Hitit Üniversitesi ve Terörizm ve Radikalleşme ile Mücadele Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “2. Terörizm ve Radikalleşme ile Mücadele ve Türkiye’nin PKK terörizmiyle Mücadelesi (1984-2024)” konulu kongreye davetli olarak katılan Dışişleri Bakanlığı Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürü Fatma Ceren Yazgan, “Güvenlik Diplomasisinde ve Terörizmle Mücadelede Turnusol Kağıdı PKK” başlıklı bir sunum yaptı.
“Bir örgütün varlığını devam ettirmesi için devletin gücü karşısında ancak uluslararası destekle var olabiliyor”
Terörü onkolojik bir vaka olarak tanımlayan Yazgan, “Bünyemizde nasıl bir hücre bozulması olduğunda kanser oluyorsak bunun içeriden gelen genetik sebepleri var. Geçmişten gelen bazı atılmış adımlar, verilmiş kararlar var. Siz bunun içerisinde doğuyorsunuz. Siyasal şiddet terör bunun bir biçimi taktiksel bir davranış biçimi. Normal şiddetten farkı siyasi, kimlik gibi anlamlarla bütünleşmiş olması. Onkolojiyi anlamak için alt bilimler çalışıyor. Terör de böyle, siyaset bilimi çalışacak. Psikoloji çalışacak. Sosyal psikolojiyi çalışacak. Terörle mücadele değil ama terör çalışmaları uluslararası ilişkiler bölümlerinin altında kurulmuş. Neden uluslararası ilişkiler bölümlerinin altında terörizm kuruluyor, niye uluslararası ilişkiler bu bölümü üstleniyor. Çünkü bu bir konjonktür anlamakla ilgili. Uluslararası şiddetin katmanları var. Terör bunun bir yan ürünü. Toplum içinde şiddet ortaya çıkar sonra yok olur. Bir örgütün varlığını devam ettirmesi için devletin gücü karşısında ancak uluslararası destekle var olabiliyor. Toplumsal olarak ne kadar yanlış yaparsanız yapın kendi içinizde o iş bir şekilde bitiyor. İşin içine uluslararası konjektör girdiğinde o iş bitmiyor” ifadelerini kullandı.
Terör kavramının tarihçesi hakkında da açıklamalarda bulunan Yazgan, “Bu bir ekosistem. Kökü var. Yaprağı var. Dalları var. İklimler içinde gelişiyor. Devletin akademiden beslenmesi gerekiyor. Akademinin devlete doğru söylemesi gerekiyor. Devletin kendine doğru söylemesi gerekiyor. Zor konuları konuşmamız gerekiyor. Her şeyi açıktan konuşmamız gerekiyor. Bazı konularda terör bizi izliyor. Terörist rasyonel bir aktör. Belli bir plan ve strateji kuruyor. İzleyicisi sadece terör ve korku oluşturmak isteyen katmanlı bir izleyici grubu. Destek almak istediği bir grup var” dedi.
“PKK’nın uluslararası yapılanması 1999 yılında gün yüzüne çıktı”
“PKK neden turnusol kağıdı” diye soran Büyükelçi Yazgan, “Terörist başı Öcalan’ın yakalandığı dönemki rotayı düşünelim. Suriye’den çıkarıldı. Bir süre çeşitli ülkeleri dolaştı. SSCB döneminde destek aldığı yerlerde bulunmasına izin verilmedi. Roma’da aylarca kaldı. İtalya Türkiye’nin NATO müttefiki. AB tarafından terör örgütü listesinde olan birisi nasıl orada oturur. Bunun sırrı geçmişe dayanıyor. Neden İtalya, oradaki ilişkileri neydi? Kenya’da yakalandı, Yunan büyükelçiliğinde. O yakalandıktan sonra çeşitli ülkelerde teröristler kendini yaktı. Ortalığı birbirine kattılar. Birden bire PKK’nın uluslararası yapılanması 1999 yılında gün yüzüne çıktı. Bundan sonra Türkiye-Yunanistan bir diyalog geliştirdi. 2000’li yıllarda yasaklama kararı geldi. Almaya ve İsveç’te yasaklamalar oldu. Mesele yasaklama veya listelemede de değil. Madem listelendi, bugüne nasıl geldi? Burada olay güç dengelerini kim nasıl kullanıyor? Bütün ülkeler kendi çıkarını, kamu güvenliğini düşünür. Türkiye’de bunu yapıyor. PKK. 1994 yılında Avusturya’da ofisini açtı. PKK, neden AB tarafından listelendi? Çünkü 11 Eylül oldu. Genel farkındalık, güvenlik tehdidi ve Türkiye ile güvenlik işbirliği ihtiyacı arttı. Suriye’den nasıl çıktı. Kenya’da nasıl çıktı. İstihbarat işbirliği vardı. İstihbarat işbirliğinden o istihbaratı verenlerin bugün Suriye’de PKK’yı, YPG’yi desteklediği döneme nasıl geldik” diye konuştu.
“Terör örgütü Türkiye’de yapamadıklarını, asla yapamayacaklarını, yurt dışında yapıyor”
Terör örgütünün Türkiye’de yapamadıklarını, yurt dışında yaptığına dikkat çeken Yazgan, “Türkiye’yi hedef alan bütün terör örgütlerinin hiçbirinin merkez karar verici kadroları, merkez finans, propaganda örgütsel organları Türdkiye içinde değil. Hepsi yurt dışında. DEAŞ’a bakın, yurt dışında Türkiye’yi hedef alıyor. Türkiye, kendi içinde terörle mücadelede sahada çok başarılı bir ülke. Sahadaki başarılarla biz yurt dışında PKK’nın varlığını neden sonlandıramıyoruza gelince bir PKK 50 senelik bir terör örgütü. İsveç’te PKK’nın beslendiği Kürtçülük olarak adlandırılan ideolojinin geçmişine baktığınız zaman 1950’lere iniyorsunuz. PKK kendisinden başka bir Kürt varlığına kimliğine izin verir mi asla izin vermez? PKK, kendisinden başka bir kimliğe izin vermez. Suriye’de son dönemde izliyoruz, PKK, KDP’ye saldırıyor. İzin vermiyor. Aynı şeyi İsveç’te de yaptı. PKK’yı konuşuyorsak uluslararası arenada kimlerle eklemlendiğine bakabilirsiniz” şeklinde konuştu.
“PKK’nın Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerine düşman”
PKK’nın Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerine düşman olduğunu vurgulayan Yazgan, “Bir örgüt varolmak için eylem yapmak zorunda. Eylem yapmayan terörist ne olur, emekli olmuyor bunlar. Avrupa’ya gidiyor, haraç toplamazsa, uyuşturucu ticareti yapmazsa para kazanamaz. FETÖ’nün düzeneği ile farklı mı, değil. Aşağı yukarı aynı şeyi yapıyorlar. Bütün terör örgütleri aynı şeyi yapıyor. O ülkeler önlem alıyor. Terörün finansmanı ile mücadelede ne zaman önemli hale geldi terör örgütleri havale sistemini kullanmaya başladığı zaman. Bunun üzerine devletler bunun üzerine gitmeye başladı. Bunu sadece DEAŞ kullanmıyor PKK’da kullanıyor. Bir örgüt paramator alıp, bunu Suriye’de birleştirip paramotorla Hatay’a gelmeye kalkıştı. Sonra yakalandılar. Nerden geldi o paramotorlar? Örgütler uluslararası teknolojiyi ediyorlar. Avrupa Birliği’nin merkezinde Brüksel’de üç tane televizyonu olan kaç terör örgütü var. Birisi 7-8 dilde haber yapabiliyor. Nerede? Hollanda da. Avrupa Birliği içerisinde bunlar. Dolaysıyla bu ülkeler kendi kabul ettikleri terör tanımı içerisinde terörün finansmanı konusunda kararlar alıyorlar. Mahkeme kararları mevcut. Hiçbir şey yapmıyorlar değil, PKK’ya da yapıyorlar. Ama PKK onların önceliği olmuyor. Orda eylem yapmıyorlar. Orada kamu düzenini, istihbaratı, halkı rahatsız edecek eylem yapmıyorlar. Ne zaman yaparsa o zaman onlara karşı tedbir ve kontrol altına alma başlıyor. Sonra rahat duruyorlar” ifadelerini kullandı.
“PKK’nın amacı Avrupa’dan çıkmak değil”
PKK’nın amacının Avrupa’dan çıkmak olmadığının altını çizen Yazgan, “Aslında Avrupa’nın bir PKK problemi var. Belçika’daki son olaylar mesela. Belçika’da olaylar olduğunda herkes tepkisini belirtti ve ‘PKK terör örgütü’ dedi. Baktıklarında birincisi bu işi tetikleyenin Suriyeli PKK olduğunu gördüler. İki, oradaki yapıyı kontrol eden PKK’lılar Almanya’da adam örgütleyip otobüslerle geldiler. Kimi hedef aldılar, oradaki Türk kökenli Belçika vatandaşlarını hedef aldı. İç huzur konusunda ciddi bir tehdit olarak varlar. Bunu kullanıyorlar. Yerel belediyelerde bunu kullanıyor. Avrupa’da 350 tane örgütsel yapısı var. Ama sadece Avrupa’da yoklar. Örgüt Avrupa’da siyasi lobi, finansman, propaganda yapıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde algı kurmak için varlar. Eğer dünyada terör tehdidi artarsa o ülkelerin siyasi kadroları bu tehdit karşısında seçmenlerinden gelen talep üzerine hassaslaşırlarsa o hassasiyet, güvenlik bürokrasine sokağa yansırsa PKK’ya karşı önlemler, yasalar işliyor. Bazı ülkelerde terörle mücadele yasası yoktu. Bugün bazı Avrupa ülkeleri Hamas’ı terör örgütü olarak kabul ediyor. Sokak’ta çok ciddi önlem alınmaya başlıyor. Kendi tehdit algıları arttığı zaman demokratik ülkeler genel uygulama yaparsa PKK’de etkileniyor” dedi.
“Terörle mücadelemiz devam edecek”
Genel konjoktürde güçler dengesi değişiminin örgütü de etkilediğini anlatan Yazgan, “PKK’nın yüzde 25’i Suriyeli diyebiliriz. Bu sayı muhtemelen arttı. Filistin olaylarından sonra örgüt elebaşları açıklama yapıyor. Ulus devlet fikrinden vazgeçin. Biz olsak Filistinlilerin yerinde ulus devlet fikrinden vazgeçeriz diyorlar. Örgüt ulus devlet fikrinden vazgeçiyor, bunlara ne istediği sorulduğunda nasıl bir şeyse biz dört parçalı demokratik konfederasyon istiyoruz diyorlar. PKK’nın Türkiye içerisinde İçişleri Bakanlığına yönelik eylemi sonrasında Avrupa’da zemin kaybettiğini gördüm. Avrupa bunu kınadı. Bu nedenle terör örgütü listesinde kalmaya devam ediyor. PKK, kendisini bir meşru müdafaa örgütü olarak konumlandırmaya çalışıyor. O kadar dallanıp budaklandı ki kendi içlerinde bu uluslararası konjonktürde parçalı biryere doğru gidiyorlar. Burada önemli olan Türkiye’nin terörle mücadelesinde tutarlı, meşruiyet zemini asla kaybetmeyen hukuk kuralları içinde uluslararası dengeleri iyi koruyarak kendi işini hatasız yaparak yoluna devam etmesi gerekiyor. Bu mücadele devam edecek. Bu mücadeleyi ne kadar iyi yaparsak o bilgiyi ne kadar iyi yönetirsek, bilgiyi yönetirken derdimizi de anlatmamız gerekiyor. Örgütün Türkiye’ye karşı kullandığı aparatların ve yapının bulunduğu ülkeler Doğu’da, Güneyimizde, Batı’da mevcut. Bu imkanlara sahip PKK tek bir örgüt değil. DHKP-C yine aynı. Biz işimizi iyi yaparsak devlet olarak adalet sistemimiz, cezaevlerinde radikalleşme sadece DEAŞ’a özgü mü değil. Güneydoğu’da niye kız çocukları örgüt tarafından kolay devşirildi. Bunun sosyoljik, eğitim sistemiyle bir yanıtı var. Terörle mücadelede sadece güvenlik güçlerinin konusu değil. Terörle mücadele onkolojik kavramlar hepimizi ilgilendiriyor. Herkes işini iyi yaparsa bizim bu mücadeleyi uzun dönemde değil kısa dönemde kazanma imkanımız var. Bizim dostumuz kim düşmanımız kim bunu bilelim. Kime neyi ne zaman söyleyeceğimizi de bilelim. Bu konuyu biz çözeceğiz. Bize başkası yardım etmeyecek. Terörün kolu bacağı dışarda olmakla beraber çözüm yeri her zaman ülkenin içi” sözleriyle konuşmasını sürdü. – ÇORUM
]]>Taksim saldırısını gerçekleştiren sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmedildi
İSTANBUL – İstiklal Caddesi’nde meydana gelen bombalı terör saldırısına ilişkin aralarında bombayı bırakan Ahlam Albashır’ın de bulunduğu 36 sanığın yargılandığı davada sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verildi. Duruşmada olay yerine bombayı bırakan sanık Ahlam Albashır “Diyecek bir şeyim yok” diyerek savunma yapmadı.
Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım 2022 Pazar günü bombalı bir terör saldırısı gerçekleşmiş, olayda 6 kişi yaşamını yitirirken, 99 kişi de yaralanmıştı. Olaya ilişkin İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada aralarında Ahlam Albashır’ın da bulunduğu 6 tutuklu sanık ve avukatları hazır bulundu. Bazı tutuklu sanıklar ile avukatları ve patlamada hayatını kaybedenlerin yakınları ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla bağlandı.
Savunma yapmadı
Duruşmada, önceki celse açıklanan mütalaaya karşı savunması sorulan tutuklu sanık Ahlam Albashır “Diyecek bir şeyim yok” diyerek savunma yapmadı.
“Herhangi bir örgüt veya kimseyle bir alakam yoktur”
Mütalaaya karşı savunmasında, 2002’den beri Edirne’de yaşadığını söyleyen tutuklu sanık olan taksi şoförü Hüseyin Güneş, “İnşaatlarda çalışır, mekan işletirim. Herhangi bir örgüt veya kimseyle bir alakam yoktur. Bu ülkeye düşman olsam çocuklarımı okutmazdım” şeklinde konuştu. Sanık Güneş, duruşmada tahliyesini ve beraatını talep etti.
“Karnımdaki bebeğimi kaybettim”
Savunmasında sanık Fatma Bergel ise, saldırının faili Ahlam Albashır ile çok iletişiminin olmadığını, Albashır’ın geceleri eve uyumaya geldiğini belirterek, “Karnımdaki bebeğimi kaybettim. Yetim olarak büyüdüm ve buralara geldim. Tahliyemi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.
Duruşmada, bir kısım sanıklar ile avukatlarının da mütalaaya karşı savunmaları alındı.
Tutukluluk halinin devamına hükmetti
Davaya ilişkin ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Ahlam Albashır’ın da aralarında bulunduğu 10 tutuklu sanığın tutukluluk halinin devamına hükmetti. Firari 10 sanık hakkında çıkarılan yakalama kararının devamını kararlaştıran heyet, duruşmaya mazeret sunan taraf avukatlarının talebini kabul ederek karar çıkması beklenen duruşmayı erteledi.
Mütalaadan
Sanık Ahlam Albashır’ın YPG/PYD terör örgütünün özel istihbarat elemanı olduğu belirtilen mütalaada, Albashır’ın kamu düzenini bozma ve toplumda kargaşa meydana getirmek amacının bulunduğu, toplumun kutuplaşmasına yol açtığı, örgüt tarafından özel eğitime tabi tutularak talimatlandırıldığı, patlayıcılar ile Suriye’den Türkiye’ye getirildiği, İstanbul’da eve yerleştirildiği, eylem sonrası yurt dışına kaçış planı yaptığını ve eylemi riske etmeyecek yöntemler kullandığı aktarıldı.
Mütalaada, sanık Albashır’ın ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürme’ suçundan 5 kez ağırlaştırılmış müebbet, 99 kişiye karşı ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan bin 930 yıl 6 aydan 2 bin 970 yıla kadar ve ‘tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi’ suçundan 12 yıldan 24 yıla kadar olmak üzere toplamda, 7 kez ağırlaştırılmış müebbet ve bin 949 yıl 6 aydan 3 bin 9 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Albashır’ın ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürme’ suçundan 5 kez ağırlaştırılmış müebbet, 99 kişiye karşı ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan bin 930 yıl 6 aydan 2 bin 970 yıla kadar ve ‘tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi’ suçundan 12 yıldan 24 yıla kadar olmak üzere toplamda, 7 kez ağırlaştırılmış müebbet ve bin 949 yıl 6 aydan 3 bin 9 yıla kadar hapsi istendi.
İddianamede, aralarında firari sanık örgüt elebaşlarından Cemil Bayık’ın da bulunduğu diğer şüphelilerin ise 7’şer kez ağırlaştırılmış müebbet ve bin 938 yıldan 3 bin 16 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılmaları talep edildi.
]]>Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım 2022 Pazar günü bombalı bir terör saldırısı gerçekleşmiş, olayda 6 kişi yaşamını yitirirken, 99 kişi de yaralanmıştı. Olaya ilişkin İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada aralarında Ahlam Albashır’ın da bulunduğu 6 tutuklu sanık ve avukatları hazır bulundu. Bazı tutuklu sanıklar ile avukatları ve patlamada hayatını kaybedenlerin yakınları ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.
Savunma yapmadı
Duruşmada, önceki celse açıklanan mütalaaya karşı savunması sorulan tutuklu sanık Ahlam Albashır “Diyecek bir şeyim yok” diyerek savunma yapmadı.
“Herhangi bir örgüt veya kimseyle bir alakam yoktur”
Mütalaaya karşı savunmasında, 2002’den beri Edirne’de yaşadığını söyleyen tutuklu sanık olan taksi şoförü Hüseyin Güneş, “İnşaatlarda çalışır, mekan işletirim. Herhangi bir örgüt veya kimseyle bir alakam yoktur. Bu ülkeye düşman olsam çocuklarımı okutmazdım” şeklinde konuştu. Sanık Güneş, duruşmada tahliyesini ve beraatını talep etti.
“Karnımdaki bebeğimi kaybettim”
Savunmasında sanık Fatma Bergel ise, saldırının faili Ahlam Albashır ile çok iletişiminin olmadığını, Albashır’ın geceleri eve uyumaya geldiğini belirterek, “Karnımdaki bebeğimi kaybettim. Yetim olarak büyüdüm ve buralara geldim. Tahliyemi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.
Duruşmada, bir kısım sanıklar ile avukatlarının da mütalaaya karşı savunmaları alındı.
Tutukluluk halinin devamına hükmetti
Davaya ilişkin ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Ahlam Albashır’ın da aralarında bulunduğu 10 tutuklu sanığın tutukluluk halinin devamına hükmetti. Firari 10 sanık hakkında çıkarılan yakalama kararının devamını kararlaştıran heyet, duruşmaya mazeret sunan taraf avukatlarının talebini kabul ederek karar çıkması beklenen duruşmayı erteledi.
Mütalaadan
Sanık Ahlam Albashır’ın YPG/PYD terör örgütünün özel istihbarat elemanı olduğu belirtilen mütalaada, Albashır’ın kamu düzenini bozma ve toplumda kargaşa meydana getirmek amacının bulunduğu, toplumun kutuplaşmasına yol açtığı, örgüt tarafından özel eğitime tabi tutularak talimatlandırıldığı, patlayıcılar ile Suriye’den Türkiye’ye getirildiği, İstanbul’da eve yerleştirildiği, eylem sonrası yurt dışına kaçış planı yaptığını ve eylemi riske etmeyecek yöntemler kullandığı aktarıldı.
Mütalaada, sanık Albashır’ın ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürme’ suçundan 5 kez ağırlaştırılmış müebbet, 99 kişiye karşı ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan bin 930 yıl 6 aydan 2 bin 970 yıla kadar ve ‘tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi’ suçundan 12 yıldan 24 yıla kadar olmak üzere toplamda, 7 kez ağırlaştırılmış müebbet ve bin 949 yıl 6 aydan 3 bin 9 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Albashır’ın ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürme’ suçundan 5 kez ağırlaştırılmış müebbet, 99 kişiye karşı ‘tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan bin 930 yıl 6 aydan 2 bin 970 yıla kadar ve ‘tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi’ suçundan 12 yıldan 24 yıla kadar olmak üzere toplamda, 7 kez ağırlaştırılmış müebbet ve bin 949 yıl 6 aydan 3 bin 9 yıla kadar hapsi istendi.
İddianamede, aralarında firari sanık örgüt elebaşlarından Cemil Bayık’ın da bulunduğu diğer şüphelilerin ise 7’şer kez ağırlaştırılmış müebbet ve bin 938 yıldan 3 bin 16 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılmaları talep edildi. – İSTANBUL
]]>Edinilen bilgiye göre Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi yetkilileri, 2017-2018 yılında sağlık kurulu muayene sürecinde bazı hastaların, gerek tıbbi gerekse de SGK medula doktor sisteminden yapılan sorgulamada kendilerine ait olmadığı değerlendirilen belgeler sunarak engelli ve emeklilik konularında haksız sağlık raporu almaya çalıştıklarını tespit etti. Geriye dönük olarak tarama yapıldığında 196 sahte belgenin olduğunu belirleyerek suç duyurunda bulundu. Cumhuriyet savcılığınca yapılan soruşturma neticesinde teknik ve fiziki takip verileriyle olaya ilişkin şüpheliler tek tek tespit edildi.
Emekli olmak için sahte raporlar düzenlediler
Çoğu hastaların uyku aknesi, epilepsi tanısı, diyabet (şeker hastalığı) hipertansiyon ve hiperlipidemi (kolesterol yüksekliği) hastalığına ilişkin sahte belgeler sunarak malulen emekli olmaya, ÖTV muafiyetli araç almak veya engelli sağlık kurulu raporu almaya çalıştıkları belirlendi. Hastaneden çıkarılan sağlık kurulu raporlarına bakıldığında tüm raporların Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) indiriminden yararlanmak maksadı ile başvurulduğu belirlendi. Şüphelilerin sahte rapor düzenledikleri veya başkalarına ait raporları kullandıkları yapılan araştırmalar sonucunda tespit edildi.
