İpekyolu ilçesine bağlı Yeni Mahalle’de yaşayan bir çocuk annesi 32 yaşındaki Kaya, İstanbul ve İran’daki sanat atölyelerinde öğrendiği çini satıyla ilgili iş kurmak, aile bütçesine katkı sunmak için atölye açmaya karar verdi.
Doğu Kültür Sanat Merkezi Derneğine de başkanlık yapan Kaya, hazırladığı “Geleneksel Çini Sanatı Eğitimi” projesiyle DAKA’ya başvurdu.
Bu sayede aldığı destekle atölye açarak kadınlara çini eğitimi veren, Van ve Urartularla ilgili sembol ve figürleri hediyelik eşyalara işlemeyi öğreten Kaya, hem yeni çini ustaları yetiştiriyor hem de kadınların aile bütçelerine destek vermelerini sağlıyor.
Yaptıkları çini tabakları, tablo, kupa ve vazo gibi ürünleri satarak el emeğini kazanca dönüştüren Kaya, girişimcilik ruhuyla çevresindeki kadınlara da örnek oluyor.
“Urartu medeniyetini yaymak ve canlandırmak istiyoruz”
Kaya, AA muhabirine, 2023’te DAKA’nın teknik destek programına başvuru yaparak atölyeyi açtığını söyledi.
Kadınlara çini eğitimi verdiğini anlatan Kaya, “Yaklaşık üç ayda 200’e yakın ürün üreterek kentin ilk çini sergisini açtık. Seramiği farklı alanlarda kullanan Urartu medeniyetinin geleneğini canlandırmak istiyoruz. Urartu desenlerini ve temel figürleri hediyelik eşyalara uyguluyoruz. Yaklaşık 15 kadın haftanın 3 günü atölyeye gelerek ücretsiz eğitim alıyor.” dedi.
Atölyede keyifli vakit geçirdiklerini belirten Kaya, eğitim alan kadınların düzenli olarak üretim yaptığını dile getirdi.
Ürünler ortaya çıktıkça hem sergileme hem de satma imkanına kavuştuklarını ifade eden Kaya, “Satışların belirli bir kısmını kadınlarımıza vererek, onlara destek oluyoruz. İşe başlarken talep konusunda tereddütlerim vardı. Kentte sanata yönelik yoğun ilgi var. Kadınlarımız üretim konusunda oldukça hamaratlar. Belirli bir sanat dalında gelişmek, üretmek ve para kazanmak istiyorlar. Biz de onların önünü açmak ve farklı projeler yapmak için gayret gösteriyoruz.” diye konuştu.
“Ürettiklerimizi satışa sunup gelir elde edebiliyoruz”
Kursiyerlerden Sevil Karabulut ise atölyede sosyalleşme ve meslek edinme imkanı bulduklarını belirtti.
Kaya’nın her konuda kendilerine destek olduğunu söyleyen Karabulut, “Urartuların önemli figürlerini, Van’ın sembollerini çiziyoruz, bu da bizi heyecanlandırıyor. Arkadaşlarımızla keyifli zaman geçiriyoruz. Ortamımız da değişmiş oluyor. Bir yandan da ürettiklerimizin satışını yaparak aile ekonomimize katkıda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Levize Aydın da “Vakit buldukça eğitim alıp sanatsal işler çıkarmaya çalışıyoruz. Urartularla ilgili desenler çiziyoruz. Zamanımız güzel geçiyor. Her gün 2 saat burada eğitim alıyorum. Usta öğreticimiz sayesinde ürettiklerimizi satışa sunup gelir elde edebiliyoruz.” dedi.
Kültür SanatGüncelSanatKadınÖzalpvan
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen ” Mehmet Akif Ersoy‘u Fikir Dünyası” konulu konferansta, milli şairin zorluklarla dolu hayatını, okul yıllarını, milli mücadele için üstlendiği rolü ve İstiklal Marşı’nı yazdığı şartları anlattı.
Mehmet Akif Ersoy‘un memleketçi edebiyatın öncüsü olduğunu belirten Eronat, şunları kaydetti:
“Sanatçı, seçtiği kelimeleri önemli bir şekilde tahlil etmiştir. Mehmet Akif Ersoy hem din tarihini hem de mitolojiyi iyi bilen biridir. Sanat gerginliğin olduğu yerde vardır. Mutlulukta huzurda, sanat olmaz. Akif de şiirlerini bu ortamda yazmıştır. Akif, taş ustası gibidir. Taşa nereden vurulacağını çok iyi bilir. Kelimelerle samimidir. Realist bir sanatçıdır. Şiir devrinin değil, şuur devrinin sanatçısıdır.”
???????Konferansa, Genel Sekreter Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan, dekanlar, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Dicle ÜniversitesiMehmet Akif ErsoyKültür SanatKonferansEdebiyatKültürEğitimGüncelRektörSanat
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gaziantep’in tarım zenginliklerini ve geleneksel hasat yöntemlerini yansıtan “Gaziantep’te Hasat Mevsim” fotoğraf yarışmasında birincilik ödülünü Gaziantep’ten Kureyş Göçmen, ikincilik ödülünü Gaziantep’ten Barış Kartpak, üçüncülük ödülünü ise yine Gaziantep’ten İhsan Üçtaş kazandı.
Yarışmanın hasat mevsimi kategorisine gönderilen 304 eser jüri üyeleri tarafından titizlikle değerlendirilerek sonuçlar belirlendi. Bu sene ilki düzenlenen Gaziantep’in tarihi dokusunu, el sanatlarını ve kültürel zenginliklerini objektiflere taşıyan “Kadim Şehir Gaziantep” fotoğraf yarışması da Türkiye genelinden fotoğraf tutkunlarının yoğun ilgisini gördü.
Yarışmada Giresun’dan Erhan Aydın birincilik ödülüne layık görülürken, Niğde’den Fatih Yılmaz ikincilik ödülünü, Mersin’den Ali Tuzcu ise üçüncülük ödülünü almaya hak kazandı.
235 eserin değerlendirmeye alındığı bu kategoride katılımcılar, Gaziantep’in hem tarihi hem de kültürel mirasını farklı bakış açılarıyla ortaya koydu. Yarışmalarda ayrıca, Erhan Aydın, Fikriye Er, Metin Burak Kınacılar, Kureyş Göçmen, Cemal Siyah, Ali Tuzcu, Yılmaz Topçu, Said Nuri, Mehmet Akif Parlak, Emrullah Akgün, Ufuk Turpcan ve Hanifi Koç’un eserleri ise sergilemeye değer görüldü.
Jüri değerlendirmesi ve sergileme
Her iki yarışmanın sonuçları, seçici kurulun titiz değerlendirmeleri sonucu belirlendi. Dört aşamada yapılan değerlendirmelerde jüri üyeliklerini Gaziantep Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yusuf Kenan Uygur, Gaziantep Ticaret Borsası Genel Sekreteri Özgür Bayram, Fotoğraf Sanatçısı İbrahim Şimşek, Gaziantep İpekyolu Fotoğraf Sanatı Derneği Başkanı Ümit Doğan ve Görsel Sanat Yönetmeni Burçin Erden Dündar yaptı.
Fotoğraf yarışmasında dereceye giren yarışmacıların ödülleri ve sergilemeye hak kazanan eser sahiplerinin başarı plaketleri, önümüzdeki günlerde düzenlenecek törenle takdim edilecek. – GAZİANTEP
Gaziantep Ticaret BorsasıKültür SanatgaziantepEtkinlikKültürSanatYerelYaşamTarım
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şehir Tiyatrolarından yapılan açıklamaya göre, Ocak 2025’te Yaşar Kemal’den Mikhail Bulgakov’a, Henrik Ibsen’den William Shakespeare’e, klasik ve çağdaş yazarların eserlerinin ön planda olduğu bir repertuvar seyirciyle buluşacak.
“Köpek Kalbi”, “Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi”, “Gök Kubbe”, “Yaftalı Tabut”, “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin”, “Ben Medea Değilim”, “Hayat Der Gülümserim”, “İkinci Perdenin Başı”, “Maviydi Bisikletim”, “Savaş ve Barış”, “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”, “Oscar”, “Ağrı Dağı Efsanesi”, “Yenilmez”, “Sivrisinekler”, “Ay, Carmela!”, “Hamlet”, “Tartuffe”, “Bir Halk Düşmanı”, “Godot Geldi”, “İfigenya”, “Çingene Boksör”, “Fosforlu Cevriye”, “Uçurtmanın Kuyruğu”, “Kuğunun Şarkısı”, “Gidiş Dönüş Moskova”, “Cadı Kazanı”, “Çöpsüz Dünya”, “Bir Gece Masalı”, “Masal”, “Rüya”, “Bekçi ile Postacı”, “Karagöz Çiftlik Bekçisi”, “Benim Küçük Yıldızım” ve “Herkes Sihirbaz Olacak” adlı oyunlar, Şehir Tiyatroları sahnelerinde izlenebilecek.
“İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti”
İBB Şehir Tiyatroları, “İstanbul Şiirle Buluşuyor” başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan yeni bir anlatıyı seyircisine sunacak.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği “Oteller Kenti”nde, Güldağ’ın yanı sıra oyuncular Hüseyin Köroğlu ve Aslı Şahin rol alıyor. Eserde, piyanist Orçun Tekelioğlu ve solist Berfu Aydoğan da sahnede olacak. Etkinlik 12 Ocak 2025’te Müze Gazhane Meydan Sahne’de izleyenlerle buluşacak.
Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği “Ben Nergisten Sorumluydum” etkinliği ise 26 Ocak 2025’te Müze Gazhane Meydan Sahne’de izlenebilecek.
Eserde Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş ve Elvan Boran rol alıyor.
İstanbul Büyükşehir BelediyesiKültür SanatEtkinlikleristanbulGüncelKültürSanatYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dikmen ilçesinde dünyaya gelen ve ahşap sanatına ilgisi nedeniyle ilk ve ortaokulun ardından Gerze Meslek Lisesi Mobilya ve Dekorasyon Bölümü’ne kaydolan Tuzcuoğlu, liseyi okul birincisi olarak tamamladı.
Girdiği üniversite sınavında Hacettepe Üniversitesi Ağaçişleri Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü kazanan Tuzcuoğlu, maddi sıkıntılar nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı.
Askerliğini yapmasının ardından Karayollarında memur olarak işe başlayan Tuzcuoğlu, 28 yıl çalıştığı kurumundan 2018’de emekliye ayrıldı.
Emekliliğinin ardından küçüklüğünden bu yana merak duyduğu ahşap üzerine çalışma yapabilmek için atölye açan Tuzcuoğlu, günlerini atıl ağaç ve keresteden masa, sehpa, abajur, ayna, beşik gibi ürünler ve dekoratif eşyalar yaparak geçiriyor.
Mithat Tuzcuoğlu, AA muhabirine, ahşap işçiliğine küçük yaşlardan beri ilgisinin olduğunu söyledi.
Üniversite eğitiminin yarım kalması nedeniyle bu alanda profesyonel eğitim alamadığına işaret eden Tuzcuoğlu, kendisini boş zamanlarında yaptığı çalışmalarla geliştirdiğini belirtti.
Amacı, ahşap el sanatlarının yaygınlaşmasına katkıda bulunmak
Ahşap sanatına merakının yaşamı boyunca devam ettiğini vurgulayan Tuzcuoğlu, “1984’te okul birincisi olarak üniversiteye gittim ancak maddi yetersizlikten dolayı devam edemedik. 1,5 yıl kadar Hacettepe Üniversitesine gittim. Hayat bizi başka mesleklere yönlendirdi.” dedi.
Daha sonra 1990’da Karayollarına girdiğini ve devlet memuru olduğunu anlatan Tuzcuoğlu, “28 yıl boyunca burada çalıştım. Bu süre içinde ahşap işleriyle hep ilgilendim. Bulunduğum şehirlerde ahşap el sanatları atölyelerini ziyaret ettim, onlarla hep irtibat içinde oldum. Ahşaba, doğadaki malzemeye bakmayı öğrendim.” ifadesini kullandı.
Tuzcuoğlu, Gerze’de atölye açtığında bu işi yapan çok kişi bulunmadığına dikkati çekerek, “Ahşap ürünlerde önce kendi tasarımlarımı yaptım. Kişiye özel tasarımlar da yapıyorum. Zaman zaman bunları sergiliyorum, zaman zaman satış tezgahları açıyorum.” diye konuştu.
Yaptığı tüm ürünlerin el emeği göz nuru olduğunun altını çizen Tuzcuoğlu, şöyle devam etti:
“Aslında amacım, ahşap el sanatlarının yaygınlaşmasına biraz da olsa katkıda bulunmak. Yapmak isteyenlere elimden geldiğince yardımcı oluyorum. Köylere gittiğimizde yanmakta olan bir ahşabı geri dönüştürdüğümüz oluyor çünkü hep ahşabın bir hikayesi var. Doğadan, kereste fabrikalarından aldığım keresteden ayna, sehpa, raf, dolap gibi ürünler yapıyorum. Bazen kendim tasarım yapıyorum, bazen de kişiler fotoğraf atarak, ‘Böyle bir şey olabilir mi?’ diyor. Bizde ‘yok’ diye bir kelime yok. Yalnızca emekli işi, yavaş yavaş ama iyisini yapıyoruz.”
Tuzcuoğlu, atölyesinde ağaç sanatına ilgisini gidermenin yanında yaptığı eşyaları satarak bütçesine de katkı sunduğunu sözlerine ekledi.
Yerel HaberlerKültür SanatGüncelKültürSanatYaşamsinop
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lakatos Ensemble ile Türkmen şef Rustam Rahmedov yönetimindeki orkestra, “Yeni Yıl Konseri”nde, yaklaşık iki sanat sahnede kaldı.
Georges Bizet’nin “Carmen” operasından “Üvertür” ile başlayan konserin ilk bölümünde, Rus halk ezgilerinden “İki Gitar”, Georges Boulanger’in “Avant de Mourir” ve Jerry Bock’ın “Damdaki Kemancı” eserleri icra edildi.
Grup, konserin ikinci yarısında ise Arturo Marquez’in “Danzon No: 2”, Darius Blasband’in “TicTac”, Roby Lakatos’un “Budapesti Symphonia”, Astor Piazzolla’nın “Chiquilin de Bachin” ve Vladimir Cosma’nın “Grand Blond” eserlerini izleyenlerin beğenisine sundu.
Vittorio Monti’nin “Csardas” eseriyle son bulan konserde sanatçılar, Türk valslerinden “Pervane” ile bis yaptı.
Kültür SanatistanbulEtkinlikGüncelKültürSanatMüzikYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Beyoğlu Sineması’nda gerçekleştirilen, Ali Çalışır’ın yönettiği, kitabıyla aynı ismi taşıyan “Bir Ruh Macerası” başlıklı söyleşide Şasa’nın hayatı, kişiliği ve eserleri konuşuldu.
Prof. Dr. İlber Ortaylı, Şasa’nın mutlu olmayan çalkantılı bir hayat yaşadığını belirterek, “Yaşadığı hayat, Türkiye’ye has bir çalkantıdır. Türkiye ekonomisinin yükselmesi, yeni hayat tarzının getirilmesi, aynı zamanda ekonomik stabilitenin kurulamaması, elit, seçkinler nizamının teşekkül edememesi dolayısıyla çöküntüler… Bütün bunları Ayşe Şasa’nın hayatında görmek mümkün.” dedi.
“Artık tesettüre girmişti, çok büyük bir mücadele içindeydi”
Şasa’nın hayatının enteresan bir senaryo olabileceğine işaret eden Ortaylı, “Doğmamız itibarıyla aşağı yukarı aynı kuşağın mensubuyuz. Aynı çevreye mensup değiliz ama çok uzak da değiliz. İstanbul’un 1950’den sonra yükselen yeni sınıfının tarzını yaşadığı anlaşılıyor. Bu 1940 doğumluların içinden Türkiye yüksek sınıfının en işe yaramaz adamları ve hatunları çıktığı gibi, çok parlak üyeler de ortaya çıkmıştır.” ifadelerini kullandı.
Suna Kıraç’ın da Ayşe Şasa ile sınıf arkadaşı olduğunu söyleyen Ortaylı, “Suna Kıraç, bugüne kadar Türkiye girişimci sınıfının en ciddi, en çok işini takip eden, en çok eşine rastlanmayan bir üyesidir. Ayşe ile aynı sınıfta 11 kızdır bunlar, özellikleri aileleri tarafından seçilmeleridir.” diye konuştu.
Prof. Dr. Ortaylı, 1980’li yılların başında gittiği davette Şasa’yı gördüğünü belirterek, şunları anlattı:
“Baktım, Ayşe Şasa sakin, konuşmuyor. Artık tecerrüt safhasında. Dinliyor, cevap veriyor, cevabı kısa kesiyor veya dikkatle dinliyordu. Geldiği zaman selam verdiği gibi, aynı hararetle ve aynı ölçüyle ‘Güle güle’ diyordu. Hiçbir şeyi yoktu. Bana kimse tecennün diye bir safha anlatmasın. Aradan birkaç sene geçti, Ayşe ile tekrar karşılaştık. Artık tesettüre girmişti, çok büyük bir mücadele içindeydi.”
Ayşe Şasa’nın eşi senarist ve oyuncu Bülent Oran’ın da iyi bir ressam olduğunu belirten Ortaylı, “Resimlerinden birini şöyle bir beğenecek oldum, pişman oldum. Allah rahmet eylesin, serginin en kıyak parçasını bana verdi. Eli açıktı.” dedi.
“Ayşe Şasa, benim için yabancı bir isim değildi”
Yazar Beşir Ayvazoğlu da Şasa’nın yakın dostlarından biri olduğunu ve sürekli telefonla konuştuklarını söyledi.
İlk önce Şasa’nın kendisiyle tanışmak istediğini dile getiren Ayvazoğlu, “Ben tabii başta senaryosunu yazdığı ‘Ah Güzel İstanbul’ gibi birçok filmi seyretmiştim. Ayşe Şasa ismi benim için yabancı bir isim değildi.” ifadelerini kullandı.
Yaklaşık 42 sene önce, Türk ve İslam sanatlarının estetik arka planıyla ilgili çalışmalar yaptığı gençlik yıllarında Şasa’nın kendisini aradığını anlatan Ayvazoğlu, “Ayşe Hanım son derece mütecessis, kafasında sürekli sorular olan, özellikle hayatının o dramatik gelişimi içerisinde yönünü ararken okuyan, keşfeden ve merak eden birisiydi. Ben Mustafa Kutlu vasıtasıyla Ayşe Hanım’dan haberdar oldum. Bir gün kendisi beni aradı, çok sevindim, heyecanlandım. Ayşe Şasa gibi adını bildiğim hatta etrafta efsane gibi dolaşan bir senaristle tanışmak, konuşmak, tartışmak çok hoş olacaktı.” şeklinde konuştu.
Mustafa Kutlu ile beraber daha sonra 1990’lı yılların başında Şasa’yı ziyarete gittiklerini belirten Ayvazoğlu, “Keşke o gün bir kayıt cihazımız olsaydı da sohbetimizi kayda almış olsaydık. Rahat konuşuyordu, son derece ikramcıydı, mültefitti ve mütesettirdi. Tabii tesettürü de kendine yakıştırmıştı.” ifadelerini kullandı.
Ziyaretlerinde pek çok konunun gündeme geldiğini, Şerif Mardin ve İsmet Özel’den de bahsettiklerini dile getiren Ayvazoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Şasa, meşhur ‘Akıl Oyunları’ filminde anlatılan matematikçi John Nash’i bile aramış, hastalığı döneminde. Kendi tecrübesiyle onun tecrübesini karşılaştırıp çözüm aramış yani o hastalıktan kurtulmak için neredeyse her yola başvurmuş, her kapıyı tıklatmış. Müthiş bir tecessüs sahibiydi, kültürlüydü. Tabii bu, hem aileden gelen bir şey hem de okuduğu kitaplardan ve çevresinden. Çok önemli kültür çevresi vardı yani bizim gibi taşradan gelip bu işleri öğrenmeye çalışanlardan farklı olarak içinden gelen bir insandı Ayşe Hanım. Dolayısıyla kafasında da sürekli sorular vardı.”
Ayşe Şasa’nın kardeşi Aziz Şasa, İBB Kültür Dairesi Başkanı Volkan Aslan’ın da katıldığı söyleşide konuşmaların ardından 1983 yapımı, senaryosunu Ayşe Şasa, Yusuf Kurçenli ve Mahmut Cevher’in kaleme aldığı “Ve Recep ve Zehra ve Ayşe” filmi gösterildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Macaristan Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile Türk-Macar Kültür Yılı Kapanış Etkinliği’ne katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Macaristan Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Türk-Macar Kültür Yılı Kapanış Etkinliği’ne katıldı.
EMİNE ERDOĞAN’DAN PROGRAMA İLİŞKİN PAYLAŞIM
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Türkiye-Macaristan Dostluk Antlaşması’nın 100’üncü Yılı kapsamında ilan edilen ‘2024 Türkiye-Macaristan Kültür Yılı’nın kapanış programını gerçekleştirdik. Sene boyunca düzenlenen etkinlikler, geleneklerimizin zarafeti ve sanatın evrensel diliyle ülkelerimiz arasındaki dostluk daha da derinleşti. Biliyoruz ki kültür; barışın, anlayışın ve dostluğun en saf dilidir. İki ülke olarak bu dili, en güzel şekilde yaşatmayı temenni ediyorum” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vali Yardımcısı Fatih Kızıltoprak, Yenimahalle Fuar Alanı’nda 72 yayınevi ve 129 yazarın katılımıyla organize edilen etkinlikte, Trabzon’un birçok yazar ve şairin yetiştiği kadim bir şehir olduğunu söyledi.
Trabzon’un, farklı düşüncelerin konuşulduğu bir şehir olduğunun altını çizen Kızıltoprak, bu gibi kültürel etkinliklerin artmasının ülkeye katkı sağlayacağını aktardı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Trabzon MilletvekiliMustafa Şen ise etkinliğe milletvekilliğinin yanı sıra yazar olarak da katıldığını belirtti.
Kitabın ve okumanın önemine işaret eden Şen, Meydan’daki tarihi okul binasının Büyükşehir Belediyesince kitap kafeye dönüştürülerek vatandaşların hizmetine sunulacağını kaydetti.
Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç de kültür ve sanat şehri Trabzon’un fikir dünyasına hitap edecek, ilim irfan hayatına katkı sağlayacak etkinliği gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.
Şehrin kültür hayatına 48 eserin basımıyla katkı sunmaya çalıştıklarını aktaran Genç, “Yazarlarımızla, gençlerimizin buluşmaları olacak. Hem fiili olarak buluşma olacak hem de onların eserleriyle fikir dünyalarına ulaşacaklar. Bu vesileyle gençlerimizin fikir dünyalarında ciddi ufuk açacağını düşünüyoruz.” dedi.
Genç, 1 Aralık’a kadar sürecek etkinliğe herkesi davet et
Gençlerle söyleşide bir araya gelen Genç, kitabını imzaladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dr. Kadir TopbaşKültür Sanat Merkezi’ndeki sergi açılışında, “Fotoğrafın Renkli Yüzü” Güler Ertan, “Objektifin Bilgesi” Ozan Sağdıç ve “Fotoğrafın Sessiz Şairi” İbrahim Zaman başlıklarıyla, sanatçıların evlerindeki en doğal hallerini konu alan belgesel gösterimi yapıldı.
Esenler Belediyesinin destekleriyle gerçekleştirilen ve 41 fotoğrafın yer aldığı serginin açılışına, üç usta sanatçının yanı sıra çok sayıda sanatsever katıldı.
“Belki hayatım boyunca yaşayamayacağım anlar oldu”
Kalaycı, AA muhabirine, Türkiye’nin fotoğraf tarihine ışık tutan Prof. Dr. Güler Ertan, İbrahim Zaman, Ozan Sağdıç’ın hayatlarını, fotoğrafa olan tutkularını, eşleriyle olan iletişimlerini, aşklarını, sevgilerini ve şiirlerini fotoğraflara yansıtmaya çalıştığını söyledi.
Kalaycı, projenin farklı bir çalışma olduğuna işaret ederek, “Bugüne kadar hep hocalarımızın yaptığı çalışmalar sergileniyordu. Ben onların o deklanşörün arkasında kalan tutkularını fotoğraflarımda yansıtmaya çalıştım. Aynı zamanda belgesel çalışmasını kısa röportajlar halinde hazırladım. Belgeseli hazırlarken inanılmaz mutlu oldum. İnanılmaz tecrübeler yaşadım. Belki hayatım boyunca yaşayamayacağım anlar oldu.” dedi.
Fotoğraflarda insan hikayeleri anlatmayı sevdiğini belirten Kalaycı, “Hocalarımın da söyleşilerine katıldığımda onların hayatlarını merak ettim. Nasıl yaşadılar? Nasıl bu noktaya geldiler? Nasıl bu kadar iyi pozisyonlarda olabildiler? Nasıl Türkiye tarihine fotoğraf alanında ışık tutabildiler? Bunu merak ettiğim için araştırmalara başladım. Sonra ilk Güler hocamla başladım. Sonra İbrahim Hocamı ve Oğuz Hocamı çektim.” diye konuştu.
Ozan Sağdıç ile proje başındaki diyaloglarını aktaran Kalaycı, şunları kaydetti:
“Projemizden bahsettiğimde, ‘ben Ankara’da oturuyorum gelebilir misin’ dedi. Ben de ona ‘hocam siz Van’da da olsanız, ben sizi çekerim’ dedim. Birlikte çok keyifli, çok güzel anlar yaşadık. Aynı zamanda hocaların eşlerini de çektiğim için inanılmaz derecede farklı ve güzel bir çalışma oldu. Tamamen günlük akış içerisinde yemek yemelerinden, Güler Hoca’nın kendi kıyafetlerini kendi tasarlayıp dikmesinden, İbrahim Hoca’nın o heyecanından, evdeki rutininden, yine aynı şekilde Ozan Hocamız eşiyle, çocuğuyla olan ilişkisini fotoğraf karelerine yansıtmaya çalıştım.”
“Bu sürprizi çok beğendim”
Ozan Sağdıç da sergi için Ankara’dan geldiğini dile getirerek, “Sergiyi herkes gibi ben de ilk defa görüyorum. Deniz Hanım’ın bir süre önce gelip Ankara’da tespit ettiği hayatımla ilgili fotoğraflar var burada. Benim için de sürpriz oldu. Bu sürprizi çok beğendim. Gayet güzel fotoğraflar var. Kendisini tebrik ediyorum. Benim için de çok değerli şey oldu.” ifadelerini kullandı.
Sergiyi ziyaret edenlerin, hakkında fikir sahibi olacağını aktaran Sağdıç, şöyle devam etti:
“‘Duayenler’ diye bir laf vardır. Uydurulmuş o laf. Çünkü duayen bir tek kişiye denir. Yani bir mesleğin en büyüğüne denir. Şu anda yaş bakımından ve müktesebat bakımından ben gerçek bir duayenim Türkiye’de. Çünkü yaşım 90. 70 yıllık bir fotoğraf tecrübem var. Cumhuriyet’in 101. yılında böyle bir manzara arz ediyoruz. Görenlere, bakanlara, seyredenlere mutluluklar diliyorum. Güzel bir sergi olmuş.”
“Sevgi olduğu zaman her şey bir bütün olarak ortaya çıkar”
Güler Ertan ise Deniz Kalaycı’nın sergiyle sanat dilini ortaya koyduğunu söyleyerek, “Sevgi olduğu zaman her şey bir bütün olarak ortaya çıkar. Deniz Hanım’ı 15 senedir tanırım. Fotoğraf sanatını nereden nereye getirdiğini, bunun da sevgiyle olduğunu, her işi sevgiyle yaptığına inanıyorum. Kendini canı gönülden kutluyorum.” şeklinde konuştu.
İbrahim Zaman da fotoğrafın, dijital sanatın ve yapay zekanın gelişimini anlatarak, fotoğrafın sadece sanat olmadığını bir araya gelmenin de önem kazandığını dile getirdi.
“Görsel Şahitler: Zamanı Durduran Ustalar” sergisi, 28 Kasım’a kadar görülebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sinop Kent Konseyi ile Sinop Korunmaya Muhtaç Çocukları Koruma ve Destekleme Derneği işbirliğiyle Kültür Merkezi’nde düzenlenen konsere, Belediye Başkanı Metin Gürbüz, İl Kültür ve Turizm Müdürü Fatih Güzel, davetliler ile korunmaya muhtaç çocuklar katıldı.
Çeşitli müzik türlerinden eserlerin seslendirildiği konserden elde edilen gelir, korunmaya muhtaç çocuklar yararına değerlendirilecek.
Sinop Kent Konseyi Başkanı Handan Yılmazer Turan, burada yaptığı konuşmada, konserden sağlanacak gelirin çocuk evlerine ulaştırılacağını söyledi.
Amaçlarının gelirden daha çok çocukların mutluluklarına katkı sağlamak olduğunu vurgulayan Turan, şunları kaydetti:
“Devletimiz, çocuklarımızın tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Biz böyle bir etkinlik yaparak onların mutluluğuna katkı sağlamak istedik. Etkinliğimize destek veren sanatçılarımıza ve davetlilerimize çok teşekkür ediyorum. Bizleri bu anlamlı gecede yalnız bırakmadılar. Çocuklarımıza daha güzel bir gelecek için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Londra Yunus Emre Enstitüsü’ndeki (YEE) serginin açılışına, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş, KKTC’nin Londra Temsilcisi Çimen Keskin, Londra YEE Direktörü Mehmet Karakuş, sergiyi hazırlayan Mine Kar ve Cem Kar ile davetliler katıldı.
Büyükelçi Ertaş, buradaki konuşmasında,”Burada büyük bir emek var ve bu emek, sadece bir hayatı değil bir davanın hikayesini anlatıyor. Biz burada kendisini ülkesine adamış bir liderin hayatını görmüyoruz, aynı zamanda zarif bir beyefendinin hayatını, bir barış insanının hayatını, insanı merkeze koyan, duygu yönü güçlü bir bireyin hayatını görüyoruz.” dedi.
Denktaş’ın ülkesi için her türlü mücadeleyi veren kararlı bir isim olduğunu dile getiren Ertaş, Denktaş’ın 1983’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmanın Türk diplomatlar için de bir ders niteliğinde olduğunu söyledi.
Ertaş, Denktaş’ın sadece Kıbrıs Türkleri için değil milyonlarca Türk için de ilham kaynağı olduğunu belirtti.
KKTC’nin Londra Temsilcisi Keskin de Denktaş’ın Kıbrıs Türk tarihinde önemli bir iz bıraktığını vurgulayarak, “Denktaş bir hukukçu, bir politikacı ve bir diplomat olarak tüm hayatını Kıbrıs Türk halkının hak, eşitlik ve özgürlük davasına adadı.” diye konuştu.
Denktaş’ın herkesin saygısını kazanmış bir şahsiyet olduğunu belirten Keskin, “Bu sergi, Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini de anlatmış oluyor.” dedi.
Keskin, Denktaş’ın oğlu ve eski KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ın gönderdiği mesajı okudu.
Londra YEE Direktörü Karakuş, serginin Denktaş’ın sanatçı yönünü de anlattığına dikkati çekerek, “Bu anlamda, Türk kültürünü, sanatını ve tarihini tanıtan bir kurum olarak böyle bir sergiye ev sahipliği yapıyoruz.” ifadesini kullandı.
Sergiyi hazırlayan Cem ve Mine Kar da serginin Denktaş’ın fotoğraf arşivindeki 50 bine yakın fotoğraf arasından seçilen 250 fotoğraftan oluştuğunu söyledi.
İkili, fotoğrafların yanında o anlara ilişkin Denktaş’ın sözlerinin de yer aldığını belirtti, serginin internet ortamında da gezilebileceğini ifade etti.
Kıbrıs tarihini de anlatan sergide, Denktaş’ın kendi kamerasıyla çektiği fotoğraflar da yer alıyor.
Londra YEE’de 30 Kasım’a kadar açık kalacak sergi, hafta içi 10.00 ile 16.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SİVAS’ta bağlama ustası ve halk ozanı Şentürk İyidoğan’ın (55) ürettiği sazlar, dünyanın birçok yerinde kullanılıyor. İyidoğan, çocukken yıldırım çarpması sonucu yaşadığı dil tutukluğunun ardından ailesi tarafından sazla tanıştırıldığını belirterek, “Hıdır isimli komşumuz bana saz yapmanın tarifini verdi. İlk sazımı o zaman yaptım. Sonra hayatım saz yapmakla geçti. Bu zamana kadar yaptığım saz sayısı yaklaşık 11 bini geçti. Türkiye’nin her yerine, hatta dünyanın birçok yerine bu sazlardan gönderdim” dedi.
Halk ozanı Şentürk İyidoğan, Sivas’ta 4 Eylül Sanayi Sitesi içerisinde bulunan atölyesinde bağlama üretimi yapıyor. 2,5 yaşındayken yaşadığı Zara ilçesine bağlı Beypınar köyünde yıldırım çarpması sonucu dil tutukluğu yaşayan, İyidoğan, bağlama eşliğinde seslendirdiği türkülerle yeniden konuşmaya başladı. 5 yaşındayken bir komşusunun kendisine saz yapmasını tarif etmesiyle bağlama üretimine ilgi duyan ve bunu geliştiren İyidoğan, köyde amatör olarak bağlama üretimi yaptıktan sonra 1993 yılında bir atölyeye ortak olarak, üretimini devam ettirdi. Bulduğu uygun ağaçları oyarak, bağlamaya dönüştüren ve meslekte kendini geliştirerek, kişiye ve sanatçıya göre özel ürün üreten İyidoğan, bugüne kadar 11 binden fazla bağlama üretti. İyidoğan’ın ürettiği sipariş üzeri satılan bağlamalar, Türkiye’nin yanı sıra başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde de kullanılıyor.
‘HAYATIM SAZ YAPMAKLA GEÇTİ’
Mesleğini çok sevdiğini ve ömrü yettiği sürece de üretime devam edeceğini belirten Şentürk İyidoğan, “Ben 2,5 yaşındayken yıldırım çarpması sonucu dil tutukluğu oluştu. Ben o anları hatırlıyorum. Babam beni çok severdi ve gezdirirdi. Dilim açılsın diye çok uğraştı. Dilim bir türlü açılmadı. Ben 5-6 yaşındayken Muhlis Akarsu bize gelirdi ve bana türkü söyletirdi. O zaman türküye eşlik ettiğimde dilim normale döndüğü için babam bana saz aldı. Ben küçükken köyde komşumuz ‘Hıdır Amca’ diye biri vardı. Hayatı boyunca saz yapmaya çalışmıştı ama yapamamıştı. Onun yanına gittim ve ‘Saz nasıl çalınıyor’ diye sordum. O da yatağından kalkıp sazın akordunu yaptı ve bana ‘Saz çalmayı ne yapacaksın, saz yapsana’ dedi. Bana saz yapmanın tarifini söyledi. Ondan sonra hayatım saz yapmakla geçti. Profesyonel olarak değil ama kendi köyümde uygun bulduğumuz ağacı oyarak saz yapardık. 1993 yılında atölyeye ortak oldum. Daha sonra ise tamamını aldım. Toplamda 50 yıla yakındır bu işle uğraşıyorum” dedi.
‘YAPTIĞIM SAZ SAYISI 11 BİNİ GEÇTİ’
Şimdiye kadar ürettiği el yapımı bağlama sayısının 11 bini geçtiğini ifade eden İyidoğan, “Bazen kendi kendime hesaplıyorum. Bu zamana kadar yaptığım saz sayısı 11 bini geçti. Askere kadar, köyde yaptıklarım, Zara ilçesine geldikten sonra aylık 15-20 tane yapıyordum. Sivas merkeze gelince de belli bir zamandan sonra seri imalat yapmaya başladım. 2004’e kadar aylık 100 tane yapıyorduk. Sonrasında biraz daha rakamlar düştü” diye konuştu.
‘KİŞİYE ÖZEL SAZ YAPIYORUZ’
Bugüne kadar ürettikleri sazlardan bozulan ya da geri dönen olmadığını ifade eden İyidoğan, “Sazlarımıza garanti veriyorduk ve bu zamana kadar hiçbiri geri dönmedi. Bugüne kadar da ürettiklerimizden hiçbiri bozulmamıştır. Her sazı, herkese vermiyoruz. Kişiye özel saz yapıyoruz. Türkiye’de satılan bağlamaların yüzde 90’ı yanlış ve sese göre üretilmediği için belirli sıkıntılar yaşanıyor. Ben mümkün olduğu kadar, bize gelen arkadaşların seslerine ve tonlamalarına bakarak, sesine göre saz yapıyorum. Ayrıca hiç yapıştırıcı kullanmadan saz yapan tek ustayım. Türkiye’nin her yerine, hatta dünyanın birçok yerine bu sazlardan gönderdim. Yurt dışına, yurt içine, her yere gönderiyorum” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2013 yılında açılan Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü ve tutukluların yaptıkları el emeği ürünler sergilenerek, konser düzenlendi. Güzel Sanatlar Fakültesinden 25 öğrencinin verdiği konserde konuşan cezaevi savcılarından Deniz Şahin, bu tür etkinliklerin bundan sonra da devam edeceğini söyledi.
Konser sonrasında gazetecilere açıklamalarda bulunan Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Serkan Kengil, “Ceza İnfaz Kurumumuzda tutuklu ve hükümlülerin iyileştirilmesi ve topluma kazandırılması faaliyetleri kapsamında etkinlik oluşturduk. Üniversite öğrencileri burada bize konser verme konusunda destek vereceklerini bildirdi. Bizler de Cezaevleri Tevkif Genel Müdürlüğü ile gerekli yazışmaları yaparak, izinlerimizi aldık. Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri bize güzel bir müzik dinletisi oluşturdu. Aynı zamanda hükümlü ve tutuklularımızın bireyselleşmesi ve gerek atölyelerde, gerekse koğuşlarda oluşturmuş oldukları el sanatları sergimiz vardı. Tutuklu ve hükümlüler hem kendi geçimlerini sağlamış olacaklar hem de kendi el emeklerini sergilemiş olacaklar” dedi.
Konser programı, Şırnak Vali Yardımcısı Hasan Hüseyin Alpaslan, Şırnak Cumhuriyet Başsavcısı Hayrullah Şahin, Cumhuriyet Savcısı Deniz Şahin ve Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Serkan Kengil’in müzik grubuna teşekkür belgesi vermesi ile son buldu. – ŞIRNAK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ayşe GÜREL/-İSTANBUL’da yasa dışı bahis reklamı ve teşvikinde bulunduğu tespit edilen 23 sanatçı ve sosyal medya fenomenine yönelik yürütülen soruşturmada 12 şüphelinin tutuklanmıştı. Yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 8 fenomenin hesaplarının erişime kapatılması talebi, İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’nce kabul edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, yasa dışı bahise teşvik iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında sosyal medya platformlarında yüksek takipçili bazı fenomenlerin ve ünlülerin de aralarında bulunduğu hesaplarda çevrimiçi yasa dışı bahis sitelerinin reklamlarının yapıldığı tespit edilmişti. Çalışmalar kapsamında aralarında sanatçı Serdar Ortaç, sunucu Mehmet Ali Erbil ile sosyal medyada yaklaşık 19 milyon takipçisi bulunan İbrahim Yılmaz’ında bulunduğu 23 şüpheli hakkında gözaltı kararı alınmış, 16 kişi gözaltına alınırken 5 kişinin ise yurt dışında olduğu belirlenmişti. Emniyette işlemleri tamamlanan 16 kişi Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne sevk edilmiş Serdar Ortaç ve Mehmet Ali Erbil ‘Ev Hapsi’ kararıyla serbest bırakılırken, Sefa Caner Sarıcam, Esma Sözen, Muzaffer Zorbey Erkoçlar ve sosyal medya fenomeni İbrahim Yılmaz’ında aralarında bulunduğu 12 kişi ise tutuklanmış, 2 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
8 ŞÜPHELİNİN SOSYAL MEDYA HESABINA ERİŞİM ENGELİ GETİRİLDİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca dün tutuklanan sosyal medya fenomenlerden 19 milyon takipçisi bulunan İbrahim Yılmaz, Emirhan Karauç, Aleyna Göreci, Emircan Çelik, Ramazan Karkin, Aleksandr Maenshıkov, Muhammet Sümertaş, Esma Sözen, Soner Kabakçı, Yağmur Şifa Yaprak, Sefa Caner Sarıçam ve Muzaffer Zorbey Erkoçlar olmak üzere 12 şüphelinin sosyal medya hesaplarının erişime engellenmesi talebi 4. Sulh Ceza Hakimliği’nce kabul edildi. 8 şüphelinin hesaplarına erişim engeli kararı verilirken, diğer 4 şüphelinin hesaplarına erişim yasağı getirilmesi için çalışmaların devam ettiği öğrenildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, İzmir MilletvekiliCeyda Bölünmez Çankırı ile birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın düzenlediği Kültür Yolu Festivali’nde, AlsancakSanat Fabrikası’nda, Hülya Koçyiğit’in söyleşi programına katılırken Naci El Ali’nin Hanzala sergisini gezdi. Başkan Saygılı ardından Tarihi Alsancak Gar eski gişelerde bulunan Refik Anadol’un Yeryüzü Rüyaları: Anadolu sergisini gezip, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yurt içi gezilerinde kullandığı trendeki ‘Atatürk Vagonu’na bindi.
Festival ile ilgili değerlendirme yapan Başkan Saygılı, ” Türkiye’nin kültür ve sanat yolculuğunda AK Parti’nin ortaya koyduğu vizyon, her bir vatandaşımızın değerli katkısıyla gelişen güçlü bir miras oluşturmuştur. Bu vizyonun en somut göstergelerinden biri de Kültür ve Turizm Bakanlığımızın İzmir’de gerçekleştirdiği Kültür Yolu Festivali’dir. 26 Ekim – 3 Kasım tarihleri arasında İzmir’i sanatın, kültürün, müziğin, tiyatronun ve daha birçok etkinliğin merkezi haline getiren bu festival, şehirde derin bir iz bırakmıştır. AK Parti olarak, kültür ve sanata olan desteğimiz sadece bir görev değil, aynı zamanda toplumsal gelişimin temel taşlarından biri olarak gördüğümüz bir sorumluluktur. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, ülkemizi bir kültür merkezi haline getirmeye yönelik attığımız adımlar, yerelden ulusala taşınan sanat ve kültür değerlerimizi dünyaya tanıtmada öncü bir rol oynamaktadır. İzmir, bu vizyonun çok önemli bir parçasıdır. Tarihi dokusu, kadim kültürü ve çağdaş yapısıyla İzmir, sanatın ve kültürün buluşma noktası olarak öne çıkmaktadır.” dedi.
Şehrin sokakları adeta bir açık hava müzesine dönüştürüldü
“Kültür Yolu Festivali kapsamında yüzlerce etkinliğe ev sahipliği yaparak, halkımıza sanatın her rengini sunduk.” diyerek sözlerine devam eden AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, “Bu süreçte Bakanlığımız tiyatro, opera, bale, konserler, sergiler ve dijital sanat gösterileriyle şehrin sokaklarını adeta bir açık hava müzesine dönüştürdü. Her yaş grubuna hitap eden bu festival, kültürün toplumumuzdaki önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Çocuk etkinliklerinden atölyelere kadar her alanda geniş bir yelpazeyle halkımızı sanatla buluşturduk. AK Parti olarak, kültür ve sanat yatırımlarımızla tüm illerimizde olduğu gibi İzmir’de de geleceğimizin teminatı olan gençlerimize kültürle zenginleşmiş bir şehir bırakmayı hedefliyoruz. İzmir’in kültür ve sanata olan ilgisini her fırsatta artıracak projelerle destekliyoruz. Kültür Yolu Festivali de bu hedefin bir parçası olarak, İzmirli hemşehrilerimize sunulmuş bir hizmettir. Bu festivaldeki coşku, ülkemizin dört bir yanındaki diğer şehirlerimize de örnek teşkil etmektedir. Kültürel değerlerimizi korumak, geliştirmek ve genç nesillere aktarmak, AK Parti’nin en büyük önceliklerinden biridir. İzmir’e olan bu bağlılıkla, şehrimizin kültürel ve sanatsal dokusunu koruyarak, ulusal ve uluslararası platformda hak ettiği yeri alması için çalışmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle Kültür Yolu Festivali’ne katkı sunan herkese ve bu projeyi İzmirlilerle buluşturan Kültür ve Turizm Bakanlığımıza bir kez daha teşekkür ediyoruz.” diye konuştu. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Büyükşehir Belediyesince, Türkiye’nin genç yeteneklerine ilham vermek amacıyla organize edilen etkinlik, Atmosfer Bosna Gençlik Merkezi’nde düzenlendi.
Müziğe gönül veren gençlerin bir araya geldiği etkinlikte, en iyi söz ödülü “Mofongolar” en iyi beste ödülü “Karanfil”, en iyi grup performansı ödülü ise “Kadavra” grubuna verildi.
Jüri özel aranje ödülü ise “Ludovico” ve “Dementia Band” grupları arasında paylaştırıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atatürk Kültür Merkezi Aspendos salonunda gerçekleştirilen konseri orkestra şefi ve besteci Tolga Taviş yönetti.
Piyanist ve eğitimci Gökhan Aybulus, piyano repertuarının başyapıtlarından Franz Lizst’in 1. Piyano Konçertosu’nu seslendirdiği konserde, ADSO keman sanatçısı Olgu Kızılay başkemancı olarak görev aldı.
Konserde, Tolga Taviş’in ADSO’nun 25. kuruluş yılı dolayısıyla orkestraya ithafen bestelediği Ağırlama, Fugherzo, Noktürn ve Bayramyeri isimli 4 bölümden oluşan 1. Senfonisi’nin ilk kez seslendirilişi gerçekleştirildi.
Sanatçıların performansları sanatseverlerin büyük beğenisini topladı. Konserin sonunda Tolga Taviş’e ADSO Müdürü Uğur Deniz tarafından teşekkür plaketi verildi.
ADSO, 8 Kasım Cuma akşamı Saat 20.30’da Erdem Bayazıt Kültür Merkezinde gerçekleştireceği “Atatürk’ü Anma Konseri”nde sanatseverlerle buluşacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kağıthane Belediyesi ve BİLKON Bitlis Konfederasyonu iş birliğiyle düzenlenen Bitlis Tanıtım Günleri, 1-3 Kasım 2024 tarihleri arasında Hasbahçe Etkinlik Alanı’nda İstanbullularla buluşuyor. Bitlis’in eşsiz kültürünü tanıtmayı amaçlayan etkinlikte ziyaretçiler Bitlis’in halk oyunları, geleneksel lezzetleri ve müzikleriyle dolu dolu bir kültür yolculuğuna çıkacak.
İstanbul’daki Bitlisli vatandaşların yanı sıra kültür ve sanat meraklılarının da ilgisini çekecek bu etkinlik, farklı kültürleri bir araya getirme fırsatı sunuyor. Ayrıca Bitlis’in ünlü sanatçılarının sahne alacağı programla ziyaretçilere keyifli anlar yaşatılacak.
“Bitlis’in zengin kültürel mirasını daha geniş kitlelere tanıtmayı amaçlıyor”
Etkinlikle ilgili şu açıklamalarda bulunan Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin, “Bitlis Tanıtım Günleri, İstanbul’da yaşayan Bitlisli vatandaşlarımızı bir araya getirmenin yanı sıra Bitlis’in zengin kültürel mirasını daha geniş kitlelere tanıtmayı amaçlıyor. Kağıthane Belediyesi olarak kültürler arası diyaloğu güçlendiren, dostluğu ve kardeşliği pekiştiren bu tür etkinliklere destek olmaktan gurur duyuyoruz. İstanbulluları Bitlis’in geleneksel kültürünü ve güzelliklerini keşfetmek üzere Hasbahçe Etkinlik Alanı’na davet ediyoruz” diye konuştu. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAĞITHANE Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen Bitlis Tanıtım Günleri başladı. 3 Kasım’a kadar sürecek olan etkinlik, Bitlis’in kültürel mirasını tanıtmayı amaçlıyor.
Kağıthane Belediyesi ve BİLKON Bitlis Konfederasyonu iş birliğiyle düzenlenen Bitlis Tanıtım Günleri Hasbahçe Etkinlik Alanı’nda başladı. Bitlis’in eşsiz kültürünü tanıtmayı amaçlayan etkinlikte ziyaretçiler Bitlis’in halk oyunları, geleneksel lezzetleri ve müzikleriyle kültür yolculuğuna çıkacak.
İstanbul’daki Bitlisli vatandaşların yanı sıra kültür ve sanat meraklılarının da ilgisini çekecek etkinlik, farklı kültürleri bir araya getirmeyi amaçlıyor. Porgramda Bitlis’in ünlü sanatçıları da sahne alacak.
Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin etkinlikle ilgili şunları söyledi:
“Bitlis Tanıtım Günleri, İstanbul’da yaşayan Bitlisli vatandaşlarımızı bir araya getirmenin yanı sıra Bitlis’in zengin kültürel mirasını daha geniş kitlelere tanıtmayı amaçlıyor. Kağıthane Belediyesi olarak kültürler arası diyaloğu güçlendiren, dostluğu ve kardeşliği pekiştiren bu tür etkinliklere destek olmaktan gurur duyuyoruz. İstanbulluları Bitlis’in geleneksel kültürünü ve güzelliklerini keşfetmek üzere Hasbahçe Etkinlik Alanı’na davet ediyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sanata, sanatçıya ve kültürel etkinliklere büyük önem veren Osmangazi Belediyesi, Oda Orkestrası Klasik Esintiler konseri düzenledi. Ördekli Kültür Merkezi’nde düzenlenen konseri dinleyenler keman, yan flüt ve çello, seslerinin yankılandığı muhteşem bir konsere şahit oldu.
Dinleyenlerin ruhunu dinlendiren eserlerin yankılandığı konserde, müzik severler unutulmaz bir gece yaşadı. Kemanda Rasim Yokuşlu, yan flütte Ceyda Su Erciyas ve Çello da Erdinç Çandar, klasik müzik tarihinin unutulmaz eserlerini sergiledi. Her Çarşamba günü Osmangazili sanat severlere buluşan Oda Orkestrası, her hafta olduğu gibi bu hafta da büyük beğeniyle dinlendi. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Amatör ve profesyonel tüm fotoğraf tutkunlarına kapılarını açık tutan yarışmalara, 25 Kasım 2024 tarihine kadar GTB’nin resmi web sitesi www.gtb.org.tr üzerinden başvuruda bulunulabilecek.
GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, fotoğraf yarışmalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, her iki yarışmanın farklı kategorilerde değerlendirilerek dereceye girenlere çeşitli altın ödülleri verileceğini söyledi.
Gaziantep’te hasat mevsimi
Gaziantep’te Hasat Mevsimi fotoğraf yarışmasını 4 senedir geleneksel olarak sürdürdüklerini kaydeden Akıncı, yarışmaya her yıl Türkiye’nin farklı illerinden çok sayıda fotoğraf severin yoğun ilgi gösterdiğini ifade etti.
Yarışmayı düzenlemekteki tek amaçlarının Gaziantep’in zengin tarım ürünlerini tanıtmak, hasat coşkusuna ortak olmak ve geleneksel yöntemlerle hazırlanan ürünleri fotoğraf kareleriyle geleceğe taşımak olduğunu aktaran Akıncı, sanatın doğayla buluştuğu yarışmada en temel kuralın ise fotoğrafların Gaziantep il sınırları içinde çekilmiş olması olduğunu vurguladı.
Akıncı, Gaziantep sınırları dışında çekilen fotoğrafların jüri tarafından yapılan değerlendirmede derece almış olsa bile yarışmadan diskalifiye edileceğini belirtti.
Kadim şehir Gaziantep
Bu yıl ilkini düzenledikleri “Kadim Şehir Gaziantep” yarışması ile şehrin tarihi dokusunu ve kültürel mirasını fotoğraf sanatıyla ölümsüzleştirmeyi hedeflediklerini aktaran Akıncı, kentin tarihi sokaklarından doğal güzelliğine ve eşsiz mimarisine kadar her detayın yarışma kapsamında değerlendirileceğini söyledi.
Başvuru süreci ve ödüller
Eser kabullerine 24 Haziran 2024 tarihinden itibaren başlanılan her iki fotoğraf yarışmasına, son başvurular 25 Kasım 2024 tarihine kadar GTB’nin resmi web sitesi üzerinden yapılabilecek.
Posta yoluyla başvurular kabul edilmeyecek. Seçici kurulun belirleyeceği dereceye giren eserler, iki farklı kategoride tam, yarım ve çeyrek altınla ödüllendirilerek, sergilemeye hak kazanan eser sahiplerine ise plaket verilecek. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Milli Saraylar Başkanlığı’na bağlı restorasyon ve konservasyon atölyeleri, kültürel mirası geleceğe taşımaya devam ediyor. Başkanlık’a bağlı 32 atölyeden biri olan Sedef Atölyesi, başta İstanbul sarayları olmak üzere Milli Saraylar çatısı altındaki kasır, köşk ve müzelerin sanat harikası eserlerini ustalıkla eski ışıltısına kavuşturuyor. Atölye şu sıralar Sultan 2. Abdülhamid Han tuğralı bir taht, Topkapı Sarayı Mecidiye Köşkü’nde sergilenen bir kuyruklu piyano ve Topkapı Sarayı’nın Harem Dairesi’ne ait kapı üzerinde çalışıyor.
Beşiktaş’taki Yıldız Şale Köşkü yerleşkesinde yer alan Sedef Atölyesi’nde çalışan uzman restoratörler, zamanın yıpratıcı etkisine yenik düşen tarihi eserleri, özgünlük ve en az müdahale gibi evrensel ilkelerle yeniden sergilenebilir hale getiriyor. Atölyede restorasyonu tamamlanmak üzere olan eserlerden biri Sultan 2. Abdülhamid Han tuğralı taht. Üzeri sedef ve fildişi süslemelerle bezeli tahtın taç ve ayak kısmı sedefle geometrik bölümlere ayrılırken ve bu bölümlerin içleri fildişi kakmalarla süslendi. Oturma yeri ve yanları ise ince çizgili pembe renk ipekli kumaşla kaplanan tahtın üst tarafında yine sedefle işli Sultan 2. Abdülhamid Han tuğrası, en üstünde de sedef kakma bir taç yer alıyor.
Atölyede dikkat çeken bir diğer eser ise ‘boulle’ stilinde tasarlanmış kuyruklu bir piyano. Fransız ‘Erard’ marka piyanonun kapağının iç yüzeyinde Abdülmecid tuğrasının işlendiği bir madalyon bulunuyor. Kahverengi maun iskeletin üzeri bağa kaplama ile birlikte stilize edilmiş çiçekler, yapraklar ve dallar ile süslü piyano, döneminin tüm zarafetini yansıtıyor. Milli Saraylar Sedef Atölyesi’nin üzerinde çalıştığı bir diğer eser ise Topkapı Sarayı’nın Harem Dairesi’ne ait sedef işlemeli bir kapı. Dönemin saray ustaları tarafından sanat eseri inceliğinde süslenen el yapımı ahşap kapının restorasyonunda sona yaklaşıldı. Alanında uzman isimler tarafından restore edilen eserler, atölyedeki işlemlerinin ardından ait oldukları yerde sanatseverlerle buluşturulacak.
“Restorasyon çok aşamalı ve çok ince bir sanattır”
Sedef Atölyesi olarak çalışmalarını en kısa sürede bitirmeyi hedeflediklerini söyleyen Milli Saraylar Sedef Atölyesi Sorumlusu Cemalettin Ünal, “Atölyemize Milli Saraylara ait kısır ve köşklerdeki bütün eserleri sedefli olan süslemelerini biz yapmaktayız. Atölyemizde şu anda bulunan piyano Mecidiye Köşkü Topkapı Sarayı’ndan gelmiştir. Bir adet kapımız vardır o da Halim Sultan giriş kapısıdır. Bir de Yıldız Sarayı’ndan Abdülhamid Han’ın kullandığı ve İran’dan hediye olarak gelen tahtımız vardır. Bu tahtımızın sedef, fil dişi ve bütün süslemelerini Sedef Atölyesi olarak yapmaktayız. Restorasyon çok aşamalı ve çok ince bir sanattır. Restorasyon zor ve zaman alan bir iştir. Ama bunun yanında Sedef Atölyesi olarak biz elimizden gelen gayretleri göstererek en kısa zamanda bitirmeye gayret ediyoruz. Tahmini olarak aralık ayında kapıyı bitirmeyi, kasım ayı sonunda da tahtımızı bitirmeyi hedefliyoruz. Piyanonun çok detaylı işleri olduğu için onun yaklaşık 1 yıllık bir süresi var. Bu eserler bir arada yapıldığı için hepsinin aşamalarını farklı zamana yaymaktayız” diye konuştu. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CUMHURİYET’in 101’inci yılı kutlamaları kapsamında şarkıcı Berkay, Bursa’da sahne aldı.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında şarkıcı Berkay, Bursa’da sahneye çıktı. Berkay, Bursa Downtown Yaşam ve Eğlence Merkezi’ndeki konserde, DJ Uğur Başaran’ın gösterisinin ardından çıktığı sahnede, kendisini bekleyen hayranlarıyla birlikte şarkılarını seslendirdi. ‘İnanırım’ şarkısıyla konserine başlayan Berkay, ‘Gel gel’ ve ‘İki Hece’ adlı şarkılarıyla coşturdu. Downtown Yaşam ve Eğlence Merkezi de gecede 1’inci yılını kutlarken, Atış Grup Yönetim Kurulu Üyesi Metin Atış, Berkay’a gecenin anısına çiçek verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KANAL D’nin iddialı projesi Annem Ankara’nın ilk tanıtımı Cannes’da yayınlandı. Yakında ekranlara gelecek dizinin ilk görüntüleri, içerik endüstrisinin en önemli buluşma noktası olan MIPCOM’da dünya devleri ile buluştu. Annem Ankara’da başrolü paylaşan Bergüzar Korel ile Mehmet Günsür, evrensel bir hikayeyi ekranlara getireceklerini söyledi.
GÜÇLÜ YAPIMLAR
Fransa’nın Cannes kentinde düzenlenen MIPCOM 2024, medya yöneticileriyle dünya profesyonellerini bir araya getirdi. Fuara katılan Kanal D International; Annem Ankara ve İnci Taneleri gibi son dönemin güçlü yapımlarını uluslararası medya gruplarına tanıttı.
FUARIN GÖZDESİ
1990’lı yıllarda bir kadının üç çocuğuyla verdiği mücadelenin anlatılacağı Annem Ankara, fuarın gözde yapımları arasında yer aldı. Türkiye’de merakla beklenen dizinin ilk görüntüleri fuar kapsamında dünya devleri ile buluştu. Dizinin başrol oyuncuları Bergüzar Korel ve Mehmet Günsür Meet Our Stars (Yıldızlarla Buluşmalar) etkinliğine katıldı.
VAZGEÇMEYEN BİR KADIN
Bergüzar Korel, duyguların evrensel olduğuna dikkat çekerek “Türk dizilerinin dünyada bu kadar çok sevilmesinin sebebi evrensel olması. Çünkü duyguların dili yok. Annem Ankara’nın da konusu bu noktada çok evrensel. Umutla hayata tutunan ve hiçbir şekilde bırakmayan, vazgeçmeyen bir kadın hikayesi” dedi.
EVRENSEL BİR HİKAYE
Mehmet Günsür da “Anlattığımız hikaye o kadar evrensel ki; ne kadar çok insanın kalbine dokunabilirsek o kadar heyecan verici olacak bizim için. Ne kadar fazla ülkeye dokunursak içimizi okşayacak bir his bu” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>5. kez nikah masasına oturan Yavuz Bingöl, Nilşah Ağaoğlu ile hayatını birleştirdi. Çiftin nikah töreni TUSAŞ saldırısı nedeniyle sade bir şekilde aile arasında gerçekleşti. Kıyılan nikah sonrasında Yavuz Bingöl’e babası Yılmaz Bingöl tarafından, dedesi Çolak Hüseyin’in İstiklal Madalyası nikah hediyesi olarak takıldı.
Dedesinin İstiklal Madalyası’nın kendisine takılmasından büyük gurur ve mutluluk duyduğunu ifade eden Bingöl, “Bu dedemden kalma. Biliyorsunuz bu İstiklal Savaşı gazilerine ailenin en büyüğüne verilir. Dedem Yemen’de 4 yıl askerlikten sonra savaştıktan sonra köye dönüyor Kars’a. Yürüyerek 30 gün 20 gün gidiyorlar. Sonra, 5-6 ay sonra Mustafa Kemal Atatürk çağırıyor ve Dumlupınar’a gidiyorlar. Orada savaşıyorlar. Orada yaralanıyor, gazi oluyor. Bu madalyayı alıyor. Madalya aile büyüklerine verilir biliyorsunuz. Dedem Çolak Hüseyin, kollarından yiyor kurşunları. Elleri böyle kalınca, lakabı da Çolak Hüseyin’dir. Deden rahmetli oldu 1974’te. Madalya ailenin büyüğüne, babama kaldı. Babam da bugün bana nikahta çok büyük bir sürpriz yaptı. Ailenin büyüğü olarak bana hediye etti. Ben de bunu onurla gururla taşıyacağım” dedi. – BALIKESİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İki oturum halinde gerçekleşecek olan ‘Filistin Mücadelesinde Türkiye’nin Kamu Diplomasisi’ konulu panelin moderatörlüğünü Munzur Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Serkan Gündoğdu ve Bayburt Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Savaş Keskin yapacak. Panele konuşmacı olarak katılacak isimler ise Prof. Dr. Özden Zeynep Oktav-İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin- Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Dr. Mehmet Rakipoğlu- Mardin Artuklu Üniversitesi, Doç. Dr. Sezai Öztop-İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Doç. Dr. İdil Tunçer Kılavuz-İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Aslında Gazetesi Haber Müdürü Furkan Erten olarak belirlendi.
