
Kaza, dün gece saatlerinde İslahiye-Hassa kara yolunun 9’uncu kilometresinde meydana geldi.

Yılmaz Günay yönetimindeki otomobil, aynı yöne giden 55 yaşındaki Hannan K.’nın kullandığı çimento yüklü tankere arkadan çarptı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Kazayı görenler, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi ekiplerine bildirdi.

İhbarla gelen sağlık görevlileri kazada hurdaya dönen otomobil sürücüsü Yılmaz Günay’ın yaralandığını, eşi Hacer Günay’ın ise hayatını kaybettiğini belirledi.

Yılmaz Günay, İslahiye Devlet Hastanesi’ne kaldırılırken, tanker şoförü Hannan K. gözaltına alındı. Kaza ile ilgili inceleme sürüyor.
Gaziantep’te otomobil tıra arkadan çarptı: 1 ölü, 1 yaralı
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>O çocuklardan ikisi dakikalar sonra İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.
BBC, 15 yaşındaki Basil ve 8 yaşındaki Adem’in vurulduğu gün yaşanan olayları farklı unsurları bir araya getirerek inceledi.
Cep telefonu ile güvenlik kamerası görüntüleri, İsrail ordusunun bölgedeki hareketliliği, görgü tanıklarının ifadeleri ve yapılan teknik analizler, ciddi insan hakları ihlallerine işaret eden sonuçları ortaya çıkardı.
BBC’nin elde ettiği kanıtları inceleyen, BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, Adem’in öldürülmesinin “savaş suçu” izlenimi verdiğini kaydetti.
Hukukçu Dr. Lawrence Hill-Cawthorne da bu ölümle sonuçlanan güç kullanımının “ayrım gözetmeksizin” yapıldığı saptaması yaptı.
İsrail ordusu, bu olayı “incelemekte olduklarını” açıkladı.
İsrail ordusunun çatışma kurallarına göre, “sadece yaşama yönelik ivedi tehdit durumunda ya da başka yollar tüketildikten sonra tutuklama amacıyla” ateş açılabiliyor.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırısından bu yana işgal altındaki Batı Şeria’da çok sayıda kişi öldürüldü.
BBC burada yaşayan Filistinlilere ait evlere grafitiyle zarar verildiğine, sivillerin silahla tehdit edilerek komşu Ürdün’e gitmeye zorlandığına dair kanıtlar da elde etti.
Batı Şeria’da bir Filistinli savaşçının ölü bedenine askerler tarafından zarar verildiği da görgü tanıkları tarafından BBC’ye anlatıldı.
29 Kasım günü neler yaşandı?
29 Kasım gününe ait videoları Basil’in, kepenkleri tamamen kapalı bir hırdavatçının yanında durduğunu gösteriyor.
İsrail’e ait zırhlı araçlar yaklaştığında Batı Şeria’daki Cenin’de dükkanların kepenk kapatması alışageldik bir durum.
Görgü tanıkları, o gün yakınlardaki Cenin Mülteci Kampı’na düzenlenen bir operasyonda silah sesleri duyulduğunu anlattı.
Futbolsever ve sıkı bir Lionel Messi hayranı olan Adem, o sırada 14 yaşındaki ağabeyi Baha ile sokaktaydı.
Sokakta toplamda dokuz çocuk vardı ve bu çocukların tamamı, neredeyse 360 ??derecelik bir görüş açısı sağlayan güvenlik kameralarına yansıdı.
Birkaç yüz metre ötede, en az altı zırhlı İsrail askeri aracından oluşan bir konvoy köşeyi dönerek mahalleye girdi ve çocuklara doğru ilerlemeye başladı. Tedirgin halleri kameraya yansıyan çocuklardan birkaçı bu anlarda uzaklaştı.
O ana ait cep telefonu görüntülerinde zırhlı bir aracın ön kapısının açıldığı görülüyor. Kameradaki asker çocukları doğrudan görebilecek bir açıdaydı.
Basil yolun ortasına fırlarken, askerlerden 12 metre uzakta olan Adem koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu.
Sonra en az 11 el silah sesi duyuldu.
BBC’nin yaptığı araştırma bu anda sıkılan mermilerin geniş bir alana isabet ettiğini gösterdi.
Dört mermi metal direğe, ikisi hırdavat mağazasının kepenklerine isabet etti. Biri park halindeki bir arabanın tamponunu, diğeri ise tırabzanları deldi.
BBC’nin elde ettiği bir rapor, bu kurşunlardan ikisinin Basil’in göğsüne sıkıldığını gösteriyor.
Bir kurşun ise kaçar haldeki sekiz yaşındaki Adem’i başının arkasından vurdu.
”Adem, Adem!’ dedim ama cevap vermedi’
Ağabeyi Baha, ‘ambulans’ diye bağırırken çaresizce kardeşini güvenli bir yere sürüklemeye çalışıyordu.
Ama yardım için çok geçti. Baha, kardeşi Adem ve arkadaşı Basil’in gözleri önünde öldüğünü söyledi.
BBC’ye gözyaşları içinde kardeşinin ölümünü anlatan küçük çocuk, “Şok olmuştum. Onunla konuşmaya çalıştım. Ruhu bedenini terk ediyordu” dedi.
Olay anına ait görüntüde Basil’in vurulmadan önce elinde bir şey tuttuğu görülüyor. Bunun ne olduğu belli değil.
