Yaklaşık 6 yıl süren 2. Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası’nı mağlup etmesinin 79. yıl dönümü, Antalya’da yerleşik olarak ikamet eden ve tatil amacıyla kentte bulunan Rus vatandaşların katılımı ile kutlandı. Rusya’nın Antalya Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen Zafer Bayramı kutlamalarına Rusya vatandaşları yoğun katılım sağladı. Savaş sırasında hayatını kaybeden Rus vatandaşları için dualar edilirken, çocuklar gökyüzüne beyaz güvercinler bıraktı. Rusya’nın Antalya Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen ve Belek Turizm Bölgesi’nde bulunan Dinler Bahçesi’nde gerçekleştirilen 9 Mayıs Zafer Bayramı kutlamalarına Rusya Antalya Başkonsolosu Vetrik Sergey Mikhailovich’in yanı sıra Antalya Vali Yardımcısı Mustafa Hulusi Arat, Kırgızistan Antalya Başkonsolosu Rustam Koşhonov, Kazakistan Antalya Başkonsolosu Kuat Kanafeyev, Belarus Antalya Fahri Konsolosu Laçin Mirza, Antalya Azerbaycan Dostluk ve Kültür Derneği Başkanı Azer İsmayil, ATSO Başkan Yardımcısı Fatih Kabadayı ve çok sayıda davetlinin yanı sıra Antalya’da bulunan Rusya vatandaşları da katıldı.
“27 milyon Sovyet vatandaşı hayatını kaybetti”
Rusya’nın Antalya Başkonsolosu Vetrik Sergey Mikhailovich ve beraberindekiler ilk olarak Dinler Bahçesinde oluşturulan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeden Rus askerlerinin gerçek fotoğraflarının bulunduğu ‘Savaşın Yüzleri’ sergisini gezdi. Serginin ardından konuşan Rusya’nın Antalya Başkonsolosu Vetrik Sergey Mikhailovich, 2. Dünya Savaşı sırasında 27 milyon Sovyet vatandaşının hayatını kaybettiğini belirterek, “79 yıl önce çok uluslu Sovyet halkı, tarihin en korkunç ve kanlı savaşını kazandı. Bu Zafer, halklarımızı esaretten kurtardı, Avrupa’yı özgürleştirdi ve tüm insanlığa hayat verdi. Savaş sırasında, Nazi soykırımının kurbanı olan hem askeri personel hem de siviller de dahil olmak üzere 27 milyon Sovyet vatandaşı hayatını kaybetti. Bugün, Rusya, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan dahil olmak üzere Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinin Antalya’daki tüm konsolosluk başkanları burada bulunuyorlar. Ülkelerimizde savaştan etkilenmeyen tek bir aile yoktur” dedi.
Atatürk’ün sözünü hatırlattı
9 Mayıs’ın sadece bir bayram olmadığının altını çizen Mikhailovich, “9 Mayıs, her birimiz için en önemli ve dokunaklı bayram olmaya devam etmektedir. Fakat bu sadece bir bayram değil. Halihazırda Zafer Bayramı, barış, iyi niyet, hümanizm fikirlerini doğrulayan, tüm dünya halklarını dostane ilişkilere çağıran bir semboldür. Bu, Büyük Zafer’in ne pahasına elde edildiğini hepimize ebedi bir hatırlatmadır. ve korkunç trajedinin tekrarlanmasını önlemek için elimizden geleni yapmak bizim görevimizdir” ifadelerini kullandı. Antalya Vali Yardımcısı Mustafa Hulusi Arat’ta Gazi Mustafa Kemal’in ‘Savaş zorunlu değilse, cinayettir’ sözünü hatırlatarak, “Bütün ülkelerin zafer günü, zafer bayramı ve benzeri kutlamaları vardır, biz de kutluyoruz. Bütün ulusların tarihleri kahramanlık hikayeleri ile doludur. Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Savaş zorunlu değilse, cinayettir’ sözünü hatırlatmak isterim. Ülkemiz yaklaşık 100 yıldır savaşın dışında kalmayı başarmıştır. Bu Atatürk’ün koyduğu bir üsluptur” dedi. Konuşmaların ardından 9 Mayıs Zafer Bayramı kutlamalarına katılanlar canlı yayın ile Rusya’da düzenlenen geçit törenini izledi. – ANTALYA
]]>“O benim hayatımın aşkıydı. Yüzüklerimiz mükemmeldi”
Ukrayna ordusunda yüzbaşı olan 34 yaşındaki Andriy Subotin ile savaştan önce Mariupol’da evlenmeyi planlıyorlardı.
Arkadaşları ve aileleriyle yapacakları büyük kutlamayı konuşuyorlardı.
Ancak bu stratejik liman şehri, işgal ile birlikte Rus ordusunun ilk hedef aldığı yerlerden biri oldu.
Kuşatma altındaki Mariupol sürekli Rus bombardımandaydı. Alevler içindeki sokaklarda, yiyecek, içecek, elektrik yoktu.
Neredeyse üç ay süren ablukada on binlerce sivilin öldürüldüğüne inanılıyor.
Kentte yaşayan çok sayıda kişi içinde 30’dan fazla bomba sığınağının bulunduğu Azovstal çelik fabrikasına sığındı.
Bu sığınaklar Sovyetler döneminde bir nükleer savaştan korunmak için inşa edilmişlerdi.
Valeria bu sığınaklardan birinde evlendikten iki gün sonra dul kaldı.
‘Hayatta olmam bir mucizeydi’
Valeria, Rusya’nın işgali öncesinde bir şairdi. İşgal ile birlikte ise Azak Tugayı’nın basın sorumlusu oldu.
Bu silahlı grup aşırı sağ bağlantılı olduğu iddiasını reddediyordu.
Rusya’nın Mariupol’e yönelik saldırısı yoğunlaşırken, Ukrayna birlikleri sivillerle birlikte Azovstal fabrikasının sığınaklarına çekilmek zorunda kaldı.
Valeria, deliklerden girilen sığınaklara inmek için kısmen çürümüş merdivenleri kullanmak zorunda kaldıklarını hatırlıyor.
Valeria, “Geçitler ve tüneller boyunca aşağıya doğru ilerledikten sonra küp şeklinde beton bir oda ile karşılaştık” diye hatırlıyor.
Bu sığınaklarda yiyeceklerini pişirebilecekleri derme çatma mutfaklar inşa ettiler.
Un bulduklarında hamur yoğurup kek pişiriyorlardı.
Valeria, “Buna ekmek diyorduk ama aslında bu sadece kekimsi bir şeydi. Bu şekilde hayatta kaldık. Sürekli açlık sınırındaydık” diye anlatıyor:
“Fare gibiydik, ne bulursak bir araya getiriyorduk. Paçavraların veya kıyafetlerin üzerinde uyuyorduk.
“Sığınaktaki bazı yerler zifiri karanlıktı ama gözleriniz bir süre sonra buna alışıyordu ve bunu normal sanıyordunuz. Ama tabii o zamanlar hayatımızda normal hiçbir şey yoktu.”
15 Nisan 2022’de tesise büyük bir füze atıldı. Valeria da yaralananlar arasındaydı:
“Kendimi cesetlerin arasında buldum. Hayatta olmam bir mucizeydi ama aynı zamanda korkunç bir trajediydi”.
Şiddetli bir beyin sarsıntısı geçiren Valeria, Azovstal’daki yeraltı hastanesinde sekiz gün tedavi gördü.
Bu derme çatma yerde uzuvları kesilmiş yüzlerce askerin arasındaydı:
“İlaç çok az olduğu için gerekli tedaviyi olamadılar. Her yerde kan ve çürümüş beden kokusu vardı”
Valeria’nın eşi Yüzbaşı Andriy de Azovstal’da görevliydi. Yaralandıktan kısa bir süre sonra, hemen orada, sığınaklarda Valeria’ya evlenmeyi teklif etti.
5 Mayıs’ta çift, gerekli belgeleri imzaladı. Bu belgelerin kopyaları, resmiyet kazandırmak için Andriy’nin Kiev’deki ebeveynlerine gönderildi.
Evlilik törenlerini sığınakta yaptılar, üniformalarını giydiler ve folyodan yüzüklerini taktılar.
Andriy, Valeria’ya savaş bittiğinde ona uygun bir alyans alacağı sözünü verdi.
Ancak 7 Mayıs’ta bir saldırı sırasında ateş hattında kalarak öldürüldü.
Valeria, “İnsanlar sevdiklerinin öldüğünü hissettiklerini söylerler ama ben hiç böyle bir şey hissetmedim” diyor:
“Tam tersi Andriy’nin öldürüldüğü gün (ölüm haberini almadan önce) keyfim yerindeydi. Yeni evlenmiştim ve aşıktım.”
Kocasının ölüm haberini aldığında ağlamadığını, üzüntüsünü içine attığını söyledi.
“Azovstal’da bir gün sanki bir yılmış gibi geçiyordu. Önce gelin oldum, sonrasında bir günlük eş oldum ve ertesi gün de… Bu kelimeyi ağzıma almak istemiyorum”
Savaş esirlerinin durumu
Mayıs ayına gelindiğinde Azovstal çelik fabrikasına sığınan ve 80 gün boyunca yiyecek ve ilaç olmadan hayatta kalmayı başaran binlerce Ukraynalının acilen tahliyesi gerekiyordu.
Önce sivillerin sığınaklardan çıkmasına izin verildi. Askerler ise Rus ordusuna teslim oldu.
Eski takası anlaşması ile serbest bırakılacaklarına inanıyorlardı.
Ancak iki yıllık bir süre geçmesine karşın yaklaşık 900 Azak Tugayı üyesi ile birlikte binlerce Ukraynalı asker halen Rusya’nın elinde bulunuyor.
Aileleri düzenli olarak düzenlenen protestolar ile seslerini duyurmaya çalışıyor ve yetkililere anlaşma baskısı yapıyor.
İşgalin başından bu yana yaklaşık 3 bin Ukraynalı savaş esiri serbest bırakıldı.
10 binden fazla esirin halen Rusya’nın elinde olduğuna inanılıyor.
Birleşmiş Milletler’in araştırması, Ukraynalı savaş esirlerine cinsel şiddet dahil işkence yapıldığını açıkladı.
Valeria da 11 ay boyunca esir tutuldu. İşkence ve tacize uğradığını söyledi. Yakın zamanda hapishanede geçirdiği süreyi anlatan bir kitap yayınladı.
İki günlük eşi Andriy’nin cesedi ise Azovstal çelik fabrikasında kaldı.
“[Ruslar] sevdiğim her şeyi, şehrimi, arkadaşlarımı ve kocamı öldürdü”
]]>Peki bu askeri yardım paketinde hangi silahlar yer alabilir ve bunlar Rus ilerleyişi önüne set çekebilir mi?
Hava savunma sistemleri, orta ve uzun menzilli füzeler ve topçu mühimmatı Ukrayna ordusunun en fazla ihtiyacı olan silahlar arasında.
Bu üç başlıkta yardım paketinin hangi silahları içerebileceğini inceledik.
Hava savunması
Rusya’nın Ukrayna’ya yapacağı her hava saldırısı sivillerle birlikte ve enerji santralleri gibi kritik altyapının korunması açısından hayati önem taşıyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ülkesine yalnızca bu yıl yaklaşık 1.200 Rus füzesi,1.500’den fazla insansız hava aracı ve 8.500 güdümlü bomba saldırısı yapıldığını söyledi.
Ukrayna, omuzdan fırlatılan kısa menzilli Stinger gibi füzelerden, gelişmiş ve son derece pahalı Patriotlara kadar Batı’nın sağladığı hava savunma sistemlerine sahip
Ancak Zelenskiy, Patriot veya eşdeğerde yedi tane daha hava savunma sistemine ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Rusya’nın elinde dönüştürülmüş S-300 ve S-400’ler, balistik ve seyir füzeleri ile İran yapımı yüzlerce Şahed-136 silahlı hava aracı bulunuyor. Bunların çoklu olarak atıldığı saldırılara karşı savunma yapabilmek çok zor.
Saldıran ülkeler için hava savunmasını aşabilmenin en klasik taktiği, çok sayıda mühimmatı aynı anda fırlatarak, radar sistemlerini boğmak ve savunma füzesi stoklarını tüketmek.
Orta ve uzun menzilli füzeler
Hava saldırıları bir yana, karada süren savaşın gidişatı da hayati önemde.
Ekim ayından bu yana Ukrayna, büyük ölçüde topçu eksikliği nedeniyle doğudaki topraklarının yaklaşık 583 kilometre karesini Rus güçlerine kaptırdı.
Yüksek Hareket Kabiliyetli Topçu Roket Sistemi (HIMARS), mobil platformlardan güdümlü mühimmat fırlatma kabiliyeti ile Ukrayna ordusuna avantaj sağlamıştı.
Bu sistemler hızlı şekilde kurulup, ateşlenip, Rus ordusu yerini belirlemeden konum değiştirebiliyor. Bu askeri yardım paketinde Ukrayna’ya daha fazla HIMARS sistemi yanında tank ve Bradley tipi mayına dayanıklı piyade araçlarının sağlanmasını bekleyebiliriz.
ABD, ATACMS füze sisteminin uzun menzilli versiyonunu da Ukrayna ordusuna vermeye hazır olduğunu kaydediyor.
Bir önceki ATACMS füze sistemi versiyonu, 2023 sonlarında Ukrayna’ya sağlanmıştı. Ancak yeni versiyonda bu füze sisteminin menzili ikiye katlanıyor ve 300 kilometreye çıkıyor.
ATACMS füzelerinin sağladığı kabiliyet, Kiev’in Kırım’da bulunan ve hava unsurları ile korunan deniz üssüne saldırı imkanı veriyor.
Top mermileri
Savaşın olmazsa olmazı mermilerin önemini es geçmeyelim.
Ukrayna’ya sağlanan M777 obüsleri 155 mm’lik top mermileri ateşliyor.
ABD, işgalin başladığı Şubat 2022’den bu yana Ukrayna’ya 2 milyon obüs mermisi gönderdi. Muhtemelen bu son pakette daha fazlası sayıda 155 mm’lik mermi gönderilecek.
Washington, silahların oraya hızlı bir şekilde ulaşmasını sağlayacak “güçlü bir tedarik ağına” sahip.
Pentagon Sözcüsü Tümgeneral Pat Ryder geçen hafta gazetecilere “Geçmişte olduğu gibi birkaç gün içinde harekete geçebiliriz” dedi.
Silahlar muhtemelen Ukrayna sınırına yakın bir yere nakledilecek. Ordunun sınırda teslim alınan silahları gerekli noktalara sevk etmesi gerek.
Ancak Rus kuvvetleri doğuda saldırılarını sürdürürken bu sevkiyatın, özellikle de topçu teçhizatının cephe hattına ulaştırılması günler, hatta haftalar sürebilir.
F-16 savaş uçakları
Bu yardım paketinden önce anlaşmaları yapılmış olsa da bahsedilmesi gerekiyor çünkü hizmete girmeleri yakın
Ukraynalı savaş uçağı pilotlarına, Romanya’da verilen F-16 eğitimi sürüyor.
F-16 savaş uçakları, gelişmiş havadan havaya ve havadan karaya saldırı kabiliyetleri ile Ukrayna hava savunmasını güçlendirecek.
Danimarka, Hollanda ve ABD, “Engerek” adı verilen bu uçakların bir düzineden oluşan ilk partisini birkaç ay içinde Ukrayna’ya teslim edebilir.
Bu jetler, sahadaki durumu Ukrayna lehine değiştirmeyebilir ama Kiev’in savunma hattına büyük güç katacakları kesin.
Moskova, F-16’ların sahada fark yaratmayacağını ve Rus kuvvetleri tarafından vurulacaklarını söyleyerek bu teslimatı hafife alan açıklamalar yapıyor.
]]>Bir ülkenin geleceğine siyasetçilerin karar vermesi sık görülen bir durum, ancak bir ulusun varlığının binlerce kilometre öteye bağlı olması sıra dışı.
Ukrayna için, bu askeri yardımı altı ay beklemek, hem maliyetli hem de can sıkıcı oldu.
Azalan cephane, yaşamlara ve toprağa mal oldu.
Kiev’in nadiren gördüğü bu moral, büyük bir şeydi. Amerikan silahlarının gelişimi, zor durumdaki Ukrayna güçlerinin sadece dayanmaktan fazlasını yapmalarını sağlayacak.
Peki, bu paket ne işe yarayacak?
Pakette büyük ihtimalle, hava savunma sistemleri, orta ve uzun menzilli füzeler ve top mermileri bulunacak.
Ukrayna’nın bu alanlarda sıkıntı çekmesi., Rus güçlerinin yüzlerce kilometrekarelik toprak ele geçirmesine neden oldu.
Yardımın ulaşmasıyla, büyük ihtimalle Ukrayna Rusya’nın hava üstünlüğüne meydan okuyabilecek, ikmal hatlarını hedef alıp, ilerleyen birlikleri durdurabilecek.
Kiev’de karşılaştığımız, Ukrayna Ordusu’nda görev yapan Vitaliy, pozitif yanlara odaklanmanın önemli olduğunu söylüyor. “Her sentin önemi var” diyor.
“Çok gerekliydi. Her şeye ihtiyacımız var. Her mermiye, her sente, her olumlu düşünceye. Hepsine ihtiyacımız var.”
Geçen ay Donetsk bölgesindeyken, askerler topçu gürültüsünün çoğunun Rus tarafından geldiğini söylüyordu. Kostyantinivka ve Kramatorsk gibi kentler artık muhtemel kaderini bekliyordu. Bu yardım, bu kentleri kurtarabilir.
Yardımla, Ukrayna hemen Rus güçlerinden toprak kazanma araçlarına sahip olmayacak. Ancak gelecekte bunun olabilmesi için bir fırsat penceresi sunacak.
Kiev ve Washington’daki ortak kanı, Amerikan yardımı olmadan Ukrayna’nın kaybedeceği yönünde.
‘Geç olsun güç olmasın’
Soğuk bir Pazar sabahı, Kiev Metrosu’nun sıcak havası hep yukarıdaki ıslak sokaklardan iyi olur. ABD yardımının nihayet onaylanmasından memnun olan Maxim ile de burada tanıştım.
“Çok mutluyum” diyor. “Bu kadar uzun sürmesi hayal kırıklığı oldu ama geç olsun, güç olmasın.”
Maxim ayrıca, Ukrayna’nın toprak vererek Rusya ile bir barış anlaşması yapması konusunda giderek büyüyen tartışmalardan da rahatsız.
“Rusya müzakere etmek istemiyor. Avrupa ve ABD’nin savaşı sona erdirebileceğini düşündüğü gibi ortada bir yer istemiyorlar. Her şeyi istiyorlar”
Oğlunun elinden tutmuş trenden inen Vita adlı bir kadınla da tanışıyoruz.
“Ukrayna, bunlar olmadan nasıl hayatta kalabilir?” diye soruyor.
“Kalamaz, böyle bir ordumuz ve silahlarımız yok.”
Sonra duygusallaşıyor. “İmkansız. Gerçekten yardım istiyoruz, çocuklarımızın yaşayabilmesi için bekliyoruz” derken, oğluna bakıyor.
Son altı ayda sadece Rusya’nın hakimiyeti değil, Avrupa’nın ABD’yle aynı düzeyde yardım vermekteki başarısızlığı da gözler önüne serildi.
Ukrayna Stratejik Araştırmalar Ulusal Enstitüsü’nden araştırmacı Mikola Bieleskov “Bir sonraki ABD yardımının geçmeme olasılığı hakkında düşünmeye başlamalıyız. Dolayısıyla, Ukrayna’ya gerekenleri sağlamak için silah üretiminin artırılması İngiltere ve kıta Avrupasına bağlı” diyor.
Kiev için bu yıl gerçekçi amacın ne olabileceği konusunda, Mikola Amerikan yardımının cepheye istikrar getirmesini umuyor.
Batı’nın arkasındaki birleşmiş tutumuna karşın, Ukrayna’nın sorunu hep yardım gelmesi için gereken süre oldu.
Rusya lideri Vladimir Putin’in askeri harcama konusunda bu kadar çok siyasi engeli geçmesi gerekmiyor.
Demokratik gecikmeler sadece ülke dışındaki müttefiklerine has değil. Ukrayna’nın da yeterli adam askere alma konusunda sorunları var. Aylar süren tartışmalar ve değişikliklerden sonra, tartışmalı bir askere alma yasası kabul edildi.
Zelenskiy’nin karşılaştığı zorluk, siyasetle savaşı ayrı tutmak. Bu son Amerikan yardımının işe yaraması için baskı altında.
Katkıda bulunanlar Hanna Chornous ve Thanyarat Doksone
]]>BBC, savaşın ikinci yılında ölenlerin sayısında ilk yıla göre yaklaşık yüzde 25’lik artış tespit etti.
BBC Rusça, bağımsız medya grubu Mediazona ve bir grup gönüllü ile birlikte Şubat 2022’den bu yana ölümleri teyit edip olabildiğince kayda geçiriyor.
En son 16 Haziran 2023’te ölü sayısının 25 bini aştığı .
BBC ekipleri Ukrayna’da ölen Rus askerlerin sayısını öğrenmek için resmi raporları, gazeteleri ve sosyal medyadaki açık kaynak bilgileri taradı.
Rusya’daki mezarlıklardaki yeni mezarlar ise birçok askerin isminin öğrenilmesine yardımcı oldu.
Yapılan incelemelerde savaşın ikinci yılında 27 bin 300’den fazla Rus askerinin öldüğü tespit edildi.
Rusya bu bulgulara ilişkin yorum yapmayı reddetti.
Rusya’nın Ukrayna’da uyguladığı ve Ukrayna güçlerini yıpratmak ve bulundukları bölgeleri açığa çıkarmak için durmaksızın asker gönderme stratejisine “kıyma makinesi” deniyor.
Moskova savaşın başlangıcından bu yana sadece Eylül 2022’de ölü sayısına ilişkin bir açıklama yapmıştı.
BBC’nin 50 bin tespiti bu sayıdan 8 kat fazla.
Gerçek ölü sayısının bundan daha yüksek de olabilir.
BBC verileri, Ukrayna’nın doğusunda Rus işgali altındaki Donetsk ve Luhansk’taki milis gruplar arasındaki ölümleri kapsamıyor.
Bunlar da eklenseydi Rus kayıpları çok daha yüksek olurdu.
Öte yandan Ukrayna da ölü sayısına ilişkin çok fazla bilgi paylaşmıyor.
Şubat ayında Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy 31 bin Ukraynalı askerin öldürüldüğünü söylemişti.
Ancak ABD istihbaratına dayanan tahminler daha fazla kayıp olduğuna işaret ediyor.
‘Kıyma makinesi’ stratejisi
BBC ve Mediazona’nın hazırladığı, ölümü doğrulanan Rus askerlerin listesi, Rusya’nın savaş stratejisinde uyguladığı değişikliklerin insani maliyetini gözler önüne seriyor.
Aşağıdaki grafik, Ocak 2023’te Ukrayna’nın Donetsk bölgesinde geniş çaplı bir saldırı başlatan Rus ordusunun kayıplarında keskin bir artış yaşandığını gösteriyor.
Savaş Çalışmaları Enstitüsü (ISW) adlı kuruluşa göre Rusya, Vuhledar şehrini almaya çalışırken “insan dalgasıyla cephe saldırıları” stratejisini uyguladı ancak bu etkisiz oldu.
Kuruluşa göre “Zorlu arazi koşulları, muharebe gücü eksikliği ve Ukrayna güçlerini şaşırtamaması” nedeniyle Rus tarafı ciddi kayıplar yaşadı.
Grafikteki bir diğer önemli artış, 2023 yılının ilkbahar aylarında Bahmut savaşı sırasında paralı asker grubu Wagner’in Rusya’ya şehri ele geçirmek için yardım ettiği zamanda görülebiliyor.
Wagner’in lideri Yevgeni Prigojin, grubun o dönemdeki kaybının 22 bine yakın olduğunu söylemişti.
Öte yandan Rusya’nın geçtiğimiz yılın sonbahar aylarında Ukrayna’nın doğusundaki Avdiivka kentini ele geçirdiği dönemde de ölü sayısında artış olmuştu.
Mezarların sayımı
BBC ve Mediazona ile birlikte çalışan gönüllüler, savaşın başlangıcından bu yana Rusya’daki 70 mezarlıkta yeni askeri mezarları sayıyor.
Havadan çekilen görüntüler, mezarlıkların önemli ölçüde genişletildiğini gösteriyor.
Örneğin Ryazan kentindeki Bogorodskoye mezarlığının üzerinden çekilen bu görüntülerde yepyeni bir alan oluşturulduğunu görebiliyoruz.
Bu yeni mezarların çoğunun Ukrayna’da öldürülen asker ve subaylara ait olduğu düşünülüyor.
BBC, savaşın başlangıcından bu yana ölen Rusların en az beşte ikisinin savaştan önce ülkenin ordusuyla hiçbir ilgisi olmayan kişiler olduğunu tahmin ediyor.
Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Samuel Cranny-Evans, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlangıcında oldukça karmaşık askeri operasyonları yürütmek için profesyonel birliklerini kullandığını söylüyor.
Evans, bu askerlerin çoğunun artık ölmüş ya da yaralanmış olabileceğini ve yerlerini gönüllüler, siviller ve mahkumlar gibi az eğitimli ve deneyimsiz kişilerin aldığını belirtiyor.
Bu kişilerin profesyonel askerler kadar etkili olamadığını söyleyen Evans, “Bu yüzden stratejik olarak çok daha basit şeyler yapmaları gerekiyor. Bu da birlikleri genellikle topçu desteğiyle Ukrayna mevzilerine sürmek anlamına geliyor” diyor.
Wagner ve Savunma Bakanlığı’nın görevlendirdiği mahkumlar
Asker olarak görevlendirilmek üzere cezaevinden çıkarılan mahkumlar, “kıyma makinesi” stratejisinin başarısı için hayati önem taşıyor.
Moskova, Wagner lideri Yevgeni Prigojin’in Haziran 2022’den itibaren cezaevlerinde mahkum toplamaya başlamasına izin vermişti.
Bu kişiler daha sonra Rus hükümeti adına özel bir ordunun parçası olarak savaştı.
Wagner, oldukça acımasız ve otoriter bir grup olmakla tanınıyor. Gruba bağlı savaşçıların bazı durumlarda emir almadan geri çekildikleri için öldürüldükleri bile bildiriliyor.
Grup, Moskova ile ilişkilerinin bozulmaya başladığı Şubat 2023’e kadar mahkum alımlarını sürdürdü.
O tarihten bu yana ise Rusya Savunma Bakanlığı aynı politikayı yürütüyor.
BBC son analizinde cephede öldürüldüğünü bilinen 9 bin Rus mahkuma odaklandı.
Bunların binden fazlasının ne zaman askere alındığı ve ne zaman öldüğü teyit edildi.
Wagner yönetiminde bu kişilerin ortalama üç ay hayatta kalabildiği tespit edildi.
Ancak yukarıdaki grafikten de anlaşılacağı üzere, Savunma Bakanlığı tarafından daha sonra askere alınanlar ortalama iki ay hayatta kalabildi.
Bakanlık, ‘Fırtına’ adı verilen ve neredeyse tamamı mahkumlardan oluşan birlikler kurdu.
Wagner’in birliklerine benzer şekilde, bunların da genellikle savaşta harcanabilir bir güç muamelesi gördüğü bildiriliyor.
Geçen yıl Reuters’a konuşan ve Fırtına birliğinden bir kişiyle birlikte savaşan bir asker, “Fırtına savaşçıları sadece birer et parçası” ifadelerini kullanmıştı.
Yakın zamanda Fırtına savaşçıları Avdiivka’yı ele geçirmek için aylar süren savaşta etkili oldular.
Şehir 8 hafta önce Rusya’nın eline geçti ve Putin için Bahmut’tan bu yana en büyük stratejik ve sembolik savaş zaferi haline geldi.
Mahkumlar doğrudan cepheye gönderildi
Wagner yönetiminde askere alınan mahkumlara savaşa gitmeden önce iki haftalık bir askeri eğitim veriliyordu.
Savunma Bakanlığı tarafından görevlendirilen bazı askerlerin ise sözleşmelerinin ilk iki haftasında cephede öldürüldüğü tespit edildi.
BBC’nin görüştüğü savaşçıların aileleri ve halen hayatta olan kişiler, Savunma Bakanlığı’nın mahkumlara verdiği askeri eğitimin yetersiz olduğunu söyledi.
Bir kadın kocasının 8 Nisan’da hapishanede askere alınmak üzere sözleşmesini imzaladığını, üç gün sonra cephede savaştığını ve 21 Nisan’da öldüğünü söyledi.
Bir başka kadın ise cezaevinden doğrudan cepheye gönderilen eşinin ölümünü, oğullarının savaşırken öldüğünü söylemek için iletişime geçmeye çalıştığında öğrendiğini paylaştı.
Kadın, iki çocuğu olan 25 yaşındaki oğlu Vadim’in daha önce eline hiç silah almadığını söyledi.
‘Ölmeye hazır olun’
Wagner tarafından askere alınan mahkumlar genellikle 6 ay savaşmak üzere görevlendiriliyordu.
Hayatta kalanlar bu sürenin sonunda özgürlüklerine kavuşuyordu.
Ancak geçtiğimiz Eylül ayından bu yana Savunma Bakanlığı tarafından askere alınanlara ölene ya da savaş bitene kadar savaşmak zorunda oldukları söyleniyor.
BBC’ye konuşanlar, mahkumların akrabalarından üniforma ve bot almak için maddi yardım istediğini paylaştı.
Mahkumların gerekli malzemeler ve uygun silahlar olmadan savaşa gönderildiklerine dair haberler de var.
Rus savaş destekçisi ve blog yazarı Vladimir Grubnik Telegram kanalında “Birçok askerin silahları savaşa uygun değildi” ifadelerini kullandı.
Eski mahkumlar, beraber savaştıkları kişilerin ödediği ağır bedeli anlattı.
Fırtına savaşçıları ve yakınları için bilgilerin paylaşıldığı bir internet sitesinde Sergei adlı bir kişi, “Şimdi kayıt yaparsanız ölmeye hazır olun dostum” diyor.
Sergei, Ekim ayından bu yana Fırtına birlikleriyle savaşan eski bir mahkum olduğunu iddia ediyor.
İnternet sitesinin bir başka üyesi, beş ay önce 100 askerden oluşan bir Fırtına birliğine katıldığını ve şu anda hayatta olan sadece 38 askerden biri olduğunu söylüyor.
]]>Son aylarda Rusya’nın farklı bölgelerinde halka açık ve özel seks temalı partilere yönelik en az 6 polis baskını yapıldı.
Bazı partilerin LGBT topluluğu ile hiçbir bağlantısı yoktu.
Şubat ayında Rus polisi, Moskova’nın bin 500 kilometre doğusundaki Yekaterinburg kentinde, katılımcıların kimliklerini gizlemek için kar maskesi taktığı “Blue Velvet” adlı seks temalı bir partinin yapıldığı bir gece kulübüne baskın düzenledi.
Parti organizatörleri BBC Rusça’ya yaptıkları açıklamada, baskına en az 50 polisin katıldığını ve bunlardan bazılarının Federal Güvenlik Teşkilatı üyeleri olduğunu söyledi.
Parti organizatörlerinden Stanislav Slovikovsky, polisin herkesi maskelerini çıkarmaya zorladığını ve kişisel bilgilerini istediğini paylaştı.
Slovikovsky, “Bana partide gay ve lezbiyen bireyler olup olmadığını ve LGBT propagandası yapılıp yapılmadığını sordular. Ayrıca insanların uyuşturucu kullanıp kullanmadığını da sordular, ancak bu onları daha az ilgilendiriyor gibiydi” dedi.
10 yılı aşkın süredir Rus yetkililer, LGBT hareketini “aşırı bir ideoloji” olarak tanımlayan bir dizi yasa ile eşcinselliği yasaklamaya ve LGBT topluluğunun haklarını kısıtlamaya çalışıyor.
2013 yılında Rus parlamentosunun alt kanadı, “LGBT propagandasını” yasaklayan bir yasa tasarısını kabul ederek kamuoyunda LGBT hakları ve ilgili konulardaki tartışmaları sınırlandırmıştı.
Geçtiğimiz yıl daha da sert LGBT karşıtı yasalar yürürlüğe girdi.
Temmuz 2023’te parlamento, 1997’den beri yasal olan cinsiyet değiştirmeyi yasakladı. Parlamento bunun yanı sıra hormon terapilerini ve resmi belgelerde farklı cinsiyet göstermeyi de kısıtladı.
Geçtiğimiz Kasım ayında Rusya Yüksek Mahkemesi, LGBT hareketini “aşırılık yanlısı ideoloji” olarak tanımladı.
LGBT hareketi İslam Devleti ve Yehova Şahitleri ile birlikte aşırılık yanlısı gruplar listesine eklendi.
Rusya’da artık LGBT hareketini desteklemek 10 yıla kadar hapisle cezalandırılabilen bir suç.
‘BDSM partileri kılığında’
BBC Rusça’ya konuşan Stanislav Slovikovsky, baskına uğrayan “Blue Velvet” partisinde suç teşkil edecek hiçbir şey yapılmadığını söyledi.
Slovikovsky, partide erotik performanslar olduğunu ve bunlardan bazılarında insanların katılmaya davet edildiği BDSM (Hakimiyet, itaat, sadizm ve mazoşizm) unsurları içerdiğini söyledi.
Slovikovsky aynı zamanda konuklardan cinsel ilişkiye girmeleri yönünde herhangi bir beklenti ya da baskı olmadığını belirtti.
Yekaterinburg polisi yaptığı açıklamada güvenlik güçlerinin o gece “önleyici” bir baskın düzenlediğini belirtti.
Rusya’da sivil toplum odası üyesi Dmitri Choukreev, “Hiç kimse LGBT topluluğunun etkinliklerini BDSM partileri kılığında düzenleyebileceğini göz ardı edemez” dedi.
Choukreev, yetkililerin son birkaç yıldır LGBT topluluğuna yönelik artan baskılarına rağmen, “bu insanların ortadan kaybolmadığını” söyledi ve şöyle devam etti:
“Hala kendilerini eğlendirmeleri ve fikirlerini uygulamaları gerekiyor. Şimdilik yasak olmayan BDSM kılığına girerek bu tür etkinlikler düzenleyebilirler.”
Rusya’da seks partileri son 10 yıldır büyük şehirlerde, çoğunlukla kozmopolit kentlerde düzenleniyordu.
Nüfusun nispeten küçük bir kısmının partilere katıldığı, etkinliklerin daha çok yaratıcı endüstrilerde veya bilişim sektöründe çalışan orta sınıf kişilerin ilgisini çektiği tahmin ediliyor.
Bu tür etkinliklerin Rus toplumunda liberalizm ve hoşgörüyü sembolize etmesi gerekiyordu, ancak muhafazakarlaşan yasaların onaylanmasıyla giderek yer altına itildiler.
‘Neredeyse çıplak’ skandalı
Rus yetkililerin seks partilerine yönelik baskıları, Aralık ayında sosyal medya fenomeni ve TV sunucusu Anastasiya Ivleeva’nın doğum günü partisine davetlilerin “neredeyse çıplak” gelmelerini istemesiyle şiddetlendi.
Sosyal medya üzerinden duyurulan partinin konukları arasında, Vladimir Putin’in uzun süreli iş ortağı ve akıl hocası Anatoly Sobchak’ın kızı Rus medya mensubu Kseniya Sobchak’ın yanı sıra usta pop şarkıcısı Philipp Kirkorov’un da aralarında bulunduğu çok sayıda ünlü vardı.
Pek çok kişi fileli kıyafetler ve dantelli iç çamaşırları tercih ederken, rapçi Vacio’nun cinsel organındaki tek çorabı gibi kostümler de vardı.
Etkinliğin fotoğrafları birçok kişi arasında öfkeye yol açtı.
Rapçi Vacio holiganlık suçlamasıyla 15 gün hapis cezası ve cinsel organı üzerine çorap giydiği için 200 bin ruble (2 bin 154 dolar) para cezasına çarptırıldı.
Ivleeva da partiyi organize ettiği için 100 bin ruble (Bin 77 dolar) para cezasına çarptırıldı.