Örgüt üyeleri arasında hastane çalışanı, doktor ve sekreteri, eczacı ile rapor sahte rapor almak isteyen 182 şahıs hakkında soruşturma açıldı.
Olaya ilişkin 46 kişi tutuklandı
Olaya ilişkin yapılan operasyonla 182 kişi gözaltına alındı. 22 örgüt üyesi, 4 örgüt lideri ve raporu almak için bu organizasyonla irtibata geçen şüpheliler ise azmettirici konumunda değerlendirilerek dosyaya dahil edildi. Bu şahıslardan 46’sı tutuklanırken diğer şüpheliler ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
“H.Y’nin 196 eylemde parmağı olduğu belirlendi
Olaya ilişkin hazırlanan iddianamede H.Y.; kurduğu ve liderliğini yaptığı şebeke bünyesinde, haksız heyet raporu almak isteyen kişilere aracılar vasıtasıyla ulaştığı, bu şahıslardan para almak suretiyle (kişi başı ortalama 25 bin TL) sahte belgeler ve başkalarına ait tahlilleri bir araya getirdiği, hastanelerdeki kamu görevlileri ile irtibata geçerek rapor sırası almaktan, kan ve sair biyolojik unsurları değiştirmeye kadar her türlü sahtecilik faaliyetini gerçekleştirdiği, sahte heyet raporu aldırdığı tape kayıtları ve fiziki takip ve fotoğraflar ile sabitlendiği belirtildi. H.Y’nin 196 eylemde parmağı olduğu belirlendi. İddianamede örgüt lideri olarak tanımlanan şüphelilerden H.Y’nin suçu ikrar ettiği belirtilirken örgüt lideri olarak tanımlanan diğer şüpheliler E.T. ve H.E’nin ise suçlamaları inkar ettikleri belirtildi.
Ayrıca toplamda 130 eylem bakımından kamu kurumu zararına dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçları işlenirken 50 eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı belirtildi.
Suçlamaları kabul etmediler
Olayla ilgili davanın 2. celsesi Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz olarak yargılanan sanıklar katıldı. Tutuklu sanıklar ise davaya katılamadığı görüldü. Olaya ilişkin ifadeleri alınan sanıklar, raporların sahte olduklarını bilmediklerini, sıra alma konusunda H.Y’nin kendilerine yardımcı olduklarını ancak kendisine para vermediklerini söyledi.
Mahkeme heyeti, ifadesi alınamayan sanıkların ifadesinin alınması için duruşmayı erteledi. – KOCAELİ
]]>Özel, hava yoluyla geldiği İzmir’de Adnan Menderes Havalimanı önünde kendisini bekleyen vatandaşlara otobüs üzerinden seslendi.
Partisinin İzmir’de kazandığı seçim zaferi için vatandaşlara teşekkür eden Özel, sancılı ve tartışmalı başlayan sürecin sonunda herhangi bir siyasi partiyle ittifak yapmadan Türkiye’nin birinci partisi olduklarını belirtti.
Aday belirleme süreçlerinde kimsenin hakkını yemediklerini söyleyen Özel, İzmir’in iyi belediyecilik uygulamalarını sürdüreceğini söyledi.
Özel, parti örgütleri ile belediye başkanlarının ilişkisiyle ilgili uyarılarda bulunarak şunları kaydetti:
“Ne belediyeler örgütün yöneteceği kurumlardır ne de belediye başkanları örgütün amirleridir. Herkes kendi görevini iyi yapınca bir başka göreve talip olursa hakkının yenmeyeceğini bu seçimlerde görmüştür. Örgüt belediye dengesini doğru kuran, birbirine destek olan, yapılan icraatları doğru anlatan, örgütüne hakkıyla sahip çıkan belediye başkanına sonuna kadar ben de sahip çıkacağım. Eski hastalıklarla bir ilçe seçimini almak üzerinden belediye başkanını olmadık taleplerle yıpratmaya girişen ilçe başkanının da karşısında olacağımdan kimsenin şüphesi olmasın.”
Özel, partileri için gelecek 5 yılın çok önemli olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz milletimizden bir kredi aldık. Bu kredi, bir tüketici kredisi değildir. Öyle görürsek harcar, bitirir ve kaybederiz. Bu kredi bir yatırım kredisidir. Seçmen bize, “5 yıl iyi yönetin, 4. yılın sonunda karar vereceğim. Eğer Türkiye’nin geleceğine yatırım yaparsanız, belediyeleri iyi yönetirseniz, kavga etmezseniz, Türkiye’yi yönetmeye hazır kadroları yetiştirirseniz size Türkiye’yi yönetmeniz için de daha büyük kredi vereceğim” demiştir. Seçmenin bu kredisini doğru değerlendirmek, bu 4 yılda en iyi hizmeti yapmak, örgüt olarak çok çalışmak durumundayız. ve bugün zafer kazandığımız seçimin dördüncü günü değildir. Gelecek zafer kazanacağımız seçimin dördüncü günündeyiz. ve bundan sonraki her günü seçime bir gün az kalmanın üzerimize yüklediği sorumlulukla hep birlikte çalışmak durumundayız.”
“Biri başını açar, öbürü kapar. Baba kimseye karışmaz”
İzmir’de rakip partilerin adaylarına da kullandıkları olumlu dil nedeniyle teşekkür eden Özel, kampanya sürecinde kalbini kırdıkları varsa genel başkan olarak örgütü adına özür dilediğini aktardı.
İzmir’in yaşam biçimlerinin karşılıklı teminatı olan bir kent olduğunu vurgulayan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sakın bu zaferin bize kazandırdığı özgüvenle, bir tane AK Partili’yi kırarsak, bir tane MHP’liyi üzersek ve pek çoğu bize destek vermiş olan Cumhur İttifakı’ndan gençlere bu partide kendilerini yabancı hissettirirsek yanlışların en büyüğünü yapmış oluruz. Davet ettik geldiler. Burası baba evidir. Baba evinde herkese yer vardır, herkes huzur içinde oturabilir. Baba evinde kardeşin biri başını açar, öbürü kapar. Baba kimseye karışmaz. Baba evinin bir odasında biri oturur, eğlenir. Biri bir odasında namaz kılar, ibadet eder. Baba evi böyle bir yerdir. İzmir, birlikte yaşamanın, birlikte yönetmenin, kendinden olmayana da kendi hakkından fazla sahip çıkan hoşgörü ve özgürlüklerin kentidir. Bunun için sizlere güveniyorum. Bunu bütün Türkiye’ye göstereceğiz.”
Halk buluşmasına CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Deniz Yücel ile İzmir ve Manisa’dan seçilen belediye başkanları ve bazı milletvekilleri de katıldı.
]]>***
Son dönemde terör örgütü DEAŞ’ın, Horasan (DEAŞ-K) ve Sahel’de (DEAŞ Sahel Eyaleti) bulunan aparatlarında bir hareketlenme söz konusu. Öncelikle İstanbul’da akabinde Moskova’da eylem yapan DEAŞ-K’nın, Madrid, Roma, Londra ve Paris gibi Avrupa’nın bazı başkentlerinde de eylem yapacağını duyurması ve 2024 yazı Almanya’da düzenlenecek olan Avrupa Şampiyonası’nın da hedef alınacağının bildirilmesi dünya kamuoyunun dikkatini tekrar DEAŞ terör örgütüne çevirdi. Bu gelişmelerle dünya kamuoyunda önemli sorular tartışılmaya başlandı; DEAŞ yenilip, ortadan kaldırılmamış mıydı? ABD öncülüğündeki koalisyon, terör örgütü PYD/YPG’nin taşeronluğunda DEAŞ’ı Irak ve Suriye’de tepelememiş miydi? Görünen o ki bu propaganda doğru değildi. DEAŞ, Irak ve Suriye’de geriletilse de metastaz yaparak dünyanın çeşitli bölgelerinde tekrar ciddi bir yükseliş içerisine girdi.
Yükselişin arka planı
3 Ocak 2024’te yeri ve kimliği bilinmeyen DEAŞ sözcüsü Ebu Huzeyfe yayınladığı bir açıklamada, örgüt tabanına eylem çağrısında bulundu ve tüm milis yapısına yine yeri ve kimliği bilinmeyen sözde imamları Ebu Hafs’ın selamlarını iletti. Bu mesaj örgüt tabanında geniş yankı buldu. Ebu Huzeyfe’nin bu açıklaması aslında birazda mecbur kalınan bir açıklama gibi de düşünülmeli. Söz konusu tarihe kadar uzun süredir pasif durumda olan DEAŞ’ın Avrupa’daki çirkin Kur’an yakma olaylarına, akabinde de Filistin meselesinde yaşanan gelişmelere sessiz kalması örgüt tabanında rahatsızlığa neden oldu. Örgüt tabanının yoğun bir şekilde kullandığı Telegram gruplarında örgütün sözde yönetimi eleştiriliyordu. Dolayısıyla Kur’an yakma ve Hamas-İsrail çatışmasının yaratığı iklim, DEAŞ tabanı için ciddi motivasyon kaynağı oldu.
DEAŞ-K’nın hareketlenmesindeki öncü rolü ise örgütün lideri konumunda olan ve yine yeri ve kimliği bilinmeyen Şahap El Ensari üstlendi. Şahap El Ensari, stratejik bir kararla örgütün ana yapısını, 2020’de Afganistan’ın kuzeyine taşıdı. Bu bölgede DEAŞ-K, kısa sürede Taliban karşıtı olan Tacik ve Özbek yapılar arasında sempati kazandı ve etkinliğini arttırdı. Bilindiği üzere Orta Asya’daki Tacik ve Özbek yapılar, gerek Rusya’da, gerek Türkiye’de ve hatta Avrupa’da diğer Orta Asyalı gruplara göre daha fazla seyahat imkanına ve çalışma iznine sahipler. Dolayısıyla bu şahısların legal bir şekilde çeşitli ülkelere rahat bir şekilde girip çıkabilmeleri de eylem planlamasında, DEAŞ-K’ya avantaj sağlamaya başladı. Bu kapsamda Türkiye ve Rusya’daki son eylemlerin planlanmasının arka planı da bu şekilde değerlendirilebilir.
DEAŞ-K’nın gelecek dönemde, artan eylemselliğini daha da geliştirme ve küresel düzeye çıkarma kapsamındaki motivasyonunun sağlam olduğu da ileri sürülebilir. Avrupa’daki Kur’an yakma eylemleri ile Hamas-İsrail çatışması, bu motivasyonun itici gücü konumundadır. Bu itici güç ise temelde, örgüt tabanının örgüt yönetimini zorlamasıyla meydana geldi. Yoksa yukarıda da belirtildiği üzere örgüt yönetimi, uzun süre söz konusu meselelerde görece zayıf bir tutum ve davranış içinde oldu.
DEAŞ’ın yeni hedefleri nereler?
DEAŞ-K’nın Çin’in çıkarları aleyhine Çin’de ve Güney Asya’da eylemsellik arayışı içerisine girebileceği de kuvvetli bir ihtimal olarak görülmelidir. Bu noktada DEAŞ-K’nın, Çin’i doğrudan hedef alabilecek eylemlerini, Çin içinde değil de Çin dışında örneğin Pakistan’da veya dünyanın çeşitli şehirlerinde gerçekleştirmesi beklenmelidir. Bunun nedeni, Çin’in sıkı güvenlik tedbirleri ve seyahat rejimi kapsamında Çin içerisinde seyahat etmenin, oturma ve çalışma izni almanın zor olmasından kaynaklanıyor.
Afrika Sahel bölgesindeki DEAŞ yapılanmasının da yükseliş içerisinde olduğu bir gerçektir. Bu yapının bölgenin iç dinamiklerinden kaynaklanan bazı sorunları halletmesi halinde, daha küresel bir hale gelebileceği de beklenmelidir. Bölgedeki Tuareg kabilelerin oluşturduğu Tuareg cephesi, Afganistan El Kaidesi ile Mali, Nijer, Nijerya ve Burkina Faso hükümet güçleri ile çatışma halinde olan Sahel bölgesindeki DEAŞ yapısı, enerjisinin çoğunluğunu, şu an için bu yerel aktörle girdiği güç mücadelesinde harcıyor. Buna karşı Sahel’deki DEAŞ yapısının, özellikle Kuzey Afrika kökenli olan ve Avrupa’da yaşayan sempatizan yapısıyla etkileşime girerek, Avrupa başkentlerinde eylem yapma kapasitesinin her zaman mevcut olduğu da kabul edilmelidir.
Sonuç olarak gerek DEAŞ-K’nın gerek Sahel bölgesindeki DEAŞ yapılarının yeniden ciddi bir küresel tehdit haline dönüşme riski hız kazanıyor. Özellikle Moskova ve İstanbul saldırısı, akabinde Avrupa başkentlerini sayarak yapılan tehditler bu durumun emaresidir. DEAŞ-K’nın ana itici gücünü oluşturan Afganistan’ın kuzeyi ile Sahel bölgesinde radikalleşme (tekfirileşme) eğilimlerinin yüksek olması ve merkezi hükümetlerin bu alanlarda zayıf otoriteye sahip başarısız devletler şeklinde varlıklarını sürdürmesi, DEAŞ’ın önümüzdeki yıllarda artan oranda küresel çaplı eylemler yapmasına yardımcı olacaktır.
[Doç.Dr. Ali Burak Darıcılı Bursa Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Haklarında tutuklama kararı verilen zanlıların ciddi şekilde darp edildikleri görülüyordu.
İşkence içeren sorgulama anlarına ait videoların Rus güvenlik güçleri tarafından sızdırıldığı bildiriliyor. Şüphelilerden en az birine elektrik verildiğine yönelik haberler de çıktı.
Yüzünde büyük bir şişlik olan Şemseddin isimli saldırı şüphelisi, diğer iki vatandaşını saldırıya dahil etmekle de suçlanıyor.
25 yaşındaki Şemseddin’in ailesinin Tacikistan’da yaşadığı bölgeyi ziyaret ettim.
Ailenin evi, başkent Duşanbe’nin yaklaşık 40 km kuzeybatısındaki Loyob adlı bir köyde bulunuyor.
Bu köydeki gençler çoğunlukla tarım ve inşaatçılık yapıyor.
Köylüler, saldırının hemen ertesi günü, Tacik güvenlik güçlerinin köye geldiğini ve Şemseddin’in babasının sorguya götürüldüğünü anlatıyor.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir köylü, bana, Şemsiddin’in, Rusya’ya altı ay önce göç ettiğini söyledi.
Aynı köyden daha önce de çok sayıda kişi Rusya’ya çalışmaya gitti.
Birçok Tacik, ülkedeki düşük ücretlerden ve yüksek işsizlikten Rusya’ya giderek kurtulmaya çalışıyor.
Tacik yetkililere göre geçen yıl Rusya’ya 652 binden fazla kişi gitti. Ancak Rus yetkililer bu sayının milyonlar olabileceğini kaydediyor.
Aynı köylü Şemseddin’in üç ay sonra Rusya’dan Türkiye’ye gittiğini ve Mart ayı başlarında Rusya’ya döndüğünü söylüyor.
Birçok Tacik vize parası ödememek için bu yönteme başvuruyor.
Köyde konuştuğum kişiler, 25 yaşındaki Şemseddin’in böyle bir “terörist saldırı” gerçekleştirebileceğine inanmıyorlar.
Şemsiddin’in internette sorguya çekildiği görüntüleri izlediğini anlatan bir köylü, “Güvenlik memurları onu o kadar dövmüş ve işkence etmiş ki, Lenin’in öldürdüğünü bile söyleyebilirdi” diyor.
Rus güvenlik servisleri tarafından sızdırıldığı düşünülen üç dakikalık bir videoda, Şemseddin saçından tutularak bir askerin çizmesine bastırılıyor.
Rusça konuşan genç erkek, Moskova’daki saldırıyı 500.000 ruble (4.200 sterlin) karşılığında gerçekleştirdiğini söylüyor.
Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, saldırıyı “utanç verici ve korkunç bir olay” olarak tanımladı ve anne babalara çocuklarını radikal grupların etkisinde koruma çağrısı yaptı.
Rahman “Tacik ulusunun itibarını lekelemesine izin vermeyin” ifadesini de kullandı.
IŞİD, Moskova katliamının sorumluluğunu üstlendi ve kendi kanalları üzerinden olayın videosunu yayınladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, cihatçılara Batı ve Ukrayna istihbaratının yardım ettiğini iddia ediyor. Kiev yönetimi ise bu iddiayı “saçmalık” olarak tanımlıyor.
Tacik lider Rahman, saldırıyı kınamak için Pazar günü Putin’le telefonda görüştü ve konuşmada “Teröristlerin milliyeti, vatanı ve dini yoktur” mesajını verdi.
Ancak Rusya’da Orta Asya kökenli göçmenlere karşı sesler yükseliyor.
Putin’in önemli bir müttefiki olan Rus siyasetçi Sergey Mironov, “ulusal güvenliği güçlendirmek” için Orta Asya ülkelerinden gelen insanlara vize uygulanması çağrısı yaptı.
İŞİD Tacikleri nasıl örgüte katıyor?
Son yıllarda IŞİD’e katılan Tacik vatandaşlarının çoğu, Rusya’da çalışan göçmen işçilerden oluşuyor. Örgütün bu işçilere sosyal medya veya Telegram gibi mesajlaşma uygulamaları aracılığıyla ulaştığı ifadelere yansıdı.
IŞİD’e katıldığını itiraf eden bazı kişiler sosyal medya üzerinden kendilerine para vaat edilerek yaklaşıldığını iddia etti.
Tacik hükümeti, örgütün en güçlü olduğu 2014-2016 yılları arasında IŞİD’e katılan 2 bin vatandaşının çoğunun Rusya’da örgüte katıldığını savunuyor.
Duşanbe merkezli düşünce kuruluşu Afganistan Araştırmaları Merkezi’’nin direktörü Kasım Şah İskandarov, Orta Asya ülkelerinden Rusya’ya giden göçmen işçilerin radikal grupların etkisine girmeye daha yatkın olduğunu düşünüyor.
İskandarov, IŞİD’in, hem Taciklerin hem de Rusların vizesiz seyahat edebildiği Türkiye’de örgüte üye kazandırmaya çalıştığını da savunuyor.
Göçmen işçiler Rusya’ya girdikten sonraki üç ay içinde oturma ve çalışma iznine başvurmaları gerekiyor. Bu iznin maliyeti yaklaşık 430 dolar.
Bazı göçmenler, üç aylık süre dolmadan Rusya’dan ayrılarak, giriş çıkış yapmak için Türkiye’ye gidiyor.
İskandarov, IŞİD’in ana üssünün Afganistan’da olduğuna ve birçok Tacik’in orada “beyninin yıkandığına” inanıyor.
Afganistan’ın rolü
Tacikistan’ın Afganistan’la sınırı bulunuyor.
Raporlar, Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı yeniden ele geçirmesinden bu yana Afganistan’da IŞİD ve El Kaide gibi örgüt ve grupların varlığının güçlendiğini gösteriyor.
Birleşmiş Milletler’in konu ile ilgili raporunda, Afganistan’daki ‘terörist gruplar bölgesel güvenliği baltalayan bir faktör” olarak değerlendiriliyordu.
Tacikistan 6 eski Sovyet Cumhuriyeti ile birlikte bir askeri ittifak olan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün üyesi.
Rusya’nın girişimi ile kurulan ittifakta, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, ve yakın zamanda üyeliğini askıya alan Ermenistan yer alıyor.
Örgüt geçen ay, Tacikistan’ın güney sınırlarındaki IŞİD savaşçılarının sayısında bir artış gözlemlediğini açıklamıştı.
Askeri ittifaka göre, radikal gruplara ait eğitim kampları ağı genişliyor ve yabancı savaşçıların çoğunluğu Afganistan’ın Tacikistan sınırındaki kuzey bölgelerinde yoğunlaşıyor.
Tacik bağlantılı IŞİD saldırıları:
]]>IŞİD-H nedir, neyi amaçlıyor?
IŞiD-H, dünya çapında birçok devletin terör listesindeki IŞİD örgütünün bölgesel birimi İŞİD Horasan’ın kısaltması.
Bu birim Afganistan, İran, Pakistan ve Orta Asya’ya odaklanmış durumda.
Horasan ismi de tarihte bu bölgede hüküm süren halifelikten geliyor.
IŞİD-H yaklaşık 9 yıldır aktif ama son aylarda uzandığı geniş coğrafya ve acımasız yöntemleriyle IŞİD’in en tehlikeli birimi olarak öne çıkmaya başladı.
IŞİD-H, örgütün Suriye ve Irak’ta geriye kalan lider kadrosuyla birlikte, Şeriat’ın aşırı katı bir yorumunun uygulandığı, bir hilafet devleti kurmak istiyor.
Afganistan’da iktidardaki Taliban’a ideolojik nedenlerle karşı çıkan örgüt, ara ara, ancak ölümcül saldırılar düzenliyor.
IŞİD-H daha önce hangi saldırıları düzenlemişti?
Örgüt 2021’de Afganistan’ın başkenti Kabil Havalimanı’nda ülkeden kurtartılmak üzere uçak bekleyen kalabalığın arasında bir intihar saldırı düzenlemişti. Saldırı, 170 Afgan ve 13 Amerikan görevlinin ölümüne yol açmıştı.
Bir sonraki sene Kabil’de Rus Büyükelçiliğini hedeflediği saldırıda en az altı kişi öldürüldü ve çok sayıda kişi yaralandı.
Örgüt, ayrım gözetmeksizin doğumhanelere, otobüs duraklarına ve polise saldırılar düzenledi.
IŞİD-H Ocak ayında İran’ın Kirman şehrindeki bir türbeye çifte bombalı saldırı düzenlemiş ve yaklaşık 100 İranlıyı öldürmüştü.
Rusya’da ise sonuncusu 2020’de olmak üzere çok sayıda küçük çaplı saldırı gerçekleştirdi. Rusya’nın Federal Güvenlik Servisi (FSB) daha bu sene saldırı planlarını durdurduğunu açıklamıştı.
Moskova saldırganları kimlerdi?
Rus devlet medyasına göre yakalanan ve suçlu bulunan dört erkeğin hepsi, eski Sovyetler Birliği üyesi Tacikistan vatandaşıydı.
