ABD’nin Portsmouth Tersanesi’nde 7 Temmuz 1944’te 94 metre boyunda, 8,5 metre eninde, 2 bin ton ağırlığında ve 4,5 metre draftında inşa edilen “TCG Uluçalireis” zayıf ve uzun, çevik ve dayanıklı bir balık türünden aldığı “USS Thornback” adıyla denize indirildi.
Savaşın ve mücadelenin içine doğan denizaltı, Haziran 1945’te harp karakolu yapmak için ilk seyrini icra etmek üzere Pearl Harbour Limanı’ndan ayrılarak Japonya açıklarında gelen bir emir üzerine İkinci Dünya Savaşı’na katıldı.
“Guppy IIA” tadilatı görerek 1946 yılında daha da güçlenen, 2 Temmuz 1971’de ABD’nin Charleston kentinde yapılan devir teslim töreninde Türk sancağı çekilerek Türk Deniz Kuvvetlerine katılan denizaltıya, Kılıç Ali Paşa namıdiğer Kaptanıderya Uluç Ali Reis’in adı verildi.
Denizaltı, 1548’den itibaren büyük Türk denizcisi Turgut Reis’in yanında deniz akınlarında yer alan, 1571’de İnebahtı Savaşı’ndan tek gemi kaybetmeden ve düşmana ağır zayiat vererek çıktığı için Padişah 2. Selim tarafından adı Kılıç Ali olarak değiştirilen, Endülüs’teki Müslümanları Haçlı zulmünden kurtarma faaliyetine katılan, 1574’te Tunus’u fethederek bu ülkeyi İspanyol nüfuzundan kurtaran, 16 yıllık kaptanıderyalığında Türk Donanmasını cihanın en büyük deniz gücü olarak muhafaza eden Uluç Ali Reis’in ismiyle anılmaya başlandı.
Türk sancağı ile ilk dalışını 53 yıl önce yaptı
“TCG Uluçalireis”, Türk sancağı ile ilk dalışını 3 Temmuz 1971’de Atlantik Okyanusu’nda gerçekleştirdi. Donanmaya katılışı 3 Mayıs 1972’de Donanma Komutanı şehit Oramiral Kemal Kayacan tarafından yapılan denizaltı, 1974 yılı Denizkurdu-2 Tatbikatı’nın son safhasında Girit’in kuzeyinden harekete geçerek Kıbrıs Barış Harekatı’na iştirak etti.
1972, 1973 ve 1996 yıllarında torpido atış birincisi olan “TCG Uluçalireis”, 1990 yılı Denizkurdu-1 Tatbikatı’nda su altında hiç yakalanmadan en çok hücum geliştiren denizaltı olarak takdir edildi.
“TCG Uluçalireis” 1645’inci ve son dalışını 30 Mayıs 2000’de Kuzey Ege’de yaptı ve 8 Ağustos 2000’de hizmet dışına ayrıldı.
29 yılda 1645 dalış gerçekleştirdi
Türk Deniz Kuvvetlerindeki 29 yıllık hizmeti süresince 37 milli tatbikata ve 9 NATO tatbikatına katılan “TCG Uluçalireis”, 12 cephe ve 7 rotasyon görevi icra etti. Gemi ayrıca, 160 torpido atışı gerçekleştirdi, birçok mayın döküş eğitimi, SAT-denizaltı müşterek eğitimi, kurtarma gemisi-denizaltı müşterek eğitimi icra etti ve 1645 dalış yaptı.
Gölcük Tersanesi’nde 2001 yılında havuzlanarak kapsamlı bakıma alınan “TCG Uluçalireis” Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca Türkiye’de bir ilk gerçekleştirilerek ülkenin ilk denizaltı müzesi olarak tadil edildi.
Kapsamlı restorasyona 2 Mart 2022 itibarıyla alınan, yaklaşık bir yıl süren restorasyon faaliyetleri neticesinde Türkiye’nin ilk denizaltı müzesi olan “TCG Uluçalireis”, şehit denizaltılar Dumlupınar ve Atılay’ın ebedi istirahatgahı olan Çanakkale sularında Çanakkale Deniz Müzesi’nde nöbetine başladı.