Fotoğrafların Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e gösterilmesinin ardından Ivleeva ve konukları çeşitli sorunlarla karşılaştıklarını bildirdi.
Etkinliğe katılan bazı ünlüler, önceden ayarlanmış medya etkinliklerinin iptal edildiğini ve davalarla tehdit edildiklerini öne sürdü.
Putin, Rusya’da beşinci dönemini kazanmasıyla sonuçlanan başkanlık seçimlerinin ardından “geleneksel değerler” söylemine yeniden vurgu yaptı.
‘Gözdağı verme’
Son dönemde seks partilerine yapılan baskınlar da benzer şekilde gelişti. Polis geldi, herkesin yere yatmasını emretti ve kimlik bilgilerini aldı.
Baskınların çoğu Kremlin yanlısı medya tarafından yayımlandı ve bazı televizyon kanalları katılımcıların kişisel bilgilerini ifşa etti.
Baskınlar halka açık etkinliklerle sınırlı kalmadı. En az iki olayda polis özel bir partiye baskın düzenledi.
Partiye katılanlardan biri BBC Rusça’ya yaptığı açıklamada, bazı erkek konukların Ukrayna’daki savaşa gönderilmekle tehdit edildiğini söyledi.
Artan baskınlar ve kamuoyu önünde yapılan ayıplamalar, parti organizatörleri arasında da endişeye yol açtı.
Şubat ayında, Moskova’daki LGBT toplulukları arasında popüler olan queer tekno partisi Popoff Kitchen ve seks temalı Kinky Party, Rusya’daki tüm etkinliklerini iptal ettiğini duyurdu.
Kinky Party organizatörleri yaptıkları açıklamada, “Bundan sonra seks konusuyla ilgili hiçbir etkinliğe izin verilmeyeceğine dair bir uyarı aldık” dedi.
Popoff Kitchen’dan Nikita Egorov-Kirillov BBC Rusça’ya yaptığı açıklamada, “En ünlü partiyi bile kapatabileceklerini göstermek için mükemmel bir örnek olduğumuzun tamamen farkındaydım. [Konuklarınızın] güvenliğini garanti edemeyeceğinizi bilerek çalışmak imkansız” dedi ve şöyle devam etti:
“Tüm bu baskınlar, gözdağı verme, insanların kişisel bilgilerini not etme… Bu bir kez olduktan sonra insanları partinizin güvenli olduğuna bir daha asla ikna edemezsiniz.”
]]>One Fist (Tek Yumruk) adlı bilgisayar korsanı grubu Rus askeri şirketlerinden bilgi çaldı ve Rus birliklerinin hareketlerini izleyebilmek için kameralara sızdı.
Sertifikalar, modern savaşın ansıl değiştiğini gösteren tartışmalı bir işaret.
Devletlerin sivil bilgisiyar korsanlarını teşvik etmesi konusunda kaygılar gündeme getirildi.
Bu bilgisayar korsanlarından birinin kod adı “Voltage” ve ABD’deki evinden korsan saldırılarını koordine ediyor.
Asıl adı Kristopher Kortright ve Michigan eyaletinden bir bilişim sektörü çalışanı.
53 yaşındaki Kortright, Ukrayna adına sarf ettiği çabanın bir takdir belgesiyle resmen tanınmasından çok mutlu olduğunu söylüyor.
One Fist, sekiz ayrı ülkeden bilgisayar korsanlarından oluşuyor. Bu ülkeler arasında İngiltere, ABD ve Polonya da yer alıyor. Ortaklaşa onlarca siber saldırı düzenlediler ve her birini sosyal medyada kutladılar.
Takdirname “ordunun içim yaşamsal önemdekifaaliyetlerinin gelişimi ve muhafazasına önemli katkıları” için verildi. Ukrayna Hava Saldırı Güçleri Komutanı tarafından da imzalandı.
Ukrayna Savunma Bakanlığı, BBC’nin yorum talebine yanıt vermedi.
Savaşın başlamasından bu yana, Ukrayna gönüllü bilgisayar korsanlarını Rus hedeflerine saldırmaları için tartışmalı bir şekilde teşvik ediyor. Ancak yabancı sivillere resmi takdirnameler göndermek, tartışmalı bir hamle ve zamanın emarelerinden biri olarak görülüyor.
Aralarında İngiltere ve ABD’nin de bulunduğu birçok ülkede etik bilgisayar korsanlığı için resmi ödül sistemleri var. Ancak bir ülke ilk kez kötücül ve büyük olasılıkla suç oluşturan bilgisayar korsanlıklarını ödüllendirdi.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) Ukrayna’da ve Gazze Savaşı’nda sivil bilgisayar korsanlarının kullanımı ve teşvik edilmesi konusunda bir uyarı yayımlamıştı. Kuruluş, Cenevre Sözleşmesi’nde belirlenen savaş kurallarının ruhunu güçlendirmek için bir rehber yayımlamıştı.
Siber Güvenliğin Felsefesi adlı kitabın yazarı Dr. Lukasz Olejnik Ukrayna’nın yabancı bilgisayar korsanlarına verdiği ödülün potansiyel anlamda sorunlu olduğunu söyledi.
Olejnik “Ödüller vermek, asker ve sivil arasındaki çizgileri daha da bulanıklaştırabilir ve hatta ICRC’nin sivillerin çatışma operasyonlarına katılmasının kısıtlanması ve sona erdirilmesi çağrısının altını oyabilir. Uzun vadede böyle bir erozyon tehlikeli” diye konuştu.
Dr. Olejnik ayrıca, siber dünyanın bir operasyon alanı olarak değerlendirilmesinin ve internet üzerinden savaşa herkesin katılabilmesinin “dönemimizin göstergelerinden” biri olduğunu söylüyor.
Takdirnamelerde hangi siber saldırıların en faydalıları olduğu söylenmiyor, ancak Voltage’ın aklında üç muhtemel aday var.
2022’deki işgalin başlangıcında One Fist, aylarca Ukrayna’daki yüzlerce en faydalı güvenlik kamerasının fiziksel ve siber anlamda haritasını çıkarttı. Daha sonra Rus güçlerinin bu kameraları askeri birlikleri gözlemlemek için kullandığı anlaşıldı. Ardından Voltage’ın ekibinin yardımıyla kameralar kapatıldı.
One Fist ayrıca, işgal altındaki Kırım’da bulunan Kerç Köprüsü’nden geçirilen tankları ve ekipmanı buradaki kameralara sızarak listeledi.
Son olarak da Kristopher ve diğer bilgisayar korsanları önde gelen bir Rus silah imalatçısının sistemlerine sızdı ve 100 gigabaytlık özel veriyi çaldı. Ukrayna makamları bu saldırı açıkça kutladı.
Duyuruda “Ukrayna Savunma Bakanlığı’na sevk edilen bilgiler, hem mevcut hem de umut vaat eden askeri gelişmelerin çizimlerini, ölçülerini, patentlerini ve yazılımlarını içeriyor” denildi.
Ukrayna yönetimi ayrıca çalınan verilerin Moskova’ya “büyük bir darbe” olduğunu ve 1,5 mliyar dolarlık bir maliyet anlamına geldiğini söyledi. Ancak bu hesabı nasıl yaptıklarını açıklamadılar.
Ukrayna Savaşı, siber faaliyetlerde bir artışı beraberinde getirdi. Özellikle de Ukrayna’ya destek verenler arasında. Anonymous gibi gruplar Rusya’yı rahatsız edici ve düşük düzeyli siber saldırılarla hedef aldı. Rusya büyük ölçüde bunları savuşturmayı başardı.
Bazı vakalarda, televizyon ve radyo kanalları ele geçirildi, internet siteleri bozuldu.
Rus makamları da, Ukrayna’ya saldırmak için Killnet gibi gönüllü korsan gruplarıyla birlikte çalışmakla suçlandı.
Savaş uzarken, her iki taraftaki gönüllü korsanlık faaliyetleri azaldı. Ancak One Fist Rusya’ya saldırmaya devam etti ve hedef seçiminde giderek artan bir oranda Ukrayna güçleriyle yakın bir işbirliği yaptı.
Oxford Enformasyon Laboratuvarları’nın Genel Müdürü ve düşünce kuruluşu Chatham House’un Siber Politika Günlüğü’nün yazarı Emily Taylor, korsanlara takdirname verilmesinin bir dönüm noktası olduğunu söylüyor. Taylor’a göre bu durum, siber gönüllülerin çatışmalarda nasıl kullanılacağı konusundaki düşünceleri değiştirebilir.
“Hükümetler gerilimin büyümesi ve öngörülemeyen sonuçlar alınması korkusuyla, devlet dışı aktörlerin siber alanda doğrudan hamle yapmasını teşvik etmiyor. Ancak savaş dönemleri sıklıkla olağanüstü teknolojik inovasyon dönemleridir ve Ukrayna Savaşı da bir istisna değil.
“Bazen bu olaylar daha önce tabu görülen meselelerin yeniden değerlendirilmesini beraberinde getirebilir”
Kristopher, ekibinin Ukrayna Ordusu ile güçlü bir ilişki geliştirdiğini söylüyor.
“Onlar bize fikirler yolluyor ve biz de onlar seçenekleri gönderiyoruz. Ancak bize asla herhangi bir yardımda ya da fonlamada bulunmuyorlar. Bence bu bir çikginin aşılması olur” diyor.
Kristopher, askeri bir ödül almanın tartışmalı olduğunu kabul ediyor, ancak Ukrayna adına korsanlık yapmaya kararlı.
]]>Bir giyecek mağazasının müdürlüğünü yapan Asfan, “askeri yardımcı” olarak çalışacağını düşünüyordu.
YouTube’da ayda 100 bin Rupi (1207 ABD Doları) veren yüksek maaşlı bir iş ilanı görmüştü. Altı ay sonra sürekli oturma izni de alacaktı.
Ağabeyi İmran BBC Pencapça’da yaptığı açıklamada “Ukrayna cephesine gönderilmeyecekti ve sadece ordu karargahında yardımcı olarak çalışacaktı” dedi.
Asfan’ın daha sonra Ukrayna sınırından kendilerini aradığını, pasaportuna el konulduğunu ve savaşmaya zorlandığını anlattığını söyledi.
İmran, kardeşinden iki ay boyunca haber alamadı. Bilgi almak için Rusya’daki Hint Büyükelçiliğini aradığında kardeşinin öldüğünü söylediler.
İmran “Kardeşim ölmüşse, cenazesi derhal buraya getirilmeli. Babam ve eşi gerçekten kaygılı” diyor.
Asfan geride eşini ve iki yaşından küçük iki çocuğunu bıraktı.
Aileleri, son günlerde orduda “yardımcı” olarak çalışmak üzere Rusya’ya giden en az iki Hint erkeğin öldüğünü söyledi.
Benzer bir YouTube videosu 23 yaşındaki nakışçı Hemil Manguyika’nın Aralık’ta Rusya’ya gitmesine neden oldu.
Hindistan’ın batısındaki Gujarat eyaletinde yaşayan babası Ashwin “Hemil’e orduda yardımcı olarak çalışacağı ve üç ay eğitim alacağı söylendi. Ama Rusya’ya gittikten sonra savaşmak üzere eğitildiğini anladı” diyor.
‘Büyük insan kaçakçılığı şebekesi’
Hindistan geçtiğimiz günlerde gençleri iş vaadiyle Rusya’ya götürüp, Ukrayna’da savaşmaya zorlayan “büyük bir insan kaçakçılığı şebekesini” ortaya çıkardığını açıkladı.
Merkezi Soruşturma Bürosu şu ana dek 35 dolayında erkeğin Rusya’ya gönderildiğini belirtti.
Dışişleri Bakanlığı, savaşmaya zorlanan her bir Hint vakasının Moskova’yla “güçlü bir şekilde ele alındığını” söyledi.
Rusya’ya gidenlerin çektiklerini anlattığı videolar da sosyal medyada görülmeye başlandı.
Bu ay paylaşılan bir videoda yedi Hint erkek, hükümetlerinden dönüşlerine yardımcı olmalarını istiyor. Turist vizesiyle Rusya’ya gittiklerini ama şimdi Rus ordusunda savaşmalarının istendiğini anlatıyorlar.
Yardım isteyenlerden biri Gagandeep Singh.
Annesi Balwinder Kaur’a göre, Rus Ordusu’nda savaşmazsa 10 yıl hapis cezası alacağı söylendi.
BBC Pencapça’ya konuşan Kaur “Her gece oğlumuzdan bir mesaj ya da telefon gelir diye bekliyoruz. Ukrayna Savaşı’nda çarpışmak üzere cepheye gönderildiklerini söylüyor. Hepimiz çok kötü durumdayız” diyor.
BBC’ye konuşan diğer Pencaplı aileler de dolandırılan çocuklarının Rusya’ya gitmeden önce turist vizesiyle ya Dubai’ye ya da Belarus’a gittiklerini anlatıyor.
Kurbanlar ve aileleri aracıların yolculuk için 300 bin rupi (3621 ABD Doları) istediklerini ve birkaç ay orduda geçirdikten sonra Rus pasaportları vaat ettiklerini söylüyor.
En az 254 yabancı öldü
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna Savaşı’nın Rusya açısından 350 bin ölü ve yaralıya mal olduğunu söyledi, ancak net rakamlar vermedi.
BBC Rusça, 46.678 askerin öldüğünü teyit etti. Bu durum, Rus silahlı güçlerinin neden artan oranda yabancıları orduya katmak istediklerin açıklıyor.
2022’de Rusya Savunma Bakanlığı ile en az bir yıllık sözleşme imzalayıp, altı ay boyunca savaşanlar, oturum ya da son beş yıl Rusya’da yaşamak gerekmeksizin Rus vatandaşlığına başvurma hakkı kazanıyordu.
Ocak ayında, Rusya lideri Vladimir Putin, süreci daha da basitleştiren bir yönerge imzaladı.
Çoğu yabancı savaşçı, başta Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan gibi Orta Asya cumhuriyetlerinden gelen ekonomik göçmenler.
Rusya için savaşanlar arasında Küba, Nepal, Hindistan, Suriye, Irak, Sırbistan, Afganistan, Somali, Sri Lanka ve Malezya vatandaşları da bulunuyor. Toplam sayılarının binlerce olduğu söyleniyor.
BBC Rusça’nın verilerine göre Aralık 2023 itibarıyla Rus Ordusu için savaşan en az 254 yabancı öldü.
Aralık ayında Nepal, altı vatandaşı Ukrayna’da savaşırken öldükten sonra, Nepalli paralı askerlerin geri dönmesini istedi.
Katmandu Polisi, insan kaçakçılarının Rusya’ya turist vizesiyle sokmak için kişi başına 9 bin dolar aldıklarını söyledi.
BBC Rusça ayrıca, Rusya’da vize kurallarını ihlalden tutulan yabancıların da risk altında olduğunu belirledi.
Geçen Kasım’da, Rusya-Finlandiya sınırında vize ihlali yüzünden gözaltına alınan yabancılar Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir askeri kampa gönderildi.
40’lı yaşlarındaki Somalili Awad (gerçek adı değil) Kasım ortalarında gözaltına alındı, 2 bin ruble (20 euro) para cezası aldı ve sınır dışı edilmek üzere tutuklandı. Bu, vize ihlallerindeki standart uygulamaydı.
Gözetim merkezinde sınır dışı edilmeyi beklerken kendisine ve en az 10 yabancıya askeri temsilcilerin yaklaştığını ve “devlet işi” teklif edildiğini söyledi.
Awad, kandırılıp Rus Ordusuna yazıldığını iddia ediyor. Yapılan öneriyi tamamen anlayamadığını söylüyor.
“Hayır dedim, çünkü imzaladığım kağıt benim dilimde değildi. Ben bir mülteciyim, asker değil.
“Bir yıllık sözleşme ile eğitim ve iyi bir maaş verileceği söylendi. Ukrayna sınırına ya da savaşa gönderilmeyeceğim söylendi. Bize söylenen her şey yalandı.”
Otobüslerle Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir kampa götürüldüler. İtirazlarından sonra tehdit azaldı. En az bir göçmen sınır dışı edildi ve Awad şimdi Rusya’da iltica başvurusunda bulundu. Hala gözetim altında ve başvurusunun görüşüleceği tarih belli değil.
BBC, Rusya İçişleri Bakanlığı’ndan yorum talebine yanıt alamadı.
]]>Türkiye, özellikle 2000’li yılların başından itibaren Ruslar için en popüler tatil destinasyonu haline geldi. Her yıl milyonlarca Rus turist, başta Antalya, İzmir ve İstanbul olmak üzere Türkiye’yi ziyaret ediyor.
Rusya, geçen yıl 6 milyonu aşkın kişiyle Türkiye’ye en çok turist gönderen ülkeler arasında ilk sırada yer aldı.
İklimi, doğası, zengin mutfağı, gelişmiş altyapısı ve hizmet sektöründeki kalitesiyle rakiplerinin önüne geçmeyi başaran Türkiye, Türk Hava Yolları gibi firmaların yaptığı sık uçuşlarla ulaşım kolaylığı konusunda da ön plana çıkıyor.
Tur şirketi Lisav Travel’in Başkanı Bahattin Abi, Türk ve Rus turizmcilerin yoğun ilgi gösterdiği Moskova Uluslararası Turizm Fuarı’nda AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Rusya’nın Türk turizmciler için her zaman önemli bir pazar olduğunu söyledi.
Türkiye’nin de Rusya için önemli bir destinasyon olduğunu belirten Abi, “Geçen sene 6 milyon civarı Rus turist ağırladık Türkiye’de. Bu sene bu rakamı daha da yukarılara çekeceğimize inanıyorum.” dedi.
Abi, Rusya’nın “sonu gelmeyen büyük bir pazar” olduğunu dile getirerek, “Yeni havalimanının açılması da transit uçuşlarda çok büyük bir etki yarattı. Bu yıl rahatlıkla 6 milyonu aşacağımıza inanıyorum.” diye konuştu.
Turizm için yetkililerden yurt içi ve dışında daha fazla organizasyon yapılması için destek beklediklerini ifade eden Abi, 2024’ün iyi bir turizm sezonu olacağını belirtti.
“Yetkililer, 2024’ün Alanya’nın yılı olacağını söylüyor”
Alanya Turizm Tanıtma Vakfı Başkan Yardımcısı Mehmet Dahaoğlu da Alanya’nın çok bilinen bir yer olduğunu, Rusya- Ukrayna Savaşı’ndan sonra daha da bilinir hale geldiğini söyledi.
Alanya’nın güvenli olmasının ön önemli tercih nedeni olduğunu dile getiren Dahaoğlu, “Geçen yıllardan bu yana gelen turistlerin mutlu bir şekilde ülkelerine dönmesi ve anlatmasıyla daha fazla turist almaya başladık. Konuştuğumuz yetkililer, 2024’ün Alanya’nın yılı olacağını söylüyor.” ifadesini kullandı.
Ulaşımın önemine işaret eden Dahaoğlu, yaptırımlar nedeniyle uçuşların etkilendiğini ve bu sebeple daha fazla kapasite yaratacak çözümler bulunmasını beklediklerini vurguladı.
Dahaoğlu, turizmin hassas bir denge üzerine kurulduğuna işaret ederek, “İnsanların Alanya’yı tercih etmesindeki en büyük nedenlerden biri, güvenli bir liman ve huzur şehri olması. Aslında Türkiye’nin her yeri başarılı bu konuda. Gerçekten de destinasyon anlamında, fiyat dengesi ve kalite anlamında bu işi birçok ülkeden daha iyi yapıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye, uygun fiyatlı bir tatil merkezi olmaya devam ediyor”
Mehmet Dahaoğlu, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tüketici bütçesi de olumsuz etkilendiğini, Türkiye’deki turizmcilerin ise kaliteden ödün vermemek adına fiyat yükseltmek zorunda kaldıklarını söyledi. Bunlara rağmen Türkiye’nin uygun fiyatlı bir tatil merkezi olmaya devam ettiğini vurgulayan Dahaoğlu, “En azından Ruslar için özellikle bu sene 6 milyon rakamını geçeceğimizi düşünüyorum. Yeter ki uçakların kanatlarına zeval gelmesin.” diye konuştu.
Rus turistlerin Türkiye sevgisi
Fuarın ziyaretçilerinden Rusya vatandaşı Veronika, Türkiye’yi sıklıkla ziyaret ettiğini ve çok beğendiğini söyledi.
Türkiye’nin, özellikle şu anda en rahat gidebildikleri ülkelerden olduğuna işaret eden Veronika, “Türkiye’yi özellikle ulaşım kolaylığı, uçağa atlayıp az bir sürede gidebilmemiz açısından çok seviyorum. Denizi de çok güzel.” dedi.
Veronika, en yakın zamanda Türkiye’yi tekrar ziyaret etmek istediğini belirterek, “O kadar gitmeme rağmen İstanbul’a hala gitmedim. İstanbul’u görmek istiyorum. Tarih açısından özellikle. Kapadokya’ya gitmek de yine gelecek planlarım arasında yer alıyor.” ifadesini kullandı.
Rus Vlada da Türkiye’nin çok güzel bir ülke olduğunu dile getirdi. “Türkiye şüphesiz güzel bir ülke, herkese, her zevke göre tatil yapabilirsiniz.” diyen Vlada, Türk mutfağını da çok beğendiğini söyledi.
Bu yıl da Türkiye’yi ziyaret etmek istediğini belirten Vlada, “Türkiye herkese hitap eden bir tatil yeri. Tarihi bir tatil yaparak tarihi mekanları gezmek veya Türkiye’nin güney kıyı şeridinde plaj tatilini seçmek mümkün.” diye konuştu.
]]>Haklarında tutuklama kararı verilen zanlıların ciddi şekilde darp edildikleri görülüyordu.
İşkence içeren sorgulama anlarına ait videoların Rus güvenlik güçleri tarafından sızdırıldığı bildiriliyor. Şüphelilerden en az birine elektrik verildiğine yönelik haberler de çıktı.
Yüzünde büyük bir şişlik olan Şemseddin isimli saldırı şüphelisi, diğer iki vatandaşını saldırıya dahil etmekle de suçlanıyor.
25 yaşındaki Şemseddin’in ailesinin Tacikistan’da yaşadığı bölgeyi ziyaret ettim.
Ailenin evi, başkent Duşanbe’nin yaklaşık 40 km kuzeybatısındaki Loyob adlı bir köyde bulunuyor.
Bu köydeki gençler çoğunlukla tarım ve inşaatçılık yapıyor.
Köylüler, saldırının hemen ertesi günü, Tacik güvenlik güçlerinin köye geldiğini ve Şemseddin’in babasının sorguya götürüldüğünü anlatıyor.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir köylü, bana, Şemsiddin’in, Rusya’ya altı ay önce göç ettiğini söyledi.
Aynı köyden daha önce de çok sayıda kişi Rusya’ya çalışmaya gitti.
Birçok Tacik, ülkedeki düşük ücretlerden ve yüksek işsizlikten Rusya’ya giderek kurtulmaya çalışıyor.
Tacik yetkililere göre geçen yıl Rusya’ya 652 binden fazla kişi gitti. Ancak Rus yetkililer bu sayının milyonlar olabileceğini kaydediyor.
Aynı köylü Şemseddin’in üç ay sonra Rusya’dan Türkiye’ye gittiğini ve Mart ayı başlarında Rusya’ya döndüğünü söylüyor.
Birçok Tacik vize parası ödememek için bu yönteme başvuruyor.
Köyde konuştuğum kişiler, 25 yaşındaki Şemseddin’in böyle bir “terörist saldırı” gerçekleştirebileceğine inanmıyorlar.
Şemsiddin’in internette sorguya çekildiği görüntüleri izlediğini anlatan bir köylü, “Güvenlik memurları onu o kadar dövmüş ve işkence etmiş ki, Lenin’in öldürdüğünü bile söyleyebilirdi” diyor.
Rus güvenlik servisleri tarafından sızdırıldığı düşünülen üç dakikalık bir videoda, Şemseddin saçından tutularak bir askerin çizmesine bastırılıyor.
Rusça konuşan genç erkek, Moskova’daki saldırıyı 500.000 ruble (4.200 sterlin) karşılığında gerçekleştirdiğini söylüyor.
Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, saldırıyı “utanç verici ve korkunç bir olay” olarak tanımladı ve anne babalara çocuklarını radikal grupların etkisinde koruma çağrısı yaptı.
Rahman “Tacik ulusunun itibarını lekelemesine izin vermeyin” ifadesini de kullandı.
IŞİD, Moskova katliamının sorumluluğunu üstlendi ve kendi kanalları üzerinden olayın videosunu yayınladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, cihatçılara Batı ve Ukrayna istihbaratının yardım ettiğini iddia ediyor. Kiev yönetimi ise bu iddiayı “saçmalık” olarak tanımlıyor.
Tacik lider Rahman, saldırıyı kınamak için Pazar günü Putin’le telefonda görüştü ve konuşmada “Teröristlerin milliyeti, vatanı ve dini yoktur” mesajını verdi.
Ancak Rusya’da Orta Asya kökenli göçmenlere karşı sesler yükseliyor.
Putin’in önemli bir müttefiki olan Rus siyasetçi Sergey Mironov, “ulusal güvenliği güçlendirmek” için Orta Asya ülkelerinden gelen insanlara vize uygulanması çağrısı yaptı.
İŞİD Tacikleri nasıl örgüte katıyor?
Son yıllarda IŞİD’e katılan Tacik vatandaşlarının çoğu, Rusya’da çalışan göçmen işçilerden oluşuyor. Örgütün bu işçilere sosyal medya veya Telegram gibi mesajlaşma uygulamaları aracılığıyla ulaştığı ifadelere yansıdı.
IŞİD’e katıldığını itiraf eden bazı kişiler sosyal medya üzerinden kendilerine para vaat edilerek yaklaşıldığını iddia etti.
Tacik hükümeti, örgütün en güçlü olduğu 2014-2016 yılları arasında IŞİD’e katılan 2 bin vatandaşının çoğunun Rusya’da örgüte katıldığını savunuyor.
Duşanbe merkezli düşünce kuruluşu Afganistan Araştırmaları Merkezi’’nin direktörü Kasım Şah İskandarov, Orta Asya ülkelerinden Rusya’ya giden göçmen işçilerin radikal grupların etkisine girmeye daha yatkın olduğunu düşünüyor.
İskandarov, IŞİD’in, hem Taciklerin hem de Rusların vizesiz seyahat edebildiği Türkiye’de örgüte üye kazandırmaya çalıştığını da savunuyor.
Göçmen işçiler Rusya’ya girdikten sonraki üç ay içinde oturma ve çalışma iznine başvurmaları gerekiyor. Bu iznin maliyeti yaklaşık 430 dolar.
Bazı göçmenler, üç aylık süre dolmadan Rusya’dan ayrılarak, giriş çıkış yapmak için Türkiye’ye gidiyor.
İskandarov, IŞİD’in ana üssünün Afganistan’da olduğuna ve birçok Tacik’in orada “beyninin yıkandığına” inanıyor.
Afganistan’ın rolü
Tacikistan’ın Afganistan’la sınırı bulunuyor.
Raporlar, Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı yeniden ele geçirmesinden bu yana Afganistan’da IŞİD ve El Kaide gibi örgüt ve grupların varlığının güçlendiğini gösteriyor.
Birleşmiş Milletler’in konu ile ilgili raporunda, Afganistan’daki ‘terörist gruplar bölgesel güvenliği baltalayan bir faktör” olarak değerlendiriliyordu.
Tacikistan 6 eski Sovyet Cumhuriyeti ile birlikte bir askeri ittifak olan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün üyesi.
Rusya’nın girişimi ile kurulan ittifakta, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, ve yakın zamanda üyeliğini askıya alan Ermenistan yer alıyor.
Örgüt geçen ay, Tacikistan’ın güney sınırlarındaki IŞİD savaşçılarının sayısında bir artış gözlemlediğini açıklamıştı.
Askeri ittifaka göre, radikal gruplara ait eğitim kampları ağı genişliyor ve yabancı savaşçıların çoğunluğu Afganistan’ın Tacikistan sınırındaki kuzey bölgelerinde yoğunlaşıyor.
Tacik bağlantılı IŞİD saldırıları:
]]>Kuleba, Polonya’nın başkenti Varşova’daki çevrim içi basın toplantısında kısaca konuştuktan sonra gazetecilerin sorularını cevapladı.
Hindistan’ı ziyaret edeceğini anımsatan Kuleba, Ukrayna ile Hindistan ilişkilerini güçlendirmeyi hedeflediklerini ve Hindistan’ı önemli bir küresel güç olarak gördüklerini söyledi.
Kuleba, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik hava saldırılarını artırdığını ve 18 Mart’tan 24 Mart’a kadar ülkesine 190 füze atıldığını aktardı.
Ukrayna’nın neredeyse her gün balistik füze saldırılarına maruz kaldığına dikkati çeken Kuleba, ülkesinin güçlü hava savunma sistemlerine ihtiyacının altını çizdi.
Kuleba, “Rusya’nın propaganda söylemlerinin” ne kadar etkili olduğuna yönelik soru üzerine “Rus propagandasının” büyük ölçüde başarısız olduğunu ve Batı ülkelerinin Ukrayna’yı desteklemeye devam ettiğini kaydetti.
“Moskova’daki saldırıyı Ukrayna ile ilişkilendirmek yanlış ve absürt”
Kuleba, Rusya’nın başkenti Moskova’da “Crocus City Hall” adlı konser salonuna 22 Mart akşamı silahlı kişilerce düzenlenen terör saldırısının Ukrayna ile ilişkilendirilmesinin “yanlış ve absürt” olduğuna işaret ederek, Rusya’nın Ukrayna’yı kötülemek için her şeyi yaptığını öne sürdü.
Güney Kore’nin, Ukrayna’ya sadece “öldürücü olmayan güvenlik yardımı” sağlama kararını sürdürmesiyle ilgili Kuleba, Kuzey Kore’nin Rusya’ya silah göndererek destek olduğunu belirtti.
Kuleba, Seul hükümetine çağrıda bulunarak, ülkesine hava savunma sistemleri sağlanmasını talep etti.
Rusya’nın, Moldova’da düzenlenecek seçimlere medya yoluyla müdahale edeceğini iddia eden Kuleba, Moldova halkının yanında olduklarını dile getirdi.
Kuleba, Ukrayna ve Polonya arasındaki sorunların ekonomik kaygılardan kaynaklandığını belirterek, halkların arasındaki ilişkilerin oldukça iyi olduğunu dile getirdi.
Ukrayna’nın teslim alacağı F-16 savaş uçakları
Ukrayna’nın bir uluslararası barış konferansına katılmayı nasıl karşılayacağına yönelik Kuleba, 2014-2022 döneminde Rusya ile çeşitli formatlarda yaklaşık 200 kere görüşme yaptıklarını, Rusya’nın bu görüşmelerde anlaşmaya varılmasının önüne geçtiğini belirtti.
Kuleba, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin İsviçre’de yapılmasını kabul ettiği barış zirvesine işaret ederek, Moskova yönetiminin zirveye katılımının öngörülmediğini söyledi.
Zirvede, BM Şartı’nın hedeflerini paylaşan ülkelerin bir araya geleceğini aktaran Kuleba, Avrupa, Asya, Afrika ve Amerika’dan temsilcilerin zirvede yer almasını istediklerinin altını çizdi.
Kuleba, Ukrayna’nın yaz ortasında F-16 savaş uçaklarını teslim almasının planladığını aktararak, pilotların eğitimlerinin oldukça iyi geçtiğini söyledi.
Sovyet tipi uçaklardan Batı tipi uçaklara geçtiklerini kaydeden Kuleba, pilotlar ve teknik ekibin F-16’lar konusunda daha fazla eğitime ihtiyacı olduğunun altını çizdi.
“Erdoğan büyük bir aktör”
Kuleba, “Ukrayna ve Rusya, müzakere masasına dönerse bu süreç, Mart 2022’deki gibi İstanbul’da yürütülebilir mi?” sorusu üzerine şunları kaydetti:
“Şu ana kadar sadece Türkiye, Rus ve Ukraynalı tarafların konuşmasını organize edebildi. Savaşın ilk safhasında gerçekleştirildi. Artık herkesi bir araya getirecek, kimsenin karşı çıkamayacağı nükleer güvenlik, seyrüsefer serbestisi, ticari seyrüsefer ve esir takası gibi konuların ele alınacağı barış formülü zirvesini gerçekleştirmeye odaklanmış durumdayız.”
Ukrayna’da barışı sağlamak için bu meselelerin ele alınması gerektiğini vurgulayan Kuleba, “Bundan dolayı Çin, Türkiye ve diğer ülkeler de dahil herkesin katılmasını istiyoruz.” dedi.
Kuleba, savaşın sona ermesine yardım etmek isteyen hiçbir ülkeyi reddetmediklerine dikkati çekerek, “Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan, büyük bir aktör. Sadece bölgemizde değil dünya da saygı görüyor.” diye konuştu.
]]>IŞİD-H nedir, neyi amaçlıyor?
IŞiD-H, dünya çapında birçok devletin terör listesindeki IŞİD örgütünün bölgesel birimi İŞİD Horasan’ın kısaltması.
Bu birim Afganistan, İran, Pakistan ve Orta Asya’ya odaklanmış durumda.
Horasan ismi de tarihte bu bölgede hüküm süren halifelikten geliyor.
IŞİD-H yaklaşık 9 yıldır aktif ama son aylarda uzandığı geniş coğrafya ve acımasız yöntemleriyle IŞİD’in en tehlikeli birimi olarak öne çıkmaya başladı.
IŞİD-H, örgütün Suriye ve Irak’ta geriye kalan lider kadrosuyla birlikte, Şeriat’ın aşırı katı bir yorumunun uygulandığı, bir hilafet devleti kurmak istiyor.
Afganistan’da iktidardaki Taliban’a ideolojik nedenlerle karşı çıkan örgüt, ara ara, ancak ölümcül saldırılar düzenliyor.
IŞİD-H daha önce hangi saldırıları düzenlemişti?
Örgüt 2021’de Afganistan’ın başkenti Kabil Havalimanı’nda ülkeden kurtartılmak üzere uçak bekleyen kalabalığın arasında bir intihar saldırı düzenlemişti. Saldırı, 170 Afgan ve 13 Amerikan görevlinin ölümüne yol açmıştı.
Bir sonraki sene Kabil’de Rus Büyükelçiliğini hedeflediği saldırıda en az altı kişi öldürüldü ve çok sayıda kişi yaralandı.
Örgüt, ayrım gözetmeksizin doğumhanelere, otobüs duraklarına ve polise saldırılar düzenledi.
IŞİD-H Ocak ayında İran’ın Kirman şehrindeki bir türbeye çifte bombalı saldırı düzenlemiş ve yaklaşık 100 İranlıyı öldürmüştü.
Rusya’da ise sonuncusu 2020’de olmak üzere çok sayıda küçük çaplı saldırı gerçekleştirdi. Rusya’nın Federal Güvenlik Servisi (FSB) daha bu sene saldırı planlarını durdurduğunu açıklamıştı.
Moskova saldırganları kimlerdi?
Rus devlet medyasına göre yakalanan ve suçlu bulunan dört erkeğin hepsi, eski Sovyetler Birliği üyesi Tacikistan vatandaşıydı.
Mahkemeye çıkarıldıklarında dış görünüşlerindeki morluk ve ezikler işkenceye varır derecede sert sorgulandıklarını gösteriyor.
Ancak uluslararası hukuka göre itiraflarının bir önemi olmayacak çünkü insanlar acıyı durdurmak için, yalan yanlış itiraflar dahil, her şeyi söyleyebilir.
Şüphelilerden birinin Mart ayında konser mekanında gözlem yaparken görüldüğüne dair haberler var. Aynı dönemde ABD’nin Rusya’yı kamuya açık bir alanda her an olası bir terör saldırısı olabileceğine dair uyardığı ve Kremlin’in bunları “propaganda” diyerek görmezden geldiği bildirildi.
Saldırganların ikisinin Rusya’ya yakın zamanda ulaştığı da bildirildi. Bu, IŞİD-H tarafından buraya yerleştirilen bir hücrenin uyandırılmasından ziyade bir “tetikçi ekibin” gönderildiği anlamına geliyor.
Neden Rusya’yı hedeflediler?
Bunun farklı nedenleri var.
