
Rusya Acil Durum Bakanlığı Araştırma Enstitüsü olası nükleer tehditlerin ardından dikkat çeken bir açıklama yaptı.

Rusya Acil Durum Bakanlığı Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan açıklamada, nükleer patlamalardan kaynaklanan şok dalgaları ve radyasyon da dahil olmak üzere çeşitli tehditlere karşı koruma sağlayabilen “KUB-M” adlı mobil sığınaklarının seri üretimine başlandığı bildirildi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Rusya’nın batısındaki Nijni Novgorod bölgesine bağlı Dzerjinsk kentindeki tesislerde seri üretimine başlanan mobil barınakların sadece insan kaynaklı değil, doğal afetlerde de kullanılabileceği ifade edildi.

Mobil barınakların 54 kişi kapasiteli olduğu, bu sayının arttırılabileceği aktarıldı. Açıklamada, “Mobil barınağın seri üretimine başlanması, vatandaşların güvenliğinin artırılmasına yönelik önemli bir adımı temsil ediyor” denildi.

Mobil barınakların geliştiricileri geçtiğimiz yıl yaptığı tanıtım toplantısında, barınakların hafif nükleer saldırı, yangınlar, silahlı saldırı, radyoaktif salınım ve kimyasal tehlikelere karşı 48 saat boyunca koruma sağladığını duyurmuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vladimir Putin bugün beşinci kez Kremlin Sarayı’ndan Aziz Andrev Taht Salonu’na gidecek. Kalabalık bir davetli grubunun önünde altı yıllık yeni bir dönem için Rusya’nın devlet başkanı olarak yemin edecek.
Bu rota tanıdık olabilir ancak Putin’in Mayıs 2000’deki ilk yemin töreninden bu yana çok şey değişti.
İlk yemin töreninde Putin, “demokrasiyi koruma ve geliştirme” ve “Rusya’ya sahip çıkma” sözü vermişti.
O ilk törenden yirmi dört yıl sonra Rusya lideri, Ukrayna’ya savaş açmış durumda ve ordusu ağır kayıplar veriyor.
Putin, ülkesinde demokrasiyi geliştirmek yerine de demokratik hakları kısıtladı. Kendisini eleştirenleri hapse attı, yetkileri üzerindeki tüm kontrol mekanizmalarını kaldırdı.
Vladimir Putin’in son seçim zaferini öngörmek güç değildi. Ama peki ya bundan sonrası?
Ukrayna cephe hattına gönderecek asker bulmakta zorlanırken, Rus güçleri ise cephede ele geçirilen Batılı tankları sergiliyor.
Eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Fiona Hill, “Putin artık kendisini Büyük Vladimir, bir Rus çarı olarak görüyor” yorumunu yapıyor:
“Başkanlığın ilk iki dönemini hatırlarsak, o zamanlar Putin için oldukça olumlu bir değerlendirme yapacağımızı düşünüyorum.
“Ülkeyi siyasi açıdan istikrara kavuşturmuş, yeniden borç ödeyebilir hale getirmişti. Rusya ekonomisi tarihinin en iyi dönemini geçiriyordu.”
Fiona Hill’e göre, 10 yıl önce Kırım’ın ilhakı ile başlayan ve Ukrayna’daki savaşa uzanan süreçte Putin, çarpıcı biçimde değişti.
Hill, “Bir pragmatistken, emperyalist oldu.” diyor.
Vladimir Putin’in ilk iktidara gelmesinden bu yana Amerika’da beş başkan değişti.
Yaklaşık çeyrek asırdır Rusya’yı yöneten Putin kesinlikle ülke tarihinde iz bıraktı.
“Brejnevizm”, “Gorbaçovizm” veya “Yeltsinizm” ülke tarihine bu kadar damga vurmadı.
Ama Putinizm kesinlikle farklı bir yerde.
Carnegie Eurasia Rusya Merkezi’nden araştırmacı Andrey Koleşnikov, “Tarihimizde bir -izm daha var: Stalinizm” hatırlatmasını yapıyor ve iki lideri karşılaştırmasına şöyle devam ediyor:
“Putinizmin, Stalinizmin bir başka biçimi olduğunu söyleyebilirim. Putin (eski Sovyet diktatörü) Stalin ile benzer hareket ediyor. Gücü, tıpkı Stalin’in yaptığı gibi elinde topladı.
“Siyasi baskıyı farklı şekillerde kullanıyor ve tıpkı Stalin gibi o da ölene kadar iktidarda kalmak istiyor”
Batı için zor olan, her geçen gün daha fazla otoriterleşen ve Rusya’yı nükleer silahlara sahip modern bir çar olarak yönetme kararlılığında olan bir liderle nasıl başa çıkacağı sorusudur.
“Nükleer silahlar konusunda yapabileceğimiz çok şey var” diyen Fiona Hill devam ediyor:
“Çin, Hindistan ve Japonya gibi bazı ülkeler, Putin Ukrayna’da nükleer silah kullanma tehdidini dile getirdiğinde olağanüstü derecede tedirgin oldular. Bu spekülatif ve çılgın açıklamaları engellemek için uluslararası bir mekanizma oluşturarak Rusya’ya baskı uygulayabiliriz.”
“Bu mekanizma, pek çok açıdan haydut bir lider haline gelmiş Vladimir Putin ile nasıl başa çıkabileceğimize dair de bir model olabilir. Onun bu tür çıkışlarına engel olacak, kısıtlayıcı bir ortam yaratmamız gerekiyor.”
Devlet verilerine göre Vladimir Putin, Mart ayında yapılan başkanlık seçimlerinde oyların %87’sinden fazlasını aldı.
Ancak birçoklarının ne özgür ne de adil olarak gördüğü seçimde karşısına ciddi bir rakip de çıkamadı.
Peki Rus halkı, Joseph Stalin’den bu yana en uzun süre hizmet veren Rusya liderine nasıl bakıyor?
Bunu öğrenmek için Moskova’ya 110 km uzaklıktaki Kaşira kasabasına gidiyorum. Burada Putin’in devasa bir duvar resmi, bir apartman bloğunun tamamını kaplıyor.
Yol kenarında çiçek satan emekli Valentina, “Onu seviyorum” diyor:
“Putin’in düşüncüleri iyi ve halk için çok şey yapıyor. Evet doğru, emekli maaşlarımız yüksek değil. Ama her şeyi tek seferde düzeltemez.”
Valentina’ya “Yaklaşık 25 yıldır iktidarda” diyorum.
Valentina, “Fakat [Putin giderse] bundan sonra kimin geleceğini bilmiyoruz” diye yanıtlıyor.
Devasa duvar resminin önünden geçen Victoria, “Rusya’da hepimizin aynı şekilde düşünmesi bekleniyor” diyor:
“Putin’e karşı bir şey söylersem, kocam, ‘Bir daha onu eleştirirsen senden boşanırım!’ diyor. Ona delice bir sevgi duyuyor. Eğer Putin olmasaydı buradaki hayatın 1990’lardaki kadar zor olacağını düşünüyor.”
Yoldan geçen bir başka kişi olan Alexander’a da Putin hakkında ne düşündüğünü sorduğumda şöyle yanıt veriyor: “Şu anda fikir belirtmek tehlikeli olabilir. Yorum yok”
Burada konuştuğum insanların çoğu artık, Putin’in dev duvar portresini fark etmeden onun yanından geçtiklerini söylüyor.
Bu görüntüye alışkınlar.
Tıpkı Rusya’yı tek bir adamın yönetmesine alıştıkları ve Kremlin’de yakın zamanda bir değişim beklentisi olmadığı gibi.
]]>Putin, hükümet ve bölge yetkilileri, istihbarat ve güvenlik kuvvetleri yöneticileriyle Crocus Hall City konser salonundaki terör saldırısı ve alınan önlemlerle ilgili toplantı yaptı. Toplantının başında konuşan Putin, yetkililerden soruşturmanın gidişatı, terör saldırısına karışan herkesin, organizatörlerin ve azmettiricilerin tespiti ile ilgili bilgi istedi.
“KİMİN ELİYLE YAPILDIĞINIZ BİLİYORUZ, SİPARİŞİ VERENİN KİM OLDUĞUYLA İLGİLENİYORUZ”
Soruşturmanın en profesyonel şekilde objektif olarak, hiçbir siyasi önyargı olmaksızın yürütülmesi gerektiğine dikkati çeken Putin, şunları söyledi: “Bu suçun, İslam dünyasının yüzyıllardır ideolojisiyle mücadele ettiği radikal İslamcılar tarafından işlendiğini biliyoruz. Ama aynı zamanda ABD’nin, istihbarat verilerine göre, çeşitli kanallar aracılığıyla uydularını ve dünyanın diğer ülkelerini Moskova’daki terör saldırısında Kiev’den sözde hiçbir iz bulunmadığına, kanlı terör saldırısını Rusya’da yasaklanan DEAŞ örgütünün takipçilerinin, üyelerinin gerçekleştirdiğine ikna etmeye çalıştığını da görüyoruz. Rusya’ya ve halkına karşı bu zulmün kimin eliyle yapıldığını biliyoruz. Siparişi verenin kim olduğuyla ilgileniyoruz.”

“SÖZDE İSLAM’I SAVUNANLAR RAMAZAN AYINDA NASIL SUÇ İŞLİYORLAR?”
İstihbarat teşkilatı ile kolluk kuvvetleri arasındaki ortak çalışmalar sırasında pek çok sorunun cevabını aradıklarını vurgulayan Putin, radikal örgütlerin Orta Doğu’da adil bir çözümden yana olan Rusya’yı vurmakla gerçekten ilgilenip ilgilenmediklerini sordu.
Rus lider, “Peki kendilerini sözde saf İslam’ı savunan dindar Müslümanlar olarak konumlandıran radikal İslamcılar, nasıl oluyor da tüm Müslümanlar için mübarek ramazan ayında büyük zulüm yapıyorlar ve suç işliyorlar?” dedi.