Fuat SezginKonferans salonunda gerçekleşecek olan panelin ilk oturumu 16.00’da, 2’inci oturumu ise 16.30’da başlayacak. Panel sonrasında saat 19.30’da Grup Yürüyüş sahne alarak, parçalarını seslendirecek. – BAYBURT
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye’nin en uzun soluklu film festivali olan Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl 61’inci kez düzenleniyor. Festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması da Necmi Sancak’ın ‘Ayşe’ filminin gösterimi ile başladı. Atatürk Kültür Merkezi Aspendos Salonu’nda yapılan gösterime vatandaşlar, yoğun ilgi gösterdi. Gösterimi izlemek isteyen sinemaseverler, kapıda kuyruk oluşturdu. Filmin yapımcıları Necmi ve Ahmet Sancak’ın kuzenleri down sendromlu Rıdvan ile ona bakan ablası Fatma’nın yaşadıklarını konu alan filmin oyuncuları arasında Binnur Kaya, Rıdvan Sancak, Menderes Samancılar ve Nazlıcan Demir bulunuyor. Filmin gösterimine, yarışma jürisi Ferzan Özpetek, Deniz Göktürk Kobanbay, İlker Kaleli, Melis Behlil, Melisa Önel ve Mercan Dede de katıldı.
‘RİSKLİ İŞLERİN İÇİNDE OLMAYI SEVİYORUM’
Film sonrasında gerçekleştirilen söyleşide konuşan Binnur Kaya, seyredilmesinin zor bir film olduğunu, bu nedenle katılan izleyicilere teşekkür etti. Kaya, “Sadece iyi bir senaryo okumuştum. Bu, çok cesur bir iş. Riskli işlerin içinde olmayı seviyorum. Daha önce kendilerinin de denemediği bir şey denediler. Zor ve riskli bir işti. Rıdvan, harika bir partnerdi; işi hiç aksatmadı. Rıdvan’ın ablası Fatma, benim oynadığım karakterin gerçek hayattaki hali. Hayatından büyük bir sevgiyle vazgeçmiş bir kadının hayatından anca bir kesit olabilir. Çok büyük bir fedakarlık. Harika bir abla olduğu için Fatma Sancak’a çok teşekkür ederim. Onun yaşadıklarının çok küçük bir kısmını gösterebildik” diye konuştu.
‘FATMA ABLA VE RIDVAN’DAN ETKİLENEREK BİR HİKAYE YAZDIK’
Filmin senaristlerinden Ahmet Sancak, “Ben, Necmi, Rıdvan ve Fatma ablayla kuzeniz ve birlikte büyüdük. Bu fikir, 10 yıl önce Rıdvan- Fatma’nın hikayesinden esinlenerek ortaya çıktı. Bugün burada olmak, çok büyük bir heyecan” dedi. Filmin senarist ve yönetmeni Necmi Sancak da “Ahmet’le beraber kuzenimiz Fatma abla ve Rıdvan’dan etkilenerek bir hikaye yazdık. Fatma abla evlilik teklifi alsaydı nasıl olurdu gibi sorular sorarak böyle bir senaryo ortaya çıktı. 2-3 yıl boyunca bunu hayata geçirmek için çalıştık. Ben, Ahmet ve Binnur Kaya, senaryoyu geliştirmeye başladık. Sonra Menderes abiye sorduk; o da bizi kırmadı. Oynamasını istediğimiz karaktere kendisi de bir şeyler ekleyerek, çok güzel bir karakter oluşturdu. Ardından Ali Seçkiner Alıcı abiye gittik, ‘Binnur hanıma aşık olmak isteyen kişi olur musun?’ dedik, o da ‘Seve seve’ dedi. Uzun bir sürecin sonunda izleyiciyle buluşmasını sağladık” dedi.
‘ROLÜN BÜYÜĞÜ, KÜÇÜĞÜ YOK’
Bu tür filmlerde rol almayı seve seve kabul ettiğini belirten Menderes Samancılar, “Necmi ile film için buluştuk ve Ayşe’yi Binnur’un oynayacağını söyledi. Senaryoyu okuduğumda ‘Tamam’ dedim. Rolün büyüğü, küçüğü yok. Önemli olan projenin neye hizmet ettiği. Senaryoyu okudum derdi var, sıkıntısı var ve çözüm istiyor. Hepimizin çözüme ihtiyacı var. Sıkıntıları çözmek için bu tür projelerin içerisinde seve seve yer almak boynumuzun borcu” diye konuştu.
ABLAYA UZUN SÜRE ALKIŞ
Filmin başrolü down sendromlu Rıdvan Sancak ise filmin güzel olduğunu belirtip, ablasına dönerek “Seni seviyorum” dedi. Filmi kardeşiyle birlikte izlemeye gelen Rıdvan’ın ablası Fatma Sancak da seyirciler tarafından uzun süre alkışlandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BU yıl 61’incisi düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda yarışan ‘Galata’ filminin gösterimi yapıldı. Gösterim sonrası yapılan söyleşide konuşan filmin başrol oyuncusu Sarp Bozkurt, “Bütün çekim süresi boyunca ‘İstanbul’dan sakin bir yere taşınıyoruz’ dedik. Bir şeye konsantre olduğunuzda İstanbul’un ne kadar yaşanmaz bir yer haline geldiğini tekrar anlıyorsunuz” dedi.
Türkiye’nin en uzun soluklu film festivali olan Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl 61’inci kez başladı. Festivalin ilk gününde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın ikinci filmi Kenan Mansur Doğru ve Umut Osman Demirkol’un yönettiği ‘Galata’ filminin gösterimi yapıldı. Gösterime sinemaseverlerin ilgisi yüksek oldu.
Toplumda kendilerini dışlanmış hisseden iki karakterin, hikaye ilerledikçe aralarında oluşan ilişkinin konu edildiği filmin gösterimine oyuncular Suyumbige Dadalı, Sarp Bozkurt, Eda Nur Hancı, Barış Kolik, Emiralp Arslan, yönetmenler Kenan Mansur Doğru ve Umut Osman Demirkol katıldı. Gösterim sonrasında film ekibi, aynı salonda düzenlenen söyleşide izleyicilerle buluştu.
Yönetmen Kenan Mansur Doğru, “Enteresan ve zor bir filmdi. Hem oyunculuk, hem sanat olarak bir şey denemeye çalıştık. Kendimize bir dünya yaratmaya çalıştık. Burada olmak bizim için çok kıymetli. 2,5 ay boyunca her gün prova yaparak hazırlandık. Çok zor sahneler oldu ancak yarattığımız dünyadan mutluyum. Prova zamanında zor bir işin altına gireceğimizi söyledim. Bizim için zor olan şeyi biz avantaja çevirdik. Bu hikayede olabildiğince gerçeği yansıtmaya çalıştık” dedi.
Filmin diğer yönetmeni Umut Osman Demirkol, projeye inandıkları için ekip arkadaşlarına teşekkür etti. Demirkol, “Aykırı bulunabilecek, zor olduğu düşünülecek, herkesin kabul edemeyeceği şeyleri tartışan, bu yüzden değerli olduğunu düşünüyorum. Şehirle ilgili göstermek istediğimiz de çok şey vardı. Bunun için de çok çalıştık. Demek ki bir şeyler yolunda gitmiş ki bugün buradayız. Senaryonun bir tek çıkış noktası yoktu. En önemlisi bazı kalıplara sığmayan insanların dışlanmasından duyduğumuz rahatsızlık. Bununla ilgili senaryo yazmış olmama rağmen ben bile insanları belli kalıplar içerisine sokuyorum” diye konuştu.
İstanbul’un sokaklarında çekilen film sırasında neler yaşandığına dair gelen soruya cevap veren filmin başrol oyuncusu Sarp Bozkurt, “İnanılmaz zordu. Bütün çekim süresi boyunca ‘İstanbul’dan sakin bir yere taşınıyoruz’ dedik. Bir şeye konsantre olduğunuzda İstanbul’un ne kadar yaşanmaz bir yer haline geldiğini tekrar anlıyorsunuz. Bizim rahat etmemiz için herkes elinden geleni yaptı ama İstanbul şartlarında bu imkansız olabilecek bir şey. Başımıza bunların geleceğini biliyorduk. En başında da bunları konuşurken, görüntüyü kesmeyeceğimizi ve bu anların da filmde olmasını istediğimizi konuştuk” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TDK Başkanı Prof. Dr. Osman Mert:
“70 yıldır Türk diline yuva olan eski hizmet binamızı Türkçe Müzesi yapma arzusundayız”
ANKARA – Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve Türk Dil Kurumunca düzenlenen Uluslararası Türk Dil Kurultayı’nın 10’uncusu Ankara’da başladı. Kurultayın açılışında konuşan TDK Başkanı Prof. Dr. Osman Mert, “70 yıldır Türk diline yuva olan eski hizmet binamızı Türkçe Müzesi yapma arzusundayız. Bu müze, Türkiye’nin sadece bir dil olmadığını, aynı zamanda bir milletin tarihini, kültürünü ve medeniyetini taşıyan bir hazine olduğunu bir kere daha hatırlatacaktır” dedi.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun yeni binasında gerçekleştirilen kurultay, İstiklal Marşı ve TDK’yı anlatan tanıtım filminin gösterimiyle başladı. Kurultayın açılış konuşmalarından önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934’te Türk Dil Kurultayı için bestelenmesi talimatı üzerine sözlerini MalatyaMilletvekili Mehmet Hilmi Oytaç’ın yazdığı ‘Kurultay Marşı’, ikinci kurultayın ardından 90 yıl sonra ilk kez dinletildi. Kurultayın açılışında konuşan TDK Başkanı Prof. Dr. Osman Mert, kurultayın 92’nci Dil Bayramı’na denk geldiğini dile getirdi. Mert, 9-11 Eylül tarihleri arasında Bakü’de düzenlenen Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonu’nun 3’üncü toplantısı sonrasında kabul edilen 34 harflik ortak Türk alfabesinin Türk dünyasının geleceği açısından tarihi ve stratejik bir gelişme olduğunu belirterek, bu gelişmeyle birlikte birçok alanda Türk coğrafyasının yakınlaşacağını ifade etti.
“70 yıldır Türk diline yuva olan eski hizmet binamızı Türkçe Müzesi yapma arzusundayız”
Kül Tigin Kitabesi’nin Türkçe yüzünün 21 Ağustos tarihinde tamamlanmış olmasından dolayı 21 Ağustos gününün bütün dünyada Türk Dil Günü olarak kabul edilmesi yönünde çaba gösterildiğini belirten Mert, “Ülkemiz Türkiye Yüzyılı’na girmeye hazırlanırken kurumumuz da Türkiye Yüzyılı’nda yeni mekan, yeni ufuklar ülküsüyle yeni hizmet binasına taşınmış olmanın heyecanını yaşamaktadır. Bağlı olduğumuz Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’yla dört kurumun aynı çatı altında hizmet vereceği binamızda Türkiye Yüzyılı’nın 16 birleşiminden özellikle bilim, yenilik, etkin iletişim, dijital dönüşüm, üretim, verimlilik ve istikbal gibi ilkeler kurumumuzun görev ve sorumluluk alanlarıyla birlikte kılavuzumuz olacaktır. 70 yıldır Türk diline yuva olan eski hizmet binamızı Türkçe Müzesi yapma arzusundayız. Bu müze, Türkiye’nin sadece bir dil olmadığını, aynı zamanda bir milletin tarihini, kültürünü ve medeniyetini taşıyan bir hazine olduğunu bir kere daha hatırlatacaktır. Türkçe’nin gücünü ve farklı coğrafyalarda nasıl hayat bulduğunu gösterirken, genç kuşaklara dil bilincini aşılayarak dilimize sahip çıkmanın önemini gösterecek, Türkçe için çalışmanın neden hayati olduğunu hatırlatacaktır” diye konuştu.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Büyükelçi Prof. Dr. Derya Örs ve Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam’ın konuşmalarının ardından Türk Diline Hizmet Ödülleri takdim edildi. Kurultayda çok sayıda yerli ve yabancı bilim adamı Türkçeyle ilgili bildiri sunacak. Program, 27 Eylül Cuma günü saat 17.00’deki değerlendirme oturumu ile sona erecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ankara Kültür Yolu Festivali kapsamında açılan ‘Tutkulu İki Yürek: Bedri Rahmi‘ sergisini ziyaret etti.
Bakan Ersoy, Ankara Kültür Yolu Festivali kapsamında, Çankaya ilçesindeki Mustafa Ayaz Müzesi’nde açılan resim sergisini ziyaret etti. Bakan Ersoy, Türk resim sanatının 2 önemli çifti Bedri Rahmi ve eşi Eren Eyüboğlu’na ait eserleri inceledi. Ersoy, Eyüpoğlu ailesine ait fotoğrafları ve belgelerin de yer aldığı bölümü gezdikten sonra, müzeye ismini veren ve 5 gün önce vefat eden Sanatçı Mustafa Ayaz’ın anısına imzalanan deftere duygu ve düşüncelerini yazdı. Bakan Ersoy, deftere “Bu çatı; eserleri, verdiği ilham, açtığı yol ve yetiştirdiği insanlarla çağdaş Türk resim sanatının dünü kadar yarınlarına da izini ve ismini nakşeden bir büyük ustanın, bir öncünün ve öğretmenin derin hatırasını barındırmakta. Merhum Mustafa Ayaz’ı saygıyla anarken büyük ustanın mirasının sanatı ve sanatçıyı desteklemeye devam ettiğini görmekten büyük bir mutluluk duyduğumu ifade etmek isterim. Ruhu şad olsun” ifadelerini yazdı. 79 eserin yer aldığı sergi, 1 Eylül-17 Kasım tarihleri arasında sanatseverleri ağırlayacak.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 18 Eylül’de hayatını kaybeden ressam Mustafa Ayaz’ın müzesinde yer alan ‘Tutkulu İki Yürek’ sergisini ziyaret etti.
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Ankara’da 21 Eylül tarihinde açılan ‘Tutkulu İki Yürek’ sergisini ziyaret etti. Bakan Ersoy ziyaret çerçevesinde, Türk resim sanatının iki unutulmaz ismi olan Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Eren Eyüboğlu’nun eserlerini inceledi. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun 49’uncu ölüm yıl dönümünde gerçekleştirilen ve Eyüboğlu ailesinin izlerini günümüze taşıyan koleksiyon sunan sergide Bakan Ersoy’a küratör Siret Uyanık eşlik etti.
“Çağdaş Türk Resim Sanatının dünü kadar yarınlarına da izini ve ismini nakşeden bir büyük ustanın hatırasını barındırmakta”
Ziyaretin ardından Bakan Ersoy, 18 Eylül tarihinde hayatını kaybeden ressam Mustafa Ayaz’ın anı defterini imzaladı. Ersoy anı defterinde, “Bu çatı; eserleri, verdiği ilham, açtığı yol ve yetiştirdiği insanlarla Çağdaş Türk Resim Sanatının dünü kadar yarınlarına da izini ve ismini nakşeden bir büyük ustanın, bir öncünün ve öğretmenin derin hatırasını barındırmakta. Merhum Mustafa Ayaz’ı saygıyla anarken, büyük ustanın mirasının sanatı ve sanatçıyı desteklemeye devam ettiğini görmekten büyük mutluluk duyduğumu ifade etmek isterim. Ruhu şad olsun” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin ilk katıldığı bienal olan 1957 Sao Paulo Bienali’nde ödül aldığı, nonfigüratif tarzdaki ‘Meyveler’ adlı eser başta olmak üzere birçok eserin görülebileceği sergide, Eren Eyüboğlu’ndan 30, Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan ise 49 eser yer alıyor.
Mustafa Ayaz’ın kurduğu Mustafa Ayaz Müzesi’nde sanatseverlere buluşan sergi 17 Kasım tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Besteci, Arnavut folkloru araştırmacısı ve müzikolog Luli’nin koleksiyonunda bazıları ahşap, pirinç alaşımı, deri, kemik, kamış ve hayvan boynuzundan yapılmış, yüzyıllardır Arnavutlar tarafından kullanılan 128 enstrüman bulunuyor.
Enstrümanların bir kısmı bugün aktif olmasa da bazıları Arnavut zanaatkarlarca üretilip çeşitli etkinliklerde kullanılıyor.
Yüzyıllar boyunca aile törenlerine, düğünlere ve bayramlara eşlik eden geleneksel Arnavut enstrümanları, kültür ve sanatın ayrılmaz parçası konumunda.
Luli, koleksiyonunu oluşturan enstrümanlarla çevrili çalışma stüdyosunda AA muhabirine, çalgıları Arnavutların yaşadığı ve Arnavutçanın konuşulduğu bölgelerden topladığını söyledi.
40 yılı aşkın süredir enstrüman topladığını anlatan Luli, “Arnavutluk’un bütün köylerine gittim, 10’dan fazla kez ziyaret ettiğim köyler olabilir. Bunların dışında da Karadağ’dan Kosova’ya, Kuzey Makedonya’dan Patra’ya, Preveze’ye ve Yanya’ya kadar gidip topladım.” ifadelerini kullandı.
“Tutku seni araştırmaya, keşfetmeye ve çalışmaya yönlendirir”
Koleksiyonundaki en eski enstrümanın hayvan boynuzundan yapıldığını dile getiren Luli, Avusturyalı araştırmacıların, Arnavutluk’taki Mat Nehri’nde bulunan bu enstrümanın 400 yılı aşkın süredir kullanıldığını tespit ettiklerini söyledi.
Koleksiyonunun Balkanlar’da bu açıdan en eksiksiz ve büyüğü olduğuna dikkati çeken Luli, “Koleksiyonda toplamda tam olarak 128 enstrüman var. Arnavutça konuşulan bölgelerde kullanılan tüm enstrümanlar burada yer almakta.” dedi.
Luli, Arnavutların “lahut” olarak adlandırdığı, “gusle” diye de bilinen yaklaşık 300 yıllık enstrümanın da koleksiyonunun özel parçalarından olduğunu ifade etti.
Enstrümanlarının çoğunu koleksiyon oluşturma tutkusuyla satın aldığını söyleyen Luli, “Tutku seni araştırmaya, keşfetmeye ve çalışmaya yönlendirir. Genellikle Arnavutluk’un kuzeyinde çok zenginlik var, çok fazla enstrüman bulunur. Kuzeyde gayda, davul, zurna, kaval, düdük, çifteli var. Güneyde ise daha az enstrüman var, kaval, çift borulu zurna ve tef bulunur.” bilgisini paylaştı.
Enstrümanların bakımlarını orijinal unsurlarla kendisinin yaptığını anlatan Luli, çalgıların tanımları, kökenleri, özellikleri ve yaşlarına dikkat ederek yayınlar ve çalışmalar yaptığını dile getirdi.
Luli, geleneksel Arnavut enstrümanlarını toplamayı sürdüreceğini sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Menteşeli Cengiz söyledi, Osmangazililer eşlik etti
Osmangazi Belediyesi’nin ‘Güz Konseri’ne büyük ilgi
BURSA – Osmangazi Belediyesi tarafından gerçekleştirilen ‘Güz Konseri’ kapsamında sahneye çıkan dağ yöresinin sevilen sanatçısı Menteşeli Cengiz, türküleriyle sanatseverleri doyasıya eğlendirdi.
Osmangazi Belediyesi, Alemdar Mahallesi’nde düzenlediği ‘Güz Konseri’ ile Bursa’nın sevilen ses sanatçılarından biri olan usta sanatçı Menteşeli Cengiz’i sevenleriyle buluşturdu. Orhaneli, Büyükorhan, Harmancık ve Keles gibi dağ ilçelerindeki yurttaşlar tarafından beğeniyle takip edilen, Osmangazi’de yaşayan dağ yöresi vatandaşlarının da severek dinlediği usta sanatçı, Türk Halk Müziği’nin nadide eserlerini hayranlarıyla birlikte seslendirdi. Dağ yöresinden yurttaşların yoğun olarak yaşadığı Alemdar Mahallesi’ndeki pazar alanında gerçekleşen konsere, sanat severlerin ilgisi büyük oldu. Konser alanını dolduran binlerce kişi, sanatçının hareketli türkülerine dans ederek eşlik etti. Menteşeli Cengiz, konser sonunda hayranları tarafından ayakta alkışlandı. Konsere, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir, belediye meclis üyeleri ve binlerce vatandaş katıldı.
“Yaşamda tutunmak için sanat da bir ihtiyaç”
Sanata ve sanatçıya her zaman destek verdiklerini ifade eden Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, “Bu tür etkinlikler, özellikle yöre insanımızın yoğun yaşadığı yerlerde karşılık buluyor. İnsanoğlu sadece karnını doyurmakla yaşamına devam edemiyor. Ruhunu da doyurması gerekiyor. Yaşamda tutunmak için bu da bir ihtiyaç. Osmangazi Belediyesi olarak, her biri birbirinden güzel ve özel kültürel etkinlikler düzenliyoruz. Bu etkinliklerimizi mahallelerimize de taşıyoruz. İnşallah bundan sonra da bu etkinliklerimize devam edeceğiz. Bu etkinliklerin düzenlenmesinde büyük emeği olan Kültür İşleri Müdürlüğü’müzden sorumlu Başkan Yardımcımız Mutlu Esendemir’e teşekkürlerimi sunuyorum. Emeği geçen personelimize de ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Hep birlikte daha güzel işlere imza atacağız” dedi.
Gecenin sonunda Başkan Aydın, usta sanatçı Menteşeli Cengiz’e çiçek takdim etti. Ayrıca Başkan Aydın’a üzerinde isminin yazılı olduğu Fatihgücü Spor forması hediye edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KüçükÇiftlik Park’ta konser veren ikili, Türkiye milli takım formalarıyla sahne alarak, performanslarını sergiledi.
Epifoni organizasyonu ile gerçekleştirilen konser öncesi, çalışmalarını Türkiye’de sürdüren ses mühendisi, Brezilya asıllı DJ ve prodüktör Fred Lenix sahne aldı.
Etkinliğin açılışını ise Türkiye’nin üretken prodüktörlerinden biri olarak gösterilen Sezer Uysal yaptı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştirak şirketlerinden Metro İstanbul, istasyonlarda bulunan müzisyenleri yeniden seçiyor. Akademisyenler, uzman eğitmenler ve İBB Kültür Daire Başkanlığı yetkililerinin seçilecek yeni isimler 235 istasyonda belirlenen 55 noktada İstanbullulara hizmet verecek.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraklerinden Metro İstanbul, istasyonlarda bulunan müzisyenleri yeniden seçiyor. Bu yıl yeniden düzenlenecek ‘ Metro İstanbul Müzisyen Seçmeleri’ ile akademisyenler, müzik konusunda uzman eğitmenler ve İBB Kültür Dairesi Başkanlığı yetkilileri kentteki yetenekleri keşfedecek. 3 milyonu aşkın İstanbullunun kullandığı 55 farklı noktada İBB Kültür Dairesi Başkanlığı ve Kültür AŞ iş birliğiyle metrolarda performans sergileyecek 160 asil, 80 yedek; toplam 240 metro müzisyeni yeniden seçilecek. Seçmeler Pop-Rock, Dünya Müzikleri, Türk Halk Müziği-Türk Sanat Müziği ve Enstrümantal olmak üzere dört farklı kategoride gerçekleştirilecek. Sonuçlar 7-13 Ekim tarihleri arasında açıklanacak. Yeni seçilen Metro İstanbul Müzisyenleri, görevlerine 26 Ekim Cumartesi günü başlayacak.
BAŞVURU ŞARTLARI AÇIKLANDI
İstanbul‘da ikamet eden ya da öğrenim gören ve en az bir enstrümanı yetkin bir şekilde çalabilen tüm müzisyenler, 14-23 Eylül 2024 tarihleri arasında, belirlenen 4 kategoriden birinde çekecekleri 1 dakikalık performans videoları ile seçmelere katılabilecek. Başvurular, ‘Kültür İstanbul‘ internet sitesinden, Radar Türkiye ve İstanbul Senin uygulamaları üzerinden yapılabilecek.
20 KİŞİLİK JÜRİ SEÇİMİ YAPACAK
Başvurular her kategori için akademisyenler, müzik profesyonelleri ve İBB Kültür Dairesi Başkanlığı yetkililerinden oluşan toplam 20 kişilik jüri tarafından çevrim içi ortamda değerlendirilecek. En yüksek puanı alan 160 kişi/grup 1 yıl boyunca metro müzisyeni olmaya hak kazanacak. Asil olarak belirlenen metro müzisyenlerinin haklarından feragat etmesi durumunda, belirlenen 80 kişi/grup yedek metro müzisyeni puan sıralamasına göre görevlendirilecek.
İLK 3’E GİRENLERE ÖDÜLLER HAZIRLANDI
İBB yöneticilerinden oluşan müzik komisyonu; ödül süreci için akademisyenler ve müzik dünyasının önde gelen isimlerinden oluşan bir de ödül jürisi belirledi. Jüri ilk etapta, 16 Ekim’de Müze Gazhane’de her bir kategorinin ilk 10’unu dinleyecek ve tüm kategorilerde ilk 3’ü belirleyecek. 17 Ekim’de ise; elemeler sonucunda her kategoriden en yüksek puanı alan ilk 3 kişi/grup, toplam 12 finalist, Müze Gazhane sahnesinde İstanbul halkına performans sergileyecek. Düzenlenecek final konserinde; ödül jürisinin ve etkinliğe katılan İstanbulluların Radar Türkiye uygulaması üzerinden verdiği oylar, en iyi 3 metro müzisyenini/grubunu belirleyecek ve ödüller sahibini bulacak.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Baba mesleği olan antika restorasyonu işine yarım asır önce çırak olarak başlayan ve gönlünü antika eşyalar ile onların hikayelerine kaptıran 58 yaşındaki Ahmet Zihni Marangozoğlu, maddi değeri binlerce lira, manevi değerine ise paha biçilemeyen eserleri ilk günkü hallerine kavuşturuyor.
Gaziantep’in yanı sıra çevre illerden antika eşyaların geldiği atölyede gramofon, antika cami ve duvar saatleri, radyo, televizyon, karyola ve ayna gibi tahta eserler bulunuyor.
Babasından öğrendiği antika tamircilik mesleğini yıllardır büyük bir aşkla sürdüren Marangozoğlu, farklı dönemlere tanıklık etmiş ve evlerde anı olarak saklanan antika eşyaları tamir ederek eski haline getiriyor.
Tarihi Gaziantep Kalesi civarındaki tarihi Yeni Han’da bulunan 15 metrekarelik dükkanında eski antika eşyaları tamir ederek geçimini sağlayan Marangozoğlu, baba mesleği severek sürdürüyor.
Gaziantep’in yanı sıra bölge illerinden ve Türkiye’nin birçok ilinden gelen antika eşyaları tamir ettiğini belirten Marangozoğlu, yaklaşık bir asırlık cihazları tamir ederek ilk günkü haline getirdiğini ifade etti.
Unutulmaya yüz tutmuş ve insanların anı olarak evlerinde sakladığı antika eşyaları tekrar gün yüzüne çıkardığını belirten Marangozoğlu, atölyesinde bulunan en yeni eserin 70 yıllık olduğunu bildirdi.
“Gaziantep’te yıllardır antika eser tamiri yapıyorum”
Antika eser tamirciliği mesleğine henüz 7 yaşında iken babasının yanında çırak olarak başladığını ifade eden Marangozoğlu, “Gaziantep’te yıllardır antika eser tamiri yapıyorum. Bu küçük atölyemde baba mesleğimi sürdürüyorum. Antika anlamında kim ne getirirse tamir ediyoruz. Saat, gramofon, karyola, dolap, radyo ve ayna gibi eserleri yeniden değerlendiriyoruz. Kullanılmayan, kenara atılmış eserlere yeniden hayat veriyoruz. 7 yaşından beri bu mesleği yapıyorum. Ben daha çok tahta antika eşyaları tamir ediyordum. Fakat son 10 yıldır gramofon tamirciliği de yapıyorum. Antika tamirciliği babam mesleğimdir. Çocukluğumdan beri bu işin içerisindeyiz. Baba mesleği olduğu için mesleğimi severek yapıyorum. Antika cami saatleri başta olmak üzere kim ne getirirse yani antika anlamında ne varsa tamir ediyoruz. Kaybolan hatıraları burada geri getiriyoruz. İnsanlara hatıralarını geri kazandırıyoruz” dedi. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonunun Ankara’da düzenlediği “Paylaştığımız Ortak Kültür ve Değerler” adlı konserde Türk müzisyen Barbaros’la sahne alan Krull, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Krull, “Paylaştığımız Ortak Kültür ve Değerler” adlı konserin Ankara’daki üçüncü konseri olduğunu belirterek, bu konuda kendisini çok mutlu ve heyecanlı hissettiğini söyledi.
Ünlü İspanyol dizisi La Casa de Papel’in jenerik müziği “My Life is Going On”u seslendiren Krull, organizasyonun çok iyi olduğunu vurgulayarak, konser için bolca prova yaptıklarını belirtti.
AB Türkiye Delegasyonunun düzenlediği konserin bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Krull, ünlü müzisyen Barbaros’la aynı sahneyi paylaşmaktan çok memnun olduğunun altını çizdi.
Krull, Türkiye’yi “Doğu ve Batı’nın karışımı” şeklinde yorumlayarak, Türk kültürününü çok özel olduğunu belirtti.
Türklerin kendilerine has yemekleri, müziği, dansı olduğunu vurgulayan Krull, “Burası dünyanın çok özel bir yeri.” dedi.
Krull, kariyerine 7 yaşındayken katıldığı Disney İspanya seçmeleriyle başladığını söyleyerek, “Bunun kariyerimin başlangıcı olduğunu bilmiyordum. Mesleği, dil öğrenen bir çocuk gibi çok erken öğrendim. Bu yüzden benim için süreç çok doğal oldu. Bu mesleğe çok erken sahip olduğum için gerçekten minnettarım.” diye konuştu.
Unutamadığı pek çok konser anısının olduğunu söyleyen Krull, en özel anısının İspanya’nın başkenti Madrid’de tüm La Casa de Papel ekibinin ve izleyicilerinin katılımıyla 20 bin kişinin önünde şarkı söyleme imkanı bulduğu konser olduğunu belirtti.
Krull, İspanya’da çok fazla Türk arkadaşı olduğunu ifade ederek, “Umarım bu konserle ilişkilerimiz daha da iyi olacak.” dedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Annesi İsviçreli, babası İstanbullu olan Osmanoğlu 1992 yılında Basel’de dünyaya geldi. Osmanoğlu çocukken babasının eski aile fotoğraflarında Osmanlı dönemine ilişkin dedesi ve yanındakilerin fotoğraflarını gördü.
Bu fotoğraflara hayran kalan Osmanoğlu, yaklaşık 1 yıl önce, Osmanlı’nın son dönemlerine ait halkın giyim tarzını benimsemeye karar verdi.
Fes takan, baston kullanan, tespih çeken ve o dönemin kesimlerine benzer takım elbiseler giyen genç, günlük hayatında bu tarzını sürdürmeye devam ediyor.
Kıyafetleriyle İsviçre, Almanya, Belçika ve Çekya sokaklarında dolaşan Osmanoğlu, kendisine gelen pozitif tepkilerden memnun.
“Fotoğraflara baktıkça hoşuma gitmeye başladı”
Osmanoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul’da da birçok kişinin kendisiyle fotoğraf çektirdiğini, genelde pozitif tepkiler aldığını, yaşamı boyunca bu tarzı sürdürmek istediğini söyledi.
Hayranlığının çocukken baktığı fotoğraflarla başladığını dile getiren Osmanoğlu, “İsviçre’nin Basel kentinde doğdum. Türk eşim var. Birkaç yıldır İstanbul’da yaşıyorum, ticaretle uğraşıyorum. Oxford’da okudum. Çocukluğumdan beri eski fotoğraflara bakıyorum. O fotoğraflara baktıkça hoşuma gitmeye başladı. ‘Biz neden artık fes takmıyoruz?’ diye hep merak etmişimdir. Ben de artık günlük hayatımda fes takmaya karar verdim. İş dolayısıyla hep takım elbise giyiyordum. Baston sonradan geldi, tespihi ise hep kullanıyordum. Baston ve fesi yaklaşık 1 yıl önce dolabıma ekledim.” diye konuştu.
Prag, Üsküp ile Berlin gibi şehirlerde pozitif tepkiler aldığını aktaran Osmanoğlu, şöyle devam etti:
“Farklı farklı tepkiler alıyorum. Çoğunluğu pozitif. Bazen terslemeler de oluyor. Dün Nişantaşı’nda biri bana ‘Bu tripler ne?’ diyerek üzerime yürüdü. Ben de çok muhatap olmadım. Döndüm ve yoluma devam ettim. En yoğun tepkileri de Türkiye’de aldım. Avrupa’da hiç kimse negatif yorum yapmadı. Bazıları fesi merak etti. Benim cevabım da her zaman beğendiğim kıyafetler oldu. Biz, özgür bir ülkedeyiz. Bence kimse kimsenin ne giydiğine karışmamalı. Eşim mesela çok hoşgörülü yaklaşmıyor. Mutlu edemiyoruz maalesef.”
“Amacım Osmanlı padişahları gibi görünmek değil”
Osmanoğlu, ilk başlarda Kapalıçarşı’dan aldığı ucuz fesi kullandığını, sonra bunun üretimini yapan bir kişinin kendisine ulaştığını söyledi.
Bu kişinin başındakinin gerçek bir fes olmadığını kendisine anlattığını ifade eden Osmanoğlu, “Bu hanım bana yeni bir fes dikti. Uzun süredir de bunu takıyorum. İnsanların desteğini ve hoşgörüsünü görerek bu giyim tarzımı devam ettirmek istiyorum. Benim annem Basel, babam İstanbullu Türk. Babamın sayesinde Türk kültürünü biliyorum. Benim amacım Osmanlı padişahları gibi görünmek değil. Ben sevdiğim kıyafetleri giyiyorum.” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>‘ Şişli Plak Festivali’nin 4’üncüsü, Feriköy Organik Pazarı otoparkında başladı. Müzikseverler, ‘ Şişli Plak Festivali’ne ilk günden yoğun ilgi gösterdi. Festival kapsamında gerçekleşen söyleşiler, imza etkinlikleri ve plak mezatları renkli anlara sahne oldu. Festivalin ilk gününde Gaye Su Akyol ve Miskinler sahne aldı.
Festival alanını ziyaret eden Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, plakçılar ve plakseverler ile bir araya geldi. Plak Festivaline ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Şahan, “4’üncüsünü düzenlediğimiz Plak Festivali’nde birlikteyiz. Bu sene farklı olarak Şişli ve Kadıköy Belediyesi ortaklaşa yapıyoruz. ‘İki yaka plakla buluşuyor.’ Yurttaşımızı festivallerle, kültür projeleriyle birleştiren, doğru projelerle bir araya getiren, onları kamusal alana çeken işler üretmeye çabalıyoruz. Burada yaptığımız plak festivali, çok kapsamlı, geniş ve derin bir içeriğe sahip. Sanatçılarıyla, söyleşilerle ve İstanbul’un birçok yerinden gelmiş plakçılarıyla burada buluşuyoruz” dedi. Şişli Plak Festivali’nde, yakın zamanda hayatını kaybeden gazeteci ve müzik yazarı Tolga Akyıldız da anılıyor.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bu yıl 51’incisi düzenlenen Uluslararası Müzikve Folklor Festivali kapsamında kentte gelen Melek Mosso, Göksu Parkı’nda düzenlenen platformda sahneye çıktı.
Ünlü şarkıcı, konser alanını dolduran binlerce kişiye en güzel şarkılarını seslendirdi.
Melek Mosso ve orkestrası güzel şarkılarıyla hayranlarına muhteşem bir gece yaşattı.
Silifke Belediye Başkanı Mustafa Turgut, konser sonrası sanatçıya günün anısına plaket verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Demos Fuarcılık tarafından Fuar İzmir’de düzenlenen İzmir Sanat ve Antika Fuarı, İzmirli sanatseverlerden büyük ilgi görüyor. İstanbul ve Bodrum’dan sonra Fuar İzmir A Holü’nde kapılarını açan fuarda, resim, heykel, rölyef, cam sanatı gibi çok sayıda eser ve birbirinden değerli antika eserler sergileniyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün portresinin de yer aldığı 15 bin metrekarelik alanda kurulan fuarda; 70 galeri, bin 500 sanatçı, 5 bin sanat eseri, 20 antikacının binlerce resim ve objesi İzmirliler ile buluşuyor. Klasik, modern ve çağdaş sanat eserlerinin yer aldığı İzmir Sanat ve Antika Fuarı, 5 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilecek.
“İZMİR HALKINA TEŞEKKÜR EDİYORUZ”
Bu yıl ilk kez düzenlenmesine rağmen fuarla ilgili çok güzel tepkiler aldıklarını dile getiren Demos Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Aslan, “Satılan eserler evleri şenlendirecek. Değeri milyonları bulan eserlerin yanısıra 5 bin – 10 bin lira arasında olan eserler de var. Önümüzdeki sene fuarımız daha da büyüyecektir. Yurt dışından yabancı sanatçılar, galeriler fuarımızı gezdi. Önümüzdeki yıl fuarda yer alacaklardır. Bu ilgiden dolayı İzmir halkına teşekkür ediyoruz” dedi.
“BÖYLE BİR FUARA İHTİYAÇ VARDI”
Fuar katılımcıları arasında yer alan oyuncu, ressam Gafur Uzuner, “İzmir’de böyle bir fuarın yapılacağını söylediklerinde özellikle içinde yer almak istedim. Buna ihtiyaç olduğunu biliyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum, iyi de bir fuar oldu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay ile eşi Öznur Tugay geldi. İlgi de gösteriyorlar. İyi sanatçılar, galeriler var. Zamanla daha da iyi olacak. İzmirlilere hayırlı olsun, bu fuarın kıymeti bilinsin” diye konuştu.
“İLGİ MUTLULUK VERİCİ”
“Gölgeler Koleksiyonu” isimli eserleri ile fuara katılan ressam Güneş Çağlarcan, “Pandemi döneminde kayıplar vardı, o dönem hissettiklerimi anlattım. Bu benim 15’inci sergim oldu. Acılar ilham oldu, sanata dönüştürdüm. Başkanımız Cemil Tugay ile fuarda çok keyifli bir sohbetimiz oldu. Başkanımıza da o duygunun geçtiğini hissettim. Fuarı çok beğendim. Sanatseverler yoğun bir ilgiyle fuarı geziyor. İlk günden bu yana ciddi bir ilgi görüyoruz, bu mutluluk verici” ifadelerini kullandı.
“İZMİR HALKINI ÇOK SEVDİK”
Galeri İdil’in sahibi İdil Yılmaz ise “Heyecanla geldik. Şahane bir fuar olmuş. Her şey şahane, gelecek seneyi iple çekiyorum. İzmirlilerin sanata karşı ilgisi beklediğimden de yoğun oldu. Misafirperverlikleri çok tatlı, sanata olan ilgileri de çok yoğun. İzmir halkını çok sevdik, umarım bizi hiçbir zaman yalnız bırakmazlar” dedi.
İzmir Sanat ve Antika Fuarı, 1 Mayıs’ta kapılarını açtı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da fuarı ziyaret etti.
]]>İstanbul’un farklı ilçelerinden yakma resim sanatçıları, Tuzla Belediyesi ev sahipliğinde bir araya geldi. Ahşap, deri, süs kabağının üzerine yapılan toplam 70 yakma eserin yer aldığı sergiye ilgi oldukça yoğundu. Rumeli Kültür Merkezi’nde düzenlenen açılış törenine, Tuzla Kaymakamı Ümit Hüseyin Güney, Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, sanatseverler ve çok sayıda vatandaş katıldı.
“Keyif aldığımız, gurur duyduğumuz işler çıkmış”
Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, “Tuzla’nın kültür ve sanatla buluştuğu alan sayısını artırmamız lazım. Bugün Rumeli Kültür Merkezi’ndeyiz; yakma sanatı üzerine mükemmel eserler inceliyoruz. Hakikaten keyif aldığımız, gurur duyduğumuz işler çıkmış. Kültür sanatı Tuzla’da daha güçlü hale getirmeliyiz, getireceğiz de. Yazın, kapalı alanlardan açık alana taşıyacağız, sahildeki alanı güçlendireceğiz. Sanatçılarımızın eserlerini ve kültür sanatı, Tuzlalılarla buluşturmanın önemini biliyoruz. Tuzla, kültür sanat kenti olarak anılacak, bunu sağlayacağız” dedi.
“Tuzla’dan başlayarak İstanbul’un değişik semtlerinde sergiler düzenledim”
Emekli olduktan sonra yakma resim sanatına odaklandığını belirten serginin küratörü Yusuf Ziya Güreken, “Karma Sergi yapmaya karar verdikten sonra sosyal medya sayfalarından bu sanatı yapan sanatçıları buldum, bir araya topladım. Tuzla’dan başlayarak İstanbul’un değişik semtlerinde sergiler düzenledim. Bu 8’inci sergimiz; çok rağbet görüyor ve ziyaret edenler çok memnun kalıyor. Sergimizin ilkini Tuzla’da yapmıştım, şimdi sonuncusunu da burada yapıyorum. Tuzla’da başladım, Tuzla’da bitirdim. İnşallah başkaları devralır ve ben onlara destek olurum” ifadelerini kullandı.
“Bir şeyler yapmak, üretmek çok güzel bir duygu”
Yakma resim sanatını çok sevdiğini söyleyen ve sergiye bir eserini getiren ev hanımı Yeliz Erdem ise, “Yusuf Bey’in daveti sonucunda sergiye katıldım. Yakma resim sanatını İSMEK’te öğrendim ve evde çalışarak kendimi geliştirdim. Elimin yatkın olduğunu fark ettikten sonra büyük bir zevk aldım, çok mutlu oldum. Bir şeyler yapmak, üretmek çok güzel bir duygu. Buraya bir resimle katıldım ama devamı gelecek. Ahşap yakma çok bilinen bir sanat olmadığı için bu tür sergilerin açılması çok büyük önem arz ediyor. Özellikle ev hanımlarının bu tür sanat dallarıyla ilgilenmesi ayrı bir mutluluk veriyor” şeklinde konuştu.
“Kısa sürede baya bir yol kat ettiğimi söylediler”
Makine Yüksek Mühendisi Meltem Göktaş’ın eserleri de sergide öne çıkan eserler arasındaydı. Sergi ile ilgili düşüncülerini paylaşan Göktaş, “Ahşap Yakma sanatıyla yaklaşık 2,5 yıldır uğraşıyorum, kısa sürede baya bir yol kat ettiğimi söylediler. İşin içinde sabır söz konusu ama ben sevgiyle daha fazla ilerletebileceğime inandım ve başardığımı düşünüyorum. Yakma sanatı bilindik bir sanat olmadığı için bu tarz sergilerin düzenlenmesi, ziyaretçilerin sergiyi daha yakından tanımasına ve bu sanata yönelmesini sağlıyor” dedi. – İSTANBUL
]]>Sanatın toplumların ilerlemesinde önemli rol oynadığını belirten Sengir, “Bireylerin gelişimine büyük katkı sunan sanat topluma yön veren önemli unsurdur” dedi.
Sengir, eserlerinin rüyalar alemine, gönül genişliğine ve özgürlüğün sembolü kuşların kanat çırpışlarına izdüşümleri olarak yansıdığını söyledi.
Eserlerinde zaman ve mekan kavramının yok denecek kadar az olduğunu anlatan Sengir, “Her bir çalışmamı sonsuz bir evren, zamansız bir mekan içerisinde kurgulayarak farklı doku denemeleriyle de izleyicilere çok geniş bir çeşni sunmak istiyorum” diye konuştu.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” sözünü hatırlatan Sengir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Savaşlarda bile ülkelere girilip kaybediliyor. Savaşın kazananı ilk anda sanat eserlerini topluyor. Önceki dönemlerde yetenekli kişiler sanatlarını icra ediyordu. Teknolojinin gelişmesi ve toplumdaki bireylerin bilinçlenmesiyle birlikte sanat öğretilebilir özelliğiyle de daha erişilir bir kimlik kazandı.
Sanat ilk önce ailede sanatın ne olduğunu, nasıl ki çocuklarımıza güzel ahlakı öğretip her şeye güzel bakmalarını öğretiyorsak sanat konusunda da güzel bir yönlendirme yapmalıyız. Öğrenmenin yaşı yok, hiçbir birey sanata yönelmek ve öğrenmek için geç kalmamıştır. Toplumun geleceği açısından başta geleceğimizin teminatı çocuklarımız olmak üzere her bireyin mutlaka sanat dalına yönelmesi gerekiyor.”
SANKO Sanat Galerisi sanata ve sanatçıya destek veriyor
SANKO Sanat Galerisi’nin, 2004 yılında SANKO Okulları öğrencilerinin eserlerini sergilemek üzere açıldığını, sonraki dönemde ise profesyonel galeri anlayışıyla yönetilerek Türkiye’de seçkin sanat merkezlerinden birisi haline getirildiğini anlatan SANKO Sanat Galerisi Seçici Kurul Üyesi Aslı Özen ise şunları kaydetti:
“Galerimiz tamamen profesyonel bir anlayışla yönetilmektedir. Ulusal ve uluslararası birbirinden seçkin profesyonel sanatçıları ağırlayarak sanatseverlerle buluşturuyoruz. Anadolu’da kar amacı gütmeden sadece sanatçıya destek anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren tek sanat galerisiyiz.
Bölgede ağırladığımız profesyonel sanatçılarımızın aynı zamanda okullarımızda ve üniversitelerimizde öğrencilerimizle buluşup tecrübe paylaşımlarını sağlıyoruz. Bu da geleceğimizin teminatı gençlerimizin ve sanatseverlerin sanatsal bakışının gelişimine katkı sağlamaktadır.”
Özen, “Sanatın ve sanatçıların her zaman destekçisi olan Konukoğlu Ailesine ve SANKO Sanat Galerisi yönetimine sağladıkları imkanlardan dolayı şükranlarımı sunuyor, eserlerine ev sahipliği yaparak sanatseverler ile buluşturmaktan mutluluk duyduğumuz kıymetli sanatçılarımıza katılımlarından dolayı teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Konuşmaların ardından Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Mehmet Aykanat ve SANKO Park AVM Müdürü Sait Can Gizir, Zeugma Fırat’ın Gerdanlığı isimli yayını Sengir’e takdim etti.
Sergi açılışına, SANKO Park AVM İşletme Müdürü Taner Neng, SANKO Sanat Galerisi Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Cengiz Halil Çiçek, Yürütme Kurulu Üyesi Sevim Karakaş ve Murat Köylüoğlu, ressamlar Ayşegül Bakkaloğlu, Nurten Çatıkkaş Kale, Gaziantep Ticaret Odası Güzel Sanatlar Lisesi Resim Öğretmeni Hüseyin Yıldırım, Gençlik ve Spor Bakanlığı Resim Öğretmeni Şeyma Demir, sanatseverler ve davetliler katıldı.
Zehra Sengir’in 26 eserinin yer aldığı “Kuşların Şarkısında Renkler” temalı resim sergisi, SANKO Sanat Galerisi’nde 17 Mayıs 2024 tarihine kadar her gün 10.00- 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
Zehra Sengir
İzmir Buca Eğitim Fakültesi’nden üstün başarı ile mezun olan Zehra Sengir, Ankara Sanat Dergisi tarafından Paris’e inceleme ve araştırma yapmak üzere gönderildi.
İstanbul Mimar Sinan Üniversitesinden “Sanatta Yeterlik” aldı. Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümüne Yardımcı Doçent olarak atandı. Aynı bölümden emeklilik sonrasında sanatsal çalışmalarını Samsun’daki atölyesinde sürdürmektedir. Yurt içi ve yurt dışında 200’ü aşkın ulusal ve uluslararası sergi, çalıştay, bienal ve trienale davetli sanatçı olarak katılan, 4’ü yurt dışında 26 kişisel sergi açan Sengir’in, 2’si yurt dışından olmak üzere 8 ödülü bulunmaktadır. Yurt içi ve yurt dışı özel koleksiyonlar, müzeler ve kamu kuruluşları koleksiyonlarında eserleri bulunan sanatçı, Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve Karadeniz Plastik Sanatlar Derneği üyesidir. – GAZİANTEP
]]>KÜTAHYA – Kütahya’nın Tavşanlı ilçesi Hayme Ana MTAL Moda Bölümü öğrencileri “Teknomoda” adlı eserleriyle il birincisi oldu.
Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğünce düzenlenen “Sıfır Atıkla Sanat Yarışması”nda Tavşanlı Hayme Ana MTAL Moda Bölümü öğrencileri “Teknomoda” adlı eserleriyle il birincisi oldu.
Hayme ana mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 12. Sınıf öğrencisi Gülizar Başol, arkadaşları ile yapmış olduğu ve il birinciliği elde ettikleri eserleri ile ilgili şunları söyledi, ” Öğretmenimiz Mücella Taşkıngül, ‘Sıfır Atıkla Sanat’ yarışması’ ndan bizlere bahsettiğinde çok heyecanlanmıştım. Moda Tasarım Alanı olarak sanatla ilgili bir yarışmada bizler de yer almalıydık. Hemen arkadaşım Naime Aşkın ve Reyhan Bozok ile bir ekip olmaya karar verdik ve beyin fırtınasına başladık. Mezun olduktan sonra üretim sektöründe yer alacak bizler için, araştırmalarımızı yaparken; yeşil dönüşümün ne olduğu, çevre bilinci, sürdürülebilirlik ve atık yönetiminin ne kadar önemli bir konu olduğunun farkına vardık. Okulumuz arşivinde atık malzemelerin neler olabileceğini araştırırken hızla gelişen teknoloji ile bilgisayarların ne kadar hızlı bir şekilde atık malzemeye dönüştüğünü fark ettik. Komşu okulumuz Arslanbey Mesleki ve Teknik Anadolu lisesinde Bilişim bölümü vardı. Bölüm atıklarına eriştiğimizde aradığımız atık cennetini bulduğumuza karar verdik ve işe koyulduk. Bilgisayar cd sürücü motorları, dişliler, kablolar, klavye tuşları, pleksi artıkları, büyük ve küçük boy cd’lere tasarım gözüyle baktığımızda büyük bir zevkle “Teknomoda” ismini verdiğimiz giysimizi ürettik. “
Hayme Ana Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi moda tasarım alanı öğretmeni ve alan şefi öğretmen Mücella Taşkıngül ise, ” Seri üretim dediğimizde insan hayatını kolaylaştırdığı düşünülen tüm ürünler akla gelse de, aslında doğanın bir parçası olan insanın, sanat ilhamı olan doğa ile bütünleşerek yaşaması gerekir. Son yıllarda sıklıkla duyduğumuz ‘Yeşil dönüşüm’, bilindiği üzere çevre bilinci ile üretim modellerinde ve iş yönetiminde köklü değişiklikler yapan çevre dostu bir iş modelidir. Bu model; enerji ve kaynakların verimli kullanımı ve atık yönetimini de kapsamaktadır. Bu bilincin farkında lığı ile küresel bir girişime dönüşen “Yeşil dönüşüm” hareketi, gezegenimizi kurtarmak için önemli bir adımdır. Topluma vermek istediği mesajına inandığımız “Sıfır Atıkla Sanat Yarışması” aracılığı ile biz de bu bilince katkıda bulunmak istedik. Gençlerimize bu bilinci aşılamak için sıfır atıkla sanat yarışması güzel bir fırsattı. Hızlı tüketime teşvik eden günümüz hazır giyim sektörü, hızla gelişen bilişim destekli yöntemler, sanatsal ve sürdürülebilir eserlerin değerini düşürmektedir. Tüm Bu sebeplerden dolayı “Yeşil dönüşüm” için doğa dostu “Yavaş Üretimi” destekliyoruz. Sanat gözüyle değerlendirildiğinde her şey sanata dönüşebilir. Atatürk’ün de dediği gibi “sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş” demektir. ” diyerek elde edilen başarıdan dolayı memnuniyetini ifade etti.
]]>Alanya Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü ile Sosyal Medya ve Dijital İletişim Yüksek Lisans Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından düzenlenen İletişim ve Tasarım Festivali, 22-26 Nisan tarihleri arasında, Alanya’nın çeşitli bölgelerinde gerçekleşecek. Festivalde, iletişim öğrencileriyle birlikte birçok kültürel ve sanatsal aktiviteler yapılacak. Alanya Kaymakamlığı, Alanya Belediyesi, Alanya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Alanya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ALTSO) destekleriyle düzenlenen festival kapsamında anlamlı bir çalışmaya imza atıldı. Alanya Üniversitesi öğrencileri, festival kapsamında Nimet Alaattinoğlu İlkokulu’nun duvarlarını boyadı. Alanya İlçe Milli Eğitim Müdürü Yusuf Yılmaz’ın da katıldığı festival etkinliğinde, Nimet Alaattinoğlu İlkokulu’nun duvarları, iletişim öğrencilerinin fikirleriyle renklendi. Birbirinden farklı ve etkileyici tasarımlarla okul duvarlarını boyayan sanat ve tasarım fakültesi öğrencileri, gerçekleştirdikleri çalışmayla sanatın eğitimdeki önemine ve iletişimin gücüne dikkat çekti.
“Festival; eğitim, sanat odaklı”
Alanya Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Burçin Ünal, festival hakkında bilgiler verdi. Alanya’ya iletişim odaklı bir festival kazandırmanın sevincini yaşadıklarını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Dr.Burçin Ünal, “Bu festival eğitim, sanat odaklı. Alanya’da eğitim ve sanatı bir araya getirerek güçlü bir sinerji oluşturmak istedik. Ayrıca bu yıl gerçekleştireceğimiz ilk festivalimiz, 23 Nisan Çocuk Bayramı’na denk geldiği için daha da anlamlı geldi. Bu özel gün vesilesiyle, Nimet Alaattinoğlu İlkokulu’nda çalışmalarını büyük ölçüde tamamladığımız duvar tasarım çalışmalarımızın açılışını, 23 Nisan’da ilkokul öğrencilerimizle birlikte gerçekleştireceğiz. 24 Nisan’da ise üniversite kampüsümüzde kültürel etkinliklerimiz devam edecek. “Kampüste Festival Var” etkinlikleri kapsamında, tüm gün boyunca Alanya Üniversitesi bahçesinde çeşitli kültürel etkinliklerimiz olacak. Etkinliklerimiz sabah saat 11’de başlayacak ve akşam saat 17.00’da sona erecek. 25 Nisan’da, Aspendos- Side’de kültür ve tarih dolu bir yolculuk yapacağız. Festivalimizin son günü olan 26 Nisan’da ise, Alanya Kızıl Kule’de uygulamalı atölye çalışmaları ve çalıştaylar gerçekleştireceğiz. Tüm halkımızı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Gençlere ilham veren festival”
Alanya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Güner de festivale ilişkin görüşlerini dile getirdi. Alanya Üniversitesi olarak gençlere ilham veren, yenilikçi fikirleri desteklediklerini söyleyen Prof. Dr. Güner, bu yıl ilki gerçekleştirilen festivalin, öğrencilere ve katılımcılara yeteneklerini sergileme ve paylaşma fırsatını sunduğunu söyledi. İletişim ve tasarımın günümüzün hızla değişen dünyasında önemli bir rol oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mesut Güner; “Sanat ve İletişim insan ilişkileri arasında güçlü bir bağ kurarak toplumları etkilemektedir. Bizler de bu festivalle, bu bağın gücünü ve önemini vurgulamak istiyoruz. Festivalimizde, birbirinden değerli atölye çalışmaları gibi pek çok etkinlik bulunmaktadır. Katılımcılarımız, alanlarında uzman isimlerle bir araya gelerek deneyimlerini paylaşacak, yeni fikirler edinecek ve ilham alacaklar” dedi. – ANTALYA
]]>İSTANBUL – Başakşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği Başakşehir Sanat Galerisi, sanatseverleri bir araya getirmeye devam ediyor. Şehrin yeni sanat merkezi dikkat çeken bir işe imza atarak Kur’an-ı Kerim’deki yemin ayetlerinden oluşan serginin kapılarını ziyaretçilerine açtı.
Başakşehir Belediyesi’ne bağlı Başakşehir Sanat Galerisi, bugüne kadar gerçekleştirdiği etkileyici sergilerine bir yenisini daha ekledi. 16 farklı sanatçının Kur’an-ı Kerim’deki 19 surenin başındaki yeminlere yer verdiği eserlerle bir araya gelen “Yemin Olsun” Sergisi, düzenlenen programla kapılarını ziyaretçilerine açtı. Küratörlüğünü kaligrafi sanatçısı Emrah Yücel’in yaptığı ve Kur’an-ı Kerim’in derinliklerine yolculuk yapmak isteyenleri buluşturan sergi, Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de yemin ettiği kavramları ve varlıkları ele alıyor. Şehir Sanat’ta düzenlenen serginin açılış törenine Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu da katıldı. Başkan Kartoğlu, “Sergideki eserler, yaratılan her şeyin Rabbimizin ismini hatırlamak ve bulmak için bir vesile olduğunu vurguluyor” dedi.
“Bu özel sergi yaratılışın ve varoluşun sırlarını anlamlandırıyor”
Şehir Sanat’taki 8’inci sergilerini açtıklarını dile getiren Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu, ” Bugün burada siz değerli sanatseverlerin de katılımıyla 8’inci sergimizi açıyoruz. İstanbul’un yeni sanat merkezi olan Şehir Sanatta ‘Yemin Olsun’ adlı serginin açılışında sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu özel sergi, Kur’an-ı Kerim’in yemin ayetlerini ele alıyor. Yaratılışın ve varoluşun sırlarını anlamlandırıyor ve farklı bir bakış açısı sunuyor. Arz, sema, yıldızlar, gece, gündüz, şafak, kuşluk vakti, ay, güneş, melek, rüzgar, zeytin ve incir gibi kavramlara edilen yeminler, kainatın derinliklerindeki hikmete ve derinliğe yolculuk etmemizi sağlıyor. Bu sergi, sadece sanatı değil, aynı zamanda düşünceyi ve bilinci de bir araya getirerek, manevi bir keşfe davet ediyor. Sergideki eserler, yaratılan her şeyin Rabbimizin ismini hatırlamak ve bulmak için bir vesile olduğunu vurguluyor ” diye konuştu.
“Yemin birbirimizi inandırmak için kullandığımız önemli bir done”
Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de yemin ettiği surelerdeki imgesel formların sergilenmeye değer olduğunu belirten Yemin Olsun Sergisi’nin Küratörü Emrah Yücel, ” Başakşehir Belediyesi Şehir Sanat Galeri’de Yemin Olsun isimli sergiyi açıyoruz. Yemin Olsun Kur’an-ı Kerim’deki yemin ayetlerinden ilham alınarak, çağdaş ve geleneksel sanatlarımızın farklı disiplinlerinden 16 sanatçı ve 19 eserden ortaya çıkan bir sergi. Yemin birbirimizi inandırmak için kullandığımız önemli bir done. ‘Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de neyin üzerine yemin etmiştir?’, ‘Acaba bunların imgesel formu nasıl olur?’ diye düşündüğümüzde, bunun sergilemeye değer unsurlar barındırdığını gördük. Sonucu da çok güzel oldu. Biz çok beğendik. Şehir Sanat Galerisi daha önce de çok güzel sergilere imza attı. Bu sergide buraya yakışır bir sergi oldu. Böyle güzel bir mekanı kültür sanat camiasına kazandırdıkları için Başakşehir Belediye Başkanımız Yasin Kartoğlu’na çok teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
Sergi, 18 Nisan-28 Mayıs 2024 tarihleri arasında Başakşehir Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilecek.
]]>Tarsus, Silifke, Anamur’un yanı sıra kent merkezinde bulunan Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda binlerce çocuğun buluşacağı etkinliklere, 21 Nisan’da alışveriş merkezlerinde yapılacak lansman ile başlanacak. Konserler, dans gösterileri, çocuk atölyeleri, sahne etkinliklerine ek olarak çocuk koşusu ve Tarsus’ta çocuk bisiklet şenliği de düzenlenecek. Uluslararası Çocuk Festivali 23 Nisan gününe kadar coşkuyla sürecek.
ÖZDÜLGER: “ÇOCUKLARA YARAŞIR BİR FESTİVAL”
Mersin’de ilk kez düzenlenecek festivali anlatan Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Koordinatörü, Opera Sanatçısı Bengi İspir Özdülger, “Gerçekten çok mutluyuz ve çok heyecanlıyız. Çok arzu ettiğimiz bir festival bu. Çünkü kentimizde çocuklara yaraşır böyle güzel bir festivali, böyle anlamlı bir günde gerçekleştirmeyi hedeflemiştik. Atatürk’ün emaneti olan geleceğimiz çocuklarımıza verilmiş bu hediyeyi bizim büyük bir coşkuyla kutlamamızın ne kadar anlamlı olduğu ve bize de ne kadar yaraştığını düşünerek bu organizasyon gerçekleştiriyoruz” dedi.