IŞİD-H dünyanın önemli bir bölümünü düşmanı olarak görüyor. Rusya; ABD, Avrupa, İsrail, Yahudiler, Hristiyanlar, Şiiler, Taliban ve çoğunluğu Müslüman olan ülkelerle birlikte listelerinde ön sıralarda. Örgüt bunları “kafirler” olarak görüyor.
IŞİD’in Rusya’ya düşmanlığı 1990’larda ve 2000’lerin başlarında Rus güçlerinin Çeçen başkenti Grozni’yi yerle bir ettiği Çeçen savaşlarına kadar giriyor.
Daha yakın dönemdeyse Rusya, müttefiki Suriye lideri Beşar Esad ile birlikte Suriye iç savaşına girdi. Rus hava kuvvetleri sayısız isyancı ve sivil hedefi vurdu, çok sayıda IŞİD ve El Kaide bağlantılı milisi öldürdü.
Afganistan’da IŞİD-H, Rusya’yı Taliban’ın müttefiki olarak görüyor. 2022’de Kabil’deki Rus Büyükelçiliğine saldırmalarının temel sebebi buydu.
Diğer yandan ülkede 1979-89 arasındaki 10 yıllık acımasız Sovyel işgalinin de kinini tutuyorlar.
Bir de Rusya’nın kendi durumu var.
IŞİD-H, Rusya’yı Hristiyan ülkesi olarak görüyor ve Moskova saldırısından sonra paylaşılan videoda görüldüğü gibi Hristiyanları öldürmek konulu demeçler veriyor.
FSB, terör saldırılarını önlemeye çalışırken, Tacik ve diğer Orta Asyalı göçmen işçiler, kötü muameleye maruz kalıyor ve şüpheyle bakılıyorlar.
Son olarak, Rusya’nın şu anda komşusu Ukrayna’ya karşı açtığı savaşla meşgul olması nedeniyle, düşmanın gardının düşük ve ateşli silahlara kolay ulaşılabilmesi, ülkeyi IŞİD-H için rahat bir hedef haline getirdi.
Moskova saldırısıyla ilgili cevap bekleyen sorular neler?
Bütün bu olaylar zinciriyle ilgili cevaplanmamış bazı sorular var.
Örneğin saldırganlar neden Crocus Belediye Binası’nın yakınlarında bir saat boyunca hiç acele etmeden gezinebildi?
Polis ve özel güvenliğin, özellikle FSB’nin kol gezdiği bir ülkede bu silahlı adamlar sanki özel güvenlik timlerince durdurulmayacaklarını biliyormuş gibi davranıyordu.
Diğer yandan silahlar sorusu var, sadece tabancalar değil, güçlü, modern otomatik taarruz tüfekleri. Saldırganlar bunları nasıl ele geçirmiş ve mekana, kimseye belli etmeden sokmuş olabilir?
Bir anda rahatça yakalanmış olmaları da şaşırtıcı.
Bu tip bir saldırıda rol oynayan cihatçılardan farklı olarak bu saldırganlar sanki yakalanmayı ölüme tercih eder gibi intihar yeleği giymemişti.
Dahası, son 20 yılın en kötü terör saldırısını durduramayan Rus makamlarının, şüphelileri yakalayıp, yargılaması çok uzun sürmedi.
Tüm bunlar Kremlin’in “bu işte parmağı olduğu” ya da Ukrayna savaşına desteği artırmak için bir “yanıltma operasyonu” düzenlediği spekülasyonlarına da neden oluyor.
Ancak bu teoriyi destekleyecek somut kanıt yok ve Amerikan istihbaratı bu saldırının arkasında IŞİD’in olduğunun doğrulandığı yönünde görüş bildirdi.
]]>22 Mart Cuma günü Rusya’nın başkenti Moskova’da tarihin en büyük terör saldırılarından biri meydana geldi. Crocus City Holl-Belediye Kültür Merkezi konser salonuna 4 kişi tarafından düzenlenen silahlı saldırı ve binada çıkan yangın sonucu 137 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi de yaralandı. Saldırıyı gerçekleştiren 4 kişi kısa sürede Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınında yakalandı. Terör örgütü DEAŞ’a bağlı Amaq haber ajansı, Telegram’da yayınladığı kısa bir açıklamayla saldırının sorumluluğunu üstlendi. Tacikistanlı olduğu tespit edilen şahısların yapılan ön sorgulamada “Türkiye’den Rusya’ya geçtikleri” sözleri, Rus basını başta olmak üzere birçok yayın kuruluşunda yer aldı.
Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgilere göre, söz konusu eylemi yapan Tacik şahısların aslında uzun süredir Moskova’da ikamet ettikleri, ikamet sürelerinin bittiği, ikamet sürelerini uzatmak için Türkiye’ye kısa süreliğine giriş-çıkış yaptıkları, Rusya’ya yakın olması sebebi ile Türkiye’yi tercih ettikleri tespit edildi. Güvenlik kaynaklarından alınan bilgilere göre şahısların Türkiye’de geçirdikleri süreye ilişkin detaylar şöyle;
“Shamsidin Farıdunı, 20.02.2024’te Rusya Federasyonu üzerinden havayoluyla Türkiye’ye giriş, 02.03.2024’te ise İstanbul Havalimanı’ndan Rusya Federasyonu’na çıkış yapmıştır. 21.02.2024’te İstanbul Fatih’te bulunan bir otele giriş yapmış, 27.02.2024’te otelden ayrılmıştır. Yakalandığında yapılan ön mülakatında ‘Vizesi bittiği için Türkiye’ye gidip geldiğini’ itiraf etmiştir. Shamsidin Farıdunı’nin sosyal medya hesabından 23.02.2024 günü aynı anda sekiz gönderi yayınladığı, ‘Aksaray İstanbul’ konumunu işaretlediği, Fatih Camii’nde çekildiği iddia edilen fotoğrafları paylaştığı görülmüştür.
Saıdakram Rajabalızoda, 05.01.2024’te İstanbul’a gelmiş, aynı gün İstanbul Fatih’te bulunan bir otele giriş, 21.01.2024’te de otelden çıkış yapmıştır. 02.03.2024 tarihinde Shamsidin Farıdunı ile aynı uçakta Moskova’ya dönmüştür. Bu iki şahsın Rusya’da radikalleştiği, Türkiye’de geçirdikleri sürenin kısalığı göz önüne alındığında ‘radikalleşme’ için yeterince uzun olmadığı değerlendirilmektedir. Ayrıca haklarında aranırlık kaydı bulunmamasından dolayı pasaportlarını kullanarak Türkiye ve Rusya arasında seyahat edebilmişlerdir.”
“DEAŞ’ın saldırılarından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir”
Güvenlik kaynakları tarafından yapılan açıklamada, “DEAŞ, kurulduğu günden bugüne yaptığı saldırı ve eylemler sonucunda birçok ülke tarafından en kanlı terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Özellikle ABD karşıtı bir örgüt olan DEAŞ’ın eylemlerinin adresi ise hep aynı olmuştur. Son zamanlarda DEAŞ’ın sözde Horasan Vilayeti kolunun yaptığı eylemlere baktığımızda aynı coğrafya üzerinde gerçekleştirildiği dikkat çekmektedir. DEAŞ’ın saldırılarından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. DEAŞ’ın sözde Horasan Vilayeti kolu, son olarak 2024 yılının başında İstanbul Sarıyer’deki Santa Maria Kilisesi’nde saldırıda bulunmuştur. Bir kişinin hayatını kaybettiği bu saldırıda şans eseri saldırganın silahının tutukluk yapması sonucu yaralanan olmamıştır. Terör örgütünün Afganistan ve çevre bölgelerde faaliyet gösteren kolu olarak bilinen DEAŞ-Horasan Vilayeti, 2022’nin Ekim ayında İran’ın Şiraz kentinde bulunan Şah Çerağ Camii’ne saldırı düzenlemiş, 15 kişi hayatını kaybetmiş, 40 kişi de yaralanmıştır. DEAŞ, 2022’nin Aralık ayında Afganistan’ın başkenti Kabil’de Çinlilere ait bir otele silahlı ve bombalı saldırı düzenlemiştir. Bu saldırıda da 3 kişi hayatını kaybetmiş, 15 kişi yaralanmıştır. Aynı örgüt 2024’ün başında İran’ın Kirman kentinde İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin 4’üncü ölüm yıl dönümünde de bir saldırı düzenlemiş, 84 kişi hayatını kaybetmiş, saldırıda 284 kişi de yaralanmıştır” denildi.
“Türkiye PKK, DEAŞ ve El Kaide gibi örgütler arasında ayrım yapmaksızın mücadelesine hız kesmeden devam edecektir”
Güvenlik kaynakları tarafından yapılan açıklamada, “Tüm bu değerlendirmeler ışığında akıllara DEAŞ’ın hedefindeki ülkeleri nasıl seçtiği gelmektedir. Hangi planlar devreye sokuluyor ki terör örgütünün hedefinde Batı dünyası ve ABD yer almıyor. DEAŞ’lılar Rusya Federasyonu, Türkiye, İran ve Afganistan gibi güzergahları kullanırken, bu bölgelerde eylem yapmayı tercih etmektedir. DEAŞ örgütünün arkasındaki derin güç odakları taşeronluk yaptıkları güçlerin himayesinde hareket etmeye devam etmektedir. Eylemlerini de bu doğrultuda gerçekleştirmektedir. Türkiye PKK, DEAŞ ve El Kaide gibi örgütler arasında ayrım yapmaksızın mücadelesine hız kesmeden devam edecektir” ifadeleri kullanıldı. – ANKARA
]]>Rusya, Crocus Belediye Binası’ndaki tiyatrıo salonunda düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin yasını tutuyor.
En az 137 kişinin hayatını kaybettiği saldırı sonrası ülke çapında Rus bayrakları yarıya indirildi.
Eğlence ve spor etkinlikleri iptal edildi, TV sunucuları siyah giyiniyor.
Crocus Belediye Binası, Moskova’nın tam merkezinde değil ama Rusya’nın en önemli konser mekanlarından biri.
Cuma günkü katliam, konser mekanını cehenemme dönüştürdü. Saldırganlar heö çevreye ateş açtılar hem de binayı ateşe verdiler.
Rus İstihbarat Komitesi tarafından yayımlanan videoda, çatının ve metal kirişlerin çöktüğü görülüyor.
Binanın dışındaki güvenlik şeridi hala duruyor. Durduğum yerden eğlence merkezinin yanmış bölümünün tek parçasını görebiliyorum. Bu, içerideki dehşete dair ipucu veriyor.
‘Sizi asla affetmeyeceğiz’
İnsanlar saldırının kurbanları için kurulan derme çatma mihraba çiçek bırakmak için sıraya giriyor. Anma için bırakılan eşyaların oluşturduğu dağ giderek büyüyor. Ziyaretçiler buraya gül ve karanfilin yanı sıra oyuncak bebekler ve pelüş oyuncaklar da koyuyor. Bunun nedeni ölenler arasında çocukların da olması.
Bırakılan mesajlardan biri saldırganlara ithafen, “Pisliksiniz. Sizi asla affetmeyeceğiz.”
Kalabalıklar arasında yas ve öfke hakim.
Buraya çiçek getiren Tatyana, “Ülkenin kalbi sızlıyor. Ruhum ağlıyor. Rusya ağlıyor. Bir sürü genç insan öldürüldü. Sanki kendi çocuklarım ölmüş gibi” diyor.
Roman, “Büyük bir şoktu. Yakında yaşıyorum, penceremden olanları gördüm. Korkunç ve büyük bir trajedi” diyor.
Yevgeny adlı bir emekli, “Bunu yapan insan olamaz. Onlar bizim düşmanlarımız. Moratoryumu kaldırıp ölüm cezasını uygulamaya koymalıyız. En azından teröristler için” diye konuşuyor.
4 sanık saldırıda rol aldıkları gerekçesiyle “terörizmle” suçlandı. Moskova’da Basmanny Bölge Mahkemesi onların yargılanırken 2 ay tutuklu kalmalarına karar verildi.
Mahkemenin resmi Telegram kanalından sanıkların kimlikleri Dalerdzhon Mirzoyev, Saidakrami Murodali Raçabalizod, Muhammadsobir Fayzov ve Şamsidin Fariduni olarak açıkladı.
Tacikistan vatandaşı olan Mirzoyev’in tüm suçlamaları kabul ettiği bildirildi.
Saldırıyı üstlenen İŞİD, saldırganların olay sırasındaki görüntülerini yayımladı. ABD yetkilileri bu iddiayla ilgili şüpheye yer olmadığını açıkladı.
‘Kiev rejimini yıkmanın zamanı geldi’
Buradaki tepki ise oldukça farklıydı.
Rus yetkililer, Ukrayna’nın bu vahşi saldırıyla bağlantısı olduğu fikrini destekliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumartesi gecesi TV’de yayımlanan ulusa sesleniş konuşmasında 4 saldırganın Ukrayna’ya kaçmaya çalışırken yakalandığını açıkladı.
Rus yetkililere göre saldırının arkasında Ukrayna var.
Ukrayna ise bu iddiayı reddetti ancak Kremlin yanlısı yorumcuların “Kiev bağlantısı” iddialarını yinelemesinin önüne geçmedi.
Rusça yayın yapan iktidar yanlısı Moskovsky Komsomolets gazetesi, şiddetli bir biçimde Ukrayna karşıtı bir makale yayımladı.
“Ukrayna terör devleti ilan edilmeli” başlıklı yazıda, “Kiev rejimini yıkmanın zamanı geldi… tüm bu çete ölmeli. Rusya’nın bunu yapabilecek kaynakları var” yorumu yapıldı.
Bu da kilit bir soruyu akla getiriyor.
Kremlin bu sarsıcı saldırıya nasıl tepki verecek?
Rusya yönetimi, Crocus Belediye Binası’nda yaşananları, ülkenin Ukrayna’daki savaşını daha da ilerletmesini meşrulaştırmak için kullanmayı mı planlıyor?
]]>Crocus Belediye binasında ne oldu?22 Mart 2024 Cuma günü Rusya’nın başkenti Moskova, tarihinin en büyük terör saldırılarından birini yaşadı. Çok sayıda masum insanın hayatına mal olan Crocus Belediye binasına düzenlenen terör saldırısı, Beslan trajedisinden sonra yaşanan 2’nci büyük saldırı oldu. Crocus City Holl-Belediye Kültür Merkezi konser salonunda, 4 kişi silahlı saldırıda bulundu. Binada saldırı sonrası yangın çıktı. Rus medyası, saldırganların “otomatik silahlarla ateş açtığını” ve “el bombası veya yangın bombası atarak yangına yol açtığını” bildirdi. Saldırıda şimdiye kadar 135 kişinin öldüğü açıklandı. Ayrıca olayda 100’den fazla kişi de yaralandı. Saldırıyı gerçekleştirdiğinden şüphelenilen 4 kişi, cuma gecesi Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınında Bryansk bölgesinde gözaltına alındı. Federal Güvenlik Servisi (FSB), saldırıdan sonra suçluların “Rusya Federasyonu ve Ukrayna sınırını geçme niyetinde olduklarını ve Ukrayna tarafıyla ilgili temaslarda bulunduklarını” iddia etti. Belarus’un Rusya büyükelçisi ise Belarus özel servislerinin cuma gecesi Rusya’ya teröristlerin sınırdan kaçmasının engellemesinde yardımcı olduğunu söyledi.
Rus devlet medyası gözaltına alınanların tamamının yabancı uyruklu olduğunu bildirdi. Saldırgan olduğu iddia edilenlerden biri saldırıyı gerçekleştirmesi için kendisine yarım milyon ruble (yaklaşık 5 bin dolar) sözü verildiğini söyledi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, toplam 11 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Bu saldırıyı gerçekleştirenlerin Moskova’nın kuzeyinde bir pansiyonda buluştukları ve 4 failden en az 2’sinin yalnızca “10-12 gün önce” görüştüğü belirtildi. Crocus Belediye binasına gittikleri ve kaçmak için kullandıkları arabanın bir akraba bağlantısı aracılığıyla satın alındığı tespit edildi. Saldırının yapıldığı Picnic grubunun konseri için yaklaşık 6 bin 500 biletin satıldığı bildirildi.
Terör saldırısının amacı neydi?Terör saldırısının ardından DEAŞ’a bağlı Amaq haber ajansı Telegram’da yayınladığı kısa bir açıklamayla saldırının sorumluluğunu üstlendi. Bu noktada, DEAŞ’ın kendisinin düzenlemediği saldırıların sorumluluğunu üstlendiği bir geçmişe sahip olduğunu da belirtmekte fayda var. Saldırının sorumluluğunu üstlenen DEAŞ’ın silahlı grubuna bağlı, Afganistan ve İran’da faaliyet gösteren DEAŞ-Horasan Eyaleti (ISKP), aslında 2017 yılından beri Rusya ile savaş halinde olduğunu ilan ediyor. DEAŞ-K olarak da adlandırılan bu grup, terör örgütünün Afganistan ve çevre bölgelerde faaliyet gösteren kolu olan DEAŞ-Horasan olarak anılıyor. Bu grup 2014 sonlarında doğu Afganistan’da ortaya çıktı. DEAŞ-Horasan grubunun 2014 yılından beri Rusya’yı tehdit ettiğini biliyoruz. Hatta bir hafta önce Rus güvenlik güçleri Kaluga’da bir sinagoga yapılacak saldırıyı engellediklerini açıkladılar.
Genel olarak bakıldığında bu saldırıda amacın Rusya’yı Müslümanlarla karşı karşıya getirerek “Asıl savaşınız Ukrayna’da Hristiyanlarla, İsrail’de Yahudilerle değil Müslümanlarladır.” anlayışına geri dönmesi için uyarmak olduğu düşünülebilir. Rusya, uzun süredir bu tehdidin ve kurgunun farkında olduğu için saldırıyı her ne kadar DEAŞ üstlense de arkasındaki gücün ABD, İsrail veya Ukrayna’ya destek olan Batılı ülkeler olduğunu düşünüyor. Bu militanların çoğu birbirini önceden tanımıyorlar. Çok profesyonel değiller. Teröristlerin hepsinin Rusça’yı son derece kötü konuştuğu ya da kötü konuşuyormuş gibi yaptığı ve birinin bir tercüman aracılığıyla Tacikçe iletişim kurduğu bildirildi. Terör saldırısının sanki para için gerçekleştirildiği algısı verildi. Saldırıda kullanılan kalaşnikofları Rusya’daki organizatörlerin temin ettiği anlaşılıyor. Bu silahları elde etmek Rusya’da artık hiç de zor değil. Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rus paralı askerler kendi silahlarını kolayca ülkenin her yerinde satabiliyor.
Teröristlerin Moskova’nın kuzeyindeki bir pansiyonda buluşmaları ve birbirlerini pek tanımıyor olmaları ise profesyonelce bir kurguyu andırıyor. Bu kurgu genelde İsrail’in İkinci Dünya Savaşında görev almış ve kaçak olarak başka ülkelerde yaşayan eski Nazileri avlamakta kullandığı gönüllü birliklerin stratejisine benziyor. Mossad’ın sıkça kullandığı bu taktik sayesinde kayıp ve yakalanma olması halinde organizasyonun liderlerine ulaşılamıyor. Bu saldırıya katılan 4 militandan en az 2’sinin yalnızca “10-12 gün önce” tanışması bir örgütten çok bir devlet istihbarat organizasyonu izlenimini veriyor. Zaten militanların saldırı anında yayınlanan görüntülerinde silah kullanmalarına bakacak olursak profesyonel olmadıkları, bazılarının savaşta veya çatışmada bulunmadığı da anlaşılabilir. Genel olarak saldırı, planlanmasına ve kurgusuna bakıldığında bazı ülkelerin dış istihbaratları tarafından kullanılan örgütsel bir eylem gibi duruyor.
Teröristlerin yakalandıktan sonra canlı ifadelerine bakılacak olursa onları bu saldırıya iten ana sebebin ne olduğu belli olmuyor. Sadece para için böyle bir saldırı yapmaları ise tutarlı değil. Bu insanları tam olarak neyin birbirine bağladığı, onlara hangi güdülerin rehberlik ettiği belki ileriki zamanlarda ortaya çıkabilir. Rusya’nın Moskova saldırısı ile Suriye’de Rusya’ya karşı mücadele eden ve şu anda Ukrayna’da bulunan Abdulhakim Şişani ve ekibiyle bağlantı kurması muhtemeldir. Ancak Çeçenlerin bu tür saldırılar gerçekleştirmediği göz önüne alındığında Şişani ile bir bağlantı şüpheli olacaktır. Çünkü onlar genelde bu tür saldırılar yerine cephede savaşmayı tercih ediyorlar.
Kim ne tepki verdi?Moskova’daki terör saldırısının dünya liderleri tarafından kınanması hızlı oldu. Belarus Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı saldırıdan hemen sonra kınama mesajı yayınladılar. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Putin’i arayarak başsağlığı diledi ve terörle mücadelede destek açıklaması yaptı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Beyaz Saray sözcüsü John Kirby, saldırıyı kınadılar. Birleşik Krallık adına İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron, ülkesinin “düşüncelerinin tüm kurbanların ve yaralıların aileleriyle birlikte olduğunu” ifade etti. Almanya Başbakanı Olaf Scholz da benzer duygular dile getirdi.
Bunun dışında Çin, Polonya Fransa, Hindistan, Suudi Arabistan, Afganistan, Küba, İtalya, Venezuela, Japonya, İsrail, Filistin, Malezya, İspanya, Suriye, Norveç, İsveç, Danimarka, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Yunanistan, Güney Afrika, İzlanda, Belçika gibi ülkeler de diplomatik misyonlar üzerinden saldırıyı kınadıklarını duyurdular. Birleşimiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi bunu “iğrenç ve korkakça” bir saldırı olarak nitelendirirken, Genel Sekreter Antonio Guterres olayı “mümkün olan en güçlü ifadelerle” diyerek kınadı. NATO Sözcüsü Farah Dakhlallah, askeri ittifakın saldırıyı “kesinlikle” kınadığını söyledi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de saldırıyı kınayanlar arasındaydı. Hamas da Moskova’daki terör saldırısını kınadı ve Rusya halkına başsağlığı diledi.
Putin, televizyondan ulusa hitaben yaptığı konuşmada, Pazar günü ulusal yas ilan ederek saldırıyı “barbarca bir terör eylemi” olarak nitelendirdi. Putin, teröristlerin ön verilere göre sınırı geçmeleri için bir “pencere/kaçış kapısı” hazırlanmış olan Ukrayna’ya doğru hareket ederek kaçmaya çalıştıklarını açıklayarak Ukrayna’yı teröristlere yardım etmekle suçladı. Putin, Rusya’nın en zor zamanlarda her zaman daha da güçlü olduğunu, şimdi de öyle olacağını ilan etti. Rus İç Güvenlik Servisi FSB, saldırının dikkatlice planlandığını ifade ederek saldırganların Ukrayna tarafında bağlantılarının olduğunu öne sürdü.
Ukrayna ise Rusya’nın saldırıyı Ukrayna ile bağdaştırmaya yönelik açıklamalarını reddetti. Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mykhailo Podolyak cuma günü yaptığı açıklamada, Kiev’in saldırıyla hiçbir ilgisi olmadığını ifade etti. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı iddianın Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığını körüklemek için kullanılabileceğini öne sürdü. Rusya’nın bu saldırıyı her ne şartta olursa olsun Ukrayna ile ilişkilendirmesi mümkündür. Hatta saldırganların Ukrayna’ya kaçma girişimleri daha çok geri teslim edilmeyecekleri düşüncesi veya onları bu saldırıya itenlerin yönlendirmesiyle de olabilir. Terör saldırısının Ukrayna ile ilişkilendirilmesi Rus toplumunu duygusal ve belki de askeri açıdan Ukrayna’daki savaşa katılım ve destek açısından da etkileyebilir.
[Prof. Dr. Salih Yılmaz: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>SALDIRIDA 150 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Rusya’nın başkenti Moskova’da Crocus City Hall adlı konser salonuna önceki akşam saatlerinde düzenlenen silahlı saldırıda 150 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde saldırganların salonda rastgele ateş açtıkları görülürken, sonrasında AVM’de çıkan yangını da saldırganların yanıcı sıvılar kullanarak çıkardıkları belirlendi.

SALDIRIYI DEAŞ ÜSTLENDİ
Terör örgütü DEAŞ, Moskova’daki saldırıyı mensuplarının düzenlediğini iddia etti. Terör örgütü, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Moskova banliyösünde yer alan Krasnogorsk’taki konser salonuna örgüt üyelerinin saldırdığını ileri sürdü.

SALDIRININ FAİLLERİ YAKALANDI
Rusya İstihbarat Servisi (FSB), saldırıya doğrudan karışan 4 terörist dahil 11 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Saldırının özenle planlandığı belirtilen açıklamada, saldırganların Ukrayna sınırına doğru kaçmaya çalıştığına işaret edildi. Ayrıca, “Terör saldırısından sonra suçlular Rusya-Ukrayna sınırını geçmeyi planladı. Ukrayna tarafında temasları vardı” ifadelerine yer verildi.

PUTİN: SALDIRGANLARIN UKRAYNA TEMASLARI VARDI
Rusya lideri Putin, terör örgütü DEAŞ’ın üstlendiği saldırının ardından yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, “Saldırganların Ukrayna sınırına doğru kaçmaya çalışırken yakalandığını ifade etti. Rusya İstihbarat Servisi (FSB) de başkentteki terör saldırısına ilişkin açıklamasında Ukrayna’yı hedef alarak, “Terör saldırısından sonra suçlular Rusya-Ukrayna sınırını geçmeyi planladı. Ukrayna tarafında temasları vardı” ifadelerini kullandı.

ZELENSKİ: RUSLAR HEP AYNI YÖNTEMİ KULLANIYORLAR
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, sosyal paylaşım hesabından paylaştığı görüntülü mesajında, Ukrayna vatandaşlarına hitaben bir konuşma yaptı. Zelenskiy konuşmasında, Putin’in, dün başkent Moskova’daki “Crocus City Hall” adlı konser salonunda düzenlenen terör saldırısını yapan kişilerin, Ukrayna’ya doğru kaçmaya çalıştıklarına ilişkin açıklamasını değerlendirdi. Putin ve diğer Rus yetkililerinin, saldırı konusunda Ukrayna’yı suçlamaya çalıştıkları ve benzer adımları daha önce de attıklarını kaydeden Zelenskiy, “(Ruslar) Hep aynı yöntemleri kullanıyorlar.” dedi.

Zelenskiy, Rus ordusunu Ukrayna ve bu ülkede yaşayan halka yönelik “terör eylemleri” düzenlemekle suçladı. Konuşmasında, “Yüz binlerce teröristi buraya, Ukrayna topraklarına sürdüler, bize karşı savaşıyorlar ve kendi ülkelerinde ne olduğu umurlarında değil.” ifadesine yer veren Zelenskiy, Putin’i, Rus vatandaşlarıyla ilgilenmek, onlara hitap etmek yerine, saldırı konusunu Ukrayna’ya nasıl getireceğini düşünerek bir gün sessiz kalmakla itham etti. Rus halkının, Ukrayna’da ölen Rus askerleri için Putin’den hesap sormadığı sürece Putin’in bu durumu kendi lehine kullanacağını kaydeden Zelenskiy, “Teröristler her zaman kaybetmelidir ve hayatı gerçekten savunan herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

BİNLERCE KİŞİ SIĞINAKLARA İNDİ
Rusya yönetimi saldırıdan Ukrayna’yı sorumlu tutarken, ordu birlikleri bu gece yarısı harekete geçti. Ukrayna’nın başkenti Kiev’i savaş uçaklarıyla vuran Rus ordusu saldırılarında binlerce kişi sığınaklara indi. Kiev’de hava savunma sistemleri aktif hale getirildi. Görgü tanıkları çok sayıda füzenin havada önlendiğini aktardı.

POLONYA SİLAHLI KUVVETLERİ ALARM DURUMUNDA
NATO topraklarına komşu Lviv şehri de hedef alındı. Polonya silahlı kuvvetleri, sınıra yakın bölgelerin vurulması üzerine savaş uçaklarının alarm durumuna geçtiğini bildirdi.

UKRAYNA ORDUSUNDAN MİSİLLEME
Ukrayna ordusu ise Rusya’nın 2014 yılında ilhak ettiği Kırım yarımadasındaki Sivastopol şehrine bir gecede düzenlediği saldırıda, iki Rus çıkarma gemisini vurduğunu açıkladı.

“İLETİŞİM MERKEZİ VE ALTYAPI TESİSLERİ VURULDU”
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Stratejik İletişim Merkezi’nden yapılan açıklamada, “Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, Yamal ve Azov amfibi çıkarma gemilerini, bir iletişim merkezini ve Karadeniz Filosu’nun bazı altyapı tesislerini başarıyla vurdu” denildi.
]]>Kurtulmuş, Bağcılar’daki Kadir Topbaş Halk Sarayı’nda düzenlenen ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Geleneksel İftar Programı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’de başarılı olmuş bir camianın mensupları olarak, iftarda bir arada olduklarını ifade ederek dernek yönetimine teşekkür etti.
İmam hatip okullarının mimarlarından biri olan Celaleddin Ökten ile Yahya Kutluoğlu’nun kurduğu bu camianın faaliyetlerinin bugün belli bir noktaya geldiğini dile getiren Kurtulmuş, İlim Yayma Cemiyeti ile İlim Yayma Vakfının ise işin en başından itibaren bir motor gücü oluşturduğunu söyledi.
İmam hatip camiasının bu noktaya gelmesinde emeği geçenlere şükranlarını dile getiren Kurtulmuş, “Onların çabaları, gayretleri olmasaydı, maddi imkanlar yokluğu ve her bakımdan zorlukların yaşandığı dönemlerde mücadele azimleri olmasaydı, bugüne gelmemiz belki de mümkün olmazdı. Hepsinin emeği var olsun. Bugün de gayretle bu mücadeleyi sürdüren arkadaşlarımızdan da Cenabıallah razı olsun.” diye konuştu.
Türkiye’deki imam hatip davasının ne kadar başarılı olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek olmadığını belirten Kurtulmuş, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir imam hatip mensubudur, bir imam hatip mezunudur ve imam hatip davasına gönül vermiş bir öncüdür. Bu bile tek başına bu projenin ne kadar başarılı olduğunu göstermek bakımından yeterlidir. Ayrıca Türkiye’nin her yerinde millete hizmet için gayret sarf eden, ömrünü vakfeden, yüzlerce, binlerce imam hatip mensubu ve mezun olduğunu biliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Dünyada artık İsrail’in zulümlerine seyirci kalmayan milyonlarca insan var”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, iftarların buruk bir şekilde idrak edildiğini belirterek İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım boyutlarını çoktan aşan katliamın bütün insanlık için yüz karası olmaya devam etiğini vurguladı.
Aldığı birtakım siyasi ve daha ötesindeki desteklerle bu zulme devam eden Netanyahu ve çetesinin, yaptıklarının yanına kar kalacağını zannettiğini ifade eden Kurtulmuş, “Ancak şunu açıklıkla ifade etmek isteriz ki dünyada artık İsrail’in yapmış olduğu bu zulümlere seyirci kalmayan milyonlarca insan var. Dinleri bizim gibi olmayan, dilleri bize benzemeyen, renkleri bizim gibi olmayan bu milyonlarca insan, dünyanın birçok yerinde adalet ve hakkaniyet adına sokağa çıkıyorlar ve bu zulmün durdurulmasını talep ediyorlar.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ilk andan itibaren milletin hemen hemen tamamının ortak duygusunun tercümanı olarak Gazze’de acil ateşkesin sağlanması, İsrail’in zulmünün durdurulması ve oradaki mazlumlara yardım elinin ulaştırılması için bütün uluslararası platformları sonuna kadar zorladıklarını anlatan Kurtulmuş, Türkiye’nin bu konudaki duyarlılığı ve ortaya koyduğu kararlılığının ne kadar haklı olduğunun her gün biraz daha teyit edildiğini söyledi.
Rusya’nın başkenti Moskova’daki terör saldırısı
Kurtulmuş, dün Rusya’nın başkenti Moskova’daki “Crocus City Hall” adlı konser salonunda düzenlenen terör saldırısına da değinerek şunları kaydetti:
“Dün Rusya’da yaşadığımız olayla, Gazze’de yaşanan olaylar arasında bir bağlantı kurarak değil ama iki olayın bizim önümüze koyduğu vahim durumu hatırlatmak için söylüyorum. Türkiye olarak biz, nasıl Gazze’de ilk andan itibaren acil bir ateşkes sağlanması, Gazze’de İsrail’in bu saldırganlığının çevre ülkelere yayılmaması için hayati bir iş olduğunu savunuyorsak aynı şekilde Ukrayna-Rusya Savaşı süresince de Sayın Cumhurbaşkanı’mız defaatle devreye girerek Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın adil, kalıcı ve her iki tarafın da razı olabileceği bir şekilde sonlandırılması için gayret sarf etti. Türkiye bu gayreti ortaya koydu.
Ukrayna ve Rusya, Dolmabahçe’deki toplantıda neredeyse masada anlaşma noktasına gelmişti. Ancak birileri bu savaşın devam etmesini istedi. Şimdi Netanyahu ve çetesi ne olursa olsun ‘Ben Refah’a gireceğim’ diyor ya… Savaşı devam ettirmek istiyor. Çünkü bu savaşın devam etmesi bölgede ve dünyada yeni istikrarsızlıklar demektir. Bunu biliyor. Diğer tarafta da Rusya-Ukrayna Savaşı’nın bitmesini istemeyen güçler, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı sadece iki ülke arasında bir savaş olarak değil, Rusya’yla topyekun Batı arasında bir savaşa döndürmek arzusundalar. Korkarak ifade ediyorum, üçüncü dünya savaşının fitilini ateşliyorlar.”
Terör örgütlerinin dünyada bir dış politika kartı olarak kullanılarak dünyanın dizayn edilmeye çalışıldığını belirten Kurtulmuş, “Allah aşkına, kendi ülkesinin başkentini bile doğru dürüst bilmeyen insanlar nasıl oluyor da dünyanın en büyük başkentlerinden birisi olan Moskova’da en modern silahlarla böyle bir terör eylemini ortaya koyuyorlar? Bunun bir tane açıklaması vardır. Demek ki Rus istihbaratının da üstünde büyük bir istihbarat aklıyla bu olaylar ortaya çıkıyor.” dedi.
Türkiye’deki Reina saldırısını unutmadıklarını da aktaran Kurtulmuş, terör örgütlerinin arkasındaki büyük güçlerin, desteklerinden vazgeçmesi halinde bir ayda dünyada terör kalmayacağını vurguladı.
Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu sorunun cevabı verilsin. Bunlara bu silahları kim veriyor? Bu lojistiği kim sağlıyor? Bu istihbaratı kim veriyor? Kimin lehine çalışıyorlar? Yaptıkları eylemler kime yarıyor? Böyle baktığınız zaman bir şeytani akıl, dünyaya hakim olmak adına dünyayı hızla bir üçüncü dünya savaşına doğru sürüklüyor. Buna ‘Dur’ demek lazım. Türkiye, ‘Ukrayna-Rusya Savaşı bir an evvel bitsin’ derken, bunun için gayret ederken, çırpınırken en önemli motivasyon noktalarımızdan birisi burasıydı. Biz Filistinli kardeşlerimizin çektiği bu zulüm bitsin, İsrail’deki zulüm mekanizması sonlandırılsın, durdurulsun derken aynı duyguyla hareket ediyoruz.
Şunu üzülerek ifade ediyorum ki son dönemde terör örgütlerini, kendi vekilleri olarak kullananlar, yani terör örgütleri üzerinden vekalet savaşlarını sürdüren güçler artık bir safha daha yukarıya çıktılar. Şimdi vekil devletler üzerinden savaşlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu, çıkar yol değildir. Burada bu iftar sofrasında bütün insanlığı hayırlı ve yararını düşünen bir milletin mensupları olarak ve bütün insanlık için iftar sofralarımızda esenlik, barış ve adalet duaları eden bir inancın mensupları olarak diyoruz ki bu gittikleri yol doğru yol değildir. Terörün her türlüsünün lanetli olduğunu, her bir terör örgütünün motivasyonu ne olursa olsun şeytani bir yapı olduğu ama o terör örgütlerine destek verenlerin de en az bu terör örgütü mensupları kadar çok daha fazla hatta şeytani bir zihin içerisinde olduğunu ifade etmek istiyorum.”