Mahkemeye çıkarıldıklarında dış görünüşlerindeki morluk ve ezikler işkenceye varır derecede sert sorgulandıklarını gösteriyor.
Ancak uluslararası hukuka göre itiraflarının bir önemi olmayacak çünkü insanlar acıyı durdurmak için, yalan yanlış itiraflar dahil, her şeyi söyleyebilir.
Şüphelilerden birinin Mart ayında konser mekanında gözlem yaparken görüldüğüne dair haberler var. Aynı dönemde ABD’nin Rusya’yı kamuya açık bir alanda her an olası bir terör saldırısı olabileceğine dair uyardığı ve Kremlin’in bunları “propaganda” diyerek görmezden geldiği bildirildi.
Saldırganların ikisinin Rusya’ya yakın zamanda ulaştığı da bildirildi. Bu, IŞİD-H tarafından buraya yerleştirilen bir hücrenin uyandırılmasından ziyade bir “tetikçi ekibin” gönderildiği anlamına geliyor.
Neden Rusya’yı hedeflediler?
Bunun farklı nedenleri var.
IŞİD-H dünyanın önemli bir bölümünü düşmanı olarak görüyor. Rusya; ABD, Avrupa, İsrail, Yahudiler, Hristiyanlar, Şiiler, Taliban ve çoğunluğu Müslüman olan ülkelerle birlikte listelerinde ön sıralarda. Örgüt bunları “kafirler” olarak görüyor.
IŞİD’in Rusya’ya düşmanlığı 1990’larda ve 2000’lerin başlarında Rus güçlerinin Çeçen başkenti Grozni’yi yerle bir ettiği Çeçen savaşlarına kadar giriyor.
Daha yakın dönemdeyse Rusya, müttefiki Suriye lideri Beşar Esad ile birlikte Suriye iç savaşına girdi. Rus hava kuvvetleri sayısız isyancı ve sivil hedefi vurdu, çok sayıda IŞİD ve El Kaide bağlantılı milisi öldürdü.
Afganistan’da IŞİD-H, Rusya’yı Taliban’ın müttefiki olarak görüyor. 2022’de Kabil’deki Rus Büyükelçiliğine saldırmalarının temel sebebi buydu.
Diğer yandan ülkede 1979-89 arasındaki 10 yıllık acımasız Sovyel işgalinin de kinini tutuyorlar.
Bir de Rusya’nın kendi durumu var.
IŞİD-H, Rusya’yı Hristiyan ülkesi olarak görüyor ve Moskova saldırısından sonra paylaşılan videoda görüldüğü gibi Hristiyanları öldürmek konulu demeçler veriyor.
FSB, terör saldırılarını önlemeye çalışırken, Tacik ve diğer Orta Asyalı göçmen işçiler, kötü muameleye maruz kalıyor ve şüpheyle bakılıyorlar.
Son olarak, Rusya’nın şu anda komşusu Ukrayna’ya karşı açtığı savaşla meşgul olması nedeniyle, düşmanın gardının düşük ve ateşli silahlara kolay ulaşılabilmesi, ülkeyi IŞİD-H için rahat bir hedef haline getirdi.
Moskova saldırısıyla ilgili cevap bekleyen sorular neler?
Bütün bu olaylar zinciriyle ilgili cevaplanmamış bazı sorular var.
Örneğin saldırganlar neden Crocus Belediye Binası’nın yakınlarında bir saat boyunca hiç acele etmeden gezinebildi?
Polis ve özel güvenliğin, özellikle FSB’nin kol gezdiği bir ülkede bu silahlı adamlar sanki özel güvenlik timlerince durdurulmayacaklarını biliyormuş gibi davranıyordu.
Diğer yandan silahlar sorusu var, sadece tabancalar değil, güçlü, modern otomatik taarruz tüfekleri. Saldırganlar bunları nasıl ele geçirmiş ve mekana, kimseye belli etmeden sokmuş olabilir?
Bir anda rahatça yakalanmış olmaları da şaşırtıcı.
Bu tip bir saldırıda rol oynayan cihatçılardan farklı olarak bu saldırganlar sanki yakalanmayı ölüme tercih eder gibi intihar yeleği giymemişti.
Dahası, son 20 yılın en kötü terör saldırısını durduramayan Rus makamlarının, şüphelileri yakalayıp, yargılaması çok uzun sürmedi.
Tüm bunlar Kremlin’in “bu işte parmağı olduğu” ya da Ukrayna savaşına desteği artırmak için bir “yanıltma operasyonu” düzenlediği spekülasyonlarına da neden oluyor.
Ancak bu teoriyi destekleyecek somut kanıt yok ve Amerikan istihbaratı bu saldırının arkasında IŞİD’in olduğunun doğrulandığı yönünde görüş bildirdi.
]]>22 Mart Cuma günü Rusya’nın başkenti Moskova’da tarihin en büyük terör saldırılarından biri meydana geldi. Crocus City Holl-Belediye Kültür Merkezi konser salonuna 4 kişi tarafından düzenlenen silahlı saldırı ve binada çıkan yangın sonucu 137 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi de yaralandı. Saldırıyı gerçekleştiren 4 kişi kısa sürede Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınında yakalandı. Terör örgütü DEAŞ’a bağlı Amaq haber ajansı, Telegram’da yayınladığı kısa bir açıklamayla saldırının sorumluluğunu üstlendi. Tacikistanlı olduğu tespit edilen şahısların yapılan ön sorgulamada “Türkiye’den Rusya’ya geçtikleri” sözleri, Rus basını başta olmak üzere birçok yayın kuruluşunda yer aldı.
Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgilere göre, söz konusu eylemi yapan Tacik şahısların aslında uzun süredir Moskova’da ikamet ettikleri, ikamet sürelerinin bittiği, ikamet sürelerini uzatmak için Türkiye’ye kısa süreliğine giriş-çıkış yaptıkları, Rusya’ya yakın olması sebebi ile Türkiye’yi tercih ettikleri tespit edildi. Güvenlik kaynaklarından alınan bilgilere göre şahısların Türkiye’de geçirdikleri süreye ilişkin detaylar şöyle;
“Shamsidin Farıdunı, 20.02.2024’te Rusya Federasyonu üzerinden havayoluyla Türkiye’ye giriş, 02.03.2024’te ise İstanbul Havalimanı’ndan Rusya Federasyonu’na çıkış yapmıştır. 21.02.2024’te İstanbul Fatih’te bulunan bir otele giriş yapmış, 27.02.2024’te otelden ayrılmıştır. Yakalandığında yapılan ön mülakatında ‘Vizesi bittiği için Türkiye’ye gidip geldiğini’ itiraf etmiştir. Shamsidin Farıdunı’nin sosyal medya hesabından 23.02.2024 günü aynı anda sekiz gönderi yayınladığı, ‘Aksaray İstanbul’ konumunu işaretlediği, Fatih Camii’nde çekildiği iddia edilen fotoğrafları paylaştığı görülmüştür.
Saıdakram Rajabalızoda, 05.01.2024’te İstanbul’a gelmiş, aynı gün İstanbul Fatih’te bulunan bir otele giriş, 21.01.2024’te de otelden çıkış yapmıştır. 02.03.2024 tarihinde Shamsidin Farıdunı ile aynı uçakta Moskova’ya dönmüştür. Bu iki şahsın Rusya’da radikalleştiği, Türkiye’de geçirdikleri sürenin kısalığı göz önüne alındığında ‘radikalleşme’ için yeterince uzun olmadığı değerlendirilmektedir. Ayrıca haklarında aranırlık kaydı bulunmamasından dolayı pasaportlarını kullanarak Türkiye ve Rusya arasında seyahat edebilmişlerdir.”
“DEAŞ’ın saldırılarından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir”
Güvenlik kaynakları tarafından yapılan açıklamada, “DEAŞ, kurulduğu günden bugüne yaptığı saldırı ve eylemler sonucunda birçok ülke tarafından en kanlı terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Özellikle ABD karşıtı bir örgüt olan DEAŞ’ın eylemlerinin adresi ise hep aynı olmuştur. Son zamanlarda DEAŞ’ın sözde Horasan Vilayeti kolunun yaptığı eylemlere baktığımızda aynı coğrafya üzerinde gerçekleştirildiği dikkat çekmektedir. DEAŞ’ın saldırılarından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. DEAŞ’ın sözde Horasan Vilayeti kolu, son olarak 2024 yılının başında İstanbul Sarıyer’deki Santa Maria Kilisesi’nde saldırıda bulunmuştur. Bir kişinin hayatını kaybettiği bu saldırıda şans eseri saldırganın silahının tutukluk yapması sonucu yaralanan olmamıştır. Terör örgütünün Afganistan ve çevre bölgelerde faaliyet gösteren kolu olarak bilinen DEAŞ-Horasan Vilayeti, 2022’nin Ekim ayında İran’ın Şiraz kentinde bulunan Şah Çerağ Camii’ne saldırı düzenlemiş, 15 kişi hayatını kaybetmiş, 40 kişi de yaralanmıştır. DEAŞ, 2022’nin Aralık ayında Afganistan’ın başkenti Kabil’de Çinlilere ait bir otele silahlı ve bombalı saldırı düzenlemiştir. Bu saldırıda da 3 kişi hayatını kaybetmiş, 15 kişi yaralanmıştır. Aynı örgüt 2024’ün başında İran’ın Kirman kentinde İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin 4’üncü ölüm yıl dönümünde de bir saldırı düzenlemiş, 84 kişi hayatını kaybetmiş, saldırıda 284 kişi de yaralanmıştır” denildi.
“Türkiye PKK, DEAŞ ve El Kaide gibi örgütler arasında ayrım yapmaksızın mücadelesine hız kesmeden devam edecektir”
Güvenlik kaynakları tarafından yapılan açıklamada, “Tüm bu değerlendirmeler ışığında akıllara DEAŞ’ın hedefindeki ülkeleri nasıl seçtiği gelmektedir. Hangi planlar devreye sokuluyor ki terör örgütünün hedefinde Batı dünyası ve ABD yer almıyor. DEAŞ’lılar Rusya Federasyonu, Türkiye, İran ve Afganistan gibi güzergahları kullanırken, bu bölgelerde eylem yapmayı tercih etmektedir. DEAŞ örgütünün arkasındaki derin güç odakları taşeronluk yaptıkları güçlerin himayesinde hareket etmeye devam etmektedir. Eylemlerini de bu doğrultuda gerçekleştirmektedir. Türkiye PKK, DEAŞ ve El Kaide gibi örgütler arasında ayrım yapmaksızın mücadelesine hız kesmeden devam edecektir” ifadeleri kullanıldı. – ANKARA
]]>Çete üyelerinin Maltepe’de kurdukları noktalarda kodlarla birçok uyuşturucu madde tezgahı kurdukları anlaşıldı
Çetenin, Kadıköy’de bisiklet sürücüsü Doğanay Güzelgün’e çarpıp ölümüne neden olduğu gerekçesiyle 20 yıl hapis cezası alan örgüt yöneticisinin suçu örgütteki başka birine yıkmaya çalıştığı tespit edildi
İSTANBUL – Çıkar amaçlı suç ağına yönelik İstanbul merkezli 7 ilde düzenlenen ve 111 şüphelinin yakalandığı “Mahzen-15” adı verilen operasyona ilişkin yeni detaylara ulaşıldı. Kadıköy’de, otomobiliyle bisiklet sürücüsü Doğanay Güzelgün’e çarpıp ölümüne neden olduğu gerekçesiyle 20 yıl hapis cezası alan örgüt yöneticisi Temel Ünlü’nün, suçu örgütteki başka birinin üstlenmesine çalıştıkları belirlendi.
Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele ekiplerince, “uyuşturucu madde ticareti”, “kasten öldürmeye teşebbüs”, “silahla yaralama”, “iş yeri kurşunlama” ve “yağma” gibi suçlara karışan çıkar amaçlı organize suç ağının fertlerine yönelik düzenlenen operasyonda yakalanan 111 şüphelinin polisteki ifade işlemleri devam ediyor. İstanbul narkotik polisi, çete elebaşılığını Özay Ç. ve Mert Ç.’nin yürüttüğü suç ağını, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile uzun süreden beri teknik ve fiziki takibe aldı.
Polis uyuşturucu tezgahlarının kodlarını çözdü
Emniyet ekiplerince organize çeteye karşı yapılan çalışmalarda, çete üyelerinin İstanbul’un Maltepe ilçesindeki mahallelerde kurdukları noktalarda “Relax”, “Zümrüt”, “Arap”, “Esenkent”, “Happy” ve “Hayalet” gibi kodlarla birçok uyuşturucu madde tezgahı kurdukları anlaşıldı. Zanlıların, vardiya usulüne göre 24 saat boyunca zehir ticaretini gerçekleştirdikleri anlaşıldı.
Çıkar amaçlı suç örgütü fertlerinin, polis tedbirlerine karşın kendi aralarında dışa kapalı internet tabanlı oluşturdukları uygulamalar üzerinden teknik takibe takılamamak için sesli olarak arama gerçekleştirip mesajlaştıkları ortaya çıkarıldı. Ayrıca sivil ve resmi polislerin bölgede devriye yaptıkları sırada emniyet araç plakalarını birbirleri ile paylaşarak yakalanmalarının önüne geçmeye çalıştıkları öğrenildi. Yapılan saha çalışmalarında ayrıca kurulan noktalarda “gözcü” bulunduran ve o sayede sözde kendi güvenlik tedbirlerini oluşturan çetenin, bu yöntemle 24 saat boyunca uyuşturucu satışı gerçekleştirdikleri belirlenirken, bölgede yaşayan vatandaşlara ise cebir, şiddet, korku unsurlarını kullanarak daha fazla şikayet etmelerini engelledikleri, suç duyurusunda bulunan vatandaşların şikayetlerini geri çektirdikleri kaydedildi.
Çete elebaşı, Kadıköy’de bisiklet sürücüsü Doğanay Güzelgün’ün ölümüne neden olduğu kazayı çete üyesine yıkmaya çalışmış
Ayrıca çete elebaşı ve yöneticilerinin karıştığı olayları suç ağındaki diğer üyelerin üstlendiği tespit edildi. Çetenin, bu usulle adli birimleri yanıltmaya çalıştıklarını saptayan emniyet ekipleri, Kadıköy’de, otomobiliyle bisiklet sürücüsü Doğanay Güzelgün’e çarpıp ölümüne neden olduğu gerekçesiyle 20 yıl hapis cezası alan ve örgüt yöneticisi olduğu belirlenen Temel Ünlü’nün de bu yöntemle suçu yine suç örgütü üyesi Mehmet C.Ç.’nin üstlenmesine çalıştıklarını deşifre etti.
Operasyonun geçmişi
Yürütülen polisiye çalışmaların tamamlanmasının ardından İstanbul, Kocaeli, İzmir, Bursa, Samsun, Diyarbakır ve Erzincan’da peş peşe operasyon gerçekleştiren güvenlik güçleri, çete elebaşlarının da olduğu 111 şüpheliyi gözaltına aldı. Söz konusu baskınlarda ise 4 kilo 300 gram eroin, 2 kilo 180 gram metafetamin, muhtelif miktarda esrar, bonzai, kokain ve uyuşturucu hap, çok sayıda şarjör, fişek, 7 ruhsatsız tabanca ile suçtan elde edildiği değerlendirilen 161 bin 370 lira ele geçirildi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, dün şahsi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İstanbul merkezli 7 ilde düzenlenen Mahzen-15 operasyonlarıyla “Çetinler” olarak bilinen organize suç örgütünün çökertildiğini ve şüphelilerin gözaltına alındığını duyurmuştu.
]]>Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele ekiplerince, “uyuşturucu madde ticareti”, “kasten öldürmeye teşebbüs”, “silahla yaralama”, “iş yeri kurşunlama” ve “yağma” gibi suçlara karışan çıkar amaçlı organize suç ağının fertlerine yönelik düzenlenen operasyonda yakalanan 111 şüphelinin polisteki ifade işlemleri devam ediyor. İstanbul narkotik polisi, çete elebaşılığını Özay Ç. ve Mert Ç.’nin yürüttüğü suç ağını, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile uzun süreden beri teknik ve fiziki takibe aldı.
Polis uyuşturucu tezgahlarının kodlarını çözdü
Emniyet ekiplerince organize çeteye karşı yapılan çalışmalarda, çete üyelerinin İstanbul’un Maltepe ilçesindeki mahallelerde kurdukları noktalarda “Relax”, “Zümrüt”, “Arap”, “Esenkent”, “Happy” ve “Hayalet” gibi kodlarla birçok uyuşturucu madde tezgahı kurdukları anlaşıldı. Zanlıların, vardiya usulüne göre 24 saat boyunca zehir ticaretini gerçekleştirdikleri anlaşıldı.
Çıkar amaçlı suç örgütü fertlerinin, polis tedbirlerine rağmen kendi aralarında dışa kapalı internet tabanlı oluşturdukları uygulamalar üzerinden teknik takibe takılamamak için sesli olarak arama gerçekleştirip mesajlaştıkları ortaya çıkarıldı. Ayrıca sivil ve resmi polislerin bölgede devriye yaptıkları sırada emniyet araç plakalarını birbirleri ile paylaşarak yakalanmalarının önüne geçmeye çalıştıkları öğrenildi. Yapılan saha çalışmalarında ayrıca kurulan noktalarda “gözcü” bulunduran ve o sayede sözde kendi güvenlik tedbirlerini oluşturan çetenin, bu yöntemle 24 saat boyunca uyuşturucu satışı gerçekleştirdikleri belirlenirken, bölgede yaşayan vatandaşlara ise cebir, şiddet, korku unsurlarını kullanarak daha fazla şikayet etmelerini engelledikleri, suç duyurusunda bulunan vatandaşların şikayetlerini geri çektirdikleri kaydedildi.
Çete elebaşı, Kadıköy’de bisiklet sürücüsü Doğanay Güzelgün’ün ölümüne neden olduğu kazayı çete üyesine yıkmaya çalışmış
Ayrıca çete elebaşı ve yöneticilerinin karıştığı olayları suç ağındaki diğer üyelerin üstlendiği tespit edildi. Çetenin, bu usulle adli birimleri yanıltmaya çalıştıklarını tespit eden emniyet ekipleri, Kadıköy’de, otomobiliyle bisiklet sürücüsü Doğanay Güzelgün’e çarpıp ölümüne neden olduğu gerekçesiyle 20 yıl hapis cezası alan ve örgüt yöneticisi olduğu belirlenen Temel Ünlü’nün de bu yöntemle suçu yine suç örgütü üyesi Mehmet C.Ç.’nin üstlenmesine çalıştıklarını deşifre etti.
Operasyonun geçmişi
Yürütülen polisiye çalışmaların tamamlanmasının ardından İstanbul, Kocaeli, İzmir, Bursa, Samsun, Diyarbakır ve Erzincan’da peş peşe operasyon gerçekleştiren güvenlik güçleri, çete elebaşlarının da olduğu 111 şüpheliyi gözaltına aldı. Söz konusu baskınlarda ise 4 kilo 300 gram eroin, 2 kilo 180 gram metafetamin, muhtelif miktarda esrar, bonzai, kokain ve uyuşturucu hap, çok sayıda şarjör, fişek, 7 ruhsatsız tabanca ile suçtan elde edildiği değerlendirilen 161 bin 370 lira ele geçirildi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, dün şahsi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İstanbul merkezli 7 ilde düzenlenen Mahzen-15 operasyonlarıyla “Çetinler” olarak bilinen organize suç örgütünün çökertildiğini ve şüphelilerin gözaltına alındığını duyurmuştu. – İSTANBUL
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 11 mağdur “müşteki”, 22 kişi ise “sanık” sıfatıyla yer aldı.
İddianamede, örgüt elebaşı ve yöneticisi sanık Ümit Saral ile kendisi tarafından yetkilendirilen örgüt yöneticisi sanık Tolgahan Çeken’in Saral’ın talimatlarıyla örgüt üyesi sanıklara yasa dışı emir ve talimatlar vererek cebir, tehdit kullanmak suretiyle mağdurlardan zorla maddi menfaat temin etmeye çalıştığı kaydedildi.
Örgüt mensuplarının kendilerini göstermek ve örgütün üstünlüğünü kabul ettirmek adına birçok suç eylemi gerçekleştirdikleri ve eylemleri yaparken aralarında hiyerarşik yapının bulunduğu ifade edilen iddianamede, örgüt yöneticilerinin talimatlarının örgüt üyeleri tarafından sorgulanmaksızın yerine getirildiği aktarıldı.
Ümit Saral’ın cezaevinden avukatı aracılığıyla örgütü yönettiği belirlendi
İddianamede, İstanbul’da faaliyet gösteren organize suç örgütlerinin tespiti ve çalışma alanlarının deşifresine yönelik olarak yapılan çalışmalarda, hakkında daha önce işlemiş olduğu suçlardan dolayı ayrıca yürütülen soruşturma dosyaları kapsamında tutuklu sanık Saral’ın, görünürde avukatı olan sanık Çeken aracılığıyla cezaevine telefon soktuğu ve bu telefonla görüşmeler yaptığının belirlendiği anlatıldı.
Savcılıkça ayrıca yürütülen soruşturma kapsamında sanık Çeken hakkında da tutuklama kararı verildiği, tahliye olduktan sonra Saral adına eylem ve faaliyetlerine devam ettiğine yer verilen iddianamede, Saral ile cezaevinde yapmış olduğu görüşmeler sonrası aldığı talimatlar doğrultusunda diğer örgüt üyelerini yönlendirdiği yönünde bilgilere ulaşıldığı aktarıldı.
İddianamede, 26 Nisan 2022’de emniyete yapılan ihbar sonrası polis ekiplerinin intikal ettiği iş yerinde müştekiler Özcan Güleş ve Cemil Çelik ile yapılan görüşmede, iş yerine gelen 4 kişinin silahlı olduklarını belli edecek şekilde “Ümit Saral abinin selamı var. Size etek giydirecek. 1 milyon lira ceza kesti size bir an önce ödemenizi yapın” ifadeleriyle tehditte bulunduğu ve bu eylemin sanık Çeken tarafından organize edildiğinin belirlendiğine dikkati çekildi.