Mersin’in dört bir yanında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutlayacaklarını belirten Özdülger, “21-22 ve 23 Nisan’da yapacağız. Uluslararası Çocuk Festivali’mize yurtdışından 14 ülkeden 350 çocuğumuz gelecek. Aynı zamanda ülkemizden de özellikle deprem bölgelerinden çocuk halk dansları toplulukları gelecek” diyerek, dereceye giren çocuk halk dansları topluluklarının gösterilerinin 3 gün boyunca yapılacağını kaydetti.
ÇOCUKLARA HER GÜN DOLU DOLU EĞLENCE
Özdülger, festival kapsamındaki programları şöyle anlattı:
“21’inde lansman gösterilerimizle başlayacak, şehrimizdeki alışveriş merkezlerinde gösterilerini yaptıktan sonra saat 18’de forum alışveriş merkezinden çıkacağımız bir kortejimiz olacak. Rengarenk kostümleriyle ve güzellikleriyle yaklaşık 550 tane çocuğumuzla birlikte kortejde yer alacağız. Ardından bir konserimiz olacak. Ayın 22’sinde Tarsus, Silifke ve Anamur’da eş zamanlı gösteriler gerçekleştireceğiz. 21 tane Halk dansları topluluğunu 7’şerli gruplar şeklinde oradaki ilçelerimizdeki çocuklarımızla ve vatandaşlarımızla buluşturmayı hedefliyoruz. Aynı gün Mersin’de de Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda saat 19.00’da Melis Fis konserini gerçekleştireceğiz. Ayın 20’sinden itibaren 23 Nisan akşamına kadar Tarsus’ta, yine Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda kadın üretici stantlarımız olacak. Çocuklara yönelik atölyeler ve oyun alanları, etkinlik alanları olacak. Aynı zamanda sahnelerde interaktif oyunlar, gösterileri ve çocuklara yönelik etkinlikler yer alacak. Yine ayın 23’ünde saat 14.00’te Özgecan Aslan Barış Meydanı’ndan başlayacak bir çocuk koşumuz olacak. Çocukların enerjisini ve güzelliğini koşuyla buluşturacağız. Ana gösterilerin olacağı Özgecan Aslan Meydanı’nda saat 15.00 ile 20.00 arasında da bütün grupların dans gösterileri olacak Saat 16.30’da da Tarsus’ta 150 tane çocuğun katılacağı bir bisiklet sürüşü şenliği gerçekleştireceğiz.”
Danslarla, spor faaliyetleriyle, kültürel etkinliklerle çocuklara unutulmaz bir 3 gün yaşatmayı hedeflediklerini belirten Özdülger, şöyle devam etti:
“Amacımız; halkı kültürle, sanatla, sporla bir araya getirmek. Vatandaşların en önemli tutkalıdır spor ve sanat. Onların bir araya getirip sadece bir duygu üzerinden yoğunlaşmasını sağlayan, izledikleri spor karşılaşması veya sanat çalışmasıyla bir araya gelmesini sağlayan en önemli unsur. Nitekim ülkemizin de yurtdışında temsili ve elbette ki yurtdışının da Türkiye’de, kentimizde temsil edilmesi için de en iyi fırsat sanat ve spordur. Bunu bilinciyle biz çalışmalarımızı şekillendiriyoruz.”
Mersin’in ve Mersinli vatandaşların çok güzel olduğunu vurgulayan Özdülger, “Hedefimiz halkımızı; sporla, sanatla, kültür etkinlikleri ile daha fazla buluşturarak güzelliğimizi, paylaşmak ve tüm dünyaya sunmak. Bu noktada yaptığımız çalışmaların vizyonunu böyle belirliyoruz. Çünkü bizler bu çalışmaların olumlu sonuçlar getirdiğinin farkındayız. Her zaman olduğu gibi, son beş yılda yaptığımız gibi bundan sonraki dönemde de sanatsal çalışmalarımız, kültürel etkinliklerimiz, spor organizasyonlarımız 13 ilçemizde hız kazanacak ve artarak devam edecek” diye konuştu.
“BU COŞKUYU, MUTLULUĞU HEP BERABER PAYLAŞALIM”
Özdülger, sözlerini şöyle noktaladı:
“23 Nisan Uluslararası Çocuk Festivali’mizin ilkini gerçekleştirip bunun devamını getirmek istiyoruz. Çünkü kente yaygın bu festivallerin kıymetinin birleştirici gücünün farkındayız. Sanatla, kültürle, sporla şifalandırarak, halkımızla bütünleşmek istiyoruz. Yapacağımız bu şenliğe vatandaşlarımıza davet ediyoruz. Çünkü bu coşkuyu, mutluluğu hep beraber paylaşalım istiyoruz.”
]]>
SEYFİ ÇELİKKAYA Yozgat’ta 71 yıldır terzilik yapan 82 yaşındaki Yaşar Özayan, çırak bulamadıklarını, mesleğin yok olmaya başladığını belirterek “Terzilik mesleği öyle tek kişiyle yapılacak bir meslek değil. Mutlaka yardımcı şart, tek kişiyle çok ağır oluyor” dedi. Yozgat il genelinde bir zamanlar gözde meslekler arasında yer alan terzilik, hazır giyim karşısında ayakta kalabilmenin mücadelesini veriyor. Çırak bulamadığı için kalfa yetiştiremeyen terziler, kendilerinden sonraki nesillere mesleği öğretememenin huzursuzluğunu yaşıyor. 82 yaşındaki Yaşar Özayan, Yozgat’ta yaklaşık 71 yıldır terzilik mesleğini aynı heyecanla yürütmeye çalışıyor. Terziliğin son yıllarda yok olmaya yüz tutmuş, çırak ve usta yetiştiremeyen bir meslek haline geldiğine dikkat çeken Özayan, kendilerinden sonra mesleği yapabilecek çırak bulamadıklarını anlattı. 71 YILDIR ELİNDEN İĞNE İPLİK DÜŞMÜYOR İlkokulu bitirdikten sonra bir ay demirci ustası yanında çıraklık yapan, daha sonra da babası tarafından terzi Osman Şenyiğit’in yanına çırak olarak verilen Özayan, ilerlemiş yaşına rağmen mesleğini ilk günkü titizliğiyle sürdürüyor. Terzilik mesleğini çok sevdiğini dile getiren Özayan, şöyle konuştu: “1953 yılında terzi çırağı olaraktan girdim, 1961 yılının sonunda askere gittim. O güne kadar da hep terzi çıraklığı, kalfalığı yaptım, bir ustayla yetiştim, çok da seviyordum. Ustam da Yozgat’ın en eski terzilerinden biriydi. Büyük bürokratlardan müşterileri vardı. Çok da seviyordum, onlar da beni çok seviyorlardı, yaptığım işi severek yaptığım, başarılı olduğum için. 1961 yılının sonunda askere gittim. Askerde işin en garibidir terzilik yapmadım, bölükte yazıcıydım, çok beğenildik. Taburumuz da Kars’taydı. Orada bütün subaylar bana hep ‘kibar yazıcı’ diye hitap ederlerdi. Askerden terhis oldum geldim 1964 yılının birinci ayında, büyük yenilikler var. Arkadaşlarım dükkan açtı, ben açmadım. Düşük kemerler, İspanyol paçalar, üç düğme elbiseler, yanlardan yırtmaçlı, vücuda oturuyor. Ben dükkanı açmadım, 10 ay daha ustamın yanında çalıştım. Gelen müşteriler beni tanısınlar, hem yeniliklerin içerisine gireyim, aniden böyle içine düşmeyelim dedik. 10 ay sonra dükkan açtım. Bir ay kadar bir sendeleme yaptık. Ondan sonra devam ettim ama manifaturacılardan da bir tanesi beni çok destekledi. Arta kalan işlerini hep gönderirdi bana. Ondan sonra da işte terziliğimizi ilerlettik. Beğenildik, bütün bürokratlar ustamın olduğu müşteriler gibi bana gelmeye başladı.” “SANAT EMEK VERDİKÇE PARA DA GELİR, MADDİYAT DA GELİR” Eskiden çırağı köyden getirirler, eti senin kemiği benim derlerdi. Sanatı illaki iyisini öğrensin derlerdi. Benim yanımda 7-8 kişi çalışırdı, onlarla beraber arkadaşça çalışırdık, gecenin geç vakitlerine kadar, diğer günlerde de aynı. Çocukları yetiştirdim, çok gelen oldu da içlerinden 12 tanesi yetişti, usta oldu. Çokları da sanatı bıraktılar. Biz devam ettirdik, ettiriyoruz, çok da seviyorum. 2012 yılında ‘yılın ahisi’ seçildim, beni aday göstermişler. Eskiden Kırşehir’deydi sonradan Yozgat’tan ilk olarak beni aday gösterdiler. Jürimiz çok büyüktü. Vilayetten, ticaret müdürlüğünden, ticaret odasından, esnaflar birliğinden büyük bir jüri huzurunda bize cübbeyi giydirdiler. Yılın ahisi seçildik, çok onurlandım. Sanata kıymet vermiyorlar. Sanatımız çok güzeldir. Sanat emek verdikçe para da gelir, maddiyat da gelir. Şimdi hazır elbiseler çıktı. Hazırın yanı sıra da siparişler de geliyor. Ben şu yaşa gelmişim hala daha sipariş de geliyor. Müşterilerim dışarıdan da içeriden de geliyor. Geliyorlar yapıyorum ve beğeniliyor da. Fakat şimdi bizim terzilik mesleği öyle tek kişiyle yapılacak bir meslek değil. Mutlaka yardımcı şart, tek kişiyle çok ağır oluyor. Bugüne kadar da devam ettirdik, geldik. Ama her şeyden önce sanat, müşteriye hitap, bu en başta gelir. Müşteriye hitap etmesinde başarılı olacaksın. Çünkü gelen müşterilerin hepsi de üst düzeyde olduğu zaman sen de kabiliyetliysen sanatın en güzelini öğrendiğin gibi kelimelerin de en güzelini öğrenirsin. Bilgin de artar müşterilerinle muhatap olursun, beğenilirsin, sevilirsin. Yani en başta gelen şey; hem sanat hem kabiliyet hem konuşma.”
]]>
Bakan Ersoy, festivalin bu yılki ilk durağı olan Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’nın Adana Müze Kompleksi’nde düzenlenen basın toplantısında, Kültür Yolu’nun Anadolu’nun 7 bölgesine yayıldığını ifade etti.
Festivale dahil edilen şehir sayısının her yıl artırıldığını belirten Ersoy, “İnşallah 2028’de 35 şehirde Türkiye Kültür Yolu Festivali’ni gerçekleştiriyor olacağız. Geçen sene 11 şehirdeydi, bu sene 16 şehre çıktık. Her sene de artırarak festivallerimizi devam ettiriyoruz.” dedi.
Ersoy, öncelikli amaçlarının, her yaş grubundan ve kesimden vatandaşın sanatın türlerine rahat erişimini sağlayacak festivaller gerçekleştirmek olduğunu anlattı.
Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin birçok amaca hizmet ettiğini dile getiren Ersoy, şöyle konuştu:
“Festivalin gerçekleştirdiği şehrin, başta Türkiye olmak üzere tüm dünyada bilinirliğini artırmak, markalaşmasını sağlamak da ikinci hedefimiz. Festivalleri gerçekleştirirken kültür ve sanatı desteklemiş oluyoruz. Dolayısıyla da sanatçılarımıza destek oluyoruz ama en önemlisi, şehirlerimizin uluslararası anlamda markalaşması yönünde çok önemli bir adım atmış oluyoruz. Kültür Yolu Festivalleri’ni gerçekleştirirken özellikle şehirlerin mevcut devam eden festivalleriyle de etkileşim içinde olmaya özen gösteriyoruz. Onları da Kültür Yolu Festivali’nin bir parçası haline getiriyoruz. Yine kendi isimleriyle daha zengin, etkili bir şekilde gelişimlerini, devamlılığını sağlamaya özellikle dikkat ediyoruz.”
16 şehirde yaklaşık 7 bin etkinlik
Ersoy, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin bu yıl Adana ile başladığını belirterek, şöyle devam etti:
“Bugün başlayan festival zincirimiz, 8 aya yakın bir süreyle devam edecek. Adana’yı Şanlıurfa izliyor. Şanlıurfa’dan Bursa’ya, daha sonra Samsun’a geçiyoruz. Adana, Şanlıurfa, Bursa ve Samsun özelinde baktığınız zaman bu ilk dört şehir, aslında bu sene Kültür Yolu Festivali’ne ilk kez dahil olan şehirlerimiz. Samsun’u Trabzon izleyecek, sonra Van ile devam edeceğiz. Van da bu sene Kültür Yolu Festivali’ne dahil olan yeni kentlerimiz arasında 5’inci şehir oluyor. Van’dan Nevşehir’e, Erzurum’a, Çanakkale’ye, Ankara’ya, Konya’ya, Diyarbakır’a, Gaziantep’e, İzmir’e geçeceğiz ve Antalya’da son bulacak. İstanbul’u da dahil ettiğimiz zaman 16 şehirde 8 ay boyunca sürecek olan bir festival zincirinden bahsediyoruz.”
Ersoy, 16 şehirdeki festivallerde yaklaşık 7 bin etkinliğin gerçekleşeceğini açıkladı.
Festivali başlatan Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’na da birçok sanatçının katılacağını dile getiren Ersoy, Haluk Levent, Fatma Turgut, Emir Can İğrek ve Mert Demir gibi isimlerin sahne alacağını belirtti.
Karnavalın bazı etkinliklerine değinen Bakan Ersoy, şu bilgileri verdi:
“Atatürk Parkı’nda İsmail Altunsaray ve Öykü Gürman, seslendirecekleri Neşet Ertaş türküleriyle sahne alacaklar. Dijital sanata geldiğiniz zaman özellikle Merkez Park’ta Güvenç Özel’in 18 metre yüksekliğinde holoflux gösterisi, dijital ve plastik sanatın birleştiği bir etkinlikle sanatseverlerin karşısına çıkıyoruz. Yine dijital sanat dediğimiz zaman Türkiye’nin dünyaca ünlü bir markası Refik Anadol, Adana’da yeni bir sergisiyle, ‘Makine Halüsinasyonları: Mercan Rüyaları’ performansıyla karşımıza çıkacak. Atatürk olmazsa olmazımız. ‘Atatürk Kültür Yolunda’ dijital performansını da Portakal Çiçeği Karnavalı sırasında sanatseverlerle buluşturmayı planlıyoruz.”
“Şehirlerimizin uluslararası bilinirliğini artırmayı hedefliyoruz”
Ersoy, karnaval kapsamında çocuklar için sahne ve etkinlik alanları ile “çocuk köyü” oluşturduklarını belirterek, çocukların bunlardan doyasıya faydalanacağını vurguladı.
Festivalin uluslararası bir marka olması yönünde bu yıl bazı değişikliklere gittiklerini dile getiren Ersoy, şunları kaydetti:
“Bu yıldan itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak Kültür Yolu Festivalleri’nin uluslararası kimliğinin daha fazla kuvvetlendirdiğimiz, ülkemizin ve şehirlerimizin kültür sanat adına uluslararası marka haline geleceği etkinliklere daha fazla yer vereceğimiz bir Kültür Yolu Projesi’ni hayata geçirmeye karar verdik. Yani hem katılan şehirlerin sayısını artırıyoruz hem de bu şehirlerde uluslararası, yabancı etkinliklere de fazlasıyla yer vererek şehirlerimizin uluslararası bilinirliğini artırmayı hedefliyoruz.”
Ersoy, vatandaşları 9 gün sürecek Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’na davet etti.
Toplantıya Adana Valisi Yavuz Selim Köşger, AK Parti Adana Milletvekilleri Ahmet Zenbilci ve Faruk Aytek de katıldı.
]]>İlk kez “Gala Konser” ve “Çardaş Prensesi” isimli operet ile perdelerini aralayan Antalya DOB, Haşim İşcan Kültür Merkezi’ndeki opera sahnesinde sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
Kurulduğu günden bu yana sahnesinde, Giuseppe Verdi, Giacomo Puccini, Gaetano Donizetti ve Pietro Mascagni gibi opera dünyasının önemli bestecilerinin tınıları yankılanan Antalya DOB, seçkin bale eserlerini ve müzikalleri de sahnesine taşıyor.
Sanat sezonunda birçok temsili kapalı gişe oynayan Antalya DOB, festivallerde, yurt içinde ve yurt dışındaki temsillerde de Türk kültüründeki eserlere yer vererek sanata katkıda bulunuyor.
“25 yıllık süreçte yaklaşık 700 bin kişiyi ağırladık”
Antalya DOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Akın Ulutaş, AA muhabirine, kurumun 5 Nisan 1999’da kurulduğunu anlattı.
Mevcut durumda 330 kişilik bir kadroya sahip olduklarını belirten Ulutaş,” “Başladığımız günden bugüne 35 opera, 43 bale, 12 müzikal ve operet, 366 konser sahneledik. 25 yıllık süreçte yaklaşık 700 bin kişiyi ağırladık. Konserlerimiz ve temsillerimiz hala seyircilerimizin yoğun ilgisiyle devam ediyor. Antalya DOB olarak her sene çıtamızı daha da yükseğe koyarak, daha güzel işler yapmaya gayret ediyor ve çok başarılı işler yapıyoruz.” diye konuştu.
Ulutaş, Antalya DOB’un kentte düzenlenen Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali’nde de aktif görev aldığını ve çok sayıda eseri sahnelediğini dile getirdi.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde de sanatseverlerle buluştuklarını belirten Ulutaş, “Bu zamana kadar Finlandiya, Almanya gibi çeşitli ülkelerde sahne aldık. Hatta bu sene Macaristan’da bir Türk operası olan ‘IV. Murat Operası’nı sanatseverlerle buluşturacak, ülkemizi temsil edeceğiz. Ayrıca bu 25 yılda sanatçılarımızın birçoğu yurt dışından ödüller aldılar. Orkestramız en başarılı orkestralardan biri seçildi. Bunlar da kurumumuz için oldukça gurur verici.” ifadelerini kullandı.
Antalya DOB’un her eserde seyircilerden aynı coşku ve sevgiyi gördüğüne dikkati çeken Ulutaş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Genel müdürlüğümüze bağlı 6 operadan en çok turist ağırlayan operayız. Bu da ayrı bir gurur ve mutluluk. Bu yıl 6 operamızın da biletlerine yoğun ilgi var. Türkiye’de opera ve baleye gittikçe artan bir ilgi var. Bu oldukça gurur verici bir tablo. Hemen hemen bütün operalarda biletler çıktığı anda tükeniyor. Biz en büyük keyfi seyircilerimizin alkışlarından aldığımız için bilet satışlarıyla da çok mutlu ve gururluyuz. Nice 25 yıllara diyoruz.”
“Şehir dışından izlemeye gelen daimi seyircilerimiz var”
25 yıldır kurumda çalışan Genel Müdürlük Sanat Danışmanı ve solist sanatçı Nurdan Küçükekmekçi ise kente geldiklerinde kendilerini kültür elçileri gibi hissettiklerini anlattı.
Bir nevi, Antalya’ya bu sanatı tanıtma görevini üstlendiklerini belirten Küçükekmekçi, “Bu nedenle bizim için çok önemli ve kutsaldı. Yıllar içerisinde geldiğimiz nokta gerçekten çok güzel. Bizi takip eden, şehir dışından izlemeye gelen daimi seyircilerimiz var. Bu da sanatsal ivmemizin yükseldiğini ve eser seçimlerimizin doğruluğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Antalya DOB Baş Rejisörü ve solist sanatçı Serhat Konukman da kurumun, İstanbul’dan sonra Türkiye’de nüfusuna göre en çok izleyici ağırlayan ikinci kent olduğunu söyledi.
Kurumun, sanatçıları, sahne arkasında teknik ve sanat ekibiyle oldukça başarılı olduğunu belirten Konukman, seçkin eserlerin sahneye konulmasında tüm ekibin büyük titizlikle çalıştığını sözlerine ekledi.
]]>Mersin Cumhuriyet Meydanı’nda başlayan 4. etap, İsmet İnönü Bulvarı, Adnan Menderes Bulvarı, Mersin İdman Yurdu Meydanı ve Babil Kavşağı arasında devam ederek Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda sona erdi. Anemurium Antik Kenti’nde başlayan ve 4 gün boyunca Mersin’in 13 ilçesini gezen bisikletçiler son günde Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda yarışı tamamladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda düzenlenen ödül törenine sahil boyunca, üzerinde MSK yazılı tişörtle bisiklet sürerek geldi ve ardından ödülleri takdim etti.
“Mersin sporla, sanatla ve kültürle konuşuluyor”
Tour of Mersin’in final gününde katılımcılara seslenen Başkan Seçer, yaklaşan MSK’nın maçlarını ve Çukurova Basketbol’un Mersin’de oynayacağı ‘Final Four’ mücadelelerine tüm Mersinlileri davet etti. Mersin’in spor, kültür ve sanatla konuşulan bir kent olduğunu söyleyen Seçer, “Mersin sporla, sanatla ve kültürle konuşuluyor. İşte Mersin böyle olmalı. Bu arada buraya bisikletle geldim. Tavsiye ederim, sahilde çok keyifli oluyor” dedi.
“Amacımız Mersin’in enerjisini gökyüzüne kadar çıkarmak”
Huzur, barış ve kardeşlik kenti Mersin’i çok daha iyi noktalara getirmek istediklerini söyleyen Seçer, “Amacımız Mersin’in enerjisini gökyüzüne kadar çıkarmak. Amacımız gülen Mersin, dost Mersin, kardeş Mersin, herkesin keyifle yaşadığı, kendini iyi hissettiği, öteki görmediği bir Mersin; bizim hayalimiz bu. Bunun için çalışıyoruz, çok da mesafe aldık. Mersin çok daha iyi yerlere gelecek. Bundan hiçbir endişemiz yok” diye konuştu.
“Spor, kültür ve sanat toplumları birleştiren önemli birer çimentodur”
Başkan Vahap Seçer, 6. Tour of Mersin’in 4 gün boyunca dolu dolu geçtiğini belirterek, sporun Mersin için önemine değindi. Spor, kültür ve sanatın insanları bir araya getirmek için önemli bir araç olduğuna değinen Seçer, “500 kilometre civarında bir güzergah. Mersin’in müstesna doğal güzellikleri, tarihi ören yerleri, yaylayı, denizi her şeyi gören ve televizyon ekranlarınca da dünyaya Türkiye tanıtılan bir organizasyon. Belediye başkanınız olarak bu organizasyonları önemsiyorum. Benim için ilk etapta özne Mersin, Mersin’in tanıtımı. Bunu çoğaltmalıyız. İlçe belediyelerimiz de yapıyor, onlar da çoğaltmalı. Festivaller, spor müsabakaları, aktiviteler, kültürün, sanatın, sporun her alanında bunu çoğaltmak zorundayız. Spor, kültür ve sanat toplumları birleştiren önemli birer çimentodur. Toplumları bir araya getiren, huzurlu kılan, barışı, kardeşliği tesis eden önemli bir şifa kaynağı. Dünyada bugüne kadar keşfedilmiş en önemli ilaç bu. İnsanları bir araya getiriyor çünkü” ifadelerini kullandı.
Genel klasmanda sıralamaya girenler
Genel sıralamada Polonya’dan Marcin Budzinski birinci, Almanya’dan Oliver Mattheis ikinci, Eritre’den Dawit Yemane ise üçüncü oldu.
4. etapta ilk üçe girenler
Son gün gerçekleşen 4. etapta Sergei Rostovtsev birinci, Polonya’dan Norbert Banaszek ikinci olurken, Türkiye’den katılan Batuhan Özgür ise üçüncü oldu.
Sarı mayo Budznski’nin oldu
Sarı mayo Polonya’dan katılan Marcin Budzinski’nin olurken, turkuaz mayo Eritre’den Dawit Yemane’nin oldu. Yarışmada kırmızı mayo Yoel Habteab’e, beyaz mayo ise Ruslan Aliyev’e verildi. Mayolar ve takım klasman ödülleri de protokol üyeleri tarafından takdim edildi. – MERSİN
]]>Ataşehir Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Devekuşu Kabare Müzesi’nin açılışı Ataşehir’in yeni Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Geceye özel olarak hazırlanan, yönetmenliğini usta oyuncu Metin Akpınar’ın yapığı “Yasaklar” isimli tiyatro oyunu sahnelendi. Türk tiyatro tarihinin en önemli kilometre taşlarından Devekuşu Kabaresi, Örnek Mahallesi’nde bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi içerisinde hizmet vermeye başlayan müzeyle hayat bulacak. Ataşehir Belediyesi Devekuşu Kabare Müzesi için düzenlenen açılış törenine; Ataşehir’in yeni seçilen Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, eşi Elif Duygu Adıgüzel, önceki dönem Belediye Başkanı Battal İlgezdi, CHP Ataşehir İlçe Başkanı Celal Yalçın, sanatçı Metin Akpınar, İBB Kültür Sanat Daire Başkanı T. Volkan Aslan ile sanat camiasından seçkin oyuncular katıldı.
Açılışta bir konuşma gerçekleştiren Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, “Öncelikle bir mutluluğumu paylaşmak isterim ki; mazbata aldığımın ertesi günü bu kadar önemli bir topluluk ile bir arada olmaktan büyük mutluluk duydum. Ayrıca büyük ustamızın bu anlamlı eserinin de, Ataşehirimiz de yer alması bizlere büyük bir onur ve gurur yaşatacak. İlçemizde bu merkez sayesinde binlerce sanatseveri bir araya getireceğiz. Müzelerimiz, bugünle geleceği buluşturan çok özel mekanlar olması nedeniyle de büyük önem taşıyor. İlçemize kazandırılan bu eserler yıllarca vatandaşımızı ağırlayacak. Emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum” dedi.
Konuşmasında emeği geçenlere teşekkür eden Başkan Onursal Adıgüzel konuşmasına şöyle devam etti: “Bu eserlerin gelecek nesillere aktarılması kadar değerli bir şey yoktur diye düşünüyorum. Özellikle de sanatın, kültürün bir şehrin, bir ülkenin, geleceğinin doğru yönde şekillenmesinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Aslında bu hem Battal başkanımızın hem de bizim gelecek vizyonumuzla da çok net bir şekilde uyuşuyor diye düşünüyorum. Biz istiyoruz ki 17 mahallemiz kültür sanat şehri olsun ve sanatı kendi içinde yaşayabilsin. İşte bizler de bu hedef doğrultusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
Açılışta konuşma yapan Metin Akpınar da, şu sözleri dile getirdi: “Bu merkezin yapım aşamasından itibaren öncelikle çok emeği geçen Battal İlgezdi’ye teşekkür ediyorum. Yeni Başkanımız Onursal Adıgüzel’le birlikte bundan sonraki süreçlerde çok güzel işler yapacağımıza inancım tamdır. Herkese çok teşekkür ediyorum.”
Ataşehir’in yeni çekim merkezi
Pazartesi günleri hariç hafta içi her gün ziyarete açık olacak Müze, Devekuşu Kabare Tiyatrosu tarihinin tüm aşamalarını ziyaretçilerin deneyimleyeceği bir atmosfer sunuyor. Müze içerisinde bulunan fuaye alanında Devekuşu Kabare Tiyatrosu kurucularından Haldun Taner ve oyuncularının serüvenleri anlatılırken, 25 yıl boyunca tiyatro seyircisine kesilmiş ve bugüne kadar muhafaza edilen orijinal biletlerle tarihi hikaye yeniden başlıyor. Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın ziyaretçilerini karşılamasıyla Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun geçmişe ilk adımları da bu şekilde atılmış oluyor.
İçerisinde Devekuşu Kabare oyuncularının sahnede giydikleri kostümlere, kullanılan dekorlara ve aksesuarlara da yer verilen Müzede, Devekuşu Kabare Tiyatrosu oyunların da belirli bir program dahilinde seyredilmesi ve dinlenilmesi de sağlanıyor. Oluşturulan Cennet Odası’nda Türkiye sanat dünyası için büyük önem taşıyan Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun 5 önemli ismi; Haldun Taner, Zeki Alasya, Kemal Sunal, Ayşen Gruda ve Nezih Tuncay’ın hologramik animasyonları ziyaretçileri duygusal olarak geçmişle karşılaşılıyor ve onları bugüne taşıyor. – İSTANBUL
]]>“Suyu Bulandıran Şey”, “Alçalma” ve “Çatlak” adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çeşitli kitaplara imza atan Erte, şiir yolculuğunu ve şiirin hayatındaki önemini AA muhabirine anlattı.
Şiir hakkında konuşmanın zor olduğunu dile getiren Erte, “Şiir, gündelik dile, konuşmaya muhalif bir sanat dalı çünkü. Dil bir uzlaşma alanıdır. Konuşabilmek için kelimelerin anlamları üzerinde bir ölçüde anlaşmış olmamız gerekir. Şiir işte bu uzlaşma alanını sabote eder, tekinsiz kılar. Şiir uzlaşmaz olana bir çağrıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Erte, şiire yöneldikten sonra yaşadığı değişime dair, “Şiirle hemhal olduğumda varoluşumu sorgulamaya başladım. Şiirden, bana haritada konum bildirir gibi nerede durduğumu söylemesini, beni fırtınalı denizden karaya sağ salim çıkarmasını ümit etmedim. Şiir okuyarak nasıl karmaşık bir dünyada yaşadığımızı öğrendim.” ifadelerini kullandı.
“Varoluşun karanlık bölgelerine ancak sanatla adım atabiliriz”
Şiirin edebi türler arasındaki yerine de değinen Erte, “Şairler bazen öyküyü, romanı gündelik dile indirgiyor, şiiri yüceltirken düzyazıyı alçaltıyor. Bu bir hata. Üstelik şiir de öykü ve roman gibi gündelik dili kullanma özgürlüğüne sahiptir. Şiiri de düzyazıyı da değerli kılan şey, tüm uzlaşma bölgelerinde bir deprem yaratmasıdır. Bütün sanatlar temelde özneyi sorunsallaştırır.” diye konuştu.
Mehmet Erte, hayata sadece sanatla bir anlam verilebileceğinin altını çizerek, şu bilgileri verdi:
“Varoluşun karanlık bölgelerine ancak sanatla adım atabiliriz. Tüm türleri bir arada ve ilişki içinde düşünüyorum. Sanatla, felsefeyle irtibat kurmayanlar, ‘hayat’ kelimesine, kendilerine benimsetilen kanaatlerle bir karşılık üretir. Anlam ise estetik bir araştırmanın, etkileşimin, çatışmanın sonucudur. Gelenek deneylerle, çatışmalarla ilerler. Bir tür ayaktaysa yaşıyorsa defalarca yıkılıp kurulmuş demektir. Bir türü diğerlerinden geleneğiyle, estetiğiyle ayırırsınız.”
Türk şiirinin 2000’li yılların başında daha canlı olduğunu ifade eden Erte, matbu dergilerin ekonomik sebeplerden azaldığını, internetin ise umulan değişimi yaratmadığını aksine tek tipleştirdiğini dile getirerek insanların görünüşte farklı, içerik olarak benzer kitaplara ‘müşteri’ kılındığını söyledi.
“Her şeyi elinin altında sanan kişi şiir yazamaz”
Erte, popüler kültürün insanları ucuz şeyler üretmeye ittiğini kaydederek “Sosyal medyada üretilen dil, sokak dilinin yerini aldıktan sonra sanırım insanlar her şeye daha kolay ulaşabildiği, hakim olduğu yanılsamasına kapıldı. Her şeyi elinin altında sanan kişi şiir okuyamaz, yazamaz. Şiir, bir şeylerle arasındaki mesafenin aşılmazlığını hisseden ama buna rağmen ötelere hasret duyan öznenin işidir.” değerlendirmesini yaptı.
Edebiyat tarihinin imajlar dizisine indirgendiğini ve estetik çatışmaların yerini imajların aldığını vurgulayan Erte, şöyle devam etti:
“Bizim sanatı, şiiri topluma göre konumlandırmak, değerlendirmek huyumuz var. Bu yanlış. Toplumun düzeyine sanata, şiire bakarak karar vermeliyiz. Gelenek düşüncesinden, algısından yoksun olduğumuz için şiirimizin büyüklüğünü idrak edemiyoruz. Üzerinde durduğumuz nokta bir çizginin parçasıysa eğer, bunun derhal farkına varmalıyız. Yoksa kendimizi çok küçük görmeye başlayabiliriz.” dedi.
Mehmet Erte kimdir?
İzmir’in Çeşme ilçesinde 1978’de doğan Erte, 1999’da Varlık Dergisi’nin “Ustaların Seçtikleri” köşesinde yayınlanan “Yıldırımları Beklemek” adlı şiiriyle edebiyat dünyasına girdi.
Erte, şiir, öykü, deneme ve söyleşileriyle Varlık ve Kitap-lık başta olmak üzere pek çok dergide yer aldı.
Eylül 2003’te Varlık Yayınları’nda editörlük yapmaya başlayan Erte, 2015’ten itibaren de Varlık Dergisi’nin editörlüğünü üstlendi.
]]>Bir araya gelmeden önce çocuklara anlatımlar yaparak masalları sevdirmeye çalışan Özden Yücel, Zeynep Sezgin, Şeyma Yenioğlu ve Ferhan Çınar, tanıştıktan sonra yetişkinlerin de masallara ihtiyacı olduğunu düşünerek Eskişehirli Masalcılar Topluluğu’nu kurdu.
Masalların yetişkinler için de önemli dersler barındırdığına inanan topluluk, “Hakikat ve Hikaye”, “Yılan Prens”, “Lotilko” gibi yerli ve yabancı masalları ritim ve ışık düzeni de kullanarak aslına uygun şekilde sahneye uyarlıyor.
Hafta sonları bir kez İl Halk Kütüphanesinde performanslarını sergileyen grup, etkinlik öncesi sosyal medyadan yaptıkları duyuru üzerine başvuru yaparak gelen 20-25 kişilik izleyici kitlesini çocukluğuna döndürüyor.
Bazen çocuklar ve gençlerin de yer aldığı etkinlikte masallar, katılımcıların katkısına açık bir şekilde sergileniyor. Topluluk, masala ilgi duyan izleyicilerin de ekibe dahil olarak kendilerini geliştirmesine olanak tanıyor.
Çocukluk yıllarında geride bırakılan masalların insanların hayatlarına dokunmasını sağlamayı, yetişkinlere sanatsal bir zevk kazandırmayı amaçlayan topluluk üyeleri, sahneye uyarladıkları performansın yanı sıra masal yazımına dair kendilerini geliştirmek istiyor.
“Binlerce yıllık bir sanat”
Kendisini “masal dokumacısı” olarak tanımlayan ekip üyesi Zeynep Sezgin, AA muhabirine, bu etkinlik yoluyla yetişkinlerin çocukluklarında dinledikleri masallarla tekrar buluştuğunu söyledi.
Masalların binlerce yıllık bir sanat olduğunu vurgulayan Sezgin, çağın yaşantısında masalların mutlaka yetişkinlerin hayatına dokunduğunu dile getirdi.
Sezgin, masal anlatacağı günlerde heyecan duyduğunu, haftanın en iyi gününün masal anlattığı günler olduğunu ifade etti.
Okul öncesi öğretmeni Özden Yücel de etkinliğin hem çocuklar hem de yetişkinler için uygun olduğunu anlattı.
Özden, başlangıçta diğer ekip üyeleriyle sadece masal anlatmak için bir araya geldiklerini ancak zamanla güçlü bağlar kazandıklarını aktardı.
Herkes etkinlikten mutlu ayrılsa da katılımın henüz istedikleri düzeye ulaşmadığını kaydeden Özden, “Etkinlik olarak bir yerlerde masal dinlemeye gitmek insanların yaygın alışkanlığı değil ancak yavaş yavaş arttığını ve yaygınlaştığını düşünüyoruz. Umuyoruz ki zamanla artar çünkü herkes masal anlatsın, herkes masal dinlesin istiyoruz.” dedi.
“Her yerde anlatılabilir, ulaşılabilir olmasını hedefliyoruz”
Kamu kurumu çalışanı Şeyma Yenioğlu, masalları canlandırmanın kendilerine yazmak konusunda da ilham verdiğini ve herkesi heyecanlandırdığını belirtti.
Masalın yaygınlaşması için çalıştıklarını dile getiren Yenioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok hedefimiz var. İlk hedefimiz insanlara masallarla ulaşmak. Tıpkı diğer sanatsal disiplinler gibi masalın daha çok yayılmasını, her yerde anlatılabilir, ulaşılabilir olmasını hedefliyoruz. Bu anlamda planladığımız masal festivalleri ve projelerimiz var. Şu an Eskişehir’de ilerlese de daha çok yerde icra etmek istiyoruz. Sunumu için hazırlık yaptığımız masal projemiz var. Ekip olarak üzerinde çalıştığımız masal temaları var. Binlerce yıllık geçmişe sahip masal kültürün kaybolmaması için elimizden geleni yapıyoruz. “
Kütüphane çalışanı Ferhan Çınar ise masal anlatımlarının izleyiciler tarafından çok beğenildiğini, katılımcıların da masal anlatmaya hevesli olduklarını söyledi.
Masal anlatımının kişisel hayatlarında stresi azalttığını, sahnede tamamen doğal davrandıklarını anlatan Çınar, şöyle konuştu:
“Biz hiç prova yapmıyoruz. O gün program için içimizden nasıl bir masal geçiyorsa, neyi anlatmak istiyorsak onu anlatıyoruz. Herkes gündelik hayatında işlerini bitirdiğinde buraya geliyor ve masal anlatıyoruz. Şimdiye kadar bir kez profesyonel anlamda tiyatroda yer aldım. Tiyatroda sahneye çıkmadan önce defalarca bir metni ezberlemek durumundasınız. Ayrıca ezberlediğiniz metni prova etmek durumundasınız ancak masal anlatırken tamamen içselleştirerek performans gösteriyoruz. Burada profesyonellikten ziyade masal sanatını içselleştirmeyi önemsiyoruz.”
]]>Yoğun seçim çalışmalarına kısa bir sanat molası vermekten mutluluk duyduğunu söyleyen Tosun, “Bodrum’un kültür ve sanat dünyasını zenginleştirecek projelerimize büyük önem veriyoruz. Hayatın her alanında olduğu gibi, kültür ve sanata dair hizmetlerimizde de insanı temel alan bir anlayışla çalışacağız. Bodrum’da yaşayan çok değerli sanatçılarımızdan yararlanacağız ve kentimizin kültür hayatını, onlarla birlikte geliştireceğiz. Bu projelerimiz arasında beni en çok heyecanlandıran, bin 500 kişilik kültür ve sanat merkezimiz. Bu merkezin içinde yeni bir tiyatro sahnesi, sergi salonları, galeriler ve atölyeler olacak. Bodrum, yaz kış festivallerle renklenen, dolup taşan bir sanat kenti olmadan, turizmi üç aydan 8 aya çıkarma hedefimize ulaşmamız mümkün değil. Biz, kentimizi sanatın ve sanatçıların buluşma noktası yapacağız.” dedi.
Mehmet Tosun, 31 Mart’ta göreve gelmesi durumunda ilk 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamasını Antik Tiyatro’da, Bodrum’un şanına yakışır şekilde kutlayacaklarını söyledi.
Tosun’un esnaf ziyaretleri, halk buluşmasına dönüyor
Cumhur İttifakı Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun, seçime az bir süre kala Yarımada’nın her mahallesine, her sokağına ulaşmaya, projelerini anlatmaya devam ediyor. Gittiği bazı bölgelerde vatandaşların yoğun ilgisi nedeniyle kısa süreli “halk buluşmaları” gerçekleştiren Tosun, Bodrum halkından 5 yıllığına yetki istiyor.
Mehmet Tosun, bazı belediye meclis üyesi adayları ile birlikte zaman zaman Bodrum Belediyesi’nin hizmet birimlerine de ziyaretler gerçekleştiriyor. Geçtiğimiz gün Park ve Bahçeler Müdürlüğü ile İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü’nü ziyaret eden Tosun, burada yetkililerden çalışmaları ile ilgili bilgi alarak Belediye personeliyle sohbet etti.
Tosun aynı gün, Bodrum Sanayi Sitesi esnaflarının organize ettiği kahvaltı etkinliğine katıldı. Burada, Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Erdoğan Başeymez ile birlikte esnafın sorunlarını ve belediyeden beklentilerini dinleyen Tosun, 31 Mart’ta göreve seçildikleri takdirde Sanayi Sitesinin çehresini değiştireceklerini söyledi. Tosun, “Sanayi bölgemiz, Bodrum’un tam merkezinde olduğu halde son derece bakımsız ve ilgisiz kalmış durumda. Yolların ve çevrenin bakıma ihtiyacı var. Kızılağaç’ta yapımını planladığımız yeni şehir stadının ardından buradaki stadyumu kaldıracağız. Yerine bir şey yapılmayacağını şimdiden söyleyeyim. Otopark sorununu çözeceğiz. Ayrıca elektrik hatları ile ilgili kurum ile görüşüp derhal bir çalışma başlatmamız lazım. Bu kötü görüntü, hem esnafımızı etkiliyor hem de Bodrum’un tam merkezinde kötü bir seyirci teşkil ediyor. Düzelteceğiz, hiç merak etmeyin” diye konuştu.
Esnaf buluşmasının ardından Türkiye Muharip Gaziler Derneği’ni ziyaret eden Tosun, buradan MSKÜ Güzel Sanatlar Fakültesi’ne giderek Sahne Sanatları Öğretim Üyeleri ve öğrencileri tarafından sahnelenen tiyatro oyununu izledi. Tiyatroya emek ve gönül veren tüm sanatçıların ve sanatseverlerin 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü gününü kutlayan Tosun, burada Bodrum’u kültür ve sanat kenti yapmak amacıyla hazırladıkları projeleri anlatma fırsatı da buldu.
Gümüşlük’teki site sakinlerine bir dokundu, bin ah işitti
Cumhur İttifakı Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun, ardından Koyunbaba ve Gümüşkaya’da bir dizi ziyaret gerçekleştirdi. Buradaki ziyaretlere Ak Parti Muğla Milletvekili Kadem Mete ile İlçe Başkanı Hacı Dalda da katıldı. Esnafla dertleşen ve bölgedeki siteleri tek tek gezen Tosun, muhtarlardan da bölgenin sorunları hakkında bilgi aldı. “Bütün yapacağımız hizmetlerin merkezinde insanımız olacak. Sizin hayatınızı kolaylaştırmayan, sizin hayatınıza dokunmayan hiçbir çalışmayı gerçekleştirmeyeceğiz” diyen Mehmet Tosun Koyunbaba’daki halk buluşmasında Bodrum Yarımadası’nın su sorununu iki yıl içerisinde nasıl çözüme kavuşturacaklarını anlattı. Bölgenin kanalizasyon sorunu yaşadığını, çöp, altyapı ve yol problemlerinin de bir türlü çözülemediğini söyleyen Koyunbaba sakinleri, belediyeden bir halk plajı istediklerini ancak yıllardır bu taleplerinin karşılanmadığını dile getirdi. Gümüşlük mahallesindeki sitelerin bir diğer sorununun da kış aylarında artan yaban domuzu baskınları olduğunu öğrenen Tosun, “Burada asıl mesele bizim onların yaşam alanlarını işgal etmiş olmamızdan kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu problemi de, domuzları yaşam alanlarında besleyerek ve barındırarak çözeceğiz” dedi.
Mehmet Tosun, Gümüşlük’teki sitelerin yoğun olduğu bölgelerde çocuk parkı ve spor alanı gibi donatıların olmamasını da büyük bir eksiklik olarak gördüğünü ifade ederek, göreve gelir gelmez gereğini yapacaklarını söyledi. Tosun, Bodrum’un en fazla ulaşım sıkıntısı yaşayan mahallelerinden biri olan Gümüşlük’ün toplu taşıma imkanlarını da geliştirme sözü verdi.
Mehmet Tosun, günü kendi memleketi olan Mumcular’ın Kemer Köyü’nde tamamladı. Burada hemşehrileriyle birlikte iftar yemeğine katılan Tosun, babasının elini öpüp hayır duasını aldı, akrabalarıyla hasret giderdi. Armutçuk ve Yukarı Mazı köylerini de gezen Tosun’a vatandaşların ilgisi ve sevgisi görülmeye değerdi. Cumhur İttifakı Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun, Karaova’nın her bir mahallesine spor alanlarından çocuk parklarına kadar yaşamı kolaylaştıracak her bir yatırımı planladıklarını belirterek, “Önce altyapı ve yol sorunlarımızı çözeceğiz” dedi. – MUĞLA
]]>Uluslararası Tiyatro Enstitüsünün aldığı kararla 1961’den bu yana 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlanıyor. Türkiye’de her alanda olduğu gibi tiyatrolar da ekonomik krizlden payını almış durumda. Yıllarını tiyatroya adayan usta sanatçılar Metin Coşkun, Orhan Aydın ve Nedim Saban tiyatronun bugünkü durumunu değerlendirirken, ekonomik krizin etkilerine işaret etti.
“DÜNYA TİYATRO GÜNÜ NE YAZIK Kİ KUTLANACAK GÜN BİR DEĞİL BİZİM İÇİN”
Tiyatronun ustalarından Orhan Aydın, “Dünya Tiyatro Günü ne yazık ki artık kutlanacak bir gün değil bizim için. Bugün tiyatro dünyası ciddi bir çıkışsızlıkla karşı karşıya. ya tamamen piyasaya teslim olup sanatsal bağımsızlığını yitireceksin ya da tüm bu ekonomik, toplumsal ve sanatsal krizin ortasında ayakta kalmaya çalışacaksın. Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü ve her şeye rağmen canı gönülden haykırıyoruz; yaşasın tiyatro…” ifadelerini kullandı.
“EKONOMİK KRİZİN DERİNLEŞMESİYLE TİYATRO YAPMAK ZORLAŞTI”
“Tiyatroların nasıl ayakta kalacağına”na ilişkin Aydın, şu değerlendirmede bulundu:
“Tiyatro, sanatçıları ve emekçileriyle yaşar. Ne var ki bugün tiyatrocular çok düşük ücretlerle, farklı işlerde çalışarak sürdürmeye çalışıyorlar yaşamlarını. Ekonomik krizin de derinleşmesiyle tiyatro yapmak her geçen gün daha da zorlaştı. Sigorta, yol, yemek, fazla mesai ücreti gibi en temel haklarsa ‘tiyatro için fedakarlık’ naralarıyla tamamen gündem dışı bırakılıyor. Öte yandan bilet fiyatları krizin etkisiyle öylesine arttı ki kendi inşa ettiği binada oturamayan bir inşaat işçisi gibi, tiyatrocular da artık tiyatro oyunu izleyemez hale geldi. Tiyatro seyircisiyle yaşar. Fakat kültür sanat faaliyetleri bugünkü düzende emekçi halka tamamen kapalı. Tiyatrolar artan giderler nedeniyle bilet fiyatlarını artırdıkça, seyircinin tiyatrolara gelmesi de zorlaşıyor. Tiyatro dünyası bir kısır döngünün içinde sıkışmış durumda.”
“TİYATRONUN YAŞAYABİLMESİ İÇİN HAYATİ OLAN SALONLARSA CAN ÇEKİŞİYOR”
İktidarın ve yerel yönetimlerin tiyatro salonlarının ayakta durabilmesi için adım atmadığını vurgulayan Aydın, “Kiralar, elektrik, su, doğalgaz giderleri cep yakarken tiyatro salonları her gün kapanma tehdidiyle yaşıyor. Tiyatrolar, kültürsüz bir eğlence aktivitesi olarak piyasacı anlayışa teslim olmaya zorlanıyor. Oysa kamusal hizmet vermesi gereken belediyeler de kültür sanat emekçilerine destek olmak yerine yarattıkları rantı patronlara peşkeş çekiyorlar. Tiyatronun yaşayabilmesi için hayati olan salonlarsa can çekişiyor.” şeklinde konuştu.
“ZÜBÜKLER KAYBEDECEK TİYATRO YAŞAYACAK”
“Tiyatro dünyasının içinde bulunduğu durum buyken tiyatronun yaşaması için komünist belediyecilik ilkelerinin ülke çapında yaygınlaşması gerekiyor.” diyen Aydın, şunları kaydetti:
“Kültür sanat üretiminin ekonomik kriz esnasında ciddi maliyetlerle karşı karşıya kalmasına karşın belediyenin imkanları, bir yandan kültür sanat kurumlarını desteklemek bir yandan da tüm yurttaşların bu faaliyetlere ulaşmasını kolaylaştırmak adına kullanılmalıdır. Belediyenin salonları ve kültür merkezleri, prova, gösterim, sergi gibi ihtiyaçlar için sanatçıların kullanımına sunulmalı, bu tip ihtiyaçlar sermayenin boyunduruğundan kurtarılmalıdır. Tiyatronun yaşaması için yerel yönetimlerin kamusal hizmet görevini yerine getirmesi, yurttaşlarla tiyatro arasındaki maddi ve manevi engellerin kalkması gerekiyor. Tiyatro ancak bu yolla, tiyatrocuların sanata bağlılığı ve piyasa ilişkilerini söküp atmasıyla yaşayacak. Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Yerel seçimlere 3 gün kalmışken düzen siyasetinde kültür sanat emekçilerinin sorunlarını ve haklarını, tiyatronun kamusal bir faaliyet olduğunu söyleyen yok. Tiyatronun yaşaması için bu 27 Mart’ta hep birlikte zübüklerden kurtulalım, irademizi komünist belediyecilikten yana kullanalım. Zübükler kaybedecek, tiyatro yaşayacak. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun.”
“BU SEFİL VAZİYETİN HERKES FARKINDADIR SANIRIM”
Usta tiyatrocu Metin Coşkun, ekonomik krizin kültür sanat etkinliklerini etkilediğini belirtti. Coşkun, “Kriz her zaman olduğu gibi önce müzik, tiyatro gibi sanat dallarını etkiledi ve bu etki halen devam ediyor. 70’li yıllardan bu yana seyirci kaybı düzenli olarak devam ediyor ama ben tiyatronun bir çıkış yolu bulacağına kesinlikle inanıyorum.” dedi.
“Tiyatronun ülkeyi yönetenlerden ve kendi içinden kaynaklanan çok fazla sorunu var.” diyen Coşkun, şöyle konuştu:
“Ülkeyi yönetenlerden kaynaklanan sorunlar için bu sefil vaziyetin herkes farkındadır sanırım. Ama tiyatronun kendinden kaynaklanan sorunlar konusunda genç tiyatrocu. Arkadaşlarımın ciddi çabaları var ve bu beni çok mutlu ediyor. Sonuç olarak tüm sanatların temeli olduğunu düşündüğüm tiyatronun gelecekte de toplumsal yaşamımızdaki hak ettiği yerde olacağına inanıyorum.”
“SEÇİM ARİFESİNDE VERİLEN SÖZLERE KESİNLİKLE KANMAYIN”
‘Tiyatrokare’nin kurucusu Nedim Saban da “Biz tiyatrocular 365 günü de tiyatro günü olarak kutlamak istiyoruz.” dedi. “Seçim arifesinde verilen sözlere kesinlikle kanmayın” diyen Saban, “Çünkü orada verilen sözlerin tutulmadığını gördüğüm zaman çok üzülüyorum. ‘Öyle yapacağız, böyle yapacağız’ denilmesine inanmıyorum. Ben 32 yıldır bu lafları dinliyorum.” ifadelerini kullandı.
“VERGİLERİMİZİN DÜŞÜRÜLMESİNİ BEKLİYORDUK”
Saban, “Kovid döneminden sonra bu kadar tiyatroya merak varken katma değer vergilerimiz arttı. Biz katma değer vergilerimizin azaltılmasını bekliyorduk. Hatta vergilerimizin düşürülmesini bekliyorduk. Çünkü sanat aynı zamanda kamusal bir yarar sağlıyor. Türk tiyatrosu eğer böyle giderse bu bilet fiyatlarıyla, bu kira fiyatlarıyla 2-3 sene sonra aynı verimlilik olamayacak.” şeklinde konuştu.
“TİYATRO AÇMAZA DOĞRU GİDİYOR”
Tiyatro salonlarının kiralarının arttığına dikkati çeken Saban, “Çünkü bazı kentlerde sadece bir ya da iki salon var. Beş sene önce 2 bin lira verdiğimiz bir salona bugün 30-35 bin lira verebiliyoruz/veremiyoruz. O zaman biz de bunu seyircinin biletlerine aktarmak zorunda kalıyoruz. Aynı şekilde oteller enflasyonla beraber arttı. Benzinin artmasıyla beraber sizin buradan Kars’a gitmeniz neredeyse imkansız hale geldi. Öyle olunca da 6-7 günlük turnelere gitmek zorunda kalıyorsunuz. Bunu da meslektaşlarımız çok fazla istemiyor. Tiyatro böyle bir açmaza doğru gidiyor” dedi.
“TİYATRO KANUNU ÇIKARTILSIN”
Saban, “Özel tiyatroların ayrı bir statü de değerlendirilmesini istiyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu konuda çok güzel adımlar attı. Bu adımların sürmesini ve Tiyatro Kanunu’nun çıkartılmasını bekliyorum.” diye konuştu.
]]>Trabzonspor’un ara transfer döneminde Bundesliga ekiplerinden Borussia Dortmund’dan kadrosunu kattığı Belçikalı sağ bek oyuncusu bordo-mavili kulübün dergisine röportaj verdi. Ocak ayında birkaç transfer teklifi aldığını belirten Meunier, “Ben de bunları kulübüme sundum. Maalesef kulüp tüm teklifleri reddetti. Benim için de ilginç bir durumdu çünkü o an Dortmund’da 4 sağ bek vardı. Ama günün sonunda ayrılmamı istemediler. Ancak 10 gün sonra bu kez kulüpten ayrılabileceğimi söylediler. Transfer döneminin kapanmasına birkaç gün kalmıştı. Açıkçası kulübün yaptığı çok adil bir durum değildi. Ama ben hep saygılı olup hiçbir şey söylemedim. ve bir kulüp bulmak zorundaydım. Çünkü planım mümkün olan en fazla sürede sahada olmak ve Belçika Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonası’na katılma hayalini canlı tutmaktı. Plan; her maçta oynamak, sağlıklı kalabilmek, kazanmak, ritim tutturmak, çünkü bu da sürecin bir parçası. ve yine etrafımda pozitif bir atmosfer ve enerji bulunmasını sağlamak da hedeflerim arasındaydı. Trabzonspor da doğru zamanda geldi ve o anda benim için hem en iyi fırsat ve en iyi çözümdü. Doğrusunu söylemek gerekirse de hiç pişmanlık duymadım. Harika bir oyuncu grubumuz var. Doğru mantalite doğru disiplin. Takımla daha ileriye doğru yol alabilmek için sabırsızlanıyorum” dedi.
“Eski tarzda ama modern yeteneklere sahibim”
Meunier, sahada eski usul tarzda ama modern yeteneklere sahip bir oyuncu olduğunu vurgulayarak, “Asla pes etmem. Her maçta 12-13 kilometre civarında koşarım. Hep takımı düşünürüm. Kendimden çok fedakarlık yaparım çünkü bazen biraz daha fazlasını yapmaya, kişisel bir bakış açısıyla maçı değerlendirmeye çalışırım. Ama önceliğim hep takım arkadaşlarımın, pozisyonlarının dışına çıkmış olanların açıklarını kapatmaktır. Gerçek bir takım oyuncusuyum” ifadelerini kullandı.
Trabzonspor ile 18 aylık sözleşmesi bulunduğunu belirten Belçikalı oyuncu, “En az Haziran 2025’e kadar Trabzon’da olacağım. Bu benim için artık uzun dönem demek çünkü 22 yaşında değilim. Eylül ayında 33 olacağım. Sona başlangıçtan daha yakınım. Bu tarz bir tecrübenin de tadını çıkarmalıyım. Açık görüşlü birisiyim, Belçika’da, Fransa’da, Almanya’da oynadım. Yeni mücadeleler tanıyabilmek benim isteklerimden biriydi. Sonrasında da Türkiye’ye gelme imkanım oluştu. Bu, İspanya, İtalya, Rusya ya da herhangi bir yer de olabilirdi. Ama burada, Trabzon’da doğru kararı aldığımı düşünüyorum. Çünkü tesisleri gördüğümde, teknik ekibi gördüğümde, kulübün etrafındaki ve kulübün içindeki insanları gördüğümde çoğu şeyin mükemmele yakın olduğunu görüyorum” şeklinde konuştu.
“Futbolu bir sanat gibi görüyorum”
İstikrardan yana bir oyuncu olduğunu belirten Meunier, “Oynadığım her kulüpte kontratımın sonuna kadar devam ettim. Ben hep uzun dönemde düşünülen, kullanılan bir kişi oldum. Planım da bu. Eğer burada 2-3-4 yıl kalacaksam her şey istediğim gibi olmalı. Şu an içinde olduğum ortam da tam böyle bir ortam” açıklamasını yaptı.
Muhasebe eğitimi aldığını ancak daha sonra sanat üzerine okumayı tercih ettiğini belirten Thomas Meunier, “Sahada yeteneklerimin olduğumu biliyordum çünkü topla oynamak, hareketler, Ronaldinho ve o tarzdaki, onlarla büyüdüğüm Brezilyalı oyuncular gibi yetenekler sergilemek benim için bir zevk. Sınıfta da kendimi çizim yaparken, resim yaparken bulmuştum. Yetenek ve orijinallikle ilgili bir konuydu. Bir özgürlük gibiydi, biraz da sahadaki özgürlük gibi. Fikrini kullanıp onu kağıda dökebilmek ya da bir tuvale. 3 yıllık bir sanat okuma imkanım vardı ve hala da çok ilgiliyim” dedi.
Meunier, futbola ilk başladığında bir dönem çalışmak zorunda kaldığını ve bir fabrikaya da girdiğini belirterek, “Benim için en iyisi futbol çünkü ben futbolu bir sanat gibi görüyorum. Yapabildiğim en iyi sanat tabii ki futbol. 25 yıldır bu sanatı icra ediyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse çizim yapmayı, grafitiler çizmeyi seviyorum. Bazen de masanın başına çocuklarımla geçiyorum ve ben çizmeye başlayınca onlar da aynısını yapıyorlar. Sanat aynı zamanda başkalarına aktarabileceğiniz de bir şey” diye konuştu
“Yerde bilerek yatan oyuncuya çok sinirlenirim”
Sahada bilerek kendini yere atan oyunculara çok sinirlendiğini belirten 32 yaşındaki futbolcu, “Bunu kabul edemiyorum. Çünkü sanki biri ayağınızı kırmışçasına ağlayıp, sonra hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkıp devam edemezsiniz. Bu hile yapmaya girer. Bu hakemlerle, rakiple, takım arkadaşlarınızla oynamaya, aldatmaya girer. Bu tarz davranışları sevmiyorum. Bazen o oyuncuyu tutup ayağa kaldırmak istiyorum. Ama bu durumda kart göreceğim için kendimi tutuyorum. Ben adil oyunu seviyorum. İyi bir agresiflik, iyi bir müdahale, bu tarz durumlarda her şey mümkün. Futbol bir temas sporu. Bazen fiziki, agresif olmak zorunda, ama bu terim olumlu açısından değerlendirilmeli. Hilecileri sevmiyorum. Her zaman da böyle oldu” ifadelerini kullandı.
Belçikalı oyuncunun ilk on biri
Belçikalı oyuncu, ‘Antrenör olman halinde birlikte oynadığın en iyi oyunculardan nasıl bir 11 kurardın?’ sorusuna ise “Öncelikle asla bir antrenör olmayacağım. Eğer en iyi ilk 11’imi vermem gerekirse, zor bir soru. Çok fazla oyuncuyla birlikte oynadım çünkü. Şöyle bir 11 olabilir yine de, Courtois, Meunier, Thiago Silva, Vermaelen, Eren Elmalı, Motta, Bellingham, Neymar, Hazard, Mbappe, Haaland” – TRABZON
]]>Çoğu başkan adayının, yapacakları çalışmaları anlatmakla yetindiklerine dikkat çeken Başkan Yalçın, “Biz 5 yıldır çalışıyoruz ve bu süre zarfında yüzlerce hizmet ve yatırıma imza attık. Sadece şu geride kalan 1,5 aylık seçim sürecinde bile 28 organizasyon gerçekleştirerek önemli tesis, bina ve merkezleri Talasımıza kazandırdık. Konserler ve kültür sanat etkinlikleriyle sosyal yaşama renk kattık. Yani bizde vaatler değil, yatırımlar konuşuyor.” dedi.
12 YENİ TESİS HİZMETE GİRDİ, ARALARINDA AVŞAR KÜLTÜR EVİ DE VAR
Son dönemde açılışı yapılan tesis ve yatırımlara parantez açan Başkan Yalçın, “Espor Arena ve İnovasyon Merkezi, Mehmet Karamercan Kütüphanesi, Abdullah Bağçeci Camii, Avşar Kültür Evi ve Su Medeniyetleri Galerisi’nin yanı sıra Yamaçlı, Kuruköprü, Alaybeyli, Sosun, Örencik, Çömlekçi ve Koçcağız mahallelerimizde yapımını tamamladığımız sosyal tesisleri hizmete açtık. Yani 1,5 ay gibi kısa bir sürede 12 tesisi birden hemşehrilerimizin kullanımına sunduk.” ifadelerini kullandı.