“BU SALDIRI RUSYA’YA KARŞI SAVAŞANLARIN GİRİŞİMİ OLABİLİR”
Diğer daha spesifik, profesyonel soruların yanı sıra tüm bu soruların da cevaplanması gerektiğini belirten Putin, bu terör saldırısının bir “korkutma eylemi” olduğunu ifade etti.
Putin, “Bundan kim yararlanıyor? Bu vahşet, 2014’ten bu yana neo-Nazi Kiev rejiminin eliyle ülkemize karşı savaşanların bir dizi girişiminin yalnızca bir halkası olabilir. ve Naziler, bilindiği gibi, amaçlarına ulaşmak için en kirli ve insanlık dışı yollara başvurmaktan hiçbir zaman çekinmemişlerdir.” diye konuştu.

Cephe hattında, Ukrayna tarafının karşı saldırısında başarısız olduğunu söyleyen Putin, bu yüzden Kiev’in, Rusya’daki sivil yerleşim birimleri ve alt yapıya füzelerle saldırı girişiminde bulunduğunu dile getirdi.
Putin, Moskova’daki terör saldırısının da mantıksal olarak bu eylemler dizisine uyduğunu ifade ederek, “Amaç, daha önce de söylediğim gibi toplumumuzda panik yaratmak ve aynı zamanda Kiev rejimi için kendi halkına her şeyin kaybedilmediğini göstermektir.” dedi.
Moskova’daki saldırıyı yapan teröristlerin suçu işledikten sonra neden Ukrayna’ya gitmeye çalıştığını soran Putin, “Onları orada kim bekliyordu? Kiev rejimini destekleyenlerin terörün suç ortağı ve terörün sponsoru olmak istemedikleri açıktır. Ama gerçekten çok fazla soru var.” ifadelerini kullandı.

NE OLDU?
Rusya’nın başkenti Moskova’da “Crocus City Hall” adlı konser salonunda 22 Mart akşamı silahlı kişilerce terör saldırısı düzenlenmişti. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, saldırganların otomatik silahlarla salonda rastgele ateş açtıkları görülmüştü.
Rusya Soruşturma Komitesi saldırıda 137 kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuş, olayda yüzden fazla yaralı olduğu açıklanmıştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, saldırıyı düzenleyen 4 teröristin de içinde olduğu 11 kişinin yakalandığını bildirmişti.

PUTİN: SALDIRGANLARIN UKRAYNA TEMASLARI VARDI
Rusya lideri Putin, terör örgütü DEAŞ’ın üstlendiği saldırının ardından yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, “Saldırganların Ukrayna sınırına doğru kaçmaya çalışırken yakalandığını ifade etti. Rusya İstihbarat Servisi (FSB) de başkentteki terör saldırısına ilişkin açıklamasında Ukrayna’yı hedef alarak, “Terör saldırısından sonra suçlular Rusya-Ukrayna sınırını geçmeyi planladı. Ukrayna tarafında temasları vardı” ifadelerini kullandı.
PutinZELENSKİ: RUSLAR HEP AYNI YÖNTEMİ KULLANIYORLAR
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, sosyal paylaşım hesabından paylaştığı görüntülü mesajında, Ukrayna vatandaşlarına hitaben bir konuşma yaptı. Zelenskiy konuşmasında, Putin’in, dün başkent Moskova’daki “Crocus City Hall” adlı konser salonunda düzenlenen terör saldırısını yapan kişilerin, Ukrayna’ya doğru kaçmaya çalıştıklarına ilişkin açıklamasını değerlendirdi. Putin ve diğer Rus yetkililerinin, saldırı konusunda Ukrayna’yı suçlamaya çalıştıkları ve benzer adımları daha önce de attıklarını kaydeden Zelenskiy, “(Ruslar) Hep aynı yöntemleri kullanıyorlar.” dedi.
ZelenskiZELENSKİ: PUTİN, BİR GÜN BOYUNCA SALDIRIYI UKRAYNA’YA NASIL GETİRECEĞİNİ DÜŞÜNDÜ
Zelenskiy, Rus ordusunu Ukrayna ve bu ülkede yaşayan halka yönelik “terör eylemleri” düzenlemekle suçladı. Konuşmasında, “Yüz binlerce teröristi buraya, Ukrayna topraklarına sürdüler, bize karşı savaşıyorlar ve kendi ülkelerinde ne olduğu umurlarında değil.” ifadesine yer veren Zelenskiy, Putin’i, Rus vatandaşlarıyla ilgilenmek, onlara hitap etmek yerine, saldırı konusunu Ukrayna’ya nasıl getireceğini düşünerek bir gün sessiz kalmakla itham etti.
Rus halkının, Ukrayna’da ölen Rus askerleri için Putin’den hesap sormadığı sürece Putin’in bu durumu kendi lehine kullanacağını kaydeden Zelenskiy, “Teröristler her zaman kaybetmelidir ve hayatı gerçekten savunan herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
NE OLDU?
Rusya’nın başkenti Moskova’da Crocus City Hall adlı konser salonuna dün akşam saatlerinde düzenlenen silahlı saldırıda 150 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde saldırganların salonda rastgele ateş açtıkları görülürken, sonrasında AVM’de çıkan yangını da saldırganların yanıcı sıvılar kullanarak çıkardıkları belirlendi.

SALDIRIYI DEAŞ ÜSTLENDİ
Terör örgütü DEAŞ, Moskova’daki saldırıyı mensuplarının düzenlediğini iddia etti. Terör örgütü, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Moskova banliyösünde yer alan Krasnogorsk’taki konser salonuna örgüt üyelerinin saldırdığını ileri sürdü.

SALDIRININ FAİLLERİ YAKALANDI
Rusya İstihbarat Servisi (FSB), saldırıya doğrudan karışan 4 terörist dahil 11 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Saldırının özenle planlandığı belirtilen açıklamada, saldırganların Ukrayna sınırına doğru kaçmaya çalıştığına işaret edildi. Ayrıca, “Terör saldırısından sonra suçlular Rusya-Ukrayna sınırını geçmeyi planladı. Ukrayna tarafında temasları vardı” ifadelerine yer verildi.
ULUSAL YAS İLAN EDİLDİ
Rusya lideri Putin, terör örgütü DEAŞ’ın üstlendiği saldırının ardından ulusa seslendi. Konuşmasında, ” Rusya’ya, halkımıza yönelik bu saldırıyı hazırlayan, teröristlerin arkasında duran herkesi tespit edip cezalandıracağız” diyen Rus lider, saldırı emrini verenlerin bulunacağı ve cezalandırılacağını vurgulandı. “Düşmanlarımız bizi bölmeyi başaramayacak” ifadelerini kullanan Putin, ülke genelinde güvenlik önlemlerinin artırılacağını söyledi. Son olarak, 24 Mart gününde ülke genelinde yas ilan edildiğini duyurdu.
]]>Herhangi bir muhalefetin yokluğunda beşinci dönem başkanlığına hazırlanan 71 yaşındaki liderin, eğer isterse, 2036’ya kadar görevde kalmasının önünde çok az engel var.
Yine de Putin henüz az tanınmış bir KGB ajanıyken Kremlin için seçilmesi neredeyse bir tesadüftü. Selefi Boris Yeltsin’in yakın çevresinde olmasıyla, bir doğru zamanda, doğru yerde olma vakası gerçekleşmişti.
Vladimir Putin, çocukken sokak dövüşçüsüydü, komünist Leningrad kentinde komün bir dairede (kommunalka) kalıyordu.
Her ne kadar liberal, demokratik Rusya’yı benimsiyor gibi görünse de, daha sonra Sovyetler Birliği’nin kaotik çöküşünü “[20.] yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi” olarak tanımlayacaktı.
Ukrayna’nın Rusya’nın yörüngesinden çıkmasını engellemeye kararlıydı ve 24 Şubat 2022’de geniş çaplı bir işgalle Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük çatışmasını başlattı.
Putin’in çarpıtılmış tarih görüşü
Putin, eylemlerini sık sık çarpık bir tarih algısıyla ve NATO’ya duyduğu derin öfkeyle ilişkilendiriyor.
Ukrayna işgalinin öncesinde ve sonrasında ülkenin neo-Nazilerin yaşadığı yapay bir devlet olduğu yönünde yanlış iddialar ortaya attı. Ukrayna’nın NATO’yla yakınlaşmasını engellemeye çalıştı.
Söylentilere göre Putin’i en iyi tanıdığı düşünülen Batılı lider eski Almanya başbakanı Angela Merkel, Putin’i gerçeklikten kopmuş ve “başka bir dünyada” diye tanımlamıştı.
Merkel, Vladimir Putin’le defalarca müzakere etmeye çalışmıştı, ancak Ukrayna’yı işgal ettikten sonra Putin’in “Avrupa’yı yok etmek istediği” sonucuna varmıştı.
Vladimir Putin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinden yedi yıl sonra dünyaya geldi. Ailesi büyük oğullarını kaybettikleri Leningrad kuşatmasında zar zor hayatta kalmıştı.
Putin’in geçirdiği zorlu çocukluk dönemi hayatının geri kalanını etkileyecekti.
‘Kavga kaçınılmazsa ilk yumruğu atmak zorundasın’
2000 yılında yayımlanan bir röportajında, çocukken kaldığı komün apartmanın merdiven boşluğunda büyük bir fareyi nasıl köşeye sıkıştırdığına dair bir anısını anlatmıştı.
Farenin kaçacak yeri yoktu. Putin, farenin hızla kaçmaya çalıştığını ve çaresizce kendisinin üzerine attığını şöyle anlatmıştı: “Orada, sahanlıkta köşeye sıkışmak kelimesinin anlamına dair hızlı ve kalıcı bir ders aldım.”
Genç Putin, genellikle kendisinden daha büyük ve daha güçlü olan oğlan çocuklarıyla kavga ediyordu. İlerleyen yıllarda o dönemi hatırladığında kendisini “holigan” olarak tanımlayacaktı.
