Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden (KKTC) sporcu, öğretmen ve tur rehberinin de aralarında bulunduğu 72 kişinin hayatını kaybettiği otele ilişkin duruşma nedeniyle adliyede geniş güvenlik önlemi alındı.
Adıyaman 3. Ağır Ceza Mahkemesince adliyenin zemin katındaki çok amaçlı konferans salonunda yapılan duruşmaya, sanıklar Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla bağlandı.
Duruşmaya, KKTC Başbakanı Ünal Üstel, yaşamını yitiren sporcuların aileleri ile taraf avukatları katıldı.
Mahkeme başkanı, 2 yaralıyla ilgili dosyaya dün gelen iddianamenin bu dosya ile birleştiğini belirterek tutuklu sanık Ahmet Bozkurt’a birleşen dosya yönünden savunma yapması için söz hakkı verdi.
Bozkurt, aleyhindeki suçlamaları kabul etmediğini ifade ederek, “Suçlamaları reddediyorum, inşaatımla, beton kalitemle ilgili yanlış hesaplamalar yapılmıştır, kabul etmiyorum. Projede olan mühendislerim, görevlilerim işlerini çok doğru yapmışlar, hiçbir eksiğim yoktur. Doğru tespit edilen örneklerden de anlaşılmaktadır. İddianamede yanlış tespitler var.” diye konuştu.
Mahkeme başkanının Gazi Üniversitesinden gelen bilirkişi raporunda iki yönden de asli kusurlu olarak ifade edildiğini belirttiği sanık, kusursuz olduğunu, hiçbir eksiğinin bulunmadığını, her türlü malzemeyi fazlasıyla kullandığını savundu.
Tutuklu sanık Erdem Yıldız, bilirkişi raporunun çelişkilerle dolu olduğunu, sahte evrak üzerinden suçlandığını öne sürdü.
Kendisinin mimar olduğunu, mimarın fenni mesul olamayacağını ifade eden Yıldız, ruhsatta sahtecilik yapıldığını, kendisinin bir ilgisinin olmadığını savundu.
Tutuklu sanık Mehmet Fatih Bozkurt da önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyledi.
Tutuksuz sanık Halil B, önceki savunmaları tekrar ettiğini, aleyhindeki hususları kabul etmediğini anlattı.
İlk duruşmaya katılmayıp bu duruşma dinlenen müştekiler, sanıklardan şikayetçi olduklarını belirtti.
Tanık olarak dinlenen otelin yanındaki otoparkı işleten M.K, otelle anlaşmasının olduğunu, kolon kesme ve kat çıkma gibi konuları bilmediğini söyledi.
Diğer bir tanık olarak dinlenen eski otel çalışanı A.Ü. ise 2002’de başladığı oteldeki işinden 2008’den ayrıldığını ve patronun Ahmet Bozkurt olduğunu dile getirdi.
Uzmanların dinlenmesi talep edildi
Müşteki avukatları, dosyaya sundukları bilirkişi raporlarında imzası bulunan 3 uzmanın dinlenmesini talep etti.
Sanık avukatları, eşitlik ilkesi gereği uzmanların dinlenmemesini, taleplerin reddedilmesini istedi.
Mahkeme başkanı, duruşmada hazır bulunan uzmanların dinlenmelerine oy birliğiyle karar verildiğini söyledi.
“İnşaat yapılırken dere çakılı kullanılmıştır”
Daha sonra Kıbrıs ve Türkiye’deki çeşitli kurumlarda faaliyet gösteren 3 uzman dinledi.
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yonca Hürol, binanın ilk projesinde deprem yönetmenliğine uyulmadığını, binanın perde duvarında kusur bulunduğuna işaret etti.
Hürol, şunları kaydetti:
“Araştırmamızda daha fazla perde duvar kullanılması gerekiyordu, yapılmamıştır. Bina projesinde taşıyıcı sistem bir taraftan ağırdır diğer taraf da hafiftir. Böyle bir hata yapılmıştır, bu bilinmiyordu. İnşaat yapılırken dere çakılı kullanılmıştır. Binanın otele dönüştürülmesi sırasında her kata boruların geçmesi için delik yapılmış ve 6’sı kirişlere denk geliyor. Binanın döşemelerine fazla duvar yükü bindirilmiş. Binanın yıkılmasını olağan görüyorum ve projelere uyulmadığını düşünüyorum.”
DAÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhan Şensoy ise belirli analizlere göre araştırma yaptıklarına işaret ederek, “Depremin 20. saniyesinde binanın 59 kolonu çökmüş. Depremde kolonlar ani şekilde göçmüştür. Çalışmamızda binanın ön tarafa yıkıldığı ve döndüğü anlaşıldı.” ifadelerini kullandı.
1998 deprem yönetmenliğinin neredeyse yarısının uygulanmamış
Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu da binada 1998 deprem yönetmenliğinin neredeyse yarısının uygulanmadığını aktardı.
Sanık avukatları, celse arasında tahliye edilen ve mazeretsiz duruşmaya gelmeyen Efe Bozkurt’un tekrar tutuklanmasını talep ederek yeni bilirkişi raporu alınmasını istedi.
Duruşma, aradan sonra sanık avukatlarının savunmasıyla devam edecek.
]]>Ocak ayındaki ilk duruşmadan sonra tutuklu beş sanıktan ikisi serbest bırakıldı.
Ailelerin avukatları, Mart ayında serbest bırakılan otel sahibinin oğlu ve mühendisin yeniden tutuklanmasını talep edecek.
İlk duruşmadan sonra geçen 3 aylık süre içinde, sanık avukatları Ankara’daki Gazi Üniversitesi’nden ikinci bir rapor istedi.
İsias Otel aileleri, bu raporda otel enkazından örnek alınmadığını ve sadece projeler üzerinden inceleme yapıldığını kaydediyor. Aileler bu raporun reddedilerek, “daha donanımlı” bir üniversiteden rapor alınmasını isteyecek.
Aileler, iddianameye temel olan ve içinde kamu görevlilerinin de yer aldığı Karadeniz Teknik Üniversitesi raporunun esas alınmasını ve bu görevlilerin de soruşturma dosyasına girmesini istiyor.
BBC Türkçe’ye konuşan Murat Aktuğralı, henüz İsias Otel’deki ihmal iddiaları ile ilgili kamu görevlilerinin ifadesinin alınmadığını söyledi.
İkinci duruşmada, Gazimağusalı ailelerin yanına bakanlar ve siyasetçiler de hazır bulunacak.
Kuzey Kıbrıslı aileler ve avukatları yargılamanın, “bilinçli taksir” değil daha ciddi cezalar öngören “olası kast” suçlaması üzerine kurulması gerektiğini savunuyor.
Bilinçli taksirde öngörülmesine rağmen istenmeyen neticenin gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket edilmesi, olası kastta ise istenmeyen neticenin öngörülmesi ancak bunun kabullenilmesi söz konusu.
35’i Kıbrıslı kafileden toplam 72 kişi yıkılan otelde hayatını kaybetti.
Aileler, otelin yıllar içindeki inşaatıyla ilgili olarak suçladıkları kişiler dışında dönemin belediye başkanı, valilik, AFAD ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına da dava açtı.
6 Şubat’ta İsias Otel’de ne yaşandı?
Geçmiş yıllarda İsias Otel, Adıyaman’ın önemli otellerinden biriydi.
6 Şubat depremleri sırasında otel binası yıkıldı.
Kuzey Kıbrıs’taki Gazimağusa Türk Maarif Koleji’nden Adıyaman’a voleybol turnuvası için giden kız ve erkek voleybol takımı oyuncuları, veliler ve öğretmenlerden oluşan 39 kişilik kafile, depremler sırasında burada konaklıyordu.
Burası, tur rehberleri tarafından da tercih edilen bir oteldi.
Depremler sırasında Turist Rehberleri Birliği’nden yaklaşık 40 kişilik bir grup da eğitim için otelde kalıyordu.
Binanın yıkılması sonucu, Kuzey Kıbrıslı öğrenciler ile rehber ve rehber adaylarının büyük bölümünü oluşturduğu 72 kişi hayatını kaybetti.
Yaşamını yitiren, çoğunluğu öğrenci 35 Kuzey Kıbrıslı’nın cenazeleri, Gazimağusa’da defnedildi.
Bu ölümler, şehrin 1974’teki savaştan sonraki en büyük toplu kaybı.
Ada’da, hayatını kaybeden öğrenciler “Şampiyon Melekler” olarak anılmaya başlandı.
Kuzey Kıbrıslı aileler hem hukuk mücadelesi vermek hem de çocukları adına çeşitli projeler yürütmek amacıyla Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneğini kurdu.
Dernek, davayla ilgili büyük bir kampanya başlattı.
Derneğin, bu kampanya kapsamında sosyal medyada kullandığı etiket ise #isiasortakdavamız oldu.
İddianame neler var? Bina neden yıkıldı?
Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, Aralık başında kabul edildi.
İddianamede 5’i tutuklu 11 sanık hakkında “bilinçli taksirle birden fazla işinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıl 8’er aydan, 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası talep ediliyor.
Dosyada, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nün hazırladığı bilirkişi raporu da bulunuyor.
BBC Türkçe’nin incelediği iddianameye göre göre 1993’te otelin ruhsatı konut olarak alındı ancak ruhsat, 2001’de otel olarak yenilendi.