İsrail ordusu patlayıcı olduğunu söylediği bir cismin fotoğrafını paylaştı.
Olay yerine ilişkin incelememizde elde ettiğimiz kanıtları, BM ve bazı diğer tarafsız kuruluşlarla paylaştık. Bu kişiler arasında, insan hakları avukatları, bir savaş suçları uzmanı ve bir terörle mücadele uzmanı da yer aldı.
Bu kişilerden bazıları isimlerini kullanmamızı istemedi.
Görüşüne başvurduklarımızdan bir kısmı, olayın soruşturulması gerektiği konusunda hemfikirdi. Bazıları daha ileri giderek uluslararası hukukun ihlal edildiğini savundu.
BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, elinde patlayıcı olması durumunda dahi Basil isimli çocuğa karşı öldürücü güç kullanılmasının yasalara uygunluğu konusunda soru işaretleri olabileceğini söyledi.
Saul, kaçarken vurulan Adem’in öldürülmesi için ise “sivillere kasıtlı, ayrım gözetmeksizin veya orantısız şekilde saldırmayı yasaklayan uluslararası insancıl hukukun ihlali, bir savaş suçu ve yaşam hakkının ihlali gibi görünüyor” ifadesini kullandı.
Bristol Üniversitesi Uluslararası Hukuk Merkezi eş direktörü Dr. Lawrence Hill-Cawthorne ise şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Askerler zırhlı araçlarındaydı. Bir tehdit olsa bile, uluslararası hukuk ihlali olan, ayrım gözetmeden ölümcül güç kullanmak yerine araçlarını sürmeye devam etmeleri ve tutuklamaya yönelmeleri gerekirdi.”
İsrail ordusu ise, şüphelilerin askerlere patlayıcı fırlatmak üzere olduğunu ve bu durumun onları tehlikeye attığını savundu.
Ordu “Askerler ateşle karşılık verdi ve vurulan kişiler tespit edildi” açıklamasını yaptı.
Ancak incelediğimiz video görüntülerine ve tanık ifadelerine göre Adem silahlı değildi ve kafasının arkasından vurulduğunda kaçıyordu.
İsrail ordusu, askerlerine soruşturma açar mı?
Ordu, Basil ve Adem’ın öldürülmesinin “inceleme altında” olduğunu söyledi.
Ordu benzer açıklamayı, Batı Şeria’da askerleri tarafından öldürülen her çocuk için rutin olarak yapıyor.
BBC’nin elde ettiği kanıtları izleyen birçok eski İsrailli asker, haklı olup olmadığına bakılmaksızın, İsrail hukuk sisteminin ölümcül güç kullanan askerleri koruyacağına inandıklarını söyledi.
2018-2020 yılları arasında Batı Şeria’da görev yapan ve BBC’ye konuşan eski bir asker, Adem’in olayında ceza davası açılması ihtimalinin “yüzde 0” olduğuna inanıyor.
İsrailli insan hakları grubu Yesh Din’in verilerine göre, İsrail askerlerine yönelik şikayetlerin yalnızca yüzde 1’inden azı soruşturmayla sonuçlanıyor.
Hamas’ın yaklaşık bin 200 kişiyi öldürdüğü ve 253 kişiyi rehin alındığı 7 Ekim’de saldırısının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 34 binden fazla insan öldürüldü.
Bu savaşla birlikte İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki askeri operasyonları da arttı. Geçen yıl buradaki çocuklar için kaydedilen en ölümcül yıl oldu.
UNICEF’e göre, 2023’te toplam 124 çocuk öldürüldü. Bu çocukların 85’inin 7 Ekim’den sonra öldürüldüğü açıklandı.
2024 yılında şu ana kadar 36 Filistinli çocuk bölgedeki İsrailli yasa dışı yerleşimciler veya ordu güçleri tarafından öldürüldü.
Batı Şeria bir savaş bölgesi olarak sınıflandırılmadığı için uluslararası hukuka göre güç kullanımı konusunda daha sınırlayıcı hükümler işliyor.
İsrail ordusu, angajman kurallarıyla ilgili protokollerini gizli tutuyor.
Ancak BBC’ye konuşan emekli ve görevdeki İsrail akerleri, ölümcül güç kullanımına, aşamalı bir şekilde, ancak askerlerin hayatına yönelik “ivedi tehdit” halinde son çare olarak başvurulabileceğini söylüyor.
Öldürücü güç kullanımı öncesi, Arapça ve İbranice uyarıların yapılması gerektiği, ardından göz yaşartıcı gaz gibi ölümcül olmayan silahlara başvurulabileceği, ardından bacaklara ateş açma ve en son öldürmek için ateş etmeye kadar aşamalar olduğu kaydediliyor.
Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi BBC’ye, Ocak 2023 ile Ocak 2024 arasında İsrail ateşi sonucu öldürülen, yaşları 2 ile 17 arasında değişen 112 çocuğun tıbbi raporlarına erişim izni verdi.
Ölüme yol açan bu olayların tümünün tam olarak nasıl gerçekleştiğini bilmemiz mümkün değil ve bazıları gerçekten İsrail askerlerinin hayatlarına yönelik bir tehdit oluşturmuş olabilir.
