Programda ” Yaş aldıkça daha genç gözüküyorsunuz. Var mı bir sırrınız” sorusuna Ersay Üner, ” Herkes aynı şeyi söylüyor. İnşallah öyledir. Hiç bakım, estetik vs. yoktur bende.
Ben kendi halimdeyim. Yaşlanmayı seviyorum. ” Oo ne güzel gidiyor” falan diyorum. Botoks falan yok ponçik ponçiğim ben. ” cevabını verdi.
Benim de bir Dilber’im vardı
Programda Serhat Tekin’in ” Kariyerinin başında gazinolarda, pavyonlarda çalıştın. Sizin hiç ” İnci Taneleri” dizisindeki gibi bir Dilber’iniz var mıydı?” sorusuna Ersay Üner, ” Vardı. Ama benimki platonikti.
O şarkı söylüyordu. Hiç açılamadım. Ama ne kadar güzel duygular bunlar. Herkesin bir platoniği vardır. ” cevabını verdi.
İlişkide bir çizgim var. Oraya gelene kadar zor bir adamım
Programda ” Bir ilişkide kendinize sevgili olarak 10 üzerinden kaç verirsiniz?” sorusuna, ” Ersay Üner, ” Bir çizgi, bir limit var bende. Oraya gelene kadar biraz zor bir adamım.
Çünkü yaşanmışlıklarım, tecrübem, aklım, fikrim, mesleğim.. bunların hepsini içine koyduğun zaman bir yer var. İlk önce oraya kadar bir gelinmesi gerekiyor. Ondan sonrası, o çizgiyi geçtikten sonra ben çok acayip bir adam olurum. 10 numara olur.” cevabını verdi.
Evlilikten Korkmuyorum
Programda şu an hayatında kimse olmadığını söyleyen Ersay Üner, “Evlilikten korkuyor musunuz?” sorusuna, ” Evlilikten asla korkmuyorum. Ben hayatım boyunca hiç bir şeyden korkmam. Evlilik, boşanma.. bunları yaşarsın biter. İşime sekte vurur diye evlilikten kaçmam.
Öyle bakarsan yürümez zaten. Ben ilişki olayına şu anki aklımla çok başka şekilde bakıyorum. İki özgür insan olarak bakıyorum ilişkiye. Normal hayatlar idame edilirken,başbaşayken keyifli vakit geçiriyorsan tamam. Onun harici tamamen karmaşa.” cevabını verdi.
Demet Akalın ile verdiğimiz ara güzel oldu
Programda ” Zamanında Demet Akalın ile bir dönem konuşmadınız. Hiç içinizden o dönem konuşsaydık daha ne şarkılar çıkardı diye düşündünüz mü?” sorusuna Ersay Üner, ” O dönem öyle olması gerekiyordu.
Benim için de onun için de öyle bir dönemdi. Beraber zaten çok güzel şeyler yaptık. Bence böyle bir ara güzel oldu. Şimdi yeni Demet Akalın albümünde “Demet okusaydı çok güzel olurdu.” dediğim 3 tane şarkım var.” cevabını verdi.
Demet Akalın’ın “Bebek” şarkısını yazmam 10 dakika sürmedi
Programda, “En kısa sürede yazdığınız şarkı hangisiydi?” sorusuna Ersay Üner, ” Demet Akalın’ın okuduğu ” Bebek ” şarkısı en kısa sürede yazdığım şarkıydı. 10 dakika sürmedi bile yazmam.
Demet’e telefonda nakaratı söylerken, A’sını yazıyordum şarkının. Hikayesi de, sabah magazin programı izliyordum televizyonda. Baktım millet ” Bebek’te onu dedi bunu dedi” diye haberler veriyor. Benim de aklıma böyle bir şarkı geldi.” cevabını verdi.
Mert Demir’in rengini ve şarkılarını seviyorum
Programda “Kimleri beğenip dinliyorsunuz?” sorusuna Ersay Üner, “Mert Demir’in rengini ve şarkılarını seviyorum. Mabel Matiz, Edis severim. Bizim jenerasyon Gökhan Türkmen’i çok severim. En yenilerden de Sami’yi beğeniyorum.” cevabını verdi.
Sezen Aksu ile düet yapmak isterim
Programda, ” Kariyeriniz boyunca sadece bir düet hakkınız olsa kiminle yapardınız?” sorusuna Ersay Üner, ” Sezen Aksu. Olur da zaten bir düet inşallah kısmetse. Çok saygı duyuyorum ama daha çok seviyorum. ” cevabını verdi.
Orijinal bir şey yoksa dinleyemiyorum
Programda ” Yeni dönemde yapılan işlere bir eleştiri getirecek olsanız bu ne olurdu?” sorusuna Ersay Üner, “Ben hiç bir zaman sanatı eleştiren bir adam olmadım ama ” Şu şöyle olsaydı, bu böyle olsaydı” diyerek kendime göre yorumladığım şeyler oluyor.
Yeni dönem arkadaşların yaptığı işlerde bazıları çok dikkatimi çekiyor ve hoşuma gidiyor. Bazılarını ise dinleyemiyorum çünkü ben onun orijinalini dinledim. Tek ince noktam odur benim. Sıfırdan bir şey ürettiği zaman asla hiç bir şey söyleyemem.
Ama daha önce orijinalini dinlediğim bir şeyi dinlediğim zaman, veya bir şeye benzediği zaman dinleyemiyorum. Ben orijinal fikre bakarım. Fikrin orijinalse benim için sorun yok.
İyi ya da kötü ona dinleyici karar verir. Ama ortada orijinal bir şey yoksa onu ne dinleyebiliyorum ne de izleyebiliyorum.” cevabını verdi.
]]>Renkli sahne şovları, akıllarda yer eden şarkılarıyla Eurovision, her yıl Avrupa müzik sahnesinin önemli müzik olaylarından birini oluşturuyor.
BBC Müzik Muhabiri Mark Savage, “bazen sürprizlerini tüketse ve eski ihtişamının da bir nostalji olduğunu düşündürse de, yarışmanın her zaman büyülü, dokunaklı ve duygusal olduğu” yorumunu yapıyor.
Eurovision 2024’le ilgili öne çıkanları derledik:
Eurovision ne zaman?
İngiltere’nin Liverpool kentinde düzenlenen Eurovision 2023’ü pop şarkıcısı Loreen, ülkesi İsveç adına kazandı. Loreen, 2012’de kazandığı zaferin ardından yarışmayı iki kez kazanan ilk kadın oldu.
Yarışmaya bu nedenle bu sene İsveç’in Malmö kentindeki Malmö Arena ev sahipliği yapacak.
7 Mayıs Salı günü ilk yarı finali gerçekleşecek. İkinci yarı final iki gün sonra 9 Mayıs Perşembe günü yapılacak.
Büyük final ise 11 Mayıs Cumartesi akşamı.
Yarışmanın sunuculuk görevini İsveçli komedyen Petra Mede ve İsveçli aktris Malin Åkerman ikilisi üstlenecek.
Malmö 1992 ve 2013’ten sonra Eurovision’a üçüncü kez ev sahipliği yapıyor.
