Her ayın 1. ve 3. pazarı gerçekleşen organizasyon, 1 Eylül Pazar günü el emeği ürün meraklılarının buluşmasına imkan sağlayacak. Talas Belediyesi ile Kadın Girişimi Üretimi ve İşletme Kooperatifi iş birliğiyle yürütülen Maharetli Eller Kadın Üretici Pazarı’nın bu pazar günü de yoğun ilgi görmesi bekleniyor.
Ev hanımları tarafından hazırlanan birbirinden değerli el emeği işlerin sergilendiği pazarda el işi tekstil ürünlerinden kışlık yiyeceklere, ev yemeklerinden süs eşyalarına kadar pek çok ürün, satışa sunuluyor. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Güney Ege Kalkınma Ajansı (GEKA) 2023 yılı Teknik Destek Programı kapsamında Muğla Valiliğinin koordinesinde GastroMuğla proje tanıtım toplantısı yapıldı. MUTSO salonunda gerçekleştirilen toplantıya; Muğla Valisi İdris Akbıyık’ın eşi Sevim Akbıyık, GEKA Genel Sekreteri Özgür Akdoğan, MUTSO Yönetim Kurulu Başkanı ve GEKA Yönetim Kurulu Üyesi Bülent Karakuş, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanları, kooperatifler, tarımsal birlikler ve üretici kadınlar katıldı.
Muğla Ticaret ve Sanayi Odası salonunda 9-10 Mayıs tarihlerinde devam edecek olan GastroMuğla proje tanıtım toplantısında, Coğrafi İşaret: Temel Kavramlar, Başvuru, Tescil ve Denetim Süreçleri, Muğla İlindeki Coğrafi İşaretli ve Başvuru Süreci Devam Eden Ürünler, Coğrafi İşaretli Ürünlerin Markalaşması ve Tanıtımı, Coğrafi İşaretli Ürünlerde Başarılı Uygulama Örnekleri, Gastronomi Turizmi Nedir? İyi Uygulama Örnekleri, Gastronomi Turizmi Pazarının Analizi, Eğilimler ve Pazarlama Yaklaşımları, Coğrafi İşaret ve Gastronomi Turizmi Entegrasyonu, Bölgesel İşbirlikleri ve Ortaklıklar, Coğrafi İşaretli Ürünlerle Birlikte Gastronomi Turizmi Etkinlikleri Geliştirme eğitimleri verilecek.
Hedef Muğla mutfağının tanıtılması
Muğla’da gastronomik unsurların oldukça fazla olduğu, bölgeye gelen turistlerin ilgisini çektiği ve gastronomi turizminin kolay bir şekilde diğer alternatif turizm türleriyle entegre edilebileceği ortaya çıktığı belirten MUTSO Başkanı Bülent Karakuş, “Bu çerçevede, sürdürülebilir bir yönetim anlayışı ile Muğla ilinin tüm ilçelerinde Antik Çağdan Günümüze Muğla Mutfağı’nın tanıtımı ve markalaşmasına katkı sunulması, bölgede gastronomi turizminin canlandırılması adına çalışmalar yapılması, coğrafi işaretli ürünlerin satış ve pazarlamasının gerçekleştirilmesi, gastronomi turisti sayısının artırılması hedeflenmektedir. Bu doğrultuda, Ticaret İl Müdürlüğüne bağlı kadın kooperatif üyelerine ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne bağlı seyahat acenteleri ve turist rehberlerine, coğrafi işaret almış sanayi odaları, belediyeler ve birlik yetkilileri ve yöneticilerine eğitim ve danışmanlık hizmeti verilecektir. Böylece gastronomi turizmi konusunda farkındalığın arttırılması, yöresel ürünlerin ve coğrafi işaretli ürünlerin satış ve pazarlanmasına yönelik vizyonun kazandırılması hedeflenmektedir” dedi.
Muğla’nın coğrafi işaretleri ürünleri
Coğrafi işaretlerin dünya pazar büyüklüğü 200 milyar dolar, Avrupa Birliği pazar büyüklüğü 77,1 milyar avroluk bir bütçeyi oluşturuyor. Muğla’nın Avrupa Birliği Coğrafi işaret tescili alan Milas zeytinyağı ve Milas Çekişke zeytini 2 ürünü bulunuyor. Proje konusu hakkında yapılan araştırmalar neticesinde, Muğla iline özgü çok çeşitli gastronomik ürün olduğu, Bodrum mandalini, Fethiye kaya inciri, Fethiye tahini, Kavaklıdere cevizi, Köyceğiz portakalı, Marmaris yer fıstığı, Marmaris çam balı, Milas ekşili köftesi, Milas kanlı kavurması, Milas tepsi böreği, Milas vekilharcı, Milas yağlı zeytini, Milas çaykaması, Milas Çekişke zeytini, Milas zeytinyağı, Muğla Göce tarhanası, Muğla köftesi, Muğla saraylısı, Muğla sulu kebabı, Muğla çam balı belirlendi. – MUĞLA
]]>Kore Yarımadası, tarih boyunca batıdan Çin’in, doğudan Japonya’nın ve Kuzeyden Rusya’nın istilasına uğramış, zengin kültürel mirası ve stratejik konumuyla dikkat çeken bir bölge. Amerika Birleşik Devletleri’nin de “Hani bana” diyerek göz diktiği bu topraklar, 70 yıl önceye kadar savaşlar, salgın hastalıklar ve yoksullukla boğuşmuş.
Ancak, Rusya-Çin ile ABD’nin 38. paralel ile ikiye böldüğü bu talihsiz ülkenin insanları, “Coğrafya kaderindir” demeyip, yer altı kaynakları dahi olmadan çalışmış, üretmiş ve talihsizliklerini tersine çevirmiş.
Bugün, Güney Kore olarak bilinen bu bölge, teknoloji, oyun ve popüler kültürde dünya çapında bir ihraç gücüne sahip.
1953 yılında Kore Yarımadası’nda bir ateşkes anlaşması imzalandı, ancak bu anlaşma bir barış sözleşmesine dönüşmedi. Bu tarihten itibaren, yarımada fiili olarak bölünmüş olsa da Güney Kore kendisini Kore Cumhuriyeti olarak adlandırmaya devam ediyor, böylece bölünmüşlüğü kabul etmeyen bir duruş sergiliyor. Ki ben de öyle diyorum. Ellerindeki silah gücü ile dünyaya egemen olmuş devletler bir ülkenin kardeşlerini bölen, düşman eden sınırlarını “red” ediyorum.
İŞTE ADIM ADIM GEZDİĞİMİZ YERLER VE KORE CUMHURİYETİ…
Seul: Bir Bilim Kurgu Filmi Seti Gibi
İstanbul’dan Seul’e doğrudan uçuşumuz, yaklaşık 9 saat 50 dakika sürdü. Ancak dönüş 12 saate yakın bir zaman aldı. Bu uzun yolculuğun yorgunluğu, Seul’ün devasa gökdelenlerini, şehri ikiye bölen pırıl pırıl akarsularını ve tertemiz caddelerini görünce geçiyor. Kendinizi adeta bir bilim kurgu film setinde hissediyorsunuz.
Seul, sadece bir teknoloji ve ticaret şehri olmanın ötesinde, aynı zamanda dünyanın dört bir yanından tacirlerin kozmetik ve teknoloji ürünleri için geldiği bir merkez haline gelmiştir.
UNESCO Dünya Mirası Listesindeki Changdeokgung Sarayı ve Gizli Bahçe
İlk durağımız olan Changdeokgung Sarayı, Seul’un 5 büyük sarayından biri ve 1405 yılında inşa edilmiştir. Joseon Hanedanı döneminde birçok krala ev sahipliği yapmış bu saray, günümüzde iyi korunmuş Joseon saraylarından biri olarak kabul edilir. Saray kompleksi, halka açık alanlar, kraliyet ailesinin özel konutları ve Gizli Bahçe gibi kısımlardan oluşur. Saray iç içe geçmiş birçok bahçeden oluşuyor. Gizli Bahçe, tarih boyunca kralların dinlenme yeri olmuş ve doğal güzelliklerle zenginleştirilmiş. 1997 yılında UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesi’ne eklenen saray, özellikle sonbaharda, yaprakların renk değiştirdiği zaman ziyaret için idealdir.
Saray, çivi ve beton gibi malzemeler kullanılmadan, sadece iç içe geçirilmiş ağaçlardan yapılmış ve alabildiğine her ağaç bir sanat eseri gibi işlenmiş ve boyanmış.

Gyeongbokgung Sarayı
Seul’un tarihle bezeli sokaklarında yürürken, 1395 yılında inşa edilen ve Joseon Hanedanlığı’nın göz kamaştıran ana sarayı Gyeongbokgung ile karşılaşırsınız. Bu ihtişamlı yapı, Seul’un kuzeyinde, Beş Büyük Saray arasında en görkemli olanıdır.
İmjin Savaşı’ndan Japon işgaline çok zarar gören saray, her seferinde yeniden tarihi dokusuna bağlı kalınarak yeniden inşa edilmiş ve 1963 yılında kültür varlığı olarak tescil edilmiştir.

Bukchon Hanok Köyü: Tarih ve Modern Hayatın Kesiştiği Yer
Seul’un tarihi merkezinde yer alan Bukchon Hanok Köyü de tıpkı saray mimarisinde olduğu gibi ahşap işlemeli evlerden yapılmış. Köy diyoruz ama Seul’ün merkezinde ve etrafı, Gyeongbokgung Sarayı, Changdeokgung Sarayı ve Jongmyo Tapınağı gibi önemli simgelerle çevrilmiş. Joseon Hanedanı döneminden kalma köy, “Kuzey köyü” olarak da biliniyor.
Günümüzde Hanoklar; kültür merkezleri, misafirhaneler, restoranlar ve çay evleri olarak hizmet vererek ziyaretçilere geleneksel Kore kültürünü deneyimleme fırsatı sunuyor. Bukchon Hanok Köyü, hala yerel sakinlerin yaşadığı canlı ve tarihi dokusunu koruyor.

Seul’de Geleneksel Bir Pazar
1414 yılında kurulan Namdaemun Pazarı, Seul’de zaman yolculuğu yapmak isteyenler için kaçırılmaması gereken tarihi bir duraktır. Başlangıçta yerel tüccarlar için popüler bir ticaret noktası olan pazar, Japonya’nın Kore’yi zorla açmasıyla karakteri zamanla değişmiştir. Yıllar içinde birçok kez yeniden inşa edilmesine rağmen, canlılığını ve ticari önemini koruyan pazar, bugün hem yerel halkın hem de turistlerin sıkça ziyaret ettiği bir mekandır. Namdaemun Pazarı, sokak yemekleriyle de ünlüdür ve özellikle hotteok gibi lezzetleri denemek için ideal bir yerdir. Ayrıca, Asya’nın en büyük 10 sokak yemeği şehri listesinde yer almaktadır.
Size İstanbul’u Hatırlatacak Bir Cadde
Insa-dong; araç trafiğine kapalı ana caddedir. Cadde çay evleri ve yerel mağazalarıyla ünlüdür ve İstanbul’un İstiklal Caddesi’ni andırır. Burada birçok sanat galerisi, kafe ve sokak yemekleri bulabilirsiniz. Alışveriş delileri için cazibe merkezidir diyebiliriz
Myeong-dong: Seul’un Alışveriş ve Lezzet Cenneti
Seul’un kalbinde yer alan Myeong-dong, alışveriş tutkunları ve yemekseverler için vazgeçilmez bir merkezdir. İki ana caddeyle çevrili bu bölge, ünlü mağazalar, alışveriş merkezleri ve lezzet duraklarıyla dolup taşar. Myeong-dong, Kore, Batı ve Japon mutfağından lezzetli seçenekler sunan restoranlarla da ünlüdür.
2011, 2012 ve 2013 yıllarında dünyanın en pahalı dokuzuncu alışveriş caddesi olarak listelenen Myeong-dong, Seul’de alışveriş yapmak ve yerel lezzetlerin tadını çıkarmak isteyen herkes için kaçırılmaması gereken bir duraktır.
Lüks ve Eğlence Sektörü İçin Gangnam
Gangnam bölgesi, Seul’un güneyinde bulunan ve şehrin lüks alışveriş ve dinamik gece hayatının kalbi olan bir bölgedir.
Öte yandan, Dongdaemun Pazarı, Seul’un tarihi dokusunu yansıtan bir ticaret merkezi olarak bilinir ve Güney Kore’nin en büyük pazarlarından biri olarak kabul edilir. Yongsan Pazarı ise, son teknoloji ürünlerinin bulunduğu stantlarıyla Asya’nın önde gelen teknoloji pazarları arasında yer alır. Bu pazarlar, Seul’un geleneksel ve modern yüzlerini bir arada sunarak şehrin çeşitliliğini gözler önüne serer.
Lotte World Kulesi SEOUL SKY: Seul’un Zirvesinde Unutulmaz Bir Deneyim
SEOUL SKY, Lotte World Kulesi’nin 117-123. katlarında konumlanmış olup, ülkenin en yüksek ve dünyanın beşinci en yüksek binası olarak dikkat çeker. Başkentin panoramik manzarasını sunan bu gözlem evi hem gündüz hem de gece büyüleyicidir. Ziyaretçiler, dakikada 600 metre hıza ulaşan çift katlı Sky Shuttle asansörü ile yukarı çıkarlar. Gözlem güvertesindeki cam pencereler ve 478 metre yüksekliğindeki cam zeminli Sky Deck, dünyanın en yüksek gözlem güvertesi olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir. Ayrıca, Sky Theater sayesinde her türlü hava koşulunda manzarasının keyfini sürebilirler.
HiKR Ground: Kore Turizminin Kalbi
HiKR Ground, Kore Turizm Organizasyonu’nun Seul Merkezi’nde yer alan bir turizm tanıtım merkezidir ve K-pop deneyimi yaşama ve medya sanatlarını keşfetme imkanı sunar.
Birinci katta, ziyaretçiler medya sanatçısı Lee Lee-nam’ın “Yeni Şehrin Manzarası” eseri ve global hallyu hayranlarının gönderdiği Kore turizm videolarını içeren HiKR Wall aracılığıyla çeşitli medya sanatlarını keşfedebilirler. İkinci katta, XR Live Studio’da kendi K-pop müzik videolarını oluşturma şansı bulurlar. Aynı katta, Cheonggyecheon Deresi’ni gören pencerede, Suh Do-ho’nun “Kuzey Duvarı” adlı sanat eseri sergilenir.
Üçüncü ve dördüncü katlarda ise Kore’nin çeşitli yerel sanatlarını deneyimleme ve sergileme fırsatı sunulur.
Cheonggyecheon Deresi ve Cheonggye Plaza: Seul’un Sakin Molası
Cheonggye Meydanı, Seul’un Sejong-ro Caddesi üzerinde, Cheonggyecheon Deresi’nin başlangıç noktasında yer alır. Meydan, 160 metre uzunluğunda ve 50 metre genişliğinde olup, toplam 6,962 metrekarelik bir alana sahiptir. Meydanın tasarımı, çeşmeler, şelaleler ve yürüyüş yolları ile süslenmiştir ve Cheonggyecheon Deresi’nin restorasyonunu kutlamak amacıyla bir araya getirme, uyum ve barış için bir alan olarak kullanılmaktadır.

Seul’de Nerede Kalınır?
Seul’de konaklama için en ideal bölgelerden biri Han Nehri’nin kuzey kıyılarıdır. Bu bölge, alışveriş ve kültürel etkinliklerle dolu Insadong ve Myeongdong gibi hareketli caddelere yakınlığıyla bilinir ve çok sayıda konforlu otel sunar. Turistler için pek çok cazibe merkezine kolay erişim sağlayan bu bölgeler, şehrin kalbi niteliğindedir.
Han Nehri’nin güney kıyısında kalan oteller ise farklı bir deneyim arayanlar için cazip bir alternatif olabilir. Seul’un gelişmiş metro ağı sayesinde, nehrin güney tarafında kalmak ulaşım açısından kolaydır. Ancak, şehrin çoğu turistik ve tarihi mekanı kuzeyde yer aldığından, kültürel ve tarihi dokuyu daha yakından hissetmek isteyenler için Insadong özellikle tavsiye edilir.
Seul’de Ne Yenir? Keşfetmeniz Gereken Lezzetler
Seul’de yemek yeme deneyimi, Pazar yerlerinde açık hava restoranlarının sıcak atmosferine kapılarak sokak tezgâhlarında yaşanabilir. Kore mutfağı, pirinç ve soya sosu gibi temel malzemelerden oluşur. Şık restoranlarda da Kore ve dünya mutfağını tadabilirsiniz.
Kore’nin geleneksel servis şekilleri, örneğin çorbanın ana yemek olarak servis edilmesi gibi özelliklerle dikkat çeker. Sokak tezgâhlarında soya soslu sebzeler olan “Namul”, baharatlı tavuk şişler “dak kkochi” ve sebzeli “Bibimbap” gibi geleneksel lezzetler bulabilirsiniz. Kore barbeküsü “Gogi-gui”, et severler için olmazsa olmazlardandır.
Tatlı olarak, çeşitli dolgularla zenginleştirilen pirinç kekleri “tteok” denemelisiniz. Ayrıca, Noryangjin Balık Pazarı’nda yüzlerce çeşit taze balık arasından seçim yaparak, isteğinize göre pişirilmesini sağlayabilirsiniz.
Kore’nin En Büyük Şehirlerinden Bir Tanesi: Jeonju
Jeonju Jeonju, 1910 ile 1945 yılları arasında Zenshu olarak bilinen, Güney Kore’nin Kuzey Jeolla Eyaleti’nin başkenti ve en büyük şehridir. Wanju İlçesi’nin Jeonju’yu neredeyse tamamen çevrelemesi ve birçok Wanju sakini Jeonju’da çalışması nedeniyle hem kentsel hem de kırsal bir yapıya sahiptir. Kore yemekleri, tarihi binalar, spor aktiviteleri ve yenilikçi festivallerle ünlü önemli bir turizm merkezidir.
Mayıs 2012’de, Jeonju UNESCO’nun Yaratıcı Şehirler Ağı kapsamında Gastronomi için Yaratıcı Şehir olarak seçilmiştir.
Jeonju, 1300 yıldan fazla bir tarih ve kültüre sahip bir şehirdir. Şehir, birçok bilgin yetiştirmiş ve gelişmiş bir yayıncılık endüstrisine sahiptir.
Jeonju Hanok Köyü: Geleneksel Kore’nin Kalbi
Jeonju Hanok Köyü, Kore’nin geleneksel mimarisinin en güzel örneklerinden bir başka örneğidir. Bu köydeki hanok evlerin çatıları, zarif bir şekilde gökyüzüne kıvrılır, her biri ‘sarangchae’ ve ‘anchae’ olarak ikiye ayrılan yaşam alanlarıyla geleneksel Kore yaşam tarzını yansıtıyor. Sarangchae, erkeklerin toplumsal etkinlikleri için kullanılırken, anchae kadınların daha özel yaşam alanı olarak kullanılıyor.
Jeonju Hanok Köyü’nde konaklamak veya Hanok Yaşam Deneyim Salonu’nu ziyaret etmek, ziyaretçilere bu tarihi yapıların içinde yaşamanın nasıl bir his olduğunu deneyimleme fırsatı sunuyor.

Jeonju El Sanatları Sergi Salonu
Kore’yi ziyarete gelenlerin özellikle ziyaret etmesi gereken yerlerden biri olan Jeonju El Sanatları Sergi Salonu, ziyaretçilere geleneksel Kore el sanatlarının zarafetini keşfetme fırsatı sunuyor. Sanatseverler için Jeonju El Sanatları Sergi Salonunda, çeşitli atölye programlarına katılarak kendi el yapımı ürünlerinizi yaratma şansını da yakalayabilirsiniz.
Jeonju Nambu Geleneksel Pazarı: Tarih ve Lezzetin Buluşma Noktası
1905 yılında Joseon döneminden kalma Nammunbakk Pazarı’nın yerine açılan Jeonju Nambu Geleneksel Pazarı, şehrin güney kapısının hemen dışında, canlı ve renkli bir alışveriş destinasyonu olarak ziyaretçilere kapılarını açmıştır. Şu an pazarda 800’den fazla dükkan bulunmakta ve yaklaşık 1,200 çalışan tarafından sebze, meyve, yiyecek, kurutulmuş balık, mobilya, ipek ürünleri ve genel malzeme satışı yapılmakta.
Jeonju Nambu Geleneksel Pazarı ziyaretçilere hem tarihi dokusu hem de sunduğu lezzetlerle unutulmaz bir deneyim sunuyor.
Kore’yi simgeleyen 3 şey: Pirinç, Deniz ürünleri ve Çay
Daehan Dawon Çay Plantasyonu: Yeşilin ve Denizin Buluştuğu Nokta
Kore’nin gezilmesi gereken doğa harikası yerlerinden biri olan Daehan Dawon Çay Plantasyonu, yüksek kaliteli yeşil çayıyla ünlü ve yıl boyunca ziyaretçiler için popüler bir cazibe merkezi haline gelmiş. Plantasyon, adeta bir doğa harikası olan tepe yamacında, derin yeşil çay ağaçlarının büyüleyici sıralarıyla göz alıcı bir manzara sunuyor. Deniz seviyesinden sadece 350 metre yüksekte bulunan bu küçük tepe, zirvesindeki gözlem güvertesinden açık günlerde denizi görebilme imkanı sunarak ziyaretçilere eşsiz bir görsel şölen deneyimleme imkanı veriyor.
Çay bahçesinin girişi, yüksek sedir ağaçları ile çevrili olan bu doğal güzellik, plantasyona adeta bir film seti havası katıyor. Gerçekten de Plato “Yaz Kokusu (2002)”, “Mavi Deniz Efsanesi (2017)” ve “Asi (2017)” gibi Kore’nin popüler dizilerine ev sahipliği yapan yapmış.

