Köpeğiniz için seçeceğiniz mamanın, kaliteli ve dengeli içeriklere sahip olması önemlidir. Bu nedenle siz de köpek maması 15 kg’lık ürünleri seçmeden önce içerik kontrolü yapmalısınız. Köpeğinizin sağlıklı yaş alması için beslenme seçimleri önemlidir. Köpeğinizin ihtiyaçları ve enerji gereksinimlerini karşılayacak içeriğe sahip mamayı veteriner hekiminize danışarak öğrenebilirsiniz.
Yetişkin köpek maması 15 kg
Yetişkin köpek maması 15 kg paketler, yetişkin köpeklerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik geliştirilmiştir. Köpeğinizin mevcut sağlığının korunması hedeflenmiştir. Ayrıca sağlıklı yaş almasına katkı sağlamak için ek gıda takviyelerini içeriğinde barındırmaktadır. Siz de mama seçerken köpeğinizin mevcut sağlığını göz önünde tutmalı ve uygun içerikte mamalar seçmelisiniz. Mama seçiminde köpeğinizin ihtiyaçları, size rehberlik edebilir.
Köpek maması 15 kg seçeneklerine, sizler için kısaca değinmek istiyoruz;
Obivan Köpek Maması 15 kg:
Köpeğinizin, tüm ihtiyaçlarını karşılayan kaliteli içeriğe sahip bir mamadır. Obivan köpek maması 15 kg paketler, bu olanaklarının yanı sıra uzun kullanım süresi ve ekonomik olanakları ile tercih edilmektedir. Köpeğinizin mevcut sağlığını korumaya yönelik tasarlanan bu mama, köpeğinizin cilt ve deri sağlığını destekleyen içeriklere de sahiptir. Ayrıca farklı protein çeşitleri ile lezzetlendirilmiştir. Köpeğinizin damak zevkine uygun, keyifli öğünler geçirmesi için tercih edebileceğiniz kaliteye sahiptir.
Royal Canin Köpek Maması 15 kg:
Köpeğinizin ihtiyacı olan, tam beslenme diyetini içeriğinde barındıran bir mamadır. Royal Canin köpek maması 15 kg paketler, kaliteli proteinler sayesinde köpeğinizin, kas iskelet sistemini destekler ve mevcut kas kütlesinin korunmasına yardımcı olur.
Köpek maması 15 kg paketlerinin, içeriğinde bulunan antioksidanlar sayesinde köpeğinizin bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklara karşı bariyer oluşturur. Ayrıca farklı ürün alternatiflerini de sizlere sunar.
Luis Köpek Maması 15 kg:
Bilimsel veriler ışığında, uzmanlar tarafından tasarlanmıştır. Köpeğinizin ihtiyacı olan, tam beslenmeyi sizlere sunmaktadır. Luis köpek maması 15 kg paketleri, sindirim sistemini destekleyen içerikler ile hazırlanmış ve sindirim problemlerinin önüne geçmiştir. Kalite standartlarına uygun ortamlarda el değmeden üretilen, köpek maması 15 kg paketleri ile uzun kullanım olanağından faydalanabilirsiniz.
Somonlu Köpek Maması 15 kg:
Somon, mamalarda sıklıkla tercih edilen sağlıklı bir protein türüdür. Köpeğinizin damak zevkine hitap etmesinin yanı sıra deri, tüy ve beyin sağlığı açısından da önemlidir. Siz de köpeğinizin, parlak tüylere sahip olmasını istiyorsanız somonlu köpek maması 15 kg paketleri tercih edebilirsiniz.
Sindirimi kolay bir protein türü olması sebebi ile, sindirim sistemi ile alakalı sorunların minimum düzeyde tutulmasına olanak sağlar. İçerdiği sağlıklı yağ asitleri ile köpeğinizin bağışıklığını destekler ve hastalıklara karşı bariyer oluşturur.
Köpeğinizin sağlığı için, yüksek kalite ve dengeli içeriklerle hazırlanan mamaları tercih etmelisiniz. Dilerseniz Markamama.com.tr adresinden, köpek maması 15 kg fiyatlarına en avantajlı şekilde ulaşabilirsiniz. Ayrıca kaliteli, taze ve orijinal ürün seçeneklerinden yararlanabilirsiniz.
