalışmaların devamında şüphelilerle irtibatlı oldukları değerlendirilen Mukhammad K.M. ve İbrahim S. Başakşehir’deki evlerinde yakalandığı, evde yapılan aramalarda Kur’an-ı Kerim arasına gizlenmiş Kholıkov’a ait ikamet izin belgesi ele geçirildi.
İSTANBUL’DA DEAŞ ÜYELERİNE EĞİTİM VERMEK İÇİN ÇİFTLİK ARAMIŞLAR
Şüphelilerden M. Alısher Ugli Mirzoev’in Temmuz 2023 yılında DEAŞ üyelerine silahlar konusunda eğiterek ABD’ye göndermek amacıyla İstanbul’da bir çiftlikte eğitim kurma çalışması yaptığı ve silah bulma çabası içerisinde olduğu belirtildi. Mirzoev, DEAŞ’ın sözde sorumlularından olan Adam Khamirzaev’e rapor verdiği, Türkiye’de eylem yapmak için izin istediği ifade edildi.
TELEFONLARINDA YAPILAN İNCELEMELERDE BOMBA YAPIMINI ANLATAN RESİMLER TESPİT EDİLDİ
Şüphelilerle irtibatlı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Adrei Guzun’un dijital materyallerinde yapılan ön incelemelerde dijital belge şeklinde kitapların bulunduğu, savaşa giden, gidecek olan kişilerin birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğini anlatan bir kitabın dijital hali, silahla ateş edilen videoların klip haline getirildiği ve telefonunda arama motorunda ‘av malzemeleri’ şeklinde arama yaptığı tespit edildi. Gözaltına alınan şüphelilerden Zharaıdat E.’nin telefonunda yapılan incelemelerde ise DEAŞ terör örgütünün sözde bayrağının resmi, bomba yapımında kullanılan malzemeler ve bomba yapılışına ait resimler, Molotof kokteylinin yapımının anlatıldığı resimler olduğu tespit edildi.
]]>Bugüne kadar birçok FETÖ davası, Hrant Dink davası gibi kamuoyunun yakından takip ettiği dava dosyalarında mahkeme başkanı olarak görev yapan Ali İhsan Horasan, 30 Eylül 2023 tarihinde trafik kazası geçirdi. Başkan Ali İhsan Horasan kullandığı 34 EP 4438 plakalı araca Atatürk Bulvarı üzerinden Süleyman Demirel Bulvarı istikametine seyir halindeyken direksiyon hakimiyetini kaybederek gidiş yolunun sağında bulunan kaldırım ve ağaca çarptı. Olay sonrası hastaneye kaldırılan Horasan, bir dizi ameliyat geçirdi. 4 aylık tedavisinin sonrasında evine döndü.
SAVCILIK TAKİPSİZLİK KARARI VERDİ
Horasan’ın tedavisi sürerken kazaya ilişkin soruşturma tamamlandı. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya takipsizlik kararı verildi. Kararda Ali İhsan Horasan’ın ifadesinde, olay günü saat 18.40 sıralarında eşi ve oğlunu ikametine bıraktıktan sonra arkadaş ziyareti için İkitelli Organize Sanayi Bölgesi Atatürk Bulvarından Süleyman Demirel Bulvarı istikametine gittiği esnada aracının arkasından rengini ve modelini hatırlamadığı bir aracın sağ şeride yakın bir vaziyette sol şeritten geldiğini, aracı ile sağ tarafa yanaşmak isterken kazanın meydana geldiğini söyledi. Başkan Horasan savcılığa verdiği dilekçede de kaza anında elektrik kesintisi nedeniyle olayı gören kamera kayıtlarının olmadığını sonradan öğrendiğini, yanından geçen siyah renkli hafif ticari araç ile kaza anında yanından geçen başka araçların kendi aracına müdahalelerinin olup olmadığının ve kazaya sebebiyet verip vermediklerinin araştırılmasını talep etti.
TANIK İFADELERİNE YER VERİLDİ
Olayla ilgili tanık olarak ifadesi alınan traktör şoförü Nihat Kaynar, olay günü kullandığı traktörle İSDÖK Sanayi arkasından çıkıp Atatürk Bulvarında seyir halindeyken siyah renkli aracın yolun sağ tarafındaki ağaca çarptığını gördüğünü söyledi. Tanık, seyir istikametinde başka bir araç olmadığını, kaza yapan aracın yanına gittiğinde aracın çevresinde veya üzerinde bu araca çarpmış olabileceği herhangi bir araç bulunmadığını, havanın aydınlık olduğunu ve şüpheli bir duruma rastlanmadığını söyledi. Muhammet Emin Çakır isimli başka bir tanık da, ses duyunca kafasını çevirdiğinde aracın ağaca çarptığını gördüğünü, bu araca çarpan başka bir aracın olmadığını söyledi.
KAZANIN YAŞANDIĞI YERDE 10 DAKİKALIK ELEKTRİK KESİNTİSİ YAŞANDI
İSDÖK Sanayi Sitesi Yönetiminden olay yerini gösteren kamera kayıtlarının talep edildiği, ancak site yönetimi sistemsel arızadan dolayı kamera kayıtlarının olmadığını bildirdi. Arızanın ise kaza öncesinde başladığının tespit edildiği ileri sürüldü. Ayrıca olay günü saat 18.39 sıralarında İkitelli Organize Sanayi Bölgesini besleyen trafolardan birinde yüksek gerilim arızası sebebiyle 10 dakikalık elektrik kesintisi yaşandığı kaydedildi. Dosyadaki başka bir kamera kaydında, Horasan’ın aracının saat 18.37’de seyir halindeyken, plakası kamera mesafesi ve açısı sebebiyle tespit edilemeyen siyah renkli bir araçla mağdurun aracının arasında 3-4 araçlık mesafe olduğu anlatıldı. Takipsizlik kararında, Başkan Horasan’ın kullandıkları aracın özellikleriyle yolun gerektirdiği şartlara uymaması nedeniyle aracının hakimiyetini kaybederek sağdaki kaldırım ve ağaca çarparak trafik kazasının meydana geldiği ve kazaya sebebiyet verecek şüpheli bir araca veya kusur atfedilebilecek bir şüpheliye rastlanmadığı belirtildi.
AVUKATI ARACILIĞIYLA İTİRAZDA BULUNDU
Başkan Horasan avukatı aracılığıyla takipsizlik kararının kaldırılması için itirazda bulundu. Küçükçekmece Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmek üzere sunulan itiraz dilekçesinde, “Müvekkilimiz İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin başkanı olup, uzun yıllardan bu yana başta FETÖ terör örgütü olmak üzere birçok terör örgütünün ve suç örgütlerinin yargılandığı davalarda ki mahkemelerde hakim ve başkan olarak bulunmuş olup, ülkemizin menfaatlerini ve hukukun üstünlüğünü gözetmesi sonucu bu terör ve suç örgütlerinin odağı haline gelmiştir. Bu sebeple kendisine koruma tahsis edilmiş, müvekkilimiz silahlanmaya karşı olmasına rağmen görevi gereği silah edinmiştir. Müvekkilimiz en son bakmış olduğu suç örgütü davasında 2023 yılında mahkeme heyeti olarak aldıkları tehdit sonucu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Ancak Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının vermiş olduğu takipsizlik kararı ve dosyası incelendiğinde müvekkilimizin almış olduğu tehditlere yönelik hiçbir çalışma yapılmadığı aşikardır” denildi.
ARACA MÜDAHALE OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMADI
Dilekçede, kritik görevleri nedeniyle almış olduğu tehditler sonrasında resmi yoldan edindiği silahının olay günü ön yolcu koltuğunun üzerinde bulunan çantanın içerisinde olmasına rağmen tanık ifadesine göre silahın yola savrulmuş olduğunun söylendiği vurgulanarak Horasan’ın olay anında alkolsüz olduğu ve şoförlüğünü etkileyecek herhangi bir sağlık problemi olmadığına dikkat çekildi. Dilekçede, “Müvekkilimiz olay anını hatırlamamaktır. Kaldı ki yaklaşık 4 aydır hastanede tedavi gördüğü göz önüne alındığında ne kadar büyük bir kazaya/suikasta uğradığı açık olup, olay anını hatırlamaması da gayet doğaldır. Bir kişinin tehdit algılamadığı müddetçe belindeki veya çantasındaki silahı çıkartmayacağı açıktır. Ancak olayda müvekkilimizin çantasında bulunan silah kapalı çantadan çıkarak savrulmuş vaziyette bulunmuştur. Bu olay anında müvekkilimizin bir tehdit unsuru algıladığına karinedir” ifadeleri kullanıldı. Ayrıca araca ve aracın fren, gaz, direksiyon sistemlerine öncesinde veya kaza esnasında müdahale olup olmadığına yönelik incelemenin de yapılmadığı belirtildi.
“BASİT BİR KAZA MI? SUİKAST GİRİŞİMİ Mİ? AYDINLATILMADAN KARAR VERİLDİ”
İSDÖK Sanayi Sitesi yönetiminden kazadan 3 gün sonra kamera kayıtlarının istendiği, yazının ne zaman site yönetimine ulaştığının muamma olduğu, savcı tarafından kazanın olduğu anda kamera kayıtlarının toplanmadığı hususunun soruşturmanın eksik yürütüldüğüne karine olduğu kaydedildi. Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. ile yapılan yazışmalarda sadece kaza öncesi, anı ve sonrasına denk gelecek şekilde 10 dakikalık elektrik kesintisinin olduğuna da dikkat çekilen dilekçede, kamera arızası ile elektrik kesintisi aynı anda düşünüldüğünde bu durumun hayatın olağan akışına aykırı bir durum oluşturduğu açık olduğu vurgusu yapıldı. Öte yandan Horasan’ın kendisine yakın mesafede bir araçtan bahsettiği, bilirkişi raporunda da bir araçtan bahsedilmesine rağmen bu aracın tespit edilemediği belirtilerek olayda hayatın olağan akışına aykırı birçok şeyin gerçekleştiği, MOBESE kameraları olmak üzere takip eden bir araç olup olmadığının araştırılmamasının eksiklik olduğu ifade edildi. Dilekçede, “Her şeyden önemlisi ömrünü ülkesine vakfetmiş bir hakimin karıştığı olayla ilgili yeterli araştırma ve soruşturma yapılmadan, olayın basit bir kazadan mı ibaret olduğu yoksa düzenli olarak suç ve terör örgütlerinin odağında olan bir hakimine suikast girişimi mi olduğu aydınlatılmadan olayın müvekkilimizin kusurundan kaynaklanan bir kaza olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına kararı vermek müvekkilimizi derinden üzmüştür” denildi.
]]>OLAY YERİ İNCELEMEDE BALDIZININ DA CANSIZ BEDENİ BULUNDU
Antalya’da motokurye olarak çalışan Ali Diken’den 20 Aralık’tan beri haber alamayan ailesi, polise kayıp başvurusunda bulunarak Müge Anlı ile Tatlı Sert programına katıldı. Programa katılanlar arasında bulunan garson Zeynel Boyacı, canlı yayında masum olduğunu söyledikten saatler sonra kaçmaya çalışırken kıskıvrak yakalandı. Boyacı, ilk ifadesinde kurye Ali Diken’i (32) karısı hakkında konuştuğunu ve küfür ettiği için öldürdüğünü itiraf etti. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri tarafından Antalya’ya getirilen Boyacı, Diken’in cenazesinin olduğu yeri ekiplere gösterdi. Aksu ilçesi Kundu Mahallesi Sahil Caddesi’ndeki boş arazide kadavra arama köpeği eşliğinde kepçe ile yapılan aramada, Ali Diken’in cansız bedenine ulaşıldı. Boyacı’nın bir kişinin daha cesedinin olduğunu söylemesi üzerine aynı yere yakın noktada toprak altında bir cesede daha ulaşıldı. Battaniyeye sarılı şekilde çıkartılan cesedin, baldızı Zeynep Ece Aksay’a ait olduğunu belirtti. Cesetler Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

“ALİ DİKEN’İ İPLE BOĞUP BALDIZIMI DA EVDE ÖLDÜRDÜM”
Şüphelinin, Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğinde verdiği ifadede Ali Diken’i eşine karşı ağır sözler kullanarak hakaret ettiği gerekçesiyle öldürdüğünü söylediği öğrenildi. Ali Diken ile buluştuktan sonra “Kız arkadaşlarla buluşacağız” diyerek çocukluğunun geçtiği Aksu’daki boş araziye götürdüğünü belirten Zeynel Boyacı ifadesinde şunlar söyledi: “Diken’i burada darbettikten sonra yanımda bulunan iple boğarak öldürdüm. Ardından da araziye gömdüm. Daha önce de baldızımı da darbederek evde öldürüp aynı yere gömmüştüm. Baldızımı da kıskandığım için evimde öldürdüm. Baldızımı öldürdüğüm için pişmanım. Baldızımı otomobille o araziye taşımıştım. Gömme işlemlerini tek başına yaptım.
“ÇOCUKLUK ARKADAŞIMI DA ÖLDÜRECEKTİM AMA VAZGEÇTİM”
Çocukluk arkadaşım M.Ç.’yi de baldızım ile ilişkisi olduğunu düşünerek öldürmek istedim. Onu da ‘Kayınpederimin arazisini iple ölçmeye gideceğiz’ diye cesetleri gömdüğüm araziye götürdüm ama nedense öldürmekten vazgeçtim.”

CEP TELEFONLARINI SATARAK MAAŞINI ÇEKMİŞ
Şüphelinin Ali Diken’i öldürdükten bir gün sonra da Diken’e ait telefonları satarak maaşını bankamatikten çektiği tespit edildi. Poliste 16 suçtan kaydı bulunduğu tespit edilen şüphelinin ardından Gürcistan ya da Suriye’ye kaçmaya çalıştığı öğrenildi. Diğer taraftan şüphelinin evde darp ederek öldürdüğü baldızı Zeynep Ece Aksay’ı, kiralık otomobille araziye götürüp gömdüğü tespit edildi. Şüphelinin eşinin battaniye nereye gittiği sorusuna, “Kirlenmişti ben de çöpe attım” dediği öğrenildi. Zeynep Ece Aksay’ın kaybolduktan sonra doktor randevularına gitmemesinin ise polisin dikkatini çektiği ifade edildi.
KATİL ZANLISI TUTUKLANDI, EŞİ EV HAPSİ ALDI
İfade işlemleri ve sağlık kontrolünün ardından Zeynel Boyacı, eşi İ.B. ve bir diğer şüpheli M.Ç., Cinayet Büro Amirliği ekiplerince adliyeye sevk edildi. Zanlı Zeynel Boyacı, ‘kasten adam öldürme’den tutuklanırken, eşi İ.B. konut alanını ihlal etmemek kaydıyla serbest, M.Ç. ise her gün imza vermesi şartıyla serbest bırakıldı.

KIZLARININ CENAZESİNİ ALAN AİLE KAHROLDU
Battaniyeye sarılı cesedin Zeynep Ece Aksay’a ait olup olmadığının tespiti için ailesinden DNA örnekleri alındı. Adli Tıp Kurumunda yapılan testin sonucunun olumlu olduğu ve cesedin Zeynep Ece Aksay’a ait olduğu kesinleşti. Cenaze otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından baba Mustafa ve anne Fatma Aksay’a teslim edildi. Cenazeyi alan anne ve baba gözyaşlarına hakim olamadı. Ayakta durmakta güçlük çeken anneyi yakınları teselli etti. Cenazenin Aksu ilçesi Karaöz Mahallesinde toprağa verileceği öğrenildi.

“KIZIMA VERİLEN EV HAPSİNİ KABUL ETMİYORUM, CEZA ALMASINI TALEP EDİYORUM”
Olayın aydınlatılmasını istediklerini belirten baba Mustafa Aksay, “Olay günü ablası yanında mıydı? Yanında ise kardeşini neden kurtarmadı? Cinayetten sonra Zeynep’in araziye taşındığı battaniye evde yokmuş, Zeynel Boyacı battaniyeyi çöpe attığını ifade ediyor. Neden kardeşine sahip çıkmadı, kızıma verilene ev hapsini kabul etmiyorum. Daha çok ceza almasını talep ediyorum. Biz olayı duyduğumuz zaman yaşananlara inanamadık. Kızım Ece kaybolduktan sonra ablası bizi yanlış yönlendirdi, işten gelmediğini söyledi. Biz kayıp başvurusu yapmadan önce oldu bunlar. İşyerinin telefonunu istedim, onu da bilmediğini söyledi. Sonra biz kayıp başvurusu yaptık. Kızımın otobüse bindiği görülmüş ama ardından nereye gittiği belli değildi” dedi.
“KIZIMI ÖLDÜRÜP BİR DE GELİP SOFRAMIZA OTURDU”
Olayın ne zaman meydana geldiğini bilmediğini belirten Mustafa Aksay, “Olayda hem kızımdan hem de damadımdan yana açık olmayan yönleri var, bunların hepsi araştırılsın. Ben kızıma kardeşini sorduğumda bana kardeşinin iyi olduğunu ve kendisini gizli numaradan aradığını söyledi. Kızım beni yanlış yönlendirdiği için olaylar bu kadar gecikti. Biz Müge Anlı’ya daha önce çıkacaktık. Katil zanlısı damadımla sık sık görüşürdük, bize gelirdi. Kızımı öldürdükten sonra bizimle oturdu, soframızda ekmeğimizi yedi, bize kızımı ararken yardım etti. Biz hiç şüphe etmedik, kızım bizi yanlış yönlendirmese Ali Diken yaşıyor olabilirdi” dedi.

“HEM DAMADIM HEM DE KIZIM ÖMÜR BOYU YARGILANSIN”
Anne Fatma Aksay ise şu ifadelere yer verdi: “Ben de olayın aydınlatılmasını istiyorum, yüreğim yanıyor. Ömür boyu içeriden çıkamasın. Kızım da yargılansın, bizi oyaladı. Kardeşinin geleceğini ve kendisini gizli numaradan aradığını söyledi. Kızımızı vicdanen evlatlıktan reddediyoruz. Bir anne ve babaya bu yapılır mı? En ağır cezayı alsınlar.”
]]>Evli ve bir çocuk babası 25 yaşındaki Ersin Çoban, bir yıl önce İstanbul’da oynadığı şans oyunundan 700 bin lira para kazandı. İddiaya göre, Çoban’ın mahalleden tanıdığı B.B. ile Y.B. isimli şahıslar ise bu paradan pay istedi. Kazandığı parayı hesabına aktaramadığı öğrenilen Çoban’ın, B.B. ile Y.B. tarafından tehdit edildiği öne sürüldü. Panik olan Ersin Çoban, bir süre sonra ailesiyle birlikte Sakarya’nın Adapazarı ilçesine taşındı.
23 Aralık Cumartesi günü gece saatlerinde bebeğine mama almak için dışarıya çıkan Ersin Çoban, sokakta tartıştığı iki şüpheli tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. Ayaklarından yaralanan genç, olay yerine gelen sağlık ekiplerince ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Bir bacağına iki, diğer bacağına 5 kurşun isabet eden Çoban, tedavisinin ardından taburcu edildi. Olaya ilişkin inceleme başlatan polis ekipleri ise B.B. ile Y.B.’yi gözaltına aldı. Adliyeye sevk edilen şüpheliler, delil yetersizliği sebebiyle serbest bırakıldı.
Olaya ilişkin güvenlik kamera görüntülerinde ise şahısların olay yerine geldiği ve aralarında hengame çıktığı görülüyor.
“Sakarya’ya taşınmak zorunda kaldım”
Yaşadığı olayı anlatan Ersin Çoban, “İstanbul’da şans oyunundan 700 bin lira kadar para kazandım ve bu paraya tahsil edemedim. İki şüpheli benim para kazandığımı duymuşlar ve evime gelerek benden para talep ettiler. Bende bu parayı hesabıma aktaramadığım için ödeyemeyeceğimi söyledim. Onlarda parayı istemekte ısrarcı olup beni öldürmekle tehdit edip, evimin içinde bir el havaya ateş ederek gittiler. Bu kişileri tanıyorum. Bana ve eşim ile çocuğuma zarar vermelerinden tedirgin olduğum için Sakarya’ya taşınmak zorunda kaldım. Bu şahıslar benim buradaki evimi bulup bana saldırıyı gerçekleştirdiler” dedi.