“Ziyaret etmeye başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz”
Çanakkale Deniz Müzesi Komutanı Albay Serhan Aras, yaptığı açıklamada, 1944’te ABD’de inşa edilen “TCG Uluçalireis”in son derece görkemli bir deniz aracı olduğunu söyledi.
“TCG Uluçalireis”i, 18 Mart’ta yüce Türk milletinin teveccühüne sunmak üzere heyecanlı bir hazırlık içinde olduklarını dile getiren Albay Aras, şu bilgileri aktardı:
“Denizaltımız son bir yıl içinde restorasyona alındı. 1971 yılında Deniz Kuvvetlerine katılan denizaltımız, 2000 yılında hizmet dışına ayrıldı. Tam 29 yıl Türk Deniz Kuvvetlerine hizmet vermiş bir denizaltıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla geçtiğimiz bir yıl içinde müze haline getirmek üzere denizaltımızı tekrar restorasyona aldık. Türkiye’nin ilk denizaltı müzesinden bahsediyoruz. Bir yıl süren restorasyonun ardından 18 Mart’ta Çanakkale sularında ziyarete açacağız. Atılay ve Dumlupınar denizaltılarının anısına, bir anıt statüsünde burada ziyaret etmeye başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz.”
]]>Mimar Sinan’ın ustalık eseri olarak adlandırdığı Selimiye Camisi, zamanı aşan mimarisi ve görkemiyle Edirne’nin siluetini süsleyen bir inci gibi parlıyor.
UNESCO’nun 2011’de kültürel miras listesine almasıyla dünya çapında daha da tanınan bu eşsiz yapı, Türk-İslam mimarisinin zirvesini temsil ediyor.
Sekiz sütuna dayalı kasnak tekniğiyle inşa edilen cami, tek bir kubbe altında bulunan muazzam bir sanat eseri olarak öne çıkıyor. Camide 85 metrelik minareler, hünkar mahfili, mermer minber ve her yere donatılmış çiniler yer alıyor.
Kente gelenlerin önce küçük bir cami olarak gördüğü Selimiye, yaklaşıldıkça büyüklüğü ve ihtişamıyla gözleri kamaştırıyor. Osmanlı Sultanı II. Selim’in emriyle yapılan yapı, Mimar Sinan’ın ustalığının doruğunu temsil ediyor.
1569 yılında temeli atılan ve 6 yıl süren yapım aşamasının ardından 1575’te ibadete açılan Selimiye Camisi, sadece bir ibadet alanı değil, aynı zamanda insanlığın mimari mirasına değerli bir katkı olarak öne çıkıyor.
Kubbesinden minaresine, akustiğinden süslemelerine kadar her yönüyle her ziyaretçiin büyük beğenisini kazanıyor.
-“Selimiye yaklaşık 5,5 asırlık bir hikayedir”
Sinan ve Selimiye Camisi Vakfı (SİSEV) Genel Müdürü ve Trakya Üniversitesi Serbest Öğretim Görevlisi Yüksek Mimar Mehmet Ali Esmer, AA muhabirine, Selimiye’nin yapıldığı dönemde ibadethane olmasının yanı sıra eğitim merkezi ve şehrin sorunlarının konuşulduğu bir toplanma alanı olarak da hizmet verdiğini söyledi.
O dönem kamu yapılarından birçok amaçla faydalanıldığını belirten Esmer, “Selimiye’ye o açıdan bakarsak en büyük kapalı toplanma alanıdır. Selimiye Camisi Türklerin beş büyük devlet bir büyük millet idealidir, yani Karahanlılar’dan başlayan bir serüvenin son noktasıdır. Yaklaşık 5,5 asırlık bir hikayedir Selimiye Camisi. Türk tarihi açısından bu bakımdan çok önemlidir.” dedi.
Esmer, Selimiye Camisi’nde köşelerde görülen kürsülerin caminin yapıldığı dönemde bilim kürsüsü olarak kullanıldığını, üniversitelerdeki “kürsü”nün buradan geldiğini dile getirdi.