İsveç, daha önce 1975, 2000 ve 2016 yıllarında Stockholm’de, 1985 yılında Göteborg’da yarışmayı düzenlemişti. 2024 Eurovison ise ülkenin yedinci ev sahipliği olacak.
Bu yılki yarışmanın sloganı geçen yılki gibi “United By Music” (Müzik Birleştirir) olacak.
Yarı finalde hangi ülkeler var?
Yarışmanın beş ülkesi Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Birleşik Krallık her yıl olduğu gibi yarışma finaline doğrudan katılacaklar.
İsveç de ev sahipliği nedeniyle finalde sahne alacak. Büyük Final için ön elemeyi geçmiş olmalarına rağmen bu ülkeler gösterinin bir parçası olarak yarı finallerde de sahne alacaklar.
Eurovision 2024 yarı finalinde daha önce birincilik kazanan kadın sanatçılar misafir olacak.
2003 yılında yarışmada ilk kez birinci gelen Türkiye, 2012’den beri yarışmaya katılmıyor. Bu, bu yıl da değişmeyecek.
Türkiye’ye birincilik getiren Sertab Erener, Malmö’de “Everyway That I Can” şarkısını bir kez daha seslendirecek.
2005’te Yunanistan adına yarışan ve birinci olan Helena Paparizou “My Number One” ve 1999’da İsveç’e birinciliği getiren Charlotte Perrelli de “Take Me to Your Heaven” şarkısını söyleyecek.
Yarı finalde yarışacak ülkeler ve torbalar ise şöyle:
Torba 1: Arnavutluk, Avusturya, İsviçre, Hırvatistan, Sırbistan ve Slovenya
Torba 2: Avustralya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, İzlanda, Norveç
Torba 3: Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, İsrail, Letonya, Litvanya, Ukrayna
Torba 4: Kıbrıs, Yunanistan, İrlanda, Malta, Portekiz, San Marino
Torba 5: Belçika, Çekya, Lüksemburg, Hollanda, Moldova, Polonya
Hırvatistan, İrlanda, Ukrayna ve Avustralya’nın da aralarında bulunduğu on beş ülke 7 Mayıs Salı günü ilk yarı finalde yarışacak.
Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve İsrail’in de aralarında bulunduğu on altı ülke ise 9 Mayıs Perşembe günü ikinci yarı finalde yer alacak.
Çoğu Eurovision ülkesi Avrupalı.
Ancak 2015’te Eurovision’un 60. yıldönümü kutlamalak için davet edilen Avustralya her yıl yarışmaya katılıyor. Ancak Avustralya kazanması halinde ev sahipliği yapamıyor.
İsrail de dahil olmak üzere diğer Avrupalı olmayan ülkeler yarışmaya, etkinliği düzenleyen Avrupa Yayıncılar Birliği (EBU) üyesi oldukları için katılmakta.
İsrail’in katılımı
İsrail’i temsil edecek Eden Golan, 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarına atıfta bulunduğu düşünülen, ülkenin orijinal şarkısı “October Rain”in yeniden yazılmış bir versiyonu olan “Hurricane” adlı şarkıyı söyleyecek.
İsrail’in kamu yayıncısı Kan’a göre şarkı sözleri kişisel bir kriz yaşayan bir kadının hikayesini anlatıyor.
Yarışmanın organizatörleri, İsrail’in şarkısını, sözlerini “siyasi tarafsızlık” kuralını ihlal ettiğini söyleyerek yarışmadan men etmişti.
İsrail devlet televizyonu Kan, ilk olarak 7 Ekim’deki Hamas saldırısına gönderme yapan şarkının sözlerinin değişmeyeceğini ilan etmişti.
Ancak İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ülkesinin yarışmaya katılmasını sağlayacak “gerekli değişikliklerin” yapılması çağrısında bulunmuştu.
Bunun üzerine Kan, yarışmada İsrail adına yer alacak şarkının sözlerinin değişmesi için organizatörlere başvuruda bulundu.
Türkçeye “Ekim Yağmuru” olarak çevrilen şarkının sözleri İngilizce yazılmıştı. Şarkının sözlerinde, “Hepsi iyi çocuklardı, her biri. Erkeklerin ağlamadığını kim söylemiş? Saatlerce… Ve çiçekler. Hayat korkaklar için bir oyun değil” ifadeleri yer alıyor.
Şarkıdaki “çiçek” sözlerinin, savaşta hayatını kaybedenlere yapılmış bir gönderme olduğu belirtiliyor.
Ancak dünya çapında İsrail’i Gazze’de büyük bir yıkıma neden olan saldırıları nedeniyle yarışmaya dahil edilmemesi için çağrılarda bulunulmuştu.
İzlanda, Finlandiya, Norveç, Danimarka ve İsveç’te benzer itirazlar dile getirildi. Bu ülkelerde sanatçılar, bunun gerekçesi olarak Rusya’nın iki yıl önce başlayan Ukrayna işgali sonrası diskalifiye edilmesini gösterdi.
Eurovision organizatörleri, Ukrayna ve Gazze’deki durumların farklı olduğunu söyleyerek İsrail’in yarışmadan çıkarılması çağrılarına direndi.
Oylama nasıl yapılıyor?
Yarı finaller, halk oylamasıyla yapılıyor.
Finale kalan ülkeler ise jüri ve halk oylamasıyla oylanıyor.
Her ülke tarafından 10 şarkının her birine puan veriliyor. Ancak ülkeler kendi ülkelerinin şarkısına oy veremiyorlar.
Halk oylamasında en yüksek puan 12, ikinci en yüksek puan 10, üçüncü en yüksek puan da sekiz. Daha sonra sonra yediden başlayarak bire kadar puanlama yapılıyor.
Her katılımcı ülke yayıncısı EBU’ya giriş ücreti ödüyor.
Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve İngiltere en çok ödeme yapan ülkeler. Ancak BBC katkısını kamuoyuna açıklamıyor.
Liverpool’da 2023 etkinliğini düzenlemenin BBC’ye 8 milyon ila 17 milyon sterline mal olduğu düşünülüyor.
Birleşik Krallık hükümeti 10 milyon sterlin, Liverpool’daki yerel yetkililer ise 4 milyon sterlin verdi.
]]>Albay Süleyman Açar ile Firuzan Hanım’ın oğlu Kayahan Açar, 29 Mart 1949’da İzmir’de doğdu. Henüz çocukken müziğe tutkuyla bağlanan sanatçı, ilk ve ortaokulu Kars’ta Fevzi Çakmak Okulunda tamamladı.
Kayahan, babasının askerlik görevi nedeniyle Türkiye’nin birçok ilini dolaştı, gençlik yıllarını ise Ankara’da geçirdi. Sanatçı ilk evliliğini 8 Mart 1973’te Nur Açar ile yaptı. İkilinin çocukları Beste 1974’te dünyaya geldi. Çift, 1991’de ayrıldı.
Vatani görevini İzmir’de tamamlayan sanatçı, daha sonra İstanbul’a gelerek profesyonel müzik çalışmalarına başladı.