]]>Aydın Veteriner Hekimleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Şahin yaptığı açıklamada, veteriner hekimlerin her dönemde fedakarca çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Hayvan sağlığı, halk sağlığı ve çevre sağlığı konularında kritik bir rol oynayan veteriner hekimlerin, toplumun sağlığı ve refahı için vazgeçilmez olduğunu vurguladı. Veteriner hekimlerin, hayvanların sağlığını korumak ve hastalıklarla mücadele etmek için yoğun çaba harcadığını ifade eden Şahin, onların çalışmalarının sadece hayvanların değil, aynı zamanda insanların da sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu söyledi.
Veteriner hekimlerin tarihin her döneminde fedakarca çalışmalarını sürdürdüğünü ifade eden Aydın Veteriner Hekimleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Şahin, “Veteriner Hekim meslektaşlarımız, tarihimiz boyunca, bugün olduğu gibi, mesai mefhumu olmaksızın, son derece fedakar ve başarılı çalışmalarla, ülkemizin olağan ve olağanüstü tüm süreçlerinde, hayvan sağlığı, halk sağlığı, gıda güvenliği ve çevre sağlığı alanlarında büyük hizmetler sunmuşlardır. Bu onurlu mesleğin, geçmişten gelen şan ve şerefle hizmet etme mirasını, bizler de günümüzde alnımızın akıyla taşımak için var gücümüzle mücadele ediyor, asla geri durmuyor, reva görülen her türlü özlük hakkı kaybına rağmen ön saflarda vatanımız, milletimiz ve ülkemiz için hizmet etmekten asla geri durmuyoruz. Zorlu Milli mücadele dönemlerimizde, ordumuzun lojistik ve besin kaynağını oluşturan hayvanlarda ortaya çıkan ve ordumuzun gücünü büyük ölçüde zayıflatan, sığır vebası, ruam v.b. hastalıklarla yine Veteriner Hekimlerimiz mücadele etmiş, ellerini değil canlarını taşın altına koyarak, türlü riskler altında bu hastalıkları ortadan kaldırmış ve ordumuzun eski gücüne kavuşmasında çok stratejik bir rol oynamışlardır. Bu ve saymakla bitmeyecek nice büyük hizmetlerimiz üzerine, Mareşal Fevzi Çakmak ‘Eğer Türk Veteriner Hekimleri olmasaydı, İstiklalimizi kazanamayacaktık’ demiş ve tarihe önemli bir not düşmüştür. Yakın zamanda atlattığımız covid pandemisi sürecinde de, ülkemizde ve dünyada, insanların kullanımına sunulan covid aşılarının üretim süreçlerinin büyük bölümünde yer almış ve bu aşıları kullanıma hazırlayarak insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Yerli ve milli aşımızın da, bir Türk Veteriner Hekim Bilim İnsanı tarafından geliştirildiği de zaten hepimizin malumudur” dedi.
Yaşadıkları sorunlar nedeniyle günlerini istedikleri gibi kutlayamadıklarını kaydeden Şahin, “Bizler de, Dünya Veteriner Hekimleri Gününü günlerce kutlamalar, şenlikler düzenleyerek icra etmek isteriz. Ancak yıllardır maruz kaldığımız haksızlıklar, kronikleşmiş, gangren haline gelmiş problemler, motivasyonumuzu önemli derecede kırmış, mesleğimizin sürdürülebilirliğini neredeyse imkansız hale getirmiştir. Meslek örgütü olarak, tüm diyalog kanallarını, hukuki mücadele yöntemlerini kullanmış olmamıza rağmen, ne yasama organında ne yürütme organında ne de yargı organında gayretlerimiz karşılık bulamamıştır. Yılda bir defa tüm dünyada coşkuyla, şenliklerle kutlanan bu kıymetli gün maalesef bizim için bir farkındalık oluşturma, dert anlatma, yakınma gününe dönüşmüştür. Hükümetimizin, bürokrasimizin, yargı organlarımızın, siyasi partilerimizin vicdanlarına sesleniyoruz, gelin artık bu kronikleşmiş problemlerimizi ortadan kaldıralım, kutsal veteriner hekimliğin prangalarını söküp atalım, bu kadim mesleği tam anlamıyla insanlığın istifadesine sunalım” ifadelerine yer verdi. – AYDIN
]]>Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi’nde (GSOMEM) düzenlenen toplantıda, A Sınıfı İş Güveliği Uzmanı Makine Mühendisi Bedri Tekin’in işletmelerdeki iş sağlığı ve güvenliği sorunları hakkında bilgiler verdi.