“Delil yetersizliği sebebiyle serbest bırakıldılar ve tehditler hala devam ediyor”
Şüphelilerin kendisine pusu kurduğunu iddia eden Çoban, “Çocuğuma mama almak için saat 02.30 sıralarında motosikletime binerek dışarı çıktım. Biraz ileri doğru hareket ettiğim zamanda mahallede birini gördüm ve onlar olabileceğini hiç tahmin etmedim. Daha önceki zamanlarda motosiklet hırsızlığı oluyordu. Bende yine bir hırsızlık olayı sandım ve kim olduklarını, neden orada beklediklerini sordum ve ‘Seni bekliyorum’ diyerek iki kişi bana çapraz ateş etmeye başladı. Kurşunların hedefi olduktan sonra ambulansla hastaneye sevk edildim. Benim yaşadığım bu mağduriyet şans oyunundan kazandığım fakat çekemediğim 700 bin liradan kaynaklı olarak oluştu. Şüpheliler olaydan bir ay sonrasında yakalandı ancak delil yetersizliği sebebiyle serbest bırakıldılar ve tehditler hala devam ediyor” diye konuştu.
“Evimi terk edeceğim”
Çoban, Sakarya’dan da taşınmak için hazırlık yaptığını aktararak, “Yaşadığım bu olaydan sonra Sakarya’yı terk etmeyi düşünüyorum. Belli ki bu şahıslar durmayacak ve beni öldürme çabaları var. Eşim ve çocuğuma herhangi bir zarar gelmesin diye buradaki evimi terk edeceğim. Bu olaylarla ilgili doğduğum, büyüdüğüm şehri İstanbul’u terk edip Sakarya’ya geldim ancak olaylar peşimi bırakmadı ve buradan da gitmeyi düşünüyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Ben bir aydan beri yatıyorum ve kalkamıyorum. Paramda yoktu. Taşınmak için arkadaşlarımı aradım ve evimi taşımak için onlardan borç aldım. Mahkeme bu şahısları serbest bıraktı, tutuksuz yargılanıyorlar. Şuanda ben onların tutuklanmasını istiyorum” şeklinde konuştu. – SAKARYA
]]>Sarıyer Huzur Mahallesi’nde dün saat 04.45 sıralarında meydana gelen olayda müzikhole gelen bir grup, hem silahlı oldukları hem de taşkınlık çıkarttıkları gerekçesiyle çalışanlar ve müzikhol sahibi Ayhan E. tarafından dışarıya çıkarılmıştı. Yaşanan kavga sonrası grup olay yerinden ayrılmış, yaklaşık 15 dakika sonra gelen bir şahıs mekan sahibi Ayhan E. ile tartışıp ayrılmıştı.
CAN PAZARI ORTAYA ÇIKTI
Konuşmadan yaklaşık 1 saat sonra motosikletle gelen kasklı 2 saldırganın müzikholün önündekilere ateş açması sonucu 2’si polis 5 kişi yaralanmış, ağır yaralanan bir kişi ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Yaşanan bu silahlı saldırının en net güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde, ilk olayın ardından gelen polis ekipleri çalışanlarla konuştuğu esnada saldırganlar ateş açıyor. Saldırıda iki polis ve 3 kişi yaralanarak yere düşüyor. Bir polis memuru ise saldırganlara ateş açarak karşılık veriyor. Olayda can pazarının yaşandığı görülüyor.
MEKANDAN ÇIKARILDIKTAN 1 SAAT SONRA GERİ DÖNEREK ATEŞ AÇTI
Diğer yandan olayla ilgili geniş çaplı çalışma başlatan polis ekipleri, müzikhol sahibi Ayhan E.’nin ifadesine başvurdu. Ayhan E. ifadesinde, saat 02.50 sıralarında 5 şahsın mekana geldiğini ve masaya oturduğunu, içeride taşkınlık çıkartmaları ve silahları oldukları gerekçesiyle 03.30 sıralarında dışarıya çıkartmak istediklerini, kavga sonucu ise grubu çıkarttıklarını söyledi. Olaydan 15 dakika sonrası ise “Mami” lakaplı bir şahsın geri gelerek kendisiyle konuştuğunu ifade eden Ayhan E., şahsın ayrılmasından yaklaşık 1 saat sonra “Mami” lakaplı şahıs ve arkadaşlarının olduğunu düşündüğü şahısların mekanın önüne gelerek ateş açtığını söylediği öğrenildi.
SALDIRGANLARDAN BİRİ TESPİT EDİLDİ
Olayla ilgili çalışmalarını derinleştiren polis ekipleri, olayı gerçekleştiren şahıslardan birinin Musa Y. olduğunu belirledi. Ayrıca iki saldırganın plakasız motosikletle geldikleri, siyah şapkalı yeşil kıyafetli oldukları tespit edildi. Saldırganları yakalama çalışmalarını sürdürdüğü öğrenildi. Ayrıca yaralılardan Suat T.’nin “ateşli silahlar kanununa muhalefet” ve “genel güvenliği kasten tehlikeye sokma” suçlarından çok sayıda kaydı olduğu ortaya çıktı. Suat T.’nin 26 Temmuz 2022 tarihinde aynı mekana silahlı saldırıda bulunan motosikletli şahısların arkasından silahla karşılık verdiği, kurşunların ise işyerlerine isabet ettiği bilgisine ulaşıldı.
KİMLİKLERİ BELLİ OLDU
Yaşanan saldırıyla ilgili yaralanan ve ölen kişilerin kimlikleri de ortaya çıktı. Saldırıda yaralanan memurların ilk olayın ardından araştırma için müzikholün önüne gelen Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği’nde görevli olan memurlar D.T. ve E.A.K. olduğu öğrenildi. Bacaklarından vurulan memurların ambulansla kaldırıldığı Şişli Okmeydanı Prof Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi ve Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gördükleri, hayati tehlikelerinin ise bulunmadığı bilgisine ulaşıldı.
TAKSİCİ HASTANEDE HAYATINI KAYBETTİ
Diğer yaralılardan Hasan Işık S.’nin de bacağından yaralandığı ve iki vatandaş tarafından Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldüğü, hayati tehlikesinin olmadığı, Suat T.’nin (30) sağ bacağından yaralandığı ve Maslak’ta özel bir hastaneye kaldırıldığı, hayati tehlikesinin de olmadığı öğrenildi. Saldırı esnasında müzikhol önünde bulunan taksici Mehmet Sabır Şalışlıoğlu’nun da bacağından vurulduğu ancak kaldırdığı Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybettiği ortaya çıktı.
]]>BURSA’da, yeğenlerinin kavgasının ayırırken 3 katlı evin çatısından atılan beton parçası başına isabet eden 2 çocuk babası Ramadan Bayar (65), yaşamını yitirdi. Olayla ilgili gözaltına alınan Yusuf Aydın (20) tutuklanırken, Ramadan Bayar’ın 33 yıllık hayat arkadaşı Mevlüde Bayar (48), “Kimseye zarar yoktu. Gözlerimizin önünde öldürüldü” dedi.
Yıldırım ilçesi Samanlı Mahallesi’nde geçen yıl aralık ayında, Yusuf Aydın, kavga ettiğini iddia ederek, yardıma çağırdığı arkadaşları Uğur (20) ve Hüseyin Balta (20) kardeşlerin otomobilini çalıp, kaçtı. Otomobil ile Balıkesir’e giden Aydın, aracın yakıtı bitince kendini polise ihbar etti. Gözaltına alınan Aydın, denetimli serbestlik koşulu ile serbest bırakıldı.
İddiaya göre Yusuf Aydın, olaydan 1 ay sonra 16 Ocak’ta, Hüseyin ve Uğur Balta ile mahallede karşılaştı. Araç hırsızlığı yüzünden başlayan tartışma kavgaya dönüşünce yaşanan arbedeye tarafların yakınları da karıştı. Bu sırada 3 katlı evlerinin çatısına annesi Nuran Aydın ile çıkan Yusuf Aydın, çatıdaki beton parçalarını kavga ettikleri kalabalığın üzerine attı. Beton parçalarından biri, yanında eşi Mevlüde Bayar (48) ve oğlu Umut Bayar (32) ile kavgaya karışan yeğenlerini ayırmaya çalışan 2 çocuk babası Ramadan Bayar’ın başına isabet etti. Ramadan Bayar, kanlar içerisinde yere yığılırken, eşi Mevlüde ve oğlu Umut Bayar sinir krizi geçirdi.
KALBİ 2 KEZ DURDU
İhbar üzerine olay yerine jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekibinin yaptığı kontrolde, Ramadan Bayar’ın kalbinin durduğu belirlendi. Yapılan kalp masajıyla kalbi yeniden çalıştırılan Bayar, ambulansla kaldırıldığı Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedaviye alındı. Hastanede ikinci kez duran kalbi yeniden çalıştırılan Bayar, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
Jandarma ekiplerince olay yerinde yakalanıp gözaltına alınan Yusuf Aydın ise işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
‘EŞİMİN KİMSEYE ZARARI YOKTU’
Olayla ilgili soruşturma sürerken, oğluyla birlikte 33 yıllık hayat arkadaşının ölümüne tanık olan Mevlüde Bayar, şüpheli Yusuf Aydın’ın en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. Mevlüde Bayar, o anları şu sözlerle anlattı:
“Olaydan bir ay önce yeğenlerimden arabayı alıp kaçtı. Araya polis, jandarma girdi. Arabayı Balıkesir’de buldular. Sonra burada sokakta karşılaşmışlar. Biraz tartışıp ayrılmışlar. Oğlum ile eşim onları ayırmaya gitmiş. Benden evden geldim. Herkes ayrıldıktan sonra biz evimizin önüne geçmiştik. Onlarda evin üstüne çıktı, olay durduktan sonra yukarıdan bize tuğla, beton attılar. Taşlar ayaklarımıza geldi. Eşim benim sağ tarafımdaydı. Bana yakındı. Ses geldi. Bir şeyler düştü. Sonrasında eşim de başına gelen beton parçasıyla yere düştü. Ben kıl payı kurtuldum, eşim yere yığıldı. Kanlar aktı. Hastaneye kaldırdık. Ondan sonra hastanede iki sefer kalbi çalıştı. Fakat hayata tutunamadı. Eşim yaşamını yitirdi. Ramadan’ın kimseye zararı yoktu. Gözlerimizin önünde öldürüldü. O anı asla unutmayacağız.”
‘BABAM KARINCAYI BİLE İNCİTMEZDİ’
Babasının ölümüne tanık olan Umut Bayar da “Babam karıncayı bile incitmezdi. Kendi halinde, arabasıyla işine gidip gelirdi. Yeğenlerim bakkaldan çocuğa yiyecek alıp, bizim kapının önüne doğru geliyorlar. O sırada Yusuf Aydın ile karşılaşmışlar. Yusuf Aydın, ‘Gelin konuşalım’ demiş. Yeğenlerim de ‘Mahkemede görüşürüz’ demiş. Çocuklara bıçak çekmiş. Kendilerini savunmak için Yusuf Aydın’ı itmişler. Biz, ailemizle o saatte evdeydik. Onlar kavgaya tutuşmuş. Biz de gürültü seslerini duyunca dışarı çıktık. Ben ayırmaya koştum. Babam da ayırmak için yanımıza geldi. Ortalık sakinleşmişti. O sırada bir şeylerin düştüğünü anladım. Arkamı bir döndüm, babam yerde kanlar içinde yatıyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum, dizlerimin üstüne çöktüm” diye konuştu.
]]>BURSA’da, yeğenlerinin kavgasının ayırırken 3 katlı evin çatısından atılan beton parçası başına isabet eden 2 çocuk babası Ramadan Bayar (65), yaşamını yitirdi. Olayla ilgili gözaltına alınan Yusuf Aydın (20) tutuklanırken, Ramadan Bayar’ın 33 yıllık hayat arkadaşı Mevlüde Bayar (48), “Kimseye zarar yoktu. Gözlerimizin önünde öldürüldü” dedi.
Yıldırım ilçesi Samanlığı Mahallesi’nde geçen yıl aralık ayında, Yusuf Aydın, kavga ettiğini iddia ederek, yardıma çağırdığı arkadaşları Uğur (20) ve Hüseyin Balta (20) kardeşlerin otomobilini çalıp, kaçtı. Otomobil ile Balıkesir’e giden Aydın, aracın yakıtı bitince kendini polise ihbar etti. Gözaltına alınan Aydın, denetimli serbestlik koşulu ile serbest bırakıldı.
İddiaya göre Yusuf Aydın, olaydan 1 ay sonra 16 Ocak’ta, Hüseyin ve Uğur Balta ile mahallede karşılaştı. Araç hırsızlığı yüzünden başlayan tartışma kavgaya dönüşünce yaşanan arbedeye tarafların yakınları da karıştı. Bu sırada 3 katlı evlerinin çatısına annesi Nuran Aydın ile çıkan Yusuf Aydın, çatıdaki beton parçalarını kavga ettikleri kalabalığın üzerine attı. Beton parçalarından biri, yanında eşi Mevlüde Bayar (48) ve oğlu Umut Bayar (32) ile kavgaya karışan yeğenlerini ayırmaya çalışan 2 çocuk babası Ramadan Bayar’ın başına isabet etti. Ramadan Bayar, kanlar içerisinde yere yığılırken, eşi Mevlüde ve oğlu Umut Bayar sinir krizi geçirdi.
KALBİ 2 KEZ DURDU
İhbar üzerine olay yerine jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekibinin yaptığı kontrolde, Ramadan Bayar’ın kalbinin durduğu belirlendi. Yapılan kalp masajıyla kalbi yeniden çalıştırılan Bayar, ambulansla kaldırıldığı Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedaviye alındı. Hastanede ikinci kez duran kalbi yeniden çalıştırılan Bayar, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
Jandarma ekiplerince olay yerinde yakalanıp gözaltına alınan Yusuf Aydın ise işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
‘EŞİMİN KİMSEYE ZARARI YOKTU’
Olayla ilgili soruşturma sürerken, oğluyla birlikte 33 yıllık hayat arkadaşının ölümüne tanık olan Mevlüde Bayar, şüpheli Yusuf Aydın’ın en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. Mevlüde Bayar, o anları şu sözlerle anlattı:
“Olaydan bir ay önce yeğenlerimden arabayı alıp kaçtı. Araya polis, jandarma girdi. Arabayı Balıkesir’de buldular. Sonra burada sokakta karşılaşmışlar. Biraz tartışıp ayrılmışlar. Oğlum ile eşim onları ayırmaya gitmiş. Benden evden geldim. Herkes ayrıldıktan sonra biz evimizin önüne geçmiştik. Onlarda evin üstüne çıktı, olay durduktan sonra yukarıdan bize tuğla, beton attılar. Taşlar ayaklarımıza geldi. Eşim benim sağ tarafımdaydı. Bana yakındı. Ses geldi. Bir şeyler düştü. Sonrasında eşim de başına gelen beton parçasıyla yere düştü. Ben kıl payı kurtuldum, eşim yere yığıldı. Kanlar aktı. Hastaneye kaldırdık. Ondan sonra hastanede iki sefer kalbi çalıştı. Fakat hayata tutunamadı. Eşim yaşamını yitirdi. Ramadan’ın kimseye zararı yoktu. Gözlerimizin önünde öldürüldü. O anı asla unutmayacağız.”
‘BABAM KARINCAYI BİLE İNCİTMEZDİ’
Babasının ölümüne tanık olan Umut Bayar da “Babam karıncayı bile incitmezdi. Kendi halinde, arabasıyla işine gidip gelirdi. Yeğenlerim bakkaldan çocuğa yiyecek alıp, bizim kapının önüne doğru geliyorlar. O sırada Yusuf Aydın ile karşılaşmışlar. Yusuf Aydın, ‘Gelin konuşalım’ demiş. Yeğenlerim de ‘Mahkemede görüşürüz’ demiş. Çocuklara bıçak çekmiş. Kendilerini savunmak için Yusuf Aydın’ı itmişler. Biz, ailemizle o saatte evdeydik. Onlar kavgaya tutuşmuş. Biz de gürültü seslerini duyunca dışarı çıktık. Ben ayırmaya koştum. Babam da ayırmak için yanımıza geldi. Ortalık sakinleşmişti. O sırada bir şeylerin düştüğünü anladım. Arkamı bir döndüm, babam yerde kanlar içinde yatıyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum, dizlerimin üstüne çöktüm” diye konuştu.
]]>BURSA’da, eğlence merkezinde gördüğü eski sevgilisi Sibel Kahraman’ı (34) zorla dışarı çıkarıp bindirdiği otomobilinde, yüzüne attığı 9 kafa darbesiyle yaralayan tutuklu sanık İrfan Şahin’in (51), 9 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. Suçlamaları reddeden Şahin, Kahraman’ın, evine girerken düştüğünü iddia etti. Kahraman ise eski sevgilisinin daha önce de şiddet uyguladığını ve vücudunda sigara söndürdüğünü söyledi.
Sibel Kahraman, 2013’te erkek arkadaşı İrfan Şahin ile tanıştı. Uzun süre birliktelikten sonra Kahraman, 2022’de iddiaya göre, kendisine cinsel içerikli mesajlar gönderdiğini öne sürdüğü Şahin’den ayrılmaya karar verdi. Bunun üzerine Şahin, farklı tarihlerde Kahraman’ın evine ya da iş yerine gidip, rahatsız etmeye başladı. 2023 Eylül’de kız arkadaşı ile eğlence merkezine giden Kahraman, saat 04.00 sıralarında kendisini takip eden eski sevgilisinin saldırısına uğradı. Şahin, eski sevgilisini zorla otomobile bindirdi. Kız arkadaşının ise arka koltukta oturmasına izin veren Şahin, otomobiliyle eğlence merkezinden ayrılırken kendisine tepki gösteren Sibel Kahraman’ın yüzüne 9 kez kafa atıp yaraladı. Yüzü tanınmayacak duruma gelen Kahraman, aracın kırmızı ışıkta durması üzerine kız arkadaşı ile araçtan inip yardım istedi. Şahin, otomobiline tekrar zorla bindirdiği kadına hakaret edip şiddet uygulayıp evinin önüne getirerek, ‘Hadi şimdi git ve şikayet et” diye bırakıp uzaklaştı.
ŞİKAYET ÜZERİNE TUTUKLANDI
Polis merkezine giden Sibel Kahraman, eski sevgilisinden şikayetçi oldu. Sevk edildiği devlet hastanesinde aldığı kafa darbeleriyle yüzünde saptanan kırıkların, Kahraman’ın, hayat fonksiyonlarını hafif derecede etkileyecek nitelikte olduğu belirlendi. Kahraman, olaydan 1 gün sonra polis tarafından yakalanıp gözaltına alındı. Verdiği ifadesinde kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmeyen Kahraman, “Ben Sibel’e kesinlikle şiddet uygulamadım. O akşam kendisiyle eğlence merkezinde karşılaştık. Gecenin ilerleyen saatlerinde, yanımda oturan Sibel ile arka koltuğa geçen arkadaşını Sibel’in evine bıraktım. Onlar araçtan inip, apartmana girene kadar arkalarından baktım. Bu arada gürültü duydum. Yanına gittiğimde Sibel’in burnunun üst kısmında kanama olduğunu görünce yardım amacıyla burnuna buz tuttum. Sonra da yanlarından ayrıldım. Ben Sibel’e kesinlikle şiddet uygulamadım. Masumum” dedi.
SORUŞTURMA 3 AY SÜRDÜ
Bursa Cumhuriyet Savcılığı tarafından yaklaşık 3 ay süren soruşturma sonrası, İrfan Şahin hakkında, ‘Kasten yaralamak’, ‘Kadına karşı tehdit’, ‘Hakaret, cebir-tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak’ suçlarından toplam 9 yıla kadar hapis cezası istemiyle asliye ceza mahkemesinde dava açıldı. Şahin’in yargılanmasına Bursa 11’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Tutuklu sanığın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldığı duruşmada, Sibel Kahraman ve ailesi ile taraf avukatları hazır bulundu.
