Kahramanmaraş’ta görev yapan 18 müzik öğretmeni tarafından kurulan Dulkadiroğlu Orkestrası, deprem bölgesine yardım elini uzatan Nevşehir’e müzik ile teşekkür etti. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi yerleşkesinde bulunan Vali Şinasi Kuş Kongre merkezinde düzenlenen konsere, öğrencilerin yanı sıra Nevşehir halkıda büyük ilgi gösterdi.
Dulkadiroğlu İlçe Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Mart İhlas Haber Ajansına yaptığı açıklamada “6 Şubat Depremlerini en acı şekilde yaşayan illerden birisi de Kahramanmaraş. Kahramanmaraş’ta da Dulkadiroğlu ilçesi oldu. Depremden sonra travmaları nasıl atlatabiliriz şeklinde çeşitli düşünceler vardı. İlimize yeni atanan 420 tane öğretmenin içerisinden müzik öğretmenleri bir moral, motivasyon konseri şeklinde ilk olarak 24 Kasım’a hazırlık yaptı. Bu konser ekibimizin 14 tanesi ilçemize ilk atanan öğretmenler oluşmakta. Dört tanesi de ilçemizde görev yapan öğretmenlerimizden oluşuyor. İlk olarak 24 Kasım’da moral motivasyon konserimizi yaptık. Hem sosyal, hem kültürel alanda çeşitli faaliyetlerle depremin yaralarını sarmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Dulkadiroğlu orkestrasının şefliğini yapan müzik öğretmeni Ahmet Metin Arslan’da yaptığı açıklamada “Biz Kahramanmaraş’ta görev yapan müzik öğretmenleri olarak, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından gelen talep üzerine bir orkestra kurulması kararlaştırıldı. Öğretmenlerimiz ile istişare sonucu ortak bir orkestra kurmaya karar verdik. Orkestranın ana amacı da depremden etkilenen 11 ilimizin yaralarının sarılmasına yardımcı olmak. Müzik öğretmeni olarak amacımız aynı zamanda moral motivasyon artırıcı konserler yapmak. Bu amacımızı da kısmen başarıyoruz. Bundan sonrası için de Deprem illerine yardım eden illerimize teşekkür konserleri düzenleme niyetindeyiz. İlk olarak Nevşehir ile açılış yaptık. İnşallah bundan sonraki süreçte de teşekkür konserlerimizi devam ettirmeyi umuyoruz. Ekibimize sekiz hanımefendi öğretmenimiz, sekizde erkek öğretmenimiz ve bir şefimiz bulunuyor. Toplamda 17 kişilik bir ekibimiz var. Haricinde bir tane sunucu öğretmenimiz var, bu şekilde 18 kişilik bir orkestra ekibiyle devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Çalışmalarına dernek çatısı altında devam ettiklerini söyleyen Dulkadiroğlu Eğitimciler Sanat Eğitim Kültür Derneği Başkanı Ertuğrul Tekerek’de yaptığı açıklamada, deprem sonrası süreçte inşalarda çok ciddi psikolojik travmalar yaşandığını söyledi.
Tekerek, “Devletimiz ve milletimiz bizlere yarım etti. Ama her şey maddiyatla olmuyor. Maddi yardımlar yapılıyor. Devlet elinden geldiği imkanları vatandaşı ve şehri tekrar ayağa kaldırmak için seferber oldu. Ancak bu işin bir de psikolojik yönü var. Peki bunu nasıl ayağa kaldırabiliriz diye düşündüğümüzde en iyi çözümün sanat ve kültür olduğuna karar verdik. Bundan hareketle Dulkadiroğlu Eğitimciler Sanat Eğitim Kültür Derneği’ni kurduk. Yaptığımız bu çalışmayı bir kartopu olarak düşünüyoruz. Orkestramız ile bize yardıma gelen gönlü büyük milletimizin her bir ferdine ulaşmak istiyoruz. Bu amaçla da bütün illerimizi tek tek dolaşmayı hedefliyoruz. Yine bize yurtdışından yardıma gelen Kardeş cumhuriyetlerimize ve diğer ülkelere imkanlar dahilinde gidip bir teşekkür konseri sunmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Müziğin iyileştirici gücünü kullandıklarını söyleyen Şube Müdürü Hacı Yaşık’da yaptığı açıklamada, “Bu bizim ikinci konserimiz. O dönemde Türk milletinin çok büyük iyiliklerini gördük. O çaresizlik içinde uzatılan eller, açılan kapılar, açılan yürekler gördük. Tüm halkımıza minnettarız. Bizlerde müziğin iyileştirici gücünü kullanarak bu travmaları bir an önce silmek, en azından hafızalarda mazi yerine bırakmak adına hem de Türk milletine teşekkür adına bu yola çıktık. Niyetimiz güzel, ben her şeyin daha güzel olacağını düşünüyorum bu günleri böyle aşacağımıza da inanıyorum” dedi. – NEVŞEHİR
]]>Maltepe Üniversitesinde Bestecilik ve Orkestra Şefliği bölümü son sınıf öğrencisi Yanık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, orkestra şefliği eğitimi süreci, şimdiye kadarki tecrübeleri ve geleceğe yönelik hedeflerini açıkladı.