Başkanlığı sırasında siyah kuşak olarak sürdürdüğü judo ve Rus savaş sanatı sambo ile ilgilendi. Çocukluk arkadaşları Arkady ve Boris Rotenberg ile yakın kaldı.
2015 yılında, bugünkü St Petersburg’un sokaklarında yaşadığı ilk çocukluk deneyimlerini şöyle aktarmıştı: “Elli yıl önce Leningrad Caddesi bana bir kural öğretti: Eğer bir kavga kaçınılmazsa, ilk yumruğu sen atmalısın.”
Leningrad Devlet Üniversitesi’nde okuduktan sonra 1975’te doğrudan Sovyet istihbarat servisi KGB’ye girdi. Bir hukuk mezunu için bu beklenen bir adımdı ve Putin için mükemmel bir seçimdi.
Nazi Almanyası’ndaki gizli bir Rus casusunun cesaretini anlatan Kılıç ve Kalkan gibi Sovyet TV programlarını izleyerek yetişen genç bir adam için bu, rüya gibi bir işti.
Putin, “Ben Sovyet vatansever eğitiminin katıksız ve son derece başarılı bir ürünüydüm” demişti.
İyi Almanca konuşuyordu ve 1985 yılında Doğu Almanya’nın Dresden şehrine gönderildi. Orada komünist Almanya’nın 1989 yılındaki çöküşüne ilk elden tanıklık etti.
Yolun karşısındaki KGB genel merkezinden, kalabalıkların Doğu Alman gizli polisi Stasi’nin karargahına hücumunu izledi. Küçük bir grup, KGB binasına yaklaştığında onları uyardı.
Ancak Putin, Kızıl Ordu tank birliğini koruma için çağırdığında aldığı yanıtla, Rusya’nın duruma hiçbir katkısının olamayacağını fark etti:
“Moskova’nın emri olmadan hiçbir şey yapamayız. Ve Moskova sessiz.”
Ertesi yıl serbest düşüşteki siyasi yapıya geri döndü. Kendisine yarbay rütbesi verildi ama KGB’de yeterince başarılı olamamıştı. Üstlerinden biri Nikolay Leonov onu “vasat bir ajan” olarak görüyordu.
Az sayıda sırdaşıyla oldukça ketum bir lider
Putin’in bugüne kadar en yakın sırdaşları Leningradlı az sayıda KGB meslektaşı olageldi. Uzun süredir müttefiki olan Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev bunlardan biri.
Eski judo antrenörü Anatoly Rakhlin anılarından bahsederken Putin’in yakın çevresindekileri “güzel gözlerinin” hatırına değil, “kendilerini kanıtlamış insanlara güvendiği için” işe aldığını söylemişti.
Putin, güvendiği kişilerin zenginleşmesini de sağladı. Çocukluk arkadaşı Arkady Rotenberg’e, Rusya’nın işgali altındaki Kırım’da bir köprü inşa etmesi için 3,5 milyar dolarlık bir ihale vermişti.
Kişisel hayatını son derece gizli tutan Putin, 30 yıllık evliliğin ardından 2013 yılında eşi Lyudmila’dan boşandı.
Bu evlilikten iki kızları olmuştu. Bunlar akademisyen ve iş kadını Maria Vorontsova ile bir araştırma vakfının başkanı Katerina Tikhonova olarak tanınıyorlar.
Putin, 1991’den itibaren Leningrad’ın o dönemki yeni belediye başkanı Anatoly Sobçak’ın yardımcısı ve çok değer verdiği danışmanı oldu. Sobçak oylamayı kaybettikten sonra, yardımcısı olarak Moskova’daki başkanlık idaresinde çalışmak üzere aday gösterilmişti.
Boris Yeltsin yönetiminin son yıllarıydı ve Putin çok hızlı yükseldi.
‘Başkanlık için mükemmel aday’
9 Ağustos 1999’da, hasta Yeltsin başbakanını görevden aldı ve onun yerine 2000 yılındaki başkanlık seçimleri öncesinde reformları gerçekleştirecek, az tanınan 46 yaşındaki bir kişiyi getirdi.
Yeltsin’in artık bir halefe ihtiyacı vardı.
Yeltsin’e Putin’in “mükemmel bir aday” olacağını söyleyen Valentin Yumaşev, onunla ilgili “piyasa reformlarını sürdürmek isteyen bir liberal ve demokrat olduğunu gösterdi” dedi.
Yeltsin’in başkanlığı sona ererken, Moskova bir dizi ölümcül ama sebebi açıklanamayan bombalama olayıyla sarsıldı. Vladimir Putin, bu olaylara, çoğunluğu Müslüman olan Rus Çeçen Cumhuriyeti’ni ayrılıkçı isyancılardan geri almak için geniş çaplı bir kara saldırısıyla karşılık verdi.
Popülerliği hızla arttı. 31 Aralık 1999’da başkan yardımcısı olarak atandı ve üç ay sonra ilk başkanlık dönemini kazandı.
Çeçen harekatında binlerce sivil öldü. Vladimir Putin, bundan sonra çoğu zaman yapacağı gibi, kaba bil dil kullanarak, isyancıları “tuvalette bile” nasıl yok edeceğini anlattı.
Başkent Grozni harap oldu; Rusya’nın yeni lideri zaferini ilan etti.
İç siyasette karşılaştığı ilk zorluk, 2000 yılında nükleer denizaltı Kursk’un Barents Denizi’nde bir kazada batması sonucunda 118 kişilik mürettebatın tamamının kayatını kaybettiği olaydı.
Başkan Putin bu sırada tatiline devam etti ve uluslararası yardım tekliflerini başlangıçta reddetti. Mürettebatın çoğu kurtarılmayı beklerken öldü.
TV’de acı çeken kadınlar çığlıklarla başkanlarından yardım istiyordu.
Bundan dört yıl sonra Çeçen isyancılar, Kuzey Osetya’nın Beslan kentindeki bir okulda çoğu çocuk 1000 kişiyi rehin aldı. Rus özel kuvvetleri binaya baskın yaptığında 330 kişi hayatını kaybetti. Rusya’nın daha sonra saldırı planına dair istihbarata sahip olduğu, ancak harekete geçmediği ortaya çıktı.
Putin’in başkanlığının ilk yılları hem kanlı hem de çalkantılı geçti, ancak yüksek petrol fiyatlarının da etkisiyle Rus ekonomisi iyi gidiyordu.
Putin 1990’larda Rusya’yı kasıp kavuran milyarder oligarklarla mücadele ederek halkın desteğini kazandı. Oligarkları Kremlin’e çağırarak, siyasetin dışında kaldıkları ve kendisine destek verdikleri sürece zenginliklerini ellerinde tutabileceklerini söyledi.
Silah zoruyla tutuklanan ve Sibirya’da hapse atılan Rusya’nın o zamanki en zengin iş insanı Mikhail Khodorkovsky gibi kendisini dinlemeyenlere karşı hızlı davrandı.
Rusya Devlet Başkanı’nın Batı’yla balayına benzer bir dönemi de olmuştu. Kendisi, 11 Eylül’de El Kaide’nin ABD’ye yönelik saldırılarından sonra Başkan George W. Bush’u arayan ilk yabancı liderlerden biriydi.
Hatta ABD’nin Afganistan savaşını başlatmasına bile yardım etmişti.
Dönemin ABD Başkan Bush, Putin için, “Gözlerinin içine baktım. Çok açık sözlü ve güvenilir olduğunu gördüm” demişti.
Ancak Vladimir Putin’in ABD ve müttefikleriyle arası hızla bozuldu. Eski bir KGB ajanı ve Kremlin karşıtı Alexander Litvinenko’nun Londra’da radyoaktif polonyum-210 kullanılarak öldürülmesinin ardından İngiltere ile ilişkileri bozuldu.
Daha sonra İngiltere’de yapılan bir soruşturma, Rus liderin KGB saldırısını “büyük olasılıkla onayladığını” ortaya çıkardı.
Putin, 2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı’na yaptığı ziyarette ABD’ye yönelik duygularını açıkça ortaya koymuştu.
Putin, “Bir devlet, Amerika Birleşik Devletleri, ulusal sınırlarını her bakımdan aştı” diyerek şikayetini dile getirdi.
Bu, Soğuk Savaş’ın buz gibi bir hatırlatıcısıydı. Aynı zamanda Rusya’nın, ABD’nin Orta Avrupa’daki füze savunma sistemi planına duyduğu öfkenin bir ifadesiydi.
Putin, “Berlin Duvarı’nın taşları uzun süredir hediyelik eşya olarak dağıtılıyor… ve şimdi üzerimize yeni bölücü çizgiler ve duvarlar dayatmaya çalışıyorlar” dedi.
Putin’in askeri güç gösterileri
Putin’in bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin parçası olan ülkelerin Batı yanlısı liderlerini zayıflatmak için askeri güç kullanmaya hazır olduğunu göstermesi uzun sürmedi.
2008’de Rus kuvvetleri, Gürcü ordusunu bozguna uğrattı ve Gürcistan’dan ayrılan iki bölgeyi (Abhazya ve Güney Osetya) ele geçirdi. Bu, Gürcistan’ın o dönemki NATO yanlısı Başkanı Mihail Saakaşvili ile kişisel bir çatışmaydı.
Vladimir Putin, Rus anayasasının üç dönem başkanlık sınırlaması nedeniyle artık başbakandı, ancak halen tüm gücü elinde tutuyordu.
Bugün artık böyle bir sorun yok. Putin 2021’de mevcut sınırlamaları kaldıran bir yasayı geçirdi, bu da doğrudan beşinci, hatta altıncı döneme girebileceği anlamına geliyor.
2024’teki Rusya, eskisine göre oldukça farklı bir ülke.
Rusya’da muhalefetin bitişi
2011 yılındaki parlamento seçimlerinde usülsüzlük yapıldığını savunan binlerce kişi, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana ülkedeki en büyük kitlesel protestoları gerçekleştirdi.