Sanatçı, müzik dünyasına 1971’de “Yosun Gözlü Sevgilim-Bir Mektubun Var” adlı 45’liğiyle adım attı.
“İstanbul Hatırası” ile 1978’de Eurovision elemelerine katıldı
Kayahan, 1978’de düzenlenen Türkiye Eurovision elemeleri için bestelediği “İstanbul Hatırası” adlı şarkı ile elemeyi geçemedi.
“Bekle Gülüm – Ateş” adlı 45’liğini 1980’de müzikseverlerin beğenisine sunan sanatçı, seslendirdiği bütün eserleri kendisi yazıp besteledi.
Usta sanatçı, adını ilk olarak Sezen Aksu, Zerrin Özer, Bilgen Bengü ve yakın dostu Nilüfer’e verdiği şarkılarla duyurdu.
Kayahan’ın Nilüfer tarafından yorumlanan “Geceler”, “Kar Taneleri” ve “Esmer Günler” adlı eserleri, Türk pop müziğinin unutulmazları arasına girdi.
Sanatçı, “Geceler” adlı şarkısıyla 1986’da Ayşegül Aldinç ile katıldığı “Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması”nda “Altın Portakal” ödülüne layık görüldü.
TRT Müzik kanalında 1985’te “Cumartesiden Cumartesiye” kuşağı içinde çocuklar için bilim kurgu temalı “Sanmer 2095” adlı programı sunan sanatçı, 1987’de yine çocuklar için “Merhaba Çocuklar” albümünü hazırladı.
“Yemin Ettim” ve “Odalarda Işıksızım” albümleriyle iz bıraktı
Kayahan, ilk albümü “Yemin Ettim”i de 1991’de, ikinci albümü, “Odalarda Işıksızım”ı 30 Nisan 1992’de müzikseverlerle buluşturdu. İkinci albümün ardından büyük bir başarı elde eden sanatçı, aynı yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Ankara Kızılay Meydanı’nda on binlerce kişinin izlediği bir konsere imza attı.
Sanatçının, 1993’te çıkardığı “Son Şarkılarım” albümündeki “Sarı Şekerim”, “Vazgeçmem” ve “Aman” adlı şarkıları müzikseverlerin büyük beğenisini kazanarak, geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.
“Sevenleri ayırmayın, sevenler ayrılmayın” sloganıyla 1995’te “Benim Penceremden” albümünü yayımlayan sanatçının, “Ben Anadolu Çocuğuyum” ve “Allah’ım Neydi Günahım” adlı eserleri, birçok müzisyen tarafından yorumlandı. Sanatçı, “Ben Anadolu Çocuğuyum” şarkısında, kültürel erozyon karşısındaki tepkisini dile getirdi.
Kayahan, hemen her albümünde “sevgi” temasını işlerken, 1996’da “Allah kimseyi sevgisiz bırakmasın” sloganıyla “Canımın Yaprakları” albümünü yayınladı.
“Emrin Olur” albümünü 1997’de müzikseverlerle buluşturan sanatçı, albümdeki “Şampiyon” şarkısını, taraftarı olduğu Galatasaray’ın şampiyonluğu dolayısıyla yeniden yorumlayarak, “Cimbom Şampiyon” adlı tekli çıkardı.
Sanatçı, 15 Ekim 1992’de Lale Yılmaz ile evlendi ancak çift 1993’te ayrıldı. Vokalisti İpek Tüter ile de 1999’da dünya evine giren Kayahan’ın, Aslı Gönül adını verdiği kızı 2000’de dünyaya geldi.
Usta müzisyen, “Beni Azad Et” albümünü 1999’da müzikseverlerle buluşturdu. “Gönül Sayfam” albümünü ise 2000 yılında çıkaran sanatçı, albümde 17 Ağustos 1999 depremi için yazdığı “17 Ağustos” şarkısı ile kızı Aslı Gönül için bestelediği “Ninni” adlı eserlerine yer verdi.
Kayahan, 45 yıllık kariyerinde, 45’likler, long playler ve albümlerin yanında “365 Gün” ve “Mevsim Hala Sen” adlı teklileri de müzikseverlerle buluşturdu.
Doğa ve çevre duyarlılığı ile de bilinen usta sanatçı, yaşamı boyunca birçok yardım konseri verdi ve gönüllü olarak çeşitli çalışmalara katıldı.
“Ölüm bir ceza değil, mezuniyettir”
Sanatçı, 1990’da yumuşak doku kanseri ile mücadele etti. 2004’te kansere yeniden yakalanan usta isim, tekrar iyileşti. Hastalık 2014’te nüksetti. Bir yıl boyunca hastalığıyla mücadele eden Açar, küçük hücreli akciğer kanseri nedeniyle 3 Nisan 2015’te hayatını kaybetti.
Cenazesi Teşvikiye Camisi’nden kaldırılan sanatçı, vasiyeti gereği Kanlıca Mihrimah Sultan Mezarlığı’na defnedildi.
Romantik dizelerinin yanında inançlı yapısıyla da bilinen sanatçı, bir röportajında şunları söylemişti:
“Ölüm bir ceza değil, bana göre bir mezuniyettir. Yani, Cenab-ı Allah’ın katına çıkacaksınız, orada hesap vereceksiniz. Buradaki dünyanın yalan olduğunu, eğer bir düşünürseniz, zaten huzur kendiliğinden gelir. Cenab-ı Allah’ın gönderdiği Kuran-ı Kerim’i okusanız, o kitapta size ticareti nasıl yapacağınız bile anlatılıyor. En kolayını da söyleyeyim; helal ve haram. Bunu bilen bir dünyada, hiçbir problem çıkmaz.”
Tarkan, Sezen Aksu, Funda Arar ve Nilüfer’in de aralarında olduğu birçok ünlü sanatçı, 2014’te bir araya gelerek “Kayahan’ın En İyileri” albümünde yer aldı.
Arkadaşlarının deyimiyle, romantik melodileri iğne oyası gibi eserlerine işleyen ve şarkılarında daima insanları birlik ve sevgiye davet eden usta sanatçının, 45 yıllık sanat hayatında geride bıraktığı eserleri şöyle:
“Canım Sıkılıyor Canım (1981)”, “Merhaba Çocuklar (1987)”, “Benim Şarkılarım (1988)”, “Benim Şarkılarım 2 Siyah Işıklar (1989)”, “Yemin Ettim (1991)”, “Odalarda Işıksızım (1992)”, “Son Şarkılarım (1993)”, “Benim Penceremden (1995)”, “Canımın Yaprakları (1996)”, “Emrin Olur (1997)”, “Beni Azad Et (1999)”, “Gönül Sayfam (2000)”, “Ne Oldu Can? (2002)”, “Kelebeğin Şansı (2004)”, “Biriciğim’e (2007)”, “365 Gün (2011)”
]]>Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, 75 yaşındaki Selami Şahin ile bir araya geldi. Sanatçı, müzikle iç içe geçen hayatını ve yaşamının dönüm noktalarını AA muhabirine anlattı.
Usta sanatçı, Mısırlı bir anne ile Hataylı babadan, Hatay Yayladağ’da bir köyde dünyaya geldiğini belirterek, ilkokul yıllarında bayramlarda öğretmenlerinin kendisine şarkılar söylettiğini aktardı.