22 yaşındaki Yanık, yurt içinde ve dışında birçok orkestra ve koroyla çalıştığını söyleyerek. “Hocam Serdar Yalçın’dan çok şey öğrendim. Kendisinin opera şefi olması aslında biraz operaya da yoğunlaşmama, opera ile ilgili çalışmalar yapmama da sebep oldu.” şeklinde konuştu.
“Leipzig, Navigli ve Metz-Grand Est Senfoni Orkestrasını yönettim”
Genç yaşta çok sayıda orkestra ve koroyla çalışma fırsatı bulduğunu belirten Yanık, “Leipzig Senfoni Orkestrası ile çalıştım. Gittiğim yarışmalarda Navigli Senfoni Orkestrasını yönettim. Cemal Reşit Rey konser salonunda Metz-Grand Est Senfoni Orkestrası’nı yönettim. O da Fransız bir orkestraydı ve çok iyiydi. Devlet Çoksesli Korosu ile çalıştık geçen sene ve çok güzel bir tecrübeydi çünkü ben koroyla çok haşır neşir olmadım hiçbir zaman. Koro şefliği kesinlikle çok farklı bir alan.” ifadelerini kullandı.
Öykü Yanık, orkestra şefliğinin diğer müzisyenlik alanlarından farklı olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Bizim bir enstrümanımız yok. Ben aslında keman ve piyano çalabiliyorum ama sahnede bu enstrümanı çalan kişi ben değilim. Bizim yaptığımız iş sahnenin üstünde olmak değil, sahnenin üstüne çıkma yolundaki hazırlığı yapmak diyebilirim. Yani biz aslında orkestra şefliğinin ne olduğunu, nasıl yapıldığını orkestra provalarında görüyoruz. Yani provayı kesip, burası olmadı bir daha yapalım, bunlar birlikte olmadı, oralar birlikte olsun gibi ayrıntılarla uğraşıyoruz.”
Saluzzo Opera Akademisi için maddi destek gerekiyor
Geçen ay İtalya’daki Saluzzo Opera Akademisi’ne şef asistanlığı için yaptığı başvurunun kabul edildiğini, ancak akademiye gidebilmek için maddi destek arayışında olduğunu aktaran Yanık, “Giulio Cesare isimli bir operanın asistan şefi olarak görev alacağım eğer gidebilirsem. Biz bu tarz çalışmalara, akademilere ve kurslara gittiğimiz zaman aslında bütün orkestra için bir ödeme yapıyoruz ve bu bizi zorlayabiliyor.” diye konuştu.
Yanık, orkestra şefliği eğitimine yurt dışında yüksek lisans ile devam etmek istediğini vurgulayarak, Avrupa’da iyi bir eğitim alarak Türk operasına daha fazla katkı sağlamayı amaçladığını dile getirdi.
Yurt dışında çok sayıda yetenekli Türk müzisyenin bulunduğuna dikkati çeken genç isim, “Yüksek lisans başvurusu için gittiğim okullarda çok sayıda Türk öğrencinin buralarda eğitim gördüğüne şahitlik ettim. Oradaki konservatörler de buna alışmış anladığım kadarıyla. Çünkü sürekli oradaki okullara geliyor Türk öğrenciler. Hatta keşke fırsatımız olsa da bu öğrencileri bir araya toplayabilsek yurt dışında. Eminim ki birkaç orkestra kurabilecek kadar müzisyenimiz var Avrupa’da.” değerlendirmesinde bulundu.
Geleceğe yönelik hedeflerini de anlatan Yanık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkemi en iyi şekilde temsil etmek için yurt dışındaki orkestralarda çalışmak istiyorum. Bunun için çalışmalarıma da bir şekilde başlamış oldum. Eğer bu bahsettiğim opera akademisine de gidebilirsem, benim için çok önemli bir adım olacak. Çünkü Saluzzo, festival tarzında bir etkinlik aslında ve bu akademi sürekli devam etmiyor. Belirli zamanlarda kuruluyor ve bu klasik müzikte çok fazla olan bir şey. Böyle belirli festivaller ve akademiler Avrupa’da çok var ve bu festivallerin bazılarının içinde genç müzisyenlerin eğitimiyle ilgili bazı çalışmalar, girişimler de oluyor. Ben de kabul aldığım sürece bu tür etkinliklere katılım sağlamak istiyorum.”
]]>Muzıka-yi Hümayun bünyesinde “Fasl’ı Cedid’i tertip eden Santuri Hilmi Bey’in torunu olan Üngör, Üsküdar’da 1880’de dünyaya geldi.