Protesto liderleri arasında 1990’lı yıllarda başbakan yardımcısı olan liberal Boris Nemtsov da vardı. Yükselen bir diğer isim ise, Putin’in Birleşik Rusya Parti’sini “dolandırıcıların ve hırsızların partisi” olarak nitelendiren ve yolsuzlukla mücadele konusunda blog yazıları yazan Aleksey Navalni idi.
Şimdiyse gerçek muhalefet tamamen ortadan kalkmış durumda.
Nemtsov, 2015 yılında Kremlin’i gören bir köprüde vurularak öldürüldü. Navalni, 2020’de sinir gazı zehirlenmesinden kurtuldu, Ocak 2021’de hapse atıldı ve üç yıl sonra öldü. Dul eşi Vladimir Putin’i cinayetle suçladı.
Putin, Ortodoks Kilisesi’nin desteğini aldı ve doğrudan kendisine bağlı Ulusal Muhafızlar’ı (Rosgvardiya) kurdu.
Orduyu itibarsızlaştıran ve sahte haberler yayan kişileri hedef alan suçlar oluşturuldu ve muhalifleri susturmak için yaygın bir şekilde kullanıldı. Artık kamuoyunda muhalif eylemler çok nadiren görülüyor.
Rus basını büyük ölçüde yanlı ve Kremlin tarafından kontrol ediliyor.
Putin, Haziran 2023’te, paralı asker grubu Wagner’in eski lideri Yevgeni Prigojin’in kuvvetlerini Moskova’ya doğru göndermesiyle kısa süreli, silahlı bir isyanla karşı karşıya kaldı. Ancak isyan kısa sürede bastırıldı ve Prigojin daha sonra gizemli bir uçak kazasında öldü.
Başkan Putin Rus ekonomisinin büyük bir bölümünü savaşa odakladı. 2024 yılında bütçe harcamalarının yaklaşık yüzde 40’ı savunma ve güvenliğe ayrıldı.
Ukrayna’daki savaş
Putin’in Ukrayna’daki savaşı Şubat 2022’de değil, 2014’te Ukrayna’nın Kırım yarımadasının ele geçirilmesiyle başladı.
Ukrayna’nın Moskova yanlısı liderinin Kiev’deki şiddetli protestolardan kaçtığı ve fiilen görevden alındığı gün, Rusya Devlet Başkanı gece boyu süren bir toplantının katılımcılarına, “Kırım’ı Rusya’ya geri getirme” zamanının geldiğini söylemişti.
Rusya yanlısı ayrılıkçılar Ukrayna’nın Donbas bölgesini ele geçirdi ve doğuda çatışmalar sekiz yıl boyunca devam etti. Ta ki Putin 2022 yılında Ukrayna’nın seçilmiş hükümetini devirmek ve Kiev’i ele geçirmek amacıyla kuzeyden, güneyden ve doğudan ülkeyi istila etmeye karar verene kadar.
Rus lider, tekrar tekrar savaşı meşrulaştırmaya çalışıyor. Uzun tarihi yazılar yazıyor, konuşmalar yapıyor ve ülkesine giden az sayıdaki yabancı ziyaretçiye nutuk atıyor. Ancak anlattığı tarih, hiçbir muhalefete tahammülü olmayan çarpıtılmış, seçici bir tarih.
Ülkede onlarca yıldır Sovyet baskısının kurbanlarını anmak için çalışan sivil haklar grubu Memorial da yasaklandı.
Grubun kıdemli eş başkanı Oleg Orlov, Putin dönemine ilişkin şu sözleri nedeniyle hapse atıldı: “Faşizm istediler ve başardılar.”
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’da 15-17 Mart’ta yapılacak seçimler öncesinde Rossiya 1 kanalı ve RİA Novosti Haber Ajansı için Dmitriy Kiselev’in sorularını yanıtladı. Rusya’nın nükleer silah kullanmayı düşünüp düşünmediğine ilişkin soruyu yanıtlayan Putin, Ukrayna’da nükleer silah kullanımının gerekmediğini söyleyerek, “Neden kitle imha silahları kullanalım ki? Hiçbir zaman böyle bir ihtiyaç olmadı” dedi.
Rusya’ya yönelik bir saldırı durumunda nükleer silah kullanmaya hazır olduklarını ve Rusya’nın havadan, karadan ve denizden nükleer füze fırlatma imkanlarını ifade eden “nükleer üçlemenin” diğer ülkelerden daha gelişmiş olduğunu ifade eden Putin, “Askeri ve teknik açıdan elbette hazırız” dedi.
Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD’li mevkidaşı Joe Biden’ın “geleneksel siyaset okulunun” bir parçası olduğunu ve ayrıca ABD’nin Rusya-ABD ilişkileri ve stratejik caydırıcılık konusunda birçok başka uzmana sahip olduğunu da sözlerine ekledi. Putin, ABD’nin nükleer güçlerini geliştirdiğini ancak bunun yarın bir nükleer savaş çıkarmaya hazır oldukları anlamına gelmediğini ifade etti.
“Rusya’yı bitireceklerine inandılar”
Putin, kolektif Batı olarak adlandırılan ülkelerin Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı başlatmadan önce kendilerini güçsüz bulduklarını ifade ederek, bazı batılı elitlerin Rusya’yı bölmeye çalıştıklarını ve Ukrayna savaşıyla Rusya’ya yönelik silahlar, yaptırımlar ve Ukraynalı milliyetçiler yoluyla Rusya’yı bitireceklerine inandıklarını dile getirdi.
“Finlandiya ve İsveç üyeliği anlamsız”
Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine yönelik de açıklama yapan Putin, “Ulusal çıkarlarını korumak açısından kesinlikle anlamsız bir adım” dedi. Finlandiya ve İsveç sınırına askeri birlik ve saldırı sistemleri konuşlandırılacağını bildiren Rus lider, “Orada askerimiz, saldırı sistemlerimiz yoktu ancak artık olacak” ifadesini kullandı.
Rus lider, Finlandiya’nın Rusya ile yakınlaşmayı reddederek NATO’ya katılma kararının güvenlik açısından durumu iyileştirmediğini bildirerek, “Her halükarda güvenlik durumunu hiçbir şekilde iyileştirmiyor. Ne ikili ilişkilerde ne Avrupa’da” dedi.
Finlandiya’nın bazı bölgelerinde Rus rublesinin kullanılması
Helsinki ve Finlandiya-Rusya sınırına yakın bölgelerde Rus rublesinin kullanılmasına değinen Putin, “Biliyorsunuz bu bir iç mesele. Ancak son yıllarda Rus rublesi Helsinki ve sınıra yakın bölgelerdeki marketlerde kabul ediliyor. Ne istiyorsanız ruble ile alabiliyorsunuz. Bu ekonomik açıdan iyi bir şey” dedi.
Putin’den Almanya’nın Kırım Köprüsüne saldırı ihtimaline “fantezi” yorumu
Rusya Devlet Başkanı Putin, Alman subaylarının Ukrayna’ya destek görüşmelerini içeren telekonferansın sızdırılması olayına değindi. Vladimir Putin, Alman subayların Kırım Köprüsü’ne saldırma ihtimaline yönelik spekülasyonlarının Rusya’yı korkutmak amaçlı olduğunu ancak bunun “fanteziden” başka bir şey olmadığını kaydederek, “Her şeyden önce hayal kuruyorlar. Kendilerini cesaretlendiriyorlar. Ayrıca bizi korkutmaya çalışıyorlar” dedi.
“Ukrayna ile müzakerelere hazırız”
Rusya’nın Ukrayna ile müzakereye hazır olduğunu söyleyen Putin, “Ukrayna ile görüşmelere hazır mıyız? Evet, hazırız. Ancak, yalnızca sahadaki gereklere dayanan müzakerelere hazırız. Çatışmayı barışçıl yollarla çözmek istiyoruz, ciddi bir müzakereye hazırız. Ancak bunun düşmanın yeniden silahlanmak için istediği bir duraklama olmadığını, Rusya için güvenlik garantileri içeren ciddi bir görüşme olduğunu açıkça anlamalıyız” dedi.
“Yabancı askerlerin Ukrayna’daki varlığının savaş alanındaki durumu değiştirmeyeceğinden eminim”
Yabancı askerlerin Ukrayna’daki varlığı ihtimalinin ve Ukrayna’ya Batı’dan güvenlik yardımı yapılmasının savaş alanındaki çatışmanın gidişatını şekillendirmeyeceğini aktaran Rus lider, “Mesele şu ki Batılı askeri personel bir süredir Ukrayna’da bulunuyor, hatta darbeden önce de bulunuyorlardı. Ancak yabancı ülkelerin resmi askeri birliklerinden bahsediyorsak, bunun savaş alanındaki durumu değiştirmeyeceğinden eminim. En önemlisi de bu. Tıpkı silah yardımının hiçbir şeyi değiştirmediği gibi” açıklamasını yaptı.
Putin, Polonya’nın Ukrayna’ya asker göndermesi durumunda Ukrayna’dan ayrılmayacağını, aksine kendisine ait olduğunu iddia ettiği toprakları geri almak istediğini sözlerine ekleyerek, “Çünkü geri dönmek isteyecekler. Bunun hayalini kuruyorlar, tarihi olarak kendilerine ait olduğunu düşündükleri için buralara dönmek istiyorlar. Eğer Polonya birlikleri o bölgelere girerse, ayrılmaları pek mümkün değil” ifadelerini kullandı.
ABD-Birleşik Krallık yapımı füzelerin Ukrayna’ya gönderilmesinin savaş alanındaki durumu değiştirmeyeceğini kaydeden Rus lider, “ABD-Birleşik Krallık yapımı füzeleri kullanıyorlar. Evet bizde yalnızca hasara neden oluyor. Ancak gerçekte bu durum savaşın gidişatını ve karşı taraf için kaçınılmaz sonuçları değiştirmez” dedi.