Toplantıya, GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, GSO Yönetim Kurulu Üyeleri Cengiz Konukoğlu, Ali Can Koçak, MMO Gaziantep Şube Başkanı Hamit Öztürkmen, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, iş sağlığı ve güvenliği uzmanları ve firma temsilcileri katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, “Gazi şehrimiz sanayisi, ticareti ve hizmet sektörüyle istihdamın yoğun olduğu bir şehirdir. İlimiz sanayi işletmesi sayısı, oluşturduğu istihdam, ihracatı ile ülke ekonomisine katkısı göz önünde bulundurulduğunda bu işletmelerimizin sürdürülebilirliğinin sağlanması önem arz etmekte olup, sürdürülebilirlik için yapılması gereken en temel unsurların başında ise iş sağlığı ve güvenliği konusu gelmektedir” dedi.
6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanununun çıkarılması ve yayınlanma aşamasında Gaziantep Sanayi Odası’nın önemli desteklerinin olduğunu dile getiren Başar Küçükparmak, “Kanun ile işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemesi hedeflenmektedir. İşletmelerde yapılan denetimlerde, konuya sadece yaptırım ya da cezai yükümlülük gözüyle bakılmamalıdır. Yapılan denetimlerde, denetçilerin firmalara çözüm odaklı ve iyileştirmeye yönelik bir yaklaşım sergilemesi süreç yönetimi açısından daha verimli olmanın yanı sıra, işletmelerin de iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini artırarak benimsemesine yardımcı olacaktır. Firmalarımızın da iş sağlığı ve güvenliğini zorunluluktan öte bir sorumluluk ve işletme kültürü olarak görmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Makina Mühendisleri Odası Gaziantep Şube Başkanı Hamit Öztürkmen de konuşmasında, iş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili yürütülen çalışmalar hakkında bilgi vererek, “İş sağlığı ve iş güvenliği işletmelerde iş kazalarından, olumsuz şartlardan, meslek hastalıklarından çalışanları korumak, insan ve çevre sağlığına zarar verecek şartları ortadan kaldırmak, üretimin güvenliğini sağlamak ve verimliliği artırmak için yapılan tüm çalışmaları kapsamaktadır. Ancak bir dizi sorunlar da devam etmektedir. İyi olması için bizler de elimizden geleni yapacağız. Bu doğrultuda iş sağlığı ve iş güvenliği gibi böylesine önemli bir konunun ele alındığı toplantımızın hayırlı olmasını diliyor, iş birlikleri için Gaziantep Sanayi Odamıza teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
A Sınıfı İş Güveliği Uzmanı Makine Mühendisi Bedri Tekin ise açılış konuşmalarının ardından, “İşyerlerinde İşçi Sağlığı ve Güvenliği Nasıl Yönetilmeli”, “İşçi Sağlığı ve Güvenliğinin Kaynağı”, “İSG’de Taraflar”, “OSGB Sistemi Nedir?”, “İşe Başlamadan Önce Sağlık ve Güvenlik ile İlgili Uygulama Yöntemi Raporunun Hazırlaması”, “Risk Analizi” ve “Mevzuata Uygun Önlemlerin Alınması” başlıklarında bir sunum yaptı.
Toplantı, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>-Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım DerneğiUyku Bilim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Mehmet Karadağ:
-“Hipertansiyon ve obezite uyku apnesinin birlikte gittiği iki bozukluk, yılbaşı gelmeden mutlaka bir hekime başvurmlılar”
-Bu yıl sonu ehiyetler yenilenecek, sağlık raporlarında uyku apnesi sendromunun sorgulanması artık yasal bir zorunluluk”
-“Sürücü belgeleri için insanların uyku apnesi olmaması gerekiyor, uyku apnesi var ise de tedavi olup öyle sürücü olmaları gerekiyor”
ANTALYA – Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım DerneğiUyku Bilim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Mehmet Karadağ, uykunun sağlığın altın anahtarı olduğunun altını çizerek, “31 Aralık 2024 tarihi eski sürücü belgelerinin son tarihi, 2016 yılında çıkan yasayla birlikte artık sürücü belgeleri eğer ağır vasıtaysa 5 yılda bir, diğerleri ise 10 yılda bir yenilenmek zorunda ve her yenilenişte bir sağlık raporu alınması gerekiyor. Bu sağlık raporlarında uyku apnesi sendromunun sorgulanması artık yasal bir zorunluluk” dedi.
Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği tarafından gerçekleştirilen Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi 2024, Antalya’nın Belek Turizm Merkezi’ndeki bir otelde gerçekleştirildi.
Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım DerneğiUyku Bilim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Mehmet Karadağ, bu yıl sloganı “Küresel Sağlık İçin Uyku Eşitliği” olarak belirlenen Dünya Uyku Günü hakkında açıklamalarda bulundu.
Prof.Dr. Mehmet Karadağ, uykunun sağlığın altın anahtarı olduğunu belirterek, tüm insanların sağlıklı uyuma hakkı olduğunu bildirdi.
Dünya Uyku Konfederasyonu’nun bu yıl ki sloganının ‘küresel sağlık için uyku eşitliği’ olduğunu kaydeden Karadağ, “Tüm dünyada insanların sağlıklı uyumasına ihtiyaç var. Sağlıklı uyanıklık için sağlıklı uyku gerekiyor. Sağlıklı uyku için de uyku sırasında da sağlıklı nefes alıp vermek gerekiyor. Bugün tüm dünyada bildiğimiz bir uyku apne hastalığı var. Kişi uyuduğu zaman rahat nefes alamıyor, nefesi duruyor demektir. Rahat nefes alamayan kişi, rahat uyuyamazsa ertesi gün de sağlıklı bir uyanıklık yaşayamaz. ve tüm sağlığını etkiler. Bu tüm beden sağlığı, ruh sağlığı beyin sağlığı. Bütün trafik kazalarının, iş kazalarının altında uyku apnesi yatmaktadır” diye konuştu.
“Ehliyet alırken zorunluluk”
Uyku apnesinin önemli bir konu olduğunu ve bu nedenle Avrupa’da ve Türkiye’de bazı yasal düzenlemelerin yapıldığını aktaran Karadağ, ” Örneğin sürücü belgeleri için insanların uyku apnesi olmaması gerekiyor. Uyku apnesi var ise de tedavi olup öyle sürücü olmaları gerekiyor. Yoksa tüm trafik kazalarının altında bunlar yatıyor. Bizim yasalarımıza göre bu yıl 31 Aralık 2024 tarihi eski sürücü belgelerinin son tarihi. Yani eskiden biz bir sürücü belgesi alırdık, bu ömür boyu geçerli olurdu. 2016 yılında çıkan yasayla birlikte artık sürücü belgeleri eğer ağır vasıtaysa 5 yılda bir, diğerleri ise 10 yılda bir yenilenmek zorunda ve her yenilenişte bir sağlık raporu alınması gerekiyor. Bu sağlık raporlarında uyku apnesi sendromunun sorgulanması artık yasal bir zorunluluk. Uyku apneli kişilerin direksiyon başına geçmemesi lazım ya da geçeceklerse mutlaka tedavi olup ondan sonra geçmeleri gerekiyor”ifadelerine yer verdi.
“Obezine ve hipertansiyon hastalarına uyarı”
Uyku apnesinin obeziteyle yakından bağlantığı olduğunun altını çizen Karadağ, “Hipertansiyon ve obezite uyku apnesinin birlikte gittiği iki bozukluk. Hipertansif ve obez hastalarımızın tümünde uyku apnesini araştırıyoruz. ve onların yılbaşı gelmeden mutlaka bir hekime en azından aile hekimlerine müracaat ederek gerekiyorsa mutlaka bunları yaptırmalarını öneriyoruz. Çünkü uyku apnesinin tedavi ettiğimiz zaman sadece trafik kazalarını önlemiyoruz. O kişinin yaşam kalitesini de arttırıyoruz. Rahat nefes alan kişi uyku sırasında, sağlıklı bir yaşam sürmeye başlıyor. Sabah uyandığı zaman yorgun uyanmıyor, dinç uyanıyor. ve sabahları olan baş ağrılarından kurtulmuş oluyor. Gece uyanmalarından kurtulmuş oluyor. Konsantrasyonu daha yüksek oluyor. Kişilerin kalp, karaciğer, beyin sağlığı düzeliyor. Uyku apneli kişiler unutkan olurlar, sinirli olurlar, kişilik bozukluklar olur. Bütün bunların çözülmesi için rahat nefes almak gerekiyor. Çünkü sağlığın anahtar anahtarlarının bir tanesi oksijendir, temiz havadır” diye konuştu. Alınan her nefesin kanı temizlediğini dile getiren Karadağ, bir kişi saatte yaklaşık 1000 defa nefes alıp verdiğini kaydetti.