Usta sanatçı, dedesinin isteğiyle 7 yaşında çalmaya başladığı kemanda ustalaştı ve 11 yaşına geldiğinde Muzıka-yi Hümayun’da senfonik orkestra üyeliğine seçildi.
Bandodaki yeteneğiyle 2. Abdülhamid’in dikkatini çeken ve Batı müziği öğrenimi görüp konser kemancısı olarak yetiştirilen Üngör, o tarihten itibaren özel hocalarla çalıştı.
Osman Zeki Üngör, Vondra Bey’den keman, D’Aronda Paşa’dan müzik nazariyatı, solfej, klasik fon felsefesi ve tarih dersleri aldı. Sanatçı, eğitimlerin sonunda ilk Türk konser kemancısı oldu.
Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesinin şefliğini yaptı
Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi’nde öğrenim gören Üngör, resitallerde ve sarayın resmi davetlerinde çalarken, Fasl’ı Cedid ile Saffet Atabinen’in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak görev yaptı.
Üngör, binbaşı rütbesiyle Saray Orkestrası şefliğini üstlendiğinde, repertuvarında çoğunlukla marşlar ve popüler parçalar bulunan orkestrayı modernleştirme çabasındaki Atabilen’i destekleyen sanatçıların başında geldi.
Muzıka-yi Hümayun’da ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan Üngör, bağımsız kadrosu olan ilk Türk senfoni orkestrasıyla Union Française’de ilk defa saray dışında halka yönelik konserler verdi ve orkestra şefi olarak iki ay süren Avrupa turnesine çıktı.
Sanatçının ilk olarak Viyana’da, ardından Berlin, Dresden, Münih, Budapeşte ve Sofya’da sahne aldığı bu program, bir Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesi oldu.
Avrupa şehirlerinde de orkestralar idare ederek konserler veren Üngör, asıl şöhretini Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’nı 1922’de besteleyerek elde etti. Cumhuriyet’in ilanından sonra vazifesini Ankara’ya naklederek Ankara Riyaset-i Cumhur Musiki Hey’eti şefi oldu.
Musiki Muallim Mektebi’nin kurulmasında da önemli rol oynayan Üngör, 1924’ten 1934’e kadar bu okulun müdürlüğünü üstlendi.
Üngör, 1926’da Türkiye’nin tanıtımını yapmak için Avrupa sahilini boydan boya dolaşan Karadeniz Gemisi’yle gezecek orkestrayı oluşturdu ve 4 ay boyunca her limanda konser verdi.
Emekliye 1934’te ayrılan besteci, 28 Şubat 1958’de İstanbul’da vefat etti. Cenaze töreninde özel izinle İstiklal Marşı çalınan Üngör’den önce bu izin sadece Mehmet Akif Ersoy için verilmişti.
Üngör’ün başlıca eserleri, “İstiklal Marşı”, “İlim Marşı”, “Azmü Ümit Marşı”, “Töre Marşı”, “Türk Çocukları” ve “Cumhuriyet Marşı” oldu.
İstiklal Marşı’nın bestelenmesi
Osman Zeki Üngör, İstiklal Marşı’nın besteleniş hikayesini şöyle anlatmıştı:
“İstiklal Savaşı’nın devam ettiği sıralarda ben, Muzıka-yi Humayun muallimi idim. Yani doğrudan doğruya Saray’a ve Vahdettin’e bağlıydık. Bando, fasıl takımı ve orkestra benim emrimde idi. Şişli’de Uğurlu Han’ın 4 numarasında oturuyordum. Kurtuluş ordusu süvarilerinin İzmir’e girdiklerinden iki veya üç gün sonra evimde, Talim-Terbiye Heyeti azası ve terbiye mütehassısı dostum Haydar merhumla oturuyorduk. Kapı çalındı. İlkokul öğretmeni İhsan merhum geldi. Büyük bir heyecan içinde, süvarilerin İzmir’e girişlerini anlatmaya başladı. Hepimiz coşmuştuk. Hemen kalkıp piyano başına geçtim ve derhal içimde doğan parçayı çalmaya koyuldum.
İlk etapta marşın giriş kısmındaki akoru oluşturdum. Bu şekilde iki, üç mezür yaptım. Arkadaşlarım, ‘Aman, bu çok güzel bir şey olacak.’ dedi. Bunun üzerine İhsan’a İzmir’in kurtuluşunu ve büyük zaferi bütün teferruatı ile anlatmasını rica ettim. O anlattı, ben çaldım. Böylece kısa zamanda eserin taslağı ortaya çıktı. Ertesi gün de çalıştım. İki gün sonra beste bitti. Götürüp arkadaşlara gösterdim. Çok beğendiler. Bunun üzerine bu müziği Milli Marş olarak takdime karar verdim.”
]]>