Raporda; kolon ve kirişlerin etriye aralıkları, kanca özellikleri, bindirme boyları, ankraj ve kenetleme boylarıyla ilgili eksikliklerin bulunduğu, donatı detayı eksikliklerinin binanın yıkılma nedenlerinden biri olabileceği, beton basınç dayanımlarının gerekli şartları sağlamadığının tespit edildiği belirtildi.
Dosyaya göre 2016’da binaya ruhsatsız kat eklendi ve deprem güvenliği göz ardı edilerek yapılan bu kat, yapının taşıyıcı sistemine ek yük getirdi.
Sanıkların binanın yapım tarihinde geçerli olan Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik esaslarına yeterince uymadıkları belirtilen iddianamede, dönem itibarıyla bilim ve fennin gerektirdiği teknik şartlara aykırı davranarak binanın yıkılmasında kusurlarının bulunduğu ifade edildi.
KTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Can Altunışık, geçtiğimiz günlerde davadan bağımsız olarak gazetecilere yaptığı açıklamada, İsias Otel ile ilgili “Binanın yıkılış şeklinin, kovayı kaldırdıktan sonra kumun yayılış şekli gibi olduğunu görebiliyorsunuz” dedi.
]]>Ramazan Bayramı’nın, okulların ikinci ara tatil dönemine denk gelişiyle Muğla genelindeki konaklama tesislerinde rezervasyonlar arttı. Aşırı yoğunluk nedeniyle bazı seyahat firmaları bölgeye ek seferler koydu.
Bölgeye 5 Nisan’dan itibaren İngiltere’den uçak seferlerinin başlamasıyla sezona merhaba diyen turizmciler, Ramazan Bayramı’nda yerli turist yoğunluğuyla hareketlendi.
Muğla Valisi İdris Akbıyık, AA muhabirine, Muğla ve turistik ilçelerindeki konaklama tesislerinde hareketli bir bayram dönemini yaşadıklarını söyledi.
Türkiye’nin 1484 kilometreyle en uzun kıyı şeridine sahip Muğla’nın deniz, kum ve güneşin yanı sıra farklı medeniyetlerin izlerini de taşıdığını belirten Akbıyık, Muğla’nın 250 bin yatak kapasitesiyle yerli ve yabancı turistlerin gözdesi durumunda olduğunu aktardı.
Akbıyık, yerli turistin Muğla’yı tercih ettiğini, özellikle Bodrum, Fethiye, Datça, Marmaris, Akyaka ve Gökova’daki açık olan otel ve pansiyonların istenilen doluluğa ulaştığını ifade ederek, “Ramazan Bayramı’nı Muğla’daki oteller dolu dolu geçirecek. Turizm merkezlerinde açık olan otellerimiz istenilen doluluğa ulaştı. Denizin, kumun, doğanın, güneşin en güzel yaşandığı yer Muğla. Bayram nedeniyle yoğun bir iç turizm trafiği devam ediyor.” dedi.
Ramazan Bayramı’nda halkın can ve mal güvenliğiyle ilgili hizmetlerin aksatılmadan yerine getirilmesi için önlemlerin alındığı vurgulayan Akbıyık, kente gelen ziyaretçilerin bu yıl trafikte yoğunluk oluşturmadığını kaydetti.
Akbıyık, Muğla ve ilçelerindeki ören yerleri ve antik kentleri de gezen ziyaretçilerin milli parklarda da doğayla baş başa tatil yaptıklarını söyledi.
Otellerin bayrama hazır olduğuna dikkati çeken Akbıyık, “Kentte hizmet veren birçok otelimiz nisan ayından bu yana faaliyet gösteriyor. Şu anda hepsi faal ve yabancı turisti ağırlıyorlar. Bayramla birlikte de yerli turist yoğunluğu başladı.” ifadelerini kullandı.
“Mavi yolculuk rotaları ve marinalar da hareketlendi”
Maviyle yeşilin kucaklaştığı Muğla’nın koylarında mavi turlarda, Ramazan Bayramı tatili nedeniyle yoğunluk yaşandığına dikkati çeken Akbıyık, Türkiye’nin gözde tatil merkezi Muğla’nın el değmemiş koylarını mesken tutan milyon dolarlık lüks yatlar turizme ayrı bir canlılık kazandırıyor.” diye konuştu.
Akbıyık, Muğla’nın ünlü koylarında “mavi yolculuk” yapmak isteyen turistlerin birçoğunun Gökova Körfezi, İngiliz Limanı, Çökertme, Göcek, Marmaris, Fethiye, Ölüdeniz, Kızılada, Datça ve Hisarönü koylarında mavi yolculuğa çıktığını dile getirdi.
Bölgeye gelen tatilcilerin gezebilecekleri koylar bulabildikleri gibi yatlarını bırakacakları marinalar da olduğuna değinen Akbıyık, bölgede çok sayıda marinanın da bu konuda hizmet verdiğini kaydetti.
Dalyan Otelciler ve Turizmciler Derneği Başkanı Ali Mürşit Yağmur da ilçede özellikle günübirlik ziyaretçilerin yoğunluk oluşturduğunu belirtti.
Dalyan’ın 8 bin yatak kapasitesiyle yerli ve yabancı misafirlere hizmet verdiğini anlatan Yağmur,” Turizmin yeni başlamasıyla işletmelerin henüz tamamı açık değil. Bayramda doluluk oranının yüzde 70 civarında olacağını bekliyoruz. Kültür ve tarih turizminin yanı sıra denizi, kumu ve plajları, organik ürünleri ve butik otelleri ile Dalyan tercih sebebi. Misafirlerimiz özellikle Dalyan Kanalı’nı gezerek İztuzu plajına gidip burada vakit geçiriyor.” dedi.
Yağmur, Dalyan’a İngiliz ve Polonyalı misafirlerin de rağbet gösterdiğini, bölgenin en önemli potansiyelini ise yerli turistlerin oluşturduğunu dile getirdi.
Marmaris’te açık oteller doldu
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Marmaris Bölge Temsil Kurulu Başkanı Suat Esin, bayramda turizmcinin beklentisinin ciddi bir yoğunluk yönünde olduğunu söyledi.
Yabancı turizm yoğunluğunun da sezonun açılmasıyla başladığını belirten Esin, “Adalara kapı vizesi uygulamasına geçildi. Adalara geçiş güzergahında olan turizm ilçelerimize hareketlilik getirdi. Bayram süresince açık olan tesislerin bir çoğunda yüzde yüzlük doluluk oranları olduğunu biliyoruz. Misafirlerimizin huzurlu bir bayram geçirmesi için ilçemiz hazır.” dedi.
Grand Yazıcı Club Turban Thermal Genel Müdürü Cihan Baykara ise iki tesislerinin de bayram süresince yüzde 100 doluluk oranına ulaştığını kaydetti.
Bayram tatilinde yerli misafirlerden yoğun ilgi gördüklerine işaret eden Baykara, tüm hazırlıkların tamamlandığını kaydetti.
Marmaris Cruise Port Liman yetkilileri de yoğunluktan dolayı bayram süresince Marmaris-Rodos, Rodos-Marmaris seferlerine ilave sefer konulduğunu ifade etti.
]]>Ülke turizmin göz bebeği Marmaris’te hazırlıklarını tamamlayan turizmciler erken başlayan sezon ile misafirlerini ağırlamaya başladı. 5 yıldızlı bir otelin Genel Müdürü Mehmet Biçer, “Bu yaz oldukça iyi bir turizm sezonu bizi bekliyor. Şu an ilk veriler gerçekten çok iyi özellikle İngiltere, Avrupa’dan Ege’ye, Marmaris’e ciddi bir talep var. Erken rezervasyon yararlarını görüyoruz bütün hesaplamaları bunlara göre yapıyoruz. Tatilciler için de erken davranarak daha uygun fiyata tatil alma şansları oluyor. Ramazan Bayramı tatili genel olarak söylediğimiz zaman bu sene doğru zamanda uzatıldı, tabii ciddi bir hareket var. Tatilciler şuna inanıyorlar, düşünüyorlar. Ege Denizi soğuktur, denize giremez. Muhteşem hava her şey bekliyor” dedi.
“60 milyon turist 60 milyar gelir”
Siteler Mahallesi’nde yaz kış açık bir otelin Genel Müdürü Cihan Baykara, “Bu sene biliyorsunuz son iki üç yıldır biz pandemi ile beraber sezonu daha erken açıyoruz. Dalaman bölgesi olarak ve Marmaris bölgesi olarak daha geç kapatıyoruz. Bu yıl da 13 Mart’ta İngiliz uçaklarıyla Dalaman bölgesine misafir almaya başladık. Bu son yılların en erken açılışı oldu. Geçen yıl da zannedersem 17-18 Mart itibariyle başlamıştık ve ayın 25’i itibariyle uçuşların Dalaman bölgesine artması dolayısıyla otellerimizde yaklaşık doluluk oranları yüzde 60 seviyelerine gelmiş durumda. Biliyorsunuz devamında da önümüzdeki hafta ayın 10’unda bayramımız var. Bayramda da bu 9 günlük ara tatil açıklanmadan önce bir rezervasyon akışı olan vardı zaten. Ama 9 güne çıkmasıyla beraber orada da iç pazarda ciddi bir rezervasyon hareketliliği oldu. Örneğin bizim iki otelimiz var Marmaris’te, ikisi de şu anda bayram itibariyle dolu durumda. Şu anda çevre otellerde gerek Dalaman gerekse Marmaris’te dolular bayram itibariyle yaklaşık yüzde 75 yüzde 80 seviyelerine gelmiş durumda. Bu da biz otelcilerin tatil süresinde uzun olmasından dolayı sevindirdi. Ciddi bir doluluğa ulaştık. İnşallah sezonun devamında da planlanan gibi özellikle yurt dışından aldığımız misafir konusunda 2024 turizm hedeflerimizi de onu da tekrar hatırlatmak gerekirse 60 milyon turist, 60 milyar dolar gibi bir turizm geliri hedefliyoruz Turizm Bakanlığımızın planlamış olduğu doğrultuda” şeklinde konuştu.