Sanık Tolgahan Çeken’in avukatlık yetkilerini kullanarak suç örgütü yönettiği tespit edildi
Sanık Saral’ın cezaevinde bulunuyor olmasının elebaşılığını yaptığı değerlendirilen organize suç örgütünün eylem ve faaliyetlerini etkilemediği, sanık avukatı Çeken aracılığıyla örgütü yönettiği, Çeken’in de görevi gereği sahip olduğu avukatlık yetkilerini örgütün çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kullandığı kaydedilen iddianamede, sanık Çeken’in ticari anlaşmazlıkları çözüme kavuşturduğu izlenimiyle mağdurlar üzerinde baskı ve tehditte bulunarak menfaat temin etmeye çalıştığı anlatıldı.
İddianamede, örgütün vatandaşlar üzerinde tehditle baskı kurduklarının tespit edildiği, sanık Saral’ın soy bağı ve soyadı nedeniyle ulusal olarak bilinirliği bulunan “Sarallar” olarak tanınan suç örgütüyle organik bağ içerisinde olduğu, cezaevinde olmasına rağmen sanık Çeken aracılığıyla örgütün devamlılığını sağladığı, diğer örgüt üyesi sanıkların da bu durumu bilerek yer aldıkları ve örgütün varlığını devam ettirmesi için eylemlerde bulunduklarına yer verildi.
Sanıkların gerçekleştirdiği 7 farklı eylemin anlatıldığı iddianamede, örgüt faaliyeti çerçevesinde “yağma”, “tehdit” ve “ateşli silahlar ve bıçaklar ile aletler hakkında kanununa muhalefet” başta olmak üzere çeşitli suçları işlediği vurgulandı.
İddianamede, sanık Ümit Saral ile Tolgahan Çeken’in “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “tehdit” ve 8 kez “nitelikli yağma” suçlarından sanık Saral’ın 97 yıldan 147 yıl, Çeken’in ise 87 yıldan 127 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
Diğer 20 sanığın ise “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme”, “nitelikli yağma”, “tehdit” ve “ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşındırma veya bulundurma” suçlarından 17’şer yıldan 31’er yıla kadar değişen oranlarda hapis cezası istendi.
İddianame İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi, sanıkların yargılanmalarına önümüzdeki günlerde başlanacak.
]]>“Attığımız her adım ya CHP tarafından engellendi ya da istismar zeminini kaybetmekten korkan bölücü örgüt tarafından sabote edildi”
“Sizlerden 31 Mart’ta iradenizi kendilerinin tapulu mülkü görenlere esaslı bir ders vermenizi bekliyorum”
HAKKARİ – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Attığımız her adım ya CHP tarafından engellendi ya da istismar zeminini kaybetmekten korkan bölücü örgüt tarafından sabote edildi. CHP ve ortakları sokaklarımızı karıştırarak ve kışkırtarak yasakların geri gelmesine çalıştılar. Böylece örgüt ise yaşlı, kadın, genç, polis, asker demeden vatan evlatlarını kalleşçe katlederek, aynı amaca hizmet etti. Her ikisi de Türkiye’de huzuru, güvenliği, kardeşliği ve demokrasinin hakim olmasını istemediler. Her ikisi de bu milletin terör belasından yakasını kurtarmasını hiçbir zaman istemediler” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, akşam saatlerinde geldiği Yüksekova Havalimanından helikopterle Hakkari il merkezine geçti. Partisi tarafından düzenlenen mitinge katılan Erdoğan, Hakkari’yi özlediğini Hakkarili kardeşlerinin de kendisini özlediğini belirterek, “Van’dan sizlere selam getirdim. Gönüllerimizi bir kez daha buluşturan rabbime hamdolsun. Hakkari’ye gelmeden önce Van’ın misafiri olduk. Maşallah orada da bambaşka bir coşku vardı. Sizlere Vanlı kardeşlerimin o muhabbetini iletiyorum. Doğu batı, kuzey güney demeden ülkemizin dört bir köşesini, 81 vilayetimizin her köşesini dolaşıyoruz. Alevi, Sünni ayrımı yapmadan samimiyetle bağrımıza bastırıyoruz. Bir zamanlar milletimize mağduriyetler yaşatan, kendilerini devletin sahibi gören bir avuç seçkin azınlık dışında çoğumuz ötekileştirildik. Haksızlığa ve hukuksuzluğu maruz bırakıldık. Gezi olaylarında, 17-25 Aralık darbe girişimine, hendek teröründen, 15 Temmuz ihanetine kadar nice badireyi aşarak bugünlere geldik. Ellerinin altındaki tüm piyonları üzerimize saldılar. Eminim sizler de gayet iyi hatırlıyorsunuz. Attığımız her adım ya CHP tarafından engellendi ya da istismar zeminini kaybetmekten korkan bölücü örgüt tarafından sabote edildi. CHP ve ortakları sokaklarımızı karıştırarak ve kışkırtarak yasakların geri gelmesine çalıştılar. Böylece örgüt ise yaşlı, kadın, genç, polis, asker demeden vatan evlatlarını kalleşçe katlederek, aynı amaca hizmet etti. Her ikisi de Türkiye’de huzuru, güvenliği, kardeşliği ve demokrasinin hakim olmasını istemediler. Her ikisi de bu milletin terör belasından yakasını kurtarmasını hiçbir zaman istemediler. Hakkarili kardeşlerimin de bunu gördüğüne inanıyorum. Sizlerden 31 Mart’ta iradenizi kendilerinin tapulu mülkü görenlere esaslı bir ders vermenizi bekliyorum. Buna hazır mıyız?” dedi
“Şehrimizin kaynaklarını terör örgütlerine ve teröristlere aktarmadan sizler için kullanacak isimler belirledik”
Hakkari’nin huzuruna, hepsi birbirinden kıymetli adaylarla çıktıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şehrimizin kaynaklarını terör örgütlerine ve teröristlere aktarmadan sizler için kullanacak isimler belirledik. Hakkari Belediye Başkan Adayımız İsmet Ölmez, fakir fukarayı gözetmesi, ihtiyaç sahiplerinin elinden tutması ile bilinen bir kardeşimizdir. İsmet kardeşimiz, şehrimizin kalkınması ve gelişmesi için kendi imkanlarını da kullanacağına dair bize söz verdi. Seçilmesi halinde elbette biz de İsmet kardeşimizin yanında yer alacağız. Şimdi buradan soruyorum, hazır mıyız? Hakkari, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençler kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Hakkari ile birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur ittifakının renkleri ile boyamaya var mıyız? Allah sizlerden razı olsun” diye konuştu.
“Hakkari’deki üç millet bahçesi projemizle ilgili çalışmalarımız sürüyor”
AK Parti döneminde ülkenin her köşesine, her bölgesine ve her bir şehrine hizmet götürmek için mücadele ettiklerini de söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Hakkari’ye 21 yılda yaklaşık 72 milyar lira yatırım yaptık. Yüksekova’dan buraya araçlarınızla rahatlıkla gidebiliyorsunuz. 20 yıl önce böyle bir imkan var mıydı? İnşallah tünellerle yollarımızı daha da güzel hale getireceğiz. Hakkari Üniversitesi’ni kurduk, gençlik ve sporda bin 476 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları yaptık. Birçok farklı branşta 20 spor tesisi inşa ettik. Hakkari’deki ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza yaklaşık 6 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta 220 yataklı Hakkari ve 150 yataklı Yüksekova devlet hastaneleri başta olmak üzere toplam 37 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık. Hakkari ve Yüksekova devlet hastanelerimizi ek yatak kapasiteleriyle birlikte büyüteceğiz. Toplu konuta Hakkari’de 4 bin 935 konut projesini hayata geçirdik. Deprem meselesinin ne kadar önemli ve acil bir konu olduğunu 6 Şubat’ta hep birlikte bir kez daha gördük. Hükümet ve belediyeler el ele vererek Hakkari’yi bir an önce depreme hazırlamak istiyoruz. Hakkari’deki üç millet bahçesi projemizle ilgili çalışmalarımız sürüyor. Ulaşımda 2002 yılına kadar Hakkari’ye sadece bir kilometre bölünmüş yol yapılmıştı, biz tam 97 kilometre bölünmüş yol yaptık. Yüksekova yolundaki Yeni Köprü Tüneli’ni de bu sene tamamlıyoruz.”
Erdoğan, konuşmasının ardından Hakkari Valiliğine geçti.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, akşam saatlerinde geldiği Yüksekova Havalimanından helikopterle Hakkari il merkezine geçti. Partisi tarafından düzenlenen mitinge katılan Erdoğan, Hakkari’yi özlediğini Hakkarili kardeşlerinin de kendisini özlediğini belirterek, “Van’dan sizlere selam getirdim. Gönüllerimizi bir kez daha buluşturan rabbime hamdolsun. Hakkari’ye gelmeden önce Van’ın misafiri olduk. Maşallah orada da bambaşka bir coşku vardı. Sizlere Vanlı kardeşlerimin o muhabbetini iletiyorum. Doğu batı, kuzey güney demeden ülkemizin dört bir köşesini, 81 vilayetimizin her köşesini dolaşıyoruz. Alevi, Sünni ayrımı yapmadan samimiyetle bağrımıza bastırıyoruz. Bir zamanlar milletimize mağduriyetler yaşatan, kendilerini devletin sahibi gören bir avuç seçkin azınlık dışında çoğumuz ötekileştirildik. Haksızlığa ve hukuksuzluğu maruz bırakıldık. Gezi olaylarında, 17-25 Aralık darbe girişimine, hendek teröründen, 15 Temmuz ihanetine kadar nice badireyi aşarak bugünlere geldik. Ellerinin altındaki tüm piyonları üzerimize saldılar. Eminim sizler de gayet iyi hatırlıyorsunuz. Attığımız her adım ya CHP tarafından engellendi ya da istismar zeminini kaybetmekten korkan bölücü örgüt tarafından sabote edildi. CHP ve ortakları sokaklarımızı karıştırarak ve kışkırtarak yasakların geri gelmesine çalıştılar. Böylece örgüt ise yaşlı, kadın, genç, polis, asker demeden vatan evlatlarını kalleşçe katlederek, aynı amaca hizmet etti. Her ikisi de Türkiye’de huzuru, güvenliği, kardeşliği ve demokrasinin hakim olmasını istemediler. Her ikisi de bu milletin terör belasından yakasını kurtarmasını hiçbir zaman istemediler. Hakkarili kardeşlerimin de bunu gördüğüne inanıyorum. Sizlerden 31 Mart’ta iradenizi kendilerinin tapulu mülkü görenlere esaslı bir ders vermenizi bekliyorum. Buna hazır mıyız?” dedi
“Şehrimizin kaynaklarını terör örgütlerine ve teröristlere aktarmadan sizler için kullanacak isimler belirledik”
Hakkari’nin huzuruna, hepsi birbirinden kıymetli adaylarla çıktıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şehrimizin kaynaklarını terör örgütlerine ve teröristlere aktarmadan sizler için kullanacak isimler belirledik. Hakkari Belediye Başkan Adayımız İsmet Ölmez, fakir fukarayı gözetmesi, ihtiyaç sahiplerinin elinden tutması ile bilinen bir kardeşimizdir. İsmet kardeşimiz, şehrimizin kalkınması ve gelişmesi için kendi imkanlarını da kullanacağına dair bize söz verdi. Seçilmesi halinde elbette biz de İsmet kardeşimizin yanında yer alacağız. Şimdi buradan soruyorum, hazır mıyız? Hakkari, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençler kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Hakkari ile birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur ittifakının renkleri ile boyamaya var mıyız? Allah sizlerden razı olsun” diye konuştu.
“Hakkari’deki üç millet bahçesi projemizle ilgili çalışmalarımız sürüyor”
AK Parti döneminde ülkenin her köşesine, her bölgesine ve her bir şehrine hizmet götürmek için mücadele ettiklerini de söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Hakkari’ye 21 yılda yaklaşık 72 milyar lira yatırım yaptık. Yüksekova’dan buraya araçlarınızla rahatlıkla gidebiliyorsunuz. 20 yıl önce böyle bir imkan var mıydı? İnşallah tünellerle yollarımızı daha da güzel hale getireceğiz. Hakkari Üniversitesi’ni kurduk, gençlik ve sporda bin 476 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları yaptık. Birçok farklı branşta 20 spor tesisi inşa ettik. Hakkari’deki ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza yaklaşık 6 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta 220 yataklı Hakkari ve 150 yataklı Yüksekova devlet hastaneleri başta olmak üzere toplam 37 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık. Hakkari ve Yüksekova devlet hastanelerimizi ek yatak kapasiteleriyle birlikte büyüteceğiz. Toplu konuta Hakkari’de 4 bin 935 konut projesini hayata geçirdik. Deprem meselesinin ne kadar önemli ve acil bir konu olduğunu 6 Şubat’ta hep birlikte bir kez daha gördük. Hükümet ve belediyeler el ele vererek Hakkari’yi bir an önce depreme hazırlamak istiyoruz. Hakkari’deki üç millet bahçesi projemizle ilgili çalışmalarımız sürüyor. Ulaşımda 2002 yılına kadar Hakkari’ye sadece bir kilometre bölünmüş yol yapılmıştı, biz tam 97 kilometre bölünmüş yol yaptık. Yüksekova yolundaki Yeni Köprü Tüneli’ni de bu sene tamamlıyoruz.”
Erdoğan, konuşmasının ardından Hakkari Valiliğine geçti. – VAN
]]>Terör örgütü PKK adına Suriye’de aktif faaliyet gösterdiği gerekçesiyle 14 Ocak’ta tutuklanan E.K. (25) hakkında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma tamamlandı.
E.K. hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 15 yıl, “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan da 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
İddianamede, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini belirten E.K’nin itiraflarına yer verildi.
E.K. 2015 yılında Adana’nın merkez Seyhan ilçesi Gülbahçesi Mahallesi’nde terör örgütü PKK’nın talimatıyla örgütün gençlik yapılanmasında yer aldığını, bu yapılanmada gruplar halinde “eylem birimleri” kurulduğunu ifade etti.
Yapılanmanın başında Hizni kod adlı Hüseyin’in bulunduğunu ve onun zorlaması ile eylem birimine katıldığını belirten E.K, “Hizni, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da yakalanmasının yıl dönümü olduğunu bildirerek bize 15 Şubat’ta eylem yapma emri verdi. Bu kapsamda molotofkokteyli yapmamız için benzin ve havai fişek almamız gerektiğini söyleyip bize para dağıttı. Hizni, mahalledeki eylemlerin organizasyonunu yapıyordu.” ifadesini kullandı.
Daha sonra PKK’ya katılmaya karar verdiğini belirten E.K. şöyle devam etti:
“Mahallede terzilik yapan Z.E. ‘Beni uzaktan takip edin’ diyerek beni bir eve götürdü. Yanımıza cep telefonu ve kimliğimi almamamı söyledi. Z.E. bana, ‘Bu evden hiçbir yere ayrılma, evin penceresinden dışarı dahi bakma ve beklemede kal’ dedi. Ben bu evin örgütün kentteki milis evi olduğunu anladım. Ben bu evde kaldığım 3 gün boyunca yüzü kapalı olan bir kadın gizlice evin ihtiyaçlarını bırakıyordu. Bu kadın bana ‘Gideceğin yer çok güzel, örgüt iyidir, örgüt için savaşacaksın’ diyordu. Üçüncü günün sonunda Z.E. yanında bir kadınla bu eve geldi. Bu kadın benim tüm kimlik bilgilerimi küçük bir kağıt parçasına yazarak bu kağıdı küçük bir hap şekline gelinceye kadar iyice katladı. Daha sonra bu kağıdı sigara poşetine sarıp çakmakla yakmak suretiyle mühürledi. Ayrıca içini boşalttığı bir ceviz tanesinin içine bu kağıdı yerleştirdi. Bana ‘Ceviz içindeki kağıdı sakın açma, bu cevizi Diyarbakır HDP il binasında bulunan Eylem kod adlı kişiye teslim edeceksin, uygulama noktasında polis ya da jandarma aramasına takılırsan kağıdı yut, sakın polisin eline geçmesine izin verme, Z.E. ve saklandığın evden bahsetme’ talimatını verdi. Daha sonra Diyarbakır için aldıkları otobüs biletini bana verdi. Bu kadın bana ‘Kesinlikle örgütten kaçma, örgüte ihanet etme, sakın geri gelme’ telkininde de bulundu.”
ABD askerlerinden eğitim almış
Diyarbakır’a gittiğinde HDP il binasında Eylem kod adlı kişiyle buluştuğunu ve yanında taşıdığı ceviz içindeki notu Eylem’e teslim ettiğini anlatan E.K. itiraflarını şöyle sürdürdü:
“Eylem kağıt parçasını okuduktan sonra not kağıdını yakarak yok etti. Kırsala götürülmem için bir araç ayarlayacağını söyledi. Bir süre sonra belinde silah olan bu kişi beni araçla Lice’ye götürdü. Beni burada başka bir örgüt mensubu karşıladı ve bana ‘Şervan Amed’ kod adını verdi. Burada 40 kişiden oluşan bir örgüt kampında eğitim almaya başladım. Kampta askeri, siyasi ve ideolojik eğitimler aldım. Daha sonra bir grupla Aynularab (Kobani) bölgesine geçtim. 2016 yılında Fransızlara ait çimento fabrikasının arkasında bulunan konteynerlerde ABD askerleri tarafından sağlık, sabotaj, silahlı saldırı ve ilk yardım eğitimleri aldım. Bir süre sonra gizlice edindiğim cep telefonu ile annemle irtibata geçtim. Annem benden örgütten kaçıp eve dönmemi istedi. Örgüt benim ailemle görüştüğümün farkında varınca beni cezalandırdı. 2017 yılında başka bir tabura görevlendirmem yapıldı.”
E.K. ifadesinde, terör örgütünün eylem birimlerine, “hava saldırılarına karşı ormanlık alanlarda dağınık olarak bulunun” talimatı verdiğini anlattı.
Suriye’de aldıkları eğitimlere değinen E.K, “TSK saldırılarına karşı tünel yapımı ve tünel savaşlarına yönelik eğitim aldık. Bize uçak keşiflerinden nasıl korunmamız gerektiği, tankların saldırılarından nasıl kaçılacağı yönünde eğitimler verildi. Ayrıca olası TSK saldırısına karşı kırsalda bulunan boş evlere, tarlalara, dağlık alanlara ve ovalara gece geç saatlerde yaşam malzemesi ve mühimmat sakladık, sığınaklar inşa ettik. Tünellerde yaklaşık 15 gün boyunca kaldık.” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’da “evlat nöbeti”ne katılan annesini vazgeçirmek için video çekmişler
Daha sonra örgütten ayrılmak için tekrar babası ile irtibata geçtiğini ve ondan annesinin Diyarbakır annelerinin oturma eylemine katıldığını öğrendiğini belirten E.K, şunları kaydetti:
“Örgüt benim kaçma şüphemi fark edince tekrar bana ideolojik eğitim ve yoğunlaşma eğitimi verdiler. Örgüt üyeleri benim telefonla ailemle görüşmemi kesin olarak yasakladı. Ayrıca bana ‘Annen Diyarbakır annelerinin oturma eylemine katılmış, ideolojik anlamda kendini geliştirmen için daha çok örgüt mücadelesini anlatan kitaplar okumak zorundasın, annen HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eyleminden vazgeçecek ve Cumartesi Anneleri’nin eylemine katılacak. Sen de bu amaçla video çekeceksin’ diyerek baskı yaptılar. Daha sonra beni zorla tuttukları odadan çıkardılar. Örgüt üyeleri beni bir ağacın altına götürerek, bana ‘Türk Devleti’nin Afrin’de kimyasal silah kullanarak halkı katlettiğini, Suriye’deki camileri TSK’nın uçakla vurarak yıktığını’ kamera karşısında zorla söylettiler. Bilgisayarla üzerinde oynama yaptıkları yıkılmış cami fotoğraflarını video çekerken zorla göstermemi istediler. Ayrıca video sırasında annemin HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eyleminden vazgeçmesini söylemek zorunda bırakıldım. Bu video yaklaşık 20 dakika sürdü. Bu video özellikle HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eyleminde bulunan insanları caydırma amacıyla çekildi. Çünkü örgüt bu şekilde karar almıştı.”
Terör örgütü üyelerinin, 1 Ekim 2023’te İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü giriş kapısı önünde 2 teröristin bombalı saldırı eyleminin videolarını kendilerine izlettiğini belirten E.K, “Bu eylemin başarılı olduğu ve her örgüt mensubunun bu eylemcileri örnek alması gerektiği telkininde bulundular. Bu eylem doğrultusunda her örgüt mensubunun kendisine çekidüzen vermesi talimatını verdiler. Daha sonra ben gece nöbet tuttuğum sırada örgütten kaçmayı başardım. Ailemle tekrar irtibata geçerek sınırda güvenlik güçlerine teslim oldum. PKK terör örgütünden kaçmak isteyen çok kişi olduğunu biliyorum.” itirafında bulundu.
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Adliye Meydanı’ndaki Şırnak mitingine katıldı. Erdoğan’ın konuşmasının satır başları şöyle:
“Yaptığımız hizmetlerin en yakın şahitlerinden biri de Şırnak’tır. Gerçi, Şırnak ile aramıza girmek için her yolu deneyenler de oldu. Sadece Şırnak ile değil bu bölgenin tamamıyla bizim ve ülkemizin bağını koparmaya çalıştılar. Halbuki kalpsiz bir vücut olur mu? Şırnak’sız, Mardin’siz, Diyarbakır’sız bir Türkiye de olmaz. Geçmişte yaşanan kimi olumsuzluklar bu gerçeği asla değiştiremez.
Bölücü terör örgütü tek parti faşizmi ile bu topraklarda kurulmaya çalışılan zulüm düzeninin sürmesi için ülkemizin başına bela edilen bir araçtır. Devletin hataları elbette olmuştur. Ama bölücü örgüt aleni bir ihanetin hepimizi birden hedef alan karanlık bir senaryonun maşalığını yapmıştır. Son 21 yılda gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma devrimi ile içerideki ve dışarıdaki tüm unsurlarıyla biz işte bu sinsi oyunu bozduk. Şimdi de güney sınırlarımız boyunca oluşturmaya başladığımız güvenlik koridoru ile etrafımızdaki ateşin ülkemize sıçramasının önüne tamamen geçiyoruz. Türkiye’yi bu ateşin içine çekmek için kullanılan terör örgütleriyle sınırlarımız arasına set çekerek hem emperyalistlere hem maşalarına mesafe koyuyoruz.
