Senaryosunu Derya Dobrişan’ın kaleme aldığı, yönetmenliğini Elçin Elmalıoğlu Karaahmet’in üstlendiği tek perdelik oyunda Ceren Tüysüz, Ferhat Karataş, Hüseyin Demir, İpek Uzkalan ve Tuğçe Güney rol alıyor.
Eskişehir Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde bu ay sahnelenmeye başlanan oyun, Kırım’da yaşayan Tatarların 14 Mayıs 1944’te Sovyet askerleri tarafından vagonlara bindirilmesi, yolculuk sırasında yaşananlar ve Tatarların yıllar sonra Kırım’a dönüşünü anlatıyor.
Kırım Tatarlarının gündelik hayatlarına dair kültürel unsurların da işlendiği yapıtta, oyuncular çeşitli Tatar ağıtları, deyimleri ve tekerlemeleriyle dönemin ruhunu sahneye taşımaya çalışıyor.
İsmail Gaspıralı gibi Tatar tarihinde öne çıkan isimlerin hatırlatıldığı oyunda, seyircileri anlatıya dahil edebilmek için sahne dışında bulunan farklı yollar da kullanılıyor. Başlangıçta vagon şeklinde kurulan koridorlarda bekletilen seyircilere, Kırım Tatar Sürgünü’ne dair bilgilendirici anons yapılıyor. Seyirciler, karanlıkta bir süre anonsu dinledikten sonra oyun salonuna girebiliyor.
“1,5 ay prova yaptık, sahneye çıktığımız her gün ağladık”
Yönetmen Elçin Elmalıoğlu Karaahmet, AA muhabirine, oyunda anlatılanların tamamının yaşanmış olmasının kendilerini çok etkilediğini söyledi.
Oyunun inşa sürecinde sürgünü yaşamış, tanıklık etmiş kişilerle çalıştıklarını belirten Karaahmet, bu durumun seyirci ile oyuncu kadrosu arasında önemli bağlar oluşturduğunu dile getirdi.
Konuştukları kişilerden bazılarının babasının sürgünü yaşadığını, kimilerinin küçük yaşlarda o trenlere bindirildiğini anlatan Karaahmet, “Henüz projenin başında onların hikayelerini duyar duymaz gözyaşlarına boğulmuştuk. Dolayısıyla sahnede sergilenenler tamamen gerçektir. İzleyiciler de öyle; kiminin babaannesi, dedesi, babası bir şekilde bunu yaşamış. Oyun için 1,5 ay prova yaptık, sahneye çıktığımız her gün ağladık.” diye konuştu.
Ekibin çok zor bir prova süreci geçirdiğini aktaran Karaahmet, gerçek olduğu bilinen her şeyin insanları etkilediğini vurguladı.
Seyircilerin vagondan geçerek yerlerini almasına değinen Karaahmet, “O atmosferi yaşamalarını istedik. O vagona giremeyen, bunu kaldıramayan seyircilerimiz dahi var. Oyuna girmeden ağlamaya başlayan seyircilerimiz var.” dedi.
“İnsanlığın ne kadar korkunç şeyler yaşadığını hissedebiliyorsunuz”
Oyunculardan Ferhat Karataş da “Hasret”in sergilendiği an ve sonrasının, bir oyuncuya hissedebileceği en güzel duyguları yaşattığını ifade etti.
Eserin, yükü ağır ve tarihsel gerçekliğe dayandığı için sorumluluğu fazla bir oyun olduğunu kaydeden Karataş, “Tiyatro anlamında hiçbir örneği olmayan bir oyun bu. Böyle bir şeyin ilk kez yapılması ve bunun içinde yer almak oldukça etkileyici.” değerlendirmesinde bulundu.
İpek Uzkalan, gerçeği olduğu gibi yansıtmaya gayret ettiklerini anlatarak, “Bunun için Kırım Tatarlarına yönelik araştırmalar yaptık, insanlarla görüştük. Eskişehir’deki müzeleri inceledik. Onların dillerini, sözlüklerini araştırdık. Kimi dostlarımız bizlere her kelimenin ne anlama geldiğini tek tek anlatarak yardımcı oldular. Çok çalışarak oyunu bu hale getirdik.” ifadesini kullandı.
En genç oyuncu Tuğçe Güney, turneler düzenlenmesi ve oyunun farklı şehirlerde izleyiciyle buluşmasını diledi.
İzleyicilerden Gönül Karasu ise oyunun seyirci için etkileyici olduğuna işaret ederek, geçmişi hatırlamanın önemli olduğunu vurguladı.
Karasu, “Tatar arkadaşlarımı hatırladım. Onların ne zaman göç ettiği, dedelerinin, babalarının hikayelerini hatırladım. Tarih boyunca insanlığın ne kadar korkunç şeyler yaşadığını hissedebiliyorsunuz. Oyunun şarkılarını ve yapısını çok beğendim.” görüşünü dile getirdi.
]]>İlk kez “Gala Konser” ve “Çardaş Prensesi” isimli operet ile perdelerini aralayan Antalya DOB, Haşim İşcan Kültür Merkezi’ndeki opera sahnesinde sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
Kurulduğu günden bu yana sahnesinde, Giuseppe Verdi, Giacomo Puccini, Gaetano Donizetti ve Pietro Mascagni gibi opera dünyasının önemli bestecilerinin tınıları yankılanan Antalya DOB, seçkin bale eserlerini ve müzikalleri de sahnesine taşıyor.
Sanat sezonunda birçok temsili kapalı gişe oynayan Antalya DOB, festivallerde, yurt içinde ve yurt dışındaki temsillerde de Türk kültüründeki eserlere yer vererek sanata katkıda bulunuyor.
“25 yıllık süreçte yaklaşık 700 bin kişiyi ağırladık”
Antalya DOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Akın Ulutaş, AA muhabirine, kurumun 5 Nisan 1999’da kurulduğunu anlattı.
Mevcut durumda 330 kişilik bir kadroya sahip olduklarını belirten Ulutaş,” “Başladığımız günden bugüne 35 opera, 43 bale, 12 müzikal ve operet, 366 konser sahneledik. 25 yıllık süreçte yaklaşık 700 bin kişiyi ağırladık. Konserlerimiz ve temsillerimiz hala seyircilerimizin yoğun ilgisiyle devam ediyor. Antalya DOB olarak her sene çıtamızı daha da yükseğe koyarak, daha güzel işler yapmaya gayret ediyor ve çok başarılı işler yapıyoruz.” diye konuştu.
Ulutaş, Antalya DOB’un kentte düzenlenen Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali’nde de aktif görev aldığını ve çok sayıda eseri sahnelediğini dile getirdi.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde de sanatseverlerle buluştuklarını belirten Ulutaş, “Bu zamana kadar Finlandiya, Almanya gibi çeşitli ülkelerde sahne aldık. Hatta bu sene Macaristan’da bir Türk operası olan ‘IV. Murat Operası’nı sanatseverlerle buluşturacak, ülkemizi temsil edeceğiz. Ayrıca bu 25 yılda sanatçılarımızın birçoğu yurt dışından ödüller aldılar. Orkestramız en başarılı orkestralardan biri seçildi. Bunlar da kurumumuz için oldukça gurur verici.” ifadelerini kullandı.
Antalya DOB’un her eserde seyircilerden aynı coşku ve sevgiyi gördüğüne dikkati çeken Ulutaş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Genel müdürlüğümüze bağlı 6 operadan en çok turist ağırlayan operayız. Bu da ayrı bir gurur ve mutluluk. Bu yıl 6 operamızın da biletlerine yoğun ilgi var. Türkiye’de opera ve baleye gittikçe artan bir ilgi var. Bu oldukça gurur verici bir tablo. Hemen hemen bütün operalarda biletler çıktığı anda tükeniyor. Biz en büyük keyfi seyircilerimizin alkışlarından aldığımız için bilet satışlarıyla da çok mutlu ve gururluyuz. Nice 25 yıllara diyoruz.”
“Şehir dışından izlemeye gelen daimi seyircilerimiz var”
25 yıldır kurumda çalışan Genel Müdürlük Sanat Danışmanı ve solist sanatçı Nurdan Küçükekmekçi ise kente geldiklerinde kendilerini kültür elçileri gibi hissettiklerini anlattı.
Bir nevi, Antalya’ya bu sanatı tanıtma görevini üstlendiklerini belirten Küçükekmekçi, “Bu nedenle bizim için çok önemli ve kutsaldı. Yıllar içerisinde geldiğimiz nokta gerçekten çok güzel. Bizi takip eden, şehir dışından izlemeye gelen daimi seyircilerimiz var. Bu da sanatsal ivmemizin yükseldiğini ve eser seçimlerimizin doğruluğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Antalya DOB Baş Rejisörü ve solist sanatçı Serhat Konukman da kurumun, İstanbul’dan sonra Türkiye’de nüfusuna göre en çok izleyici ağırlayan ikinci kent olduğunu söyledi.