Kore Çay Müzesi: Boseong Çayının Tarihine Yolculuk
Kore Çay Müzesi, Kore’nin zengin çay kültürünü kutlamak ve Boseong çayının tarihini sergilemek amacıyla ziyaretçilere kapılarını açıyor. Baekje Dönemi’ne kadar uzanan bir geçmişe sahip olan Boseong çayı, bu müze ile onurlandırılmış. Üç katlı bir yapıya sahip olup olan müzede, her katta çayın farklı bir yönüne odaklanır.
Çay Yapımı Atölyesi’nde ziyaretçiler, farklı türdeki yeşil çayları yapma sürecini öğrenme imkanı bulur. Kore Çay Müzesi, çay severler için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine olarak Boseong’un yeşil tepelerinde sizi bekliyor.
O’Sulloc Tea Museum: Çayın Büyülü Dünyası
2001 yılında kapılarını ziyaretçilere açan O’Sulloc Tea Museum, Güney Kore’nin en prestijli çay plantasyonlarından birinde yer alıyor. Dünyanın en kaliteli yeşil çaylarını üretme ününe sahip bu müze, çay severler için adeta bir cennet. Siyah, yeşil ve beyaz çayların yanı sıra çay kültürü ile ilgili neredeyse her şeyi bulabileceğiniz bu benzersiz mekan, ziyaretçilere çayın tarihini ve işlenişini keşfetme fırsatı sunuyor.
Işıkların Dans Ettiği Okyanus Kıyısındaki Şehir: Yeosu
Yeosu, Güney Kore’nin Güney Jeolla Eyaleti’nde ikinci en büyük şehirdir. 1998 yılında Eski Yeosu Şehri, Yeocheon Şehri ve Yeocheon İlçesi birleştirilerek günümüz Yeosu şehri oluşturuldu. Tarihsel olarak Yosu olarak bilinen şehir, Kore Yarımadası’nın Japon hakimiyeti döneminde Reisui olarak adlandırılmıştır.
Yeosu Deniz Teleferiği: Gökyüzünden Okyanus Manzarası
Yeosu Deniz Teleferiği, Kore’nin ilk deniz üstü teleferiği olarak, Dolsan Adası ile anakarayı büyüleyici bir şekilde birbirine bağlıyor. Cam zeminli kabinler okyanusun derinliklerine doğru, adeta havada asılıymış gibi bir deneyim yaşatıyor. Adrenalin dolu bir deneyim için harika bir etkinliktir.

Yeosu Lezzetleri
Yeosu Geobukseon Köprüsü’nün altında yer alan büfelerde deniz ürünleriyle hazırlanan çeşitli yemekleri tadabilirsiniz. Bu sokak, turistler arasında popüler bir durak olarak, ziyaretçilere Yeosu’nun deniz ve köprü manzarasının gece ışıltısında lezzetli yemekler eşliğinde deneyimleme fırsatı sunuyor
Yakındaki Hamel Deniz Feneri ve Yeosu Deniz Teleferiği gibi cazibe merkezleriyle birlikte, büfeleri sadece yemek için değil, aynı zamanda bölgenin kültürel ve doğal güzelliklerini keşfetmek için de ideal bir başlangıç noktasıdır. Burası hem damak zevkinizi tatmin edecek hem de gözlerinize festival sunacak bir mekan.

Suncheonman Sulak Alanı: Doğanın Sessiz Güzelliği
Suncheon, Güney Kore’nin Jeollanam-do bölgesinde, 2022 itibarıyla 280,719 nüfusu ile en büyük şehridir. Eyaletin güneydoğusunda yer alan Suncheon, tarımsal ve sanayi açısından sahip olduğu manzaralı doğasıyla bilinir ve Suncheon Körfezi gibi turistik yerlere ev sahipliği yapar.
Liman kenti Yeosu, Suncheon’un yaklaşık kırk dakika güneyinde, Gwangyang ise şehrin doğusunda yirmi dakika mesafededir.
Suncheonman Sulak Alanı, dünyanın en iyi beş sahil sulak alanından biri olarak kabul edilen, çamur alanları ve kamış yataklarıyla ünlüdür. Bu 3 km uzunluğundaki nehir boyunca uzanan doğal rezerv, zengin kuş türleri ve benzersiz ekosistemleriyle biliniyor. Başlıklı turnalar gibi göçmen kuşların kışlama ve üreme alanı olan kamış kolonileri, gelgit düzlükleri ve çeşitli deniz canlılarının yaşam alanıdır.
Suncheonman Sulak Alanı, doğa severler ve kuş gözlemcileri için eşsiz bir ekolojik turistik yer olarak bilinir.

Suncheonman Koyu Milli Park’ı: Doğanın Büyüsüyle Buluşma Noktası
Suncheonman Koyu Milli Park’ı Kore’nin ilk ve dünyanın en ünlü beş sahil sulak alanından biridir. Suncheon’un Dosa-dong bölgesinde yer alan bu bahçe, 1.12 milyon metrekarelik alanda 505 türden 790 bin ağaç ve 113 türden 3.15 milyon çiçekle donatılmış.
Mayıs ortasında, 30 bin metrekarelik bir alanda, altın dalgalar oluşturan kanola çiçekleri ziyaretçileri büyülüyor.
Bahçedeki ana yollar, doğal gölge oluşturmak için yaklaşık 50 bin hünnap, karaağaç ve diğer ağaçlar dikilmiş. Bahçeden sonra, ziyaretçiler Kişisel Hızlı Transit (PRT) ile Suncheon Kültür Merkezi’ne ulaşabilir ve oradan Kamış Trolleybüsü ile Mujingyo Köprüsü’ne kadar gidebilirler.
Milli Park ile Sulak Alan Rezervi arasında bağlantı kuran SkyCube adında şöförsüz, elektrikli ve raylı minik küp vagonlarla milli parkı gezebilirsiniz.

Deneyimlemeniz Gereken Kültürel Kıyafet: Hanbok
Hanbok, Kore kültürünün sembolü olan ve köklü bir geçmişe sahip geleneksel bir giysidir. Bu zarif kıyafet, zamanla daha çok festivallerde, düğünlerde ve özel törenlerde tercih edilen bir giysi olmuş. Canlı renkleri ve sade çizgileri ile göz kamaştıran hanbok, kışın ipek veya pamuktan, yazın ise serin tutan kenevir ve ramiden üretilir.
Günümüzde, hanbok genellikle Kore’nin kırsal bölgelerinde hâlâ günlük olarak kullanıyor.
Kore’nin turistik yerlerinde hanbok kiralama hizmetleri dükkanlarda bu kıyafetleri kiralayıp turistik yerlerde fotoğraflar çekip farklı anılar biriktirebilirsiniz.

Tipik bir Halk Köyü: Naganeupseong
Naganeupseong Halk Köyü, Güney Kore, Suncheon, Güney Jeolla, Nagan-myeon’da bulunan tarihi bir idari Kore kasabasıdır. Çevresi dağlarla kaplı bu şirin kasaba Çin istilasından korunmak için kale surları ile çevrilmiş üç mahalleden oluşur. Evler, hasır çatıları, kil odaları ve Kore tarzı verandaları ile tarihi bir film platosunu andırıyor. Bu Küçük orijinal kasabada aristokratlar değil, çoğunlukla sivil halk insanlar yaşamış ve halen yaşıyor.
Burada yaşam devam etmesine rağmen, bizim köylerde gördüğümüz hiçbir hayvan sesi ve kokusu yoktu.

Seoul Geumsunsa Tapınağı
Seul’un Jongno-gu bölgesinde yer alan Geumsunsa Tapınağı, kolay ulaşımı ve yakındaki turistik yerleri ile dikkat çeker. Tapınağa ulaşım, otobüs durağından yaklaşık 20 dakikalık bir yokuş yürüyüşü içerir. 2 günlük konaklama programı, öğleden sonra 3’te başlar ve ertesi gün öğle yemeği sonrası sona erer. Konaklama sırasında Budizm yemek adabı, tespih yapımı gibi çeşitli etkinlikler sunulur ve katılımcılar tapınak yemeklerini tadabilir.

Ganghwado Adası Jeondeungsa Tapınağı
İncheon’un Ganghwado Adası’nda bulunan Jeondeungsa Tapınağı, güzel manzaraları ve tarihi yapısıyla ünlüdür. 2 günlük konaklama boyunca ziyaretçiler tapınağı keşfedebilir ve kafe Jungnimdawon’da geleneksel çayların keyfini çıkarabilir. Tapınak, güneş batımı manzarası ile de bilinir.