Siz bakmayın felaket tellallığı yapanlara. Türkiye’nin önünü de ufku da bahtı da açıktır. Hiç kimse merak etmesin. Türkiye Yüzyılı güneşinin doğuşuna kimse mani olamayacaktır. Artık sadece daha kararlı değil, aynı zamanda daha güçlüyüz. Yıllarca vaktimizi ve enerjimizi heba eden yüklerden kurtuldukça ülkemizi geliştirme, milletimizi zenginleştirme yolunda daha hızlı ilerliyoruz. Ülkemizi demokrasisiyle, alt yapısıyla, ekonomisiyle, sosyal destekleriyle dünyanın ilk 10 ülkesi arasına dahil etmeye az kaldı. Şu anda satın alma paritesine göre milli gelirde dünyada 11’inci sıradayız. Biraz daha gayretle, çalışmayla, üretmeyle inşallah bu işi başaracağız. Herkesi iş sahibi yaparak, milli gelirimizi artırarak, kişi başına gelirimizi çoğaltarak, garip gurabaya kol kanat gererek hedeflerimize mutlaka ulaşacağız. Mahalli idareler seçimlerinden sizlerden desteği bu mücadeleyi tüm şehirlerimizle birlikte vermek için istiyoruz. Bilhassa Şırnak’ın desteği bizim için ayrı bir öneme sahiptir.
“BURALAR UÇACAK, UÇACAK”
Gabar’da günlük petrol üretiminde, nereye vardık biliyor musunuz, 37 bin varili geçmiş durumdayız. Hedef 100 bin varil. Buralar uçacak uçacak, uçacak. Bu ay sonuna kadar günlük 40 bin varili geçmek, yıl sonunda da 100 bin varil üretime ulaşmayı hedefliyoruz. Kato Dağı ve Faraşin Yaylası da yeni petrol arama alanlarımız arasına girdi. Boş durmuyoruz, çalışıyoruz çalışıyoruz. Hayata geçirdiğimiz yatırımlarla Şırnak’ı madenleriyle, jeotermaliyle, güneşiyle, rüzgarıyla ülkemizin önde gelen enerji üslerinden biri yapmakta kararlıyız. Daha düne kadar terör yüzünden kimsenin giremediği yerlerde bugün insanlarımız huzur içinde yaşıyor, geziyor, dolaşıyor. Hatta Gabar’daki Süryani vatandaşlarımızdan Beytüşşebap’taki Keldani vatandaşlarımızdan köylerine geri dönenler oldu. Vatandaşlarımızın rahatı için yaylalara, mesire alanlarına içinde her türlü ihtiyacı karşılayacak tesislerin yer aldığı dinlenme alanları inşa ediyor, yollarını yapıyoruz. Bir dönem adı korkuyla anılan Cehennem Deresi’nde cam ve ahşap seyir terasları, yürüyüş parkurları kuruluyor. Nereden nereye. Şırnak giderek daha yoğun bir şekilde ülkemizin önemli turizm destinasyonları arasına giriyor.”
]]>İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuzlar sanık Ogün Samast ve Ersin Yolcu, Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in de aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar da tutuklu bulundukları cezaevlerinden duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katıldı.
Dink ailesinin avukatı ve sanık avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada ayrılan dava kapsamındaki ilk savunmasını yapan sanık Samast, iddianameye konu eylemleri daha önceki yargılandığı davada anlattığını, olayın üzerinden yaklaşık 19 sene geçmesi nedeniyle cinayete ilişkin sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal arasında geçen konuşmaları hatırlamadığını iddia etti.
“Arkamız sağlam’ konuşmalarını duydum”
Erhan Tuncel’in evine 2-3 kez gittiğini, burada Tuncel ve Yasin Hayal arasında “arkamız sağlam” konuşmalarını duyduğunu aktaran Samast, şu savunmayı yaptı:
“Ben bu olayı Erhan’ın bildiğini bilmiyordum. Biz Erhan’ın evine sohbet için gidiyorduk. Bir taraftan Yasin de beni tehdit ediyordu. ‘İşten vazgeçersen sen de bedel ödersin.’ diyordu. Bu olayı yapmamın en büyük sebebi Yasin’in beni tehdit etmesi. Yasin sıradan vatandaş değil. Bir sürü eylemi var. Hiç istemediğim olaya Yasin yüzünden dahil oldum.”
Mahkeme heyeti başkanının, “Yasin Hayal seni askerden, jandarmadan, polisten herhangi biriyle tanıştırdı mı, herhangi bir kuruma gittiniz mi?” sorusunu yanıtlayan Samast, “Hayır tanıştırmadı ve gitmedik.” dedi.
“Karman çorman bir dava oldu bu”
Erhan Tuncel’in evinde geçen konuşmaları net hatırlamadığını da öne süren Samast, “Olaydan sonra panik havası oldu. Ben de, ‘Trabzon’a gideyim ne olacaksa olsun.’ dedim. Karman çorman bir dava oldu bu. Biz örgütten de ceza aldık.” diye konuştu.
Sanık Samast, Ramazan Akyürek’in avukatının “Ramazan Akyürek’le daha önce tanıştınız mı ve Hrant Dink’i öldürmeniz için doğrudan talimat aldınız mı?” sorusuna karşılık da, tanışmadıkları ve talimat almadığı yanıtını verdi.
Duruşmada söz verilen diğer sanıklar ise bir diyeceklerinin olmadığını beyan etti.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosyanın, mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine ve sanık Samast hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağı yönündeki adli kontrol tedbirinin devamına karar verdi.
Tanık Ali Fuat Akdağ hakkında zorla getirme emri düzenlenmesini kararlaştıran heyet, sanıklar Tuncel ve Hayal’in avukatlarının olay yerinde keşif yapma talebini ise reddetti.
Duruşma 29 Mayıs’a ertelendi.
Davanın geçmişi
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Dink cinayetine ilişkin kararını 26 Mart 2021’de açıklamıştı.
Bazı sanıklara değişen oranlarda hapis cezası veren heyet, aralarında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de bulunduğu 13 sanığın dosyasını ayırmış, ölen sanık Şeref Ateş hakkındaki davanın ise düşmesine karar vermişti.
Heyet, kararda bazı sanıklar hakkında başkaca suçlardan işlem yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına hükmetmişti.
Mahkemenin suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15 sayfalık yeni bir iddianame hazırlanmıştı.
İddianamede, Hrant Dink’in, azmettiriciler Yasin Hayal ve grubunca tasarlanıp tetikçi Ogün Samast tarafından öldürüleceğinden sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Faruk Sarı, Yahya Öztürk ve Adem Sağlam’ın önceden haberdar oldukları, görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülükleri bulundukları, cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayıp Dink’e şahsi, fiziki ve mekansal koruma sağlamayıp FETÖ’nün yıkıcı emelleri doğrultusunda hareket ettikleri belirtiliyor.
Sanıkların cinayetin önlenmesi ve müdahale edilmesi noktasında yetki ve sorumlulukları bulunmasına rağmen olay tarihine kadar görevlerini yerine getirmekte kasıtlı olarak ihmalli davrandıkları ve cinayetin işlenmesini sağladıkları anlatılıyor.
İddianamede, dönemin Trabzon Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürü sanık Yahya Öztürk ve komiser yardımcısı sanık Adem Sağlam’ın “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 22 yıl 6’şar aydan 35’er yıla kadar hapisleri talep ediliyor.
Sanıklar Ramazan Akyürek, Faruk Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisleri öngörülen iddianamede, sanıklar Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar hapisleri isteniyor.
Samast hakkındaki yeni dava 11 sanıklı dosyayla birleşti
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca cinayetin tetikçisi Ogün Samast hakkında hazırlanan iddianamede de Arat, Delal, Hasrof ve Rahil Dink ile Sera Dink Nazarıan “müşteki” olarak yer alırken, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin suç duyurusunda bulunduğu kaydediliyor.
Yasin Hayal’in “suç örgütü yöneticisi olmak”, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın ise “suç örgütü üyesi olmak” suçundan ceza aldıkları ifade edilen iddianamede, Samast hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin somut delil elde edilemediği anlatılıyor.
İddianamede, Samast hakkında ele geçirilen bir kısım delillerin örgütün yönetici ve üyeleriyle belli bir irtibatının olduğunu, bu irtibatla şüpheliler Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’le Samast’ın Dink cinayetini işlerken ve sonrasında örgütün çıkar ve amaçları doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyduğu aktarılıyor.
Ogün Samast’ın “suça sürüklenen çocuk” olarak yer aldığı iddianamede, Samast’ın FETÖ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor. Samast’ın, olay tarihinde yaşı 18’den küçük olduğu için bu suç üçte bir oranında düşürülürken, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yapılan yarı oranındaki artırımla yine aynı cezaya çarptırılması öngörülüyor.
Samast hakkındaki bu dava, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçlarına ilişkin 11 sanığın yargılandığı dava dosyasıyla birleştirilmişti.
Samast 15 Kasım’da tahliye edilmişti
Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 25 Temmuz 2011’de Hrant Dink’e yönelik eyleminden dolayı “tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştı. Olay tarihinde Samast’ın 16 yaşını bitirmiş, 17 yaşını tamamlamamış olduğunu belirten mahkeme, Samast’ın cezasını üçte bir oranında indirim uygulayarak 21 yıl 6 aya düşürmüştü.
Samast’ı “ruhsatsız silah taşımak” suçundan da 2 yıl hapis ve 900 lira adli para cezasına mahkum eden mahkeme, olay tarihindeki yaşını göz önüne alarak bu cezayı da 1 yıl 4 ay hapis ve 600 lira adli para cezasına çevirmişti.
Öte yandan Samast, cezaevindeyken hakkında Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından cezaevindeki gardiyanlara saldırdığı gerekçesiyle açılan dava kapsamında 5 yıl 1 ay 13 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
Samast, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan koşullu salıverilme kapsamında 15 Kasım’da tahliye edilmişti.
]]>TBMM’de kabul edilen Kanun Teklifi içinde, deprem bölgelerinin yeniden ihyası ve inşası için çok önemli bir maddenin de olduğunu ifade eden Milletvekili Ölmeztoprak, “Deprem bölgelerinde sanayi alanı olabilecek yerler, fay hattına mesafesi, zeminin elverişliliği ve yerleşim merkezine yakınlığı gibi kriterler gözetilerek, alanın durumuna göre ilgili kurumların görüşü alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca tespit edilmekte, malikleri tarafından depremler nedeniyle yıkılan veya kullanılamayacak kadar hasarlı durumda olan sanayi işyerlerinin borçlandırılmak suretiyle, yerinde yeniden inşası veya güçlendirilmesi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yapılmakta, yatırım programında olan veya sonradan programa dahil edilen sanayi sitelerinin altyapı ve üstyapı inşasının tamamına kadar, mimarlık-mühendislik hizmetleri dahil proje tamamlanana kadar Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca krediyle desteklenmektedir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından sanayi altyapısının güçlendirilmesine yönelik olarak verilen destek ve uygulamaların süresi bir yıl daha uzatılacak” dedi.
Kanun maddeleri arasında silahlı örgütlerle mücadele içinde de çok önemli maddeler olduğunu belirten Milletvekili Ölmeztoprak, “Gazi Meclisimizde kabul edilen Sekizinci Yargı paketi ile birlikte, silahlı örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürmünden ayrı ayrı cezalandırılacak. Silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Devlet güvenliğine ve anayasal düzene karşı işlenen suçlar bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Ayrıca, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltiliyor” ifadelerini kullandı.
“Kişisel veriler etkin bir şekilde korunacak”
Kişisel veriler etkin bir şekilde korunacağını vurgulayan Ölmeztoprak, “Sekizinci Yargı paketi ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları, güncel ihtiyaçlar ve Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü nazara alınarak yeniden düzenleniyor. Söz konusu değişiklikle birlikte ilgili kişinin açık rızasının olması ve kanunlarda açıkça öngörülmesi gibi hallerde kişisel veriler işlenebilecektir” dedi.
Kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasına ilişkin madde ile ilgili düşüncelerini ifade eden Ölmeztoprak, “Mevcut düzenlemede bulunan hükümler, ticari faaliyetlerini sürdüren şirketlerin yurt dışında bulunan bulut tabanlı yazılım ve uygulamaların hukuka uygun olarak kullanılabilmesini hemen hemen imkansız hale getirmiştir. Bu nedenlerden dolayı Türkiye’de yapılacak yatırımları da engelleyici bir hal almaktadır. Sekizinci yargı paketindeki düzenlemelerle engeller kalkacaktır. Kişisel veriler, kişisel verilerin işlenme şartları ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarından birinin varlığı ve aktarımın yapılacağı ülke, uluslararası kuruluş veya ülke içerisindeki sektörler hakkında yeterlilik kararı bulunması halinde veri sorumluları ve veri işleyenler tarafından yurt dışına aktarılabilecektir” diye konuştu. – MALATYA
]]>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, yürütülen soruşturmaların ve göz altıların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220. Maddesi kapsamındaki suçlara dahil olduğunu belirtilerek bu suçlar şöyle kaydedildi:
“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında; 5237 Sayılı TCK’nın 220. maddesinde tanımlanan Kanunun Suç Saydığı Fiilleri İşlemek ve Haksız Ekonomik Çıkar Sağlamak Amacıyla Suç Örgütü Kurmak, Yönetmek, Örgüte Üye Olmak, Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek, Örgüt İçerisindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek, Örgüt Faaliyeti Kapsamında; 6136 SKM, Suç Üstlenme, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti, Kullanmak için Uyuturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek veya Bulundurmak ya da Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanmak, Yağma, Kasten Yaralama, Tehdit, Hakaret, Mala Zarar Verme ve Nitelikli Dolandırıcılık suçları.”
Yapılan operasyonlarda, çeşitli özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, esrar, silah ve mühimmatlara el koyulduğu belirtilerek, “El koyma işlemleri sonucu 13 adet tabanca, 17 adet şarjör, 613 adet fişek, 8 adet av tüfeği, 3 adet tüfek şarjörü, 3 adet kartuş ile 236 adet galara isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 34 adet neogaba isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 26 adet alyse simli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 150 adet gerica marka hap, 181 adet lyrıca isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 5,30 gram esrar maddesi, 0,29 gram metamfetamin isimli uyuşturucu maddeleri ile ayrıca 1 adet çelik yelek, 5 adet tabanca, 2 adet şarjör, 324 adet fişek, 10 adet kuru sıkı fişek, 4 adet av tüfeği, 1 adet tüfek şarjörü, 105 adet kartuş, 52 adet sentetik ecza, 20 gram esrar, 3 kök hint keneviri, 10 adet bıçak, 4 adet muşta, 2 adet boş kovan ve 2 adet mermi çekirdeği ele geçirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
Soruşturma kapsamında 26 şüpheli hakkında işlem yapıldığı belirtilen açıklamada, “Soruşturma kapsamında toplam 26 şüpheli hakkında işlem yapılmış olup, 11 şüpheli silah ticareti, yağma ve uyuşturucu madde ticareti suçlarından tutuklanmaları talebiyle Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine sevk edilmiş, 3 şüphelinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmaları talep edilmiş, 2 şüphelinin başka suçtan halen cezaevinde tutuklu oldukları, soruşturma dosyası kapsamında diğer şüphelilerin ise mevcut delil durumu itibariyle serbest bırakılmalarına karar verilmiştir. Şüpheliler hakkında soruşturma işlemleri titizlikle devam etmektedir” ifadelerine yer verildi. – ANKARA
]]>Çeşitli programlara katılmak için Kastamonu’ya gelen Tunç, ilk olarak Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret etti.
Valilikte açıklamada bulunan Tunç, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri insanlık suçu işlediğini söyledi.
Filistinlilere yönelik soykırım yapıldığını dile getiren Tunç, şunları kaydetti:
“Bu konuda Uluslararası Adalet Divanında İsrail’in Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçisiyle açılan bir dava da söz konusu. Bu davada mahkeme tedbir kararı verdi. Maalesef İsrail bugüne kadar, bir asırdır zaten uluslararası hukuka uymuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun ve diğer uluslararası sözleşmeler ve uluslararası kuruluşların kararlarının hiçbirine bugüne kadar uymayan bir devlet.”
İsrail’in saldırılarında 30 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini belirten Tunç, şöyle devam etti:
“Bunun yüzde 70’i kadın ve çocuklardan, masumlardan oluşuyor. Filistin’de, Gazze’de hastaneler bombalandı, okullar bombalandı, mülteci kampları bombalandı. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, artık bir an önce soykırım, savaş suçu nedeniyle soruşturmayı tamamlayıp oradaki katliamı gerçekleştiren yöneticilerle gerçek kişilerle ilgili dava açmalı. Çok geç kalındı. Uluslararası Adalet Divanında geçtiğimiz günlerde alınan tedbir kararı maalesef uygulanmıyor. İsrail mahkeme kararını tanımıyor. Dünkü katliam da bunu gösteriyor. O nedenle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin acilen toplanması ve bu konuda gereken kararı alması gerekir.”
Türkiye’nin akan kanın durdurulması için bölgede yaptığı girişimlerin devam ettiğini kaydeden Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail bugüne kadar bir devlet olarak hareket etmedi. Adeta bir örgüt gibi hatta bir terör örgütü gibi hareket ediyor. Çocukları, kadınları açlıktan korumak için orada yardım bekleyen Filistinlilerin üzerine bomba yağdıran bir devlet olamaz. Bu ancak terör örgütü işidir. Dolayısıyla insanlık vicdanında İsrail mahkumdur. Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararının bir an önce uygulanması ve hayata geçirilmesi, orada bir an önce ateşkesin sağlanması gerekir.”
Bölgede sürekli bir çözümün sağlanması gerektiğini vurgulayan Tunç, “Artık bağımsız Filistin devletinin 1967 sınırları çerçevesinde kurulması vakti çoktan gelmiştir. Biz orada bağımsız bir Filistin devletinin kurulması, Filistinlilerin hakkının uluslararası arenada korunması çağrısını hep yinelemeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
Tunç, 8. Yargı Paketi hakkında bilgi verdi
TBMM Genel Kurulunda görüşmeleri süren 8. Yargı Paketi olarak bilinen teklife ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tunç, 43 maddeden oluşan paketin yargı hizmetlerinde etkinliğin artırılmasını amaçladığını ifade etti.
Pakette suç ve terörle etkin mücadele noktasında önemli gördükleri maddeler olduğunu aktaran Tunç, şu bilgileri verdi:
“Yine kişisel verilerin korunması ile ilgili, vatandaşlarımızın özellikle küresel şirketler üzerinden alışveriş noktasında, internet alışverişi, tüm bunlarda tabii ki kişisel verilerin hassasiyetle korunmasını gerektiriyor. Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin yurt dışına aktarılması noktasındaki özellikle sorumlulukları belirleyen, o şirketlere veri sorumluluğu ve cezai müeyyidelerini belirleyen önemli düzenlemeler var. Türk Ceza Kanunu’nun hem adi örgütler bakımından hem suç örgütleri bakımından hem de terör örgütleri bakımından 220 ve 314’üncü maddeleri var. O maddelerde ‘Örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyen kişi, örgüt üyesi gibi cezalandırılır’ hükmü vardı. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Bu iptal sonrasında yasal düzenlemeyi gerçekleştirmek gerekiyordu. Çünkü burada terörle mücadelede bir rehavetin olmaması lazım. O anlamda TBMM’de milletvekillerimiz de duyarlı davrandılar ve o maddenin bir an önce düzenlenmesiyle ilgili teklifi Genel Kurulun gündemine getirdiler. Orada terör örgütüne üye olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz. Terörle mücadelede kararlıyız. Terörün her türlüsüyle mücadele noktasında, suç örgütlerinin temizlenmesi noktasındaki kararlığımızı da yasal düzenleme bakımında da uygulama bakımından da sürdürmekte kararlıyız.”
Pakette Anayasa Mahkemesine gitmeden Adalet Bakanlığındaki tazminat komisyonuna başvuruları düzenleyen bir madde olduğunu dile getiren Tunç, “Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme. Seçimden sonra da 9. Yargı Paketi’ni gündeme getireceğiz. Orada da yargının hızlandırılmasına yönelik, Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya ve suçla mücadeleye yönelik önemli tekliflerimiz, düzenlememiz olacak ve milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız.” ifadelerini kullandı.
(Sürecek)
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir dizi programa katılmak için Kastamonu’yu ziyaret etti. Bakan Tunç’un ilk durağı Kastamonu Valiliği oldu. Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret eden Bakan Tunç, yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Tunç, Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye devam eden 8’inci Yargı Paketi, ve seçim güvenliği ile ilgili açıklamalarda bulundu.
“Terör örgütü üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz”
Terörle mücadele ve suç örgütlerinin temizlenmesi noktasındaki kararlılıklarını yasal düzenleme ve uygulama bakımından sürdürmeye kararlı olduklarını ifade eden Bakan Tunç, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşmeleri devam eden 8’inci Yargı Paketinin 16 maddesi gece yarısı, milletvekillerimizin yoğun çabası ile kabul edildi. 43 maddeden oluşuyor, devam eden maddeleri var. Buradaki amaç yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması, vatandaşlarımızın adalet hizmetlerinden memnuniyetinin en üst seviyeye çıkartmak, yargının hızlandırılmasına yönelik usuli düzenlemeleri hayata geçirmek. Yine Anayasa Mahkemesinin süreç içerisinde iptal ettiği usule ilişkin maddeler vardı, onların düzenlenmesine yönelik maddeler var. Suçla etkin mücadele, terörle etkin mücadele bakımından önemli gördüğümüz hususlar var. Kişisel verilerin korunması hassasiyetle korunması gerekiyor. Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin yurtdışına aktarılması hususunda sorumlulukları belirleyen, o şirketlere veri sorumlusu ve onların cezai mahiyelerini belirleyen önemli düzenlemeler var. Türk Ceza Kanunu’nun hem suç örgütleri bakımından hem de terör örgütleri bakımından 220 ve 314. maddeleri var. O maddelerde örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyen kişi örgüt üyesi gibi cezalandırılır maddesi vardı. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Bunu ağır bir yaptırım olarak gördü, orantılı bir ceza değil şeklinde bir gerekçe ile iptal söz konusu oldu. Bu iptal neticesinde yasal düzenlemeyi gerçekleştirmek gerekiyor. Terörle mücadelede bir zafiyetin olmaması gerekiyor. Şu anda milletvekillerimiz duyarlı davrandılar ve bir an önce o maddenin düzenlemesi ile ilgili teklifi genel kurulun önüne getirdiler. Genel kurulda görüşülüyor. Orada terör örgütü üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz” dedi.
“Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme”
Hak ihlalleri ile ilgili önemli bir maddenin de görüşüldüğünü kaydeden Tunç, “Uzun yargılamalardan dolayı hak ihlali nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurular vardı. Biz şimdi bir düzenleme yaparak bütün yargılamalardan dolayı ve koruma tedbirleri, ceza mahkemeleri çerçevesinde haksız tutuklama, haksız yakalama, beraat ettikten sonra gözaltına alınmaları talepleri nedeniyle Anayasa Mahkemesine tazminat talepleri vardı. Anayasa Mahkemesine gitmeden Adalet Bakanlığındaki Tazminat Komisyonuna başvurularını düzenleyen bir madde var. Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme” diye konuştu.
“Seçimden sonra da 9. Yargı Paketini gündeme getireceğiz”
9. Yargı Paketi’nin yerel seçimlerden sonra gündeme getirileceğini kaydeden Bakan Tunç, “Yargılamaların uzun sürmemesi noktasındaki çalışmalarımız da devam ediyor. Yargının hızlandırılması hem bu teklifte var hem de 9. Yargı Paketi hazırlıklarını neredeyse tamamladık. Seçimden sonra da 9. Yargı Paketini gündeme getireceğiz. Orada da yargının hızlandırılmasına yönelik, Ceza Mahkemesi Kanunundan cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya ve suçla mücadeleye yönelik önemli tekliflerimiz, düzenlememiz olacak ve milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız” şeklinde konuştu.
“Adli para cezalarında da bir artırım söz konusu”
“Suçla etkin mücadele bakımından, para cezasına çevrilen suçlar bakımından, para cezasından hapis cezasına dönüşen suçlarla ilgili caydırıcılığı arttıracak yeni güncelleme yapmamız gerekiyor” ifadelerine yer veren Bakan Tunç, “Adli para cezalarında da bir artırım söz konusu. Usule ilişkin birçok düzenleme var. Kanun yolları, istinaf, itiraz, temyiz yollarında süreler çok karışık. 7-8 günlük, 15 günlük süreler var. Bunda da vatandaşlarımız, avukatlarımız için bir hak kaybına neden olabiliyor. Dolayısıyla burada düzenleme yapıyoruz. Tüm itirazlar, istinaf, temyize başvuruda süre tebliğden itibaren 2 hafta şeklinde düzenleme yapıyoruz. Bazı davalarda tefhim yüze karşı okumayla başlıyordu, onu da kaldırıyoruz. Artık bütün kanun yollarında süreler tebliğden 2 haftadır” ifadelerini kullandı.
“İnşallah bu gece yargı paketimiz sonuçlanır”
Basit yaralamalara yönelik yapılacak düzenlemeyle ilgili de konuşan Bakan Tunç, “Basit yargılama usulüne ilişkin Anayasa Mahkemesinin iptalleri söz konusuydu. Orada da itiraz yollarında, özellikle hak arama yolunu genişleten, hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına ilişkin itirazların İstinaf Mahkemesine yapılması ile ilgili ve diğer usul konularında da önemli düzenlemeler var. Suç örgütleri ve terör örgütleri, teröre finansman sağlayan önemli bir düzenleme var. O da TMSF’nin kayyum tayin edilmesi. Terör örgütleri açısından bu mümkün, ancak süresini uzatıyoruz. Suç örgütleri bakımından da TMSF’nin, terör örgütlerine, suç örgütlerine, çetelere, finansman sağlayan şirketler bakımından ya da mal varlığı bakımından kayyum tayin edilmesi ile ilgili önemli bir düzenlememiz var. Milletvekillerimiz seçim öncesi yorucu bir çalışma ile yargı paketi ile karşı karşıya kaldılar. Onlara da kolaylık diliyorum. İnşallah bu gece yargı paketimiz sonuçlanır, TBMM’deki çalışmalar neticesinde Cumhurbaşkanımızın onayı ve Resmi Gazete’de yayımlanması ile yürürlüğe girecektir” şeklinde konuştu.
“Dünyada bu kadar şeffaf seçim yapan belki ikinci bir ülke yoktur”
Seçim güvenliği ile ilgili alınan tedbirlerle ilgili de konuşan Bakan Tunç, “Türkiye’de seçim güvenliğine ilişkin hiçbir endişe yoktur. Türkiye’de seçimler dünyaya örnek şekilde gerçekleşir. Sandıklar, ilçe seçim kurulları, il seçim kurulları ve YSK vardır. Hem partilerin hem de yargının gözetim ve denetimindedir. Tarafsız ve bağımsız yargı gözetiminde gerçekleşiyor. Kimin nerede oy kullanacağı internette yayınlanır, herkes komşularının sandığında oy kullanacağını görür. Seçim tutanakları YSK’nın resmi sitelerinde yayınlanır. Dünyada bu kadar şeffaf seçim yapan belki ikinci bir ülke yoktur. O nedenle Türkiye’nin seçimleri örnek seçimdir. Dolayısıyla seçim güvenliği bakımından gerek güvenlik güçlerimizin aldığı tedbirler, yargımızın, YSK’nın aldığı tedbirler vardır. Aylar öncesinde bu tedbirler alınmıştır. Hiçbir sorun olmadan bu sürecin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Adaylıklarla ilgili itirazlar söz konusu. Bu itirazlarla ilgili ilçe seçim kurullarının vermiş olduğu kararlar il seçim kurulları tarafından denetlenir. Orada da bir hata varsa YSK’ya gider, onun da vereceği karar kesin olur. Hak ihlali olmadan süreç devam eder” dedi. – KASTAMONU
]]>Sevda SARIKAYA-İSTANBUL, (DHA)-BAYRAMPAŞA Cezaevi’nde 21 yıl önce ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nda 12 kişinin ölümü ve 29 kişinin de yaralanmasına ilişkin dönemin jandarma personellerinin de aralarında bulunduğu 194 sanığın yargılandığı davada dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan tanık olarak ifade verdi.
Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan ara celsede tanık olarak dinlenen dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, katılanların avukatının dosyaya sunduğu 37 sorunun bir kısmını yanıtladı.
21 yıl önce Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 kişinin ölümü ve 29 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ ile ilgili aralarında dönemin jandarma personellerinin de yer aldığı 194 kişinin yargılandığı davada, dönemin İşişleri Bakanı Sadettin Tantan tanık olarak ifade verdi. Operasyon öncesi, Marmara bölgesindeki cezaevlerinin gezilerek tutukluların olası bir operasyona karşı çıkıp çıkmayacağına ilişkin keşif yapıldığına yönelik iddialara ilişkin Tantan, “O zamanlarda pankart asmak, duvarlara yazı yazmak gibi basit suçlarla yatan gençlerin tahliye şartı gerçekleşmiş olmasına rağmen, örgüt mensuplarınca cezaevlerinde tutuluyorlardı. Buna ilişkin aileler tarafından ve mahkemeler tarafından çokça şikayet vardı. Amaçları örgütün kontrolünü sağlayabilmek ve örgüt mensubu kişiler yetiştirebilmekti. Bunlar arşiv kayıtlarında da vardır. O zaman tam anlamıyla cezaevlerinin kontrolü devletten çıkmış, örgüt liderlerinin kontrolüne girmişti. Örgüt liderleri cezaevlerindeki örgüt mensuplarına da bu şekilde devam etmeleri yönünde talimatlar veriyordu. Aynı zamanda cezaevlerinin mimarisi örgüt mensuplarınca değiştirilmişti. Biz de o zamanlar bu duruma bizzat şahit olmuştuk. Operasyonun gerçekleşmesinin gerçek nedeni budur” dedi.
“ASIL AMAÇ KİMSENİN CANINA ZARAR GELMEDEN OPERASYONU TAMAMLAMAKTI”
Tantan, dava dosyasında bulunan “gizli” ibareli, başlığında “Cezaevleri Müdahale Harekat Emri No:1” yazan belgenin altındaki imzanın kendisine ait olduğunu ifade ederek, “Hükümet kararı icra edilmiştir. Benim tek başıma böyle bir emir düzenlemem mümkün değildir. Zaten emrin altında başka imzalar da vardır. O zaman yetkim gereği bu emre imza atmam gerekiyordu. Buradaki asıl amaç kimsenin canına zarar gelmeden operasyonu tamamlamaktı. Kesin emir bu şekildeydi” ifadelerini kullandı.
“HEP BİRLİKTE ÖN ÇALIŞMA YAPARAK BU OPERASYONUN İÇİNDE YER ALDIK”
Dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’un ifadesindeki, “Hayata Dönüş Operasyonu’nun yetkisi ve operasyonun planlamasını İçişleri Bakanlığı yaptı. Operasyonu da İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı yaptı, operasyonel güç de bunlardaydı” sözlerinin hatırlatılması üzerine Tantan, “Milli Güvenlik Kurulu ve hükümetin aldığı kararlar doğrultusunda Adalet Bakanlığının cezaevlerinde bu operasyonu gerçekleştirmesi gerekiyordu ve bu operasyon için ilgili kurumların yardımı gerekiyordu. Bu yüzden İçişleri Bakanlığı olarak yetkili olan bizler ve yetkili cezaevi savcılığı ve jandarma komutanlıkları hep birlikte ön çalışma yaparak bu operasyonun içinde yer aldık. Operasyonu gerçekleştirirken bütün ceza infaz kurumlarının mimari planını da göz önünde bulundurarak hiçbir cana zarar gelmemesi adına hassasiyetle hareket ettik” şeklinde ifade verdi.
“CEZAEVİ SAVCISI VE JANDARMA KOMUTANLIĞI HER TÜRLÜ KARARI ALMAKTA YETKİLİYDİ”
“Kapalı alanda kullanılamayacak silahların hangi amaç ve nedenle hapishanenin içinde kullanıldığı” yönündeki soruya ise Tantan, “Bu operasyonu yürüten kolluk personelinin, çalışanların ve içeride bulunan tüm mahkûmların can güvenliğinin sağlanması için ne yapılması gerekiyorsa cezaevi savcısı ve jandarma komutanlığı her türlü kararı almakta yetkiliydi. Benim ne tür silahlar kullanıldığına dair bilgimin olması mümkün değildir. Böyle bir talimatımız da yoktur” şeklinde yanıt verdi. Dava, 1 Nisan’da görülmeye devam edecek.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2010 yılında hazırlanan iddianamede, 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen operasyonda Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 kişinin öldüğü 29 kişinin de yaralandığı anlatılıyor. İddianamede, 196 şüphelinin “Görev sınırını aşarak gayrimuayyen şekilde birden çok adamı öldürmek” ve “29 kişiyi de yaralamak” iddiasıyla çeşitli oranlarda hapis cezalarına çarptırılmaları talep ediliyor.
]]>İçişleri Bakanı Yerlikaya sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Bursa’da eş zamanlı olarak düzenlenen “Kafes-46” operasyonlarında; elebaşılığını Bülent Çetkin’in yaptığı Organize Suç Örgütü, elebaşılığını Osman Deliçay’ın yaptığı Organize Suç Örgütü ve elebaşılığını Muhammet Tayyar Türkeş’in (Yurtdışı firar) yaptığı 3 ayrı Organize Suç Örgütü çökertildiğini kaydetti.
Operasyonlarda 2 örgüt elebaşının da içerisinde bulunduğu 47 şüpheli yakalandığını da belirten Bakan Yerlikaya şu ayrıntıları paylaştı:
“Aziz Milletimizin Bilmesini İsterim ki; hangi büyüklükte olursa olsun, ailelerimizin huzurunu kaçıran organize suç örgütlerine, çetelere milletimizin duası ve desteğiyle nefes aldırmayacağız. Organize Suç Örgütlerine karşı şafak sökerken de gün batarken de operasyonlarımız aralıksız devam edecek.
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı koordinesinde; Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu Organize Suç Örgütlerinin; resmi yollardan işletmelere ortak oldukları, ilerleyen süreçte işletmenin diğer ortaklarını tehdit ederek işletmeden el çektirdikleri, sözde mahkeme kurarak anlaşmazlıkları olan şahıslar hakkında karar verdikleri ve bunun karşılığında para talep ettikleri, şahıslar arasındaki alacak verecek meselesine taraf olarak, şiddet ve cebir yolu ile alacakları temin ettikleri, silah ile kasten yaralama eylemlerini gerçekleştirdikleri ve şahıslardan tehdit yoluyla haraç alarak haksız menfaat elde ettikleri tespit edildi.
Operasyonlar sonucu; 15 adet ruhsatsız tabanca, 2 adet otomatik tüfek ve 1 adet suikast kalem tabanca ile çok sayıda çelik yeleğe el konuldu.
Operasyonları düzenleyen Kahraman Polislerimizi tebrik ediyorum. Milletimizin duası sizlerle.”
Öte yandan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı da operasyonlara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şöyle denildi: “
Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından ‘Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma ve Yönetme, TCK’nın 220. Maddesi ve Nitelikli Yağma’ suçlarından
yürütülen soruşturmalar kapsamında; Cumhuriyet Başsavcılığımızın talimatı Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce 3 ayrı suç örgütüne mensup 55 şüpheliye yönelik Bursa Merkez ve Gemlik ilçemizde 24.02.2024 tarihinde gerçekleştirilen operasyonda; Suç örgütü elebaşları B.Ç.,O.D. olmak üzere 47 şüpheli yakalanmış olup, Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde adli işlemleri halen devam etmektedir. Diğer suç örgütü lideri M.T.T. dahil olmak üzere 8 şüpheliyi yakalama
çalışmaları devam etmektedir. Soruşturma kapsamında yapılan aramalarda; 10 adet ruhsatsız tabanca, 1 adet kalem tabanca, 4 adet kurusıkı olduğu değerlendirilen tabanca olmak üzere toplam 15 adet tabanca, 13 adet av tüfeği, 1 adet çelik yelek, çok sayıda fişek ve
bir miktar para ele geçirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturmanın titizlikle yürütüldüğü, soruşturmanın safahatı ve sonucu hakkında bilgi verilecektir” – BURSA
]]>ÇGD’nin 46. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yapılan açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
“ÖRGÜTÜMÜZ 46 YILI GERİDE BIRAKTI”
“Gazetecilerin gerçek bir örgüte olan ihtiyacını karşılamak için yola çıkanların kurduğu, dönemin toplumsal koşulları içinde şekillenen, bugüne gelirken büyük ve onurlu bir mücadele deneyimi biriktiren örgütümüz Çağdaş Gazeteciler Derneği, 46 yılı geride bıraktı.
Kurulduğu günlerde kastlaşmış yapılar haline gelen dernek ve sendikalardan dışlanan fakat alanın gerçek emektarları olan genç gazetecilerin, ‘Rüzgarlı’nın Barbarları’ olarak gösterdikleri irade, 1978 yılında yeni ve gerçek bir gazeteci örgütü ortaya çıkardı. Çağdaş, gazetecilerin emek ve meslek haklarının korunması, toplumsal yaşamın demokratikleştirilmesi ve örgütsel dağınıklığın son bulması için 46 yıl önce bugün harekete geçti.
Yargısız infazların, hak ihlallerinin, milliyetçiliğin, yoksulluğun, faşizmin giderek yükseldiği günlerde ‘laf olsun diye değil, ihtiyaçtan’ kurulan ÇGD’nin amacı tüzüğünde şu şekilde ifade edildi: ‘Demokrasinin en temel kurumu olan, bütün öteki özgürlüklere kaynaklık eden düşünceyi ifade ve basın özgürlüğünün Türkiye’de tam olarak gerçekleşmesi, haber alma hakkının hiçbir baskı ve sınırlama olmaksızın kullanılabilmesi, gazetecilerin mesleki hak ve çıkarlarının korunup geliştirilmesi ve bu yönde sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesi için çalışmak; üyelerinin kültürel gelişmesine, ekonomik ve sosyal refah düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunmak.’ Bu amaç ve ilkeler doğrultusunda Alaattin Orhan, Mehmet Genç, Osman Z. Yüksel, Mehmet Öztoprak, Necmiye Aba, Alaattin Sevim, Cengiz Kuşçuoğlu tarafından kurulan Çağdaş, kısa sürede oldukça güçlü ve etkili bir meslek örgütü haline geldi.
“ÇAĞDAŞ, GAZETECİLİK MÜCADELESİNİN EN ÖNÜNDE OLMAYI HEP SÜRDÜRDÜ”
Türkiye’nin en çalkantılı günlerinde kurultaylar düzenleyen, demokratik haklarla ilgili raporlar hazırlayan, geniş bir gazetecilik külliyatı oluşturan ve alanın mesleki-politik perspektifini geliştiren Çağdaş, geride bıraktığı yıllar boyunca binlerce üyesi, yüzlerce yöneticisi ile gazetecilik mücadelesinin en önünde olmayı hep sürdürdü. Çağdaş, 46 yıllık birikimi ve deneyimi ile bugün de kurucu iradesinin belirlediği çizgide, Kuruluş Bildirgesi’nin ışığında gazetecilerin özlük haklarının iyileştirilmesi, ifade özgürlüğünün savunulması, sendikal örgütlenmenin genişletilmesi için çalışmaya devam etmekte; demokratik meslek mücadelesini basın emekçilerinin hakları mücadelesiyle bir tutarak kendi öz-gücüne dayanan bir örgüt olarak varlığını inatla sürdürmektedir. Çağdaş her zaman olduğu gibi bugün de örgütsel yapısını günün koşullarına göre yenileyerek, genç gazetecilerin varlığını önceleyerek, mücadele alanındaki dağınıklığa ve ideolojik savrulmalara karşı tutum alarak yoluna devam etmektedir.
“ÇGD’Yİ BUGÜNLERE ULAŞTIRAN HERKESE SAYGILARIMIZI VE ŞÜKRANLARIMIZI SUNUYORUZ”
Çağdaş, cezaevleriyle, davalarla, şiddetle, tehditle, sömürüyle her geçen gün daha fazla karşı karşıya bırakılan gazetecilerin emek ve meslek haklarını savunmaktan, demokratik hakların geliştirilmesi için çaba göstermekten, barışa ve bağımsızlığa inanmaktan dün olduğu gibi yarın da vazgeçmeyecektir. Bu düşünceler doğrultusunda bütün meslektaşlarımızı gazeteciliğin ve gazetecilerin savunulması için tek mümkün yol olan örgütlü mücadeleyi daha etkin şekilde sürdürmek için Çağdaş çatısı altında buluşmaya ve bugünlere ulaşan onurlu geçmişi çoğaltarak geleceğe bırakmaya çağırıyoruz. Geride bıraktığımız 46 yılda kaybettiğimiz tüm ustalarımızı saygıyla anıyor, ÇGD’yi bugünlere ulaştıran herkese saygılarımızı ve şükranlarımızı sunuyoruz. Gazeteciliğin ve gazetecilerin özgür olacağı nice 46 yıllara. Yaşasın basın özgürlüğü, yaşasın örgütlü mücadelemiz, yaşasın ÇGD.”
]]>ANKARA – İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Aydın, Kastamonu ve Balıkesir merkezli 12 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen “KAFES-45” Operasyonlarında 3 organize suç örgütünün çökertildiğini ve 63 şüphelinin yakalandığını açıkladı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya X hesabından yaptığı paylaşımda Aydın, Kastamonu ve Balıkesir merkezli 12 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen “KAFES-45” Operasyonlarında 3 organize suç örgütünün çökertildiğini ve 63 şüphelinin yakalandığını açıkladı. Yerlikaya paylaşımında “Aydın’da Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın, Kastamonu’da Ömer Çınar’ın, Balıkesir’de Salih Babayiğit’in elebaşılığını yaptığı 3 organize suç örgütü çökertildi. Operasyonlarda örgüt elebaşların da içerisinde bulunduğu suç örgütü üyesi 63 şüpheli yakalandı. Aziz Milletimizin Bilmesini İsterim ki; Suçta kibirlenenlere, halkımızın huzurunu kaçıranlara, organize suç örgütlerine ve çetelere göz açtırmayacağız. Hangi büyüklükte olursa olsun organize suç örgütlerini çökertip, adalete teslim edeceğiz” ifadelerine yer verdi.
Yerlikaya paylaşımının devamında Aydın, Kastamonu ve Balıkesir’de düzenlenen operasyonlara ilişkin şu bilgileri verdi:
“Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Aydın İl Jandarma Komutanlığınca yapılan 5 aylık takip neticesinde; Aydın merkezli Ankara, İzmir ve Muğla’da düzenlenen operasyonlarda araç satış işlemlerinde hileli eylemler yapıp, vatandaşlarımızı zarara uğratarak ‘Nitelikli Dolandırıcılık’ suçunu örgütlü olarak işledikleri tespit edilen Örgüt elebaşları Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın da içerisinde bulunduğu 35 şüpheli yakalandı. MASAK ile koordineli olarak yapılan analizler sonucu şüphelilere ait banka hesaplarında toplam 46 milyon TL para hareketliliğinin olduğu tespit edildi.
Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; Kastamonu İl Jandarma Komutanlığınca yürütülen 4 aylık takip neticesinde Kastamonu merkezli İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Samsun, Karabük ve Zonguldak’ta düzenlenen operasyonlarda organize suç örgütü üyelerinin; Sözde kuyumculuk adı altında faaliyet gösterdikleri, kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve nakit para talebi olan mağdurlardan belirli bir komisyon karşılığı, farklı şirketlere ait POS cihazlarını da kullanarak halk arasında ‘kredi kartına takla attırmak’ tabiri ile bilinen yöntemle ödemelerini sağladıkları, paravan şirketler kurarak bankalardan POS cihazları temin ettikleri ve suç örgütü elebaşı ile örgüt üyeleri arasında, suçta kullanılan POS cihazlarını karşılıklı kargo ile gönderdikleri tespit edilen örgüt elebaşı Ömer Çınar’ın da içerisinde olduğu 21 şüpheli yakalandı. MASAK ve Gelir İdaresi Başkanlığı ile yapılan ortak analizler sonucu 14 paravan şirkete ait banka hesaplarında 980 milyon TL’lik işlem hacmi ve 105 Milyon TL’lik haksız kazanç elde edildiği tespit edildi.
Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığınca Gömeç, Burhaniye ve Ayvalık ilçelerinde yapılan 4 aylık takipli KOM Faaliyeti kapsamında MASAK ile yürütülen teknik ve fiziki takip neticesinde; Maddi açıdan zor durumdaki şahıslara boş senet imzalatarak yüksek faizle borç para verdikleri, Vadesi geldiği halde borçlarını ödemek isteyen şahısların faizlerini arttırarak borçlarının bitirilmesini engelledikleri sistematik şekilde daha fazla borçlandırdıkları, Borcunu ödeyemeyen şahısları tehdit ve şiddet yoluyla baskı altına aldıkları, Mağdurların, borçlarını ödemek amacıyla traktör ve arsalarını, düşük fiyata satışa çıkardıkları ve satışa çıkarılan mal varlıklarını şüphelilerin yakınları tarafından satın alınmasını sağladıkları tespit edilen örgüt elebaşı Salih Babayiğit’in de içinde bulunduğu 7 şüpheli yakalandı. Örgüt tarafından, Çanakkale ve Balıkesir illerinde ikamet eden yaklaşık 37 vatandaşımızın mağdur edilerek 45 milyon TL haksız kazanç elde edildiği tespit edildi.
,
Yerlikaya paylaşımında operasyonlar sonucu 132 adet kredi kartı, 12 adet pos cihazı, 121 adet araç satış sözleşmesi, 2 milyon 685 bin TL tutarlı düzenlenmiş çek, senet ve dekont, tabanca, av tüfekleri, 14 adet açık çek, çok miktarda Türk lirası ile çok sayıda dijital materyal ve dokümana ele konulduğunu belirtti.
]]>Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Aydın’da Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın, Kastamonu’da Ömer Çınar’ın, Balıkesir’de ise Salih Babayiğit’in elebaşılığını yaptığı 3 organize suç örgütünün çökertildiğini, buna yönelik operasyonlarda örgüt elebaşlarının da bulunduğu 63 şüphelinin yakalandığını belirtti.
Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Aydın Jandarma Komutanlığınca yapılan 5 aylık takip neticesinde, Aydın merkezli Ankara, İzmir ve Muğla’da düzenlenen operasyonlarda araç satış işlemlerinde hileli yöntemlerle “nitelikli dolandırıcılık” suçunu örgütlü olarak işledikleri tespit edilen örgüt elebaşları Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın da içerisinde bulunduğu 35 şüphelinin yakalandığını aktaran Bakan Yerlikaya, MASAK ile koordineli olarak yapılan analizler sonucunda şüphelilere ait banka hesaplarında 46 milyon lira para hareketliliğinin olduğunun tespit edildiği bilgisini verdi.
Kastamonu merkezli operasyonlar
Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Kastamonu Jandarma Komutanlığınca yürütülen operasyonda 4 aylık takip neticesinde Kastamonu merkezli İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Samsun, Karabük ve Zonguldak’ta operasyonlar düzenlendiğini kaydeden Yerlikaya, organize suç örgütü üyelerinin, sözde kuyumculuk adı altında faaliyet gösterdikleri, kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve nakit para talebi olan mağdurlardan belirli bir komisyon karşılığı, farklı şirketlere ait pos cihazlarını da kullanarak halk arasında “kredi kartına takla attırmak” tabiri ile bilinen yöntemle ödemelerini sağladıkları, paravan şirketler kurarak bankalardan pos cihazları temin ettikleri ve suç örgütü elebaşı ile örgüt üyeleri arasında, suçta kullanılan pos cihazlarını karşılıklı kargo ile gönderdiklerinin tespit edildiğini ifade etti.
Örgüt elebaşı Ömer Çınar’ın da içerisinde olduğu 21 şüpheli yakalandığını ifade eden Yerlikaya, MASAK ve Gelir İdaresi Başkanlığı ile yapılan ortak analizler sonucu 14 paravan şirkete ait banka hesaplarında 980 milyon liralık işlem hacmi ve 105 milyon liralık haksız kazanç elde edildiğinin tespit edildiğini duyurdu.
Balıkesir merkezli operasyonlar
Bakan Yerlikaya, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Balıkesir Jandarma Komutanlığınca Gömeç, Burhaniye ve Ayvalık ilçelerinde de operasyonlar düzenlendiğini bildirdi.
Yerlikaya, yapılan 4 aylık takipli KOM faaliyeti kapsamında MASAK ile yürütülen operasyonlar neticesinde örgüt üyelerinin, maddi açıdan zor durumdaki kişilere boş senet imzalatarak yüksek faizle borç para verdikleri, vadesi geldiği halde borçlarını ödemek isteyen kişilerin faizlerini arttırarak borçlarının bitirilmesini engelleyerek sistematik şekilde daha fazla borçlandırdıkları, borcunu ödeyemeyenleri tehdit ve şiddet yoluyla baskı altına aldıkları, mağdurların, borçlarını ödemek amacıyla traktör ve arsalarını düşük fiyata satışa çıkardıkları ve satışa çıkarılan mal varlıklarını şüphelilerin yakınları tarafından satın alınmasını sağladıklarının belirlendiğini açıkladı.
Örgüt elebaşı Salih Babayiğit’in de içinde bulunduğu 7 şüphelinin yakalandığını bildiren Yerlikaya, örgüt tarafından, Çanakkale ve Balıkesir’de ikamet eden yaklaşık 37 vatandaşın mağdur edilerek 45 milyon liralık haksız kazanç elde edildiğinin tespit edildiğini duyurdu.
Yerlikaya, operasyonlar sonucunda, 132 kredi kartı, 12 pos cihazı, 121 araç satış sözleşmesi, 2 milyon 685 bin lira tutarlı düzenlenmiş çek, senet ve dekont, tabanca, av tüfekleri, 14 açık çek, çok miktarda para ile çok sayıda dijital materyal ve dokümana ele konulduğu bilgisini verdi.
Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Aziz milletimizin bilmesini isterim ki, suçta kibirlenenlere, halkımızın huzurunu kaçıranlara, organize suç örgütlerine ve çetelere göz açtırmayacağız. Hangi büyüklükte olursa olsun organize suç örgütlerini çökertip, adalete teslim edeceğiz. Cumhuriyet başsavcılıklarımızı, operasyonları gerçekleştiren kahraman jandarmamız ile MASAK’ı ve Gelir İdaresi Başkanlığımızı tebrik ediyorum. Milletimizin duası sizinle.”
]]>Bakan Özhaseki, Adana’da AK Parti Seyhan Belediye Başkan Adayının seçim koordinasyon merkezinin açılışına katıldı.
“Bizim mücadelemiz teröristlerle, ülkeyi bölmek isteyenler ve katillerle”
Burada konuşan Bakan Özhaseki, Türkiye’nin birçok örgüt ile mücadele ettiğini söyledi. Özhaseki, “Allah hiçbirimizi hizmetten geri koymasın. Bugün sabah burada depremde evleri yıkılan kardeşlerimizin kura törenini gerçekleştirdik. İnşallah kardeşlerimiz huzurla evlerinde oturacaklar. İnşaatların başındayız, onları evine oturtacağız. Vatandaşlarımız haklarını bize helal edene kadar buradan gitmeyeceğiz. Cennet gibi bir vatanda yaşıyoruz. Burada birçok kavim ve medeniyet kurulmuş. Zor bir coğrafya olduğunu biliyoruz. Etrafımız ateş çemberi gibi ve her bir ülkede savaş var. Allah’a şükür bizler ülkemizde huzur içinde yaşıyoruz. Problemleri biliyoruz ve çözecek irademiz var. Allah’ın izniyle bu problemleri yine biz çözeriz. 2 tane zorluğumuz var ve ikisi de yerin altında. Fitne odakları bitmek bilmiyor. PKK gibi lanet bir örgüt, FETÖ gibi başka örgütler vardı. Dolu örgüt vardı ama bunların hepsi dışarıdan aynı ülkeden destekli. Bu dışarıdan ülkeler bunları yönetiyor ve ülkemizi bölmek istiyorlar. Bize tarihimizden dolayı karşılar. Bizi masanın başında masaya elini koymasın istiyorlar. Ülkemiz büyümesin istiyorlar. Bizim mücadelemiz teröristlerle, ülkeyi bölmek isteyenler ve katillerle. Siz her seçimde reise destek vermezseniz biz ne yapabiliriz. Allah sizlerden razı olsun” ifadelerini kullandı.
“Deprem bölgesinde 110 binden fazla insanla çalışıyoruz”
Türkiye’nin deprem bölgesi olduğunu bir kez daha hatırlatan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Yer altında biriken enerji belirli yerlerden dışarı vurmaya devam ediyor. Fay hatlarının nereden geçtiği belli. Son depremde 18 il etkilendi. 14 milyon insanımız zarar gördü, 850 bin bağımsız bölüm yıkıldı. Maddi hasarı 100 milyar doların üzerinde. 390 bin hak sahibi vardı 307 bininin inşaatına başladık. Bundan sonra her ay 15-20 bin konut teslim edeceğiz. O büyük felaketten dayanışma içerisinde çıktık. Gece gündüz deprem bölgesinde uğraştık ve şuanda ayağa kaldırıyoruz. Deprem bölgesinde 110 binden fazla insanla çalışıyoruz. İnşallah bir kaç yıl sonra o deprem bölgelerinde hayatın normalleştiğini göreceksiniz” dedi.
“Kimse rantsal dönüşüm peşinde değil”
Kentsel dönüşümün öneminden bahseden Bakan Özhaseki, daha sonra şunları söyledi:
“Deprem meselesini eskiden insanlar düşürmeden yapmış olabilirler. Şimdi bize düşen bir iş var. Artık biz konutlarımızı dönüştürmek zorundayız. Eğer bunu yaparsak geleceğe hazırlanmış oluruz. Deprem olursa dizimize vurup ağlamak akıl karı değil. Belediye başkanı arkadaşlarımızın birinci işi depreme dayanıksız konutları tespit etmek ve bakanlığa gelip o konutları dönüştürelim demeli. Muhalefet çıktı rantsal değil, kentsel dönüşüm istiyoruz dedi. Kimse rantsal dönüşüm peşinde değil. Siz kentsel dönüşümün peşine düşün. Belediyelerinize söyleyin kentsel dönüşüm için eşinden geleni yapsınlar diyorum ama yok yapmıyorlar.”
“O binaların hiçbiri ayakta değil”
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 2017 yılında Antakya’ya giderek vatandaşları kentsel dönüşüm için ikna etmeye çalıştığını ancak ikna edemediğini belirterek, “Bir önceki bakanlık döneminde Antakya’dan bizi davet ettiler. Gittim alanda buz gibi hava var. Örgütler ellerinde sloganlarla her türlü hakareti yaptılar. Kentsel dönüşüm istemiyoruz dediler. Ama bir sakin olun dedim. Rızasız lokma haram, yapmayacağım dedim. Sonra o gün fay hatlarının oradan geçtiğini anlattım. Yakında burada bir deprem olacak evleriniz yıkılacak ve sevdikleriniz hep gidecek dedim. Belediye başkanı yanlış yapmışsa düzelteceğim dedim. Burada kentsel dönüşüm yapalım diye yalvardım. Sonrada oturdum büroya onları saatlerce dinledim ama örgütler galip geldi. Bana kentsel dönüşüm yaptırmadılar. Depremden sonra Antakya Emek Mahallesi’ne gittim ve bir tek bina ayakta değil. Maalesef o kardeşlerimiz hep hayatını kaybetti” dedi.
“Deprem değil, kötü bina öldürür”
‘Deprem değil, kötü bina öldürür’ diyen Bakan Özhaseki, belediyelere çok iş düştüğünü aktararak, “Bu evleri sağlam yapıp içinde oturmalıyız. Emin olun deprem değil, kötü binalar öldürüyor. Japonya’da deprem oluyor ancak kimse ölmüyorsa burada binlerce kişi ölüyorsa kafamızı kullanmamız lazım. Burada inşallah Fatih bey ve Erdal bey kentsel dönüşümü hazırlayıp getirdiklerinde elimden geleni yapacağım söz veriyorum” diye konuştu.
Konuşmanın ardından Bakan Özhaseki vatandaşlardan gelen talep üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı cep telefonuyla aradı ancak Erdoğan bir programda olduğu için telefona cevap veremedi. – ADANA
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca, Adnan Oktar’ın da aralarında bulunduğu 4’ü tutuklu, 42’si firari 72 sanık hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Oktar’ın bir numaralı sanık olduğu 1017 sayfalık iddianamede, 72 kişi “şüpheli”, 21 kişi “mağdur”, 9 banka ise “suçtan zarar gören” sıfatıyla yer aldı.
Örgütün kuruluş amacı ve faaliyetleri anlatılan iddianamede, haklarında dava açılan sanıkların eylemleri detaylı olarak ele alındı.
İddianamede tutuklu sanık Ali Sadun Engin’in örgüt içinde “Sado” lakabını kullandığı, özellikle ABD ve İsrail ile örgüt arasında köprü vazifesi gördüğü, örgüt elebaşı Adnan Oktar’ın talimatıyla İsrail’de düzenlenen ve örgüt tarafından organize edilen konferanslarda konuşmacı olarak yer aldığı belirtildi.
Sanığın yurt dışından gelen bürokrat ve yabancı siyasetçilerin rehberliğini üstlendiği, ayrıca Oktar’ın A9 TV’deki yayınlarında konuşulacak konuları belirleyip, kanalın para transferini organize ettiği kaydedildi.
Örgütün Yehuda Glick ile görüşmesini anlattı
İddianamede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen Altuğ Revnak Eti’nin, sanık Engin’in İsrail’in eski Likud Partisi Milletvekili radikal haham Yehuda Glick ile bağlantılarını anlatması dikkati çekti.
Eti, ifadesinde, tutuklu sanık Ali Sadun Engin ile örgütsel konferans verdiklerini, bu konferansta “tapınakçılar”dan olan Timothy Hogan başkanlığındaki 9 kişilik ekiple tanıştıklarını söyledi.
Ekibin sanık Sinem Tezyapar tarafından Türkiye’ye getirtildiğini ve yol parası dahil tüm masraflarını örgütün karşıladığını anlatan Eti, “Ali Sadun Engin ve ben bu misafirlere İstanbul’da tarihi mekanları gezdirdik. Gelen Mason ekip, tapınakçıların kuruluş yeri olan Küçük Ayasofya’da bize tapınakçılık hikayesini anlattı.” ifadelerini kullandı.
Sanık Engin’in, Adnan Oktar ve mason ekiple birebir yaptığı görüşmelere katıldığını, İsrail ve dünyada dini anlamda en güçlü haham organizasyonu olan Sanhedrin Meclisi ile Oktar’ın talimatı üzerine “Bacılar Grubu” aracılığıyla bağlantıya geçtiklerini aktaran Eti, yine masrafları örgütçe karşılanan ve aralarında Ben Abrahamsın ile Yesheyahu Hollander’in de bulunduğu 8 kişilik ekibe İstanbul’da tarihi ve kendileri için kutsal olan yerleri gezdirdiklerini kaydetti.
BM toplantısına katıldılar
Oktar’ın bu ekiple toplantılar yaptığı ve sonrasındaki süreçte sanık Engin’in davetli olarak örgütten birkaç kişiyle İsrail’e gittiği bilgisini veren Eti, ifadesine şöyle devam etti:
“Orada önce Sanhedrin ekibi aracılığıyla siyasette söz sahibi olan Likud Partisi Milletvekili Yehuda Glick ile tanıştırdılar. Yehuda Glick de siyasiler ile tanıştırdı. Sanhedrin ekibi ise dindar olan Shas Partisine yakındı. Likud Partisi İsrail’de o dönem ana muhalefet partisiydi. Shas Partisi ise her zaman yüzde 10 oy oranına sahip dindar bir partiydi.”
Eti, Sanhedrin ekibinin daha sonra örgüt elemanlarını ABD’deki Ortodoks Yahudiler ile bağlantıya geçirdiğini ve bu sayede kendisinin ve Engin’in New York’taki Birleşmiş Milletler Merkezi’nde toplantılara katılma imkanı bulduğunu belirtti.
Örgütün sözde Ankara sorumlusu olduğu bildirilen sanık Ayfer Gökmenli’nin bazı milletvekilleri, siyasiler ve yazarlarla Adnan Oktar’ın vekili olarak görüşmelere katılıp lobi faaliyetleri yürüttüğü bilgisi de iddianamede yer aldı.
İddianamede, sanığın ayrıca şahsi evini örgüt evi olarak kullandırdığı ve eşinin ölümünden sonra mal varlığını örgüte devrederek örgütü fonlamayı amaçladığı tespitinde bulunuldu.
Örgütten ayrılan kişi “şüpheli” oldu
İddianamede, örgütten 2017’de ayrılan ancak soruşturmaya konu olaylarla ilgili dönemde örgütte yer aldığı gerekçesiyle soruşturulan Ceylan Özgül’e de “şüpheli” olarak yer verildi.
Aynı örgütten ayrılan Ümit Kurucu ile evli olan Özgül’ün, soruşturma safhasında pişmanlığını dile getirip kendi iradesiyle teslim olması, örgüt içindeki kişiler ve örgüt yapılanmasıyla ilgili bilgiler vermesi, verdiği bilgilerin örgütteki konum ve faaliyetlerine uygun nitelikte faydalı bilgiler olması nedeniyle, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandırılması talep edildi.
İddianamede, firari sanıklardan Emre Çalıkoğlu’nun ailesiyle yaşadığı için evinde kasa bulundurduğu, örgüte ait paraların bir kısmını bu kasada tuttuğu, maddi durumunun iyi olmasından dolayı örgütte güven sağladığı anlatıldı.
Örgüt yöneticisi Adnan Oktar tarafından örgüte gelen paraları saklamakla görevlendirilen Çalıkoğlu’nun örgütte “İmam Kardeşler” olarak adlandırılan grupta yer aldığı kaydedilen iddianamede, sanığın, Oktar’ın talimatı doğrultusunda, askerlik yapmak istemeyen örgüt üyelerinin durumlarıyla alakalı çözüm bulunması konusuyla ilgilendiği aktarıldı.
AİHM’den kazandığı tazminatı örgüte aktardı
İddianamede sanığın, Oktar’ın da aralarında bulunduğu bir grup örgüt üyesinin 1999’da gözaltına alındıklarında işkence gördükleri iddialarıyla ilgili dönemin emniyet görevlileri hakkında açılan dava kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) şikayette bulunduğu ve kazandığı tazminatı “infak” adı altında örgüte aktardığı kaydedildi.
Tutuklu sanıklardan Erol Şimşek’in, kendisine yüklü miktarda miras kalan örgüt üyelerinin mal varlıklarının örgüte aktarılması noktasında faaliyet gösterdiği belirtilen iddianamede, sanığın özellikle Kazakistan’da olmak üzere yurt dışında örgüte finans sağlayan şirketler kurup, örgüt içi para transferini yönettiği ifade edildi.
İddianamede “Adliye İmamı” olarak anılan sanıklardan Fatih Kılıç’ın, örgütün hukuki işlerini takip eden ve ana dosyada yargılanan Gülcan Karakaş’a ait avukatlık bürosunda faaliyet gösterdiği, ayrıca örgütle ilgili dosyalarda görevli yargı ve emniyet mensuplarını araştırmakla görevli olduğu, sanığın verdiği bilgiler itibarıyla etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması gerektiği bildirildi.
Askere gitmek istemeyenler Rusya ve Cezayir’deki şirketlere gönderildi
Firari sanıklardan Harun Özyaşar’ın örgüt adına Rusya’da faaliyet gösterdiği kaydedilen iddianamede, örgüt içerisinde vakti gelmesine rağmen askere gitmek istemeyen kişilerin Rusya’ya gönderildiğinde sanığın şirketinde çalıştıklarına işaret edildi.
Firari sanık Tufan Gürlek’in ise örgüt içerisinde “Yasin” olarak bilindiği ve “evrim” konferanslarında konuşmacı olarak bulunduğu iddianamede yer aldı.
İddianamede, sanığın örgüt adına Cezayir’de faaliyet gösterdiği, vakti gelen ancak askere gitmek istemeyen örgüt üyelerinin Cezayir’e gönderildiklerinde bu sanığın şirketinde çalıştıkları belirtildi.
Sanığın örgüte yönelik gerçekleştirilen operasyon tarihinden itibaren firari konumda olduğu ve Cezayir’de güncel faaliyetlerine devam ettiğinin değerlendirildiği kaydedildi.
İddianamede, firari sanık Hasan Basri Güner’in, örgüt üyelerine farklı basın yayın organlarında görev aldırarak, örgütten ayrılan ya da örgüte karşı olan kişilere karşı karalama faaliyetleri gerçekleştiren grup imamı olduğu bildirildi.
Örgütün 1990’da giriştiği yapılanmada ilk imamlarından biri olan sanığın, örgüt faaliyetinden tutuklu kişilerin itirafçı olmalarını engelleme, dışarıdaki örgüt sempatizanlarının motivasyonunu koruma ve örgütün çözülmesini önleme çalışmaları yaptığı kaydedilen iddianamede, sanığın bir adreste örgüt ideolojisini aktarmak amacıyla dersler verdiği anlatıldı.
İddianamede, Oktar ile özel diyalog kuran sanığın örgüte finans sağlaması için Oktar tarafından Çin’e gönderildiği, örgütsel talimat kapsamında kıyılan imam nikahlarını organize ettiği ve örgüte ait “Tedbir Evi”nin liderliğini yaptığı bilgisi verildi.
Firari sanıklardan Hüseyin Cenk Yavaş’ın, Oktar’a düzenlenen ilk operasyon sonrası gazeteciler, politikacılar, yazarlar, bürokratlar, vakıf ve derneklerle görüşen ve kamuoyu oluşturmaya çalışan ekipte yer aldığı ve örgüt adına Dubai’de faaliyet gösterdiği iddianamede yer aldı.