Kurumun, sanatçıları, sahne arkasında teknik ve sanat ekibiyle oldukça başarılı olduğunu belirten Konukman, seçkin eserlerin sahneye konulmasında tüm ekibin büyük titizlikle çalıştığını sözlerine ekledi.
]]>Ankara Devlet Tiyatrolarınca sahnelenen, rejisörlüğünü Ayşe Emel Mesci’nin üstlendiği, usta yazar Kemal Tahir’in Devlet Ana romanı tiyatro sahnesinde bu ay dünya prömiyerini yaptı. Devlet Ana oyunun biletleri 1 dakika içinde bitti ve bir rekora imza attı.
Ayşe Emel Mesci, oyunun ilk temsilini verdiği Cüneyt Gökçer Sahnesinde, AA muhabirine, romanın oyuna aktarılma süreci ve esere yönelik açıklamada bulundu.
Mesci, Devlet Tiyatroları sahnesinden 10 yıl uzak kaldığını ve yeniden eser üretmeye başladığı için mutlu olduğunu söyledi.
1970’lerde Kemal Tahir romanlarındaki Orta Asya kökenli, göçebe toplum düzeninin sıkça tartışıldığını belirten Mesci, “Bütün tarihçilerin, roman yazarlarının, politikacıların üzerinde durduğu romanlardı Kemal Tahir’in Devlet Ana, Kurt Kanunu ve Yorgun Savaşçı eserleri.” dedi.
Mesci, eserde Anadolu medeniyetleri üzerine gelen göçlerin kendi kültür mirasını taşıdığını ve şaman kökenli hikaye anlatıcılığının daha sonra semavi semahlara dönüşmesinin sahneye yansıdığını söyledi.
“Doğu operası ve Shakespearean bir anlayışla oyunu sahneledik”
Seyirci karşısına çıkarak ilk takdiri kazandıklarını belirten Mesci, “73 yaşındayım ve 58 yıldır sanatın içindeyim. Yıllardır Anadolu mitosları, destanları, seyirlik oyunları üzerine uzun zamandır çalışıyordum. Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü ikinci sınıf öğrencileri ile her yıl antik tiyatrolarda bir antik metni çalışıyoruz. Bu kazanımlarımı Devlet Ana’ya yansıttım. Bütün sanatların sentezinden çıkacak bir tiyatro anlayışım olduğu için doğu operası ve Shakespearean bir anlayışla oyunu sahneledik.” dedi.
Rejisör Mesci, şunları kaydetti:
“Tarihsel romanda hikayelerin kopmamasına önem verdik. 60 kişilik bir ekip oynuyor. Oyunda 27 tablo var ve bu sahneler 1290 ile 1300 yılı arasında geçiyor. Sıçramalı bir tarih akışı var. Bir sahne kös meydanı, diğer sahne Osman Bey’in obasında geçiyor. Bu sıçramalı akışı seyirciye aktarmak için her sahnenin kendi özgün çalışmasını yapmak gerekiyordu. Bunu doğru aktarabilmek için çok büyük mücadele verdim.”
“Kemal Tahir oyunu izleseydi ne düşünürdü ve 2024’ten bu romanı nasıl görürdü” diye zaman zaman düşündüğünü ifade eden Mesci, Kemal Tahir’in Devlet Ana’yı yazarken derinlemesine tarih okuyarak araştırma yaptığı dönemle, bugünün eş değer olmadığını söyledi.
Ayşe Emel Mesci, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Oyunda çok mert insanlarla karşı karşıyayız. Eser, Kuran-ı Kerim’in, Allah’ın son elçisi Hz. Muhammed’in söylediklerinin devamını, aynısını vurguluyor. Yani ‘Toprağın mülkiyeti Allah’ındır. Anadolu’da çok temel bir husus bu ilke. Oyunda kadın-erkek eşitliğini görüyoruz. Kadınların hepsi eşit bir şekilde düşmana karşı savaşıyorlar. Kadınlar aynı zamanda yiğit savaşçılar yetiştiriyor. Kayı boyu ve diğerlerinde ırk, dil ayrımı yok, Kemal Tahir bunu çok güzel işlemiş biz de sahneye yansıtmaya çalıştık. Tasavvufi açıdan bakıldığından insana değer veren ilkelerin olduğu, birbirine destek veren insanların ve çok iyi savaşçıların yetiştiği bir dönem ve iyi bir şekilde sahneye taşıdığımı düşünüyorum.”
Bu tarz büyük oyunların Devlet Tiyatroları haricinde yapılamayacağının altını çizen Mesci, DT’nin sorumlukları olduğunu, hem öğretici, eğitici hem de eğlenceli oyunları hakkıyla yapabildiğini söyledi.
“Devlet Tiyatroları olmasa bu ülkenin kültürü çok geri gider. Osmanlı’yı da, Cumhuriyeti de yeni ve yabancı yazarları sahneye taşıyorlar. Çok görevi var Devlet Tiyatrosunun. İzleyiciler, 3 saatlerini diziye vereceklerine gelip izlesinler.” diyen Mesci, faydalı ve doğru bir oyun çıkardıklarına inançlarının tam olduğunu kaydetti.
“Devlet Ana, Osmanlı Devletinin yönetimi biçiminin simgesi”
Devlet Ana’yı (Bacıbey) canlandıran oyuncu Mehtap Öztepe, Ayşe Emel Mesci’nin yönetmenliğiyle böylesine zor bir oyunun sahnelenmesinden çok mutlu olduklarını söyledi.
Öztepe, “Devlet Ana, Osmanlı Devleti’nin yönetimi biçiminin simgesi. Kadının sert karakteri, koruyuculuğu, anaçlığı, kadın olması, yönetim anlayışının göstergesi. Sert bir karakter, koruyucu ama kadın. Kadına saygı duyuluyor.” dedi.
Oyunda didaktik bir dil kullanıldığını ve şiirsel bir anlatımın kullanıldığını vurgulayan Öztepe, “Kemal Tahir’in bir eserini oynamak bizim için büyük mutluluk, seyircimizin de seveceğini düşünüyoruz.” dedi.
Ertuğrul, Osman ve Orhan Bey’in hikayesi
Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı Osman Bey’i canlandıran Kutay Sungar, kapalı ve yoğun bir prova süreci geçirdiklerini ama prömiyer ile gelen seyirci yorumlarının ekibe mutluluk verdiğini söyledi.
Kariyeri boyunca Genç Osman, IV. Murad’ı oynadığını ama Osman Bey karakterini oynamadığını, daha farklı olduğunu belirten Sungar, şunları kaydetti:
“Genç Osman’da Osman’ın hikayesi anlatılıyordu ama Devlet Ana’da sadece Osman Bey değil, bir boyun hikayesi anlatılıyor. Tek bir karakterin, kahramanın hikayesi değil ve dediğiniz gibi edebiyatımızın en önemli romanlarından birisi. Sonradan imparatorluğa dönüşecek ve ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına giden süreci getirecek tarihin ilk kısmını anlatıyoruz. Kemal Tahir’in 650 sayfalık romanın özünü sahneye aktarabildik diye düşünüyorum. Romanda olan ama sahnede olmayan bir şey var mı diye düşünüyorum ama her şeyi anlattık tiyatroyu baz aldığımızda.”
“Görkemli bir roman uyarlaması”
Hikayenin anlatıldığı dönemin bugüne göre daha zor yıllar olduğunu belirten Sungar, oyunun ilk sahnelerinde Osman Bey’in Ertuğrul Bey’in vekili olarak görüldüğünü ve çok büyük bir Ertuğrul Bey karakterinin sahnede yer aldığını söyledi.
Oyunun ortalarında önce bey sonra atalarına başkaldıran bir Osman Bey karakterini seyircinin izleyeceğini belirten Sungar, “Görkemli bir roman uyarlaması. Türk Dil Kurumu ödülü almış ve çok hoş bir Türkçesi olan bir roman Devlet Ana. Tarihe kurgusal da olsa objektif yaklaşan ve kültürümüzün, Osmanlı Devletinin kuruluş felsefesini anlatan bir oyun izleyecek seyircimiz. Ankaralı sanatseverleri oyunumuza bekliyoruz.” dedi.
Osman Özkan’ın romandan uyarladığı iki perdelik oyunda, dekor tasarımını Murat Gülmez, kostüm tasarımını Gazal Erten, ışık tasarımını Yakup Çıtak üstlendi.
Oyunun müziklerini usta müzisyen Tuluyhan Uğurlu’nun yaptığı, dramaturgisi Ali Berktay’a ait olan eser bugün, yarın, 2, 3, 4 Nisan’da Cüneyt Gökçer’de sanatseverlerle buluşacak.