Gochang Seonunsa Tapınağı
Jeollabuk-do’da yer alan Seonunsa Tapınağı, özellikle sonbaharda yaprak dökümü manzarası ile ünlüdür. Tapınak, doğayla iç içe ve çeşitli mevsimlerde farklı doğal güzellikleri sunar. Tapınak konaklaması sırasında yürüyüş yapmak, ziyaretçilere doğanın tadını çıkarma fırsatı sunar.
Bu tapınaklar, sadece dinlenmek ve yenilenmek isteyenler için mükemmel bir kaçış sunar ve ziyaretçilere unutulmaz bir huzur deneyimi yaşatır.
]]>(iZMİR) İzmir Balçova Pazar Yeri’nde yurttaş fiyatlardan dert yandı. Bir vatandaş, “Hayat çekilecek gibi değil. Bir emekli maaşıyla ne yapabilirsin? Esnaf da ağlıyor. Üretici de tüketici de herkes ağlıyor. Bunun sonu nereye gidecek?” diye isyan etti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) nisan ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. TÜİK’e göre enflasyon nisan ayında yüzde 69,80’e yükselirken, aylık enflasyon ise yüzde 3,18 oldu. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise nisanda enflasyonu aylık yüzde 5,02, yıllık yüzde 124,35 olarak hesapladı.
İzmir Balçova Pazar Yeri’nde ise vatandaşlar fiyatlara tepki gösterdi. ANKA Haber Ajansı’na konuşan vatandaş, “Hayat yani çekilecek gibi değil. Bir emekli maaşıyla ne yapabilirsin? Bu kadar halk, bu kadar millet, bu kadar esnaf… Esnaf da ağlıyor. Üretici de tüketici de herkes ağlıyor. Bunun sonu nereye gidecek? Ne olacak? Meçhul” dedi.
“ALDIĞIMIZ 10 BİN LİRA MAAŞLA GEÇİNMEYE GÜCÜMÜZ YETMİYOR”
Bir diğer vatandaş ise “Pahalı, hem de aşırı pahalı. Güç yetmiyor aldığımız 10 bin lira parayla, kiraya mı, yemeğe mi çoluk çocuğa mı alışverişe mi yetirelim. Allah yardımcımız olsun” şeklinde konuştu.
Başka bir vatandaş da “Fiyatlara yetişilecek gibi değil. Ne alırsan 50 lira. 50 lira burada para değil. Hani nerede bu hükümet? Hükümet gelmiyor pazarı yoklamaya. O da yok. Cebine koyuyorsun 500 lira bir şey alamıyorsun işte. 500 lira gitti. Ne var burada? Domates, limon, salatalık, bir de çilek, marul alabildik. Başka bir şey yok. İşte bitti. Vallahi gitti işte 500 lira para. Bir kayısı alamadık” dedi.
“ASGARİ ÜCRETLİ NE ALABİLİR?”
Pazar esnafı ise “Ne almaya kalkarsan 30 TL, 40 TL, 50 TL, 70 TL fiyatlar. İnsanlar alamıyor. Biz de esnaf olarak satamıyoruz. 3 kilo domates koyduk tezgaha 50 TL. Kilosu 15 TL, 12 buçuk TL diyoruz, malı satamıyoruz. İnsanlar yüksek diyorlar. Alım gücü yok diyorlar. ya asgari ücretle çalışıyor adam diyor ben geçinemiyorum. E tabii ki buna göre de halk alışveriş yapamıyor. Herkes mağdur. İş olmuyor. Ondan sonra hiç satış olmuyor. Millet rahatça alışveriş yapamıyor. Elini uzattığı zaman ateş pahası, ‘alamıyoruz, fiyatlar çok yüksek, alım gücümüz yok’ diyor. Millet geçinemiyor. Gerçekten akşamüstü görürseniz insanlar ezik çürük ürünleri topluyor. O durumdalar. Ne alırsan al bir kilosunu 30 TL’nin aşağısından bir şey alamıyorsun. Biz peynirini, zeytini karıştıramıyoruz Sadece meyve sebze için konuşuyoruz. En ucuz olan şey 25 TL. E ne alabilir gariban adam? Asgari ücretli ne alabilir ki? Yani bir pazara gelmesi için, alışveriş yapması için en azından bin 500 – 2 bin TL haftalık gelip pazar masrafı için ayarlaması lazım. O da yok. İnsanlarda o güç yok yani” ifadelerini kullandı.
“VATANDAŞ DA ALIM GÜCÜ KALMADI”
Bir diğer pazarcı ise “Vatandaş da alım gücü kalmadı. Bazıları bir tane iki tane limon alıyor. Bu pazara gelen vatandaşlar çoğunlukla emekli. Dolaşıyorlar, belki pazarda iki tur atıyor ondan sonra alışveriş yapıyor insanlarımız. Yani onlara da hak vermek gerekir” diye konuştu.
Pazar esnafı da “Çoğunlukla patates soğan gidiyor ama yani hep hüsran. Milletle alışveriş yapamıyor. ya da istediği kadar alamıyor. 5 kilo alan artık 1 kilo alıyor, 1 buçuk 2 kilo alıyor” şeklinde konuştu.
“BOŞ YARIM PAZAR ARABASIYLA DÖNÜYORUZ”
Bir yurttaş ise “İşte gördüğünüz gibi 70 lira taze fasulye. Ne yemek pişireceğiz, ne yiyeceğiz bilmiyoruz. Alabildiğimizi alabiliyoruz. Alamadığımızı boş yarım pazar arabası gidiyoruz. Söylememize gerek yok anca geçinebiliyoruz. Bir hafta geliyorsak bir hafta gelemiyoruz. Evden idare ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“HER ŞEY PAHALI”
Bir diğer yurttaş ise “Yani her şey pahalı, para yetmiyor. 10 bin lirayla emekli maaşıyla nereye? Ev kirası, çoluk çocuk var. Yani bunları düşünmek lazım değil mi? Allah sonumuzu hayır etsin. Gittikçe de kötü mü olacak? Onu da bilemiyoruz. Hayat şartları çok zor” dedi.
“BUGÜN HİÇBİR ŞEY ALAMADIM”
Bir diğer vatandaş “Bugün hiçbir şey alamadım. Akşamüstünü bekleyeceğim. Yaprak alayım dedim. 100 lira. Patatesin kilosu 20 lira. Limonun kilosu 20 lira. Akşamüstü saat 6’dan sonra geleceğim. Ne emeklim var ne bir şey. Allah herkese yardım etsin. Devletimiz bizim gibi insanlara böyle yardım etsin. Benim emeklim yok, bir şeyim yok. Allah herkese yardım etsin” dedi.
Almanya’da yaşadığını söyleyen bir vatandaş da “Yurt dışından geliyorum. Burada yaşamıyorum. Ama gördüğüm fiyatlar yüksek. Almanya ile kıyasladığımız zaman Almanya’dan daha yüksek diyebilirim. Allah buradakilere yardım etsin” diye konuştu.
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
(RİZE) – Rize’nin Pazar ilçesinde kurulmak istenen balık çiftliğine bölgedeki balıkçılar tepki gösterdi. Pazar Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı İsmail Hakkı Kambay, “Bu konuda 4 kooperatif olarak biz karar vermiş durumdayız. Büyük teknelerimiz var 10- 12 tane. Eğer o kafesleri yerleştirmeye kalkışırlarsa takacağız kancayı onları sahile çekeceğiz” dedi.
‘nin Pazar ilçesinde yapılmak istenen Günvak Gıda Tarım ve Endüstriyel Temizlik Pazarlama Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’nin açmak istediği Su Ürünleri Yetiştiriciliği Tesisine tepkiler devam ediyor. Havaalanına giden güzergahta böyle bir tesisin yapılmasının balıkçılığı etkilediği kadar havacılık sektörünü de etkileyeceğini belirten bölge halkı, projeye karşı olduklarını belirtti.
“BALIKÇILAR BURAYI TERK ETMEK ZORUNDA KALACAK”
Pazar Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı ve Balıkçı köyü muhtarı İsmail Hakkı Kambay şunları söyledi:
“Bizim bu kafes balıkçılığına karşı olmamızın nedeni şudur; bir tarlayı düşünün ekip biçilen bir yer vatandaşlar buradan faydalanıyor. 30 ile 52 metre arasında bu kafesler yapıldığı zaman herhangi ne kıyı balıkçısı ne gırgır ne de avlama balıkçıları burayı tamamıyla terk etmek zorunda kalacaklar.
Bütün balığın geçiş yerleri buraları, avlanma sahaları, tüm balıkçılar buradan etkileniyor. Sayın valimiz olumlu bir yaklaşımda bulundu daha sonra yüz yüze görüştüğümüzde da aynı şekilde dile getirdim dedi ki o zaman, ‘ne sizi yok sayarım ne de onları. Onlar da bir istihdam yaratıyor’ dedi. Şöyle ki, 400 kişi bayan eleman çalışıyor. O zaman dedim ki ‘sayın valim, ‘burada üç firma faydalanıyor ama 2 bin tondan gırgır başına sade kurumlara fabrikalara gidecek hamsinin miktarı 40 bin ton.’ Burada çalışan her gemide 40 kişi, gemici 30 kişi arabalar peşinde dolaşıyor. Belki de dedim bin 500 kişi 2 bin kişi istihdamdan faydalanıyor. En son olarak da havaalanı müdürüne biz gittik. Havaalanı müdürü Fikret Bey olmamasından yana tavır koymuştu bütün dilekçelerim orada mevcut vaziyette. Sayın Milletvekilimiz (Tahsin Ocaklı) bu konuyu da dile getirmiş Meclis’te.
“KAFESLERİ YERLEŞTİRİRLERSE SAHİLE ÇEKECEĞİZ”
En son dilekçemde ‘bir martı pervaneye girdiği zaman 200 kişi yolcu yok olacak, ölümle karşı karşıya gelecek’ dedim. Uçağın da yok olacağını düşünürsek, maddi ve manevi zararını kim karşılayacak? Burada olacak bir olayın dedim sorumluluğunu kim alacak? Kuzuoğlu şirketi mi alacak? Günvak 1, Günvak 2 şirketi mi alacak, yoksa Tarım İl Müdürlüğü mü ve Çevre İl Müdürlüğü mü alacak? Eğer buraya bu insanlar bu şirket sahipleri gelmeye kalkışırsa biz bütün köy halkı olarak, mevcut komşu köylerle birlikte bin kişiyi bu limana yığıp karşı geleceğimizi şu andan itibaren söylemek istiyorum. Herhangi bir olaya sebebiyet vermeden biz kendi basın açıklamamızı yapmayı düşünüyoruz, bütün bu konuda 4 kooperatif olarak biz karar vermiş durumdayız. Büyük teknelerimiz var 10- 12 tane. Eğer o kafesleri yerleştirmeye kalkışırlarsa takacağız kancayı onları sahile çekeceğiz.”
“SONUNA KADAR DİRENECEĞİZ, BOŞUNA UĞRAŞMASINLAR”
Balıkçı Kemal Kambay da “Balıkçı köyündenim 69 yaşındayım doğduğumdan beri buradayım. En küçük balıkçılıktan 50 metreye kadar balıkçılık yaptım. Yüze yakın burada balıkçı var, burada kafes yapılmasını kesinlikle hiçbiri istemiyor çünkü 500 seneden beri buranın balıkçısı buradan geçimini sağlıyor. Onun için burada kesinlikle yapılmasını istemiyoruz eğer buraya direnirlerse biz de burada direneceğiz. Sonuna kadar mücadele yapacağız yürüyüş yapacağız yaptırmayacağız yalandan boşuna uğraşmasın” dedi.
]]>
“Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine destek vermelidir”
ANKARA – Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Sebze seracılığının yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde bulunan Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, bayram sonrasında örtü altı sebze ürünlerinde önemli fiyat düşüşleri görülüyor” dedi.
TZOB Başkanı Bayraktar, ülkemizde örtü altı üretimini, sera ürünlerindeki fiyat düşüşlerini ve çiftçilerin belediyelerden beklentileri ile ilgili bir açıklama yaptı.
Seracılık dünyada önemli bir sektör haline geldiğini belirten Bayraktar şunları dedi:
“Seracılık ülkemizde de son yıllarda hızla atılım ve gelişme göstermiş olup, dünyada dördüncü, Avrupa’da ise İspanya’nın ardından ikinci sırada yerini aldı.
Ülkemizde 73 ilde, toplam 764 bin 207 dekar alanda örtü altı üretim yapılıyor.
Örtü altı üretim alanlarının yüzde 40,7’si Antalya’da, yüzde 24,6’sı Mersin’de, yüzde 15,6’sı Adana’da ve yüzde 4,3’ü Muğla’da bulunuyor.
2023 yılında seralarda yapılan toplam üretim 8 milyon 956 bin 951 ton olup bu üretimin yüzde 89’unu sebzeler oluşturuyor.
Sebze seracılığının yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde bulunan Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, bayram sonrasında örtü altı sebze ürünlerinde önemli fiyat düşüşleri görülüyor.
Bu illerde son 15 günde biber ortalama 45 liradan 15 liraya, salatalık ortalama 17 liradan 3 liraya, domates 21 liradan 15 liraya, patlıcan 27 liradan 6 liralara kadar düştü.
Bu fiyatlarla çiftçilerimiz zarar ediyor.
Mevsim normalleri üzerinde gerçekleşen hava sıcaklığıyla sera üretiminde artan verim ve ürünlerin erken hasat olgunluğuna gelmesiyle arzda artış görülüyor.
Arzda yaşanan artışın yanı sıra, bu günlerde ihracata giden ürünün azalması ve özellikle Ramazan Bayramı nedeniyle zincir marketlerin alımlarında görülen azalmayla fiyat düşüşleri yaşanıyor.”
“Çiftçinin ürettiği yok pahasına satılmaması için pazarlama sorunu çözülmelidir”
“Çiftçimiz her zaman olduğu gibi üreterek ülkemizin gıda ihtiyacını karşılamak adına gereğini yapıyor. Ancak, zaman zaman ürettiği ürün çiftçilerimize sorun oluyor.
Özellikle yaş sebze ve meyve çabuk bozulduğu için pazarlama sorunu daha fazla yaşanıyor” diyen Bayraktar şöyle devam etti:
“Bu nedenle yaş sebze ve meyve pazarlamasının ayrı bir önemi bulunuyor.
Örtü altı üretimin yaygın olduğu illerde yaş sebze ve meyve pazarlanmasına yönelik üretici birlikleri ve kooperatifler mevcut olsa da, bu birliklerin piyasayı etkileyecek ve düzenleyecek gücü bulunmuyor.
Hatta kurulan bazı birlikler ne yazık ki varlığını sürdüremeyerek, kapandı.
Ürün pazarlamaya yönelik örgütlerin mali ve idari yönden güçlenmesi ve tarımsal pazarlamada etkin olması için mevzuatlarda gereken düzenlemeler yapılmalıdır.”
“Semt pazarlarında üreticilere daha fazla yer ayrılmalı, üretici pazarları her ilçede kurulmalıdır”
Çabuk bozulabilen sebze ve meyvelerde arzda dönemsel yaşanan yoğunluklarda çiftçilerin zarar etmemesi ve yetiştirilen ürünlerin heba olmaması için, belediye adına alımlar yapılması gerektiğini vurgulayan Bayraktar şu değerlendirmeyi yaptı:
“Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinde pazar yerlerinin en az yüzde 20’sinin özel satış yeri olarak üreticilere ayrılması hükmü bulunuyor.
Ürettiği ürünü doğrudan semt pazarında satmak isteyen üreticimize tüm belediyeler yer ayırmalı ve ayrılan alan yüzde 20 ile sınırlandırılmamalıdır.
Bu sınırlama özellikle ürün arzındaki artış nedeniyle kendi ürününü pazarda satmak isteyen üreticilerimize engel teşkil ediyor.
Yine belediyelerce belirlenecek günlerde sadece üreticilerimizin ürettiği ürünü halka doğrudan sunabileceği üretici pazarlarının her il ve ilçede kurulması sağlanmalıdır.
Gıda fiyatları üzerinden haksız kazanç elde etmeye yönelik hareketler konusunda belediyelerde denetimlerini artırmalı, piyasa üzerinde bozucu etkisi olanlara ceza uygulamalıdır.”
“Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine destek vermelidir”
Yerel seçimler öncesi 6360 Sayılı Kanunla Büyükşehir belediyelerinin tarım sektörüne yönelik sorumluluklarının arttığını, çiftçilerin belediyelerden beklentileri olduğunu dile getirdiklerine dikkat çeken Bayraktar, “Bugün tekrar ifade etmek istiyorum ki Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine her türlü desteğini yapmalıdır” diye konuştu.
Bayraktar, çiftçilerin ana başlıklar halinde belediyelerden beklentileri ise şöyle sıraladı:
“-Tarım arazileri ve mera alanları korunmalı, her ne gerekçeyle olursa olsun bu alanların imara açılmasına izin verilmemelidir.
-Kırsalda genç nüfusu tutabilmek için sosyal alanlar artırılmalıdır.
-Belediyeler ve Ziraat Odaları birlikte hareket etmelidir.
-Pazarlama kooperatiflerinin kurulmasına destek olmalıdır.
-Girdi, tarım alet, fide, fidan vb. destelerini düzenli olarak vermelidir.
-Kırsal Alanlara altyapı hizmetleri artırılmalıdır.
– Belediyeler, DSİ ile birlikte hareket ederek tarımsal sulama kanallarının bakım ve temizliği konusunda destekte bulunmalıdır.
-Tarımsal ürün işleme tesisleri kurulmalıdır.
-Yenilenebilir Enerji kaynaklarının kurulmasına destek olmalıdır.
-Kırsal Turizm ile kırsalda gelirin artırılması sağlanmalıdır.”
]]>TZOB Başkanı Bayraktar, Türkiye’de örtü altı üretimini, sera ürünlerindeki fiyat düşüşlerini ve çiftçilerin belediyelerden beklentileri ile ilgili bir açıklama yaptı.
Seracılık dünyada önemli bir sektör haline geldiğini belirten Bayraktar şunları dedi:
“Seracılık ülkemizde de son yıllarda hızla atılım ve gelişme göstermiş olup, dünyada dördüncü, Avrupa’da ise İspanya’nın ardından ikinci sırada yerini aldı.
Ülkemizde 73 ilde, toplam 764 bin 207 dekar alanda örtü altı üretim yapılıyor.
Örtü altı üretim alanlarının yüzde 40,7’si Antalya’da, yüzde 24,6’sı Mersin’de, yüzde 15,6’sı Adana’da ve yüzde 4,3’ü Muğla’da bulunuyor.
2023 yılında seralarda yapılan toplam üretim 8 milyon 956 bin 951 ton olup bu üretimin yüzde 89’unu sebzeler oluşturuyor.
Sebze seracılığının yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde bulunan Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, bayram sonrasında örtü altı sebze ürünlerinde önemli fiyat düşüşleri görülüyor.
Bu illerde son 15 günde biber ortalama 45 liradan 15 liraya, salatalık ortalama 17 liradan 3 liraya, domates 21 liradan 15 liraya, patlıcan 27 liradan 6 liralara kadar düştü.
Bu fiyatlarla çiftçilerimiz zarar ediyor.
Mevsim normalleri üzerinde gerçekleşen hava sıcaklığıyla sera üretiminde artan verim ve ürünlerin erken hasat olgunluğuna gelmesiyle arzda artış görülüyor.
Arzda yaşanan artışın yanı sıra, bu günlerde ihracata giden ürünün azalması ve özellikle Ramazan Bayramı nedeniyle zincir marketlerin alımlarında görülen azalmayla fiyat düşüşleri yaşanıyor.”
“Çiftçinin ürettiği yok pahasına satılmaması için pazarlama sorunu çözülmelidir”
“Çiftçimiz her zaman olduğu gibi üreterek ülkemizin gıda ihtiyacını karşılamak adına gereğini yapıyor. Ancak, zaman zaman ürettiği ürün çiftçilerimize sorun oluyor.
Özellikle yaş sebze ve meyve çabuk bozulduğu için pazarlama sorunu daha fazla yaşanıyor” diyen Bayraktar şöyle devam etti:
“Bu nedenle yaş sebze ve meyve pazarlamasının ayrı bir önemi bulunuyor.
Örtü altı üretimin yaygın olduğu illerde yaş sebze ve meyve pazarlanmasına yönelik üretici birlikleri ve kooperatifler mevcut olsa da, bu birliklerin piyasayı etkileyecek ve düzenleyecek gücü bulunmuyor.
Hatta kurulan bazı birlikler ne yazık ki varlığını sürdüremeyerek, kapandı.
Ürün pazarlamaya yönelik örgütlerin mali ve idari yönden güçlenmesi ve tarımsal pazarlamada etkin olması için mevzuatlarda gereken düzenlemeler yapılmalıdır.”
“Semt pazarlarında üreticilere daha fazla yer ayrılmalı, üretici pazarları her ilçede kurulmalıdır”
Çabuk bozulabilen sebze ve meyvelerde arzda dönemsel yaşanan yoğunluklarda çiftçilerin zarar etmemesi ve yetiştirilen ürünlerin heba olmaması için, belediye adına alımlar yapılması gerektiğini vurgulayan Bayraktar şu değerlendirmeyi yaptı:
“Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinde pazar yerlerinin en az yüzde 20’sinin özel satış yeri olarak üreticilere ayrılması hükmü bulunuyor.
Ürettiği ürünü doğrudan semt pazarında satmak isteyen üreticimize tüm belediyeler yer ayırmalı ve ayrılan alan yüzde 20 ile sınırlandırılmamalıdır.
Bu sınırlama özellikle ürün arzındaki artış nedeniyle kendi ürününü pazarda satmak isteyen üreticilerimize engel teşkil ediyor.
Yine belediyelerce belirlenecek günlerde sadece üreticilerimizin ürettiği ürünü halka doğrudan sunabileceği üretici pazarlarının her il ve ilçede kurulması sağlanmalıdır.
Gıda fiyatları üzerinden haksız kazanç elde etmeye yönelik hareketler konusunda belediyelerde denetimlerini artırmalı, piyasa üzerinde bozucu etkisi olanlara ceza uygulamalıdır.”
“Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine destek vermelidir”
Yerel seçimler öncesi 6360 Sayılı Kanunla Büyükşehir belediyelerinin tarım sektörüne yönelik sorumluluklarının arttığını, çiftçilerin belediyelerden beklentileri olduğunu dile getirdiklerine dikkat çeken Bayraktar, “Bugün tekrar ifade etmek istiyorum ki Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine her türlü desteğini yapmalıdır” diye konuştu.
Bayraktar, çiftçilerin ana başlıklar halinde belediyelerden beklentileri ise şöyle sıraladı:
“-Tarım arazileri ve mera alanları korunmalı, her ne gerekçeyle olursa olsun bu alanların imara açılmasına izin verilmemelidir.
-Kırsalda genç nüfusu tutabilmek için sosyal alanlar artırılmalıdır.
-Belediyeler ve Ziraat Odaları birlikte hareket etmelidir.
-Pazarlama kooperatiflerinin kurulmasına destek olmalıdır.
-Girdi, tarım alet, fide, fidan vb. destelerini düzenli olarak vermelidir.
-Kırsal Alanlara altyapı hizmetleri artırılmalıdır.
Belediyeler, DSİ ile birlikte hareket ederek tarımsal sulama kanallarının bakım ve temizliği konusunda destekte bulunmalıdır.
-Tarımsal ürün işleme tesisleri kurulmalıdır.
-Yenilenebilir Enerji kaynaklarının kurulmasına destek olmalıdır.
-Kırsal Turizm ile kırsalda gelirin artırılması sağlanmalıdır.” – ANKARA
]]>Antalya’da ihracatçılar, yeni pazar arayışında
ANTALYA – Türkiye’nin en önemli domates üretim merkezi Antalya’yı ihracatta Rusya-Ukrayna savaşı etkiledi.
İhracatın yüzde 90’ını Ukrayna’ya yaptıklarını açıklayan İhracatçı Bülent Özdemir, kaybı Doğu Avrupa ülkeleriyle kapatmaya çalıştıklarını açıkladı.
Pazardaki satış oranı yüzde 70 düştü
Yaş meyve ve sebze sektörü içinde geçtiğimiz Ocak ayında en fazla ihracatın domates ürünü ile yapıldığı Antalya’da, Rusya-Ukrayna savaşının yansıması ihracatı düşürdü. İhracatçı Bülent Özdemir, ihracatın olumsuz etkilenmemesi için çözüm arayışına girdiklerini belirterek, “Ramazan Bayramı öncesine kadar özellikle yurtdışında ki çalıştığımız ülkelerde özellikle hava durumundan kaynaklı ciddi bir talep vardı. Şu an çalıştığımız ülkelerde havanın sıcaklığı arttığı için, her ülkenin üretimi pazarlara girmeye başladı. Bu nedenle tabii ki ihracatımız düşmeye başladı. Doğu Avrupa ülkeleri ile beraber Ukrayna ağırlıklı ihracat yapıyoruz. Rusya-Ukrayna arasındaki kriz, pazardaki satış oranını yüzde 70 düşürdü. Ukrayna nüfusu, 45-50 milyon civarındayken, Nüfusun büyük bir bölümü etkilendi.25 milyon kişinin, savaş bölgesinde oldukları için tüketim gücü de zayıf. Biz de ihracatımızın yüzde 90’ını Ukrayna’ya yapıyorduk, günde 3-4 tır çıkış yapıyordu, şimdi günlük ihracat çıkışımız 1 tırı ancak buluyor. Savaşın etkisi bu.”
Bülent Özdemir, üretimde de sorun yaşanıldığına değinerek çiftçiye destek verilmesini talep etti. Özdemir, “Üretim maliyetleri yüksek olunca, dışarıda ki pazarlarla rekabet etme gücümüz sınırlı oluyor, rekabet etmekte sorun yaşıyoruz. Girdi maliyetleri yüksek olunca çiftçimiz de mutlu olamıyor. Çiftçiyi destekleme konusunda bir çalışma yapılırsa çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Bütün dünyada yaşanan maddi sıkıntılar bizim ülkemizi de etkiliyor. Yurt dışından gelen ithal bitki koruma ürünleri, beraberinde petrol fiyatları, domatesin maliyetini yükseltiyor. Şu an ihracat fiyatları, 20-22 TL bandında, piyasada 18 TL Ürünün kalitesine göre fiyatlar artabiliyor ya da azalabiliyor. Tamamen kaliteye odaklı” ifadelerine yer verdi.
Tüm dünyada kriz var
Tüm dünya ülkelerinde ekonomik sıkıntılar yaşandığında dikkat çeken Bülent Özdemir, diğer ülkelerdeki krizlerin de ihracata zarar verdiğini açıkladı. Özdemir, şöyle devam etti: “Yılbaşından beri dikkatimi çeken bir şey var, yurtdışında iş yaptığımız insanların alım gücünün biraz düştüğünü görüyorum. Geçtiğimiz yıllarda günlük 5 tır ihracatımız varken, şimdi 1 tıra düştü. Tahminimce yurt dışında ki müşterilerimizin satın alma gücü ile ilgili. Her gün farklı bir ülkede sıkıntı olduğunu duyuyoruz, siyasi ya da ekonomik sorunlar var. Bu sıkıntılar, insanın alım gücünü düşürüyor.”
“Doğu Avrupa’ya ürün gönderiyoruz”
Ukrayna’nın yerine Doğu Avrupa ülkeleriyle çalışmaya başladıklarının altını çizen Bülent Özdemir, sınır kapısındaki yoğunluk çözülmeden ihracatı gerçekleştirmenin zor olduğunu söyledi. Özdemir, “Ukrayna’nın yerine Doğu Avrupa ülkelerini koyduk, onların da en büyük sıkıntısı ulaşım. Özellikle yılbaşı öncesi ve sonrası ülkemizden çıkan araçlar, sınır kapısındaki yoğunluk nedeniyle, üç gün önce çıkış yapamadı. Üç gün de Bulgaristan’da analize takılıyoruz. Avrupa Birliği girişinde, bitki koruma laboratuvarları kontrollerini yapıyor. Üç gün de oradan kaybımız oluyor. Aracımız 6 gün içinde Bulgaristan’a giriş yapabiliyor. İhracat yaptığımız ülkeye ulaşması 10-12 günü buluyor. 10 gün sonra bizim gönderdiğimiz mal, 3 günde Avrupa’nın kendi ürettiği pazarlardan gelen mallarla rekabet edecek. Ürünlerin belli bir raf ömrü var, bu ömrü biz yılbaşından önce yollarda tükettik. Başka pazarları hedef aldık ama diğer pazarlardan mutlu olan bir ihracatçı göremedim” diye konuştu.
Kapıkule Sınır Kapısı’ndan ayrı bir güzergah oluşturulmalı
Bülent Özdemir, üretici maliyetlerinden önce ihracatçının en büyük sorununun, ulaşım problemi olduğunun altını çizerek, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “En büyük sorun, bizim maliyetlerimizden önce yollarda kaybettiğimiz süre. Bir ürünün %1 fireyle yetişmesinden ziyade %50 çürüklerle karşılaştık. Tüm ihracatçılar aynı şeyden şikayetçi. Sınır kapılarındaki yoğunluğu biraz azaltabilirsek, 3-4 gün beklediğimiz süreyi bir güne indirebilirsek, kapılar açıldığında da mallarımızı temin edecek olan ülkeye 5-6 gün içinde ulaşabilirsek, tüm sıkıntıları aşarız. Kapıkule Sınır Kapısı’nda sağlam bir iyileştirme yapılması lazım, soğutucu cihazlı araçlara, yaş meyve sebze ve gıda taşıyan araçlara ayrı bir güzergah oluşturulması gerekiyor.”
]]>iPhone satışları büyük düşüş yaşadı: Apple nerede hata yaptı?
Uluslararası Veri Şirketi (IDC) tarafından yayımlanan rapora göre, Güney Kore merkezli Samsung, Amerikan rakibi Apple’ı ilk çeyrekte geçerek liderliği geri aldı. iPhone sevkiyatları, Apple’ın toplam satışlarının büyük bir kısmını oluşturduğu için bu düşüş kritik derecede önemli. Apple’ın son çeyrek raporuna göre, iPhone satışlarından elde edilen gelir 69.7 milyar doları buldu.

Apple, özellikle Çin gibi kritik pazarlarda iPhone satışlarında düşüş yaşarken, aynı zamanda maliyetli ve on yıllık bir elektrikli araç projesinden de vazgeçti. Ayrıca, diğer büyük teknoloji şirketleri gibi Apple da son zamanlarda ABD Adalet Bakanlığı tarafından açılan bir antitröst davasıyla karşı karşıya kaldı.
Apple kısıtlaması, uygulama geliştiricilerini isyan ettirdi!
IDC raporuna göre, Apple ve Samsung yıllık bazda sevkiyatlarında düşüş yaşarken, Çinli üreticiler Xiaomi ve Transsion, sırasıyla yüzde 34 ve yüzde 85 oranında artış gösterdi. iPhone satışlarının düşüş sebebi:
Ekonomik zorluklar: Global ekonomik belirsizlikler ve yüksek enflasyon oranları, tüketicilerin daha pahalı teknolojik ürünler satın alma kapasitelerini sınırlıyor.
Pazar doymuşluğu: Akıllı telefon pazarının doymuş olması, özellikle gelişmiş pazarlarda yeni cihaz alımlarını yavaşlatıyor. Mevcut kullanıcıların telefonlarını yükseltme ihtiyacı hissetmemesi, satışlarda düşüşe neden oluyor.
Rekabetin artması: Samsung, Xiaomi ve diğer Çinli üreticiler gibi rakiplerin artan rekabeti ve pazar payını ele geçirmesi, Apple’ın satışlarını olumsuz etkiliyor. Bu firmalar genellikle daha düşük maliyetli cihazlar sunarak geniş bir tüketici kitlesine ulaşabiliyor.
Teknolojik yeniliklerin azalması: Yeni iPhone modellerinde gözle görülür, devrimsel yeniliklerin azalması, tüketicilerin yeni model satın alma konusunda daha temkinli olmalarına yol açıyor.
Çin pazarındaki düşüş: Apple’ın önemli pazarlarından biri olan Çin’de satışların düşmesi, genel satış rakamlarını doğrudan etkiliyor. Çin pazarındaki siyasi gerilimler ve yerel markalara olan milliyetçi destek, bu düşüşte rol oynuyor.
Regülasyon ve yasal sorunlar: Apple, özellikle ABD Adalet Bakanlığı gibi kurumlar tarafından açılan antitröst davaları gibi yasal zorluklarla karşı karşıya kaldı. Bu tür yasal meydan okumalar, şirketin operasyonlarını ve pazar algısını olumsuz etkiledi.