“Batı’yı bölmeye yönelik herhangi bir girişimde bulunmayacağız”
Rus lider, Batı’yı bölmeye çalışmadıklarını sözlerine ekleyerek, “Batı’yı bölmeye yönelik herhangi bir girişimde bulunmayacağız, onlar bunu kendileri başarıyla yapacaklardır. Ancak elbette çıkarlarımıza saygı duyulmasını sağlamak için çaba göstereceğiz” dedi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın iç siyaset sürecine hiçbir ülkenin dahil olmasına izin vermeyeceklerini dile getirerek, “Bunu defalarca ifade ettik. Kimsenin bunu yapmasına izin vermeyeceğiz” dedi. – MOSKOVA
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Federal Meclis’te bugün Ukrayna’daki savaş, Batılı ülkelerle yaşanılan sorunlar ve birçok konuda açıklamalarda bulundu. Rus ordusunun modern silahlar üretme konusunda başlattığı adımların sonuçlarının günümüzde alındığını vurgulayan Putin, “2018 yılındaki konuşmamda bahsettiğim silahlanma alanındaki çalışmaların hepsi tamamlandı ya da tamamlanmak üzere. Bu operasyonla birlikte (Ukrayna’daki çatışmalar), Rus Silahlı Kuvvetleri’nin savaş kabiliyeti katbekat artmıştır. Tüm yönlerde birlikler güvenle ilerlemekte ve toprakları özgürleştirmektedir. Kinjal ve Zircon hipersonik füze sistemleri halihazırda savaşta aktif olarak kullanılmaktadır. Avangard kıtalararası balistik füze birimleri ve diğer tüm yeni ve teknolojik silahlarımız savaş görevindedir. Güvenilirliği teyit edilen bu silahlarla birlikte stratejik nükleer kuvvetler de hazır durumdadır” dedi.
“Dünyayı korkuttukları her iddia nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor”
Silahlanma anlamında büyük bir aşama kaydettiklerini ve ellerinde Batılı ülkeleri vurabilecek silahların bulunduğunu söyleyen Putin, “Yabancı ülkeler vurulması gereken ‘hedefleri’ kendileri seçiyor ve Ukrayna’ya asker göndermekten de bahsetmeye başladılar. Müdahalede bulunan ülkelerin karşılaşacakları sonuçlar çok trajik olacak. Onların topraklarındaki hedefleri vurabilecek silahlara sahibiz. Batı, Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağını söylüyor. Rusya, Avrupa’ya saldırmayacak. Bu bir saçmalık. Bayağı yalan söylüyorlar” ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelerin Rusya’nın kendilerine saldıracağına yönelik sözlerini provokatif bulan Putin, “Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı gibi icat ettikleri ve tüm dünyayı korkuttukları her iddia gerçekten de nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor. Ancak bu medeniyetin yok olması anlamına gelir” diye konuştu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Ukrayna’ya asker gönderme fikrini destekleyen sözlerine de karşılık veren Putin, “Topraklarımıza asker gönderenlerin akıbetini hatırlıyoruz. Artık müdahaleciler açısından sonuçları çok daha trajik olacak” dedi.
“Uzaya nükleer silahlar yerleştireceğimiz iddiası asılsızdır”
Batılı ülkelerin Rusya’nın uzaya nükleer silah yerleştireceği iddialarına da karşılık veren Putin, “Son günlerde uzaya nükleer silah yerleştireceğimize dair asılsız iddialar daha fazla söyleniyor. Bu tür suçlamalar asılsızdır. Bu bizi müzakerelere zorlama oyunudur. Bu yalnızca ABD’nin çıkarınadır” şeklinde konuştu.
Buna karşı kendilerinin uzayda silahlanmaya karşı bir anlaşma taslağı sunduklarını ancak ABD’nin bu anlaşmayı reddettiğini hatırlatan Putin, “Aynı zamanda 15 yılı aşkındır masalarında bizim bir önerimiz var. 2008 yılında hazırladığımız uzaya silah konuşlandırılmasının önüne geçen taslak anlaşmayı da engelliyorlar. Neden bahsettikleri bile belirsiz” ifadelerini kullandı.
“İsveç ve Finlandiya’ya karşı Batı istikametindeki Rus birliklerini güçlendirmeliyiz”
İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımından sonra Rusya’nın Batı sınırlarında kendi güvenliğini arttırması gerektiğini söyleyen Putin, “NATO’nun şu anki doğuya genişleme hamlesi ve İsveç ile Finlandiya’nın İttifak’a dahil olması nedeniyle oluşan tehditleri etkisiz hale getirmek için stratejik batı istikametindeki gruplarımızı ciddi şekilde güçlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.
“Rus ekonomisi 2023’te küresel ekonomiden daha hızlı büyüdü”
Konuşmasında Batı ile yaşadıkları ekonomik savaşa da parantez açan Putin, Rus ekonomisinin güçlü olduğu vurgusunu yaparak, “Geçen yıl Rusya ekonomisi küresel ekonomiden daha hızlı bir tempoyla büyüdü. Bu göstergeye göre sadece AB’nin önde gelen ülkelerini değil, sözde G7’nin tüm ülkelerini de geride bıraktık. Batı, para birimlerini ve bankacılık sistemini kendisi itibarsızlaştırıyor, bindiği dalı kesiyor. Bu çerçevede satın alma gücü paritesine göre BRICS’in (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) dünya ekonomisindeki payı 2028 yılında yüzde 36,6’ya çıkacak, G7’nin payı ise yüzde 27’8’e düşecek” dedi.
Putin ayrıca Rus iş dünyasına ülke dışına sermayelerini taşımama çağrısında bulunurken, küresel tahıl pazarında Rusya’nın lider konuma yükseldiğini de sözlerine ekledi.
“Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris’te düzenlenen Ukrayna’ya destek konferansının ardından yaptığı konuşmada, Batılı ülkeler arasında Ukrayna’ya asker gönderilmesi konusunda fikir birliği olmadığını, ancak hiçbir şeyin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulamıştı. Macron, “Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız. Amacımıza ulaşmak için elimizden geleni yapmalıyız. Geleceğimizin ne olacağına karar vermek için ABD seçimlerinin sonucunu bekleyemeyiz. Tehlikede olan Avrupa’nın geleceğidir, dolayısıyla karar vermek Avrupalılara kalmıştır” ifadelerini kullanmıştı.
Slovakya Başbakanı Robert Fico ise, “Ukrayna’ya kendi birliklerini göndermeye hazırlanan ülkeler olduğunu doğrulayabilirim, asla diyen ülkeler var, Slovakya da bunların arasında yer alıyor. ve bu teklifin dikkate alınması gerektiğini söyleyen ülkeler de var” demişti. – MOSKOVA
]]>Rusya’da tutuklu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybeden muhalif lider Alexei Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya Fransa’nın Strasbourg şehrinde Avrupa Parlamentosu’nda (AP) konuşma yaptı.
Ekibi ile birlikte bir hafta boyunca cenaze töreninin hazırlığını yaptıklarını söyleyen Navalnaya, “Cenaze, ertesi gün gerçekleşecek. Barışçıl olup olmayacağını veya polisin ona veda etmeye gelenleri tutuklayıp tutuklayamayacağını henüz bilmiyorum” dedi.
“Eşim işkenceye maruz kaldı”
Navalnaya, Ukrayna savaşının acımasız ve sinsi bir savaş olduğunu belirterek tüm dünyanın Ukrayna’nın yardımına koştuğunu ifade etti. Navalnaya, “Ancak 2 yıl geçti, çok fazla tükenmişlik, çok fazla kan, çok fazla hayal kırıklığı var ve Putin henüz hiçbir yere varamadı” dedi. İnsanların artık savaşın varlığına alıştığını kaydeden Navalnaya, bu nedenle “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile anlaşmamız gerekecek” şeklinde konuşmaya başladığını söyledi. Tüm bunların ardından Putin’in eşi Alexei Navalny’yi öldürdüğü ifade eden Navalnaya, eşinin Putin’in emriyle 3 yıl boyunca işkenceye maruz kaldığını, küçük bir hücrede tutulduğunu, aç bırakıldığını ve dünyayla bağlantısı kesildiğini belirtti. Navalnaya, eşinin “cinayetinin” Putin’in her şeyi yapabileceğini ve onunla müzakere edilemeyeceğini gösterdiğini söyledi. İnsanların eşinin ölümü karşısında şoke olduklarını vurgulayan Navalnaya, “Putin’in mağlup edilemeyeceğinden” endişe duyduklarını ifade etti.
“Putin’e yaptırımlarla zarar veremezsiniz”
Putin’i yenmek için farklı yöntemler uygulamak gerektiğine dikkat çeken Navalnaya, Putin’e yaptırımların, kararların ya da ahlak ve kuralların zarar vermeyeceğini belirterek, “Eğer Putin’i gerçekten yenilgiye uğratmak istiyorsanız, yenilikçi olmalısınız. Sıkıcı olmayı bırakmalısınız. Putin’e öncekilerden farklı olmayan başka bir kararla ya da yaptırımlarla zarar veremezsiniz. Ahlakı ve kuralları olan, prensip sahibi bir adam olduğunu düşünerek onu yenemezsiniz” dedi.
“Putin kanlı bir gangster”
“Bir politikacıyla değil, kanlı bir gangsterle mücadele ediyorsunuz” ifadesini kullanan Navalnaya, on milyonlarca Rus’un savaşa ve Putin’e karşı olduğunu, onların eziyet görmemesi gerektiğini belirtti.
Navalanaya, “Putin ülkeme yaptıklarının hesabını vermeli. Putin barışçıl komşu ülkeye yaptıklarının hesabını vermeli. Putin Alexei’ye yaptığı her şeyin hesabını vermeli” şeklinde konuştu.
“Eşim güzel Rusya’nın gelecekte nasıl olacağını asla göremeyecek ancak biz görmeliyiz. Onun kötülüğün sona ermesi ve güzel bir gelecek hayalini gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağım” sözleriyle konuşmasını tamamlayan Navanaya, AP milletvekilleri tarafından ayakta alkışlandı.