Selimiye Camisi’nin en büyük kubbeye sahip cami olma özelliğiyle, tek mekan algısı yaratan bir görünümünün olduğunu ifade eden Esmer, “Sinan bunu yaparken tabii ki çok büyük matematik hesapları yaparak, çok bilimsel çalışarak akustik hesabını yapıp havalandırmasına kadar deprem hesaplarına kadar mükemmel bir şekilde çözümleyip her sorunu halledip bu yapıyı gerçekleştirmiş.” diye konuştu.
“Yapıdaki bütün oranlar doğal oranlardır”
Esmer, caminin en büyük özelliklerinden birinin de üzerine binen yükü azaltan iskelet sistemi olduğunu vurguladı.
Kubbe yükünün sekiz kolla dağıtıldığını ifade eden Esmer, şunları kaydetti:
“Bunların dört kolu payandalara, yanlardaki o ikişerli payandalara, diğer dört kol da minarelerin altına iner. Minareler aslında sadece gösteriş amaçlı değil aynı zamanda statik amaçlıdır burada. Yapıdaki bütün oranlar doğal oranlardır. Altın oran ölçülerinde çok iyi kullanmıştır. Bir de Mimar Sinan’ın yapılarına baktığımız zaman uzaktan hepsinin yatayda 52 derecelik bir açı çizdiğini yani bu da kum saatinin kumunu döktüğü zaman doğal olarak aldığı açı biçimidir yeryüzünde. Bu da yapının depreme karşı savunma sistemidir. Bunu da çok iyi kullanmış. Çok iyi gözlemlerin neticesinde ortaya çıkmış bir eserdir Selimiye Camisi. İncelense o kadar çok özellikler detaylarında gizli ki Mimar Sinan’ın ustalığı da imzası da bu detayların altında saklı.”
-“Kabe’deki sembolleri kullanılmış”
Esmer, yazdığı kitap için yaptığı araştırmalarda müezzin mahfilinin orijinal olduğunu gördüğünü belirtti.
Müezzin mahfilinin bulunduğu yere statik ve akustik zorunlulukla yerleştirildiğini anlatan Esmer, “Bu zorunluluğun arkasından da bir Kabe benzetmesi yaparak, Kabe’nin 1/2 ölçüsünü kullanarak, Kabe’deki sembolleri kullanarak, Selimiye Camisi’nin namaz kılınan zeminine yeryüzü anlamı katmış. Yani Kuran’da da yeryüzünün temiz olan her yeri mescittir anlamında bir ayet var.” ifadelerini kullandı.
Dünya mimarisinin zirvesi
Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi İsmet Osmanoğlu da Selimiye’nin dünya mimarisinin zirve noktasını temsil eden yapılardan biri olduğunu söyledi.
Mimar Sinan’ın 4 yarım kubbeli merkezi mekan sistemini geliştirerek Selimiye’de merkezi mekanı tek bir kubbe altında topladığını belirten Osmanoğlu, “Selimiye’de hem merkezi mekan tek kubbede toplandı hem de iç ve dış mimari mekan bütünlüğü sağlanmış oldu. Dünya mimarisi için büyük bir yenilik büyük bir ilerlemedir bu aslında.” dedi.
Osmanoğlu, Mimar Sinan’ın örnek gösterilecek birçok cami inşa ettiğini ancak Selimiye Camisi ile ulaştığı yapının Türk ve dünya mimarisi için büyük bir başarı olduğunu, taşıyıcı sistemi, konstrüksiyonu, yapım tekniği, süsleme sanatları ve işçilik açısından Selimiye’nin mimari açıdan ileri bir noktada olduğuna dile getirdi.
Selimiye’nin restorasyonları
Osmanoğlu, Selimiye’nin 1752 Edirne depreminde zarar görmesi nedeniyle 3. Mustafa döneminde ilk kez restorasyona alındığını anlattı.
Yapının 18. yüzyıldaki restorasyonları sonrası pek çok kez elden geçtiğini ifade eden Osmanoğlu, “1760’lı yıllarda esaslı bir onarım görmüştür. Daha sonraki yıllarda da zaman zaman bakım yapılmıştır. Hatta iç süslemelerinde değişiklikler yapılmıştır. 19. yüzyıla gelindiğinde süslemeler barok süslemelerle değiştirilmiştir. En son onarım ise 1980’de yapılmıştır. Kapsamlı bir restorasyona alınmıştır, kubbedeki tezyinatlar kalem işleri o döneme aittir.” dedi.