Bu faktörlerin her biri, Apple’ın iPhone satışlarında gözlenen düşüşte belirli oranlarda etkili olabilir ve şirketin stratejisini yeniden değerlendirmesine neden olabilir. Bu bilgiler ışığında, Apple’ın stratejilerini ve pazar dinamiklerini nasıl değiştirmesi gerektiği, sektördeki rekabetin ve tüketici tercihlerinin gelecekte nasıl şekilleneceği önemli sorular olarak öne çıkıyor.
Apple’ın bu zorlukları nasıl aşacağı ve teknoloji dünyasındaki yerini nasıl koruyacağı merak konusu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hangi marka telefon kullanıyorsunuz? Görüşlerinizi ve düşüncelerinizi bizimle paylaşmaktan çekinmeyin!
]]>HEFEİ/PARİS, 11 Nisan (Xinhua) — Avrupa Birliği’nin (AB) Çin’den yapılan elektrikli araç ithalatlarının gümrük tesciline yönelik direktifi ve olası geriye dönük tarifelerine ek olarak ABD ve Britanya da, Çin’in elektrikli araçlarına yönelik sözde sübvansiyon karşıtı soruşturmalar ya da ulusal güvenlik riski soruşturmaları açmaya hazırlanıyor.
Çin’in elektrikli araç ihracatları olumsuzluklarla karşı karşıya.
Bunun nedeniyse söz konusu ülkelerin “adil rekabet” ve “ulusal güvenlik” adı altında korumacılığa ve ticaret engellerine başvurarak piyasa ekonomisi ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarını ihlal etmesi.
Bu durum aynı zamanda Çin’in yeni enerjili araç sektörünün artan rekabet gücünü de yansıtıyor.
Çin’in yeni enerjili araçları sadece küresel tüketicilere farklı tercihler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda daha fazla ülkenin yeşil ve düşük karbonlu dönüşümü ve sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmesine yardımcı oluyor.
TEDARİK ZİNCİRİNİN BÜTÜNLÜĞÜ, ENDÜSTRİYEL YOĞUNLAŞMA
Çin’in imalat sektörü, en eksiksiz endüstriyel sistem sayesinde on yıldan fazla bir süredir dünyada ilk sırada yer alıyor.
Çin’de Anhui eyaletinin merkezi Hefei gibi bazı bölgeler, hızla gelişen yeni enerjili araç sektörüne yönelik eksiksiz bir sanayi ve tedarik zinciri kurmuş durumda.
Çin’deki toplam yeni enerjili araç üretimi Şubat 2022’de 10 milyon adedi, Temmuz 2023’teyse 20 milyon adedi aştı. Birinci araçtan 10 milyonuncu araca ulaşmak 27 yıl sürerken 10 milyonuncu araçtan 20 milyonuncu araca ise sadece 17 ayda ulaşıldı.
BÜYÜK PAZAR, HIZLI TEKNOLOJİ GÜNCELLEMESİ
Çin’in yeni enerjili araç sektörü, devasa pazar büyüklüğü ve güçlü büyüme potansiyeliyle küresel otomobil sektörünün en önemli bölümünü oluşturuyor.
Çin Otomobil Üreticileri Birliği’nin verilerine göre 2023’te Çin’in yıllık bazda yeni enerjili araç üretimi yüzde 35,8, satışıysa yüzde 37,9 artış sergiledi. Satış rakamı, küresel yeni enerjili araç satışlarının yaklaşık yüzde 65’ini teşkil etti. Çin, üst üste dokuz yıldır dünyadaki bir numaralı yeni enerjili araç üreticisi ve satıcısı konumunda bulunuyor.
Belçika merkezli Umicore’un CEO’su Mathias Miedreich, Londra merkezli Financial Times’a verdiği söyleşide, “Çin yapımı araçlar oldukça iyi ve insanlar da onları satın alıyor” dedi.
Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao, Pazar günü yaptığı açıklamada, Çinli elektrikli araç üreticilerinin kaydettiği hızlı gelişimin sübvansiyonlardan değil, devamlı nitelikteki teknolojik inovasyonlardan, iyi yapılandırılmış tedarik zinciri sisteminden ve tam piyasa rekabetinden kaynaklandığını belirtti.
Bakan, ABD ve Avrupa tarafından ileri sürülen “kapasite fazlası” suçlamalarının mesnetsiz olduğunu söyledi.
Wang ayrıca Çin’in elektrikli araç endüstrisindeki gelişimin, iklim değişikliğine karşı küresel mücadelenin yanı sıra yeşil ve düşük karbonlu dönüşüme de önemli katkı sağladığını vurguladı.
FARKLI TERCİHLER, OTOMOBİL DÖNÜŞÜMÜNÜ TEŞVİK
Çin yapımı yeni enerjili araçlar, teknolojik inovasyon ve küresel pazardaki rekabet yoluyla gelişen mükemmel kalite sayesinde, Avrupa’da son derece popüler.
Avrupa’nın temiz ulaşım kampanya grubu Transport and Environment (T&E) tarafından kısa önce açıklanan bir araştırmaya göre Çin yapımı elektrikli araçların AB pazarındaki payı, 2023’te yüzde 19,5 iken 2024’te yüzde 25’e ulaşacak.
T&E, Çinli markaların, AB’nin elektrikli araç pazarının 2024’te yüzde 11’ine, 2027’deyse yüzde 20’sine ulaşmasını öngörüyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Sürdürülebilir Hareketlilik Birimi Başkanı Rob de Jong, Çin’in elektrifikasyon ve elektrikli araçların teşvikinde lider olduğunu söyledi. de Jong, Çin’in deneyimlerini ve teknolojisini tüm dünyadaki elektrikli araçların fiyat uygunluğunun artırılması amacıyla dünyayla, özellikle de Küresel Güney ile paylaşmasını umduğunu belirtti.
]]>ÖZGÜR DEDEOLUK
Aydın Karacasu ilçesinde bayram pazarına dönüşen haftalık semt pazarında vatandaşlar yüksek meyve ve sebze fiyatlarına dikkat çekerken; pazar esnafı alım gücünün düşmesinden dert yandı. Sebze üretilip satan 60 yaşındaki Ganime Alkan: “5 lira maydanoz. Alan satan yok. 5 liraya maydanoz satıp ev geçindireceğiz. Çiftinin hayatı bu. Ben aşağı yukarı 40 yıldır pazarcılık yapıyorum. Emekliliğim yok. Çiftçilik yaparak geçinmeye çalışıyorum. Sadece eşimin emekliliği var. Yetmiyor. 10 bin lira maaş nereye yetecek ki” diye yakındı.
Aydın’ın Karacasu ilçesindeki semt pazarında bayram alışverişi yapan vatandaşlar fiyatların yüksek olduğunu söylerken, esnaf ise vatandaşın alım gücü düştüğü için eskisi kadar satış yapamadıklarını belirtti. Karacasulu vatandaşlar şunları söyledi:
“15-20 LİRA OLMASI GEREKEN BEZELYE 35 LİRA”
-Sebze üreticisi ve satıcısı Habil Karabıyık: “Bir bayram hareketliliği var. Satışlar iyi. Allah bereket versin. Fiyatlardan alıcılar dert yanıyor ama satıcılar da dert yanıyor. Ürün yetiştirmek, pazara getirmek zor. Üretici de alıcı da zorlanıyor. Sattıklarımın yarısını kendim üretiyorum. Üretmek de zor. Girdi maliyetlerinin yüksek olması zorluyor.”
-Pazarda alışveriş yapan Hüseyin Ördek: “Pazar belli. Aldı başını gidiyor, yön yukarı. Her şey pahalı. Zorluyor tabi. Mazot öyle, gübre öyle. Saymakla bitmez. Akşama kadar muhabbet etsek bitiremeyiz. Çiftçinin ana damarı mazot 25 lira olması lazım. Gübre, yem fiyatları düşmesi lazım. 15-20 lira olması gereken bezelyeyi 35 liraya aldım. Marul mesela 20 lira 10 liraya yememiz lazım. Tütün, arpa buğday üretiyorum, hayvancılık yapıyorum. Girdi pahalı. Hem satıcıya hem üreticiye zor. Nasıl yetecek.”
“BAYRAM HAREKETLİLİĞİ YOK”
-Giysi satıcısı Mehmet Kaplan: “Bayram hareketliliği yok. İnsan var ama kuru kalabalık. Alıcı yok, bekliyoruz. Müşteriye uygun pantolonlarımız var ama iş yok. Çok gevşek. Allah sonumuzu hayır etsin inşallah.”
-Burak Toran ise: “Bayram pazarı Allah bereket versin. Çok iyi. Çok şükür. Pijama, penye, kazak herşey var.”
-Ali Uzkuç: “Çocuk giyimi, çorap, çamaşır, bebek ürünleri satıyorum. Bayram pazarı güzel. Hareket var ama fiyatlar yüksek olduğu için insanların alım gücü zayıf. Çok fazla bir alışveriş yok yani. Bayram pazarı beklediğimiz gibi değil. Kalabalık var ama insanların alım gücü düşük.”
“6 AY ÖNCESİNİ BİLE ARIYORUZ”
-Ayakkabı satıcısı Adnan Yurt: “Bu sene bayram biraz durgun malesef. Fiyat artışlarından dolayı umduğumuzu değil, bulduğumuzu almaya gidiyoruz. A’dan Z’ye her şey arttı. Hammaddeden tutun poşete, mazota kadar her şey arttı. Artmayan hiçbir şey yok şu an. Bunun hepsi bize yansıdı, biz de zorlanıyoruz. Fiyatlar yüksek geliyor insanlara. Daha az ya da daha uygun fiyatlı almaya çalışıyor. Müşteri yeni model yerine eski model almaya çalışıyor. 500-600 liralık ayakkabı yerine 300 liralık eski model ayakkabı almaya çalışıyor. Geçmiş yıllara göre fazlasıyla kötü. Her yıl daha kötüye gidiyor. Yıl değil 6 ay öncesini bile arıyoruz. Artık yıl da yok. Yarın ne olacağını belli değil ülkede. Seçimden sonra zam gelecek zam gelecek dediler. Geldi. Şimdi bayramdan sonrası için de zamdan bahsediliyor. Hep zam var. 15 yıldır ayakkabıcılık yapıyorum. En kötüsü bu yıl. Dayanabildiğimiz yere kadar dayanacağız. Asgari ücretli işe girsem neye yetecek ki, 17 bin lira neye yeter şu an. Bir markete girdiğin zaman bin- iki bin lira para bırakıyorsun. Zor kardeşim. Allah herkesin yardımcısı olsun. 400-425 liraya aldığımız malı kazandırmayacak şekilde 500 liraya zor satıyoruz. Yine günü kurtarmaya çalışıyoruz.”
“YAŞIM 60 HER GÜN ÇALIŞIYORUM, ÇİFTİNİN HAYATI BU”
-Sebze üretilip satan 60 yaşındaki Ganime Alkan: “5 lira maydanoz. Alan satan yok. Bayram hareketliliği yok. Pazar kalabalık ama boşa kalabalık. 5 liraya maydanoz satıp ev geçindireceğiz. Çiftinin hayatı bu. Başka ne yapabiliriz. Ben aşağı yukarı 40 yıldır pazarcılık yapıyorum. Kendim üretiyorum. Her türlü sebzeyi yetiştiriyorum. Patlıcan, biber, yeşillik her şey var. Maliyetler arttı. Milletin aylıklarına zam, bakkal eşyalarına zam. Bizimkiler düşük. Emekliliğim yok. Sadece çiftçilik yaparak geçinmeye çalışıyorum. Çalışarak geçinmeye çalışıyoruz. Sadece eşimin emekliliği var. Yetmiyor. 10 bin lira maaş nereye yetecek ki. Sigarayla kahve parası. Yaşım 60. Hala çalışıyorum. Her gün çalışıyorum. 10 bin lira maaş yetmez. Allah ömrümüzü alana kadar çalışacağız. Hayat çok pahalı. Bir tatlı aldık. Bin lira. Maydonoz 5, marul, kereviz, soğan 10’ar lira.”
]]>
TÜRSAB Doğu Karadeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Volkan Kantarcı, yeni turizm sezonunda beklentilerin geçen seneye göre daha yüksek olduğunu belirterek, “Geçen yıl Doğu Karadeniz turizmden hem dış, hem de iç pazar bakımından ciddi anlamda faydalandı. Ekonomik olarak bölgemiz ülkemize ciddi katkılar sağladı” dedi.
Önceden Ortadoğu pazarında sadece Trabzon odaklı bir turizm hareketliliği olduğunu şu an bunun doğuya doğru kaymaya başladığını kaydeden Kantarcı, “2022 yılında 40-45 günlük dönemde dış pazarda özellikle Orta Doğu’dan gelen yabancı turistlerde bir parlama oldu. Geçen sene gayet verimli geçti toplam turist sayısı Trabzon’da 1 milyonun üzerine çıkmıştı. Bütün Doğu Karadeniz, turizmden hem dış hem iç pazar bakımından ciddi anlamda faydalandı. Ekonomik olarak bölgemiz ülkemize ciddi katkılar sağladı. Bu seneki beklentilerim biraz daha fazla. Charter ve tarifeli uçak seferleriyle ilgili bir durağanlık var önümüzdeki haftalarda özellikle Ramazan Bayramı sonrasında bir çok şey netleşecek. Beklentimiz oldukça yüksek. Çünkü önceden Orta Doğu pazarında sadece Trabzon odaklı bir turizm hareketliliği vardı. Şu an bu doğuya doğru kaymaya başladı. Rize-Artvin havalimanı açıldıktan sonra orada da yavaş yavaş hareketlenmeler var. Oradaki turizm paydaşları seyahat acentalarımız otel işletmeleri onlarında yeni planlamaları ve pazar payını büyütmek için çalışmaları var. Başarılı bir sezon geçireceğimizi umut ediyorum. İç pazarda biraz eksilmeler olabilir oda tabi son yıllarda artan ekonomik sıkıntılar enflasyon bu sebepten dolayı geçen yılkı rakamlarla aynı kalabilir” dedi.
Havalimanındaki modernizasyon çalışmaları hizmet anlamında kaliteyi artıracak
Trabzon Havalimanında devam eden modernizasyon çalışmalarının turizm sezonu başına yetiştirileceğini ümit ettiklerini kaydeden Kantarcı, “Trabzon havalimanında önceki yıllarda sürekli dili getirdiğimiz bazı eksiklikler ve sıkıntılar vardı. Onlarla ilgili de çalışmalar devam ediyor. Sezon başı gibi inşallah yetişmiş olacak. Bir nebze olsun hem dış hatlar rahatlayacak hem de bir iş anlamında eklenecek olan tünellerle beraber hizmet anlamında kalite yukarlara çıkmış olacak. Dış hat anlamında varış noktası Trabzon çok yoğun. Trabzon havalimanına yüzde 90 inişler söz konusu. Hem Giresun-Ordu hem de Rize-Artvin havalimanına doğru genişlemesi ve tüm bölgenin istifade edebilmesi çok önemli” diye konuştu.
Daha çok Trabzon’da konaklıyorlar
Gelen turistlerin genellikle Trabzon’da konakladığına işaret eden Kantarcı, “Trabzon’da yatak kapasitesi çok fazla olduğu için yoğun olarak buradaki otellerde konaklıyorlar. Seyahat ve gezi programlarına bakıldığı zaman iki ya da üç gün Trabzon bölgesi oluyor. Bunun içerisinde şehir merkezi, Sümela Manastırı, Zigana olabiliyor. Devamında Gümüşhane’ye geçiliyor Karaca Mağarası, Torul seyir terası, Süleymaniye Mahallesi, eski Gümüşhane çok ilgi görüyor. Kayabaşı yaylası, Çal Mağarası, Hıdırnebi Yaylası çokça ziyaret ediliyor. Yakın olan Sera Gölü, Akçaabat Orta Mahalle var. Trabzon’da İki üç gün geçirdikten sonra devamında Rize, Fırtına Vadisi, Ayder Yaylası, Borçka Karagöl ve batıya doğru da Giresun, Kuzalan şelalesi, Mavi Göl, Kümpet Yaylasına gidiyorlar. Bunun yanı sıra Ordu’da teleferik en çok tercih ettikleri destinasyonlar ve ziyaret yerleri olarak ön plana çıkıyor” şeklinde konuştu.
Uzungöl’de turizmcilerin sıkıntıları devam ediyor
Dünyaca ünlü turizm merkezi olan Uzungöl’de turizmcilerin sıkıntıları halen sürdüğünü kaydeden Kantarcı, “Uzungöl markamız oldu. Uzungöl’deki sıkıntıların bir şekilde halledilmesi gerekiyor daha fazla sürüncemede bırakılmaması gerekiyor. Uzungöl birçok bakanlığın sorumluluk alanı olan bir bölge. Bununla ilgili geçtiğimiz aylarda yine gündeme geldi. Kapadokya’daki gibi ya da farklı bölgelerdeki gibi alan başkanlığı kurulabilir. Tekelden hızlı şekilde bütün sorunların çözülebileceği bir yer haline getirilebilir. Şu andaki yapı ile ilgili hem yereldeki yaşayan vatandaşlarımızın hem de Uzungöl’deki turizmcilerin sıkıntıları devam ediyor. Kaçak yapılaşmayla ilgili olarak geçmiş dönemde bazı yıkımlar söz konusu oldu. Bunlarla ilgili belirsizlik devam ediyor. Bazı yapılar var bunlarla ilgili yıkılacak mı? Ruhsat alma süreçleri nasıl devam edecek. Diğer taraftan geçtiğimiz yıl Kültür ve Turizm Bakanlığımız otel ve konaklama işletmeleriyle ilgili olarak kanun yayımladı. Herkes bakanlığa tabi konaklama işletme belgesini alması gerekiyor. Yerel seçimler sonrası bunlarla ilgili denetimlerin artması ve bütün işletmelerin kontrol altına alınması sürecini bekliyoruz” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Gültepe, yaptığı yazılı açıklamayla, mart ayı ve ilk çeyrek ihracat verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İlk 2 aydaki rekorların ardından mart ayında ihracatın yüzde 4,1 daraldığını bildiren Gültepe, geçen ayki düşüşe rağmen yılın ilk çeyreğini 2023’ün aynı dönemine göre yüzde 3,6 artıda kapattıklarını vurguladı.
Gültepe, Genel Ticaret Sistemi (GTS) kayıtlarına göre martın 22 milyar 580 milyon dolarlık ihracatla tamamlandığını kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“Ocak-mart dönemindeki ihracatta ise 63,7 milyar dolarla tüm zamanların ilk çeyrek rekorunu kırdık. Geçen ay 8 sektörümüz ihracatını arttırdı. Otomotiv, 3,2 milyar dolarla yine ilk sıradaki yerini korudu. İlk 5’teki diğer sektörlerimiz 3 milyar dolarla kimya, 1,6 milyar dolarla hazır giyim, 1,5 milyar dolarla çelik ve 1 milyar 470 milyon dolarla elektrik-elektronik şeklinde sıralandı. Firmaların merkezini baz alan TİM verilerine göre 81 ilimizden 43’ü ihracatını artırmayı başardı. En fazla ihracat yapan 5 ilimiz İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir ve Ankara oldu. Balıkesir, Edirne, Erzincan ve Kocaeli tarihlerinin en yüksek ihracat değerine ulaştı. Karadeniz, Doğu Anadolu, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerimiz ihracatlarını artırdı.”
Birim ihracat değerini en çok artıran iller Yalova ve Nevşehir oldu
Mustafa Gültepe, birim ihracat değerini en çok artıran illerin Yalova, Nevşehir ve Isparta olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:
“Birim ihracat değerini en çok artıran sektörler ise zeytin ve zeytinyağı, fındık ve kuru meyve oldu. 1421 firmamız ilk kez ihracat gerçekleştirdi. En çok ihracat yaptığımız ülkeler Almanya, İtalya, ABD, Irak ve Birleşik Krallık şeklinde sıralandı. Özellikle Latin Amerika’ya ihracatta ciddi artış kaydettik. Avro/dolar paritesinin ihracatımıza pozitif etkisi devam ediyor. Geçen ay parite farkı ihracatımıza 161 milyon dolar katkı verdi. Birim ihracat değerimiz ise 1,41 dolar oldu. Ayrıca Hizmet İhracatçıları Birliğimizin çalışmasına göre mart ayında yaklaşık 7,7 milyar dolarlık hizmet ihracatı gerçekleştirdiğimizi tahmin ediyoruz.”
“Pazarlardaki risklerde sınırlı seviyede artış var”
TİM Başkanı Gültepe, önemli pazarlarda talebi yaratan koşulları ve risklerin takibini kolaylaştırmak için son 2 aydır TİM İhracat Pazar Monitörünü (İPM) yayınlamaya başladıklarını hatırlattı.
TİM İhracat Talep Endeksinin şubatta yüzde 0,9 gerilemesine rağmen 100,1 puanla sınırlı iyimserliğini koruduğunu bildiren Gültepe, pazarların risklere karşı direncini ölçen TİM Pazar Dayanıklılık Endeksinin de yüzde 0,3 düşerek 99,4 puana gerilediğine dikkati çekti.
Gültepe, genişleyici para politikası adımlarının gecikmesi ve enflasyonun baskılanamaması nedeniyle pazarlardaki risklerin sınırlı seviyede arttığını anlattı.
“2028’de 375 milyar dolarlık hedefi geçeceğiz”
Mustafa Gültepe, güncel gelişmelere değinerek, Türkiye’nin 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimlerini büyük bir demokratik olgunlukla tamamladığını bildirdi.
Gültepe, “Sandıktan çıkan mesajın en iyi şekilde okunup, ekonomimizi güçlendirecek adımların atılacağına inanıyoruz. İhracat, Türkiye ekonomisi için lokomotif rolü üstleniyor. Önümüzdeki seçimsiz 4 yıllık dönemin ülkemiz ve ihracatımız açısından en iyi şekilde değerlendirileceğine ve 2028’de mal ihracatında 375, hizmet ihracatında da 200 milyar dolarlık hedefi yakalayıp geçeceğimizi öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Opel’in 2024 yılına dair hedeflerinin ve öngörülerinin paylaşıldığı basın toplantısı, İstanbul’da gerçekleştirildi.
