Hazine ve Maliye Bakanlığı, KDV oranlarının artırılacağı iddialarına ilişkin basın açıklaması yayımladı. KDV oranlarının artırılmasına yönelik bir çalışmanın olmadığının belirtildiği açıklama şöyle:
“Son günlerde KDV ile ilgili yaptığımız Tebliğ düzenlemesinden hareketle KDV oran artışı yapıldığı, mal ve hizmetler itibarıyla KDV oranlarının belirlendiği listeler arasında kaydırmalarla oran artışları yapılacağı yönünde haberler görülmektedir. Vatandaşlarımızın doğru bilgilendirilmesi açısından aşağıdaki açıklama gerekli görülmüştür.
KDV ORANLARI NASIL BELİRLENMEKTEDİR?
KDV Kanununun verdiği yetki çerçevesinde KDV oranları günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmektedir. Mal ve hizmetler itibarıyla halihazırda 3 farklı oran uygulanmaktadır.
Temel gıda maddelerinin yer aldığı 1 sayılı Listedeki mallar için oran %1’dir. Yeme-içme, sağlık, eğitim, tekstil, konaklama gibi bazı mal ve hizmetlerin yer aldığı 2 sayılı Listedeki mallar için oran %10’dur. Bu iki listede yer almayan mal ve hizmetler ise genel oran olan %20 oranına tabiidir.
KDV TEBLİĞ DÜZENLEMESİNE NEDEN İHTİYAÇ DUYULDU?
Yeme içme sektöründe bulunan bazı lokanta ve kafeler ile ilaç dışında çeşitli ürünleri satan eczanelerin, oran farklılığını istismar ettiği ve rekabet eşitliğini bozduğu tespit edildi.
Fiyatları KDV dahil olarak belirlenen ve ilan edilen lokanta veya kafelerde, yeme içme hizmeti karşılığında %10 KDV hesaplaması gerekirken, bu hizmet yerine tıpkı bir market gibi et, su, meyve suyu ve benzeri ürünleri tek tek satmış gibi göstererek %1 oranında KDV hesaplandığı, vatandaştan aldığı %10 oranındaki KDV tutarını fiş veya faturada %1 olarak gösterdikleri görüldü.
Aynı şekilde KDV oranı %10 olan ilaç ve benzeri tıbbi ürünlerin yanında KDV oranı %1 olan gida takviyesi içeren ürünleri satan eczanelerin, KDV dahil belirlenmiş fiyatlar üzerinden satış yaptıkları halde tüm satışlarını gıda takviyesi içeren ürün gibi göstermek suretiyle yine vatandaştan aldığı %10 KDV’yi Devlete vermedikleri görüldü. Bu örneklerin sürekli arttığı dikkate alınarak istismarın önüne geçmek ve bu konudaki tereddütleri gidermek maksadıyla konuya açıklık getiren Tebliğ hazırlandı.
TEBLİĞ İLE KDV ORANLARI ARTIRILDI MI?
KDV oranlarını artırma konusunda Cumhurbaşkanı yetkilidir. Tebliğ ile KDV oran artışı yapılması mümkün değildir. Dolayısıyla Tebliğ ile herhangi bir oran artışı yapılmamıştır. Yeme içme hizmeti sunan işletmeler, gıda maddelerini olduğu gibi satmamakta, bu ürünlerden hazırlanmış bir yemeği veya içeceği hizmet şeklinde müşterilerine sunmaktadır. Bu hizmetle beraber sunulan tuzun, karabiberin, peçetenin, ıslak mendilin veya ikram edilen çay ya da kahvenin ayrı fiyatlandırması söz konusu değildir. Tüm bunlar yeme içme hizmetinin bir parçasıdır ve bu nedenle hizmet bedeli tüm maliyetler dikkate alınarak belirlenir ve KDV oranı da %10’dur.
Müşteriye sundukları menülerde KDV dahil fiyatlar yer alır ve müşterilerinden menüde yer alan tutarın içindeki %10 KDV’yi tahsil ederler.