“Erken rezervasyon için son günler”
Genel Müdür Cihan Baykara, erken rezervasyonların oluşturduğu yoğunluk ile ilgili, “Aslında şöyle onu ikiye ayırmak lazım. Bir bizim iç pazarla alakalı kendi misafirlerimiz, kendi ülke misafirlerimiz alakalı, bir de yabancı misafirlerimizle alakalı. Özellikle İngiltere ve Avrupa’da. Şimdi İngiltere Avrupa’da pandemi ile beraber tabii ne yazık ki uçuş açıldı, kapandı vesaire gibi problemlerden dolayı bir iki yıl, hatta pandemi bittikten sonraki üçüncü yılında da yani kontrollü hareket etti. Ama bu yıl itibariyle artık o alışılagelmiş yani 2014’ten 2019’a kadar olan süreçte biz normal şartlarda 31 Mart, en geç 30 Nisan itibariyle otellerimizdeki doluluk oranlarının yüzde 40’ın üstüne hatta yüzde 50 seviyelerinin üstüne çıkmasını planladık ve o noktada rezervasyonu ayırdık. 2023 Bu yıl itibariyle bu İngiltere ve Avrupa’da tekrar toparladık ve bu gelmiş durumda. İç pazarla alakalı artık misafirlerimiz ciddi şekilde özellikle bu pandemi ile beraber bilinçlendi ve erken rezervasyonla gerek indirimlerden gerekse ödeme seçenekleri yani 6 taksit, 9 taksit gibi seçeneklerden faydalanmak amacıyla bu algı oluştu, onlar da yapıyorlar. Buradan da şunun bilgisini vermek lazım. Bu 30 Nisan itibariyle erken rezervasyon dönemi. Hala rezervasyonunu yaptırmamış olan misafirlerimiz için de bir an önce bu ay içerisinde 2024 yaz tatili için rezervasyonlarını yaptırmalarını bilgisini vermek gerekiyor” dedi.
“Sezon süresi uzadı, Kasım sonuna kadar uçuşlar devam edecek”
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Bölge Temsil Kurulu Başkanı Suat Esin, “Önümüz bayram 9 günlük bir bayram tatili var, bu tabii ki olumlu olarak yansıyacak iç pazara. Bir de havaların çok güzel gitmesi umarım bayramda da bu şekilde devam eder. Bir yoğunluk göreceğiz iç pazar açısından bayramda. Tabii erken rezervasyon. Kıştan beri erken rezervasyon başladı zaten onda bir sıkıntı yok. Erken rezervasyon amacı hem uygun fiyatlarla turlarını, paketlerini alabiliyorlar hem de istedikleri tarihlere rezervasyonlarını yaptırabilirler. Yoğunluk yaşamamaları açısından bu olumlu turizm Marmaris’te bu sene beklediğimiz oranların üzerinde olacak gibi görünüyor. Eğer herhangi bir aksilik çıkmazsa zaten Mart ayının başı itibariyle Birleşik Krallık’tan uçaklar inmeye başladı. Özellikle İngiliz pazarı ciddi anlamda bir yoğunluk yaşatacak Marmaris’e. Şu anda Marmaris’te sezon başladı. Mayıs ayı itibariyle çoğalarak devam edecek. Haziran itibariyle yüksek sezon Ekimin 15’ine kadar, Ekim sonuna kadar devam eder ama Kasım sonuna kadar da yine sezonumuz devam edecek diye düşünüyorum. Çünkü son uçuşlar Kasım sonuna kadar özellikle yerli açısından yani iç pazar açısından” dedi.
“Tatil planınıza sahtekarlık karışmasın”
Suat Esin özellikle tatil planlamaları yapacak olan kişilere, “Türk turistler açısından şu uyarıyı da yapmak durumundayım. Yeri gelmişken onu da söyleyeyim. Şimdi birçok vatandaşımız internet üzerinden alabiliyor, turlarını veya paketlerini, paket turlarını. Bunda özellikle aldığı acente Turizm Bakanlığı ve TÜRSAB belgeli olmasına dikkat etmeleri gerekmekte. Bazen sahte belge, sahte numara da kullanıyorlar. O nedenle onun mutlaka telefonu vardır. Orada telefonla arayıp veya bulunduğu bölgedeki TÜRSAB bölge temsil kurulunu arayıp bunun sağlamlığını araştırmaları gerekmektedir. Aynı şey otel açısından da geçerli. Para vermeden önce öncelikle araştırsınlar. Çünkü çok sayıda şu ana kadar geçtiğimiz yıllarda siz de biliyorsunuz sahtekarlıklar döndü” diyerek uyarıda bulundu. – MUĞLA
]]>Toplantının gerçekleştiği Grand Yazıcı Turban Otel’e, 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesinde dinlenme amacıyla gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 yıl aradan sonra ilk defa otele geldi.
15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası kaldığı otelde açıklama yaptıktan sonra otel sahibi ve şu anda AK Parti Marmaris Belediye Başkan Adayı Serkan Yazıcı’nın helikopteri ile Dalaman’a giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dalaman’dan da TC-ATA uçağı ile 01.43’te THY-8456 koduyla havalanarak İstanbul’a gitmişti.
FETÖ/PDY terör örgütünün asker kökenli Özel Kuvvetler, MAK ve SAT ekiplerinden oluşan suikast timi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı derdest etmek için gece saatlerinde otele helikopter ile inerek Nedip Cengiz Eker ve Mehmet Çetin isimli 2 polisi memurunu şehit etmişlerdi.
FETÖ/PDY terör örgütü üyesi suikast timi tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın koruma polislerinin kaldığı ve mermi izlerinin halen durduğu oda müzeye çevrilmişti.
Partisinin Muğla aday tanıtım mitingi için Muğla’ya gelen Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Marmaris’te hain darbe girişimi sırasında bulunduğu otelde, iş adamları ve STK temsilcileri ile bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan STK temsilcileri ile gerçekleştirdiği toplantıda yaptığı konuşmada, 31 Mart mahalli idareler seçimleri arifesinde il mitinglerine devam ettiklerini belirterek, “Bugün de Muğlalı vatandaşlarımızın misafiri idik. Bizi bir kez daha bağrına basan Muğlalı kardeşlerimize teşekkür ediyorum. İl ziyaretimizi vatandaşlarımız ile buluşmanın yanında iş dünyamızın ve sivil toplum kuruluşlarımızın nabzını tutma vesilesi olarak da görüyoruz. Türkiye’yi yatırım, istihdam, üretim ihracat ve cari fazla yolu ile büyütme stratejimizi kararlılıkla uyguluyoruz. Geçen sene yaşadığımız deprem felaketine ve bölgemizde patlak veren çatışmalara rağmen, hamdolsun hedeflerimizden kopmadık” dedi.
2024 yılında hedef 60 milyon turist, 60 milyar dolar gelir”
Türkiye’nin 2024 yılını rekor turist sayısı ile kapattığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Turizmde 2023 yılını rekor ziyaretçi sayısı ve gelir ile kapattık. Bu sene hedefimiz 60 milyon turist sayısı ve 60 milyar dolar gelir. Turizm geliri ve ihracatta yakaladığımız ivme hız kesmeden devam ediyor. Geçen yıl 256 milyar dolarla tarihimizin en yüksek ihracat rakamına ulaşmıştık Ocak ve Şubat ihracat rakamlarımız da oldukça iyi geldi. Şubat ayında ihracatımız bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 13,6 artarak 21 milyar doları aştı. Şubat ayında 12 aylık ihracat yüzde 6 artışla 259 milyar doları buldu. Büyüme tarafında da olumlu tablo devam ediyor. Geçtiğimiz sene yüzde 4 buçuk büyüme oranıyla Avrupa Birliği ülkeleri içinde ilk sırada yer aldık. Milli gelirimiz 1 trilyon dolar sınırını geçerek tarihimizde ilk kez 1 trilyon 119 milyar dolara ulaştı. Böylece çok kritik bir psikolojik etabı aşmayı başardık” dedi.