“Şarkıcı oldum, 17 yaşında ünlendim”
Türkçeyi 8 yaşında öğrenen ve o güne kadar Arapça konuşan Şahin, ilkokul öğretmeninin “Günün birinde sen şarkıcı olursun.” dediğini belirterek, “İlkokul mezunuyum. Köyde çok fakir bir aileydik. Ben, ‘Şarkıcı olmak için gideceğim.’ dedim. ‘Nasıl olur?’ dediler. Annemin, babamın ağlamasını hiç unutmam. 16 yaşımda ayrıldım. Adana, Antakya, Ankara bir ay 15’er gün çalıştım. Buralarda şarkıcı olunmazdı. Öğrendim ki İstanbul’da olunur. Daha 17 yaşına girmeden İstanbul’a geldim.” diye konuştu.
O yıllarda Beyoğlu Şato Oteli’nde çalışmaya başladığını söyleyen Şahin, “Ütü öğrendim, temizlik yaptım. Otelin en üst katında bir oda var, halıları koyuyordum. Halıyla, yorgan öyle yatıyordum, çalışıyordum. O zaman plakçılık Sirkeci’de Doğubank İş Hanı’ndaydı. Daha sonra orada iş buldum.” dedi.
Ünlü sanatçı, çalıştığı plak şirketinden şarkıcı olmak için yardım istediğini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Onlara ‘Ben şarkıcı olmak istiyorum.’ dedim. ‘Gurbette ömrüm geçecek/Bir daracık yerim de yok’ türküsünden bir kuple okudum. Ayağa kalktılar, ‘Allah Allah ne kadar güzel bir ses bu. Hemen 45’lik yapın.’ dediler. O zaman long play bile yoktu. 45’lik yaptık. Üçüncü 45’likte ünlendim. Neye uğradığımı şaşırdım. Şarkıcı oldum, 17 yaşında ünlendim. Nota bilmem lazımdı. Notayı kitapların yardımıyla kendi kendime öğrendim. Kazandığım paraları da annemlere gönderiyordum. Bildiğim şarkıların notalarını aldım. Onları öğrendim.”
“Dünyaya bir daha gelsem yine müzisyen olurdum”
Müziği çok sevdiğinin altını çizen Şahin, ilk bestesi ‘Sen Mevsimler Gibisin’ ile 4. Altın Kelebek Ödüllerinde birincilik ödülü aldığını belirterek, “Dünyaya bir daha gelsem, yine müzisyen olurdum. Öncelikle bu bir aşk.” değerlendirmesinde bulundu.
Şahin, şarkının söz ve müziğinin kendisine ait olduğunu vurgulayarak, “Şarkıyı Alman sevgilime yazdım. Kumburgaz’da buluştuk, kulübe gittik, geldik. Üçüncü gün baktım yanımda yok. Bir geldim kahvaltı yerine, Almanya’dan sevgilisi gelmiş. Bana, ‘Ne yapayım?’ dedi. Ben de elimde melodika çalıyorum. Kendim öğrenmişim yine dilli kavalla birlikte. Yalancı bir dünyaya benzettim, ‘Yalancı dünya gibi yalancısın sevgilim/Sen mevsimler gibisin, değişirsin sevgilim’ şarkısı böyle çıktı.” ifadelerini kullandı.
Sözü ve müziği başka şarkılara benzemeyen, işlenmemiş melodiler üzerine eserler üretmeye çalıştığını kaydeden Şahin, 1970’li yıllarda bir arkadaşının aşk acısından çok etkilenerek “Tanrım” şarkısını yazdığını söyledi.
Selami Şahin, bestekar olarak da her türlü besteye imza attığını söyleyerek, şunları kaydetti:
“Benden kim şarkı istiyorsa onun sesine göre yaptığım besteleri veriyorum ve şarkıyı okurken o sanatçının taklidini yaparak veriyorum. Niye? Eseri daha rahat geçsin diye. İyi bir rejisör oyuncuyu daha iyi oynatır. Benden kim eser istiyorsa onun sesine göre eser veriyorum. Rahmetli Zeki Müren 50 şarkımı okudu. Yıldıray Çınar, Ahmet Sezgin, Şükran Ay, Gönül Akkor, Behiye Aksoy yani Türkiye’de şarkılarımı okumayan kalmadı.
Zeki Müren, Taksim’de Maksim Gazinosu’na ‘Selami’ciğim bu akşam gel. Biliyorum çapkınsın, sevgilinle misafirimsin.’ dedi. Ben de gittim. Başlamış okumaya. Sahnede, ‘Benim sevgili dostum, hoş geldin şeref verdin eskimeyen dostum.’ dedi. O gece ben de ‘Eskimeyen Dostum’ şarkısını yaptım. Ertesi gün aradım, ‘Paşam nasılsınız?’, ‘İyiyim Selami’ciğim, beğendin mi dün geceyi?’ dedi. ‘Çok güzeldi, sizden bir ilham aldım, beste yaptım.’ dedim. Hemen gittim. ‘Oku bakalım.’ dedi. Ben de onun taklidini yaparak şarkıyı okudum. ‘Benim okumama gerek kalmadı. Aynı benim gibi okuyorsun, helal olsun.’ dedi.”
İbrahim Tatlıses’in de 20’nin üzerinde şarkısını okuduğunun altını çizen Şahin, “Onun sesine uygun şarkı verdim. Roman şarkısı ‘Kasımpaşalıyım’ı Güllü ve Kibariye okudu. Ben benden eser isteyen sanatçının sesinin taklidini yaparak, şarkı yazıyorum ki eseri rahat okusun diye.” değerlendirmesinde bulundu.
“100 şarkı yapacağınıza 10 şarkı yapın ama bin şarkıya bedel olsun”
Genç müzisyenlere tavsiyelerde de bulunan sanatçı, “Lütfen yapılmamışı yapın, yazılmamışı yazın. Değişik, sloganlı olsun. Kalıcı şarkılar yapın. 100 şarkı yapacağınıza, bir sıfırı kaldırın, 10 şarkı yapın ama bin şarkıya bedel olsun.” açıklamasını yaptı.
Son projesi “Selami Şahin Saygı Albümü”nde birçok genç müzisyenin yer aldığını söyleyen Şahin, “Kime dediysek ‘hayır’ demedi. Hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Oğlum ve kızım bu işe koşturuyor. 50 şarkıdan fazla yaptık. Yavaş yavaş çıkıyor işte arka arkaya. Okuyan arkadaşlar da kendi sesine göre bir bestemi seçiyor. Haftada bir şarkı yayınlanıyor ve dinlenme oranı çok yüksek. Bu bizi çok mutlu ediyor.” dedi.
Selami Şahin, Arapça şarkılar da yazdığını ve Orta Doğu’da çok sevildiğini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:
“Gittiğim zaman, Mısır’da, Lübnan’da yolda yürüyemiyorum. Ben onların sevgisi ile varım. Saygıyla eğiliyorum. Tabii hiçbir zaman, kimseyi benden büyük ya da küçük görmem, Allah’a çok şükür. Mısır’a gittiğimiz zaman bir restoranda yemek yiyeceğiz. Bir baktım benim şarkımı Arapça çalıyorlar. Nasıl oldu? Böyle kaldım. ‘Bu senin eserin, Selami Şahin.’ dediler. Mısır, annemin memleketi, gidince insan etkileniyor.” ??