YENİLERİNİN YAPIMINA BAŞLANDI
Bunun yanı sıra düzenledikleri temel atma törenleriyle önemli tesis ve yatırımların yapımına da start verdiklerine işaret eden Başkan Yalçın, “Yalnızca Talas için değil tüm Kayseri’nin yararına olacak Mermerciler ve Taş İmalatçıları Sanayi Sitesinin temeline ilk harcı koyduk. Bununla birlikte Menekşe Siteleri kentsel dönüşüm konutlarının temelini attık. Ayrıca yine bu dönemde Ahmet Gönen Lisesi’nin yapımına başlayarak eğitime verdiğimiz önemi bir kez daha gözler önüne serdik” diye konuştu.
KENTSEL DÖNÜŞÜM KONUTLARINDA ANAHTAR SEVİNCİ
Bunlara ilave olarak engelli araçları için temin ettikleri 59 özel aracı ihtiyaç sahibi engellilere ulaştırdıklarını hatırlatan Başkan Yalçın, Harman Mahallesinde yapımını tamamladıkları 65 kentsel dönüşüm konutunun anahtarlarını hak sahiplerine teslim ettiklerine dikkat çekti.
“TALAS, ŞEHRİN KÜLTÜR SANAT MERKEZİ OLDU”
5 yıl boyunca kültür sanat alanında gerçekleştirdikleri etkinliklerle Talas’ı şehrin kültür sanat merkezine dönüştürdüklerine vurgu yapan Başkan Yalçın, “2019 bu yana tam 972 etkinliğe imza attık. Kültürel, sanatsal faaliyet denince akla Talas gelir oldu. Bunlara ilave olarak son dönemde de yine birçok sanatçıyı Kayserili hemşehrilerimizle buluşturduk. Osmanlı Kültür Sokağı’na kurduğumuz etkinlik çadırında Ahmet Özhan, Halil Necipoğlu, Resul Aydemir ve Mehmet Kemiksiz gibi tasavvuf müziğinin önemli isimlerini şehrimize getirdik ve ayrıca Prof. Dr. Yasin Pişgin konferansını gerçekleştirdik. Onun öncesinde Yücel Arzen ve İlyas Yalçıntaş konserlerine imza attık. Belediye koromuz 8 Mart Kadınlar Gününde bir konser verdi. Zincidere Göletinde amatör olta balıkçılığı yarışması düzenledik. Ramazan’a mahsus ‘Biz Pişirelim, Siz Ulaştırın’ uygulamamız devam ediyor. Yani her yönüyle dolu dolu bir dönem geçiriyoruz. ‘Mutlu mekanlar, mutlu insanlar’ mottosuyla Talas’a hizmet etmekten onur ve mutluluk duyuyoruz.” şeklinde sözlerini tamamladı. – KAYSERİ
]]>Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen tanıtım toplantısına katılan Ersoy, Kültür Yolu Festivali’nin Türkiye’nin en büyük ve en zengin marka projelerinden biri olduğuna dikkati çekerek, “2021 yılında ‘olmazcıları, yapılamazcıları, ne gerek varcıları’ aşıp, İstanbul’da o ilk adımı attığımız günün üzerinden geçen bu dört yılda, Avrupa’nın en seçkin kültür sanat festivallerini bünyesinde barındıran Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine kabul edilmiş, Türkiye’nin 7 bölgesinde, 16 şehrimizde düzenlenecek yaygınlığa ulaşmış ve büyümeye devam eden bir Türkiye Kültür Yolu Festivali başarı hikayesi yazılmıştır.” dedi.
Bakan Ersoy, yıllar içinde halkın festivallere büyük teveccüh gösterdiğinin altını çizerek, “Ne mutlu bize ki komşu şehirlerden sitemler duyuyoruz. ‘Bizde de olsun’ talepleri alıyoruz. Demek ki oluyormuş, yapılabiliyormuş ve gerekliymiş.” ifadesini kullandı.
Turizmde ürün çeşitliliği ve markalaşmanın, Bakanlığın en ciddi hedeflerinden biri olduğuna vurgu yapan Ersoy, şunları kaydetti:
“Aslında söz konusu hedefe ulaşmamızı sağlayacak her şeyi, yaşadığımız bu muazzam coğrafya ve medeniyetimizin binlerce yıllık birikimini barındıran kültürel değerlerimiz bize sunuyor. Mesele bunları doğru şekilde kullanmayı bilmekte yatıyor. Türkiye Kültür Yolu Festivali bu doğrulardan biridir. Eğer öyle olmasaydı yaşayarak tecrübe ettiğimiz büyüme ve ilgi artışı kesinlikle mümkün olmazdı. Zira hiçbir başarı tesadüf değildir. Geldiğimiz bu nokta, ‘Kültür ve sanatla bütünleşmiş turizm’ vizyonuyla her adımını ince ince hesapladığımız kültür politikalarımızın sonucudur. Hep söylüyoruz; sürdürülebilirliği gözeterek, turizm ile kültür sanatın birbirini beslediği bir ekosistem bina ettik. Bunu sadece kültür sanat etkinliklerinin ve sebep oldukları turizm hareketinin birbirlerine karşılıklı fayda sağlaması ile sınırlandırmayın. Festival güzergahında restore edilen ve yeniden işlev kazanarak hayata dahil olan tarihi eserleri düşünün. Görünür ve bilinir hale gelen kültür sanat kurumlarını, parçası ve varisi olduğu kültür sanat mirasını yaşayarak öğrenen çocuklarımızı, hem milli hem evrensel değerlerin etrafında sağlanan sosyal birliktelik ve bütünleşmeyi düşünün.”
Mehmet Ersoy, kültür ve sanat temelinde bireysel ve toplumsal fayda sunan bir etkinlik silsilesini, uluslararası bir markayı Türkiye’ye kazandırdıklarının altını çizdi.
2024’te 40 bin sanatçı, 600 mekan, 6 bin etkinlik
Festivalin kapsamını bu yıl daha da genişletmeyi planladıklarını aktaran Ersoy, “2021’de 2 binden fazla sanatçının katılımıyla başladığımız festivalimize her geçen dönem Türkiye ve dünyadan farklı sanatçıları ve sanat kurumlarını dahil etmeyi sürdürdük. 2023’e geldiğimizde festivale katılan sanatçı sayımız 34 bin’e ulaştı. Bu yılki hedefimiz ise 40 bin sanatçı.” diye konuştu.
Ersoy, festival mekanlarının da her yıl arttığını vurgulayarak, 2024’te mekan sayısını 600’ün üzerine çıkarmayı planladıklarını ifade etti.
Festival kapsamında geçen yıl 5 bin etkinlik düzenlendiğini kaydeden Ersoy, bu yıl etkinlik sayısını 6 bine çıkarmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Festival Adana’da başlayacak
Ersoy, bu yıl 8 aya yayılacak festival programının 13-21 Nisan’da Adana’daki Portakal Çiçeği Karnavalı ile başlayacağını söyledi.
Festivalin 25 Mayıs-2 Haziran Şanlıurfa, 1-9 Haziran Bursa, 8-16 Haziran Samsun, 22-30 Haziran Trabzon, 29 Haziran-7 Temmuz Van, 3-11 Ağustos Nevşehir, 17-25 Ağustos Erzurum, 31 Ağustos-8 Eylül’de Çanakkale’de yapılacağını vurgulayan Ersoy, Gaziantep Uluslararası Gastronomi Festivalini (Gastroantep) de kapsayan Gaziantep Kültür Yolu Festivali’nin ise 14-22 Eylül’de gerçekleştirileceğini aktardı.
Mehmet Ersoy, 21 Eylül’de başlayacak Ankara ayağı ile programa dahil olan Konya Mistik Müzik Festivali’nin 29 Eylül’de sona ereceğini dile getirdi.
İstanbul Kültür Yolu Festivali’nin 28 Eylül-6 Ekim’de yapılacağını sözlerine ekleyen Ersoy, 12-20 Ekim’de Diyarbakır, 26 Ekim-3 Kasım’da İzmir, 2-10 Kasım’da ise Antalya’da festivalin gerçekleşeceğini aktardı.
Picasso ve Salgado’nun eserleri sergilenecek
Pablo Picasso’nun ölümünün 50. yılı dolayısıyla, ünlü ressamın 80’den fazla orijinal eserinin yer aldığı serginin 3 ay boyunca farklı şehirlerde sanatseverlerin beğenisine sunulacağını söyleyen Ersoy, bu kapsamda Sebastiao Salgado, Güvenç Özel, Refik Anadol ve Frida Kahlo gibi sanatçıların eserlerine de yer verileceğini ifade etti.
Ersoy, yapay zeka algoritması kullanarak üretilen “Atatürk Kültür Yolunda” dijital yerleştirmesiyle, “Atatürk bugün hayatta olsaydı, festivalin hangi duraklarından kareler verirdi?” sorusuna yanıt veren dijital bir sergi açılacağını da aktardı.
Festivale konuk olacak topluluklarla sanatçılara da değinen Ersoy, şu bilgileri verdi:
“Uluslararası iş birliklerimiz ve büyükelçiliklerimizle yapılan görüşmeler neticesinde Avrupa, Latin Amerika, Asya ve Afrika ülkeleriyle hem görsel sanatlar hem de sahne sanatları alanlarında iş birlikleri gerçekleştirmekteyiz. Deutsches Senfoni-Orkestra Berlin, Estonya Orkestrası ve Korosu, Çin Sahne Performansları ve daha birçok uluslararası sürpriz ekibi ve orkestrayı sahnelerimizde ağırlayacağız. Caz müziğinin en büyük isimlerinden, Grammy ödüllü trompet sanatçısı Chris Botti, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) ile sanatseverlere muazzam dinletiler sunacak. Başta CSO olmak üzere, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğümüze bağlı orkestralarımız ile koro ve topluluklarımız, sanatın evrensel dilini müzik ve dansla sahneye taşıyacak.”
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, festivalin bu yıl yeni logoyla tanıtılacağını belirterek, “Kültür ve sanatın bunca zenginliğini bünyesinde buluşturan Türkiye Kültür Yolu Festivalinin yeni logosu 7 farklı renk içeriyor. Renk, sanatın varoluşsal bir parçasıdır. Tuvalde, seste, sözde, sahnede ya da nesnede renk sanatçının düşün dünyasından süzülüp eserine geçer. Sanatın kendisi zaten hayatın bir rengidir. Belki herkes için farklıdır ama biliyoruz ki kimin gözünden bakarsak bakalım sanat hep göz alıcıdır. O yüzden biz de renkleri kullandık.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Muş Valiliği, Muş Belediyesi ve Muş Alparslan Üniversitesi işbirliğiyle kente gelen Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü sanatçıları, “1071 Malazgirt Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Arşın Mal Alan” opereti için sahne aldı.
Modern Azerbaycan müziğinin öncüsü ve 1908’de bestelediği “Leyla ile Mecnun” eseriyle “Doğu’nun ilk opera bestecisi” ünvanını elde eden Hacıbeyli’nin, genç bir tüccarın, kurnaz arkadaşının yardımıyla arşın malcı (kumaş satıcısı) kılığında kapı kapı dolaşırken girdiği bir evdeki kızı görüp aşık oluşunun hikayesinin anlatıldığı operet ilgiyle izlendi.
Etkinlik sonrasında konuşan Muş Valisi Avni Çakır, Muş’un kültür ve sanat alanındaki etkinlikler konusunda ne kadar hassas olduğunu bu gece gördüklerini söyledi.
Daha önceki tiyatro, müzik ve gösterilerde olduğu gibi salonun muhteşem olduğunu ifade eden Çakır, “Sanatçılarımızla sohbet ettik. Onlar da Muş halkının ilgisinden memnun olduklarını söylüyorlar. Harika bir geceydi. Bundan sonra da Muş’un kültür ve sanat hayatına bu etkinliklerle renk katmaya devam edeceğiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” dedi.
“Tüm devlet kademesinin yanımızda olması çok değerliydi”
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk ise ana temalarından birinin mesleklerini en iyi şekilde icra etmek olduğunu belirtti.
Mükemmel bir ekiplerinin olduğunu ifade eden Sağtürk, şunları kaydetti:
“En iyi seçilmiş sanatçılarımız ve teknik ekibimizle bu işi yürütmeye çalışıyoruz. En büyük görevimiz sanatı tanıtmak, sevdirmek, yaymak. Muş’ta da birçok gittiğimiz şehir gibi hayatında belki de ilk kez bir opera seyredecek seyircimiz vardı. İlk kez seyredecek seyircimizin hassasiyetlerini, onların beğenisini alabilmek adına eser seçimlerinde dikkat etmek gerekiyor. Benim mutluluğum şu açıkçası. Hem seyircimizin teveccühü hem de tüm devlet kademesinin yanımızda olması çok değerliydi.”
Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican da “Muş Alparslan Üniversitesi’nde 6 yıl sonra ikinci kez opereti izliyor olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Biz de göreve başladığımız günden beri üniversitemizi sanat, kültür ve spor merkezi haline getirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.” dedi.
Muş Belediye Başkanı Feyat Asya ise “Burada bulunmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dediğimiz gibi bundan sonra, sosyal, kültür, sanat, spor ve eğitimi zirveye taşıyacağız. Bu anlamda kültür ve sanata verdiği önemden dolayı Sayın Valimize teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Ankara Devlet Opera ve Balesi Müdürü Volkan Kıran da opereti bu akşam Muşlularla buluşturmanın mutluluğunu yaşadıklarını vurguladı.
Kıran, “Muşlu kardeşlerimiz bu akşam bizi yalnız bırakmadılar. Gerçekten bugün çok güzel bir akşam yaşadık. İnşallah, bizi bugün dakikalarca ayakta alkışlayan kıymetli kardeşlerimizin karşısına başka eserlerle de gelebilme imkanı buluruz.” diye konuştu.
Etkinliğe, Muş Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kantar, vali yardımcıları Tahir Yılmaz, Cihat Abukan, Mustafa Batuhan Alpboğa, vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.
]]>Sanal gerçeklikten yapay zekaya, akıllı mimariden robotik uygulamalara gençleri ve 7’den 70’e kütüphane kullanıcılarını yeni teknolojilerle tanıştıracak Uluslararası Kütüphane ve Teknoloji Festivali, “Dijital Geleceğin Anahtarı: Yapay Zeka Temelli Akıllı Kütüphaneler” ana temasıyla düzenleniyor.
İstanbul Rami Kütüphanesi’ndeki panelde, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu, Havelsan Ürün Yöneticisi Osman Kavaf, Necmettin Erbakan Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Uzun ve Koç Okulu Kütüphaneleri Yöneticisi Sevgi Arıoğlu konuştu.
Taner Beyoğlu, festivalin dünyada bir ilk olduğuna dikkati çekerek, “2024 yılı içinde kütüphanelerimizin dijitalleşmesi konusunda önemli adımlar atmayı hedefliyoruz. Kütüphanecilik hizmetlerimize vatandaşlarımızın erişimi konusunda ve kütüphanecilik alanının yönetiminde yapay zeka altyapısı oluşturmak hedefiyle yola çıktık.” dedi.
Teknolojik imkanların kütüphanecilik alanında kullanılmasının önemine vurgu yapan Beyoğlu, şunları kaydetti:
“Kütüphanecilik hizmetleri konusunda yapay zekadan istifade etmek önemli. Biz de bu festivalle bu alanda bilmediklerimizi öğreneceğiz. Yapay zekadan koleksiyon yönetiminde, referans kütüphaneciliğinde kullanabiliyoruz. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü olarak 81 ilimizde 1300 kütüphanemizin idaresinde daha efektif bir işletme sistemi oluşturmak için yapay zekanın analizlerinden faydalanacağız.”
“Yapay zeka yeni ve deneysel sanat biçimlerini keşfetmeye imkan tanıyor”
Havelsan MAIN Ürün Yöneticisi Osman Kavaf, Havelsan’ın çalışmalarından bahsederek başladığı konuşmasını, Havelsan tarafından geliştirilen MAIN yapay zeka modülünü anlattı.
Kavaf, yapay zekanın sürekli gelişen bir alan olduğuna değinerek, yapay zeka modüllerinin nasıl çalıştıklarına ilişkin teknik bilgiler verdi.
Necmettin Erbakan Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Yusuf Uzun, yapay zekanın sanat eseri üretiminde zaman geçtikçe daha çok kullandığının altını çizerek, “Yapay zeka, geleneksel sanat formlarının ötesine geçerek, yeni ve deneysel sanat biçimlerini keşfetmeye imkan tanıyor. Çeşitli veri setlerinden beslenen ve sanatçıların kontrolünde gelişen interaktif enstalasyonlar veya sanal gerçeklik deneyimleri yapay zekanın sanatta üretkenliği teşvik ettiği alanlardan birkaçıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Eğitimde yapay zeka önemli bir rol oynar”
Yapay zeka ile sanat eseri üretim süreçlerinin değişim gösterdiğine işaret eden Uzun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yapay zeka tarafından üretilen eserler, insanların geleneksel üreticilik olarak kabul ettiği belirli kalıpları ve desenleri taklit edebilir veya bunlardan sapabilir. Bu, yapay zeka tarafından üretilen eserlerin üretici potansiyelini ve çeşitliliğini arttırabilir. Yapay zeka, eski dil ve yazı sistemlerini analiz ederek, anlamı kaybolmuş veya eskimiş metinleri çözebilir ve yorumlayabilir. Bu durum tarih ileri ve arkeologlara yardımcı olabilir.”
Koç Okulu Kütüphaneleri Yöneticisi Sevgi Arıoğlu ise eğitim kurumlarında yapay zekanın sınıf yönetimi, oyunlaştırma, planlama, yönetim, değerlendirme ve güvenlik yönetimi alanlarında kullanılabileceğini ifade etti.
Arıoğlu, yapay zeka modüllerinin kişiye özel öğrenme alanı sağlayabildiğini belirterek, “Eğitimde yapay zeka önemli bir rol oynar çünkü öğrencilere daha kişiselleştirilmiş bir öğrenme deneyimi sunabilir, öğrenci performansını izleyebilir ve öğretmenlere öğrenciye özel geri bildirimler sağlayabilir. Ayrıca, eğitim materyallerini ve içeriğini optimize ederek öğrenci başarısını artırabilir.” diye konuştu.
Festival hakkında
Festivale kütüphanecilik alanında teknoloji ve yapay zeka temelli hizmet üretenler ile bu alanda hizmet veren kurum, kuruluş ve dernekler, ürün geliştiriciler, girişimciler, kütüphaneciler, akademisyenler katılacak. Macaristan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Azerbaycan festivalin konuk ülkeleri olacak.
Yapay zeka, sanal ve artırılmış gerçeklik, hologram gibi teknolojilerin meraklılarıyla buluşacağı hafta boyunca bilgi güvenliği, akıllı mimari, robotik, kodlama geliştirmeye yönelik atölye ve paneller düzenlenecek.
“İlham Veren Konuşmalar” konferans serisinin de yer alacağı hafta çok sayıda sosyal ve kültürel etkinliklerle devam edecek.
27 Mart’ta sona erecek festivalle ilgili detaylı bilgiye “www.kutuphaneveteknoloji.com” internet adresinden ulaşılabilir.
]]>Ortaköy’deki Kethüda Hamamı Beşiktaş Kültür Merkezi’nde ziyarete açılan sergi, Hatay Kuzeytepe’de kurulan Örnek Evler Yaşam Köyü’ne katkıda bulunmak için bağışlanan eserlerin bir araya getirilmesiyle oluşturuldu.
İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı Selin Bozkurt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dernek olarak depremin ilk gününden itibaren bölgede çeşitli çalışmalar yürüttüklerini anlattı.
Bu projede de iç mimarlar Zülal Çakıcı ve Hamide Göksan ile Örnek Evler Projesi’ne destek sağlamak için bir sergi oluşturduklarını belirten Bozkurt, serginin Tarık Hotamışlıgil’in katkılarıyla Galeri Nev İstanbul’un kurucusu Haldun Dostoğlu’nun küratörlüğünde düzenlendiğini kaydetti.
Eserlerin bir kısmının sanatçılardan bağış yoluyla alındığını dile getiren Bozkurt, “Kimisi de sağ olsunlar katkılarını sundular, sergide 60’ı aşkın sanatçının 82 eseri yer alıyor. Bu serginin bir başka özelliği de deprem bölgesindeki 6 sanatçımızın işlerine yer ayrılması oldu. Onlar da Gaziantep, Kahramanmaraş, Hatay ve Malatya’da depreme maruz kalmış sanatçılar. Onların da işlerinin görünür olması bizler için önemli.” ifadelerini kullandı.
Serginin tüm gelirinin Hatay’daki Örnek Evler Projesi’ne aktarılacağını belirten Bozkurt, bu nedenle serginin olabildiğince çok kişinin duymasını, ziyaret etmesini, paylaşmasını ve mümkünse eserlerin hepsinin satılmasını amaçladıklarını söyledi.
Bozkurt, serginin ilk gününde Abidin Dino, Hanefi Yeter, Adnan Çoker, Komet, Ergin İnan ve Seyhun Topuz’un işlerinden satılanların olduğu, eserlerin dijital katalog üzerinden de incelenip satın alınabildiği bilgisini paylaştı.
“Projeye 4 bine yakın gönüllü destek verdi”
Projenin destekçilerinden Tarık Hotamışlıgil, 6 Şubat depremlerinin ardından bölgeye gidip gördüklerini ve yapılması gerekenlerle ilgili fikir edindiklerini, mimar Zülal Çakıcı ve Hamide Göksan’ın 100 küçük evlik (tiny house) bir plan yaptıklarını anlattı.
Projeye 4 bine yakın gönüllünün destek verdiğini, sergiyle aynı adı taşıyan “Kelebek Etkisi” adlı tabloda da gönüllülerin parmak izlerinin bulunduğunu aktaran Hotamışlıgil, şunları kaydetti:
“Hem gönüllüler hem de gönüllü firmalar destek verdi. Yani çelikçi çelik verdi, tahtacı tahta verdi, taş yünü olan taş yünü verdi. Çok yakın zamana kadar hiç nakdi bağış almadık. Tamamı gönüllülük esasıyla. Adam geldi mesela 100 klima verdi, diğeri geldi 100 fırın verdi. Böyle böyle bu evler yapıldı, yerlerine götürdük monte ettik. İnsanlara kurayla verildi. İhtiyaç sahibi olanlara öncelik verdik. Geri kalanları da kurayla seçtik.”
Depremin dördüncü gününde bölgeye gittiğini dile getiren Hotamışlıgil, “Ben o insanların yaşadıklarını görünce bu işin dört, beş senede veya daha fazla sürede en zengin devlet bile olsa altından kalkılamayacağını gördüm. Müthiş bir yıkım vardı.” değerlendirmesinde bulundu.
Hotamışlıgil, bölgedeki insanlara en az 5 yıl yaşayacakları bir yer temin etmek amacıyla yola çıktıklarını ifade ederek, evlerde lavabo, banyo, mutfak, yatak, yorgan, nevresim, çarşaf ile bütün elektrik, su ve kanalizasyon altyapısının bulunduğunu, başkalarının da örnek alabileceği bu evlerde yaşayanların ve özellikle de çocukların mutlu olmasını, rahatça oyun oynamasını ve eğitim görmesini amaçladıklarını sözlerine ekledi.
Projeye katkıda bulunan iç mimar Zülal Çakıcı, Örnek Evler Yaşam Köyü’nün sürdürülebilir bir yaşam köyü olarak kurulduğunu belirterek, projenin sürdürülebilmesi için halen desteğe ihtiyacı olduğunu ve serginin de bu amaçla düzenlendiğini belirtti.
“Kelebek Etkisi” adlı eserin ressamı, iç mimar Hamide Göksan da projede çok büyük bir emek bulunduğunu, projeyle sanatın birleşmesinden ve eseriyle buna katkı sağlamaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Sergiyi, İstanbullu sanatseverlerin yanı sıra Örnek Evler Yaşam Köyü’nde kalan Hataylılar da ziyaret etti.
Sergi, İyilik İçin Sanat Derneğinin desteğiyle Galeri Nev İstanbul’un kurucusu Haldun Dostoğlu ile Zülal Çakıcı, Hamide Göksan ve Tarık Hotamışlıgil’in katkılarıyla düzenleniyor.
Örnek Evler Yaşam Köyü’ne destek arayışını sanat dünyasına taşıyan sergi, 25 Mart’a kadar Kethüda Hamamı Beşiktaş Kültür Merkezi’nde görülebilecek.
]]>Manzaram dünyanın en ünlü sokak sanatçılarından Banksy’nin yaşadığım binaya yapışık duvara son eserini yerleştirmesiyle bir anda değişti.
Duvar resminin ortaya çıktığı Pazar gününden bu yana insanlar penceremin etrafında toplanıyor, gülümsüyor ve “Bahçeye girip bir fotoğraf çekebilir miyim?” der gibi bana bakıyorlar.
Ben de eserleri milyonlarca dolara satılan Banksy’nin duvar resmi benimmiş gibi onlara “Evet” diyorum; “İstediğiniz gibi fotoğraf çekebilirsiniz”
Londra sakinlerini ciddi yüz ifadeleriyle sosyal hayatta görmeye alışmış olan ben, birdenbire soru yağmuruna tutan yabancı kişilerle sohbet eder buluyorum kendimi.
“Banksy’yi duvar resmini yaparken gördün mü? Artık bir Banksy’nizin olması nasıl bir duygu? Duvar resminin anlamı nedir? Burada sizi rahatsız mı ediyoruz? Duvar resmi kiranızı artırıyor mu?”
Bazıları ise daha cesur ve doğrudan konuya giriyor:
“Yoksa Banksy sen misin?”
Bu soruyu “Evet” diye yanıtlamıyorum elbette ama olmadığımı da söylemiyorum.
Bahçeme girmesine izin verdiklerimden bazıları da nezaket ve ne yapacağını bilememekle karışık bir ruh haliyle, çocukları aracılığıyla bana 5 sterlin bahşiş vermek istiyor.
Bir an kiramın bu duvar resmi nedeniyle uçabileceğini düşünsem de sonra vicdanım devreye giriyor ve uzatılan parayı reddediyorum. Çocuklara dairemin yanındaki dükkandan kendilerine şeker almalarını söylüyorum.
Para konusunda burnu benden daha iyi koku alan biri, daireyi Airbnb’ye koymamı öneriyor:
“Orijinal bir Banksy ile dekore edilmiş güzel daire” diye reklam verebileceğimi öneriyor.
Kiraz ağacından düşen elmalar
Hayır, Banksy’yi resmi yaparken görmedim. Duvar resmini çizdiğinde evde değildim.
Her şey Pazar sabahı erken saatlerde olmuş gibi görünüyor. Bu yüzden de tesellim şu ki, evde olsaydım bile o saatte olan bitenin farkında varmayacaktım.
Öğleden sonra eve geldiğimde ise fotoğraf ve video çeken, eser hakkında konuşan insanlarla karşılaştım.
Onlardan biri, duvar resmindeki yeşil rengi ile 17 Mart’daki Aziz Patrick Günü’nün sembol rengi olan yeşil arasında bağlantı kuruyordu.
Bir diğer bağlantı da, duvar resminin ve evimin bulunduğu Londra’nın kuzeyindeki Islington’ın sosyal konut tabelalarında yeşil renk kullanıldığı söylenerek kuruldu.
Banksy Pazartesi günü Instagram hesabında duvar resmini sahiplenen şekilde bir paylaşım yaptı.
Görünen o ki Banksy, her kimse, çatlaklarla dolu beyaz duvara boyayı püskürtmek için yangın söndürücü kullanmıştı.
Yaprakları tamamen dökük kiraz ağacı ölü gibi görünüyordu. Bu yüzden Banksy’nin yaprakları boyayla canlandırdığı söylendi.
Peki resme karşıdan bakıldığında sol alt köşede duran kızın (ya da erkek) elinde tuttuğu hortumla ne mesaj veriliyordu? Bu bir çevre mesajı mıydı?
Duvarıma yapılan sanat eseri halen gelişmeyi sürdürüyor. Bazıları sanki dallardan düşmüş gibi elmalar da bıraktı. Bir anlamda Banksy elma yetiştiren tek kiraz ağacını yaratmış oldu.
Çarşamba gününe gelindiğinde, duvar resminin üzerine beyaz boya serpilmiş olduğunu fark ettim. Peki bu vandalizm olarak tanımlanabilir mi?
15 dakikalık şöhret
Dairem turistik bir cazibe merkezi haline geldi.
Bu satırı yazarken ara veriyorum çünkü, insanlar resminden benim açımdan fotoğrafını çekmem için cep telefonlarını bana veriyorlar.
Bir saatten az bir sürede Japonya ve Almanya medyasının da aralarında olduğu dört yayın organına röportaj veriyorum.
Avustralyalı bir adam bana çektiği polaroid bir fotoğraf karesi hediye ediyor.
TikTok’ta canlı yayın yapan Meksikalı bir gencin takipçileriyle etkileşime giriyorum. Benim gibi Kolombiyalı olan bir kadın, eğer benim yerimde olsa çoktan fast food ve bira satmaya başlamış olacağını söylüyor.
Londra’da yalnızca sekiz saat kalacak olan Norveçli bir kadın, bu süreyi mahalleme gelip resmi görmeye ayırdığını söylüyor.
Sanat nedir?
Altı aydır bu dairede yaşıyorum, ancak komşumla ilk kez dün konuştum. Etrafta bu kadar çok insan varken mahremiyetinin endişesine kapılmış bir Somalili o.
Tüm bunlar bir duvar resmi sayesinde oldu.
Son zamanlarda hayatım böyle geçiyor. Çeşitli ülkelerden insanlarla tanışıyor, sanki bir şey başarmış gibi tebrikleri kabul ediyor, halkımı bir güzellik kraliçesi gibi selamlıyor ve duvar resmiyle ilgili görüşlerimi sunuyorum.
“Uzman değilim ama bence…” diye başlayan cümleler kuruyorum.
Şimdilik bu ilgiden rahatsız değilim. Ama hafta sonu bir otobüs dolusu turist, Big Ben ile Buckingham Sarayı’nı ziyaret ettikten sonra benim sokağıma gelmeye karar verirse bu fikrim değişebilir.
Bu duvar resmi kış sonlanırken, şehir renklenmeye başladığında ve herkes daha iyi bir ruh halindeyken ortaya çıktı.
Bu olay benim için baharı başlatmanın harika bir yolu oldu.
Esrarengiz bir deha sanatçı, ölmekte olan bir ağaç ve kırıklarla dolu bir duvar sayesinde etrafım güzel insanlarla doldu. Bir göçmen olmama rağmen gerçekten bu ağaç topluluğuna ait olduğumu hissettim.
Sanat sanırım bu.
]]>Tokat’ın Niksar ilçesinde yaşayan 77 yaşındaki Tülay Atila’nın önderliğindeki çini atölyesi, geleneksel Türk çini sanatını modern bir yaklaşımla yaşatıyor. Atila, çocuklarıyla Kütahya’da bulunduğu dönemde çini sanatıyla tanıştı. Kendi tabiriyle cahil cesaretiyle Niksar’da çini atölyesi kuran Atila, ilk zamanlar bilgi ve tecrübesizlikten dolayı zor günler yaşadı. İki yıl boyunca öğrenme, araştırma ve denemeyle geçen sürecin ardından Atila, ilçedeki ev hanımlarına iş imkanı sağlayarak, onların sanat becerilerini keşfetmelerine ve geliştirmelerine imkan sağladı. Atölyede çalışan kadınlar, başlangıçta çiniyle ilgili deneyimi olmamasına rağmen ortaya çıkardıkları eserlerle büyük başarı elde etti. Öğrendiği tekniği atölye ve sınıfta diğer kadınlara öğreten Atila, internetten de çini sanatıyla ilgili eğitimlerine devam ediyor. Bir yandan da online dersler alarak sürekli olarak kendini geliştiren Atila, çocuklarının desteğiyle ürünleri başta Amerika Birleşik
Devletleri olmak üzere Japonya ve Yunanistan gibi ülkelere gönderiyor. Atila, ilerlemiş yaşına ve sağlık sorunlarına rağmen yaptığı ürünlerle ismini ölümsüzleştiriyor.
Hızlı bir kararla Niksar ilçesinde çini atölyesi kurduğunu anlatan Tülay Atila, “Kütahya’ya çocuklarımdan dolayı sık sık gittiğimiz için hadi çini yapalım dedik. Ama yapalım ile olmuyormuş. Çok cahilce ve hızlıca işin içine girdik. Tabii bu sefer bu işi bilmediğimizi fark ettim. İki yılım sadece öğrenme, araştırma ve denemeyle geçti. Amaçlarımdan bir tanesi Niksar’da çalışmak isteyen ama imkan bulamayan ev hanımlarına evlerinde veya atölyede bir iş imkanı sağlamaktı. O da çok güzel oldu. Çünkü gelen bayanların hiçbirinin çiniyle alakası yokken herkes sanatını, becerisini ortaya koydu. Umduğumuzdan güzel işler çıktı. Bütün teknikleri öğrendik ve sınıfımızda, okulumuzda, atölyemizde çalışan bayanlara öğrettik. Online ders de olsa alıyorum, bilenlerle konuşuyorum. İnterneti çok kullanıyorum. Yani bu bakımdan çok büyük yardımcı gruplarımız var” dedi.
“Beni bıraksalar gece gündüz iş yaparım”
Çalışmayı çok sevdiğini söyleyen Atila, “Çini seramik gruplarında sorular oluyor, onları okuyoruz. Yüzde 90 yurt dışına gönderiyoruz. O da bir şans benim için. Çünkü çocuklarım orada Türkiye’den götürdükleri hediyelik eşyaları toptan satıyorlardı. En büyük pazar payımız yüzde 90 ile Amerika. Çocuklarım orada toptan veriyorlar, fuarlara katılıyorlar. Japonya’da iki firmaya gönderdik, Yunanistan’a gönderdik, İngiltere’ye gönderdik. Ama çocuklara yaptığımız ürünlerin daha çok olması sebebiyle onların bazı istek ve taleplerini karşılayamadık. Çünkü bizim esas pazarımız Amerika ve çocuklarımız. Japonların dükkanları çok küçük. Küçük küçük ürün siparişi yapıyorlar. Ama yine de gururlanıyorsun yani Niksar’dan Japonya’ya, Amerika’ya gidiyor. Öleceğim ama bu tabak benim adımı her yerde gösterecek. Kim alır, kim kullanır, kime hediye gider bilmiyorum. Ama ileride torunlarım bir yerde tesadüfi adımı görürlerse ‘Bu bizim’ diyebilirler. Onlar beni mutlu ediyor. Dizimden ameliyat olduğum için merdiveni zor inip çıkıyorum. Gözümden kataraktan ameliyat oldum. Ama bunlar beni hiç engellemiyor. Merdiven olmasa hayatım çok güzel. Bir de pazar günü olmasa çok güzel olacak. Çünkü pazar günü de atölyeler kapalı oluyor. Beni bıraksalar gece gündüz iş yaparım” şeklinde konuştu.
“Çini sanatıyla 4 yıl önce tanıştım”
Çini sanatıyla 4 sene önce tanıştığını söyleyen Mehtap Baran ise, “Ben ahşap boyamaya gitmeyi istemiyordum. İlla tabak diye tutturdum. Açılınca Tülay ablaya iş için başvurduk. 6 ay öğrenemedim, öğrenemedim derken sıkıntılı bir sürecim de vardı. Sağ olsun Tülay abla da sabretti, ‘Seninle devam edelim’ dedi. Pandemi döneminde çıkışımız oldu ama sonra girdik, 4 senedir devam ediyoruz” diye konuştu. – TOKAT
]]>Kocasinan Akademi’de 3 ülkenin kültürü çini ve seramik sanatında buluştu
KAYSERİ – Kayseri’de Kocasinan Belediyesi tarafından kurulan Kocasinan Akademi Erciyesevler Tesisi’nde Türk, Belaruslu ve İranlı kadınlar çini ve seramik kursunda bir araya geldi.
Kocasinan Belediyesi tarafından kadınların hem boş vakitlerini değerlendirmesi hem de meslek sahibi olabilmeleri için kurulan Kocasinan Akademi Erciyesevler Tesisi’nde 18 branşta toplam 600 kadın kursiyere hizmet veriliyor. Kadınlar tesiste birçok alanda kendilerini geliştirirken, diğer yandan da spor yapabiliyor. Tesisin eğitim verdiği alanlardan seramik ve çini sanatında ise Belarus ve İran’dan gelen kadın kursiyerler Türk kültür ve adetleri ile Türkler için önemli yeri olan seramik ve çini sanatını öğreniyorlar.
12 yıl önce evlenerek Belarus’tan Kayseri’ye gelen ve seramik ile çini sanatına ilgisi olduğunu söyleyen Dana Özdoğan, “Ben aslen Belarus’luyum ama 12 sene önce evlenerek Kayseri’ye taşındım. Açıkçası ben sanata çok yakın bir insandım her zaman. Normalde de takı tasarımcıyım ve bildiklerimin üzerine bir şeyler koymayı çok seviyorum. O yüzden araştırdım neleri yapabileceğimi. Daha sonrasında da benim kayınvalidem buraya geliyordu zaten. Biz de ilk başta takı tasarımcılığından başladık ama aklımda hep seramik vardı. Fakat malum çok yoğun bir şekilde talep oluyor seramiğe ve ben de uzun zamandır bekliyordum. Bu sene gelmek nasip oldu. Ben Belarus’ta hiç böyle bir sanatla karşılaşmadım ve artı olarak burada çini dersleri de var. O da ayrı bir güzel. Belarus’ta yaşarken birçok kez Kapadokya’da yapılan çömlekleri ve çini sanatını çok merak etmiştim. Buraya gelip bu kursa başlayıp bunun içerisinde olmak çok güzel bir şey. İnanılmaz mutlu etti beni çünkü Türk Kültürünü anlatacak çok şey var ve bu sanat da onlardan birisi. Dolayısıyla merakımı giderdim ama çok isterdim Kapadokya’da çömlekçide çalışmayı, çok büyük bir hayalimdir. Burası da çok iyi ve çok keyifli. Çok iyi arkadaşlıklar edindim. Hocamın bana verdiği emeklerden dolayı çok teşekkür ediyorum. Kadınlara önerim de çıkın çıkın gelin çünkü burada gerçekten çok kaliteli vakit geçirebilirler. Kendilerinin bir şeyleri öğrenebilmeleri gerçekten çok büyük bir şans ve büyük bir mutluluk veriyor. Şöyle de söyleyebilirim; kahveyi herkes yapabilir ama önemli olan kahve fincanını yapabilmek. Dolayısıyla gelsinler ve burada muhteşem vakit geçirsinler” dedi.
İran’dan Türkiye’ye gelen Roya Ghazian da, “Ben 9 yıldır Kayseri’de yaşıyorum. Aslında ben İranlı olduğum için biliyorsunuz ki bu sanat bizim ülkemizde de var. Belki çocukluktan beri ben bu sanatı seviyordum ama hiçbir zaman hayatımda buna çalışmaya zamanım, fırsatım olmadı. Ben burada zaten komşuyum. Koronadan sonra baktım burada tesiste başvurular başlamış ve geldim şanslıydım seramik kursunda yer vardı ve ben kayıt olduktan sonra başladım. Kültür olarak, geçmiş olarak her zaman sanata yansıyor. Ben de bu arada hem kendi kültürümü hem de Türk Kültürünü birbirine karıştırıyorum. Bunları yapmak harika bir his yani rahatlıyor insan, kendini becerikli hissediyor. Bence psikolojiye çok iyi geliyor. Bence her kadının bir sanata başlaması gerekiyor. Ne olursa olsun, hangi sanat ilgisini çekiyorsa ona başlaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Kocasinan Akademi Erciyesevler Tesisi Sorumlusu Tuğba Camızcıoğlu ise, “Tesisimiz hanımlarımızın boş vakitlerini değerlendirmeleri ve bazı hanımlarımıza da meslek edindirme amacıyla kurulan bir tesis. Bunun yanında hanımlarımız spor aktivitelerinden de yararlanıyorlar. Ayrıca Halk Eğitim’den gelen eğitmenlerimizle beraber 18 branşta kursumuz açılmıştır. Toplam 600 kursiyerimiz var ve daha çok talep var ama biz alanımızın sınırlı olmasından dolayı 600 kişi ağırlayabiliyoruz, eğitim verebiliyoruz. 2 tane yabancı uyruklu kursiyerimiz var. Biri İran’dan biri de Belarus’tan çeşitli nedenlerden dolayı geldi. Mesela Dana evlilik nedeni ile geldi ve 12 yıldır buradaymış. Roya da 8-9 yıldır burada İran’dan geldi. Onlara daha da önem gösteriyoruz. Türk Kültürünü, Türkleri anlatmaya çalışıyoruz. Onlar da duygu ve düşüncelerini her zaman teşekkür olarak iletiyorlar. Türkleri tanıttığımız için biz de çok mutlu oluyoruz. Tük kültür ve adetlerini öğretiyoruz. Bunun yanında mesela çini, Türk kültüründe önemli bir yeri olmuş bir sanat. Onu öğreniyorlar. Özellikle onları seçmeleri bizim için daha güzel. Kadınlarımızın boş vakitlerini değerlendirmeleri amacıyla başkanımız da biz de elimizden gelen bütün imkanları sunmaya çalışıyoruz. Onlara kolaylıklar sağlamaya çalışıyoruz. Evlerinde oturmasınlar, gelsinler burada kendilerini eğitsinler. Kendileri için, çocukları için, aileleri için, ülkeleri için eğitim görmelerini istiyoruz” dedi.
]]>Asıl adı Mehmet Sadrettin Alışık olan usta oyuncu, Saffet Hanım ile kaptan Rafet Bey’in ilk çocuğu olarak 5 Mart 1925’te İstanbul’da dünyaya geldi. Ailesinin “Sadri” diye hitap ettiği sanatçı, çocukluğundan itibaren duymaya alıştığı isimle sanat dünyasına adım attı.
Paşabahçe 39. İlkokulunda öğrenciyken bir sünnet töreninde izlediği Naşit Özcan Tiyatrosu’nun gösterisiyle tiyatro sanatıyla tanışan Alışık, verdiği bir söyleşide, “İşte bana ne olduysa o perde kapandıktan sonra oldu. Benim içimde müthiş bir heyecan ve merak başladı. Perde açıldığında, yalancıktan yaptıklarını biliyordum. Şimdi perde kapandı ve gerçek hayatları başladı. ‘Acaba bu perdenin arkasında ne var?’ İşte bu laf, ileriki yıllarda beni oyuncu yaptı.” ifadelerini kullanmıştı.
Sadri Alışık, kendi piyeslerini hazırlayarak mahalle arkadaşlarına gösteriler sunmaya başladı. Ailesinin tiyatrocu olmasına karşı çıkmasına rağmen oyunculuktan vazgeçmeyen sanatçı üçüncü sınıftayken “İstiklal” adlı piyesteki başrol “Adalı Halil”i canlandırdı.
Rolü büyüdükçe dikkatleri üzerine çekti
Sonraki yıllarda Ziya Ünsel İlköğretim Okulu adını alan Beykoz Ortaokulunda okuyan usta oyuncu, İstanbul Erkek Lisesinde eğitimine devam etti.
Sanatçı, lise yıllarında Cağaloğlu Halk Evinde tiyatro eğitimine başladı, oyunculuk çalışmalarını bugünkü ismiyle Sadri Alışık Tiyatrosu olan Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne’de sürdürdü.
Rolleri büyüdükçe dikkatleri üzerine çeken Alışık, 17 yaşında rol aldığı “Zehirli Kucak” oyunundaki rahip rolünü başarıyla canlandırdığı için ilk kez basında yer aldı.
Usta sanatçı, bir süre Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde öğrenim gördü. Çeşitli dergilerde grafikerlik de yapan sanatçı, hayatı boyunca pek çok yağlı boya ve kara kalem çalışmasına imza attı.
Sadri Alışık 1940’ta Eminönü Halkevi’nde amatör tiyatro çalışmalarına katıldı.
Profesyonel olarak ilk kez 1943’te Raşit Rıza Topluluğu ile sahneye çıkan sanatçı ardından Karaca, Site, Oraloğlu, Çevre, Oda ve Kent tiyatrolarında çalışmalarını sürdürdü.
“Yalnızlar Rıhtımı” filminde tanıştığı Çolpan İlhan ile 1959’da evlendi
Başarılı oyuncu kısa bir süre gazinolarda da sevenleriyle buluştu. Halkevindeki bir oyunda Alışık’ı izleyen ve beğenen yönetmen Faruk Kenç, 1944’te “Günahsızlar” filminde başrol teklif edince sinema kariyerine başladı. Alışık filmde kimsesiz zavallı bir kıza yardım eden ve ona aşık olan balıkçıyı canlandırdı.
Vatani görevini 1946-1949’da tamamlayan sanatçı, 1951’de ilk evliliğini yaptığı tiyatro sanatçısı Neriman Esen’den 1957’de ayrıldı.
Alışık 1951’de bir film setinde tanıştığı ve çok sayıda filmde rol aldığı Ayhan Işık ile 1979’da sanatçının vefatına kadar yakın dost oldu.
“Turist Ömer”, “Ofsayt Osman” ve “Ali Baba” gibi karakterlerle unutulmazlar arasına giren usta oyuncu, 1959’da “Yalnızlar Rıhtımı” filminde canlandırdığı “Rıdvan Kaptan” rolüyle dikkati çekti. Alışık hikayesi Attila İlhan’a ait filmde başrolü paylaştığı sinema ve tiyatro oyuncusu Çolpan İlhan’la tanıştı.
Çolpan İlhan ile 20 Ağustos 1959’da evlenen Alışık’ın oğlu Kerem Alışık, 1960’ta dünyaya geldi.
Usta oyuncu, dram rolleriyle başladığı oyunculuk kariyerini canlandırdığı komedi karakterleriyle zirveye taşıdı.
Kariyeri boyunca 200’ü aşkın yapımda rol alan sanatçının Ayhan Işık ve Belgin Doruk ile 1961-1962 arasında rol aldığı “Küçük Hanımefendi” serisiyle Türk sinemasının ilk güldürü karakteri olarak gösterilen “Turist Ömer” filmleri ve “Ayşecik” serisi izleyicinin gönlünde yer edindi.
“Turist Ömer’i, minibüste karşılaştığı hayranından esinlenerek hayata geçirdi
Sadri Alışık 1964-1973’te çekilen komedi serisinin ana karakteri Turist Ömer’e ilişkin Halit Kıvanç’a yaptığı bir açıklamada, şunları söylemişti:
“Karıma doğum günü hediyesi alacaktım. Ekonomik durumum biraz kısıtlıydı. Yazıhanelerden hakkım olan parayı almaya gidiyordum ama endişeliydim. Bir dolmuşa bindim. Tanınmaktan da rahatsız oluyordum. Şoförün arkasında oturdum. Dolmasını bekliyordum. Şoför sakallı bereli bir adamdı. En son binen, kendi tabiriyle ’40 ayak bir adam’, genç, delikanlı bir çocuk. Girer girmez göz göze geldik, ‘Sadri abi merhaba, n’aber?’ dedi. Tanınmamak istediğim için ‘Benzettin kardeşim, yanlış.’ dedim. ‘Olur mu ya, dün akşam bahçe sinemasında filmini seyrettik icabında. Bize yapma.’ falan dedi. ‘Değilim kardeşim.’ dedim. Yol boyu bu sürdü…
O bana ilham verdi. Sonra Hulki Saner ile rahmetli Ayhan Işık’ın oynadığı bir filmde böyle bir tip gerekiyordu. Ben bunu anlatmıştım ona. ‘Daha detaylandır.’ dedi ve Turist Ömer öyle doğdu.” ifadelerini kullanmıştı.
Rol aldığı yapımlarda, güzelliğe tutkun, umutlu, yaşama sevinciyle dolu, dürüstlüğü ve doğruluğu özleyen karakterler sergileyen usta oyuncu, 1964’te “Avare-Dalgamıza Bakalım” ile “Tophane Rıhtımında-Turist Ömer” ve 1970’te “Turist Ömer Arabistan’da” adlı 45’lik plaklar da doldurdu.
Unutulmaz repliklere imza attı
“Şaka ile Karışık”, “Fıstık Gibi Maşallah”, “Helal Olsun Ali Abi” ve “Ah Güzel İstanbul” adlı önemli filmlerde rol alan oyuncu, “Yalvarmaktansa kaybetmeyi tercih ederim. Prensip meselesi…”, “Hayat demek, ölümü beklemek demektir. Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları, işte falanları, filanları göreceğiz. Birçok şeyin tadına bakacağız. Sonra da ister istemez, ‘Gidiyorum Elveda’ şarkısını söyleyeceğiz. Öyle ise gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun.”, “Şu hayatın falanları filanları malum…” ve “Ama kabahat bende değil, şarkıdaki o kızda.” gibi unutulmaz birçok repliğe de imza attı.
Alışık 44 yıllık sanat hayatında birçok ödüle de değer görüldü. “Afacan Küçük Serseri” filmindeki “Hüsnü” karakteriyle 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü”nü, 1994’te oynadığı son film “Yengeç Sepeti” ile de yine “Antalya Altın Portakal Film Festivali”nde, Mehmet Aslantuğ ile “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nü aldı.
Yaşamı boyunca aile yaşantısından ve karakterinden taviz vermeyen Alışık, yakın dostu Ayhan Işık’ı 16 Haziran 1979’da kaybettikten sonra büyük bir sarsıntı geçirdi. O yıllarda “Seyahatname” adlı dizide rol alan sanatçı 1983’te “Kartallar Yüksekten Uçar”, 1986’da “Çalıkuşu” ve 1987’de “Saat Sabahın Dokuzu” adlı dizide oynadı.
Sanatçı, Yeşilçam’da belirli bir karakter ya da film türüyle sınırlı kalmayan karakter oyuncularından biri oldu. Farklı nitelikteki rolleri canlandıran Alışık, her yıldızın rol sınırlarının belli ve personalarının dışına çıkmasının imkansız olduğu Yeşilçam sinemasında yıldız kurallarını esneten isim olarak öne çıktı.
İstanbul’a olan sevdasını kaleme aldı
Kendine özgü üslubu ve selamıyla halen Türk izleyicisinin seyretmekten keyif aldığı isimlerden olan sanatçı, “Bir Ömürlük İstanbul” adlı şiir kitabıyla da İstanbul’a sevdasını kaleme aldı.
Karaciğer yetmezliği nedeniyle dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın desteğiyle 1990’da ABD’ye giden sanatçıya Prof. Dr. Münci Kalayoğlu ve ekibi tarafından organ nakledildi. Karaciğer, böbrek ve solunum yetmezliği ile kemik iliği hastalığı için tedavi gören Alışık 18 Mart 1995’te İstanbul’da yaşama veda etti.
Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilen sanatçının anısına, eşi Çolpan İlhan tarafından kurulan Sadri Alışık Kültür Merkezince her yıl “Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Ödülleri” veriliyor.
Usta oyuncunun rol aldığı bazı filmler şöyle:
“Fato-Ya İstiklal ya Ölüm”, “İstanbul Geceleri”, “Çakırcalı Mehmet Efe”, “İstanbul Çiçekleri”, “Hürriyet Şarkısı”, “Allah’a Ismarladık”, “Kendini Kurtaran Şehir-Şanlı Maraş”, “Tanrı Şahidimdir” “Vatan ve Namık Kemal”, “Yavuz Sultan Selim Ağlıyor”, “İki Süngü Arasında”, “Suçlu Benim”, “Soygun”, “Halıcı Kız”, “Daima Kalbimdesin”, “Çalınan Aşk”, “Korkusuz Kabadayı”, “İlk Göz Ağrısı”.
]]>İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) 19- 23 Mart’ta “Bence Katil Öldürdü”, “Babamın”, “Frankenstein (32 Kısım Tekmili Birden)”, “Bir Ruhun Hikayesi”, “Çağrılmadan Gelen” ve “Bella Figura” oyunları sahnelenecek.
Ayrıca “Kırmızı Küre” ve “Çöp Canavarı ” adlı çocuk oyunları da 24 Mart’ta İDT sahnelerinde minik izleyicilerle buluşacak.
Şehir Tiyatrolarında bu hafta “Vakitlerden Bir Vakit (Meddah Hikayesi)”, “Ödüllü (Geleneksel Orta Oyunu)”, “Fosforlu Cevriye”, “Çingene Boksör”, “Ben Medea Değilim”, “Tartuffe”, “Öldün, Duydun mu?”, “Uçurtmanın Kuyruğu”, “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” oyunları ile “Herkes Sihirbaz Olacak”, “Bekçi ile Postacı”, “Rüya”, “Masal”, “Fındıkkıran”, “Karagöz Çiftlik Bekçisi” ve “Elma Kurdu Kırtık” adlı çocuk oyunları gösterilecek.
Çanakkale Savaşını anlatan “1915 Bir Hilal Uğruna” gösterisi, 19 Mart’ta saat 21.00’da Atatürk Kültür Merkezi. (AKM) Türk Telekom Opera Salonu’nda izlenebilecek.
Hayao Miyazaki’nin “Çocuk ve Balıkçıl” animasyon filmi, 19 ve 21 Mart’ta AKM Yeşilçam Sineması’nda meraklılarıyla buluşacak.
Konserler
” Çanakkale Zaferi’nin 109. Yılında Mehter Konseri”nde Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu Mehter bölümü Mehterbaşı Şükrü Alkan şefliğinde Çanakkale Zaferi’nin 109. yıl dönümünde şehitler anılacak.
Ramazan ayı olması sebebiyle marşlar kahramanlık türküleri ve ilahilerle izleyicilere özel bir konser sunulacak etkinlik, 18 Mart’ta AKM’de gerçekleştirilecek.
CRR Türk Müziği Topluluğu’nun “Yüzyılın Yüzleri Kani Karaca-Doğan Ergin” ve Litvanya Oda Orkestrası konserleri, 23 Mart’ta CRR Konser Salonu’nda müzikseverleri ağırlayacak.
Türk pop müziği sanatçısı Erol Evgin, 22 Mart’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde sevenleriyle buluşacak.
Devam eden sergiler
Üsküdar Belediyesi tarafından Nakkaş Tezyini Sanatlar Merkezi destekleriyle hayata geçirilen, 42 eserin yer aldığı “Hilye-i Saadet” sergisi 5 Mayıs’a kadar ziyarete açık olacak.
Albaraka Türk Uluslararası 6. Hat Yarışması’nın ödüllü eserlerinden oluşan “Güzel Ahlak” sergisi Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi’nde 7 Nisan’a kadar, “Geçmişin İzinde” hat sergisi de ramazan sonuna kadar Galeri Eyüpsultan’da görülebilecek.
Sanatçı Ferruh Sünger’in “Taşlardaki Nakışlarla İstanbul” kara kalem sergisi de 31 Mart’a kadar İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yeni Camii Hünkar Kasrı’nda sanatseverlerle buluşmaya devam edecek.
Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığına bağlı İslam Medeniyetleri Müzesi (İMM), ramazan ayı boyunca her gün gece yarısına kadar Büyük Çamlıca Camisi külliyesinde ziyaret edilebilecek.
Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi sergilenen eserlerdeki detaylı temizlik ve bakım çalışmalarının ardından yeni sergileme düzeniyle ziyaretçilerini bekliyor. Geçen yıl yeniden ziyarete açılan müzede Hazreti İbrahim’in tenceresi, Hazreti Musa’nın asası, Hazreti Davud’un kılıcı, Hazreti Yusuf’un cübbesi, halifelere ve sahabeye ait kılıçlar, Hazreti Fatma’ya ait gömlek, Kabe anahtarları, Hacerü’l Esved mahfazası gibi “Asr-ı Saadet”i yansıtan mukaddes emanetler sergileniyor.
Öte yandan Türkiye Diyanet Vakfı ve Vakıf Fuarcılık tarafından ramazana özel düzenlenen 41. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı, 30 Mart’a kadar Fatih Cami avlusunda kitapseverleri ağırlayacak.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen, kütüphanecilik alanında teknoloji ve yapay zeka temelli hizmet üretenler, ürün geliştiricileri, girişimcileri, akademisyenleri ve binlerce kütüphane kullanıcısını bir araya getirecek “Uluslararası Kütüphane ve Teknoloji Festivali” 23- 27 Mart’ta Rami Kütüphanesi’nde gerçekleştirilecek.
]]>Çok sayıda sanatçının 499 yıl öncesinden bugünün modern tarzlarına kadar uzanan eserlerinin yer aldığı sergide, eser sahiplerine ilişkin detaylı bilgiler de ziyaretçilere sunuluyor.
Serginin küratörü ve minyatür sanatçısı Leyla Kara, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sergi mekanının 18. yüzyıl sonlarında yapılmış ahşap bir yapı olduğunu belirterek, “Eyüp’e kalıcı bir kültür rotası çizmeye çalıştık. Bugün bulunduğunuz mekan bu rotanın sonuncusu olarak işaretlediğimiz Galeri Eyüpsultan.” dedi.
Eyüpsultan’ın şehirdeki kıymetli semtlerden biri olduğunu dile getiren Kara, “Merkezde bir yer olması bakımından da bu yapı bizim için önemliydi. Arzu ettik ki bize ve sanata değen her ürünü gösterebileceğimiz bir mekan oluşturalım.” ifadesini kullandı.
“Seçkideki en eski eser Şeyh Hamdullah’a ait”
Feshane Caddesi’nde geçen sene hizmete açılan Galeri Eyüpsultan’da “Bilenlere Selam Olsun” ve “Cumhuriyetimizin 100. Yılı Anısına” sergilerinin ardından ramazana denk gelmesi sebebiyle bir hat sergisi kurguladıklarını anlatan Kara, şunları kaydetti:
“Üçüncü seçki ise ramazan münasebetiyle hattan oluşuyor. Hatta geniş perspektifli bir açıdan bakmayı arzu ettik. Halihazırda sergilenen seçkideki en eski eser Şeyh Hamdullah’a ait ve 499 yıl öncesine tarihleniyor. O tarihten bugüne dek hat sanatına değmiş belirli isimlere yer vermek durumunda kaldık. Gönül isterdi ki binlerce eser asabilelim ama bu çok mümkün olmadığı için izleyiciye ufak bir seçki üzerinden hat sanatının ülkemizdeki gelişimini göstermeyi arzu ettik.”
Seçkinin 49 parçadan oluştuğu bilgisini veren Kara, “Genç kuşağın hattatlarını da görebilirsiniz, bugün hat sanatı konuşulduğunda onu grafik dile dönüştüren hattatlara da denk gelebilirsiniz. Yaşayan hattatlar arasında Ali Toy’un çok önemli bir yeri olduğu kanısındayız. Bu sebeple Ali Toy’un eserlerine yer verdik.” şeklinde konuştu.
“Son yıllarda ramazan Eyüpsultan’da yaşanır oldu”
Kara, dünyadaki en prestijli hat yarışmalarından İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Hat Yarışmasında üst üste ödüller alan hattat Abdurrahman ve Seyit Ahmet Depeler kardeşlerin yanı sıra makıli yazıda ilk akla gelen isimlerden İbrahim Kuş ve talik yazının en iyilerinden Taksin Kurt’un da arasında bulunduğu 30 sanatçının eserlerinin izleyiciyle buluştuğunu kaydetti.
Galerinin öğlen saatlerinden teravih saatine kadar açık olacağı ve bayram sonuna kadar ziyaret edilebileceği bilgisini veren Kara, “Son yıllarda ramazan Eyüpsultan’da yaşanır hale dönüştü. Bu nedenle de tüm inananların akın ettiği bir hali var Eyüpsultan’ın. Eyüpsultan zaten mezar taşları sebebiyle kendi içinde bir açık hava hat müzesi gibi. Biz onların yanına ufak bir görüntü daha eklemek istedik. Büyük bir iddiamız yok. Biz kendimizce eskiyi ve yeniyi, yazılan metinlerin de seçildiği bir seçkiyle kurgulamaya çalıştık.” değerlendirmesinde bulundu.
Seçkinin ziyaretçilere farklı bir bakış açısı kazandırmayı hedeflediğine işaret eden Kara, “Gelsinler, görsünler ve coğrafyalarına ait sanatçılar hakkında fikir sahibi olsunlar isteriz. Sülüs, celi sülüs, talik, nesih, makıli ve kufi yazı gibi farklı disiplinlerde yazı yazan sanatçıların eserlerine yer verildi. Bunların bir kısmının etrafında tezhipler ya da ebrular var. Onlar da yine yazılar kadar kıymetli sanatçılar tarafından nakşedilmiş işler. Genel itibarıyla gelen izleyici, diğer yan dal sanatlar yerine merkeze hat sanatının alındığı bir seçkiyle karşılaşacak.” diye konuştu.