‘BU CÜSSEMLE NASIL 9 KAFA ATABİLİRİM’
Savunmasında da emniyette verdiği ifadesini tekrar eden ve suçlamaları kabul etmeyen İrfan Şahin, Sibel Kahraman’ın düştüğünü iddia ederek, “Olaydan 1 gün önce eğlence mekanında Sibel ile karşılaştık. Sibel’in yanında arkadaşları vardı. Sibel yanıma gelerek bana sarıldı. Benim yanımda 2 kadın vardı ve oturmasına müsaade etmedim. Kendisi sorun çıkartmaya başlayınca, konuşmak için kolundan tutup dışarı çıkardım. Yanındaki arkadaşı olaylar büyümesin diye polisi aramış. Olay büyümesin diye hepimiz evlerimize gittik. Olay günü başka bir eğlence mekanında, Sibel ile karşılaştık. Sibel yine masama geldi. Yine kolundan tutup dışarı çıkmamız gerektiğini söyledim. O anda kavga büyümesin diye, ‘Arabada konuşalım’ dedim. Sibel arabaya bindi, çok alkollüydü. Onu evine bıraktım. O esnada Sibel evine girerken, bir anda alkolün etkisiyle yere düştü ve burnu kanamaya başladı. Hemen eve girip buz tuttum. Sibel’e 9 kafa atmadım 1.90 metre boyunda adamım, bu cüssemle nasıl 9 kafa atabilirim? Suçlamaları kabul etmiyorum” dedi.
‘ÇOCUKLARIMI KAÇIRMAKLA TEHDİT ETTİ’
Sibel Kahraman ise ifadesinde, kendisine cinsel içerikli mesajlar attığı gerekçesiyle ayrıldığı İrfan Şahin’in, daha önce de çocuklarını kaçırmakla tehdit ettiğini söyledi. Şahin’den daha önce de şiddet gördüğünü iddia eden Kahraman, “İrfan, yalan söylüyor. Her gittiğimiz mekanda zorla beni dışarı çıkarıyor. Olay günü kolumdan beni dışarıya çıkardığı gün güvenlik görevlilerine kaşımı kaldırarak, zor durumdayım deyip yardım istedim. Bana defalarca kafa attı. Aracını yol kenarına çekip kafa attı. Hepsini hatırlıyorum. İrfan Şahin, geçmiş zamanlarda vücudumda defalarca sigara söndürdü. Şikayetim devam ediyor” diye konuştu.
EĞLENCE MERKEZİNDEN ÇIKARMA ANI KAMERADA
Öte yandan olay anına ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri de ortaya çıktı. Şahin’in, Sibel Kahraman’ı eğlence merkezinden zorla çıkardığı anların yer aldığı görüntüler dava dosyasına girerken, İrfan Şahin’in, tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, eksik evrakın giderilmesi için duruşmayı erteledi.
]]>Bakırköy 18. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanık Berivan Yıldırım tutuklu bulunduğu cezaevinden getirilirken Ferdi Ağdaş’ın(43) ailesi ve taraf avukatları salonda hazır bulundu. Duruşmada, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapora göre; sürücü Berivan Yıldırım’ın asli kusurlu olduğu, hayatını kaybeden Ferdi Ağdaş’ın ve kaza sebebiyle yaralanan Muhammet Bektaş’ın kusursuz olduğu belirtildi. Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin mütalaasını açıkladı. Mütalaada, Berivan Yıldırım’ın alkollü ve aşırı hızlı bir şekilde kullandığı araç sebebiyle kazanın gerçekleştiği anlatıldı. Yıldırım’ın ‘Bilinçli taksirle öldürme’ suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6’aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Sanığın tutuklu bulunduğu süre göz önüne alınarak tahliyesi istendi.
SANIĞIN TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA KARAR VERİLSİN
Müştekilerin avukatı Pekay Salmanoğlu, Sanığın aşırı alkollü olması ile olay günü hava ve yol durumu birlikte değerlendirildiğinde, biz sanığın olası kast yönünden cezalandırılmasını talep ediyoruz. Sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilsin dedi.
Son sözü sorulan sanık Berivan Yıldırım, Olay tamamıyla kazadır. Beraatıma ve tahliyeme karar verilmesini istiyorum dedi.
Mahkeme, Berivan Yıldırım’ın maktul Ferdi Ağdaş ve Muhammet Bektaş’a karşı eylemlerinden dolayı ‘Bilinçli taksirle öldürme’ suçundan, cezasında indirim uygulayarak oy çokluğu ile 5 yıl hapsine hükmetti. Sürücü belgesine de 2 yıl süre ile el koyulan Yıldırım, hükmedilen cezanın niteliği ve süresi dikkate alınarak adli kontrol altına alınması şeklinde tahliye edildi. Sanığa uygulanan takdiri indirime bir mahkeme üyesi muhalefet şerhi koydu.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede TEM yolu Esenler mevkiinde, Ferdi Ağdaş’ın bariyerlere çarparak maddi hasarlı kaza yapmış olduğu belirtildi. Olay yerine polis ekiplerinin de geldiğine ve emniyet şeridinde park halinde durduklarına yer verildi. Sol şeritten gelen sanık Berivan Yıldırım’ın kontrolündeki aracın direksiyon hakimiyetini kaybederek emniyet şeridinde kazaya bakan trafik ekibi aracına, görevli memura ve Ferdi Ağdaş’a çarparak yola fırlattığı anlatıldı. Polis memurunun kazanın etkisiyle vücuttaki kemik kırıklarının hayati fonksiyonlarına etkisinin ağır derecede olduğu Ferdi Ağdaş’ın ise hayatını kaybettiği belirtildi. Berivan Yıldırım’ın olay yerinden kaçtığı da kaydedilirken Yıldırım’ın yanında bulunan arkadaşı Zehra Polatdemir’in kollukta verdiği ilk ifadede olaydan önce alkol aldıklarını söylediği olaydan 2 gün sonra da ifadesini değiştirdiği belirtildi. Daha sonra kendisi teslim olan Yıldırım hakkında alınan bilirkişi raporuna göre görüşünün tamamen açık ve hızının yüksek olduğu, yolu kontrol etmeden dikkatsiz davrandığı tam kusurlu olduğu ayrıca Berivan Yıldırım’ın arkadaşıyla alkol aldığı ve eğlendiğine dair görüntüleri tespit edildi. Yıldırım’ın sürücü belgesinin yeni olduğu ve aday sürücü olduğuna da yer verildi. Berivan Yıldırım’ın ‘Taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6 ay’a kadar hapsi talep edildi.
]]>KAYSERİ’de, iki grup arasındaki silahlı kavgada Suriye uyruklu Ahmed (29) ile kardeşi Muhammed Alhalaf’ı (26) öldürdüğü suçlamasıyla tutuklanan ve ifadelerinde cinayeti işlemediğini öne süren Hüseyin El Hammud (20), cezaevinden itirafçı olmak istediğine dair mektup yazdı. Savcılıkça yeniden ifadesi alınan Hammud, olaydan önce Alhalaf’tan kullanmak için 150 TL karşılığında uyuşturucu aldığını ama parasını vermediğini belirterek, “Beni arayıp, ‘150 TL, bin TL oldu’ dedi. Küfretti. 15 dakika sonra da eve 5-6 kişi geldi. Beni dövmeye başladılar. Öldürecekler diye korktum. Tüfek ile 1 el ateş ettim. Ama, korkmadılar. Üzerime gelmeye devam ettiler. 2 el daha ateş ettim. Sonra da korkumdan olay yerinden kaçtım. Daha önce koktuğum için farklı ifade verdim” dedi.
Olay, geçen yıl 24 Kasım’da saat 21.00 sıralarında, Kocasinan ilçesi Gevher Nesibe Mahallesi Gür Sokak’ta 5 katlı binanın son katında meydana geldi. Suriye uyruklu iki grup arasında çıkan tartışma, silahlı kavgaya dönüştü. Kavgada Ahmed ile kardeşi Muhammed Alhalaf, tüfekle vuruldu. İhbarla adrese sevk edilen ekipler, 2 kardeşin öldüğünü belirledi. Kayseri Devlet Hastanesi’ndeki işlemler sonrası kardeşlerin cenazeleri, yakınları tarafından Suriye’ye götürüldü.
Olayla ilgili çalışma başlatan İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, şüphelileri tespit edip, operasyon düzenledi. Gözaltına alınan 4 şüpheli, adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden Hüseyin El Hammud’un 2 kardeşi öldürdüğü, tartışmanın da borç meselesi yüzünden çıktığı belirtildi. Adliyeye sevk edilen Abdul Hamid Alhıs ile cinayet şüphelisi Hüseyin El Hammud ve kardeşi Beşşar El Hammud tutuklandı, U.H. ise adli kontrolle salıverildi.
2 FARKLI GÜNDE 5 KİŞİ DAHA GÖZALTINA ALINDI
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, olaya ilişkin 2 farklı günde operasyonlar düzenledi. Polis ekipleri ilk operasyonda İsmail O., Muhammed El H. ve Bilal O.’yu, diğer operasyonda ise Eymed İ. ve Ahmad A.’yı gözaltına aldı. 5 şüpheli, çıkarıldıkları Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından ‘Kasten öldürme’ suçundan tutuklandı. Böylece olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında tutuklananların sayısı 8’e yükseldi.
İLK İFADESİNDE ÖLDÜRDÜĞÜNÜ KABUL ETMEDİ
Cinayet şüphelisi Hammud, ilk ifadesinde cinayeti kimin işlediğini görmediğini öne sürerek, “Kardeşim Beşşar ile birlikte yaklaşık 1 aydır Abdulhamit Alhıs’ın evinde misafir olarak kalırım. Olay gününde Bilal’e telefon geldi ve ölen şahısların da içinde olduğu 4 kişi eve geldi. Şahıslar eve geldiğinde ellerinde bıçaklar vardı. Eve geldiklerinde bıçaklar ceplerindeymiş, odaya geçtiler. Orada Bilal ile kavga ettiklerini duyunca odaya girdik. Bu sırada ellerinde bıçakları gördük. Kavga edenleri ayırmaya çalıştık. O sırada yaralandım. Bilal kavga esnasında ilk önce yere doğru daha sonrasında da biz kaçarken şahıslardan birisine ateş etti. Biz korkup aşağıya indik. Kaçarken 2-3 el daha ateş edildiğini duydum. Benim elimde kesinlikle silah veya tüfek yoktu. Ben kimseyi öldürmedim. Öldüreni de görmedim” diye konuştu.
CEZAEVİNDEN MEKTUP YAZARAK İTİRAFÇI OLDU
Hüseyin El Hammud, cezaevinden itirafçı olmak istediğine dair mektup yazdı. Savcılıkça yeniden ifadesi alınan Hammud, “3 yıldır uyuşturucu kullanıyorum. Olaydan 2 gün önce Muhammed’den 150 TL karşılığında uyuşturucu aldım. Ama parasını vermedim. Ardından beni arayıp, ‘150 TL, bin TL oldu’ dedi. Küfür etti. 15 dakika sonra da eve 5-6 kişi geldi. Beni dövmeye başladılar. Öldürecekler diye korktum. Tüfek ile 1 el ateş ettim. Ama, korkmadılar. Üzerime gelmeye devam ettiler. 2 el daha ateş ettim. Sonra da korkumdan olay yerinden kaçtım. ‘Parayı vermezsen seni keseceğiz’ dediler. Daha önce korktuğum için farklı ifade verdim” dedi.
Olayla ilgili soruşturmanın devam ettiği bildirildi.
]]>Türkiye’de mahkemelerin, tüketici ve hizmet alanları korumaya yönelik verdiği örnek kararlardan biri İzmir Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) tutanaklarına yansıdı.
AA muhabirinin dava dosyasından derlediği bilgilere göre, olay, 16 Eylül 2017’de yaşandı. Antalya Kemer’den İzmir’e seyreden özel bir otobüs firmasında görevli muavin, çay-kahve ikramı yaparken yolculardan Melahat Köseoğlu’nun üzerine kaynar su döktü.
İkinci derecede yanık, 12 gün yatarak tedavi
Vücudunun sağ tarafının büyük bir bölümünde ikinci derecede yanık meydana gelen Köseoğlu, ambulansla kaldırıldığı hastanede 12 gün yatarak tedavi gördü. Tedavi masrafları eşi tarafından karşılanan Köseoğlu, taburcu edildikten sonra avukatı Seda Ballıkaya aracılığıyla otobüs firmasına maddi ve manevi tazminat talepli dava açtı.
İzmir 1. Tüketici Mahkemesi’ne sunulan dava dilekçesinde Köseoğlu’nun, otobüs firmasının ağır ihmal ve kusurları sonucunda yaralandığı, olayın ardından firmanın ilgisiz kalıp gayri ciddi davranışlarda bulunduğu, bunun da yolcunun acısını daha da artırdığı öne sürüldü. Firmanın bin 76 lira maddi, 50 bin lira da manevi olmak üzere 51 bin 76 lira tazminat ödemesi talep edildi.
Davalı firmanın cevap dilekçesinde ise, olayda bir kusurun olmadığı ve Köseoğlu’nun önce sigorta şirketine başvuru yapması gerektiği belirtilerek, davanın reddi istendi.
Dosyada uzmanlığına başvurulan bilirkişi, davacının 87 liralık bilet parası da dahil toplam talep edebileceği miktarın bin 76 lira olabileceğini bildirdi.
İlk karar: 8 bin 76 liralık tazminat ödensin
Davayı karara bağlayan tüketici mahkemesi, kişinin beden bütünlüğüne zarar geldiği, davacının manevi olarak zarara uğradığı ve davalı firmanın söz konusu olayda kusurlu olduğuna dikkati çekti.
Mahkeme bin 76 lira maddi ve 7 bin lira da manevi olmak üzere 8 bin 76 lira tazminatın, olay gününden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte firmadan alınarak davacı Köseoğlu’na ödenmesini kararlaştırdı. Mahkeme, talep edilen yüksek manevi tazminat beledinin haksız zenginleşmeye yol açabileceği gerekçesiyle bu kararı aldı.
Taraflar bu kararı, itiraz için üst mahkeme sayılan İzmir Bölge Mahkemesi’ne taşıdı.
Köseoğlu’nun avukatı Seda Ballıkaya, temyiz dilekçesinde; müvekkilinin psikolojik sarsıntı nedeniyle taşıma sistemine güveninin kalmadığı, kazayı üzüntüyle karşıladığı, tazminat talebinin zenginleşme aracı olarak değil yaşanan ızdırabın karşılığı olarak talep edildiğini vurgulayarak, kararın Köseoğlu lehine bozulmasını istedi.
Davalı firma avukatının dilekçesinde ise davanın usulden reddi talep edilerek; şirketin personel seçerken gerekli özeni gösterdiği, karardan önce kusur oranlarının tespit edilmesi gerektiği, mağdur Köseoğlu’nun sağlık masraflarının SGK tarafından karşılandığı, tazminat isteminin yerinde olmadığı iddia edildi.
“Manevi tazminat talebi haksız zenginleşme ve fakirleşme aracı değil”
İtiraz başvurularını inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre manevi tazminatın haksız zenginleşme ve fakirleşme aracı olmadığına işaret etti.
Otobüste yolculuk yapan davacının, firma çalışanı tarafından üzerine kaynar su dökülmesi sonucunda vücudunda yanıklar oluştuğu ve uzun süre tedavi gördüğü olayda hiçbir kusurunun bulunmadığı bilgisini veren istinaf mahkemesi, bu hususlara göre ilk derece mahkemesince hükmedilen 7 bin liralık manevi tazminatın hak ve nefaset kuralları çerçevesinde bir miktar düşük kaldığı yorumunu yaptı.
Yerel mahkemenin kararını kaldıran istinaf, bin 76 lira maddi, 25 bin lira da manevi olmak üzere toplam 26 bin 76 liranın davacı Melahat Köseoğlu’na yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönünde hüküm kurdu.
]]>Esenyurt Necip Fazıl Kısakürek Mahallesi’nde 8 Nisan 2022 yılında evinde başından vurulmuş halde bulunan Ceylan Kılıç’ın intihar ettiği öne sürülmüştü. Ancak Ceylan Kılıç’ın ailesi olayın intihar değil cinayet olduğunu, Ceylan Kılıç’ın eşi tarafından öldürüldüğünü ifade etmişti.Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç bulunduğu cezaevinden getirilirken, taraf avukatları salonda hazır bulundu.
“SİLAHI ALIP İNTİHAR ETMİŞTİR”
Başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanan ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açılan tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç, ilk duruşmadaki savunmasında, “Ceylan Kılıç’la 16 yıl önce evlendik. Olay yaşandığında Ramazan ayı içerisindeydik. Eşim de benim gibi oruç tutuyordu. Olay gecesi eşim ‘Sahur yemeği hazırladığımda sizi çağırırım’ dedi. Sahur vaktine kadar uyuyup sahur saatinde kalkardık. O gün eşim ‘Bugün uyumayalım, sahura kadar işlerimi yapayım’ dedi. Saat 23.30 sıralarıydı ben yatak odasına geçtim. Kulaklığımı takıp sosyal medyaya girdim. Oğlum Efe de yanımda telefonuna bakıyordu. Yatak odasında 1 saati geçkin zaman oyalanmış olabilirim. Dışarıdan geldiğini düşündüğüm bir ses duydum. Oğlum Efe de duydu. Balkon tarafına baktım, birşey yoktu. Eşimin bulunduğu salonun kapısı kapalıydı. Oğlum Efe benden önce salon kapısını açtı. Ben de hemen arkasındaydım. Salon kapısının sağ tarafında bulunan kanepe üzerinde eşimi vurulmuş halde gördüm. Benim evde bulundurduğum ruhsatsız tabancam vardı. Gaspa uğradığım için tedbir amaçlı bulunduruyordum. Benim bilgim olmadan silahı alıp intihar etmiştir. Ben kendisine hiçbir zaman şiddet uygulamadım. Cildi hassastı, en küçük bir yere dokunduğunda çürük oluşurdu” dedi.
” ‘KENDİNİ AS, ASMAZSAN SENİ ÖLDÜRÜRÜM’ DEMİŞ “
Ceylan Kılıç’ın babası Cevdet Allahverdi ise ifadesinde, kızının üzerine kuma getirilmek istendiğini ancak bunu kabul etmemesi üzerine şiddet gördüğünü anlatarak, “Ben Muş’un Malazgirt köyünde yaşıyorum. Diğer kızım Gülşen de sanığın kardeşiyle evlidir. Gülşen beni Eylül ayında arayıp ‘Ceylan’ı öldürüyorlar’ dedi. Abdulkerim tavanı kırmış, ‘Kendini as, sen kendini asmazsan ben seni öldürürüm’ demiş. Kızım Gülşen, Abdulkerim’in kaynattığı sıcak suyu Ceylan uyurken kafasına döktüğünü bana anlattı. Ben de Kıraç Polis Karakolu’nu arayıp şikayetimi dile getirdim. Polisler olay yerine gitmişler. Polisin telefonundan Ceylan beni aradı, ‘Baba niye şikayetçi oldun, kocamdır, birşey olmaz, üç çocuğum var’ deyince; ben de kızımın üzerinden elimi çektim. Daha sonra İstanbul’a geldim. Oğlum Volkan’ın evine yerleştik. Daha sonra eşim Gülşenle görüşüp geri döndüğünde ağlamaya başladı. Ne olduğunu sorduğumda elinde kanlı peçete vardı. İçinde de kanlı saç olan deri parçaları vardı. Bunlar nedir dediğimde de, ‘Abdulkerim, Ceylan’ın satırla bacağına vurmuş, kafasına vurmuş’ diye anlattı. Bu konuları Gülşen eşime anlatmış. Yalnız eşim bu kanlı peçete ve içindekileri kızım öldükten sonra bana gösterdi. Ceylan öldürülmeden önce Gülşen’in eşi Adem ile konuştuğumda da beni telefonda, ‘Seni de kızını da öldürürüz’ şeklinde tehdit etmişti” cümlelerini kullandı.