Düzenledikleri fiş veya faturada doğru KDV oranı belirtildiği takdirde vatandaşın ödediği vergi Hazine’ye intikal eder. Aksi halde ise işletmenin kasasında kalır. Yukarıda da belirtildiği gibi KDV oranlarında suistimalin önüne geçilmesi amacıyla yayınlanan Tebliğ ile;
Yeme içme hizmeti sunan lokanta, kafe, pastane gibi işletmelerin, kendilerinin hazırlayıp sundukları yiyecek ve içecekler ile dışarıdan temin ederek buralarda sattıkları ürünler için %10 oranında KDV hesaplayacakları hususu açıkça belirtilmiştir.”
]]>CHP Bolu Milletvekili Türker Ateş, eğitimde uygulanan yanlış politikalar sonucu yaşanan sıkıntılara dikkat çekti. Ateş, OECD’nin 2022 yılı verilerine göre; Türkiye’de ne eğitimde ne istihdamda yer alan 15-19 yaş grubu gençlerin oranının yüzde 16,7 olduğunu belirterek, “Bu oran ile Türkiye, Şili ve Güney Afrika’yı bile geçmiş durumda; OECD sıralamasında 4. sırada. Erkeklerde oran yüzde 12,5 iken kızlarda yüzde 21,3’e ulaşıyor. Türkiye ayrıca, 20-24 yaş grubunda yüzde 33,3 oranıyla sıralamada Güney Afrika’nın ardından ikinci sırada yer alıyor. TÜİK’in 2023 yılı verileri 15-24 yaş grubunda ise bu oranın yüzde 22,5 olduğunu gösteriyor. Sadece bu veriler bile eğitim sistemimizdeki yetersizliklerin önemli bir yansıması” ifadelerini kullandı.
PİSA TESTİ ORTADA; ULUSLARARASI REKABET ŞANSIMIZ DÜŞÜK
Ülkeler arası rekabet için değişen dünyanın ihtiyaç duyduğu yeterlikler bir yana Türkiye’nin yeni kuşaklarına eğitimde temel becerileri bile kazandırmaktan uzak olduğuna dikkat çeken Ateş, “Bu durumu OECD’nin 15 yaş öğrencilerde yeni ekonomide ihtiyaç duyulan becerileri ölçen PİSA test sonuçları somut olarak gösteriyor. İleri seviyedeki öğrencilerimizin oranı matematik alanında yüzde 5, fen alanında yüzde 4 ve okuma alanında yüzde 2 oldu. Öğrencilerin büyük kısmı okuduğunu anlamıyor, problem çözemiyor. Bu göstergelerle uluslararası rekabette şansımız son derece düşük” dedi.
REFORM ÖNCESİNİN GERİSİNE DÜŞÜLDÜ
Ateş, iktidarın uygulamaya koyduğu 4+4+4 sisteminin de başarılı olmadığını vurguladı. Son açıklanan müfredat programını da eleştiren Ateş şunları dile getirdi:
“2015 yılında; 4+4+4 modeline geçiş sonrasında yapılan ilk PİSA testinde 2012 performansına kıyasla Türkiye, keskin bir gerileme yaşamış. 2012’de alınan okuma puanını 2022 yılı itibarıyla bile yakalayamamışız. Ülkemizde ideolojik yönü ağır basıp, ayakları yere basmayan reformlarla eğitimde geldiğimiz nokta içler acısı halde. 4+4+4 sisteminde okula başlayan kuşağın yüzde 17’sinin 10 yıl sonra ne eğitimine devam ettiği, ne de istihdam içinde yer aldığı görüldü. Hükümetin oldubittiye getirdiği, çağdaşlıktan uzak, değişen dünyanın ihtiyaçlarını dikkate almayan eğitim politikaları ve ekonomideki basiretsizlikle ev genci gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ekonomik krizlerle artan çocuk işçiler de cabası. Yeni reform iddiasıyla kimseyi kandırmayın, daha fazla insanın geleceğini çalmayın. Müfredatta radikal değişiklikler geri dönüşü olmayan sonuçlara neden olacak. Bir an önce genç kuşağa dünya ile rekabete uygun beceriler kazandırmaya başlayın.”