“Üreten, ihracat yapan, çalışan ekonomimize katkı veren herkesin yanında olmayı sürdüreceğiz”
“Bölgede çatışmaların durulup, istikrar arttıkça inşallah daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Enflasyon ve hayat pahalılığı meselesi, tüm dünya gibi bizim de başımıza ağrıtan en önemli kovid-19 salgını ile başlayan bölgesel çatışmaların olumsuz etkileriyle derinleşen enflasyon hususunda vatandaşlarımızın karşılaştığı sıkıntıların hepsinin farkındayız. Dış dinamikler ve genel ekonomik gelişmelerle birlikte fırsatçılıktan ve tamahkarlıktan da kaynaklanan bu sorunu mutlaka çözeceğiz. Piyasa gerçeklerinden kopuk bir şekilde fahiş fiyat arttırarak insanımızın lokmasına göz dikenlerle mücadelemiz sürecektir. Fiyat istikrarı ve anti enflasyonist yaklaşımdan taviz vermeden büyüme odaklı ekonomi programımız doğrultusunda gerekli adımları atıyoruz ve atacağız. İnşallah yılsonuna doğru uyguladığımız politikaların etkilerini somut olarak hissetmeye başlayacağız. Bu süreçte üreten, ihracat yapan, çalışan ekonomimize katkı veren herkesin yanında olmayı sürdüreceğiz” dedi.
“Tüm zorlukların üstesinden gelmesini bildik”
Türkiye olarak son yıllarda elde edelin kazanımların arka planında siyasi istikrar ve güven ortamının korunmasının olduğunu açıklayan Erdoğan, “Geride bıraktığımız 21 yıl içerisinde terör saldırılarından darbe girişimine, sokak olaylarından tabii afetlere kadar pek çok sıkıntı yaşadık. Bir başka ülkenin başına gelse yerli yeksan olmasına yol açacak nice sınama ile nice badireyle karşı karşıya kaldık. Birileri bizim daha önceki dönemlerde ülkeyi yönetenlerin başına geldiği gibi tökezleyeceğimizi, hedeflerimizden vazgeçeceğimizi, statükoya teslim olacağımızı düşündü. Ama biz tüm bu zorlukların üstesinden alnımızın akıyla gelmeyi başardık. Son olarak 14-28 Mayıs seçimleriyle ülkemizin güven ve istikrarını hedef alan bir senaryoyu daha yırtıp attık. İşte sizler de takip ediyorsunuz. Daha düne kadar Türkiye’yi birlikte yönetmekten bahsedenlerin ülkemize güya barış, huzur ve demokrasi getirmeyi vaat edenlerin ‘Halil İbrahim sofrası kurduk’ diyerek milletin gözünü boyayanların, velhasıl kendi içlerindeki kavgayı, çekişmeyi ve rekabeti örtmek için hayal satanların ne hallere düştüklerini hepimiz görüyoruz. Ortak değer ve prensipler yerine şahsi çıkarları üzerinde ittifak yapanlar esen ilk rüzgarda darmadağın oldu. Bizim kendileriyle ilgili olarak dile getirdiğimiz eleştirilerin çok daha fazlasını bugün eski ittifak ortaklarına bizzat kendileri söylüyor. Demek ki milletimizin verilmiş sadakası varmış. Milletimiz, 14-28 Mayıs’taki tercih ile Türkiye’nin son 21 yılda çok ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlara sahip çıkmıştır. Ülkemiz altın değerinde bir 5 yıl daha kazanmıştır. Bunu en iyi, en doğru, en etkili şekilde değerlendirmemiz gerekiyor” dedi.
“Türkiye yüzyılı inşasını yerel ve merkezi yönetimlerin el ele vermesi ile gerçekleştirebiliriz”
Türkiye yüzyılının inşasını ancak merkezi idare ve yerel yönetimler el ele verip uyum içinde çalışarak gerçekleştirileceğini açıklayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bunun en çarpıcı örneği depreme hazırlık çalışmalarıdır. Bir taraftan 6 Şubat’ta yaşadığımız büyük felaketin izlerini silerken, diğer taraftan da şehirlerimizi daha dayanıklı hale getirmemiz çok önemlidir. Kentsel dönüşüm projeleri ve şehircilik altyapımızın yenilenmesi başta olmak üzere ülkemizin afetlere karşı hazırlıklarını süratle tamamlamak istiyoruz. Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlıklar olarak biz ülkemizi bir an önce depreme hazırlayalım derken, yerel yönetimler aksi istikamette çaba gösterirse kaybeden şehirlerimiz ve vatandaşlarımız oluyor. Aynı şekilde biz hizmet ve eser siyaseti için koştururken mahalli idareler istismar siyaseti ile hareket edince kaybeden yine şehirlerimiz oluyor. Muğla’da, İzmir’de, Hatay’da yıllardır Ankara ve İstanbul’da son 5 senedir bu acı gerçekle maalesef yüzleşiyoruz. Öyle ki, bu şehirlerimizde işlerin daha fazla kötüye gitmemesi, insanımızın daha fazla zorluk çekmemesi için biz sorumluluk üstlendik. Normalde belediyelerin görevi olan hizmet, yatırım ve eserleri de çoğu zaman bakanlıklarımız vasıtasıyla biz yaptık, yapıyoruz. Marmaris ve Fethiye körfezinin balçıktan temizlenmesi için gönderdiğimiz iki adet tarama ve dip temizleme gemisi dün Marmaris limanına ulaştı. Gemilerimiz İnşallah bu hafta tarama çalışmalarına başlıyor. Turizmle birlikte diğer alanlarda da şehrimizin ve ilçemizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Tabii asıl umudumuz 31 Mart’ta yerelde bir değişimin başlamasıdır. Marmaris başta olmak üzere tüm ilçeleriyle Muğla’mızı da Cumhur ittifakının gerçek belediyecilik vizyonuyla buluşturmayı arzu ediyoruz. Büyükşehir Belediyesinde Aydın Hocamızla Marmaris’te Serkan Yazıcı kardeşimizle el ele vererek inşallah şehrimizi hak ettiği yerlere getireceğiz” dedi. – MUĞLA
]]>Türkiye’nin bacasız sanayisi olarak nitelendirilen turizmde sezon yaklaşırken, kış rehavetini üzerinden atan Marmaris’te işletmeciler tadilatlarına hız kazandırdı. Restoran ve apart yetkilisi Kadir Alkan 2 ay önce tadilatlara başladıklarını ifade ederek ilk misafirlerinin 1 Nisan’da gelecek olan İngilizlerin olacağını ve sezonu açacaklarını söyledi.
Otel işletmecisi turizmci İhsan Öztürk de yaklaşan sezon çalışmaları ile ilgili “Marmaris’e ilk misafirlerimiz 10 Mart itibariyle İngiltere’den başlayacak ama biz otelimize ilk misafirlerimizi Nisan ayında alacağız. Tadilatlar da devam ediyor. Otelimizi tamamen yeniledik ve artık Nisan’ın 15’i itibariyle misafir kabulüne başlayacağız. Sonra Nevruz var. Nevruz’da da bir yoğunluk bekliyoruz” şeklinde konuştu.
“Beklentimizin üzerinde bir sezonu tamamladık”
Güney Ege Turistik Otelciler Birliği (GETOB) Başkanı Mustafa Deliveli ise “Öncelikle zor başlayan bir 2023 sezonunu geride bıraktık. Zor başlayan derken bildiğiniz üzere hepimizi çok derinden üzen deprem felaketi, seçimler, enflasyon, kur derken turizmci açısından da zorlu bir başlangıç yaptık. Fakat Marmaris ve Dalaman bölgesi olarak gerçekten beklentimizin üzerinde bir sezonda sezonu tamamladık. Kişi geceleme, sayıları büyütmeye çalıştığımız pazarlardan aldığımız pay tüm bunları üst üste koyduğumuzda 2023 sezonunun iyi bir sezon olduğunu söyleyebiliriz” dedi.
“Hummalı bir tadilat dönemini tamamlıyoruz”
Geçen sezonki kazançların yine otellerin yenilenmeleri için kullanıldığını belirten Deliveli; “Malum pandemi, afetler gibi birçok sıkıntıdan ve zorluktan ötürü, son iki üç sene içerisinde tesisler renovasyon, yenilik gibi planları ertelemek durumunda kaldı. Fakat geçen sene olumlu bir sezon tamamlayınca tesisler büyük ölçüde ertelediği tadilatlarına başlamış bulunmakta. Bu kış adeta birçok tesiste nefes almadan hızlı bir tadilat dönemine girdik ve tamamlamak üzereyiz. Tüm otelciler olarak derneğimizin üyelerinden kimisi dış mekanlarında, kimisi odalarında, kimisi teknik altyapısında derken tesisler ödedikleri, iki üç senedir yapamadıkları, planladıkları tadilatları şu an yapmak ve bitirmek, tamamlamak üzereler. Bu bizi çok mutlu ediyor. Sonuçta biz bölgemiz olarak geniş ürün yelpazesiyle birçok bütçeye hitap eden ve çok kaliteli hizmet veren bir turizm destinasyonu ve bu iddiamızı, bu rekabet gücümüzü korumak için bizim tesislerimizin yeni kalması, yatırım yapabilmemiz lazım” dedi.