“BERAATİMİ VE TAHLİYEMİ İSTİYORUM”
Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç bulunduğu cezaevinden getirilirken, taraf avukatları salonda hazır bulundu. Müşteki avukatı Hilal Gültepe Öztürk sanığın ‘Tasarlayarak eşe karşı kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.Söz hakkı verilmesi üzerine Abdulkerim Kılıç, “Tutuklandığımdan beri, eşimi kaybettiğim ve ailemin mağduriyetinden dolayı psikolojim bozuldu. Beraatimi ve tahliyemi istiyorum. Yemin ederim ki bu suçu ben işlemedim” dedi.Mahkeme heyeti, Abdulkerim Kılıç’a ilk olarak ‘Eşi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ancak sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olumsuz etkilerini gözönüne alarak bu cezayı müebbet hapis cezasına indirdi. Müşteki tarafı karara itirazda bulunarak istinafa başvurdu.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun hazırlamış olduğu rapora yer verildi. Buna göre Ceylan Kılıç’a yapılan atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu tespit edildi. Ayrıca Ceylan Kılıç’ın ailesi ifadelerinde sanık Abdulkerim Kılıç’ın uzun zamandır Ceylan Kılıç’a eziyet ve tehdit ettiğini beyan etti. Maktulün olay yerindeki duruş pozisyonu, silahın ve boş kovanın bulunduğu yer, İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nün raporu da gözönüne alındığında olayın intihar şüphesinden uzaklaştığı, Abdulkerim Kılıç’ın silahla Ceylan Kılıç’a ateş ederek öldürdüğü ve daha sonra silahı Ceylan Kılıç’ın eline tutuşturduğu belirtildi. Abdulkerim Kılıç’ın ‘Eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi.
]]>ESENYURT’ta 2022 yılından evinde başında vurulmuş halde bulunan ve intihar süsü verilen 3 çocuk annesi Ceylan Kılıç’ın eşi Abdulkerim Kılıç ilk olarak ‘Eşi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ancak sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olumsuz etkilerini göz önüne alarak bu cezayı müebbet hapis cezasına indirdi. Ceylan Kılıç’ın babası Cevdet Allahverdi, “Damadım olaydan önce tavanı kırıp kızıma,’ ‘Kendini as, sen kendini asmazsan ben seni öldürürüm’ demiş. Kızım uyurken kafasından aşağıya kaynar su dökmüş. Bize kanlı peçete içinde kanlı saç ve deri parçaları yollamışlar. Abdulkerim, kızımın satırla bacağına ve kafasına vurmuş” bunları sanığın kardeşiyle evli olan diğer kızım Gülşen eşime anlatmış” dedi.
Esenyurt Necip Fazıl Kısakürek Mahallesi’nde 8 Nisan 2022 yılında evinde başından vurulmuş halde bulunan Ceylan Kılıç’ın intihar ettiği öne sürülmüştü. Ancak Ceylan Kılıç’ın ailesi olayın intihar değil cinayet olduğunu, Ceylan Kılıç’ın eşi tarafından öldürüldüğünü ifade etmişti.Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç bulunduğu cezaevinden getirilirken, taraf avukatları salonda hazır bulundu.
“SİLAHI ALIP İNTİHAR ETMİŞTİR”
Başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanan ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açılan tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç, ilk duruşmadaki savunmasında, “Ceylan Kılıç’la 16 yıl önce evlendik. Olay yaşandığında Ramazan ayı içerisindeydik. Eşim de benim gibi oruç tutuyordu. Olay gecesi eşim ‘Sahur yemeği hazırladığımda sizi çağırırım’ dedi. Sahur vaktine kadar uyuyup sahur saatinde kalkardık. O gün eşim ‘Bugün uyumayalım, sahura kadar işlerimi yapayım’ dedi. Saat 23.30 sıralarıydı ben yatak odasına geçtim. Kulaklığımı takıp sosyal medyaya girdim. Oğlum Efe de yanımda telefonuna bakıyordu. Yatak odasında 1 saati geçkin zaman oyalanmış olabilirim. Dışarıdan geldiğini düşündüğüm bir ses duydum. Oğlum Efe de duydu. Balkon tarafına baktım, birşey yoktu. Eşimin bulunduğu salonun kapısı kapalıydı. Oğlum Efe benden önce salon kapısını açtı. Ben de hemen arkasındaydım. Salon kapısının sağ tarafında bulunan kanepe üzerinde eşimi vurulmuş halde gördüm. Benim evde bulundurduğum ruhsatsız tabancam vardı. Gaspa uğradığım için tedbir amaçlı bulunduruyordum. Benim bilgim olmadan silahı alıp intihar etmiştir. Ben kendisine hiçbir zaman şiddet uygulamadım. Cildi hassastı, en küçük bir yere dokunduğunda çürük oluşurdu” dedi.
” ‘KENDİNİ AS, ASMAZSAN SENİ ÖLDÜRÜRÜM’ DEMİŞ “
Ceylan Kılıç’ın babası Cevdet Allahverdi ise ifadesinde, kızının üzerine kuma getirilmek istendiğini ancak bunu kabul etmemesi üzerine şiddet gördüğünü anlatarak, “Ben Muş’un Malazgirt köyünde yaşıyorum. Diğer kızım Gülşen de sanığın kardeşiyle evlidir. Gülşen beni Eylül ayında arayıp ‘Ceylan’ı öldürüyorlar’ dedi. Abdulkerim tavanı kırmış, ‘Kendini as, sen kendini asmazsan ben seni öldürürüm’ demiş. Kızım Gülşen, Abdulkerim’in kaynattığı sıcak suyu Ceylan uyurken kafasına döktüğünü bana anlattı. Ben de Kıraç Polis Karakolu’nu arayıp şikayetimi dile getirdim. Polisler olay yerine gitmişler. Polisin telefonundan Ceylan beni aradı, ‘Baba niye şikayetçi oldun, kocamdır, birşey olmaz, üç çocuğum var’ deyince; ben de kızımın üzerinden elimi çektim. Daha sonra İstanbul’a geldim. Oğlum Volkan’ın evine yerleştik. Daha sonra eşim Gülşenle görüşüp geri döndüğünde ağlamaya başladı. Ne olduğunu sorduğumda elinde kanlı peçete vardı. İçinde de kanlı saç olan deri parçaları vardı. Bunlar nedir dediğimde de, ‘Abdulkerim, Ceylan’ın satırla bacağına vurmuş, kafasına vurmuş’ diye anlattı. Bu konuları Gülşen eşime anlatmış. Yalnız eşim bu kanlı peçete ve içindekileri kızım öldükten sonra bana gösterdi. Ceylan öldürülmeden önce Gülşen’in eşi Adem ile konuştuğumda da beni telefonda, ‘Seni de kızını da öldürürüz’ şeklinde tehdit etmişti” cümlelerini kullandı.
“BERAATİMİ VE TAHLİYEMİ İSTİYORUM”
Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç bulunduğu cezaevinden getirilirken, taraf avukatları salonda hazır bulundu. Müşteki avukatı Hilal Gültepe Öztürk sanığın ‘Tasarlayarak eşe karşı kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.Söz hakkı verilmesi üzerine Abdulkerim Kılıç, “Tutuklandığımdan beri, eşimi kaybettiğim ve ailemin mağduriyetinden dolayı psikolojim bozuldu. Beraatimi ve tahliyemi istiyorum. Yemin ederim ki bu suçu ben işlemedim” dedi.Mahkeme heyeti, Abdulkerim Kılıç’a ilk olarak ‘Eşi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ancak sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olumsuz etkilerini gözönüne alarak bu cezayı müebbet hapis cezasına indirdi. Müşteki tarafı karara itirazda bulunarak istinafa başvurdu.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun hazırlamış olduğu rapora yer verildi. Buna göre Ceylan Kılıç’a yapılan atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu tespit edildi. Ayrıca Ceylan Kılıç’ın ailesi ifadelerinde sanık Abdulkerim Kılıç’ın uzun zamandır Ceylan Kılıç’a eziyet ve tehdit ettiğini beyan etti. Maktulün olay yerindeki duruş pozisyonu, silahın ve boş kovanın bulunduğu yer, İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nün raporu da gözönüne alındığında olayın intihar şüphesinden uzaklaştığı, Abdulkerim Kılıç’ın silahla Ceylan Kılıç’a ateş ederek öldürdüğü ve daha sonra silahı Ceylan Kılıç’ın eline tutuşturduğu belirtildi. Abdulkerim Kılıç’ın ‘Eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi.
]]>KOCAELİ’nin İzmit ilçesinde lise öğrencisi Kıvanç Uman’ın (16) öldürülmesine ilişkin davanın ilk duruşmasında, tutuklu sanık Y.K. (14), çıkan kavgada yumruklaştıklarını, bu sırada maktule 7-8 defa yumruk attığını söyledi. 3’ü tutuklu 5 sanıklı davanın duruşmasında konuşan baba Orhan Uman da “19 Mayıs’ta müzik dinlemeye okula gideceğimize oğlumu toprağa verdik” dedi.
Olay, geçen yıl 15 Mayıs’ta Kemalpaşa Mahallesi İnönü Caddesi’ndeki parkta meydana geldi. Lise öğrencisi Kıvanç Uman, Y.K.’nin eski sevgilisi ile sevgili olunca ikili arasında kavga çıktı. Kavgaya Y.K.’nin arkadaşları H.M.K. (16) ve Y.A. (16) da dahil oldu. 3 kişinin darbeleriyle yere yığılan Uman, yaralandı. İhbarla bölgeye gelen sağlık ekipleri, yaralıyı İzmit SEKA Devlet Hastanesi’ne kaldırdı. Uman, daha sonra İstanbul’daki bir hastaneye sevk edildi. Ancak Kıvanç Uman, 19 Mayıs’ta hastanede hayatını kaybetti. Uman’ı darbeden Y.K., H.M.K. ve Y.A. tutuklandı. Olaya karışan Y.S.K. (15) ve A.B.K. (15) ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.
İDDİANAME HAZIRLANDI
Olay ile ilgili hazırlanan iddianamede, tutuklu sanık Y.K.’nin ‘kasten öldürme’ suçunu çocuğa karşı işlediği gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis, alenen hakaret suçu işlediği gerekçesiyle de 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi. İddianamede, Y.K.’nin yaşı nedeniyle öldürme suçundan 15 yıla kadar, alenen hakaret suçundan ise 1 yıl 3 aya kadar cezalandırılması istendi. Tutuklu sanıklar Y.A. ve H.M.K.’nin ‘kasten öldürme’ suçunu çocuğa karşı işledikleri gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilirken, yaşlarının küçük olması nedeniyle 24 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanıklar A.B.K. ve Y.S.K.’nin ise çocuğun kasten öldürülmesi ve azmettirme suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmaları, çocuk olmaları nedeniyle 15 yıla kadar hapis cezası almaları istendi.
‘7-8 DEFA YUMRUK ATTIM’
Davanın ilk duruşması, dün Kocaeli 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada sanıklar ile öldürülen Kıvanç Uman’ın ailesi ve taraf avukatları hazır bulundu. Sanık ve tanıkların dinlendiği duruşmada tutuklu sanık Y.K., Kıvanç’ın kendisini teke tek kavgaya çağırdığını, birkaç gün sonra Kıvanç’ın kendisini arayıp, kavganın iptal olduğunu, konuşacaklarını, tek gelmesi gerektiğini söylediğini belirtti. Kavga anını da anlatan Y.K., “O bana vurdu, ben de ona vurdum. Kavga sırasında 7-8 defa yumruk attım. Sonra olay yerinden ayrıldık. Diğer arkadaşlarım kavgaya girmiş. Sonra kavga tamamen bitti, ben de uzaklaştım. Sonra da polisler bizi aldı” dedi.
‘2 KERE KARNINA, 1 KERE DE YÜZÜNE VURDUM’
Diğer tutuklu sanık H.M.K. de duruşmada kendini savundu. H.M.K., parka gittiklerinde Kıvanç ve arkadaşlarının geldiğini belirterek, “Zaten bir çember oluştu. Kıvanç ceketini çıkardı, oradan birisi ‘Başla’ dedi. Kıvanç, Y.K.’ye vurdu. Birbirlerini darbetmeye başladılar, sonra bunları ayırdık” diye konuştu.
H.M.K., ayırma sırasında Kıvanç’ın kendisine ‘Sen ne karışıyorsun’ demesi üzerine Kıvanç’ın 2 kere karnına 1 kere de hafif şekilde yüzüne vurduğunu anlattı. H.M.K., “Arkamdan Y.A. gelip, Kıvanç’ın üstüne çıktı. Kafasını, boynunu, yüzünü yumruklamaya başladı” dedi. Y.A.’yı ayırmak amaçlı ittiğini söyleyen H.M.K., Kıvanç’ın bayılmış durumda olduğunu belirtti.
‘İTMESİ İÇİN ‘DİZ AT’ GİBİ BİR ŞEYLER SÖYLEDİM’
Tutuklu sanık Y.A. ise Kıvanç’a vurmadığını ve olaya karışmadığını söyledi. Azmettirici olarak yargılanan Y.S.K. de Kıvanç’ın yorgun olduğunu görünce korktuğunu, başına bir şey gelmemesi için desteklediğini anlatarak, “Kıvanç’ın halsiz olduğunu görünce itmesi için ‘Diz at’ gibi bir şey söyledim. Tam olarak ne dediğimi hatırlamıyorum” dedi.
‘KARDEŞİM ÖLÜYOR DİYE BAĞIRDI’
Azmettirici olarak yargılanan A.B.K. ise kargaşa çıktığını, Kıvanç’ın yerde olduğunu söyledi. A.B.K., “Sonra K.’nin sesini duydum, ‘Kardeşim ölüyor’ diye bağırdı. Ondan sonra tekrar gittiğimde Kıvanç, tepkisiz yatıyordu, onu kollarıma aldım, ‘Ayıl’ dedim, 2-3 defa suratını elledim, ayılma yoktu. Kıvanç’ın yüzünü yıkadım, yıkamama rağmen bir tepki yoktu. Sonra Kıvanç benim ellerime kan kusunca orda zaten kendimi kaybettim” diye konuştu.
“OĞLUMU 19 MAYIS’TA KAYBETTİM’
Sanıkların savunmalarının ardından mahkeme heyeti, Kıvanç Uman’ın annesi Derya Uman’a söz hakkı verdi. Derya Uman, sanıkların hepsinin çelişkili ifade verdiğini belirterek, “Acılı bir anne olarak benim çocuğum bu kadar ne yapmış olabilir ki? Küfür dediğiniz şey, hani buna sebep mi? Sen de küfredersin; bu olay kapanır, bu kadar basittir. Benim çocuğum orada 15 dakika kavga ederken, o çemberi orada oluşturacağına, ‘Vur’ diyeceğine, neden kimse polis çağırmamış? Çocuğuma gittiğimde orada zaten hayatını kaybetmişti, müdahale ediliyordu, entübe edildi. Rabb’im, oğlumu çok şükür ki 4 gün yoğun bakımda sevmeme müsaade etti. Oğlumu 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda kaybettim” dedi. Baba Orhan Uman ise “Kıvanç okulunda başarılı bir öğrenciydi. 19 Mayıs’ta da müzik gösterileri vardı. 19 Mayıs’ta müzik dinlemeye okula gideceğimize oğlumu toprağa verdik” diye konuştu. Mahkeme heyeti, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.
]]>Eskişehir’de günlük kiralık apart işleten Ahmet Ulusoy’un başına ilginç bir olay geldi. Ahmet Ulusoy’un babasının baktığı aparta gelen Muammer Emin Yılmaz, iddiaya göre askeri personel olduğunu belirterek girişte verilmesi gereken bilgileri vermeyi ve imzalanması gereken evrakları reddetti. Ardından Yılmaz, “Ablam gelecek, bilgilerimi vereceğim. Eşyalarımı koyayım sonra giriş yapacağım” deyip daireye yerleşti. Apart sahibinin iddiasına göre ücreti EFT yoluyla gönderen şüphelinin parası işletme sahibinin hesabına yılbaşı tatili nedeniyle düşmedi. Daha sonra parayı geri çeken Muammer Emin Yılmaz, yine apart sahibinin iddiasına göre odadan televizyon, ısıtıcı gibi ufak ev eşyalarının ve anahtarı da yanında götürdü. Muammer Emin Yılmaz ile iletişime geçen Ahmet Ulusoy, kira bedelini ve evin anahtarını istedi. Yılmaz’dan, ‘Alabiliyorsan al. Seni nasıl kandırdım. Ben sana paranı verecektim ama sen böyle konuştuğun için para vermiyorum’ cevapları karşısında bir kez daha şaşıran Ulusoy, Muammer Emin Yılmaz’ın numarasını araştırdığında başka kişilerce “tokatçı, dolandırıcı, sakın açma, kaçak” gibi sıfatlarla kaydedildiğini öğrenildi.
“Tokatçı, dolandırıcı, sakın açma, kaçak’ gibi çeşitli şekillerde kaydedildiğini gördük”
Olayı anlatan apart işletmecisi Ahmet Ulusoy, “Biz ailece günlük ve haftalık olarak apart işletmeciliği yapıyoruz. Yılbaşında işletmemizde ufak çaplı hırsızlık ve verilen sözlerin tutulmaması gibi bir olay yaşandı. Yılbaşında bir müşterimize oda temin ettik, verdiği sözler ve davranışlarıyla güvenerek, anahtarımızı teslim ettik. Bize kendisini askeri personel olarak tanıtmıştı, odaya giriş yapmadan bilgilerinizi almamız gerekirken, ‘Ablam gelecek, bilgilerimi vereceğim. Eşyalarımı koyayım sonra giriş yapacağım’ derken, bizden anahtarı aldı. Yılbaşı dolayısıyla bizim dalgınlığımıza geldi ve anahtarı aldıktan sonra bir daha ses seda alamadık. Bize mobil yoldan para aktaracağını söyledi, EFT yaptı ama yılbaşı dolayısıyla para hesabımıza salı günü geçecekti. Bize dekontu gönderdi ama burada kaldığı sürede işlemi iptal etmiş, bizim paramızı vermedi. Bununla beraber apartımızdaki televizyon, ısıtıcı gibi ufak ev eşyalarının olmadığını gördük. Bizim şu anki isteğimiz herhangi bir para talebi değil, ‘Başımıza böyle bir olay geldi. Biz yandık, başkaları da yanmasın’ demektir. İnsanların birbirlerini cep telefonuna nasıl kaydettiğini görebildiğimiz bir uygulama var, oradan bu şahsın numarasını tarattık ve orada ‘Tokatçı, dolandırıcı, sakın açma, kaçak’ gibi çeşitli şekillerde kaydedildiğini gördük” dedi.
“Eşyaları yanında götürmüş”
Ahmet Ulusoy diğer apart sahipleri ile görüştüğünde aynı olayı onlarında yaşadığını öğrendiğini belirtti. Kandırılan Ulusoy şu şekilde konuştu;
“Yani bu kişi apart apart gezerek, insanları kandırıp, zamanlarına ve emeklerine çöküyor. Buraya benzer bir apartta da parayı vermemiş, ‘Geleceğim, vereceğim’ diyerek oyalamış, sonra da parasını vermemiş. Bu şahsı göndermişler, daha sonra denk gelip paralarını almışlar. Buradaki olayda ne olup bittiğini bilmiyoruz ama artık bu kişinin apartçılar arasında tanınan ve kara listede olan biri olduğunu öğrendik. Bize adını Eyüp Yılmaz olarak tanıttı ama adının Muammer Emin Yılmaz olduğunu öğrendik. Bu bir hastalık mı ruhsal bozukluk mu bilmiyorum ama adam geldi bize bir şeyler dedi, bizim yoğunluğumuz olmasaydı böyle bir şeyi kaçırmazdık ama biraz gaflet ve yoğunlukla bunu gözden kaçırmış olduk. Buradaki seslenişim ‘Biz yandık, başkaları yanmasın. Televizyon ve ısıtıcı gibi küçük olan, rahatlıkla çantasına koyabileceği eşyaları yanında götürmüş. Telefon konuşmalarımızda bizimle dalga geçtiğini söylüyor, ‘Alabiliyorsan al. Seni nasıl kandırdım. Ben sana paranı verecektim ama sen böyle konuştuğun için para vermiyorum’ şeklinde pişkin pişkin konuşuyor. Bir kere ağzımız yandı, bu saatten sonra güvenebileceğimiz insana da güvenmeyiz, çünkü kalbimiz kırıldı, olanaksız olacak şeyler başımıza geldi. Bunun sonucunda iyi insana da güvenemeyeceğiz.” – ESKİŞEHİR
]]>Sultangazi’de lise öğrencisi Ahmet Emre Çavuş, 2 Ağustos 2015 yılında arkadaşlarıyla yolda yürürken kimliği belirlenemeyen bir kişi tarafından uzaktan sıkılan kurşunun boynuna isabet etmesi sonucu yaralanmıştı. Ahmet Emre Çavuş, kaldırıldığı hastanede 2 yıl 11 gün verdiği yaşam mücadelesi sonrasında 19 yaşında hayatını kaybetmişti.