Ancak analizimiz, bu vakaların yaklaşık yüzde 98’inde ölümcül yaraların vücudun üst kısmında olduğunu gösterdi. Bu da askerlerin bu vakalarda yaralamaktan çok öldürmek amacıyla ateş etmiş olabileceği sonucunu ortaya koyuyor.
Bu durum, askerlerin Batı Şeria’daki angajman kurallarına uyup uymadığı sorusunun yanında bir ‘ölümcül güç kullanma kültürüne’ ilişkin de soru işaretlerini gündeme getiriyor.
Batı Şeria’da beş haftalık bir sürede yapılan askeri operasyonlarda, askerlerin tutumu konusunda ciddi soru işaretleri uyandıran birçok olayın kanıtlarına ulaştık.
BBC, Ocak 2024’te İsrail’in Tulkarim Mülteci Kampı’nda ‘Direniş’ olarak bilinen Filistinli bir silahlı bir grubu hedef alan 45 saatlik askeri operasyonu izledi.
Bu operasyon sonrası BBC’ye konuşan çok sayıda Filistinli, askerler tarafından silahla tehdit edildiklerini ve komşu Ürdün’e taşınmalarının söylendiğini anlattı. İsrail ordusu sivillerin tehdit edildiğine dair her şikayeti inceleyeceğini açıkladı.
Kanada vatandaşı da olan12 yaşındaki Filistinli Haytham isimli çocuk, bir İsrail askeri tarafından bıçak zoruyla tehdit edildiğini söyledi. Bu iddia, erkek kardeşi ve babası tarafından da desteklendi.
Kamptaki bir aile, evlerinin bir duvarına Davut Yıldızı çizdiğini iddia ettikleri bir grup askerin, bir diğer duvardaki Mescid-i Aksa fotoğrafını da yırttığını anlattı.
İsrail ordusu bunların “İsrail ordusunun değerlerine aykırı olduğu” ve askerlerinden bekledikleri davranış şekliyle uyuşmadığı açıklamasını yaptı.
Batı Şeria’daki ‘ihlal’ iddiaları
Üst kattaki evde yapılan aramada, mutfak dolapları parçalanmış, oyuncaklar zarar görmüş ve televizyonlar kırılmıştı. Kamptaki birçok evde benzer bir tablo vardı.
Kudüs’teki Diakonia Uluslararası İnsani Hukuk Merkezi’nde hukukçu olan Dr. Eitan Diamond, “Duvarlara Davud Yıldızı çizmek veya ‘7 Ekim’ ile ilgili yazılar yazmak gibi vandalizm örnekleri açıkça yasa dışıdır” yorumunu yapıyor.
Diamond, Tulkarm kampında bir çocuğun bıçakla ve diğer bazı sivillerin de silah zoruyla tehdit edildiğine ilişkin haberler için de uluslararası hukukun ihlal edilmiş olabileceği yorumunu yapıyor.
Bu kamp baskınına katılan askerlere, üzerinde patlayıcı taşıdığı iddia edilen bir Filistinli savaşçıyı vurarak öldürdükten sonra cesedi üzerine idrar yapma suçlaması yöneltildi.
Görgü tanıklarının iddiasına göre ceset darp edildikten sonra bağlanarak sokaklarda sürüklendi.
BBC’ye bağlanmış bir cesedin fotoğrafları gösterildi.
Bu olayın yaşandığı söylenen yerde yaptığımız incelemede, resimlerde cesedi bağlamak için kullanılan malzemeyle uyumlu olan kumaş ve kablo parçası gördük.
Bu kanıtları da yine bağımsız uzmanlara gösterdik.
Cenevre Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Marco Sassoli, bu olaydaki öldürücü güç kullanımının uluslararası hukuk kuralları içinde meşrulaştırılabilir olması halinde bile cesede saygı gösterilmesi gerektiğini vurguluyor ve “Gösterdikleriniz uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine işaret ediyor. Hatta savaş suçu dahi teşkil edebilir” diyor.
İsrail ordusu ise bu olaya ilişkin yaptığı açıklamada ise, ölü savaşçının üzerinde patlayıcılar bulunduğu ve Kızılay görevlilerinin cesede dokunmayı reddettiği savunuldu.
Açıklamanın devamında “Bu nedenle İsrail askerleri, güvenliklerini sağlamak ve cesedin altında silah olup olmadığını kontrol etmek için onun elleri ile ayaklarını kontrol altına almak zorunda kaldı” savunması yapıldı.
BBC’nin elde ettiği kanıtlarını inceleyen bazı eski İsrailli askerler, İsrail ordusunun Batı Şeria’daki operasyonlarındaki uygulamalarının, Filistin silahlı direnişini daha da körüklemesinden korktuklarını söylüyor.
Aralarından biri, “Filistinlilerin, her gün yaşadığı şekilde, askerlerle karşı karşıya gelmek ve sanki hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edilebileceğini düşünmek, bu gerçeklikte yaşayan insanların silaha sarılamayacağını varsaymak, en iyi ihtimalle saflık ve onlara insan olarak bakmamaktır” dedi.
Bu eski asker sözlerini “İşler daha da kötüye gidiyor” diyerek bitiriyor.