]]>Tamer Karadağlı, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla, göreve geldiği günden bugüne yaptığı çalışmaları ve yeni projelerini AA muhabirine anlattı.
Göreve gelir gelmez DT çalışanlarının özlük haklarında düzenlemeye gidilmesi için çalışmalar yaptıklarını belirten Karadağlı, dinamik ve atak bir yönetim tarzı izlediklerini, Türkiye’nin en güzide kurumlarından biri olan DT’de arada ufak tefek aksaklıkların yaşanmasının da doğal olduğunu söyledi.
Devlet Tiyatrolarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, sadece oyunculardan ibaret olmadığını, teknik ekip, idari kadrosuyla herkesi kucaklamaya çalıştıklarını belirten Karadağlı, “Çalışanlarımızın özlük haklarını koruyabilmek en önemlisi.” dedi.
“Yüzyıllık Destan: Savaş” 19 Mayıs’ta prömiyer yapacak
Karadağlı, DT repertuarını genişlettiklerini, daha önce hiç oynanmamış, romandan oyunlaştırılan oyunlara yöneldiklerini belirterek, eskiden 3-5 senede bir oynayan oyunların tekrar sahnelendiğini ve bu anlayıştan biraz vazgeçtiklerini söyledi.
Göreve geldiğinde ilk işlerden birisinin Cumhuriyetin 100’üncü yılına özel bir üçleme olan “Yüzyıllık Destan: Ateş” oyununu sahnelemek olduğunu belirten Karadağlı, “Yüzyıllık Destan: Savaş ikinci oyunumuz ve 19 Mayıs’ta prömiyer yapacak. ‘Yüzyıllık Destan: Bayrak’ üçüncü oyun da 30 Ağustos’ta seyirciyle buluşacak.” dedi.
Devlet Tiyatrolarının oyunlarına özel, yeni afiş tasarımı ve oyun tanıtım videolarının ilgi çektiğini kaydeden Karadağlı, hayatı, gençleri yakalamanın önemli olduğuna işaret etti.
“Bizim toprağımızın hikayelerini anlatmak çok önemli”
Karadağlı, “Benim özel sektörden geliyor olmamın avantajlarını kullanarak, daha insan odaklı bir afiş tasarımına gittik. Belki de pek çok oyuncu arkadaşımız afişlerde kendini göremeyecek. Bizim afişlerimiz biraz klasikti. Şimdi en güzel, en insan odaklı ifadeleri bulmaya çalışıyoruz. Afişler ilgi çekti ve faydasını gördük. Tiyatro interaktif bir iştir, canlıdır. Görsel olarak sosyal medyayı kullanmamız adına videoların çok faydası oldu.” dedi.
Yakın zamanda sahneye konulan Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği, Kemal Tahir’in romanından uyarlanan Devlet Ana oyununun başarı yakaladığını belirten Karadağlı, “Yeni sanat sezonunda bir dengeleme yapacağız eserler arasında. Romandan uyarlanan eserlerimiz ve klasiklerimiz olacak. Yerli yazarlara da önem veriyoruz ve bu dengeyi kurmamız gerekiyor. Bizim toprağımızın hikayelerini anlatmak çok önemli. Klasiklerimiz de olacak, toprağımızın hikayeleri de olacak.” diye konuştu.
“Bugün, bütün oyunlarımızı ücretsiz oynuyoruz”
Karadağlı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hem meslektaşlarımın hem de seyircilerimizin 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutluyorum. Bugün, bütün oyunlarımızı ücretsiz oynuyoruz. Salgın döneminde Devlet Tiyatroları özel tiyatrolara sahnelerini açmıştı, açmaya da devam edeceğiz. Devlet Tiyatroları, Türkiye’deki en büyük sanatsal kurum, bir yerde hamilik görevimiz de var. Tabii yardımcı olacağız, boş günlerimizde sahnelerimizi açacağız. Ama her zaman sahnelerimizi açamayız, bunun bir dengesini kurmak gerekiyor. Kızılay’daki 75. Yıl Sahnemizi sadece tahsisler için ayırdık. Diğer sahnelerimizin kapılarını da bizim oynamadığımız günlerde özel tiyatrolara açmaya devam edeceğiz.”
Çok iyi bir ekiple çalıştığını, geldiği günden bugüne çok koşturduğunu, çaba harcadığını ifade eden Karadağlı, her yere oyun götürmek istediklerini söyledi.
Devlet Tiyatrolarının bilet fiyatlarını özel tiyatrolara nazaran oldukça uygun fiyatlarda satışa sunduğunu belirten Karadağlı, şunları kaydetti:
“Londra, New York’a gittiğinizde müzikal izlemek istediğinizde biletler tükenmişse karaborsadan bilet alınıyor ve çok pahalıdır. Biz kar amacı gütmeyen bir kurum olduğumuz için bilet fiyatlarını çok düşükte tutuyoruz. Bizim için önemli olan sanatı, tiyatroyu insanlarımıza yayabilmek. 2023-2024 sanat sezonunun başladığı ekim ayından bugüne 201 oyunla 4 bin 84 temsil gerçekleştirildi. 1 milyon 247 bin 601 seyirciye ulaşıldı. Seyirci sayımızda geçen seneye göre yüzde 10’luk bir artış var. Bu mutluluk verici bir rakam. Demek ki afiş, tanıtım videosu ve repertuvarımızın farkı varmış ki, halkımız teveccüh gösteriyor.”
Yunanistan ile ortak Romeo ve Juliet oyununun provaları sürüyor
DT’nin oyun yazımlarında yapay zeka kullanımına ilişkin de değerlendirmelerini paylaşan Karadağlı, “İnsan odaklı gittiğimiz için yapay zeka oyunu yazdırır mıyız? Sanmıyorum. En azından yakın bir tarihte değil. Belki daha sonra denenebilir, o da deneysel olacaktır.” dedi.
Türkiye ile Yunanistan ortak yapımı Romeo ve Juliet oyunundaki çalışmalara ilişkin bilgi veren Karadağlı, ilk kez sahnelenecek oyunun provalarının Yunanistan’da devam ettiğini, Yunan Pire Şehir Tiyatrosu ile birlikte sahneleyeceklerini söyledi.
Gelecek hafta kendisinin de Yunanistan’a bir ziyaret gerçekleştirerek provaları izleyeceğini belirten Karadağlı, oyunun son yıllarda Yunanistan ile kültürel ve ekonomik yakınlaşmanın da bir göstergesi olduğuna dikkati çekti.
Farklı ülkelerle de bu tür projeleri gerçekleştireceklerini ifade eden Karadağlı, şöyle konuştu:
“Biz hem kendi tiyatromuzu, ulusal tiyatromuzu yurt dışında tanıtmakla mükellefiz aynı zamanda da yurt dışıyla çok yakın temas halinde olmamız gerekiyor. Biz her yıl bir sürü festival yapıyoruz. Yurt dışından onlarca tiyatroyu davet ediyoruz. Onları ağırlıyoruz en iyi şekilde. Bu kültürel alışverişin giderek artması gerektiğine inanıyorum ben, çok büyük faydası oluyor çünkü ülkeler arası ilişkilerde. Ülkelerin kültürel ilişkisinin bu kadar yakın olması aslında birçok problemi ortadan kaldırabiliyor. Çünkü sanat öyle bir şey, güzellik katıyor, barış katıyor, yakınlaştırıyor ülkeleri. Devlet Tiyatrolarının Türk dünyası ülkelerle de yeni çalışmalar planlıyoruz.”
“Devlet Tiyatrolarının ABD ve İngiltere’ye turne yapmadığını öğrendim”
Türk tiyatrosunun yurt dışında sahnelenmesine ilişkin projelerini anlatan Karadağlı, bu zamana kadar Devlet Tiyatrolarının ABD ve İngiltere’ye turne yapmadığını öğrendiğini söyledi.
Tamer Karadağlı, “En büyük hayallerimden biri, Amerika Broadway’de 3, 4 gün bir Türk müzikalini sahneleyebilmek. Apartman boyunda afişlerimizi orada asabilmek ve orada sahneye çıkabilmek, Devlet Tiyatrosunu orada da gösterebilmek. Umuyorum önümüzdeki sene olacak ve Devlet Tiyatrolarının 75’inci yılına denk gelmiş olacak. Kendi topraklarımızın hikayesini en iyi şekilde anlatacağımız bir oyun olursa, bir müzikal olursa, dansıyla, şarkılarıyla, oyunuyla, bundan daha güzel bir şey olamaz.” dedi.
Bu gibi büyük projelerin hazırlanmasının zaman aldığını vurgulayan Karadağlı, 2025’te, DT’nin kuruluşunun 75’inci yılında hayata geçirmek istedikleri bu proje için Devlet Opera ve Balesi, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü gibi kardeş kurumlardan da faydalanabileceklerini belirtti.