]]>Ömer Ünsal, sanatın bireyler için önemli bir iletişim aracı olduğunu belirterek, “Konuşarak ifade edemediğim duygu ve düşüncülerimi resim aracılığıyla anlatmaya çalışıyorum” dedi. Kafkas asıllı olduğunu anlatan Ünsal, “Rus savaşlarında Kafkas ırkı atlar vardı. Birçok at ırkı yok oldu sadece Şağdi cinsi ırk kaldı. Bu atın anısına eserlerimde atları çalıştım. Atlar savaşta, barışta insanla birlikte yol almıştır. Bu nedenle kültürel yolculuk gibi düşündüm ve eserlerimde atlara da önem verdim” ifadelerini kullandı.
Daha önce atlar ve pirimitif (Desenler- motifler) konularını eserlerine yansıttığına vurgu yapan Ünsal, “Şimdi bizleri derinden yaralayan depremlerin yaşattıklarını tuvalime yansıttım. Gaziantepli sanatseverleri sergi açılışına davet ediyorum” diye konuştu.
Sanatın aynı zamanda iyi bir terapi yöntemi olduğunu dile getiren Ünsal, her bireyin mutlaka bir sanat dalıyla ilgilenmesi gerektiğini savunarak şu önerilerde bulundu: “İnsan hayatında boşluklarla karşılaşabiliyor. Bu boşlukları özellikle aileler çocuklarının geleceği açısından iyi değerlendirip geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz çocuklarımızı yeteneklerine uyumlu bir sanat dalına mutlaka yönlendirmeliyiz. Sanat aynı zamanda hem zeka gelişimine katkı sunar hem de insanın düşünce evrenini genişletir. Yaşamımızın her döneminde sanata yer vermeliyiz. Sanat insan içindir anlayışını yaşam biçim haline getirmeliyiz.”
İlk kişisel sergisini 20 yıl önce Gaziantep’te açtığını dile getiren Ünsal, “Bana tekrar bu heyecanı yaşatarak eserlerimi Gaziantepli sanatseverler ile buluşturan SANKO Sanat Galerisi’ne teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Konuşmaların ardından Gaziantep Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Gülfem Marakoğlu, Zeugma Fırat’ın Gerdanlığı isimli yayını Ünsal’a takdim etti. Sergi açılışına, SANKO Park AVM Müdürlüğü görevini devreden Niyazi Büyükaksu, Müdürlük görevini devralan Sait Can Gizir, ressamlar Gülay Karslıgil, Gül Öztürkmen Demir, Gaziantep Ticaret Odası Güzel Sanatlar Lisesi Resim Öğretmenleri Hüseyin Yıldırım, Özer Çağlar, Kahramanmaraş Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Öğretmeni Münevver Canlıca, sanatseverler ve davetliler katıldı.
Ömer Ünsal’ın 20 eserinin yer aldığı “At, Primitif ve Deprem” temalı resim sergisi, SANKO Sanat Galerisi’nde 5 Nisan 2024 tarihine kadar her gün 10.00-22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
Ömer Ünsal, Kahramanmaraş Göksun’da 1976 yılında doğdu. 19 Mayıs üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim İş Bölümünden 1996 yılında mezun oldu. Gaziantep Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Türk Halk Oyunları Bölümünde Kuzey Kafkas Halk Dansları derslerine yarı zamanlı öğretmen olarak girdi. Avrupa Birliği Projesi kapsamında 2004-2005 yılında Akdeniz Bölgesi Kafkas Halk Dansları ekibinin müziklerini Garmonla (Garmon: Kafkaslara özgü bir akordeon türü) icra etti. Kahramanmaraş Güzel Sanatlar Lisesinde görsel sanatlar öğretmeni olarak çalışmaktadır. Gaziantep, Kahramanmaraş ve Amasya’da 6 kişisel sergi açan Ünsal, Adana, Kahramanmaraş, Halep, Gaziantep, Amasya ve Samsun’da 7 karma sergiye katıldı.
Yarışmalarda birincilik, ikincilik ve üçüncülük ödülleri alan Ünsal’ın eserleri, üç yarışmada sergilenmeye değer görüldü. – GAZİANTEP
]]>Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki etkinliğe Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, tarihçi-yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, senarist-yazar Kandemir Konduk ve Gezen’in sevenleri katıldı.
ERDOĞAN’A BÜYÜK TEPKİ
Etkinlik, gazeteci Gökmen Ulu’nun hazırladığı “Bir Sevgi Belgeseli”nin gösterimiyle başladı. Belgeselde, Gezen’in eşi Leyla Gezen, yakın dostları Türkan Şoray, Emel Sayın, Mustafa Alabora gibi isimlerle birlikte Cem Yılmaz, Erkan Can, Ezgi Mola, Çağlar Çorumlu ve daha birçok öğrencisinin görüşleri yer alıyor.
Gezen’in Savaş Dinçel ile olan yakın dostluğunun yanı sıra siyasi duruşu da belgeselde önemli bir yer kaplıyor. Gösterim sırasında salonu dolduran yurttaşlar, belgesel boyunca olumlu olumsuz tepkilerini gizlemedi.
Kimi yerlerde üzüldü, kimi yerlerde güldü. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2018’de, Müjdat Gezen ve Metin Akpınar için kullandığı “Yahu senin her yerin sanatçı olsa ne yazar. Bunlar sanatçı müsveddesi” ifadelerine karşı salondan yükselen büyük bir uğultu ve yuhalama sesleri gecenin en dikkat çeken tepkisiydi.
Gezen, belgesel gösterimi sonrasında yapılan söyleşide de “Benim ayağıma da elime de zincir vurdular. cumhurbaşkanına hakaret ettiğim iddiasıyla yargıç benim için beş yıl dört ay hapis istedi.
Ne hakareti? Herkese hakaret eden o. Ben davacıyım aslında ama ben davalı olarak gittim. Yargılanmalarını görmeyi çok isterim” dedi.
MÜCADELE PEŞİNDE BİR ÖMÜR
Cumhuriyet’e konuşan tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, “Türkiye tiyatrosunun temel direklerinden biriydi bu akşam bizi selamlayan, bizim onu alkışlayarak yaşamasını, yeniden üretmesini, yaşama sevinçler katmasını istediğimiz.
Onun gibi, maalesef arkasından gelen gençlerin yalnızca kendi çatısı altında büyüyen ve gelişen o genç yaratıcıların dışında, keşke o kanal daha coşkun aksa. Aydınlanma ateşine doğru bağımsız, demokratik, eşit, özgür bir Anadolu’nun yaratılması için sanat üreten insanlarla dolsa.
Müjdat bütün hayatı boyunca bu mücadelenin peşinden koştu. Tek derdi Cumhuriyetin ayakta kalmasıydı” ifadelerini kullandı. Yazar ve senarist Kandemir Konduk da “Müjdat Türkiye’nin çok sevdiği değerli bir sanatçı, benim de 50 yıllık dostum.
Bu gece herkes gibi beni de çok mutlu etti. İnşallah 72., 73., 74. yılları birlikte kutlamaktan mutluluk duyarım” diye konuştu.
ADI ÇOCUK YUVASINA VERİLİYOR
AÇILIŞ konuşmasını yapan Kadıköy Belediye Başkanı Odabaşı, Gezen’le en son üç ay önce Can Atalay için başlatılan “anayasa nöbetinde karşılaştığını belirterek şöyle konuştu:
“Her daim doğrunun, haklının, ezilenin yanında olmuş, canımızdan çok sevdiğimiz ülkemizde demokrasinin temini için yaşına rağmen hala mücadeleden bir adım dahi geri atmayan, karakteri ve sağlam duruşuyla, o soğuk kış gününde Can Atalay için beton zemin üstünde oturup bu ülkenin yurttaşlarına öncülük eden Müjdat Gezen, her zaman yolumuzu aydınlattı.
Sanatla aydınlattı. Dik duruşuyla aydınlattı. Doğru bildiklerinden ne pahasına olursa olsun taviz vermemesiyle aydınlattı ve aydınlatmaya da devam edecek.
Tam da bu sebeple önümüzdeki aylarda açacağımız bir çocuk yuvasına Müjdat Gezen’in adını vereceğiz.”
]]>Sahneye çıktığı 10 yaşından nu yana sayısız eserler koyan, Türk tiyatrosunun duayen ismi Müjdat Gezen’in sanat hayatındaki 71’inci yılı, Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenen etkinlikle kutlandı. Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe Müjdat Gezen başta olmak üzere eşi Leyla Gezen, tarihçi İlber Ortaylı, sanatçı dostları Kandemir Konduk ile Orhan Aydın, Müjdat Gezen Kültür Merkezi eğitmenleri, öğrencileri ve sevenleri katıldı.
Bazen güldüren, bazen hüzünlendiren belgeselin anlatıcıları arasında ailesi ve çocukluk arkadaşlarının yanı sıra dostları Perran Kutman, Uğur Dündar, Kandemir Konduk, Zülfü Livaneli, Türkan Şoray, Mustafa Alabora, Cüneyt Arkın, Orhan Aydın, Erol Evgin, Temel Gürsu, Türker İnanoğlu, Cem Yılmaz, Emre Kongar, İlker Başbuğ, Sadun Aksüt, Celal Ülgen, Özden İnönü Toker ve öğrencileri Demet Akbağ, Erkan Can, Yasemin Yalçın, Şevket Çoruh, Ezgi Mola, Alper Kul, Günay Karacaoğlu, İlker Ayrık, Gonca Vuslateri, Çağlar Çorumlu, Şebnem Bozoklu, Kıvanç Tiner, Dolunay Soysert, Meltem Taşkıran, Barış Dinçel yer aldı.
ÇOCUK YUVASINA İSMİ VERİLECEK
Müjdat Gezen’in 71’inci sanat yılına özel programda konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, “Her daim doğrunun, haklının, ezilenin yanında olmuş; canımızdan çok sevdiğimiz ülkemizde demokrasinin temini için 80 yaşında hala mücadeleden bir adım geri atmayan, karakteri ve sağlam duruşuyla bu ülkenin yurttaşlarına ve gençlerine öncülük eden Müjdat Gezen her zaman yolumuzu aydınlattı; sanatla aydınlattı, dik duruşuyla aydınlattı, doğru bildiklerinden ne pahasına olursa olsun taviz vermemesiyle aydınlattı ve aydınlatmaya da devam edecek. Tam da bu sebeple Kadıköy Belediyesi olarak önümüzdeki aylarda açılışını gerçekleştireceğimiz bir çocuk yuvasına Sayın Müjdat Gezen’in ismini vereceğimizi müjdelemek isterim. Belediye meclisimizin mart ayı oturumunda kabul edilen bu kararla Kadıköylü çocuklarımızı Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nden önce Müjdat Gezen Çocuk Yuvası’ndan mezun etme şansını yakalamış olacağız. Böylelikle Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan giden nice Cumhuriyet çocuklarını beraber yetiştireceğiz” dedi.
“MÜJDAT GEZEN TÜRKİYE’NİN EN DEĞERLİ HAZİNELERİNDENDİR”
Belgeselin yönetmeni Gökmen Ulu da, “Bu belgeseli yaparken Müjdat Gezen’in mesleki niteliklerinin yanı sıra karakteristik özellikleri üzerinde durmaya çalıştım. Onun nasıl bir insan olduğu sorusuna cevap aradım, yüreğine bakmaya çalışarak bilmediğim çok şey öğrendim. Aslında onun ailesi, arkadaşları, dostları, öğrencileri ile birlikte 48 röportaj gerçekleştirdim. Bir yerde durmam gerekiyordu, oysa konuşacağım çok kişi vardı. O zaman bitmeyen bir belgesel olacaktı çünkü Müjdat Gezen bildiğiniz gibi hayatı boyunca para değil insan biriktirdi. Bu belgesel aydınlanma ve demokrasi mücadelemizin simgelerinden Müjdat Gezen’e bir saygı duruşudur. Ona olan şükran duygumuzun tezahürüdür. Temel amacı her daim, her kesime rol model göstermektir. Çünkü Müjdat Gezen Türkiye’nin en değerli insan hazinelerindendir” diye konuştu.
]]>Uzunlar, sanat hayatını, unutamadığı hatıraları, Karadeniz müziğinin geçmişteki ve bugünkü durumunu AA muhabirine anlattı.
İstanbul Bakırköy’de 1991’de dünyaya geldiğini aktaran sanatçı, baba tarafından Arnavut göçmeni, anne tarafından ise Trabzon Çaykaralı olduğunu söyledi.
Ekin Uzunlar, kemençeyle 9 yaşında dayısının hediye etmesi sonucu tanıştığını kaydederek, “Kemençeyi ilk aldıkları gün şarkı çıkartmışım. Evet tabii ki de profesyonel değil, amatör ama bir melodi çıkarmışım ve buna da ailem çok şaşırmış.” diye konuştu.
“Annemin ısrarıyla solistliğe geçtim”
Karadeniz müziği yapan çoğu grupla çalıştığını dile getiren Uzunlar, şu bilgileri verdi:
“Kazım Koyuncu’nun ölümünden sonra birçok Karadeniz grubu çıktı ortaya. Onlara yol oldu aslında. O gruplarla çalıştım. Birçok Karadeniz sanatçısıyla çalıştım. Aslında kemençemle enstrümanist olarak başladım. Sonrasında annemin ısrarıyla artık solistliğe geçtim. Tabii bu da 2017’de oldu. 2017 yılından önce de şarkılar söyleyip Youtube ve birçok platformda paylaştım ve bunlar sadece lokal olarak Karadeniz’de çok patladı ve çok sevildi.”
Genç sanatçı, 2010 sonrasında kendi çabalarıyla yaptığı eserlerin çok iyi izlenme oranlarına ulaştığının altını çizerek, şarkılarının 2-3 milyon izlendiğini, 2017’den itibaren de tek başına devam etme kararı aldığını vurguladı.
Birkaç şarkının ardından Mustafa Ceceli ile tanıştığını sözlerine ekleyen Uzunlar, şunları aktardı:
“Mustafa Ceceli’nin Kalpten albümündeki ‘Aşkım Benim’ şarkısını kemençemle yorumladım. Sonrasında da Mustafa ağabeyle Beyaz Show’a çıkıyoruz, orada da ufak bir düetimiz oluyor ve rağbet görüyoruz, insanlar beni tanıyor. Sonrasında Mustafa ağabey ‘Sen tanınıyorsun yani insanlar seni tanıyor. Gel sana bir şarkı yapalım.’ diyor. Orada benim duvarı aşma noktam Mustafa Ceceli oldu, bana ‘Son Bir Kez’ adlı şarkıyı yaptı.”
Ekin Uzunlar, daha sonra çıkardığı şarkıların milyonlarca kez dinlendiğini ve müzik hayatındaki serüvenin bu şekilde başladığını kaydetti. Başarılı müzisyen, Altın Kelebek ve Altın Palmiye ile üniversitelerin en iyi Karadeniz müziği ve en iyi Türk halk müziği dalında verdiği pek çok ödülü aldığını söyledi.
“En büyük amacım kemençeyi dünyaya tanıtmak”
Enstrümanına çok değer verdiğinin altını çizen Uzunlar, şöyle devam etti:
“Aslında en büyük amacım Karadeniz, sonra Türkiye ve dünyaydı. Çünkü sesinizle dünyaya çok fazla açılabileceğinizi düşünmüyorum. Tabii ki de açılabilirsiniz, açılan çok insan var ama ihtimaliniz çok düşüktür. Enstrümanla önünüzde çok fazla yol var. ‘Müzik evrenseldir, insanları birleştirir’ adı altında birçok kişiyle buluştuk. Hatta ABD’de konserler veriyoruz. New Jersey, Filadelfia ve New York’ta konser verdim. Orada kemençemle sokağa çıktım. Times Meydanı’nda Brezilya gruplarıyla, orada müzik yapan insanlarla hiç sormadan, sadece bir selam vererek birçok video çektim. Sahnemde şarkılar söylüyorum. Yabancı eserler seslendiriyoruz. Böyle bir serüvene başladık. Hayalleri olan bir insanım. Enstrümanımla ilgili çok güzel planlarım var. Çünkü Karadeniz müziği dağdan geliyor. Eski, otantik bir tahta evden çıkıp Amerika’ya gidiyor. Bu bizim için çok önemli bir şey. Aslında ben ülkenin gururu olmak isterim.”
Genç sanatçı, dünyanın farklı ülkelerindeki müzisyenlerle çalma hedefini çevrim içi uygulamalar sayesinde gerçekleştirmeye çalıştığını aktararak “Enstrümantal, müzikal bir şey yapmayı düşünüyorum. Kemençeyle caz, blues, bir Kafkas, bir Azerbaycan türküsü, bir Brezilya eseri, bir Mozart eseri ama bunları kendimize uyarlayarak bir şeyler düşünüyorum. Bunu albüm yapacağım zaten. Böyle bir plan var kafamda. Türkiye’nin en iyi müzisyenleri ve oradaki iyi müzisyenlerle birleşip böyle bir sentez kurmak istiyorum. Ekin Uzunlar Türkiye’de yapabileceklerini yapacak ve yapmaya da devam edecek ve sonra dünya penceresinden devam edecek.” dedi.
“Karadeniz müziğinde gerçekçilik var”
Örnek aldığı kemençe icracıları arasında Cemal Berber, Matthaios Tsahouridis, Bahattin Çamurali ve Yusuf Cemal Keskin gibi isimler olduğuna vurgu yapan Uzunlar, şöyle konuştu:
“Karadeniz müziğinin diğer türlerden farkı aslında bize hissettirdikleri ve yaşanmışlıkların yazılmış olması. Arşivlik müzik çünkü her müziğinde sahtecilik yok. Hepsinde gerçeklik, yaşanmışlık var. 100 yıl önce yazılmış eserler, bir kadına, bir erkeğe, dağa, kara, yağmura yazılmış eserler. Hırçın, sivri oluşu… Aslında müziği, doğasına benziyor Karadeniz’in. Taşları gibi sivri, bir anda sisli, bir anda güneşli, bir anda dalgalı, bir anda durgun… Aslında farklı olmasının sebebi bu. Dikkat ederseniz Karadeniz müziğini yüzyıl boyunca da dinlersiniz, 200 yıl boyunca da dinleyeceksiniz. Çünkü sezonluk değil arşivlik müziktir.”
Yeni çalışmalarına değinen genç sanatçı, “Yalanı Yok” adlı bir şarkısında Karadeniz müziğiyle retro müziği birleştirdiklerini dile getirdi.
Uzunlar, küçüklükten beri bir dönerci dükkanı açmayı hayal ettiğini, ilerleyen yıllarda memleketinde bu hayalini gerçekleştirebileceğini aktardı.
Amerika’da yaşadığı bir hatırasını da aktaran sanatçı, şunları kaydetti:
“Amerika’ya gittik. Orada bir Türk kardeşimiz, ablamız geldi, gırtlak kanseriydi ve kanseri benim müziğimle yendiğini söyledi. Ameliyathaneden videolar izletti. Ameliyat oluyor ve ameliyathanede Hüznün Gemileri çalıyor. ‘İnanır mısınız, 2-3 sene boyunca, tedavi olduğum süreçte hep sizin müziğinizi dinledim ve şu an kanseri yendim.’ dedi. Buradan da müziğin iyileştirici yanı olduğunu, sevgi yanı olduğunu, sağlıktan ve birleştiricilikten yana olduğunu anladım. Bunlar gibi daha çok örnek var. Benim için çok değerli şeyler bunlar. Her gün yeni bir hikaye görüyorum sokakta. Her gün farklı bir hediye, her gün farklı bir gülücük, farklı bir güzel cümle duyuyorum. Onlara da layık olmaya çalışıyorum. Ben de insanım, ben de hata yapabilirim ama yapmamaya çalışıyorum. Onlar bizi bilsinler ki biz hiçbir zaman egoları yüksek sanatçılardan olmadık. Yani onlardan kendimizi saklamadık. Biz hep konserlerimizde halkın içine inerek onlarla birlikte sarılarak şarkılarımızı söyledik ve ben yıllarca da böyle olacağım.”
]]>Türkiye’deki Devlet Tiyatroları (DT) ile Yunanistan Pire Şehir Tiyatrosunun ortak yapımıyla, iki düşman ailenin birbirini seven genç evlatları Romeo ve Juliet’in aşk hikayesi, farklı bir yorumla anlatılacak.
AA muhabirine konuşan yönetmen Lefteris Yovanidis, “Romeo ve Juliet”in, Türk ve Yunan oyuncuların sahneleyeceği şekliyle nasıl uyarlanacağına ilişkin, “Gösterimizde farklı bir bakış yakalamak istedik. Capulet ailesinin Yunanca konuşmasına, Yunan olmasına ve Montague ailesinin de Türk olmasına ve Türkçe konuşmasına karar verdik.” dedi.
Yovanidis, iki ailenin kendi aralarında İngilizce konuşacağını belirterek, şöyle devam etti:
“Yaşadıkları yeri çok belirtmiyoruz. Buranın kime ait olduğunu söylemiyoruz. Oyunda İngilizce konuşan ve iki aile arasındaki düzeni sağlayan bir lider var. Defalarca dile getirilmiş ‘Romeo ve Juliet’ hikayesini, tüm hikayeyi burada inşa ediyoruz ancak bu kez çok fazla sayıda farklılıkları da ortak noktaları da olan iki halktan ilham alarak anlatıyoruz.”
“Sanat iyi gelir, barışı sağlar, sanat siyaset üstüdür”
Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Eray Eserol da projeyi DT Genel Müdürü Tamer Karadağlı’dan ilk duydukları andan itibaren bunun çok önemli olduğunu hissettiklerini belirtti.
“Romeo ve Juliet”in düşman ailelerin çocuklarının aşkını anlatan hikayesinin bu kez “Türk ve Yunan ailelerin çocuklarının aşkı” olarak yorumlanacağını vurgulayan Eserol, şunları kaydetti:
“Oyunda birbirine düşman iki ailenin çocukları birbirine aşık olur. Herkes bilir Romeo ve Juliet’in hikayesini. Düşman ailenin çocukları aşık olacakları yerde, iki düşman sanılan ülkenin çocukları aşık olsa, bu iki ülke de dünyaya düşman olmadıklarını, aslında sanatın gücüyle dostluğu, barışı istemenin mümkün olabildiğini gösterse nasıl olur diye düşündük.”
Eserol, oyunun önce Ankara, İstanbul ve İzmir’de, ardından Yunanistan’da sahneleneceğini kaydederek, “Projenin amacı da tekrar Türk-Yunan kardeşliğini buradan dünyaya göstermiş olacağız. Bu yolda da ümidimiz sonsuz. Sanat iyi gelir, barışı sağlar, sanat siyaset üstüdür.” diye konuştu.
“Çok güzel bir arkadaşlık kurduk”
Türk ve Yunan sanatçılardan oluşan ekip, provalarına Atina’da başladı.
“Juliet”i canlandıran Kalliopi Haska, projeyi “kendisi için büyük bir armağan” olarak nitelendirdi.
Haska, harika bir ekipleri olduğunu belirterek, “Hiçbirimiz kim Yunanistan’dan kim Türkiye’den diye düşünmüyor. Çok güzel bir arkadaşlık kurduk ve bunun için çok müteşekkirim.” dedi.
Türk ve Yunan ekiplerin harika bir uyum yakaladığına işaret eden Haska, “Yıllar sonra geriye bakıp yaptığımız bu işi ve birbirimizi unutmamız asla mümkün değil.” diye konuştu.
Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Şevki Çapa da Türk ve Yunan oyuncuların, ilk günden itibaren birbirini yıllardır tanıyormuş gibi sıcak bir ilişki kurduğunu anlatarak, “Yunanistan’daki provalarda, sanki hiç başka bir yere gelmemişiz hissi var. Buraya ilk girdiğimizde sanki devlet tiyatrosunun herhangi bir sahnesinde yaptığımız bir provaya, yıllardır oynadığımız arkadaşlarımızla bir provaya başlayacakmışız gibi o enerjiyle girdik.” ifadelerini kullandı.
Ekibin alışma sürecine bile gerek kalmadan birbiriyle hemen kaynaştığını vurgulayan Çapa, proje bittiğinde ayrılık anı için “O kısmı şimdiden bile düşündüğümde, nasıl bitecek diye bir his geliyor açıkçası.” dedi.
“Romeo”yu canlandıran, İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Alp Ünsal, sadece birkaç haftadır birlikte prova yapmalarına rağmen Yunan oyuncularla adeta 5-6 yıldır birlikte kumpanya yapan bir ekip gibi hissettiklerini vurguladı.
Ünsal, oyuna ilişkin şunları kaydetti:
“Kardeşliğini daha çok vurguladığımız ama düşmanlığın sebebinin ne kadar da boş olduğunu irdelediğimiz bir güzel sahneleme fikri var sevgili yönetmenimiz Lefteris’in. Aksiyonu, komedisi çok yoğun başlayan bir oyun. Daha karanlık, daha dramatik bir oyunumuz var ama herkesin gönlüne dokunacak. Kardeş, komşu iki halk için çok güzel sözleri olduğuna inandığım, seyircinin de yüzünde buruk bir gülümseme ve biraz da yaşlı gözlerle çıkacağını düşündüğüm keyifli bir oyun.”
Oyun 3 dilde sahnelenecek
Oyun süresince, Türkçe, Yunanca ve İngilizce diyaloglar yer alacak. Seyircilere üst yazıyla çeviri imkanı sağlanacak.
Ekibin tecrübeli Yunan oyuncularından Rula Pateraki, “Romeo ve Juliet”in eski bir oyun olmasına rağmen bu kez 3 farklı dilde sergilennmesinin kendisi için farklı bir tecrübe olduğunu belirtti.
Pateraki, oyun için “Bu 3 dilli gösteri, halkların dostluğuna örnek teşkil edecek. İnsanların ve halkların birlikte yaşamasına ilişkin çok güçlü bir metin olduğu için de çok güzel bir yolculuk olacak. Tam olması gerektiği gibi.” ifadelerini kullandı.
İzmir Devlet Tiyatrosunda oyuncu Efe Akercan ise eserde Türkçe konuşan bir oyuncuya, Yunan oyuncunun bazen Yunanca cevap vermesini de örnek göstererek, “Aslında dilin bir öneminin de olmadığını galiba öyle bir yerde anlıyoruz çünkü duygular orada çok net anlaşılabiliyor. O açıdan bu projenin tam olarak böyle bir yerden fark yaratacağını düşünüyorum.” diye konuştu.
]]>Sergide, sanatçının 1950’lerden itibaren çektiği 400 binin üzerindeki fotoğraf arasından seçilen 128 eser beğeniye sunuluyor.
AA muhabirine açıklamalarda bulunan Sağdıç, sergide 50 yıllık hikayesinin olduğunu belirterek, “Sergiye gelenler, bu maceradan çeşitli bölümler seyredecek. Portreden manzaraya, insan ilişkilerinden sokağa kadar geniş bir yelpazede çekilmiş, Cumhuriyet’in 70 yılına tanıklık edecekler. Ben, an be an tanıklık etmiştim. Şimdi bu sergiyle izleyenler de tanıklık edecekler.” dedi.
Sergideki seçkiye bakınca mutlu olduğunu dile getiren sanatçı, şöyle devam etti:
“Böylesi bir sergiyle birlikte, geriye dönüp baktığınızda aslında kendinizi de görüyorsunuz. Buradaki fotoğraflar benim bir parçam. Türk fotoğrafçılığı açısından onların değerini benim tayin etmem doğru olmaz. Ben bir devlet sanatçısıyım ve 70 senelik bir serüven var burada. İnsanlar, eleştirmenler sergiyi ziyaret edip, bu hikayeyi görüp, ona göre bir değerlendirmede bulunsunlar.”
“Türkiye’nin görsel hafızasını oluşturan bir seçki”
Açılış konuşmasını yapan serginin küratörlerinden Demet Yıldız Dinçer, İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’nin ikinci sergisini Ozan Sağdıç’la yaptıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“Sanatçımızın geniş bir seçkisine yer vermek istedik. İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi hem Türkiye’deki ve dünyadaki fotoğraf tarihinin önemli ustalarına hem de genç sanatçılara yer veriyor. Daha önce Yıldız Moran, Ara Güler, Şahin Kaygun, Gökçe Sipahioğlu gibi ustaların sergilerine ev sahipliği yaptık. Ama Ozan Sağdıç bizim için ayrı ve büyük bir gurur kaynağı. Çok uzun bir süredir hazırlanıyoruz bu sergi için. Ozan Bey’in 400 binin üzerindeki çalışmasından bir seçki yapmaya çalıştık. Elimizden geldiğince kendisini en güzel şekilde temsil edecek, hem bilinen hem bilinmeyen fotoğraflarına yer vermeye gayret ettik.”
Dinçer, Sağdıç’ın aynı zamanda Türkiye’nin 1950’lerden beri geçirdiği değişimi ve dönüşümü gözler önüne serdiğine dikkati çekerek, “Biz de bu seçkiyle bu değişimi anlatmaya, temsil etmeye çalıştık. Karşımızda 70 yıllık kariyeri boyunca Türkiye’yi pek çok açıdan kayıt altına alan bir usta var. Bu açıdan Türkiye’nin görsel hafızasını oluşturan böylesi bir ismin burada eserlerini sergilemek, bu işin bir parçası olmak çok özel. Bir yandan politikacılar, onların hikayeleri var ama bir yandan da sokaktaki sıradan insanın hayatı var. Dolayısıyla burada bütünlüklü bir hafızaya şahitlik ediyoruz aslında.” değerlendirmesini yaptı.
“Politikacılardan sanatçılara, sokaktaki insana kadar yakın dönemin tarihi var”
Serginin diğer küratörü Merih Akoğul ise Ozan Sağdıç’ın ilk fotoğrafını 14 yaşındayken “Yeni Fotoğraf” dergisinde gördüğünü ve sanatçıyla 40 yıllık bir dostluğu olduğuna işaret ederek, “O benim abimdir. Onun çalışmaları Cumhuriyet tarihimizin yakın dönemini çok iyi özetleyen bir anlama sahip. Burada, 1953 yılında çektiği ilk eser olan Kurşunlu Camii’nin fotoğrafı var. O zaman henüz 18 yaşında bir delikanlı Ozan Sağdıç ve onun estetik kaygılarını o dönemde bile görmek mümkün.” diye konuştu.
Sağdıç’ın büyük bir külliyatı olduğunu ve onlar arasından meşakkatli bir sürecin sonucunda burada sergilenen eserleri belirlediklerinin altını çizen Akoğul, şunları söyledi:
“Karşımızda bir kültür ve sanat tarihi var aslında. Politikacılardan sanatçılara, sokaktaki insana kadar yakın dönemin tarihi var. İstanbul’dan başlayan, oradan Ankara’ya ve Anadolu’ya uzanan bir hikaye var. Bütün bunlar bize Türkiye’nin yakın tarihindeki değişimlerini, dönüşümlerini anlatıyor bir bakıma. O dönemki tasarımlara, dizaynlara şahitlik ediyorsunuz bu fotoğraflarla. Bir kez daha kendisine teşekkür ediyorum.”
Sergi, 20 Ekim’e kadar gezilebilecek.???????
]]>Fatihli karagöz ustası meşhur Hayali Küçük Ali’nin 50. vefat yılı hatırasına düzenlenen sergi gençlerle buluştu. Sergide, Ramazan ayının simgesi olan Hacivat Karagöz oyunu oynandı. Birçok sanatçı ve vatandaşın katıldığı sergi, Turan’ın kurdeleyi kesmesiyle açıldı. Başkan Turan, sergiyi gezdikten sonra çocuklarla Hacivat Karagöz oyununu izledi.
5 yıl içerisinde Fatih’te sanatı yaşatmaya gayret ettiklerini söyleyen Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Son 5 yılda Fatih’imizde sanatı yaşatmaya, tüm imkanlarımızla sanatçılarımıza destek olmaya gayret ettik. Yeni sanat galerileri, sergi mekanları oluşturduk. Nusret Çolpan Sanat Galerimiz bunlardan biri ve bu akşam, fevkalade anlamlı bir sergiyle, 5 yıllık yolculuğumuzu taçlandırıyoruz inşallah. Fatihli karagöz ustası meşhur Hayali Küçük Ali’nin 50. vefat yılı hatırasına düzenlediğimiz sergimizle mazisi çok eski devirlere dayanan bir seyir geleneğimizi, Fatihli gençlerimizle buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Aramızda ömrünü bu sanata adamış üstatlar da bulunuyor. Onları da saygıyla selamlıyorum. Sizlerin de bildiği üzere, Karagöz oyunu, Kültür mirasımızın çok değerli parçasıdır. Osmanlı kültürünü ve İstanbul folklorunu, tüm zenginliğiyle yansıtan Karagöz oyunları günlük sosyal olaylardan, halk hikayelerinden devşirdiklerini özgün bir anlatımla perdeye yansıtıyor. Bu yönüyle, özellikle günümüz insanı için ilginç detaylar barındırıyor. Aynı zamanda Karagöz perdesinde oynatılan tasvirler, el sanatlarımızın harikulade işçiliğini, oyun esnasında seslendirilen şarkılar, musikimizin güzelliğini ortaya koyuyor. Hayali olarak adlandırılan Karagöz ustaları ise sahneye çıkardığı bütün tiplere ses ve hareket veren muhteşem bir performans sanatçılarıdır. Eski İstanbul’da, özellikle Ramazan ayı geldiğinde, Karagöz sahnelerine her yerde rastlamak mümkündü” dedi.
“Sergimizi UNİMA’nın Türkiye Milli Merkezi’yle ortak gerçekleştiriyoruz”
Karagöz sergisini UNİMA’nın Türkiye Milli Merkezi’yle ortak gerçekleştirdiklerini söyleyen Turan, “Fatih’imizde; Edirnekapı’daki kahvehaneler, Şehzadebaş’ındaki Direklerarası, Beyazıt’taki Simkeşhane gibi mekanlarda Karagöz yüzyıllar boyunca sahnelendi, kültür hayatımıza büyük değerler kattı. Binbir hünerli ustaların çıkmasına aracılık etti. Sergimiz vesileyle; Fatih’imizin yetiştirdiği ünlü Karagöz ustalarını; Hayali Küçük Ali, Mehmet Muhittin Sevilen ve Tacettin Diker ustaları rahmetle anıyoruz. Milli değerimiz Karagöz, 2009 yılında UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine alındı. Bugün dünyanın pek çok yerinde, çeşitli vesilelerle Karagöz oyunları sergileniyor. Sergimizi, kukla ve gölge oyunlarının dünyadaki çatı kuruluşu olan UNİMA’nın Türkiye Milli Merkezi’yle ortak gerçekleştiriyoruz. İnşallah sonraki dönemde de, gerek Karagöz gerekse diğer sanatlarımızın doğru eller vasıtasıyla gelecek nesillere ulaştırılması hususunda üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek için, var gücümüzle çalışacağız. Sergi süresince her cumartesi ve pazar günü Fatih Kültür Sanat Merkezimizde günümüzün ustaları tarafından Karagöz oyunları sahnelenecektir. Bütün hemşehrilerimizi hem sergimize, hem oyunlara bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Karagöz Fatih’te izleyicilerle tekrar buluştu”
Geleneksel Karagöz oyununun Fatih’te izleyicilerle tekrar buluştuğunu söyleyen sergi küratörü Erkan Doğandan ise, “Karagöz aslında Fatih’in Osmanlı döneminde 1960-1970 yıllarına kadar devam eden en köktü geleneklerinden birisi. Ramazanın başlamasıyla birlikte Karagöz herkesin gündemine geldi. Çünkü Karagöz’ün en uzun soluklu yaşadığı ve bugün de hayatına devam ettiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Bizim geleneksel gölge oyunumuz Karagöz, burada da Fatih’te tekrar tarihsel izleriyle buluştu. Sergide Fatihli Karagöz hayali ustalarının da olduğu geniş bir seçki. Burada Karagöz’ü toplumsal bir kültürle de bağdaştırdık. Bu açıdan keyifli ve zengin bir sergi oldu” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Karagöz ve Kukla Oyunları Uygulama ve Araştırma Merkezince (KARAKUM), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’nde yer alan Karagöz gölge oyunu, ramazan ayı boyunca iftar öncesinde sanatseverlerle buluşuyor.
Hayali Nevzat Çiftçi ve hayali yardağı Hüseyin Kaya tarafından geleneksellikten uzaklaşmadan bugüne uyarlanan oyunlar, ramazan ayında geçmişte olduğu gibi hem çocuklar hem de yetişkinler için perdeye taşınıyor.
KARAKUM Müdürü ve BUÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Öztahtalı, AA muhabirine, kadim oyunların, yetişkinlerin anlayabileceği dilden ve onlara hitap eden bir yapıyla yeniden güncellendiğini söyledi.
Bursa UNESCO Derneğinin Gümüştepe’deki Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi’nde iftardan önce her akşam bir Karagöz gösterisi olacağını belirten Öztahtalı, “11 ayın sultanı ramazan yine geldi. Ramazan denilince ilk akla gelen konulardan bir tanesi de doğal olarak Karagöz. Bursa’da da hayaliler, ramazan boyunca yapılacak etkinliklerle ilgili hazırlıklarını tamamladı.” dedi.
Öztahtalı, genellikle çocuklarla özdeşleştirilen Karagöz’ün, geçmişte yetişkin oyunu olduğunu hatırlattı.
Ramazan ayı boyunca yetişkinler ve çocuklar için çeşitli oyunlar sahneleneceğini ifade eden Öztahtalı, “Oyunların önemli bir bölümü, çocuklar için hazırlanıyor. Yetişkinler için oyunlar da var. Dolayısıyla her şey değişiyor. Dolayısıyla Karagöz’ün içinde bulunduğu dünya da değişiyor. Ramazan boyunca oynayacağımız oyunların içerisinde aynı zamanda Bursa’nın geleneksel lezzetlerine yazılmış oyunlar da var. Yani Bursa lezzetleri de geleneksel mutfağında tanıtıldığı oyunlarla revize edildi.” diye konuştu.
“Karagöz, geleneksel sanatlar içerisinde de en yaşayanı, en aktif, en hareketli olanı”
Hayali Nevzat Çiftçi ise ramazan ayı boyunca perdelenecek oyunlarda yetişkinlere yönelik çalışmalar yaptıklarını anlattı.
Yetişkinlere yönelik oyun hazırlamanın yeni tasvirler ve yeni tiplemeler gerektirdiğinin altını çizen Çiftçi, “Bu ramazanda tabii daha farklı olarak normalde çocukların daha çok ilgi gösterdiği, daha çok çocuk gösterileri yapılan dönemlerden şimdi de biraz büyüklere yönelik çalışmaya başladık. Bu oyunları yorumlarken de tabii bir tarafıyla da ‘karı-kadim’ denen bu klasik oyunlardan ayrılmıyoruz çünkü ne yaparsak yapalım bir ayağımız geçmişte. Yani o geçmişten ayağımızı kaldırdığımız zaman sağlam basamıyoruz.” ifadesini kullandı.
Çitfçi, Karagöz’ün yapı itibarıyla çocuk oyunu olmadığını belirterek, Osmanlı döneminde Avrupalıların “Türk tiyatrosu” diye adlandırdığı geleneksel sanat dalı olduğu bilgisini paylaştı.
Ramazanın mistik tarafından dolayı Karagöz’ü akıllara getirdiğini vurgulayan Çiftçi, şunları kaydetti:
“Karagöz, geleneksel sanatlar içerisinde de en yaşayanı, en aktif, en hareketli olanı. Ne kadar güncellersek güncelleyelim Karagöz’ün yüzlerce yıldır içinde barındırdığı o yapıyı bozamıyoruz, bozmuyoruz. Zaten bozarsak Karagöz’ü yok etmiş oluruz. Bu şekilde çalışmalara devam ediyoruz. Yeni oyunlar demek yeni tasvirler demek. Burada da oyunlar içerisinde her tasvir deriden işlenerek yeni bir tip, yeni bir kişilik buluyor. Bunun yapılması, kuruması aylar sürüyor bazen.”
Hayali yardağı Hüseyin Kaya da hazırlıklarının tüm hızıyla devam ettiğini belirterek, “Programlarımızı oyunumuza göre ayarlayıp günü ve vakti geldiğinde sahnede yerimizi alacağız. Sahnede oynadığımızda ön taraftaki eğlenceye kadar biz de arkada aynı şekilde daha fazlasıyla eğleniyoruz.” ifadesini kullandı.
Bursa UNESCO Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İlker Özaslan ise Bursa Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi’nde amaçlarının, Türk kültürünü, Türk sanatlarını, UNESCO’nun tanımladığı somut olmayan kültürel mirasları, geçmişten bugüne gelmiş değerleri bir sonraki jenerasyona, bir sonraki kuşaklara taşımak, korumak, kollamak, arşivlemek, geliştirmek ve eğitimini vermek olduğunu ifade etti.
]]>“Camdaki Kız”, “İstanbullu Gelin”, “Sakla Beni” adlı televizyon dizilerinin yanı sıra 40’tan fazla oynadığı ve yönettiği tiyatro oyunu ile bilinen, eski Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve ArtAnkara Yönetim Kurulu Üyesi Tamer Levent, ArtAnkara 10. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı’nda sanatsal düşünme biçimi ve sanata bakış açısına yönelik AA muhabirine açıklamada bulundu.
Toplantı, söyleşi, konferans, oyun ve pek çok etkinlikte “Sanata Evet” kampanyasıyla sanatın, hayatın her alanında olduğunu 40 yıldır anlattığını belirten Tamer Levent, ArtAnkara’nın 2015’teki ilk fuarında da “Sanata Evet” afişi asıldığını ve o dönemde bu manifestoya insanların, “Sanata hayır diyen mi var?” şeklinde cevap verdiğini söyledi.
Tamer Levent, insanların büyük çoğunluğunun, sanatın bir yaşama biçimi ve kültür olduğunu anlamadığını, sanatı sadece resim yapmak, tiyatro, müzik yapmak olarak düşündüğünü belirtti.
1605’te Berlin’de kurulan Telif Hakları Enstitüsünün sanat kavramını, “süreç ve ürün” olarak tarif ettiğini aktaran usta oyuncu, “Biz ise ürün kısmında tanıdık sanatı ve sadece üründen ibaret zannediyoruz. Böyle zannedince de onun oluşma sürecini, insanla olan ilişkisini anlamıyoruz. Sanatı felsefesinden, bilgiden kopararak düşünüyoruz.” diye konuştu.
Sanatta sadece ticari amaç güdülmemesi gerektiğini belirten Tamer Levent, “Düşünmeyi öğretmek, insanın gelişmesini özendirmek ve insanın içinde bulunan sanatçı özelliğini açığa çıkarmak gerekiyor. Bu milenyumda sanat kavramına böyle bakmak gerekiyor. Onun için ‘Sanata Evet’ diyoruz. Ben ‘Sanata Evet’ diyeli 40 yıl oldu. Bu manifestoyu, düşünceyi her yerde anlatmaya çalışıyorum. Yeni yeni ne olduğu anlaşıldı.” dedi.
Sanatçının “bir işi özenle yapmayı düşünen insanın adı” olduğunu ifade eden Tamer Levent, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaratılmış en değerli sanat eseri insanın kendisi. Öğrenciler fuarları geziyor. Gençler gezerken, bir şeyleri incelerken, nasıl bir hayat yaşamak istediklerini, içinde bulundukları toplumun özelliklerini anlamaya, irdelemeye çalışsınlar, irdelemeyi öğrensinler. Düşünmeyi öğrensinler. Düşünmeyi öğrenen insan bilgiye ulaşır. Yapay zeka sohbet robotu ChatGPT’ye bir şey sordum. ‘Bu zamana kadar olan bilgilerimiz eksiktir, cevap veremeyeceğiz’ diye yanıt verdi. Ben sorduğumun cevabını biliyordum aslında. İnsan olmadan yapay zeka icat olmazdı değil mi? Biz, ‘Teknolojiyi bu çağa uygun hale getirmek için ne yapmalıyız’ sorusunu düşünerek sormalıyız, felsefesine bakmalıyız. İşte sanat bu. Her şey sanattır. Büyük bir manifesto ‘Sanata Evet’.”
Avrupa’nın 15. yüzyıldan itibaren Rönesans döneminde sanatı “sanat felsefesi” ile geliştirdiklerini belirten Levent, o dönemde “düşünceye” sanat dendiğini anlattı.
Tamer Levent, “Rönesans’tan beri matematik, geometri, gramer, belagat, astronomi, müzik, felsefe yedi öz disiplin olarak tanımlanıyor ve bu disiplinlerle ‘Yaşamı nasıl sanat kalitesinde geliştirebiliriz’ diye düşünüyor insan. Her resim yapana sanatçı denmiyor. Bu yedi öz disiplini bilenler, Leonardo da Vinci gibi ressamlar yaptıkları resimlerle hayata dair konuları resimledikleri için bugüne kadar geldiler.” diye konuştu.
İki kişisel fotoğraf sergisi açacak
Zanaat ile sanatın birbirinden ayrıştığını belirten Levent, “Zanaatın sanat haline getirilmesi bizim çağımızın düşüncesi olmalıdır. Bugün insanlara ‘Hayır demeyi öğrenin’ düşüncesini öneriyorlar. Tamam ‘hayır’ deyin ama bir tek gönül rahatlığı ile ‘Sanata Evet’ deyin. Yaşamda olan her şeyin oluşmasına sebep olan insanın beynindeki sanat hareketi. Merak etme, buluş yapma, çözüm üretme aslında hepsi bir sanat. Biz bunların ne olduğunu bilmiyorduk, ilham geldiğini zannediyoruz.” ifadesini kullandı.
Tamer Levent, her hareketi ve her işi yaparken insanların o işin arka planını düşünmesi gerektiğini belirterek, kendisinin de oyunculuk dışında yaptığı her işin felsefesini anlamaya çalıştığını söyledi.
Boş zamanlarında gitar çaldığını, fotoğraf çektiğini belirten Tamer Levent, yakın zamanda İstanbul’da iki fotoğraf sergisi açmak için hazırlık yaptığını sözlerine ekledi.
]]>İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) 12-16 Mart’ta “Toplu Hikayeler”, “Babamın Kelimeleriyle”, “Parmak”, “Çarpışma”, “Tamamen Doluyuz” ve “Limon” oyunları izleyiciyle buluşacak.
Ayrıca “Kırmızı Küre” ve “Çöp Canavarı ” adlı çocuk oyunları da 17 Mart’ta İDT sahnelerinde minik izleyiciler için sahnelenecek.
Şehir Tiyatrolarının bu haftaki programında Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun “Parkta Güzel Bir Gün” ile “Maviydi Bisikletim”, “Sivrisinekler”, “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi”, “İfigenya”, “Yaşamak Mı, Yoksa Ölmek Mi” ve “Zehir” oyunları yer alıyor.
Ayrıca 17 Mart’ta “Herkes Sihirbaz Olacak”, “Rüya”, “Bekçi ile Postacı”, “Masal”, “Fındıkkıran”, “Karagöz Çiftlik Bekçisi” ve “Elma Kurdu Kırtık” oyunları, Şehir Tiyatroları sahnelerinde minik izleyicilerin beğenisine sunulacak.
Sinema tarihinde yer eden “Titanik”, “Baba”, “Kadın Kokusu”, “Pulp Fiction”, “Gladyatör” ve “Cesur Yürek” gibi filmlerden bir seçki yapılan “Film On The Stage” gösterisi 12 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sahnelenecek.
Serdar Biliş’in yönettiği “Aydınlıkevler” oyunu 15 Mart’ta Maximum Uniq Hall’de, Oliver Twist’in macerasını konu alan “Oliver Twist” tiyatrosu ise 16 Mart’ta Maximum Uniq Lounge’da sahnelenecek.
Dünya edebiyatının önemli eserlerinden “Fareler ve İnsanlar” 15,16,17 Mart’ta AKM Tiyatro Sahnesi’nde oynanacak.
Konserler
Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko, yarın Bostancı Gösteri Merkezi’nde dinleyicileriyle buluşacak.
AKM, 12 Mart’ta “Ulusal Müziğimiz-Ulvi Cemal Erkin”, 13 Mart’ta “İstanbul’da Ramazan Özel Konseri”, “İzahlı Müzik Saati Bayati”, 14 Mart’ta “Segah Kar”, 15 Mart’ta ise İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Denizbank Konserleri kapsamında “Çanakkale Zaferi Konseri”ne ev sahipliği yapacak.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) 13 Mart’ta “Viyana Okulu” konserini sanatseverlerle buluşturacak.
İş Sanat’ın kariyerlerinin başındaki müzisyenlere sahne deneyimi sunarak destek olmak amacıyla sürdürdüğü “Parlayan Yıldızlar” konseri kapsamında 11 Mart’ta Ahmet Tümkaya ve Pelin Ece Acar konser verecek.
Solist Doç. Dr. Adnan Çoban, şef ve kemani Doç. Yeşim Altınel Çoban “Hekim Bestekar ve Güftekarlar Konseri” 13 Mart’ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda müzikseverlerin karşısına çıkacak.
Devam eden sergiler
Albaraka Türk Uluslararası 6. Hat Yarışması’nın ödüllü eserlerinden oluşan “Güzel Ahlak” sergisi Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi’nde 7 Nisan’a kadar, “Geçmişin İzinde” hat sergisi de ramazan sonunda kadar Galeri Eyüpsultan’da görülebilecek.
“İstanbul Tasvirleri” sergisi, Fatih Belediyesinin ev sahipliğinde Kadırga Sanat Galerileri’nde 23 Mart’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.
Rami Kütüphanesi’nde gerçekleşen “Nazif’in Düğmeleri” sergisi 17 Mart’a kadar Rami Kütüphanesinde, hattat ve cilt sanatçısı Emin Barın’ın eserlerinden oluşan “Emin Barın: Ne Senden Rüku Ne Benden Kıyam” başlıklı sergi de 29 Nisan’a kadar Artİstanbul Feshane’de ziyarete açık olacak.
Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi de sergilenen eserlerdeki detaylı temizlik ve bakım çalışmalarının ardından yeni sergileme düzeniyle ziyaretçilerini bekliyor.
Birkaç yıldır kapalı olan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifiyle geçen yıl yeniden ziyarete açılan müzede Hazreti İbrahim’in tenceresi, Hazreti Musa’nın asası, Hazreti Davud’un kılıcı, Hazreti Yusuf’un cübbesi, halifelere ve sahabeye ait kılıçlar, Hazreti Fatma’ya ait gömlek, Kabe anahtarları, Hacerü’l Esved mahfazası gibi “Asr-ı Saadet”i yansıtan mukaddes emanetler sergileniyor.
]]>Kepez Belediyesi, ‘Müze Belediye’ adıyla hizmet binasının 6 katındaki koridorları binlerce adet kültür, sanat, sosyal yaşam ve belediye tarihini anlatan objelerle müzeye dönüştürdü. Türkiye’de bir ilk olan ‘Müze Belediye’ törenle hizmete açıldı. Müze Belediye açılışına Kepez Kaymakamı Nusret Şahin, Kepez Belediyesi ve Cumhur İttifakı Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hakan Tütüncü, Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürü Kenan Yavuz, Kepez İlçe Gençlik Spor Müdürü Yüksel Dorul, belediye meclis üyeleri ve belediye çalışanları katıldı.
Bir şehrin duvarlarının kültürle, sanatla örülmesi gerektiğine vurgu yapan Tütüncü, Kepez’e 15 yılda 13 müze kurulduğunu kaydetti.
Müze Belediye içinde sanatçıların ve çocukların eserlerinin de yer aldığını hatırlatan Tütüncü, “Yıllar sonrada sanatçılarımız, çocuklarımız gelsinler eserlerini görsünler istedik. Bizden sonra yok olabilecek bir koleksiyonu kültür ve sanat hayatımıza bu yolla kazandırmış olduk. Burası sadece sanat müzesi değil, aynı zamanda hatıralar müzesi Aynı zamanda 1994’den beri belediye hizmetleriyle ilgili birçok objenin de burada aynı şekilde sergiye sunulduğunu görüyorsunuz. Belediyenin bütün depolarına girildi, bütün binaları gezildi. Gerek sanat eseri, gerekse o değişim ve dönüşüm sürecini hatırlatan unsurlar, objeler toplantı bütün bunlar bir araya getirilerek müze belediye konsepti oluşturuldu. Bir şehrin duvarları kültürle örülmelidir. Biz, kültür ve sanatın hayatımızın her alanını kuşatsın istiyoruz. Bütün bu düşüncülerden hareketle bu belediye müzesini kurduk” diye konuştu.
“Sizlerle çalışmak güzeldi”
15 yıldır birlikte çalıştığı belediye personeline de teşekkür eden Cumhur İttifakı Belediye Başkan Adayı Tütüncü, “Değerli çalışma arkadaşlarım, her şey sizlerle güzeldi” dedi. Her pazartesi sabahı personelin haftaya motive bir şekilde başlaması için müzikle karşılandığını hatırlatan Tütüncü, “Aslında konser bahaneydi. Birbirimizin yüzüne bakarak enerji almak çok güzeldi. Bizden sonraki yönetim dilerim ve isterim ki bu sahneleri çok güzel kullanır. Burası bu müze vasfını sürdürür. Dostlar bizi iyi hatırlasın. Sizlerle beraber 15 yıl yürümek güzeldi. Sanat her yerimizi kuşatsın” ifadelerine yer verdi.
“Müze Belediye”
Müze Belediye’de, ilçenin dünden bugüne değişimini anlatan binden fazla obje ile ulusal ve uluslararası 400 farklı sanatçının 500 eseri sergileniyor. Hizmet binasının fuayesi ve koridorları, yağlı boya tablo, heykel, ebru ve sulu boyadan oluşan eserlerle adeta modern bir sanat galerisiyle renkli ve sıcak bir kimliğe kavuşturuldu. Müzede, ilçenin geçmiş yıllarını günümüze taşıyan gecekondu mahallelerinin fotoğrafları, siyah-beyaz fotoğraflar, belediye yazışmaları, fotoğraf makineleri, kameralar, radyolar, Antalya kartpostalları, pullar, belediye spor kulübünün başarılarını simgeleyen kupalar, formalar, belediyenin dergi, gazete ve kültür yayınları ile Başkan Tütüncü döneminin kadınlara yönelik bir projesi olan Kepez Meslek Edindirme Kursları’nın el emeği göz nuru gibi eserler bulunuyor.
Yine müzede, çeşitli ülkelerden getirilen 6 bin adet deniz kabuklusu da sergileniyor. – ANTALYA
]]>ATO Congresium’daki 152 galeri ve sanat evinin çatısı altında, 1600 sanatçının eserleriyle katıldığı fuarda, ziyaretçileri Estonyalı sanatçı Kirill Grekov’un Cumhuriyet’in 100. yılına özel yaptığı “Cumhuriyet ve Kadın” isimli heykel karşılıyor.
Ulusal ve uluslararası galeriler, müzeler, özel koleksiyonlar ve güzel sanatlar liselerinin katıldığı fuarda Rusya, İran, Meksika, Amerika, Güney Kore ve Macaristan’dan sanatçılar da bulunuyor.
Mustafa Ayaz, Devrim Erbil, Ahmet Umur Deniz, Orhan Gürel başta olmak üzere usta ressamların eserlerinin bulunduğu sergide, İtalyan ressam Federico Severino’nun heykel çalışması ile genç ressamların eserleri de sunuluyor.
“ArtAnkara yeni sanatçıların tanıtım yeri”
Fuara üçüncü kez katılan ressam Zeynep Munzur, Türk ve yabancı sanatçıların bir araya gelmesinin kendisini heyecanlandırdığını belirterek, fuarın her geçen sene gelişme kaydettiğini söyledi.
Son bir senedir 3 kişisel sergi açtığını ve soyut tarzdaki resim çalışmalarına yoğun şekilde devam ettiğini belirten Munzur, “ArtAnkara’da vizyonum gelişiyor, yeni dostluklar ediniyorum, sosyal çevrem gelişiyor. Burada, sanatseverlerle bir araya gelmenin yanı sıra sanatsal sohbetlerimiz oluyor ve birbirimizin eserlerini görme şansı oluyor. Kimse birbiriyle rekabet içinde değil. Burası bir ticarethane değil. ArtAnkara yeni sanatçıların tanıtım yeri aslında.” dedi.
“Felsefesi olan resimler yapıyorum”
Munzur, pek çok eseri bir arada görme şansının fuarlardan başka bir yerde olmadığını vurgulayarak, Ankara’da başka sanat fuarlarının açılmasını da diledi.
Soyut resim çalıştığını belirten Munzur, “Ben mistik, spiritüel resimler yapıyorum. Kalın dokular kullanıyorum. Yaşanmışlıklar, kalp kırıklıkları hayatımızın bir parçası. ‘İ’ harfine benzer bir figürü resimlerimde kullanıyorum. Sufizm ve Zen üzerine okuduklarımı da resme yansıtıyorum. Felsefesi olan resimler yapıyorum ve renk cümbüşünü resimlerde sevmediğimden sadelik her zaman önceliğim.” dedi.
Bedri Baykam, 8-9 teknikle yaptığı yeni eserleri ile fuarda
Usta ressam, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye Başkanı Bedri Baykam, ArtAnkara’nın Türkiye’nin başkentinde rüştünü ispat ederek çağdaş sanatı taşıdığını, gerek Ankara gerek çevre illerden sanatsever, izleyici, sanatçı ve koleksiyoner olarak katıldığını söyledi.
Ankara’da doğduğunu ve sanat hayatının burada başladığını belirten Baykam, “Fuarın Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül’ü kutluyorum. İyi ki ArtAnkara var.” dedi.
Baykam, çoğunluğu yeni olan eserlerle fuara katıldığını belirterek, şunları kaydetti:
“İşimi yapmaya devam ediyorum. İnsanlar diyor ki, ‘Siz hala resim yapıyor musunuz?’ Bizim meslekte emeklilik diye bir şey yoktur. Yaşıyorsanız, resim yaparsınız, sanat yaparsınız, sanatla nefes alırsınız. Karışık teknikle resimlerimi yapıyorum. 8-9 tekniğin karışımı var eserlerimde. Çini mürekkebi, pastel boya, sprey, akrilik, vernikler ve başka boyaları kullanıyorum. Yaptığınız işin sonucunu bildiğiniz zaman keyfi başka oluyor.”
Cumhuriyet’in 100. yılına gelindiği bugün, en az 15 modern sanat müzesi olmasının sanatın gelişimi açısından gerekli olduğunu belirten Baykam, “İkinci 100 yılımıza girerken sanatın öncelikler arasında olması için gerekiyor.” dedi.
Hayvan formlarını seramikle yorumluyor
Usta seramik sanatçısı Atila Çakır, resim ağırlıklı ArtAnkara’ya seramik eseriyle sekizinci defa katıldığını söyledi.
Fuarın Ankara’nın kültür sanat hayatına olumlu anlamda katkı sunduğunu belirten Çakır, sanatçıların sanatseverlerle buluşmasının keyifli olduğunu dile getirdi.
Sanat hayatındaki 26. yılında halen eser üretmeye devam ettiğini belirten Çakır, “İki çocuk koleksiyonerim var 11 yaşında. Onlar da resimlerini satıp, anneleri ile gelip seramiklerimden alıyorlar. Sanatçı olarak yaptığınız işte tutarlı olmanız, özgün işler ortaya çıkarmanız ve tarzınızın olması kıymetli.” dedi.
Hayvan formları üzerinden seramik eserler ürettiğini ve ünlü firmaların katalogları ile de çalıştığını belirten Çakır, “20 yıl önce güvercinler ile başladım üretmeye. Severek yaptığınız iş farklı yere gidebiliyor. Minimal bir form anlayışım var. Sırı ustaca kullanmaya çalışıyorum. Ayı, gergedan, tavus kuşu, fil ailelerini seramikle yorumluyorum. Gergedan yaptığımda, ‘Bu kadar çirkin hayvanı seramikle nasıl güzel yaptın?’ dediler. Sevince oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
10 Mart’a kadar kapıları açık olacak
Türkiye’nin çeşitli illerinden ve farklı ülkelerden galerileri, müzeleri ve sanat kurumlarını bir araya getiren ArtAnkara, 10.00-20.00 saatlerinde 10 Mart’a kadar ziyaret edilebilecek.
ArtAnkara ayrıca paneller, söyleşiler, konserler, dinletiler, workshoplar, performanslar, projeler gibi birçok etkinliğe ev sahipliği yapılacak.
]]>Proje ile kız öğrencilerin yaratıcı ve cesur rol modelleri olabilecek akademisyenlerle, sanat tarihçileriyle ve sanatçılarla buluşması hedefleniyor.
BSH Türkiye CEO’su Alper Şengül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin kendileri için çok önemli ve değerli olduğunu belirterek, “Birkaç ay evvel startını verdiğimiz, Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla lansmanını bugüne bıraktığımız, o günden bugüne de çok pozitif ilerleyen bir proje. Bosch Ev Aletleri olarak, bizim açımızdan özellikle kızlarımızı birer birey olma yolunda desteklemek ve onların içindeki potansiyeli topluma pozitif anlamda katkı sağlayacak şekilde ortaya çıkarmak çok önemli.” dedi.
Şengül, projenin İstanbul Modern iş birliğiyle hayata geçtiğine işaret ederek, “Tabii ki bu bir başlangıç. Bizim için uzun bir yolculuk. Bu şekilde fırsat eşitliğini hem evin içinde hem sanat yoluyla evin dışında desteklemeye devam edeceğiz. Bu projenin yanında her zaman kızlarımızı pozitif anlamda destekleyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Yeni nesillerin daha eşitlikçi yetişmesine imkan sağlayacak çok kıymetli bir proje”
BSH Türkiye Kıdemli Pazarlama Müdürü Özlem Koçdar da Bosch Ev Aletleri olarak ev içinde eşit iş bölümünü teşvik ettiklerini dile getirdi.