“Sağlıklı kişi için ideal uyku saati 6ile 9 arasıdır”
Kişinin nefes aldığının farkına varması halinde bir nefes darlığının başladığını işaret eden Karadağ, ” İşte gece uyku sırasında horlamakta, nefes alışverişin belirgin olması demektir. Horlamak bir nefes darlığıdır. Horlayan kişiler uykudan zor nefes alıyor demektir. ve bu sırada da nefesler durursa da işte tehlike çanları çalmış demektir. Uykuda kişinin nefesi ne kadar sık durursa ve ne kadar uzun süre durursa sağlığı da o kadar fazla etkilenecek demektir. Bu yıl Dünya Uyku Günü’nde 15 Mart’ta dünyada bu konuda bir duyarlılık oluşması için etkinlikler yapılıyor. Bilindiği gibi 21 Mart’ta gece ve gündüz eşit olur. Bu insan sağlığında da tavsiyelerin sembolizasyonudur. Kişinin çocukluk dönemiyle erişkinlik dönemi ve yaşlılık döneminde uyku uyuma mimarisi de değişir. Yeni doğan bir bebek günde 16-18 saat uyurken, sağlıklı bir erişkin 6-9 saat ara uyuması yeterlidir ve gereklidir” ifadelerine yer verdi. Uyku ve uyanıklığın birbirine dengeli olması gerektiğine değinen Karadağ, her insanın eşit şekilde uyku sağlığı açısından eşit fırsatlara sahip olması gerektiğini belirtti.
“Sahurdan sonra 2 saat uyku önemli”
Ramazan ayında sahura uyanmanın gerekli olduğunu bildiren Karadağ, ” Uyku gece sabaha kadar sürekli tek bir şekilde devam etmiyor. Bizim sağlıklı bir uykumuzla gece sabaha kadar kişi dört ila altı kez döngüler yaşar. Bu döngü dediğimiz şeyler her birisi yüzeyel uyku, derin uyku ve rem uykusundan oluşan bir döngü yaklaşık 90 ile 120 dakika arasında sürmektedir. Her iki saatte bir kişi bir döngü uyur. ve bu döngü gece sabaha kadar dört ila altı kez tekrar eder. Sağlıklı bir döngü bittikten sonra ikinci bir döngüden önce kısa bir uyanma dönemi vardı. Bu kısa uyanma dönemleri sahur dönemine denk geldiği zaman uzun bir uyanma dönemi olacaktır. Kişiyi etkilemeyecektir, eğer sahur sabaha karşıysa daha sonra uymayacaksa zaten sorun yok. Ama uyuyacaksa da en az bir iki saat daha uyuyabilecek bir ortamı olmasını biz öneriyoruz. Sağlıklı bir döngü için. Çünkü yaklaşık iki saatlik bir sürüye ihtiyacımız var. Sahurda işçinin uyanması, onun sağlığı açısından çok sıkıntılı olmayacaktır. Tabii mümkün olduğunca akşam erken yatmalarını öneriyoruz. ve uykusunu aldıktan sonra da kişinin günlük hayatında herhangi bir sorunu olmayacaktır”değerlendirmesinde bulundu.
]]>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin “Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır” açıklamasını yaptı.
Türk Tabipleri Birliği, Erzincan’ın İliç ilçesinde maden faciasının yaşandığı bölgede incelemelerde bulundu. Koruyucu güvenlik ekipmanlarıyla bölgeye gitmelerine rağmen alana alınmadıklarını belirten TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, faciaya ilişkin şunları söyledi:
“BURADA KONU SADECE SİYANÜR DEĞİL SÜLFÜRİK ASİT”
“Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır. TTB çok uzun süredir bu madenle ilgili uyarılarını yaptı, raporlarını yayınladı. Sadece halk sağlığı değil işçi sağlığı ve iş yeri hekimliği kolumuz da çalışmalar yaptı. Yine Sivas ve Erzincan Tabip Odamız, bizim halk sağlığı kolu başkanımız burada davalara katıldı ve orada raporlarımızı sunduk. Burada konu sadece siyanür değil sülfürik asit. Çünkü kaymanın olduğu bölge sülfürik asit havuzuna yakın ve işçilerimizin altında kaldığı balçık türü toprak. Sülfürik asit akciğerler ve mukoza için son derece zararlı tahriş edici bir asittir.