Bu coğrafyada sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’ye ihtiyaç olduğunun altını çizen Kurtulmuş, Türkiye Yüzyılı’nın da ancak böyle bir Türkiye’yle kurulabileceğini belirtti.
Kurtulmuş, “Türkiye’nin öncülüğünde dünyada barış ve adalet ortaya konulabilir. Sözümüzün doğru, hakkaniyetli, adil, güçlü olması ne kadar önemliyse o sözün arkasına güç koymamız gerektiği de en az onun kadar önemlidir.” diye konuştu.
“Gençlik yıllarımızda neyi tasarladıysak hepsi gerçekleşmiştir”
Türkiye’de milli mefkureye sahip olan, milli siyaset anlayışını benimsemiş olan insanların verdiği mücadelenin, on yıllar süren büyük bir mücadele olduğunu ifade eden Kurtulmuş, şunları kaydetti.
“Hemen hemen bizim gençlik yıllarımızda neyi tasarladıysak, ‘Şu şöyle olsun’ dediysek, neyi hedef olarak ortaya koyduysak hepsi gerçekleşmiştir ama bir şey eksik kalmıştır. İnşallah onu da önümüzdeki dönemde gerçekleştirmek sizin temsil ettiğiniz kitleye nasip olacaktır. O da yeni, hakkaniyetli bir dünya sisteminin kuruluşunu temin etmek, buna öncülük etmektir. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Ayasofya’nın açılışını ilan ettiği konuşmasındaki bir cümle, bu söylediğimin şifresidir… Orada şunu ifade etmiştir. ‘Nasıl Ayasofya’yı yıllar süren temenniler, dualar, dilekler sonucu açtıysak inşallah Ayasofya’nın açılışı, Ayasofya’nın özgürleşmesi, Mescid-i Aksa’nın özgürleşmesinin öncüsüdür, Mescid-i Aksa’nın özgürleşmesinin habercisidir.’ Allah yardımcımız olsun, sözümüz kuvvetli olsun, gücümüz tesirli olsun, yolumuz açık olsun.”
Konuşmaların ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, ÖNDER Genel Başkanı Abdullah Ceylan ve Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir katılımcılarla fotoğraf çektirdi.
Kurtulmuş, Sivaslılar iftar programına katıldı
Öte yandan Kurtulmuş, Bağcılar’daki Kadir Topbaş Halk Sarayı’nın diğer bölümünde gerçekleşen Sivaslılar İftar Buluşması’na da katıldı.
TBMM 26. Başkanı İsmet Yılmaz ve iftar programına öncülük eden Sivaslılar, TBMM Başkanı Kurtulmuş’a hediye takdim etti.
]]>Devlet Başkanı Vladimir Putin’in beşinci dönemine başlamasından günler sonra gerçekleşen bu saldırıda yüzden fazla kişi öldü.
IŞİD’in üstlendiği saldırı hakkında bilinenleri derledik.
Saldırı nasıl yapıldı?
Moskova’nın dışında yer alan Crocus Belediye Salonu, Kremlin’e 20 kilometre uzaklıkta.
Burada Cuma akşamı yerel saatle 20:00’de, Picnic adlı bir rock grubunun konseri başlayacaktı.
Saldırganlar bu konserin başlangıcından dakikalar önce binanın fuayesine girdi.
Binada dört güvenlik görevlisi vardı. Onlardan biri, saldırının başlamasıyla diğer güvenlik görevlilerinin bir reklam panosunun arkasına saklandığını gördüğünü söyledi.
Olay anının videolarında, üzerlerinde kamuflaj kıyafeti olan dört kişinin bu alanda önlerine çıkan insanlara ateş açarak, binanın içindeki konser salonuna doğru ilerlediği görülüyor.
Bir Rus televizyonuna konuşan ve olay anında konser salonunda olan bir görgü tanıdığı, ateş açıldığı anlaşıldıktan sonra kalabalıkla birlikte sahneye doğru koştuklarını anlattı:
“Silah seslerini duydum ve elinde silah olan bir kişi gördüm.
“Bir hoparlörün arkasında saklanmaya çalıştım.”
Bir noktada konser salonunda alevlerin başladığı da videolarda görülüyor.
Bu alevler ilerleyen dakikalarda tüm konser salonunu sardı ve yedi katlı bu binanın en üst iki katında bulunan konser salonunun camdan tavanının çökmesine yol açtı.
Olayı soruşturan Rus yetkililer “Teröristler bu alana yanıcı bir sıvı döküp bunu ateşe verdi” dedi.
O sırada konser salonunda çok sayıda yaralı da bulunuyordu.
Bazı görgü tanıklarına göre saldırı 20 dakika civarında sürdü.
Yangın helikopterlerinin 160 ton su dökmesinin ardından yangın sabaha karşı, 10. saatin sonunda söndürülebildi.
O ana kadar saldırganlar olay yerinden kaçmış, yüzlerce kişi ise hayatını kaybetmiş veya yaralanmıştı.
Ölenlerin bir kısmı kurşun yaralarından, bir kısmı da duman zehirlenmesinden hayatını kaybetmişti.
Picnic grubunun üyeleriyse saldırıyı yaralanmadan atlattı.
Hayatını kaybedenler kim?
Konser için 6 binden fazla kişi binaya gitmişti.
Ölü sayısı Cuma akşamından beri artıyor.
Yetkililer yanan binanın çökmesiyle oluşan enkazın kaldırılması sırasında yeni cesetlere ulaşıyor.
Cumartesi öğleden sonra, ölü sayısı 133 olarak açıklanmıştı.
Ölenler arasındaki en yaşlı kişinin 70’lerinde olduğu ve en gençlerinse yaşı açıklanmayan üç çocuk olduğu duyuruldu.
En az 60 kişinin de ağır yaralandığı, ölü sayısının artabileceği açıklandı.
Saldırıya uğrayanların büyük kısmı, Moskova’nın kuzeybatı ucundaki kentler olan Krasnogorsk ve Khimki’dendi.
Saldırganlar kim?
Saldırganlar yarattıkları kaosun içinde oradan kaçmayı başardı.
Bunun üzerine kapsamlı bir arama operasyonu başlatıldı.
Milletvekili Aleksandr Khinshtein saldırganların beyaz bir Renault ile kaçtığını, polisin bu aracı Moskova’ya 340 km. uzakta tespit ettikten sonra durdurmaya çalıştığını, bu sırada iki kişiyi gözaltına alırken araçtaki diğer kişilerin kaçtığını söyledi.
Saldırıdan 14 saat sonra Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) saldırıyı düzenleyen dört kişinin de dahil olduğu 11 kişinin yakalandığını açıkladı.
Bu kişilerin kimlikleri Cumartesi akşamüstü itibarıyla açıklanmadı.
Rusya İçişleri Bakanlığı bu kişilerin Rus vatandaşı olmadığını duyurdu.
Bazı haberlerde bu kişilerin Tacikistan vatandaşı olduğuna dair bilgiler yer aldı.
Milletvekili Khinstein, araçta bu ülkeye ait pasaportların bulunduğunu söyledi.
Öte yandan BBC İzleme Servisi’nin aktardığına göre Tacikistan emniyeti, haberlerde adı geçen iki vatandaşlarının Kasım ayında Rusya’dan döndüklerini ve bu kişilerin şu anda Tacikistan’da olduğunu açıkladı, iki kişinin pasaportlarıyla birlikte çekilmiş fotoğraflarını paylaştı.
Saldırının arkasında kim var?
Cuma günü kısa bir açıklama yapan IŞİD saldırıyı üstlendi.
Cumartesi günü ise saldırganlara ait olduğunu öne sürdüğü ve dört maskeli erkeğin yer aldığı bir fotoğraf paylaştı.
Rus yetkililer, saldırıyı IŞİD’in üstlenmesine dair bir açıklama yapmadı.
ABD iki hafta önce Moskova’da büyük etkinliklerin hedef alınabileceğine dair bir uyarı yayımlamıştı.
Rus yetkililer, ABD’nin paylaştığı istihbarat bilgisinde pek bir detay olmadığını belirtti.
Vladimir Putin geçen hafta yaptığı bir konuşmada “Batılı kurumların Rusya’da terör saldırısı düzenlenebileceğine dair son dönemde yaptığı provokatif açıklamalar bir şantaj niteliğindedir. Amacı toplumumuzu sindirmek ve istikrarsızlaştırmaktır” demişti.
ABD saldırının arkasında IŞİD’in Horasan kolu olan IŞİD-H’nin olduğunu söyledi.
Örgütün bu kolu, eskiden Horasan olarak adlandırılan bölgede bir halifelik kurmak istiyor.
Örgütün hak iddia ettiği topraklar Afganistan, Pakistan, Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan ve İran’ı kapsıyor.
New York Times’a konuşan terörizmle mücadele analisti Colin Clarke “IŞİD-H iki yıldır Rusya’ya odaklanmış durumda” diyor ve ekliyor:
“Örgüt Kremlin’i Afganistan, Çeçenistan ve Suriye’deki müdahaleleri nedeniyle eleştiriyor, Müslümanları katlettiğini söylüyor.”
Putin saldırganların Ukrayna’ya kaçmaya çalışırken yakalandığını söyledi, “İlk bulgulara göre Ukrayna tarafında onlar için bir geçiş hazırlanmıştı” dedi.
Ukrayna ise bu iddiayı reddetti, “son derece absürt” diye niteledi.
]]>Rus Federal Güvenlik Servisi, ilk verilere göre, Crocus City Hall konser salonuna düzenlenen terör saldırısında 40 kişinin öldüğünü, 100’den fazla kişi yaralandığını duyurdu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da konser salonuna silahlı kişilerce düzenlenen terör saldırısına ilişkin “Tüm dünya toplumu, bu korkunç suçu kınamak zorundadır.” dedi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, Telegram hesabından konuya ilişkin açıklama yaptı.
Zaharova, dünyanın dört bir yanındaki vatandaşların, Crocus City Hall’de düzenlenen saldırıya ilişkin bakanlığa telefon ederek, başsağlığı dileğinde bulunduğunu belirtti.
Arayanların, “tüm insanlığın gözleri önünde gerçekleşen bu kanlı terör saldırısını güçlü bir şekilde kınayan ifadeler kullandığını” kaydeden Zaharova, kurbanları kurtarmak için çaba sarf edildiğini kaydetti.
Zaharova, “Tüm dünya toplumu, bu korkunç suçu kınamak zorundadır.” ifadesini kullanarak, Beyaz Saray’ın Moskova’daki terör saldırısında Ukrayna’nın ya da Ukraynalıların parmağı olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığı açıklamasına dikkati çekti.
Sözcü Zaharova, “Washington’daki yetkililer bu trajedinin ortasında neye dayanarak herhangi birinin olaya karışmadığına dair bir sonuca varıyorlar? Eğer ABD’nin elinde bu konuda güvenilir veriler varsa, bu veriler derhal Rus tarafına teslim edilmelidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Zaharova, ABD’li yetkilileri bilgi paylaşımında davet ederek, “Eğer böyle bir veri yoksa, Beyaz Saray’ın hiç kimseye hoşgörü göstermeye hakkı yoktur. Rus yönetiminin de belirttiği üzere, olaya karışan herkes yetkili makamlar tarafından tespit edilecektir.” ifadelerine yer verdi.
-Moskova’da hafta sonu halka açık tüm etkinlikler iptal edildi
Olay yerine 50’den fazla ambulans ekibi ve acil servis görevlisi sevk edilirken, başkent Moskova’da havalimanlarında güvenlik önlemlerinin artırıldığı bildirildi.
Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin, hafta sonu Moskova’da tüm halka açık etkinliklerin iptal edildiğini kaydetti.
Acil Durumlar Bakanlığı Genel Müdürlüğü’nden TASS’a yapılan açıklamaya göre, binadaki yangını söndürmek için Moskova Havacılık Merkezi’nden helikopterler olay yerine gönderildi. Tass ajansı, alevler içindeki binasının çatısının çöktüğünü duyurdu.
Yangınla mücadele çalışmalarına 320’den fazla kişi ve 130’dan fazla araç katılırken, üç helikopterden yanan binanın üzerine su atıldığı görüldü.
Moskova Bölge Valisi Andrey Vorobyov terör saldırısını ele almak için bir görev gücü kurduklarını duyurdu.
Terör saldırısının ardından Moskova metrosunda da yolcular sıkı güvenlik aramasından geçiriliyor.
ABD, İngiltere, Kanada dahil bazı ülkeler Rusya’daki vatandaşlarını uyarmıştı
ABD’nin Moskova Büyükelçiliği, 8 Mart’ta başkent Moskova’daki vatandaşlarına kalabalıktan uzak durma uyarısında bulunmuştu.
ABD’nin Moskova Büyükelçiliğinden 8 Mart’ta yapılan yazılı açıklamada, ABD vatandaşlarından 48 saat boyunca Moskova’da kalabalık alanlardan uzak durmaları istenerek, “aşırılık yanlılarının” buraları hedef alma planları olduğu kaydedilmişti.
ABD’nin ardından İngiltere, Almanya, İsveç, Letonya, Çekya, Kanada ve Güney Kore’nin Moskova büyükelçilikleri Rusya’daki vatandaşlarına dikkatli olmaları uyarısında bulunmuştu.
Almanya Dışişleri Bakanlığı, vatandaşlarının Rusya’ya seyahat etmemelerini “şiddetle” tavsiye etmişti.
İsveç, bölgedeki güvenlik durumunun kötüleştiğini savunarak, Rusya’daki vatandaşlarının uluslararası medya ve büyükelçiliklerden gelen haberleri izlemelerini tavsiyesinde bulunmuştu.
Çekya’nın Moskova Büyükelçiliği de “aşırılıkçı grupların olası saldırılarına ilişkin ortaya çıkan raporlar nedeniyle” Rusya’daki vatandaşlarının dikkatli olmasını istemişti.
]]>Rusya, Ukrayna’da enerji sistemlerine yönelik geniş çaplı saldırılar düzenledi. Ukrayna Enerji Bakanı German Galuşenko yaptığı açıklamada, Rus birliklerinin gece saatlerinde Ukrayna’nın enerji sistemine son zamanların en büyük saldırısını gerçekleştirdiğini duyurdu. Galuşenko, “Amaç sadece zarar vermek değil, aynı zamanda geçtiğimiz yıl olduğu gibi ülkenin enerji sisteminde büyük çaplı hasar bırakmak. Maalesef farklı bölgelerdeki üretim tesisleri, iletim ve dağıtım sistemlerinde hasar meydana geldi” ifadelerini kullandı.
Galuşenko, saldırılar nedeniyle Zaporijya Nükleer Santrali’ni (ZNPP) besleyen bir enerji hattında hasar oluştuğunu belirterek, “Ayrıca bombardıman nedeniyle nükleer santrali besleyen enerji tedarik hatlarından biri kesildi. Bazı bölgelerde elektrik kesintisi yaşanıyor. Enerji şirketleri elektriği yeniden sağlamak için çalışıyor” dedi.
Zaporijya’daki Dnipro HES’te saldırı sonrası yangın
Ukrayna devlet hidroelektrik santralleri kuruluşu Ukrhidroenergo tarafından yapılan açıklamada ise, ülkenin en büyük hidroelektrik santrali olan ve Zaporijya Nükleer Santrali’ne elektrik sağlayan Dnipro Hidroelektrik Santrali’ne saldırı gerçekleştirildiği ifade edildi. Saldırı sonrası yangın çıktığı belirtilen açıklamada, “Şu anda yangın devam ediyor. Acil durum hizmetleri ve enerji çalışanları, hava saldırılarının sonuçlarının üstesinden gelmek için sahada çalışıyor. Barajın yıkılma tehlikesi yok, durum kontrol altında” ifadeleri kullanıldı.
Barajın üzerinden geçen içerisinde sivillerin bulunduğu bir troleybüse de füze isabet ettiği öğrenildi.
Harkov Belediye Başkanı Ihor Terekhov ise sabah saatlerinde Harkov kentinde patlama sesleri duyulduğunu, Rus füzelerinin şehrin elektrik tesisine isabet etmesi sonucu elektrik kesintileri yaşandığını aktardı.
Rusya’nın saldırılarında 3 can kaybı
Zaporijya Bölge Valisi Ivan Fedorov, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, en az 8 kişinin de yaralandığını belirtti. Ukrayna İçişleri Bakanlığı ise Khmelnytskyi bölgesine yönelik saldırıda 2 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.
“Rusya insanların günlük yaşamlarıyla savaş halinde”
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Rusya’nın geniş çaplı saldırılarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu gece Rusya, Ukrayna’ya 60’tan fazla Shaded insansız hava aracı ve 90’a yakın farklı tipte füze fırlattı. Dünya, Rus teröristlerin hedeflerini olabildiğince açık bir şekilde görüyor: Enerji santralleri ve enerji tedarik hatları, hidroelektrik barajı, sıradan konutlar ve hatta bir troleybüs. Rusya insanların günlük yaşamlarıyla savaş halinde. Bu terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı diliyorum. Kimse yardımsız kalmayacak. Elektrik yeniden sağlanıyor. Harkov ve bölgesi, Zaporijya, Sumy, Poltava, Dnipro, Odessa, Khmelnytskyi ve bölgesi, Vinnytsia ve Ivano-Frankivsk’te gece saatlerinden itibaren çalışmalar başladı” ifadelerini kullandı.
“Daha fazla hava savunma sistemlerine ihtiyacımız var”
Ukrayna Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada da, “Rusya, gece 60’tan fazla Shaded İHA ve hemen hemen 90 füzeyle Ukrayna’ya saldırdı. Rus teröristlerin ana hedefleri arasında Ukrayna’nın en büyük hidroelektrik santrali de dahil olmak üzere enerji tesisleri ve apartmanlar yer alıyor. Ukrayna’nın halkımızı ve altyapımızı füze saldırılarından korumak için daha fazla hava savunma sistemine ihtiyacı var. Dünyanın Rus kötülüğünü yenmesi gerekiyor” ifadeleri kullanıldı. – KİEV
]]>Herhangi bir muhalefetin yokluğunda beşinci dönem başkanlığına hazırlanan 71 yaşındaki liderin, eğer isterse, 2036’ya kadar görevde kalmasının önünde çok az engel var.
Yine de Putin henüz az tanınmış bir KGB ajanıyken Kremlin için seçilmesi neredeyse bir tesadüftü. Selefi Boris Yeltsin’in yakın çevresinde olmasıyla, bir doğru zamanda, doğru yerde olma vakası gerçekleşmişti.
Vladimir Putin, çocukken sokak dövüşçüsüydü, komünist Leningrad kentinde komün bir dairede (kommunalka) kalıyordu.
Her ne kadar liberal, demokratik Rusya’yı benimsiyor gibi görünse de, daha sonra Sovyetler Birliği’nin kaotik çöküşünü “[20.] yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi” olarak tanımlayacaktı.
Ukrayna’nın Rusya’nın yörüngesinden çıkmasını engellemeye kararlıydı ve 24 Şubat 2022’de geniş çaplı bir işgalle Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük çatışmasını başlattı.
Putin’in çarpıtılmış tarih görüşü
Putin, eylemlerini sık sık çarpık bir tarih algısıyla ve NATO’ya duyduğu derin öfkeyle ilişkilendiriyor.
Ukrayna işgalinin öncesinde ve sonrasında ülkenin neo-Nazilerin yaşadığı yapay bir devlet olduğu yönünde yanlış iddialar ortaya attı. Ukrayna’nın NATO’yla yakınlaşmasını engellemeye çalıştı.
Söylentilere göre Putin’i en iyi tanıdığı düşünülen Batılı lider eski Almanya başbakanı Angela Merkel, Putin’i gerçeklikten kopmuş ve “başka bir dünyada” diye tanımlamıştı.
Merkel, Vladimir Putin’le defalarca müzakere etmeye çalışmıştı, ancak Ukrayna’yı işgal ettikten sonra Putin’in “Avrupa’yı yok etmek istediği” sonucuna varmıştı.
Vladimir Putin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinden yedi yıl sonra dünyaya geldi. Ailesi büyük oğullarını kaybettikleri Leningrad kuşatmasında zar zor hayatta kalmıştı.
Putin’in geçirdiği zorlu çocukluk dönemi hayatının geri kalanını etkileyecekti.
‘Kavga kaçınılmazsa ilk yumruğu atmak zorundasın’
2000 yılında yayımlanan bir röportajında, çocukken kaldığı komün apartmanın merdiven boşluğunda büyük bir fareyi nasıl köşeye sıkıştırdığına dair bir anısını anlatmıştı.
Farenin kaçacak yeri yoktu. Putin, farenin hızla kaçmaya çalıştığını ve çaresizce kendisinin üzerine attığını şöyle anlatmıştı: “Orada, sahanlıkta köşeye sıkışmak kelimesinin anlamına dair hızlı ve kalıcı bir ders aldım.”
Genç Putin, genellikle kendisinden daha büyük ve daha güçlü olan oğlan çocuklarıyla kavga ediyordu. İlerleyen yıllarda o dönemi hatırladığında kendisini “holigan” olarak tanımlayacaktı.
Başkanlığı sırasında siyah kuşak olarak sürdürdüğü judo ve Rus savaş sanatı sambo ile ilgilendi. Çocukluk arkadaşları Arkady ve Boris Rotenberg ile yakın kaldı.
2015 yılında, bugünkü St Petersburg’un sokaklarında yaşadığı ilk çocukluk deneyimlerini şöyle aktarmıştı: “Elli yıl önce Leningrad Caddesi bana bir kural öğretti: Eğer bir kavga kaçınılmazsa, ilk yumruğu sen atmalısın.”
Leningrad Devlet Üniversitesi’nde okuduktan sonra 1975’te doğrudan Sovyet istihbarat servisi KGB’ye girdi. Bir hukuk mezunu için bu beklenen bir adımdı ve Putin için mükemmel bir seçimdi.
Nazi Almanyası’ndaki gizli bir Rus casusunun cesaretini anlatan Kılıç ve Kalkan gibi Sovyet TV programlarını izleyerek yetişen genç bir adam için bu, rüya gibi bir işti.
Putin, “Ben Sovyet vatansever eğitiminin katıksız ve son derece başarılı bir ürünüydüm” demişti.
İyi Almanca konuşuyordu ve 1985 yılında Doğu Almanya’nın Dresden şehrine gönderildi. Orada komünist Almanya’nın 1989 yılındaki çöküşüne ilk elden tanıklık etti.
Yolun karşısındaki KGB genel merkezinden, kalabalıkların Doğu Alman gizli polisi Stasi’nin karargahına hücumunu izledi. Küçük bir grup, KGB binasına yaklaştığında onları uyardı.
Ancak Putin, Kızıl Ordu tank birliğini koruma için çağırdığında aldığı yanıtla, Rusya’nın duruma hiçbir katkısının olamayacağını fark etti:
“Moskova’nın emri olmadan hiçbir şey yapamayız. Ve Moskova sessiz.”
Ertesi yıl serbest düşüşteki siyasi yapıya geri döndü. Kendisine yarbay rütbesi verildi ama KGB’de yeterince başarılı olamamıştı. Üstlerinden biri Nikolay Leonov onu “vasat bir ajan” olarak görüyordu.
Az sayıda sırdaşıyla oldukça ketum bir lider
Putin’in bugüne kadar en yakın sırdaşları Leningradlı az sayıda KGB meslektaşı olageldi. Uzun süredir müttefiki olan Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev bunlardan biri.
Eski judo antrenörü Anatoly Rakhlin anılarından bahsederken Putin’in yakın çevresindekileri “güzel gözlerinin” hatırına değil, “kendilerini kanıtlamış insanlara güvendiği için” işe aldığını söylemişti.
Putin, güvendiği kişilerin zenginleşmesini de sağladı. Çocukluk arkadaşı Arkady Rotenberg’e, Rusya’nın işgali altındaki Kırım’da bir köprü inşa etmesi için 3,5 milyar dolarlık bir ihale vermişti.
Kişisel hayatını son derece gizli tutan Putin, 30 yıllık evliliğin ardından 2013 yılında eşi Lyudmila’dan boşandı.
Bu evlilikten iki kızları olmuştu. Bunlar akademisyen ve iş kadını Maria Vorontsova ile bir araştırma vakfının başkanı Katerina Tikhonova olarak tanınıyorlar.
Putin, 1991’den itibaren Leningrad’ın o dönemki yeni belediye başkanı Anatoly Sobçak’ın yardımcısı ve çok değer verdiği danışmanı oldu. Sobçak oylamayı kaybettikten sonra, yardımcısı olarak Moskova’daki başkanlık idaresinde çalışmak üzere aday gösterilmişti.
Boris Yeltsin yönetiminin son yıllarıydı ve Putin çok hızlı yükseldi.
‘Başkanlık için mükemmel aday’
9 Ağustos 1999’da, hasta Yeltsin başbakanını görevden aldı ve onun yerine 2000 yılındaki başkanlık seçimleri öncesinde reformları gerçekleştirecek, az tanınan 46 yaşındaki bir kişiyi getirdi.
Yeltsin’in artık bir halefe ihtiyacı vardı.
Yeltsin’e Putin’in “mükemmel bir aday” olacağını söyleyen Valentin Yumaşev, onunla ilgili “piyasa reformlarını sürdürmek isteyen bir liberal ve demokrat olduğunu gösterdi” dedi.
Yeltsin’in başkanlığı sona ererken, Moskova bir dizi ölümcül ama sebebi açıklanamayan bombalama olayıyla sarsıldı. Vladimir Putin, bu olaylara, çoğunluğu Müslüman olan Rus Çeçen Cumhuriyeti’ni ayrılıkçı isyancılardan geri almak için geniş çaplı bir kara saldırısıyla karşılık verdi.
Popülerliği hızla arttı. 31 Aralık 1999’da başkan yardımcısı olarak atandı ve üç ay sonra ilk başkanlık dönemini kazandı.
Çeçen harekatında binlerce sivil öldü. Vladimir Putin, bundan sonra çoğu zaman yapacağı gibi, kaba bil dil kullanarak, isyancıları “tuvalette bile” nasıl yok edeceğini anlattı.
Başkent Grozni harap oldu; Rusya’nın yeni lideri zaferini ilan etti.
İç siyasette karşılaştığı ilk zorluk, 2000 yılında nükleer denizaltı Kursk’un Barents Denizi’nde bir kazada batması sonucunda 118 kişilik mürettebatın tamamının kayatını kaybettiği olaydı.
Başkan Putin bu sırada tatiline devam etti ve uluslararası yardım tekliflerini başlangıçta reddetti. Mürettebatın çoğu kurtarılmayı beklerken öldü.
TV’de acı çeken kadınlar çığlıklarla başkanlarından yardım istiyordu.
Bundan dört yıl sonra Çeçen isyancılar, Kuzey Osetya’nın Beslan kentindeki bir okulda çoğu çocuk 1000 kişiyi rehin aldı. Rus özel kuvvetleri binaya baskın yaptığında 330 kişi hayatını kaybetti. Rusya’nın daha sonra saldırı planına dair istihbarata sahip olduğu, ancak harekete geçmediği ortaya çıktı.
Putin’in başkanlığının ilk yılları hem kanlı hem de çalkantılı geçti, ancak yüksek petrol fiyatlarının da etkisiyle Rus ekonomisi iyi gidiyordu.
Putin 1990’larda Rusya’yı kasıp kavuran milyarder oligarklarla mücadele ederek halkın desteğini kazandı. Oligarkları Kremlin’e çağırarak, siyasetin dışında kaldıkları ve kendisine destek verdikleri sürece zenginliklerini ellerinde tutabileceklerini söyledi.
Silah zoruyla tutuklanan ve Sibirya’da hapse atılan Rusya’nın o zamanki en zengin iş insanı Mikhail Khodorkovsky gibi kendisini dinlemeyenlere karşı hızlı davrandı.
Rusya Devlet Başkanı’nın Batı’yla balayına benzer bir dönemi de olmuştu. Kendisi, 11 Eylül’de El Kaide’nin ABD’ye yönelik saldırılarından sonra Başkan George W. Bush’u arayan ilk yabancı liderlerden biriydi.
Hatta ABD’nin Afganistan savaşını başlatmasına bile yardım etmişti.
Dönemin ABD Başkan Bush, Putin için, “Gözlerinin içine baktım. Çok açık sözlü ve güvenilir olduğunu gördüm” demişti.
Ancak Vladimir Putin’in ABD ve müttefikleriyle arası hızla bozuldu. Eski bir KGB ajanı ve Kremlin karşıtı Alexander Litvinenko’nun Londra’da radyoaktif polonyum-210 kullanılarak öldürülmesinin ardından İngiltere ile ilişkileri bozuldu.
Daha sonra İngiltere’de yapılan bir soruşturma, Rus liderin KGB saldırısını “büyük olasılıkla onayladığını” ortaya çıkardı.
Putin, 2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı’na yaptığı ziyarette ABD’ye yönelik duygularını açıkça ortaya koymuştu.
Putin, “Bir devlet, Amerika Birleşik Devletleri, ulusal sınırlarını her bakımdan aştı” diyerek şikayetini dile getirdi.
Bu, Soğuk Savaş’ın buz gibi bir hatırlatıcısıydı. Aynı zamanda Rusya’nın, ABD’nin Orta Avrupa’daki füze savunma sistemi planına duyduğu öfkenin bir ifadesiydi.
Putin, “Berlin Duvarı’nın taşları uzun süredir hediyelik eşya olarak dağıtılıyor… ve şimdi üzerimize yeni bölücü çizgiler ve duvarlar dayatmaya çalışıyorlar” dedi.
Putin’in askeri güç gösterileri
Putin’in bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin parçası olan ülkelerin Batı yanlısı liderlerini zayıflatmak için askeri güç kullanmaya hazır olduğunu göstermesi uzun sürmedi.
2008’de Rus kuvvetleri, Gürcü ordusunu bozguna uğrattı ve Gürcistan’dan ayrılan iki bölgeyi (Abhazya ve Güney Osetya) ele geçirdi. Bu, Gürcistan’ın o dönemki NATO yanlısı Başkanı Mihail Saakaşvili ile kişisel bir çatışmaydı.
Vladimir Putin, Rus anayasasının üç dönem başkanlık sınırlaması nedeniyle artık başbakandı, ancak halen tüm gücü elinde tutuyordu.
Bugün artık böyle bir sorun yok. Putin 2021’de mevcut sınırlamaları kaldıran bir yasayı geçirdi, bu da doğrudan beşinci, hatta altıncı döneme girebileceği anlamına geliyor.
2024’teki Rusya, eskisine göre oldukça farklı bir ülke.
Rusya’da muhalefetin bitişi
2011 yılındaki parlamento seçimlerinde usülsüzlük yapıldığını savunan binlerce kişi, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana ülkedeki en büyük kitlesel protestoları gerçekleştirdi.
Protesto liderleri arasında 1990’lı yıllarda başbakan yardımcısı olan liberal Boris Nemtsov da vardı. Yükselen bir diğer isim ise, Putin’in Birleşik Rusya Parti’sini “dolandırıcıların ve hırsızların partisi” olarak nitelendiren ve yolsuzlukla mücadele konusunda blog yazıları yazan Aleksey Navalni idi.
Şimdiyse gerçek muhalefet tamamen ortadan kalkmış durumda.
Nemtsov, 2015 yılında Kremlin’i gören bir köprüde vurularak öldürüldü. Navalni, 2020’de sinir gazı zehirlenmesinden kurtuldu, Ocak 2021’de hapse atıldı ve üç yıl sonra öldü. Dul eşi Vladimir Putin’i cinayetle suçladı.
Putin, Ortodoks Kilisesi’nin desteğini aldı ve doğrudan kendisine bağlı Ulusal Muhafızlar’ı (Rosgvardiya) kurdu.
Orduyu itibarsızlaştıran ve sahte haberler yayan kişileri hedef alan suçlar oluşturuldu ve muhalifleri susturmak için yaygın bir şekilde kullanıldı. Artık kamuoyunda muhalif eylemler çok nadiren görülüyor.
Rus basını büyük ölçüde yanlı ve Kremlin tarafından kontrol ediliyor.
Putin, Haziran 2023’te, paralı asker grubu Wagner’in eski lideri Yevgeni Prigojin’in kuvvetlerini Moskova’ya doğru göndermesiyle kısa süreli, silahlı bir isyanla karşı karşıya kaldı. Ancak isyan kısa sürede bastırıldı ve Prigojin daha sonra gizemli bir uçak kazasında öldü.
Başkan Putin Rus ekonomisinin büyük bir bölümünü savaşa odakladı. 2024 yılında bütçe harcamalarının yaklaşık yüzde 40’ı savunma ve güvenliğe ayrıldı.
Ukrayna’daki savaş
Putin’in Ukrayna’daki savaşı Şubat 2022’de değil, 2014’te Ukrayna’nın Kırım yarımadasının ele geçirilmesiyle başladı.
Ukrayna’nın Moskova yanlısı liderinin Kiev’deki şiddetli protestolardan kaçtığı ve fiilen görevden alındığı gün, Rusya Devlet Başkanı gece boyu süren bir toplantının katılımcılarına, “Kırım’ı Rusya’ya geri getirme” zamanının geldiğini söylemişti.
Rusya yanlısı ayrılıkçılar Ukrayna’nın Donbas bölgesini ele geçirdi ve doğuda çatışmalar sekiz yıl boyunca devam etti. Ta ki Putin 2022 yılında Ukrayna’nın seçilmiş hükümetini devirmek ve Kiev’i ele geçirmek amacıyla kuzeyden, güneyden ve doğudan ülkeyi istila etmeye karar verene kadar.
Rus lider, tekrar tekrar savaşı meşrulaştırmaya çalışıyor. Uzun tarihi yazılar yazıyor, konuşmalar yapıyor ve ülkesine giden az sayıdaki yabancı ziyaretçiye nutuk atıyor. Ancak anlattığı tarih, hiçbir muhalefete tahammülü olmayan çarpıtılmış, seçici bir tarih.
Ülkede onlarca yıldır Sovyet baskısının kurbanlarını anmak için çalışan sivil haklar grubu Memorial da yasaklandı.
Grubun kıdemli eş başkanı Oleg Orlov, Putin dönemine ilişkin şu sözleri nedeniyle hapse atıldı: “Faşizm istediler ve başardılar.”
]]>Rusya’da devlet başkanlığı seçimlerine halk yoğun ilgi gösterirken muhaliflerin toplu eylemleri seçimlere damga vurdu. Ülkede oy kullanma işlemlerinin ilk gününde bazı sandıklara boya dökme eylemi düzenlenirken, bazı seçim merkezlerine de molotof kokteyli atıldı. Muhaliflerin bu eylemleri seçimin son gününde de sürerken, cezaevinde ölen Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin destekçileri eylem başlattı. Alexei Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya destekçilerine eylemin yöntemiyle ilgili bilgi vererek, “Seçimleri, sayımızın çok olduğunu, görmezden gelinen çok insan olduğunu ve Putin’e karşı olduğumuzu göstermek için değerlendirmeliyiz. Aynı gün ve saatte (bugün) seçim merkezlerine gitmeliyiz. Bundan sonra ne yapmanız gerektiği size kalmış. Putin dışında herhangi bir adaya oy verebilirsiniz, oy pusulasını parçalayabilirsiniz veya üzerine büyük harflerle ‘Navalny’ yazabilirsiniz. Oy vermek istemeseniz bile seçim merkezleri önünde bekleyip daha sonra arkanıza dönüp evlerinize gidebilirsiniz” dedi. Yulia Navalnaya gerçekleştirecekleri eylemin güvenli olduğunu ve kimsenin gözaltına alınamayacağını da sözlerine ekledi.