“Oyun sayımızı artırabiliriz ama sahne sayımız yeterli değil”
DT Genel Müdürü Karadağlı, yeni sanat sezonu hazırlıklarının başladığını, her sene oyun sayısını ve performansı artırmak istediklerini belirterek, “Yeni sahneler de açıyoruz. Geldiğimden bugüne 4 sahne açtık. Bu tiyatrolara en iyi oyunlarımızı gönderiyoruz, yerleşik hale gelmelerini sağlıyoruz. Oyun sayımızı artırabiliriz ama sahne sayımız yeterli değil. Bu limitler içinde hareket etmemiz gerekiyor. Yakın zamanda Düzce Devlet Tiyatrosu da perdelerini açacak.” dedi.
Öte yandan, kendisinin de oyunlarda rol almasına ilişkin Karadağlı, “Ben şimdi tiyatro için uğraşmalıyım. Daha sonra, ikinci yıl belki, sistem iyice oturur, ben de oyun oynayabilirim. Şu anda arkadaşlarım için, tiyatro için uğraşıyorum.” diye konuştu.
]]>John Steinbeck’in yazdığı, çevirmenliğini Zeynep Avcı’nın üstlendiği oyunda, bu sezon yaşlı çiftlik çalışanı Candy’nin köpeğini, Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı ve eşi Dinçer Yılmaz Sigalı’nın sahiplendiği Şebo oynadı.
Sokağa terk edilen Şebo’nun sahneye uzanan yolculuğu, yaklaşık bir yıl önce yağmurlu bir günde Dinçer Yılmaz Sigalı’yla karşılaşmasıyla başladı. Sigalı’nın montuna sarıp eve götürdüğü Şebo sevimliliğiyle eşi Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı’nın da dikkatini çekti.
Kocaeli Şehir Tiyatrolarında sahnelenen “Fareler ve İnsanlar” oyunundaki “Dolores” rolü için yeni bir köpeğin arandığı dönemde provalara katılan Şebo rolü aldı ve sezon boyunca sahnelenen tüm oyunlarda Candy’nin köpeği olarak sahneye çıktı.
Tiyatroseverlerin en sevdiği oyunculardan biri haline gelen Şebo, gelecek sezon da sahnede olacak.
“Şebo oyun bitiminde fuayede seyirciyle buluşuyor”
Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı, AA muhabirine, oyun için köpek aradıkları dönemde Şebo’yu sokakta terk edilmiş halde bulduklarını söyledi.
Köpeği tiyatroya alıp provalara soktuklarını dile getiren Sigalı, çok akıllı olması, oyuncularla iyi anlaşması ve tüm komutları yerine getirmesi sayesinde onu oyuna dahil ettiklerini kaydetti.
Sigalı, Şebo’nun yaşlı çiftlik çalışanı Candy’nin köpeğini oynadığı aktararak, “Aslında romandaki köpek oldukça yaşlı ve biraz bakımsız bir köpek fakat bizim öyle bir olanağımız yok. Oyunun belli bir yerinde yaşlılığından dolayı daha fazla acı çekmesini istemedikleri için Şebo’yu öldürüyorlar. Oldukça çarpıcı ve çok duygusal bir sahnesi var.” diye konuştu.
Birinci perdenin sonlarına doğru Carlson’ın Dolores’i canlandıran Şebo’yu senaryo gereği sahne dışında öldürdüğünü anlatan Sigalı, “Seyirci çok üzülüyor bu duruma. Ciddi tepkiler oluyor. Ağlayanlar olduğunu biliyorum. Bundan dolayı da perde arasında seyirci arasında dolaştırıyoruz. Oyun bitiminde de fuayede seyirciyle buluşuyor Şebo.” ifadelerini kullandı.
Sigalı, Şebo’nun oyunculardan daha fazla ilgi çektiğine işaret ederek, “Oyunculardan daha çok tebrik alıyor. Şebo’yu görmek için bilet alan seyircimiz var. Fareler ve İnsanlar’ı belki üçüncü veya dördüncü defa izliyor. ‘Bu sefer de Şebo’yu izleyeyim’ diye gelen seyircimiz var.” dedi.
Şebo’nun bu sezonki oyunlarda sahne aldığını ve gelecek sezon da aralarında olacağını dile getiren Sigalı, “Sonra yeni bir maceraya atılıp belki sokakta mağdur olmuş başka bir köpeğimizi, can dostumuzu sahiplendireceğiz. Yani bir an önce yeni bir köpek bulalım, sahneye çıkaralım, seyirci onu sevsin, ondan sonra da sahiplendirelim gibi bir durumumuz var.” dedi.
Oyunun 8 yıldır repertuarlarında olduğunu ve kapalı gişe oynadıklarını belirten Sigalı, şöyle devam etti:
“Şebo bu rolde dördüncü oyuncumuz. İlk üç oyuncuyu sahiplendirdik. Her iki sezonda bir Fareler ve İnsanlar oyununda sokaktan, barınaktan bulduğumuz can dostlarımızı insanlarla buluşturup sahiplendiriyoruz. Belki de biraz hayatlarını kurtarıyoruz. Şebo’ya evde bakıyorduk eşimle bu sürede. Onu çok sevdik ve sahiplendik. Şimdi hem tiyatromuzun oyuncularından biri hem de bizim köpeğimiz olarak yaşamına devam ediyor.”
Sigalı, sokağa tek edilmiş çok sayıda canlı olduğuna dikkat çekerek, insanlara sokaktaki muhtaç hayvanları sahiplenme çağrısında bulundu.
“Şebo sayesinde köpek fobimi yendim”
Dinçer Yılmaz Sigalı da Şebo’yu bir yıl önce yağmurlu ve fırtınalı bir günde sokakta bulduğunu, boynundaki tasma izinden sokağa yeni terk edildiğini tahmin ettiğini anlatarak, “Dayanamadım, montumun içine soktum ve eve götürdüm. Yıkadım sonra eşime sokakta bir köpek bulduğumu söyledim. O da ‘Getir bir bakayım.’ dedi. Öyle başladı maceramız.” ifadelerini kullandı.
Şebo’nun rol arkadaşı tiyatro oyuncusu Cüneyt Gürbüz de geçmişte bir köpek tarafından ısırıldığını, bu nedenle rol kendisine teklif edildiğinde biraz tedirgin olduğunu kaydetti.
Gürbüz, Şebo’nun güzel huylu bir köpek olduğunu, onun sayesinde köpek fobisini de yendiğini dile getirerek, “İnanılmaz, çok keyifli bir partner. Sahnede ne yapacağını çok iyi bilen bir partner. Onunla oynamak benim için büyük bir keyif.” dedi.
]]>Mühendis, diş hekimi, öğretmen, psikolog ve yönetmen gibi çeşitli mesleklerden bir araya gelenler tarafından “Nafız Gürcüali Türk Tiyatrosu” bünyesinde kurulan topluluk, oyunlarını Prizren’deki sahnelerin tadilatta olması veya tiyatroya uygun olmaması nedeniyle şehrin tarihi Lumbardhi Sineması’nın holünde sergiliyor.
Bir dönem sinemada gösterimde olan filmlerin saklandığı odayı kulis olarak kullanan oyuncular, provalarını ısıtma ve soğutma sistemi bulunmayan sinema salonunda yapıyor.
Son olarak Polonyalı yazar Slawomir Mrozek tarafından kaleme alınan “Açık Denizde” adlı oyunu sahneye koyan yönetmen Kamer Şimşek ve oyuncular, çalışmaları, tiyatro tutkuları, karşılaştıkları zorluklar ve beklentileriyle ilgili AA muhabirine konuştu.
Oyuncular kendi sahnelerinin olmasını istiyor
Trakya Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu Şimşek, Kabare Kabare’yi şehirde alternatif bir sahne oluşturma fikriyle kurduklarını söyledi.
Bugüne kadar yaklaşık 10 oyuncunun katılımıyla 4 oyun sahnelediklerini belirten Şimşek, “Kabare Kabare, 4 yıl önce bir arkadaş topluluğunda ‘Beraber tiyatro hakkında bir şeyler yapabilir miyiz, alternatif bir sahne kurabilir miyiz, tiyatroyu tiyatro sahnesinden dışarı çıkarıp farklı mekanlarda da oyunlar sergileyebilir miyiz?’ fikriyle doğdu. Bu da 4 yıldır devam ediyor.” diye konuştu.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu Amir Abdula, ekibin, profesyonel alanlarında çalışmalarına devam ettiğini aynı zamanda Türk tiyatrosunun yaşaması için tiyatroya emek verdiğini anlattı.