Yiğit Yantaç, toplantıda yaptığı konuşmada, Opel’in dünya çapındaki büyüme ivmesini 2023 yılında da sürdürdüğünü söyledi.
Türkiye’nin Opel pazarları arasında satış adedi açısından en büyük üçüncü ülke olduğunu dile getiren Yantaç, 2023’ün Opel için rekorlar yılı olduğunu ve 2024’ün de aynı devam edeceğine inandıklarını vurguladı.
Yantaç, elektrikli araç pazarında satış yaptıkları ilk yılda yüzde 5,7 pazar payı aldıklarını kaydederek, “Bu tam performans verdiğimiz bir yıl için, ilk yıl için gerçekten de güzel bir sonuç. Bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Toplam satış adedimiz 3 bin 745’e ulaştı. Niye bu çok önemli? Çünkü toplam binek satışlarımızın içerisinde yüzde 6,1’lik paya ulaştık ki model ve versiyon olarak çok daha sınırlı olan bir araç gamında bu payı elde etmek gerçekten başarı diyebiliriz.” İfadelerini kullandı.
“Elektrikli araçlarda 2024’te ilk 5’te yer almak istiyoruz”
Yiğit Yantaç, Türkiye otomotiv pazarında 2024 yılı beklentilerine ve Opel Türkiye’nin 2024 hedeflerine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2023’te aldığımız başarılı sonuçları 2024 yılında da üzerine koyarak devam ettirmek istiyoruz. Biz pazar beklentisi noktasında yine iyimser taraftayız. Tıpkı 2023’te olduğu gibi 2024 yılında da pazarı 1 milyon adet ve bir tık üzerinde bekliyoruz. Opel Türkiye olarak ise 70 bin civarında ve üzerinde bir satışımız olacak. Pazar payı olarak yüzde 7’nin üzerinde pazar payına erişmeyi planlıyoruz ve elektrikli araçlarda marka sıralaması olarak 2023’te 6’ncı kapatsak da 2024’te ilk 5’te yer almak istiyoruz.”
“Elektrikli araç pazar beklentilerimiz bu yıl için 100-120 bin adet civarında”
Opel Türkiye Genel Müdürü Yantaç, Türkiye’de elektrikli araç pazar beklentilerinin bu yıl için 100-120 bin adet civarında olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Opel olarak toplam satışımızın yüzde 15’lik kısmını da elektrikli araçtan gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Yani geçtiğimiz yılın aslında daha da üstüne koyarak neredeyse iki katı bir payı elektrikli araçlarda almak istiyoruz. Önemli bir nokta, elektrikli model sayımızı 7’ye çıkarmayı düşünüyoruz. Şu an 3 modelimiz mevcut. Bu da 2024 yılında 4 model daha getireceğimiz anlamına geliyor.”
“Opel Frontera Türkiye’de tanıtılacak”
Yiğit Yantaç, Opel’in Frontera modelinin global lansmanının 14 Mayıs’ta Türkiye’de yapılacak olmasının kendileri açısından çok önemli olduğunu söyledi.
Yantaç, “Sadece bizim için değil, Türkiye adına değil, globalde de dönüp baktığımızda Frontera modeli, Opel markası için 2024’teki en önemli gelişmelerden bir tanesi. Tabii Opel için bu kadar önemli iken globalde Türkiye’de global lansmanının yapılıyor olması da bizim için çok kıymetli. Sunumun başında ilettiğim gibi üç ana ülkeden, ana pazardan biri olarak seçilmiş olmamız tabii ki de burada yapılacak olan etkinliğin Türkiye’de olması adına bizim için önem teşkil etti.” diye konuştu.
]]>AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, şirketlerin dünya çapındaki belirli pazarlarda veya bölgelerde büyüme ve görünürlük elde etmelerine yardımcı olmak için tasarlanan etkinlik 13-15 Mayıs’ta düzenlenecek.
Toplam 300’ü aşkın katılımcı, deneyimli sektör profesyonellerine ve devlet kurumlarından uzmanlara erişim imkanı yakalamanın yanı sıra ABD’nin “ticari diplomatları” ile birebir görüşme, en iyi endüstri potansiyellerini keşfetme, ABD’li ve küresel şirketlerle yeni bağlantılar kurma gibi imkanları yakalayacak.
ABD Ticaret Bakanlığının Türkiye ve İstanbul’u konum olarak seçmesi, yatırımcılara ve iş dünyasına önemli, güçlü ve teşvik edici bir mesaj olarak görülüyor.
Trade Winds’e katılacak ABD’li firmaların çoğunlukla enerji, havacılık ve savunma, güvenlik, elektronik, sağlık ve uydu teknolojileri sektörlerinden olması bekleniyor.
Trade Winds, ABD’nin en büyük etkinliklerinden biri
Etkinliğe ilişkin, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, Kıdemli Avrasya Bölgesi Ticari Müsteşarı Heather Byrnes ve Ekonomi Müsteşarı Etienne LeBailly değerlendirmede bulundu.
Byrnes, Trade Winds’in ABD Ticaret Bakanlığının en büyük küresel yıllık etkinliği olduğunu ve her yıl farklı ülkelerde yapıldığını söyledi.
İlk etkinliğin 2008’de İstanbul’da gerçekleştirildiğini anımsatan Byrnes, “Etkinlik İstanbul’a geri dönüyor. Toplamda 120-150 ABD’li şirket gelecek. ABD Ticaret Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı da etkinliğe katılıyor. Ayrıca bölgedeki 30 farklı pazardan ticari ilişkiler alanında çalışan ziyaretçiler de ağırlanacak. Burada öne çıkan pazar Türkiye olacak. Daha sonra Avrupa ve Kazakistan’da yan etkinlikler gerçekleştirilecek. Etkinlik, iki taraflı fayda sağlıyor, Türk şirketlerinin ABD pazarına girmesine de yardımcı oluyor.” dedi.
Byrnes, çok iyi bilinen “Fortune 500” şirketlerinin hemen hepsinin Türkiye’de bir varlığı veya faaliyeti olduğuna işaret ederek, ABD-Türkiye ticari ilişkilerinin çok eskilere dayandığını dile getirdi.
Türkiye’nin jeopolitik olarak çok merkezi bir konumda bulunduğunu vurgulayan Byrnes, bunu ciddi bir potansiyel olarak gördüklerini bildirdi.
Byrnes, şöyle konuştu:
“ABD’li firmalar bu etkinlik için hangi pazarın seçileceğini her yıl merakla takip ediyorlar. ABD Ticaret Bakanlığının bu konudaki yönlendirmesine de önem veriyorlar. Seçilen ülke büyük fırsatlar sunan ve ilgi gösterilmesi gereken bir pazar olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle bence İstanbul’un tekrar seçilmesi Türkiye’nin sunduğu fırsatlara dikkat çeken bir işaret olarak algılanıyor.”
“Türkiye ve İstanbul’un seçilmesi tesadüf değil”
Ekonomi Müsteşarı LeBailly de Türkiye’nin coğrafi konumu itibarıyla son derece merkezi bir noktada bulunduğunu söyledi.
Etkinliğin önemine dikkati çeken LeBailly, şunları kaydetti:
“ABD’li ve Türk firmalar farklı bölgelerde de birlikte çalışabilecek ortak noktalara sahip. Türkiye’nin coğrafi konumunun sağladığı avantaj Avrupa ve Asya ile aynı anda çalışılabilmesi. Buna bir de üretim sanayisindeki yüksek kalite de eklendiğinde, Türkiye ABD’li firmalar için daha çekici hale geliyor. Trade Winds’e ev sahipliği yapmak büyük rekabet gerektiren bir süreç. Bu anlamda Türkiye ve İstanbul’un seçilmiş olması tesadüf değil. Türkiye, ABD’li firmalar için başlı başına ideal bir pazar.”
]]>Geçen yıl trafiğe tescil edilen motosiklet sayısı 2022’ye göre yüzde 130 artışla 957 bin 292 oldu. Buna bayi stokları da dahil edildiğinde satış sayısının 1 milyona ulaştığı öngörülmüştü.
Türkiye İstatistik Kurumu ve Motosiklet Endüstrisi Derneği (MOTED) verilerine göre, motosiklet satışlarındaki yukarı yönlü trend, bu yılın ilk 2 ayında da devam etti. Trafiğe kaydı yapılan motosiklet sayısı, şubatta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 130,4 artışla 84 bin 611 oldu. Ocak-şubat döneminde ise satışlar yüzde 87,4 artarak 144 bin 840 adet seviyesinde gerçekleşti.
“2024 için tahminlerimizi yukarı yönlü revize ettik”
MOTED Genel Koordinatörü Remzi Öztürk, İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen “Motobike İstanbul 2024” fuarında AA muhabirine yaptığı açıklamada, fuara bu yıl 195 stantta 300 markanın katıldığını, 23 Mart’ta sona erecek fuarın ziyaret tarihlerinin bu yıl ilk kez pazar gününü kapsamadığını söyledi.
Geçen yıl motosiklet satışlarının tarihte ilk kez otomobil satışlarını geçerek 957 bin 292 adet olduğunu dile getiren Öztürk, “Bu büyük ve rekor bir rakam. Biz 2024 yılının bu paralelde 1 milyon 100 bin-1 milyon 150 bin civarında olacağını tahmin ediyorduk. Ancak B sınıfı ehliyetle A1 Sınıfı motosiklet kullanma yetkisi getirilmesiyle tahminimizi yukarı yönlü revize ettik. Bu da yüzde 10, yüzde 20 gibi bir artış getirecek.” dedi.
Öztürk, bu yıl için rekor satış öngördüklerini ifade ederek, “Baktığımızda ilk 2 ay 144 bin 840 adet motosiklet satıldı. Motosiklet pazarı 2 ayda yüzde 87 büyüdü. Yılı bu gidişle tamamlarsak 1,5 milyon adetle rekor motosiklet satışına gideceğiz.” diye konuştu.
“Bütün bayilerimizde, firmalarımızda yeterli stok var”
Remzi Öztürk, sadece 250 cc üstü motosikletlerde bekleme süresinin olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Şu anda stoklar yeterli. Bütün bayilerimizde, firmalarımızda yeterli stok var. Herhangi bir ürünün karaborsaya düşmesi gibi bir durum yok şu anda. Tabii 250 cc üstü ÖTV yüksek olduğu için burada yüksek adette stok getirilmiyor. Talepler de burada karşılanamayabiliyor. Ancak 1-2 ay içinde ekstra siparişler olduğu zaman da karşılanıyor. Pazarın yüzde 98’i i zaten 250 cc altı. Yüzde 2’si onun üstü. Burada aşırı bir talep zaten yok.”
“Son dönemde yükselen trend elektrikli araçlar, elektrikli mobilite”
Big Way Motor Group Genel Koordinatörü Mehmet Sevi de elektrikli motosikletlere ilgiye değindi. Fuarda elektrikli motosikletlerle boy gösterdiklerini dile getiren Sevi, şöyle dedi:
“2002 yılından beri ithalat, ihracat yapıyoruz. Asya ile Avrupa’yı bağlıyoruz, transit ticaretimiz var. Son dönemde de yükselen trend elektrikli araçlar, elektrikli mobilite… Bunun üzerine araştırmalar yaptık ve elektrikli motor işine girmeye karar verdik. Son dönemlerde de özellikle 2022 ve 2023 yıllarında bir artış gösterdi elektrikli motorlara olan ilgi. Biz de bunu fırsata çevirmek istiyoruz ve yükselen pazarda pastadan payımızı almak istiyoruz.”
Sevi, Türk tüketicisinin son dönemlerde elektrikli otomobillere olduğu gibi elektrikli motosikletlere de yoğun ilgi gösterdiğini, elektrikli motosikletlerin bu yıl pazarda daha fazla paya sahip olmasını beklediklerini ifade etti.
“Önümüzdeki yıl da artış trendinin devam etmesini bekliyoruz”
Fuarda scooter segmentindeki farklı ürün yelpazesini Rutec ve Goe markalarıyla sergileyen Çetur Çelebi’nin Genel Müdürü Hakkı Azim de geçen yıl motosiklette 1 milyona ulaşan satış sayısıyla (bayi stokları dahil edildiğinde) rekor kırıldığını belirterek, “Motosiklet satışlarında bütün Avrupa pazarında Türkiye olarak birinci sıradayız. Bu yıl da motosiklet pazarının büyümesiyle ilgili benzer bir beklenti içindeyiz.” diye konuştu.
Elektrikli motosiklet pazarının da büyümeye devam ettiğini söyleyen Azim, “Biliyorsunuz elektrikli otomobillerde de oldukça fazla bir talep var. Pazarın neredeyse yarısına yakın bir rakam elektrikli motosikletlerden oluşuyor. Önümüzdeki yıl da aynı trendin devam etmesini bekliyoruz.” ifadesini kullandı.
“Elektrikli motorların ilk etapta pazardan yüzde 5-10 pay alması bekleniyor”
Kawasaki Satış Danışmanı Muhammed Ali Kutucu da motosiklet satışlarında ilk 2 aylık performansın 2023 yılı ortalamasının üzerinde gerçekleştiğini, bundan sonraki sürecin nasıl ilerleyeceğinin dolar kuruna bağlı olabileceğini dile getirdi.
Elektrikli motosikletlere ilginin çok yoğun olduğunu belirten Kutucu, “Dönüşüm biraz zaman alacak gibi görünse de elektrikli otomobillerde olduğu gibi bunun beraberinde getireceği olumlu etkenler kaçınılmaz. Elektrikli motorların ilk etapta pazardan yüzde 5-10 pay alması bekleniyor.” dedi.
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
CHP’nin Rize’nin Pazar ilçesinde düzenlediği mitinge katılan vatandaşlar, ekonomik krizden yakındı. Bir vatandaş, “Yaşam çok kötü gidiyor, değişimin gelmesini istiyoruz, çok kötü gidiyor 1 kilo et alamadık Ramazan günü. Bundan daha kötüsü var mı” derken, bir başka vatandaş, “Emekliyi dilenci ettiler, evet dilenci olduk. Özgür Özel’den CHP’den adalet, hukuk bekliyoruz. Haklarımızı alırız emekliler olarak” diye konuştu.
CHP’nin Rize’nin Pazar ilçesinde düzenlediği mitinge katılan vatandaşlar, ekonomik krizdeni etkilendiklerini belirterek, hukuk ve adalet vurgusunda bulundular.
Bir kadın, “Meci gönüllüsüyüm biz inanıyoruz nasıl ki 27 sene üzerine Fındıklı’da Ercüment Çervatoğlu belediyeyi aldı bayrağı diktiyse yıllar sonra Pazar’ı CHP adayımız alacağından eminiz. O da aynı şekilde Ercüment başkanın çizgisinde halk iktidarıyla, halk gönüllüsü ile halkın gönlünü kazanarak Pazar’da çok güzel şeyler yapacağından eminiz. Pazar halkı bu özlem içerisinde bu sahile özellikle Rize sahiline, Rize bölgesine Ercüment çok güzel bir örnek olmuştur. Fındıklı Belediyesi ve Ercüment Çervatoğlu Türkiye’de konuşulan tek belediye haline gelmiştir. İnanıyoruz Pazar bunu başaracaktır” dedi. Bir diğer kadın vatandaş, “Ben zaten bu yaşıma geldim ilk kez Pazar’da bir belediye seçim miting olarak görebiliyorum bu da büyük bir ilerlemedir görüyorum göreceğiz” ifadelerini kullandı.
“KONUŞURSAM BENİ İÇERİYE ALIRLAR”
Konuşursam beni içeriye alırlar diyen bir vatandaş, “Valla ben söylesem var ya beni içeriye alırlar. Çünkü neden biliyor musunuz; şimdi vallahi alırlar içeriye, demeyeyim de jandarmada ifadem var çünkü duramayacağım artık ben. Ne adalet kaldı ne hukuk kaldı ne bir şey, bu kadar zamlar olur mu? Etiketlere bakıp da geçiyoruz alım gücümüz yok, yok hiçbir şey yok” dedi. Bir başka vatandaş, “Emekliyi dilenci ettiler evet dilenci olduk. Özgür Özel’den CHP’den adalet, hukuk bekliyoruz. Haklarımızı alırız emekliler olarak” diye konuştu.
“EMEKLİ AÇ”
Zamlardan yakınan bir vatandaş, “Bir kilo etin kilosu 500 TL bu toplumun bittiği yerdir daha ne konuşalım” derken emekli bir vatandaş, “Ben emekliyim fakat hiçbir şeyin tadı yok, hükümet yok, bir şey yok. Çay parasına doğru dürüst zam vermedi emekli açtır yani başka diyecek hiçbir şeyimiz yok” ifadelerini kullandı.
Mitinge katılan bir başka vatandaş, “Reis ne demişti, ‘uçuyoruz’ dedi. Gerçekten de uçuyoruz doğru yani adamın dediği haklı, şu an itibariyle haklı yani. Emekliye verilen para belli ben de EYT’den emekli oldum ama geçinme derdimiz yok haliyle ne yapıyoruz, ek işimizi yapıyoruz geçinmek için. Ülkenin genelinde perişanlık var ama göreceğiz, bakacağız bu seçimlerde millet ne yapacak? 3 sene 5 sene de konuşabilirim ama kendi düşen ağlamaz” diye konuştu. Bir kadın vatandaş, “Yaşam çok kötü gidiyor, değişimin gelmesini istiyoruz çok kötü gidiyor 1 kilo et alamadık Ramazan günü. Bundan daha kötüsü var mı, yok. Bir başka kadın vatandaş ise, “Kısacası değişim şart diyorum görüyorsunuz yaşamı görüyorsunuz ölmek üzereyiz yani” dedi.
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye’nin, dünyada en çok çay üreten beşinci ülke, en çok çay tüketen birinci ülke olduğuna dikkati çekti, İktidarı hedef alan ve Çaykur’un Varlık Fonu’na devredilmesini eleştiren Özel, “Çay üreticisi 1 buçuk milyon insanın ekmeğini kazanmasına vesile Çaykur’umuzu, dünya kartellerine verip sizleri ezmek istiyorlar. Sizi ezdirmeyiz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Rize’nin Pazar ilçesinde halk buluşması programına katıldı. Özel’e, Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, İl Başkanı Saltuk Deniz, Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, Belediye Başkan Adayı Necati Topaloğlu ve Pazar Belediye Başkan Adayı Neşet Çakır eşlik etti.
DENİZ: “CHP’NİN KALESİ RİZE’DE CHP BAYRAĞINI HER YERE ASMAK İÇİN BU YÜRÜYÜŞÜ BAŞLATTIK”
CHP Rize İl Başkanı Saltuk Deniz, şöyle konuştu:
“Rize’den gelen arkadaşlarımız bir büyük, kutlu yürüyüşün öncülüğünü buradan hep birlikte yapıyoruz. Bu yürüyüşün asıl hedefi daha önce bizde olan, 1994 yılında kaybetmiş olduğumuz Ardeşen’i yeniden kazanmak, Çamlıhemşin’i, Pazar’ı, Hemşin’i, Çayeli’ni, Derepazarı’nı yeniden kazanmak, CHP’nin kalesi olan Rize’de yeniden CHP’nin bayrağını Rize’nin her yerine asmak için bu yürüyüşü başlattık. Rize’ye çayı getiren, Çaykur’un kurulmasına öncülük eden, bunu hayata geçiren Çaykur’da çalışan mevsimlik işçilerin hakkını arayan, Çaykur’da taban fiyat uygulamasının yeniden gündeme gelmesini savunan partinin adıdır CHP. Çaya, Çaykur’a sahip çıkmasını istiyorsanız, Çaykur’da çalışan mevsimlik işçilerin haklarının verilmesini istiyorsanız, çayda taban fiyatı uygulamasının yeniden hayata geçmesini istiyorsanız bir kez daha yeniden CHP’nin kadrolarına hem yerelde hem de geneldeki kadrolarına oy vereceksiniz. Sizler bu dönem sadece bir kişi seçmiyorsunuz. Kamucu, halkçı, sosyal demokrat belediyecilik anlayışını hayata geçirecek olan kimseyi ötekileştirmeyecek herkese adil eşit bir şekilde hizmet verecek olan adayları seçeceksiniz.”
“SİZ NEŞET BAŞKAN’A YETKİYİ VERİN, DESTEK BİZDEN”
CHP lideri Özgür Özel de şunları söyledi:
“Gelirken yolda bir kötü haber aldık, içimiz yandı. Bugün Pençe-Kilit Operasyon bölgesinde, bir şehidimiz, dört yaralımız var. Şehidimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Kahraman Mehmetçik’in ayağına taş değmesin. Allah bir daha şehit acısı yaşatmasın. Hep beraber, Silahlı Kuvvetlerimiz’in, Mehmetçiğimizin arkasındayız. Böyle acıları yaşamak istemiyoruz. Pazar’da çok iddialı bir adayımız var. Rize Merkez’de çok iddialıyız. Önce, Rize’de Ercüment Şahin Çervatoğlu’na yaptığı her şey için yürekten teşekkür ediyorum. Partimizin üyelerinin başının dik gezmesine, partimizin göğsünü kabartan ve yaptığı halkçı belediyecilik uygulamalarıyla, mücadelesiyle, toplumsal olaylarda, çevre meselelerinde tüm bölgedeki duruşuyla gerçek bir sol sosyal demokrat belediye başkanının; namuslu, dürüst, çalışkan bir belediye başkanının en iyi örneğidir. Başkanımızı takdir ediyorum. Rize Merkez’de Karayolları’ndan emekli, 2019 yılının İlçe Başkanımız Necati Topaloğlu aday. Pazar’da, geçmişte Pazar Spor’da 15 yıl kadar emeği olan, Pazar Sanayi Ticaret Odası Başkanlığını dört kez yapmış olan ve aktif görevdeyken adaylık için istifa etmiş olan iyi bir ticaret insanı, çalışkan adayımız Neşet Çakır’ı ümit ediyorum 31 Mart’ta, belediye başkanı yapacağız. Neşet Çakır diyor ki ‘Bizim burada belediyecilik namına hiçbir şey yok. O kadar çok eksiğimiz var ki… Ama bir endişem var: Yapılacak iş, beklenti çok ama Pazar Belediyesi’nin kaynakları, imkanları ortada. Bu işi nasıl yapacağız?’ Neşet Çakır’ı seçimde, Pazar Belediye Başkanı seçin. Neşet Çakır’ın sağ omzunun üzerinde Mansur Yavaş’ın bir eli olacak, Sol omzunun üzerinde de Ekrem İmamoğlu’nun eli olacak. Özgür Özel de tam arkasında olacak. Sonuna kadar destek vereceğiz. Siz Neşet Başkan’a yetkiyi verin, destek bizden.