Osmanoğlu, Selimiye’de yeni bir restorasyon ihtiyacı sonucu 2021 yılında çalışmalar başlatıldığına dikkati çekti.
Ortaya çıkan yapısal sorunlar ve 1980’deki restorasyonun eksikliklerinin tamamlanması açısından yapının restorasyona alındığını anlatan Osmanoğlu, “Türkiye’de restorasyon çalışmaları çok ileri bir noktaya gelmiştir. Türk restorasyonu bulunduğumuz dönemde dünya sıralamasında da ön sıralardadır. Selimiye Camisi’nde yapılan restorasyon oldukça bilimsel bir restorasyondur ve yapıyı bir 100 yıl daha ileriye taşıyacaktır.” diye konuştu.
]]>Birinci Ulusal Mimarlık Akımının önemli temsilcilerinden Ahmet Kemaleddin Bey tarafından tamamlanan Ankara Palas binası, 1928’de hizmet vermeye başladı.
1975 yılına kadar Vakıflar İdaresine bağlı olarak işletilen, 1976-1982 yılları arasında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından ofis ve sergi alanı olarak kullanılan yapı, 2018’de Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığına devredildi ve tarihinin en büyük restorasyonu gerçekleştirildi.
Müze haline getirilen Ankara Palas binasında, Milli Saraylar koleksiyonlarında bulunan 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar nadide parçaların yanı sıra Cumhuriyet değerlerini yansıtan ve Atatürk döneminde kullanılan eserler de yer alıyor.
Tablolar, saatler, teknolojik araçlar, gümüşler, sofra takımları, yazma ve matbu eserler, Atatürk’ün kullandığı eşyalar, diplomatik hediyeler, Hereke dokumaları, Beykoz camları, Yıldız porselenleri, madalya ve nişanlar, mühür ve sikkeler, hazine koleksiyonundan seçkiler bulunuyor.
Atatürk’ün kullandığı oturma takımı ve çalışma masası, Osmanlı Sultanlarına takdim edilen özel hediyeler, albümler ve Palas’ta kullanılan yemek takımlarıyla kurulmuş yemek masası, müzede öne çıkan eserlerden.
Ankara’nın tarihi yapılarından Ankara Palas Müzesi, yarın kapılarını ziyaretçilerine açacak.
Müze pazartesi günleri hariç 09.00-17.00 saatleri arasında gezilebilecek.
Zemin ve temelde güçlendirme yapıldı
Milli Saraylar Başkanı Yasin Yıldız, açılışı yapılacak müzenin tamamlanan restorasyon sürecine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Yaşı ve kullanımı itibarıyla bina için ciddi bir restorasyon ihtiyacı ortaya çıkmasıyla 2019’un başında çalışmaların başlatıldığını kaydeden Yıldız, binanın zemininde ve temelinde güçlendirme yapıldığını bildirdi.
Restorasyonun yaklaşık 2,5 yıl içinde tamamlandığını belirten Yıldız, restorasyonun ardından 1,5 yıllık sürede ise müze projesi kapsamında salonlardaki tefriş düzeninin gerçekleştirildiğini anlattı.
Müzede, 1200 parça taşınabilir tarihi eser sergilendiğini bildiren Yıldız, çok çeşitli koleksiyonlara ait sergilerin bulunduğunu söyledi.
Yıldız, şunları kaydetti:
“Özellikle Osmanlı döneminden başlayıp Cumhuriyet dönemine kadar ülkemize diplomatik yolla gelmiş pek çok hediyeyi de burada sergiliyoruz. Milli Sarayların envanterinde çok önemli iki royal fabrikamız bulunuyor. Yıldız Porselen ve Hereke fabrikalarının tarihi eserlerinden de bir koleksiyonu bu yılki sergileri olarak buraya getirdik. Bu koleksiyonlar her yıl yenilenecek. Her yıl farklı Milli Saraylar koleksiyonundan hazineler Ankara Palas’la buluşacak. Müzemizin ana teması bu.”