Ölüm nedeni belirsiz
Rusya Federal Cezaevi Servisi (FSIN), 47 yaşındaki Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin 16 Şubat’ta tutuklu bulunduğu Yamal Yarımadası’ndaki cezaevinde hayatını kaybettiğini açıkladı. Navalny’nin ölümüne yönelik yapılan ilk açıklamada, “3 No’lu cezaevindeki hükümlü Alexei Navalny, 16 Şubat’ta yürüyüş yaptıktan sonra kendini kötü hissetti ve bilincini kaybetti. Kurumun sağlık çalışanları hızlıca geldi ve ambulans çağrıldı. Hayata döndürme çabaları sonuç vermedi” ifadeleri kullanılmıştı.
Navalny’nin ölüm nedeni ilk olarak “ani ölüm sendromu” şeklinde açıklanırken, Rusya Soruşturma Komitesi kimyasal analiz için bedeninin en az 14 gün daha ailesine teslim edilmeyeceğini belirtmişti. Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya, “zehirlenme izleri kayboluncaya kadar eşinin cesedinin bekletildiğini” iddia etmişti. – STRASBOURG
]]>Putin, Rus devlet kanalı Rossiya-1’a verdiği mülakatta, Ukrayna savaşı ve enerji sektöründeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Putin, Ukrayna meselesine ilişkin yapılan Minsk anlaşmalarının uygulanmadığını ve bu nedenle “özel askeri operasyonu” başlattıklarını söyledi.
Putin, “Barış yöntemlerinden askeri yöntemlere geçiş yaptık ancak yine de çatışmaları barış yoluyla sonlandırmaya çalıştık. İstanbul’da (Ukrayna ile) barış anlaşmasının hususları konusunda mutabakata vardık. Arahamia (Ukraynalı müzakereci) doğru söyledi. Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson üzerinden sergilenen Batı’nın tutumu farklı olsaydı, savaş daha 1,5 yıl önce biterdi ancak onlar bunu istemedi. Bugün istiyorlar mı bilemiyorum. Biz diyaloğa açıyız.” ifadesini kullandı.
Eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a verdiği röportajla ilgili konuşan Putin, “Bizim ve yurt dışındaki izleyicilerin, Ukrayna’da olup biten her şeyin ülkemiz için ne kadar hassas ve önemli olduğunu, düşünce şeklimizi, devletimizi anlamaları önemli. Onlar için bu taktiksel konumlarına yönelik bir gelişmeyken, bizim için bu bir kader, bir ölüm kalım meselesi.” diye konuştu.
Avrupa ve Rusya’nın enerji sektöründe dönüşüm
Enerji alanındaki gelişmeleri de değerlendiren Putin, Batılı ülkelerin Rus gazı almayı bırakarak Rus ekonomisine kalıcı zarar vermeyi hedeflediğini söyledi.
Ancak sürecin bunun aksine geliştiğini anlatan Putin, “Geri dönüşü olmayan sürece giren onlar olmaya başladı. (Avrupa’daki) İmalat sanayi, ABD dahil, daha uygun koşulların yaratıldığı ve enerji kaynaklarının daha ucuz olduğu diğer ülkelere kayıyor. Çünkü doğal gazı sıvılaştırmaları, sonra okyanusa göndermeleri ve sonra yeniden gaz haline getirmeleri gerekiyor. Bütün bunlar ek maliyet ortaya çıkarıyor.” şeklinde konuştu.
Putin, Alman hükümetinin yürüttüğü mevcut politikayla kendi ekonomilerinin geleceğine devasa zararlar verdiğini ifade etti.
Rusya’ya enerji sevkiyatını kısıtladığına dair suçlamalar yöneltildiğine dikkati çeken Putin, “Sürekli Rusya’nın (enerji kaynağı) vermediğini, kısıtladığını söylediler. Biz hiçbir şeyi kısıtlamıyoruz, her şeyi veriyoruz. En güvenilir ortak da Türkler oldu. İşte, TürkAkım üzerinden sevkiyat yapılıyor.” dedi.
Putin, Avrupa’nın Rus gazı alıp almayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğine işaret ederek, “İhtiyaçları varsa alırlar, yoksa biz de onlarsız hallederiz.” ifadesini kullandı.
Putin, Rusya’nın doğal gaz ihracatında artık Avrupa yerine farklı güzergahları tercih ettiğini belirterek, “Sadece konut ve kamu hizmetleri sisteminde değil, aynı zamanda Rusya ekonomisi ve sanayisi için de iç sorunları çözmek amacıyla bu enerji kaynaklarını kullanmak üzere daha fazla çalışıyoruz.” diye konuştu.
Rusya’nın Avrupa’ya daha fazla gaz ihraç ettiği dönemde daha fazla para kazandığını anlatan Putin, “Ancak diğer taraftan enerji sektörüne ne kadar az bağımlı olursak o kadar iyi çünkü ekonominin enerji dışı kısmı eskisinden çok daha hızlı büyüyor.” şeklinde konuştu.
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 1999 yılında iktidara geldiğinden beri çok sayıda Rus muhalif şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.
Özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı 2022 yılında işgal etmesinin ardından Rusya’nın politikalarını eleştiren ve ölen çok sayıda isim var.
Bunlardan biri 2022 yılının Aralık ayında Hindistan’da kaldığı otelde ölü bulunan Rus milyarder Pavel Antov.
Antov’un Ukrayna savaşını eleştiren bir WhatsApp durumu sosyal medyaya yansımış, Antov daha sonra savaşa karşı olduğu iddialarını reddetmişti.
Eylül 2022’de Rus petrol devi Lukoil’in Yönetim Kurulu Başkanı Ravil Maganov, Moskova’da bir hastanenin penceresinden düşerek hayatını kaybetti.
Maganov’un savaşa karşı olduğu biliniyordu.
Birmingham Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Stefan Wolff, yazdığı bir makalesinde, “Putin’in son 20 yıldır mesajı açık, muhalefete göz yumulmayacak, yoksa ölümcül sonuçları olur” ifadesini kullandı.
Wolff’a göre bu taktik çok etkili, çünkü Putin böylece muhalifleri susturduğu gibi içeriden gelecek olan bir güç savaşına karşı da ayakta kalmış oluyor.
Ancak Wolff bu durumun Putin’in yandaşlarına karşı güvensizliğinin ve paranoyasının da artmasına yol açtığı uyarısında bulunuyor.
Putin iktidara geldiğinden beri şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden bazı muhalifler şu şekilde:
Yevgeni Prigojin
Rus paralı asker grubu Wagner’in lideri Yevgeni Prigojin, Ağustos 2023’te bir uçak kazasında hayatını kaybetti.
Prigozhin’in özel jeti, 25 Ağustos’ta Moskova’nın kuzeybatısında düştü. Kaza sonrasında tüm yolcular öldü.
Haziran 2023’te Prigojin’in Putin’e karşı bir isyana liderlik etmesi, ölümünün şüpheli hale gelmesine yol açmıştı.
Prigojin, birliklerine Moskova’ya ilerleme emri vermişti.
Putin ise silahlı isyanını kınadığı Wagner’i “vatan hainliği” ile suçlamıştı.
İsyan, Belarus Cumhurbaşkanı Aleksander Lukaşenko’nun arabulucuğunda sona erdi ve Prigojin’e karşı tüm suçlamaların düşürüleceği açıklandı.
Prigojin, Putin’in önemli bir müttefikiydi; şirketi Wagner, Ukrayna savaşında kilit bir rol oynamıştı.
Ancak Prigojin, Rus ordusunu savaşçılarına karşı uyguladıkları çok sayıda politikadan ötürü eleştirdi.
Prigojin, Haziran ayında sadece 24 saat süren isyana liderlik ettiğinden sonra kamuoyu önünde çok az göründü.
Prigojin, Rusya-Afrika Zirvesi’nin yapıldığı 27 Temmuz’da St. Petersburg’da Afrikalı yetkililerle fotoğraflanmıştı.
Kremlin, kazadan sorumlu olduğuna dair iddiaları reddetti.
Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, uçak düşürme iddialarının “tamamen yalan” olduğunu savundu.
Vladimir Golovlyov
Rusya’nın önde gelen muhalif milletvekillerinden olan Vladimir Golovlyov, 2002 yılında köpeğini Moskova sokaklarında gezdirirken vurularak öldürüldü.
1999 yılında iktidara gelen Putin’in başa geçmesini başta destekleyen Golovlyov, daha sonra Rus lider ile ayrı düşmüş ve Putin’i eleştirmeye başlamıştı.
İktidar tarafından Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra gerçekleştirilen özelleştirmeler sırasında zimmetine para geçirmekle suçlanmıştı.
Golovlyov’un cesedi kafasından vurulmuş bir halde ormanda bulunmuş, görgü tanıklarının kaçan iki kişiye işaret etmesi üzerine suikastın kiralık katiller tarafından gerçekleştirildiği üzerinde durulmuştu.
Sergey Yuşenkov
Golovlyov’un öldürülmesinin üzerinden bir yıl geçmeden aynı partiden olan milletvekili Sergey Yuşenkov, Moskova’daki evinin girişinde 17 Nisan 2003 tarihinde suikasta uğradı.
Golovlyov’un öldürülmeden önce eşbaşkanı olduğu ve muhalefet amacıyla kurulan Liberal Rusya Partisi’nin genel başkanıydı.
Yuşenkov, Çeçen militanların suçlandığı ve Eylül 1999’da gerçekleşen apartman saldırılarını soruşturan parlamento komitesinin başındaydı.
Bu saldırılar, Çeçen gruplara karşı savaşın başlatılmasına sebep olmuştu.
Yuşenkov ise saldırılan Rus gizli servisi tarafından düzenlendiğinden şüpheleniyordu.
Anna Politkovskaya
İnsan hakları ihlallerini haber yapan gazeteci Anna Politkovskaya, 7 Ekim 2006’da süpermarketten evine döndükten sonra Moskova’daki dairesinin önünde vurularak öldürüldü.
48 yaşındaki iki çocuk annesi Politkovskaya’nın öldürülmesi Batı’da büyük tepkiye neden oldu ve Rusya’da çalışan muhabirlere yönelik tehlikelere dikkati çekti.