İstanbul Modern ile yapılan proje ile evin dışına da adım attıklarını vurgulayan Koçdar, şunları kaydetti:
“Eşitliğin her alanda olması gerektiğine inanan iki kuruluş olarak yollarımız kesişti. Bu uzun bir yolculuk. Biz inanıyoruz ki kamuda ve sosyal hayatta kadın ve erkeğin eşitliğini göreceğimiz yıllar yakındır. Çok küçük gibi görünen ama yeni nesillerin daha eşitlikçi yetişmesine imkan sağlayacak çok kıymetli bir proje. Bu projenin içinde imkanı olmayan kızlarımız var. İmkanlarınız olsa dahi erişemeyeceğiniz kaliteli ve benzersiz bir iş. Akademisyenlerle lisedeki kızlarımızı bir araya getiriyoruz.”
Proje ile kız çocuklarının hayatına dokunduklarını ve kız çocuklarının önlerinde muazzam kapılar açıldığını aktaran Koçdar, katılımcı kızların sanat tarihi kitaplarında kendi isimlerini görmeyi hayal ettiğini söyledi.
İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı ise 2004’ten bugüne İstanbul Modern’in eğitim programlarına verdiği önemin altını çizerek, “Bu projeyi sanat eğitiminde toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemek amacıyla yeteneğini ve sanatsal bakış açısını geliştirmek isteyen genç kızlarımız için hazırladık.” diye konuştu.
Etkinlikte İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol da kısa bir konuşma yaptı.
“Bir Hayalin İzinde” projesi
Proje kapsamında İstanbul’un farklı ilçelerindeki devlet okullarında 40 kız öğrenci çeşitli eğitimler alıyor.
Genç kızların sanatsal ifade becerilerini güçlendirmelerine, yaratıcı ve yenilikçi bakış açıları geliştirmelerine aracı olan projede Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün ve Doç. Dr. Seda Yavuz ile yönetilen “Çağdaş Sanat Tarihi Dersleri”, yapıt inceleme çalışmaları ve sanatçıların izinde atölyeler, sanatçılardan branş dersleri ve sanatçılarla seminer ve atölyeler düzenleniyor.
Bu yıl haziran ayına kadar devam edecek projenin gelecek yıllarda da sürdürülmesi hedefleniyor.
]]>Sanatçının kişisel eşyalarından oluşan koleksiyonundan kurgulanan sergi, vasiyeti üzerine Türk Eğitim Vakfı ile Mehmetçik Vakfına bağışladığı eserleri de sanatseverlerle buluşuyor.
Sahne kıyafetleri, gözlükleri, ayakkabıları, piyanosu, plakları ve birçok kişisel eşyasının yanı sıra kendi eliyle yazdığı besteleri, mektupları ve notlarının bulunduğu sergide ayrıca, sanatçının çizdiği desenlerden oluşan dijital sergilemeler ve yapay zekayla oluşturulan uygulamalar da yer alıyor.
Bursa Kent Müzesinde bugün kapılarını açacak sergi, 1 yıl boyunca ziyaret edilebilecek.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü sanat tarihçisi Goncagül Meriç, AA muhabirine, Zeki Müren’in çok önemli bir değer olduğunu, hazırladıkları sergiyle de sanatçıyı evine döndürdüklerini ifade etti.
Sanat Güneşi’nin tüm sevenleriyle buluşacağı büyük bir sergi planladıklarını dile getiren Meriç, şöyle konuştu:
“Müren’in 45 yıllık sanat hayatını anlatan, gerek müziğiyle, gerek filmiyle ve birçok eserinin yer aldığı bir sergi oldu. Bir yıldan fazladır planlanan serginin aslında ayrı bir önemi de var. Bu yıl Bursa Kent Müzesinin 20’nci yılı. Sergi, müzenin 20’nci yılına da atfettiğimiz büyük bir işti. Burada Zeki Müren’i aslında hep onun bağdaştırıldığı Bodrum’la değil de Bursa’yla özdeşleştirdik. Burada yazdığı şarkılar, besteler, güfteler, onlara yer verdik. Daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarına yer verdik. Koleksiyon çok zengin.”
Zeki Müren’in Bursa’nın Tophane semtinde, Hisar bölgesinde dünyaya geldiğini anımsatan Meriç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Burada biriktirdiği birçok anı var. Biz sergide önce sanatçı kişiliğiyle ve bir Bursalı olarak Zeki Müren’i anlattık. Bursa’yla bağını vurguladık, daha sonra onun sanat hayatında nasıl ilerlediğini, ne kademelerden geçtiğini ve aslında bize ne kattığını anlattık. Biliyorsunuz ki Zeki Müren, Türk sanat musikisine iz bırakan bir sanatçı. Aslında biz onun hiç bilmediğimiz yönlerini de vurguladık. Mesela ilk T sahne, podyum sahneyi gerçekleştiren ve sahnesinde kullanılan kişi Zeki Müren çünkü ‘sanatçı toplumla iç içe olmalıdır’ diyor ve böyle bir T sahne yapıyor ve halkla daha iç içe daha yakın bir sahne düzeni alıyor.”
Meriç, Zeki Müren’in aynı zamanda çok iyi bir tasarımcı olduğunu ve Mimar Sinan Üniversitesini birincilikle bitirdiğini hatırlatarak, “İnanılmaz desenleri var. Biz bu sergide onlara da yer verdik. Hatta o desenleri dijitalleştirip bir alan yarattık. Oraya girdiğinizde hem onun çizdiği desenleri göreceksiniz hem de Zeki Müren şarkılarını dinleyebileceksiniz.” ifadelerini kullandı.
Zeki Müren sergiye gelenleri kendi karşılayacak
Müren’in, kariyerindeki 19 filmin 17’sinde başrol oynadığını aktaran Meriç, şunları kaydetti:
“Filmlerden fotoğrafları göreceğiz sergide. Yine sanatçının özel tasarladığı sahne kostümlerini göreceğiz. Onların da ayrı ayrı isimleri ve hikayeleri var. Onlara yer verdik. İnsanlar Zeki Müren’le burada bağ da kurabilecek. Mesela yapay zekayla oluşturduğumuz bir alanımız var. Orada sanatçıyla bir fotoğraf alıp hatıra oluşturabilecekler. Zeki Müren sergiye gelenleri kendi karşılayacak burada. Yine dijitalde yapay zekayla bay ve bayan ayırt edip ‘Hoş geldiniz hanımefendi, hoş geldiniz beyefendi’ diyerek gelenleri karşılayacak.”
Sergiyi hazırlarken Bursa’ya ciddi bir koleksiyon getirdiklerini dile getiren Meriç, “Burada Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı’nın büyük destekleri var. Biliyorsunuz Zeki Müren sağlığında her iki vakfı da mirasçısı kabul ediyor ve hem eserlerini hem de mal varlığını onlara bırakıyor. Sergiyi yaparken Bursa Büyükşehir Belediyemizle vakıflar arasında bir protokol imzalandı ve protokol çerçevesinde eserleri geçici olarak sergilemek üzere müzeye kazandırdık.” diye konuştu.
Meriç, yine hazırlık aşamasında sanatçıya yazılan hayran mektuplarını okuduklarını belirterek, “İnanılmaz bir koleksiyoner. Yurt dışı seyahatlerinden tutun da konuşma öncesi aldığı notlarına kadar hiçbir şeyini atmamış. Her şeyi çok iyi saklamış bir koleksiyoner kendisi ve o hayran mektuplarından da aslında hem ona duyulan sevgiyi görüyoruz hem de onun insanlara karşı olan bakış açısını.” ifadelerini kullandı.
]]>Gaziantep AB Bilgi Merkezi organizasyonunda düzenlenen “Kültür & Sanatta Kadın ve Sivil Toplumun Gücü” etkinliğinde Oyuncu Ceyda Düvenci ve toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu Yanındayız Derneği Kurucu Üyesi, Oyuncu Mert Fırat’ın kültür ve sanatta toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine keyifli söyleşisi ardından Devlet Opera & Balesi Caz ve Müzikal Sanatçısı Zeynep Burcu Altınel’in canlı performansı alkışlar eşliğinde takip edildi.
GTO konferans salonunda gerçekleşen ve 400’den fazla kişinin katıldığı etkinlikte salon tamamen doldu. GTO üyelerinin yoğun ilgisine sahne olan etkinlikte konuşarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünya üzerindeki her şey kadının eseridir” sözüne vurgu yapan GTO Başkanı Tuncay Yıldırım, “Kadının kendi varlığı başlı başına bir sanat eseri oluşturulmasından gelen üretkenliği, hassasiyeti, estetiği, düşünme biçimi kadını hem bir sanat eseri hem yaşamın en üretken sanatçısı hem de sanat eserlerinin en büyük ilham kaynağı yapıyor” dedi.
“Cinsiyet ayrımcılığı için gerekçe olamaz”
Konuşmasının devamında kadın ve erkeğin genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikler bakımından farklı olduğunu söyleyen fakat bunun aile, istihdam, ekonomi, hukuk, eğitim, politika, sanat ve yaşamın hiçbir anında cinsiyet ayrımcılığı yapılması için bir gerekçe olamayacağını vurgulayan Yıldırım, “Öyle güzel bir şekilde var olmuşuz ki birbirimizi tamamlar, dengeler nitelikteyiz. İşte bu dengeye, bu tamamlayıcılığa odaklanmalıyız Yani biyolojik cinsiyet özelliklerimizdeki eşitsizliği toplumsal cinsiyet noktasında fırsata çevirmeliyiz” ifadelerini kullandı.
“İşe kendi kapımızın önünü süpürmekle başlamalıyız”
Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda herkesin bireysel sorumlulukları olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sadece bir kadın meselesi olmadığını belirten Başkan Yıldırım, “Şikayet ettiğimiz durumlar için bir şey yapmamız, adım atmamız gerek. Cinsiyet eşitliğinin konuşulduğu, kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin olmadığı, kadınların pozitif ayrımcılığa ihtiyaç duymadığı bir dünya istiyorsak işe kendi kapımızın önünü süpürmekle başlamalıyız. Yani çocuklarımızı yetiştirme şeklimizi gözden geçirmeliyiz. İnanıyorum ki; biyolojik farklılıkları, toplumsal eşitsizlik haline getirmeyecek bir yetiştirme tarzını benimsemek en azından gelecek nesillerde bu sorunun çözümünü destekleyecektir” diye ekledi.
Yıldırım’ın konuşması ardından toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu Yanındayız Derneği Kurucu Üyesi, Oyuncu Mert Fırat, her alanda olduğu gibi sivil toplumda ve iş hayatında kadının varlığının önemine dikkat çekti.
İçinde bulunduğu tüm STK’lar ve şirketlerde kadın çalışan sayısının yüzde 50 üzerinde olduğunun altını çizen Fırat, “Kadının iş gücündeki varlığına göz yuman şirketler ilerleyen süreçte yaptırıma dahi maruz kalabilir” dedi.
Kültür ve sanatta toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine gerçekleşen söyleşide Oyuncu Ceyda Düvenci ise manevi ve fiziksel şiddete dikkat çekerek, “Hayatınızda hiç kimsenin size manevi ya da bedensel şiddet uygulamasına izin vermeyin. Hiç kimse size kelimeleriyle de bedeniyle de zarar veremez. Önce cümlelerimizi, sonra sinirimizi kustuğumuz kelimelerimizi, sonra da gerçek sevginin içinde herhangi bir şiddet olmadığını önce kendimize sonra evlatlarımıza hatırlatırsak bir sene sonra bile farklı şeyler konuşuyor olacağız” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, SEKA Kağıt Fabrikası içinde yer alan tarihi Taşlı Değirmen yapısını Sanat İhtisas Merkezi’ne dönüştüren projesini tamamladı. SEKA Kültür Havzası’nın ilk eseri olan Sanat İhtisas Merkezi, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olan 8 Mart Cuma günü hizmete girecek. Kocaeli’nin en büyük sergi alanı unvanını taşıyacak merkez, tarihi dokusu içinde kentin kültür ve sanat hayatına yön verecek. Açılışta sanat merkezinin ilk sergisi sanatseverlerle buluşacak. Sergide geleneksel ebru teknikleriyle hazırlanmış eserler, ebru kağıdının üstüne birden fazla baskı yaparak desen elde edilen Akkase Ebru çalışmaları, ayet ve hadislerle hazırlanan çalışmalar yer alacak. Sanatla estetiğin uyumuyla şekillenen toplam 70 eser alanda sergilenecek.
Açılışa özel sergi ve konser
Açılışın ardından eğitim alanları gezilecek. Merkez içinde yer alan Moda Akademisi açılışa özel olarak, prova mankenlerinin üzerinde rengarenk kumaş çalışmaları, kalıp çalışmalarını sergileyecek. Sıfır Atık Festivali’nde de yer alan Dilek Hanif imzalı kostümler de sergide yer alacak. Ayrıca Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuvarı da açılış için mini konser düzenleyecek.
İhtisas merkezi 2 bölümden oluşuyor
SEKA Sanat İhtisas Merkezi olarak adlandırılan tesis, eğitim ve sergi alanı olmak üzere 2 bölümden oluşuyor. Merkez içinde Kültür ve Sosyal İşler Dairesine bağlı Konservatuvar Müdürlüğü ile Yaygın Eğitim Şube Müdürlüğü’ne bağlı eğitim alanlarında geleneksel eğitim metotlarının ötesinde dinamik, gelişen, çok boyutlu ileri seviye eğitimler verilecek. Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuarı’nın Geleneksel ve Güzel Sanatlar Bölümlerinin eğitimleri, merkez içindeki 7 ayrı atölyede gerçekleştirilecek. Güzel Sanatlar bölümünün resim, seramik ve çini ile geleneksel sanatlar bölümlerinin; hüsn-i hat, ebru, kat’ı, tezhip ve minyatür branş dersleri SEKA Sanat İhtisas Merkezi’nin çatısı altında verilecek. Ayrıca oluşturulan özel bir atölyede müzik provaları yapılacak.
“Moda akademisinde alanında uzman kursiyerler yetiştirilecek”
Yaygın Eğitim Şube Müdürlüğü ise tesiste moda akademisi ile yer alacak. Moda akademisi; dokuma, tasarım, modelistlik, dijital tasarım, drapaj ve dikiş olmak üzere 6 ayrı atölyede faaliyetlerini gerçekleştirecek. Dünya trendlerine uygun, sektörün ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte verilen eğitimlerle tasarımdan üretime ve hazır giyim sektörüne kadar alanında uzman kursiyerler yetiştirmenin amaçlandığı moda akademisinde temel karakalemden koleksiyon oluşturmaya kadar baştan sona geleneksel eğitim metotlarının ötesinde ileri seviye eğitimler verilecek.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, tarihi yapının yenileme çalışmalarını titizlikle gerçekleştirdi. 2 bin 200 metrekarelik alana sahip SEKA Sanat İhtisas Merkezi onarımı kapsamında kat planları ve cephelerde özgün formun dışına çıkılmadı. Sanat müzesi olan merkezde döşeme içine gizlenen ray sistemleri kullanıldı. – KOCAELİ
]]>Açılışta konuşan MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Handan Elçi, üniversitenin kuruluşundan bu yana sanat, mimarlık ve tasarım alanında ülkenin geleceğini şekillendirdiğine dikkati çekerek, “Bu kurum 142 yıldır hiç yolunu saptırmamış bir kurum.” dedi.
Elçi, serginin kurumun hafızasının birinci bölümü olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Gezeceğiniz sergi, kurumun hafızasının 4’te biri. Toplanan, düşünülen ve metine dönüştürülen hafızanın 4’te biri sergileniyor. Bu sadece bir parça. Serginin ikinci bölümünde sırada 1950’den sonra yepyeni bir kuruluş, yeni bir mimari anlayış, yeni bir eğitim programı, üniversite oluncaya kadar geçirdiğimiz dönem var. Bunun ardından onun sergisini yapacağız. Bunları elbette kitaplaştırarak geleceğe de bırakacağız.”
“Hiçbir şekilde bir araya gelmeyen bu ürünler bu sergide bir araya geldi”
Serginin küratörlerinden Prof. Dr. Mehmet Sinan Niyazioğlu, Cumhuriyet’in 100. yılı kapsamında böyle bir çalışmaya imza attıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“MSGSÜ, geç Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve günümüze ulaşabilen ilk ve tek sanat kurum. Bu sergi kapsamında müzenin sergi salonlarında bulunan eserler, deposunda derin bir uykuda bulunan eserler, bu kurumun eğitimcilerinin ve mensuplarının yayınlamış olduğu yayınlar, Halil Ethem Eldem’in, Zeki Kocamemi’nin, Nazimi Yaver Yenal’ın zamanında tasarlamış olduğu teşhir masaları ve bantlar, hepsi sessizce bekliyorlardı. Kendi kendilerini anlatmak istiyorlardı ve bir araya geldiler. 1882’den 1948’e kadarki yangın sürecini anlatmak istediler, izleyicilerle buluşturdular, bizleri çalıştırdılar. Hiçbir şekilde bir araya gelmeyen bu ürünler bu sergide bir araya geldi.”
Küratör Doç. Dr. Yasemin Nur Erkalır da 1987’de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde resim kursu almaya başladığını ve müzeyle o zaman tanıştığını dile getirerek, “Bugün burada hep beraber olmak benim için çok büyük bir onur. Teşekkür ederim.” ifadesini kullandı.
Üniversitenin Mimarlık Fakültesi’nden küratör Prof. Dr. Nezih R. Aysel ise MSGSÜ’nün 142 yıl önce büyük umutlarla kurulduğuna işaret ederek, “Bugüne kadar hep ülkenin sanatına, mimarlığına bir şekilde iz bıraktı. Benim izlediğim kadarıyla ilk kez güzel sanatlarla birlikte ülkenin ve okulun tarihini (bu sergide) yan yana sergiledik. Umarım mimarlık ve sanat birlikteliğini yaşam boyu sürdürür.” değerlendirmesini yaptı.
Sergi hakkında
Osman Hamdi Bey tarafından 1882’de Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla kurulan, uzun süre Güzel Sanatlar Akademisi olarak devam eden, bugün ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne dönüşen Türkiye’nin ilk sanat okulunun uzun tarihçesi “Temsil ve Hafıza” sergisinde izleyiciye sunuluyor.
Cumhuriyet’in 100. yılı ve üniversitenin 142. kuruluş yılı kapsamında hazırlanan sergi, 1948’de kurum hafızasına darbe vuran yangındaki kırılmaya kadarki döneme odaklanıyor ve sergiyi gezenlere bu süreçte akademililerce yürütülen “temsil” ve “hafıza” politikaları üzerinden bir okuma öneriyor.
Sergi, 4 Ağustos’a kadar İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.
]]>ArtAnkara Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül, bir otelde düzenlediği basın toplantısında, bir fuarı 10 yıl yaşatmanın Ankara’da kolay olmadığını belirterek, başkentte sanat fuarlarına hem mekan hem de etkinlik boyutuyla ilginin çok gösterilmediğini söyledi.
ArtAnkara’nın 2015’te başladığını ve doğal afet, salgın gibi pek çok olumsuz duruma rağmen devam ettiğini vurgulayan Aygül, “Bugün istediğimizin yüzde 50’sini yakalamış durumdayız. Basınımızla, sponsorlarımızın desteğiyle devam ederken, komşu ve çevre ülkelerin arananı, takvimlerinde yer alan bir çağdaş sanat fuarı olmayı diliyoruz.” dedi.
Bu sene fuara 200’e yakın Rus sanatçının katılacağını, en fazla yabancı sanatçı katılımı olacak ülke yönüyle Rusya’yı İran ve Güney Kore’nin izlediğini bildiren Aygül, “ATO Congresium’da yapılacak ArtAnkara’ya 152 katılımcının çatısı altında, 1600 sanatçı iştirak ediyor. Yalnız alıcılarla satıcıları buluşturan değil, sektörün aktörlerinin birlikte olduğu, galerici, sanatçı ve koleksiyoner üçleminde farklı konuların paylaşıldığı 32 panele fuarımız yer veriyor. Meksika, Amerika’dan da sanatçılarımız olacak.” ifadesini kullandı.
Kardeş ülke Macaristan
Aygül, bu yılki fuara Macaristan’ın kardeş ülke seçildiğini, 6 Mart saat 17.30’da Macar flüt sanatçısı Dominica Acs’ın konserinin ardından, ödül töreni ve ön gösterimle etkinliğin başlayacağını söyledi.
Fuarda, 50’nin üzerinde müzik dinletisi, 100’ün üzerinde workshop, atölye çalışması olacağını aktaran Aygül, Rusya’nın ünlü sanat okulu Ilya Repin Devlet Sanat Akademisi sanatçılarının da katılacağını kaydetti.
8 üniversite ve 110 galeri fuarda yer alacak
Usta ressamlar Devrim Erbil, Mustafa Ayaz, Ertuğrul Ateş, Bedri Baykam gibi çok sayıda sanatçının fuarda yerini alacağını ifade eden Aygül, sanat alanında 32 söyleşinin de yapılacağını bildirdi.
Aygül, fuarda, 110 galeri, 10 STK, 5 müze, 7 inisiyatif, 12 proje ve 8 üniversitenin yer alacağını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Ankara Güzel Sanatlar Lisesi, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Bilim Üniversitesi, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Şırnak Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Trakya Üniversitesinden genç sanatçılar fuara katılım sağlayacak. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi de sanat projeleri ve sanatçılarıyla ArtAnkara’da yerlerini alacak. Sanatçı Tamer Levent’in ‘Sanata Evet’, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümünün ‘Gordion’un izinde’ projeleri de fuarda sanatseverle buluşacak.”
Güzel sanatlar lisesi öğrencileri ücretsiz ziyaret edebilecek
Aygül, fuarın 10’uncu yılına özel, bu yıl 10 onur ödülü vereceklerini söyledi.
Sanatseverlerin tam bilete 150 lira, öğrenci biletine ise 75 lira ödeyerek etkinlik alanına girilebileceğini belirten Aygül, “Farklı illerden 37 güzel sanatlar lisesi öğrencileri fuarımıza geliyor. Zaten güzel sanatlar lisesi öğrencileri ücretsiz girebiliyor. Ankara dışından gelecek güzel sanatlar lisesi öğrencilerini de ücretsiz ağırlayacağız.” dedi.
Aygül, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile bir protokol yaptıklarını ve şehir dışından gelecek öğrencileri Gazi Eğitim Fakültesi Müzesi, Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Hacettepe Üniversitesi Resim Heykel Müzesi ile Mustafa Ayaz Müzesi’ne ücretsiz götüreceklerini söyledi.
Geçen sene 72 bin kişi katılmıştı
Aygül, ATO Congesium’un 17 bin 500 metrekarelik alanına yayıldıklarını ve tüm sınırları zorladıklarına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Geçen sene 72 bin kişi gezdi fuarımızı. Bu sene gösterilen ilgi, çok daha fazla katılımın olacağını gösteriyor. Bu da bizi düşündürüyor. Paylaşımın yapılması ve eser satılması kalabalıkta kolay değil. Ama gurur duyuyoruz, bu fuarı Ankara’ya kazandırdık. Koleksiyonerlerin geri dönüşleri çok olumlu. İlk yıllarda koleksiyonerler eserleri fotoğraflarıyla soruyorlardı, şimdi sormuyorlar. ArtAnkara’da karşılaştığımız sürprizler, yerli yabancı gördüğümüz sanatçılar bizi çok etkiledi. Türkiye’nin 81 ilinden katılımcısının, ziyaretçisinin ve koleksiyonerlerin olduğu bir fuarı yaşama geçiriyoruz. Böyle bir sanat piyasasının kurulması bizim için çok değerli. Bazı fuarlarda gündeme gelmeyen sanatçılar bu fuarla farklı yerlere gelebiliyorlar. Evlerinde resim olmayan insanlar bugün resim koleksiyonu yapmaya başladı.”
Toplantıya, Birleşik Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği Başkanı Süleyman Dodi Dündar ve Tüm Sanat Galerileri Derneği (TÜSGAD) Kurucu Başkanı Okan Sartaş katıldı.
Fuar, ATO Congresium’da 7-10 Mart’ta 10.00-20.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, tarihi Haliç Tersanesi’nin bir bölümünde hayata geçirilen ‘İstanbul Sanat’ın açılışını gerçekleştirdi. Aynı anda, ’10 x 10 = 100 Büyük Proje’ sunumlarının dördüncüsü olan ‘Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri’ konulu sunumu da yapan İmamoğlu, “5 yılda neyi, nasıl yaptığımıza ve bundan sonra yapacaklarımıza bakarsanız, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma konusunda yaşanan çok büyük zihniyet devrimini çok net görürsünüz” dedi. İmamoğlu, “Kanal İstanbul meselesini, bu milletin uykularını kaçıran bu meseleyi milletin zihninden söküp atacağız” diye konuştu.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kentin ilk kamusal çağdaş sanat müzesine dönüştürülen tarihi Haliç Tersanesi içerisinde “İstanbul Sanat” adıyla açılışını, “10 x 10 = 100 Büyük Proje” sunumlarının dördüncüsü olan “Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri” konulu sunum ile gerçekleştirdi. Proje sunumuna ve açılışa; siyaset, sanat ve akademi dünyasından birçok tanıdık isim katıldı. “Osmanlı’nın denizcilik üssü Tersane-i Amire’nin günümüze ulaşan bölümlerinden biri olan Haliç Tersanesi’nin restorasyon çalışmalarını tamamlamanın ve şehrimize ‘İstanbul Sanat’ adıyla yeni bir kültür sanat mekanı kazandırmanın heyecanı içinde olduğumuzu söylemek isterim” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:
“ECDADIN YADİGARI İŞTE BÖYLE KORUNUR: Haliç Tersanesi, dünyada işlevini sürdüren en eski tersanelerden biri. Tersaneyi, göreve geldiğimiz gün itibariyle başladığımız kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla, koruma altına aldık. Yeniden işlevlendirme sürecimizin ardından, bugün itibariyle “İstanbul Sanat” adıyla tersaneye kamusal bir yaşam merkezi işlevi kazandırdık. Haliç Tersanesi’ni artık, tersane işlevinin yanında; müze, performans sanatları merkezi, sergi ve çocuk atölye alanlarıyla, restoran gibi sosyal mekanlarıyla da hizmet verecek şekilde İstanbulluların hizmetine açıyoruz. Ecdadın yadigarı işte böyle korunur. Fatih’in emaneti Haliç Tersanesi, yaklaşık 600 yıllık bir denizcilik mirası, bugüne ve geleceğe taşınarak korunur.
PORTREYİ SATIN ALARAK, BELEDİYEMİZİN KOLEKSİYONUNA KATTIĞIMIZDAN ÖTÜRÜ BİRAZ SORUŞTURMA GEÇİRSEK DE: 15. yüzyılın sanat hamisi olan Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Haliç Tersanesi’nde kurulan İstanbul Sanat Müzesi, eminim ki İstanbul’un en çok ziyaret edilen müzelerinden birisi olacak. Farklı koleksiyonları, “Ah Güzel İstanbul” sergisiyle bir araya getirdiğimiz İstanbul Sanat’ta, İstanbullulara ait olan İBB’nin zengin koleksiyonu da sanat severlerle buluşacak. Birbirinden kıymetli eserleri içeren bu serginin en özel eserlerinden biri, elbette Gentile Bellini’nin atölyesinde resmedilen ve 15. yüzyıla tarihlenen Fatih Sultan Mehmed portresi. Her ne kadar bu portreyi satın alarak, belediyemizin koleksiyonuna kattığımızdan ötürü biraz soruşturma geçirsek de değerli bir iş olduğunun altını çizmek isterim. Değerli koleksiyonlarıyla hem İstanbul Sanat’a hem de sergiye hayat veren kıymetli koleksiyonerlere; eserleriyle aramızda yer alan sanatçılarımıza, süreçte emeği geçen küratör ve akademisyenler ile müze ve sergi ekibine teşekkürlerimi sunarım.
YILLARIN İHMALİYLE, YAPILAN SAYISIZ YANLIŞLARLA BOĞUŞAN İSTANBUL, SON 5 YILDA YENİ BİR YOLA GİRDİ: Kıymetli İstanbullular; ‘Kadim kent’, ‘Eşsiz coğrafya’, ‘Zengin kültürel miras’, ‘Ecdat yadigarı tarihi değerler…’ Ne mutlu bize, bunun gibi sıfatlarla anılan bir şehirde yaşıyoruz. Ne mutlu bize ki, İstanbul’umuz var. Yılların ihmaliyle, yapılan sayısız yanlışlarla boğuşan İstanbul, son 5 yılda yeni bir yola girdi. İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası, artık emin ellerde. Bu eşsiz miras, artık uzmanların ve halkın koruması altında. 5 yıldır, İstanbul’un tüm tarihi ve kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmaya kararlı bir anlayışla hareket ediyoruz. İstanbul’un mirasını, bilimin yönlendiriciliğinde gün yüzüne çıkarıyor ve halka emanet ediyoruz. Bugün sizlerle, kadim şehir İstanbul’da tarihi ve kültürel mirasa nasıl sahip çıktığımızı, bu tarihi ve kültürel mirasın yaşatılması için neler yaptığımızı ve önümüzdeki 5 yılda bu amaçla hayata geçireceğimiz projelerimizi paylaşacağım.
İSTANBULLULARIN KADİRŞİNASLIĞI OLMASAYDI: Aslında milyonlarca İstanbullu gibi, sizler de yaptıklarımızı çok iyi biliyorsunuz. Eminim, sizler de İstanbul’un günlük hayatının bir parçası haline getirdiğimiz pek çok tarihi mekanı ziyaret ettiniz. Sahip çıktığımız tarihi yaşadınız, hissettiniz. O mekanlarda düzenlenen etkinliklere katıldınız, dinlendiniz, sohbet ettiniz. Keyifli ve kaliteli zaman geçirdiniz. Böylece, yıllarca harabe haliyle bırakılmış, yok olmaya yüz tutmuş, atıl durumdaki tarihi mekanlara sahip çıktınız. İstanbulluların kadirşinaslığı olmasaydı, bu şehrin mirasına sahip çıkmak yolunda yaptığımız her şey eksik kalırdı. Onun için, bu yolda başardığımız ne varsa, aynı zamanda İstanbulluların eseridir. Sizlere ve tüm İstanbullulara teşekkür ediyorum.
İBB MİRAS, ARTIK DÜNYACA ÜNLÜ BİR MARKA: İstanbul’un tarihine baktığımızda, 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, dünyanın başkenti olmuş bir kent görüyoruz. Asıl olarak şehrin merkezinde yoğun olmakla birlikte, dört bir yanında çok sayıda tarihi ve kültürel miras eseri bulunan İstanbul bu anlamda dünyanın en zengin kenti. Bize bırakılan bu mirasa uzmanlıkla, liyakatle, ayrım gözetmeksizin, saygıyla ve özenle yaklaşıyoruz. Geçmişte liyakatsiz ellerle yapılan vahim uygulamalar, kaş yapayım derken göz çıkarılan restorasyon projeleri hepimizin hafızalarında. Peki biz ne yaptık? İBB Miras’ı kurduk. İBB Miras, artık tarihi eserlerin bakımı ve restorasyonu konusunda dünyaca ünlü bir marka. İBB Miras, işini bir ihalenin gereği olarak değil; severek, tutkuyla yapan, liyakat örneği bir yapılanma. İstanbul’un kültür mirasına bilgiyle, sevgiyle, özenle sahip çıkan bir organizasyon. İçinde mimar var, mühendis var, sanat tarihçisi, arkeolog, restoratör var. Restorasyon ustası, restorasyon işçisi var. İBB Miras’ta baştan sona uzmanlık var, tecrübe var, liyakat var. İstanbul’un kültür mirası artık İBB Miras’ın güvencesi altında.
SAYISI 4 OLAN İBB SORUMLULUĞUNDAKİ MÜZELERİ 4,5 YILDA 22’YE ÇIKARDIK: İBB Miras ile birlikte, rutin olarak 25 ilçede, 42 rotada ve 1321 ayrı noktada envanterimizi izliyoruz, bakımını yapıyoruz ve sizlerin ziyareti için hazır tutuyoruz. 63 anıt eser ve sivil mimarlık eserinde, kapsamlı restorasyon çalışmalarımızı tamamladık. 34 kamusal sanat eserini restore ederek, zamanın tahribatından arındırdık. Geçmişin izlerini bulabileceğimiz en kıymetli alanların başında müzelerimiz geliyor. Göreve geldiğimizde, sayısı 4 olan İBB sorumluluğundaki müzeleri 4,5 yılda 22’ye çıkardık. İstanbul’un 20 yıldır, 30 yıldır suyu akmayan 197 tarihi çeşmesini, bakım ve onarım çalışmalarını tamamlayıp suya kavuşturduk. Bu konuda öncü olmanın, kimi kurumlara örnek teşkil etmenin gururunu, bu projeye çok değer veren 16 milyon İstanbulluyla birlikte yaşıyoruz. İstanbul’un tarihsel ve kültürel anlatısının en önemli taşıyıcılarından biri olan camiler, türbeler ve hazireler İBB Miras’ın koruma çalışmaları içinde özel bir yer tutuyor. Biz de İBB Miras’ın hassas çalışmaları ve ince işçiliği ile 19 tarihi türbeyi, 588 tarihi mezar ve hazireyi hak ettiği değere kavuşturduk. 42 tarihi caminin rutin olarak bakımını gerçekleştirerek ferah ve huzurlu bir hizmete hazır tuttuk.
TAM 943 MİRAS ALANINI, İBB MİRAS DOKUNUŞU İLE KORUMA ALTINA ALDIK: Göreve geldiğimizden bugüne kadar, tam 943 miras alanını, İBB Miras dokunuşu ile koruma altına aldık. Restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz bu yapıları, kimliğine uygun ve çevresindeki ihtiyaçlara cevap verecek şekilde, koruma-kullanma dengesini gözeterek işlevlendirdik. Bu alanlar, halkımızın nefes aldığı, keyifli zaman geçirdiği yeni yaşam alanlarıdır. Yeniden işlevlendirme yaparak İstanbul’a kazandırdığımız bu eserlerimiz, İstanbul’dan memleketimizin, dünyanın dört bir yanından tam 11,5 milyon ziyaretçi ağırladı. Bildiğiniz gibi Bulgur Palas’ı mülkiyetimize alarak, çok kısa sürede restorasyonunu tamamladık ve Fatih ilçemizin kamusal hizmetlerden mahrum kalmış bölgesinde vatandaşlarımızın hizmetine geçtiğimiz hafta sunduk. Haftaya, önemli bir endüstri mirası alanını daha şehrimize kazandırıyoruz. Biz, öyle bir çalışırız ki, petrol tankerlerinden bile mucizevi bir yaşam alanı ortaya çıkartırız. Çubuklu Siloları’nı hepinizin görmesini çok arzu ediyorum. Terk edilmiş endüstri mirası dönüşümlerinin ne kadar önemli olduğunu; bu dönemde Müze Gazhane, Ataköy Baruthanesi, Artİstanbul Feshane, Cendere Sanat gibi şehre yeni kazandırdığımız kültür alanlarıyla herkese gösterdik.
UYDURMA BELGELERLE GEZİ PARKI, GALATA KULESİ GİBİ ÖNEMLİ TARİHİ ALANLARI ELİMİZDEN ALMAYA KALKTILAR: Bir de Koruma Kurulu sürecine takıldığı için gerçekleşmeyen, aksayan, yavaş ilerleyen projelerimiz var. Birçok alanda olduğu gibi, bu alanda da çeşitli engellemelerle mücadele ettik. Uydurma belgelerle Gezi Parkı, Galata Kulesi gibi önemli tarihi alanları elimizden almaya kalktılar. Bu alanlarda hukuki mücadelemiz devam ediyor. Yedikule Gazhane, Dolmabahçe Gazhane, Duatepe Parkı, Fatih Sultan Mehmet Anıtı, Sultanahmet Meydanı, Taksim Meydanı, Yoros Kalesi Arkeopark, Altınkapı Ziyaretçi Müzesi, Bozdoğan Kemeri Ziyaretçi Müzesi gibi önemli eserlerimizin kent hayatına kazandırılması ise, Koruma Kurulu sürecine takılmış durumda. Bunları da sıkı bir şekilde takip ediyoruz.
YENİ AÇACAĞIMIZ MÜZELER İLE İHMAL EDİLMİŞ MÜZECİLİK ALANI İSTANBUL’A YAKIŞIR BİÇİMDE HAREKETLENDİRECEĞİZ: Geçmiş dönemde olduğu gibi yeni dönemde de İstanbul tarihine sahip çıkmaya devam eden bir şehir olmaya devam etsin diye kollarımızı sıvadık. Şimdi yeni dönem için 10 alanda hazırladığımız projelerimizi sıralamak istiyorum: Yeni açacağımız müzeler ile ihmal edilmiş müzecilik alanını, İstanbul’a yakışır biçimde hareketlendireceğiz. 28 Yeni Müze ve Sanat Merkezi ile sanat dünyasını zenginleştireceğiz. Bulunduğumuz tarihi Haliç Tersanesi’nde, Deniz Müzesi ile ikinci etabı tamamladığımızda kültür alanını daha da genişletmiş olacağız. Dünyanın yaşayan ve üretmeye devam eden en eski tersanesi Haliç Tersanesi; ‘İstanbul Sanat’ markasında, İstanbul Sanat Müzesi, Performans Sanatları Merkezi ve festival alanları, çocuk sanat atölyesi ve Deniz Müzesi ile devasa bir kültür merkezi olacak. İstanbul Sanat gezilirken aynı zamanda İstanbul’un sembolü vapurların restorasyon süreçleri izlenebilecek. 2019’dan sonra özel ve kamu sektörüne ait gemilerin bakım onarım çalışmalarını da yapmaya başladık. İlk kez mega yatlar, Haliç Tersanesi’ne bakım onarım ve havuzlama işlemleri için gelmeye, tersane çok uzun yıllar sonra yeniden gemi inşa etmeye başladı. Bu çalışmalarımızı yapmaya devam edeceğiz. Açık restorasyon ile dünyanın en eski tersanesinde, bakım ve onarım aşamaları, Deniz Müzesi’nin bir parçası olarak yer alacak.
İNAN GÜNEY, MAHİR POLAT, SİNEM DEDETAŞ: Tabii burada kulaklarını çınlatmak isterim. Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde deneyimleriyle birlikte, kendisi deneyimlerine deneyim katmış, yıllarca doğma büyüme bir Beyoğlulu olarak nasıl Beyoğlu yolculuğuna İnan Güney çıkmışsa; kültür-sanatın yapı taşlarını her açıdan, çok büyük bir deneyimiyle beraber bilen, bence İstanbul’un önemli bir kültür, sanat, tarih ismi olacak olan Mahir Polat arkadaşımın da Fatih’e aday olduğu gibi; özellikle bu sahanın organizasyonunda ve bu sahanın gelişmesinde özenli katkılarıyla beraber, çalışmayan bir tersaneyi, sıfır ciroyu gören bir tersaneyi, bir anda yıllık 160 milyon -o günün parasıyla, bugünle nasıl çarparsınız bilmiyorum- ciroya çıkartmış bir tersane haline getiren, kamu yöneticiliğinin en iyi örneklerini burada sunan Sinem Dedetaş da Üsküdar’a hizmet etmek için yola çıktı. Kulaklarını buradan çınlatmış olalım.
BALKAN OTOGARI” TEPKİSİ: “NASIL BİR TORPİLLİ SAHAYMIŞ Kİ, BİZ BU ALANI ORAYA TAŞIYAMIYORUZ: Yenikapı’da, Balkan Otogarı’nı kaldırıp, 109.000 metrekare yaşam alanına dönüştürüyoruz. 8000 yıllık tarihi liman; güvenli, yeşil bir yaşam parkı oluyor. Bakınız; bazı konular öyle anlamsız engellerle önümüze diziliyor ki; tarifi yok. Şimdi bu otogarı buradan kaldırıyoruz. İstanbul’un tarihinin göbeğine kamyonu, tırı, otobüsleri sokmamak adına, yine yüz milyonlarca liralık bir yatırım yaptık. Açılışını yarın yapıyoruz. Muazzam bir terminal. Aynı zamanda otogar gibi ve mal yükleme, boşaltma hizmetinin yapılacağı… Aynı zamanda o alanı da tramvayı kapısına getirerek… Yani Alibeyköy’deki tramvayla Eminönü’ne kadar gelmelerini sağlayacak şekilde insan taşımacılığını da sağlayarak, biz orada çok özel bir otogarı bitirdik. Bir lojistik alan bitirdik aslında. ve bu Balkan Otogarı’nın oraya taşınması gerekiyor. Nasıl bir torpilli sahaymış ki, biz bu alanı oraya taşıyamıyoruz. Taşınması için, oradaki işgalcilerin çıkmaması adına, ben buradan şikayet ediyorum. İlçe kaymakamı bu işin bir parçası gibi davranıyor. Şaka gibi. Yani İstanbul’un göbeğindeki bir hizmeti alıp, Alibeyköy’e taşıyacağız. Orada bir de çevresinde 100 bin metrekarenin üzerinde muazzam da bir park kazandırdık. Orayı da tanıtacağım yarın. Çok modern bir otogar ve bir terminal merkezi bitirdik. Maliyeti neredeyse 350-400 milyon lira ve taşıyamıyoruz. Şaka gibi. Yani Yenikapı’yı arındıracağız, iyileşen bir tarihi alana dönüştüreceğiz Fatih’in göbeğini. Hani diyorum ya bazen; her ne kadar akıllarında, fikirlerinde ‘Ekrem İmamoğlu aşağı, Ekrem İmamoğlu yukarı’ olsa da İstanbul’a bu şekilde Ekrem İmamoğlu üzerinden eğilseler de onlara görevlerini hatırlatıyorum. Buradan duyuruyorum. Yarın açılışını yapacağız. Bize yardımcı olsunlar. Bir an önce İstanbul’un göbeğindeki, o güzelim tarihi alandaki bu arkeolojik parkının yapılacağı alandaki işgallerin, bir an önce oraya taşınması konusunda bize kamusal destek versinler ve bu işi tamamlayalım, diyerek böyle bir engellemeyi de sizlerin huzurunda, İstanbul’un bütün mülk idarecilerine buradan duyuruyorum.
FATİH CAMİİ İLE SÜLEYMANİYE CAMİİ’Nİ, İSTANBUL’UN EN MUHTEŞEM MANZARASIYLA BİRBİRİNE ULAŞTIRIYORUZ: İstanbul’un dünü ile bugünü arasında bağlantı kuran, şehrin önemli tarihi eşiklerinden biri olan Altınkapı’yı, kültür sanat etkinlikleriyle her daim yaşayan, tarihi ve kültürel önemini görünür kılacağımız bir çekim alanı olarak dönüştürüyoruz. İstanbul’un yeşil alanlarını imara açan zihniyet geride kaldı. Yeşil alanları, tarihi, kültürel değerlerini de gözeterek, korumaya ve yeni yeşil alanlar kazandırmaya devam edeceğiz. Fatih Sultan Mehmet’in emaneti Fatih Camii ile Kanuni Sultan Süleyman’ın emaneti Süleymaniye Camii’ni, İstanbul’un en muhteşem manzarasıyla birbirine ulaştırıyoruz. Üzerinden yürüyerek geçilecek ‘Bozdoğan Açık Hava Müzesi’; ziyaretçi merkezi ve kafe alanlarıyla yeni bir kültür turizm odağı olacak.
132 YILLIK HASANPAŞA GAZHANESİ’Nİ MÜZE GAZHENE OLARAK KAMUYA KAZANDIRDIK: 132 Yıllık Hasanpaşa Gazhanesi’ni, ‘Müze Gazhane’ olarak kamuya kazandırdık. Yeni dönemde 3 yeni müze gazhane ile İstanbul’un endüstri mirasına yaşam enerjisi vermeyi sürdüreceğiz. İstanbul’un ilk aydınlatma kaynağı, 168 yıllık Dolmabahçe Gazhanesi’ni, Kağıthane Gazhanesi’ni ve Yedikule Gazhanesi’ni kültür-sanat etkinliklerine ve sosyal tesislere ev sahipliği yapacak şekilde dönüştürüyoruz. Yedikule Gazhanesi’nde ‘Panorama Müzesi’, ‘İstanbul Belleği Müzesi’ ve ‘Kent Müzesi’, İBB Miras eliyle İstanbul’a kazandırılarak, şehrin en önemli kültür-sanat mekanlarından olacak. Aynı zamanda 3.000 kişilik açık hava etkinlik alanı ve sahnesiyle yeni bir kültür sanat odağı haline dönüşüyor.
3 YENİ ARKEOPARK: İstanbul’umuzun arkeolojik alanlarını, her yaştan insanımızın için tarihi öğrenme, keşfetme heyecanıyla dolduracak şekilde düzenliyoruz. Şeyh Vefa Arkeopark, Yoros Kalesi, Milyon Taşı arkeopark alanları, ziyaretçi merkezleri ile birlikte hizmet verecek.
4 TARİHİ TİYATRODA YENİDEN “PERDE” : Tarihi tiyatrolarımız, yeniden perde açacak. 4 tarihi tiyatro ile kültür-sanat hayatını zenginleştireceğiz. Kadıköy İskele Meydanı’nın simgelerinden Haldun Taner Sahnesi, Muammer Karaca Tiyatrosu, 1961 yılında Fatih Tiyatrosu adıyla açılan, senelerce nice oyunlara ev sahipliği yapmış olan Reşat Nuri Sahnesi ve son olarak Kenter Tiyatrosu’nda başlattığımız restorasyon çalışmalarımızı tamamlayacağız. Bu simgesel mekanları, yeniden sanatçılarımızın ve tiyatro severlerimizin hizmetine sunacağız.
FESHANE VE BARUTHANE’DE YENİ DÖNEM: Endüstri mirası alanlarımıza sahip çıkıyoruz. Bu alanları yaşamın bir parçası haline getiriyoruz. Feshane 2’inci etap çalışmalarına başlıyoruz. İstanbul’un endüstri mirasının eşsiz örneklerinden biri olan Feshane-i Amire, ‘Artİstanbul Feshane’ ismiyle kısa sürede İstanbul’un en büyük kültür-sanat merkezi haline geldi. 2’inci etap çalışmalarıyla birlikte, 14.850 metrekarelik müze ve kültür-sanat alanı daha kazandıracağız. Kanal İstanbul’un yutacağı tarihi alanlarımızdan birisi de Osmanlı gücünü yansıtan Azatlı Baruthanesi’ydi. Tarihi baruthanede yepyeni bir kültür alanı yaratıyoruz. Müzeleri, yaşam alanları, peyzaj kullanımlarıyla bir yaşam bahçesi ortaya çıkacak. ve buradan ilan ediyorum: Bu Kanal İstanbul meselesini, bu milletin uykularını kaçıran o ismiyle bile zihninden söküp atacağız. Çok net söyleyeyim.
9 YENİ İSKELE KİTAP KAFE: Tarihi iskelelerimizi yeni nesil kütüphanelerle donatıyoruz. Moda, Kadıköy, Beşiktaş gibi 9 iskelemizi, özgün işlevlerinin yanı sıra kitapla, kültürle sanatla buluşturduk. 9 İskele Kitap Kafe’yi daha 16 milyon İstanbullunun hizmetine sunacağız. Şehrin önemli hafıza mekanları arasında yer alan bu iskeleler, bundan böyle kültür-sanat etkinlikleri, kafe ve kütüphaneleriyle de İstanbulluların buluşma durakları olacak. Yeni dönemde, tarihi iskelelerimizde açacağımız İskele Kitap Kafelerimiz ise; Bostancı, Büyükada, Eminönü, Kasımpaşa, Fener, Balat, Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp İskele Kitap Kafeler olacak. Bu arada söyleyeyim; Bostancı’da muazzam bir sahil düzenlemesi yapıyoruz. ve bu sahil düzenlemesi, inanılmaz değerli bir nefes aldıracak. Burayı da yine çok uzun bir zaman değil… Ben artık günleri, saatleri, saniyeleri bile sorguluyorum. Genel Sekreterimiz, yöneticilerimiz biliyor. Fazla değil, 1 hafta içerisinde, o güzel sahili sizlerle buluşturuyoruz.
KEMAL SUNAL MÜZESİ DE GELİYOR: Sanatçılarımızı burada görmüşken, onun da kulaklarını çınlatmak isterim. Bir gün evine gittiğimde, uzun uzun sohbet ettiğimizde, keşfettiğimiz farklı bir yönünü bulduğumuzda, hemen aklımızda bir ışık yandı ve kendisine bir teklifte bulunmuştum. Sevgili Ediz Hun’un evi, tam bir kaktüs müzesi. Dünyanın her yerinden kaktüs var. Muazzam ilgili, çok değerli bir büyüğümüz, ağabeyimiz. İstanbul’un ağabeyi, çok yakışıyor ona. Aynen Mustafa Alabora gibi. Biz dedik ki, bir kaktüs müzesi açalım. ve şimdi Bostancı sahilinde de bir Kaktüs Müzesi açıyoruz. Onun da altını çizeyim. Hazır sanatçılarımızdan bahsetmişken; yine rahmetle analım. Aileyi ziyaretimde, rahmetli Kemal Sunal’ın eşi, bir ‘Kemal Sunal Müzesi’ arzusundan bahsetmişti. Göztepe Parkı’nda, Kemal Sunal müzemiz de bitti. O da bir-iki hafta içerisinde İstanbulluların beğenisine sunulacak. Kemal Sunal Müzesi de geliyor.
TARİHİ KARA SURLARI VE KALELERDE YENİ BİR HAYAT: Anadolu Hisarı’nı nasıl ayağa kaldırdıysak, İstanbul’un tamamında surları ve kaleleri aynı özenle ayağı kaldıracağız. Kara Surları, Deniz Surları ve Haliç Surları’nda toplam 22 kilometrelik, kesintisiz bir yaşam alanını şehre kazandıracağız. Hem doğru restorasyon yöntemleriyle tarihi surları geleceğe taşıyacak hem de yaşamla buluşturacağız. İstanbul bir sur kenti. Dünyadaki diğer örnekler gibi, dünya mirası surlarımız da turizmin merkezi haline gelecek. Fethin başlangıç noktası Rumeli Hisarı, kültür-sanat odaklı yeni işleviyle şehrin cazibe merkezlerinden biri olarak kapılarını açacak. Anadolu yakasında, Boğaz’ın Karadeniz’e açılan bölümüne hakim bir noktada yer alan tarihi Yoros Kalesi hem ‘Ziyaretçi Merkezi ve Geziyolu Projesi’ ile hem de arkeolojik park olarak ziyarete açılacak.
HAZİRE, MEZAR VE TÜRBELERE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM: İstanbul, devasa bir açık hava müzesi. Bu alanlar hem şehrin hafızasının izlerini barındırmaları hem de estetik açıdan taşıdıkları özellikleri bakımından eşsiz birer hazine. Geçtiğimiz dönem bu alanda çok önemli işlere imza attık. Önümüzdeki dönemde de 600 hazire, 450 bin tarihi mezar ve 20 türbenin bakım ve onarım işlemlerini tamamlayacağız. Ecdat yadigarı bu kutsal alanlarımızı hak ettiği değere kavuşturup, “Yaşayan Hafıza Merkezleri”ne dönüştüreceğiz.
TARİHİ YARIMADA’DA YENİ BİR KURUMSAL YAPI: Fatih’te kuracağımız 2 merkez ile restorasyona, tarihi yapı, sokak ve mahalle ölçeğinde tüm projelendirme süreçlerine destek vereceğiz. Uzman ekiplerden oluşacak olan bu merkezler; evrensel koruma ilkelerine uygun şekilde sürdürülebilir projelendirme, yapı çalışmaları, dönüşüm, danışmanlık, güvenlik, hasar tespit ve restorasyon çalışmalarında çok yönlü hizmetler verecek. ‘Tarihi Yarımada Yapı-Proje Merkezi’ ve ‘Tarihi Yarımada Restorasyon Merkezi’ni en kısa zamanda kuracağız. Tarihi Yarımada’da bütün projeler, bu merkez tarafından üretilecek.
YENİDEN AYAĞA KALKAN SÜLEYMANİYE: Osmanlı mahallesi, dünya mirasımız Süleymaniye yok olmak üzere. Süleymaniye, yıllar önce ‘yenileme alanı’ ilan edilmiş ve ilan edilen diğer yenileme alanları gibi kaderine terk edilmiş. Maalesef yanlış uygulamalarla, sahip olduğu fiziksel ve sosyal dokuyu kaybetme riskiyle karşı karşıya olan bu önemli alanı, uluslararası koruma yaklaşımlarını ve vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını gözeterek, kısa süre içerisinde yenileyeceğiz. Bu proje ile tarihi alanlarda ilk defa bu ölçekte ve bu kalitede bir yenileme projesi hayata geçmiş olacak.
YÜCE TARİHİMİZ, GÜNDELİK SİYASET UĞRUNA İSTİSMAR EDİLECEK BİR ALAN ASLA DEĞİLDİR: 5 yılda neyi, nasıl yaptığımıza ve bundan sonra yapacaklarımıza bakarsanız, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma konusunda yaşanan çok büyük zihniyet devrimini çok net görürsünüz. Yalnızca yaptığımız işlerin çokluğu ve kalitesiyle değil, bu toprakların tarihine, yaklaşımdaki farkımızla da bizden önceki yönetimden tamamen ayrılıyoruz. 180 derece farklıyız. Biz, İstanbul’un mirasını, üzerinde rant ve siyaset uğruna tepinilecek, halkı ayrıştırmak için kullanılacak bir araç olarak görmüyoruz. O yüce tarihimiz, gündelik siyaset uğruna istismar edilecek bir alan asla değildir. Asla buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Tarihin, inançların, dini ve milli duyguların istismarıyla yapılan siyasetten bu şehir de bu ülke de milletimiz de çok çekti. Tarih bilinciniz, inancınız, milli duygularınız güçlüyse, bunu hamasi nutuklarla değil, işinizle, icraatinizle göstereceksiniz. Biz, işte tam da bunu yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Kişisel menfaatlerimiz, çıkarlarımız, koltuklarımız için kullanmadık, kullanmayacağız.
İSTANBUL’A HİZMETTE TEREDDÜTSÜZ ‘TAM YOL İLERİ’ DİYORUZ: Bu sözleri burada, bütün İstanbul’umuza ve bütün Türkiye’mize ifade ediyorum. İstanbul’un ecdat yadigarı eserlerini öksüz bırakmış, rant uğruna talan etmiş bir zihniyete hak ettiği cevabı, yaptığımız doğru, özenli işlerle vermeye devam edeceğiz ve bu yönde kararlıyız. Bu sözlerimi buradan, Fatih Sultan Mehmet’in bize emanet ettiği İstanbul’umuzdan, Haliç Tersanesi’nden, Kasımpaşa’dan, Beyoğlu’ndan söylüyorum. Tarihten bugüne bugünden geleceğe uzanan ve bu toplumu birleştiren tüm manevi köprüleri sevgiyle, saygıyla, hürmetle, kardeşlikle ve büyütmeye devam edeceğiz. Bu şehrin paha biçilmez, kadim tarihini, birlik ve beraberlik ruhuyla, hep birlikte, birbirimizden faydalanarak, birbirimizle konuşarak, birbirimizi hissederek bilen insanlara gereken hürmeti göstererek geleceğe taşıyacağız. Onun için hepinizin huzurunda, İstanbul’a hizmette tereddütsüz ‘Tam yol ileri’ diyoruz.”
]]>Ouchhh Stüdyonun kurucu ortakları Ferdi Alıcı ve Eylül Duranağaç Alıcı’nın “Human Cell Atlas” adlı eseri geçen haftalarda SpaceX roketi ile Ay’a iniş yaptı.
Dünya prömiyerini Art Dubai’de gerçekleştiren eser, bir yandan sonsuza dek Ay yüzeyinde kalacak bir yandan da İstanbul dahil dünyanın pek çok sanat başkentinde sergilenecek.
Fuara, Hilton Contemporary galeriyle birlikte katılan eserin iki sanatçısından biri olan Ferdi Alıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin yaklaşık 5 yıl önce CERN ile yaptıkları iş birlikleriyle başladığını belirterek, “Bilim insanlarının katkılarıyla CERN’e her yıl bir dijital sanat eseri üretiyoruz, orada sergilenmek üzere. Bu eserlerin sonuncu ise Human Cell Atlas oldu.” dedi.
“İnsanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık”
Sanatçı, “Human Cell Atlas” projesinin dünyada insan vücuduyla ilgili üretilmiş en büyük veri seti olduğunu aktararak, şöyle devam etti:
“Binden fazla enstitü bir araya gelerek, insan vücuduyla ilgili en büyük haritalamayı yapıyorlar. Burada yaklaşık 32 trilyon insan hücresinden bahsediyorum, bunun bir veri seti olduğunu hayal edin. Bu harita sayesinde araştırmalarda fark edemeyecekleri bağlantıların ortaya çıkmasını ümit ediyorlar. Ayrıca bazı hastalıkların şifasını bulmak ve tüm bilim camiasına bu verileri açmak, amaçları arasında. Biz de bu muhteşem veriyi alıp yapay zeka aracılığıyla besleyerek insanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık.”
Bu tarz çalışmalarda, bilim ve sanatın birbirine ilham verdiği alanlar olduğuna işaret eden Alıcı, “Acaba makinalar insandan gelen verileri kullanarak kendi gözlerinden bizi nasıl görüyorlar? Bu sorunun peşinden gittik. Bilim insanları açısından da bizlerle paylaştıkları o soğuk rakamların, projenin sonunda böylesi şiirsel veri heykellerine ve boyamalarına dönüştüğünü gördüklerinde çok mutlu oldular.” değerlendirmesinde bulundu.
Ferdi Alıcı, projeyi tamamladıkları sırada rastlantısal bir şekilde Ay’a gönderilmesi planlanan bir SpaceX roketiyle ilgili davet aldıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“3 farklı kurum bir araya gelerek uzay tarihinde ilk kez Ay yüzeyine iniş yapan roketi tasarladılar. Böylesine tarihi bir projeyi hazırlarken 300’den fazla sanatçıyı Ay yüzeyinde kalıcı olarak hazırlanacak ilk dijital müzeye davet ettiler. Bu sanatçılar arasındaki tek Türk yapay zeka veri sanatçısı biz olduk. Yani dünyanın pek çok önemli başkentinde büyük projelere imza attık ama uzayda gerçekleşen bir işe imza atmak çok gurur verici oldu bizler için.”
“Uzayda yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu”
Eserin, tamamlandıktan sonra New York’ta bir laboratuvarda nano-teknoloji ile bir diskin üzerine kazındığı bilgisini veren Alıcı, “Daha sonra bu disk Kennedy Space Center’da aya iniş yapacak SpaceX roketinin üzerine monte edildi. Yaklaşık 11 defa ertelendi, ay yörüngesinde 4 gün boyunca dolandıktan sonra yüzde 50 ihtimalle Ay yüzeyine inişinde çarparak düşme ihtimali olmasına rağmen sağ salim inişini yaptı ve sanat tarihinde bir ilki başararak Ay’da yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu.” ifadelerini kullandı.
Yeni medya sanatçısı Alıcı, eserin ay yüzeyine indikten sonra dünyada ilk sergilendiği yerin Art Dubai olduğuna dikkati çekerek, “Burası için özel bir edisyon ürettik. Bütün büyük şehirlerde de eserin sergilerine devam edeceğiz. İstanbul’a da özel olarak gelmek istiyoruz. X Media Art Museum kendi vatandaşlarımızla paylaşmak için heyecanla bekliyoruz.” dedi.
Ouchhh Studio; Tokyo, New York, Los Angeles, Roma, Moskova, Prag, Brüksel ve Hong Kong dahil bir çok şehirde yaklaşık 75 kamu sanat projesi oluşturdu.
Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’inin, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacağını açıklayan sanat fuarı Art Dubai, bugün sona eriyor.
]]>Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen açılışa katılan Batman Valisi Ekrem Canalp, bütün değişim ve dönüşümlerin son yüzyılda yaşandığına işaret ederek, “Sinema da son yüzyılda bizim hayatımıza giren harikulade işlerden bir tanesidir. Sinemayı sadece kendisiyle değil, tiyatroyla beraber ele almamız gerekiyor.” dedi.
Canalp, sinemanın yüzyıllık ama tiyatronun binlerce yıllık bir geçmişi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Şu anda her ikisi de birbirini besliyor. Sinemayı destekleyebilmek için aynı zamanda tiyatroyu da desteklememiz gerekiyor. Bugün burada sinema günleri gerçekleştiriyoruz. Bizim için gurur verici ama bunun öncülleri de var. Geçmişteki hafızayı tekrar canlandırmak adına, bizim açık alanda sinema günlerimiz oldu.”