“ÇAYKUR’UMUZU, DÜNYA KARTELLERİNE VERİP SİZLERİ EZMEK İSTİYORLAR”
Dünyada en çok çay üreten beşinci ülke Türkiye. En çok çay tüketen birinci ülke Türkiye. Türkiye’deki çay üretiminin yüzde 55-60’ının üretildiği topraklardayız. Geçtiğimiz senelerde AK Parti, bir çay kanunu getirmeye kalktı. Çay kanunu lazım mı? Vallahi lazım. Ama AK Parti’ninki korkunç bir kanun teklifiydi. Zaten güzelim Çaykur’u tuttular, Varlık Fonu’na devrettiler. 1 buçuk milyonun geçim kapısı olan Çaykur’u, adeta özelleştirmek, büyük kartellerin eline vermek ve çay üreticisini, müstahsili büyük sermaye şirketlerinin işçisi haline getirmeye çalıştılar. Bireysel, profesyonel mesleğin ve emeğin saldırı altında olduğu bir süreçteyiz. Hatırlayalım: Mahallemizin en temiz, en güvenilir esnafları terziler. Nerede şimdi terziler? Alışveriş merkezlerinin (AVM) eksi ikinci katlarında paça basıyorlar beş liraya. İnsanların mesleklerini almak, geçimlerini elinden almak, gelirlerini almak, onları işçileştirmek, profesyonel emeklerini sömürmek tam bu dünya düzeninin ve bu dünya düzeninin ülkemizdeki temsilcilerinin işidir. Çay üreticisi 1 buçuk milyon insanın ekmeğini kazanmasına vesile Çaykur’umuzu, dünya kartellerine verip sizleri ezmek istiyorlar. Sizi bir karınca gibi ezdirmeyiz. Karıncanın kardeşi var. Onun da adı CHP’dir.
“25 LİRANIN ALTINDA BİR ÇAY FİYATINI ASLA KABUL ETMİYORUZ”
Hemşehriniz Mehmet Bekaroğlu, komşu illerimizin milletvekilleri Sevgili Uğur Bayraktutan, bugün Trabzon Ortahisar Belediye Başkan Adayımız olan Ahmet Kaya ve o günün Giresun Milletvekili Necati Tığlı, 20 maddeden oluşan alternatif bir kanun teklifi hazırlamışlardı. Milletvekilimiz Sevgili Tahsin Ocaklı, o teklifi inceledi ve CHP’nin çay kanun teklifini hazırladılar. Bizim teklifimiz öyle yabancı şirketlerin yüzünü güldürecek bir teklif değil. Bizim teklifimiz sizin, Pazar’ın, Rize’nin çay üreticilerinin yüzünü güldürecek bir teklif. Biz diyoruz ki çayın bir taban fiyatı olsun. Yani Çaykur’un ilan ettiği fiyat, taban fiyat olsun. Bu fiyatın altında herhangi bir işlem yapılamasın. Taban fiyatın altında, çay almanın cezası olsun, çay üreticisinin emeğini çalmaya çalışanlar cezasını hem Allah’tan hem devletten bulsun.
Hayat pahallandı, bu şartlar altında taban fyat, bu sene ilan edilirken en az 25 TL olarak ilan edilmelidir. 25 liranın altında bir çay fiyatını asla kabul etmiyoruz. 25 liranın altındaki her fiyat emek sömürüsüdür; Pazar’ın, Rize’nin çorbasından, aşından eksiltmektir.
“ÇAYKUR İŞÇİSİNE ARTIK MEVSİMLİK İŞÇİ STATÜSÜ İSTEMİYORUZ, KADRO İSTİYORUZ”
Teklifimiz, sadece çay üreticisiyle ilgili değil. Bir de derdi boyunu aşmış Çaykur’un emekçileri var. Çaykur emekçileri altı ay çalışıyorlar, altı ay çalışmıyorlar. Bu Çaykur emekçisine, Rize’nin bütün siyasetçileri, milletvekilleri, bakanlar ve Rize’ye kim geldiyse, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan defalarca kadro sözü verdi. Ancak tutulmadı. ve işin kötüsü şöyle bir şey getiriyorlar: ‘Altı ay çalışıyorlar. Altı ay yattıkları yerden para istiyorlar.’ Oysa Çaykur işçisi öyle demiyor. ‘İş verin, iş gösterin çalışalım. Çoluğumuz var, çocuğumuz var. 12 ay çalışmak istiyoruz’ diyorlar. Çaykur işçisinin yanındayız, taleplerinin arkasındayız. Çaykur işçisine artık mevsimlik işçi statüsü istemiyoruz, kadro istiyoruz.
“EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI, GEÇEN SENE 75 KİLO ÇAY ALIYORDU. BU SENE 52 KİLO”
Bir yandan staj ve çıraklık mağdurları var. Onlar genç yaşlarında çıraklık, staj yaptı. Sigortaları ödendi ama işe başlangıç tarihi kabul edilmedi. Öyle olunca da EYT’den yararlanamadılar. Ayrıca Bağ-Kur’a 9 bin gün, işçiye 7 bin 200 gün ayrımcılığına da itiraz ettik. Geçen sene seçimlerde, ‘Çözeceğiz’ dediler. Hala çözülmedi. Staj ve çıraklık mağdurlarının taleplerinin farkındayız. Onlarla birlikteyim,seslerini duyurmaya devam edeceğim. Biz emeklilerin durumunu anlatırken o şehirden örnek veriyoruz Türkiye’ye. Rize’de çay hesabı yapmaya… Sizden 11 buçuk liraya alıyorlar ama geçen sene çayın kilosu 100 liraydı markette, şimdi 190 lira. En düşük emekli maaşı, geçen sene 75 kilo çay alıyordu. Bu sene 52 kilo çay alıyor. 75 nerede, 50 nerede? Hesap ortada. Emeklinin çilesi ortada.
“ÇAY ÜRETİCİSİ, ATANMAYAN ÖĞRETMEN, GEÇİNEMEYEN EMEKLİ HEPSİ TÜRKİYE İTTİFAKI’NDADIR”
Tayyip Bey şöyle söylemiş: ‘Gidiyor, meydanlarda emekliyi kışkırtıyor.’ Tayyip Bey, bazen benimle kavga yapmak istiyor, ben onunla kavga yapmak istemiyorum. Ben onunla emeklinin sorununu konuşmak, kavga yapacaksam etnik siyaset kavgası, mezhep kavgası, din kavgasını değil, ben emeklinin ekmek kavgasını yapmak istiyorum. Ben Pazar’a kavga yapmaya, kimseye hakaret etmeye gelmedim. Ama ben buraya emeklilerle sözleşmeye geldim. 31 Mart’ta, emekliler olarak gücünüzü gösterin. Siz Türkiye’nin en büyük ittifakısınız, en güçlü ittifakısınız. Hep birlikte sesinizi yükseltirseniz Türkiye’nin en büyük korosusunuz. ve size şunu söyleyeyim: Eğer emekliler 31 Mart’ta sarı kartı gösterirse, güçlerini gösterirse vallahi de hakkınızı alacağım, billahi de hakkınızı alacağım. Hakkını alamayan çay üreticisi, esnafın siftahsız dükkan kapatıp borcunu ödeyemeyeni, atanmayan öğretmen, 10 bin lirayla geçinemeyen emekli, hakkını alamayan emekçi, hepsi Türkiye İttifakı’ndadır. Neşet Çakır kazanacak, Pazar kazanacak. Ercüment Şahin kazanacak, Fındıklı kazanacak. Necati Topaloğlu kazanacak, Rize kazanacak. Türkiye İttifakı kazanacak, Türkiye kazanacak. CHP, Cumhuriyet’in kurucu partisidir. Bu ülkenin temel direğidir. Atatürk’ün baba ocağıdır. Kapıları herkese açıktır.”
]]>Son yıllarda devam eden siyasi krizin körüklediği ekonomik krizden dolayı başta un, şeker ve yağ gibi bazı temel gıda maddelerinin temininde sıkıntı yaşanan Tunus’ta, halk yüksek gıda fiyatlarından şikayetçi.
AA ekibi, başkent Tunus’un en büyük pazar yeri olan Merkez Çarşısı’nda ramazan alışverişine çıkan halka mikrofon uzattı.
Merkez Çarşısı, içinde sebze ve meyve pazarlarının yanı sıra, et, balık, tavuk, hurma ve kuru gıda ürünlerinin satıldığı pazarlara da ev sahipliği yapıyor.
“Gıda fiyatları ramazan ayında çok yükseldi”
Ramazan ayında özellikle iftar sofralarında yer verilen et ve balık ürünlerindeki fiyat artışından şikayet edilen Tunus’ta, kuzu eti fiyatı 48 dinar (15,5 Dolar), büyük baş etin fiyatı ise 40 dinar (12 Dolar) civarında.
Balık fiyatlarının da ramazan ayının başlamasıyla birlikte arttığını söyleyen Tunuslu ev hanımı Mufide eş-Şebli, “Fiyatlar çok yüksek, adeta esnaf fiyatları artırmak için ramazan ayını bekliyor. Salatalığın kilosu ramazandan önce 3 dinarken bugün 5 dinar, bal kabağı 1,5 dinardı şimdi 3 dinar, balık fiyatları o kadar artmış ki almamızın imkanı yok.” diye konuştu.
Pazarda her türlü yiyecek ve içeceğin bulunduğunu ama yüksek fiyatlardan dolayı satın alamadıklarını söyleyen Şebli, hükümetin inisiyatif alarak piyasadaki gıda artışlarına müdahale etmesini ve fiyatların düşürülmesini istediğini söyledi.
“Artan talep fiyatların yükselmesine neden oluyor”
Ramazan alışverişine çıkan 78 yaşındaki Muhammed Tunisi de gıda fiyatlarının ramazan ayı ile beraber attığını gözlemlediğini ifade etti.
Pazardaki fiyatları şaşkınlıkla karşıladığını belirten Tunisi, “Ramazan ayının ilk günlerinde fiyatların yükselmesinin talebin artmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Oruçlu olarak pazara çıkan vatandaş her şeyi fazlasıyla almak istediği için talebin yükselmesine neden oluyor, bu yüzden de esnaf fiyatları arttırıyor.” diye konuştu.
Tunus’ta orta halli bir ailenin en az 2 bin 500 dinar (810 Dolar) ile geçinebileceğini belirten Tunisi, ev ihtiyaçlarının yanı sıra elektrik ve su faturalarının ödenmesi gerektiğini ayrıca çocukların masraflarının da ramazan ayında arttığını söyledi.
“Yüksek fiyatların sebebi mevsim geçişi”
Merkez Çarşısı’nın renkli esnaflarından ve aynı zamanda fotoğrafçılık yapan limon satıcısı Hamza Ayari ise fiyat artışlarının ramazan ayından dolayı değil mevsim geçişinden kaynaklandığını savundu.
Çarşının her yıl ramazan ayında yoğunluk yaşadığına dikkati çeken Ayari, “Sofraları süsleyen bütün gıdalar bu pazarda mevcut, haliyle ramazan ayında çarşının bu şekilde kalabalık olması normal. Tunuslu aileler genelde alışveriş için Merkez Çarşısı’nı tercih ediyor.” dedi.
Fiyat artışlarının ramazan ayından kaynaklı olmadığını söyleyen Ayari, “Yüksek fiyatların sebebi mevsim geçişi. Kıştan bahara geçiyoruz, bazı ürünlerin hasadı daha yapılamadığı için bazı ürünlerin fiyatı çok yükseldi. Ayrıca son yıllarda yaşanan kuraklık da fiyatların artmasına sebep oluyor.” ifadelerini kullandı.
Tunus Kentini Koruma Derneği tarafından 2007 yılında restore edilen Merkez Çarşısı, 1891 yılında Fransa sömürgesi döneminde inşa edildi. Pazartesi hariç haftanın her günü açık olan çarşıda, ülkenin birçok yerinden gelen taze ürünler satışa sunuluyor.
]]>Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen ITB Berlin Uluslararası Turizm Fuarı, bir kez daha kapılarını dünya turizmine açtı. “Seyahat ve Turizmde Dönüşüme Birlikte Öncülük Edin” temasıyla düzenlenen fuara, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da katıldı.
Dünyanın önde gelen turizm fuarından olan ITB, 150 bin metrekarelik fuar alanında, 170 farklı ülkeden 5 bin 500’ü aşkın katılımcı 3 gün boyunca bütün paydaşlarıyla birlikte seyahat sektörünü ele alacak. Fuar çerçevesinde, farklı alanlarda düzenlenecek oturumlarla ve konferanslarla sürdürülebilirlik, turizmde yapay zekanın etkisi, sektörü bekleyen zorluklar, seyahat endüstrisinin geleceği, pazarlama, satış, konaklama, yeni eğilimler gibi sektörel temalar küresel olarak uzman konukların katılımıyla münazara edilecek.
Berlin Turizm Fuarı’nın bu seneki konuk ülkesi ise Umman Sultanlığı. Umman, “Güzelliğin Bir Adresi Vardır” sloganıyla 5 bin yıllık tarihini ve ülkenin kültürel zenginliklerini fuarda sergiliyor.
Türkiye, fuarda yine geniş bir katılımla yerini aldı
Türkiye, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Turizm Geliştirme ve Tanıtma Ajansı (TGA) organizasyonunda toplam 700 metrekarelik stant alanında temsil edildi. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Türkiye’den gelen katılımcıları ziyaret ederek, açıklamalarda bulundu.
Hedef 60 milyon ziyaretçi, 60 milyar dolar gelir
Türkiye’nin 2023 yılında sıkıntılı geçen bir sürece rağmen rekor sayılarla turizm sezonunu kapattığını hatırlatan Ersoy, “2023’te bir dizi sıkıntılı süreçle karşılaşmamıza rağmen, deprem felaketi, savaşlar, seçim stresi gibi sıkıntılarla karşılaşmış olsak da, aslında rekor sayıda turist, ziyaretçi ve turizm gelirleriyle kapattık sezonu. 2024’de hedefimiz çok daha iddialı, 60 milyon ziyaretçi, 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. İnşallah bu hedefi de aşacağız. Erken rezervasyonun yoğun olduğu ülkelerden ilk veriler gelmeye başladı. Bunlardan en önemlisi Almanya pazarı. Geçen sene rekor seviyede 6,2 milyon ziyaretçiyle kapatmıştık. Rusya’dan 6,3 milyon, Almanya’dan 6,2 milyon ziyaretçi gelmişti. İnşallah hedefimiz bu yıl çok iyi, ilk veriler de çok çok iyi. Erken rezervasyonlarda yüzde 20’nin üzerinde artış gözlemleniyor. Bazı operatörlerde bu sayının çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu yıl Almanya pazarında 7 milyon ziyaretçiyi geçmeyi umuyoruz ” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Avrupa pazarında pasta payını artırmak istediklerini dile getiren Bakan Ersoy, Almanya dışında İngiltere ve Uzakdoğu pazarları gibi yeni destinasyonları da portföye koyulduğunu aktardı.
“Destinasyon sayısını sürekli artırıyoruz”
Avrupa pazarında özellikle nitelikli turisti artırabilmek için 2018 sonu itibarıyla yeni stratejilere geçildiğinin altını çizen Bakan Ersoy, “Biliyorsunuz 2017 sonu gecelik harcama açısından 65 dolarla kapatılmıştı. Geçen seneyi 99 dolar rakamına kadar taşıdık. Önümüzdeki senede hedefimiz 106 dolar. 2028 yılına kadar da 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz Türkiye olarak. Bu düşünceyle farklı ürün çeşitleriyle pazara girmeyi hedefliyoruz. Eskiden olduğu gibi sadece deniz, kum, güneş değil, turizm geliştirme ajansının yoğun tanıtım gücüyle birlikte hem ürün çeşitliliği yakalamak istiyoruz, hem de yolcu destinasyon sayısını artırmayı planlıyoruz. Son 4 yıldır dünyanın birçok noktasında, 200’den fazla ülkede yoğun turizm tanıtımı yapıyoruz ve bütün bu ülkelerden de yolcu trafiği başlattık” dedi.
“Arkeoloji turizmine ve gece müzeciliğine yatırım yapıyoruz”
Tanıtımla birlikte deniz, kum güneşin yanına eskiden de çok kuvvetli olduğumuz arkeolojiyi ön plana çıkaran projeler hazırladıklarını söyleyen Bakan Ersoy, arkeoloji turizmine paralel olarak gece müzeciliğinin de geliştirileceğini vurguladı. Bakan Ersoy, “Bunu, geleceğe miras projesi olarak tanıyorsunuz. Özellikle arkeolojik kazı noktalarındaki hem kazı, hem restorasyon, hem de yeniden ihya bütçelerini 15 ila 20 kat oranlarda artırdık. Şu anda 144 ayrı noktada Türk kazı başkanlarıyla birlikte çok yoğun kazı çalışmaları başladı. Bununla birlikte şehir merkezlerinde ya da şehir merkezlerine çok yakın olan arkeolojik bölgelerde gece müzeciliğini de başlattık. Gece 12.00’ye kadar belli başlı müzelerimizi açık tutma kararı aldık. Aşamalı bir şekilde talep gören bütün müzelerimize ve ören yerlerimize bu sistemi kaydıracağız. Bu sene en çok ziyaretçi alan 15 noktada bu sistemi kaydıracağız” dedi.
Ürün çeşitliliğini artırma adına bisiklet turizmine de önem vereceklerine değinen Ersoy, “Ürün çeşitliliğimizi artırıyoruz. Örneğin Almanya’da bisiklet turlarıyla ilgili çalışmalarımızı da artırdık. Özellikle buradaki bisiklet federasyonuyla son bir kaç yıldır çalışma içerisindeyiz ve buradaki, Avrupa’daki bisiklet destinasyonlarına Türkiye rotalarını da eklemeye başladık. Oradan da yoğun bir şekilde talep alıyoruz” ifadelerini kullandı.
Gastronomi turizmine de önem vermek istediklerini açıklayan Ersoy, Türkiye’nin gastronomi değerlerinin çok fazla olduğunu fakat bugüne kadar doğru tanıtılmadığını belirtti. Gastronomi alanında da Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmek istediklerinin altını çizen Ersoy, “Türkiye son bir kaç yıldır Michelin yıldız rehberine dahil edildi. Aşamalı bir şekilde önce İstanbul’da başladık, geçen sene itibarıyla da İzmir’i, Çeşme’yi, Urla’yı ve Bodrum’u bu rehbere dahil ettik. Gastronomi alanında da artık Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmeyi ve gastro stillerimizi ön plana çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Bakan Ersoy, doğa turizmi olsun, inanç turizmi olsun, spor turizmi olsun, yeni ürünleri sisteme dahil ederek, tanıtarak hem sezonu 12 aya yaymak istediklerini hem de pazar destinasyonlarının sayısını artırmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi. – BERLİN
]]>Bakan Ersoy, Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen 55. Uluslararası Turizm Borsası (ITB) Fuarı’na katıldı.
Geçen yılın verilerine ve Türkiye’nin turizm hedeflerine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Ersoy, Türkiye’nin geçen yılı, deprem felaketi, savaşlar ve seçim süreci gibi sıkıntılarla karşılaşmış olsa da rekor sayıda ziyaretçi ve turizm geliriyle kapattığını anlattı.
Bakan Ersoy, turizm konusunda 2024 hedefinin çok daha iddialı olduğunu dile getirerek, “Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. İnşallah bu hedefi aşacağız. Erken rezervasyon ülkelerden ilk veriler gelmeye başladı. Bunlardan önemlisi Almanya pazarı. 2023’ü çok iddialı bir rekor sayıyla kapatmıştık. Almanya’dan 6,2 milyon ziyaretçiyle 2023’ü kapattık. İlk veriler de çok çok iyi. Erken rezervasyonlarda yüzde 20’nin üzerinde artış gözlemleniyor. Bazı operatörlerde bu sayının çok fazla olduğunu gözlemliyoruz. 2024’te Almanya bazında 7 milyon sayısını geçmeyi umuyoruz.” şeklinde konuştu.
“Türkiye olarak 2028’e kadar kişi başı harcamada 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz”
Türkiye’nin özellikle Avrupa pazarında pasta payını arttırmayı hedeflediğini ifade eden Ersoy, şunları kaydetti:
“Bunun yanında da Uzak Doğu pazarlarında yeni destinasyonları hedef pazar olarak portföyümüze koymuş durumdayız. Avrupa pazarında özellikle nitelikli turisti arttırabilmek için 2018 sonu itibarıyla yeni stratejilere geçmiştik. 2017’yi kişi başı harcama olarak 65 dolarla kapatmıştık. Geçen sene de kişi başı harcamayı 99 dolar rakamına kadar taşıdık. Önümüzdeki sene 106 dolar hedefliyoruz. Türkiye olarak 2028’e kadar kişi başı harcamada 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda da farklı ürün çeşitleriyle pazara girmeyi hedefliyoruz.