]]>Hemşireler ve Tüm Sağlık Profesyonelleri Sendikası (HEP-SEN) İzmir Şube Başkanı Kemal Yılmaz, Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanesi çalışanları ile YÖK’e bağlı üniversite hastanesi çalışanları arasındaki teşvik ödemesi farkına tepki göstererek, “Üniversite hastaneleri bir ticarethane değildir. Üniversite hastaneleri çalışanları bakanlığa bağlı devlet hastaneleri gibi aynı halka hizmet veren aynı devletin memurlarıdır. Bu adaletsizliğin kalkması için sırtımızdaki üniformanın alın terinin hakkını alana kadar alanlarda durmaya, hep birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
İzmir Ege Üniversitesi Hastanesi’nde, devlet hastanesi çalışanları ile YÖK’e bağlı üniversite hastanesi çalışanları arasındaki teşvik ödeme farkının eşitlenmesini isteyen Hemşireler ve Tüm Sağlık Profesyonelleri Sendikası (HEP-SEN), Birlik, Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Birlik Sağlık Sen), Genç Sağlık Sendikası (Genç Sağlık Sen), Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık İş), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Hekim Birliği, ve Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Kamu Görevlileri Sendikası (Türk Sağlık Sen) ortak basın açıklaması düzenledi.
Sendikalar adına ANKA Haber Ajansı’na konuşan HEP-SEN İzmir Şube Başkanı Kemal Yılmaz, Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanesi çalışanları ile aralarındaki teşvik ödeme farkının adaletsiz olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“Tüm sağlık profesyonelleri olarak biz alana çıktık. 1 Temmuz 2022 tarihinde çıkarılan Teşvik ek ödeme yönetmeliği neticesinde YÖK’e bağlı 28 üniversite hastanesi, bakanlıktan ayrı tutularak farklı bir ödeme şekli getirilmeye çalışıldı. ve bu yönetmelik çerçevesinde Sağlık Bakanlığı oranları hem enflasyon oranında hem Cumhurbaşkanı kararlarıyla güncellenip 0,3’ten 0,8’e çıkarılmıştır ama YÖK’e bağlı kurumlar 2 yıldır bu orana sabit bırakılmıştır. Adeta aradaki adaletsiz ödeme kapsamında bizler Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanelerinden 10 kata yakın daha az teşvik ödeme almak durumunda kaldık.”
“YÖK NEDEN DEVLETİN ÜVEY EVLADI GİBİ BİZLERİ GÖRMEKTEDİR?”
Toplum sağlığı için aynı devletin, aynı mesleği icra eden memurları olarak aynı halka hizmet etmelerine rağmen devlet hastanesi çalışanları ile farklı teşvik ödemesi aldıklarının altını önemle çizen Yılmaz, “Neden biz farklı alıyoruz? YÖK neden devletin üvey evladı gibi bizleri görmektedir? Burada da sağlık çalışanları var. Burada da hizmet üreten bir emek çalışması var. Yapılan görüşmeler neticesinde alanın sesini dinleyerek Ege’deki 7 sendika bir araya gelip yönetimle şunu konuştuk. Bu oran güncellenmeli ve bu oran geçen ay 0,33’ten 0,40’a çıkarılarak çok cüzi, komik bir rakam yapıldı. Bunun için biz eylem kararlarımıza devam ettik ve dün yapılan son görüşmeler neticesinde 0,40 oranı 0,70 oranına güncellenerek Nisan ödemelerine yansıtılacağı bize iletildi” dedi.
“ÜNİVERSİTE HASTANELERİ BİR TİCARETHANE DEĞİLDİR”
Teşvik ödemesinde yapılan güncellemenin yeterli olmadığını ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastaneleri ile aynı orana gelene kadar mücadelelerini sürdüreceklerini söyleyen Yılmaz, “Tabii ki bu güncellemenin yetmediğini tekrar dile getirmeye çalışıyoruz. Bakanlıkla aynı orana gelene kadar bu mücadelemiz devam edecek. Tek sorum var. Buradan tüm yetkililerin duyması lazım. Üniversite hastaneleri bir ticarethane değildir. Üniversite hastaneleri çalışanları bakanlığa bağlı devlet hastaneleri gibi aynı halka hizmet veren aynı devletin memurlarıdır. Bu adaletsizliğin kalkması için sırtımızdaki üniformanın alın terinin hakkını alana kadar alanlarda durmaya, hep birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>Trakya’dan İstanbul’un su ihtiyacı karşılayan Kırklareli’nin Vize ilçesi sınırlarındaki Kazandere, Pabuçdere ve Istrancalar barajlarındaki doluluk oranı, son 4 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Kasım ve aralık ayında yüzde 7 doluluk oran ile dip seviyeyi gören barajlar, kış aylarındaki yağışlarla hayat buldu. Kazandere’nin doluluk oranı yüzde 72,18’e, Pabuçdere’nin yüzde 69,94 ve Istrancalar’ın yüzde 77,42’ye ulaştı. İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan toplam 10 barajdaki doluluk oranı da yüzde 79,10 olarak ölçüldü.