Olayla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan soruşturma sonucunda 8 yıl sonra hazırlanan iddianamede, Ahmet Emre Çavuş’un ölmeden önce alınan ifadesinde, vurulmasına yönelik eylemin kim tarafından gerçekleştirildiğini görmediğini ancak olay günü sanık Devrim Aksoy’un ters ters baktığını, kendisinin birden yere yığıldığını, yerdeyken iki el daha silah sesi duyduğunu ve arkadaşlarının otoparka doğru koşarak “Kim vurdu” dediğini, arkadaşlarının da olay yerinde sanığı gördüklerini ve olay yerinde başka kimsenin olmadığını belirttiği kaydedildi. Sanık Devrim Aksoy’un ise suçlamayı reddettiği belirtilen iddianamede, Aksoy hakkında “Kasten öldürme” ve “Ruhsatsız silah bulundurma” suçlarından müebbet ve 3 yıla kadar hapis istemiyle 2 Haziran 2023 tarihinde dava açıldı.
İKİNCİ DURUŞMADA BERAAT VERİLDİ
İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmada, sanık Devrim Aksoy savunmasında, “Sadece bu olayı benim üzerime yıkmaya çalışıyorlar. Ben kesinlikle iddia edildiği gibi Ahmet Emre Çavuş’u öldürmedim, ben bu şahsı tanımıyorum. Sebepsiz yere neden öldüreyim. Ben kendisinin hastaneye gitmesi içinde yardımcı oldum, kamera kayıtlarındaki atletli kişi benim. Ben vurduğum insana neden yardımcı olayım” demişti. Mahkemenin 30 Kasım 2023 tarihindeki 2’nci duruşmasında ise karar çıktı. Mahkeme, tutuklu sanık Devrim Aksoy’un yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine karar verdi.
BABA KARARA İTİRAZDA BULUNDU
Öldürülen Ahmet Emre Çavuş’un babası Bülent Çavuş, beraat kararına karşı avukatı aracılığıyla istinaf yoluna başvurdu. İtiraz dilekçesinde, her ne kadar sanık hakkında beraat kararı verilmişse de “tanık beyanlarına göre, olay günü orada bu işi yapabilecek tek kişinin suç makinesi olarak bilinen ve kurşunun geldiği yönde bulunan sanığın işlediğinin şüpheden oldukça uzak olduğu, ayrıca Gazi Mahallesi’nde pek çok kahve ve bakkalda sanığın maktulü vurduğunu söylediği, herkesin bu suçu sanığın işlediğini bildiğini, sanığın sabıkalı biri olduğunu, daha önce bir polisi silahla ağır yaraladığını” belirterek beraat kararının kaldırılması ve üst sınırdan cezalandırılması talep edildi. Bülent Çavuş, “8 yıldır verdiğimiz adalet mücadelesi son bulana kadar oğlum için ve bizim gibi adalet arayan ailelerin sesi olmak için sonuna kadar mücadele edeceğim. Adalet sağlanana kadar, oğlumun katilleri bulunana kadar sakallarımı kesmeyeceğim. Bu ülkede adaletin çok zor olduğunu öğrendim. Oğlum Ahmet Emre, Sultangazi’de değil, Etiler’de, Bakırköy’de, Kadıköy’de başına böyle bir olay gelmiş olsaydı çoktan bunu ona yapanlar bulunurdu” şeklinde açıklamada bulundu.
]]>United Havayolları incelemelerinde, bu uçaklarda bazı cıvataların gevşediğinin ve ek sıkılmaya ihtiyaç duyduğunun tespit edildiğini duyurdu. Şirket, kapı tapalarındaki “kurulum sorunları” iyileştirilene kadar bu uçakların yerde tutulacağını belirtti.
Cuma günü meydana gelen olayda uçakta bazı hava yolları tarafından ek acil çıkış kapısı olarak kullanılan ancak Alaska Havayolları’nın kullanım dışı bıraktığı kapı, yaklaşık 5 bin metre yükseklikte koparak düşmüştü.
Olayın ardından ABD Federal Havacılık Dairesi (FAA) olaya ve bu tip uçaklara yönelik inceleme başlattı. ABD’de farklı havayollarına ait toplam 171 adet Boeing 737 Max 9 uçağı hangara çekilirken yüzlerce uçuş iptal oldu.
United Havayolları Pazartesi itibarıyla 200 uçuşunu iptal ettiğini ve Salı günü de ciddi oranda uçuş iptali olacağını aktardı.
Şirket Boeing 737 Max 9’la yapılması planlanan bazı uçuşları başka tip uçaklara kaydırarak yaklaşık 30 kadar ek iptali engellediklerini de ekledi.
Alaska Havayolları da Pazar günü 170, Pazartesi de 60 uçuşunu iptal etmek zorunda kaldığını açıkladı.
Türk Hava Yolları da filosunda bulunan aynı tip 5 uçağa yönelik inceleme başlattı.
ABD’de filosunda en fazla 737 Max 9 tipi uçak bulunduran havayolu şirketleri United ve Alaska Havayolları. Dünya çapında ise Türk Hava Yolları ile Panama’nın Copa Havayolları ve Meksika havayolu şirketi Aeromexico başı çekiyor.
Alaska Havayolları’nın 1282 sefer sayılı uçuşu olayın ardından acil iniş yaptı ve uçaktaki 171 yolcu ve 6 mürettebat şans eseri olayda zarar görmedi.
ABD Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu’nun (NTSB) açıklamasına göre uçakta şans eseri kopan bölgeye yakın yerdeki koltuklar boştu.
Kontrol listesi yayımlandı
ABD’deki hava trafiğini düzenleyen FAA, Boeing 737 Max 9’larda incelemeleri yürüten ekiplerin izlemesi gereken bir kontrol listesi de yayımladı
FAA’dan yapılan açıklamada “Operatörler uçağın sağ ve sol acil çıkış kapılarının tapaları, kapı bileşenleri ve kilitlerindeki geniş incelemeleri tamamlayana kadar tüm Boeing 737 Max 9 tipi uçaklar yerde kalacak” dendi.
Olayla ilgili soruşturma yürüten bir diğer kurum olan NTSB de, aynı uçakla olay öncesi yapılan üç uçuşta pilotların basınç uyarısı ışıklarının yandığını raporladığını ekledi.
Uyarıların ardından uçağın “acil durumda geri dönebilmesi için” su üzerinde uzun mesafe uçuşlar yapmasının yasaklandığı da eklendi.
Bu uyarılara yol açan sorunlar ile Cuma günü yaşanan olay arasında bir bağlantı olup olmadığı henüz netleşmedi.
Boeing’in yayımladığı açıklamadaysa “Güvenlik bizim önceliğimiz ve yaşanan olayın müşterilerimiz ve yolcular üzerindeki etkisinden büyük üzüntü duyuyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Şirketin 737 Max serisi havacılık tarihine “en çok incelemeye maruz kalmış” uçak serisi olarak geçti.
Daha önceki Boeing kazaları
Boeing’in 737 Max serisi 2018 ve 2019’da beş ay arayla iki büyük kaza ile gündeme gelmişti.
Endonezya ve Etiyopya’da düşen 737 Max uçaklarında toplam 346 kişi yaşamını yitirmişti.
Bu iki kaza sonrası dünya çapında 737 Max uçaklarına uçuş yasağı uygulanmıştı.
Araştırmacılar, her iki kazada da uçakların burnunu aşağı doğru çeken arızalı MCAS sistemi sensörlerin sorumlu olduğunu rapor etmişti.
]]>Ergene ilçesi Cumhuriyet Mahallesi’nde, 25 Haziran 2021’de sağanak nedeniyle derenin taşması ile kıyıda oyun oynayan Burak Önder, kardeşi Barış Önder ve arkadaşları Mustafa Aslan, suya kapıldı. Dere üzerindeki kanalizasyon künkleri içinde 500 metre mesafedeki dere yatağına sürüklenen Burak Önder ile Mustafa Aslan hayatını kaybetti; Barış Önder çevredekilerce kurtarıldı. Çocukların ölümünün ardından Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında; İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Dr. Murat Kuruoğlu, Dr. Fethi Kadıoğlu ve Dr. Oral Yağcı’dan oluşan bilirkişi heyeti, bölgede 10 Şubat 2022’de inceleme yaptı. 2 saat süren incelemede heyet, çocukların içinde sürüklendiği beton künkleri metre ile ölçtü. Boğulmaktan son anda kurtarılan Barış Önder de olay günü yaşadıklarını heyete anlattı.
‘İNSAN GİRİŞİNİ ENGELLEYEN ÖNLEM ALINMAMIŞ’
Bilirkişi heyeti, hazırladığı raporu Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’na sundu. Raporda, olayda herhangi bir kasıt bulunmadığı, kaza olduğu nitelendirildi. Olayın meydana gelmesinde, hidrolik olarak açık kanalın etrafında; insan girişini engeller nitelikte tel, çit ve benzeri herhangi bir önlem alınmamış olmasının etkisine dikkat çekilen raporda, Benzer şekilde yolun kenarında zemin altında yer alan betondan yapılmış 200 metre uzunluğundaki boru menfezlerin ağzında boruya katı madde girişini engeller nitelikte koruyucu bir ızgaranın olay sarihinde bulunmuyor olması da başka bir etken olarak değerlendirilmiştir denildi.
‘KANALI USULÜNE UYGUN KAPAMAYAN İDARE ASLİ KUSURLU’
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ile Ergene Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nün ‘asli kusurlu’ bulunduğu raporda, şunlar kaydedildi 2016-2017 yılları arasında açık kanalı, kapalı kanal haline getiren idarenin belirlenmesi gerekmektedir. Bu idareler kapsamında ise Ergene Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nden hangisinin kanalı kapalı hale getirdiğinin belirlenmesi halinde; gerek kanal girişlerinin güvenliğinin sağlanmaması gerek yoldan gelen suyun taşkın yapmasına neden olması kapsamında, su kenarında bulunan menfezlerin ani suyla yaşamlarını yitirmesine neden olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Bu nedenle bu işleri yapan idarenin gerekli özeni borunun yerine getirilmemiş olması karşısında, 2016-2017 arasında kapalı kanalı usule uygun yapmayan idarenin asli kusurlu olduğu takdiri savcılığınıza ait olmak üzere değerlendirilmiştir.
‘YOLDA DEFORMASYONA MÜDAHALE EDİLMEMİŞ’
Raporda ayrıca olayın meydana geldiği bölgede otoyolun menfez bölgesinde oluşan deformasyona da müdahale edilmediği kaydedildi. Otoyolun bakımından sorumlu belediyenin bu nedenle ‘tali kusurlu’ bulunduğu raporda, Bu açıdan 2016 yılında kapalı kanal yaparken bu kanalın yola etkisinin göz önüne alınmadığı yoldaki deformasyon artışı ile sabittir. Deformasyonlar olmasına rağmen yol bakımı sırasında da 2018 yılından olayın olduğu tarihe kadar da müdahale edilmediği de görülmektedir. Bu açıdan yolun bakımından sorumlu idarenin tarihleri göz önüne alarak belirlenmesi ve bu idarenin olayın oluşumunda denetim eksikliği kapsamında takdiri savcılığınıza ait olmak üzere tali kusurlu olduğu değerlendirmesi yapılmıştır denildi.
6 KİŞİ HAKKINDA SORUŞTURMA İZNİ
İçişleri Bakanlığı, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sürdürdüğü soruşturmada, 2,5 yıl sonra Ergene Belediye Başkanı Rasim Yüksel, dönemin Fen İşleri Müdürlüğü’nden sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Hülya İnci, Belediye Başkan Yardımcıları Mehmet Cebeci, Gökhan Akman, Fen İşleri Müdür vekili Hilal Altun ve eski Fen İşleri Müdür Vekili tekniker Fuat Renksor, hakkında soruşturma izni verildi. İzin kararında olay anlatılarak, şöyle denildi Olayın meydana geldiği yağmur suyu tahliye şebekesininhattının kapalı şekilde olduğu, çift sıra büzden oluştuğu, büzlerin iç çapların 50 santimetrelik, yaklaşık 200 metre uzunluğunda olduğu, olayın meydana geldiği yağmur suyu tahliye şebekesininhattının 2016 yılında Ergene Belediyesi tarafından yapıldığı ve bu tahliye şebekesininhattının Tekirdağ Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne (TESKİ) devrinin yapılmadığı, bilirkişi raporunda da ‘kapalı kanal yapılırken gerek kanal girişlerinin güvenliğinin sağlanmaması, gerekse yoldan gelen suyun taşkın yapmasına neden olması kapsamında, maktullerin ani su ile yaşamlarını yitirmesine neden olunduğu, 2016-2017 yıllarında kanalı usule uygun yapmayan Ergene Belediyesi’nin gerekli dikkat ve özeni yerine getirmemesinden dolayı asli kusurlu olduğu’ değerlendirmesi yapıldığı anlaşıldığından soruşturma izni verilmesini karar verilmiştir.
‘İZİN BİZİ MEMNUN ETTİ’
Ölen çocukların ailelerinin avukatı İbrahim Doğan, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni vermesinin kendilerini memnun ettiğini belirtti. Doğan, Aradan geçen zaman içerisinde yapmış olduğumuz müracaatlarımız, başvurmuş olduğumuz hukuki yollar ulaşmış olduğumuz merciler, taleplerimize karşı duyarlı davrandılar. İçişleri Bakanlığı’ndan bizzat Bakanımız Ali Yerlikaya imzasıyla soruşturma iznimiz geldi. Bu soruşturma izninde Ergene Belediye Başkanı Rasim Yüksel’in de aralarında bulunduğu 6 kişi için soruşturma izni verildi. Bundan sonraki süreçte bu şahıslar ile ilgili hazırlanacak iddianameyi bekleyeceğiz. Ancak daha öncesinde dosya kapsamında düzenlenmiş olan bilirkişi raporunda kusurlu bulunduğu belirtilen diğer kurumlar ile ilgili soruşturma iznini verilmesini bekliyorduk. Bunlarla hali hazırda verilmiş bir soruşturma izni yok, bu hususun da takipçisi olacağız. Verilmiş olan soruşturma izni kısmen bizi memnun etmiş olsa da bize göre tam anlamıyla yeterli değil. Çünkü bu olayda kusurlu olan farklı kurumların da bulunduğu özellikle Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı TESKİ başta olmak üzere birden fazla sorumlu kurumun olduğu noktasında bir hukuki düşüncemiz ve kanaatimiz var. Bilirkişi raporu da bizim bu kanaatimizi destekler mahiyetteydi. Bu sebeple verilmiş olan soruşturma izni tam yeterli değil ancak daha önceki sürece göre dediğimiz gibi kısmi de olsa bir soruşturma izni gelmiş olması da bizi memnun etti diye konuştu. (DHA)
]]>Ergene ilçesi Cumhuriyet Mahallesi’nde, 25 Haziran 2021’de sağanak nedeniyle derenin taşması ile kıyıda oyun oynayan Burak Önder, kardeşi Barış Önder ve arkadaşları Mustafa Aslan, suya kapıldı. Dere üzerindeki kanalizasyon künkleri içinde 500 metre mesafedeki dere yatağına sürüklenen Burak Önder ile Mustafa Aslan hayatını kaybetti; Barış Önder çevredekilerce kurtarıldı. Çocukların ölümünün ardından Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında; İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Dr. Murat Kuruoğlu, Dr. Fethi Kadıoğlu ve Dr. Oral Yağcı’dan oluşan bilirkişi heyeti, bölgede 10 Şubat 2022’de inceleme yaptı. 2 saat süren incelemede heyet, çocukların içinde sürüklendiği beton künkleri metre ile ölçtü. Boğulmaktan son anda kurtarılan Barış Önder de olay günü yaşadıklarını heyete anlattı.
‘İNSAN GİRİŞİNİ ENGELLEYEN ÖNLEM ALINMAMIŞ’
Bilirkişi heyeti, hazırladığı raporu Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’na sundu. Raporda, olayda herhangi bir kasıt bulunmadığı, kaza olduğu nitelendirildi. Olayın meydana gelmesinde, hidrolik olarak açık kanalın etrafında; insan girişini engeller nitelikte tel, çit ve benzeri herhangi bir önlem alınmamış olmasının etkisine dikkat çekilen raporda, “Benzer şekilde yolun kenarında zemin altında yer alan betondan yapılmış 200 metre uzunluğundaki boru menfezlerin ağzında boruya katı madde girişini engeller nitelikte koruyucu bir ızgaranın olay sarihinde bulunmuyor olması da başka bir etken olarak değerlendirilmiştir” denildi.
‘KANALI USULÜNE UYGUN KAPAMAYAN İDARE ASLİ KUSURLU’
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ile Ergene Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nün ‘asli kusurlu’ bulunduğu raporda, şunlar kaydedildi:
“2016-2017 yılları arasında açık kanalı, kapalı kanal haline getiren idarenin belirlenmesi gerekmektedir. Bu idareler kapsamında ise Ergene Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nden hangisinin kanalı kapalı hale getirdiğinin belirlenmesi halinde; gerek kanal girişlerinin güvenliğinin sağlanmaması gerek yoldan gelen suyun taşkın yapmasına neden olması kapsamında, su kenarında bulunan menfezlerin ani suyla yaşamlarını yitirmesine neden olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Bu nedenle bu işleri yapan idarenin gerekli özeni borunun yerine getirilmemiş olması karşısında, 2016-2017 arasında kapalı kanalı usule uygun yapmayan idarenin asli kusurlu olduğu takdiri savcılığınıza ait olmak üzere değerlendirilmiştir.”
‘YOLDA DEFORMASYONA MÜDAHALE EDİLMEMİŞ’
Raporda ayrıca olayın meydana geldiği bölgede otoyolun menfez bölgesinde oluşan deformasyona da müdahale edilmediği kaydedildi. Otoyolun bakımından sorumlu belediyenin bu nedenle ‘tali kusurlu’ bulunduğu raporda, “Bu açıdan 2016 yılında kapalı kanal yaparken bu kanalın yola etkisinin göz önüne alınmadığı yoldaki deformasyon artışı ile sabittir. Deformasyonlar olmasına rağmen yol bakımı sırasında da 2018 yılından olayın olduğu tarihe kadar da müdahale edilmediği de görülmektedir. Bu açıdan yolun bakımından sorumlu idarenin tarihleri göz önüne alarak belirlenmesi ve bu idarenin olayın oluşumunda denetim eksikliği kapsamında takdiri savcılığınıza ait olmak üzere tali kusurlu olduğu değerlendirmesi yapılmıştır” denildi.
6 KİŞİ HAKKINDA SORUŞTURMA İZNİ
İçişleri Bakanlığı, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sürdürdüğü soruşturmada, 2,5 yıl sonra Ergene Belediye Başkanı Rasim Yüksel, dönemin Fen İşleri Müdürlüğü’nden sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Hülya İnci, Belediye Başkan Yardımcıları Mehmet Cebeci, Gökhan Akman, Fen İşleri Müdür vekili Hilal Altun ve eski Fen İşleri Müdür Vekili tekniker Fuat Renksor, hakkında soruşturma izni verildi. İzin kararında olay anlatılarak, şöyle denildi:
“Olayın meydana geldiği yağmur suyu tahliye şebekesinin/hattının kapalı şekilde olduğu, çift sıra büzden oluştuğu, büzlerin iç çapların 50 santimetrelik, yaklaşık 200 metre uzunluğunda olduğu, olayın meydana geldiği yağmur suyu tahliye şebekesinin/hattının 2016 yılında Ergene Belediyesi tarafından yapıldığı ve bu tahliye şebekesinin/hattının Tekirdağ Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne (TESKİ) devrinin yapılmadığı, bilirkişi raporunda da ‘kapalı kanal yapılırken gerek kanal girişlerinin güvenliğinin sağlanmaması, gerekse yoldan gelen suyun taşkın yapmasına neden olması kapsamında, maktullerin ani su ile yaşamlarını yitirmesine neden olunduğu, 2016-2017 yıllarında kanalı usule uygun yapmayan Ergene Belediyesi’nin gerekli dikkat ve özeni yerine getirmemesinden dolayı asli kusurlu olduğu’ değerlendirmesi yapıldığı anlaşıldığından soruşturma izni verilmesini karar verilmiştir.”