Eskiden olduğu gibi sadece deniz, kum, güneş değil. Turizm Geliştirme Ajansı’nın yoğun tanıtım gücüyle hem ürün çeşitliliği yakalamak istiyoruz hem de hedeflenen destinasyon, yani bize yolcu, turist sağlayan hedef destinasyon sayısını artırmayı planlıyoruz. Başarılı da sonuçlar almaya başladık. Son dört yıldır 200’den fazla ülkede şu anda ülkemiz yoğun turizm tanıtımı yapıyor. Bütün bu ülkelerden yolcu trafiği başlattık.”
Ersoy, özellikle Türk Hava Yolları’nın 330’dan fazla şehre direkt uçuyor olmasının bu noktadaki önemine değindi.
Türkiye’nin tanıtımı amacıyla arkeolojiyi de ön plana çıkaran “Geleceğe Miras Sonsuz Efes” projesini hazırladıklarına işaret eden Ersoy, özellikle arkeolojik kazı noktalarındaki hem kazı hem restorasyon hem de yeniden ihya bütçelerini 15-20 kata varan oranlarda, bölgesine göre değişen noktalarda artırdıklarını söyledi.
Ersoy, şu anda 144 ayrı noktada çok yoğun kazı programları başladığını anlatarak, aşamalı olarak da şehir merkezlerinde olan veya bu noktalara yakın konumdaki arkeolojik bölgelerde gece müzeciliğini başlattıklarını ifade etti.
Gündüz hava sıcaklığının yüksek olduğu bölgelerde gece müzeciğiyle turistlerin rahat gezebileceği bir ortam oluşturulduğunu, o nedenle saat 00.00’a kadar belli başlı müzeleri açık tutma kararı aldıklarını belirten Ersoy, “Aşamalı bir şekilde talep gören bütün müzelerimize bu sistemi kaydıracağız. Bu sene, en çok ziyaretçi alan 15 noktada inşallah yetiştirebilirsek başlıyoruz. Sonra aşamalı olarak bu sayıyı da arttırmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Ersoy, arkeolojinin ürün çeşitliliği olarak yeterli olmadığını vurgulayarak, “Almanya’da bisiklet turlarıyla ilgili çalışmalarımızı da hazırladık. Özellikle buradaki bisiklet federasyonuyla son birkaç yıldır yoğun çalışma içindeyiz ve buradaki Avrupa bisiklet destinasyonlarına Türkiye rotalarını eklemeye başladık. Oradan da yoğun bir şekilde talep alıyoruz. Bugün de aslında burada Alman milli takımından bir sporcunun bir etkinliği olacak.” ifadelerini kullandı.
Bakan Ersoy, bunların yanında Türkiye’nin gastronomi değerlerinin çok fazla olduğunu ve bunu tanıtmaya çalıştıklarını kaydetti.
Türkiye’nin 3 yıldır Michelin Rehberi’ne dahil edildiğini, aşamalı bir şekilde önce İstanbul’da başladıklarını, geçen sene itibarıyla İzmir, Çeşme, Urla ve Bodrum’u bu rehbere dahil ettiklerini dile getiren Ersoy, gastronomi konusunda da artık Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmeyi ve gastro stillerini ön plana çıkarmayı hedeflediklerini, bu çalışmanın da başarıyla devam ettiğini söyledi.
“2028’e kadar (turizm) geliri 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bundan sonra inanç, doğa, spor turizmi gibi yeni ürünleri sisteme dahil ederek hem sezonu 12 aya yaymak istediklerini hem de hedeflenen pazar sayısını arttırmayı hedeflediklerini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunu da her yıl birbirini izleyen rekorlarla taçlandırmayı umuyoruz. Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. 2028’e kadar (turizm) gelirini 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Şu andaki ilk göstergeler 2024 için çok çok iyi. Daha açıklanmadı ama havalimanlarından bana şubat verileri geliyor. Geçen seneyle kıyaslandığında şubat ayında çok ciddi bir sıçrama var. Zaten nisan sonunda üç aylık veriler açıklandığında göreceğiz. Mart verileri şubattan da iyi gidiyor. İnşallah bu şekilde giderse 60 milyar dolar gelir hedefimizi aşacağımız bir yıl olur diye düşünüyorum.”
Türkiye’nin Almanya’da yaz tatil paketleri için erken rezervasyonlarda İspanya’yı geçerek birinci sıraya yerleştiğini aktarması üzerine Ersoy, şunları kaydetti:
“Tabii biz çok yoğun tanıtım yapıyoruz. Türkiye bu yoğun tanıtımın karşılığını alıyor. Türkiye ürün çeşitliliğine gitti ve artık tek ürünle çıkmıyor. Herkesin zevkine, keyfine uygun ürünleri de piyasaya sürmüş durumdayız. Aslında bunlar eskiden de vardı ama bu kadar yoğun ve detaylı şekilde tanıtılmıyordu. Bu bütün bunlar sağlandığı için Türkiye özellikle Almanya pazarında parlayan yıldız. Almanya pazarında daha çok potansiyelimiz var alabileceğimiz. Özellikle Almanya ve İngiltere pazarlarında bu güçlü büyüme ivmesini göreceğiz. Ama biz sadece Avrupa’yla sınırlı kalsın da istemiyoruz. Özellikle Amerika kıtasına çok yoğunlaştık. Kültür turlarında da Uzak Asya pazarlarına yoğunlaştık. İnşallah bu çeşitliliği Anadolu’nun her yerinde göreceğiz.”
Mehmet Nuri Ersoy, sürdürülebilirlik konusunda Türkiye’nin sahip olduğu sertifikalarla Avrupa’da en iyi durumda olduğunu belirterek, bunu daha ileriye taşımak için yoğun çalışmalar yaptıklarını sözlerine ekledi.
Bakan Ersoy daha sonra Türk şirketlerinin stantlarını ziyaret ederek bilgi aldı.
Berlin Uluslararası Turizm Borsası Fuarı
Kovid-19 sonrası hızlı değişim sürecinde olan seyahat endüstrisi, dünyanın en büyük ve önemli turizm fuarlarından olan Berlin Uluslararası Turizm Borsası Fuarı’nda (ITB Berlin) bir araya geliyor.
Her yıl mart ayında Almanya’nın başkenti Berlin’de gerçekleştirilen ITB Berlin, bu yıl “Seyahat ve Turizmde Dönüşüme Birlikte Öncülük Edin” temasıyla kapılarını açtı.
Alanında dünyanın en büyüğü olarak kabul edilen fuarda, bu yıl 165 ülkeden yaklaşık 5 bin 500’den fazla firmanın yer alması bekleniyor. Fuar 7 Mart’a kadar devam edecek.
Pazarlama, satış, teknoloji, konaklama ve destinasyon yönetimi alanlarındaki güncel eğilimlerin yer alacağı fuarda, teknolojik ve ekolojik zorluklar, düzenlenecek etkinliklerle masaya yatırılacak.
Fuarda 17 farklı alanda düzenlenecek oturumlarla sürdürülebilirlik, iklimin korunması ve sosyal adalet için küresel turizmin neler yapabileceği değerlendirilecek, iklim değişikliği, yapay zekanın etkisi, kalifiye eleman sıkıntısının devam etmesi ve Kovid-19 sağlık krizinin turizme etkileri gibi zorluklar tartışılacak.
Popüler seyahat destinasyonları ve turizmdeki en son yeniliklere ek olarak fuarda, dünyada turizmi etkileyen ve etkileyecek krizlerle nasıl başa çıkılacağı da masaya yatırılacak.
Türk turizmciler fuarda
Fuarın bu yılki konuk ülkesi Arap Yarımadası’ndaki Umman olacak. Türkiye 2010’da ITB’de konuk ülke olmuştu.
Ummanlı sanatçılar, ülkelerinin kültür çeşitliliğini ulusal kıyafetlerle fuara gelen izleyicilere sunacak. Umman Kraliyet Senfoni Orkestrası da fuar kapsamında konser verecek.
Fuarı, geçen yıl 186 ülkeden yaklaşık 170 bin kişi ziyaret etmişti. Bu yıl ziyaretçi sayısının daha da artması bekleniyor.
Türk turizm sektöründen temsilciler de yenilikleri ve trendleri sergilemek için fuarda yerini alacak. Turizmciler, Türkiye’nin en önemli pazarlarından olan Alman turizm pazarına ve diğer ülkelerden gelecek konuklara ülkeyi anlatacak.
Gelecek yıl ise ITB Berlin’in konuk ülkesi Arnavutluk olacak.
]]>Nilüfer ilçesinde birlikte AR-GE, yazılım, mühendislik ve otomasyon alanlarında çalışan İbrahim Altıparmak ve Mesut Barut, salgın döneminde işlerinin yavaşlamasıyla makine imalatına yöneldi.
Ahşap işleme makineleri üzerine yoğunlaşan girişimciler, bu süreçte sektörde kullanılan makineleri geliştirerek yerli imkanlarla üretime başladı.
Kapı, mutfak kapağı, dolap, mobilya ve ahşap ev aksesuarları gibi ahşap ürünlerin imal edildiği makinelerle sektöre adım atan girişimciler, salgın sonrasında yurt dışındaki fuarlara katıldı.
Fabrikalarında 40 kişiyi istihdam ederek ürettikleri makineleri yurt içinin yanı sıra başta Kanada, İngiltere ve İrlanda olmak üzere 11 ülkeye gönderen ortaklar, pazar sayısını artırmayı hedefliyor.
Firmanın kurucu ortaklarından elektrik mühendisi İbrahim Altıparmak, AA muhabirine, salgın nedeniyle işlerin belirsiz olduğu dönemde süreci iyi değerlendirmek için araştırma yapmaya başladıklarını ve edindikleri tecrübelerle global bir marka oluşturmayı ilke edindiklerini söyledi.
Türkiye’de üretilmeyen, Avrupa’dan ithal edilen makineleri tespit ederek, gelen makinelerin analizini yaptıktan sonra geliştirerek ilerlediklerini belirten Altıparmak, “Bu bağlamda güzel modeller ortaya çıkardık ve istediğimiz başarıyı kısa zamanda elde ettik. Bu başarıyı müşterilerden aldığımız geri dönüşlerle de görmüş olduk. Yurt dışından gelen makinelerin daha gelişmiş versiyonlarını yerli imkanlarla yaparak makine ithalatını azaltmayı ve onların pazar payını ellerinden almayı amaçladık. Yurt içinde bunu başardık.” diye konuştu.
Altıparmak, ürettikleri makineleri ihraç etmek için çalışmalara başladıklarını, bu konuda da önemli mesafe kat ettiklerini söyledi.
Kaliteyi ve inovasyonu hep ön planda tuttuklarını vurgulayan Altıparmak, “3,5 yılda geldiğimiz noktada şu an üretimimizin yüzde 60’ı ihracat. Yeni yaptığımız yatırımlarla beraber hedefimiz ihracat rakamını yüzde 85’e çıkartmak.” dedi.
“İnsansız çalışabilen makineler üretiyoruz”
Altıparmak, geçen sene yurt dışında 4 fuara katıldıklarını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Bunlardan en büyüğü (Almanya’nın Hannover kentindeki) Ligna Fuarı’ydı. Bizim sektörün en büyük fuarı, bizim de hayalimiz olan bir fuardı. Orada ürünlerimizi beğeniye sunduk. Orada aldığımız geri dönüşler hem öz güven anlamında hem de yaptığımız işte daha doğru ilerlediğimiz kanısını göstermiş oldu. İhracat rakamlarımız fuarlar neticesinde arttı. Bu sene de yurt dışındaki fuarlara katılım sağlamayı hedefliyoruz. Özellikle olmadığımız pazarlardaki fuarlara katılarak fizibilite yapmamız gerekiyor. Şu anda 11 ülkeye ihracat yapıyoruz. Kanada’ya iyi bir akışımız var. İrlanda Cumhuriyeti, İskoçya, İngiltere’ye de ihracatımız iyi. Aslında zor pazarlar. Birçok imalatçının Avrupa tarafına makine satmasının zor olduğu bir dönemde biz buralara ihracat yaptık. Modellerimiz daha çok Avrupa’da ilgi görüyor. Doğru ürün çıkardık, doğru ürünü de doğru pazarladık, talepler arttı. İhracatımız iyi bir şekilde gidiyor.”
İhracatta emin adımlarla ilerlemek istediklerini dile getiren Altıparmak, orta vadede Amerika pazarına girdikten sonra doğru üretimle süreci ilerletmeyi hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Firmanın diğer kurucu ortağı Mesut Barut da ürettikleri makinelerin yazılımını kendi bünyelerinde gerçekleştirdiklerini belirtti.
Makinalardaki arayüzlerin standart olduğunu aktaran Barut, bir makineyi kullanan operatörün diğer modellerini de rahatlıkla kullanabildiğine dikkati çekti.
Barut, makinelerin Endüstri 4.0’a uyumlu olduğunu kaydederek, “İnsansız çalışabilen, kalifiye elemana minimum ihtiyaç duyabilecek makineler üretiyoruz. Panel ve ağaç işleme sektöründe ‘düz tabla’ dediğimiz nesting makinelerimiz insansız çalışabiliyor. Torna modeli olan makinelerimiz de kalifiyeli elemana ihtiyaç duymaksızın robot entegrasyonu şeklinde çalışabilmektedir. Şu an Endüstri 5.0 üzerine çalışmaktayız. Ürettiğimiz tüm makinelerin otomasyon sistemleri hem Endüstri 4.0 hem de Endüstri 5.0’ı desteklemektedir.” ifadesini kullandı.
Firmalarının yazılım yönünün güçlü olduğunu gösterebilmek için 5 eksenli ahşap işleme makinesi ürettiklerini anlatan Barut, bunun patentini de aldıklarını bildirdi.
Bu makineyi geliştirirken piyasada en çok ihtiyaç duyulan ve firmaların zorluk yaşadığı noktaları araştırdıklarını söyleyen Barut, “Makinede, Togg’u ağaca işledik. Yerli otomobilimiz Togg’u yerli makinemizle birleştirdik. Ürettiğimiz Togg maketini fuarlarda sergileyerek hem yerli otomobilimizi tanıtıyoruz hem de makinemizin özelliklerini, çalışma prensibini göstermiş oluyoruz. Ülkemizin hem makine konusunda hem de araç konusunda bu kadar ilerlediğini gören yabancı ziyaretçiler tarafından şaşkınlıkla izlendik. Bu makineye hem yurt içinden hem de yurt dışından çok talep oldu. Fuarda bu makinelerden ikisini yurt dışına verdik. Şu anki görüşmelerimiz devam etmekte. Üretimini yaptığımız makine Suudi Arabistan’a gidecek. Şu anda Kanada, İngiltere ve Bulgaristan’dan talep var.” diye konuştu.
]]>İstanbul’un Kağıthane ilçesinde kurulan pazarda yurttaşlar, zamlardan dert yandı. Bir emekli, “Aşağı yukarı 2-3 senedir böyle. Bu sene tamamıyla patladı yani. Emekliyim. Zamlarla birlikte 9 bin 900 liraya oldu benim maaşım, 10 bini aşmadı. Bununla geçinirsen geçin. Allah’tan iyi ki oturacak bir evimiz var. Yoksa mahvolmuştuk. Sabır sabır ama nereye kadar sabır? İnsanlarda sabır taşı patladı diye bir nokta var” dedi.
İktidarın ekonomi politikalarının sonucunda yükselen enflasyon, yurttaşların yaşamını olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Alım gücünün en çok hissedildiği semt pazarlarında da fiyatlar her hafta zamlanmaya devam ediyor. İstanbul’un Kağıthane ilçesinde kurulan semt pazarına alışverişe gelen yurttaşlar ve pazar esnafı, sorunlarını ANKA Haber Ajansı’na anlattı.
“BİR PATATES 5 LİRA”
Patates satan tezgahtar, kilosunun halde 22-23 lira olduğunu, kendisinin 15-20 liraya sattığını belirterek kar etmediğini söyledi. Esnaf, “Soğan halde de 13-14 lira, burada 15 lira. 4-5 kişi çıkıyor öyle, taneyle satıyoruz. Kilosu kaç para bunun? Diyelim 25 lira. Tartıyla kaç para geliyor bir patates? Vurduğu zaman bir patates 5 lira. Bir kilo 20-25-30 lira. Böyle bir şey yoktu eskiden, 4-5 kilo patates alınırdı” dedi.
“GEÇEN HAFTA 20 LİRA OLAN BU HAFTA 35 OLMUŞ”
Alışverişe gelen bir emekli de “Hiç memnun değiliz. Çok pahalı. Geçen hafta 20 liraya aldığım bu hafta 35 olmuş. Daha yeni geldim ama fiyatlara bakıyorum. Çok pahalı. Eksik her şey var ama çok pahalı, alamıyoruz. Emekliyim ama yorumsuzum” dedi.
“FİYATLAR SÜREKLİ DEĞİŞİYOR, YETİŞEMİYORUZ”
Bütçe olarak pazara 300 lira ayırdığını belirten bir yurttaş ise “Çok bir şey alamayacağım zaten. Kiracıyım. O kadar zor yani. Her şeyden kısıtlıyorsun. Gezme tozma yok. Önceden tek kişi çalışıyordu, 10 kişiye bakıyordu; şimdi 10 kişi çalışıyor, bir kişiye bakamıyor. Kiram şu anki şartlara göre uygun, 6 bin lira. Daha ne alacağım? Zorluyoruz bütçeyi. Alacağım bir iki bir şeyler daha. Değişiyor sürekli fiyatlar, hiç aynı değil. Yetişemiyoruz yani, mümkün değil. Zaten sabretmesek bilmiyorum, daha neler olur yani? Allah korusun, şükrediyoruz her halimize ama zamlar çok yüksek gerçekten” diye konuştu.
“MEYVE ALAMADIK”
İki çocuğuyla birlikte gelen bir baba, “Çok pahalı. Yemeklik kalmaya geldik ama alamadık, bak. Her şey 70-80 liradan başlıyor. Hesapta uygun hiçbir şey yok. Uygun yok ki. Her şey pahalı. Meyve alamadım. Nasıl yapacağız? Sadece sebze aldık. Her şeyi de 15-20 liralık aldık. Başka yok. 4 tane aldım işte. Çalışıyoruz asgari ücretle. Ev kira. Geçinemiyoruz. Ek iş yapıyoruz” dedi.
“BİR BALIK 150-200 LİRA”
Emekli bir çift de balık fiyatlarından şöyle dert yandı:
“Şuradan bir balık alalım diyoruz. Balık almaya gücümüz yetmiyor. Şurada çupraya baktım. Tanesi 120, 150, 200 lira. Aşağı yukarı 2-3 senedir böyle. Bu sene tamamıyla patladı yani. Emekliyim. Zamlarla birlikte 9 bin 900 liraya oldu benim maaşım, 10 bini aşmadı. Bununla geçinirsen geçin. Allah’tan iyi ki oturacak bir evimiz var. Yoksa mahvolmuştuk. Sabır sabır ama nereye kadar sabır? İnsanlarda sabır taşı patladı diye bir nokta var, değil mi? 3 bin lirayla (bayramda verilecek emekli ikramiyesi) bir pazar görürsün, rahat güzel bir pazarlık alayım dersen. Anca bir pazar parası. Başka bir şey yok. Ne yapabiliriz? En azından çalışıyordum. Emekli maaşına kalmamıştık. Şimdi emekli maaşına kalınca her şey otomatikman durdu. Allah yardımcımız olsun diyorum, başka bir şey demiyorum.”
“DEVLETE ALLAH AKIL FİKİR VERSİN”
Başka bir yurttaş da “Fiyat aynı, değiştiği yok. 20, 30, 35… Yemesek nasıl alacağız? Yiyoruz ki alacağız. Yapacak bir şey yok. İdare ediyoruz. Artık devlete Allah akıl fikir versin. Bir şey diyemeyiz. Allah herkese akıl versin, devlete de akıl versin. Yapacak bir şeyimiz yok. Benim eşim var, bir de bekar oğlum var. Evlenmiyor işte bu hayatın zorluğundan. Evlen diyoruz da diyor ki, ev kirası mı vereceğim, evlenip çoluk çocuğa mı bakacağım diyor. Onun için de evlenmiyor işte. Eşim ek işte çalışıyor” dedi.
“NE ARABA NE EV ALABİLİRİM, GEÇTİ”
Bir pazarcı esnafı da 25 yıldır bu mesleği yaptığını belirterek “Eskiden çok güzeldi. Ne araba ne ev alabilirim, bu eskidendi. Şimdi geçti. Ancak ekmek bulacağım, başka bir şey yok. Eskiden çok şey alıyordum ben. 3 sene oldu, her şey pahalı oldu. Üç sene. Sigorta yatır, onu bunu yatır, az bir şey kalıyor. O mazot keşke biraz ucuz olsaydı herkes memnun olurdu. Mazot biraz pahalı. Eskiden pazar çok güzeldi. Artık marketler, herkes bu işi yapıyor. Biraz zayıfladı. Millet bazen köye kaçabiliyor. İş yok İstanbul’da” diye dert yandı.
]]>Aynı zamanda Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) Başkanı olan Çelik, AA muhabirine, 2022’yi 30 milyar 995 milyon 808 bin dolar dış satımla tamamlayan otomotiv endüstrisinin, geçen sene yüzde 13 artışla 35 milyar 4 milyon 230 bin dolarlık ihracatla tüm zamanların rekorunu kırdığını söyledi.
Çelik, “2018 yılında yaklaşık 32 milyar dolarlık en yüksek ihracat rakamına ulaşmıştık. Pandemiyle beraber maalesef bu rakamı bir türlü geçemiyorduk. 2022’de 31 milyar dolarlık bir seviyeye ulaşmıştık. 2023 yılı ise rekoru tekrardan kırdığımız ve 35 milyar dolarlık önemli bir değere ulaştığımız bir yıl oldu ve Türkiye’de en çok ihracat yapan sektör olduk.” dedi.
Otomotiv sektörünün 2022 hariç son 18 yılda 17 yıl ihracat lideri olduğunu hatırlatan Çelik, 2023’te tekrardan ihracatta liderlik koltuğuna oturduklarını aktardı.
“Avrupa bölgesi, en büyük pazarımız olarak devam ediyor”