]]>Bursa 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12 Mart 2021’deki kazayla ilgili yargılanan sanıklar tır sürücüsü Faruk Eskiçırak, lojistik firmasının başşoförü Murat Ağa, tır ve dorsenin sahipleri Selim Azad Polat ve Yaşam Polat’a “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan verilen hapis cezalarına ilişkin hazırlanan 24 sayfalık gerekçeli kararda, kazaya dair detaylara yer verildi.
Gerekçeli kararda atıfta bulunulan bilirkişi raporunda, kazaya karışan kedi kumu yüklü tırın incelemesinde, Eskiçırak’ın önünde seyreden araca çarpmayı önlemek için yolun sağı ve solunda uygun alanlar olmasına rağmen kaçmadığı, aynı yöne giden araçları çarparak sürüklediği belirtildi.
Eskiçırak’ın, 2003 model tırla uzun yol katetmesine ve fiziki durumunu en yakından bilebilecek durumda olmasına rağmen diğer araçlara çarpmayacak şekilde aracı sevk ve idare edemediği bildirilen raporda, bu konuda gerekli ve yeterli yüksek özen ve dikkati göstermediği, karşı yönden gelen araçların şeridine geçtiği vurgulandı.
Raporda, kaza anında çarpmanın da etkisiyle aracın hız kadranının 101 kilometrede takılı olmasına rağmen en son hızın 93 kilometre olarak görüldüğü, takografa usulsüz müdahale olduğu kaydedildi.
Sürüş süresinin toplam 10 saat 10 dakika olarak tespit edildiği aktarılan bilirkişi raporunda, sürücünün yasal süreyi 1 saat 10 dakika aştığı tespiti de yapıldı.
Ayrıca raporda, söz konusu çekicinin sistem sorgusunda 2 Mart 2021’de Samsun’da Karayolları Trafik Kanunu’nun (kamyon çekici ve otobüslerde takograf, taksi otomobillerde ise taksimetre bulundurmamak, kullanmamak veya kullanılır durumda bulundurmamak) maddesinden işlem yapılarak trafikten men bilgisinin POLNET sistemine girildiği, 7 günlük izin süresi bitiminde bu eksikliğin giderilmediği ve bu nedenle çekicinin eksiklik giderilinceye kadar trafiğe çıkmasının uygun olmadığının tespiti yer aldı.
“Trafiğe çıkmaya uygun olmayan araç” vurgusu
Gerekçeli kararda, aracın teknik bakımlarını yaptırmadıkları, uzun yıllar fren sisteminin kontrollerini yeterli özenle yaptırmayıp paslanmasına, aşınmasına neden oldukları, trafiğe çıkmaya uygun olmayan araçla yük taşınmasına sebebiyet verdikleri gerekçesiyle diğer 3 sanığın “eşit derecede asli kusurlu” oldukları kaydedildi.
Dosyadaki tüm belge ve ifadeler bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların asli ve eşit derecedeki kusurları ile sebebiyet verdikleri kazayla 4 kişinin ölümüne, 22 kişinin yaralanmasına yol açarak üzerlerine atılı “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olma” suçunu işledikleri ifade edilen gerekçeli kararda, şu bilgilere yer verildi:
“4 kişinin ölümü ile birçok kişinin, çoğu nitelikli olmak üzere yaralanmış olması, ölü ve yaralı sayısı, yaralanmaların niteliği, en az 22 aracın hasar gördüğü kazada oluşan maddi yıkım, kazaya maruz kalan şahısların yaşadığı dehşet ve kazanın gerçekleşmesindeki vahşet ile sanıkların taksire dayalı kusurlarının ağırlığı (tüm sanıkların asli ve eşit dereceli kusurlu olması, mağdur ve ölenlere ait herhangi bir kusurun bulunmaması) göz önüne alınarak, temel ceza alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmiş ve sonuç olarak iddia makamının mütalaasına uygun, oy birliği ile hüküm kurulmuştur.”
Kaza
Kestel ilçesi Barakfakih mevkisinde 12 Mart 2021’de Faruk Eskiçırak yönetimindeki 06 CHS 523 çekici ve 18 AAJ 361 dorse plakalı tırın 22 araca çarptığı kazada, 4 kişi hayatını kaybetmiş, 22 kişi yaralanmıştı. Kazanın ardından gözaltına alınan tır sürücüsü Eskiçırak, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanmıştı.
Tır şoförü ve lojistik firma yetkililerinin de aralarında bulunduğu 4 sanık hakkında 22,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın 29 Şubat’ta görülen karar duruşmasında, sanıklar Faruk Eskiçırak, Murat Ağa, Selim Azad Polat ve Yaşam Polat, “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan onar yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
]]>Kahramanmaraş merkezli depremler Hatay’da büyük yıkıma yol açmış ve 25 bine yakın insan vefat etmişti. Asrın felaketine Narlıca Mahallesi’nde bulunan 3. kattaki evinde yakalanan 37 yaşındaki Ahmet Artan, yarım saatlik mücadelenin ardından mahsur kaldığı evinden kurtarıldı. Depremden yara almadan kurtulan Artan’ın mücadelesi devlet kayıtlarında ölü olarak işlenmesiyle başladı. Kendisiyle aynı ismi, soy ismi taşıyan ve baba isimleri aynı olan Ahmet Artan, depremde ölen vatandaş yerine sisteme ölü olarak girildi. İsim karmaşası sonrası devlet kayıtlarında ‘ölü’ olarak gözüken Artan, banka işlemleri başta olmak üzere bir çok sorun yaşadı. Artan, yaklaşık iki ay süren bir mücadele sonucu devlet dairelerindeki kaydını düzeltebilse de banka kayıtlarında hala ölü olarak gözüküyor.