İleride çalışmalarını daha profesyonel bir alana taşımayı düşündüklerini dile getiren Abdula, “Şu an biz hep başka yerlerde, boş olan yerlerde oynuyoruz. Kendi yerimizin olmasını istiyoruz ya da prova yapabileceğimiz bir alanın olmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Telekomünikasyon Mühendisliği Bölümü mezunu Ferda Derviş Tatar, oyunculuğa 2016’da üniversite eğitimini tamamlayıp Kosova’ya döndüğünde başladığını anlatarak, “Tiyatroda yer almak beni çok mutlu ediyor. Kendimi çok güvende, iyi hissettiriyor. Yaptığımız işlerin halk tarafından beğenilmesinin de beni ayrıca mutlu ettiğini söyleyebilirim.” görüşünü paylaştı.
Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu Venhar Gjini, Kabare Kabare bünyesinde çok güzel bir ortam oluşturduklarını, oyunlarını Prizren’de sadece tiyatro yapılan bir alanda sahnelemek istediklerini ifade etti.
Levent Bütüçi, 8 yaşında başladığı oyunculuğu yaklaşık 25 yıldır sürdürdüğünü belirterek, tiyatro ile Kosova’nın çok etnikli yapısına katkıda bulunmayı amaçladıklarını vurguladı.
Kosova Türk Tiyatrosu, resmi kayıtlara göre 1930’lu yıllarda Karagöz ve Hacivat gösterileri ve orta oyunların sahnelenmesiyle çalışmalarına başlamış, 1980’li yıllarda altın çağını yaşamıştı.
Çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalan Türk tiyatrosunu, Kabare Kabare’nin yanı sıra “Art Theatre” tiyatro topluluğu da aktif şekilde temsil ediyor. Topluluklar genelde Kosova Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı gibi kuruluşların sağladığı sembolik desteklerle yılda 1 veya 2 oyunu sahnelemeye gayret gösteriyor.
Topluluklar ayrıca yıl boyunca Türkiye’de düzenlenen festivallere de katılarak oyunlarını sahneliyor.
]]>Tek perde sahnelenen ve 6 yaş üstü çocuklara hitap eden oyun 45 dakika sürdü. Çocuklarla interaktif bir şekilde sahnelenen oyun, izleyicilerin beğenisini aldı.
Oyunun ardından Özek, AA muhabirine, oyunu 1990’lı yılların başında yazdığını ve şimdiye kadar dünyanın birçok ülkesinde sahnelediklerini belirterek, “Bugünlerde devlet tiyatrolarının bir yeni atılım içinde bulunması, kuklayı önemsemesi ve kendi geleneğimizdeki tiyatroya özel bir alan açmasıyla Çöp Canavarı, Devlet Tiyatroları sahnesinde yer alabildi. Bu açıdan son derece mutluyum.” dedi.
Sahnelenme sürecinde Karagöz sanatçısı olmadan hazırlık yaptıklarına işaret eden Özek, şunları kaydetti:
“Konservatuvardan mezun olmuş, klasik oyunculuk eğitimi almış oyuncularla bu işi yapmamız gerekiyordu. İşin en büyük zorluğu buradaydı. Tabii ki benim de konservatuvar kökenli olmam nedeniyle oyuncularla çok rahat iletişim kurabildik. Onlara bir Karagöz sanatçısının nasıl hareket ettiğini, perde arkasında figürleri nasıl tuttuğunu, bileğini nasıl bükmesi gerektiğini, Karagözü elini ve gövdesini tek bir el içinde nasıl oynatabileceğini öğretmeye, göstermeye çalıştım. Hepsiyle tek tek uğraştım. Onlar da yılmadı ve bu işi başarmak için azmettiler. Gerçekten de bugün birçok Karagöz sanatçısına taş çıkaracak başarıda bu oyunu seyirciye ulaştırmasını bildiler.”
“Çöp Canavarı çevre kirliliğini konu alıyor”
Hacivat’ın Karagöz’ü balık tutmaya davet etmesi, Karagöz’ün de bahar geldiği için temizlik yapmak istemesiyle başlayan oyunun çevre kirliliğini sahneye taşıdığını ifade eden Özek, “Evde bir sürü ıvır zıvırın biriktiğini ve bunları atmak istediğini belirtiyor. Neticede eline ne geçerse denize atıyor. Denizin içinde bütün bu çöpleri yiyen bir çöp canavarı olduğunun farkında değil. Artık Karagöz denize balık avlamaya çıktığında yine eline geçenleri denize atmaya devam ediyor. İşte bu sırada çöp canavarı artık dayanamıyor ve Karagöz’e bütün bu çöpleri iade etmeye başlıyor. İade sırasında oldukça sinirleniyor çöp canavarı ve bir anda Karagöz’ü yutuveriyor. Yuttuktan sonra da birçok gelişmeler oluyor. Bütün bu gelişmeleri merak ediyorsak bence oyunu seyretmeye değer.” değerlendirmesini yaptı.
Karagöz ve Hacivat’ın tarihten bugüne günceli her zaman yakalamayı başaran bir mizah türü olduğuna dikkati çeken Özek, “Tabi ki yalnız günlük olaylar Karagöz’ün dağarcığında yer almadı. Bunun dışında gerçeküstü hikayeler ve aşk hikayeleri de Karagöz’de her zaman yer aldı. İşte biz günümüzde Karagöz’ü devam ettirmek istiyorsak Karagöz’ü iyi anlamamız gerekiyor. Karagöz’ün günü anlattığını anlamamız gerekiyor. O zaman Karagöz’ümüz başarıya ulaşacak. Bu oyunumuzda bugünün sorunundan dem vurmaya çalıştık. Umarım başarılı olmuşuzdur.” şeklinde konuştu.
“Dinamik ve güçlü bir sahne arkası oldu”
Oyunculardan Gökçe Kurt Elitez ise Cengiz Özek’in uzun yıllardır icra ettiği oyunun bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Çalışmanın dinamik ve çok güçlü bir sahne arkası olduğunu vurgulayan Elitez, “Oyun üzerine ekip olarak çalıştık Devlet Tiyatrosu’nda. Normalde hayalbazlar sahne arkasında tek başlarına bütün figürleri oynatırlar fakat Devlet Tiyatrosu’nda biz bunu birkaç arkadaşımız birlikte paylaştık.” şeklinde konuştu.
Elitez, oyunun konusu ve amacına ilişkin ise “Hem çocuklara kendi kültürümüz olan milli değerimiz olan gölge sanatını Karagöz ile anlatmak hem de doğamızın korunmasına dair mesajı geleneksel oyunumuzla vermek amacımız.” görüşünü paylaştı.
Çöp Canavarı oyununda tiyatro oyuncuları Onur Soysal Pehlivan, Kamil Gençtürk ve Burak Çağlar da kuklaları oynatan isimler arasında yer alıyor.
]]>İlk olarak Çanakkale Zaferi’nin 100. yıl dönümünde 2016’da sahnelenen oyuna dair AA muhabirine konuşan Devlet Halk Dansları Topluluğu Sanat Yönetmeni Yıldız Çankaya Sargın, yoğun bir çalışma yaptıklarını belirterek, oyunun Çanakkale şehitleri anısına hazırlandığını söyledi.
Sargın, oyunda, Çanakkale’de yaşananları bir hemşirenin gözünden anlattıklarını belirterek, “Onbeşlilerimizin, Mehmetçiğimizin elinde can verdiği, vatan uğruna verilen canların acısını hisseden bir hemşirenin anlatımıyla geçiyor oyun. Aynı zamanda burada neden olduklarını, ne için ve ne uğruna savaştıklarını bilmeyen, bu savaşı aslında baştan kaybeden Anzakları da anlatıyoruz.” dedi.
Bundan önceki oyunlarda seyirciden büyük takdir gördüklerini anlatan Sargın, şöyle devam etti:
“Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’mızın da meşalesidir, Cumhuriyet’imizin kuruluşunun kapısıdır. Bu anlamda önem arz ettiğini düşünerek biz tüm yüreğimizi ortaya koyarak çalıştık. Bizim oyunumuzu izleyip ‘Bir gecede Çanakkale tarihini öğrendi benim yavrum’ diyen velilerimiz geldi. Bunlar bizi çok mutlu ediyor. Arzuladığımız şey seyircimizin duygularına ulaşmak. Buna ulaşabilmek için hem görsel hem işitsel hem içinde sinemanın, dansın ve dış sesin olduğu bir zaman tünelini açıp, bizi o döneme götürecek bir şey denemiş olduk.”
Sargın, uzun zaman sonra yeniden sergilenecek oyuna İstanbul’daki tüm tiyatroseverlerin gelmesi temennisinde bulundu.
“O dönemin insanının duygularını anlamaya çalışıyoruz”
Oyunda dansçı ve repetitör olarak görev yapan Ceyhun Yıldırım, “Topluluğumuz bu projeyi Çanakkale Zaferi’nin 100. yılında ilk kez sahnelemişti. Şimdi zaferin 109. senesinde ve Cumhuriyet’imizin 100. yılında tekrar bu önemli eseri sahneleme fırsatı bize doğdu. Bizim için çok kıymetli, çok duygu yüklü anlar yaşıyoruz provada. Temsil anında da elbette aynısı olacak.” ifadelerini kullandı.