NKÜ Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, “Bu sene, bölgemiz geçen seneye oranla ciddi manada aldı. Barajlardaki doluluk oranı da geçen yıl yüzde 7’lerdeydi. Bölgemizdeki Kazandere, Pabuçdere, Istrancalar’da bugün o doluluk oranı yüzde 70’lere ulaşmış durumda, bu sevindirici bir durum. Bu rakamlarla 2020 yılından itibaren aslında doluluk oranlarında yakaladığımız en yüksek ikinci seviye. 2022 yılını hariç tuttuğumuz zaman 2020’den itibaren bu kadar doluluk oranına ulaşılmamıştı” dedi.
‘YER ALTI SULARI İLE İLGİLİ RİSKİ AZALTMAZ’
Barajları dolduran yağışların yer altı sularında artış göstermeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Tecer, “Yağan yağışların yüzde 10 ila 13’ü oranında bir miktar su yer altı sularına karışıyor. Fakat bu sene, bu yağışların yer altı sularına katkısının olduğunu söylemek; bu bölgede kriz boyutunda olan yer altı suyu tüketiminin tablosunun iyi anlaşılmayacağına sebebiyet vermiş oluruz. Böyle yağan yağmurlarla, bir sene bol bir yağış geçirilmesiyle, bu bölgede tükenen yer altı sularının telafi edilmesi mümkün değil. Evet bir miktar katkısı olmuştur ama bu miktar asla, bu bölgedeki yer altı sularıyla ilgili riski azaltmaz” diye konuştu.
‘YER ALTI SUYU YER YER 600 METRELERE KADAR İNMİŞ’
Prof. Dr. Tecer, Trakya’nın sanayi bölgesi olması nedeniyle su tüketiminin fazla olduğunu belirterek, “Yer altı suyu yer yer 600 metrelere kadar inmiş durumda. Bizim kampüsümüzde bile 450 metreden su çeker hale geldik. Düşünün bu bölgelerde 50-60 metrelerden suya ulaşılabiliyordu. Artık 300 metrelerin altında herhangi bir bölgede suya ulaşmamız mümkün değil. Bu konuda öncelikle bireysel tüketimi gözden geçirmemiz lazım. Her zaman söylüyoruz. Bireysel olarak tüketiminde tasarrufa yönelmemiz lazım, yağmur hasadı yapmamız gerekiyor. Özellikle belli metrekarelerdeki yapılarda bu zorunlu hale geldi ve en önemlisi de tarımsal sulamada, vahşi sulamadan vazgeçmemiz lazım. Daha modern teknikler ile sulama yapmamız gerekir. Ama bu bölgede günde 450 bin metreküp su tüketen sanayinin de bu atık sularını arıtarak geri kazanıp, tekrar proseslerde kullanılması elzem. Orta vadede bu bölgede birçok sanayi tesisi su bulamadığı için kapılarını kapatmak zorunda kalabilir” dedi.
‘SON 2-3 SENE ÇOK SIKINTI ÇEKİLDİ’
Barajların bulunduğu Aksicim köyünde yaşayan Yaşar Sağdıç da “Barajların dolması, bizleri çok mutlu etti. Şükür, yağmurlar yağdı, barajlar doldu, geçen sene çok sıkıntı çekildi. 3 veya 4 yıl önce daha doluydu. Son 2-3 sene çok sıkıntı çekildi. Bu sene çok şükür; yağışların olması bizi çok mutlu etti” diye konuştu.
]]>Gerçekleşen toplantıda, Valimiz Osman Varol tarafından 2024 yılının ilk iki ayında gerçekleşen asayiş olayları hakkında detaylı bir değerlendirme yapılarak vatandaşların can ve mal güvenliği başta olmak üzere yürütülen çalışmalar, alınan tedbirler hakkında bilgiler verdi.