‘İZİN BİZİ MEMNUN ETTİ’
Ölen çocukların ailelerinin avukatı İbrahim Doğan, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni vermesinin kendilerini memnun ettiğini belirtti. Doğan, “Aradan geçen zaman içerisinde yapmış olduğumuz müracaatlarımız, başvurmuş olduğumuz hukuki yollar ulaşmış olduğumuz merciler, taleplerimize karşı duyarlı davrandılar. İçişleri Bakanlığı’ndan bizzat Bakanımız Ali Yerlikaya imzasıyla soruşturma iznimiz geldi. Bu soruşturma izninde Ergene Belediye Başkanı Rasim Yüksel’in de aralarında bulunduğu 6 kişi için soruşturma izni verildi. Bundan sonraki süreçte bu şahıslar ile ilgili hazırlanacak iddianameyi bekleyeceğiz. Ancak daha öncesinde dosya kapsamında düzenlenmiş olan bilirkişi raporunda kusurlu bulunduğu belirtilen diğer kurumlar ile ilgili soruşturma iznini verilmesini bekliyorduk. Bunlarla hali hazırda verilmiş bir soruşturma izni yok, bu hususun da takipçisi olacağız. Verilmiş olan soruşturma izni kısmen bizi memnun etmiş olsa da bize göre tam anlamıyla yeterli değil. Çünkü bu olayda kusurlu olan farklı kurumların da bulunduğu özellikle Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı TESKİ başta olmak üzere birden fazla sorumlu kurumun olduğu noktasında bir hukuki düşüncemiz ve kanaatimiz var. Bilirkişi raporu da bizim bu kanaatimizi destekler mahiyetteydi. Bu sebeple verilmiş olan soruşturma izni tam yeterli değil ancak daha önceki sürece göre dediğimiz gibi kısmi de olsa bir soruşturma izni gelmiş olması da bizi memnun etti” diye konuştu.
]]>Olay, 9 Ağustos 2022’de saat 04.30 sıralarında Nilüfer ilçesi Barış Mahallesi’nde meydana geldi. Gece kulübüne eğlenmeye gelen Caner Yaşa (29) ile Yusuf A. (38), taşkınlık yaptıkları gerekçesiyle işletmeci M.S. ve güvenlik görevlileri tarafından dışarı çıkarıldı. Dışarıda görevlilerle tartışıp, olay yerinden ayrılan Caner Yaşa ve Yusuf A., durumu arkadaşları Veysel Karani Karakaş (27), Aytaç Yaşa (36) ve Güven Yaşa’ya (27) söyledi. Bunun üzerine Veysel Karani Karakaş, Aytaç Yaşa ve Güven Yaşa kendilerine ait otomobile binip, kulübe gitti. Dışarıda bekleyen şüpheliler, mekanın kapanmasının ardından patronunun otomobilini almaya gelen Emir Çelik’e ateş edip, kaçtı. Yaralanan ve özel bir hastaneye kaldırılan Çelik, kurtarılamadı.
İZMİR’DE YAKALANDILAR
Soruşturma kapsamında Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, güvenlik kamerası görüntülerini izleyip, cinayette kullanılan otomobilin sahibinin Caner Yaşa olduğunu tespit etti. Polis, Caner Yaşa ile arkadaşı Yusuf A.’yı gözaltına aldı. Şüphelilerin sorgularında Veysel Karani Karakaş, Aytaç Yaşa ve Güven Yaşa’nın arkadaşları oldukları, olayın ardından Yıldırım ilçesinde bir araya geldikleri, yanlarına da Yusuf Çelik (26), D.Ç. (33), H.M. (30), Y.S. (34), A.İ.’yi (38) yardım için çağırdıkları öğrenildi. Ekipler, söz konusu 5 şüpheliyi de gözaltına aldı. Bu kişiler ise ifadelerinde Veysel Karani Karakaş, Aytaç Yaşa ve Güven Yaşa’ya İzmir’e kaçmaları için yardım ettiklerini ve aracı da sakladıklarını itiraf etti. Şüphelilerin İzmir’de S.T.’ye (37) ait bağ evinde saklandığı belirlendi. Ekipler, cinayetten 3 gün sonra 12 Ağustos’ta düzenledikleri operasyon ile Veysel Karani Karakaş, Aytaç Yaşa ve Güven Yaşa ile saklanmalarına yardım ettiği belirlenen S.T.’yi gözaltına alıp, Bursa’ya getirdi. Gözaltına altına alınan 11 şüpheliden 7’si adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, Aytaç Yaşa, Güven Yaşa, Veysel Karani Karakaş ve Yusuf Çelik tutuklandı.
OLAY ANI GÜVENLİK KAMERASINDA
Öte yandan olay, güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, şüphelilerin otomobille gelip hareket halinde ateş açtıkları, Emir Çelik’i vurdukları ve olay yerinden kaçtıkları görüldü. Görüntülerde olay yerinde bir de minibüs olduğu tespit edildi. Otomobilden açılan ateşle Emir Çelik’in vurulduğu sırada, minibüsten de ateş açıldığı kamera görüntülerine yansıyınca, ateş açan kişinin Emir Çelik’in amcasının oğlu olan İ.Ç. olduğu belirlendi.
CİNAYETTEN 5 AY SONRA GÖZALTINA ALINDI
Olaydan 2 ay sonra bir yaralama olayına karışan İ.Ç., kuzeni Emir Çelik’in olay günü kullandığı silahtan çıkan kurşunla öldürülmüş olma ihtimali üzerine, cinayetten 5 ay sonra ‘kasten öldürme’ suçlamasıyla gözaltına alındı. İfadesinin ardından İ.Ç., serbest bırakıldı. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 4’ü tutuklu, 12 sanık hakkında Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. 4’ü tutuklu 8 sanığın ‘tasarlayarak öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 3 sanığın ‘suçluyu kayırma’, ‘suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçlamasıyla 5 yıla kadar hapis, dosyaya sonradan dahil edilen ve iddianamede ‘müşteki şüpheli’ olarak yer alan maktulün kuzeni tutuksuz sanık İ.Ç.’nin ise ‘kasten öldürme” suçlamasıyla müebbet hapsi istendi.
AVUKAT, 2 FARKLI GÜVENLİK KAMERASINI BİRLEŞTİRDİ
Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 5’inci celsesinde, tutuksuz sanık İ.Ç.’nin avukatı Sedat Gülen’in yaptığı savunma davanın seyrini değiştirdi. Olay yerinde 2 aracın bulunması ve Emir Çelik’in hangi araçtan açılan ateşle öldüğünün tespiti için cinayet anına ilişkin 2 farklı güvenlik kamerasını birleştiren Gülen, olay yerinde yaptığı canlandırmayı mahkemeye sundu. Ateş açıldığı anda Emir Çelik’in, kuzeni İ.Ç.’nin içinde olduğu minibüse binmeye çalıştığını belirten Gülen, yaptığı canlandırmada aradaki mesafeyi metre ile ölçtü. Emir Çelik ile İ.Ç. arasındaki mesafenin 30 santim olduğuna dikkat çeken Gülen, polis ve dosyayı hazırlayan savcının iddiasının, Emir Çelik’in, İ.Ç.’nin silahından çıkan kurşunla öldüğü yönünde olduğuna, bu durumda Emir Çelik’in yakın atış mesafesinden ölmüş olması gerektiğine dikkat çekti.
MAKTULÜN KIYAFETLERİNİN ADLİ TIP’A GÖNDERİLMESİNİ İSTEDİ
Yakın mesafeden açılan ateşle ölen bir kişinin üzerinde barut izi ve atış artığı olacağını söyleyen avukat Gülen, Emir Çelik’in öldüğü zaman üzerinde olan kıyafetlerin kriminal inceleme için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesini istedi. Gülen’in, atış mesafesinin hesaplanması yönündeki talebi üzerine, Çelik’in öldüğü anda üzerinde olan kıyafetleri kriminal incelemeye gönderildi. İncelemede Emir Çelik’in kıyafetinde atış artığı bulunmadığı ve uzak atış mesafesi ile öldürüldüğü tespit edildi. Bu rapor üzerine savcı, karar duruşmasında mahkemeye sunduğu esas hakkındaki mütalaasında tutuksuz sanık İ.Ç.’nin beraatini istedi.
KARARDA ‘TİŞÖRT’ DETAYI
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, suçunu sabit gördüğü sanıklara 10 ay ile 27 yıl arasında hapis cezası verirken, ‘kasten öldürmek’ suçundan müebbet hapsi istenen İ.Ç.’nin, ‘maktulün tişörtüyle ilgili tanzim edilen Adli Tıp Kurumu raporu ve mahkumiyetini gerektiren her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği’nden beraatine karar verdi. İ.Ç., ‘ruhsatsız silah taşımak’ ve ‘delilleri yok etmek’ suçundan ise toplam 20 ay hapse çarptırıldı. İ.Ç.’nin bu cezası da ertelendi.
]]>DENİZLİ’nin Pamukkale ilçesinde Yusuf Söylemez’in (26) tartışıp, kovaladığı amcasının oğlu Hasan Söylemez’in (25) kaçarak sığındığı markette kasiyer olarak çalışan Merve Acar’ın (28) pompalı tüfekle vurularak öldürülmesiyle ilgili iddianame hazırlandı. İddianamede Acar’ı öldüren Yusuf Söylemez ile olaya karışan, aralarında kız arkadaşının da olduğu 6 kişi için ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası istendi.
Olay, 20 Ağustos’ta Kayhan Mahallesi’nde meydana geldi. Yusuf Söylenmez, kız arkadaşı Buse Simay Karakaya ile daha önce ilişki yaşadığı için aralarında husumet bulunduğu ileri sürülen amcasının oğlu Hasan Söylemez (25) ile parkta buluştu. Yusuf Söylemez buluşma noktasına yanında Emircan Uyar (20), Muhammet Söylemez (20), Furkan Aygün (19), İsmail Bağlan (21), Tolga Gök (18) ve kız arkadaşı Buse Simay Karakaya’yı da getirdi. Burada kuzenler arasında çıkan tartışma, kavgaya dönüştü. Yanında taşıdığı bıçakla Yusuf Söylemez’i elinden yaralayan Hasan Söylemez, kaçıp, parkın karşısındaki bir markete sığındı. Elindeki pompalı tüfekle Hasan Söylemez’in peşinden giden Yusuf Söylemez, önce markette kasiyer olarak çalışan Merve Acar’a ardından Hasan Söylemez’e doğru art arda ateş etti. Olayın ardından Yusuf Söylemez ile yanındaki 6 kişi kaçtı. Kanlar içinde yere yığılan Merve Acar ile Hasan Söylemez, ambulansla Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’ne götürüldü. Merve Acar, doktorların tüm çabasına karşın kurtarılamadı.
ÇEYİZ PARASI BİRİKTİRİYORDU
Hürriyet Mahallesi Muhtarı Mehmet Çakar’a ait olan markette kasiyer olarak çalışan Acar, 21 Ağustos’ta Denizli’de gözyaşları arasında toprağa verildi. İşletme ve uluslararası ilişkiler mezunu olan Acar’ın, Çakar’ın baldızı olduğu, eniştesine ait olan markette çeyiz parası biriktirmek için çalıştığı öğrenildi.
OLAYA KARIŞAN 7 KİŞİ TUTUKLANDI
Denizli İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Bürosu Amirliği ekipleri, olayın ardından kaçan şüphelileri tespit etti. Ekipler, Yusuf Söylemez ile Emircan Uyar, Muhammet Söylemez, Furkan Aygün, İsmail Bağlan, Tolga Gök ve Buse Simay Karakaya’yı yakalayıp, gözaltına aldı. Polis tarafından gözaltına alınan 7 kişi, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildikleri Adliyede tutukladı.
KASİYER MERVE ACAR’IN ÖLDÜRÜLME ANLARI KAMERADA
Bu arada, Merve Acar’ın öldürülme anları da marketin güvenlik kamerasına yansıdı. Güvenlik kamerası görüntülerinde market önünde Yusuf Söylemez ile tartışan Hasan Söylemez’in içeri girmesi, ardından Yusuf Söylemez’in yanındaki 6 kişiyle ve elindeki pompalı tüfekle markete girip, önce Merve Acar’ı ardından Hasan Söylemez’i vurduğu görüldü. Görüntülerde ayrıca olay yerindeki vatandaşların Acar’a yardım etmeye çalışması ve Acar’ın sağlık ekiplerince ambulansa taşınması yer aldı.
OLAYA KARIŞAN 7 KİŞİ İÇİN MÜEBBET İSTENDİ
Merve Acar’ın öldürülmesiyle ilgili Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı. 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Merve Acar’ı öldürüp, amcasının oğlu Hasan Söylemez’i yaralayan Yusuf Söylemez hakkında ‘kadına karşı kasten öldürme’, ‘kasten öldürme’, ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası istendi. Olaya karışan diğer kişiler Emircan Uyar, Muhammet Söylemez, Furkan Aygün, İsmail Bağlan, Tolga Gök ve Yusuf Söylemez’in kız arkadaşı Buse Simay Karakaya için ise ‘kadına karşı kasten öldürme’ ve ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası istendi.
ISRARLA PEŞİNİ BIRAKMAMIŞLAR
Savcılık iddianamede, şüphelilerin bıçaklarla ve tüfekle öldürmeye hazırlanarak olay yerine geldiklerini, Hasan Söylemez’in şüphelilerin elinden kaçıp, markete sığınmasına rağmen ısrarla peşini bırakmadıklarını belirtti. Ayrıca şüphelilerin Hasan Söylemez ile Merve Acar’ın yaralandıklarını bilmelerine rağmen uzaklaşmalarını, olay sırasında şüphelilerin birbirlerine engel olmaya çalışmadıklarını, market içinde başka insanların bulunabileceğini bildikleri vurgulandı. Olay sırasında Merve Acar’ın bağırdığını, Acar’ın sesinin şüpheliler tarafından duyulabileceğine yer verildi. Şüphelinin marketin içine yakın mesafeden nişan alarak ateş etmesiyle Merve Acar’ı da isabet almasının mutlak ve kaçınılmaz olduğu ifade edildi. Marketteki tanıkların engel olmasına rağmen şüphelinin market içine girip ikinci kez ateş ettiğine yer verilirken, Şüphelilerin Merve Acar ile Hasan Söylemez’i öldürmek isteyerek doğrudan kastla hareket ettikleri belirtildi.
]]>İddialara göre olay geçen 3 Mayıs’ta üniversite kampüsü yakınlarında yaşandı. Yabancı uyruklu üniversite öğrencisi A.S.K. (25), köpeğe silah doğrulttu. Silahı gören çevredekiler durumu üniversitenin güvenlik görevlilerine bildirdi. Üst araması yapılacağı sırada kaçmak isteyen A.S.K., silahı yere düşürdü. Polis ekiplerine de haber verilmesi üzerine olayla ilgili çalışma başlatıldı. Silaha el konulurken ekipler çevrede A.S.K.’yi arama çalışması başlattı. Çete üyelerinin yanına giden A.S.K.’ya silahın nerede olduğu sorulunca düşürdüğü cevabını verdi. Bir hücre evine götürülen gence nitelikli cinsel saldırıda bulunan çete üyeleri aynı zamanda darp edip kamera ile video kaydı da yaptı.
Gencin ailesini arayan çete üyeleri 500 bin lira gönderilmesi karşısında A.S.K.’yı bırakacaklarını söyledi. Bir şekilde tutulduğu evden kaçan A.S.K., polise sığınarak başından geçen olayları anlattı. Yapılan eş zamanlı operasyonda yakalanan çete üyelerinden 3’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Videolu şantajla ailesinden 500 bin lira istemişler
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca 3’ü tutuklu 6 sanık hakkında 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede ise ilginç detaylar yer aldı.
“Birden fazla kişi ile birlikte konutta silahla yağma”, “cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “eziyet etme”, “nitelikli cinsel saldırı” ve “ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma” suçlarından hapis cezası talep edilen 3’ü tutuklu 6 sanık hakkında 4 yıldan 68 yıla kadar çeşitli yıllarla hapis cezası istendi.
A.S.K.’nin şüphelilerden bazıları tarafından darp edildiği, günlük kiralık evde zorla tutulduğunu ve başına dayadıkları silahla öldürmekle tehdit edildiği yer alan iddianamede; nitelikli cinsel saldırıya uğradığını, bu durumun videoya çekildiğini, telefonu ve pasaportunun zorla alındığını, çekilen videoyu anne ve babasına gönderileceği söylenilerek tehdit edildiğini ve yurt dışında bulunan babasının aranarak kendisinin serbest bırakılması karşılığında 500 bin lira para istendiği aktarıldı.
Tutuklulardan M.C.A., ifadesinde yaptıklarından pişman olduğunu ve kendi isteği ile yapmadığını; A.S.K.’ye yapılanlar konusunda yapmamalarını söylediğini ancak dinlemediklerini ifade etti. Tutuklulardan S.K. ise ifadesinde A.S.K.’ye ait olan telefonları zorla almadığını, kendisine yönelik suçlamaları kabul etmediğini söyledi.
Tutuklu sanık A.K. ise yanında bulunan 500 bin lirayla araba satın almak istediğini ancak A.S.K.’nın bunu çaldığını ve daha sonra da itiraf ettiğini ifade etti.
A.S.K.’nın ailesini arayarak para istediğini ancak ağlayarak telefonu kapattığını ve aralarında geçen diyaloğu bilmediğini öne sürdü.
Görevliye gidip “Özel harekatçıyız, silahı ver” demişler
Tanık olarak ifadesi alınan F.B. ise güvenlik görevlisi olarak çalıştığı üniversitede, ihbar edilen A.S.K.’nın üst araması yapılacağı sırada silahı masaya bırakıp kaçtığını; kaçarken de şarjör ve uyuşturucu madde düşürdüğünü aktardı. Bir süre sonra tanımadığı iki kişinin yanına gelerek “O silah benim beylik silahım. Silahı ver. Bize kimlik soramazsın. Biz jandarmayız, özel harekatçıyız” şeklinde ifadelerde bulunduklarını ancak polis ekipleri olay yerine gelerek silahı, şarjör ve uyuşturucu maddeyle söz konusu kişileri de alarak olay yerinden ayrıldıklarını ifade etti.
İddianamede A.S.K.’nin eziyete uğradığını söylediği apartman dairesinden kaçması, ardından başka bir apartman dairesine sığınması, A.S.K.’nin kaçışı sırasında bazı şüphelilerin kendisini kovaladıkları ve aradıkları; kuvvetle muhtemel yakalama amacıyla apartmanın etrafında kaldıkları kamera görüntülerine yansıdığı yer aldı.
Sistematik olarak darp edip eziyet etmişler
A.S.K.’yı hücre evinde alıkoydukları süre boyunca sistematik olarak darp ederek eziyet ettikleri iddia edilen şüphelilerin savunmalarının ise suçtan kurtulmaya yönelik olduğu yönünde kanaatin oluştuğu da iddianamede yer aldı. Şüpheliler hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delillerin de elde edildiği de iddianamede yer aldı.
Sanıkların önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor. – ZONGULDAK
]]>BURSA’da, futbol maçı izlemek için bir araya geldiği arkadaşı Kadir Şahin’i (38) çıkan tartışmada bıçakla öldürüp, Sedat İrtem’i de (30) yaralayan yüzde 90 görme engelli sporcu Suat Öner (40), tutuklu yargılandığı davada toplam 22,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Öner, son savunmasında, “Kendimi savunmak isterken bu olaylar yaşandı” dedi.
Nilüfer Belediyesi Görme Engelliler Spor Kulübü sporcusu olan ve atletizmdeki başarısıyla dikkat çeken Suat Öner, yurt içinde katıldığı müsabakalarda Türkiye rekorları kırdı, uluslararası yarışmalardan da altın, gümüş ve bronz madalyalarla döndü. Öner, 12 Kasım 2022’de, merkez Osmangazi ilçesindeki Gençosman Ayakkabıcılar Çarşısı’nda dükkanı olan arkadaşı Kadir Şahin’in iş yerine gitti. Öner burada, Kadir Şahin, Sedat İrtem ve Ahmet Şanlı ile birlikte içki içip lig maçlarını seyretmeye başladı. Koyu Fenerbahçe taraftarı olan Öner, takımının Giresunspor’a yenilmesine sinirlenince, Başakşehir- Galatasaray karşılaşmasını izlemek isteyen arkadaşlarına izin vermedi. Bu sırada, Ahmet Şanlı’nın tuvalete gideceğini söyleyerek dükkandan çıkmasının ardından, taraflar arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Yaşanan arbedede Öner, eline geçirdiği meyve bıçağıyla Kadir Şahin’i öldürüp, Sedat İrtem’i de yaraladı. Olay sonrası polise teslim olan Öner, tutuklandı.