Çelik, otomotiv endüstrisinin geleneksel pazarının Avrupa Birliği pazarı olduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Avrupa Birliği pazarının, İngiltere’yi dışında tuttuğumuzda yüzde 67-68 bandında bir payı var. Avrupa Birliği’nde olmayan ülkeleri de coğrafi olarak pazarın içine koyduğunuzda yüzde 80’leri bulan bir pazar büyüklüğüne ulaşıyor. Tabii bunların içinde en büyük pazar Almanya. Devamında Avrupa’nın diğer büyük ülkeleri giriyor. İhracat yaptığımız ilk 10 pazara bakarsak bunun 8’i Avrupa bölgesi. Hatta Rusya’yı da Avrupa bölgesine katarsanız 9’u Avrupa bölgesi ülkesi. Bunların dışında ayrışan bir tek Amerika Birleşik Devletleri var. O açıdan Avrupa bölgesi, coğrafi yakınlığımızın da verdiği güçle ihracatta her zaman en öncelikli ve en büyük pazarımız olarak devam ediyor.”
“Bu yılın ihracat hedefini 39 milyar dolar olarak koyduk”
Çelik, sektörün bu yıl ihracata hızlı bir başlangıç yaptığını ve ocak ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3’lük artışla 2,8 milyar dolarlık dış satıma imza attığını belirtti.
2024 yılı için bir projeksiyon hazırladıklarına değinen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“OİB yönetim kurulu olarak bu yılın ihracat hedefini 39 milyar dolar olarak koyduk. Bu sadece tek başına bir hedef değil. Arkasında verileri olan bir rakam olarak karşımıza çıktı. Çok yüksek bir sapma, önemli bir savaş, Allah korusun pandemi, afet vesaire gibi önemli bir problem olmazsa bu yılı da Türkiye’de otomotiv endüstrisi olarak ihracatın lideri ve 39 milyar dolar civarında bir ihracatla kapatacağımızı öngörüyoruz. Ocak ayında açıklanan 2,8 milyar dolar ihracat rakamı da ihracat hedefinin ulaşılabilirliğini pekiştiriyor.”
“Kuzey Afrika bölgesinde önemli ihracat talepleri var”
Avrupa Birliği’nin sektör için en önemli ve ana pazar olduğunu aktaran Çelik, “Otomotiv endüstrisi için ilave pazarlarda, Avrupa’nın ihracat hacmine destek olacak yeni pazarlarda büyüme hedefimizi her zaman yüksek motivasyonla koruyoruz. Özellikle Körfez ülkeleri ve Kuzey Afrika bölgesinde önemli ihracat talepleri var ve oralara yönelik özel çalışmalar yapıyoruz.” dedi.
Çelik, 5-9 Şubat’ta 23 firmanın katılımıyla Fas’a ticaret heyeti organizasyonunun gerçekleştirildiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“Kuzey Afrika bölgesi ve Körfez bölgesi, Rusya ve Amerika. Amerika iki bölgeden oluşmakta. Kuzey Amerika da önemli bir pazarımız, ilk 10’da ihracat olarak baktığımızda ama Güney Amerika’da istediğimiz verilere tam olarak ulaşamıyoruz. Ticaret Bakanlığımızla uzak coğrafyalara geçtiğimiz yıllarda çeşitli stratejiler belirledik ve bunun paralelinde yaklaşık 10’dan fazla etkinliğimizi uzak coğrafyaları kapsayacak şekilde yapıyoruz. Milli katılım fuarları, ticaret heyetleri, satın alma heyetleri düzenliyoruz. Ürün Geliştirme (Ür-Ge) faaliyetimiz var ve içinde 18 tane firmamız var. Bu firmalarla çeşitli satın alma ve ticaret heyetleri düzenliyoruz. Uzak ülkelere yönelik faaliyetlerimiz aslında o pazarlara olan odağımızı gösteriyor.”
Kovid-19 salgını sonrası yerli üreticilerin ilk kez diğer uzak bölge olan Çin’de bir fuara katıldığını hatırlatan Çelik, şunları kaydetti:
“Bundan sonra da her geçen yıl oradaki düzenlediğimiz etkinliği artırmayı hedeflemekteyiz. Çin ne kadar bize önemli bir rakip ve tehdit olsa da birçok ürün grubunda, o bölgenin büyük pazar olması dolayısıyla onu potansiyel olarak da görüyoruz. O açıdan Avrupa bölgesinin yüksek oranlı ihracatını koruyarak rakamsal bazda herhangi bir kayba uğramadan üstüne ilave edeceğimiz yeni pazarlara yoğun bir şekilde odaklıyız.”
]]>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, partisinin Ulukışla Belediye Başkan Adayı Hüseyin Toker’in seçim çalışmalarına destek vermek amacıyla gittiği ilçede, pazar yerini gezdi ve esnafla konuştu. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, geçen yıla göre iki katından fazla artış yaşanan peynir fiyatlarına dikkat çekti.
“TULUM PEYNİRİ 125 LİRADAN 300 LİRAYA ÇIKTI”
Ulukışla ilçe pazarında peynir satan pazarcı esnafı geçen yıl 125-130 lira arasında satılan koyun tulum peynirinin bu yıl 300 liraya, geçen yıl 100 lira olan bidon peynirin de bu yıl 220 liraya satıldığını belirtti. Geçen yıl 170 liraya kadar çıkan Kars kaşar peynirinin bugün pazar yerinde 330-350 lira bandında satıldığına dikkati çeken esnaf, “Geçen yıl 100 lira olan tereyağı bu yıl 200 liraya çıktı. Haftaya da 230 lira olur. Marketlerde peynir fiyatları daha da pahalı. Sattıklarımızın yerine aynı parayla yenisi alamıyoruz” dedi.
“400 LİRAYA KADAR PEYNİR SATILIYOR”
Pazaryerinde peynir satan başka bir esnaf da geçen yıla göre peynir fiyatlarının yüzde 100’den fazla arttığına işaret ederek, “Burada pazar yerinde 400 liraya kadar fiyatlarla peynir satılıyor. En ucuz peynir 100 liraya sattığımız çökelek ve lor peyniri. Vatandaş, pahalı olmasına rağmen peynirler arasında en ucuz olduğu için en çok çökelek alıyor” diye konuştu.
“EMEKLİ BU FİYATLARLA NASIL PEYNİR ALACAK?”
CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise peynir fiyatlarındaki artışın, ülkemizde hayat pahalılığın geldiği noktası göstermesi açısından önemli olduğunu belirtti. Dar ve sabit gelirli vatandaşlar ile emeklilerin bırakın marketleri Pazar yerinden bile peynir alamaz duruma geldiğini aktaran CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Peynir, hayvancılıkla geçimi olan birçok yerde üretimi yapılagelmiştir. 5-6 kilo sütten bir kilo beyaz peynir elde ediliyor. Ulusal Süt Konseyi (USK), çiğ süt tavsiye fiyatını 13,5 TL olarak belirledi. Niğde’de ise halen çiğ süt litresi üreticiden 11,5 TL olarak alınmaktadır. Yem fiyatlarındaki artış, hayvancılığın sürdürülebilirliğini zorluyor. Girdi maliyetleri ile süt fiyatları üreticiyi memnun etmiyor. Ahır giderleri artarken hayvan varlığı azaldıkça, küçük aile tipi işletmelerin sayısal azalması sütten mamül üretiminin daha çok sanayi ürününe dönüşmesine neden olmaktadır. Marketlerde markasına göre kilosu 600 liraya kadar değişen peynir fiyatları, türüne göre pazar yerinde de kilosu 400 liraya kadar tırmanmıştır. Böyle giderse, fakirin alabildiği çökelek ve lor peynirde gözde olacak. Pazarda daha çok bu peynirler satılıyor.” dedi.
]]>Dış mekan bitkileri, canlı bitkiler ve kesme çiçek ihracatında 2023 yılını 113 milyon 224 bin 52 dolarla tamamlayan sektör, Rusya pazarında önemli bir büyüme trendi yakaladı.
Rusya’ya Türkiye’den yapılan süs bitkileri dış satımının tutarı, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başladığı 2022 yılında 4 milyon 294 bin 890 dolar seviyesindeydi.
AB’nin yaptırımları nedeniyle süs bitkileri ihtiyacını başka ülkelerden karşılayan Rusya pazarında geçen sene 5 milyon 649 bin 664 dolar satış rakamına ulaşan sektör, bu pazardaki büyümesini 2024’te de sürdürmeyi hedefliyor.
Süs Bitkileri Üreticileri Alt Birliği (SÜSBİR) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Dündar, AA muhabirine, süs bitkileri üretiminde geçen yıl bir önceki yıla kıyasla artış olduğunu söyledi.
İhracatta da son 5 yıldır artış trendi yakaladıklarını belirten Dündar, özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının ardından talebin yoğun olduğu Rusya pazarına açıldıklarını dile getirdi.
Rusya’nın süs bitkileri ihtiyacını savaşın ilk aylarında Türkiye’den Gürcistan üzerinden, AB’den de Polonya üzerinden karşıladığını belirten Dündar, şöyle devam etti:
“Artan talep üzerine Türkiye süs bitkileri sektörü için önemli bir pazar ortaya çıktı. Aslında AB’nin en büyük müşterilerinden biri Rusya’ydı. Rusya o boşluğu kapatmak için alternatif tedarikçiler aramaya başladı. Türkiye’nin buna cevap verecek kapasitesi maalesef yeterli değil ama bu bir fırsata çevrilebilir. Birdenbire böyle çok büyük bir talep patlaması olunca üretim zaman alıyor. Bazı bitkiler 6, bazıları 3, bazıları 7-10 senede yetişiyor. Bunların hepsi süs bitkisi sonuçta. Kesme çiçekler, mevsimlik çiçekler ve ağaçlardan talepleri var.”
“Rusya’nın alım hacmi yaklaşık 600 milyon dolar”
Dündar, Rusya’dan alıcıların kesme çiçeklerde karanfil, gül, canlı bitkilerde mevsimlik çiçekler, kırmızı karanfil ve kırmızı güle ilgi gösterdiğini, ağaç ve peyzaj bitkilerini de talep ettiklerini söyledi.
Dündar, “Rusya’nın çiçek alımında büyük bir boşluk oluştu, bunu karşılamak için Türkiye’ye yöneldiler. Ülkemizden satışlar hızlandı. Dış mekan, canlı bitkiler ve kesme çiçekte ciddi bir süreç yaşanıyor. Asıl önemlisi bundan sonra yaklaşık 600 milyon dolar olan Rusya alım hacminin Türkiye’den karşılanmasını sağlamak için bu sektörün, üretimin desteklenmesi gerekiyor. Üretim miktarlarını artırmamız gerekiyor.” diye konuştu.
Daha önce Irak pazarına açıldıklarını, Suriye pazarının göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Ahmet Dündar, sektörün ve üretimin desteklenmesiyle taleplere cevap verebileceklerini vurguladı.
İhracat fazlası veren bir sektör olduklarına dikkati çeken Dündar, şunları kaydetti:
“Üretim hacmine gelince Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolarlık bir pazara sahibiz. Doğrudan 100 bin, dolaylı olarak 500 bine yakın istihdamı üstlenen bir sektörüz. Sektörün önü açık, geleceği açık. Bu yakın coğrafyamızdaki ihracat dışında özellikle AB ülkelerine yapmış olduğumuz ihracatımız var ki bu, ihracat genelinin yüzde 60-70’ini buluyor. Avrupa’ya mal satmış olması, bu sektörün tarım içinde rüştünü ispatlaması çok kayda değer bir durumdur.”
]]>CHP Niğde Milletvekili Gürer, Çiftlik ilçe CHP Belediye Başkan Adayı Arif Çakıl, Azatlı belde Belediye Başkan Adayı Mehmet Akpınar, Bozköy Belediye Başkan Adayı Muammer Çelikbaş, Divarlı Belediye Başkan Adayı Sezai Avcı ile Çiftlik ilçesi ve beldelerde birlikte esnaf ziyareti yaptı ve ilçe pazarını gezdi. Gürer, pazar alışverişine çıkan vatandaşlarla konuştu. Ekonomik durumdan dert yanan vatandaşlar şunları söyledi:
“ESKİDEN ÇUVALLA ALDIĞIMIZ ÜRÜNLERİ ŞİMDİ GRAMLA VE TANE İLE ALMAYA BAŞLADIK”
Pazarda fiyatların çok pahalı olmasından yakınan bir vatandaş, “Her şey ateş pahası olmuş. İsteğimiz hiçbir şeyi alamıyoruz” derken, başka bir vatandaş da tane ve gramla aldığı sebze ve meyveleri göstererek, “Domates 50 lira olmuş. 5 tane biber, 5 tane domates ve soğan gibi ürünlere 200 liraya aldım. Eskiden çuvalla aldığımız ürünleri şimdi gramla ve tane ile almaya başladık” dedi.
“BU YAŞIMA KADAR BÖYLE PAHALILIK GÖRMEDİM”
80 yaşında olduğunu söyleyen başka bir vatandaş ise “Ben bu yaşıma kadar böyle pahalılık görmedim. Paranın hiçbir değeri kalmadı. Aldığımız sebze, meyveye maaşımız yetmiyor. İstediğimiz ürünleri alamıyoruz” diyerek pazardaki aşırı fiyat artışlarına tepki gösterdi.
Pazar yerinde ekmek arası döner satışı yapan bir esnaf ise satışların yarıya yarışa azaldığını, ne esnafın ne de pazara alışveriş için gelen vatandaşın dürüm satın aldığını ifade etti.
“KAŞIKLA VERDİKLERİNİ KEPÇEYLE ALIYORLAR”
Çocuğunun şeftali ve ceviz istediğini ancak bu ürünlerin çok pahalı olması nedeniyle alamadığını söyleyen başka bir kadın ise alışveriş için geldiği ilçe pazarından, fiyatların çok pahalı olması nedeniyle her istediğimizi alamıyoruz” dedi. Pazar çıkışında boş çantasını gösteren başka bir vatandaş ise “Emekliye zam yapıldığını söylüyorlar. Bu para neye yetecek? Kaşıkla verdiklerini kepçeyle alıyorlar. Millet biraz akıllı olsun artık” şeklinde konuştu.
“HER YIL BİR ÖNCEKİ YILI ARATTIRIYOR”
Pazar yerinde kumaş ve tekstil ürünleri satışı yapan bir esnaf da sattıkları ürünün yerine yenisini almak için satıştan elde ettikleri paranın üzerine para koymak zorunda kaldıklarını belirterek, “İlçeye ürünleri aracımla getiriyorum. Eskiden 400-500 liraya dolan yakıt deposu şimdi 3-5 bin liraya ancak doluyor. Geçen yıl satışlar bu yılkinden daha iyiydi. Her yıl biraz daha kötüye gidiyor. Her yıl bir önceki yılı arattırıyor” ifadelerini kullandı.
“200 TL’NİN ESKİ 20 LİRA KADAR HÜKMÜ YOK”
Pazarcı esnafının ve alışveriş için gelen vatandaşların sorunlarını dinleyen CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise, “Yıllardır pazar yerlerini gezerim. AKP dönemlerinde hep sıkıntı vardı. Sorunlar bu yıl daha da artmış görünüyor. Önceleri kilolarca ürün alan, torbayla meyve sebze alan vatandaşlar, fiyat artışı nedeniyle artık gramla ya da tane ile ürün alabiliyor. Vatandaş, en büyük para birimimiz olan 200 TL’nin eski 20 lira kadar hükmü yok. Bozuk paraya gerek kalmadı. Bir alışverişe en büyük banknotumuz yetmiyor, diye dert yanıyor. Emeklilerin tepkisi de çok büyük; geçinemiyoruz, açlığa mahkum edildik, bizi iktidar duymuyor. Emekliler yılı yoksulluk yılı oldu” şeklinde tepki gösterdiklerini söyledi.
“İNSANLAR EVLERİNE TANE İLE MEYVE SEBZE ALIYOR”
Girdi maliyetlerindeki artışın etiketlere yansıdığına dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Nakliye masrafları her gün biraz daha artıyor. Mazot litresi 45 lira. Mersin’den getirdiği ürüne tanede yerinde aldığı ürün fiyatına nakliye kadar masrafı ekleniyor. Pazarcı da gideri çok olunca para kazanamıyorum diyor. Etiket fiyatlarının yarısını nakliye masraflarına çalışır olduk diye dert yanıyorlar. Gidişat çok kötü. İnsanlar evlerine tane ile domates, tane ile biber, gram ile sebze, meyve alıyor. Ekonomide ciddi önlemler alınmalı. dedi.
]]>Davraz Mahallesi’nde önceki dönemde inşa edilen kapalı pazaryeri 2022 yılının Şubat ayındaki yoğun kar yağışında çökmüştü. Isparta Belediyesi tarafından alanın tekrar üzerinin kapatılması için çalışma başlatıldı. Titizlikle sökülen yapının malzemeleri Davraz’ın yanı sıra Mehmet Tönge ve Binbirevler Mahallelerine yapılan kapalı pazaryerleri için de kullanılırken, uzay çatı sistemleri de yeni otogarın çatısından sökülen malzemelerden karşılandı. Davraz Mahallesi pazaryerinin üzerinin kapatılması için başlatılan çalışmada yapının sağlam olması amacıyla fore kazık çalışmaları ve demir kolon sistemleri gerçekleştirildi. Çatısı güneş enerjisi santraline uygun olarak inşa edilen Davraz Mahallesi Kapalı Pazaryeri hizmete açıldı.Açılışa Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, AK Parti SKM Başkanı Fatih Tola, AK Parti İl Gençlik Kolları Başkanı Talha Güler, AK Parti İl Kadın Kolları Başkanı Sevim Köse, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, mahalle muhtarları, esnaf ve vatandaşlar katıldı.
Açılışta konuşan Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, Davraz Mahallesi Kapalı Pazaryeri inşaatı için çok emek verdiklerini belirterek, bu emeklerini çok güzel bir şekilde sonuçlandırdıklarına değindi. Kapalı pazar alanından tüm vatandaşların istifade edeceğini kaydeden Başkan Başdeğirmen, Isparta’nın halk pazarı konusunda zengin bir şehir olduğunu, haftada 24 mahallede pazar kurulduğunu söyledi. Buradaki amacın vatandaşların ihtiyaçlarını en kolay şekilde temin edebilmesi olduğuna değinen Başkan Başdeğirmen, “Vatandaşlarımızın evlerinden çıktıktan sonra çok uzun mesafe gitmeden alışverişlerini yapabilmeleri bizim için önemli. Bu durum pazarcı esnafımız için kolay değil. Her gün ve gün içerisinde belki de 2 kez pazar kuruyorlar. Pazar alanlarının üzerini kapattığımız zaman esnafımızın çadır kurma zorunluluğunu ortadan kaldırmış oluyoruz. Eğer kapalı pazaryerlerimiz olmazsa esnafımız araçlarında sürekli şemsiye taşımak zorunda kalıyor. Yağmur, kar yağdığında güneşli havada pazarcı esnafımızın ürününü ve kendisini koruyabilmesi çok önemli. Vatandaşlarımız da kapalı pazaryerlerinde yağmur, kar ve güneşi almadan alışverişlerini yapabiliyorlar. Burası sadece pazaryeri olarak işlev görmeyecek bazı zamanlar otopark bazı zamanlar kına, mevlit, asker uğurlama gibi organizasyonlara da ev sahipliği yapabilecek. Burayı sadece bir pazar alanı değil mahallemizin bir sosyal alanı olarak görmemiz gerekiyor” dedi.
Davraz Mahallesi Kapalı Pazaryerinin bir perşembe günü kar yağışında çöktüğünü, çökme anında pazarın kurulu olmamasının teselli sebebi olduğunu belirten Başkan Başdeğirmen, “O gün burada pazar kurulu olsaydı bugün belki farklı bir durum ortaya çıkabilirdi. O gün birçok araç çatının altında kalarak hasar gördü. Hızlı bir şekilde bu alanın kaldırılması, projelendirilmesi ve diğer çalışmalarına başladık. Buradaki yapının sökülmesi sadece 2.5-3 ay sürdü. Biz daha kısa sürede demirleri keserek buradan alabilirdik ama biz malzemenin geri kalan kısmını tek tek sökerek topladık. O gün hurda değeri 5 lira olan demirin maliyeti 25 liraydı. Sökülen malzemelerden Mehmet Tönge Mahallesi’ne kapalı pazaryeri yaptık. Kalan malzemeleri de Binbirevler Mahallesi’nde 4 bin metrekare pazar alanının üzerini kapatmak için kullandık. Tüm söktüğümüz malzemeleri en iyi şekilde değerlendirdik. Mehmet Tönge’ye çok güzel bir pazaryeri yaptık. Malzeme sökümü, projelendirmesinin ardından buranın zemininin gevşek zemin olduğunu gördük. Fore kazıklar ve demir kolonlarla aylarca çalıştık. Çalışmaların ardından sizlerle bugünü Rabbim bizlere yaşattı. Müteahhit firmamıza çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Davraz Mahallesi Kapalı Pazaryerinin açılışı duanın ardından kurdele kesimiyle yapıldı. Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen ve beraberindekiler açılışın akabinde pazarcı esnafını ziyaret etti. Esnafın ve vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaşan Başkan Başdeğirmen, esnafları tek tek ziyaret ederek, bol kazanç dileklerini iletti, vatandaşlarla sohbet etti. – ISPARTA
]]>