Başkan Deliveli tadilat giderleri ile ilgili de konuşarak “Geçen sene açıkçası kredilerde erişim konusunda sıkıntılar yaşanmaktaydı. Tabii ki dünya genelinde olan ve Türkiye’deki enflasyon sebebi ile düşük faizler olsa dahi kredilerin, vadelerin kısa olması, miktarların düşük olması, erişim sıkıntısından çok fazla krediye erişim sağlanamadı. Fakat şu an her ne kadar krediler, faizler yüksek olsa da krediye erişim biraz daha rahatladı, vadeler uzadı. Bu da tesislerin de finansal gücüne de bir katkı sağlamakta. Yüksek fonlama maliyetlerine rağmen yine de şu an tesisler bunlardan istifade edip öz kaynaklarıyla tesislerini yenilemekte. Çok yakın zamanda iki hafta içerisinde tesislerimiz birer birer hızlı, hızlı bir şekilde, özellikle öncelikle sahil bandında olanlar öncelikli olmak üzere açılmaya başlamakta. 15 Mart itibariyle ilk uçaklar Birleşik Krallık’tan bölgemizde Dalaman Havalimanı’na ulaşacak ve Marmaris’te oteller müşterilerini, misafirini ağırlamaya başlayacak. 15 Mart’tan 1 Nisan’a kadar olan zamanda da hızlıca tesisler açılacak” şeklinde konuştu.
“Erken rezervasyon fırsatlarını kaçırmayın”
GETOB Başkanı Mustafa Deliveli yaklaşan turizm sezonunda tatil planını henüz yapmayan vatandaşlara seslenerek “Türkiye içinde yerel tatil tüketicilerimiz ve Türk misafirlerimiz içinde bir çağrıda bulunmak isterim. Hala erken rezervasyon dönemleri dönemi içerisindeyiz. Cazip indirimleri, yüksek indirimleri yine devam ediyor. Bu fırsatı kesinlikle kullanmalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Marmaris bölgemizde uygun fiyatlar, geniş yelpaze, birçok ürün çeşidiyle her bütçeye uygun tesislerimiz mevcut” diyerek erken rezervasyon çağrısında bulundu. – MUĞLA
]]>TÜRKİYE’nin önemli kış turizmi merkezlerinden Uludağ’da, sömestir yoğunluğu başladı. Otellerin sezonu 15 Aralık’ta açtığı, kayak sezonunun ocak ayının ilk haftasında başladığı Uludağ’da kar kalınlığı 45 santim olarak ölçüldü. Kayakseverlerin ‘beyaz cennet’ olarak tanımladığı Uludağ’daki otellerde doluluk oranı yüzde 60’a ulaşırken, sömestir tatilini geçirmek isteyenlerin ödeyeceği rakam ise gecelik kişi başı 3 bin ile 45 bin lira arasında değişiyor.
Yeni yılı karsız karşılayan, 17 otel, tesis ve 5 bin yatak kapasitesiyle Türkiye’nin ilk ve en büyük kış ve doğa sporları merkezi olan Uludağ, sömestire ise ‘beyaz cennet’ adına yakışır şekilde girmeye hazırlanıyor. Otellerin sezonu 15 Aralık’ta açtığı, kayak sezonunun ise ocak ayının ilk haftasında başladığı Uludağ’da kar kalınlığı 45 santim olarak ölçüldü. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre sömestir tatilinin ilk pazar günü de Uludağ’da kar yağışı bekleniyor. Hava sıcaklığının en yüksek 7, en düşük ise sıfırın altında 8 derece olarak ölçüldüğü Uludağ’da yarıyıl tatili için otel rezervasyonları da sürüyor. Yerli turistlerin yanı sıra Arap ve Uzak Doğu ülkelerinden gelen turistleri de ağırlayan Uludağ’daki otellerde doluluk oranı yüzde 60’a ulaşırken, misafirhaneler ise tam kapasite doldu. Misafirhanelerdeki tek kişi tam pansiyon fiyatı 1000 ile 1500 lira arasında değişirken, bu rakam otellerde 3 bin liradan başlayıp 45 bin liraya kadar çıkıyor. Uludağ’da yarıyıl tatilini geçirmek isteyen 4 kişilik ailenin kişi başı 10 bin lira olmak üzere, ortalama 40 bin lirayı gözden çıkarması gerekiyor. Bu rakama içecekler, kayak kıyafetleri ve kayak pistindeki harcamalar ise dahil değil.
‘SÖMESTİRDEN UMUTLUYUZ’
Kar yağışıyla, pistlerde yoğunluk oluştuğunu ve otel rezervasyonlarının hala sürdüğünü söyleyen otel müdürü Süleyman Güngör, “Bu sömestirden umutluyuz. Kayakseverlere hizmet için hazırız, onları bekliyoruz. Geçtiğimiz sömestirde Uludağ’da kar yoktu. Şu anda kayak yapılabilecek şekilde kar var. İşletmelerde konsepte, hizmete göre değişen fiyatlarla 3 bin TL’den 15 bin TL’ye, 15 bin TL’den 45 bin TL’ye kadar, odalara göre, çeşit çeşit fiyatlar var. Standart fiyat ise 3 bin TL ile 8 bin TL arasında bir rakam diyebiliriz” dedi.
‘ÇOCUKLARIN PİSTLERİ DOLDURMASINI BEKLİYORUM’
Sömestir tatilinden sadece işletmeler değil, esnaf da umutlu. Uludağ’da kar yağışıyla sezonun başlamasının heyecanını yaşayan esnaf Yaşar Güven, okulların tatil olmasıyla çocukları kayak pistlerine beklediğini belirterek, “Sezon başlayalı 1 hafta oluyor, 2 gün önce de kar yağışı başladı. Çok güzel bir sezon bekliyoruz, herkesi Uludağ’a bekliyoruz. Okulları tatil olan çocukların pistleri doldurmasını bekliyorum, onlara kaliteli bir karne hediyesi olmasını istiyorum. Burası yılların beyaz cenneti Uludağ. Dünyanın bir ucundan Uludağ’ı sevenleri, kayak yapmak isteyenleri, kaliteli fotoğraf çektirmek isteyenleri Uludağ’a bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
‘BURSA ÇOK YAHŞIDIR, HERKESİ BURADA GÖZLÜRÜK’
Yerli ve yabancı turistler de kar yağışı ile Uludağ’a gelmeye başladı. Kızı Elif’in doğum gününü kutlamak için Azerbaycan’dan Uludağ’a geldiklerini söyleyen Sabina Musaiva, “Kızımın bugün doğum günü, ona kar tatili olsun istedik. Uludağ’ı çok sevdik, çok beğendik. Çok eğlenceli, çok güzel. Herkese tavsiye ederim. Bursa’nın kent merkezini de gezdik, çok güzel ve tarihi bir şehir” diyerek, Azerbaycan’daki yakınlarına, “Bursa çok yahşıdır, herkesi burada gözlürük” ifadesiyle seslendi. Uludağ’da çok eğlendiğini belirten Elif Musaiva (6) ise “Çok güzel, Uludağ’ı çok beğendim. Kızağa bindim” dedi.
‘ULUDAĞ’I BU KADAR KARLI BEKLEMİYORDUK’
Ankara’dan gelen Özlem Özdemir de Uludağ’ı karlar altında görmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyleyerek, “Biz sömestir tatiline biraz erken başladık, bugünden itibaren 5 günlük tatilimiz var. Kızımla birlikte keyifli bir tatil geçirmek için geldik. Uludağ’ı bu kadar karlı beklemiyorduk, çünkü bize kar olmadığı söylendi. Biz böyle görünce çok sevindik, çünkü Ankara’ya henüz kar yağmadı” diye konuştu.
5’inci sınıf öğrencisi Elanur Özdemir (10), Uludağ’ı çok beğendiğini söyleyerek, “Kendimi çok iyi hissediyorum, Uludağ çok güzel ama biraz fazla sisli gibi. Karnem iyi takdir bekliyorum” diyerek mutluluğunu paylaştı.
]]>3. Ağır Ceza Mahkemesince adliyenin zemin katındaki çok amaçlı konferans salonunda evvelsi gün görülmeye başlanan davanın, dün de devam eden duruşmasına sanıklar, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile bağlandı.
Duruşmada dinlenen müştekilerden KKTC’de beden eğitim öğretmeni olan ve depremde 2 çocuğunu kaybeden Osman Akın, voleybol finallerine gelmeyi planladıklarını ve otel araştırmasında “İsias Oteli’nin temiz, nezih ve özellikle de güvenli olduğunu” öğrendikleri için bu otele kayıt yaptırdıklarını belirtti.
Akın, şunları söyledi:
“Çocuklarımızı odalarına yerleştirdik. İsias’ta 39 kişiydik, ben 16 kişiyle Kahramanmaraş’taki başka otele yerleştim. 5 Şubat sabahı Kahramanmaraş’a hareket ettik, yerleşimler tamamlandı, çocukların maçı başlayacaktı. Ben Kahramanmaraş’a canımı kurtarmaya mı gittim yoksa başka bir şeye mi gittim bilmiyorum. Eğer aynı otelde kalsaydım burada olmayacaktım. Kahramanmaraş’ta öğretmenevinde kaldım. Büyük bir deprem ama yıkılmadı. İnsan hayatına önem verilen bir binada kaldım. Kimsenin burnu bile kanamadan çıktık. Adıyaman yıkıldı, benim dünyam yıkıldı. Kaos bir ortam vardı, çocukları güvenli bölgeye getirmek için 1 kilometre yürüdük. Sonra Adıyaman’a hareket ettim. Depremden sonra salı günü gelebildim. Gördüğüm manzara sadece bir kum yığınıydı. Otelden 72 can gitmiş. ‘Öldü’ lafını kullanamıyorum, duymak da istemiyorum. 11-14 yaş arasındaki çocuklarımız kum yığınının içine gömüldüler ve hep bir umut çocuklarımıza ulaşmak için çabaladık. Umutlar tükendiğinde bütün halde ulaşmak istedik. Düşünün bunun için dua ediyorsunuz. Beton sağlam bir malzemedir değil mi? Aileler çocuklarına ulaşmak için elleriyle beton kazdılar. Biz adalete güveniyoruz, onun için buradayız, sizlerin en iyi kararı vereceğine inanıyoruz. Dün duruşmada bahsedildi, maddi gerçek yarım kalan hayatlardır. Biz acımızı yaşamadan adalet diye haykırmaya başladık. Türk yargısına güveniyoruz. Bizim can parçalarımızı ahlaksızca alan zihniyet en yüksek cezayı alana kadar buradayız.”