İddianamede, örgüt üyelerinden Oktar Babuna tarafından kanser hastalığı sebebiyle başlatılan ve sonraki dönemde amacı dışında kullanıldığı tespit edilen kan kampanyasında yurt dışına çıkarıldığı tespit edilen kanların sanığın refakatinde götürüldüğü belirtildi.
Firari sanık İbrahim Özçelik’in örgüt adına lobi faaliyetleri kapsamında tarikat ve cemaatlerle görüşmeler yaptığı bilgisine yer verilen iddianamede, sanığın örgütte “Çelikçi İbrahim” olarak anıldığı aktarıldı.
İddianamede, sanığın, devlet tarafından el konulmasına karar verilen Maye Grup Çelik Sanayi Şirketi’nin dolandırıcılık suçu kapsamında kalan eylemlerine katıldığı anlatıldı.
Sahte taşıma evrakıyla ülkeye sokulan çelik boruların gümrükten çıkarılarak sanığa ait depoya götürüldüğü ve buradan piyasaya sürülerek düşük bedelle satılıp elde edilen kaynağın örgüte aktarıldığına dikkat çekildi.
İddianamede, elebaşı Adnan Oktar’ın, A9 TV’nin RTÜK’e bağlı olmadan yayın yapılabilmesinin sağlanması amacıyla “Reji İsmail” olarak anılan firari sanık İsmail Gülsunar’a talimat verdiği, sanığın çözüm olarak Kosova’da kanal açma fikrini sunduğu, bunun için Kosova’ya gönderildiği fakat daha sonra kanal açma fikrinden vazgeçildiği belirtildi.
Firari sanık Muhammet Cihat Gündoğdu ile ilgili bölümde, bir kişinin sanık hakkında “Örgütün şu andaki sosyal medya üzerinden yürüttüğü karalama faaliyetlerinin başında firari yönetici İbrahim Seral Köprülü ve Cihat Gündoğdu bulunmaktadır. Bu kişilere Mehmet Akın yardım etmektedir.” şeklinde ifade verdiği kaydedildi.
İddianamede, Adnan Oktar’ın özellikle Suriye Mason Locasıyla yaptığı görüşmelere diğer örgüt üyeleriyle birlikte sanığın katılım sağladığı, Mason locasına mensup kişileri Türkiye’de ağırlama görevini üstlendiği ifade edildi.
Firari sanık Mustafa Üstün’ün örgüt yöneticisi ve üyelerinin tutuklanması sonrası özellikle duruşma günlerinde örgüt üyelerinin duruşmaya katılabilmeleri için araç temin ettiği, yiyecek, içecek, kıyafet gibi ihtiyaçların taşınmasında rol aldığı, sosyal medya üzerinden de örgütü övücü paylaşımlarda bulunduğu iddianamede yer aldı.
Miras örgüte aktarılsın diye sahte evlilik
İddianamede, firari konumda bulunan Neşe Tuncer’e babasının ölümünden sonra yüklü miktarda miras kaldığı, bu mirasın örgüt içine aktarımını sağlamak amacıyla örgüt yöneticisi İbrahim Tuncer ile sahte evlilik yaptığı tespitinde bulunuldu.
Sanığın bu şekilde örgütü finanse ettiği, 30 yıla yakın süredir örgüt elebaşı Adnan Oktar’ın yanında bulunduğu ve günlük şahsi işlerini de yaptığı belirtildi.
İddianamede, firari sanık Oben Karatepe’nin örgüt içerisindeki para transferinde etkin rol aldığı ve her ay düzenli olarak, örgüt adına kurulan ve örgütün finans kaynağını oluşturan şirketler aracılığıyla örgüte para aktardığı, Adnan Oktar’ın emriyle İstanbul’da “yaratılış” konulu “Yaşamın ve Evrenin Gerçek Kökeni” isimli üç konferans düzenlediği bildirildi.
Yurt dışındaki paraları, şirketler üzerinden Türkiye’ye aktardı
İddianamede, sanık Orkun Şimşek’in kendisine yüklü miktarda miras kalan örgüt üyelerinin mal varlıklarının örgüte aktarılması noktasında faaliyet gösterdiği, özellikle Dubai’de olmak üzere yurt dışında örgüte finans sağlayan şirketler kurup örgüt içi para transferini yönettiği ve Kazakistan’daki şirketlerden elde edilen geliri Dubai’deki şirketi aracılığıyla Türkiye’ye aktardığı bilgisine yer verildi.
Sanık Şimşek’in “turnike” sistemine girecek kadınları tespit ettiği değerlendirmesine yer verilen iddianamede, kadınların kimlerle görüşeceklerine karar verdiği, özellikle örgüt yöneticisi Adnan Oktar ile tanıştırdığı, dönem dönem kadınların kaldığı evlerden sorumlu olduğu, örgüt içi deşifrenin önlenmesi amacıyla özellikle turnike sistemine giren kadınlara örgütsel yemin ettirdiği belirtildi.
İddianamede, firari sanık Tahsin Akkaş’ın “Aslan” kod adını kullandığı, kendisine ait silahları bulunduğu, örgüt içerisindeki diğer üyelerle arasında silah devri yaptığı kaydedildi.
Akkaş’ın yurt dışı işlerden sorumlu “imam” olduğu değerlendirilen iddianamede, ayrıca Oktar’ın kişisel ihtiyaçlarını karşıladığı, yurt dışından A9 TV’ye gelen mankenlerden sorumlu grupta yer aldığı, Kazakistan, Suudi Arabistan ve Rusya’da örgüte finans sağlamak amacıyla bulunduğu belirtildi.
İddianamede, sanığın her ne kadar firari olsa da avukatlar vasıtasıyla örgütten ve yargılama safahatından bilgi aldığı ve güncel olarak eylemlerine devam ettiği aktarıldı.
Sanık Tuğba Yılmaz’ın reklam ajansı görünümündeki şirket vasıtasıyla örgüte uygun olduğunu düşündüğü kadınlarla iletişim kurduğu ve belli bir dönem güvenlerini kazanınca örgüt üyesi erkeklerle buluşmalarını sağladığı anlatıldı.
Sanığın, örgütün siyasilerle olan görüşmelerinde ve siyasi lobi kapsamındaki faaliyetlerinde yer aldığına işaret edilen iddianamede, bulunduğu “Kız Kardeşler” grubunun finans sorumlusu olduğu, örgüt evlerinde örgüte üye kadınların kaldığı, örgüt tarafından ihtiyaçlarının karşılandığı ve örgüt içerisinde “Türkan” lakabını kullandığı ifade edildi.
İddianamede, sanık Yılmaz’ın örgütteki kadınlar dışarı çıkacağı zaman örgütsel teamül gereği “şahit” adı altında onlara eşlik ettiği ve örgütün ana çatı dosyasında ismi geçen şüphelilerle operasyon anına dek, olağan akışa uymayan çok sayıda görüşme trafiği olduğu belirtildi.
Firari durumdaki Uğur Örmen’le ilgili değerlendirmelere yer verilen iddianamede, sanığın “yabancı kızlar imamı” olarak görev yaptığı, örgüte ait evlerde kalan kadınlarla ilgilendiği ve bu evlerin ihtiyacını giderdiği bildirildi.
İddianamede Örmen’in örgütsel saikle ve Oktar’ın talimatıyla Aylin Örmen ile örgüt içi evlilik yaptığı, evli çiftlerin konutunda örgütsel toplantıların daha rahat yapıldığı, olası polis baskınında evdeki kişilerin misafir olarak lanse edildiği kaydedildi.
Sanığın konsolosluklarla lobi faaliyeti yürüttüğü belirtilen iddianamede, Oktar’ın kitabını konsolosluklara hediye ettiği ve bir dönem örgütün karargahı olarak kullanılan villanın kira sözleşmesinin üzerine yapıldığı, dolayısıyla şüphelinin örgüt içerisinde güven veren örgüt üyelerinden olduğu anlatıldı.
Ceza istemi
İddianamede, Adnan Oktar, Ulviye Didem Ürer, Tarkan Yavaş ve Alev Babuna’nın aralarında bulunduğu 13 sanığın, diğer 59 sanığın eylemlerini örgüt kapsamında gerçekleştirmesi ve yöneticilerin bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu olması gerektiğinden çok sayıda kişiye karşı birden fazla kez “nitelikli cinsel saldırı”, “çocuğun cinsel istismarı”, “cinsel taciz”, “basit cinsel saldırı”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak”tan 1938 yıl 5’er aydan 2 bin 758 yıl 6’şar aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.
59 sanığın “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”tan 2,5 yıldan 6’şar yıla kadar hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, ayrıca bu sanıklardan 27’sinin “nitelikli cinsel saldırı”, 8’inin ise “cinsel taciz” suçundan değişen oranlarda hapisle cezalandırılması talep edildi.
İddianamede, sanıklardan İbrahim Özçelik’in ayrıca “nitelikli dolandırıcılık” ile “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarından da 12 yıldan 34 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.
Bazı sanıklar hakkında “kaçakçılık” ile “evrakta sahtecilik” suçlarından ayrı bir soruşturma başlatıldığı, bu soruşturmanın devam ettiği kaydedildi.
İddianamede, örgüte yönelik operasyonda ele geçirilen paraların, oluşturulan fon kapsamında ilgili yöneticiler tarafından örgüt amaçları ve ihtiyaçları doğrultusunda örgüt yöneticileri ve üyelerine paylaştırılmak üzere kullanıldığı ve şüphelilerin firari oldukları dönemde herhangi bir iş yapmadığı, gelir getirici herhangi bir faaliyetleri bulunmadığı belirtilerek, 261 bin 991 lira ile 310 avro ve 10 bin 465 doların müsadere altında tutulması istendi.
Firari sanıklar hakkında yakalama kararı çıkarıldığı, bu karardan itibaren kanun gereği infaz için 5 yıl beklendiği aktarılan iddianamede, sanıklar yakalanmadığından haklarında dava açıldığı belirtildi.
İddianame, gönderildiği İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Sanıklar ileriki günlerde hakim karşısına çıkacak.
]]>İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıklardan Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in terör örgütü üyeliği için zorunlu olan hiyerarşik bağ ve süreklilik unsurlarının tam olarak tespit edilemediğine yer verilirken Fevzi Yazıcı’nın 2024 Eylül ayında özel bir bankadan 15 bin lira kredi çekerek bir gün sonra Bank Asya’daki hesabına yatırarak katılım hesabı açtığı, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi’nde görsel yönetmen-Grafik Tasarım sorumlusu olarak çalışması, terör örgütüyle iltisaklı olduğundan bahisle, örgüt talimatlarından haberdar olduğu belirtildi. Savcı, farklı bankadan kredi çekip Bank Asya’ya yatırmasının olağan bankacılık işlemi olmadığını ifade etti. Savcı, Yargıtay kararları ve içtihatları dikkate alınarak Yazıcı’nın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı. Sanıklardan Ahmet Hüsrev Altan’ın ise darbe girişiminden sonra kapatılan bir gazetede yayın yönetmenliği, yine örgüt lehine bir internet sitesinde ise yazarlık yaptığı, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibatı bulunduğu belirtildi. Yine bir televizyon kanalında yaptığı konuşmalarda örgütün amacına hizmet eder nitelikte olduğu ifade edilerek silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı.
NAZLI ILICAK’IN EVİNDEN BULUNAN DEFTERDE ÖRGÜT ÜYELERİYLE İLGİLİ NOTLAR ÇIKMIŞ
Mütalaada sanık Nazlı Ilıcak hakkında ise, örgüte ait yayın organlarında uzun süre yazarlık yaptığı, 2012 yılında yazdığı kitabın örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazdığı, tanık ifadeleri ile HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibat kurduğu, evinde ele geçirilen not defterinde örgüt mensuplarıyla ilgili notlar çıktığı ifade edildi. Yaptığı bir televizyon programında yaptığı konuşmalar nedeniyle de silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu işlediği anlatıldı.
NAZLI ILICAK VE 2 SANIĞA 7 YIL’A KADAR HAPİS İSTEMİ
Savcı mütalaasında sanıklar Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Ahmet Hüsrev Altan’ın “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2’şer yıl 9’ar aydan 5’er yıl 7’şer aya kadar hapislerini talep etti. Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatı istendi.
‘ÖRGÜT TALİMAT VERMİŞ DİYE BİR ŞEY DUYMADIM, TALİMAT ALMADIMö
Fevzi Yazıcı savunmasında, ‘Mütalaayı okudum. Bank Asya ile ilgili suçlamada başka gir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorumö dedi.
‘BEN MENSUBU OLMADIĞIM ÖRGÜTÜN PEŞİNE NEDEN DÜŞEYİMö
Nazlı Ilıcak savunmasında, ‘Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederimö ifadelerini kullandı.
3 SANIĞA CEZA BİR SANIĞA BERAAT
Sanıklar son sözlerinde de beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a ‘Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında indirim uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise ‘Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın arasında bulunduğu 6 sanık, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan yargılandıkları davada, 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise sanıkların eylemlerinin “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
]]>İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıklardan Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in terör örgütü üyeliği için zorunlu olan hiyerarşik bağ ve süreklilik unsurlarının tam olarak tespit edilemediğine yer verilirken Fevzi Yazıcı’nın 2024 Eylül ayında özel bir bankadan 15 bin lira kredi çekerek bir gün sonra Bank Asya’daki hesabına yatırarak katılım hesabı açtığı, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi’nde görsel yönetmen-Grafik Tasarım sorumlusu olarak çalışması, terör örgütüyle iltisaklı olduğundan bahisle, örgüt talimatlarından haberdar olduğu belirtildi. Savcı, farklı bankadan kredi çekip Bank Asya’ya yatırmasının olağan bankacılık işlemi olmadığını ifade etti. Savcı, Yargıtay kararları ve içtihatları dikkate alınarak Yazıcı’nın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı. Sanıklardan Ahmet Hüsrev Altan’ın ise darbe girişiminden sonra kapatılan bir gazetede yayın yönetmenliği, yine örgüt lehine bir internet sitesinde ise yazarlık yaptığı, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibatı bulunduğu belirtildi. Yine bir televizyon kanalında yaptığı konuşmalarda örgütün amacına hizmet eder nitelikte olduğu ifade edilerek silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı.
NAZLI ILICAK’IN EVİNDEN BULUNAN DEFTERDE ÖRGÜT ÜYELERİYLE İLGİLİ NOTLAR ÇIKMIŞ
Mütalaada sanık Nazlı Ilıcak hakkında ise, örgüte ait yayın organlarında uzun süre yazarlık yaptığı, 2012 yılında yazdığı kitabın örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazdığı, tanık ifadeleri ile HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibat kurduğu, evinde ele geçirilen not defterinde örgüt mensuplarıyla ilgili notlar çıktığı ifade edildi. Yaptığı bir televizyon programında yaptığı konuşmalar nedeniyle de silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu işlediği anlatıldı.
NAZLI ILICAK VE 2 SANIĞA 7 YIL’A KADAR HAPİS İSTEMİ
Savcı mütalaasında sanıklar Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Ahmet Hüsrev Altan’ın “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2’şer yıl 9’ar aydan 5’er yıl 7’şer aya kadar hapislerini talep etti. Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatı istendi.
“ÖRGÜT TALİMAT VERMİŞ DİYE BİR ŞEY DUYMADIM, TALİMAT ALMADIMö
Fevzi Yazıcı savunmasında, “Mütalaayı okudum. Bank Asya ile ilgili suçlamada başka gir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorumö dedi.
“BEN MENSUBU OLMADIĞIM ÖRGÜTÜN PEŞİNE NEDEN DÜŞEYİMö
Nazlı Ilıcak savunmasında, “Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederimö ifadelerini kullandı.
3 SANIĞA CEZA BİR SANIĞA BERAAT
Sanıklar son sözlerinde de beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında indirim uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın arasında bulunduğu 6 sanık, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan yargılandıkları davada, 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise sanıkların eylemlerinin “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
]]>İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıklardan Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in terör örgütü üyeliği için zorunlu olan hiyerarşik bağ ve süreklilik unsurlarının tam olarak tespit edilemediğine yer verilirken Fevzi Yazıcı’nın 2024 Eylül ayında özel bir bankadan 15 bin lira kredi çekerek bir gün sonra Bank Asya’daki hesabına yatırarak katılım hesabı açtığı, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi’nde görsel yönetmen-Grafik Tasarım sorumlusu olarak çalışması, terör örgütüyle iltisaklı olduğundan bahisle, örgüt talimatlarından haberdar olduğu belirtildi. Savcı, farklı bankadan kredi çekip Bank Asya’ya yatırmasının olağan bankacılık işlemi olmadığını ifade etti. Savcı, Yargıtay kararları ve içtihatları dikkate alınarak Yazıcı’nın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı. Sanıklardan Ahmet Hüsrev Altan’ın ise darbe girişiminden sonra kapatılan bir gazetede yayın yönetmenliği, yine örgüt lehine bir internet sitesinde ise yazarlık yaptığı, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibatı bulunduğu belirtildi. Yine bir televizyon kanalında yaptığı konuşmalarda örgütün amacına hizmet eder nitelikte olduğu ifade edilerek silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı.
NAZLI ILICAK’IN EVİNDEN BULUNAN DEFTERDE ÖRGÜT ÜYELERİYLE İLGİLİ NOTLAR ÇIKMIŞ
Mütalaada sanık Nazlı Ilıcak hakkında ise, örgüte ait yayın organlarında uzun süre yazarlık yaptığı, 2012 yılında yazdığı kitabın örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazdığı, tanık ifadeleri ile HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibat kurduğu, evinde ele geçirilen not defterinde örgüt mensuplarıyla ilgili notlar çıktığı ifade edildi. Yaptığı bir televizyon programında yaptığı konuşmalar nedeniyle de silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu işlediği anlatıldı.
NAZLI ILICAK VE 2 SANIĞA 7 YIL’A KADAR HAPİS İSTEMİ
Savcı mütalaasında sanıklar Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Ahmet Hüsrev Altan’ın “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2’şer yıl 9’ar aydan 5’er yıl 7’şer aya kadar hapislerini talep etti. Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatı istendi.
“ÖRGÜT TALİMAT VERMİŞ DİYE BİR ŞEY DUYMADIM, TALİMAT ALMADIMö
Fevzi Yazıcı savunmasında, “Mütalaayı okudum. Bank Asya ile ilgili suçlamada başka gir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorumö dedi.
“BEN MENSUBU OLMADIĞIM ÖRGÜTÜN PEŞİNE NEDEN DÜŞEYİMö
Nazlı Ilıcak savunmasında, “Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederimö ifadelerini kullandı.
3 SANIĞA CEZA BİR SANIĞA BERAAT
Sanıklar son sözlerinde de beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında indirim uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın arasında bulunduğu 6 sanık, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan yargılandıkları davada, 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise sanıkların eylemlerinin “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
]]>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunca hazırlanan ve Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, son olarak Yargıtay tetkik hakimi olarak görev yapan Özmen’in FETÖ’nün yargı yapılanması içerisinde yer aldığı gerekçesiyle 7 yıldır arandığı belirtildi.
ByLock kullanıcısı olan sanığın örgüt içerisinde “Necip Bey” kod adını kullandığı bildirilen iddianamede, Özmen’in 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi öncesi yüksek yargı seçimleri, hakimlik ve savcılık yükselmelerinde örgüt mensuplarının önerilmesi ve seçilmesi için çalıştığı, FETÖ tarafından “yüksek yargı sorumlusu” olarak görevlendirildiği kaydedildi.
Tablet ve telefonunda özel şifrelendirme
Özmen yakalandığında üzerinde başkasına ait kimliğin yanı sıra elindeki poşet ve bel çantasında 18 bin 240 dolar, 34 bin 870 avro, 500 İsviçre frangı ile 20 bin lira bulunduğu bilgisi paylaşılan iddianamede, paraların yanında bazı isimler ve tablolar bulunan notlar ele geçirildiği, sanığın bu paraları örgüt adına topladığı ve dağıttığı anlatıldı.
Sanığın dijital materyallerine ilişkin inceleme raporuna da yer verilen iddianamede, “Özmen’in cep telefonun IP bloğunun değiştirilerek VPN üzerinden bağlantı kurduğu, mezkur tabletin de aynı şekilde şifreli olduğu, yine tabletin hafıza birimi olan ve verilerin depolandığı bellek alanının tamamen şifrelendiği tespit edilmiştir. Bu durumun, sanık hakkındaki ifadeler nazara alındığında örgütsel gizlilik amacıyla yapıldığı değerlendirilmiştir.” ifadeleri kullanıldı.
Yargıtayda FETÖ’nün fişleme biriminin başında
Ayrıca Özmen’in yargı içerisindeki hakim savcıların örgüte yaklaşımlarını takip ettiği ve fişlemeler yaptığı tanık beyanlarına yansıdı.
İddianamede ifadesine yer verilen tanık S.N.B, Özmen’in tetkik hakimliği döneminde Yargıtayın her dairesinde örgütün bir çalışma grubu olduğunu, örgüt üyesi hakimlerin haftada bir toplandığını, bu grupların sorumlularından birinin de Özmen olduğunu belirtti.
S.N.B, “Bu toplantılarda Yargıtay bünyesinde çalışan yargı mensuplarıyla ilgili fişlemeler yapılırdı. Bunlarla ilgili bilgi alışverişinde bulunulurdu. Bunun dışında örgütün yargı yapılanması kapsamında bir birim oluşturulmuştu. Bu birimin tüm yargıdaki örgüt aleyhine hareket eden yargı mensuplarını fişleme görevi vardı. Necmeddin Özmen de bu birimin başındaydı.” şeklinde bilgi verdi.
Tanık M.Ö. de Özmen’in askeri hakimlik yaptığı dönemde FETÖ’nün Isparta ve Antalya bölgesindeki hakim-savcı sorumlusu olduğunu, daha sonra Yargıtayda çalıştığı dönemde de örgüt adına toplantılar düzenlediğini ifade etti.
32 yıl 3 aya kadar hapis istemi
İddianamede, Özmen’in “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla, “başkalarına ait kimlik belgelerinin kullanılması” suçundan 1 yıldan 4 yıla ve “terörizmin finansmanı” suçundan da 6 yıl 6 aydan 13 yıl 3 ay kadar hapisle cezalandırılması istendi.
]]>