“Beni sevenlere çok şey borçluyum”
Oğlu Lider Şahin’in de kendisi gibi besteler yaptığına işaret eden sanatçı, “Lider güzel çalışıyor. İyi söz, iyi müzik olmadan imzasını atmıyor ve o esere çalışmıyor. Ben arkadaşıma balık ısmarlamam, balık tutmasını öğretirim. Yani kendisi yazıyor sözleri, müziği de kendisi yapıyor.” ifadelerini kullandı.
Sanatçı Şahin, çok sesli müzik dinlediğini, yerli şarkıları pek fazla etkilenmemek adına dinlemediğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi teknoloji çok ilerledi. Adam bir şarkı yapıyor, hafif dile düşüyor, bir sene sonra bir şey daha yapmadığı zaman unutulup gidiyor. Bir yere gelmek kolay. Orada kalmak önemli. ?En başta gençlerimize sesleniyorum; slogan kelimeleri kullansınlar. Mesela sevgilin, komşun, dostun, arkadaşın, iş ortağın olur, ‘Yeter be seninle başım dertte. Vallahi ne yapacağım bilmiyorum.’ dersin. İşte slogan. ya da ‘Bir sevgilim vardı, onu sevmedim, ayrıldık. Ona alıştım’. Yani ‘Alışmak sevmekten daha zor’. ‘Vallahi benim en iyi dostum içkim, sigaram. Onlar da terk ederdi, olmazsa param’ gibi. Yani sözlerle slogan şart.”
Sanat hayatında 58 yılı geride bırakan Şahin, “Şarkılarımı okumayan kalmadı. Bu kadar çok besteyi tutturdum. Şükürler olsun Allah’a, mutluyum. Beni sevenlere çok şey borçluyum. Allah onları başımızdan eksik etmesin. Selami Şahin varsa onların sevgisiyle var.” diye konuştu.
]]>Şarkıcı, Nasehi ve Asu’nun teklifiyle besteci Alvand Jalali ile Grammy’e aday olabilecek bir şarkı yapmayı kabul ettiğini dile getirdi. Çalışmalarından bahseden sanatçı, “İlk olarak ‘Cesur Ol’ şarkısının okumaları, düzenlemesi tamamen bitti.
O, mix mastering aşamasında. Sonra bir Anadolu türküsü seslendireceğiz. Ondan sonra da Grammy adaylığı için düşündüğümüz şarkının çalışması gelecek” dedi.
Ferhat Göçer, İran’da çok fazla dinleyicisi olduğunu ve sosyal medya vesilesiyle İranlı hayranlarıyla da tanıştığını dile getirdi. Zaman zaman İran’daki müzisyenlerle iş birlikleri üzerine görüşmeler yaptıklarını dile getiren Göçer, arkadaşı Mareechi Asu vesilesiyle de birçok ünlü İranlı sanatçıyla tanıştığını kaydetti. Ferhat Göçer, İranlı müzisyenler Mehrdad Nasehi ve Mareechi Asu’nun teklifiyle besteci Alvand Jalali ile Grammy’e aday olabilecek bir şarkı yapmayı seve seve kabul ettiğini aktararak, şu bilgileri verdi:
“Çalışmalara başladık. İlk olarak ‘Cesur Ol’ şarkısının okumaları, düzenlemesi tamamen bitti. O, mix mastering aşamasında. Sonra bir Anadolu türküsü seslendireceğiz. Ondan sonra da Grammy adaylığı için düşündüğümüz şarkının çalışması gelecek. Bu 3 şarkı devam ederken, 6 Nisan’da Toronto’da İranlı organizatörlerle bir konser de organize ettik. Ben bu konseri ABD, Kanada turnesinin sonuna yerleştirdim. ABD’de 7-8 konserin arkasından en son Toronto’da İranlı dostlarımızla buluşacağız. Toronto ve etrafındaki bütün dostlarımızı mutlaka konsere bekliyorum.”
REKLAM
“İRAN MÜZİĞİNDE İNANILMAZ BİR DUYGU VAR”
İran müziği ile Anadolu müziğinin çok yakın bağları olduğuna işaret eden Göçer, “Yani ayırt etme imkanınız neredeyse yok bu açıdan. Ama duygusu ve enstrüman çalış teknikleri açısından bir kere dili çok beğeniyorum. Çok asil bir konuşma tarzı Farsça, gerçekten çok kibar bir dil. Mareechi Asu sayesinde enstrümanistleri, vokal sanatçıları daha yakından tanıma şansı edindim. Mehrdad Nasehi ile stüdyoya girdiğimizde onun çalış tekniklerini görüyorum. İnanılmaz bir duygu var. Makamlar, dokunuşlar, nağmeler hem bizden hem de sanki başka bir evrenden gibi geliyor. Bu açıdan çok etkileyici.” dedi.
İranlı şarkıcılarla da düet yapabileceğini kaydeden Göçer, İran müziğinin kendisini heyecanlandırdığını söyledi.
Göçer, dijital medyanın ilerlemesiyle sürekli aktif olmak için farklı mecralarda, sık aralıklarla single tarzı eserler çıkarmak gerektiğinin altını çizdi.
Azerbaycanlı şarkıcı Elnar Xelilov ile yaptığı düetin dünya prömiyerinin yakında gerçekleştirileceğini aktaran Göçer, ” Bakü’de video kliplerini hazırladık, çekimlerini, televizyon programlarını ve tanıtımlarını yaptık. Herhalde klip de 28, 29 Mart gibi bütün dijital platformlarda olacak.” diye konuştu.
Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği Yönetim Kurulu Başkanı olarak da İranlı ve Azerbaycanlı müzisyenlere birliğe üye olmaları çağrısında bulunan Göçer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyada eserlerinin teliflerini bizle birlikte takip etsinler. Daha doğrusu biz, onlar adına takip edelim. Onların hak ettiği kazançları sağlamaya çalışalım. Bu çok önemli bir şey. Yani eser sahibi olarak bir meslek birliğine üye olmak çok önemli. Dijital platformlarda yayınladığınız bir eseri dünyanın dört bir yanına çok kısa sürede ulaştırabiliyorsunuz. Mutlaka ciddi büyük hak kayıplarına bir an evvel son verilmesi gerekiyor.”
“TÜRK VE İRAN KÜLTÜRÜNÜN BİRBİRİNE YAKIN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Kamança sanatçısı Mehrdad Nasehi de Mareechi Asu vesilesiyle tanıştığı Göçer’le güzel bir iş birliği yaptığının altını çizerek, “Göçer, çok güçlü bir müzik adamı. Benim için onunla çalışmak aslında çok ilginçti. Ferhat Bey, işimi titizlikle yapabilmem için tüm ince noktalara dikkatle bakıp, ortamı hazırladı. Yaklaşık 10 kere kayıt yaptık. Bu 10 kayıtta da Türk ve İran musikisindeki o düşünce yapısını müziğimize yansıtmak için titizlikle çalıştık. Sonuçta da böyle bir eser ortaya koyduk.” değerlendirmesinde bulundu.