Rus savcılık makamı eyleme karşı uyarıda bulundu
Yulia Navalnaya’nın çağrısı üzerine çok sayıda Navalny destekçisi başta Moskova ve St. Petersburg olmak üzere birçok kentte 12.00’de seçim merkezlerine gidip uzun kuyruklar oluşturdu. Moskova savcılığı ise duyurusu yapılan eyleme karşı yazılı bir açıklama yaptı. Savcılık eylemin yasa dışı olduğunu öne sürerek, “Reşit olmayanlar da dahil olmak üzere çok sayıda kişinin aynı saat ve tarihte şehirdeki seçim merkezlerine gitmesine dair çağrıların kamuoyuna yayıldığı tespit edilmiştir” denildi. Bu eylemlere seçimlerin işleyişini engellemeye yönelik bir eylem olduğu vurgulanarak, “Seçim ve seçim komisyonunun çalışmalarını engellemek, toplantı, gösteri, yürüyüş ile toplu eylem organize etmek ya da düzenlemek ve reşit yaşta olmayanların suça katılımının teşviki 5 ile 7 yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılır” ifadeleri kullanılarak eyleme katılanlar uyarıldı.
Bazı kentlerde çok sayıda kişi gözaltına alındı
Rus muhalif medya kuruluşları ve Rus sivil düşünce kuruluşu OVD-Info tarafından yapılan açıklamada, Rusya’ya bağlı Tataristan’ın başkenti Kazan, Rusya’nın başkenti Moskova ve diğer kentlerde eyleme katılanların gözaltına alınmaya başladığı ancak Navalny destekçilerinin eylemden vazgeçmeyerek seçim merkezlerinde uzun kuyruklar oluşturmaya devam ettiği aktarıldı.
Öte yandan başkent Moskova’da, üzerinde Navalny yazan tişört giyen bir kişi seçim merkezinde gözaltına alındı. Navalny destekçisi şahsın polis merkezinde sorguya alındığı öğrenilirken, bugünkü eylemlerde gözaltına alınan kişi sayısına yönelik henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
Seçimlere katılım yüzde 65’i aştı
Rusya Merkez Seçim Komisyonu, 12.50 itibariyle ülke genelinde seçimlere katılım oranının yüzde 65’in üzerine çıktığını duyurdu. Moskova’da yine aynı saat itibariyle seçimlere katılım oranının yüzde 55 olduğu ve bu verilere elektronik oylama üzerinden katılım verilerinin dahil edilmediği bildirildi. Yapılan açıklamada, ülkedeki devlet başkanlığı seçimlerinin 129 ülkeden toplam bin 115 kişi tarafından takip edildiği, uluslararası gözlemcilerin ise Rusya’daki 53 farklı bölgede seçimleri izlediği aktarıldı.
Sandıklar 20.00’de kapanacak
Rusya’daki seçimlerde sandıklar 20.00’de kapanacak ve ardından oy sayımına geçilecek. Birleşik Rusya Partisi’nin desteklediği mevcut Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yanı sıra Rusya Liberal Demokrat Partisi (LDPR) Başkanı Leonid Slutskiy, Rusya Komünist Partisi (KPRF) tarafından aday gösterilen milletvekili Nikolay Haritonov ve Yeni İnsanlar Partisi (Novıye Lyudi) Başkan Yardımcısı Vladislav Davankov yarışıyor – MOSKOVA
]]>Vladimir Putin, 2000 yılından bu yana fiilen Rusya’yı yönetiyor. İlk olarak selefi Boris Yeltsin tarafından vekaleten bu göreve atanan Putin, ilk olarak Mart 2000’de devlet başkanlığı görevine seçilmişti.
2008-2012 arasında rolleri değişmiş ve başbakanlık yapmıştı ama yine de tamamen kontrolü elinde tutmuştu. O zamanlar Rusya anayasası bir devlet başkanının sadece iki dönem üst üste görev yapmasına izin veriyordu ve bu hamle Putin’in gücünü yenileyip, tekrar aday olmasını sağladı.
2020’de anayasa değiştirildi ve Putin’in 2036’ya dek görevde kalması artık mümkün.
2036’ya dek iktidarda kalabilirse, 30 yıldan fazla Rusya’yı yöneten hem komünist lider Joseph Stalin hem de 18. yüzyıl imparatoriçesi 2. Katerina’nın rekorunu geçecek.
Halk desteği
Rusya’daki seçimler nadiren başa baş geçiyor, ancak iktidardakilerin meşruiyet kazanması ve halkın tercihinin önemli olduğunu göstermesi bakımından önemli.
Bu kez, Vladimir Putin açısından sadece kazanmak değil, yüksek katılım oranı ve destek de önemli.
Çünkü ülke, sonuçları hem Rusya hem de dünyanın geri kalanı açısından önem arz eden topyekun bir savaşta.
Devlet yöneticileri için seçim, devlet kaynaklarından pay alabilme ve başkana bir ezici bir seçim zaferi verebilme kabiliyetlerini test etme fırsatı olacak.
Bağımsız Rus medya kuruluşu Meduza, Kremlin’in en az %70’lik bir katılım ve Vladimir Putin’e %80’lik bir destek amaçladığını bildirdi.
Böylece 2018’deki %76,7’lik seçim zaferi geçilmiş olacak.
BBC’nin kendi araştırmasına göre bu amaçlara ulaşabilmek için Rus makamları yerel ve merkezi düzeyde devlet çalışanlarını harekete getirecek ve bu çalışanlar seçime katılma ve Putin’e destek verme konusunda güçlü bir şekilde teşvik edilecekler.
Seçimde 112,3 milyon kişinin oy verme hakkı bulunuyor. Bu sayıya Ukrayna’nın işgal altındaki bölgelerde yaşayanlar da dahil.
Ayrıca, ülke dışında yaşayan 1,9 milyon Rus vatandaşının da oy verme hakkı bulunuyor.
Seçim ve savaş
Vladimir Putin, seçim kampanyası sırasında bir çok etkinliğe katıldı, özellikle de ülkenin değişik bölgelerinde öğrenciler ve işçilerle yapılanlara…
Putin, Moskova’nın Ukrayna’nın işgaline verdiği ad olan “özel askeri operasyondan” bahsetmekten kaçınırken, Rusya’da savaş kendisini hissettiriyor.
Uluslararası ambargolar, kısıtlı seyahat seçenekleri, daha az yabancı ürünler ve tecrit hissi. En azından Avrupa ve Kuzey Amerika’dan.
Savaş ayrıca, yüzbinlerce değilse bile onbinlerce Rus askerinin yaşamına mal oldu.
Yüzbinlerce çoğunlukla genç, eğitimli ve zengin genç de son iki yılda ülkelerini terk etti. Ya savaşın amaçlarına katılmadıklarından ya da askere alınmak istemediklerinden.
Seçim kampanyasında değinilmese bile, savaş medyadaki anlatımın önemli bir parçası ve Ruslar bundan kaçınamıyor.
Yüksek katılım ve destek, Putin’in daha sonra alacağı kararlara meşruiyet verecek ve bunların büyük kısmı da doğrudan Ukrayna’nın işgaliyle ilgili olacak.
Adaylar kimler?
Vladimir Putin dışında, seçimde üç diğer aday yarışacak. Bunlar milliyetçi muhafazakar Leonid Slutski, Komünist Parti adayı Nikolay Haritonov ve parlamentonun alt kanadı Duma’da küçük bir temsiliyeti olan ve kısa süre önce kurulan Yeni Halk Partisi’nden iş insanı Vladislav Davankov.
Her üçü de Ukrayna’nın işgaline ve Vladimir Putin’e destek açıklamaları yaptı ve Putin’e gerçek bir tehdit oluşturmuyorlar.
Putin’in gerçek rakipleri ya hapse atıldı ya etkisiz hale getirildi ya da ülkeyi terk etti.
Putin’in en ciddi rakibi Aleksey Navalni, geçen ay bir hapishanede hayatını kaybetti.
Nikolay Haritinov, BBC Muhabiri Steve Rosenberg’in, Putin’den daha iyi bir başkan olup olmayacağı konusunda sorusuna, bunu kendisinin yanıt veremeyeceğini ve her şeye seçmenlerin karar vereceğini söyleyerek yanıt vermişti.
Haritinov ayrıca gelecekte bir “sola dönüşten” bahsediyor. Öte yandan geçen yıldan bu yana Batılı ülkelerin yaptırımları altında.
Rusya Liberal Demokratik Partisi’nden milletvekili olan Leonid Slutski de çok sayıda cinsel taciz suçlamasıyla karşı karşıya.
Slutski Rus işgali altındaki Kırım’a çok sayıda devlet ziyareti düzenledi ve 2014’ten bu yana yaptırım altında.
Vladislav Davankov ise medyada en az görünen aday.
Bir kozmetik şirketinin kurucularından biri olan Davankov, geçen yılki Moskova belediye başkanlığı seçimlerinde oyların %5’inden azını almıştı.
Ukrayna’yla “barış ve müzakereden” yana olduğunu söylese de, Ukrayna’ya ait toprakların ilhakı yönünde oy kullanmıştı ve bu nedenle uluslararası yaptırımlara tabi.
Savaş karşıtı aday Boris Nadezhdin ise on binlerce Rus destek imzası verse de seçime katılmak için kayıt yaptıramadı.
Oylama süreci
Başkanlık seçimleri sürecinde tarihte ilk kez, Ruslar üç gün boyunca oy kullanacak.
Bu format ilk olarak 2020’deki anayasa referandumunda, Covid pandemisi sırasında kamu sağlığını korumak için denenmişti.
Bağımsız gözlemciler ise bu yöntemi eleştiriyor ve oylama sürecinin şeffaflığını sağlamayı zorlaştırdığını söylüyor.
Buna ek olarak, internet üzerinden uzaktan oy verme sistemi ilk kez uygulanacak.
Özellikle de daha önce protesto oyu kullanan ve katılımın düşük olduğu yerlerde.
Rusya ayrıca, işgal altında tuttuğu Ukrayna topraklarını oylamaya dahil ettiği için eleştiriliyor ve buralarda yaşayanların baskı altında tutulduğu söyleniyor.
Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Asamblesi, 1993’ten bu yana Rus seçimlerine gözlemci yolluyordu ancak son üç yıldır yollamıyor.
Ne değişebilir?
Rusya’da bağımsız kamuoyu araştırmaları yapılmıyor ve çoğu Rus vatandaşı haberleri, Vladimir Putin ve politikalarını destekleyen devlet medyasından alıyor.
Yine de uzmanlar, göründüğünden daha çok sayıda Rus vatandaşının hükümetin politikalarına şüpheyle yaklaştığını ancak karşı çıkmaktan korktuklarını söylüyor.
Putin’in en küçük muhalif tavra bile ağır cezalar vermesi nedeniyle, karşıtlıkların açıkça dile getirmiyorlar.
Aleksey Navalni’nin eşi Yulia Ruslara oylamayı boykot etmeleri, yabancı hükümetlere de sonucu tanımamaları çağrısında bulundu.
Boykot pek mümkün görünmese de diğer çağrıya uyulması mümkün.
Meduza’nın Kremlin’deki bir kaynağa dayandırdığı habere göre Putin yönetimi düşük katılımdan kaygılı.
Bu seçimin sonucu büyük ihtimalle en azından kağıt üzerinde Vladimir Putin zaferi olacak.
Ancak katılımın düşük olması, Putin’e desteğin zayıfladığı anlamına gelecek.
Bu durum da devletin daha sıkı bir kontrolü ve Rusya’da korku ve baskı ortamının daha da büyümesi anlamına gelebilir.
]]>Rusya’da tutuklu bulunduğu Yamalo-Nenets Özerk Bölgesi’ndeki 3 numaralı cezaevinde 16 Şubat’ta yaşamını yitiren Rus muhalif lider Alexei Navalny için başkent Moskova’nın Maryino semtindeki Meryem Ana Kilisesi’nde cenaze töreni gerçekleştirildi. Rus polisinin yoğun güvenlik önlemi aldığı törene Navalny’nin annesi, babası, yakınları ve destekçilerinin yanı sıra ABD’nin Moskova Büyükelçisi Lynn Tracy, Almanya’nın Moskova Büyükelçisi Alexander Graf Lambsdorff, Fransa’nın Moskova Büyükelçisi Pierre Levy ve diğer birçok AB ülkesinin büyükelçileri ve diplomatları katıldı. 15-17 Mart’ta yapılacak devlet başkanlığı seçimi için adaylığını açıklayan ancak Rusya Merkez Seçim Komisyonu tarafından adaylıkları kabul edilmeyen Boris Nadezhdin, Daria Duntsova ve Yekaterinburg’un eski belediye başkanı muhalif Yevgeny Roizman da törene katılan isimler arasında yer aldı. Navalny’nin destekçileri, “Navalny, Rusya seninle, teşekkürler”, “Rusya özgür olacak”, “Putin’siz Rusya”, “Savaşa hayır”, 2Sevgi korkudan daha güçlüdür” şeklinde sloganlar atıldı. Navalny’nin cenazesinin kiliseye getirilmesiyle TSİ 14.00’te başlayan tören 15.00’te sona erdi. Navalny’nin tabutu, törenin ardından Borisovsky mezarlığına götürüldü. Cenaze aracı geçtiği sırada binlerce kişi yola kırmızı karanfil attı. Putin’in en sert muhalifi olarak bilinen Navalny, törenin ardından mezarlıkta toprağa verildi.
Rus polisinden gözaltı
Kilisedeki törene katılmak isteyen birçok kişinin metro ve toplu taşıma araçlarından geri çevrildiği, mezarlığa da gidemediği öğrenildi. Rus polisinin birkaç kişiyi de gözaltına aldığı aktarıldı.
Navalny kimdir?
Rus muhalefet lideri, yolsuzluk karşıtı aktivist ve avukat olan Alexei Navalny, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve yakın çevresinin yolsuzluk vakalarını araştırıyordu. Rusya’da 2020 yılında uçaktayken zehirlenen ve 2021’de tedavi gördüğü Almanya’dan Rusya’ya dönüşünde tutuklanan Navalny, 4 Ağustos 2023’te Rusya’daki muhaliflerin protestolarını organize etme, Rusya’da yasaklanan Yolsuzlukla Mücadele Vakfı üzerinden yasa dışı eylemler düzenleme, Putin ve Kremlin aleyhinde ifadeler ve “aşırılık” yanlısı eylemleri finanse etme suçlamalarından 19 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Mart 2022’de dolandırıcılık ve mahkemeye itaatsizlik suçlamalarıyla 9 yıl hapis ve 1 milyon 200 bin ruble para cezasına çarptırılan Navalny için tutuklu bulunduğu süre içinde toplamda 5 farklı suçlamadan dava açılmıştı.
Ölümü
Rusya Federal Cezaevi Servisi (FSIN) tarafından Navalny’nin ölümüne yönelik 16 Şubat’ta yapılan açıklamada, “3 No’lu cezaevindeki hükümlü Alexei Navalny, 16 Şubat’ta yürüyüş yaptıktan sonra kendini kötü hissetti ve bilincini kaybetti. Kurumun sağlık çalışanları hızlıca geldi ve ambulans çağrıldı. Hayata döndürme çabaları sonuç vermedi” ifadeleri kullanılmıştı.
Navalny’nin ölüm nedeni ilk olarak “ani ölüm sendromu” şeklinde açıklanırken, Rusya Soruşturma Komitesi kimyasal analiz için naaşının en az 14 gün daha ailesine teslim edilmeyeceğini belirtmişti. Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya, “zehirlenme izleri kayboluncaya kadar eşinin naaşının bekletildiğini” iddia etmişti.
Yakınları ve Batılı ülkeler, Navalny’nin Putin’in emriyle öldürüldüğünü iddia ediyor. – MOSKOVA
]]>Navalni’nin cenazesine saatler kala, ekibi töreni organize etmede zorluklarla karşılaştıklarını söyledi.
Navalni’nin sözcüsü Kira Yarmysh, cenazeyi kiliseye götürecek cenaze arabası bulamadıklarını kaydetti.
Yarmysh, “Kim olduklarını bilmediğimiz kişiler morgları arayıp Aleksey’in cesedini almamaları için tehdit ediyor” dedi.
Cenaze töreninin bugün yerel saatle 14:00’te Moskova’nın Maryino bölgesindeki bir kilisede yapılması planlanıyor.
Navalni’nin cenazesi daha sonra yerel saatle 16.00’da yakındaki Borisovskoye Mezarlığı’na gömülecek.
Cenaze töreni Navalni’nin YouTube kanalından da canlı yayınlanacak.
Navalni, 16 Şubat’ta Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki bir hapishanesinde hayatını kaybetti. Navalni’nin hapsedilmesi siyasi bir hamle olarak görülüyordu.
Ekibi, Rusları cenaze törenine katılmaya teşvik ederek, iki konum arasındaki güzergahın haritasını paylaştı.
Ayrıca, Seul’den Roma’ya, Montreal’den Stockholm’e kadar yurt dışında Navalni için anma törenlerinin düzenleneceği yerlerin listesini de paylaştılar.
Bugün Moskova’da düzenlenecek cenaze törenine kaç kişinin katılacağı belirsiz.
BBC’ye konuşan Navalni’nin eski özel kalemi Leonid Volkov, Moskova’daki cenaze töreni sırasında olabileceklerden endişe duyduğunu söyledi.
“Korkarım yarın (Cuma günü) sürprizler olabilir… Açıkçası şu an, insanların Aleksey’e veda etmelerine gerçekten izin verip vermeyeceklerini bilmiyorum” dedi.
Volkov, Navalni’nin ekibinin cenaze töreninin yapıldığı kilisede sorun yaşanabileceğinden endişe duyduğunu da sözlerine ekledi.
Mart 2015’te binlerce kişi suikast sonucu öldürülen muhalif politikacı Boris Nemtsov’a saygılarını sunmak için sokaklara döküldü, ancak Devlet Başkanı Vladimir Putin’in başka bir muhalifi için şu an benzer bir kamusal cenaze törenine izin verilmesi pek olası değil.
Son yıllarda Rus yetkililer, her türlü muhalif eyleme karşı sert önlemler aldı. Navalni’nin ölümünü anma girişimleri sert bir tepkiyle karşılandı, insanların yaptıkları anıtlar kaldırıldı ve yüzlerce kişi gözaltına alındı.
Perşembe öğleden sonra sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarda, hem anma töreninin yapılacağı kilisenin hem de Navalni’nin defnedileceği mezarlığın yakınında çok sayıda polis ve kurulmayı bekleyen bariyerler görülüyordu.
Telegram kanalı RusNews ayrıca mezarlığın çevresindeki “her sokak lambasına” güvenlik kameralarının yerleştirildiğini söyledi.
Avukat ve insan hakları savunucularından oluşan bir grup, Navalni’nin cenazesine gitmeyi planlayanlar için sosyal medyada tavsiyelerde bulundu.
“ Hükümet yanlısı aktivistlerin” provokatif eylemlerde bulunabilecekleri konusunda uyarıda bulundu ve insanları dikkatli olmaya çağırdı:
“Tören sonrasında gözaltıların olabileceği akılda tutulmalı… Güvenlik güçlerinin gözüne batmayın, toplu taşıma araçlarını kullanmayın veya cenazeyi izleyen günlerde bürokratik işler için başvuruda bulunmayın.”
Tavsiyeler arasında, Navalni’nin fotoğrafının veya Rus yetkililer tarafından aşırılıkçı bir örgüt olarak ilan edilen, Navalni’nin kurduğu Yolsuzlukla Mücadele Vakfı’nın sembolünü taşıyan herhangi bir nesnenin taşınmamasını da var.
Bir hafta öncesine kadar yetkilileri oğlunun cesedini alıkoymakla suçlayan annesi Lyudmila dışında, Navalni’nin cenaze törenine hangi aile üyelerinin katılabileceği bilinmiyor.
Navalni’nin çocukları Daria (23) ve Zakhar (15) yurt dışında yaşıyor.
Eşi Yulia’nın şu anda Rusya’da yaşamadığı tahmin ediliyor, ancak Navalni’nin ekibiyle yaptığı çalışmalar ve eşinin ölümünden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i suçlayan açıklamaları nedeniyle geri dönmesi halinde tutuklanma riskiyle karşı karşıya.
Yetkililerin günlerdir Navalni’nin ekibinin muhalefet lideri için halka açık bir veda töreni düzenleme girişimlerini engellemeye çalıştığı bildiriliyor.
Salı günü Yarmysh, Navalni’nin ekibinin cenaze törenini düzenleyecek bir yer bulmakta zorlandığını söyledi. Yarmysh’in açıklamalarına göre, bazı cenaze evleri tamamen dolu olduklarını iddia ederken, diğerleri kendileriyle çalışmalarının “yasak” olduğunu kaydetti.
Navalny’nin eşi Yulia, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, cenazenin barışçıl mı geçeceğini yoksa polisin veda etmeye gelenleri gözaltına mı alacağını bilmediğini söyledi.
]]>Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak’ın duyurduğu karar, 2023 yılında Rusya’nın en büyük ihracatçıları arasında olan Türkiye’yi de etkileyecek.
Rus medya kuruluşu RBC’nin aktardığına göre Avrasya Ekonomik Birliği üyesi ülkelerin yanı sıra Moğolistan, Özbekistan ve Gürcistan’ın Rusya destekli iki ayrılıkçı bölgesi olan Güney Osetya ve Abhazya’ya yapılan ihracatlar karardan muaf tutulacak.
Interfax haber ajansına göre Başbakan Yardımcısı Novak, hükümetin yükselen petrol fiyatlarını telafi etmek için piyasadaki motorin arzını yüzde 16 oranında arttırmayı planladığını söyledi.
Kremlin’in 15-17 Mart arasında yapılacak devlet başkanlığı seçimleri öncesinde akaryakıt fiyatlarını dizginlemek istediği öne sürülüyor.
Rusya geçen yıl iç piyasasındaki fiyat yükselişlerini durdurmak için 21 Eylül-17 Kasım tarihleri arasında petrol ihracatını yasaklamıştı.
Rus ekonomi gazetesi Kommersant’ın haberine göre hükümet daha sonra 6 Ekim’de yasağı gevşeterek boru hattıyla motorin ihracatını yeniden başlattı.
Petrol satış yasağı 17 Kasım’da, yazlık dizel satış yasağı ise 22 Kasım’da tamamen kaldırıldı.
Uluslararası piyasalar nasıl etkilenebilir?
Şubat 2023’te Avrupa Birliği’nin (AB) uyguladığı yaptırımların yürürlüğe girmesinin ardından Rusya, petrol ihracatını Avrupa’dan Afrika ülkelerine yönlendirdi.
2023 yılında Rusya toplam 43,9 milyon ton benzin üretti ve bunun yaklaşık yüzde 13’ünü, yani 5,76 milyon ton petrol ihraç etti.
Bugün açıklanan ihracat yasağının sonucu olarak Rus tedarikinin uluslararası piyasalardan kaldırılması, Avrupa yakıt tedarikinin yeniden başlaması ve Çin ihracatının artmasına yol açabilir.
Türkiye en büyük ithalatçılar arasında
Rusya’nın kararının Türkiye’yi de etkilemesi bekleniyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Avrupa ülkelerinin Rus petrol ve doğalgaz ithalatının büyük bölümünü durdurmasının ardından Türkiye, Batı’da Rus enerjisinin en büyük ithalatçılarından oldu.
Çin ve Hindistan, Türkiye’den daha büyük miktarda ithalat yapsa da Ankara’nın Rus limanlarına yakınlığı, Türkiye’nin diğer alıcılardan daha fazla tasarruf ettiği anlamına geliyor.
Reuters’ın Aralık ayında LSEG verilerine ve şirketlerin tahminlerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre Türkiye ve Türk şirketleri, indirimli Rus petrolü ve rafine ürün ithalatını artırarak, 2023 enerji faturalarında yaklaşık 2 milyar dolar tasarruf sağladı.
Buna göre Rusya’nın Türkiye’ye ham petrol sevkiyatı Kasım 2023’te rekor seviyeye ulaşarak günlük 400 bin varile (bpd) yükseldi ve Rusya’nın geçen ay deniz yoluyla yaptığı toplam petrol ihracatının yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturdu.
Reuters’a göre Ankara, son dönemde Batı’nın yaptırımlarına rağmen Rusya’dan daha fazla alım yapmak için girişimlerini de artırdı.
Reuters’ın görüştüğü ticaret alanındaki kaynaklar, Rus petrol üreticisi Lukoil’in Azeri petrol şirketi SOCAR ile yaptığı anlaşma kapsamında SOCAR’ın Türkiye’deki STAR rafinerisinde günde 200 bin varile kadar petrol rafine etmeyi öngördüğünü ve böylece Türkiye’ye yapılan tedarikin artmasının beklendiğini aktarmıştı.
Moskova ve Ankara aynı zamanda Türkiye’de Rus gazı için bir merkez kurulmasını tartışıyor.
Bu plan Ankara’nın Avrupa’nın güneyinde önemli bir enerji dağıtım merkezi olma hedefi için önemli bir adımdı.
Reuters’a göre Rusya bu merkezi, Avrupa’dan gaz ihracatını yeniden yönlendirmenin ya da dolaylı olarak AB’ye gaz satmanın bir yolu olarak görüyor.
]]>Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Azerbaycan’a karşı toprak iddiasında bulunmaya başlayan ve saldırıya geçen Ermeniler, 1991’in son günlerinde ablukaya aldıkları, bölgenin tek havaalanına sahip ve stratejik önem taşıyan Hocalı’yı ele geçirmek için harekete geçti.
Aylar süren saldırılarını 25 Şubat 1992’de yoğunlaştıran Ermeniler, gece, Sovyet Rus ordusunun o zaman Hankendi’de bulunan 366. motorize alayının da yardımıyla üç koldan saldırdı.
Sadece işgalle yetinmeyen Ermeniler, sivilleri toplu şekilde katlederek, esirlere acımasızsa işkence yaparak 20. yüzyılın en kanlı katliamlarından birine imza attı. O dönemde çekilen görüntüler ve fotoğraflar, katliamın büyüklüğünü ortaya koydu.
Daha önce 7 bin kişinin yaşadığı Hocalı’da, savunmasız durumdaki 106’sı kadın, 70’i yaşlı, 63’ü çocuk 613 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti. Katliamdan 487 kişi ağır yaralı olarak kurtuldu. Ermeni güçleri 1275 kişiyi esir aldı, bunların 150’sinden haber alınamadı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 22 Nisan 2010 tarihli kararında, Hocalı’da yaşananlar, savaş suçları veya insanlık aleyhine suçlarla eş değer eylemler olarak görüldü.
Bugüne kadar 15 ülkenin parlamentosu ve ABD’nin 16 eyaletinin meclisi, Hocalı’da yaşananları kınayan ve soykırım olarak gören kararları kabul etti.
Necmettin Erbakan 27 Şubat 2011’de hayatını kaybetti
Milli Görüş hareketinin kurucu lideri ve Türk siyasetinde “Erbakan Hoca” olarak anılan eski başbakan Necmettin Erbakan, solunum yetmezliğine bağlı, kalp ve çoklu organ yetmezliği sebebiyle 27 Şubat 2011’de hayatını kaybetti.
12 Ekim 1969’daki seçimde Konya’dan bağımsız milletvekili seçilerek başladığı siyaset hayatında 42 yıl geçiren Erbakan, 26 Ocak 1970’te, 17 arkadaşıyla Milli Görüş hareketinin ortaya çıkmasını sağlayacak ilk parti olan Milli Nizam Partisini kurdu.
Kuruluşundan sonra “kapitalizm” ve “Batıcılık” karşıtı siyaset yürüten Erbakan’ın partisi, “laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü” iddiasıyla kapatıldı.
Daha sonra siyasi mücadelesini Milli Selamet Partisinde sürdüren Erbakan, kapatılan her partisinin ardından yenisini kurdu. Erbakan, bu kapsamda Refah Partisi, Fazilet Partisi ve Saadet Partisinde siyasi mücadelesine devam etti.
Farklı hükümetlerde koalisyon ortaklığı yapan Erbakan, 1973’teki seçimlerin ardından kurulan CHP-MSP koalisyon hükümetinde başbakan yardımcısı olarak görev aldı.
Kıbrıs’a 20 Temmuz 1974’te düzenlenen barış harekatını güçlü şekilde savunan Erbakan’ın ismi, bu dönemde “Mücahit” sıfatıyla birlikte kullanılmaya başlandı.
Erbakan liderliğindeki Milli Görüş, 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleri dahil birçok kentin yerel yönetimlerinde işbaşına geldi.
Refah Partisinin, 1995’teki genel seçimlerde yüzde 21,7 oy oranıyla sandıktan birinci çıkmasının ardından Tansu Çiller’in Genel Başkanlığı’ndaki Doğru Yol Partisi ile 54. Hükümeti kuran Erbakan, 28 Haziran 1996’da başbakanlık koltuğuna oturdu.
28 Şubat süreciyle istifaya zorlanan Erbakan’a, Anayasa Mahkemesinde görülen Refah Partisinin kapatılması davasında, 5 yıl süreyle siyaset yasağı getirildi, partisi kapatıldı.
Erbakan, Refah Partisinin de kapatılmasının ardından “Atımızı alan yolumuzu da almadı ya” ifadesini kullanarak, bir ay sonra beşinci partisi olan Saadet Partisinin kurulmasına öncülük etti.
Beş yıllık siyaset yasağının kaldırılmasının ardından Erbakan, Mayıs 2003’te Saadet Partisi Genel Başkanı oldu.
Refah Partisinin mali hesaplarına ilişkin açılan davada kendisine verilen hapis cezası, daha sonra ev hapsine çevrildi. Bu ceza, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından “sürekli hastalık” nedeniyle 19 Ağustos 2008’de kaldırıldı.
17 Ekim 2010’da yapılan Saadet Partisi Olağanüstü Büyük Kongresi’nde yeniden genel başkan olan Erbakan, 28 Şubat post-modern darbenin yıl dönümü arifesinde solunum yetmezliğine bağlı, kalp ve çoklu organ yetmezliği sebebiyle 27 Şubat 2011’de vefat etti.
“Postmodern darbe” derin izler bıraktı
Milli Güvenlik Kurulunun (MGK), Türk siyasi tarihine “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat 1997’de aldığı kararlar, siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda derin izler bıraktı.
Seçimlerin ardından 1996’da kurulan DYP-ANAP koalisyonu, güven oylaması geçersiz sayılınca düştü. TBMM’de birinci parti konumundaki Refah Partisi ile ikinci parti DYP arasında 54’üncü Hükümet (Refah-Yol hükümeti) kuruldu.
Necmettin Erbakan’ın başbakanlığı döneminde yaşanan bazı olayların ardından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Erbakan’a, rejim konusunda endişelerini dile getiren bir mektup gönderdi.
MGK, 28 Şubat 1997’de toplandı. MGK toplantılarında daha önce yaklaşık 1 dakika görüntü alınmasına izin verilirken, ilk kez bu süre 5 dakikaya çıkarıldı. Toplantıda alınan zorunlu eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkarılması başta olmak üzere bir dizi karar, uygulanmak üzere hükümete bildirildi.
MGK Genel Sekreterliği, 9 saat süren toplantının ardından yayımladığı bildiride, Anayasa ile Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olarak belirlenen Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı “çağ dışı bir kisve altında” zemin oluşturmaya yönelik rejim aleyhtarı faaliyetlerin gözden geçirildiğini belirtti.
Bildiride, “Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş medeniyet yolunda, demokratik sistem içerisinde ilerlemesini teminat altına alan Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmemesi gerektiği” ifade edildi.
Başbakan Necmettin Erbakan, kararları 5 Mart 1997’de imzaladı. Genelkurmay 2’nci Başkanı Çevik Bir’in, ABD’de yaptığı konuşmada bu kararları, “Demokrasiye balans ayarı yaptık.” sözleriyle değerlendirmesine Refah Partisi milletvekilleri sert tepki gösterdi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Refah Partisinin kapatılması için dava açtı. Erbakan, 18 Haziran’da başbakanlıktan istifa etti. Cumhurbaşkanı Demirel, hükümet kurma görevini milletvekili çoğunluğu bakımından ikinci sırada bulunan DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’e değil, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk ile ANASOL-D hükümetini kurdu.
Hilafet kaldırıldı
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Meclis’in 3 Mart 1924’te kabul ettiği yasayla hilafet kaldırıldı.
Saltanatın 1 Kasım 1922’de kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanının ardından halifeliğin kaldırılması gündeme geldi. 3 Mart 1924’te kabul edilen yasayla halifeliğin kaldırılmasına ve Osmanlı hanedanının sınır dışı edilmesine karar verildi. Halife Abdülmecit 4 Mart sabahı ülkeden ayrıldı.
Meclisin aynı gün kabul ettiği “Tevhidi Tedrisat” yasasıyla bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı. Ardından medreseler ve mahalle mektepleri kapatıldı.
Bir başka yasayla da “Şer’iye ve Evkaf ve Erkanıharbiyei Umumiye Vekaletleri (bakanlıkları)” kaldırılarak yerlerine Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu, Genelkurmay Başkanlığı oluşturularak hükümetten ayrıldı.
AA şirket statüsüne kavuşturuldu
6 Nisan 1920’de kurulan Anadolu Ajansı (AA), 1 Mart 1925’te Türk Anonim Şirketi statüsüne kavuşturuldu.
Belli başlı öteki olaylar
26 Şubat
1618- Sultan Birinci Mustafa tahttan indirildi ve yerine İkinci Osman padişah oldu.
1848- Fransa’da “İkinci Cumhuriyet” ilan edildi.
1925- Fransızların yönetiminde bulunan tütün rejisinin (tekelinin) 1 Mart 1925’ten itibaren lağvedildiğine ilişkin yasa TBMM’de kabul edildi.
1934- İstanbul Belediyesi, evlerin bazılarında görülen “kafes”lerin (cumbaların) kaldırılmasını kararlaştırdı.
1936- Fatih-Harbiye tramvayı Beyoğlu’nda devrildi, 2 kişi öldü, 30 kişi yaralandı.
1961- Türk aydınlanmasının öncülerinden, eski Milli Eğitim Bakanlarından öğretmen, yazar Hasan Ali Yücel, İstanbul’da 64 yaşında yaşamını yitirdi.
1967- ABD, 25 bin askerle Vietnam Kurtuluş Cephesi’ne karşı saldırıya geçti.
1976- Türkiye ile ABD arasında “Savunma İş Birliği Anlaşması” imzalandı.
1992- Dağlık Karabağ’ın Hocalı kasabasında, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 613 kişi, Ermeni güçlerince katledildi.
1994- Edebiyatçı-yazar, gazeteci Tarık Buğra 76 yaşında vefat etti.
1997- Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, Başbakan ve Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a, rejim konusunda endişelerini dile getiren bir mektup gönderdiği belirtildi.
1998- Nutuk, Rumca’ya çevrildi.
1999- İran’da 1979 İslam Devrimi’nden sonra ilk belediye seçimleri yapıldı.
2004- Makedonya Cumhurbaşkanı Boris Traykovski ile beraberindekilerden 8 kişi uçak kazasında öldü. Traykovski’nin yerine 12 Mayıs’ta Branko Çırvenkovski geçti.
2007- Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, terör örgütü Hizbullah adına 1990-1994’te çok sayıda kişinin öldürülmesi ve yaralanması eylemlerini gerçekleştirdikleri gerekçesiyle 13 yıldır yargılanan 34 sanıktan 20’sini ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.
2013- 270 metrelik yüksekliği ile Türkiye’de 1’inci, dünyada ise üçüncü sırada yer alan Yusufeli Barajı’nın temeli atıldı.
2013- Mısır’ın güneyindeki Luksor kentinde meydana gelen balon faciasında 9’u Hong Konglu, 4’ü Japon, 3’ü İngiliz, 2’si Fransız ve 1’i Mısırlı 19 kişi hayatını kaybetti.
2015- Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, Hrant Dink cinayeti soruşturması kapsamında Ankara’da gözaltına alındı.
2015- Hatay’da MİT’e ait tırın durdurulmasına ilişkin ihbarı yapan Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli personel, Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra getirildiği Adana’da tutuklandı.
2016- Somali’nin başkenti Mogadişu’da, Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınında bulunan bir oteli hedef alan bombalı ve silahlı saldırıda 14 kişi öldü, 25 kişi yaralandı.
2016- Anayasa Mahkemesinin, haklarında “ihlal” kararı verdiği ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince tahliyelerine hükmedilen Cumhuriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül, Silivri Ceza İnfaz Kurumundan tahliye edildi.
2017- 89. Oscar Ödülleri sahiplerini buldu. En iyi film ödülüne layık görülen filmin yanlış anonsunun damga vurduğu törende “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülü “Moonlight”taki performansıyla Mahershala Ali’nin oldu. Ali, Oscar kazanan ilk Müslüman olarak tarihe geçti.