‘ONLAR BANA SALDIRMASA BU OLAY OLMAYACAKTI’
Hakkında ‘Kasten öldürme’ ve ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlamasıyla müebbet hapis cezası istemiyle dava açılan tutuklu sanık Suat Öner’in yargılamasına Bursa 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmadaki ifadesinde, yüzde 90 görme engelli olduğunu belirten Öner, “Olay akşamı aramızda çıkan tartışma sonrası, Kadir ve Sedat bana saldırdı. Kendimi korumak için elime geçirdiğim bıçağı rastgele savurunca, istemeyerek Kadir’in ölümüne Sedat’ın ise yaralanmasına neden oldum. Onlar bana saldırmasa bu olay, bu duruma gelmeyecekti. Pişmanım” dedi.
Olayda ağır yaralanan Sedat İrtem ise ifadesinde, arkadaşını öldürüp kendisini yaralayan Suat Öner’in kavgayı başlattığını belirtip, şikayetçi olduğunu söyledi.
‘ÖLDÜRME KASTI OLSA KAÇARDI’
Duruşmada son savunma için söz alan Öner’in avukatı Cem Atlı, müvekkilinin yüzde 90 görme engelli olduğuna dikkat çekerek, “Müvekkilim öncesinde arkadaşları ile bir husumet yaşamamıştır. Geçmişe dayalı bir arkadaşlıkları vardır. Olay günü, onlarla beraber eğlenmek için bir araya gelmiş, tartışma esnasında küfürleşmeye varılması sonucunda, maktul ve müşteki tarafından saldırıya uğramıştır. Kendisinden irice ve fazla sayıda olan kişilere karşı, kendini savunmak zorunda kalmıştır. Müvekkilimin kendisini korumak amacıyla hareket ettiği esnada, masada yedikleri meyveleri soymak için kullanılan bıçağı eline gelmesi sonucu, etrafındakilerden kurtulmak maksadıyla rastgele sallaması söz konusudur. Müvekkilim eylemden sonra odadan çıkıp ambulans ve polisi beklemiştir. Öldürme kastı ile hareket etmiş olsaydı kaçabilirdi” diye konuştu.
‘HAKSIZ TAHRİK’ VE ‘İYİ HAL’ İNDİRİMİ
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, suçunu sabit gördüğü Suat Öner’e, ‘Kasten öldürmek’ suçundan müebbet hapis cezası verdi. İlk haksız hareketin kimden geldiğinin belirlenememesi nedeniyle 18 yıla düşürülen ceza, sanığın duruşmadaki iyi hali de dikkate alınıp 15 yıla indirildi. Heyet, Öner’i, Sedat İrtem’i ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan da 7,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, toplam 22,5 yıl hapis cezası alan Öner’in tutukluluk halinin devamına karar verdi.
]]>DÜZCE’nin Çilimli ilçesinde evden kaçıp 2 katlı bir binanın çatısına çıkan ‘Samoyed’ cinsi ‘Kutup’ isimli köpek, kendisini kurtarmaya gelen itfaiyeyi yanına yaklaştırmadı. Kutup, ulaşılan köpeğin sahibi Gamze Göksu’nun (27) gelmesiyle çatıdan indirildi. Göksu, “Çok alıngan bir köpek. Babamla sorun yaşamış ve küsmüş. Bize küstüğü zamanlarda garip davranışlar yapıyor. Ben gelene kadar kendisine dokundurmamış. Çatıdan ben aldım” dedi.
Çilimli İbrahim Hoşver İlkokulu’nda öğretmenlik yapan Gamze Göksu, 5 yıl önce ‘Samoyed’ cinsi ‘Kutup’ isimli köpeği sahiplenip evinde bakmaya başladı. Önceki gün evden çıkan köpek, geri dönmedi. Dün akşam saatlerinde ilçe merkezindeki 2 katlı bir binanın çatısındaki köpeği görenler, durumu itfaiyeye haber verdi. Kiremitlerin üzerinde ve çatının yan kısmında dolaşan köpek, itfaiye ekiplerini yanına yaklaştırmadı. Bölgedeki bir kişi, köpeği tanıyıp durumu Gamze Göksu’ya haber verdi. Olay yerine gelen Gamze Göksu, itfaiye aracının sepetine çıkarak köpeğini çatıdan aldı. O anlar kameraya yansıdı.
‘HAYVANLARLA VE İNSANLARA ANLAŞAMIYOR’
Köpeğinin insanlara ve diğer hayvanlara güveni olmadığını söyleyen öğretmen Gamze Göksu, “Kutup bizim sahiplendiğimiz bir köpek. Küçükken şiddet görmüş bir köpek. Biz büyütemedik. O yüzden karakteri ırkının tam tersi. Aslına bakıldığında ırkı sevecen, oyuncu, insanlarla ve hayvanlarla iyi anlaşan bir ırk. Ama Kutup ne insanlarla ne hayvanlarla anlaşıyor. İnsanlara güveni yok. Erkeklerden çok korkuyor. Dün akşam bir olay yaşandı ve babama tepki gösterdi. Asilik yaptı. Babam da ‘biz bunu gönderelim’ dedi. Sabah ben okula gittim. Telefon geldi, ‘köpeğiniz çatıda’ dediler. Ben çıktım. Belediyeden bir görevli çıkmış. Ona hırlamış ve yaklaştırmamış. Beni çağırdılar. Okuldan çıktım, gittim. İtfaiye ile çıktık. Beni görünce biraz daha sakinleşti. Aldık getirdik” dedi.
‘NORMALDE BAŞKASI SAHİPLENECEKTİ’
Gamze Göksu, normal şartlarda köpeğini sahiplendireceğini ama bu olay sebebiyle vazgeçtiğini ifade ederek, “Kızarsa başını alıp gider. Başka köpeği severseniz gider ya da saldırır. Çok garip huyları var. Kıskanç bir hayvan. Çok alıngan bir hayvan. Normalde Kutup bir başkasına gidecekti. Çatıya çıktığı için vermekten vazgeçtim. Aslında biraz iyi oldu. Bizimle kaldı. Babamı ısırınca babam biraz yükseldi. Kutup birine kinlendiği zaman unutmuyor. Öyle olunca bir başkasına sahiplendirelim. En azından biraz başka yerde dursun istedik” dedi.
‘BABAM BENİM İÇİN İNTİHAR EDİYOR DEMİŞ”
Göksu, olay yerine giden babası Zekeriya Göksu’nun köpeğin kendisi için intihar ettiği esprisi yaptığını söyleyerek, “Biraz daha babamın kızgınlığı geçsin istedik. Ama çatıya çıkınca babamı çağırmışlar. Babam da ‘benim için intihar ediyor’ demiş. O zaman ‘al eve götür’ dedi. Çatıdan indirdim eve getirdim. Herkes Kutup’u tanır. Mahallenin maskotudur. Yarım saat kaybolsun hemen bir mesaj gelir. Kutup burada diye. Herkes Kutup’u çok seviyor. Kutup insanları az seviyor” ifadelerini kullandı.
‘KUTUP’UN İLK VUKUATI DEĞİL’
Kutup’un daha önce de değişik tepkiler verdiğini söyleyen Gamze Göksu “Çok alıngan bir köpek. Babamla sorun yaşamış ve küsmüş. Bize küstüğü zamanlarda garip davranışlar yapıyor. Ben gelene kadar kendisine dokundurmamış. Çatıdan ben aldım. Çatı olayı bize sürpriz oldu. Belediye çalışanı çatıya çıkılacak kısımdaki parçayı ‘ben bile zor açtım’ dedi. Nasıl çıktı, nasıl açtı? Bir de boynunda zinciri vardı. Zinciri koparıp gitmiş. Zincirin ucunda da el tutma yeri var. Onu falan yemiş” diye konuştu.
]]>Özden ATİK/ İSTANBUL, İSTANBUL’da üç kardeş, 20 yıl önce babalarının 15 aylık kardeşleri Armağan’ı döverek öldürdüğünü ve olayı gizlemek için de bir arkadaşıyla beraber yetkililere haber vermeden gömdüğünü iddia etti. Şimdilerde her biri 20’lerinde üç gencin olayı 2016 yılında polise ihbar etmesiyle baba Hüseyin K. hakkında soruşturma açıldı. Hüseyin K. polis ifadesinde çocuğun neden öldüğünü bilmediğini söylerken, savcılık ifadesinde hasta olduğu için öldüğünü ve mezar yeri parası olmadığı için kendisinin gömdüğünü ileri sürdü. Babanın çelişkili ifadeleri karşısında eşi ve baldızının da birbirleriyle tutarsız ifadeleri tespit edildi. Savcılıkça bebeğin gömüldüğü yerde ‘fethi kabir’ (cenazenin incelenmek üzere mezarının açılması) yapıldı. Bebeğe ait bulguların DNA’sı sanık babayla uyumlu çıktı. Savcılık, baba Hüseyin K. hakkında ‘Olası kastla çocuğunu öldürme’ suçundan müebbet hapis istemiyle dava açtı.
Olay, 14 Temmuz 2016 tarihinde V.K. (25), Ö.K. (23) ve M.K. (21) adlı kardeşlerin, Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne yaptığı ihbarla ortaya çıktı. Üç kardeş babalarının 2003 tarihinde o sırada 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı eziyet edercesine dövdüğünü, uğradığı şiddet sonucu sabaha kadar ağlayan kardeşlerinin öldüğünü, babalarının bu olayı gizlemek için bir arkadaşıyla birlikte küçük kardeşlerini Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüğünü iddia ettiler. Korkunç iddia üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Kardeşlerin ayrı ayrı ifadeleri alındı.
“SİZ ÖLSENİZ NE OLUR, BİZİM BAŞKA ÇOCUĞUMUZ OLUR”
Olay sırasında 3 yaşında olan ve baba şiddeti nedeniyle evden kaçan Ö.K. ifadesinde “Ben 3-4 yaşlarındayken babamdan şiddet görmeye başladım. Eline ne geçerse onunla bizi döverdi. 2001 yılında doğan kardeşim Armağan için babam ‘Şeytan çocuk’ derdi. Bir gece babam kardeşimi kötü dövdü. Çocuk sabaha karşı öldü. Annem ve babam bizden gizli bu çocuğu götürüp Arnavutköy Mezarlığına gömdüler. Biz, sonraki konuşmalardan bunu anladık. 5-6 yıl sonra okul kaydı çıktığından nüfus müdürlüğüne öldüğünü belgelemek için başvuruda bulundular. Tanık olarak teyzemi gösterdiler” dedi. Ö.K. ayrıntılı ifadesinde de babasının kardeşlerini ve kendisini kabloyla dövdüğünü, Armağan’ı kabloyla dövdükten sonra tekme ve yumruk attığını, duvara fırlattığını söyleyerek yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Babam bizi döverken, ‘Siz ölseniz ne olacak, siz ölürsünüz bizim başka çocuğumuz olur. Şuraya bir çukur kazar üstünüze iki toprak atarız olur biter’ derdi. Armağan’ı döverken, ‘Bu çocuk bir ölse ben öldürmüş olmam eceli gelmiş, ölmüş olur. Allah bana günah yazmaz. Dinimizde çocuk 7 yaşına kadar namaz kılmazsa döverek öldürebilirsiniz. Ben cennetliğim’ derdi. O gece Armağan’ı döverken, Armağan bizden yardım istedi. Bize bakarak ‘aba uf’ diyordu. Babam bunun üzerine Armağan’ı alarak başka bir odaya götürdü ve kapıyı kapattı. Biz kapının arkasından sadece çığlık seslerini duyduk. Daha sonra babam odadan çıktı, gidip uyudu. Armağan teyzemin yanındaydı. Teyzem Armağan’a mama ve su vermeye, susturmaya çalışıyordu. Armağan sürekli ‘uf, uf’ diye ağlıyordu. Teyzem susturmaya çalışıyordu, ancak ateşi yükseliyordu. Armağan iyice kötüleşince teyzem, annem ve babamın odasına gidip ‘Armağan ölüyor’ dedi. Ancak ikisi de umursamadı. Armağan’ı babamın öldürdüğünü kimseye söylemiyorlardı.”
“ANNEM DE TEYZEM DE BABAMA MÜDAHALE ETMEDİ”
Olay sırasında 5 yaşında olan V.K. ise babasının küçük kardeşinin doğduğundan beri dövdüğünü, ölümünden bir gün önce de babasının çok dövmesi yüzünden kardeşinin yürüyemediğini söyledi. V.K. ifadesinde “Olay günü babam, Armağan’ı yanına çağırdı. Armağan, babamın yanına gitmeyerek teyzemin arkasına saklandı. Bunun üzerine babam Armağan’ı dövmeye başladı. Annemin eşarbını boğazına dolayıp havada sallandırdı. Çocuğu duvara vurdu. Eli yüzü mosmor kesilmişti. Annem de teyzem de babama müdahale etmedi. Babam onları da dövüyordu. Saat 04.30-05.00 sıralarından teyzem telaşla, ‘Bu çocuğun nefesi gelmiyor’ dedi. Saat 6’ya doğru annemle babam evden çıktılar. Babamın arkadaşı geldi. Teyzem, ‘Kardeşiniz öldü, babanlar gömmeye götürdüler’ dedi
SANIK BABA ÇELİŞKİLİ İFADELER VERDİ
Sanık baba Hüseyin K. 28 Kasım 2016 tarihinde polise verdiği ifadesinde, Armağan’ın neden vefat ettiğini bilmediğini, herhangi bir sağlık sorunu olmadığını söyledi. Baba 14 ay sonra savcılıkça alınan ifadesinde ise, işten geldiğinde Armağan’ın hasta olduğunu öğrendiğini, ertesi gün hastaneye götürmeyi düşündüğünü, ancak gece vefat ettiğini, mezar yeri satın alacak parası olmadığı için Armağan’ı Arnavutköy mezarlığına defnettiğini, ölümden sonra nüfus müdürlüğüne başvurduğunu ancak görevlilerin ölüm kaydı düşmediğini söylediği, memleketten muhtarın araması üzerine Aydın Söke’de tekrar öldüğünü bildirdiğini söyledi.
ANNE: “MERDİVENLERDEN DÜŞTÜ”
Anne Ceyhan K. de olay günü Armağan’ın merdivenlerden düştüğünü, kafasının şiştiğini, ancak maddi durumları olmadığı için hastaneye götüremediklerini, acılarından dolayı kocasının ölüm olayını yetkililere bildirmediğini, kocasının arkadaşıyla birlikte bebeği defnettiğini anlattı.
BİRLİKTE GÖMDÜĞÜ ARKADAŞI DA İFADE VERDİ
Sanık baba ile birlikte bebeği gömen arkadaşı Ahmet Ç. ifadesinde, Hüseyin K’nin bebeğinin ölmeden önce hasta olduğunu, ancak doktorlara güvenmediği için bebeği hastaneye götürmediğini, olay günü sabah Hüseyin’in evine gittiğinde Armağan’ın öldüğünü öğrendiğini, Hüseyin bebeği tek başına defnedeceğini, onu yalnız bırakmamak için yanında gittiğini, sabah saat 08.00 sıralarında cenaze namazını kılarak bebeği defnettiklerini söyledi.
İKİ KARDEŞİN DAHA İFADESİ ALINDI
Soruşturma sürecinde baba Hüseyin K’nın yaşayan 9 çocuğundan biri olan E.K. ile D.K’nin de ifadesine başvuruldu. E.K. kardeşlerinin aksine babasının kardeşlerini darp etmediğini, kardeşinin olay öncesinde herhangi bir kaza da geçirmediğini, rahatsızlığının da olmadığını söylerken; D.K. babasının Armağan’ı dövdüğünü, susmayınca eşarpla boynunu sıkıp susturmaya çalıştığını, sabah uyandıklarında anne ve babasının kardeşlerinin öldüğünü söylediğini anlattı.
MEZAR AÇILDI
Savcılıkça, 9 Haziran 2022 tarihinde sanık babanın gösterdiği yerde,’fethi kabir’ (cenazenin incelenmesi için mezarın açılması) işlemi yapıldı. Açılan mezarda iki farklı bebek cesedi bulundu, yapılan DNA incelemesinde bulunan bebek kemiklerinden birinin sanık babanın DNA’sıyla uyumlu olduğu saptandı.
20 YIL SONRA DAVA AÇILDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezlekeyle gönderilen soruşturma sonucunda 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlandı. İddianamede baba, anne ve teyzenin ifadelerinin birbiriyle çeliştiği, ayrıca babanın savcılık ve polis ifadelerinin de tutarsız olduğu belirtildi. İddianamede, sanık babanın bebeğin ölümünü ilk kez 7 yıl sonra 1 Haziran 2010 tarihinde Aydın, Söke Kaymakamlığına bildirdiği belirtildi.
CENAZE MERASİMİ DÜZENLEMEMESİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI
İddianamede, İlahiyat Fakültesi mezunu baba Hüseyin K’nın İslam dininin gereği üzerine cenaze merasimi düzenlemeden bebeğini erken saatlerde arkadaşıyla defnetmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi.
MÜEBBET HAPSİ İSTENDİ
İddianamede, 2003 yılının kış aylarında, kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kablo ile başına vurarak, tekme ve yumrukla, eşarpla boğazını sıkarak ve duvara fırlatarak darbederek bebeğin ölümüne neden olduğu belirtildi. Sanığın “Olası kastla nitelikli kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi.
İLK DURUŞMA GÖRÜLDÜ
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçtiğimiz günlerde görülen ilk duruşmaya, üç kardeşin yanı sıra kardeşlerden D.K de şikayetçi olarak katıldı. Karısıyla Aydın’da yaşayan sanık Hüseyin K. ise Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.
Sanık Hüseyin K. savunmasında, suçlamaların asılsız olduğunu ve üzerine tiyatro oynandığını ileri sürdü. Suçlamaları anlamakta zorlandığını söyleyen sanık baba, “İddialara konu olan bebeğim 6 kilo doğmuştur. Her çocuğumuza kendi özelliklerine göre ilgi gösterdik. Vefat öncesi eşim bebeğin merdivenden yuvarlandığını söyledi. Kontrol ettim herhangi bir bulgu yoktu. Eşimin anlattığına göre o gün biraz ateşlenir gibi olmuş. Akşam bir şeyi yoktu. Sabaha karşı eşim beni kaldırdı. Çocuk hareketsizdi. Nabzı atmıyordu. Vefat ettiğini anladım” dedi.
Sanık Hüseyin K. maddi imkanlarının yetersiz olduğunu, daha önceden vefat eden bebeğinin cenaze masraflarını karşılayamadığını ve aynı sıkıntıları yaşayacağı düşüncesiyle defin işlemlerini kendisinin yaptığını belirterek beraatini istedi.
Şikayetçi kardeşler de babalarından gördükleri eziyet nedeniyle cezalandırılmalarını talep ettiler. Mahkeme, bir sonraki duruşma anne ve teyzenin dinlenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
]]>BURSA’da, kardeşi Suat Ekmekci’nin (25) kullandığı otomobili sıkıştırarak, kaza yapmasına neden olduğunu iddia ettiği aracın sürücüsü Enes Alptuğ Gültekin’i (29), 4 yerinden bıçaklayarak yaralayan Murat Ekmekci (28), 20 yıla kadar hapis istemiyle tutuklu yargılandığı davanın duruşmasında, “Olay yerini görünce şok oldum. Gözlerime inanamadım. Aynı yerde 3 yıl önce diğer kardeşim kaza yapıp ölmüştü. Suat’a da bir şey olacak diye çok korktum” dedi.