Üç yıldır Türkiye’de müzik çalışmalarını sürdüren Nasehi, daha önce Göksel Baktagir’le de çalıştığını belirterek, şunları aktardı:
“Türk ve İran kültürünün birbirine yakın olduğunu düşünüyorum. Aslında makamlar ve müzik türlerimiz de birbirine çok benziyor. Türkiye’de bulunduğum süreçte de Türk öğrencilere İran kamançası dersi veriyorum. ‘Rah’ adlı yol anlamında bir grubumuz var. Mareechi Asu ve Soudeh Sharhi ile konserler veriyoruz. Yine İranlı çok ünlü orkestra şefi Majid Derakhshani ile Mah grubuyla Avrupa turnelerine çıkıyoruz.”
“SEVGİ VE DOSTLUK İÇERİSİNDE GÜZEL BİR ESER ÜRETTİĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM”
Müzisyen ve def sanatçısı Mareechi Asu ise İranlılar ve Türklerin çok derin bağları olan bir kültür içerisinde olduklarını ve bunun da müziğe yansıdığını söyledi.
“Cesur Ol” parçasına da değinen Asu, “Sevgi ve dostluk içerisinde güzel bir eser ürettiğimizi düşünüyorum ve umarım ki hem İranlı hem de Türk dostlarımız eserden keyif alır ve güzel bir anı oluşturabiliriz bütün dostlarımız için.” dedi.

Programda “Bu kadar fit olmanın sırrı nedir?” sorusuna Derya Uluğ; “Karbonhidrat ve süt ürünlerini tüketmiyorum. En fazla iki öğün yiyebilirim. Kendime çok iyi bakıyorum. Düzenli olarak spor hayatımda hep var.” cevabını verdi.
KÜÇÜK YAŞTA YAPILAN ESTETİKLERE KARŞIYIM
Serhat Tekin’in “Hiç estetiğin var mı? Estetiğe bakışın nedir?” sorusuna Derya Uluğ, ” Bunu çok duyuyorum. Geçen gün bir yerde görmüşler beni ve “yüzüne dolgu yaptırdı” demişler. Alakası yok.
Bu ara çok spor yapamadığım için, düzeni azıcık bozduğumdan yüzüm tombikleşiyor. Ben bir tek alnıma botoks yaptırıyorum o da belli belirsiz. Doğallığı kaybetmemek önemli.
Yarın bir gün ihtiyacım olursa tabii ki estetik yaptırırım. Benim için önemli olan ben ‘ben’ gibi kalmalıyım. Yüz hatlarımı bozmamaya ve cildimi diri tutmaya uğraşıyorum.
Estetiğe karşı değilim. Kimse birbirini bununla ilgili yargılamamalı. Karşı olduğum tek şey küçük yaşta yapılan estetikler çünkü sonra geri dönüşü olmayan şeylerle karşı karşıya kalınabiliyor.” cevabını verdi.
KIZILCIK ŞERBETİ’NDE OYNAMAK İSTERDİM
Programda Serhat Tekin’in ‘ Oyunculuğu düşünür müsün? Şu an bir Türk dizisinde oynasan hangisini seçerdin?” sorusuna Derya Uluğ; ” Benim zaten küçük yaşlardan itibaren yıl sonu temsillerinde tiyatro oynamışlığım çok var.
Hep bir merakım vardı. Çok film ve dizi izlerim. Seviyorum kendimde yeni şeyler keşfetmeyi. Bu konuda bir teklif gelirse kapımı kapatmam. Böyle bir teklif geldiğinde onun hakkını verebilmek için her türlü eğitimi alır ve hazırlanırım.
Şu an bir dizide oynasam o “Kızılcık Şerbeti” olurdu. Çok seviyorum. Çıktığı günden beri hayranıyım o dizinin. Orada oynamak isterdim.” cevabını verdi.
FİLTRELER BENDE HİÇ OLMUYOR
Programda “Sosyal medyada en çok kullandığın fotoşop işlemi nedir?” sorusuna Derya Uluğ; “Hikayelerdeki filtreleri bazen kullanıyorum. Bir de yüz filtreleri var ya hani dudak büyütüp, yüz incelten.. ben onları yaptığımda yapay zekaya dönüşüyorum.
O filtreleri kullandığımda ben benlikten çıkıyorum. Hiç olmuyor bende. Çok üzülüyorum başkalarında güzel dururken bende yapay zeka gibi oluyor.” cevabını verdi.
HAYAT BİR ŞEKİLDE BANA GÜÇLÜ OLMAYI ÖĞRETTİ
Programda ” Seni en çok ne hayal kırıklığına uğratır?” sorusuna Derya Uluğ; “Arkamdan yalan söylenmesi beni hayal kırıklığına uğratır.
Özellikle yakınlarımdan böyle bir şey görürsem buna çok takılırım ama sonunda yine toparlarım. Hayat bir şekilde bana güçlü durmayı öğretti.” cevabını verdi.
DEMET AKALIN’IN ÜZERİNE ŞARKI DİKTİK
Programda ” Demet Akalın’ın yeni çıkacak albümünde bir şarkınız olacakmış. Biraz anlatır mısın?” sorusuna Derya Uluğ; “Çok heyecanlıyız şarkı için.
Emrah Karakuyu ve Asil Gök ile beraber yaptık. İnandığımız bir şarkı. Zaten Demet Akalın’ın üzerine diktik şarkıyı. O’nun için yazdık. Demet Hanım da dinlediği an çok beğendi. Hareketli bir şarkı. ” cevabını verdi.
KADIN MESLEKTAŞLARIMIN BAŞARILARI İLE MUTLU OLUYORUM
Programda Serhat Tekin’in “Sizin dönem kadın şarkıcılar arasında bir dayanışma var. Böyle şeylere çok alışık değiliz.” yorumu üzerine; Derya Uluğ; ” Eskiden sertmiş sanat camiasında ilişkiler şarkıcılar arasında.
Ben kadın meslektaşlarımın şarkıları güzel yerlere geldiğinde bundan mutluluk duyuyor ve onları tebrik ediyorum. Hiç bir olumsuz düşünce, kıskanma bende olmaz.
Pop müzik kadınlarla birlikte daha da yükselişe geçiyor diye mutlu oluyorum.” açıklamasını yaptı.
HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIĞIM ZAMANLAR OLDU
Programda “Sektöre girdiğinden beri ne öğrendin?” sorusuna Derya Uluğ; ” İnsanlara hemen inanmamam gerektiğini öğrendim.
Akıllıyım diye geçinirim, böyle her şeyi cin gibi anlarım derim ama karşımdakilerin samimiyetine inanıp, çok hayal kırıklığına uğradığım zamanlar oldu.” cevabını verdi.