“Bu tarz organizasyonlar Batman’ı daha da güzelleştirir”
Programın danışmanı sinema yazarı Suat Köçer de festivalin önemine ilişkin, “Sezen Aksu’nun ‘Gülümse’ diye meşhur bir şarkısı var. Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda. İklim değişir, Akdeniz olur. Batman zaten güzel. Bence bu tarz organizasyonlar, Batman’ı daha da güzelleştirir, mevsimini değiştirir.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu tür etkinliklerde destek olması gerektiğinin altını çizen Köçer, “Biz ne kadar iyi işler yaparsak yapalım, ne kadar emek verirsek verelim, bu emeğin ve bu işin bir sahiplenicisi, hamisi olması gerekiyor. Yoksa sağlam olmaz. Bu vesileyle Batman Valiliğine, Ekrem Canalp Bey’e, Batman Belediyesi çalışanlarına ve özellikle de Metin Gürbüz’e çok teşekkür ediyorum. Bu organizasyonun kahramanı gerçekten de o.” ifadelerini kullandı.
Açılışta onur ve başarı ödülleri verildi
Yönetmen Ahmet Toklu, festivalde seyirciyle buluşan “Farha” filminin Filistin asıllı Ürdünlü yönetmeni Darin J. Sallam’a “Başarı Ödülü”nü takdim etti.
Sallam, Filistin’de yaşananlara dikkati çekerek, “Bu şekilde tanınmak ve ödül almak benim için çok gurur verici, teşekkür ederim. Farha filmini Batman’da göstermek benim için büyük bir onur. Umarım yakın zamanda özgür Filistin’i de kutluyor oluruz.” diye konuştu.
Batman Valisi Canalp’in elinden “Onur Ödülü”nü alan yönetmen Derviş Zaim ise “Çok sonra, ileriki senelerde devam edeceğini fark ettiğim bir organizasyonun ilk günlerini, ilk bebek adımlarını görmekten ve bunlara şahit olmaktan çok mutlu olduğumu söylemem gerek. Umarım önümüzdeki senelerde de hep beraber burada bunu daha üst seviyelerde kutlarız. Kendi adıma bu verdiğiniz onur ödülüne layık olmaya gayret edeceğim.” dedi.
Usta yönetmen, sinemadaki yolculuğunu sürdüğünü ve hikayelerini anlatmaya devam etmek istediğini söyledi.
“Sonunda iz bırakmak çabasıdır oyunculuk”
Onur ödülünü oyuncu Umut Karadağ’ın elinden alan sanatçı Halil Ergün de çok etkilendiğini belirterek, “Çok boyutlu bir tatla karşılaştım burada. Yerel ölçekli varoluşlarda, bir şehirde, bir kasabada, devlet yöneticilerinin yaklaşımı çok önemli.” ifadesini kullandı.
İlk kez Batman’a geldiğini dile getiren Ergün, şunları aktardı:
“Heyecan içindeyim. Birinci derece, saygın, ferah bir şehirleşmeyle karşı karşıya kaldım. Bu da beni çok sevindirdi. Ödülümle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Tarih boyunca heykelden tiyatroya, resimden müziğe, halk ozanından sanatın bütün alanlarına, insanlığın aydınlanma, gelişme sürecinin ana itici gücü sanat olmuştur. Ben de hayata adım attığım günlerde sanatla buluştum ve sanatın bu boyutuyla ilgilendim, naçizane katkılarda bulundum. Bununla onur duyuyorum. Bu çabaya katkımız noktasında elimden geleni yapmaya çalışacağım. Sonunda bir iz bırakma çabasıdır, oyunculuk da yazarlık da şarkı söylemek de beste yapmak da. Yaşarken ödüllerle ve alkışlarla fark edilmek ve değerlendirilmek de çok önemlidir.”
Yönetmen Vuslat Saraçoğlu, usta oyuncu Perihan Savaş’ın “Onur Ödülü”nü takdim etti.
Savaş, Batman’a ikinci kez geldiğini söyleyerek, “Gerçekten de çok keyif aldığım bir yer burası. Çünkü yaptığımız söyleşide de çok hoş ve çok güzel bir zaman geçirmiştik. Sanat adına, oyuncular ve yönetmenler adına çok teşekkür ederim. Bu ödüller, yapmaya çalıştığım işimin doğruluğunu anlatıyor.” açıklamasını yaptı.
Özbekistan yapımı Sunday filminin yönetmeni Shokir Kholilov da ödülünü Suat Köçer’den aldı.
Program sonunda sanatçı Sedat Anar ve ekibi, film müziklerinden oluşan mini bir konser verdi.
Yarın sona erecek Batman Film Günleri’nde Semih Kaplanoğlu’nun “Bağlılık Hasan”, Derviş Zaim imzalı “Flaşbellek”, Vuslat Saraçoğlu’nun “Borç” ve Ahmet Toklu imzasını taşıyan “Pota” filminin yanı sıra Batman Sinema Akademisi öğrencilerinin çektiği yapım sinemaseverlerle buluşacak.
]]>Fuarın bu yıl 3’üncü edisyonuyla sanatseverlerle buluşan dijital seçkisinde ise Arjantinli sanatçı Florencia S.M. Brück’un minyatür sanatıyla yapay zekayı bir araya getirdiği 9 eseri yer aldı.
Küratörlüğünü Serena Tabacchi’nin üstlendiği “AI Futuristic Narratives in Historical Artistry” başlıklı seriyi, fuarda Immaterika Galeri temsil etti.
Eserlerinde yapay zeka ve İslami sanatları birleştiren Brück, çalışmalarına dair AA muhabirine yaptığı açıklamada, güzel sanatlar eğitimi aldığını, aynı zamanda bir yazılımcı olduğunu dile getirdi.
Brück, Art Dubai’de temsil ettiği eserlerini OpenAI tarafından geliştirilen yapay zeka robotu Chatgpt ile yaptığına işaret ederek, şu bilgileri verdi:
“Yapay zekanın tasavvuf düşüncesinin tarihteki önemli temsilcilerinin eserlerinden ilhamla geleceğe dair tasvirler oluşturmasını istedim. Bunu yaparken de İslam sanatının bir formu olan minyatürü kullandım. Örneğin insan doğasındaki aşk kavramı makinelere ya da yapay zekaya uyarlanırsa nasıl bir görüntü ortaya çıkar onu hayal ettim. ya da bilim adamlarının sanal dünyalardaki yani metaverse gibi alemlerde gezintilerini yansıtmaya çalıştım.”
“Önemli düşünürlerin yazdıkları gerçekten dünyanın geri kalanına yol gösterebilir”
Çalışmasını metal plaka üzerinde oluşturduğunu aktaran Brück, “Eserlerin arkasında yapay zeka tarafından Mevlana, Hafız-ı Şirazi ve Ömer Hayyam gibi şairlerden ilhamla yazılmış şiirler de yer alıyor. Tüm şiirler aynı zaman Blockchain teknolojisiyle NFT olarak hazırlandı.” dedi.
Florencia S.M. Brück, geleceğe doğru bakmak için öncelikle geçmişi iyi anlamak gerektiğini ifade ederek, “Resme olan ilgimden dolayı minyatür eğitimi de aldım. Minyatür ile tanışmam bana yeni bir dünyanın kapılarını açtı. Tarihten gelen bu önemli düşünürlerin yazdıkları gerçekten dünyanın geri kalanına yol gösterebilir. Onların eserlerini şiddetle tavsiye ediyorum. Dünyadaki insanlara biraz olsun ilham vermek istiyorsa tüm sanatçıların bu eserleri okuması gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Projenin köklerinin Emevi, Abbasi, Memlük, Osmanlı İmparatorluğu gibi önemli hükümdarlıkların geniş kültürel ve sanatsal mirasından beslendiğini ve zengin İslam tarih dokusuyla oluşturduğuna dikkati çeken Brück, şunları kaydetti:
“Bu dönemler, özellikle minyatür resminde, titiz detayları, canlı renkleri ve derin sembolleriyle karakterize edilir. Ben de oluşturduğum şiir veri kümesinde bu dönemde yaşamış, Rumi, Hafız-ı Şirazi, Ömer Hayyam, Feridüddin Attar, Sadi-i Şirazi, Gazzali ve İbnü’ Arabi gibi tanınmış şairlerin eserlerini bir araya getirdim. Ortaya çıkan sinerji, İslam sanatının tarihi ihtişamını dijital anlatının keskin uçlarında ve yapay zeka odaklı yaratıcılığın alanlarını birleştiren benzersiz bir dijital antoloji oluşturdu. Bu yaklaşım, sadece İslami sanat geleneklerinin mirasını korumakla kalmaz, aynı zamanda onları çağdaş teknolojinin bakışından yeniden yorumlayarak klasik ile günümüz arasında bir diyalog oluşturur.”
Yapay zeka yardımıyla oluşturulan eserlerin isimleri ise şöyle:
“Augmented Heart”, “Whispers Across Time”, “The Song of the Quantum Mystic”, “The Eternal Verse”, “Silicon Souls”, “The Legacy of Aria”, “The Virtual Dervish”, “Echoes of Andromeda”, “The Synthetist’s Ode”
Art Dubai’den, Gazze’deki sivillere destek
İsrail’in Gazze’de yüzlerce kişinin ölümüne neden olan hastane saldırısından sonra Instagram hesabından açıklama yapan fuar, “Gazze’de meydana gelen yıkıcı olaylara tepki olarak, ana şirketimiz Art Dubai Group, bu trajediden etkilenen birçok masum sivili desteklemek için fon toplayacak.” ifadelerine yer vermişti.
Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’i, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacak.
Sanatseverler, 40 ülkeden, 120’den fazla galerinin yer aldığı fuarı, 3 Mart’a kadar ziyaret edebilecek.
]]>Bursa Büyükşehir Belediyesinin Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlediği etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen küratör İsmail Erdoğan, Gong’un Çin minyatürü sanatına İslam unsurlarını ekleyen ilk sanatçı olduğunu belirterek, “Bu alanda Ali Lei hocadan öncesi diye bir tanımlama yapamayız. Çünkü binlerce yıllık geçmişe sahip bu sanatı İslam unsurlarıyla birleştirmede ilk o öncü oldu.” dedi.
Erdoğan, Gong ile geçen yıl İstanbul’a yerleştikten sonra tanıştığını dile getirerek, “Kendisi Anadolu’yu, Turkiye’yi ve Türk insanını çok seven, çok yakınlık duyan bir kişi. Bu etkinlikte onun sanatından çok iyi istifade edeceğinizi düşünüyorum.” ifadesini kullandı.
“İnsanların başarılı olması için çeşitli yöntemler var”
Ardından sanat hayatını anlatan Gong, resim sanatına küçük yaşlarda başladığını söyleyerek, “İnsanların başarılı olmasını sağlayan çeşitli yöntemler var. Bu başarıyı sağlamak için illa üniversiteye gitmek zorunda değilsiniz. Ben mesela 4-5 yaşlarımda evimde, duvarda, sokaklarda resim çiziyordum. O zaman koşullar kötüydü ve ülkede ekonomik bunalım vardı.” açıklamasında bulundu.
Gong, “Geleneksel Çin resim sanatında eskiden hep usta çırak eğitimi vardı. Şu an tabii akademik olarak öğreniliyor bunlar. Ben de bu işte bir mesafe kat ettikten sonra işinde usta bir hocayla çalışmaya başladım ve kendimi ilerlettim.” bilgisini paylaştı.
Sanatında ilerleyebilmek için çok bedeller ödediğini anlatan Gong, şunları kaydetti:
“Gençlik yıllarımda fabrikada çalışıyordum. O dönemdeki komünist uygulamalar gereği bir kişinin birden fazla işte çalışmasına izin verilmiyordu. Ben de sanatı hep gizli olarak yapmak durumunda kaldım. Daha sonra fabrikadan çıkabilmek için bir gece çalışma sırasında bilerek elimi makineye kaptırdım. İki parmağım ucundan kesildi. O olayın ardından zorunlu olarak fabrika işçiliğini bıraktım ve kendimi tamamen sanata adamaya başladım.”
“Gençlerin sanatımıza bu kadar meraklı olduğunu beklemezdik”
Etkinliğe ilişkin AA muhabirine konuşan Said Lei ise bugünkü etkinliğe gösterilen yoğun ilgiden memnuniyet duyduğunu belirterek, “Gençlerin sanatımıza bu kadar meraklı olduğunu beklemezdik. İkinci Zaman Sergisi’nin devamı olarak gerçekleşen atölye ve performanslar aslında sanatçıyı daha ayrıntılı bir şekilde sanatseverlere anlatıyor. Özellikle sergiye gelemeyenler için bu etkinlik canlı bir sergi gibi. Sağ olsun Bursa Belediyesi kültür ve sanata gayet önem ve değer veriyor. Böyle bir atölye, gençlere uluslararası bir vizyon sunabilir.” dedi.
Lei, öğrencileri sanatta yetenekli ve başarılı bulduğu değerlendirmesini yaparak, “Bazılar fırçayı çok iyi kullandı ve anlattığımız teknik ötesi yaklaşımları da uyguladı. Umarım ileride bu gençler Bursa’ya kültür ve sanat alanında daha ilhamlı, renkli katkılar sağlayacaktır.” temennisinde bulundu.
Söyleşinin ardından güzel sanatlar öğrencileri, Gong’un minyatür çalışmalarından oluşan slayt gösterisini izledi. Düzenlenen atölye çalışmasında da Ali Lei Gong ve Said Chunanyi Lei, öğrencilere Çin minyatürü çizim tekniklerini uygulamalı aktardı.
Bursa’da 22 Ocak’ta açılan İkinci Zaman Sergisi’ne katkı sunmuş sanatçılarla düzenlenen söyleşi ve performans etkinlikleri, mart ayının sonuna kadar devam edecek.
]]>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi, ilk örneklerine 15’inci yüzyılda kent merkezinde rastlanan, 17’nci yüzyıl sonlarından 20’nci yüzyıl başlarına kadar yoğun olarak üretimi yapılan geleneksel Çanakkale seramiklerini yaşatmak için çalışmalarını sürdürüyor.
Unutulmaya yüz tutmuş sanatın yaşatılmasına, genç kuşağa tanıtılmasına, yeni tasarım ve çağdaş formlarla yorumlanmasına öncülük eden merkez, sanat atölyesi etkinliğinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Balyemez, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Müjde Yücel Coşar ve seramik sanatçısı Gülfidan Özmen’i bir araya geldi.
Atölyede 10 gün süren etkinlikte geleneksel Çanakkale seramiklerini tasarımlarıyla buluşturan sanatçılar, tabak ve vazo gibi eserlerine çeşitli renklerde boya ve şekillerle ayrı bir boyut kattı.
Sanatçılar, eserlerini yaz aylarında açacakları kişisel sergilerde sanatseverlerle buluşturacak.
Balyemez, AA muhabirine, atölyede Çanakkale seramiklerinin geleneksel desen, form ve dekorlarında kendilerine özgü yorum ve denemeler yaptıklarını söyledi.
Kendi alanı olduğu için daha çok Çanakkale seramiklerinin dekorları üzerine çalıştığını belirten Balyemez, “Özellikle fırça dekorları, astar akıtmalar ilgimi çekiyordu. ‘Onlarla ilgili renklerini değiştirsem nasıl olur, o dekorlar farklı renklerin üzerinde dursa nasıl olur?’ gibi birtakım denemeler yaptım. Aslında daha ziyade farklı renkleri araştırmak gibi oldu. Sonucun ne olacağını çok bilmeden başladım.” dedi.
Balyemez, Çanakkale seramiklerinin genel olarak kaba ve halkın kullanımı için yapılmış ürünler olduğunu dile getirdi.
Sanatsal açıdan bu seramiklerin özelliklerine değinen Balyemez, “Dekorları, üzerindeki fırçalar, renkler, akıtmalar o kadar özgün ki dünyanın herhangi bir yerinde o seramiği gördüğünüz zaman onun Çanakkale olduğunu anlayabilirsiniz. Bu da onu bence en değerli kılan tarafı.” ifadesini kullandı.
“Her geleneksel sanatın yaşatılması için taze kana ihtiyaç var”
Genellikle enstalasyon (yerleştirme) ya da heykel üzerine çalışmalar yapan sanatçı Gülfidan Özmen ise kullandığı gereçler zaman zaman değişse de özellikle cam, seramik ve kağıt gibi malzemelerden yararlandığını söyledi.
Çanakkale seramiklerinin akıtma sırları renklerini çok sevdiğini ve bunları soyut formlara uyguladığını aktaran Özmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu çalışma kapsamında çamurdan soyut yaptığım birtakım strüktürler, formlar var. Bunların üzerine uygulama yapacağım. Her geleneksel sanatın yaşatılması için taze kana ihtiyaç var. Bu, yeni sanatçıların çağdaş yorumlaması ya da yetişmiş geleneksel sanatçıların farklı uygulamaları olabilir. Seramik ve cam eğitimi aldım ama farklı bir bakış açısıyla yorumluyorum. Bu da malzemelere bir tazelik getiriyor.”
Coşar da Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezinin konuk sanatçılarla bu yıl ilk kez düzenlediği sanat atölyesi etkinliğinin yeni üretimlere vesile olması, yeni kuşaklara tanıtılması ve kültürel mirasa sahip çıkılması için devamının planlandığını belirtti.
Her etkinliğe konuk sanatçıların davet edileceğini, üniversiteden de öğretim üyelerinin bu çalışmaya dahil edileceğini aktaran Coşar, etkinliğin bu şekilde ortak etkileşimlere vesile olacağını ifade etti.
ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü mezunu pek çok kişinin kentte atölye açtığını ancak bunlarda genellikle satışa yönelik modern tasarımların hazırlandığını dile getiren Coşar, geleneksel Çanakkale seramiklerini üreten atölye sayısının sınırlı olduğu bilgisini verdi.
Çalıştay kapsamında yaptığı tasarımda Çanakkale seramiklerinin biçimini ele aldığını söyleyen Coşar, şöyle konuştu:
“Seramik atölyesindeki kalıpları kullandım. Üniversitenin atık kağıtları ile kağıt havluları çamura dahil ediyorum. Onun bünyeye kattığı dokuyu seviyorum. Çamura kattığımız kağıtlar, çamurun mukavemetini artırıyor. Kağıt katkılı yorumlar yapıyorum. Proje kapsamında 5 at başlı testi yaptım. 3 boyutlu olanlar var, bir de duvarda sergilenecek olan versiyonlarını çalışıyorum. Diğer işlerimde de silüetler kullanmayı seviyorum. Çanakkale seramiklerindeki at, ördek ve kuş başlı formların silüetlerini kullanarak formlar tasarlıyorum.”
]]>Fatih’te Gülçin Anmaç Sanat Atölyesi “İstanbul Tasvirleri” Sergisi ile açıldı
İSTANBUL – ‘İstanbul Tasvirleri’ Gülçin Anmaç Sanat Atölyesi Sergisi Fatih Belediyesi Kadırga Sanat Galerilerinde açıldı. Açılışa katılan Fatih Belediye Başkanı Turan, “Kadırga Sanat Galerisi bu bölgenin ayağa kalkması için de önemli bir proje” dedi.
Fatih Belediyesi, Kadırga Sanat Galerileri Gülçin Anmaç ve öğrencilerinin eserlerinden oluşan “İstanbul Tasvirleri” sergisine ev sahipliği yaptı. Sergide İstanbul’un zengin mimarisinin seçili tarihi eserleri, şehrin mekanları, doğası, yaşamı, şiirleri minyatür sanatıyla buluştu.
İstanbul’u odağına alacak olan “İstanbul Tasvirleri” sergisi; mukaddes şehirler, İstanbul’un mekanları, kuşları, kapıları, esnafı, şiirleri, kayıp tarihi bölümleriyle anlattı. Klasik minyatür sanatında kullanılan geleneksel malzemeler ve teknikler ile hazırlanan İstanbul Tasvirleri sergisi eserleri; İstanbul’dan aldığı ilhamı sanatsever ziyaretçilerin beğenisine sundu.
“Fatih’in sanat ile taçlanması gerekiyor”
“İstanbul Tasvirleri” Gülçin Anmaç Sanat Atölyesi Sergisi’ne katılan Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Fatih’in sanat ile taçlanması gerekiyor. Sanatçı olmazsa mekan olmazsa bunların da olma ihtimali yok. “İlim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder” demişler. Fatih’te maalesef bu tür mekanlar yoktu. İçinde bulunduğumuz Kadırga Sanat Galerilerinin olduğu yer olan Kadırga aslında İstanbul’un en tarihi semtlerinden bir tanesi. Üzerine bir sürü hikaye yazılmış bir semt burası. Bazı bölgeleri çöküntü alanı gibi gözükse de inşallah yakın zamanda onları hayata geçirecek birçok fonksiyon icra edeceğiz” dedi.
“Kadırga Sanat Galerisi bu bölgenin ayağa kalkması için de önemli bir proje”
Turan, “Kadırga Sanat Galeri aslında sadece sanata destek projesi değil. Bu bölgenin de ayağa kalkması için önemli bir proje. Buranın üst katı da mesela şu anda Fatih’in önemli kütüphanelerinden bir tanesi. Dolayısıyla sizin bugün buraya gelmeniz aslında bölgeye yapmak istediğimiz hadiseydi. Bugün burayı eserleriyle ve emekleriyle şenlendiren çok değerli sanatçımız Gülçin Anmaç Hanımefendiye ve onun değerli öğrencilerine bu beldenin belediye başkanı olarak saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı.
“10 yıldır ders verdiğim öğrencilerim şimdi sanatçı arkadaşlarım oldu”
Atölyeyi 12 arkadaş birlikte kurduklarını söyleyen Gülçin Anmaç, “İstanbul Tasvirleri” sergimizi 12 sanatçı bir arada oluşturduk. Yaklaşık 10 yıldır ders verdiğim atölyemden yetişmiş öğrencilerim şimdi sanatçı arkadaşlarım oldu. Onlarla birlikte İstanbul’u anlattığımız bir sergi oldu” diye konuştu.
85 eser ile “İstanbul Tasvirleri”
Fatih Belediyesi tarafından kurulan Kadırga Sanat Galerilerinde “İstanbul Tasvirleri” sergisini hazırlayan Anmaç, “Kadırga Sanat Galerileri, Fatih Belediyesi’nin güzel galerilerindeyiz. Buradaki sergimiz “İstanbul Tasvirleri.” 85 tane eser ile İstanbul’un mekanlarını, mesleklerini, kuşlarını ve kayıp tarihini anlatarak böyle bir İstanbul gezisi yapıyoruz minyatürlerle. Çok mutluyuz çok büyük bir kalabalık var. Sergimizin bir kitabi var bunun içim Fatih Belediyesine çok teşekkür ediyoruz” dedi.
]]>Tepebaşı Belediyesi kültür ve sanat alanında da çalışmalar yapılmaya devam ediyor. Bu çerçevede Tepebaşı Belediyesi tarafından ‘Geri Dönüşüm Oluşum’ isimli sergisinin açılışı Tepebaşı Belediyesi hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda gerçekleştirildi. Sergi açılışına Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, meclis üyeleri, eserleri sergide yer alan sanatçılar ve sanatseverler katıldı.
“Sanat projelerimiz seçkinlerin değil halkın içinde olduğu projeler oluyor”
Sergi açılışında konuşan Başkan Ataç, “Necati Seydi Ferahoğlu, Pişmiş Toprak Sempozyumu’na da sanatçı olarak katıldı. Bizim Geri Dönüşüm Atölyesini o kağıtları görüp sanat adına nasıl değerlendiririz diye bir teklifi oldu. Tabi sanatçı bakmaz görür diye bir tabir vardır ya gerçekten de öyle. Neticede bu proje oldu ve dedi ki işte 50 kişi olsun. Şimdi Necati’yi dinlerken acaba bunu da geleneksel hale getirsek mi diye düşündüm. Yani bu yapılan şeyler kentte çok şey kazandırıyor. Biraz önce yine anlattım. Bizim yaptığımız sanat projeleri sadece seçkinlerin değil halkın da içinde olduğu projeler oluyor. İnsanlar gidip temas edebiliyor veya fırsat bulup bir çizgi çizebiliyor. Çocuklar o çamurla oynuyorlar. Hakikaten sanat çok önemli bir şey. Kentleri kent yapan sanatla kültürdür. ve çok şükür 20 yılda Tepebaşı’nda kültürü de kazandırdık, sanatı da kazandırdık. ve diğer illere, diğer belediyelere örnek olacak şeyler. İyi ki iyi ki yapmışım diyorum” ifadelerini kullandı.
“Çöldeki bir vaha gibi”
Sergi Küratörü Necati Seydi Ferahoğlu, “İki yıl önce biz Eskişehir’e geldiğimiz zaman Geri Dönüşüm Atölyesini gezmiştik. Orası beni çok etkilemişti. Sanki çöldeki bir vaha gibiydi. Yani herkesin gözden çıkardığı, o gün bir kenara attığı gazeteleri ve atık kağıtları dönüştürerek tekrar insanların ne kadar güzel şeyler yapabildiğini görmüştüm. Akılımıza böyle bir şey geldi. Başkanım da yapalım dedi. ve bu sonuç ortaya çıktı. Ben öncelikle başkanıma, Tepebaşı Belediyesinin bütün çalışanlarına ve kıymetli hocalarına çok teşekkür ediyorum” dedi.
“Emeği geçenlere teşekkür ediyorum”
Sanatçılar adına konuşan Hayati Misman, “Ben önce Necati’ye böyle bir projeyi hayata geçirmek için Sayın Başkan’la konuşup bu noktaya getirdikleri için önce Necati’ye çok teşekkür ediyorum. Sonra bunu kabul eden ve bu hayata geçirmesi için destek veren Sayın Başkanıma çok teşekkür ediyorum. ve tüm sanatçı arkadaşlara, emeğe geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu. Geri Dönüşüm Atölyesi’nde atık kağıtların geri dönüşüm yöntemini öğrenen Defne Gökmenler de “Şu an çok mutluyum. Ben geri dönüşüm atölyesinde kağıtların geri dönüştürme yöntemini öğrendim ve evde kendim yaptım. Arkadaşlarımla da geldik. Biz çok mutlu olduk” dedi.
22 Mart’a kadar gezilebilecek ayrıca sergi salonunda Efgan Beyaz tarafından atık kağıda resim çizilirken Geri Dönüşüm Atölyesi ekipleri tarafından atölye düzenlendi. 50 sanatçının eserlerinin yer aldığı sergide, Tepebaşı Belediyesi Geri Dönüşüm Atölyesi’nde dönüştürülen kağıtlara yapılan resimler yer aldı. Tepebaşı Belediyesi ana hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda sanatseverlerin beğenisine sunulan sergi 22 Mart’a kadar gezilebilecek. Sergide, Süleyman Saim Tekcan, Atilla Atar, Yalçın Gökçebağ, Hayati Misman, Ataç Elalmış, Fevzi Karakoç, Hanefi yeter, Basri Erdem, Şükrü Ertürk, Gülay Yüksel, Reyhan Abacıoğlu, Ahmet Yeşil, Güler Akalan, Necip Erol Olcay, Sema Barlas, Cengiz Savaş, Mahir Güven, Akdoğan Topaçlıoğlu, Ahmet Umur Deniz, Efgan Beyaz, Serdar Leblebici, Aynur Mahmudova Kaplan, Hüseyin Elmaz, Peruze Hamurcu, Meliha Yılmaz, Mehmet Ali Doğan, Bülent Yavuz Yılmaz, Hakan Eraslan, Ilgın Erdem, Mustafa Albayrak, Mümin Candaş, Orhan Zafer, Raif Kalyoncu, Özgür Eryılmaz, Erol Murat Yıldız, Hakan Esmer, Ercan Ayçiçek, Adem Başpınar, Musa Güney, Nurgül Ferahoğlu, Tolga Akalın, Necati Sevdi Ferahoğlu, Ekin Deveci, Neslihan Kıyar, Seydi Murat Koç, Seyit Mehmet Buçukoğlu, Murat Aslan ve Mustafa Sönmez, Devrim Erbil ve Barış Sarıbaş gibi isimlerin eserleri yer aldı. – ESKİŞEHİR
]]>Tepebaşı Belediyesi, kültür ve sanat alanında çalışmalar yapılmaya devam ediyor. Bu kapsamda ‘Geri Dönüşüm Oluşum’ isimli sergisinin açılışı Tepebaşı Belediyesi hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda yapıldı. Açılışa Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, meclis üyeleri, eserleri sergide yer alan sanatçılar ve sanatseverler katıldı.
Sergi açılışında konuşan Ataç, şunları kaydetti:
“Necati Seydi Ferahoğlu, Pişmiş Toprak Sempozyumu’na da sanatçı olarak katıldı. Bizim Geri Dönüşüm Atölyesi’ni o kağıtları görüp sanat adına nasıl değerlendiririz diye bir teklifi oldu. Tabii sanatçı bakmaz görür diye bir tabir vardır ya gerçekten de öyle. Neticede bu proje oldu ve dedi ki 50 kişi olsun. Şimdi Necati’yi dinlerken acaba bunu da geleneksel hale getirsek mi diye düşündüm. Yani bu yapılan şeyler kentte çok şey kazandırıyor. Biraz önce yine anlattım. Bizim yaptığımız sanat projeleri sadece seçkinlerin değil halkın da içinde olduğu projeler oluyor. İnsanlar gidip temas edebiliyor veya fırsat bulup bir çizgi çizebiliyor. Çocuklar o çamurla oynuyorlar. Hakikaten sanat çok önemli bir şey. Kentleri kent yapan sanatla kültürdür. ve çok şükür 20 yılda Tepebaşı’nda kültürü de kazandırdık, sanatı da kazandırdık. ve diğer illere, diğer belediyelere örnek olacak şeyler. İyi ki iyi ki yapmışım diyorum.”
Sergi Küratörü Necati Seydi Ferahoğlu, şöyle konuştu:
“İki yıl önce biz Eskişehir’e geldiğimiz zaman Geri Dönüşüm Atölyesi’ni gezmiştik. Orası beni çok etkilemişti. Sanki çöldeki bir vaha gibiydi. Yani herkesin gözden çıkardığı, o gün bir kenara attığı gazeteleri ve atık kağıtları dönüştürerek tekrar insanların ne kadar güzel şeyler yapabildiğini görmüştüm. Akılımıza böyle bir şey geldi. Başkanım da yapalım dedi. ve bu sonuç ortaya çıktı. Ben öncelikle başkanıma, Tepebaşı Belediyesi’nin bütün çalışanlarına ve kıymetli hocalarına çok teşekkür ediyorum.”
Sanatçılar adına konuşan Hayati Misman da “Ben önce Necati’ye böyle bir projeyi hayata geçirmek için Sayın Başkan’la konuşup bu noktaya getirdikleri için önce Necati’ye çok teşekkür ediyorum. Sonra bunu kabul eden ve bu hayata geçirmesi için destek veren Sayın Başkanıma çok teşekkür ediyorum. ve tüm sanatçı arkadaşlara, emeğe geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Geri Dönüşüm Atölyesi’nde atık kağıtların geri dönüşüm yöntemini öğrenen Defne Gökmenler ise “Şu an çok mutluyum. Ben Geri Dönüşüm Atölyesi’nde kağıtların geri dönüştürme yöntemini öğrendim ve evde kendim yaptım. Arkadaşlarımla da geldik. Biz çok mutlu olduk” dedi.
22 MART’A KADAR GEZİLEBİLECEK
Açılışta, sergi salonunda Efgan Beyaz tarafından atık kağıda resim çizilirken, Geri Dönüşüm Atölyesi ekipleri tarafından da atölye düzenlendi. 50 sanatçının eserlerinin yer aldığı sergide, Tepebaşı Belediyesi Geri Dönüşüm Atölyesi’nde dönüştürülen kağıtlara yapılan resimler yer aldı. Tepebaşı Belediyesi ana hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda sanatseverlerin beğenisine sunulan sergi, 22 Mart’a kadar gezilebilecek.
Sergide eserleri yer alan isimler ise Süleyman Saim Tekcan, Atilla Atar, Yalçın Gökçebağ, Hayati Misman, Ataç Elalmış, Fevzi Karakoç, Hanefi yeter, Basri Erdem, Şükrü Ertürk, Gülay Yüksel, Reyhan Abacıoğlu, Ahmet Yeşil, Güler Akalan, Necip Erol Olcay, Sema Barlas, Cengiz Savaş, Mahir Güven, Akdoğan Topaçlıoğlu, Ahmet Umur Deniz, Efgan Beyaz, Serdar Leblebici, Aynur Mahmudova Kaplan, Hüseyin Elmaz, Peruze Hamurcu, Meliha Yılmaz, Mehmet Ali Doğan, Bülent Yavuz Yılmaz, Hakan Eraslan, Ilgın Erdem, Mustafa Albayrak, Mümin Candaş, Orhan Zafer, Raif Kalyoncu, Özgür Eryılmaz, Erol Murat Yıldız, Hakan Esmer, Ercan Ayçiçek, Adem Başpınar, Musa Güney, Nurgül Ferahoğlu, Tolga Akalın, Necati Sevdi Ferahoğlu, Ekin Deveci, Neslihan Kıyar, Seydi Murat Koç, Seyit Mehmet Buçukoğlu, Murat Aslan ve Mustafa Sönmez, Devrim Erbil ve Barış Sarıbaş’tan oluşuyor.
]]>AK Parti Trabzon Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı ve Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Trabzon Sanatevi’ni ziyaret etti. Başkan Genç, Sanatevi Başkanı Adnan Taç ve yönetim kurulu üyeleriyle bir süre sohbet ederek Trabzon’a kültür ve sanatla ilgili yaptığı ve yapacağı projelerden bahsetti. Genç’e ziyaretinde AK Parti Ortahisar Belediye Başkan Adayı Ergin Aydın da eşlik etti.
Ziyaretlerinden dolayı Başkan Genç ile Ergin Aydın’a teşekkür eden Adnan Taç, kenti bilen, kenti tanıyan ve kentle iç içe olan herkesle istişare edilmesi gerektiğini vurguladı. Yerel yönetimlerle her zaman temas halinde olduğunu ve birçok proje yürüttüğünü ifade eden Taç, “Biz ziyaretlerimizi ve çalışmalarımızı sadece seçim döneminde değil, daha öncesinde de yapıyorduk. Her zaman temas halindeydik. Zaten Ahmet Başkanım ve Ergin Aydın Başkanım bizimle her gün temas halindeydiler. Sabah kahvaltıları, akşam buluşmalarını ve diğer etkinliklerde zaman zaman kendileriyle görüşmelerimizi yapıyorduk” dedi.
Başkan Adayı Ahmet Metin Genç ise, kültür ve sanat faaliyetlerine desteği her zaman kendisi için bir görev olarak addettiğine dikkati çekerek, “Biz görevde olduğumuz süre içerisinde sizlerle beraber şehrin en önemli alametifarikası olduğunu söylediğim kültür, sanat ve tarih yönüyle birlikte bu özelliklerimizi dolu dolu yaşamaya ve altı dolu bir şekilde devretmek için sizlerin çalışmalarına desteği bir vazife bilerek hareket ettiğimi düşünüyorum. Tam mütekamil manada bu desteği yapamamış olabiliriz ama ben hiçbir zaman bu desteği bir lütuf olarak değil, bir vazife olarak görüyorum. Çünkü bu şehir bizim. Şehrin kültür ve sanat ilgili geçmişteki misyonunu bu zaman dilimindeki misyonla nasıl buluşturabiliriz, nasıl uzlaştırabiliriz, bu kıymetlidir Bunu sizlerle yapabiliriz. Kültür insanlarımız, sanat insanlarımız özgün insanlar. Tahayyüllerini yetenekleriyle birlikte yansıtabilen insanlar, o nedenle de kıymetli insanlar” diye konuştu.
“Kültür ve sanat merkezi yapılacak”
Yeni dönemde Avni Aker Stadyumu ve Yavuz Selim Stadının olduğu bölgede bir kültür ve sanat merkezi projesi yapacağını ifade eden Genç, “Biz her zaman fiziki kapasite olarak kültür ve sanat çalışmalarıyla ilgili yetersizliği gözlemledik. Bu konuda mutabıkız. Bir şehirde Sanatevi öncülüğünde bir uluslararası etkinlik yapılabiliyorsa, bu o şehrin yönetenlerin çok çok önemsemesi gereken bir hadisedir. Çünkü şehriniz uluslararası arenaya çıkıp, bir tanıtım sağlıyor. İnşallah 14. sanat etkinliğini de yapacağız. Kültür ve sanat etkinlikleri nitelikli etkinlikler. Bir opera sahnesinin nitelikli olduğunu ben operayı Trabzon’a getirdiğimde anlayabildim. O nedenle sizlerle konuşurken her zaman dile getirdiğimiz bir kültür sanat merkezi projemizi bu dönemde inşallah hayata geçireceğiz. Yavuz Selim ve Avni Aker’in orada iki dönümlük bir alanın Çevre Bakanlığı’ndan tahsisini sağladık. İnşallah bu dönem bu projeyi yapacağız. Oradaki yeşil alanlara halel getirmeden ve fazla bir yapılaşmada bulunmadan inşa edeceğiz. Ama bunun da yeterli olduğu düşüncesinde değilim. Bütün kültür ve sanat faaliyetlerinin bir arada icra edilebileceği daha geniş bir platforma da ihtiyacımız var. Bununla ilgili düşüncemizi de önümüzdeki zaman diliminde açıklamayı düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Değirmendere’deki sanayi siteleri taşınacak”
Değirmendere’de sanayi sitelerinin bulunduğu alanda kentsel dönüşüm çalışması yaparak sanayi sitelerini buradan taşıyacağını ifade eden Genç, “Değirmendere’de 5 tane küçük ölçekli sanayi sitemiz şehrin merkezinde kaldı. Burada bin 700 esnafımız faaliyet yürütüyor. İstiyoruz ki, orayı nakledelim. Orayı yeniden bir yaşam alanına çevirelim. Havalimanından çıktığınız zaman Değirmendere’de şehrin siluetiyle bağdaşmayan çok çarpık bir görsel sizi karşılıyor. Orayı dönüştürerek orada da güzel bir sanat merkezi yapmayı planlıyoruz. Bu daha büyük ölçekli bir iş. Bir taraftan da kötü yapılaşmayla beraber örttüğümüz koca bir tarih var. Trabzon farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan bir şehir. Yukarı Hisar’da arkeolojik kazı çalışmaları yapılıyor. Yeni dönemde inşallah bu işi hızlandırarak müze konseptiyle bir arkeo-park yapacağız. Bu konuda da sizlerden istifade edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Örttüğümüz tarihi dokuyu ortaya çıkarmamız lazım”
Kültür ve sanat değerlerini kurumsal bir hafızada geleceğe taşınması gerektiğini dile getiren Başkan Genç, “Trabzon bir tiyatro kültürü olan bir şehir aynı zamanda. Buna sahip çıkmak lazım. 12-13 tane amatör tiyatro grubumuz var. Bunlardan 8 tanesi aktif. Önce merkezde başlattığımız bu tiyatro festivalini genişlettik. Ordu, Bulancak, Merzifon ve Amasya’ya kadar gittik. Bunları da ulusala taşıyabilen bir anlayışı ortaya koymamız lazım. Çünkü bu konuda da nitelikli sanatçılarımız var. Bütün bunlar bizim gücümüz. Şehri bilmek, tanımak önemli. Şehrin sadece güzelliklerini değil, özelliklerini de öne çıkarmak gerek. Trabzon’un gerçek anlamda değerleri var. Bunları yaşamak ve yaşatmak önemli. Biz gelir gelmez işe müzeyle başladık. Tarih Müzesi, Basın Müzesi kurduk. Sizin de çok katkılarınız oldu. Sanat değerlerimizi kurumsal bir hafızaya alıp geleceğe taşıyabilmemiz lazım. Dünyada dört tane olan matbaanın birisi Trabzon’da. Türkiye’de de üç Basın Müzesi’nden biri Trabzon’da var. Onu açtık. Saray Atik Sokağı kültür sanat merkezi haline getireceğiz. Zeminini yaptık. Tarih Müzemiz burada. Bütün bunlar şehrimizin beklentileri aslında. Daha erken yapmamız gereken konulardı. Şehrimiz daha fazlasını hak ediyor. O örttüğümüz tarihi de ortaya çıkarmamız lazım. Kadınlar Pazarı’nın bulunduğu bölgeden çıkan 1. yüzyıla ait kalıntılar hakikaten değerli. Bunlara sahip çıkmamız ve öne çıkarmamız lazım. İnşallah bu çalışmaları sizlerin de elbirliğiyle yapmaya devam edeceğiz. Yazarlarımız, kültür adamlarımız, sanatçılarımız var. Biz belediye olarak bugüne kadar 35 kitabın basımını üstlendik” dedi.
“Trabzon’da güzel hizmetler yapıldı”
AK Parti Ortahisar Belediye Başkan Adayı Ergin Aydın ise, Trabzon’da atılan her adımda tarihi dokunun hissedildiğine vurgu yaparak, bunun geleceğe taşınması gerektiğini kaydetti. Tarihin gençlere iyi öğretilmesi gerektiğini belirten Aydın, “Tarihte bir söz vardır. Eğer, bir devletin tarihi ve kültürü yoksa ona devlet demiyoruz. Trabzon işte böyle bir şehir. Geçmişi olan, geçmişiyle övünen bir şehir olduğundan dolayı her attığınız adımda bir tarih dokusu hissediyorsunuz. Ahmet Başkanımız Trabzon’da çok güzel hizmetler yaptı. Bizim de bunu devam ettirmemiz lazım. Devam eden projeleri de bitirmek lazım. Bunun için aynı aşkla, aynı çalışma azmiyle birlikte bunları halkımızla buluşturmak bizlerin görevidir. Biz tarihimizle hep övünüyoruz. Trabzon öyle bir şehir ki diyoruz, metrekaresine en az 10 sanatçı düşen bir şehir diyoruz. Tarihimizi gençlerimize öğretebilirsek ve böyle eserler bırakabilirsek ne mutlu bize. Burada en çok görev yerel yöneticilere düşüyor. Sizlerle birlikte şehrimizi kültürel anlamda yönetmekten onur duyacağımı da belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen fuarda roman, deneme, hikaye, polisiye, araştırma, sanat, tasarım, tarih, sinema, gezi, şiir, hobi, eğitim, biyografi ve yemek gibi pek çok alanda kitaplar, yayınevlerinin stantlarında okuyucunun beğenisine sunuldu.
Yazarlar imza etkinliklerinde okurla buluşurken, fuarın ilk günlerinde düzenlenen söyleşi ve etkinliklere kitapseverler yoğun ilgi gösterdi.
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Tökel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fuarda Diyanet Yayınlarından çıkan “Sizin Ömrünüz Kaç Saniye”, “Ramazan Biraz da Annedir” ve “Ta-ha 121” kitaplarını imzaladığını söyledi.
Fuara muazzam bir ilgi olduğunu dile getiren Tökel, “Türkiye okumuyor diyorlar ya, bunu diyen gelsin burayı görsün. Sadece kuru bir kalabalık değil satış da var. Dinliyorlar da soruyorlar da. Müthiş bir ilgi var yani. Bu ilgi okumaya ve düşünmeye de dönüşüyorsa süper harika bir şey.” şeklinde konuştu.
Tökel, kitabın en iyi ikram olduğunu, kitabın insanın yenilenmesi, tazelenmesi anlamına geldiğini dile getirdi.
Mevlana’nın “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” ifadesine işaret eden Tökel, şunları kaydetti:
“Yeni bir şey söyleyemiyorsan, bir şeyleri yeniden söyle. Kitap okumayan yeni bir şey söyleyemez, yeniden de bir şey söyleyemez. Yeni bir şey, yeniden bir şey söylemek istiyorsan, çoluğunu çocuğunu iyi yetiştirmek istiyorsan, kitabın kaynağından korkmaman lazım, kopan kaybolur gider.”
Edebiyatın yanı sıra sanat kitapları da ilgi görüyor
Çocuk kitapları kaleme alan yazar Cansu Demirbağ, “Dedem Kodlama Öğreniyor” adlı üçüncü kitabında sürekli bilgisayar başında olan ve bir şeyler yapmaya çalışan bir çocuğu konu aldığını belirterek, “Mete, kendisini ailesine kanıtlamaya çalışırken bir anda kendisini dedesine kodlama öğretirken buluyor. Bu yolculuk aslında dedesine kodlamayı öğrettiği ama bir yandan da tüm çocuklara teknoloji üretebilmenin ilhamını verdiği bir kitap.” dedi.
Fuarda çok yoğun bir kalabalık gözlemlediğini ve bundan dolayı mutlu olduğunu aktaran Demirbağ, “Bu bizim ülkemiz için çok umut verici bir görüntü. Kitaba değer veren bir ülkenin çok daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
İnkılab Yayınları standında sanatseverleri ağırlayan yazar Hacer Sönmez, “Yeni Başlayanlar İçin Tezhip” serisini, tezhip sanatına başlayanlar için kaleme aldıklarını söyledi.
Sönmez, yayınevinin özverisiyle 2015’te başladıkları çalışmalar sonucu serinin ilk kitabını sanatseverlerin beğenisine sunduklarını vurgulayarak, “Yeni Başlayanlar İçin Tezhip 1’i yazdığımızda çok ilgi gördü ve Yeni Başlayanlar İçin Tezhip 2’yi yazdık. Şimdi Allah izin verirse üçüncüsünü yazacağız. Tezhip sanatına ve geleneksel sanatlara sadece İstanbul’dan değil, Türkiye’nin her yerinden ve yurt dışından da ulaşabilsinler istedik.” şeklinde konuştu.
Tezhip sanatı konusunda hiçbir şey bilmeyenlerin de bu kitabı alarak bir başlangıç yapabileceğini belirten Sönmez, fuarın kalabalık olmasından ve ziyaretçilerin sanata duyduğu ilgi ve samimiyetten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
25 Şubat’ta sona erecek
Ömer Faruk Dere ise uygulamalı sanat serisi çalışmaları kapsamında hazırlanan “Yeni Başlayanlar İçin Hat Sanatı” ve “Yeni Başlayanlar İçin Kaligrafi” serilerinin fuarda gördüğü ilgiye değindi.
Editörlüğünü üstlendiği serinin “Yeni Başlayanlar İçin Çini Sanatı” ile devam edeceğini söyleyen Dere, “Sanatla yeni tanışanlar, sanata ilgi duyanlar ve özellikle büyük şehirlerde olmadığı için hocaya ulaşamayan sanat sevdalıları için küçük bir rehber olarak hazırlamıştık fakat şu an amacının çok daha üstünde hizmet ettiğini görüyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor.” dedi.
Ünlü yazarlar Dursun Gürlek, Saliha Erdim, Tarık Tufan, Nurullah Genç, Güray Süngü, Hatice Kübra Tongar, Ömür Akkor, Kemal Sayar, İbrahim Tenekeci, Saadettin Acar, Kaan Murat Yanık, Beşir Ayvazoğlu, İskender Pala, Ahmet Taşağıl, Şermin Yaşar, Ali Ural, Selahattin Yusuf, Erol Göka, Dilek Cesur ve Bahadır Yenişehirlioğlu fuarın konukları arasında yer alıyor.
Fuar 25 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek.
]]>Fatih Sultan Mehmet’in 1470’te Venedik Cumhuriyeti hakimiyetindeki Eğriboz (Negroponte) adası kuşatması sırasında aşık olduğu Anna ile hikayesini işleyen eserin prömiyeri, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilecek.
Etkileyici kostüm ve dekorlarıyla da dikkati çeken eserin kostüm tasarımını Gizem Betil üstlenirken, dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu hazırladı. Uzun ve hummalı çalışmalar sonunda, sahneye çıkacak 138 kişi için dönemi yansıtan Venedik kaskları, şapka, sarık ve miğferlerin de aralarında yer aldığı 250 kostüm ile 300 şapka hazırlandı.
İDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Caner Akgün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, operada kostüm ve dekorun önemine işaret ederek, şöyle konuştu:
“Opera sanatı farklı sanat disiplinlerinin bir araya gelmesi aslında. Anlamı da o. Kostüm ve dekor da tarihsel ve edebi değerleri sahneye taşıyor. Günümüz insanını da daha çok etkiliyor artık. Neden? Tek bir odağa bağlanmayı seçmiyor beyinlerimiz artık. Farklı alanlarda, odaklarda anlam arayışımız var. O yüzden kostüm ve dekor, operada hep bir anlatım, hep bir metafor… Bir objeyi alıyor, hemen tarihle edebiyatla veya oradaki teatral akışla beynimiz eşleştiriyor. O yüzden bence günümüzün daha da yükselen sanat dalı diyebilirim. İnsanlarımızın ve insanlığın ihtiyacı olan sanat dalı. Kostümlerimiz ve dekorlarımız da heybeti ve çeşitliliğiyle sanatseverleri çok etkiliyor. Atatürk Kültür Merkezi’nde açıldığımız günden beri, hemen hemen her oyunumuzun biletleri tükeniyor.”
“II. Mehmet” operasının 1470’te, Osmanlı Venedik Savaşı esnasında Fatih Sultan Mehmet ile adanın valisinin kızı Anna’nın aşk hikayesini anlattığına değinen Akgün, “O dönemi, o tarihsel dokuyu, Osmanlı kültürünü ve aynı zamanda Bizans kültürünün de stilizasyonunu, giyim şeklini yansıtan, kısaca tarihe bir mercek tutan, tekrar 1470’li yıllara döndüğümüz bir yapıyla karşılaşıyoruz. Bu bizi heyecanlandırıyor.” diye konuştu.
Akgün, dönem yapımları ile güncel yapımların kostümleri arasındaki değişimin sosyolojik bir durum olduğuna değinerek, şu bilgileri verdi:
“Çok önceki yüzyıllarda daha çok şablon üzerine çalışıyordu insanoğlu. Hem davranışları hem giyim kuşamı üzerine. Yeni dünyada artık bütün şablonlar, çerçeveler kırılıyor ve insanlar özgür düşüncenin yanında şu an onlara gösterilen, öğretilmeye çalışılan şeyleri kırmaya çalışıyor. İlginç bir süreç yaşıyoruz aslında. Bu sosyolojik bir süreç ve tarihin akışında da sanat tabii ki kostüm ve dekor tasarımlarında bunu takip ediyor. ‘Stilize ettik, günümüze stilize ediyoruz’ gibi yaklaşımlarla çok karşılaşabilirsiniz. ‘Günümüz insanının düşünme şekline adapte etmeye çalışıyoruz.’ diyor tasarımcılar. Biz de DOB olarak, evrensel kriterleri, toplumun arayışlarını takip ettiğimiz için bu stilize etme hareketini destekleyip, onları doğru çerçeveler içinde yansıtmaya çalışıyoruz.”
“Fatih Sultan’ın görkemini gösteren bir kostümle çıkıyoruz sahneye”
II. Mehmet rolünde sahneye çıkacak sanatçı Burak Bilgili, esere ilişkin, “Sadece kostüm yok, at da var sahnede. Atın üzerinde geliyoruz. Fatih Sultan Mehmet’in beyaz atı var. Bir beyaz atla geliyorum. Çok güzel bir kostüm, çok güzel siyah bir kaftanı, güzel de bir miğferi var. Gizem (Betil) Hanım gerçekten çok başarılı bir dizayncı. İkinci bir kaftan da var. Son perde de akan kanı ifade eden çok büyük bir kuyruğu var kostümün. 3 farklı kostüm var.” ifadelerini kullandı.
Sahnelenen eserlerde karakteri meydana çıkaracak şeyin kostüm olduğunu dile getiren Bilgili, şunları kaydetti:
“Önce kostümün ne olduğunu görmek lazım operada. Dünyada da böyle. Gerçekten Fatih Sultan Mehmet karakterini çıkartan kostümdür. Çok başarılı bir kostüm tasarımcısı var İDOB’un. O yüzden çok şanslılar. Fatih Sultan’ın görkemini, yüceliğini gösteren bir kostümle çıkıyoruz sahneye. Kostümün haricinde bir de ses tabii ki çok daha önemli. Yaklaşık 75 kişilik bir orkestra, AKM gibi bir çok güzel bir salonda seyircilere sesimizi duyurmamız çok önemli.”
Anna karakteri, 6 kostüm giyecek
II. Mehmet rolünde dönüşümlü olarak sahneye çıkacak Doğukan Özkan da dönemi yansıtan 3 kostüm kullanacağını dile getirerek, “Üçü de gayet rahat, kullanışlı, ağır değiller. Rahat bir şekilde eserleri seslendirebiliyoruz. Kostümlerin provalarını yaptık. Gayet iyi. Ufak dokunuşlar kaldı sadece. Onları da yaptıktan sonra genel provayla beraber daha iyi bir şekilde deneyimleyeceğiz.” dedi.
Eserde “Anna” rolünü canlandıracak Dilruba Bilgi ise hazırlıkların tüm hızıyla sürdüğünü vurgulayarak, “Çok zorlu süreçlerden de geçtik ama güzel bir prodüksiyon çıkacağına inancım sonsuz.” ifadelerini kullandı.
Bilgi, eserin ortaya çıkmasında verilen emeğe işaret ederek, şunları aktardı:
“Burada gerçekten çok titizlikle çalışıldı. Operanın içinde Anna’nın rolü çok önemli ve çok büyük bir role sahip. O yüzden aryalarımdaki bütün duygu geçişlerinin hepsini farklı kıyafetlerle de yansıtmaya özen gösterdiler. Bir hayli kostüm değiştireceğim. 6 kostümüm olacak Anna rolü için.”
Dilruba Bilgi, tüm opera, klasik müzik sevenleri eseri izlemeye davet etti.
İlk kez 3 Aralık 1820’de Napoli’deki Teatro di San Carlo’da dünya prömiyerinde sanatseverlerle buluşan iki perdelik eser, 3 Kasım 1990’da AKM’de ilk kez Türkçe yorumlandı.
Eserde Burak Bilgili, Doğukan Özkan, Dilruba Bilgi, Gülbin Günay, Barbora Hitay, Asude Karayavuz, Esen Demirci, Mert Süngü, Ufuk Toker, Berk Dalkılıç, Yoel Keşap, Hazal Ata, Anıl Önder rol alacak.
Renato Bonajuto’nun rejisiyle sahnelenecek eserde, İDOB Orkestrasını dönüşümlü olarak Alessandro de Marchi ile Zdravko Lazarov yönetecek.
Işık tasarımını Ahmet Defne, koreografisini Nil Berkan’ın hazırladığı eserde, Paolo Villa yönetimindeki İDOB Korosu da sahnede olacak.
]]>Sanatseverleri İstanbul’un ruhunu, renklerin ve siyah-beyazın kontrastı aracılığıyla keşfetmeye davet eden sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Odabaşı, eserlerinde İstanbul’un zıtlıklarının nasıl bir arada dengede kaldığını anlatmaya çalıştığını dile getirdi.
Bir kısmı siyah beyaz, bir kısmı renkli olan fotoğraf karelerinde renklerin canlılığını ve siyah beyazın derinliğini ifade etmeye çalıştığını belirten Odabaşı, görsel bir deneyim sunmanın yanı sıra, izleyiciyi düşünmeye, hissetmeye ve farklı bir perspektiften görmeye teşvik etmeyi amaçladığını söyledi.
“Her bir kare İstanbul’un zıtlıklarının ve güzelliklerinin de yansıması”
Odabaşı, “Renkli Renksiz” sergisinin çıkış noktasının, İstanbul’un zengin dokusuna, bu şehrin bireyler üzerindeki etkisine ve şehrin kendine has ikilemlerine olan derin ilgisiyle oluştuğunu belirterek, şu bilgileri verdi:
“Bu sergi, şehrin ve onun sakinlerinin yaşadığı zıtlıkları, renklerin ve renksiz anların iç içe geçtiği, gözle görülenin ötesindeki derinlikleri keşfetme arzusunun bir ürünüdür. İstanbul, hem tarihi hem de modern, hem kaotik hem de huzurlu yüzleriyle, bu sergi için bitmez tükenmez bir ilham kaynağı oldu. Karşıt duyguların bir aradalığı ve İstanbul’un bunu mükemmel bir şekilde dengede tutuyor olması, aslında sosyolojik bir realiteyi temsil ediyor. Sergi, bu realitenin keşfedilmesini, şehrin bu eşsiz dengesinin ve zıtlıkların bir arada nasıl uyum içinde var olabildiğinin anlaşılmasını arzuluyor. İstanbul, tarihi boyunca pek çok farklı kültürü, inancı ve yaşam tarzını bünyesinde barındırmış; bu çeşitlilik, şehrin sosyal dokusunu şekillendirmiş ve zengin bir kültürel miras oluşturmuştur. “Renkli, Renksiz” sergisi, izleyicilere, İstanbul’un bu sosyolojik çeşitliliğini, onun sunduğu zıtlıkları ve bu zıtlıkların bir aradalığını göstermeyi amaçlıyor.”
İstanbul’un her sokağında farklı bir duygu, farklı bir hikaye olduğuna dikkati çeken sanatçı, sergide fotoğraf karelerini “Sessiz Sokaklar” “Yorgun”, “Masumiyet”, “Bekleyiş”, “Şehirler Şehri”, “Doku”, “İkilem-İzler”, “Yansımalar”, “Dinginlik” ve “Portreler” isimlerinde 10 farklı bölüme ayırdığını ve 97 eserinin yer aldığını aktardı.
Odabaşı, projenin bir sene önce başladığı bilgisini vererek, şunları kaydetti:
“İstanbul sokaklarını, caddelerini, eski yapılarını, gizli kalmış köşelerini gezmeyi çok seviyorum. Üslubum, gerçeklikle hayalin, ışıkla gölgenin, renkle renksizliğin sınırlarında dolaşıyor. Fotoğraflarım, genellikle anın dramatik ve duygusal yönlerini vurgulayan görsel hikayeler anlatma çabasında. Gölgeler ve yansımalar kullanarak, görünenin ötesine geçmeye, izleyicilerin bakış açılarını değiştirmeye ve onları, gördüklerinin daha derinlerindeki anlamları düşünmeye teşvik etmeye çalışıyorum.”
“Yağlı boya çalışmalarımı biraz daha ön plana çıkarmak istiyorum”
Ayşegül Ekin Odabaşı, 2017’de siyah beyaz sanatsal fotoğraflarının, heykellerinin ve kolajlarının yer aldığı “Çağdaş Eserlerle Göç” adında göç temalı bir sergi düzenlediğini aktararak, “Göç konusundaki hassasiyet o dönemde çok yoğun bir gündem oluşturuyordu. Duyarlılık açısından bu konunun insan hikayeleri boyutunun ön plana çıkmasını dilemiştim.” dedi.
Yeni projeler üzerine çalışmaya devam ettiğini söyleyen Odabaşı, “Bir sonraki sergimde, yağlı boya eserler, kolajlar ve çağdaş sanat tekniklerini harmanlayarak, İstanbul’un detaylarına yeni bir bakış açısı getirmeyi planlıyorum. İstanbul’un Karaköy, Tomtom, Tarlabaşı, Balat, Galata, Çukurcuma gibi benim için özel anlam taşıyan bölgeleri, bu yeni projemde önemli bir yer tutacak. Bu bölgelerin kendine has atmosferi, sokakları ve insanlarının, yağlı boya tablolarımda ve diğer sanatsal çalışmalarımda hayat bulmasını arzuluyorum. Filistin’deki insanlık dramı ile ilgili de duyarlılığı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen yağlı boya eserler üretmek istiyorum. Çalışmalara çok yönlü olarak devam edeceğim.” ifadelerini sözlerine ekledi.
“Renkli Renksiz” sergisi, izleyicilere, İstanbul’un çok katmanlı yapısını, bir fotoğraf sergisi aracılığıyla yeniden deneyimleme ve şehrin göze çarpmayan güzelliklerini, hüzünlerini keşfetme imkanı sunmayı amaçlıyor.
Tarihi yarımada, Beyoğlu, Balat ve Sarıyer’den fotoğraf karelerinin yer aldığı “Renkli Renksiz” fotoğraf sergisi, 4 Mart’a kadar Atatürk Kültür Merkezi’nde ziyarete açık olacak.
]]>Ünlü Fransız soprano Emma Shapplin, yarın Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde hayranlarıyla buluşacak. “Carmine Meo” albümüyle uluslararası çıkış yapan Shapplin, sanatsal vizyonuyla müzik dünyasında iz bırakmış bir sanatçı olarak görülüyor.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) “II. Mehmet (Maometto II) Operası”nın prömiyerini gerçekleştirecek. Romantik dönem opera literatürünün en önemli bestecilerinden Gioachino Rossini ve librettist Cesare della Valle tarafından kaleme alınan eser, Türklerle ilgili operalar içinde en önemlilerinden birisi.
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda (CRR) 23 Şubat’ta Gülşah Erol Quintet ve Nils Petter Molvaer, 24 Şubat’ta CRR Müzik Topluluğu ardından Mehmet Ali Sanlıkol ile CRR Senfoni Orkestrası’nın konseri müzikseverleri ağırlayacak.
Tiyatro oyunları
Fransız yazar Fred Radix’nin kaleme aldığı, Çağlar Çorumlu’nun yönetip, başrolünde olduğu “Şakşakçılar”, Atlas 1948 Sineması’nda 22 Şubat’ta sahnelenecek. Gülce Ünlü’nün çevirisi, Emrah Eren’in proje danışmanlığıyla TiyatrOPS tarafından sahnelenen oyun, Fransız yazar Fred Radix tarafından kaleme alındı. Erkan Baylav ve Albina Özden’in de oyuncular arasında yer aldığı eser, 1895 yılında geçiyor.