Araştırmacı gazeteci Anna Politkovskaya, Rusya’nın Çeçenistan’daki insan hakları ihlallerine ilişkin haberleriyle uluslararası ün kazanmıştı.
Beş şüpheli uzun hapis cezalarına mahkum edilse de yıllardır süren soruşturmada, cinayeti kimin planladığı ve kimin talimat verdiği henüz bulunamadı.
2021 yılında dosya kapatıldı.
Boris Nemtsov
Muhalif politikacı Boris Nemtsov, Moskova’da Putin’in ofisinin çok yakınındaki bir binada 27 Şubat 2015’te öldürüldü.
Rusya’da liberal politikaları savunan eski başbakan yardımcısı ve sonrasının muhalif lideri Boris Nemtsov’un kızı Janna Nemtsova, babasının öldürülmesinin siyasi sorumlusunun Vladimir Putin olduğunu söylemişti.
“Babam, Putin’i eleştiren kişilerin en önde geleniydi. Rus muhalefetinin en güçlü ismiydi” diyen Janna Nemtsova, babasının öldürülmesinden sonra muhalefetin lidersiz kaldığını ve herkesin korku içinde olduğunu söyledi.
Nemtsov, 27 Şubat’ta kız arkadaşıyla yürürken Kremlin yakınında vurularak öldürülmüştü.
Putin cinayeti kınamış, katillerin bulunacağını taahhüt etmişti.
Nemtsov, Ukrayna’daki çatışmaların karşısında olması nedeniyle ölüm tehditleri aldığı için yetkililere başvuruda bulunmuştu.
Polis, Eylül ayında Nemtsov’un soruşturma açılması talebini geri çevirmişti.
Boris Nemtsov, Rusya’nın Ukrayna’daki çatışmalara askeri müdahalesini ortaya çıkaracağı tahmin edilen bir rapor hazırlıyordu.
2008 yılında Nemtsov, Putin’e karşı başkanlık yarışına girmeye çalışmış, daha sonra bundan vazgeçerek önde gelen muhaliflerden satranç şampiyonu Garry Kasparov ile bir parti kurmuştu.
Boris Nemtsov cinayetinde suçlanan iki zanlıdan birinin cinayet suçlamasını, baskı ve işkence altında kabul etmek zorunda kaldığı iddia edilmişti.
Aleksender Litvinenko
İngiliz yetkililer, eski bir KGB ajanı ve Putin’in muhalifi Aleksender Litvinenko’nun, 2006 yılında Londra’daki Millennium Hotel’de nadir ve güçlü bir radyoaktif izotop olan polonyum-210 karıştırılmış yeşil çay içtikten sonra 43 yaşında öldüğünü söyledi.
İngiliz soruşturması 2016’da Putin’in muhtemelen cinayete onay verdiği sonucuna vardı. Kremlin olayla ilgisi olduğu iddiasını reddetti.
Kıdemli bir İngiliz yargıç tarafından yürütülen soruşturma, cinayetin muhtemelen Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) tarafından yönlendirilen bir operasyonun parçası olarak, eski ajanın KGB dönemindeki koruması Andrei Lugovoy ve bir diğer Rusya vatandaşı olan Dmitri Kovtun tarafından gerçekleştirildiğini ortaya çıkardı.
Litvinenko, zehirlenmesinden altı yıl önce Rusya’dan İngiltere’ye kaçmıştı.
Organize suçlar alanında uzmanlaşan FSB ajanı Litvinenko, 1998’de Rus oligark Boris Berezovsky’nin suikast sonucu öldürüldüğünü iddia etmiş ve Rus hükümetini suçlamıştı.
1999 ve 2000 yıllarında “görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla iki kez tutuklanıp serbest bırakılan Litvinenko, 2000 yılında İngiltere’ye iltica etmişti.
Aleksander Perepilichnyy
44 yaşındaki Rus, Kasım 2012’de koşuya çıktıktan sonra Londra dışındaki özel güvenlikli bir sitede bulunan lüks evinin yakınında ölü bulundu.
Alexander Perepilichnyy, Rusya’daki kara para aklama sistemine ilişkin İsviçre’de yürütülen bir soruşturmaya yardım ettikten sonra 2009 yılında İngiltere’ye sığındı. Ani ölümü, öldürülmüş olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.
İngiliz polisi, nadir görülen bir zehirle öldürülmüş olabileceği şüphesine rağmen, cinayet ihtimalini dışladı.
Soruşturma öncesi duruşmada, midesinde sarı yasemin bitkisinden gelen nadir ve ölümcül bir zehrin izlerinin bulunduğu açıklandı.
Perepilichny, popüler bir Rus yemeği olan ve kuzukulağı içeren büyük bir kase çorba içmişti. Rusya ilgisi olduğu iddiasını reddetti.
Ölümden dönenler: Sergey Skripal ve kızı
Devlet sırlarını İngiliz istihbaratına aktaran eski bir Rus çifte ajan olan Sergey Skripal ve kızı Yulia, Mart 2018’de İngiltere’deki Salisbury kentindeki bir alışveriş merkezinin dışındaki bir bankta baygın halde bulunmuştu.
İkili durumları kritik halde hastaneye kaldırıldı ve İngiliz yetkililer, onların 1970’ler ve 1980’lerde Sovyet ordusu tarafından geliştirilen bir grup sinir gazı olan Noviçok ile zehirlendiklerini söyledi. Her ikisi de hayatta kaldı.
Rusya, zehirleme olayında rolü olduğu iddialarını reddetti ve İngiltere’nin Rusya karşıtı histeriyi kışkırttığını söyledi.
]]>Almanya’da düzenlenen 60. Münih Güvenlik Konferansı devam ediyor. Ev sahibi Almanya Başbakanı Olaf Scholz, konferansta yaptığı konuşmanın tamamını Ukrayna’daki savaşa ayırdı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük savaşın iki yıldır devam ettiğini belirten Scholz, “Rusya’nın saldırganlığı her gün masum hayatlara mal oluyor. Ukrayna’da insanlar her gün ağlıyor, yas tutuyor ve ölüyor. İşte bu yüzden bugünkü konuşmamı yanı başımızdaki bu savaşa ayırmak istiyorum. Rusya Silahlı Kuvvetlerinin önemli bir kısmı sağlam durumda. Rusya, uzun yıllardır ordusunu bu savaşa hazırlıyor ve her düzeyde yeni tehlikeli silah sistemleri geliştirdi. Rusya ekonomisi uzun süredir savaş modunda. Özgürlük ve demokrasiyi savunan herkes hayatından korkmalıdır. Alexei Navalny’nin Rusya’da cezaevinde öldüğüne ilişkin şok edici haber bunun ne anlama geldiğini bize gösteriyor. Son olarak Putin, cepheye giderek daha fazla asker gönderiyor. Savaşın başlamasından 2 yıl sonra hepimiz kendimize şu soruyu sormalıyız, Putin’e ‘uzun vadede varız’ sinyalini verecek kadar çabalıyor muyuz? Rusya’nın Ukrayna’daki zaferinin ne anlama geleceğini tam olarak bildiğimiz halde yeterince çabalıyor muyuz? O zaman ödemek zorunda kalacağımız siyasi ve mali bedel, bugün ve gelecekte Ukrayna’ya verdiğimiz desteğin tüm maliyetlerinden kat kat daha yüksek olacaktır” diye konuştu.
“Dünyanın en güçlü askeri ittifakı olarak ittifak topraklarımızın her metrekaresini savunabilecek kapasiteye sahibiz”
Scholz, “Rusya’dan gelen tehdit gerçek. Bu nedenle caydırıcılık ve savunma kabiliyetimiz inandırıcı olmalı ve inandırıcı kalmalıdır. Biz Rusya ile NATO arasında bir çatışma istemiyoruz. Bu nedenle savaşın başından beri Ukrayna’nın tüm destekçileri hemfikirdi, Ukrayna’ya kendi askerlerimizi göndermeyeceğiz. Aynı zamanda Putin ve Rus ordusunun da şunu anlaması gerekiyor. Biz dünyanın en güçlü askeri ittifakı olarak, ittifak topraklarımızın her metrekaresini savunabilecek kapasiteye sahibiz. Bunu başarmak için caydırıcılık alanı da dahil olmak üzere NATO’nun Avrupa ayağını güçlendirmeye devam etmemiz önemli” ifadelerini kullandı. Almanya’nın bu yıl ve önümüzdeki yıllarda gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 2’sini savunmaya ayırdığını hatırlatan Scholz, “Caydırıcılığımızın modern ihtiyaçları karşıladığından her zamankinden daha fazla emin olmalıyız” dedi.
“NATO’nun yardım garantisinin göreceli hale getirilmesi sadece Putin gibi bizi zayıflatmak isteyenlerin işine yarar”
Scholz, “Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Atlantik’in her iki yakasında yaklaşan seçimlerin sonucu ne olursa olsun, şu nettir, biz Avrupalılar, şimdi ve gelecekte kendi güvenliğimize çok daha fazla dikkat etmeliyiz. Bunu yapmak için çok istekliyiz” dedi. Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden başkan olması durumunda “yeterince harcama yapmayan NATO ülkelerine yönelik Rusya’nın herhangi bir saldırısını engellemeyeceği” şeklindeki tepki çeken ifadelerini işaret eden Scholz, “NATO’nun yardım garantisinin göreceli hale getirilmesi sadece Putin gibi bizi zayıflatmak isteyenlerin işine yarar” şeklinde konuştu.
“Güvenlik olmadan geriye kalan her şey, bir hiçtir”
Güvenlik için yapılacak harcamaların farklı yerlere yapılacak yatırımları geciktirebileceğine değinen Başbakan Scholz, “Aynı zamanda güvenlik olmadan geriye kalan her şey, bir hiçtir. Ancak hepimiz dayanışma içinde ve uzun vadeli olarak gerekli fonları sağlarsak savunma sanayimiz güvenilir bir şekilde üretimini arttıracak ve böylece güvenliğimize de katkıda bulunacaktır. Sonuçta kıtamızdaki en büyük güvenlik tehdidinden, Avrupa’daki bir savaştan bahsediyoruz. Ancak burada inandırıcı olursak Putin de şunu anlayacaktır, Moskova’nın dikte ettiği bir barış olmayacak, çünkü buna izin vermeyeceğiz” dedi.