“Bankaların sisteminde hala ölü olarak gözüküyorum”
Ölü olarak gözüktüğü için banka işlemlerini yürütemediğini belirten Artan, “6 Şubat’ta biz evimizin üçüncü katındaydık. Deprem esnasında evden çıkamadık, evimiz ağır hasar aldı. Biz depremden yaklaşık yarım saat sonra evden çıktık. Sabahı ilk ışıklarında bizim diğer akrabaları kurtarmak için onlara yardıma gittik. Orda da öğlen olan depreme yakalandık. Yaklaşık 40 dakika enkaz olayımız oldu. Orada ondan dolayı artık devletin yanında ölü olarak gözükmüştüm. Şu an bu sıkıntıyı giderebildik. Ama dün bankaya gittim, kredi kartı için başvuru yaptık. Bankaların sisteminde hala ölü olarak gözüküyorum” dedi.
“Hem yaşıyorsun hem de ölü olarak gözüküyorsun”
Yaşadığı trafik kazası sonrası polis ekiplerinin kontrollerinde ‘ölü’ olarak gözüktüğünü öğrenen Artan, “Ölü olduğumun şu şekilde farkına vardım. E-devlet üzerinden giriş yapamıyordum. Sistem beni reddediyordu. Ondan sonra hastanenin önünde aracıma ambulans çarpmıştı, polisin tutanağında belli oldu. Bana aracın mirasçıları nerede dedi. Ben de aracın mirasçıları yok. Aracın sahibi benim dedim. Hayır bu aracın sahibi vefat etmiş dediler, orada şok geçirdim. Hem yaşıyorsun hem de ölü olarak gözüküyorsun. Ben itiraz ettim, bu araç benim ölü değilim diye. Sistemde bu şekilde gözüküyor dediler. Ondan sonra bu hatayı düzeltebilmek için birçok devlet dairesine gittim. Yaklaşık o süreç 50 ya da 55 gibi bir gün geçti. Ondan sonra süreç düzeltildi. Yalnız 1 yıl gibi bir süre geçmesine rağmen bu hata bankalarda düzeltilmedi” şeklinde konuştu.
“Başka bir Ahmet Artan varmış, onu ölü olarak göstereceklerine beni ölü olarak göstermişler”
Kendisiyle aynı isme sahip başka bir vatandaşın yerine sistemde kendisinin ölü olarak gösterildiğini ifade eden Artan, “Bu karışıklık şöyle başka bir Ahmet Artan varmış, onu ölü olarak göstereceklerine beni ölü olarak göstermişler. Onun da babasının ismi Mehmet, benim de babamın ismi Mehmet olduğundan dolayı o zamanlar da herkes enkazda olduğu için kimsenin kimliği üzerinde değil böyle bir hata gerçekleşmiş. Depremin ilk haftası kendi akrabalarımı defnetmekle uğraştık. Ben de yaklaşık 1 ay gibi bir süreç içerisinde gönüllü olarak arama kurtarma ekibinde çalıştım. Ben kendim arama kurtarma ekibinde çalışmama rağmen kendim aslında ölmüşüm farkında değilim. Bankalardan ricam bir an önce bu hatanın düzeltilmesini istiyorum. Benim de kredi kartına ihtiyacım var. Kullanamıyorum, lütfen bu hatayı düzeltin. Arkadaşlarım kısacası bana yaşayan ölü diyorlar. Komik bir şey ama ağlanacak halimize gülüyoruz” ifadelerini kullandı. – HATAY
]]>DİYARBAKIR – Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan arazi anlaşmazlığı olayına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. İddianamede muhtar Behçet Taş’ın olaydan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları belirtildi.
İlçenin Serçeler Köyünde 15 Haziran 2023 tarihinde arazi anlaşmazlığı nedeniyle kalaşnikof silahların kullanıldığı, 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili soruşturma tamamlandı. İddianamede, olayı gerçekleştiren Taş ve Alyamaç ailelerine mensup 31 kişi hakkında birden fazla kişiye karşı tasarlayarak kasten öldürme suçunu işledikleri gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi.
Sanıkların tarlada birbirlerine karşı vahim nitelikli silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda Halil, Orhan, Serhat ve Mehmet Can Taş ile Mehmet Emin, Mehmet Selim, Ömer, Yunus ve Muhammet Alyamaç’ın öldürüldükleri belirtildi.
Olay yerine giden jandarma timlerine de yaralılara müdahale etmeyi engellemek için araziye hakim olup silahlı kontrolü sağlayarak güvenlik güçlerine de ateş açtıkları belirlendi.
Yaralılara yardım ve ilk müdahale edildiği sırada arazinin hakim tepelerine yerleşen faillerin jandarma timlerine kesintisiz yoğun yaylım ateşi açtıkları, jandarma timlerinin tüm uyarılarına rağmen siren ve tepe lambalarını açan jandarmaya ait resmi araçlara ve timlere yoğun ateş açmaya devam ettikleri kaydedildi. Yerde yatan ölü ve yaralıların güvenli bir bölgeye taşınmak istediği sırada tepelere yerleşen faillerin seri atışa devam ettikleri belirtildi.