Olay, nisan ayında Karacabey ilçesinin kırsal Dağesemen Mahallesi’nde meydana geldi. 34 SF 507 plakalı otomobiliyle ilçe merkezine seyir halinde olan Enes Alptuğ Gültekin, iddiaya göre karşı yönden gelen Suat Ekmekci yönetimindeki otomobile yol vermeyip sıkıştırarak kaza yapmasına neden oldu. Araç hasar görürken, Suat Ekmekci, ailesini arayarak kaza yaptığını söyledi. Bunun üzerine Suat Ekmekci’nin babası, annesi ve kız kardeşi olay yerine gelip kazaya neden olmakla suçlanan Enes Alptuğ Gültekin’in kullandığı otomobili durdurdu. Taraflar arasında tartışma çıkarken, Suat Ekmekci’nin ağabeyi Murat Ekmekci de otomobiliyle olay yerine geldi. Tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü, cebindeki bıçağı çıkartan Murat Ekmekci, Enes Alptu Gültekin’i bıçakladı. 3’ü göğsüne, 1’i de sırtına isabet eden 4 bıçak darbesiyle yaralanan Gültekin, kanlar içerisinde yere yığılırken, o anlar çevredeki güvenlik kamerasına yansıdı.
Gültekin, otomobilde bulunan 2 arkadaşı tarafından kaldırıldığı Karacabey Devlet Hastanesi’nde tedaviye alındı. Olayın ardından gözaltına alınan Murat Ekmekçi ise tutuklandı.
‘SUAT’A DA BİR ŞEY OLACAK DİYE ÇOK KORKTUM’
Soruşturmanın ardından hakkında, ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan Murat Ekmekci’nin yargılanmasına devam edildi. Bursa 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuklu sanık Ekmekci ile taraf avukatları katıldı. Mahkemede ilk kez ifade veren Ekmekci, olay günü kardeşinin kendisini cep telefonu ile arayarak kaza yaptığını söylediğini belirterek, “Kardeşim Suat, korku ve panik içeren ses tonuyla beni arayıp, ‘Kaza yaptım’ dedi. Hemen söylediği yere gittim. Olay yerini görünce şok oldum. Gözlerime inanamadım. Aynı yerde 3 yıl önce diğer kardeşim kaza yapıp ölmüştü. Suat’a da bir şey olacak diye çok korktum. Burada, kazaya neden olan kişileri sitemkar şekilde uyarırken, Enes bana küfredip üzerime gelerek kafama yumruk attı. Ben de cebimdeki bıçağı çıkartıp havaya salladım. Sonrasını hatırlamıyorum. Ona isabet etmiş. Haberim yok” dedi.
AVUKATI SUÇ VASFININ DEĞİŞMESİNİ İSTEDİ
Sanık avukatı Alper Kahraman da müvekkilinin kendisini savunmak amacıyla bıçağını kullandığını, tahrik eden ilk hamlenin karşı taraftan geldiğini belirtti. Kamera görüntülerinin de savunmalarını destekler nitelikte olduğunu ve suçun vasfının değişmesi gerektiğini söyleyen Kahraman, “Dosya kapsamında bulunan tutanaklar ve görüntüler incelendiğinde, ilk haksız eylemin müşteki tarafça gerçekleştiği, müvekkilin kendisine ve ailesine yönelik haksız eylemi savuşturma amacıyla hareket ettiği ve kalabalık grubun saldırısını sonlandırmak için bıçak kullandığı sabittir. Kamera görüntülerinin yapılan dökümünde, müvekkilin karşı tarafın göğüs bölgesine herhangi bir darbe vurmadığı, yalnızca bacağına darbe vurduğu görülecektir. Müvekkilin öldürme gibi bir amacı yoktur. Suç vasfı yaralamadır. Meşru savunma ve haksız tahrik hükümleri uygulanmalıdır” diye konuştu.
Sanığın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, eksik evrakların tamamlanması için duruşmayı erteledi.
]]>İMDAT Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği’nin sağlıkta şiddeti araştırdığı raporu çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. İMDAT Derneği Başkanı Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Polat, son 1 yıl içinde olay sayısının yüzde 86’ya varan oranda arttığını söyledi. Polat, “Her 4 olgunun 3’ü sözel başlayıp fiziksel şiddete dönüşüyor. Korkutucu olan ise ateşli silah ya da bıçak gibi alet kullanımının yükselmiş olması. Kırsalda balta, keser, taş, hatta pompalı tüfekle sağlıkçılara saldırı olurken, şehirde daha çok bıçak ve silah görüyoruz. Maalesef her 5 olgunun 1 ‘inde adli sürecin dahi başlatılmadığını gözlüyoruz” dedi. Prof. Dr. Polat, “Ama beyzbol sopası satışları Amerika’dan sonra dünyada en çok Türkiye’de. Hepsi sadece kavga etmek, dövüşmek ve birbirini dövmek için satılıyor. Şiddet, yaşamımızın çok içerisinde ve sanki çözümün bir parçası gibi algılanıyor” diye konuştu.
İMDAT Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği’nin yaptığı “Sağlıkta Şiddet” araştırması sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre, sağlıkta şiddet olayları bir yıl önceye göre yüzde 86 oranında artış gösterdi. İMDAT Derneği Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Polat, en dikkat çekenin artık tabanca, bıçak, balta, keser, pompalı tüfek gibi silahların şiddette çok sık görülmesi olduğunu kaydetti. Rapora göre 1 Ocak ile 20 Aralık 2023 tarihleri arasında sadece medyaya yansıyan “sağlıkta şiddet” olay sayısı 457. Saldırıların yaklaşık yüzde 43’ü hemşirelere, yüzde 41’i hekimlere, yüzde 15.8’i ise yardımcı sağlık personeline yapılıyor. Saldırıların yüzde 60’dan fazlası ise hasta yakınları tarafından gerçekleştiriliyor. Şiddet vakalarının yüzde 75’i hem sözel hem fiziksel şiddet olarak kaydedilirken, şiddet olaylarının yüzde 86’sı darp ile yüzde 14’ü ise ateşli ve silahlı saldırı şeklinde gerçekleşiyor. Ancak tüm bunlara rağmen şiddet olaylarının 5’te biri, adli süreçlere bile yansımadan kapatılıyor. Sağlıkta şiddetin en çok görüldüğü branşlarda ise başı, acil servis, genel cerrahi ve kadın doğum çekiyor.
“10 VAKADAN 9’U SÖZEL ŞİDDETLE BAŞLIYOR”
Prof. Dr. Polat, “Şiddet Önleme ve Rehabilitasyon Derneği olarak her yıl bir rapor yayınlıyoruz ve o yılın en önemli konularını kendimize baz seçiyoruz. Bu yıl sağlıkta şiddeti seçtik, çünkü çok fazla olay yaşamıyor” diyerek çalışmanın detaylarını şöyle özetledi: “Medya üzerinden bir çalışma yaptık. Medyada 25 kanalı ve haber mecrasını taradık ve oralarda çıkan haberlere göre bir çalışma ortaya çıkardık. Ama biliyoruz ki bu çalışma aslında buzdağının sadece görünen yüzü. Altında çok daha fazlası var. En çok dikkat çeken olay, yüzde 85 gibi bir oran ki her 10 vakanın 9’u yapar, burada şiddet önce sözel başlıyor, ondan sonra fiziksel şiddete, darpa dönüyor. 2021’den 2022’ye sağlıkta şiddette yüzde 31 artış olmuş. Ama 2022’den 2023’e geldiğimiz zaman yüzde 86’lık bir artış var.”
“YÜZDE 13, DİREKT YUMRUKLARLA DALIYOR”
Sağlıkta şiddette ikinci kötü boyutun bu olaylara maruz kalanların yüzde 87’sinin hekim ve hemşire olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Polat, “Saldıran her 5 kişiden 3’ü de hasta yakını. Sözel şiddet oranı yüzde 10. Her 10 kişiden biri, bağırıyor çağırıyor sözel şiddet gösteriyor ama yüzde 13, hiç konuşmadan direkt yumruklarla, darp ederek giriyor. Bir de başka boyut daha giriyor işin içine, ateşli silahlar ya da kesici aletler konusu. Kırsalda balta, keser, sopa çok daha yoğun. Hatta taş ve pompalı silah bile kullanıldığını görüyoruz. Ama şehre geldiğimizde, metropollerde ateşli silah, bıçak, kesici aletlerin daha fazla kullanıldığını görüyoruz. Bu çok net bir ayrım gibi çıkıyor karşımıza” dedi.
“5 VAKADAN BİRİ ADLİ MERCİLERE DAHİ YANSIMIYOR”
Prof. Dr. Polat, tüm bu şiddet olaylarına rağmen, her 5 vakanın birinin adli mercilere dahi yansımadan kapandığını söyleyerek hastanelerdeki mimari yapının şiddet olaylarının önlenmesinde büyük payı olduğunu kaydetti . Polat, “Dünyadaki örneklere baktığımız zaman, birkaç tane ön plana çıkan çalışma var. Mesela bizde, hiç dikkate alınmayan mimari boyut. Bizim hastanelerimizde bütün poliklinikler, büyük, geniş alanlardan yayılıyor. Halbuki bakıyoruz dünyaya biraz daha izole ortamlarda gidiliyor. Böylelikle kalabalıklar, insanların fiziki olarak bir arada toplanmasının çok kolay olmadığı yerler oluşturuluyor. Bir de çok kısa dönemli güvenlik zafiyetleri yaşanıyor bizde. Önüne gelen, istediği yere giriyor, acile yoğun bakımlara vs. Bunların önlenebilmesi gerekiyor. Göstermelik birkaç güvenlik, alarm sistemlerinin yapılması vb ile bunun çözülmeyeceği çok açık” dedi.
“KURALLAR ‘VATANDAŞIN İŞİNİ ZORLAŞTIRMAK İÇİNMİŞ GİBİ’ BİR ALGI VAR”
Prof. Polat, hekim göçü ile sağlıkta şiddetin birbirinden bağımsız düşünülemeyecek konular olduğuna da işaret ederek “Evet fakülte sayımız arttı, doktor sayımız arttı ama halen yeterli sağlık personelimiz, doktorlarımız başta olmak üzere yok. Demek ki bunun için önlemler almamız gerekiyor. Doktorların ve sağlık personelinin değersizleştirilmesini görüyoruz. Bu birinci boyut. İkinci boyut ise sağlık personelinin ne yapması gerektiği, nasıl yapması gerektiği ile ilgili hastalarımızı ve toplumumuzu çok bilgilendirmemişiz. Vatandaş zannediyor ki, istediği zaman gelir, hastaneye girer, istediği işlemi yaptırır ve çıkar. Kurallar, yapılması gereken prosedürler, sanki onlara zorluk çıkarmak için konulmuş algısı var. oysa bir algoritma var. Bu algoritma içerisinde çalışmak zorunda sağlık sistemi” diye konuştu.
“BEYZBOL SOPASI SATIŞLARINDA ABD’DEN BİLE ÖNDEYİZ”
Şiddetin sadece sağlıkta değil, genel olarak toplumda çok büyük bir sorun haline geldiğine de dikkat çeken Prof. Dr. Polat, “Toplumsal şiddetteki boyutumuzun, acildeki yansımasını görüyoruz. Örneğin bakıyoruz, trafikte en ufak bir tartışmada insanlar birbirleriyle kavga etmeye başlıyor. Çok ilginç bir istatistik söyleyeyim, biz beyzbol oynayan bir toplum değiliz. Ama beyzbol sopası satışları Amerika’dan sonra dünyada en çok Türkiye’de. Hepsi sadece kavga etmek, dövüşmek ve birbirini dövmek için satılıyor. Şiddet, yaşamımızın çok içerisinde ve sanki çözümün bir parçası gibi algılanıyor” dedi.
“DÜNYADA BU İŞİ ÇÖZMÜŞ ÜLKERELDE AĞIR YAPTIRIMLAR VAR”
Prof. Dr. Polat, dünyada, sağlıkta şiddeti çözmüş ülkelerdeki dikkat çeken önlemlere de değinerek “Görev başındaki bir sağlık çalışanına şiddet uygulayan kişinin, çok acil olmadıkça sağlık hizmeti almaktan belli bir süre için men edilmesi gibi bir ceza var, ki bence çok geçerli, uygulanabilir bir cezadır. Bugün, Amerika’ya baktığımızda bu var. Almanya ve İngiltere’de ise şunu yapıyorlar: Hekimlere veya sağlık çalışanlarına herhangi bir şiddet uygulandığı anda, çok hızlı bir mahkeme aşaması var ve çok da ağır cezalar uyguluyorlar. Devlet görevlilerinin, Cumhurbaşkanından başlamak üzere, mutlaka ve mutlaka bu konuda doğru mesajları vermesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isterim. Sonuçta, dünyada bu sorunu çözmüş ülkelere baktığımızda, emniyetin, hukukun, o ülkeyi yönetenlerin hepsinin birlikte, olaya bir tavır koyması söz konusu ve önlemleri almış olması söz konusu” ifadelerini kullandı.
]]>Faruk Koca, “Sizlere böyle bir olay yaşattığım için çok mahcubum, çok üzgünüm. Benden beklenmeyen bir şeydi. Önce dünya gündemini, Türkiye gündemini özellikle Gazzeli çocukların ve dünya mazlumlarının gündemini işgal ettiğim için hepsinden, onlardan özür diliyor, helallik istiyorum” dedi.
Süper Lig’de 11 Aralık’ta Eryaman Stadyumu’nda oynanan MKE Ankaragücü-Çaykur Rize spor maçının bitiş düdüğünün ardından hakem Halil Umut Meler’e yönelik saldırıda bulunan MKE Ankaragücü’nün eski başkanı Faruk Koca, soruşturma kapsamında tutuklanmıştı. Hakkında iddianame düzenlenen Koca, avukatlarının tutukluluğa yaptığı itirazın kabul edilmesi üzerine, tutuksuz yargılanmak üzere Sincan Ceza ve İnfaz Kurumu’ndan tahliye edildi. Faruk Koca ile birlikte tutuklanan Yunus Şahin ve Kenan Çetinkaya’nın ise tutukluluk hali devam ediyor.
YUMRUKLU SALDIRI
11 Aralık’ta Eryaman Stadı’nda 1-1 eşitlikle biten Süper Lig maçının ardından sahaya inen Faruk Koca, müsabakanın hakemi Halil Umut Meler’e yumrukla saldırmıştı. Darbeyle yere düşen Meler’e yerde diğer sanıklar tekme atmıştı. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmaya ilişkin hazırlanan iddianamede, Koca hakkında, ‘Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle spor alanında kemik kırığı oluşturacak şekilde kasten yaralama’, ‘Tehdit’ ve ‘Yasak alanlara girme’, diğer sanıklar hakkında da ‘Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle spor alanında kemik kırığı oluşturacak şekilde kasten yaralama’ ve ‘Yasak alanlara girme’ suçlarından ceza talep edilmişti.
“BİR YUMRUK İLE ONLARI HAKLI ÇIKARMIŞ GİBİ OLDUM”
Hakem Halil Umut Meler’e yumruklu saldırı olayı ile ilgili soruşturmada tutuklanan ve tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen MKE Ankaragücü Kulübü eski başkanı Faruk Koca, cezaevinden çıkmasının ardından Ankaragücü Tandoğan Tesisleri’ne geçti. Burada taraftarların sevgi gösterileri ile karşılanmasının ardından Koca, basın açıklaması yaptı. Faruk Koca, taraftarlara 15 gündür burada gece gündüz demeden verdikleri desteklerden dolayı teşekkür ederek, “Sizlere böyle bir olay yaşattığım için çok mahcubum, çok üzgünüm. Benden beklenmeyen bir şeydi. Önce dünya gündemini, Türkiye gündemini özellikle Gazzeli çocukların ve dünya mazlumlarının gündemini işgal ettiğim için hepsinden, onlardan özür diliyor, helallik istiyorum. Çünkü zulüm devam ederken, katliam devam ederken gündem onların olmalıydı. Daha sonra Türkiye’de yaşanan şehitlerin gündemini aldığımdan dolayı tekrar üzgün olduğumu ifade etmek isterim. Gündem onların olmalıydı. Bu kadar acı, bu kadar ıstırap varken gündemi bu meseleyle işgal etmekten dolayı gerçekten çok üzgün olduğumu ifade etmek isterim” dedi.
35 yıllık ticari, siyasi ve sosyal hayatının vesilesiyle kendini tanıyan ve kendinden böyle bir eylemi beklemeyen bütün dostlarından özür dileyen Koca, şunları söyledi: “Onlar haklarını helal etsinler. Sadece hayatta ilke edindiğim, prensip edindiğim bazı değerler var, her zaman şunu arkadaşlarımla da paylaştım; haksızlığın, hırsızlığın haklı çıkartacak sebep vermemiz lazım. Maalesef bu olayı gerçekleştirenlere karşı bir yumruk ile onları haklı çıkarmış gibi oldum ama şunu belirtmeliyim; özellikle bütün kulüplerin, bütün taraftarın Türkiye’de ve dünyada bütün taraftarların bekledikleri tek şey; adalettir. Bu insanlar çoluk çocuğunun rızkını keserek ve tek mutlu oldukları futbol maçını izlemektir en büyük lüksleri. Bu insanların hukukunu bütün taraflara söylüyorum; federasyon, hakemler, kulüpler bu insanların hukukunu çiğnememek için lütfen empati yapalım. Bu mazlumların, bu dostların, bu taraftarların bütün kulüplerin bak ısrarla hiç ayırmıyorum. Çünkü taraftarlık başka bir şey. Hiçbir beklenti olmadan, hiçbir hesap olmadan aşk ile gönülden yapılan bir iş. Bu insanların hukukunu empati yaparak dikkate almamız hepimizin sorumluluğudur. Kulüp başkanları, federasyonun, hakemlerin, yorumcuların hepsinin sorumluluğudur. Lütfen buna dikkat edelim.
“BELKİ BU EYLEMİ YAPACAK EN SON KİŞİLERDEN BİRİYİM”
Koca, yaptığı bu eylemi hiçbir zaman savunmadığını kaydederek, “Belki bu eylemi yapacak en son kişilerden biriyim ama insanız, beşeriz gördüğümüz yanlış ve haksızlıklara karşı beşer olmamızdan, insan olmamızdan dolayı bir tepki veriyoruz. Tepkinin biçimi yanlış olabilir ama insan olmak, adam olmak haksızlığa tepki vermektir, yanlışa itiraz etmektir. Sizlerden de yaptığınız eylemden dolayı helallik istiyorum” diye konuştu.
“BÜTÜN PAYDAŞLARA ‘ADALET’ DİYORUM”
Hak edilmemiş hiçbir unvanı almak istemediğini ifade eden Koca, “Burada bir kahramanlık olarak, bir figür olarak çıkmak istemiyorum. Kahramanlar dünyanın din, dil, ırk ayırt etmeden dünyanın mazlum insanlarıdır. Kahramanlar bugünlerde Gazzeli Müslümanlarındır, Gazzeli çocuklarındır, Gazzeli kadınlarındır. Onların hakkını yiyip burada bir kahramanlık figürü olarak ortaya çıkmak istemem. Sadece ve sadece bugünden itibaren bu olaylardan dolayı lütfen bütün paydaşlara adalet diyorum” diye konuştu.
“BÜTÜN KULÜPLERİN TARAFTARLARININ HEPSİ CEZAEVİNE MESAJLAR GÖNDERDİ”
Bugünlerde yüreklerinin parçalandığını belirten Koca, “Kendinizi bütün medyanın, bütün kamuoyunun kendinizi benim yerime koymanızı istiyorum. Kaç gündür kaç tane ana yüreği yanıyor, kaç tane şehidimiz var, o şehitlerin acısı varken gündemin bu meseleyle meşgul edilmesinden dolayı duyduğum vicdan azabını sizinle paylaşmak istiyorum. O şehitlerden helallik istiyorum. Herkes hakkını helal etsin. Bu menfur olaydan dolayı, bu acı olaydan dolayı istemeyerek yaptığım bu olaydan dolayı beni tanıyan dostlarım gerçek dostlarım, cezaevinde beni ziyaret eden ve bu meselede acısını benim acımı paylaşan herkese çok teşekkür ediyorum. Onların hakkını ödeyemem. Herkese teşekkür ediyorum, kulübü yalnız bırakmayın. Kulüp başkanlarına, futbol severlere, özellikle Kulüpler Birliği’ne ve Kulüpler Birliği Başkanımız Sayın Ali Koç’a teşekkür ediyorum. Hiçbir kulüp ayrımı yapmadan bütün kulüplerin taraftarlarının hepsi mesajlar gönderdi, desteklerini ilan ettiler. Bu vesileyle herkese teşekkür ediyorum” dedi.
]]>