“İsias bir kum yığınıydı”
Osman Akın’ın eşi Ayşe Akın, eşini ve 2 oğlunu mutlu bir şekilde Adıyaman’a gönderdiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Hiç böyle bir şeyle karşılaşacağımızı düşünmedim. Kıbrıs’ta da depremi hissettik sadece. Evlatlarımızın bunları yaşayacağı aklımızın ucundan dahi geçmedi. Televizyonu açtığımızda Adıyaman’dan hiç bahsedilmiyordu. Maalesef haber alınmamasının sebebi bu felaketmiş. Ben de 1999 Depremi’ni İstanbul’da yaşamış bir öğretmenim, depremlerde nelerle karşılaşabileceğimi seminerlerde gördüm, çocuklarıma anlattım. Depremle ilgili sayfalara fotoğrafların bulunduğu projeler yaptılar. O fotoğrafların hiçbiri İsias’a benzemiyordu. İsias bir kum yığınıydı. Otele vardığımda aynı görüntüyle karşılaşacağımı umut ediyordum ama ne zamanki otobüsten indik gerçekle karşı karşıyaydık. Ben inancı güçlü bir anneyim, öyle bir görüntü karşısında dilim dönmedi dua edemedim. Kovalar bulduk ve aileler çatıların üzerine dizildik, tek tek taşları kovalara atıp aşağıya indirdik evlatlarımıza ulaşabilmek için. Elimdeki taş kum yığına dönüyordu, hiçbiri de ağır değildi. Adalete güvenimiz sonsuzdur. Biz aileler olarak yaşadıklarımızın sadece çok küçük bir kısmını anlatabiliyoruz.”
Çocuklarından birinin çantasını gördüğünü, saatlerce enkazın başında evladının bedenine zarar gelmesin diye uğraştığını anlatan Akın, “Çocuklarımız yataklarından kalkamamış canlarla karşılaştık. Birinci depremde 10 saniye içinde kum yığına dönmüş İsias’tan bahsediyorum. Anlatmak çok zor ama biz bunları yaşadık. Ben hiç evlatlarımdan ayrılmazdım ama uçakta onlar aşağıda Türk bayrağına sarılı ben üstte döndüm.” ifadesini kullandı.
Çocuğunu kaybeden Sefer Aydoğdu da sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.
Hayatını kaybeden sporcu İmran Aydoğdu’nun kardeşi İrem Aydoğdu ise “Kardeşim kum yığınında boğulmuştu, biz artık yaşamıyoruz. Bu çocuklar Kıbrıs’ın aydınlık yüzleri, ülkelerinin gururuydu. Sadece biz değil, tüm Kıbrıs etkilendi.” dedi.
Tüm sorumlulardan şikayetçi olduklarını belirten Aydoğdu’nun “Ölenlerin kim olduklarını, isimlerini biliyor mu?” sorusu üzerine, yıkılan otelin sahibi tutuklu sanık Ahmet Bozkurt, “Aynı acıyı ben de yaşıyorum, yakınların sorularına cevap vermek istemiyorum.” diye cevap verdi.
Müştekilerden bazıları, duruşmada gözyaşlarını tutamadı.
Öğleden sonraki kısım
Duruşmanın öğleden sonraki kısmında da müştekilerin beyanları alındı.
Yaşamını yitiren Hasan Bilge’nin babası Mehmet Akif Bilge, “Çocuklarımızın ağzı, burnu, kulakları kum dolmuştu, hiçbir yaşam üçgeni yoktu, zaten savcılık raporunda da var, havasızlıktan ölmüşler. Yüce adalete güveniyoruz, bir son verilmesi lazım, tüm ilgililerden şikayetçiyiz.” sözlerini sarf etti.
Hayatını kaybeden Aykut Bulut’un babası Mehmet Bulut, “Bu bir kader değil bir cinayettir.” ifadesini kullandı.
Bulut, “Kıbrıs arama kurtarma ekibi geldi, kaldırdığımız her taş kum gibi avcumuzda dağıldı. Bütün umudumuzu kaybettik, biz de o çocuklarımız gibi o enkazda kaldık. Ahmet Bozkurt enkazın başına geldi, derdi altındaki kişiler değil, kasasıydı.” diye konuştu.
“İsias Otel bir suç aletidir”
Yaşamını yitiren Önder Cırık’ın kız kardeşi Özlem Arslan, sanıklardan ve tüm sorumlulardan şikayetçi olduğunu belirterek, şunları paylaştı:
“Bir insanın hayatı boyunca yaşayabileceği tüm duyguları yaşadık; korkuyu, umudu, açlığı, cehennemi yaşadık. Biz dün çok yalan dinledik, sanıklar doğruyu anlatmadı. Her yatak çıktığında korkuyorduk acaba kimin yakını çıkacak diye çünkü her yatak çıktığında biliyorduk bir cenaze çıkacağını. 72 cana mal olan bir suç aleti yapılmış. İsias Otel bir suç aletidir.”
Hayatını kaybeden Aras Aktuğralı’nın enkazdan yaralı çıkan babası Murat Aktuğralı, “Duruşmaya sanıkların yüzüne katil olduklarını söylemek için geldim ancak mümkün olmadı, umarım davanın devamında bu imkan yaratılır, sanıkların yüzüne bakarak soru sorabiliriz.” dedi.
Bazıları ilk kez kar heyecanı yaşamıştı
Çocukların spor aşkıyla dolu olduğunu, onların mutluluğuna ortak olmak için Adıyaman’a geldiklerini anlatan Aktuğralı, 5 Şubat Pazar günü kar yağdığını, çocukların bazılarının ilk kez kar heyecanı yaşadığını ve çok mutlu olduklarını dile getirdi.
Oğlunu en son akşam yemeği sırasında gördüğünü ve “baba” demesini hatırladığını aktaran Aktuğralı, deprem sırasında telefonunu alıp çocuklara gitmek istediğini, ancak afetin şiddetinden adım atacak durumda olmadığını vurguladı.
Olduğu yere çöktüğünü ve duvara dayanarak yalvardığını, büyük gürültüyle odanın üzerine yıkıldığını kaydeden Aktuğralı, şunları anlattı:
“Telefonun ışığını açtım, sadece toz, duman görüyordum. Hayatımın son anlarını geçirdiğimi düşündüm. 310 numaralı odada kalmıştım. Üzerimdeki yüklerden sürünerek kurtuldum ve eğilir pozisyonda oluşan boşlukta ne olduğunu anlamaya çalıştım. Birkaç adım attıktan sonra gökyüzünü gördüm. Ben 3. kattayken yapının en üzerindeydim, bina benim üzerimden kopmuştu. Enkazdan çıkan Recep’i (Recep Kılıç) gördüm önce toz içinde olduğu için tanıyamadım. Çok üşüyordu, enkazdan bir şeyler alıp üzerine verdim. Alttaki birini de yukarı çekerek çıkardık. Hiç durmadan çocuklarımıza seslendik. Aşağıdan gelen birinin yardımıyla inecek bir alan bulduk. Yıkıntının ne kadar kötü olduğunu hissediyorduk. Bastığımız yerde sağlam parça olmadığını gördüm, tuzla buzdu her şey darmadağındı, büyük parçalar yoktu. Çocuklardan hiç ses yoktu. Kıbrıs’tan gelen ekipten sadece 3 kişiydik. Sadece birkaç kişinin enkazda olduğunu duyuyorduk, sıkışmış vaziyette olduğunu gördük ama üzerindekileri kaldırma şansımız yoktu. Titriyorduk, inanılmaz soğuktu, kanımız donmuştu ve tek aklımızda olan çocukları kurtarabilmekti ama karanlıkta olduğumuza rağmen enkazın ne kadar kötü olduğunu gördük.”
Aktuğralı, 8 Şubat Çarşamba günü ilk cenazeye ulaşıldığını, 10 Şubat Cuma günü oğlunun cenazesinin bulunduğunu ifade ederek, “Teşhis için çadıra gittim, oğlum da uyur pozisyondaydı. Teşhis ettim, yıpranma vardı ama kanama yoktu, sıkıştığını anlıyorum. Bir tahribat yoktu, onun beyaz yüzünü gördüm. Gözleri maviydi, gözlerini görünce Aras’tır dedim. Biz her gün 6 Şubat’a uyanıyoruz, gözümüzü açtığımızda gözyaşı var. Benim umudumdu Aras, memleketin de umudu olabilecekti. Hepsi öyleydi çok akıllılardı.” dedi.