İddianamede, olay yerindeki bir traktör ile pulluğun arkasına siper alan timleri gören saldırganların bu kez yoğun biçimde traktörü yaylım ateşine tuttukları, jandarma timlerinin kafalarının üzerinden birbiri ardına kalaşnikof mermilerinin geçtiği ve timlerin ölü ve yaralılara müdahalesini geciktirdikleri yer aldı.
Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen bir araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi. Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 6 cesedin hastaneye kaldırıldığı, bunlar arasında yaralı olanlardan 3’ünün de daha sonra hayatını kaybettiği belirtildi.
İddianamede, ölü ve yaralılara müdahale etmek için olay yerine giden ve saldırıya uğrayan jandarma timi ile mağdur-sanıkların da ifadelerine ayrıntılı yer verildi. Dehşet anını anlatan timler, kaçan saldırganları da fotoğraflarından teşhis ettiler. Otopsi raporlarında ise katliamın boyutu yer aldı. Ölü muayenesi yapılan cesetlerin topuklarından, kafa ve vücutlarına kadar mermi çekirdeği olduğu bildirildi. Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu belirtildi.
Ambulans kamerasına yakalandılar
İddianamede, sanıkların katliam öncesi ve sonrasında araç içinde ve açık arazide yüzleri poşu ile ellerinde kalaşnikof tüfeklerle biçilmemiş buğday tarlasında yürürken ve güvenlik güçlerinin yaralılara müdahalesini engellemek için araçlara ve jandarma timlerine rastgele ateş açtıklarını gösteren fotoğraflar da delil olarak yer aldı. Bu fotoğrafların bir kısmının sanıklar üzerinde, bir kısmının da ambulansa ve olay yerine giden güvenlik güçlerine ait araçların kamera görüntülerinden alındığı yer aldı.
İddianamede, geçmişte de anlaşmazlık nedeniyle mahkemelik olan arazinin büyüklüğü ve maddi değerinin yüksek olması, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı nedeniyle aileler arasında husumet başladığı ve devamında 9 kişinin öldüğü olayın yaşanmasıyla noktalandığı vurgulandı. Taş ailesinden maddi gücü olan ve aynı zamanda eski muhtar olan Behçet Taş’ın, Alyamaç ailesinden ise Mehmet Selim ile Ahmet Alyamaç’ın aile meclisinde söz sahibi oldukları kaydedildi.
Alyamaç ailesini öldürmek için yangın çıkarıp araziye çekmişler
Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi.
Taş ailesinin uzun namlulu silah ve tam teçhizat ekipmanlarla olay yerine çatışma amacıyla gidildiği belirtilen iddianamede, amaçlarının Alyamaç ailesinin mülkiyetinde bulunan araziyi ateşe vererek Alyamaç ailesini araziye çekmeye çalışarak katliamın fitilini ateşledikleri vurgulandı. Çıkan yangını görünce söndürmek amacıyla olay yerine giden Alyamaç ailesinin tarlaya gittiklerini gören Taş ailesi ve akrabalarının daha sonra birbirleriyle yoğun telefon trafiğine girerek olay yerine uzun namlulu silahlarla gitme şeklini planladıkları ifade edildi.
“PALA” yoğun silah kullandı
Yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine mevzi ve siper alarak organize biçimde ateş açtıkları ve karşılıklı çatışmada Alyamaç ailesinden 5, Taş ailesinden 4 olmak üzere 9 kişinin öldüğü kaydedildi. Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından da aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın bizzat traktör üzerinde bulunan Alyamaç ailesine yoğun ateş açıldığı bildirildi.
Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçeler’dekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın da yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi.
Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine de muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin de kendi aralarında karar aldıkları belirtildi.
Behçet Taş’ın gözlerinin görmediği için her yere oğlu Aziz ile birlikte gittiği ve Aziz’in de katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurtdışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı. Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi.
Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cenaze ve yaralılara almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları da tespit edilerek bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.
İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi. Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığını vurgulandı.
Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde bir hak edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi. Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde, katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Mahkeme nakil istedi
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. İddianameyi kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi ise, taraflar arasında husumetin devam etmesi nedeniyle davanın güvenlik gerekçesiyle naklini talep etti. Davanın Diyarbakır’da görülmesinin güvenlik açısından sakıncalı olacağı gerekçesiyle başka bir ilde görülmesi için Valilikten nakil talebinde bulunuldu.
]]>DAHA iyi hayat için başka ülkelere gitmek isteyenlerin umut yolculuğu rotasındaki Türk denizlerinde, geçen yıl 836 yasa dışı göçmen olayında 20 kişi ölü bulundu, 11 kişi kayboldu, 23 bin 977 göçmen sağ kurtarıldı. Denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olaylarında 2010-2023 yılları arasında 184 bin 175 göçmen sağ kurtarıldı, 923 kişinin cansız bedeni bulundu, 503 kişi kayıp olarak kayıtlara geçti.