Kosta Kortidis’in, 1900’lerin başında gazetelerde yayınlanmış gerçek bir haberden Çiçekçi Sokağı’nda işlenmiş bir cinayetten ilham alarak yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği “Çiçekçi Sokağı” oyunu, bir adalet, bir cinayet, bir kadın hikayesini sahneye taşıyor.
Başrollerini Wilma Elles ile Kosta Kortidis’in paylaştığı oyunda aynı zamanda Alp Balkan, İlkay Özşen, Dilara Tabak, Ali Alkın Aydın, Pari Mayıs ve Akın Kaplan rol alıyor. Teatro Rudius’un, komedi ve dramı harmanlayan müzikli oyunu “Çiçekçi Sokağı”, 24 Şubat saat 20.30’da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.
Şehir Tiyatrolarında da bu hafta 21-24 Şubat’ta “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi” Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, “Zehir” Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Gidiş Dönüş Moskova (Retro)” Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, “Ben Medea Değilim” Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, “Yatak Odası Komedisi” Ümraniye Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” oyunu Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Maviydi Bisikletim” Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ve “Fosforlu Cevriye” Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gösterilecek.
İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) da 20-25 Şubat’ta “Bir Nefes Dede Korkut”, “80 Günde Devri Alem”, “Her Şey Yolundaymış Gibi”, “Frankenstein”, “Çarpışma” ve “Kırmızı Küre” sahnelenecek.
Sergiler
Eserlerinde doğayı, sembolik anlamlar yüklediği bir unsur olarak öne çıkaran ressam Merih Yıldız’ın “Yeryüzünün Şarkısı/Eutopia” sergisi, Galeri Diani’de 2 Mart’a kadar görülebilir.
Toplam 24 çağdaş sanat galerisinin bir araya gelerek düzenlediği “Art Show: Galeriler Buluşması”, 20 Şubat’ta ön gösterimle açılacak ve 25 Şubat’a kadar The Ritz-Carlton Residences, Istanbul, B Blok Fulya Girişi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Etkinlikte Can Akgümüş, Can İncekara, Ecem Yüksel, Elif Özen, Evren Erol, Ferhat Tunç, Gurur Birsin, Gülnihal Yıldız, Kazım Şimşek, İrina Lunkova, Metehan Törer, Murat Balcı, Sezer Arıcı, Serdar Eğer, ŞANT ve Ümmühan Yörük’ün aralarında bulunduğu sanatçıların eserleri yer alıyor.
İstanbul Lale Müzesi’nde yer alan, 21. yüzyıl çağdaş sanatının etkin isimlerinden ve Pop-Art hareketinin öncüsü Andy Warhol’un eserlerinden oluşan “Andy Warhol Pop-Art Sergisi” de 31 Mart’a kadar İstanbul Lale Müzesi’nde devam edecek.
]]>Türüt, 40 yılı aşkın sanat hayatını, Karadeniz müziğinin geçmişini ve bugününü, sanat hayatında unutamadığı hatıralarını AA muhabirine anlattı.
Kendine has tarzıyla yüzlerce türkü besteleyen Karadeniz müziğinin sevilen sanatçısı Türüt, türkü söylemeye çok küçük yaşlarda başladığını belirterek, “Ben anamdan doğdum, türkü söylerim. Dilim döndüğünden beri türkü söylüyorum. Benim lakabım da ‘nani’ydi. İlkokulda zaten okullar arası yarışmalara katılırdım. Bütün derslerim kötüydü. Müzik çok iyiydi.” diye konuştu.
Sanatçı Türüt, çocukluk yıllarında Karadeniz’deki müzik ortamında çok değerli kemençe ustalarının olduğunu vurgulayarak, Karadeniz müziğinin 1970’li yıllardaki sıra dışı sanatçısının Erkan Ocaklı olduğunu, kendisinin de onu örnek aldığını söyledi.
“Bir gün İstanbul’a gideceğim ve şöhret olacağım.” düşüncesinin çocukluk yıllarında hep aklında olduğunu vurgulayan Türüt, şunları kaydetti:
“O zaman okula devam etmek için köyden Rize’ye gitmem lazım. Babam rahmetli, ‘Bu çocuk hiç ortadan gitmez, ya sağcı olur ya solcu.’ derdi. Beni okutmadı. Çobanlık yaptım ve o çobanlığın bana çok faydaları oldu. Okullarda, düğünlerde aranan adamdım. Büyük bir bahçede bir düğün vardı. Ben ortada türkü okuyorum. O kadar küçüğüm ki sesi duyuyorlar beni göremiyorlar. Bir komşumuz beni tek eliyle tuttu bayrak gibi gösterdi. Çocukluktan beri türkü söylüyordum.
Gençlik yıllarımda artık İstanbul’a gelip kaset yapmam gerektiğini düşündüm. Şimdiki gibi herkese de kaset yapmıyorlar o zaman. Karadeniz kasetlerini yapan bir tane firma vardı o zaman: Harika Müzik. Erkan Ocaklı da orada kaset yapmış bir assolist. Ben de oraya gittim. ‘Türkü okuyup kaset dolduracağım’ dedim. O zaman ben sazlı mazlı istiyorum ama ‘Yok’ dediler. Sadece kemençe ile söyledim. Masraf olmasın diye. Gencim, toyum, acemiyim belki ama ritimli olsun istiyorum. O tek kemençe kasetim acayip ses getirdi. Daha 6 ay geçmeden ikinci albüm için ‘İstediğin sazları temin edeceğiz.’ denildi.”
Türüt, ardından sırasıyla diğer kasetlerini yaptığını belirterek, “Arabaya binsem beni kimse tanımıyor ama İsmail Türüt diye bir adam var artık. 10-15 kaset yaptım ama Artvin’den Şile’ye kadar, ne hikmetse Karadeniz’in dışına pek çıkamadım. Benim için dönüm noktası İdobay oldu. İbrahim Tatlıses firma açtı, beni davet etti. Beni o zaman genel müdür Mehmet Güngör aradı. Ben de ona ‘Beni İbrahim Tatlıses arasın.’ dedim. İnanamadım çünkü. İbrahim Ağabey aradı, ‘Pazartesi holdinge gel.’ dedi. Anlaştık, bir ay sonra stüdyoya girdim. Oflu ile Bayburtlu’yu patlattık.” dedi.
“Ben kravat takarken mahcup olan adamım”
İbrahim Tatlıses’le yaptığı kasetlerin milyonlarca sattığının altını çizen Türüt, “Beni Türkiye’ye İbrahim Tatlıses tanıttı. Yıllarca Kanal 7’de programlar yaptım. Anadolu’da çok izleniyordum. Bugün hala o şöhreti yaşıyor, onun ekmeğini yiyorum. Ben yine o şovlar izlenir diye düşünüyorum ama kanallarda müzik programı yok. Yapıyorsa TRT yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İstanbul’a geldiği yıllarda mahalli enstrümanların hakir görüldüğüne vurgu yapan sanatçı, şu bilgileri verdi:
“Ben kravat takarken mahcup olan adamım. Nasıl geldimse bugün de aynıyım. İyi ki değişmemişim. Bugün kemençe Türkiye’nin en büyük orkestrasında ise birazcık katkım var diye düşünüyorum. TRT’nin Karadeniz müziğine etkisi tartışılmaz. O zaman Süreyya Davulcuoğlu, Kamil Sönmez var. Piyasada da Erkan Ocaklı kendi başına bir şeyler yaptı. Ben otantik adamım ama Türkiye’ye bu işi kabul ettirdim. Bu sadece sanatla ilgili değil. Ben cami cemaati adamım. Anadolu çocuğu, Müslüman Türk evladıyım. Müzikte maddi manevi zirveleri yaşadım. Benim tarzımda müzik yapana bana nasip olanlar nasip olmaz. Bugün internet dünyasında 100 milyon tıklandın ama sokakta karşılığın yok. Benim gözümde sanatsal bir değeri yok. Sanatta torpil olmaz. Bugün imkanın, paran varsa yapabiliyorsun. Eskiden işte bu yoktu.”
“Türkiye Cumhuriyeti’nde yerli, milli, Müslüman, Anadolulu isen şöhret olma hakkın yok”
Sanatçı Türüt, Türkiye genelinde genç neslin kendisini önceki nesiller kadar tanımadığını ifade ederek, her sanatçının bir tarzı olması gerektiğini dile getirdi.
Karadeniz müziğinin önemli sanatçıları olduğuna işaret eden Türüt, “Mesela Volkan Konak’la ben aynı müziği yapmıyorum. Ulusal, evrensel bir müzik yapıyor, teveccüh de var ama aynı şeyi yapmıyoruz. Karadeniz müziği benim okuduğumdur, benden önce Erkan Ocaklı’nın okuduğudur. Allah yollarını açık etsin. Bir kitle seviyor bu adamları, onlara da saygım var ama o tarza çok saygım yok. Gençlerden Onay Şahin, Dinçer, Beşköylü Adem Ekiz var mesela. Bu adamlar benim çok hoşuma gider, dinlerim. Karadeniz müziğini bozmadan, yozlaştırmadan, otantik söyleyenler…” diye konuştu.
Kendisinin yazmaya ve icraya yönelik bir sanatçı olduğuna dikkati çeken Türüt, “Türkiye Cumhuriyeti’nde yerli, milli, Müslüman, Anadolulu isen şöhret olma hakkın yoktu. Ben bunlara rağmen o zincirleri kırdım geçtim. Ben bunları birebir yaşadım. Bu işin duayeni, benim için ‘Bu adam solcu olsaydı Taksim’de büstünü dikerdik.’ derdi. Sanatın sağcısı solcusu mu olur? Bir adam güzel söylüyorsa güzeldir.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in Filistin halkına zulmünü eleştiren şarkılar yaptığı için Almanya’da konserinin yasaklandığına dikkati çeken Türüt, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu necip milletin sırtından para kazanacaksın, şöhret olacaksın ama bu devletin temeline dinamit atacaksın. Ben bunu kabul etmiyorum. Vatan dendi mi iş biter. Vatanı olmayanın dini, namusu, şerefi olmaz. Bu sosyal mevzuları yıllarca hep şarkılarımda işledim. İsrail’in Filistinlilere yaptığı zulüm değil, soykırımdır. İnsanlık suçudur, katliamdır, vahşettir, katilliktir. Bunlar insan olamaz. ‘Ey hür dünya, iyi bak, bak Gazze’de bu ara, yerden gökten denizden etmişler muhasara. Bir ordu saldırıyor günahsız insanlara, bu ordu kavmi malum, boyuna lanet olsun. Lanet olsun İsrail soyuna lanet olsun. Ey! Gazze’nin üstünden tanklar ile geçenler, suçlu suçsuz demeden çoluk çocuk biçenler, kudurmuş vampir gibi bebek kanı içenler, ekmeğin kan, aşın kan, suyuna lanet olsun. Lanet olsun İsrail soyuna.”
Türüt, Trabzon-Rize hikayesini ele alan yeni bir eser hazırladığını belirterek, yurt içinde ve yurt dışında konserler vermeye devam ettiğini sözlerine ekledi.
]]>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle kurulan ve Türkiye’nin pek çok sanatçısını yetiştiren Musiki Muallim Mektebi, Mamak Belediyesi tarafından restore edilerek sanat kurslarına ev sahipliği yapıyor.
Mamak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Düğmeci’nin desteği ve Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın koleksiyonunu hediye etmesi ile müzik araştırmacısı ve yazar Oğuz Elbaş tarafından tarihi binada kurulan Müzik Müzesi ise sanatseverleri müzik tarihinde yolculuğa çıkarıyor.
Müze hakkında AA muhabirine açıklamada bulunan Elbaş, uzun yıllar yüksek kimya mühendisi olarak çalıştığını, bu sürede müzik tarihi araştırmalarını da sürdürdüğünü söyledi.
Elbaş, 1990’lı yılların başlarından itibaren müzik araştırmalarına yoğunluk verdiğini anlatarak, 1992’den sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde danışman olarak görev yaptığı yıllarda 40 bin kilometre yol giderek Anadolu müzelerindeki müzikal değerleri fotoğraflayarak 2 bin fotoğraflık arşiv oluşturduğunu ifade etti.
Müzenin oluşturulması ve enstrümanların sınıflandırılmasının bu arşiv ve belgelere dayandığını belirten Elbaş, “Belgeniz yoksa sözünüz yoktur. Tevatüre dayalı anlatım dünyanın hiçbir yerinde değer bulmaz. Birinci öncelik olarak belge bulmanız gerekiyor. Bunun için çok çalışmanız gerekiyor.” dedi.
Anadolu’nun arkeoloji zengini olduğuna dikkati çeken Oğuz Elbaş, arşiv araştırması yaparken, 7 yıl çalıştığı Alman müzik arkeoloğu Werner Bachmann’dan ders aldığını söyledi.
“Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır”
Anadolu’nun, 12 bin yıllık müzikal geçmişi olduğunu aktaran Elbaş, Türkiye’nin bu zenginliğine sahip çıkması gerektiğini vurguladı.
Elbaş, “Müzik tarihimizi anlatan büyük bir müzik müzemiz yok, müzik tarihimize yönelik nitelikli yayın ve kitap yok. Yazılı dünya müzik tarihinde yer edinmemiş Anadolu’nun müzik tarihini artık anlatmamız, yayınlar yapmamız gerekiyor. Batı dünyasına kendi değerlerinizi anlatmak istiyorsanız belgelerinizin olması gerekiyor, müzik müzelerinizin olması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Elbaş, müzenin Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın çalgı koleksiyonu ile kendisinin arkeolojik dönem enstrümanlarından yaptırdığı bire bir replikasyonlardan oluştuğunu bildirdi.
Oğuz Elbaş, şu bilgileri verdi:
“Hindistan, Uzak Doğu, Avrupa, Afrika ve Anadolu’dan 100, 150 yıllık 300’e yakın enstrüman müzemizde sergileniyor. Çalgılar Çamlıdere’den geldiği zaman durumları hiç iyi değildi. Müzeden önce burada bir atölye kuruldu, 2 restöratör çalıştı ve tek tek tüm enstrümanlar onarıldı, cilalandı, restore edildi ve en sonunda sergilenebilir hale getirildi. Sonra çalgıları teşhir ve tanzim çalışmaları yaptık. Yer dar olduğundan bazılarını sunamadık, depomuzda sunulmayı bekliyor. Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır. Müziği anlatmanız, sunmanız çalgılar sayesinde oluyor. Müzede çalgısal anlamda iki bölüm var. Biri bizim topraklarımızdan çıkan enstrümanları kapsıyor, diğeri de dünya çalgılarından oluşuyor.”
“Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor”
Müzenin ilk teşhir alanında arkeolojik çalgıların yer aldığını belirten Elbaş, “Bu bölümde dünyanın en eski zilleri var. Çalpara ismi verilmiş. Bunların bire bir imitasyonlarını getirdik müzeye. Dünyanın en iyi zilleri halen Türkiye’de yapılıyor. Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor. Müzenin ilk bölümünde raspa, Hitit dönemine ait darbuka, Hitit arpı ve Hitit dönemine ait bir de bağlamamız var.” diye konuştu.
Her enstrümanın da müze için uygun olmadığını belirten Elbaş, şunları kaydetti:
“Çalgının, yapımcısı, çalan kişi, dönemi anlatan yapım tekniklerini üzerinde taşıyor olması ve eskiliği ile pek çok kriter eseri müzelik hale getiriyor. Mesela İstanbul’da Zeki Bülent Ağcabay’ın elindeki eserler müzelik, son derece harika. Kıymetli sanatçıların çalgıları var. O eserler burada görünebilirse çok güzel olur. Bizim zengin müzik tarihimizi, Cumhuriyet’in ilk konservatuvarında göstermemiz çok kıymetli. Saraylarımızdaki enstrümanlara da bakım yapmamız, değer vermemiz gerekiyor. Dünyadaki müzik müzelerinin tamamı şatolardan, saraylardaki çalgıların toplanması ile yapılmıştır. Çalgı bakmak çok zordur, özel ihtisas ister. Çalgı bilimi diye bir alan var ve çok detaylı çalışma istiyor. Hava, iklim koşulları enstrümanın yaşamasını etkiliyor.”
1924’ten eğitim hayatına başlayan konservatuvarda yine sanat var
Mamak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Düğmeci de müzeye ev sahipliği yapan Musiki Muallim Mektebinin Türkiye Cumhuriyeti’nin konservatuvarı ve ilk müzik öğretmen okulu olduğunu belirterek, binanın 1924’ten 1983’e kadar, 1939’da ismi Devlet Konservatuvarı olarak değiştirilerek eğitim verdiğini söyledi.
Düğmeci, Türkiye’deki kıymetli pek çok sanatçının Musiki Muallim Mektebinden mezun olduğunu belirterek, “Sanatçılarımız buraya geldiğinde gözyaşlarını tutamıyorlar. Çok güzel anıları var. Biz de onların anılarını yaşatmak için mekanı koruyoruz.” dedi.
Mehmet Düğmeci, 1983’ten 2005’e kadar Mamak Belediyesi Hizmet Binası olarak kullanılan konservatuvarı, 5 yıl önce göreve geldiklerinde incelemeye aldıklarını ve restore ettiklerini aktardı.
Düğmeci, şöyle devam etti:
“Binayı aslına uygun, aslına yakışır bir şekilde hizmet versin diye restore ettik. Sanatçılarımız tamamen eskisinin aynısı gibi olmasını istiyor ama bu mümkün görünmüyor. Mezunlarımızın, sanat camiamızın memnun kalacağı, onların mutlu olacağı, geçmişine özel bir yere dönüştürmekti esas amacımız ve bu yolda da önemli gelişmeler kaydettik. Restore ettik ve yine bir sanat mekanı olarak kullanıyoruz. Enstrüman kursları, tiyatro kursu veriyoruz. Yaklaşık 300 gence tiyatro kursu veriyoruz. Geleneksel sanatlarımızın kursları veriliyor. Musiki Muallim Mektebinin kimliğine uygun başka bir şey yapmamız gerekiyordu o da müzeydi ve onu da başardık.”
Bu okulun kimliğine uygun olacak şekilde opera ve tiyatro müzesi kurmak istediklerini kaydeden Düğmeci, “Enstrüman Müzemizi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğü envanterine kayıt ettirmek için başvurumuzu yaptık. Resmi açılışı yapılmadı ama ziyarete açtık.” dedi.
Oğuz Elbaş’ın Türk müzik kültürüne büyük hizmetleri olduğunu belirten Düğmeci, Elbaş’a ve Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’a teşekkür etti.
Müzede, kaval, kemane, kemençe, bağlama, cura, koltuk davulu, darbuka, çıngırak, zilli tef, çömlek darbuka, klasik kemençe, ut, lavta, kanun gibi Anadolu çalgıları ile flüt, org, ağız orgu, melodika, armonika, ağaç flütü, marakas, conga, düdük, tef ve gitar, zither, akordiyon gibi farklı materyallerden yapılmış yabancı menşeli enstrümanlar bulunuyor.
]]>Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, ebruzen Hikmet Barutçugil ile bir araya geldi.
Barutçugil, sanat hayatının dönüm noktalarını, ebru sanatının geçmişini ve bugününü AA muhabirine anlattı.
Dünyaya gözlerini açtığı Malatya’da, çocukluğunun ilk 10 yılını geçiren Barutçugil, çocukluğundan itibaren el becerisi olduğunun söylendiğini belirterek, “Büyük bahçeli kerpiç bir evde otururduk. Çocukluğumda hayal ettiğim Malatya şimdi maalesef yok. Bahçemizde değişik lezzette kayısı ağaçları vardı.” diye konuştu.
“Ebruzenliğimin yanında mücellitliğim de var”
Sanatçı, bahçedeki küçük süs havuzuna attığı kayısı yapraklarına elindeki çubuklarla şekil vermeye çalışmanın en büyük çocukluk hobisi olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Sonradan fark ettik ki meğerse ebrunun zemin oradan başlamış. Suyun üstünde bir şeyler yüzdürüp bir şeyler şekillendirmeye orada başlamışım. 10 yaşındayken ailece İstanbul’a göç ettik. 10 yaşında ilkokulu bitirdim. Benden 2 yaş büyük abimle beraber başlamıştım okula. 10 yaşındayken ilkokul bitti ama tabi bu arada eğitim zayıf kaldı ki okuma alışkanlığım olmadı. O yıllarda yaz tatillerinde çocuklar işe girerdi, ailenin maddi ihtiyacından değil hayatı öğrensinler diye. Ben de bir mücellithanede çalışmaya başladım. O bilgileri hala devam ettiriyorum. Ebruzenliğimin yanında mücellitliğim de var. Tüm ailem hukukçuydu. Rahmetli babam da noterdi. Ben de çocukluğumdan beri babamın hep sağ koluydum. O, Bakırköy 2. Noteri olarak tayin edildi. Onun yanında çalışmaya başladım. Önce temizlik işiyle başladım. Daha sonra daktilo öğrendim. Veznedarı ve başkatibi oldum.”
Barutçugil, hukuk ya da iktisat okuması beklenirken, teyzesinin kızını güzel sanatlar sınavına götürdüğünde hayatının değiştiğini vurgulayarak, “Teyze kızım mimar olmak istiyor. Çocukluğundan beri ona hazırlanıyor Ankara’da yaşıyorlar. Sınav zamanı teyzem aradı, ‘Aman Ayşe’yi yalnız bırakma. İstanbul’u bilmez. Götür, kaydını yaptır.’ dedi. Güzel Sanatlar Akademisine gittik. Oraya ön kayıt yaptırıp sınava girilecek. Okula girince deniz kenarında olmasından etkilendim. Biraz dolaştım sağda solda, atölyelerde çocuklar çalışıyorlar, çamurlarla oynuyorlar, resimler, heykeller falan… Okul birden çok hoşuma gitti. Baktım puanım da tutuyor. Teyzemin kızını imtihana getireceğim, oturup arabada bekleyecektim. ‘Ben de kaydolmak istiyorum.’ dedim. ‘Hangi bölüm?’ diye sordu, birden dondum. ‘Ağabey neler var?’ dedim. ‘Tekstil olsun’ dedim. Hiçbir beklentim yoktu. 15-20 gün bir zaman geçti, sonuçları öğrenmeye gittik. Ayşe gitti bakmaya, ben arabada bekliyorum. 15-20 dakika sonra geldi, kapıyı sertçe çarptı oturdu. ‘Seneye bir daha girersin üzülme.’ dedim. ‘Sen beşincilikle kazanmışsın. Ben 32. yedek.’ dedi. ‘Ben neymişim be?’ dedim. O da girdi sonra, endüstri tasarım okudu. Çok güzel işler yaptı. Bu hayatımda bir dönüm noktası oldu.” dedi.
“Akademide öğrenci olmanın getirdiği bir sürü faydasını da gördüm”
Emin Barın’la öğrenciliğinin ilk yıllarında tanıştığını ifade eden Barutçugil, geleneksel sanatlara Emin Barın’ın yönlendirmesiyle ilgi duyduğunu söyledi.
Usta sanatçı, ebru sanatıyla Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki hat levhalarını incelerken tanıştığını kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O zaman gönlüme bir aşktır düştü. Emin Hocam’a ‘Ebru nedir?’ diye sordum. ‘Su üzerine yapılır evladım.’ dedi. O yıllarda da bir tek kişi bu işle ciddi olarak uğraşıyor. O da Mustafa Düzgünman, Üsküdarlı bir attar. Benim de tek bildiğim şey, su ve boya. Kaynak, kitap, hiçbir şey yok. Elime nasıl bir su, nasıl bir boya geçtiyse suyun üstünde yüzdürüp onları bir kağıda aktarmaya çalıştım. Tabii çıkanlar evvelkilerin hiçbirine benzemiyor. Çıkanlar da hoşuma gidiyor ama ne olduğunu ben de bilmiyorum. Akademide öğrenci olmanın getirdiği bir sürü faydasını da gördüm. Bu denemeler iki sene kadar devam etti. 1975 yılı Bilim ve Teknik Dergisi’nin mayıs sayısının kapak fotoğrafı benim yaptığım ebrulara çok benziyordu. O anda fark ettim ki bu tabiatta var olan bir şey. Mikro ve makro kozmos arasındaki sonsuzlukta bu görüntüler var. Toprak katmanlarından tutun mikroskoptaki kan hücresinin 4 bin kere büyütülmüş fotoğrafında bir battal ebruyu görüyorsunuz. Emin Hocam’dan çok büyük destek gördüm.”
İlk sergisini hocası Emin Barın’la açmayı planladığını ancak Barın’ın ömrünün vefa etmediğini aktaran sanatçı, beraber üreterek, birkaç imzalı eserler yapmayı kendisinin de bir gelenek olarak talebeleriyle sürdürdüğünü dile getirdi.
Hikmet Barutçugil, ebru sanatında kendi tekniğinin “Barut Ebrusu” olarak isimlendirildiğini ifade ederek, “Ebru bence resim, müzik ve mimari gibi bir ana sanat dalının adı. Geçmişte sadece kağıtta sıkışıp kalmış fakat doğru yöntem, doğru boyar madde kullandığınızda bence ebrulanmayacak yüzey yoktur. Şimdi ebru sanatında başka sanatlarla birleşerek büyük bir açılım oldu. 17 yedi sene süren bir çalışma sonunda ebrunun nasıl yapıldığını anlatan bir kitap çıktı. İnsanlar o kitaptan takip ederek ebru yapmaya başladı.” şeklinde konuştu.
“Büyük bir hazineyi kilitlemiş, üstüne oturmuşuz”
Ebrunun ilk adının “Türk kağıdı” olduğunu vurgulayan ve tüm dünyada geniş kitlelere ulaştığını söyleyen Barutçugil, 1992’de ABD’de düzenlenen Uluslararası Ebru Kongresi’nin açılışında “İslam Sanatlarının Estetik Prensipleri” başlıklı bir konuşma yaptığını kaydetti.
Usta sanatçı, dünyanın ebruyu Türk sanatı olarak bildiğini ve bunun kalıcı mekanı olarak İstanbul Ebru Evi’ni kurduğunu söyledi. Ebru Evi’nin gelecekte müzeye dönüşeceğini sözlerine ekleyen Barutçugil, “Biz kültür ve sanatta uluslararası olmak istiyorsak önce ulusal olmak zorundayız. Onların yaptıklarını taklit ederek yaranmaya çalıştık, maalesef başaralı olamadık. 1990’lı yıllarda gittiğim ülkelerde insanlara ‘Türk kültürü hakkında ne biliyorsunuz?’ diye sorduğumda, ‘Şiş kebap, rakı, göbek dansı, lokum’ diyorlardı. Biz büyük bir hazineyi kilitlemiş, üstüne oturmuşuz ve dilencilik yapmışız. Şimdi insanlarımız özünün farkına varmaya başladı. Son 500 yılda ebru sanatında 5 kişiden bahsederken bugün 15 bin kişi olduğu tahmin ediliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Batı sanatlarının göze, Doğu sanatlarının ise gönle hitap ettiğinin altını çizen Barutçugil, İslam sanatlarının özünde ilahi güzelliği arayış çabası olduğuna vurgu yaptı.
Usta sanatçı, mutasavvıf yazar Ahmet Yüksel Özemre’nin “Ebru Duası”nı da okuyarak, sözlerini tamamladı.
]]>Çalışmalarında özgün unsurlar barındıran ve deneysel bakış açılarını koruyarak üretimlerinde yenilikler sergileyen sanatçıları bir araya getiren sergi, sürece tanıklık eden sanatçıların bakış açılarıyla dijital dönüşümü yansıtıyor.
Sergide, araştırma sürecinde olağan bir unsur olarak dijital kültürü benimseyen ve yeni teknolojileri denemeyi öncelik olarak gören sanatçılar ile sanatçı kolektiflerinin çalışmaları yer alıyor.
“Dijital kültürün etkilerini yansıtan çalışmalar inceleniyor”
Serginin ön izlemesinde basın mensuplarına açıklama yapan küratör Ümit Mesci, özellikle genç sanatçıların üretimlerine katkı sağlayan sergideki yapıtların tarih boyunca sanat üretiminde öne çıkan doğa, tarih, mimarlık, kent, kimlik ve toplum gibi konuları merkezine aldığını söyledi.
Mesci, sergide dijital kültürün etkilerini yansıtan çalışmaların sanat tarihinin ilk döneminden bugüne bir bütün olarak incelendiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Sergi, dijitalleşmenin olanak tanıdığı ifade tekniklerinin, sanatçıların farklı temalara ilişkin bakış açılarını nasıl dönüştürdüğünü kayıt altına almayı amaçlıyor. Mutlak sonuçlara ulaşmaya değil, sorgulamaya ve soru sormaya odaklanan sergi, sanatçıların araştırma ve anlatımlarındaki özgün unsurları görünür kılıyor.”
“Ödüllü projeler ilk kez bu sergide izleyiciyle buluşuyor”
Küratör Nilay Dursun ise İstanbul Modernin, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle gerçekleştirdiği “Dijital Sanat Alanında Genç Üretimler” programının, serginin araştırma ve geliştirme sürecinde etkili olduğunu dile getirdi.
Müzenin proje kapsamında, farklı disiplinlerde üretim yapan genç sanatçıları “dijital üretim” odağında buluşturduğunu vurgulayan Dursun, şöyle devam etti:
“Yeni müze binamızın açılış hazırlıkları sürerken hayata geçirdiğimiz program, İstanbul Modern’in genç sanatçılarla hayata geçireceği çok yönlü çalışmaların başlangıcı niteliğindeydi. Program süresince katılımcılar tarafından hazırlanan ve müzenin bulunduğu bölge başta olmak üzere, İstanbul’a odaklanan projeler de sergi kapsamında değerlendirildi. Ödül kazanarak üretim desteği alan projeler arasından Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat’a ait ‘Rastlantı’ ile Beste İleri’nin ‘Sentimap Istanbul’ adlı çalışmalarını ilk defa bu sergide izleyiciye sunuyoruz.”
Sergi hakkında
Sergide, çoğunlukla çevrim içi kanallarda ve dijital uygulamalarda görülmeye alışılan üretim biçimleriyle çeşitli imge ve ifadeler, onları farklı yöntemlerle ele alan sanatçıların yapıtlarıyla müze içinde fiziksel olarak sunuluyor.
Küratörlüğünü Ümit Mesci ve Nilay Dursun’un üstlendiği sergide, Cem A., Atıf Akın, Ozan Atalan, Kerem Ozan Bayraktar, Mehmet Berk Bostancı, Cihad Caner, Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat, Beste İleri, Alican İnal, Yelta Köm, Ebru Kurbak, Oddviz, Özcan Saraç, Ahmet Rüstem Ekici-Hakan Sorar, Meltem Şahin ve Berkay Tuncay’ın çalışmaları yer alıyor.
Müze koleksiyonundaki ana başlıklarla ilişki kuran sergideki yapıtlar, aralarında kesin sınırlar olmayan üç çerçevede bir araya getiriliyor.
Dijitalleşmenin olanak sağladığı yeni anlatım olasılıklarından yola çıkılan ilk bölüm, dil ve ifade üzerine yoğunlaşarak, dijital araçların getirdiği yeni eleştirel düşünme alışkanlıklarına eğiliyor.
Dijitalleşmenin ve sürekli dönüşen teknolojik araçların doğa ve tarih eksenindeki tartışma alanlarını inceleyen ikinci başlıkta bu yönelimle bir araya gelen yapıtları üreten sanatçılar, bilim ve sanat arasındaki kesişimde arkeoloji ve felsefe gibi alanları incelerken yapay zeka ve benzer teknolojilerin de yönlendiriciliğine başvuruyor.
Sergideki mimarlık ve kent zemininde odaklanan son alanda ise İstanbul’a ait duyusal manzaralarla kent topografyasını oluşturan bileşenler, dijital araçlar yardımıyla çözümleniyor.
Sergi, 11 Ağustos’a kadar görülebilecek.
]]>Farklı temalarda yaptığı pastel resim çalışmalarıyla dikkati çeken sanatçı, resme merakını, çizim tekniğini ve geleceğe dair planlarını AA muhabirine anlattı.
Bayraktar, yıllar önce Üsküdar’da düzenlenen kişisel sergisi için birkaç at portresi yaptığını ve bunun ilgi görmesi üzerine at portrelerine yoğunlaştığını söyledi.
Yaklaşık iki senedir bu sergiye hazırlandığının altını çizen sanatçı, “Atları seviyorum, çok duygusal hayvanlar. Bir de bizim kültürümüzde önemli bir yeri var. Gücün, cesaretin, güvenin, bağlılığın, zenginliğin timsali. Savaşta, tarımda, ulaşımda, hayatın içinde hep at olmuş. Kültürümüzde atın yeri zaten çok önemli.” dedi.
Emine Bayraktar, atın anatomisinin ve kas yapılarının da ressam olarak kendisini etkilediğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Atlar çok duygusal hayvanlar. O yüzden seviyordum atları. Hatta ‘Bu kadar at çalıştığımda sıkılır mıyım?’ diye bir düşünce de beni kaplamadı değil. İnanın hala içimde çalışacak heves var. Onlarla yakın temasa geçtiğimde de onların duygularını o kadar yoğun hissettim ki ister istemez bu süreçte çok yoğun bir bağ kurmuşum. Fakat ben farkına varamamışım. Yaptığım eserlerde en çok arzuladığım şey, seyreden sanatsevere o duyguyu geçirebilmek. İstanbul Atlı Sporlar Kulübü’nde olmasının da benim için en büyük güzelliği atlarla gerçek bağ kuran sporcularla tablolarımı bir araya getirmiş olmak.”
“Proje hayallerimin sonu yok”
Realistik tarzla çalıştığını ve detaylara çok fazla yer verdiğini vurgulayan Bayraktar, “Kullandığımız farklı materyaller var. Bazen kalem, bazen yayıcılar, bazen elimizle yapıyoruz. Kağıdımız da çok önemli. Zımpara kağıdı üzerine çalışıyorum. Zımpara kağıdı dişli ve dokulu bir kağıt, pastel de zaten toz bir boya. Pigmenti çok yüksek ve çok kaliteli bir boyadır, uzun yıllar kalabilir.” şeklinde konuştu.
Ressam Bayraktar, uluslararası fuarları çok önemsediğini ve Uluslararası Katar Fuarı’na da 5 Arap Atı portresi ile katıldığını dile getirerek, şu bilgileri verdi:
“Fuarda pastel bir at çalışması yaptım. O fuardan bir de ödül verdiler. Onun haricinde de Katar’da bir galeri benim oradaki at çalışmalarımla ilgilendi, aldı. Her sene Fransa’da olan, bu sene de Katar’da yapılan Dünya Arap Atı Güzellik Yarışması’nda benim eserlerim sergilendi. Bu da tabii benim için gurur verici oldu. Proje hayallerimin sonu yok. Benim bir atölyem var, 17 yaşından 55 yaşına kadar öğrencilerim de var. Onlarla bir sergi yapmak hedefim var. Sonrasında kendi çalışmalarımla alakalı yine yurt dışında fuarlara katılmak gibi isteklerim var.”
Sanata meyilli bireylerin hangi dal olursa olsun eğitim alması gerektiğini vurgu yapan Bayraktar, özellikle minik sanatçıların keşfinin ailede başladığını belirterek, “O küçük dünyalarıyla ileride çok büyük sanatçılar olabilirler. Bu dünyanın sanatçılara ihtiyacı var. Sanat evrensel ve herkesin bakış açısını değiştirebilen bir şey. Herkesin bir sanat dalıyla meşguliyeti olmasını temenni ederim.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Moskova Yunus Emre Enstitüsü, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, Moskova Kültür Bakanlığı, Moskova Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi ve Rusya Federasyonu Sinematograflar Birliği tarafından düzenlenen etkinlik, Moskova’daki Sinema Evi’nde (Dom Kino) yapıldı.
Etkinliğe, Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç ve eşi Betül Bilgiç’in yanı sıra YEE Denetim Kurulu Üyesi Ali Özgündüz, Moskova YEE Koordinatörü Mehmet Ülker, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Ali Galip Savaşır ve Moskova Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi Müdürü Aleksandra İlyina katıldı.
Sinema sanatçısı Türkan Şoray ile çok sayıda Türk ve Rus vatandaşının yer aldığı programda, Şoray’ın hayatını anlatan kısa bir film gösterimi yapıldı.
Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Bilgiç, burada yaptığı konuşmada, sanatın evrensel olduğunu belirterek “Nazım Hikmet, ölümünden yıllar sonra bile buradaki Türkleri ve Rus dostlarımızı aynı salonda buluşturabiliyor. Sanatın evrenselliğini bir kez daha bize kanıtlıyor.” dedi.
Bilgiç, etkinliğin organizasyonunda emeği geçenlere teşekkür etti.
“Hikmet, Türkiye ile Rusya arasındaki etkileşime önemli katkılarda bulundu”
YEE Denetim Kurulu Üyesi Özgündüz de Nazım Hikmet’in “ciddi” eserler ortaya koyduğunu belirterek “Hikmet, 122. yılında halen de şiirleri ve eserleriyle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye ile Rusya arasındaki dostluk ve kültürel etkileşime önemli katkılarda bulunan Hikmet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’nı en güzel anlatan şairlerin başında geliyor.” diye konuştu.
Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Savaşır da Nazım Hikmet’in Rusya ve Türkiye’nin ortak değeri olduğunu belirterek “Nazım, tıpkı bu salonda olduğu gibi dünya görüşleri, yaşam şekilleri, dilleri, düşünceleri farklı olan kişileri dostlukla, kardeşlikle bir araya getirmeye devam ediyor. Nazım’ın esirleri ve düşünceleri, yolumuzu aydınlatıp yeni nesillere ilham oluyor.” ifadelerini kullandı.
Savaşır, Hikmet’in mirasını vakfın çalışmalarıyla gelecek nesillere aktarmaya devam ettiklerini dile getirdi.
Sanatçı Türkan Şoray ise Nazım Hikmet’in doğumunun 122. yılı dolayısıyla Moskova’da olmaktan mutluluk duyduğunu dile getirerek “Nazım Hikmet, kalbimden akan sözcüklerden oluşan benzersiz şiirleriyle bize de her zaman, en yoğun duyguları yaşattı.” dedi.
Etkinlik, başrollerini Türkan Şoray, Alla Sigalova ve Faruk Pekel’in paylaştığı 1978 yapımı “Bir Aşk Masalı-Ferhat ile Şirin” filminin gösterimiyle devam etti.
Türk-Rus ortak yapımı ve Nazım Hikmet’in 3 perdelik bir tiyatro oyunu halinde yazdığı Ferhad ile Şirin eserinden esinlenerek senaryolaştırılan film, Türkçe alt yazılı olarak Rusça yayınlandı.
“Sanat ülke tanımıyor”
Etkinlik öncesi AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Türkan Şoray, başrolünü oynadığı “Bir Aşk Masalı-Ferhat ile Şirin” filminin Moskova’da gösterilmesinden mutluluk duyduğunu belirterek “Sanat ülke tanımıyor, dünyanın nerede olursa olsun insanları buluşturuyor. İnsanlar sanatla tek yürek oluyor. Sanatın değeri ve önemi budur.” değerlendirmesinde bulundu.
Moskova’ya ziyaretinin Rus sanatçılarıyla irtibat kurma fırsatı da vereceğine inandığını dile getiren Şoray, buraya geldiğinde Kızıl Meydan’da dolaştığını anlattı. Şoray, “Yıllarca önce bu meydanda dolaşmış olmak, sonra tekrar buraya gelmek çok değişik bir duygu. Duygulandım.” diye konuştu.
Türkan Şoray, Nazım Hikmet’in eserlerine ilişkin de “Nazım dev bir şair, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde herkesi etkilemiş durumda. Onun şiirleri, insanın ruhuna dokunan şiirler.” ifadelerini kullandı.
]]>Göksun A.Ş. Ana Sponsorluğunda CP Otelde düzenlenen etkinliğin sunuculuğunu İlyas Çağlayan üstlendi.

Mood Ödülleri Yönetim Kurulu Başkanı Burak Akan, ödül töreninde yaptığı konuşmasında, “Etkinliğimize gelen tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum. Ankara’da sizlerin huzurunda olmak paha biçilemez. Bu ödüllerin hepinize uğur getireceğine inanıyorum ve ödül alan herkesi tebrik ediyorum.” ifadelerini kullandı.
GÖKSUN A. Ş. katkılarıyla hazırlanan 13. Mood Ödülleri’nde adeta şıklık yarışı yaşandı. Törene Türkiye’nin her yerinden ve diğer ülkelerden yoğun bir katılım olduğu gözlendi.

Törende ünlü modacılar Fatma Kaplan/Kübra Kaplan kardeşler muhteşem bir açılış defilesine imza attılar. Gecenin diğer alkış alan defilesi ise Ünlü Modacı ve Eğitmen Bedriye Kaya tarafından gerçekleştirildi.
İşte Ödül Alanların Tam Listesi:

En Birleştirici Siyasetçi: Mustafa Sarıgül (CHP Erzincan Milletvekili)

En iyi Sosyal Sorumluluk Projesi: Av. Serkan Bayram (AK Parti İstanbul Milletvekili)

En Başarılı Belediye Başkanı: Fethi Yaşar (Ankara Yenimahalle Belediyesi)
Mood Özel Ödülü: Jeff Flake (Amerika)
En iyi Uluslararası Yönetmen: Kambiz Babaei (İran)

En iyi Uluslararası Haber Sunucusu: Zeljana Dubaic (Sırbistan)
En iyi Erkek Oyuncu: Orhan Kılıç

En iyi Erkek Tiyatro Oyuncusu: Selahattin Taşdöğen
Yılın Spor Adamı: Fatih Hakan Avşar
En iyi Ana Haber Sunucusu: Aysun Tekin (Bengütürk)

Oyunculuk dalında Mood Özel Ödülü: Levent Sülün
En iyi Türk Sanat Müziği Kadın Sanatçı: Umut Akyürek
En iyi Türk Halk Müziği Erkek Sanatçı: Oktay Ertuğrul

En iyi İnfluencer: Muhammed Nur Nahya
En iyi Youtuber: Semih Varol
En iyi Sosyal Medya Fenomeni: Gözde Akgün
En sevilen Sosyal Medya Fenomeni: Bülent Mert

En iyi Müzik İkilisi: CANKAN
En iyi Spor Yorumcusu: Güvenç Kurtar
En iyi Genel Yayın Yönetmeni: Av. Bedia Teymur (Haberler.com/Sondakika.com)

Yılın Çıkış Yapan Kadın Sanatçısı: Nilay Dorsa
Yılın Çıkış Yapan Dansçısı: Büşra Ozan
Meslek Başarı Ödülü: Ahmet Kadir Alpaslan

Jüri Özel Ödülü: Hüseyin Kağıt
Unutulmaz Sanatçı: Oğuz Yılmaz
Meslek Başarı Ödülü: Ünal Kaya (Bengütürk)
Yılın En Başarılı Muhabiri: Emre Kol (Show Tv)

Jüri Özel Ödülü: Ömer Faruk Bostan
Yılın Dikkat Çeken Muhabiri: Kemal Akagündüz (Show Tv)
Yılın Çıkış Yapan Kadın Muhabiri: Ecem Sultan Özcan (Kanal D)

En iyi Moda Tasarımcısı: Fatma Kaplan & Kübra Kaplan
Yılın Kadın Girişimcisi: Emel Ceylan
Yılın En Başarılı Turizmcisi: İbrahim Göğem
En iyi Çıkış Yapan AVM: Podium AVM
En iyi Diyetisyen: Betül Deniz
En Başarılı İş Adamı: Fadıl Coşkun
En iyi Yemek Programı Sunucusu: Nermin Öztürk
En iyi Gayrimenkul Yatırım Uzmanı: Eda Altun
En iyi Proje Yatırım Uzmanı: Eda Demir
Yılın Çıkış Yapan Ana Haber Spikeri: Merve Ahu Sarı
En iyi Gülüş Tasarım: Erkan Kara
Yılın Çıkış Yapan Diyetisyeni: Elif Melek Avcı Dursun
En iyi Ulaşım Turizm Şirketi: Çalıkıran Turizm
Yılın Dikkat Çeken Kadın Sanatçısı: Begüm Polat
Yılın Çıkış Yapan Şarkısı: Duygu Ünalan
Yılın En Başarılı Genç Kadın Sanatçısı: Tuğçe Gendigelen
En iyi Otel: Alegria Business Otel Ankara
Yılın Çıkış Yapan Modeli: Elisa Akkuş
En iyi Erkek Karakter Oyuncusu: Ertuğrul Şakar
Yılın En iyi Moda Eğitmeni: Bedriye Kaya
En iyi İletişim Danışmanı: Gizem Demir
Jüri Özel Ödülü: Fuat Bakan
En iyi Tıp Merkezi: Özel Mediest İnternational Ankara
En iyi Kozmetik Markası: Lademor
Yılın Çıkış Yapan Kozmetik Markası: DK Kozmetik
En iyi Cafe: Crypto Lounge
En iyi Koreograf: Ferhat Beyaz
Yılın Çıkış Yapan Rap Müzik Sanatçısı: Reşit Kemal
Yılın Sanat ve Sanatçıya Değer Katan İsmi: Rahmi Çöğendez
En Sorumlu İş Kadını: Gülen Erol
Yılın Dikkat Çeken Sosyal Medya Fenomeni: Beste Barkut
]]>Büyükşehirle Üreten Kadınlar Festivali kapsamında onur konuğu olarak fetivalin açılış programına katılan Türk Sineması’nın efsane ismi Perihan Savaş Denizlili kadınlarla bir araya geldi. Büyükşehirle Üreten Kadınlar Festivali’nin gerçekleştirildiği Büyükşehir Belediyesi Nihat Zeybekci Kongre ve Kültür Merkezi Mehmet Gazi Salonu’nda gerçekleştirilen söyleşiye AK Parti Denizli Milletvekili Nilgün Ök, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, eşi Berrin Zolan, Kent Konseyi Başkanı Ali Değirmenci, Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Bilsen Özen, davetliler ve çok sayıda kadın katıldı. Sevenlerinin yoğun ilgisi ve sevgi gösterisi altında salona gelen Perihan Savaş böylesi önemli bir festivale katılım sağlamaktan büyük bir mutluluk duyduğunu söyledi. Sevilen sanatçı Savaş, “Bu kadar çok kadının bu kadar çok güzel ürünü yapması ve bir belediye başkanının bu güzelliklerin arkasında olması çok önemli. Çünkü kadınlarımız çok değerli. Bizleri buluşturan bu güzel etkinliği düzenleyen Başkanımız Osman Zolan’a çok teşekkür ediyorum, çok güzel bir şey yapıyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Günün anısına horoz kaidesi hediye edildi
Programın sonunda Başkan Zolan, usta oyuncu Savaş’a günün anısına üzerinde Denizli Horozu bulunan bir kaide hediye etti. Büyükşehir Belediyesi Nihat Zeybekci Kongre ve Kültür Merkezi’nde kadınların açtığı el emeği göz nuru eserlerini görücüye çıkardığı stantları da gezen Perihan Savaş, Başkan Zolan ile birlikte dev tesisi inceleme imkanı buldu.
Festivalde Öykü Gürman ve İncesaz da sahne alacak
Türk müziğinin başarılı müzisyenlerinden Öykü Gürman ise 20 Ocak Cumartesi saat 20.00’de düzenlenecek konserde Denizlililerle buluşacak. 21 Ocak Pazar günü saat 14.00’te ise Akademisyen Anne olarak tanınan sevilen yazar Saniye Bencik Kangal söyleşi düzenleyerek merak edilen soruları yanıtlayacak. Saat 16.00’da ünlü astrolog Hande Kazanova sevenleri ile workshop da buluşacağı festivalde saat 20.00’de Türk Sanat Müziğinin sevilen grubu İncesaz sahne alacak. Öte yandan festivalde uzman isimler çini sanatı, sağlıklı beslenme, sosyal medya ile satış alanı oluşturma, uyanış, yüzleşme, kabul, yemek, nefes ve farkındalık çalışması ve evde egzersiz konularında workshop ve eğitimler verecek. Dolu dolu geçen festivalde Türk el sanatlarından ev tekstili ve hazır giyime çok farklı el emeği göz nuru ürünlerin sergilendiği festivalde, ahşap işçiliği, bijuteri, bakırcılık, takı tasarım, dikiş, örücülük, geleneksel giysili bebek yapımcılığı, bıçakçılık, cam işçiliği, çömlekçilik, dericilik, dokumacılık, gümüşçülük, geri dönüşümden yapılmış süs eşyaları, minyatür objeler, sepetçilik, kozmetik, cilt bakımı, seramik işçiliği, çini, Türk süsleme sanatları (tezhip, hat, minyatür, ebru), tel kırma, nakış, iğne oyası gibi geleneksel Türk el sanatlarından örnekler bulunuyor. Ayrıca yöresel ev yapımı kuru gıda, pasta, salça reçel, turşu gibi gıdalar da festivalde alıcılarını bekliyor. – DENİZLİ
]]>Pınar Kanber, hayatına terk edilmiş kervansarayları renklerle dile getirdiğini belirterek, resimlerinde geçmişi vurgulayıp kervansarayların varlığına dikkat çekmek istediğini söyledi.
Kanber, “Kervansarayların İzinde” temalı resim sergisine güncel olandan hareketle geriye doğru bakarak, Selçuklu Kervansaraylarının verilerini, birleştirici öğelerini, tarihi ve toplumsal dönüşüm içerisinde ele aldığını anlattı.
“Sanat benim için sadece mutlu etme aracı değildir, aynı zamanda gerçeklerle yüzleşme, düşündürme, sorgulama aracıdır. Her zaman söylemek istediğim söz ve anlatımcı olgu, üretim süresince itici bir güç olur” diyen Kanber, şunlar şunları kaydetti: “Resimlerimin kaynağı hep yaşam ve yaşamın sürekliliği içindeki zaman kavramları olmuştur. Geçmiş bilinçaltına birikmiş gözlemler ile şimdikinin birleşimi olan bir dünyayı yansıtmak istedim. 2005 yılında İpek Yolundaki Selçuklu Kervansarayları üzerinden tarihi ve kültürel araştırma içerisine girdim. Kilometrelerce gidilen yollar, görülen ve araştırılan 120 Kervansaray sonucunda oluşan duygu yoğunluğu ile çalışmalarıma başladım. Çalışmalarımın ilk durağı 1150 yılında Selçuklu Sultanı I. Mesut tarafından yapılan Alayhan, Anadolu’da yapılan ilk kervansaray ve Selçuklu mimarisinin en önemli simgesi olan çift gövdeli, tek başlı aslan figürünün taşıyan kervansaraydır. Fakat tarihi miras olarak adlandırdığımız bu kervansaray ve diğer gördüğüm kervansarayların yok olmaya mahkum olması, taşlarının kullanılmak için yıkılmaları, ortalarından yolların geçmesi ve büyük kısmının tamamen tahrip edilmesi ve yerlerinin bile bilinmemesi beni çok etkiledi.”
Gaziantep’in köklü tarihi, zengin kültürü ve otantik yapısının kendisini çok etkilediğini dile getiren Kanber, “SANKO Sanat Galerisi ev sahipliğinde eserlerimi Gaziantepli sanatseverler ile buluşturmaktan dolayı çok mutluyum. SANKO Sanat Galerisi’ne destek ve ev sahipliği için teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Konuşmaların ardından SANKO Sanat Galerisi Yürütme Kurulu Üyesi Murat Köylüoğlu, SANKO Holding tarafından bastırılan ve Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nin bilimsel yayını “Belkıs Zeugma ve Mozaikleri” isimli bilimsel yayını Kanber’e takdim etti.
Sergi açılışına SANKO Sanat Galerisi Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Cengiz Halil Çiçek, Gaziantep Ticaret Odası Güzel Sanat Lisesi Resim Öğretmeni Hüseyin Yıldırım, akademisyenler ve sanatseverler katıldı. Pınar Kanber’in 31 eserinin yer aldığı “Kervansarayların İzinde” temalı resim sergisi, SANKO Sanat Galerisi’nde 2 Şubat 2024 tarihine kadar her gün 10.00-22.00 arasında gezilebilecek.
Pınar Kanber, 1974 yılında İstanbul’da doğdu. 2004 yılında Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünden mezun oldu, 2008 yılında Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesinde yüksek lisansını tamamladı. Atölyesinde 2003 yılından itibaren yetişkinlere ve çocuklara sanat eğitimleri veren Kanber, kurumlara ve STK’lara sanat danışmanlıkları yaptı. Kocaeli’nde AB Projelerini koordine etti, yerel gazetelerde sanat yazarlığı yaptı. Vehbi Koç Vakfı’nda Sanat Yönetmenliği yaparken yüzlerce kültür, sanat ve sosyal sorumluluk projesini hayata geçiren Kanber, İşitme Engelliler ile tiyatro kulübü kurdu ve genel koordinatörlüğünü üstlendi. Başta Kervansaraylar olmak üzere birçok konuda araştırmaları ve yazıları olan Sanatçı, İstanbul’daki atölyesinde ulusal ve uluslararası sanat projelerine devam etmektedir. – GAZİANTEP
]]>Ressam Kuseyri, sergi açılışında yaptığı konuşmada, sanatın birleştirici gücünün toplumsal gelişim açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Sanatın birleştirici ve iyileştirici gücünden her bireyin yararlanmasını öneren Kuseyri, “Sanat, toplumun sosyal gelişiminin yanı sıra bireylerin ruhen iyileşmesine de katkı sunuyor. Sanatın iyileştirici gücünden yararlanmak isteyen bireyler mutlaka sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenmelidir” dedi.
Eserlerini “az çoktur” anlayışıyla yaptığını belirten Kuseyri, resimlerinde Uzakdoğu felsefesinin ön planda olduğunu anlattı.
“Sanatta mükemmel ve doğru yoktur, sanatçı sürekli doğayı ve yaşadığı yeri izlemeli ve kendini geliştirmelidir” diyen Kuseyri, şunları kaydetti: “Resimlerimde genellikle doğa, üzüm bağları, ağaçlar ve yaprakları çalışıyorum. Eserlerimde makro kadraj soyutlamalarıyla gözden kaçırdığımız detayları, hissiyatları soyutlamalar eşliğinde, renk vurgusuyla sunuyorum. Yağlı boyaların yanında, Japon felsefesi ve suluboya tekniğinde yine coğrafyaya özgü malzemelerle ürettiğim resimlerimde kendi kişisel belleğimi hatıralarıma ve doğaya yönelerek eserlerimi oluşturuyorum. Bir yaprak detayının ardında, koskocaman bir ormanı ve daha fazlasını hayal ettirmeyi izleyiciye bırakıyorum. Resimlerimdeki gibi akışta kalmayı katı ve karamsar olmamayı ve tesadüflere yer vermemeyi izleyiciyle paylaşıyorum.”
Yeni yılın ilk sergisini Gaziantep’te açtığı için büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Kuseyri, “Eserlerime ev sahipliği yaparak Gaziantepli sanatseverler ile buluşturan, sanata ve sanatçıya verdiği değeri bizlere her zaman hissettiren SANKO Sanat Galerisi’ne şükranlarımı sunuyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Konuşmalardan sonra, Gaziantep Ticaret Odası Güzel Sanatlar Lisesi Resim Öğretmeni Hüseyin Yıldırım, SANKO Holding tarafından bastırılan Gaziantep Müzesi’nin bilimsel yayını “Belkıs Zeugma ve Mozaikleri” isimli kitabı ressam Kuseyri’ye takdim etti.
Sergi açılışına, SANKO Sanat Galerisi Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Cengiz Halil Çiçek, Yürütme Kurulu Üyesi Murat Köylüoğlu, Ressamlar Aysel Sayın, Gül Öztürkmen Demir, Nurten Çatıkkaş Kale, davetliler ve sanatseverler katıldı.
Kuseyri’nin 35 eserinin yer aldığı “Doğanın Nefesi” temalı resim sergisi, SANKO Sanat Galerisi’nde 12 Ocak 2024 tarihine kadar her gün 10.00- 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
Pınar Kuseyri, küçük yaşlarda halı ve kilim motifleri çizmeye başlamıştır. İlk ve orta eğitiminin ardından ekonomi eğitimi almıştır. 2001 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesi hocalarından, desen dersleri alarak, kendini sanatsal olarak geliştirmeye başlamıştır. Daha sonra pastel, suluboya, akrilik ve yağlıboya çalışmalarında bulunmuştur.
Kuseyri, 2009 yılında, Japon suluboya resim sanatı derslerine başlamış ve en üst Dan (kur)’ı bitirip, bu konuda dersler verdi.
Sanatçı, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Plastik Sanatlar Bölümünü, Yüksek Lisansını tezli ve “Onur Belgesi” alarak bitirmiştir. Litografi, doğal kağıt yapımı, ecoprint baskı, seramik, heykel, cam füzyon, ahşap baskı, fotoğraf ve sanat tarihi eğitimleri alan Kuseyri, kişisel ve karma birçok sergiye katılmış, sanat tarihinde önemli yere sahip hocalarla birlikte uluslararası çalıştaylar ve sergilerde yer almıştır. Çalışmalarını İstanbul ve Bodrum’daki atölyelerinde sürdüren Sanatçı resimlerinde, tuval, kağıt ve ahşap üzerine, mürekkep, akrilik ve yağlıboya kullanarak, tamamen spontane ve ekspresif (doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı) şekilde resim yapmaktadır. Herhangi bir görsel kullanmadan, fırça darbeleriyle, lekesel olarak çalışmaktadır. Resimlerinde hafızasındaki görseller ve içinde yaşadığı doğadaki düşüncelerini yansıtmaktadır. Doğaya ait ne varsa, resimlerinde yer alan detaylardır.
Resim yapmak Sanatçının hayattaki amacıdır ve doğa, resimleri için sonsuz kaynak sunmaktadır. – GAZİANTEP
]]>Gençlerle sohbet eden, istişarelerde ve fikir alışverişinde bulunan Akçaabat Belediye Başkanı Osman Nuri Ekim, Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri ile kent estetiğini konuştu.
“Akçaabat’ımız bir kültür, sanat ve turizm şehridir” diyen Genç “Bizler de bu sloganın altını dolduracak işler yapma hevesinde ve gayretindeyiz. Yılın 12 ayında, dört mevsiminde, Akçaabat’ımızda çeşit çeşit kültür ve sanat faaliyeti gerçekleştiriyoruz. Söyleşiler, konferanslar, sergiler, seminerler, sanat kursları, çalıştaylar, Uluslararası Akçaabat Müzik ve Halkoyunları festivalimiz, Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği konserleri kültür sanat faaliyetlerimizden bazılarıdır. Tüm bu etkinliklerle şehrimizin kültür ve sanat hayatını canlı tutmayı, hemşehrilerimizin sosyalleşmesine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Kültür ve sanat etkinliklerimizin yanı sıra yine kültür sanat kursları adı altında birçok kurs açıyoruz. Açtığımız sanatsal kursları tek çatı altında topladık ve Akçaabat Belediyesi Sanat Akademisi’ni oluşturduk. Burada Halk Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği halinde alanında uzman eğitmenler tarafından 13 farklı branşta kurs veriliyor. Estetik görüşü ve sanat anlayışı yüksek olan Güzel Sanatlar Fakültemizin siz değerli öğrencilerinin bu kurslardan faydalanmasını yürekten arzu ederim” dedi.
Başkan Osman Nuri Ekim, ilçelerinin estetik görüntüsüne de önem verdiklerini belirterek “Şehrimizin estetiğine dokunan, şehrimizin siluetine yakışan işler ve projeler yapmaya da özen gösteriyoruz. Öncelikle, fakültemizin tam karşısında ve daha önce atıl durumda bulunan eski tekel binamız, artık beş yıldızlı bir otel. Şehir merkezimizde böyle bir otelin olması hem şehrimizde yaşayanlar için hem de şehrimize gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler için müthiş bir kazanım. Devamında Akçaabat’ımızın incisi sahil parkımız, etap etap yaptığımız çalışmalar neticesinde, yenilenen yüzüyle daha modern ve fonksiyonel hale geldi. Yine sahilde ilginizi çekecek diğer bir husus da yöresel ürün satış reyonlarımız olacaktır. Burada hanımların el emeği göz nuru yöresel ürünleri satılıyor. Şehrin içerisinde yayalaştırdığımız ve trafiğe kapattığımız İstiklal Caddemiz var. Bu cadde tarihten beri Akçaabat’ın kalbi olan bir caddedir. Tüm ticaretler bu sokakta yapılır. Hatta köftenin doğduğu sokaktır İstiklal Caddesi ve Orta Cadde. İstiklal Caddesi’nde ve Orta Cadde’de sokak sağlıklaştırma, cephe ve tabela yenileme çalışmaları yaptık. İstiklal Caddesi’ni adeta açık hava AVM’sine çevirdik. Yine Akçaabat’ın tam kalbinde yer alan ve gün içerisinde insan sirkülasyonunun oldukça fazla olduğu Fatih Parkı’nı tamamen yeniledik. Yine Akçaabat’ımızın incisi tarihi Ortamahalle’mizde sokak sağlıklaştırma çalışmaları yaptık ve 1. Etabını tamamladık. Tarihi mahallemizde bulunan tarihi yapıyı da restore ederek Ortamahalle Müzesi olarak şehrimize kazandırdık. Bu müzede ise Akçaabat’ın tarihi ile ilgili eserler sergileniyor” diye konuştu.
Programın sonunda, Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri görüş ve taleplerini tek tek bildirirken, program günün anısına hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi. – TRABZON
]]>