ASİL’İ KEŞKE BÜTÜN DÜNYA TANISA
Programda Serhat Tekin’in “Asil Gök ileride albüm çıkarıp daha ünlü olduğunda bir evde iki ünlü oldu diye rahatsız olur musun?” sorusuna Derya Uluğ; ” Ben gurur duyarım.
O kadar mutlu olurum ki onun adına. Onun yeteneklerini her geçen gün yeni insanlar gördükçe ben bundan ancak gurur duyarım. Keşke bütün dünya onu tanısa.” cevabını verdi.
]]>Uzunlar, sanat hayatını, unutamadığı hatıraları, Karadeniz müziğinin geçmişteki ve bugünkü durumunu AA muhabirine anlattı.
İstanbul Bakırköy’de 1991’de dünyaya geldiğini aktaran sanatçı, baba tarafından Arnavut göçmeni, anne tarafından ise Trabzon Çaykaralı olduğunu söyledi.
Ekin Uzunlar, kemençeyle 9 yaşında dayısının hediye etmesi sonucu tanıştığını kaydederek, “Kemençeyi ilk aldıkları gün şarkı çıkartmışım. Evet tabii ki de profesyonel değil, amatör ama bir melodi çıkarmışım ve buna da ailem çok şaşırmış.” diye konuştu.
“Annemin ısrarıyla solistliğe geçtim”
Karadeniz müziği yapan çoğu grupla çalıştığını dile getiren Uzunlar, şu bilgileri verdi:
“Kazım Koyuncu’nun ölümünden sonra birçok Karadeniz grubu çıktı ortaya. Onlara yol oldu aslında. O gruplarla çalıştım. Birçok Karadeniz sanatçısıyla çalıştım. Aslında kemençemle enstrümanist olarak başladım. Sonrasında annemin ısrarıyla artık solistliğe geçtim. Tabii bu da 2017’de oldu. 2017 yılından önce de şarkılar söyleyip Youtube ve birçok platformda paylaştım ve bunlar sadece lokal olarak Karadeniz’de çok patladı ve çok sevildi.”
Genç sanatçı, 2010 sonrasında kendi çabalarıyla yaptığı eserlerin çok iyi izlenme oranlarına ulaştığının altını çizerek, şarkılarının 2-3 milyon izlendiğini, 2017’den itibaren de tek başına devam etme kararı aldığını vurguladı.
Birkaç şarkının ardından Mustafa Ceceli ile tanıştığını sözlerine ekleyen Uzunlar, şunları aktardı:
“Mustafa Ceceli’nin Kalpten albümündeki ‘Aşkım Benim’ şarkısını kemençemle yorumladım. Sonrasında da Mustafa ağabeyle Beyaz Show’a çıkıyoruz, orada da ufak bir düetimiz oluyor ve rağbet görüyoruz, insanlar beni tanıyor. Sonrasında Mustafa ağabey ‘Sen tanınıyorsun yani insanlar seni tanıyor. Gel sana bir şarkı yapalım.’ diyor. Orada benim duvarı aşma noktam Mustafa Ceceli oldu, bana ‘Son Bir Kez’ adlı şarkıyı yaptı.”
Ekin Uzunlar, daha sonra çıkardığı şarkıların milyonlarca kez dinlendiğini ve müzik hayatındaki serüvenin bu şekilde başladığını kaydetti. Başarılı müzisyen, Altın Kelebek ve Altın Palmiye ile üniversitelerin en iyi Karadeniz müziği ve en iyi Türk halk müziği dalında verdiği pek çok ödülü aldığını söyledi.
“En büyük amacım kemençeyi dünyaya tanıtmak”
Enstrümanına çok değer verdiğinin altını çizen Uzunlar, şöyle devam etti:
“Aslında en büyük amacım Karadeniz, sonra Türkiye ve dünyaydı. Çünkü sesinizle dünyaya çok fazla açılabileceğinizi düşünmüyorum. Tabii ki de açılabilirsiniz, açılan çok insan var ama ihtimaliniz çok düşüktür. Enstrümanla önünüzde çok fazla yol var. ‘Müzik evrenseldir, insanları birleştirir’ adı altında birçok kişiyle buluştuk. Hatta ABD’de konserler veriyoruz. New Jersey, Filadelfia ve New York’ta konser verdim. Orada kemençemle sokağa çıktım. Times Meydanı’nda Brezilya gruplarıyla, orada müzik yapan insanlarla hiç sormadan, sadece bir selam vererek birçok video çektim. Sahnemde şarkılar söylüyorum. Yabancı eserler seslendiriyoruz. Böyle bir serüvene başladık. Hayalleri olan bir insanım. Enstrümanımla ilgili çok güzel planlarım var. Çünkü Karadeniz müziği dağdan geliyor. Eski, otantik bir tahta evden çıkıp Amerika’ya gidiyor. Bu bizim için çok önemli bir şey. Aslında ben ülkenin gururu olmak isterim.”
Genç sanatçı, dünyanın farklı ülkelerindeki müzisyenlerle çalma hedefini çevrim içi uygulamalar sayesinde gerçekleştirmeye çalıştığını aktararak “Enstrümantal, müzikal bir şey yapmayı düşünüyorum. Kemençeyle caz, blues, bir Kafkas, bir Azerbaycan türküsü, bir Brezilya eseri, bir Mozart eseri ama bunları kendimize uyarlayarak bir şeyler düşünüyorum. Bunu albüm yapacağım zaten. Böyle bir plan var kafamda. Türkiye’nin en iyi müzisyenleri ve oradaki iyi müzisyenlerle birleşip böyle bir sentez kurmak istiyorum. Ekin Uzunlar Türkiye’de yapabileceklerini yapacak ve yapmaya da devam edecek ve sonra dünya penceresinden devam edecek.” dedi.
“Karadeniz müziğinde gerçekçilik var”
Örnek aldığı kemençe icracıları arasında Cemal Berber, Matthaios Tsahouridis, Bahattin Çamurali ve Yusuf Cemal Keskin gibi isimler olduğuna vurgu yapan Uzunlar, şöyle konuştu:
“Karadeniz müziğinin diğer türlerden farkı aslında bize hissettirdikleri ve yaşanmışlıkların yazılmış olması. Arşivlik müzik çünkü her müziğinde sahtecilik yok. Hepsinde gerçeklik, yaşanmışlık var. 100 yıl önce yazılmış eserler, bir kadına, bir erkeğe, dağa, kara, yağmura yazılmış eserler. Hırçın, sivri oluşu… Aslında müziği, doğasına benziyor Karadeniz’in. Taşları gibi sivri, bir anda sisli, bir anda güneşli, bir anda dalgalı, bir anda durgun… Aslında farklı olmasının sebebi bu. Dikkat ederseniz Karadeniz müziğini yüzyıl boyunca da dinlersiniz, 200 yıl boyunca da dinleyeceksiniz. Çünkü sezonluk değil arşivlik müziktir.”
Yeni çalışmalarına değinen genç sanatçı, “Yalanı Yok” adlı bir şarkısında Karadeniz müziğiyle retro müziği birleştirdiklerini dile getirdi.
Uzunlar, küçüklükten beri bir dönerci dükkanı açmayı hayal ettiğini, ilerleyen yıllarda memleketinde bu hayalini gerçekleştirebileceğini aktardı.