“Çocuklarımızın ayağına toz kondurmazken tonlarca toprağın altından çıkardık”
Otelin enkazının yakınına gelen herkesin buranın betonundan zeminine kadar hiçbir şeyin doğru yapılmadığını söylediğini belirten Aktuğralı, şöyle devam etti:
“Çocuklarımızın ayağına toz kondurmazken tonlarca toprağın altından çıkardık. 2 gün önce buraya geldiğimde binaların çoğunlukla yıkıldığını göreceğimi sandım ama ayakta kalan binalar gördüm. Bu kişiler işlerini biraz doğru yapsalardı çocuklarımız sağ kurtulabilirdi. Bilime uygun yapılan binaların ayakta olduğunu herkes gördü. Ben sanıkların buradakilerin yüzlerine bakmalarını istiyorum. Hepsi katil, her yerden çaldılar. Deprem öldürmedi bizi sanıklar öldürdü.”
Müştekilerden Mehmet Çetiner, 11 Şubat’ta çocuğunun cansız bedenine ulaştığını vurgulayarak, “Yalan konuşulmasın, bina kum yığınıydı. Bir insanın, bir anne babanın görmemesi gereken şeyi gördüm, cehennemi gördüm. Her gün aynı acıyı yaşıyoruz. Adalet yerini bulsun, bizim yaşadıklarımızı başkaları yaşamasın ders alınsın.” ifadesine yer verdi.
Anne Deniz Çetiner, tüm sorumlulardan şikayetçi olduğunu dile getirerek, “Benim çocuğum donarak ölmedi, raporda yazıyor karın baskısı ve iç kanamadan öldü, yatağında öldü. Keşke sanıkların başına yıkılsaydı.” diye konuştu.
Ölen Osman Çetintaş’ın babası Nebi Çetintaş, çocuğunun depremden çok korktuğunu, sanıkların ifadelerinin doğru olmadığını belirterek, “Soğuktan ölmedi, hepsi hikaye, çocuklarımızın hepsi kum yığının içindeydi.” ifadesini kullandı.
Nehir Çevik’in babası Yoksuli Çevik, inşaat ustası olduğunu anlatarak, “Otele geldiğimde resmen kum yığını gibiydi, sağlam değildi. Canımızdan can aldılar, çocuklarımızı tabuta koydular, üzerlerine kum koydular. Mezarlarını kendileri yaptı, oradan çıkarıp toprağa koyduk. Canlı çıkarma umudumuz kalmamıştı, sadece sağlam çıkarmaya çalıştık.” dedi.
Anne Safiye Çevik de 30 sene önce tutuklu sanık Ahmet Bozkurt’un un fabrikasında amcasını kaybettiğini hatırlatarak, “Bu sene de sanığın otelinde kızımı kaybettim. Çocuklarına güzel bir gelecek bırakmak için bizim yarınlarımızı aldı. Sorumlu olan insanlar katildir.” sözlerini dile getirdi.
Eşini ve 2 kızını kaybeden Ozan Dağlı, “sanıkların idam edilmesini istediğini” söyledi.
Tahsin Can Efe’nin babası Erkan Efe, tek evladını kaybettiğini, her gün mezarı ziyaret ettiklerini, eşiyle birlikte kendilerine de bir mezar yeri açtırdıklarını ve ölümü beklediklerini belirterek, “Kedimiz sürekli mezarlıkta” dedi. Efe, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
“Kızım lotus çiçeği dövmesiyle teşhis edildi”
Müzeyyen Gökçen’in babası İsmail Gökçen, 6 Şubat’ta kendilerinin de öldüğünü ifade ederek “Dün sanıklar arasında bir tiyatro oynandı; ‘benim haberim yok’; adam bir mimar, başka bir şey oluyor; aba altından sopa gösterir gibi ‘buranın tanınan ailesiyim’ diyor. Bizim hayatımızı mahvettiler, yarınlarımız gitti, ben her sabah işe giderken ‘niye çalışıyorum’ diyorum. Kızım lotus çiçeği dövmesiyle teşhis edildi, mezar taşına fotoğrafını ve lotus çiçeğini yaptırdık.” diye konuştu.
Anne Özlem Gökçen, kızına kavuşmak için her gün ölmeyi dilediğini belirterek, sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.
Oğlunu kaybeden Meriç İçme, “Enkazın üstünde binlerce kez oğluma bağırdık. Nasıl ‘sesler duyuyorduk, soğuktan öldü’ diyebiliyorlar. Çocuklarımızı nasıl soktular oraya, çocuk katillerisiniz.” ifadesini kullandı.
Bakanlar dinlendi
Bir saat ara verilen duruşmanın ardından KKTC İçişleri Bakanı Dursun Oğuz, KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu ve Milli Eğitim Bakanlığı Genel Ortaöğretim Daire Müdürü Cengiz Topel Uzun tanık olarak dinlendi.
KKTC İçişleri Bakanı Oğuz, 6 Şubat’taki depremlerde alarma geçtiklerini, bölgeye arama kurtarma ekibi, doktorlar ve yardım malzemelerinin gönderildiğini anlattı.
Türkiye’de ve ABD’de arama kurtarma konusunda eğitim aldığını, salonda bir siyasetçi olarak değil bir sivil savunmacı olarak bulunduğunu aktaran Oğuz, “Binaya ulaştığımızda bina değil bir moloz, kum yığını vardı. Depremde arama kurtarmacılar hep umutlu olur, ilk 72 saat çok önemlidir ancak bu enkazda öyle bir durum yoktu. Yanındaki binalarda parçalı kırık vardı, yaşam alanı yapılacak yerler vardı ama otel binası kum yığınıydı. Dün mal sahibinin yaptığı ‘bütün Adıyaman yıkıldı da otel öyle yıkıldı’ sözü doğru değildir.” dedi.
Kolonların dayanıklılığıyla ilgili bir görüntü olmadığını vurgulayan Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son cenazemizi çıkarana kadar enkazın başından gitmedik. Yaşam boşluğu yoktu, bir kişi çıktı o da mucizeydi. Fotoğraflara bakıldığında durum anlaşılacaktır. Koordinatör Bakan Adil beye ulaştık, 2 günde 4 ekip çalışmaya başladık. Bütün iş makinalarının, kepçelerin başında ehil insanlar görevliydi. Çünkü inancımız ve ailelerin hassasiyeti gereğiyle vücut bütünlüğünü korumak istedik. Enkazın savunulacak hiçbir yönü yok, bina otel olarak yapılmamış, binanın hiçbir direnç dayanımı yoktu. Enkazda farklı demirler olduğunu gördük, demirleri tutacak beton kalitesi yoktu, demirler inceydi insan saçı gibi. O binada çalışılmaz da. Bu açıkça katliamdı ve suçtur. Çünkü insanlar güven duydukları için oraya gittiler. Sanıkların ‘olası kast’tan yargılanmalarını talep ediyoruz, yüce Türk adaletine güveniyoruz, gerçekler ortada, kimse saptıramaz. Sanıkların söylediklerinin hepsi yalan, dikili bir tane kolon göstersinler. Enkazın fotoğraflarını seçtik, binanın dayanıksız bir bina olduğunu biliyoruz.”
KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, depremin olduğu saatte uyanık olduğunu ve depremi hissettiğini aktararak, “Çocuklarımızı kültürel anlamda gelişmesi için Türkiye’ye gönderiyoruz, göndermeye de devam ediyoruz. Sosyal medyadan çocuklarla ilgili bir şey olup olmadığını takip etmeye çalıştım. Sabah Cumhurbaşkanımızla toplantı yaptık, Türkiye’ye gelip çocuklarımızı alıp geri dönmeye karar verdik. Biz yıkım olduğunu hiç düşünmedik, belki yaralı olan varsa da alıp geliriz dedik. Bir depremde en son yıkılacak olan yerlerin hastane, otel ve devletin binaları olduğunu düşünüyoruz. Saat 4 buçuk civarı Adıyaman’a geldik. Sivil savunmanın araçlarıyla 100 kişi geldik ve 300 kişiye çıktı bu sayı. Ailelerin çocukları alıp gittiğini düşünürken bir anda şok olduk. Bir bina yığınıyla karşılaştık.” ifadesini kullandı.
“Kolonların dağıldığını gördük inanamadık”
Çavuşoğlu, otel sahibinin enkazın başında olduğunu söylemesinin “tam bir yalan” olduğunu, tutuklu sanığın kardeşinin Kıbrıs’ta otelinin olduğunu ve birbirlerine çok benzediklerini, enkaz alanına gelseydi tanıyacağını vurguladı.
KKTC Milli Eğitim Bakanı Çavuşoğlu, şunları aktardı:
“Arama kurtarma için çok büyük bir çırpınışa girdik. O dönemdeki bakanla da irtibat kurduk araçlar gelmeye başladı. Gün aydınlanınca daha da vahim bir durumda olduğunu gördük. Gerek hayırseverler gerekse devletin desteği gerekse Kıbrıslı hayırseverlerin desteğiyle 7 ekskavatör getirdik. Bir tane de büyük bir ekskavatör getirdik. Kolonları kırmak için kırıcı kullanmadık, ekskavatör üstüne bastırmasıyla kolonların dağıldığını gördük inanamadık. Vinçle kaldırdığımız betonlar demirden ayrılıyordu. Bu nedenle doğal afet dememiz mümkün değil, insan hatası ve hırsı tavan yapmıştı. Enkazda yaşam boşluğu yoktu, diğer enkazları gördüğümüzde plakalar duruyordu ve aralarında can alanları da vardır mutlaka ama yaşam boşluğu vardı. Burada kimse yatağından kalkamamış veya yatağının yanına düşmüş. Ailelerden özür dileyerek söylüyorum resmen boğularak ölmüşler. Çocuklarda herhangi bir taştan ya da betondan dolayı kırıklık yoktu, kum yığını üstlerine dökülmüştü. Sanıkların suçlarını kabul edip en büyük cezayı almalarını istemeleri gerekiyor. Ailelerin yaralarının sarmayacaktır ama yüreklerine bir nebze su serpmiş olacaktır.”