“Atatürk’ün eşyaları özgün düzeninde görülebilecek”
Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarına tanıklık eden Ankara Palas’ta başta Atatürk’ün kullandığı eserlerin bir bölümünü de ziyarete açtıklarını ifade eden Yıldız, “Atatürk’ün gerek şahsi eşyaları gerek buradaki etkinliklerde kullanmış olduğu mobilyaları ziyaretçilerimiz özgün düzeninde görebilecek.” dedi.
Yıldız, müze bünyesinde 200 kişilik konferans salonu, çocuk atölyesi, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin istifade edebileceği kültürel ve tarihi miras, mimari sanat tarihi alanlarında yaklaşık 7 bin eserden oluşan bir kütüphane bulunduğu bilgisini verdi.
“Yarından itibaren müzemiz, Ankaralılar, yerli ve yabancı turistlerin hizmetinde olacak.” diyen Yıldız, “Ramazan Bayramı sonuna kadar bu müzeyi Ankaralılarla ücretsiz olarak buluşturmayı düşünüyoruz.” dedi.
]]>Burak KESKİNCİ/ BEYOĞLU’ndaki Ceneviz Surları’nın Harup Kapı bölümü üzerinde bulunan yaklaşık 700 yıllık tarihi kitabenin, İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nca 2019’da İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne taşınmasına karar verildi. Hırsızlığa karşı demir bir kafeste tutulan kitabe, önündeki dar yoldan geçiş yapan araçlar sebebiyle tahrip olma riskiyle karşı karşıya. Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Mimar Serhat Şahin ” Cenevizlilerden kalan bire bir buçuk metrelik anıtsal değeri olan kitabe maalesef kötü durumda. Burayla ilgili kararı ilgili koruma kurulundan aldırmıştık, mevcut durumundan dolayı İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılması, yerine replikasının konulması kararı alınmıştı. Restorasyonda bu müdahale maalesef yapılmamış” dedi. İBB’den yapılan açıklamada; Ceneviz surlarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmasına devam edildiği ve replikanın henüz hazır olmadığı ifade edildi.
Beyoğlu’nda Galata Kulesi’ne yakın bir bölgede bulunan, Yanıkkapı Sokak’ta yer alan yaklaşık 700 yıllık Ceneviz armalı tarihi kitabe; hırsızlık ve çevresel tahribattan korunması için uzun bir süredir demir kafeste tutuluyor. Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği’nin de başvurusuyla 2019 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nca Ceneviz Surları’nda yer alan tarihi kitabenin replikasının yapılarak; orijinal eserin İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılmasına karar verildi. Alandaki restorasyon çalışmaları ve İstanbul Restorasyon Konservasyon Merkez ve Bölge Laboratuvarı’nda hazırlanacak replika kitabenin aynı noktaya yerleştirilmesi işlemlerinin ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce gerçekleştirileceği öğrenildi. Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Mimar Serhat Şahin, alanda İBB ekipleri tarafından yaklaşık bir yıl önce gerçekleştirilen restorasyon çalışması sonrasında eser aynı yerinde muhafaza edilirken, kapı ve eser çevresindeki demir korkuluk, gergi ve statik destek ekipmanları da genişletildi belirtti. Daha önce; küçük bir çerçeve içerisinde bulunan kitabenin; çevresindeki demir çerçeve de büyütüldü. Çevre sakinleri ise dar bir sur kapısında yer alan kitabenin, altından geçen araçlar sebebiyle olası bir kaza veya sürtmede, tahribata uğrama riskine vurgu yaptı. Yakınında, metro istasyonunun da yer aldığı, surların bulunduğu nokta otopark olarak da kullanılıyor. Tarihi eserin yer aldığı alan havadan da görüntülendi. İBB’den yapılan açıklamada, Ceneviz surlarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmasına etaplar halinde devam edildiği ve replikanın henüz hazır durumda olmadığı, hazır olduğunda orijinal kitabenin müzeye taşınacağı belirtildi. Taşınma tarihi ve demir çerçevenin genişletilmesi hakkında ise bilgi verilmedi.