Vali Osman Varol yaptığı değerlendirmelerde, “Terör noktasında ilimizde ciddi bir problem yok ama bazen yıllar önce bu konuda faaliyette bulunmuş bir kişinin uygulama noktasında yakalanması istatistiklere girebiliyor. 2 Ay içerisinde 15 çaplı uygulama yapıldı. Burada aranan şahısların yakalanmasına yönelik yapılan çalışmalarda ve diğer uygulamalar sırasında 70 bin 350 kişinin sorgulaması yapıldı. 20 bin 416 araç ise denetlendi. Haklarında çeşitli suçlardan yakalama kararı bulunan 762 kişi yakalandı. Yine son 2 ay içerisinde 10 Yıl ve üzeri kesinleşmiş hapis cezası olan 7 şahıs ile çeşitli suçlardan kesinleşmiş hapis cezası bulunan toplam 135 şahıs yakalandı ve işlemlerinin ardından cezaevine gönderildi. Özellikle son dönemde genel asayişi sağlamaya çalışırken suç ve suçluya müdahalede ederken zaten bu konuda yargılaması yapılmış hükmü kesilmiş kişilerin dışarı kalması kabul edilemez. İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya’nın da talimatlarıyla çok yoğun çalışmalar yapılıyor. Bu uygulamalar kapsamında ise 1 adet AK-47 piyade tüfeği, 29 adet farklı marka ve çapta tabanca, 32 adet tüfek, 184 adet mermi, 2 bin 433 paket gümrük kaçağı sigara, 115 adet elektronik sigara, 78 bin 400 adet makaron, 5 bin 970 kilo tütün, 9 bin 837 adet gümrük kaçağı elektronik malzeme, 150 adet pro yakalandı. Aynı zamanda 231 gram esrar, yaklaşık 4 kilo bonzai, 34 adet ectaxy hap, 703 gram metamfetamin, 164 adet sentetik ecza hap, 122 kök kenevir ve çok küçük miktarda Afyon sakızı ile kokain ele geçirildi. Tabi Afyon sakızı ile kokain biraz daha nitelikli, daha pahalı ve genellikle bölgemizde rastlanmayan uyuşturucu türleridir. Asayiş anlamında ise 2 aylık dönemde il genelinde 2 bin 234 olay meydana gelmiş. Bu olayların 2 bin 93 tanesi aydınlatıldı. Burada aydınlatma oranımız yüzde 93,7’dir. Kişilere karşı işlenen suçlarda 761 olay yaşanmış ve 725’i aydınlatılmıştır, buda yüzde 95,3’lük bir oran var. Mal varlığına karşı işlenen suçlarda ise 586 olay olmuş ve 498’i aydınlatılmıştır bu oran ise yüzde 85’tir. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele alanında yapılan çalışmalarda ise 2 aylık dönemde 13 olay meydana gelmiş bu olayların 13’ü de aydınlatılmıştır ve burada oranımız yüzde 100’dür. Narkotik alanında 441 olay meydana gelmiş bu olaylardan 441’i de aydınlatılmıştır bunun oranı ise yüzde 100’dür. Siber Suçlar alanında ise yoğun bir mücadele, bir çalışma var ve çok kolay bir şekilde suç işlenebiliyor. Bu olayın failleri o kadar kolay olmaya biliyor. Bu konuda kolluk kuvvetlerimiz, hem personel sayılarını, hem teknolojik aletlerini ve bilgi, birikimlerini arttırıyorlar. İki ay içerisinde 83 olay gerçekleştirilmiş ve 36 tanesi aydınlatılmıştır. Bu konunun aydınlatma oranı ise yüzde 43,4’tür. Bu konuda suçu işleyen kişilerin bu bölgede olmaması, ülke içerisinde olmaması gibi nedenler var veya teknolojik hesaplar üzerinden yapılan işlemlerin hesap sahiplerinin tespit edilmesi gibi teknik zorluklar var, sanal dünyada yapılan işlerde. Bu anlamda çalışmalarımız devam ediyor. Yine tabi çok önem verdiğimiz konulardan biri de göçmen kaçakçılığı konusudur. Tabi bu konuda ilimiz geçiş güzergahında da yer almıyor bu anlamda da fazla mesaimizin olduğu söylenemez. Bu iki aylık dönem içerisinde Suriye uyruklu 1 şahıs sınır dışı edildi. 1 Irak ve 2 Suriye uyruklu şahısta Geri Gönderme Merkezine sevk edildi gerekli işlemlerin yapılması için” diye konuştu.