“Kıbrıs’ta ağıl yapılırken daha kalın demir kullanılır”
Otel enkazındaki 72’nci cesedi çıkarmak binanın yan tarafından girdiklerini anlatan Çavuşoğlu, “Komutana yandaki perde duvar kepçeyle kırılmaz dedim ama komutan ‘bir deneyelim’ dedi. Kepçeyle dokundu inanınki mukavvaya girer gibi girdi. Duygusal konuşmuyorum, sadece gördüklerimi söylüyorum. Bir yalan daha söyleniyor, 3 gün ses duyduğunu söylüyor. Oraya ilk gelen ekibin lideriydim ve son ceset çıkana kadar ayrılmadım. Eğer otel sahibi gelmiş olsaydı kesinlikle görürdüm, otel müdürü geldi konuştuk; hatta sordum sahipleri nerede, ‘ortada yok kayıp’ dedi. Oradaki ailelere hiç destek olmadılar, cezaevine bağlanıp profesyonelce verdikleri ifadeler aileleri daha da yaralamıştır. Gerçekten orada insanlık kaybı vardı. O kadar yüksek binayı bu kadar malzemeden çalarak nasıl yaptılar? Kıbrıs’ta ağıl yaparken daha kalın demir kullanılır, eminim buradaki evleri de daha kalın demirlerle yapıyorlar ama otel sahibi bu ülkeye yazık etmiş. Bunlar can almışlardır ve katillerdir.” görüşünü paylaştı.
Tutuklu sanık Halil Bağcı’nın avukatı, bu aşamada tanıkların dinlenmesinin usule aykırı olduğunu savunarak itirazda bulundu.
Mahkeme başkanı, taraf avukatları arasında başlayan konuşmayı sonlandırdı ve duruşmaya devam edildi.
Milli Eğitim Bakanlığı Genel Ortaöğretim Daire Müdürü Cengiz Topel Uzun’un tanık olarak dinlendiği sırada sanık avukatlarının salondan ayrıldığı görüldü.
Mahkeme başkanı, duruşma düzeni sağlandıktan sonra tanık Uzun’un beyanda bulunduğu sırada sanık müdafilerinin tümünün salonu terk ettiklerini ve bir kısım müştekilerin sanık müdafilerine tepki gösterdiğinin görüldüğünü zapta geçirerek, duruşmaya 15 dakika ara verdi.
Aranın ardından devam eden duruşmada, eşini ve eşinin abisini kaybeden Zarife İsrafiloğlu, sanıkların iki çocuğunu yetim bıraktığını belirterek, cezalandırılmalarını istedi.
Çocuğunu kaybeden Enver Karakaya, 1974 yılından beri KKTC’nin ilk sporcu şehitlerinin çocukları olduğunu anımsatarak, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Karakaya, “mezar” olarak inşa edilen yerde çocuklarını kaybettiklerini vurgulayarak, “Hepsi çok zeki, geleceği parlaktı. Öğretmenlerimiz çok başarılıydı, ailelerimiz çok çalışkandı. Kıbrıs’ta bir nesil yok oldu. Bozkurt ailesi bunun hesabını verecek. Biz çocuklarımızı deprem yüzünden kaybetmedik, 10 saniye içinde yıkılan bir bina. Çocuklarımız uyku pozisyonunda kumların altında nefes alamadan can verdi. 11 sanığın en ağır suçtan cezalandırılmasını istiyoruz.” ifadesini kullandı.
Aynı gün doğup aynı gün can verdiler
Karakaya, çocuğunun en yakın arkadaşıyla aynı odada kaldığını, aynı gün aynı hastanede doğduklarını, aynı gün can verdiklerini belirterek, “Bozkurt ailesi katil bina yarattınız bunun cezasını ödeyeceksiniz. Rahat uyumayın biz nefes alamıyoruz siz de nefes alamayacaksınız.” dedi.
Çocuğunu kaybeden Recep Kılıç, enkaza ilk gidenler arasında yer aldığını hatırlatarak, otel sahibinin bahsettiği üst kattaki pervoleyi kaldırmak için çok uğraştıklarını anlattı. Kılıç, talebi üzerine duruşmaya görüntülü olarak bağlanan Ahmet Bozkurt’un görüntüsünün yakınlaşmasının ardından pervole tenteyi nasıl yaptırdığını sordu.
Sanık Ahmet Bozkurt, tüm ailenin acısını yaşadığını ve cevabının bu kadar olduğunu dile getirdi.
Turist rehberi oğlunu kaybeden Mehpare Koç, uzun uğraşlar sonucu oğlunun cenazesine ulaştığını, bu davanın emsal olacağını kaydetti.
Eşini ve oğlunu kaybeden Şenay Atakan Konutlu, 8 Şubat’ta eşini tırnaklarından, 10 Şubat’ta da çocuğunu teşhis ettiğini dile getirerek, şunları söyledi:
“Biz enkazda çalışırken yanımıza gelenler, Bozkurt ailesinin arkasının güçlü olduğunu, bunlara bir şey olamayacağını söylediler. Ahmet Bozkurt’un ses tonunda bunu duydum. Arkadaşlarımızın çoğu ağladı, zannetmeyin ki güçsüzüz. Biz güçlüyüz, siz huzur bulmayacaksınız. Ceza alana kadar peşini bırakmayacağız. Bize anlattığınız hikayelere inanmıyoruz ki gerçek er yada geç ortaya çıkacaktır. Ben oğluma gelene kadar 50 kişiyi teşhis ettim. Kanımızı dondurdunuz. Biz çocuklarımızı gönderirken İsias’a güvendik, lütfen adalet yerini bulsun.”
Oğlunu kaybeden İhsan Nurluöz, sanıkların emsal bir kararla cezalandırılmalarını istedi.
Çocuğunu kaybeden Tayyip Özberman, enkaza ilk ulaşanlardan olduğunu anlatarak, “Elimde tuttuğum beton parçalarının ufalandığını gördüm. Yumruk büyüklüğünde betonların içinde dere taşı gördüm. Yıkılan kum yığını üzerindeki yıkılmayan tek şey Ahmet Bozkurt’un kaçak inşa ettiği kattı.” sözlerini sarf etti.
Oğlunu kaybeden Mehmet Tabarlı, 30 yıldır inşaat yaptığını belirterek, şunları paylaştı:
“Ahmert Bozkurt, ‘inşaat yapılırken en iyisini dostlarıma sordum’ diyor. Akrabayla dostla inşaat yapılır mı? ‘Tabana halı serdim, ofis yaptım’ diyor, yalan. Ben de ofis yaptım altına parke fayans yaptım. Çocuk mu kandırıyorlar, cahil yok burada. ‘Her şeyi güzel yaptım’ sözü de yalandır. Ustaların fark istediği de yalandır. Türkiye Cumhuriyeti’nde böyle bir şey yok. Kim uygun yaparsa ona verirsin. Demiri de betonu da gördüm. Buraya vardığımda otel tuz buz olmuş. Benim oğlumun üstüne kapı düşmüş. Kapının üzerinde kiriş yoktu. ‘Ben kaba inşaatı yaptım 8 sene durdu sonra ince işçiliğini yaptım’ gibi bir şey de olamaz. Bir elbise bile durduğu yerde eskir. Tüm sanıklardan şikayetçiyim.”
Oğlunu kaybeden Mehmet Topukçuoğlu, “Yaşadığımız acının tarifi yok. Bütün sanıkların en ağır şekilde ceza alması temennimizdir. Biz 11 aydır çocuklarımızdan ayrıyız, Ahmet beyi çocuklarının yanında görmek istemiyorum, mümkünse onların ayrı cezaevi alınmasını talep ediyoruz. Aileler olarak onların bir arada olması istemiyoruz. Biz nasıl koparıldıysak onların da koparılmasının doğru olduğunu düşünüyoruz.” dedi.
Eşini ve kızını kaybeden Can Ahmet Yeniçeri, “Dışımız sağlam gibi görünse de içimiz çürüdü. Gördüğüm manzara karşısında hayal kırıklığına uğradım. Sanıklara uzaktan bakıyoruz, asrın davası olacak bir davanın bu şekilde hazırlanması çok üzücü. Otel olduğu iddia edilen mezardan eşimi ve kızımı çıkardık toprağa gömdük. Ceza olası kast’tan görülmeli. O bile yetersizdir. Emsal teşkil edecekse, bir devrim olacaksa bu şekilde olacak. Türkiye’de artık depremle ilgili özel cezalar konmalı. Soruşturmayı yapan da sanıklar da bilmeli hangi cezanın uygulanacağını.” diye konuştu.
Müşteki beyanlarının tamamlandığı duruşmanın görülmesine, bugün tanıkların dinlenmesiyle devam edilecek.
]]>