Yıldırım, tüm ekibin Çanakkale ruhuna bürünerek rollerini icra ettiğini anlatarak, şunları aktardı:
“O dönemin insanının duygularını anlamaya çalışıyoruz. Bu elbette mümkün değil ama ‘Bir Hilal Uğruna’ eseri, topluluğumuz için ve biz emek veren dansçılar için çok kıymetli. Çok çaba sarf ettik, çok kıymetli provalar yaptık. Bu işin bir parçası olmaktan, o tarihi zaferi yeniden sahneye uyarlayan ekibin bir parçası olmaktan çok mutluyuz ve çok gururluyuz.”
“Umarım seyirci de benim hissettiğim duyguları yaşar”
Projede yer alan tiyatro, dizi ve sinema oyuncusu Azra Bölek Güllü, Devlet Halk Dansları Topluluğunda 18 yıldır görev yaptığını dile getirerek, “Biz bu projeyi daha önce 2016’da Ankara’da canlandırdık ve etkisi hala üstümde. O zaman oyunculuk kısmında yer almamıştım ama şu an oyuncu olarak da yer alacağım.” dedi.
Güllü, oyunda ana karakterlerden hemşireyi canlandırdığını kaydederek, “O dönemki savaşa, o küçücük çocukların ölümüne şahit olan, yardım etmeye çalışan, bütün acıyı hisseden bir kadını canlandırıyorum. Şu an bile düşündükçe ve konuştukça tüylerim ürperiyor aslında. Önemli karakterlerden biri benim için. Umarım seyirci de benim hissettiğim duyguları yaşar ve benimle beraber heyecanlanır.” görüşünü paylaştı.
“350 kişilik bir kadroyla çıkacağız sahneye”
Oyunun sahne amiri olarak görev yapan Vehbi Bora Kılınç ise “1915 Bir Hilal Uğruna”nın multidisipliner bir oyun olduğunu belirterek, “350 kişilik bir kadroyla çıkacağız sahneye. Görsel bir şov olacak. Dans, görüntü, müzik, efektler ve dekorlar bunu tamamlayacak.” diye konuştu.
Kılınç, tek sahnede farklı grupları idare etmenin zor bir görev olduğuna dikkati çekerek, “Devlet Halk Dansları 60 kişiden oluşuyor. Onun dışında çocuk topluluğumuz ve gençlik topluluğumuzu bir araya getirdiğimiz uzun provalar olacak. Sahne provaları, çizgi provaları, ışık provaları, dekor provaları, kostüm provaları… Ama yetiştireceğiz.” dedi.
Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yılında başta Mustafa Kemal Atatürk ve savaşta şehit düşen askerlerin anısına saygı niteliği taşıyan “1915 Bir Hilal Uğruna”, 19 Mart saat 21.00’de AKM’nin Türk Telekom Opera Salonu’nda sahnelenecek.
Etkinliğin biletleri, “biletinial.com” adresi üzerinden temin edilebilecek.
]]>İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) 12-16 Mart’ta “Toplu Hikayeler”, “Babamın Kelimeleriyle”, “Parmak”, “Çarpışma”, “Tamamen Doluyuz” ve “Limon” oyunları izleyiciyle buluşacak.
Ayrıca “Kırmızı Küre” ve “Çöp Canavarı ” adlı çocuk oyunları da 17 Mart’ta İDT sahnelerinde minik izleyiciler için sahnelenecek.
Şehir Tiyatrolarının bu haftaki programında Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun “Parkta Güzel Bir Gün” ile “Maviydi Bisikletim”, “Sivrisinekler”, “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi”, “İfigenya”, “Yaşamak Mı, Yoksa Ölmek Mi” ve “Zehir” oyunları yer alıyor.
Ayrıca 17 Mart’ta “Herkes Sihirbaz Olacak”, “Rüya”, “Bekçi ile Postacı”, “Masal”, “Fındıkkıran”, “Karagöz Çiftlik Bekçisi” ve “Elma Kurdu Kırtık” oyunları, Şehir Tiyatroları sahnelerinde minik izleyicilerin beğenisine sunulacak.
Sinema tarihinde yer eden “Titanik”, “Baba”, “Kadın Kokusu”, “Pulp Fiction”, “Gladyatör” ve “Cesur Yürek” gibi filmlerden bir seçki yapılan “Film On The Stage” gösterisi 12 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sahnelenecek.
Serdar Biliş’in yönettiği “Aydınlıkevler” oyunu 15 Mart’ta Maximum Uniq Hall’de, Oliver Twist’in macerasını konu alan “Oliver Twist” tiyatrosu ise 16 Mart’ta Maximum Uniq Lounge’da sahnelenecek.
Dünya edebiyatının önemli eserlerinden “Fareler ve İnsanlar” 15,16,17 Mart’ta AKM Tiyatro Sahnesi’nde oynanacak.
Konserler
Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko, yarın Bostancı Gösteri Merkezi’nde dinleyicileriyle buluşacak.
AKM, 12 Mart’ta “Ulusal Müziğimiz-Ulvi Cemal Erkin”, 13 Mart’ta “İstanbul’da Ramazan Özel Konseri”, “İzahlı Müzik Saati Bayati”, 14 Mart’ta “Segah Kar”, 15 Mart’ta ise İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Denizbank Konserleri kapsamında “Çanakkale Zaferi Konseri”ne ev sahipliği yapacak.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) 13 Mart’ta “Viyana Okulu” konserini sanatseverlerle buluşturacak.
İş Sanat’ın kariyerlerinin başındaki müzisyenlere sahne deneyimi sunarak destek olmak amacıyla sürdürdüğü “Parlayan Yıldızlar” konseri kapsamında 11 Mart’ta Ahmet Tümkaya ve Pelin Ece Acar konser verecek.
Solist Doç. Dr. Adnan Çoban, şef ve kemani Doç. Yeşim Altınel Çoban “Hekim Bestekar ve Güftekarlar Konseri” 13 Mart’ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda müzikseverlerin karşısına çıkacak.
Devam eden sergiler
Albaraka Türk Uluslararası 6. Hat Yarışması’nın ödüllü eserlerinden oluşan “Güzel Ahlak” sergisi Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi’nde 7 Nisan’a kadar, “Geçmişin İzinde” hat sergisi de ramazan sonunda kadar Galeri Eyüpsultan’da görülebilecek.
“İstanbul Tasvirleri” sergisi, Fatih Belediyesinin ev sahipliğinde Kadırga Sanat Galerileri’nde 23 Mart’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.
Rami Kütüphanesi’nde gerçekleşen “Nazif’in Düğmeleri” sergisi 17 Mart’a kadar Rami Kütüphanesinde, hattat ve cilt sanatçısı Emin Barın’ın eserlerinden oluşan “Emin Barın: Ne Senden Rüku Ne Benden Kıyam” başlıklı sergi de 29 Nisan’a kadar Artİstanbul Feshane’de ziyarete açık olacak.
Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi de sergilenen eserlerdeki detaylı temizlik ve bakım çalışmalarının ardından yeni sergileme düzeniyle ziyaretçilerini bekliyor.
Birkaç yıldır kapalı olan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifiyle geçen yıl yeniden ziyarete açılan müzede Hazreti İbrahim’in tenceresi, Hazreti Musa’nın asası, Hazreti Davud’un kılıcı, Hazreti Yusuf’un cübbesi, halifelere ve sahabeye ait kılıçlar, Hazreti Fatma’ya ait gömlek, Kabe anahtarları, Hacerü’l Esved mahfazası gibi “Asr-ı Saadet”i yansıtan mukaddes emanetler sergileniyor.
]]>Sanatçının kişisel eşyalarından oluşan koleksiyonundan kurgulanan sergi, vasiyeti üzerine Türk Eğitim Vakfı ile Mehmetçik Vakfına bağışladığı eserleri de sanatseverlerle buluşuyor.
Sahne kıyafetleri, gözlükleri, ayakkabıları, piyanosu, plakları ve birçok kişisel eşyasının yanı sıra kendi eliyle yazdığı besteleri, mektupları ve notlarının bulunduğu sergide ayrıca, sanatçının çizdiği desenlerden oluşan dijital sergilemeler ve yapay zekayla oluşturulan uygulamalar da yer alıyor.
Bursa Kent Müzesinde bugün kapılarını açacak sergi, 1 yıl boyunca ziyaret edilebilecek.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü sanat tarihçisi Goncagül Meriç, AA muhabirine, Zeki Müren’in çok önemli bir değer olduğunu, hazırladıkları sergiyle de sanatçıyı evine döndürdüklerini ifade etti.