Vali Osman Varol, memlekette huzur ve asayişin korunması için gece gündüz demeden çalışmaların aralıksı bir şekilde devam ettiğini vurguladı. Vali Osman Varol daha sonra gazetecilerin kendine yönettiği sorulara cevap verdi. – ADIYAMAN
]]>Fertlerin yaşadığı hanehalkının mevcut finansal durumundan; zaman geçirdikleri aile, arkadaş, komşu, iş arkadaşı gibi tanıdığı insanlarla olan kişisel ilişkilerinden; hobileri, boş zaman uğraşları, iş dışındaki aktiviteleri gibi yapmaktan hoşlandığı faaliyetler için ayırabildiği zamandan memnuniyet yüzdesi belirlenirken hiç memnun olmayanlar için ‘0’, çok memnun olanlar için ‘100’ alınarak ortalama bir değer hesaplandı.
Fertler için hanehalkının finansal durumundan memnuniyet ortalaması yüzde 46,9 iken yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerde bu değer yüzde 36,9 oldu. Kişisel ilişkilerdeki ortalama memnuniyet yüzdesi tüm fertlerde yüzde 65,2, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski olanlarda yüzde 60,2 olarak hesaplandı. Bütün fertler için boş zaman faaliyetlerine ayrılan zamandan ortalama memnuniyet yüzde 47,4, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerde ise yüzde 42,0 oldu.
Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olmayan fertlerin yüzde 50,1’i sinemaya ilgisiz
Son 12 ay içerisinde 15 yaş ve üzeri fertlerin yüzde 85,3’ü sinemaya, yüzde 93,7’si canlı gösteriye, yüzde 92,0’ı kültürel alanlara ve yüzde 94,9’u canlı spor etkinliğine gitmedi. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olmayan fertlerin yüzde 50,1’i ilgilerinin olmamasını sinemaya gitmeme nedeni olarak seçti.
Sinemaya gitmeyen bütün fertlerin yüzde 11,0’ı, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanların ise yüzde 23,5’i maddi yetersizlik nedeni ile gitmediğini belirtti. Canlı gösteriye gitmeyenlerden maddi yetersizliği seçenlerin oranı yüzde 10,4 iken yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanlardan maddi yetersizliği nedenli gidemeyenlerin oranı yüzde 21,9 oldu. Kültürel alanları ziyaret edemeyenlerin yüzde 10,3’ü maddi yetersizlik nedenini seçerken bu oran yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanlarda yüzde 21,3 hesaplandı.
Canlı spor etkinliklerine katılmayanların yüzde 7,9’u maddi yetersizliği katılmama nedeni olarak belirtirken yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanların yüzde 17,0’ı için canlı spor etkinliğine katılmama nedeni maddi yetersizlik oldu. Bütün sosyal ve kültürel etkinliklere katılmama nedeni olarak gelir durumundan bağımsız olarak en çok ‘İlginin olmaması” nedeni seçildi.
Son 12 ay içerisinde 15 yaş ve üzeri fertlerin yüzde 69,0’ının hiç kitap okumadığı, yüzde 31,0’ının ise en az bir kitap okuduğu görüldü. Yaş gruplarına göre kitap okuma oranlarına bakıldığında son 12 ay içerisinde okul kitapları dışında en çok kitap okuyan yaş grubu yüzde 50,9 ile 15-24 yaş aralığı oldu. En az kitap okuma oranı ise yüzde 14,1 ile 65 yaş ve üstü fertlerde hesaplandı.
Arkadaş veya akrabalarla hiç görüşmeyenlerin ekseriyeti yoksulluk riski altında
Arkadaş veya akrabalarla gerek yüz yüze gerekse uzaktan hiç görüşmeyenlerin ekseriyetini yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanlar oluşturdu.
Fertlerin yakınları ile evde veya başka bir yerde arkadaşlarıyla vakit geçirme, karşılıklı konuşma veya aktivite yapma (bir araya gelme) sıklığı incelendiğinde yüzde 28,7’sinin akrabalarla, yüzde 37,3’ünün de arkadaşlarla her hafta görüştüğü belirlendi. Fertlerin akrabaları ile telefon, SMS, internet aracılığıyla (yüz yüze olmayan) görüşme sıklığı en çok olan seçenek yüzde 40,9 ile her hafta olurken arkadaşlarla ise yine her hafta yüzde 44,3 ile en yüksek görüşme sıklığı oranı oldu. – ERZİNCAN
]]>The Lancet dergisinde yayınlanan araştırmanın 2022 verilerine göre, bu kişilerin yaklaşık 880 milyonunu yetişkinler ve 159 milyonunu çocuklar oluşturuyor.