2018- Rusya, Birleşmiş Milletlerin Yemen’e yönelik silah ambargosunun İran tarafından ihlal edilmesi nedeniyle duyulan endişelerin ifade edildiği BM Güvenlik Konseyi karar tasarısını veto etti.
2019- Sinema ve tiyatro oyuncusu Aytaç Arman, 70 yaşında hayatını kaybetti.
2021- ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğünün yayımladığı “Kaşıkçı istihbarat değerlendirme raporu”nda, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda öldürülmesini onaylayan kişinin Veliaht Prens Muhammed bin Selman olduğu belirtildi.
2023- Fenerbahçe ve A Milli Futbol Takımı’nın efsane isimlerinden Ziya Şengül, 79 yaşında hayatını kaybetti.
2023- İtalya’nın güneyindeki Crotone kenti açıklarında düzensiz göçmenleri taşıyan teknenin batması sonucunda 70 kişi hayatını kaybetti.
27 Şubat
1863- Türkiye’de bilinen ilk resim sergisi, İstanbul Atmeydanı’nda (Hipodrom) açıldı. Serginin açılmasına Sultan Abdülaziz destek verdi.
1917- Rus Çarlığı çöktü.
1937- Özel girişimce inşa edilen ilk Türk gemisi “Belkıs”, Haliç’te denize indirildi.
1947- Türk karikatürünün ünlü ismi Cemal Nadir Güler, 45 yaşında hayatını kaybetti.
1964- Coca-Cola’nın dünyadaki 1109. fabrikası İstanbul’da açıldı.
1976- Hayali mobilya ihracatı ve vergi iadesi yolsuzluğundan sanık Yahya Demirel için tutuklama kararı verildi.
1988- Türkiye’de ilk yapay kalp ameliyatı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesinde yapıldı. Hasta, gerçek kalp bulunamaması yüzünden bir süre sonra yaşamını kaybetti.
1995- Mercedes kaçakçılığından hükümlüyken yeniden yargılanan milli futbolcu Tanju Çolak, “suçu ihbar ettiği” gerekçesiyle mahkeme tarafından serbest bırakıldı.
2010- Haldun Dormen’in Kürtçe sahnelediği “Bir Kış Öyküsü” müzikalinin prömiyeri Diyarbakır’da yapıldı.
2011- Milli Görüş hareketinin kurucu lideri ve Türk siyasetinde “Erbakan Hoca” olarak anılan eski başbakan Necmettin Erbakan, solunum yetmezliğine bağlı, kalp ve çoklu organ yetmezliği sebebiyle hayatını kaybetti.
2012- Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çift kol ve çift bacak nakli yapılan, sol bacağı alınan Şevket Çavdar’ın, vücudun kalp dolaşım ve kan sisteminin nakledilen uzuvları idame ettirememesi nedeniyle iki kol ve sağ bacağı da alındı. Şevket Çavdar, yaşamını yitirdi.
2013- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü 28 Şubat soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu ile emekli Tümgeneral Yücel Özsır tutuklandı. Eski Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Aslan Güner, emekli Tümgeneral Mehmet Başpınar ve muvazzaf Albay Mehmet Cumhur Yatıkkaya, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
2016- Yaşamını İtalya’da sürdüren Türk yönetmen Ferzan Özpetek’in 2014’te çektiği “Kemerlerinizi Bağlayın (Allaciate le cinture)” filmi Moviemov Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülü aldı.
2016- BM Güvenlik Konseyinin, Rusya ve ABD’nin girişimleri sonucu varılan, gece yarısından itibaren Suriye’de çatışmaların durmasını içeren kanun tasarısını oy birliğiyle kabul etmesinin ardından anlaşma saat 00.00’da yürürlüğe girdi.
2017- Die Welt gazetesinin Türkiye temsilcisi İlker Deniz Yücel, “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan tutuklandı.
2018- Türkiye tarafından kırmızı bülten talebiyle aranan, Çekya’nın başkenti Prag’da 25 Şubat’ta gözaltına alınan terör örgütü PYD/PKK’nın eski eş başkanı Salih Müslim, çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı.
2020- Hatay Valisi Rahmi Doğan, İdlib’de rejim unsurlarının Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına yönelik hava saldırısında 33 askerin şehit olduğunu açıkladı.
2022- FIFA, Rusya’da maç oynanmayacağını, karşılaşmalarda Rusya bayrağı ve marşının kullanılmayacağını açıkladı.
2023- Sırp tenisçi Novak Djokovic, dünya sıralamasının zirvesinde yer aldığı hafta sayısını 378’e çıkararak, teniste dünya sıralamasında zirvede en uzun kalan sporcu oldu.
28 Şubat
1856- Islahat Fermanı ilan edildi.
1921- TBMM’de ilk bütçe kabul edildi.
1923- Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul Belediyesince “fahri hemşehri” ilan edildi.
1933- Berlin’de büyük Reichstag yangını çıktı. Olayın ardından yayımlanan bir kararnameyle Naziler diktatörlüklerinin temellerini atmış oldu.
1942- İstanbul Vezneciler’deki Zeynep Hanım Konağı (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi binası) tamamen yandı.
1945- Türkiye, Birleşmiş Milletler Beyannamesi’ni imzaladı.
1949- İstanbul Şehzadebaşı’nda Özel Gazetecilik Okulu açıldı.
1958- İstiklal Marşı’nın bestecisi Osman Zeki Üngör öldü.
1977- Malatya’da İnönü Üniversitesi ile iki yüksekokul hizmete açıldı.
1978- Orgeneral Kenan Evren, Genelkurmay Başkanı oldu.
1980- Yurt dışında çalışan vatandaşlara dövizle askerlik yapma imkanı tanıyan yasa, TBMM’de kabul edildi.
1986- İsveç Başbakanı Olof Palme, silahlı saldırıda yaşamını yitirdi.
1990- 1989’un kasım ayında silahlı saldırıda ağır yaralanan gazeteci Kamil Başaran öldü.
1991- 17 Ocak’ta başlayan Irak’a yönelik “Çöl Fırtınası” harekatı, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmeyi kabul etmesinin ardından imzalanan ateşkes antlaşmasıyla son buldu.
1994- NATO, tarihinin ilk saldırısını Sırplara karşı gerçekleştirdi.
1997- MGK’nin 9 saat süren toplantısında “28 Şubat Kararları” alındı. Bu kararlar, irticayı Türkiye’nin önündeki “en büyük tehlike” olarak saptadı. Atatürk ilke ve inkılaplarının ödünsüz uygulanmasına karar verildi.
2001- Ulusal Bank’a el konuldu.
2003- Ankara 1 Numaralı DGM, kapatılan DEP’in dört eski milletvekilinin yeniden yargılanma istemini kabul etti.
2006- Avusturya’da yakalandıktan sonra Türkiye’ye iade edilen “çıkar amaçlı suç örgütü elebaşı” Alaattin Çakıcı, “borsacı Adil Öngen’i öldürmeye azmettirmek” suçundan 10 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
2012- Fransa Anayasa Konseyi, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının inkarını suç sayan yasanın iptali konusundaki itirazı kabul etti.
2015- Türk edebiyatının büyük ustası, gerçek adı Kemal Sadık Gökçeli olan Yaşar Kemal, tedavi gördüğü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 92 yaşında yaşamını yitirdi.
2016- İstanbul’da düzenlenen 18. Balkan Karate Şampiyonası’nda Türkiye 5 altın, 4 gümüş ve 7 bronz olmak üzere toplam 16 madalya kazanarak ilk sırada yer aldı.
2016- Rusya ve Beşşar Esed rejimi güçleri, kısmi ve geçici ateşkes niteliğindeki çatışmaların sonlandırılması anlaşmasını ihlal etti. Hava saldırılarında 12 sivil hayatını kaybetti.
2017- Suriye’de kimyasal silah saldırısı düzenlediği tespit edilen Esed rejimine yaptırım uygulanmasını isteyen BM Güvenlik Konseyi karar tasarısını, Rusya ve Çin veto etti.
2020- İngiltere, terör örgütü PKK’nın yapılanmalarından TAK ve HPG’yi de terör örgütleri listesine aldı.
2022- Avrupa Ligi yönetimi, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi nedeniyle Rus basketbol kulüplerinin, organizasyonlarına katılımını askıya aldı.
2022- CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve DEVA Partisi’nin ortak çalışması, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni”, törenle kamuoyuna açıklandı. Mutabakat metni, genel başkanlar tarafından imzalandı.
2023- Yunanistan’ın Larisa kentinin kuzeyindeki Tempi bölgesinde yerel saatle 23.20’de yolcu treni ile yük treninin çarpışması sonucunda meydana gelen kazada 57 kişi yaşamını yitirdi, 85 kişi yaralandı.
2023- MİT, 60 güvenlik görevlisinin şehit edildiği 12 terör eylemini düzenleyenlerden PKK/KCK’lı terörist Ramazan Güneş’i, Irak’ın Süleymaniye kentinde düzenlediği operasyonla yakalayarak Türkiye’ye getirdi.
2023- Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Ankara’da bir süredir tedavi gördüğü Başkent Hastanesi’nde, 85 yaşında hayatını kaybetti.
1 Mart
1430- Selanik, Padişah II. Murad zamanında fethedildi.
1921- Mehmet Akif’in (Ersoy) “İstiklal Marşı”, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından Mecliste ilk kez okundu.
1923- Mustafa Kemal Paşa, TBMM’nin yeni çalışma dönemini açtı. Mustafa Kemal’in açılış konuşmasını dinleyiciler balkonundan izleyen Latife Hanım, Meclis’e gelen ilk kadın oldu.
1925- Anadolu Ajansı (AA) Türk Anonim Şirketi kurularak, AA şirket statüsüne kavuşturuldu. Ahmet Ağaoğlu, AA’nın ilk Yönetim Kurulu Başkanı; Alaeddin Bey, ilk Genel Müdürü oldu.
1926- 1889 İtalyan Zanardelli Yasası esas alınarak hazırlanan yeni Türk Ceza Kanunu, TBMM’de kabul edildi.
1935- TBMM, 5. Dönem çalışmalarına başladı. Atatürk, 4. kez Cumhurbaşkanı seçildi. TBMM’de ilk kez 18 kadın milletvekili yer aldı.
1958- İzmit Körfezi’nde çalışan “Üsküdar” vapuru, saatteki hızı 130 kilometreyi bulan kasırga yüzünden Soğucak mevkisinde battı. Gemiye paso göstererek binenlerin kaydının bulunmaması nedeniyle net can kaybının belirlenemediği kazada, çoğu öğrenci 400’e yakın kişi hayatını kaybetti.
1968- Milli Bakiye usulünü kaldıran yeni Seçim Kanunu TBMM’de kabul edildi.
1978- Adnan Menderes’in oğlu, Adalet Partisi Aydın Milletvekili Mutlu Menderes, trafik kazasında öldü.
1983- “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı film, Berlin Film Şenliği’nde 4 ödül aldı.
1990- İlk özel televizyon kanalı Magic Box, Eutelsat F5 uydusundan test sinyali yayınlamaya başladı.
1992- İstanbul Kuledibi’ndeki Neve Şalom Sinagogu’na bombalı saldırı düzenlendi.
1992- Show TV yayın hayatına başladı.
1992- Bosna-Hersek, referandum sonrasında Yugoslavya’dan ayrılarak bağımsızlık kararı aldı. Ancak 3 Mart’ta, Sırp kuvvetleri, Bosna’nın kuzeyindeki Bosanki Brod’u bombaladı ve silahlı çatışmalar başladı.
2003- Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetler unsurlarının 6 ay süreyle Türkiye’de bulunmasına izin verilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi, TBMM’nin kapalı oturumunda reddedildi.
2012- Merkez Bankasının açtığı yarışma sonucunda ilk kez belirlenen TL’nin simgesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı basın toplantısı ile tanıtıldı.
2013- Antalya Valiliği koordinatörlüğünde Sağlık İl Müdürlüğü tarafından düzenlenen “1 saatte en fazla organ bağışı rekor denemesi”nde Guinness dünya rekoru, ilk 7 dakika içinde kırıldı.
2014- FIFA, kadın futbolcuların maçlarda başörtüsü takmasına izin verdi.
2016- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, terör örgütü PKK’ya yönelik operasyonların yapıldığı ve sokağa çıkma yasağının uygulandığı Sur ilçesine yürüyüş çağrısında bulunduğu gerekçesiyle HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında soruşturma başlattı.
2017- Birleşmiş Milletler Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Halep’in doğusunda sivillere yönelik Esed rejimi ve Rusya tarafından 21 Temmuz-22 Aralık 2016 tarihlerinde düzenlenen hava bombardımanları ve yardım konvoylarına yönelik saldırıların “savaş suçu” teşkil ettiğini açıkladı.
2018- Karadeniz’i Doğu Anadolu üzerinden İran’a bağlayan Artvin-Rize-Ardahan kara yolundaki Cankurtaran Geçidi’nde inşa edilen tünel hizmete açıldı.
2022- Uluslararası Voleybol Federasyonu (FIVB) ve Avrupa Voleybol Konfederasyonu (CEV), Rusya ve Belarus’un milli takım ile kulüplerine, Dünya Atletizm Birliği de (World Athletics) Rus ve Belaruslu sporculara uluslararası müsabakalardan men cezası verdi.
2023- Avrupa Birliği Komisyonu ve AB Konseyi, 23 Şubat’ta çalışanlarına kurumsal cihazlarından TikTok uygulamasını kaldırmaları talimatını verirken, Avrupa Parlamentosu da (AP) 1 Mart’ta çalışanlarına güvenlik endişeleri gerekçesiyle Çinli sosyal medya platformu TikTok’a yasak getirdi.
2023- İsrail Meclisi, İsraillileri öldürmekle suçlanan Filistinli mahkumlara idam cezası verilmesini öngören yasa teklifini hazırlık oturumunda ilk kez onayladı.
2 Mart
1924- Halk Fırkası grup toplantısında, Şer’iye ve Evkaf Vekaletlerinin kaldırılmasına ve öğretimin birleştirilmesine karar verildi.
1956- Fransa, Fas’ın bağımsızlığını onayladı.
1960- Necip Fazıl Kısakürek, Atatürk’ün hatırasına yayın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle 18 ay hapis cezası aldı.
1994- Yönetmen Bilge Olgaç, evinde çıkan yangında 54 yaşında öldü.
1994- TBMM Genel Kurulunda eski DEP’li Leyla Zana, Ahmet Türk, Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Sırrı Sakık ile bağımsız Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıkları kaldırıldı. Genel Başkan Hatip Dicle ve Orhan Doğan gözaltına alındı.
2000- İngiltere, 16 aydır Londra’da ev hapsinde tutulan eski Şili diktatörü Pinochet’in salıverilmesine karar verdi. Pinochet, iadesini isteyen ülkeler itiraz etmeden, İngiltere’yi terk etti.
2016- Kuzey Kore’ye yeni BM yaptırımları oy birliğiyle kabul edildi. Kararda, Kuzey Kore’ye giden ve bu ülkeden çıkan tüm kargoların zorunlu incelenmesi, bu ülkeye hava taşıtı yakıtı satışının yasaklanması, tüm hafif silah ve konvansiyonel silah satışlarının sınırlandırılması yer aldı.
2016- Danıştay 10. Dairesi, kamuoyunda “19 Mayıs Genelgesi” olarak bilinen 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına yönelik genelgeyi iptal etti. Kararla 19 Mayıs törenlerinin, 2012 öncesinde olduğu gibi stadyumlarda kutlanabilmesinin önü açıldı.
2016- İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, İBDA/C davasından hükümlüyken yeniden yargılanmasına karar verilerek tahliye edilen, kamuoyunda “Salih Mirzabeyoğlu” olarak tanınan Salih İzzet Erdiş ile Sadettin Ustaosmanoğlu’nun beraatine karar verdi.
2016- Körfez İşbirliği Konseyi, Hizbullah’ı terör örgütü olarak kabul etti.
2016- UEFA Kulüp Finansal Kontrol Kurulu Yargı Komisyonu, Galatasaray’ı, finansal fair play kriterlerini yerine getirmediği gerekçesiyle UEFA organizasyonlarından 1 yıl men etti.
2022- Birleşik Krallık’ta, Formula 1 dahil tüm Rus ve Belaruslu motor sporları yarışmacılarına, yetkililerine, bayrak ve ulusal sembollerine yasak getirildi.
2022- Türkiye’de, Kovid-19’la mücadelede açık havada maske kullanımı ve HES kodu uygulaması kaldırıldı.
2022- ABD, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı nedeniyle hava sahasını tüm Rus uçaklarına kapattı.
3 Mart
1878- Osmanlı ile Rusya arasında Ayastefanos Antlaşması imzalandı.
1883- Mektebi Sanayii Nefise (Güzel Sanatlar Akademisi) öğretime açıldı.
1924- Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanı mensuplarının yurt dışına çıkarılmasına ilişkin yasa kabul edildi. Tevhidi Tedrisat Kanunu çıkarıldı. Şer’iye ve Evkaf ve Genelkurmay Bakanlıkları kaldırıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. Genelkurmay Başkanlığı oluşturuldu ve hükümetten ayrıldı.
1925- Şeyh Sait isyanının büyümesini önlemek için Takriri Sükun Kanunu kabul edildi, İstiklal Mahkemeleri kuruldu.
1942- Türk Ressamlar Cemiyeti, İstanbul’da faaliyetlerine başladı.
1980- Eski Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, 88 yaşında İstanbul’da vefat etti.
1983- Çizgi roman Tenten’in çizeri Georges Remi (Herge) öldü.
1992- Zonguldak Kozlu’daki grizu faciasında 263 kişi yaşamını yitirdi.
1994- TBMM Genel Kurulunca, DEP’li Selim Sadak ve RP’den istifa eden İstanbul Bağımsız Milletvekili Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığı kaldırıldı.
2008- Rusya’da devlet başkanı seçimini Başbakan Birinci Yardımcısı Dimitriy Medvedev, yüzde 70,28 oy alarak kazandı.
2013- Gerçek adı Müslüm Akbaş olan ve arabesk müzik hayranlarınca “Müslüm Baba” diye anılan sanatçı Müslüm Gürses, baypas ameliyatının ardından 4 ay yoğun bakımda tedavi gördüğü hastanede 60 yaşında hayatını kaybetti.
2013- Voleybolda, Erkekler CEV Kupası Finali rövanş maçında Halkbank, İtalya’nın Andreoli takımını 3-2 yenerek şampiyon oldu ve erkeklerde CEV Kupası’nı alan ilk Türk takımı olarak tarihe geçti.
2016- Başbakanlık, MİT tırlarının durdurulması davasına müdahil oldu.
2017- Avusturyalı ressam Gustav Klimt’in 1907’de tamamladığı “Bauerngarten” (Çiçek Bahçesi ) adlı tablosu, Londra’da düzenlenen açık artırmada 59,3 milyon dolara satıldı.
2018- Türkiye’nin gururu Nobel ödüllü bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın yeğeni Hakan Sancar, bitkileri ölümsüzleştirmek için keşfettiği solüsyon ile su, hava ve güneşe ihtiyaç duymadan süs bitkilerinden ağaçlara ve yosunlara kadar her türlü bitkinin yıllarca canlı kalmasını sağladı. Sancar, dünyada sadece birkaç şirketin başarabildiği stabilizasyonu Türkiye’de gerçekleştirdi.
2018- Antalya’nın fethinin ardından Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus’un yaptırdığı iki fetih kitabesi, metruk bir binanın bahçesinde bulundu.
2020- Estonya’nın Tartu kentinde düzenlenen Ritmik Cimnastik Miss Valentine Grand Prix Turnuvası’nda millilerin genel tasnif ve top aletinde kazandığı iki madalya, Grup Milli Takımı’nın grand prix turnuvalarında aldığı ilk madalyalar oldu.
2021- FETÖ’nün, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı açıktan giriştiği ilk operasyon” olarak tanımlanan 7 Şubat 2012’deki “MİT kumpası”na ilişkin 18 sanığın yargılandığı davada eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Yurt Atayün’ün de arasında bulunduğu 10 sanık, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs”ten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
2021- İsrail’deki Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler), Batı Kudüs’te haber çekimi yapan Anadolu Ajansı (AA) ekibinin aracına saldırdı. Haredilerin, daha sonra taş ve sopalarla saldırmaya çalıştığı AA ekibi, olaydan zarar görmeden kurtulurken, saldırganlar hakkında şikayette bulundu. Olayla ilgili soruşturma açıldı.
2022- Formula 1 yönetimi, Rusya Grand Prix’sinin sözleşmesini feshederek yarışı takvimden çıkardı.
2023- Emeklilikte yaşa takılanlarla (EYT) ilgili düzenlemeleri içeren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
4 Mart
1193- Eyyubi Devleti’nin kurucusu ve Kudüs’te 88 yıllık Hristiyan hakimiyetini sona erdiren Selahaddin Eyyubi hayatını kaybetti.
1656- Düşük ayarlı para ve alınamayan maaşlar için ayaklanan askerler, IV. Mehmed’in onayıyla bazı saray ağalarını idam ettirdi.
1923- Mustafa Kemal Paşa’nın 17 Şubat’taki konuşmasıyla başlayan İzmir İktisat Kongresi sona erdi. Kongrede Misakı İktisadi kabul edildi.
1929- Takriri Sükun Kanunu yürürlükten kalktı.
1934- İstanbul Üniversitesinde açılan İnkılap Tarihi Enstitüsünde ilk dersi Milli Eğitim Bakanı Hikmet Bayur verdi.
1934- Ankara Radyosu yayına başladı.
1940- İstanbul’da yapılan Altıncı Balkan Güreş Şampiyonası’nda Türk takımı beş birincilik alarak altıncı kez şampiyon oldu.
1964- BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’a uluslararası güç gönderme kararı aldı.
1992- İspanya’dan engizisyon baskısından kaçarak Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan Museviler, Türkiye’ye gelişlerinin 500. yılını kutladı.
1994- Dokunulmazlıkları kaldırılan eski DEP milletvekilleri Leyla Zana, Sırrı Sakık, Ahmet Türk, Selim Sadak ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak gözaltına alındı. Hasan Mezarcı ve Selim Sadak serbest bırakıldı.
2002- Ilımlı Arnavut Lider İbrahim Rugova, Kosova’nın ilk devlet başkanı seçildi.
2015- Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk’te bir maden ocağında meydana gelen patlamada 32 kişi hayatını kaybetti.
2016- AA’nın Gazze’de görev yapan foto muhabiri Mustafa Hassona, önemli basın fotoğrafı yarışmalarından Pictures of the Year International’da (POYI) “Genel Haber Dalı Mükemmeliyet Ödülü”ne layık görüldü.
2016- İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Zaman gazetesine kayyum atanmasına karar verdi.
2016- Muğla’nın Bodrum ilçesinde sahile vuran minik cesediyle gündeme gelen Aylan Kürdi ve teknedeki dört kişinin ölümüne ilişkin davada yargılanan Suriye uyruklu Muwafaka Alabash ve Asem Alfrhad, “göçmen kaçakçılığı” suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.
2017- Somali Başbakanı Hasan Ali Hayri, kuraklık sebebiyle son 2 günde ülkenin güneybatısındaki Bay bölgesinde 110 kişinin öldüğünü açıkladı.
2021- Tatvan’a gitmek üzere Bingöl’den kalkan askeri helikopterin düşmesi sonucu 11 personel şehit oldu, 2 personel yaralandı.
2021 – Amerikalı Müslüman lider Malcolm X’in çocukluğunun geçtiği Boston’daki 2 katlı ev, ABD Ulusal Tarihi Yapılar Listesi’ne alındı.
2022- Uzun yıllar İtalya’nın Milan takımında forma giyen Hollandalı eski futbolcu Clarence Seedorf, Müslüman olduğunu açıkladı.
5 Mart
1920- Türkiye Yeşilay Cemiyeti kuruldu.
1934- Eski Milli Eğitim Bakanlarından Dr. Reşit Galip öldü.
1941- Türkiye’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi hayatını kaybetti.
1946- İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan ve Sovyetler Birliği ile Doğu Avrupa ülkelerini simgeleyen “Demirperde” kavramı, ilk kez İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in bir konuşmasında kullanıldı.
1953- Eski Sovyetler Birliği’ni yaklaşık 30 yıl yöneten ve geçirdiği beyin kanaması sonucu bilincini yitiren Jozef Stalin öldü.
1971- Amerikalı dört asker, Ankara’da terör örgütü THKO mensuplarınca kaçırıldı. Bir duyum üzerine polisin 5 Mart’ta üniversiteye düzenlediği baskında çatışma çıktı, Erdal Şener adlı öğrenci öldü, yaralananlar oldu. ABD’li askerler 8 Mart’ta serbest bırakıldı.
1994- Birleşmiş Milletler, Bosna’ya Türk askeri gönderilmesini kabul etti.
1999- Çankırı Valisi Ayhan Çevik, bombalı saldırıda ağır yaralandı, koruma polisi ve iki lise öğrencisinin öldüğü saldırıyı yasa dışı TİKKO örgütü üstlendi.
2000- Hayırseverliğiyle tanınan iş adamı İzzet Baysal öldü.
2009- Ergenekon soruşturması kapsamında Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay gözaltına alındı ve 6 Mart’ta tutuklandı.
2015- Konya’nın merkez Karatay ilçesi Ortakonak Mahallesi yakınlarında askeri bir uçak düştü. Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, planlı eğitim uçuşu için kalkan F-4E 2020 uçağının, Konya Atış Sahası’nda kaza kırıma uğradığı, Kurmay Yüzbaşı Pilot Mustafa Tanış ile Kurmay Yüzbaşı Pilot Mustafa Delikanlı’nın şehit olduğu bildirildi.
2016- Dünyaca ünlü İslam alimi ve Kuzey Amerika Fıkıh Konseyi kurucusu Prof. Dr. Taha Cabir Al-Awani hayatını kaybetti.
2017- Suriyeli muhalifler, ülkenin kuzeybatısında Türkiye sınırında yer alan İdlib’in, kırsalını bombalayan bir savaş uçağını düşürdü. Uçaktan paraşütle atlayan pilot, Hatay’ın merkez Antakya ilçesinde bulunarak hastaneye kaldırıldı.
2017- Antalya’da 12’ncisi düzenlenen Uluslararası Runatolia Maratonu’na katılan 36 yaşındaki sporcu Zeynel Murat Batur, bitiş çizgisine 500 metre kala kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
2021 – Katoliklerin ruhani lideri Papa Franciscus, Irak’ın başkenti Bağdat’a geldi. Uluslararası kamuoyunda gözler, tarihte ilk kez bir papanın ziyaret ettiği Irak’a çevrilirken Franciscus’un ülkedeki temasları nedeniyle 6 Mart Ulusal Hoşgörü ve Birlikte Yaşama Günü ilan edildi.
2022- Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Ukrayna’dan Polonya’ya bir gün içinde 106 bin kişi geçti.
2023- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde 1 milyon 728 bin binanın incelendiği, 227 bin 27 binanın yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu bildirildi.
]]>Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ikinci yılı geride kalırken batılı liderler dayanışma göstermek amacıyla Ukrayna’nın başkenti Kiev’e geldi. Belçika Başbakanı Alexander de Croo, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Polonya’dan gece treniyle Ukrayna’yı ziyaret etti. Ukrayna’ya destek gösteren liderler, İtalya’nın dönem başkanlığındaki G7 Devlet ve Hükümet Başkanları toplantısı öncesinde Gostomel Havalimanı’nda basın toplantısı düzenledi. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile basın toplantısında konuşan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, bulundukları havalimanının Moskova’nın başarısızlığının ve Ukrayna’ın gururunun bir sembolü olduğunu ifade ederek, “Birkaç kişinin kahramanlığı tarihin akışını değiştirdi. Bunlardan biri de 2 yıl önce 24 Şubat’ta burada gerçekleşti” dedi.
“Ülkenizi kurtardınız, tüm Avrupa’yı kurtardınız”
Kanada Başbakanı Justin Trudeau da “Putin bu havaalanı gibi stratejik hedefleri kolayca ele geçirebileceğinden emindi. Rus kuvvetleri Gostomel Havaalanı’nı hızlıca ele geçirmeye çalıştı. Bugün buradaki barlığımız yanıldığını görebilirsiniz. Ukraynalılar ortak geleceğimiz için savaşıyor” dedi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise saldırıların başladığı günden itibaren Ukrayna’yı savunan birlikleri överek “”Kiev güçlü durdu. Cesaretiniz Putin’in durdurdu. Kaçmadınız ya da ürkmediniz. Ukraynalı kahramanlardan oluşan küçük bir birlik, son nefesinize kadar savaşarak işgalcileri geri püskürttü. Rusya’nın Ukrayna’nın kalbine yönelik saldırısını durdurmayı başardınız. Ülkenizi kurtardınız, tüm Avrupa’yı kurtardınız” ifadelerini kullandı.
Belçika Başbakanı Alexander de Croo, son 2 yılın yıkım, can kaybı ve travma ve acıyı kabul ederek, “Ukrayna’nın müttefikleri Ukrayna hükümetiyle omuz omuza” dedi.
“İlk ve esaslı yenilgisini de burada yaşadı”
Holtomel’de sembolik bir alanda olduklarını dile getiren Zelenskiy ise, “Putin burada savaşı kazanmak istiyordu. İlk ve esaslı yenilgisini de burada yaşadı. Askerlerimiz Rus katillerin inişini yok ettiğinde dünya da en önemli noktayı gördü. Her kötülüğün yenilebileceğini ve Rus saldırganlığının bir istisna olmadığını gördü. Dünya henüz Ukrayna’ya inanmazken, Ukraynalılar savaşabileceklerini, direnebileceklerini devam edeceklerini kanıtladılar” ifadelerini kullandı. Zelenskiy, Ukrayna’yı destekleyen tüm arkadaşlarına teşekkür ederek, “Tüm zorluklara ve şüphelere rağmen dünyanın dikkati hala Ukrayna’da. Geleceğimiz kendi ellerimizde” dedi.
“Ukrayna NATO’ya katılacaktır”
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltengberg, “Rus tanklarının Ukrayna’ya girmesinin üzerinden 2 yıl geçti. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da yaşanan en büyük savaşın başlangıcı” dedi. Savaşta ölen Ukraynalı askerleri nana Stoltenberg, “Savaş alanındaki durum son derece ciddi olmaya devam ediyor. Putin’in Ukrayna’ya hakim olma hedefi değişmedi ve barışa hazırlandığına dair hiçbir belirti yok. Çoğunun korktuğu gibi Ukrayna haftalar içinde çökmedi. Rusya tarafından ele geçirilen toprakların yarısını geri aldınız, Rusya’yı Karadeniz’in büyük bölümünden geri püskürttünüz ve Rus kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdiniz” ifadelerini kullandı. NATO müttefiklerinin Ukrayna’ya maddi ve manevi desteğinden bahseden Stoltenberg, “Bu savaşı Putin başlattı çünkü NATO’nun kapısını kapatmak ve Ukrayna’nın kendi yolunu seçme hakkını elinden almak istiyordu. Ancak tam tersini başardı, Ukrayna artık NATO’ya her zamankinden daha yakın” dedi.
Stoltenberg, konuşmasını “Ukrayna NATO’ya katılacaktır. Bu bir ‘eğer’ sorusu değil, ‘ne zaman’ sorusudur. Sizi o güne hazırlarken, NATO Ukrayna’nın yanında olmaya devam edecek” diyerek tamamladı. – GOSTOMEL
]]>Bu yaptırımlar ayrıca, Rus muhalif Aleksey Navalni’nin hapishanedeki şüpheli ölümünün üzerinden bir hafta sonra geldi.
Yaptırım nedir?
Uluslararası ilişkilerde yaptırım kavramı, genellikle bir ülkenin diğerine saldırgan davranmasını veya uluslararası hukuku ihlal etmesini önlemek için uyguladığı söylenen cezalardır.
Yaptırımlar, savaşa girmek dışında ulusların alabileceği en sert önlemler arasında yer alıyor ve diplomasinin önemli bir aracını teşkil ediyor.
Rusya’ya yönelik son yaptırımlar neler?
ABD, Ukrayna’yı işgali ve muhalif Aleksey Navalni’nin hapishanedeki ölümü nedeniyle Rusya’ya 500’den fazla yeni yaptırım getirdi.
100’e yakın firma veya kişiye ihracat kısıtlaması getirilecek. ABD Hazine Bakanlığı bunun, savaşın başlangıcından beri tek seferde en fazla yaptırım öngören paket olduğunu duyurdu.
İngiltere, Navalni’nin öldüğü Kuzey Kutbu’na yakın ücra bir bölgede yer alan hapishanenin altı yöneticisinin mal varlığını dondurdu ve İngiltere’ye girmelerini yasakladı.
İngiltere ayrıca Rusya’nın metal, elmas ve enerji ihracatına da yeni yasaklar getirdi.
Avrupa Birliği (AB) de 200 şirket ve kişiye yönelik yaptırımlar açıkladı. Moskova bu karara daha fazla AB yetkilisinin Rusya’ya girişini yasaklayarak karşılık verdi.
Yaptırım getirilenler arasında, Kuzey Kore savunma bakanı da dahil olmak üzere, Kuzey Kore silahlarının Rusya’ya nakliyesinde yer alan 10 Rus şirketi ve kişi de yer alıyor.
Rusya’ya şimdiye kadar hangi yaptırımlar uygulandı?
Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana ABD, İngiltere ve AB’nin yanı sıra Avustralya, Kanada ve Japonya gibi ülkeler de Rusya’ya 16.500’den fazla yaptırım getirdi.
Yaptırımlarla Rusya’nın ekonomisini hedef aldılar.
Rusya’nın toplam döviz rezervlerinin yaklaşık yarısı olan 350 milyar dolar değerindeki döviz rezervi donduruldu.
AB, Rus bankalarının varlıklarının yaklaşık %70’inin de dondurulduğunu ve bazılarının Swift işlemlerinin dışında tutulduğunu söylüyor.
Batılı ülkeler ayrıca:
Rusya’nın petrol endüstrisi de hedef alındı.
ABD ve İngiltere, Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithalatını yasakladı. AB, ham petrol ithalatını yasakladı.
G7 ülkeleri, kazancını azaltma amacıyla Rus ham petrolüne varil başına en fazla 60 dolar ödeyeceğini açıkladı.
Hangi Batılı şirketler Rusya’dan ayrıldı?
McDonald’s, Coca-Cola, Starbucks ve Heineken dahil yüzlerce büyük firma Rusya’da satış ve üretim yapmayı bıraktı.
Ancak bazıları hâlâ Rusya’da iş yapıyor.
Örneğin PepsiCo, Rusya’da gıda ürünleri satmaya devam etmekle suçlanıyor. Ayrıca BBC, ABD’li kozmetik firması Avon’un Moskova yakınlarındaki bir fabrikada üretim yaptığını ortaya çıkardı.
Rus pazarından çıkış, şirketler için oldukça zorlu başlıklardan birisi haline geldi.
Rusya yaptırımlardan nasıl sıyrıldı?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Biz büyüyoruz, onlar ise düşüş yaşıyor” sözleriyle, Avrupa yaptırımlarının Rusya’ya zarar vermediğini iddia etti.
ABD’li bir düşünce kuruluşu olan Atlantic Council’e göre Rusya, yurt dışına G7’nin tavan fiyatından daha yüksek fiyata petrol satmayı başardı.
Yaklaşık 1.000 tankerden oluşan bir “gölge filonun” bu petrolü taşımak için kullanıldığı söyleniyor.
Uluslararası Enerji Ajansı, Rusya’nın hâlâ günde 8,3 milyon varil petrol ihraç ettiğini, Hindistan ve Çin’e yönelik satışı artırdığını söylüyor.
King’s College London’daki araştırmacılara göre Rusya, pek çok yaptırıma tabi Batı ürününü Gürcistan, Belarus ve Kazakistan gibi ülkelerden satın alarak da temin edebiliyor.
ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Dr. Maria Snegovaya, Çin’in Batı’da üretilenlere alternatif yüksek teknolojili ürünler açısından hayati bir tedarikçi olduğunu söylüyor.