Sanat Güneşi’nin tüm sevenleriyle buluşacağı büyük bir sergi planladıklarını dile getiren Meriç, şöyle konuştu:
“Müren’in 45 yıllık sanat hayatını anlatan, gerek müziğiyle, gerek filmiyle ve birçok eserinin yer aldığı bir sergi oldu. Bir yıldan fazladır planlanan serginin aslında ayrı bir önemi de var. Bu yıl Bursa Kent Müzesinin 20’nci yılı. Sergi, müzenin 20’nci yılına da atfettiğimiz büyük bir işti. Burada Zeki Müren’i aslında hep onun bağdaştırıldığı Bodrum’la değil de Bursa’yla özdeşleştirdik. Burada yazdığı şarkılar, besteler, güfteler, onlara yer verdik. Daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarına yer verdik. Koleksiyon çok zengin.”
Zeki Müren’in Bursa’nın Tophane semtinde, Hisar bölgesinde dünyaya geldiğini anımsatan Meriç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Burada biriktirdiği birçok anı var. Biz sergide önce sanatçı kişiliğiyle ve bir Bursalı olarak Zeki Müren’i anlattık. Bursa’yla bağını vurguladık, daha sonra onun sanat hayatında nasıl ilerlediğini, ne kademelerden geçtiğini ve aslında bize ne kattığını anlattık. Biliyorsunuz ki Zeki Müren, Türk sanat musikisine iz bırakan bir sanatçı. Aslında biz onun hiç bilmediğimiz yönlerini de vurguladık. Mesela ilk T sahne, podyum sahneyi gerçekleştiren ve sahnesinde kullanılan kişi Zeki Müren çünkü ‘sanatçı toplumla iç içe olmalıdır’ diyor ve böyle bir T sahne yapıyor ve halkla daha iç içe daha yakın bir sahne düzeni alıyor.”
Meriç, Zeki Müren’in aynı zamanda çok iyi bir tasarımcı olduğunu ve Mimar Sinan Üniversitesini birincilikle bitirdiğini hatırlatarak, “İnanılmaz desenleri var. Biz bu sergide onlara da yer verdik. Hatta o desenleri dijitalleştirip bir alan yarattık. Oraya girdiğinizde hem onun çizdiği desenleri göreceksiniz hem de Zeki Müren şarkılarını dinleyebileceksiniz.” ifadelerini kullandı.
Zeki Müren sergiye gelenleri kendi karşılayacak
Müren’in, kariyerindeki 19 filmin 17’sinde başrol oynadığını aktaran Meriç, şunları kaydetti:
“Filmlerden fotoğrafları göreceğiz sergide. Yine sanatçının özel tasarladığı sahne kostümlerini göreceğiz. Onların da ayrı ayrı isimleri ve hikayeleri var. Onlara yer verdik. İnsanlar Zeki Müren’le burada bağ da kurabilecek. Mesela yapay zekayla oluşturduğumuz bir alanımız var. Orada sanatçıyla bir fotoğraf alıp hatıra oluşturabilecekler. Zeki Müren sergiye gelenleri kendi karşılayacak burada. Yine dijitalde yapay zekayla bay ve bayan ayırt edip ‘Hoş geldiniz hanımefendi, hoş geldiniz beyefendi’ diyerek gelenleri karşılayacak.”
Sergiyi hazırlarken Bursa’ya ciddi bir koleksiyon getirdiklerini dile getiren Meriç, “Burada Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı’nın büyük destekleri var. Biliyorsunuz Zeki Müren sağlığında her iki vakfı da mirasçısı kabul ediyor ve hem eserlerini hem de mal varlığını onlara bırakıyor. Sergiyi yaparken Bursa Büyükşehir Belediyemizle vakıflar arasında bir protokol imzalandı ve protokol çerçevesinde eserleri geçici olarak sergilemek üzere müzeye kazandırdık.” diye konuştu.
Meriç, yine hazırlık aşamasında sanatçıya yazılan hayran mektuplarını okuduklarını belirterek, “İnanılmaz bir koleksiyoner. Yurt dışı seyahatlerinden tutun da konuşma öncesi aldığı notlarına kadar hiçbir şeyini atmamış. Her şeyi çok iyi saklamış bir koleksiyoner kendisi ve o hayran mektuplarından da aslında hem ona duyulan sevgiyi görüyoruz hem de onun insanlara karşı olan bakış açısını.” ifadelerini kullandı.
]]>İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) bünyesinde sahnelenecek eser, Fatih Sultan Mehmet’in Venedik Cumhuriyeti hakimiyetindeki Eğriboz kuşatması sırasında yaşadıklarını anlatıyor.
Eser aynı zamanda Gioacchino Rossini’nin en yenilikçi ve iddialı operası olarak değerlendiriliyor.
Ünlü orkestra şefi Alessandro de Marchi’nin yönetimini üstlendiği esere İDOB Orkestrası eşlik ederken, rejiyi daha önce birçok Gioacchino Rossini oyunu sahneye koyan Renato Bonajuto yönetiyor.
Eserin dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımını Gizem Betil, ışık tasarımını Ahmet Defne yaparken, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu’nu Paolo Villa yönetiyor. Eserdeki koreografi ise Nil Berkan İmzalı.
Tüm dekor ve kostümler İDOB atölyelerinde hazırlandı
Operanın rejisörü Renato Bonajuto, orkestra şefi Alessandro de Marchi, oyuncular Mert Süngü, Burak Bilgili ve İDOB Müdürü Caner Akgün prömiyer öncesi yapılan son provada AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
AKM ve İDOB’un tüm imkanlarının kullanıldığı hacimli bir operanın repertuvara eklenmesi hakkında Akgün, marangozdan kunduracısına, demirden boyahanelere kadar tüm prodüksiyonu yerli imkanlarla İDOB atölyelerinde yaptıklarını anlattı.
Akgün, “Yaş sınırı düşük bir seyirci kitlemiz var. Gençlerin ve orta yaşlı kesimin de Fatih Sultan Mehmet’in bu incelikli yapısını tanımaları bizi çok mutlu ediyor.” dedi.
“Böyle bir sahneyi Avrupa’da bulmak çok zor oluyor”
Rejisör Renato Bonajuto, AKM Türk Telekom Opera Salonu teknolojisinin gelişmiş olduğuna değinerek, “2. Mehmet” gibi komplike bir sahne kurgusuna sahip operada, dönen sahne, asansör gibi tüm imkanlardan yararlandıklarını söyledi.
Bu eser için sahnedeki bütün özellikleri kullandıklarını belirten Bonajuto, “Dönen sahne, asansörler, ışıklar. Mutluyuz, çünkü böyle bir sahneyi Avrupa’da bulmak çok zor oluyor. Bu çok büyük bir şans İstanbul için, Türkiye için.” diye konuştu.
Orkestra şefi Alessandro de Marchi ise, Türkiye’de ilk defa bulunmanın kendisi için çok güzel bir his olduğunu, İDOB Orkestrası ile yakaladıkları uyumla birlikte ilk anından beri kendini evinde gibi hissettiğini ifade etti.
AKM sahnesi hakkında Marchi, “Burada ufak detaylar üzerine çalışma imkanı bulduk. Bu kadar çok sesin, enstrümanın olduğu aynı zamanda gerçek bir atın olduğu bir sahnede detaylar önemli. Büyük resmin güzelliği buradan geliyor.” değerlendirmesini yaptı.
“Bu operanın evrensel bir fikri var”
Oyunu daha önce Almanya’da da oynadıklarını ve Alessandro bir Rossini uzmanıyla çalışmanın çok keyifli olduğunu söyleyen Mert Süngü de, “Bu operanın evrensel bir fikri var. Fatih Sultan Mehmet yurt dışında da çok önemli bir figür, İtalya’da özellikle. Rossini’nin bunu yazma sebebi de bu.” diyerek, herkesin kendisinden bir parça bulabileceği “2. Mehmet” operasına sanatseverleri davet etti.
Operada 2. Mehmet rolünde oynayan Burak Bilgili ise eserin dayandığı Eğriboz savaşının çok bilinmediğinden bahsederek, yurt dışında birçok sanatçının Türklere bakarken bir merhamet gördüğünü, hayranlık beslediğini aktardı.
Rossini’nin teknik olarak Türkleri kahramanca bir bas tonla yazdığı yorumunda bulunan Bilgili, “Rossini, bir Türk opera sanatçısının Türk karakterini söyleyeceğini hayal edemezdi.” ifadesini kullandı.
Eser, 24 Şubat’taki prömiyerinin ardından 28 Şubat, 2 ve 6 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.
“2. Mehmet” operasında “2. Mehmet” rolünde Burak Bilgili ve Doğukan Özkan, “Anna” rolünde Dilruba Bilgi ve Gülbin Günay, “Calbo” rolünde Barbora Hitay, Asude Karayavuz ve Esen Demirci, “Paolo Erisso” rolünde Mert Süngü ile Ufuk Toker, “Condulmiero” rolünde Berk Dalkılıç ve Yoel Keşap, “Selim” rolünde Hazal Ata ve Anıl Önder dönüşümlü olarak oynuyor.