Siyanür ve sülfürik asidin toprağa ve derin sulara sızması nedeniyle yağışla beraber Fırat suyuna kavuşmama ihtimali yok. Bu bölgesel bir ekosistem sorunu yaratacaktır. İleride balık kültürlerinde ya da balık üretiminde nasıl azalma olduğunu göreceğiz. Bu madencilik burada başlamış başlayalı küçükbaş hayvancılık da bile 300 binlerden başlayan üretim 40 binlere kadar düştü bu da halkın gıda açısından sağlığını ilgilendiriyor.
Yine bu bölge turna kuşlarının göç alanı. Bu göçün artık gerçekleşmediğini görüyoruz. Bu ekosistemdeki bozukluklar domino taşı gibi insanlara sağlıksızlık olarak geri dönecek. Bitki florasının, böcek faunasının bozulması bunların hepsinin ekosistem etkileri insanların sağlığını etkileyecektir.
Fırat diğer ülkeleri de ilgilendiren bir nehir bu uluslararası bir soruna da yol açacak. Suriye de bu sudan yararlanıyor. Eğer siyanür karışırsa bu bölgede balıkçılığı ve sulamaya bağlı diğer gıdaların üretimlerini etkilerse bu da ayrı bir uluslararası halk sağlığı sorunu olacak.”
“İÇERİ ALINMAMA KONUSU SON DERECE ALIŞTIĞIMIZ BİR TAVIR ANCAK UYGAR VE DEMOKRATİK BİR KÜLTÜR DEĞİL”
Bulut, felaketin yaşandığı bölgede oluşan tehlikeye rağmen maske dahil koruyucu tedbir alınmamasına yönelik yönelik soruyu, şöyle cevapladı:
“Bizi alana yaklaştırmadılar. Biz koruyucu güvenlik ekipmanlarımızla birlikte gelmiştik. Eğer alana yaklaşabilseydik 500 metre kadar en azından orada sülfürik asit kokusunun ne kadar kesafetli olduğunu ve işçilerimizin, çevredeki insanların nasıl etkilenebileceğini gözlemleme imkanımız olabilirdi. Ama maalesef bizim, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin bu alandaki bilimsel nesnel gözlemlerinin raporlaştırılmasını istemiyorlar. Çok yakın zamanda bizim halk sağlığı kolumuz ve işçi sağlığı ve iş yeri hekimleri kolumuz da burada bir değerlendirme raporu yayınlayacaklar. Bu raporlarda da bütün ayrıntılarıyla çıkabilecek sorunlar ve ne yapılması gerektiğini belirteceğiz.
Göçük alanının çok yakınına girilmesi zaten güvenlik açısından sakıncalı onu biz arzu etmiyoruz ama en az 500 metre kadar yaklaştırılıp orayı gözlemlememiz hatta oradaki kriz koordinasyon merkeziyle, oradaki işçilerle çalışanlarla görüşmemiz çok uygun olurdu. Örneğin sağlık çalışanları içeride hangi koşullarda çalışıyorlar. Bu TTB olarak bizi ilgilendiriyor. İçeri alınmama konusu son derece alıştığımız bir tavır ancak uygar ve demokratik bir kültür değil.”
Göçük altındaki işçilerin yaralı olarak çıkarılmaları durumunda civarda tam teşekküllü bir hastane bulunmamasını ise Bulut, şu sözlerle yorumladı:
“Burada solunum sorunları çok büyük sorun olacağı için ortopedi travmatoloji sorun olacağı için hastanelerde bunların eksikliğini gözlemleyebiliyoruz. İliç küçük bir ilçemiz ve hastanesi de yetersiz. Yakın yerlere götürülecektir çıkarıldıklarında. Bu sadece İliç’in sorunu değil Sivas ve Erzincan’ın bir çok ilçesinde benzer sorunla karşılaşıyoruz. Buraya 1,5 saat mesafede Erzincan Üniversitesi Hastanesi, 2,5 saat mesafede Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin hastanesi var ancak umarız ki canlı kurtulurlar çünkü dediğim gibi hem oksijensizlik sorunu yaşayacaklar hem sülfürik asidin akciğerler üzerindeki travmasını yaşayacaklar. İşçilerimizin sağlıkla kurtulmasını canla başla istiyoruz. Şöyle bir baskı olduğunu da biliyoruz konuşursanız işinizi kaybedersiniz ya da ileride işe alınmanız engellenir diye korku ikilimi yaratılmaya çalışılıyor. Bunlar doğru davranışlar değildir yurttaşlarımızı işsizlikle korkutmalarına gerek yok.”
]]>