“Çin, askeri üretimini sürdürmek için ihtiyaç duyduğu çipleri ve diğer bileşenleri satıyor” diyor. “Rusya, Çin’in yardımı olmadan bunu başaramazdı.”
Yaptırımların Rus ekonomisi üzerindeki etkisi ne oldu?
Uluslararası Para Fonu’na göre, savaşın ilk yılı olan 2022’de Rusya ekonomisi %2,1 oranında küçüldü.
Ancak Rusya ekonomisinin 2023’te yüzde 2,2 büyüdüğünü tahmin eden kuruluş, 2024’te ise yüzde 1,1 büyüme öngörüyor.
Yine de ABD Hazinesi, yaptırımların Rusya’ya zarar verdiğini, son iki yılda elde etmiş olabileceği ekonomik büyümeden %5 kesintiye yol açtığını iddia ediyor.
Ancak Dr. Snegovaya şu yorumu yapıyor: “Yaptırımlar Rusya’ya savaşı durduracak kadar pahalıya patlamadı ve bu da Rusya’nın bir süre daha savaşa devam edebileceği anlamına geliyor.”
ABD Hazinesi ayrıca Ukrayna’daki savaş ve yaptırımların çoğu genç ve iyi eğitimli bir milyondan fazla insanın Rusya’yı terk etmesine yol açtığını söylüyor.
İngiltere Savunma Bakanlığı’na göre, Rusya hükümeti Ukrayna’daki savaşı finanse etmek için sağlık harcamalarını da kısıyor.
Düşünce kuruluşu Chatham House’tan James Nixey, “Bu durum çoğunlukla kırsal bölgelerdeki insanları etkiliyor” diyor. “Hükümet, ayaklanmalara neden olabilecek büyük şehirler yerine oralarda kesinti yapıyor.”
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en sert muhalifi olarak nitelendirilen Alexei Navalny’nin 16 Şubat’ta tutuklu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybetmesinin yankıları sürüyor. İngiltere Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Navalny’nin öldüğü Yamalo-Nenets Özerk Bölgesi’ndeki 3 numara cezaevinin 6 yetkilisine yaptırım kararı alındığı duyuruldu. Bu çerçevede cezaevinden sorumlu Vadim Konstantinovich Kalinin ve diğer cezaevi yetkilileri Sergey Nikolaevich Korzhov, Vasily Alexandrovich Vydrin, Vladimir Ivanovich Pilipchik, Aleksandr Vladimirovich Golyakov ve Aleksandr Valerievich Obraztsov’un İngiltere’deki mal varlıklarının dondurulacağı ve ülkeye girişlerinin yasaklanacağı ifade edildi.
İngiltere Navalny’nin ölümü nedeniyle yaptırım uygulayan ilk ülke oldu
Açıklamada, “İngiltere, Navalny’nin naaşının derhal ailesine teslim edilmesi, tam ve şeffaf bir soruşturma yapılması çağrısında bulunuyor. Navalny’nin durumu, 3 yıllık hapis hayatı boyunca kötüleşmişti. Navalny, hapishanede tutulduğu süre tıbbi tedaviden de mahrum bırakıldı. İngiltere, hayatını Rus sisteminin yolsuzluğunu ortaya çıkarmaya adayan, özgür ve açık siyaset çağrısı yapan, Kremlin’den hesap sormaya adayan siyasi mahkum Navalny’nin ölümüne karşılık yaptırım uygulayan ilk ülke oldu” denildi.
“Rus yetkililerin Navalny’yi defalarca susturmaya çalıştıkları açık”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ise açıklamasında, “Rus yetkililerin Navalny’yi bir tehdit olarak gördükleri ve onu defalarca susturmaya çalıştıkları açık. Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) görevlileri, Navalny’i 2020’de Novichok ile zehirledi, barışçıl siyasi faaliyetleri nedeniyle hapse attı ve Arktik’teki (Kuzey Kutup Dairesi) bir ceza kolonisine gönderdi. Hiç kimse Rus sisteminin baskıcı doğasından şüphe duymamalı. Bu nedenle bugün Navalny’nin son aylarını geçirdiği ceza kolonisinden sorumlu en üst düzey hapishane yetkililerine yaptırım uyguluyoruz. Navalny’ye yapılan acımasız muamelenin sorumluları hiçbir yanılgıya kapılmamalı, onları bundan sorumlu tutacağız” ifadelerini kullandı.
Batılı liderler, Navalny’nin ölümünden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i sorumlu tutuyor. ABD’nin de Navalny’nin ölümü ve Ukrayna’da devam eden savaş nedeniyle Rusya’ya karşı cuma günü yaptırım paketi açıklaması bekleniyor.
Daha önce uçakta zehirlenmişti
Rus muhalefet lideri, yolsuzlukla mücadele aktivisti ve avukat olan Alexei Navalny, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve yakın çevresinin yolsuzluk vakalarını araştırıyordu. Rusya’da 2020 yılında uçaktayken zehirlenen ve 2021’de tedavi gördüğü Almanya’dan Rusya’ya dönüşünde tutuklanan Navalny, 4 Ağustos 2023’te Rusya’daki muhaliflerin protestolarını organize etme, Rusya’da yasaklanan Yolsuzlukla Mücadele Vakfı üzerinden yasa dışı eylemler düzenleme, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kremlin aleyhine sözler kullanma ve “aşırılık” yanlısı eylemleri finanse etme suçlamalarıyla 19 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Mart 2022’de dolandırıcılık ve mahkemeye itaatsizlik suçlamalarıyla 9 yıl hapis ve 1 milyon 200 bin ruble para cezasına çarptırılan Navalny için tutuklu bulunduğu süre içinde toplamda 5 farklı suçlamadan dava açılmıştı.
Ölüm nedeni belirsiz
Rusya Federal Cezaevi Servisi (FSIN) tarafından Navalny’nin ölümüne yönelik 16 Şubat’ta yapılan ilk açıklamada, “3 No’lu cezaevindeki hükümlü Aleksey Navalny, 16 Şubat’ta yürüyüş yaptıktan sonra kendini kötü hissetti ve bilincini kaybetti. Kurumun sağlık çalışanları hızlıca geldi ve ambulans çağrıldı. Hayata döndürme çabaları sonuç vermedi” ifadeleri kullanılmıştı.
Navalny’nin ölüm nedeni ilk olarak “ani ölüm sendromu” şeklinde açıklanırken, Rusya Soruşturma Komitesi kimyasal analiz için naaşının en az 14 gün daha ailesine teslim edilmeyeceğini belirtmişti. Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya, “zehirlenme izleri kayboluncaya kadar eşinin naaşının bekletildiğini” iddia etmişti. – LONDRA
]]>Ne Ukrayna ne Rusya, ne de her iki tarafın da önemli müttefikleri için barış anlaşması zemini oluşmuş görünmüyor.
Kiev yönetimi, uluslararası alanda tanınan sınırlarının yeniden tesis edilmesi ve Rus birliklerinin ülkeden çıkarılması konusunda kararlı bir tutum sergiliyor. Moskova yönetimi ise Ukrayna’nın gerçek bir ülke olmadığını ve Rus güçlerinin amaçlarına ulaşana kadar savaşa devam edeceğini savunuyor.
Şu ana kadar neler olduğuna, çatışmaların gelecekte nereye doğru gidebileceğine baktık.
Kim kazanıyor?
Kış boyunca devam eden şiddetli çatışmalar nedeniyle her iki tarafta da çok sayıda can kaybı yaşandı.
Bin kilometre boyunca uzanan cephe hattının şekli 2022 sonbaharından bu yana çok az değişti.
İki yıl önceki geniş çaplı işgalden sonraki birkaç ay içinde Ukrayna, Rus güçlerini kuzeyden ve başkent Kiev çevresinden geri püskürttü. Aynı yılın sonlarında doğu ve güneydeki geniş toprak parçalarını da geri aldı.
Ancak şimdi Rus güçleri güçlü tahkimatlarla bölgeye yerleşmiş durumda. Ukraynalılar ise cephanelerinin azaldığını söylüyor.
Kısa süre önce ve Kremlin yanlısı bazı Rus askeri blog yazarları da dahil olmak üzere pek çok kişi askeri bir çıkmazdan söz ediyor.
Ukrayna birlikleri Şubat ortasında uzun süredir mücadele verdikleri ülkenin doğusundaki Avdiivka kasabasından çekildi.
Rus güçleri, potansiyel olarak daha derin bir işgalin önünü açabileceğinden dolayı bunu büyük bir zafer olarak gördü. Çünkü Avdiivka stratejik bir konuma sahip.
Kiev, geri çekilmenin askerlerinin hayatını korumayı amaçladığını, kuvvetlerinin sayıca ve silahça üstün olduğunu söyledi.
Bu, Rusya’nın geçtiğimiz Mayıs ayında Bahmut’u ele geçirmesinden bu yana elde ettiği en büyük kazanım olarak kayıtlara geçti. Ancak Avdiivka, 2014’ten beri Rus işgali altında olan Ukrayna şehri Donetsk’in sadece 20 km kuzeybatısında yer alıyor.
Bu denli küçük bir ilerleme, işgalin başında devlet propagandası olarak da yinelenen, askeri blog yazarlarının dile getirdiği başkent Kiev’i “üç gün içinde alma” hedefinden oldukça uzak.
Şu anda, Mart 2014’te ilhak edilen Kırım ve Rusya’nın kısa süre sonra ele geçirdiği doğudaki Donetsk ve Luhansk bölgelerinin büyük bir kısmı da dahil olmak üzere Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 18’i Rus işgali altında bulunuyor.
Ukrayna’ya destek azalıyor mu?
Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’ne göre son iki yılda, Ukrayna’ya Avrupa Birliği kurumlarından yaklaşık 92 milyar dolar ve ABD’den Ocak 2024’e kadar 73 milyar dolar olmak üzere Ukrayna’ya büyük miktarlarda askeri, finansal ve insani yardım gönderildi.
Batı tarafından tedarik edilen tanklar, hava savunma sistemleri ve uzun menzilli toplar Ukrayna’ya önemli ölçüde yardımcı oldu.
Ancak müttefiklerin Ukrayna’yı ne kadar süreyle gerçekçi olarak destekleyebileceği tartışma konusuydu. Bu süre zarfında da yardım akışı azaldı.
ABD Kongresi’nde Ukrayna’ya yönelik 60 milyar dolarlık yeni bir yardım paketi iç siyasi çekişmelere takıldı.
Ukrayna destekçileri, Donald Trump’ın Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinde Beyaz Saray’a geri dönmesi halinde ABD’nin desteğinin kesilmesinden endişe ediyor.
AB’de ise Putin müttefiki Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Ukrayna’yı desteklemeye açıkça karşı çıkıyor. Orban ile yapılan uzun tartışma ve pazarlıkların ardından AB, Şubat ayında .
Öte yandan AB, Mart 2024 sonuna kadar Kiev’e vermeyi hedeflediği bir milyon top mermisinin sadece yarısını teslim edebilecek gibi duruyor.
Rusya’yı destekleyenler arasında Ukrayna’nın komşusu Belarus da var. Minsk yönetimi Rus birliklerinin Ukrayna’ya erişmesi için topraklarını ve hava sahasını kullanmasına izin veriyor.
ABD ve AB, İran’ın Rusya’ya “Şahit” İnsansız hava araçları (İHA) tedarik ettiğini söylüyor. Tahran ise Rusya’ya savaştan önce az sayıda İHA tedarik ettiğini kabul ediyor.
İHA’ların Ukrayna’daki hedefleri vurmada etkili olduğu kanıtlandı. Savaşta, hava savunma sistemlerinden kaçma yetenekleri nedeniyle İHA’lar, her iki taraftan da talep görüyor.
Yaptırımlar Batılı ülkelerin umduğu kadar işe yaramadı ve Rusya hala hem petrolünü satmayı hem de askeri sanayisi için parça ve bileşen tedarik etmeyi başarıyor.
Çin’in her iki tarafa da silah sağladığı düşünülmüyor. Pekin, bu savaşta genel olarak dikkatli bir diplomatik çizgi izledi, Rus işgalini kınamadı ama Moskova’yı askeri olarak da desteklemedi. Ancak Pekin ve Hindistan, Rus petrolünü satın almaya devam etti.
Hem Rusya hem de Ukrayna, Afrika ve Latin Amerika’ya yaptıkları çok sayıda diplomatik ziyaretle gelişmekte olan ülkelere iyi ilişkiler geliştirmek için de büyük çaba sarf etti.
Rusya’nın hedefleri değişti mi?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in hala Ukrayna’nın tamamını istediğine dair yaygın bir inanış söz konusu.
Rusya Devlet Başkanı, ABD’li talk şov sunucusu Tucker Carlson’a verdiği son , tarih ve çatışma hakkındaki görüşlerini bir kez daha dile getirdi.
Putin, uzun zamandır, güçlü kanıtlar sunmadan, Ukrayna’daki sivillerin (özellikle de doğu Donbas bölgesindeki) Rusya’nın korumasına ihtiyaç duyduğunu savunuyor.
Rus lider, savaştan önce Ukrayna’nın egemen bir devlet olarak varlığını reddeden uzun bir makale yazdı ve Ruslar ile Ukraynalıların “tek bir halk” olduğunu söyledi.
Putin, Aralık 2023’te Rusya’nın “özel askeri operasyon” olarak adlandırdığı operasyona ilişkin hedeflerinin değişmediğini söyledi. Rusya Devlet Başkanı, bu hedefler arasında aşırı sağın etkisini işaret eden ve asılsız iddialara dayanan “denazifikasyon” fikrinin ya da başka bir deyimle “Nazilerden arındırmanın” da dahil olduğunu ifade etti.
Putin ayrıca “askerden arındırılmış tarafsız” bir Ukrayna istediğini söylüyor, NATO’nun nüfuz alanını doğuya doğru genişletmesine karşı çıkmaya devam ediyor.
Bağımsız bir devlet olarak Ukrayna hiçbir zaman herhangi bir askeri ittifaka dahil olmadı. Avrupa Birliği’ne katılmak siyasi hedefleri arasındaydı ve NATO ile daha yakın bir ittifak kurmak için görüşmeler yapıyordu. Kiev’in bu iki hedefi de şimdi, savaşın başlangıcına oranla daha yakın ihtimaller gibi görünüyor.
Kiev yönetiminin bu hedefleri ülkenin devlet yapısını güçlendirme ve Sovyetler Birliği’ni bir şekilde yeniden kurmaya yönelik jeopolitik projelerin içine çekilmesini engelleme amaçları taşıyordu.
Savaş nasıl sona erebilir?
Siyasi ve askeri analistler, iki tarafın da teslim olmaya niyetli görünmediği ve Putin’in iktidarda kalmayı sürdüreceği göz önüne alındığında, savaşın uzun süre devam edeceğini tahmin ediyor.
Küresel güvenlik düşünce kuruluşu Globsec, farklı sonuçların olasılığını değerlendirmek için çok sayıda uzmanın görüşlerini bir araya getirdiği bir çalışmaya imza attı.
Bu çalışmada ortaya çıkan en olası senaryo, 2025 sonrasına uzanan bir yıpratma savaşında, her iki tarafın da ağır kayıplar vereceği ve Ukrayna’nın müttefiklerinin silah tedarikine bağımlı kalmaya devam edeceği yönünde.
İkinci en olası senaryo ise Orta Doğu, Çin- Tayvan ve Balkanlar gibi dünyanın diğer bölgelerinde çatışmaların yaşanmasıyla birlikte Rusya’nın gerilimi tırmandırmak istemesi oldu.
Her ikisi de eşit derecede olası görülen diğer iki senaryo ise ya Ukrayna’nın bazı askeri ilerlemeler kaydetmesi ancak savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılamaması; ya da Ukrayna’nın müttefiklerinin Kiev’e verdiği desteği azaltarak ve müzakere edilmiş bir çözüme ulaşması için baskı yapmaları yönünde oldu.
Ancak hem ABD başkanlık seçimlerinin potansiyel etkisi hem de İsrail-Hamas çatışması başta olmak üzere diğer savaşların Ukrayna ve Rusya’nın destekçilerinin önceliklerini ve bağlılıklarını nasıl etkileyeceği konusunda belirsizlik devam ediyor.
Çatışma daha da yayılabilir mi?
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Şubat ortasında yaptığı konuşmada “yapay” olarak tanımladığı ülkesinin silah açığının Putin’e yaradığını öne sürdü.
Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Zelenskiy, Batı’nın Putin’e karşı durmaması halinde Moskova yönetiminin önümüzdeki birkaç yılı daha pek çok ülke için “felaket” haline getireceğini savundu.
İngiltere’nin savunma konularında önde gelen düşünce kuruluşu Royal United Services Institute (RUSI), Rusya’nın ekonomisini ve savunma sanayisini başarılı bir şekilde askeri üretime geçirdiğini ve uzun bir savaşa hazırlandığını söylüyor. RUSI, Avrupa’nın ise buna ayak uyduramadığı görüşünde. Polonya Dışişleri Bakanı da aynı endişeyi dile getirdi.
Avrupa ülkeleri (Almanya Dışişleri Bakanı ve Estonya İstihbarat Servisi’nin uyarıları da dahil) son zamanlarda Rusya’nın önümüzdeki on yıl içinde bir NATO ülkesine saldırabileceğine dair korkularını dile getirdi.
Bu durum NATO ve AB’yi hem askeri kabiliyetler hem de toplumların çok farklı bir dünyada yaşamaya hazır olmaları açısından gelecek planlamalarını hızlandırmaya itti.
]]>Savunma ve güvenlik alanındaki çalışmalarıyla bilinen İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’nin hazırladığı rapor, “Wagner Afrika’da: Rus paralı asker grubu nasıl yeniden şekillendi?” başlığını taşıyor.
Rus hükümetinin iç belgeleri, Batılı şirketleri stratejik öneme sahip bir bölgeden uzaklaştırmak amacıyla Batı Afrika’daki madencilik yasalarını değiştirmek için nasıl çalıştığını da detaylandırıyor.
Bu çalışmalar, Rus hükümetinin Haziran 2023’te başarısız bir darbenin ardından dağılan Wagner paralı asker grubunun yaptığı işleri devralma sürecinin bir parçası.
RUSI’de kara savaşı uzmanı ve raporun yazarlarından biri olan Jack Watling bu durumu “Rus devletinin Afrika politikasının açığa çıkması” olarak nitelendiriyor.
Haziran 2023’te Yevgeni Prigojin muhtemelen dünyanın en korkulan ve en ünlü paralı askeriydi. Wagner Grubu milyarlarca dolar değerinde şirketi ve projeyi kontrol ediyor, paralı askerleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin merkezinde yer alıyordu.
Prigojin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’i tehdit edecek şekilde askerleriyle Moskova’ya doğru yürüyüşe geçmesi ardından Wagner grubu liderlerinin büyük bir kısmıyla birlikte şüpheli bir uçak kazasında öldü.
Watling’e göre, “Prigojin’in isyanından kısa bir süre sonra Kremlin’de yapılan bir toplantıda Wagner’in Afrika operasyonlarının doğrudan Rus askeri istihbaratı GRU’nun kontrolü altına girmesine karar verildi”.
Kontrol, 29155 Birimi’nin başındaki General Andrey Averyanov’a verilecekti. Bu birim, yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırma ve suikastlar konusunda uzmanlaşmış gizli operasyonları yürütüyordu.
Ancak General Averyanov’un yeni görevi hükümetleri istikrarsızlaştırmak değil, Rusya’nın madenlere erişimini sağlama karşılığında bu hükümetlerin geleceğini güvence altına almaktı.
Eylül ayı başında General Averyanov, Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov ile birlikte Afrika’daki eski Wagner operasyonlarını kapsayan bir tura başladı.
Libya’nın bir kısmını kontrol altında tutan General Halife Hafter, Burkina Faso’daki darbe lideri İbrahim Traoré ile görüştükten sonra, muhtemelen kıtadaki en köklü Wagner operasyonunun merkezi olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ve cunta liderleriyle görüşmek üzere Mali’ye gittiler.
Daha sonra geçen yıl Nijer’de darbe ardından iktidarı ele geçiren askerlerden biri olan General Salifou Modi ile görüştüler.
Toplantı tutanakları, Wagner’in kıtadaki ortaklarına, Prigojin’in ölümüyle anlaşmalarının sona ermediği konusunda güvence verildiğini gösteriyor.
Burkina Faso’daki görüşme tutanağı, askerlerin eğitimi de dahil olmak üzere “askeri alanda işbirliğinin devam edeceğini” gösteriyordu.
Kısacası Prigojin’in ölümü cuntanın Rusya ile ilişkilerinin sonu anlamına gelmiyordu; bazı açılardan daha da derinleşecekti.
Wagner ile yakın bağları olan üç Batı Afrika ülkesi Mali, Nijer ve Burkina Faso’da son yıllarda askeri darbeler oldu. Bu ülkeler Afrika bölgesel örgütü ECOWAS’tan çekilerek “Sahel Devletleri İttifakı”nı kurdular.
Mali’de eski sömürgeci güç olan Fransa devre dışı bırakılıp yerine Wagner grubunun güvenlik operasyonları ve Rus desteği geçti.
Amber Danışmanlık şirketinden Afrika uzmanı Edwige Sorgho-Depagne, bu gelişmede pragmatizmin ötesinde nostaljinin de rolünü vurguluyor ve “Bu ülkelerde Rusya yeni bir müttefik değil. Rusya daha önce 1970-80’lerde de oradaydı. Daha iyi bir zamana geri dönme hayali var ve bu Rusya ile ilişkilendiriliyor” diyor.
Bu ülkeleri yöneten askeri cuntalar için Rusya’nın askeri varlığının önemine işaret eden Depagne’ye göre, “Rus paralı askerleri askeri cuntayı korumak için getiriliyor ve istedikleri kadar kalmalarına izin veriliyor.”
Wagner’in güvenlik operasyonları karşılıksız değildi. Birçok Afrika ülkesi gibi Mali de kereste, altın, uranyum ve lityum gibi değerli ve stratejik öneme sahip doğal kaynaklar açısından zengin.
Watling’e göre Wagner köklü bir geleneğe uygun hareket ediyordu: “Rusya’da standart bir işleyiş tarzı vardır; operasyonel maliyetleri ticari faaliyetlerle karşılarsınız. Afrika’da bu öncelikle madencilik imtiyazları yoluyla gerçekleşiyor.”
Wagner’in faaliyet gösterdiği her ülkede değerli doğal kaynakları güvence altına aldığı ve bunları sadece maliyetleri karşılamak için değil, önemli gelirler elde etmek için de kullandığı belirtiliyor. Blood Gold Report’a göre Rusya son iki yılda Afrika’dan 2,5 milyar dolar değerinde altın çıkardı ve bu da muhtemelen Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine yardımcı oldu.
Bu ay, eskiden Wagner’in paralı askerleri olan Rus savaşçılar Mali’nin Burkina Faso sınırına yakın Intahaka altın madeninin kontrolünü ele geçirdi. Watling’e göre Rusya ayrıca, “Batı’nın kritik mineral ve kaynaklara erişim üzerindeki kontrolünü kaldırmaya çalışıyor”.
Mali’de cuntaya doğal kaynaklar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için madencilik kanunu değiştirildi. Bu süreçte Avustralyalı bir lityum madeni, kanunun uygulanmasına ilişkin belirsizlik nedeniyle hisselerinin alım satımını askıya aldı.
Lityum ve altın madenleri önemli olsa da, Dr Watling’e göre muhtemelen daha da büyük bir stratejik sorun var: “Nijer’de Ruslar, Fransa’nın ülkedeki uranyum madenlerine erişimini ortadan kaldıracak benzer bir dizi imtiyaz elde etmeye çalışıyor.”
‘Seferi Birlik’
Mali’de madenler üzerinde sağlanan kontrolün Nijer’de de yapılmasına odaklanan Rus iç yazışmaları raporda detaylandırılıyor. Rusya Batı Afrika’nın uranyum madenlerinin kontrolünü ele geçirmeyi başarırsa, Avrupa bir kez daha Rusya’nın “enerji şantajına” maruz kalabilir.
Fransa, nükleer enerjiye dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla bağımlı. 56 reaktörle ülke enerjisinin yaklaşık üçte ikisini bu şekilde üretiyor. Reaktörler için gereken uranyumun yaklaşık beşte biri Nijer’den ithal ediliyor. Eski sömürgeci gücün Nijer gibi ülkeleri sömürdüğüne dair iddialarla birlikte, daha önce de ticaret koşulları hakkında şikayetler gündeme gelmişti.
Watling’e göre, “Rusya’nın kullandığı söylem, Batılı devletlerin temelde sömürgeci bir tutum içinde oldukları yönünde. Bu çok ironik çünkü bu rejimleri izole etmeye, elitlerini kontrol etmeye ve doğal kaynaklarını çıkarmaya odaklanan Rus yaklaşımı da oldukça sömürgeci”.
Gerçekte, “Seferi Birlik” Rus dış politikasında radikal bir değişimden ziyade “Wagner 2.0” gibi görünüyor. Prigojin Afrika kıtasında derin siyasi, ekonomik ve askeri bağlar kurmuştu – bu karmaşık ağı parçalamak zor ve ters etki yaratacaktı.
“Seferi Birlik” aynı ülkelerde, aynı teçhizatla ve görünüşe göre aynı nihai hedefle faaliyet gösteriyor.
Watling’e göre temel değişiklik “Rusya’nın politikasını izlerken gösterdiği aşırılıkta” yatıyor. Prigojin’in Wagner Grubu Rusya’ya her zaman operasyonlarında ve yurtdışındaki nüfuzunda inkar olanağı sağlamıştı.
Ukrayna’nın işgalinin ardından, Batı güvenlik aygıtındaki pek çok kişi Rusya’nın maskesinin düştüğünü söylüyor.
Watling’e göre, “Uluslararası krizlerimizi daha da derinleştirmeye, başka yerleri ateşe vermeye ve zaten var olan yangınları genişleterek dünyayı daha az güvenli bir yer haline getirmeye çalışıyorlar”.
“Nihayetinde, şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel rekabette bizi zayıflatıyor. Yani etkisi hemen hissedilmiyor ama zaman içinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 1999 yılında iktidara geldiğinden beri çok sayıda Rus muhalif şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.
Özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı 2022 yılında işgal etmesinin ardından Rusya’nın politikalarını eleştiren ve ölen çok sayıda isim var.
Bunlardan biri 2022 yılının Aralık ayında Hindistan’da kaldığı otelde ölü bulunan Rus milyarder Pavel Antov.
Antov’un Ukrayna savaşını eleştiren bir WhatsApp durumu sosyal medyaya yansımış, Antov daha sonra savaşa karşı olduğu iddialarını reddetmişti.
Eylül 2022’de Rus petrol devi Lukoil’in Yönetim Kurulu Başkanı Ravil Maganov, Moskova’da bir hastanenin penceresinden düşerek hayatını kaybetti.
Maganov’un savaşa karşı olduğu biliniyordu.
Birmingham Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Stefan Wolff, yazdığı bir makalesinde, “Putin’in son 20 yıldır mesajı açık, muhalefete göz yumulmayacak, yoksa ölümcül sonuçları olur” ifadesini kullandı.
Wolff’a göre bu taktik çok etkili, çünkü Putin böylece muhalifleri susturduğu gibi içeriden gelecek olan bir güç savaşına karşı da ayakta kalmış oluyor.
Ancak Wolff bu durumun Putin’in yandaşlarına karşı güvensizliğinin ve paranoyasının da artmasına yol açtığı uyarısında bulunuyor.
Putin iktidara geldiğinden beri şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden bazı muhalifler şu şekilde:
Yevgeni Prigojin
Rus paralı asker grubu Wagner’in lideri Yevgeni Prigojin, Ağustos 2023’te bir uçak kazasında hayatını kaybetti.
Prigozhin’in özel jeti, 25 Ağustos’ta Moskova’nın kuzeybatısında düştü. Kaza sonrasında tüm yolcular öldü.
Haziran 2023’te Prigojin’in Putin’e karşı bir isyana liderlik etmesi, ölümünün şüpheli hale gelmesine yol açmıştı.
Prigojin, birliklerine Moskova’ya ilerleme emri vermişti.
Putin ise silahlı isyanını kınadığı Wagner’i “vatan hainliği” ile suçlamıştı.
İsyan, Belarus Cumhurbaşkanı Aleksander Lukaşenko’nun arabulucuğunda sona erdi ve Prigojin’e karşı tüm suçlamaların düşürüleceği açıklandı.
Prigojin, Putin’in önemli bir müttefikiydi; şirketi Wagner, Ukrayna savaşında kilit bir rol oynamıştı.
Ancak Prigojin, Rus ordusunu savaşçılarına karşı uyguladıkları çok sayıda politikadan ötürü eleştirdi.
Prigojin, Haziran ayında sadece 24 saat süren isyana liderlik ettiğinden sonra kamuoyu önünde çok az göründü.
Prigojin, Rusya-Afrika Zirvesi’nin yapıldığı 27 Temmuz’da St. Petersburg’da Afrikalı yetkililerle fotoğraflanmıştı.
Kremlin, kazadan sorumlu olduğuna dair iddiaları reddetti.
Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, uçak düşürme iddialarının “tamamen yalan” olduğunu savundu.
Vladimir Golovlyov
Rusya’nın önde gelen muhalif milletvekillerinden olan Vladimir Golovlyov, 2002 yılında köpeğini Moskova sokaklarında gezdirirken vurularak öldürüldü.
1999 yılında iktidara gelen Putin’in başa geçmesini başta destekleyen Golovlyov, daha sonra Rus lider ile ayrı düşmüş ve Putin’i eleştirmeye başlamıştı.
İktidar tarafından Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra gerçekleştirilen özelleştirmeler sırasında zimmetine para geçirmekle suçlanmıştı.
Golovlyov’un cesedi kafasından vurulmuş bir halde ormanda bulunmuş, görgü tanıklarının kaçan iki kişiye işaret etmesi üzerine suikastın kiralık katiller tarafından gerçekleştirildiği üzerinde durulmuştu.
Sergey Yuşenkov
Golovlyov’un öldürülmesinin üzerinden bir yıl geçmeden aynı partiden olan milletvekili Sergey Yuşenkov, Moskova’daki evinin girişinde 17 Nisan 2003 tarihinde suikasta uğradı.
Golovlyov’un öldürülmeden önce eşbaşkanı olduğu ve muhalefet amacıyla kurulan Liberal Rusya Partisi’nin genel başkanıydı.
Yuşenkov, Çeçen militanların suçlandığı ve Eylül 1999’da gerçekleşen apartman saldırılarını soruşturan parlamento komitesinin başındaydı.
Bu saldırılar, Çeçen gruplara karşı savaşın başlatılmasına sebep olmuştu.
Yuşenkov ise saldırılan Rus gizli servisi tarafından düzenlendiğinden şüpheleniyordu.
Anna Politkovskaya
İnsan hakları ihlallerini haber yapan gazeteci Anna Politkovskaya, 7 Ekim 2006’da süpermarketten evine döndükten sonra Moskova’daki dairesinin önünde vurularak öldürüldü.
48 yaşındaki iki çocuk annesi Politkovskaya’nın öldürülmesi Batı’da büyük tepkiye neden oldu ve Rusya’da çalışan muhabirlere yönelik tehlikelere dikkati çekti.
Araştırmacı gazeteci Anna Politkovskaya, Rusya’nın Çeçenistan’daki insan hakları ihlallerine ilişkin haberleriyle uluslararası ün kazanmıştı.
Beş şüpheli uzun hapis cezalarına mahkum edilse de yıllardır süren soruşturmada, cinayeti kimin planladığı ve kimin talimat verdiği henüz bulunamadı.
2021 yılında dosya kapatıldı.
Boris Nemtsov
Muhalif politikacı Boris Nemtsov, Moskova’da Putin’in ofisinin çok yakınındaki bir binada 27 Şubat 2015’te öldürüldü.
Rusya’da liberal politikaları savunan eski başbakan yardımcısı ve sonrasının muhalif lideri Boris Nemtsov’un kızı Janna Nemtsova, babasının öldürülmesinin siyasi sorumlusunun Vladimir Putin olduğunu söylemişti.
“Babam, Putin’i eleştiren kişilerin en önde geleniydi. Rus muhalefetinin en güçlü ismiydi” diyen Janna Nemtsova, babasının öldürülmesinden sonra muhalefetin lidersiz kaldığını ve herkesin korku içinde olduğunu söyledi.
Nemtsov, 27 Şubat’ta kız arkadaşıyla yürürken Kremlin yakınında vurularak öldürülmüştü.
Putin cinayeti kınamış, katillerin bulunacağını taahhüt etmişti.
Nemtsov, Ukrayna’daki çatışmaların karşısında olması nedeniyle ölüm tehditleri aldığı için yetkililere başvuruda bulunmuştu.
Polis, Eylül ayında Nemtsov’un soruşturma açılması talebini geri çevirmişti.
Boris Nemtsov, Rusya’nın Ukrayna’daki çatışmalara askeri müdahalesini ortaya çıkaracağı tahmin edilen bir rapor hazırlıyordu.
2008 yılında Nemtsov, Putin’e karşı başkanlık yarışına girmeye çalışmış, daha sonra bundan vazgeçerek önde gelen muhaliflerden satranç şampiyonu Garry Kasparov ile bir parti kurmuştu.
Boris Nemtsov cinayetinde suçlanan iki zanlıdan birinin cinayet suçlamasını, baskı ve işkence altında kabul etmek zorunda kaldığı iddia edilmişti.
Aleksender Litvinenko
İngiliz yetkililer, eski bir KGB ajanı ve Putin’in muhalifi Aleksender Litvinenko’nun, 2006 yılında Londra’daki Millennium Hotel’de nadir ve güçlü bir radyoaktif izotop olan polonyum-210 karıştırılmış yeşil çay içtikten sonra 43 yaşında öldüğünü söyledi.
İngiliz soruşturması 2016’da Putin’in muhtemelen cinayete onay verdiği sonucuna vardı. Kremlin olayla ilgisi olduğu iddiasını reddetti.
Kıdemli bir İngiliz yargıç tarafından yürütülen soruşturma, cinayetin muhtemelen Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) tarafından yönlendirilen bir operasyonun parçası olarak, eski ajanın KGB dönemindeki koruması Andrei Lugovoy ve bir diğer Rusya vatandaşı olan Dmitri Kovtun tarafından gerçekleştirildiğini ortaya çıkardı.
Litvinenko, zehirlenmesinden altı yıl önce Rusya’dan İngiltere’ye kaçmıştı.
Organize suçlar alanında uzmanlaşan FSB ajanı Litvinenko, 1998’de Rus oligark Boris Berezovsky’nin suikast sonucu öldürüldüğünü iddia etmiş ve Rus hükümetini suçlamıştı.
1999 ve 2000 yıllarında “görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla iki kez tutuklanıp serbest bırakılan Litvinenko, 2000 yılında İngiltere’ye iltica etmişti.
Aleksander Perepilichnyy
44 yaşındaki Rus, Kasım 2012’de koşuya çıktıktan sonra Londra dışındaki özel güvenlikli bir sitede bulunan lüks evinin yakınında ölü bulundu.
Alexander Perepilichnyy, Rusya’daki kara para aklama sistemine ilişkin İsviçre’de yürütülen bir soruşturmaya yardım ettikten sonra 2009 yılında İngiltere’ye sığındı. Ani ölümü, öldürülmüş olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.
İngiliz polisi, nadir görülen bir zehirle öldürülmüş olabileceği şüphesine rağmen, cinayet ihtimalini dışladı.
Soruşturma öncesi duruşmada, midesinde sarı yasemin bitkisinden gelen nadir ve ölümcül bir zehrin izlerinin bulunduğu açıklandı.
Perepilichny, popüler bir Rus yemeği olan ve kuzukulağı içeren büyük bir kase çorba içmişti. Rusya ilgisi olduğu iddiasını reddetti.
Ölümden dönenler: Sergey Skripal ve kızı
Devlet sırlarını İngiliz istihbaratına aktaran eski bir Rus çifte ajan olan Sergey Skripal ve kızı Yulia, Mart 2018’de İngiltere’deki Salisbury kentindeki bir alışveriş merkezinin dışındaki bir bankta baygın halde bulunmuştu.