Akdeniz, son yıllarda ekonomik kriz ve savaş gibi nedenlerden Asya ile Afrika’daki ülkelerini terk etmek zorunda kalan kaçak göçmenlerin Avrupa ülkelerine sığınmak için tercih ettiği tehlikeli sular haline geldi. Daha iyi yaşam umuduyla çoğunlukla Orta Doğu ve Asya’dan Avrupa’ya gitmeye çalışan kaçak göçmenlerin zorlu yolculuk gerçekleştirdiği Türkiye denizlerinde, 2 Eylül 2015’te fiber teknenin batması sonucu Bodrum’da sahile vuran 3 yaşındaki Suriyeli Aylan bebeğin cansız bedeni, dünyada kaçak göçmenlerin yaşadığı sorunların simgesi oldu.
17-22 Ocak tarihleri arasında Antalya’da 6 günde 7, Muğla’da ise 1 ceset sahile vurdu. Cesetlerin, 11 Aralık 2023’te Lübnan ile Suriye arasındaki sahil bölgesinden Kıbrıs’a doğru hareket ederken bağlantısı kesilen ve 90 kişiyi taşıyan teknenin battığı, cesetlerin Antalya kıyı hatlarına sürüklendiği ihtimali üzerinde duruldu. Antalya’da kıyıya vuran cansız bedenlerin üzerindeki kıyafetlerin üretim yerinin Suriye olduğu tespit edildi.
23 BİN 977 GÖÇMEN SAĞ KURTARILDI
2023’te Türk denizlerinde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı sayısı 836 olarak kayıtlara geçti. Denizlerde 23 bin 977 göçmen sağ kurtarıldı, 20 göçmen ölü bulundu, 11 göçmen de kayboldu.
14 YILDA 923 GÖÇMEN ÖLÜ BULUNDU
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü verilerine göre, denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olaylarında 2010-2023 yılları arasında 184 bin 175 göçmen sağ kurtarıldı, 923 kişi ölü bulundu, 503 kişi kayıp olarak kayıtlara geçti. Arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı sayısı, 2010’dan 2023’e 23 kat arttı. 2010’da denizlerde arama-kurtarma gerektiren 36 yasa dışı göçmen olayı yaşandı. Bu olaylarda 1073 göçmen sağ kurtarıldı, ölüm ve kayıp olayı gerçekleşmedi.
ÖLENLER, KAYBOLANLAR, SAĞ KURTARILANLAR
2010-2023 yıllarını kapsayan süreçte denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı, kaybolan, ölü bulunan ve sağ kurtarılan kişi sayısı şöyle:
2010’da yasa dışı göçmen olay sayısı 36, sağ kurtarılan kişi sayısı 1073.
2011’de yasa dışı göçmen olay sayısı 13, sağ kurtarılan kişi sayısı 555, ölü bulunan kişi sayısı 1.
2012’de yasa dışı göçmen olay sayısı 60, sağ kurtarılan kişi sayısı 1638, ölü bulunan kişi sayısı 62.
2013’te yasa dışı göçmen olay sayısı 242, sağ kurtarılan kişi sayısı 7 bin 161, ölü bulunan kişi sayısı 40, kayıp kişi sayısı 16.
2014’te yasa dışı göçmen olay sayısı 490, sağ kurtarılan kişi sayısı 12 bin 467, ölü bulunan kişi sayısı 74, kayıp kişi sayısı 81.
2015’te yasa dışı göçmen olay sayısı 1540, sağ kurtarılan kişi sayısı 58 bin 570, ölü bulunan kişi sayısı 263, kayıp kişi sayısı 201.
2016’da yasa dışı göçmen olay sayısı 301, sağ kurtarılan kişi sayısı 11 bin 751, ölü bulunan kişi sayısı 158, kayıp kişi sayısı 96.
2017’de yasa dışı göçmen olay sayısı 68, sağ kurtarılan kişi sayısı 2 bin 36, ölü bulunan kişi sayısı 56, kayıp kişi sayısı 30.
2018’de yasa dışı göçmen olay sayısı 120, sağ kurtarılan kişi sayısı 3 bin 234.
2019’da yasa dışı göçmen olay sayısı 255, sağ kurtarılan kişi sayısı 3 bin 583, ölü bulunan kişi sayısı 75.
2020’de yasa dışı göçmen olay sayısı 294, sağ kurtarılan kişi sayısı 9 bin 164, ölü bulunan kişi sayısı 45, kayıp kişi sayısı 50.
2021’de yasa dışı göçmen olay sayısı 729, sağ kurtarılan kişi sayısı 18 bin 529, ölü bulunan kişi sayısı 15.
2022’de yasa dışı göçmen olay sayısı 1109, sağ kurtarılan kişi sayısı 30 bin 437, ölü bulunan kişi sayısı 41, kayıp kişi sayısı 18.
2023’te yasa dışı göçmen olay sayısı 836, sağ kurtarılan kişi sayısı 23 bin 977, ölü bulunan kişi sayısı 20, kayıp kişi sayısı 11.
]]>SERRA TAYLAN
Engelli oğlu Hasan Küçük ile birlikte 2014’te Mersin’den Elazığ’a gelerek yerleşen Nuran Küçük, vefat eden eşinden kalan evin miras paylaşımı nedeniyle nüfus kayıtlarının değiştirilerek “ölü” gösterildiklerini ve bu durumu geç fark ettiklerini söyledi. Elazığ’da mahalle muhtarının yardımı ve avukat desteği sayesinde kimliklerine yeniden kavuşan Nuran Küçük ve oğlu bu kez de geçim sıkıntısı ve hastalıkla mücadele ediyor. Yüzde 73 engelli olan oğluna 2 bin 800 lira engelli maaşı bağlandığını belirten anne Küçük, oğlunun bir an önce tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.