Scholz, “Rusya savaş hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı. Putin, Kiev’i iki hafta içinde almak istiyordu. İki yıl sonra Ukrayna, Rus işgali altındaki toprakların yarısından fazlasını kurtardı. Rusya, Karadeniz’in batısında kontrolünü kaybetti. Tüm bunlar her şeyden önce Ukrayna Silahlı Kuvvetleri sayesinde oldu. Cesaretlerine ve zorlukla kazandıkları başarılarına büyük saygı duyuyorum. Ancak hepimizin desteği de buna katkıda bulunmuştur. Bu, şimdi vazgeçmememiz ve bu yolda kararlılıkla devam etmemiz için bir teşvik olmalıdır. Almanya tam da bu konuda kararlı ve aynı zamanda üzerine düşeni yapmaya kararlı” ifadelerini kullanarak konuşmasını tamamladı. – MÜNİH
]]>Avrupalı liderlerden Rus muhalif Navalny’nin ölümüne ilişkin açıklamalar
MOSKOVA – NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin tutuklu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybetmesinin ardından yaptığı açıklamasında, “Tüm gerçeklerin ortaya konması gerekiyor. Rusya’nın cevaplaması gereken sorular var. Navalny, uzun yıllar boyunca özgürlüğün ve demokrasinin güçlü sesi oldu” dedi.
Rusya Federal Cezaevi Servisi (FSIN), 47 yaşındaki Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin tutuklu bulunduğu Yamal Yarımadası’ndaki cezaevinde yaşamını yitirdiğini açıkladı. Navalny’nin ölümüyle ilgili yapılan açıklamada, “3 No’lu cezaevinde hükümlü Aleksey Navalny, 16 Şubat’ta yürüyüş yaptıktan sonra kendini kötü hissetti ve bilincini kaybetti. Kurumun sağlık çalışanları hızlıca geldi ve ambulans çağrıldı. Hayata döndürme çabaları sonuç vermedi. Acil servis doktorları Navalny’nin ölümünü raporladı. Ölüm nedeni tespit edilmeye çalışılıyor” denildi. Rus muhalifin ölümünün açıklanmasının ardından Avrupalı politikacılar da açıklama yaptı.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin ölümüne ilişkin, “Rusya’dan gelen haberler karşısında üzgün ve endişeliyim. Tüm gerçeklerin ortaya konması gerekiyor. Rusya’nın cevaplaması gereken sorular var. Navalny, uzun yıllar boyunca özgürlüğün ve demokrasinin güçlü sesi oldu. Bugün, duygu ve düşüncelerim ailesi ve sevdiklerinin yanında ve Navalny’nin uzun yıllar yaptığı gibi demokrasi, özgürlüğe inan herkesi desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Rusya’nın yanıtlaması gereken ciddi sorular olduğunu sözlerine ekleyen Stoltenberg, “Rusya’nın giderek daha otoriter bir güç haline geldiğini ve muhalefete karşı uzun yıllar boyunca baskı uyguladığını gördük, görüyoruz” dedi.
“Cesaretinin bedelini hayatıyla ödedi”
Almanya Başbakanı Olaf Scholz ise Rus aktivistin “cesaretinin bedelini hayatıyla ödediğini” söyledi.
AB Konseyi Başkanı Charles Michel, sosyal medya paylaşımında demokrasi ve özgürlük değerleri için mücadele ettiğini kaydederek, “İdealleri uğruna en büyük fedakarlığı yaptı. AB, bu trajik ölümden yalnızca Rus rejimini sorumlu tutmaktadır. Ailesine ve dünyanın dört bir yanında en karanlık şartlarda demokrasi için mücadele edenlere en derin taziyelerimi sunuyorum. Mücadele edenler ölür ancak özgürlük için mücadele asla sona ermez” ifadelerini kullandı.
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da Navalny’nin hayatı boyunca inanılmaz bir cesaret sergilediğini dile getirerek ölümünün ise “korkunç bir haber” ifadesini kullandı.
“Rusya sorumludur”
ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Münih Güvenlik Konferansı’nda gerçekleştirdiği konuşmasında Navalny’nin bir Rus hapishanesinde hayatını kaybetmesine ilişkin haberini “korkunç bir haber” olarak nitelendirerek, “Elbette korkunç bir haber. Eğer doğrulanırsa Putin’in acımasızlığının bir başka işareti olacaktır. Anlattıkları hikaye ne olursa olsun, açık olalım: Rusya sorumludur” dedi.
“Putin tarafından öldürüldü”
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ise, Rus muhalifin Putin tarafından öldürüldüğünün “aşikar” olduğunu kaydederek, “Putin hesap vermeli” dedi. Zelenskiy, “Açıkçası, işkence gören diğerleri gibi Putin tarafından öldürüldü” ifadelerini kullandı.
“Navalny’nin sürgündeki ölümü Putin rejiminin gerçekliğini gösteriyor”
Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Rus muhalif Navalny’nin “Rus zulmüne yönelik direnişini hayatıyla ödediğini” dile getirerek, “Navalny’nin sürgündeki ölümü Putin rejiminin gerçekliğini gösteriyor” dedi.
Çekya Dışişleri Bakanı Jan Lipavsky, Putin’e karşı mücadele ettiği için hapse atılan ve işkenceye uğrayarak hayatını kaybeden bir adamın anısını onurlandırma çağrısında bulundu.
]]>“RUSYA’YI YENİLGİYE UĞRATMAK İMKANSIZ”
Rus lider, “Şu ana kadar Rusya’yı savaş alanında stratejik bir yenilgiye uğratma yönünde gürültü ve çığlıklar vardı. Ama şimdi görünüşe bakılırsa bunu başarmanın, eğer mümkünse, çok zor olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bana göre öyle, imkansız.” dedi.
“SAVAŞI DURDURMAK İSTİYORSANIZ SİLAH TEDARİKİNİ BIRAKIN”
Putin, Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta haklı olduğunu tarihi gerekçelerle uzun uzun anlatırken, Washington yönetimine, “Eğer gerçekten savaşı durdurmak istiyorsanız, silah tedarikini bırakmanız gerekir.” diye seslendi.
İSTANBUL’DAKİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DE DEĞİNDİ
Ukrayna’daki savaşın ikinci yılının geride kaldığı günlere denk gelen röportajda Putin, Rusya ve Ukrayna’nın “er ya da geç” anlaşmaya varacağını söyleyerek, müzakere yolunun açık olduğuna da işaret etti. Ukrayna ile Rusya arasında Türkiye’nin arabuluculuğu ile İstanbul’da yapılan barış görüşmelerine birçok kez değinen Putin, İstanbul görüşmelerinde mutabakata varılan kararların uygulanması durumunda savaşın çoktan bitmiş olabileceğini, ancak ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin vazgeçirmesiyle Ukrayna’nın geri adım attığını iddia etti. NATO’nun genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
“NATO GENİŞLERSE HER ŞEY SOĞUK SAVAŞ SIRASINDAKİYLE AYNI OLACAK”
Rus lider Vladimir Putin, iki saatten fazla süren röportajda, NATO’nun 1990’ların başından bu yana yürüttüğü genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koydu. NATO’nun genişlemesine gerek olmadığını savunan Putin, “NATO genişlerse her şey Soğuk Savaş sırasındakiyle aynı olacak, yalnızca Rusya sınırlarına daha yakın olacak. Bu kadar.” ifadelerini kullandı. Vladimir Putin, ABD’nin bu konuda verdiği sözü tutmadığını söyleyerek, “NATO’nun, doğuya doğru genişlemeyeceğine dair sözünüz vardı ama bu 5 kez gerçekleşti.” dedi.

“POLONYA’NIN İŞGALİ SÖZ KONUSU DEĞİL”
Carlson’ın sorusu üzerine Putin, Moskova’nın bölgedeki diğer NATO üyesi ülkelerin (Polonya ve Letonya) veya genel olarak Avrupa kıtasının Rusya tarafından işgalinin söz konusu olmadığını belirtti.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİYLE İLGİLİ DE KONUŞTU
ABD’nin Ukrayna’ya silah desteğinde bulunmasından dolayı ABD Başkanı Joe Biden ile “konuşacak hiçbir şeyi olmadığını” söyleyen Putin, kasımda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde yeni bir başkanın seçilmesinin de “elitlerin Rusya’ya karşı tutumunu değiştirmeyeceğini” anlattı. Rus lider, küresel güç dengesindeki değişim nedeniyle uluslararası hukukun da değişmesi gereğine değindi. Putin, tutuklu Wall Street Journal (WSJ) muhabiri Evan Gershkovich konusunda da “anlaşmaya varılabileceğini” kaydetti. Bu konuyu çözmek istediklerini belirten Putin, “Ancak özel servis kanallarında tartışılan bazı terimler var. Anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum” dedi. Putin, Gershkovich’in, “komplo kurarak gizli şekilde bilgi topladığını” ve yaptığının “tam olarak casusluk” olduğunu, bununla birlikte iki taraf heyetlerinin bu konuyu çözme yolunda ilerlediğini belirtti.
RÖPORTAJ ABD MEDYASINDA GÜNDEM OLDU
FOX haber kanalından ayrıldıktan sonra gazetecilik faaliyetini sosyal medya platformu X’te devam ettiren Tucker Carlson’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le röportaj yapacağını duyurması ABD medyasında gündem oldu. Carlson’a konuşmayı kabul eden Putin, 2019’dan bu yana Batı medyasında ilk defa röportaj vermiş oldu. Tucker Carlson’ın söz konusu röportajı hakkında bazı Avrupa ve ABD medyasında eleştiriler yer alırken, Amerikalı gazeteci Putin’in propagandasını yapmakla suçlandı.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>