Ada ülkeleri Tonga ve Amerikan Samoası, obeziteyle yaşayan kadınların oranında başı çekiyor. Amerikan Samoası ve yine bir ada ülkesi olan Nauru ise obez erkeklerin oranında ilk sırada geliyor.
Uluslararası bilim insanları ekibi, acilen obeziteyle mücadelede büyük değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.
Obezite, kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve bazı kanserler dahil olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununun oluşma riskini artırabilir.
Araştırmacılar, küresel obezite oranlarını (yaş farklılıkları hesaba katıldıktan sonra obez olarak sınıflandırılan nüfusun yüzdesi) sıralarken şu verilere ulaştı::
Imperial College London’dan kıdemli araştırmacı Profesör Majid Ezzati BBC’ye, “Bu ada ülkelerinin çoğunda sorun sağlıklı gıda yerine sağlıksız gıdanın bulunması” dedi.
“Bazı durumlarda sağlıksız gıdaları teşvik eden pazarlama kampanyaları sorun olurken, daha sağlıklı gıdaların maliyetli olması ve bulunabilirliği de sorun yaratabiliyor.”
Yıllardır küresel verileri inceleyen Prof. Ezzati, pek çok ülkenin artık obezite kriziyle karşı karşıya olduğunu söylüyor, insanların düşük kilolu olmasının endişe yarattığı yerlerin sayısının azaldığı bir tabloda, bu kadar hızlı değişime şaşırdığını belirtiyor.
Çocuklar ve ergenlerde dört katına çıktı
1990 ile 2022 yıllarını kapsayan araştırma, çocuklar ve ergenler arasında obezite oranının dört katına çıktığını ortaya koydu. Yetişkinlerde ise bu oran kadınlarda iki katın üzerine, erkeklerde ise neredeyse üç katına çıktı.
Aynı zamanda, düşük kilolu olarak sınıflandırılan yetişkinlerin oranı %50 oranında düştü, ancak araştırmacılar bunun özellikle yoksul ülkelerde hala acil bir sorun olmaya devam ettiğini vurguluyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Bu yeni çalışma, obeziteyi küçük yaşlardan yetişkinliğe kadar beslenme, fiziksel aktivite ve yeterli bakım yoluyla önlemenin ve yönetmenin önemini vurguluyor” dedi.
Bunun hükümetlere ve topluluklara sorumluluk yüklediğini ve “ürünlerinin sağlık üzerindeki etkilerinden sorumlu tutulması gereken özel sektörün işbirliğinin gerektiğini” ekledi.
Küresel sorunlar kötü beslenmeyi artırabilir
Araştırmanın yazarlarından, Madras Diyabet Araştırma Vakfı doktoru Guha Pradeepa, küresel sorunların kötü beslenmeyi artırma riski taşıdığını söylüyor.
“İklim değişikliği, Covid-19 salgınının neden olduğu aksaklıklar ve Ukrayna’daki savaş gibi sorunların etkisi, yoksulluğu ve besin açısından zengin gıdaların maliyetini artırarak, hem obeziteyi hem de düşük kilolu olma oranlarını kötüleştirme riski taşıyor” diyor.
“Bu, bazı ülkelerde ve hanelerde yetersiz beslenmeyle, diğerlerinde ise daha az sağlıklı gıda tüketmeyle sonuçlanacaktır.”
Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliği yapan 1.500’den fazla araştırmacıdan oluşan ağ, 5 yaş ve üzeri yaklaşık 220 milyon kişinin boy ve kilo ölçümlerini analiz etti.
Vücut kitle indeksi adı verilen bir ölçüm kullandılar.
Bunun vücut yağının oranına ilişkin kesin bir ölçüm olmadığını kabul edip, bazı ülkelerin diğerlerinden daha iyi verilere sahip olduğunu söyleseler de, bunun en yaygın kullanılan ölçüm olduğunu ve küresel analizi mümkün kıldığını söylüyorlar.
]]>