Amerika’da yaşadığı bir hatırasını da aktaran sanatçı, şunları kaydetti:
“Amerika’ya gittik. Orada bir Türk kardeşimiz, ablamız geldi, gırtlak kanseriydi ve kanseri benim müziğimle yendiğini söyledi. Ameliyathaneden videolar izletti. Ameliyat oluyor ve ameliyathanede Hüznün Gemileri çalıyor. ‘İnanır mısınız, 2-3 sene boyunca, tedavi olduğum süreçte hep sizin müziğinizi dinledim ve şu an kanseri yendim.’ dedi. Buradan da müziğin iyileştirici yanı olduğunu, sevgi yanı olduğunu, sağlıktan ve birleştiricilikten yana olduğunu anladım. Bunlar gibi daha çok örnek var. Benim için çok değerli şeyler bunlar. Her gün yeni bir hikaye görüyorum sokakta. Her gün farklı bir hediye, her gün farklı bir gülücük, farklı bir güzel cümle duyuyorum. Onlara da layık olmaya çalışıyorum. Ben de insanım, ben de hata yapabilirim ama yapmamaya çalışıyorum. Onlar bizi bilsinler ki biz hiçbir zaman egoları yüksek sanatçılardan olmadık. Yani onlardan kendimizi saklamadık. Biz hep konserlerimizde halkın içine inerek onlarla birlikte sarılarak şarkılarımızı söyledik ve ben yıllarca da böyle olacağım.”
]]>Doğum tarihi çeşitli kaynaklarda 22 Mart 1936 olarak belirtilen sanatçı, gazeteci Seral Cumalı’ya verdiği bir röportajda, “8 Ağustos 1936’da Adana’da doğdum. Babam Kafkasyalı Türkmen. Anne tarafından Giray Han’ın soyundan geliyorum. Babam Suphi Bey, Devlet Demiryolları güney hattında veznedardı.” ifadelerini kullanmıştı.
Babası Sufi Beyin görevi dolayısıyla eğitimine Halep’te, Frere Maristes’te başlayan ve Adana Kemal Paşa İlkokulunda devam eden sanatçı, o günleri ise şu sözlerle aktarmıştı:
“Halep’teki Frere Maristes adlı Fransız mektebine gidiyor, tatillerde Adana’ya geliyordum. Annem keman ve ud çalar keyfince, ablam piyano çalarak Fransızca şarkılar söylerdi. Babamın tarafında herkes bir enstrüman çalar, güzel şarkı söylerdi. Evde fasıl kurulur, hepsi birer radyo icracısı gibi öyle güzel icra ederdi ki şarkıları. Ben de onları dinler, feyz alırdım. Doğduğumda dedem anneme bir gramofon vermiş. Dedem ve babamın getirdiği taş plaklardan Tino Rossi, Caruso, Mozart, Hafız Burhan, Münir Nurettin plaklarını dinlerdik. Dinlediğim şarkıları çok güzel söylüyordum. İstanbul’a yerleşince, ortaokulda teneffüslerde arkadaşlarımın ısrarı üzerine bahçe duvarına çıkar, şarkı söylerdim.”
İlk müzik grubunu lise yıllarında kurdu
İstanbul’da Fatih Gelenbevi Ortaokuluna giden sanatçı, 1951’de başladığı Sultanahmet Ticaret Lisesinden mezun oldu. Lise yıllarında İstanbul’da Şevket Uğurluel, Kanat Gür, Salim Ağırbaş ve Metin Ersoy ile kurduğu ilk grubuyla Florya plajında müzik yaptı.
Erol Büyükburç, bir yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarına devam ederken diğer yandan Alis Rosental’dan şan dersleri aldı.
İstanbul Üniversitesi İktisadi Ticari İlimler Akademisinin Yüksek Ticaret bölümünde okuyan sanatçı, üçüncü sınıfta okuldan ayrıldı.
Başarılı sanatçı, kendi adına kurduğu ilk orkestrası Erol Büyükburç Vokal Grubu ile çeşitli müzik türlerinin Türkiye’deki öncü uygulayıcısı oldu. “Little Lucy” adlı bestesini 1961’de plak yapan sanatçı, ardından “Kiss Me”, “Lover’s Wish” ve “Memories” adlı bestelere imza attı.
1964’te Balkan Melodileri Festivali’ne katıldı
Büyükburç,1950’li yıllarda İngilizce sözlü yabancı besteleri yorumlamaya başladı ve daha sonra folk düzenlemelere imza attı.
Milli Orkestra ile 1964’te Belgrat’ta yapılan Balkan Melodileri Festivali’ne katılan sanatçı, farklı giyim tarzına ilişkin yaptığı bir açıklamada, “Anadolu popunun ortaya çıkışı, benim halk türkülerini aranje etmemle başlayan süreçtir. Farklı olmak istiyordum. Zeki Müren ve diğer şarkıcılar sahnede siyah smokinle şarkı söylüyordu. ‘O kadar ciddiyete gerek yok.’ dedim. Las Vegas ve Hollywood’un pırıltısını sahne şovlarıma uyguladım ve kıyafetlerimde çok cüretkar davrandım.” ifadelerini kullanmıştı.
Sanatçı, 1992’ye kadar çocuk şarkılarının yanı sıra kendi hazırladığı kukla karakterleri ve kukla oyunları için şarkılar yaptı, 1990’dan 2007’ye, TRT için tango emisyonlarına imza attı, yabancı şarkılara Türkçe söz yazıp yorumladı.
İlk albümü “Sevgi Çiçekleri”ni 1975’te müzikseverlerle buluşturan sanatçı, 1981’de “Sevemem” adlı şarkısının da aralarında olduğu “Sen Varsın”ı yayımladı. Albümdeki Sevemem şarkısı ile ün kazandı.
İstanbul’daki evinde 12 Mart 2015’te yaşamını yitiren sanatçı, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
200’e yakın ödül aldı
“Kırık Kalp”, “Yasemin”, “Hop Dedik”, “Dünya Durdukça”,”Karakaş Gözlerin Elmas”, “Ağlarım”, “Aşk Yolunda” ve “Zeynebim” adlı eserlerin de aralarında bulunduğu 6 taş plak, 5 long play, 75 tane 45’lik, 9 kasete imza atan sanatçı ayrıca, 20 fotoromanda yer aldı.
Türkiye’nin Elvis’i olarak da anılan sanatçı, kariyerinde 200’e yakın ödüle değer görüldü, 1800 kadar şarkı yorumladı.
Yaşamı boyunca 33 filmde rol alan sanatçının oynadığı filmlerden bazıları şöyle:
“Neşeli Aşıklar”, “Kızılcıklar Oldu mu?”, “Gençlik Türküsü”, “Sus Sus Kimseler Duymasın”, “Menekşe Gözler”, “Turist Ömer Arabistan’da”, “Kavanoz Dipli Dünya”, “Kader Rüzgarı”, “Kurban Olayım”, “Nerdesin Firuze”, “Hababam Sınıfı Merhaba” ve “Hırçın Kız Kadife”
]]>