İkili durumları kritik halde hastaneye kaldırıldı ve İngiliz yetkililer, onların 1970’ler ve 1980’lerde Sovyet ordusu tarafından geliştirilen bir grup sinir gazı olan Noviçok ile zehirlendiklerini söyledi. Her ikisi de hayatta kaldı.
Rusya, zehirleme olayında rolü olduğu iddialarını reddetti ve İngiltere’nin Rusya karşıtı histeriyi kışkırttığını söyledi.
]]>Avrupalı liderlerden Rus muhalif Navalny’nin ölümüne ilişkin açıklamalar
MOSKOVA – NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin tutuklu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybetmesinin ardından yaptığı açıklamasında, “Tüm gerçeklerin ortaya konması gerekiyor. Rusya’nın cevaplaması gereken sorular var. Navalny, uzun yıllar boyunca özgürlüğün ve demokrasinin güçlü sesi oldu” dedi.
Rusya Federal Cezaevi Servisi (FSIN), 47 yaşındaki Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin tutuklu bulunduğu Yamal Yarımadası’ndaki cezaevinde yaşamını yitirdiğini açıkladı. Navalny’nin ölümüyle ilgili yapılan açıklamada, “3 No’lu cezaevinde hükümlü Aleksey Navalny, 16 Şubat’ta yürüyüş yaptıktan sonra kendini kötü hissetti ve bilincini kaybetti. Kurumun sağlık çalışanları hızlıca geldi ve ambulans çağrıldı. Hayata döndürme çabaları sonuç vermedi. Acil servis doktorları Navalny’nin ölümünü raporladı. Ölüm nedeni tespit edilmeye çalışılıyor” denildi. Rus muhalifin ölümünün açıklanmasının ardından Avrupalı politikacılar da açıklama yaptı.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin ölümüne ilişkin, “Rusya’dan gelen haberler karşısında üzgün ve endişeliyim. Tüm gerçeklerin ortaya konması gerekiyor. Rusya’nın cevaplaması gereken sorular var. Navalny, uzun yıllar boyunca özgürlüğün ve demokrasinin güçlü sesi oldu. Bugün, duygu ve düşüncelerim ailesi ve sevdiklerinin yanında ve Navalny’nin uzun yıllar yaptığı gibi demokrasi, özgürlüğe inan herkesi desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Rusya’nın yanıtlaması gereken ciddi sorular olduğunu sözlerine ekleyen Stoltenberg, “Rusya’nın giderek daha otoriter bir güç haline geldiğini ve muhalefete karşı uzun yıllar boyunca baskı uyguladığını gördük, görüyoruz” dedi.
“Cesaretinin bedelini hayatıyla ödedi”
Almanya Başbakanı Olaf Scholz ise Rus aktivistin “cesaretinin bedelini hayatıyla ödediğini” söyledi.
AB Konseyi Başkanı Charles Michel, sosyal medya paylaşımında demokrasi ve özgürlük değerleri için mücadele ettiğini kaydederek, “İdealleri uğruna en büyük fedakarlığı yaptı. AB, bu trajik ölümden yalnızca Rus rejimini sorumlu tutmaktadır. Ailesine ve dünyanın dört bir yanında en karanlık şartlarda demokrasi için mücadele edenlere en derin taziyelerimi sunuyorum. Mücadele edenler ölür ancak özgürlük için mücadele asla sona ermez” ifadelerini kullandı.
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da Navalny’nin hayatı boyunca inanılmaz bir cesaret sergilediğini dile getirerek ölümünün ise “korkunç bir haber” ifadesini kullandı.
“Rusya sorumludur”
ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Münih Güvenlik Konferansı’nda gerçekleştirdiği konuşmasında Navalny’nin bir Rus hapishanesinde hayatını kaybetmesine ilişkin haberini “korkunç bir haber” olarak nitelendirerek, “Elbette korkunç bir haber. Eğer doğrulanırsa Putin’in acımasızlığının bir başka işareti olacaktır. Anlattıkları hikaye ne olursa olsun, açık olalım: Rusya sorumludur” dedi.
“Putin tarafından öldürüldü”
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ise, Rus muhalifin Putin tarafından öldürüldüğünün “aşikar” olduğunu kaydederek, “Putin hesap vermeli” dedi. Zelenskiy, “Açıkçası, işkence gören diğerleri gibi Putin tarafından öldürüldü” ifadelerini kullandı.
“Navalny’nin sürgündeki ölümü Putin rejiminin gerçekliğini gösteriyor”
Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Rus muhalif Navalny’nin “Rus zulmüne yönelik direnişini hayatıyla ödediğini” dile getirerek, “Navalny’nin sürgündeki ölümü Putin rejiminin gerçekliğini gösteriyor” dedi.
Çekya Dışişleri Bakanı Jan Lipavsky, Putin’e karşı mücadele ettiği için hapse atılan ve işkenceye uğrayarak hayatını kaybeden bir adamın anısını onurlandırma çağrısında bulundu.
]]>Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, X hesabından yaptığı açıklamada, Navalnıy’ın “özgürlük ve demokrasi değerleri için savaştığını, idealleri uğruna en büyük fedakarlığı yaptığını” belirtti.
Michel, AB’nin Navalnıy’ın ölümünden yalnızca Rus rejimini sorumlu tuttuğunu vurguladı.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de “(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin kendi halkının muhalefetinden başka hiçbir şeyden korkmuyor. (Navalnıy’ın ölümü) Putin ve rejiminin neyle ilgili olduğuna dair acımasız bir hatırlatma. Otokrasiye karşı durmaya cesaret edenlerin özgürlüğünü ve güvenliğini korumak için mücadelemizde birleşelim.” ifadelerini kullandı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de “Daha fazla bilgi bekliyoruz. Şunu açıkça belirtelim; bu, sadece Putin’in sorumluluğundadır.” dedi.
Hollanda
Hollanda’da geçici hükümetin Başbakanı Mark Rutte, Navalnıy’ın demokratik değerler adına ve yolsuzluğa karşı mücadele ettiğini belirterek “En ağır ve insanlık dışı koşullar altında tutulurken mücadelesinin bedelini ölümle ödedi. Bu, Rus rejiminin eşi benzeri görülmemiş vahşetine işaret etmektedir. Ailesine, sevenlerine ve onunla birlikte Rusya’da değişim için mücadele eden herkese güç diliyorum.” değerlendirmesini yaptı.
İspanya
İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, “Navalnıy’in ölümü bizi derinden şoke etti. Siyasi nedenlerle haksız tutukluluğu sırasında meydana gelen ölümünün koşullarının açıklığa kavuşturulmasını talep ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
İngiltere
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Navalnıy’ın ölüm haberine ilişkin X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bu, korkunç bir haber. Rus demokrasisinin en ateşli savunucusu Aleksey Navalnıy, hayatı boyunca inanılmaz bir cesaret gösterdi.” ifadelerini kullandı.
Sunak, Navalnıy’ın ölümünün, eşi ve Rus halkı için büyük bir trajedi olduğunu kaydetti.
İngiltere ana muhalefeti İşçi Partisinin lideri Keir Starmer da paylaşımında Navalnıy’ın Rus demokrasisi için çok büyük bir cesaretle mücadele ettiğini vurgulayarak “Ölümü Rus halkı için korkunç bir haber. Düşüncelerim ailesi, arkadaşları ve dünyanın her yerindeki destekçileriyle birlikte.” ifadelerine yer verdi.
Fransa
Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, Navalnıy’nın cezaevinde hayatını kaybetmesinin ardından ailesi, yakınları ve Rus halkı için X sosyal medya platformundan taziye mesajı yayınladı.
Sejourne, “Aleksey Navalnıy, baskı sistemine direnişini hayatıyla ödedi. Cezaevinde ölümü (Rusya Devlet Başkanı) Vladimir Putin’in rejiminin gerçekte ne olduğunu ortaya koyuyor.” değerlendirmesini yaptı.???????
Almanya
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenkiy ile düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, haberin henüz doğrulanmadığını ancak yüksek ihtimalle Navalnıy’in büyük olasılıkla Rus hapishanesinde öldüğünün var sayılması gerektiğini belirterek “Bu, çok iç karartıcı bir şey.” dedi.
Navalnıy ile Berlin’de tedavi gördüğü sırada bir araya geldiğini aktaran Scholz “Onunla ülkesine geri dönmesiyle ilgili büyük cesareti konusunda konuştuk. Muhtemelen şimdi bu cesaretinin bedelini hayatıyla ödedi.” diye konuştu.
Scholz, artık şimdi (Rusya’da) nasıl bir rejim olduğunu anlaşıldığını, eleştirileri dile getirenlerinin, demokrasiyi savunan herkesin güvenliklerinden ve hayatlarından endişe etmesi gerektiğini belirterek bu yüzden herkesin üzüntülü olduğunu aktardı.
Bunun Rusya’nın nasıl değiştiğinin ve artık demokrasi olmadığının göstergesi olduğunu dile getiren Scholz, Navalnıy’in??????? ailesine ve yakınlarına başsağlığı diledi.
???????- İtalya
İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, X platformundan yaptığı paylaşımda, “(İtalya) Hükümet, her zaman demokrasi için, düşünce özgürlüğü için, her insanın vazgeçilmez hakları için mücadele edenlerin yanında olacaktır. Aleksey Navalnıy’nın yıllarca hapishanede zulüm gördükten sonra ölmesinden çok etkilendim. Ailesinin ve Rus halkının acısını paylaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Slovenya
Slovenya Cumhurbaşkanı Natasa Pirc Musar, X sosyal medya platformundan Navalnıy’ın ölümü sonrası taziye mesajı yayınladı.
Pirc Musar paylaşımında, “Bu, Rusya’daki demokrasiye yönelik bir kalp krizidir.” ifadesine yer verdi.
Avusturya
Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, Rus muhalif Navalnıy’in ölümüne ilişkin sosyal medya hesabı X üzerinden paylaşımda bulundu.
Van der Bellen, “Aleksey Navalnıy’in ölüm haberi beni sarstı. Vladimir Putin ve onun ölümcül rejimi bunun hesabını vermeli.” ifadesini kullandı.
Navalnıy ailesine başsağlığı dileğinde bulunan Van der Bellen, düşüncelerinin Rusya’da özgürlük, demokrasi ve insan hakları için mücadele edenlerle birlikte olduğunu kaydetti.
Navalnıy’in tutuklu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybetmesine, Başbakan Karl Nehammer ve Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg de yaptıkları paylaşımlarla tepki gösterdi.
İrlanda
İrlanda Başbakan Yardımcısı Micheal Martin de X hesabından yaptığı paylaşımda Navalnıy’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü belirterek “Ölümü, Rusya’da hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygı gösterilmemesinin temelini oluştururken rejimin de halkına karşı baskıcı doğasını hatırlatıyor. İrlanda, Navalnıy’ın ölümünden önce sürekli koşulsuz serbest bırakılması çağrısında bulunmuştu.” ifadelerini kullandı.
NATO da tepki verdi
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Münih Güvenlik Konferansı sırasında aldığı haberden büyük üzüntü duyduğunu paylaşarak NATO müttefiklerinin yıllardır Navalnıy’ın serbest bırakılması çağrısında bulunduğunu anımsattı.
Stoltenberg, “Şu an için detaylı bilgiye sahip değiliz. Tüm gerçekler ortaya çıkarılmalı ve Rusya’nın yanıt vermesi gereken çok önemli sorular var.” ifadelerine yer verdi.
?Navalnıy’ın cezalandırılması
Kremlin’e muhalif Aleksey Navalnıy, zehirlendiği iddiasıyla Almanya’nın başkenti Berlin’de tedavi gördükten sonra 17 Ocak 2021’de başkent Moskova’ya dönüşünde havalimanında tutuklanmıştı.
Rusya Federal Cezaevi Servisinin talebi üzerine 2 Şubat 2021’de Moskova Şehir Mahkemesinde Navalnıy aleyhinde açılan dava sonuçlanmış; Navalnıy’ın geçmişte yolsuzluk davası sonucunda verilen 3,5 yıl ertelenmiş hapis cezası, adli kontrol şartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle normal hapis cezasına çevrilmişti.
Rus mahkemesi, Ağustos 2023’te cezaevinde bulunan Navalnıy’ı aşırılık yanlısı topluluk oluşturmaktan 19 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.
Aleksey Navalnıy, geçen yıl ocak ayında Rusya’da terörle ve aşırıcılıkla bağlantılı şahısların bulunduğu listeye dahil edilmişti.
Rusya Federal Cezaevi Hizmetleri (FSİN) tutuklu muhalif Navalnıy’nın bugün cezaevinde hayatını kaybettiğini bildirmişti.
]]>Daha önceden sinir gazıyla zehirlenen ancak hayatta kalan Navalni, 19 yıl hapis cezasını çekmek üzere Moskova’nın 1900 kilometre uzağındaki ücra bir hapishanede tutuluyordu.
Rusya’da uzun yıllardır yolsuzluklara karşı mücadele eden ve kamuoyu oluşturmaya çalışan Aleksey Navalni, Putin’in partisini ‘Sahtekârlar ve hırsızlar’ olarak nitelemişti.
Navalni, Putin’in yıllar içerisinde kurduğu sistemin ‘Rusya’nın kanını emdiğini’ söylüyor ve ülkenin adeta bir feodal düzenle yönetildiğini savunuyordu.
Navalni, yıllar içerisinde Putin’e karşı birçok toplumsal harekete öncülük yapmış bir isimdi. Düzenlediği protesto gösterilerine binlerce kişi katılmıştı.
Ancak Navalni hiçbir zaman seçimlerde Putin’in rakibi olamadı. 2018 başkanlık seçimlerinde aday olması engellenmişti. Gerekçe, Rusya’da dolandırıcılık suçundan hüküm giymiş olmasıydı.
Navalni, kendisine yöneltilen suçlamaları hiçbir zaman kabul etmedi. Açılan davalar ve verilen cezaları, ‘Kremlin’in muhaliflerden intikam alma çabası’ olarak niteledi.
Siyaset sahnesinde yükselişi
Navalni’nin Rus siyasi sahnesindeki yükselişi 2008 yılında başlamıştı.
Rusya’nın büyük kamu şirketlerinde yaşandığını ifade ettiği yolsuzlukları blogunda kaleme alıyordu.
Uyguladığı yöntemlerden birisi, devlete ait büyük petrol şirketlerinde, bankalarda ve diğer kuruluşlarda azınlık hissedarı olup toplantılarda yetkililerin çok da hoşuna gitmeyen kamu finans hesaplarına dair sorular sormaktı.
Siyasi mesajlarını topluma ulaştırmak için sosyal medyayı etkin biçimde kullandı.
Özellikle genç kitlelerin desteğini çekmek için çalışmalarını yürüttü. Kullandığı dilde kısa ve öz mesajlar vermeye çalıştı, Putin ve çevresindekilere yönelik alaycı bir üslubu benimsedi.
Navalni’nin kamu şirketlerine yönelik eleştirileri kısa sürede Putin iktidarına ve Birleşik Rusya Partisi’ne yönelik bir tepkiye evrildi.
2011’deki milletvekili seçimleri öncesinde blog takipçilerine ‘Birleşik Rusya hariç herhangi bir partiye oy verin’ çağrıları yaptı, Birleşik Rusya’yı ‘Sahtekârlar ve hırsızlar partisi’ olarak tanımladı. Navalni o seçimde kendisi aday olmamıştı. Ama taktığı lakap bir slogana dönüştü.
Birleşik Rusya, 2011 seçimlerini kazansa da oy oranı gerilemişti. Ayrıca oy sayım işlemlerinde usulsüzlük iddiaları da seçim zaferini gölgeliyordu.
Başkent Moskova dahil birçok büyük kentte hükümet karşıtı protestolar düzenlendi.
5 Aralık 2011’deki ilk protesto gösterileri sırasında Navalni gözaltına alınmış ve 15 gün boyunca hapiste tutulmuştu.
Serbest bırakıldığı gün yeniden gösterilere katıldı ve kalabalıklara hitap ettiği konuşma o güne kadarki en büyük protesto gösterisi haline geldi.
Navalni’nin 24 Aralık 2011’de Moskova’da yaptığı konuşmayı 120 bini aşkın kişi dinlemişti.
Dolandırıcılık suçlamasıyla beş yıl hapis
Ardından Başkanlık seçimleri düzenlendi ve Putin ezici bir üstünlükle seçimi kazandı.
Hemen ardından ise Navalni hakkında bir dizi yasal süreç başlatıldı. Navalni’nin hukuk diplomasının gerçek olup olmadığı dahi soruşturuluyordu.
2013 yılında Kirov kentinde aleyhinde dolandırıcılık suçlamasıyla açılan davada hüküm giydi ve beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Batılı ülkeler ve Rusya’daki muhalifler bu yargı kararının tamamen siyasi olduğunu savundular.
2015 yılında beklenmedik bir şekilde tahliye edildi. Moskova Belediye Başkanlığı seçimlerinde aday olmuştu. Navalni oyların yüzde 27’sini aldı ancak Putin’in desteklediği Sergey Sobyanin seçimi kazandı.
Yine de bu sonuç Navalni için ciddi bir siyasi zafer olarak görüldü. Navalni’nin kısıtlı imkanlarla seçim kampanyasını yürüttüğü, devlet televizyon kanallarında kendisine yer verilmediği hatırlatılıyordu.
Navalni, Moskova seçimlerinde de internet ve sosyal medya üzerinden seçmene ulaşmaya çalıştı.
Navalni’nin dolandırıcılıktan suçlu bulunduğu mahkeme kararı ise temyizdeydi. Rusya Yüksek Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı üzerine hükmü bozdu.
Ancak 2017’de Navalni yine daha suçlu bulundu ve bir kez daha beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak cezası ertelendi.
Navalni yaptığı konuşmalarda mahkeme kararını eleştirerek “Amaçları 2018’de başkan adayı olmamı engellemek” demişti.
Zehirlenme ve hapis
Navalni’nin kurduğu siyasi hareket, Rusya’da “aşırılık yanlısı” olduğu gerekçesiyle yasaklandı.
Navalni 2020 yılının Ağustos ayında Noviçok isimli bir sinir gazıyla zehirlendi.
Tedavi için götürüldüğü Berlin’de aylarca hastanede yatan Navalni, 17 Ocak 2021’de Moskova’ya geri döndü.
Destekçilerinin gösterilerle karşıladığı Navalni, burada tekrar tutuklandı.
2021’deki hapis cezası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) gündemine geldi. AİHM, “hayati riski bulunduğu” gerekçesiyle Navalni’nin serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Ancak Navalni o tarihten itibaren tutuklu olarak yargılandı.
2022’nin Mart ayında yolsuzluk ve mahkemeye hakaret gibi suçlardan hapis cezası aldı. Moskova’nın 250 kilometre uzağındaki Melekhovo’da bir cezaevine nakledildi.
Halihazırda şartlı tahliye ihlali, dolandırıcılık ve mahkemeye saygısızlık suçlarından dokuz yıllık hapis cezası devam eden Navalni’ye 2023 Ağustos’unda ‘aşırılık yanlısı örgüt kurmak, finanse etmek ve eylemde bulunmak’ suçlamasıyla 19 yıl daha hapis cezası verildi.
Navalni ise suçlamaları reddetti.
Navalni, karardan önce sosyal medyada paylaştığı bir mesajda, diğer muhalifleri korkutmak için tasarlanan “Stalin” tarzı bir hapis cezasına çarptırılacağını düşündüğünü söyledi.
Navalni’nin geçmişte yaptığı yabancı düşmanı yorumlar ise kendisine yönelik eleştirilerin başında geliyordu.
2007 tarihli bir videoda, etnik çatışmaları ‘diş çürüğüne’ benzetmiş, göçmenleri ise ‘hamamböcekleri’ olarak nitelemişti.
2014 yılında Rusya Kırım’ı ilhak ettikten sonra Navalni’nin tavrı bazı çevrelerde tepki çekmişti.
Navalni, Kırım’ın ilhakının uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen artık bu bölgenin Rusya’nın bir parçası olduğunu ifade ediyordu. Ekho Moskvy radyo kanalına röportaj veren Navalni, “Kırım artık bizim” diyordu.
]]>Rusya büyük bir resesyona girdi.
Bu, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Batı’nın bu ülkeyi mali olarak kontrol altına alma girişiminin sonucuydu.
Bu girişiminin merkezinde Rus devletinin resmi döviz varlıklarına el konulması ve özellikle de merkez bankasının 300 milyar dolarlık rezervinin dondurulması vardı.
Batılı hükümetler “ekonomik savaş” gibi ifadeler kullanmaktan özenle kaçındılar, ancak Kremlin’le finansal bir savaş ortamı olduğu görünüyordu. Bu, nükleer silahlara sahip devletler arasında doğrudan çatışma alternatifinden daha iyiydi.
Aradan yaklaşık iki yıl geçti ve bu ekonomik arka planda büyük bir değişiklik var.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçen hafta verdiği röportajda Rusya’nın Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu sevinçle dile getirdi.
Geçtiğimiz hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) 2024 büyüme tahminini %1,1’den %2,6’ya yükselterek Rus ekonomisinin dayanıklılığının altını çizdi.
IMF rakamlarına göre Rus ekonomisi geçen yıl G7 ülkelerinin hepsinden daha hızlı büyüdü ve 2024’te de böyle devam edecek.
Bu sadece rakamlardan ibaret de değil. Geçen yıl Ukrayna savaşındaki üstünlük kuramama hali bu yıl boyunca da devam edecek görünüyor.
Rusya, ekonomisini, ordu için üretime, özellikle de Ukrayna’nın doğu ve güneyindeki savunma hatlarının inşasına yöneltiyor.
Batılı liderler bu modelin orta vadede sürdürülemez olduğunu savunuyor. Ancak asıl soru şu: Bu model ne kadar süre devam edebilir?
Rusya, ekonomisini mobilize bir savaş ekonomisine dönüştürdü. Devlet, Sovyet sonrası dönemde rekor düzeyde harcama yapıyor.
Bütçenin %40’ına varan askeri ve güvenlik harcamaları, Sovyetler Birliği’nin son dönemindeki seviyelere karşılık geliyor.
Tank, füze sistemleri ve Ukrayna’da işgal edilen bölgelerin savunması için yapılan harcamaları finanse edebilmek için kamu hizmetleri daraltıldı.
Ayrıca Batı’nın Rus petrol ve doğalgazına getirdiği kısıtlamalara rağmen, hidrokarbon gelirleri devlet kasasına girmeye devam etti.
Tankerler artık Hindistan ve Çin’e gidiyor ve ödemelerin çoğu ABD Doları yerine Çin Yuanı ile yapılıyor.
Rusya’nın petrol üretimi günde 9,5 milyon varil ile neredeyse savaş öncesi düzeye yakın seyrediyor.
Rus devleti, yüzlerce tankerden oluşan bir “gölge filo” satın alıp konuşlandırarak yaptırımlardan kaçındı.
Geçtiğimiz hafta maliye bakanlığı Ocak ayında hidrokarbon vergilerinin Ocak 2022 seviyesini aştığını bildirdi.
Rus petrol, gaz ve elmasları ile devam eden döviz akışı da rublenin değeri üzerindeki baskının hafiflemesine yardımcı oldu.
Batılı liderler bu durumun uzun sürmeyeceği kanısında ancak etkisinin de farkındalar.
Bir dünya lideri yakın zamanda özel bir konuşmada şunları söyledi: “2024 Putin için düşündüğümüzden çok daha olumlu olacak. Kendi endüstrisini düşündüğümüzden daha verimli bir şekilde yeniden organize etmeyi başardı.”
Rusya’nın dondurulan malvarlığı kullanılabilir mi?
Ancak bu ekonomik büyüme biçimi Moskova’nın petrol gelirlerine, Çin’e ve üretken olmayan savaş harcamalarına olan bağımlılığını büyük ölçüde arttırdı.
Petrol ve doğalgaza olan talep zirve yaparken, önümüzdeki yıl Körfez’deki rakip üretimin devreye girmesi Rusya’yı açığa düşürebilir.
Ukrayna’nın doğusundaki Donbas’ta havaya uçurulan tank ve mermilerin üretiminden elde edilen gayrisafi yurtiçi hasıladaki (GSYH) istatistiki artışlar da üretkenlikten uzak.
Bu arada Rusya’dan önemli bir beyin göçü de var.
Batı’nın stratejisi, Rusya’nın teknolojiye erişimini kısıtlamak, maliyetlerini yükseltmek, gelirlerini sınırlamak ve çatışmayı uzun vadede sürdürülemez hale getirmeye odaklı bir kedi-fare oyunu olarak tanımlanabilir.
ABD’li bir yetkili, “Rusya’nın parasını tank yerine tanker (petrol tankeri) almak için kullanmasını tercih ederiz” dedi.
Petrol piyasasındaki politikanın amacı, örneğin Hindistan’ın Rus petrolü almasını engellemeye çalışmak değil, bu ticaretten elde edilen kârın Kremlin’in savaş makinesine geri dönmesini sınırlamak.
Ancak bu direnç ve çıkmaz en azından bu yılın geri kalanında sürebilir. Bu durum Kremlin’in ABD’de olası bir başkan değişikliğini ve Ukrayna’nın savunmasına yönelik Batı fonlarının azalmasını bekleme stratejisini besliyor.
İşte bu nedenle dikkatler yeniden Rusya’nın dondurulan yüz milyarlarca dolarlık mali varlığının oynadığı merkezi role çevrilmiş durumda.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy geçen ay şunları söyledi: “Eğer dünyanın 300 milyar doları varsa neden kullanmayalım? Bu dondurulmuş fonların tamamı Ukrayna’nın yeniden inşa çabalarını finanse etmek için kullanılmalı.”
İngiltere Maliye Bakanı Jeremy Hunt ve Dışişleri Bakanı David Cameron bu öneriyi destekliyor.
Cameron, “Bu varlıkları dondurduk. Asıl soru bunları kullanacak mıyız?” diye soruyor ve şöyle devam ediyor:
“Bu paranın bir kısmını şimdi kullanmak, Rusya’nın Ukrayna’yı yasa dışı işgali nedeniyle ödemesi gereken tazminatların avans ödemesi gibi bir şey. Ukrayna’ya yardım etmek ve aynı zamanda Batılı vergi mükelleflerinin parasını kurtarmak için kullanılabilir.”
G7, üye ülkelerin merkez bankalarından teknik ve hukuki bir analiz yapmalarını istedi.
Merkez bankası temsilcileri tedirgin görünüyor.
Üst düzey bir finansçı “doları silah olarak kullanmak” adını verdiği yöntemin riskleri olacağını söylüyor. Geleneksel olarak merkez bankaları bu tür eylemlere karşı bağımsız ve dokunulmazlığa sahip.
Ukrayna için on milyarlarca dolar toplamak üzere fonları ya da yatırımlardan elde edilen kârları kullanacak bir plan da geliştiriliyor.
Ancak burada denge önemli. Eğer Rus varlıklarına bu şekilde el konulursa, bu durum Körfez, Orta Asya ya da Afrika’daki diğer ülkelere Batılı merkez bankalarındaki rezervlerinin güvenliği konusunda nasıl bir mesaj veriyor?
Bu ilişkiler küresel finansın ana arterlerinden bazıları ve enerji için kullanılan yüz milyarlarca doların dünya çapında geri dönüşümünü sağlıyor. Putin Çin’in artık Batı için olmasa da gelişmekte olan ekonomiler için bir alternatif olduğu mesajını vermek istedi.
Rusya ayrıca herhangi bir el koyma işlemi için mahkemeye başvuracağını ve karşılığında Rus bankalarında dondurulan Batılı şirketlerin benzer varlıklarına el koyacağını belirtti.
Yani, Rusya ekonomisi üzerindeki gölge savaş, bu çatışmanın ve dünya ekonomisinin nereye gittiğini anlamak için çok önemli.
Rusya’nın savaş ekonomisi uzun vadede sürdürülemez, ama ülkeye biraz daha zaman kazandırdı.
Rusya’nın bu beklenmedik direncini göstermesinin ardından Batı çıtayı yükseltmek üzere.
Finansal tedbirlerdeki bu tırmanışın nihai biçimi, Rusya ve Ukrayna’nın çok ötesinde sonuçlar doğuracaktır.
]]>Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy, ülkesinin bahar aylarındaki taarruzunun umduğu kadar başarılı olmadığını kabul etti. Rusya hâlâ Ukrayna topraklarının % 18’ini kontrol ediyor.
Üç askeri uzmana, gelecek 12 ay içinde neler olabileceğini sorduk.
Savaş devam edecek ama sonsuza kadar değil
Barbara Zanchetta, Savaş Çalışmaları Enstitüsü, King’s College Londra
Ukrayna’daki savaşın sona erme ihtimali pek iç açıcı görünmüyor. Geçen yılın bu dönemine kıyasla Vladimir Putin siyasi ve askeri anlamda daha güçlü.
Cephedeki durum hâlâ belirsiz. Son dönemde Ukrayna’nın kış taarruzu durmuş gibi görünüyor. Ancak Rusların da ilerlemesi yok. Her zamankinden daha çok, savaşın sonucu çatışmadan binlerce kilometre uzaklıkta, Brüksel’de ve Washington’da alınan kararlara bağlı olacak.
Batı’nın 2022’de ortaya koyduğu ve 2023’te de sürdürdüğü etkileyici birlik gösterisi yalpalamaya başlıyor.
ABD’nin savunma yardım paketi, Başkan Joe Biden’ın doğru bir şekilde işaret ettiği gibi Washington’daki “ucuz siyaset” tarafından rehin tutuluyor. AB’nin ekonomik yardımının geleceği de, Macaristan’ın uyumsuz tutumuna bağlı görünüyor.
Batı başkentlerindeki tereddüt, Putin’i cesaretlendirdi. Kamuoyu önündeki son davranışları ve cüretkar açıklamaları, Putin’in bu savaşa uzun vadeli baktığını gösteriyor.
Peki, Batı’nın Putin’e ve temsil ettiği her şeye karşı çıkmaya devam edecek gücü var mı?
AB’nin Ukrayna ve Moldova’yla üyelik müzakerelerini başlatma kararı sembolik olmaktan öte. Bu, dolaylı olarak Kiev’e desteğin süreceği anlamını da taşıyor. Çünkü Rusya’nın tam bir zaferiyle Ukrayna’nın AB’de bir geleceği olmasının imkanı yok.
Washington’da ise Ukrayna politikasının tam tersine çevrilmesi çok olası değil.
Kamuoyu yoklamalarında eski Başkan Trump’a desteğin artmasıyla, ABD yardımıyla ilgili kıyamet senaryoları yazmak çekici olabilir. Ancak Trump, tüm o teatral gösterilerine karşın, 2016’da NATO’dan çıkmadı. Ayrıca, Amerika’nın 75 yıllık transatlantik ortaklığını tek başına değiştiremez.
Bu tabii ki, Batı cephesindeki çatlakların anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden, Batı ve dolayısıyla Ukrayna için 2024 daha zor olacak.
Demokrasiler için, bir savaşa destek vermekteki uzun vadeli uzlaşma, hesap verme zorunluluğu olmayan otokrat yönetimlere kıyasla hep daha zorlu olmuştur.
Büyük olasılıkla, savaş 2024 boyunca devam edecek ama sonsuza kadar sürüp gidemez.
Batı’nın isteksizliği Rusya’yı cesaretlendirirken, bir darbe ya da sağlık sorunu Putin’in düşüşünü beraberinde getirmezse, tek öngörülebilir sonuç müzakereler yoluyla varılacak bir uzlaşma. Şimdilik iki taraf da bunu reddetmeye devam ediyor.
Bir yıllık konsolidasyon dönemi
Michael Clarke, Eski Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü Genel Direktörü
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesiyle, büyük bir savaş Avrupa kıtasına geri geldi. 2023’te savaşta yaşanan gelişmeler de sanayi çağına özgü savaşın da geri döndüğünü gösteriyor.
Sanayi çağındaki savaşlar, ekonomileri kısmen ya da bazı durumlarda tamamen, savaş malzemelerinin üretimine yönlendiriyor. Rusya’nın savunma bütçesi 2021’den bu yana üç katına çıktı ve gelecek yıl kamu harcamalarının % 30’unu oluşturacak.
Bu durum da, Ukrayna’daki savaşı Avrupa’da geçen yüzyılın ortasından bu yana görülen en uzun ve travmatik gelişme haline getiriyor.
Gelecek yıl, Rusya ile Kuzey Kore ya da İran’daki tedarikçileriyle, Ukrayna ile Batılı destekçilerinin, sanayi çağındaki bir savaşın bitmek bilmez gerekliliklerini karşılamaya muktedir ve hazır olup olmadıklarını gösterecek.
Rus güçleri tüm cephe hattında yeniden bastırmaya çalışabilir. En azından Donbas bölgesinin tamamını ele geçirmek için. Ukrayna da büyük ihtimalle Karadeniz’in batısı ve Boğazlara açılan hayati önemdeki ticaret koridorunda kontrolü ele geçirmiş olmasından faydalanacak.
Kiev ayrıca, bazı bölgelerde Rus işgalcilerin dengesini bozmak için daha fazla askeri sürpriz yapmaya çalışacak.
Ancak asıl olarak, 2024 hem Kiev hem de Moskova için konsolidasyon yılı olacak gibi görünüyor.
Rusya’nın stratejik bir taarruz düzenleyebilmesi için gereken eğitimli personel ve malzemesi en azından 2025 baharına dek yok.
Bu arada, Ukrayna’nın da savaşı sürdürebilmek için Batı’nın mali ve askeri desteğine ihtiyacı var. Gelecekte bir dizi taarruz düzenleyebilecek koşulları yaratabilmesi için yapısal güçlerini toplamak zorundalar.
Sanayi çağı savaşları, toplumlar arasındaki bir mücadele. Cephede neler olduğu, bu mücadelenin sadece bir göstergesi.
2024’te savaşın yönü, Avdiivka, Tokmak, Kramatorsk ya da cephe hattındaki yıkıma uğramış yerlerden çok, Moskova, Kiev, Washington, Pekin, Tahran ve Pyongyang’ta belirlenecek.
Ukrayna, Kırım civarında Rusya’ya bastıracak
Ben Hodges, ABD Ordusu’ndan emekli general
Rusya, Ukrayna’yı tamamen ele geçirebilecek kabiliyetten yoksun ve şu anda elinde olan bölgelere tutunmak için elinden geleni yapacak. Zamanı da, bir yandan Batı’nın Ukrayna’ya yardım etme iradesini kaybedeceğini umarken, bir yandan savunma hatlarını güçlendirmekte kullanacak.
Ancak Ukrayna durmayacak. Bu bir ölüm kalım savaşı ve dururlarsa, Rusya’nın ne yapacağını biliyorlar. ABD’nin kararlılığındaki azalma konusundaki kaygılar ışığında, daha çok Avrupa ülkesi yardımları artırmaktan bahsediyor.
Ancak ben gelecek yılın başlarında ABD’nin stratejik omurgasını yeniden bulmasını ve geciktirilen yardım paketinin Kongre’den geçmesini bekliyorum.
Bu nedenle, Ukrayna’nın insiyatifi yeniden ele geçirmek için şunları yapacağını öngörüyorum;
Yaz başında Ukrayna ilk kez, Rus uçaklarıyla mücadelesini geliştireceğini ve kendi hava savunma sistemlerini güçlendirmesini umduğu ABD yapımı F-16 savaş uçaklarını kullanabilecek.
Ukrayna’nın Rus işgali altındaki stratejik önemi en büyük toprağı Kırım. Biz buna “belirleyici alan” diyoruz.
Ukrayna, Sivastopol’daki Rus donanmasının, hava üslerinin ve Dizankoy’daki lojistik üssünün buralarda barınmasına engel olmak adına baskıyı artırmak için elinden geleni yapacak.
Bu konseptin işe yaradığını zaten kanıtladılar. İngiltere’nin verdiği sadece üç Storm Shadow güdümlü füzesiyle, Karadeniz Filosu’nun komutanını filonun üçte birini Sivastopol’dan çekmeye zorladılar.
Tabii ki Ukraynalıların sınırsız kaynakları yok. Özellikle de top mermileri ve uzun menzilli silahlarda.
Ancak Rus askerleri daha kötü durumda. Savaş bir irade ve lojistik sınavı. Rus lojistik sistemi kırılgan ve Ukrayna’nın sürekli baskısı altında.
]]>