Eşinin ölümü üzerinde 10 yıl önce Mersin’den Elazığ’a taşınan Nuran Küçük ve oğlu Hasan Küçük senelerce resmi kayıtlarda ölü olarak gösterildiklerini öğrendiler. İddiaya göre akrabaları tarafından resmi kayıtlarda “ölü” olarak gösterilen anne ve oğul; para çekmek için gittikleri bankada bu gerçeği öğrendiler. Bu olayın miras kavgası nedeniyle yaşandığını anlatan Nuran Küçük, muhtarın da desteği ile kimliklerine kavuştuklarını ancak oğlunun obezite, ileri derece tansiyon ve zihinsel hastalığının ise devam etmesi nedeniyle yetkililerden yardım istedi.
“MİRAS DAVASI GİBİ BİR NEDENLE ÖLÜ GÖSTERMİŞLER”
Konuyla ilgili olarak Mahalle Muhtarlığı Azası Celal Cirit şunları söyledi:
“Bunlar 10 yıl önce Mersin’den Elazığ’a gelmiş yoksul bir aile. Dışarda kalmışlar, köprü altında yatmışlar kimsesiz bir şekilde. Daha sonra muhtarımız sağ olsun kendilerini gördü mahallemizde yaşayabilecekleri 1-2 göz yer yaptılar. Ondan sonra burada yaşamaya başladılar. Daha sonra aileleri bunları Tarsus’ta miras davası gibi bir olay nedeniyle ölü göstermişler. Kadının kendi ailesi. Muhtarımız sağ olsun ailenin mağduriyetini gerekli yerlere bildirerek nüfusta kaydını tekrardan yaptırdı. Şu anda çok şükür bir maaşları da var artık. Muhtarımız yardımcı oluyor yardımlardan faydalanıyorlar. Maaşlarını alma konusunda da ben yardımcı oluyorum. Her ayın 26’sında taksi ile götürüyorum. İnsanlarımız sağ olsun yardımcı oluyorlar. Maaşlarını alıyorlar şu anda 5 bin 800 liralık maaşları var. Hasan Küçük’ün de engelli maaşı var, 2 bin 800 lira. Hasan Küçük rahatsız obezite hastası. İhtiyaçlarını biz karşılıyoruz. Gün oluyor bisikletim var gidiyorum iki kere üç kere ihtiyaçları için. Miras davası konusunda bir avukat tuttular. Şu anda bir sıkıntıları yok. Olay çözüldü. Sürekli olarak korkuları var gelecekler falan diye. O aile geldi kapıdan görüşüp gittiler. Şu an en büyük mağduriyetleri çocuğun sağlık problemleri. Aynı zamanda çocuğun engelli maaşı sadece bir yıllık süre ile bağlandı. Korkuları, bu kesilirse ne yapacağız, nasıl geçineceğiz diye düşünüyorlar. Neden bu maaş bir yıllık bağlandı kendisine ben de anlamadım. Annesi orada kurula götürmüş hiç haberleri yoktu bize raporun yüzde 35 verildiğini söylediler. Bir gün hastaneye giderek araştırdık. Gidip görüştük kurulla raporu getirdik ki yüzde 73. Muhtarım sağ olsun dedi ki git al yoksa almasaydık o rapor da öyle giderdi belki. Kimseleri yok yani. Bizler burada yardımcı olmaya çalışıyoruz.”
“BEN ÖLÜRSEM ANNEM NE OLACAK?”
Hasan Küçük şunları söyledi:
“2016 yılında bizi öldü gösterdiler, Tarsus’ta oldu. Beni de annemi de ölü gösterdiler. Akrabalarımız bizi ölü gösterdiler. İkimize bir ev kalmış. Bize kalan miraslardan bir çöp vermediler. Ne bir yatak, ne bir eşya, ne bir şey. Mal almayalım diye yapılmış. Yaşadığımızı ispatlamak için dava açtık, bir şey olmadı. Yeni kimliklerimiz var ama mallarımızı alamadık. Allah razı olsun onun bunun verdiklerini yiyip içerek hayatımızı sürdürüyoruz. Obezite hastalığım var. Devletimizden yardım bekliyorum tedavim için. Zar zor kalkabiliyorum. Bana annem bakıyor. Bize mal düşüyordu en az 6-7 milyon değerinde mal vardı verselerdi bize. Beni hastaneye yatırsınlar. Ben kalkamıyorum sizler de gördünüz. Ben insanım. Geçen gün düştüm, çay dahi içemiyorum. Bir iki gün yatmak istiyorum hastanede. Randevu vermiyorlar. Anneme bir şey olsa ben ne yapacağım? Bana bir şey olsa annem ne yapacak?”
“EŞİMDEN KALAN MALI VERMEDİLER”
Nuran Küçük ise, “Eşimden kalan mal vardı ama vermediler. O yüzden bizi ölü gösterdiler. Kaynanam ve üvey kız kardeşim bir olarak benim mirastan pay almamam için beni ve oğlumu 2016 yılında ölü gösterdiler. Ben eşim öldüğünden beri burada yaşıyorum çocuğumla birlikte. Beni ölü gösterdiler. Kimliğimizi yeni çıkarttık” dedi.
]]>