“RESTORASYONA RAĞMEN KÖTÜ DURUMDA”
Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Mimar Serhat Şahin, “Maalesef restorasyon yapılmasına rağmen kötü durumda. Gerekli ilgi gösterilmemiş gibi. Biz, Mimari Restorasyon ve Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı olarak ilgili koruma kurulundan karar aldırdık. Mevcut kötü durumundan dolayı İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılması yerine replikası konulması kararını aldırdık. Restorasyon yapıldığı sırada bu müdahale maalesef yapılmamış. Önemi şurada dediğimiz gibi 700 yıllık bir kitabeden bahsediyoruz” şeklinde konuştu.
“ÇEVRESİNDEKİ KÖTÜ ŞARTLARDAN DOLAYI KARAR ALDIRDIK”
Kitabe hakkında bilgi veren Şahin, “Ortasında, Genoa’nın kurucu meleği Aziz George’un hacı var, her iki tarafında da Doria ve Meruda ailelerinin imtiyazlarını gösteren armaları bulunmakta. 2863 Sayılı Koruma Kanunu’muza göre böyle evrensel değere sahip tarihsel belge niteliğindeki bir kitabe, kapının uluslararası tüzüklere göre koruma altına alınması gerekiyor. Maalesef mevcudiyet, yakın çevresindeki kötü şartlardan dolayı 2019 yılının başında bu kararı aldırdık. İnşallah yetkililerimiz tarafından durum tekrar gözden geçirilir ve Yanıkkapı dediğimiz bu bölgedeki tek olduğunu söylediğimiz eser de, koruma ilkeleri gereği İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılır” diye konuştu.
“ARMA MEVCUT MÜHENDİSLİK METOTLARIYLA KALDIRILABİLİRDİ”
“Evrensel değerlere sahip bir kitabeden bahsediyoruz” ifadesini kullanan Şahin, “Mevcut şartlarla durumun uygun olmadığını söyleyebiliriz. Yapılan restorasyon çalışmalarında, tabi projeye uygun olarak kararlar alındı; ilgili koruma kurullarında alındı, müdahale şekilleri yakın çevresiyle birlikte kurullardan geçirildi. Böyle bırakılmamalıydı. Eğer böyle bir restorasyondan geçilseydi, mevcut statik sorunları da halledilip bu arma mevcut mühendislik metotlarıyla kaldırabilirdi. Kaldırılmaması tercih edilmiş. Tabi yapılsa, biz altyapısını da hazırlamıştık, koruma kurullarından geçirdik. Bu yapılabilirdi, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin yetkileriyle konservasyonu, replikası yapılıp, halka açılabilirdi” dedi.
“ÇALINMAYA DA MÜSAİT”
Alandaki çalışmalarla ilgili konuşan Şahin, “Yapılan uygulamalar; biz her zaman söylüyoruz, halk dilinde konuşalım; çamaşır suyundan çıkmış gibi. Derz dolgu ile yapılan restorasyon tam bir restorasyon değil. Bazı özgün malzemeleri de yeni yapılan malzemelerle, dolgu malzemeleriyle kullandığınızda özgün malzemeyi kaybediyorsunuz. Tabi bunun mevcut yerinde durması tercihimiz olurdu. Mevcut kültürel altyapımız ise buna uygun değil. Hala yerinde duruyor maalesef. Armaları ve kabartmaları da kötü hale geliyor. Çalınmaya da kötü müdahaleye de müsait. Vandallığa da uğrayabilir. Üzerindeki kabartmalar da fiziksel koşullardan dolayı yavaş yavaş eriyor. Müzede korunması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“ARABALAR GEÇERKEN SÜRTEBİLİYOR”
Kitabenin bulunduğu surun yakınında dükkanı bulunan esnaf Selami Özkan “Böyle bir şeyin burada olmasına şaşırdım, güzel bir şey hemen dükkanımızın yanında demek ki tarihi bir yerin yakınında duruyormuşuz. Burada hemen hemen 8-9 aylık bir çalışma yapıldı. Buralar düzenlendi, fakat onu hiç sökmediler. Tabi arabalar geçerken sürtebiliyor, hatta bir duvar yıkıldı, tekrar yaptılar burada”dedi.
]]>