]]>Ünlü Fransız soprano Emma Shapplin, yarın Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde hayranlarıyla buluşacak. “Carmine Meo” albümüyle uluslararası çıkış yapan Shapplin, sanatsal vizyonuyla müzik dünyasında iz bırakmış bir sanatçı olarak görülüyor.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) “II. Mehmet (Maometto II) Operası”nın prömiyerini gerçekleştirecek. Romantik dönem opera literatürünün en önemli bestecilerinden Gioachino Rossini ve librettist Cesare della Valle tarafından kaleme alınan eser, Türklerle ilgili operalar içinde en önemlilerinden birisi.
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda (CRR) 23 Şubat’ta Gülşah Erol Quintet ve Nils Petter Molvaer, 24 Şubat’ta CRR Müzik Topluluğu ardından Mehmet Ali Sanlıkol ile CRR Senfoni Orkestrası’nın konseri müzikseverleri ağırlayacak.
Tiyatro oyunları
Fransız yazar Fred Radix’nin kaleme aldığı, Çağlar Çorumlu’nun yönetip, başrolünde olduğu “Şakşakçılar”, Atlas 1948 Sineması’nda 22 Şubat’ta sahnelenecek. Gülce Ünlü’nün çevirisi, Emrah Eren’in proje danışmanlığıyla TiyatrOPS tarafından sahnelenen oyun, Fransız yazar Fred Radix tarafından kaleme alındı. Erkan Baylav ve Albina Özden’in de oyuncular arasında yer aldığı eser, 1895 yılında geçiyor.
Kosta Kortidis’in, 1900’lerin başında gazetelerde yayınlanmış gerçek bir haberden Çiçekçi Sokağı’nda işlenmiş bir cinayetten ilham alarak yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği “Çiçekçi Sokağı” oyunu, bir adalet, bir cinayet, bir kadın hikayesini sahneye taşıyor.
Başrollerini Wilma Elles ile Kosta Kortidis’in paylaştığı oyunda aynı zamanda Alp Balkan, İlkay Özşen, Dilara Tabak, Ali Alkın Aydın, Pari Mayıs ve Akın Kaplan rol alıyor. Teatro Rudius’un, komedi ve dramı harmanlayan müzikli oyunu “Çiçekçi Sokağı”, 24 Şubat saat 20.30’da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.
Şehir Tiyatrolarında da bu hafta 21-24 Şubat’ta “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi” Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, “Zehir” Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Gidiş Dönüş Moskova (Retro)” Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, “Ben Medea Değilim” Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, “Yatak Odası Komedisi” Ümraniye Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” oyunu Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Maviydi Bisikletim” Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ve “Fosforlu Cevriye” Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gösterilecek.
İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) da 20-25 Şubat’ta “Bir Nefes Dede Korkut”, “80 Günde Devri Alem”, “Her Şey Yolundaymış Gibi”, “Frankenstein”, “Çarpışma” ve “Kırmızı Küre” sahnelenecek.
Sergiler
Eserlerinde doğayı, sembolik anlamlar yüklediği bir unsur olarak öne çıkaran ressam Merih Yıldız’ın “Yeryüzünün Şarkısı/Eutopia” sergisi, Galeri Diani’de 2 Mart’a kadar görülebilir.
Toplam 24 çağdaş sanat galerisinin bir araya gelerek düzenlediği “Art Show: Galeriler Buluşması”, 20 Şubat’ta ön gösterimle açılacak ve 25 Şubat’a kadar The Ritz-Carlton Residences, Istanbul, B Blok Fulya Girişi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Etkinlikte Can Akgümüş, Can İncekara, Ecem Yüksel, Elif Özen, Evren Erol, Ferhat Tunç, Gurur Birsin, Gülnihal Yıldız, Kazım Şimşek, İrina Lunkova, Metehan Törer, Murat Balcı, Sezer Arıcı, Serdar Eğer, ŞANT ve Ümmühan Yörük’ün aralarında bulunduğu sanatçıların eserleri yer alıyor.
İstanbul Lale Müzesi’nde yer alan, 21. yüzyıl çağdaş sanatının etkin isimlerinden ve Pop-Art hareketinin öncüsü Andy Warhol’un eserlerinden oluşan “Andy Warhol Pop-Art Sergisi” de 31 Mart’a kadar İstanbul Lale Müzesi’nde devam edecek.
]]>CHP İzmir İl Başkanlığı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in genel başkan seçilmesinin ardından İzmir’e yapacağı ilk ziyaret öncesi karşılama töreni için havaalanı içinde sahne kurulmasına izin vermeyen ancak AKP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ’ın karşılama töreni için AKP’ye sahne kurulma izin veren İzmir Valiliği’ne tepki gösterdi.
“BİZE YASAK DENİLDİ”
CHP İzmir İl Başkanlığından bugün yapılan yazılı açıklama şöyle:
“Adaletin, eşitliğin, liyakatin ve devletin tarafsızlığının mumla arandığı AKP iktidarlarında, parti devleti zihniyetinin valilikleri ele geçirdiğine İzmir’de bir kez daha şahit olduk.7 Kasım 2023 tarihinde, Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’i genel başkanlığa seçilmesinin ardından İzmir’e ilk gelişi esnasında, örgütümüz ve İzmirliler ile birlikte İzmir Adnan Menderes Havalimanı VIP çıkışında karşılamıştık. Bu karşılamaya katılan vatandaşlarımıza, Sayın Genel Başkanımızın seslenebilmesi için de mobil bir sahne kurmak istedik. Bu sahnenin kurulması ve genel başkanımızın İzmirlilere seslenmesi, “havaalanında sahne kurulamayacağı ve İzmir Valiliğinin yasaklaması” gerekçesiyle emniyet görevlilerimizce engellendi. Sahnenin kurulma sebebinin kısa bir karşılama ve teşekkür konuşmasından ibaret olduğu tarafımızca ifade edilmiş olsa da, küçük bir sahnenin ve ses sisteminin kurulmasına “yasak” gerekçesiyle izin verilmedi.Önce havaalanı sorumlu müdürleri ile ardından da İzmir Valimize vekalet eden Sayın Vali Yardımcımızla görüşmelerimizde de aynı gerekçe ile organizasyonumuz izin verilmemiş, engellenmişti. O gün koyulan yasağa uymuş, devletin valiliğinin sözüne güvenmiş, saygı göstermiştik.
“SAATLERCE ALANI KULLANDILAR”
Ancak gördük ki, AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayının 20 Ocak 2024 tarihinde İzmir havaalanında karşılanması için büyük bir sahne, tamda VIP alanı çıkışına kurulmuştu.Türkiye Cumhuriyetinin Ana Muhalefet Lideri ve CHP Genel Başkanı için istenen izin, İzmir Valiliğince “yasak” denilerek verilmemiş ama aynı Valilik AKP’li bir büyükşehir belediye başkan adayına, aynı alanda saatlerce kullanılan büyük sahneye bakıldığında ” Size Yasak Yok. Sahne kurup miting yapabilirsiniz” denmiştir. Üstelik o alanda cumhur ittifakı il başkanları, milletvekilleri konuşmalar yapmış, sahne saatlerce o alanda kullanılmıştır.
“İZMİR VALİLİĞİNİ TARAFSIZLIĞA VE SORUMLULAR HAKKINDA İŞLEM YAPMAYA DAVET EDİYORUZ”
İzmir Valiliği devletin kurumudur. Valilik parti devleti kafasıyla, iktidar korkusuyla veya yandaşlığıyla hareket edemez. Yasak varsa herkese uygulanmalı, yoksa herkese aynı imkan verilmelidir. Devlet kurumuna ve yöneticilerine yakıştıramadığımız bu tavır, yaklaşan yerel seçimler içinde bizleri kaygılandırmaktadır. Seçim çalışmaları ve propaganda sürecinde iktidardan yana tavır alacak bir Valilik, İzmir’de seçim sürecinin gergin geçmesine, adaletsizliklere ve eşitsizliğe yol açacaktır.Şimdi havaalanı konusundaki bu ayrımcılığın sebebi ile ilgili açıklamayı ve Valiliğin tüm siyasi partilere eşit mesafede olup olmadığına ilişkin cevabını beklemekteyiz. Aynı tavrın devamıyla iktidar partisinin desteklendiği, İzmir’de iktidar olan partimize yasaklar koyulmaya çalışıldığı bir sürece izin vermeyeceğimizi tüm kamuoyu ile paylaşıyor, İzmir Valiliğini tarafsızlığa ve sorumlular hakkında gerekli işlemleri yapmaya davet ediyoruz.”
]]>