Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş), 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında Kocaeli’de bulunan Seka Park’ta bir miting gerçekleştirdi. Mitingde konuşan Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, tüm dünyadaki mazlum ve mağdurların yanında olduklarını belirterek, “Gözyaşı, dili ve vicdanı olmak zorundayız. Onun için savaşın acılarını yaşayanlara, iklim değişikliği, açlık ve yoksulluğun pençesinde çırpınanlara, mültecilere, göçmenlere merhamet elimizi uzatıyoruz. Filistin’de, Gazze’de, Kudüs’te, Yemen’de, Mısır’da, Suriye’de, Arakan’da, Doğu Türkistan’da, Afganistan’da ve dünyanın neresinde olursa olsun yapılan zulüm, soykırım ve vahşete karşı çıkıyoruz. Dünyanın tüm mazlum ve mağdurları için barış, özgürlük, demokrasi ve adalet talebimizi güçlü bir şekilde haykırıyoruz. 1 Mayıs, işçi iradesinin ve insan olma onurunun yükseldiği gündür” diye konuştu.
“Kişi başına düşen milli gelirin artması, daha iyi ücret seviyelerinin belirlenmesini talep ediyoruz”
Arslan, dayanışma için birlik ve beraberlik mesajı vererek, 1 Mayıs’ta Kocaeli’den sendikal taleplerini şöyle sıraladı:
“Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Toplu pazarlık kapsamının genişletilmesini, sendikal hak ve özgürlüklerin daha ileriye taşınmasını, sendikalara üye olduğu için işçilerin işten çıkarılmasının doğru bulmuyoruz, son bulmasını istiyoruz. Bugün, bu alanda ücretler üzerindeki ağır vergi yüküne bir kez daha dikkat çekiyoruz. Vergide adalet sağlanmasını, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınmasını istiyoruz. Aile yükümlülüklerini dikkate alan, adil bir vergilendirme sistemi, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik modeli ve vergi denetiminde etkinliğin artırılmasını talep ediyoruz. Artan hayat pahalılığına karşı emekçileri koruyacak daha etkin politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz. Enflasyon rakamlarının aşağı seviyelere inmesi, kişi başına düşen milli gelirin artması, daha iyi ücret seviyelerinin belirlenmesini talep ediyoruz. Ücretlilerin milli gelirden aldığı payın artırılmasını, ekonomik büyümeden ve refah artışından hak ettiğimiz payı istiyoruz. Büyüyen, gelişen Türkiye’den emekçiler daha fazla pay alsın istiyoruz. İnsanı merkeze alan, daha adil ve sürdürülebilir bir dünya ve Türkiye ekonomisi istiyoruz. Kayıt dışı istihdamın azaltılması, insan onuruna yakışmayan, güvencesiz çalışma sisteminin sona erdirilmesi, iş kazalarının son bulması ve daha iyi bir sosyal güvenlik sistemi için alanlardayız. İstihdamda kadın ve gençlere daha çok yer verilmesini istiyoruz. Annelik hakkının korunmasını, kreş ihtiyacının karşılanmasını istiyoruz. Gençlerin eğitim, staj, işe giriş ve istihdam imkanlarının geliştirilmesini istiyoruz. Çocuk işçiliği ile daha etkin mücadele edilmesini istiyoruz. Engellilerin toplumsal yaşama etkin bir şekilde katılımının sağlanmasını istiyoruz. Asgari ücret tespit komisyonunun yapısının katılımcı bir anlayışla yeniden belirlenmesini istiyoruz. 4857 sayılı iş kanunun, işgücünün değişen şartlarına uygun olarak iş güvencesi kapsamının genişletilmesini ve sendikal hak ve özgürlüklerin güçlendirilerek korunmasını talep ediyoruz. Kapsam dışında kalan emekçiler için kadro istiyoruz. 696 sayılı KHK ile kadroya geçen emekçiler için tayin, becayiş ve nakil hakkı istiyoruz. Mevsimlik ve geçici işçilerin sorunlarını da yakından biliyor ve tam çözümü için mücadele ediyoruz. Çaykur başta olmak üzere mevsimlik, geçici kamu işçileri ile kampanya işçilerinin sorunlarının çözülmesini istiyoruz. Kamu çerçeve protokolüne belediyelerin ve özel idarelerin de dahil edilmesini istiyoruz. Mahalli idarelerin iştiraklerinde/ şirketlerinde çalışan işçilere yılda 52 günlük ilave tediye ödenmesini istiyoruz. Belediyeler, belediyelere bağlı kuruluşlar ve belediye şirketlerinde çalışanların da enflasyon farkı, ilave artışlar ve iyileştirmelerden istisnasız olarak yararlanmasını istiyoruz. Ev işçileri ve bakım işçilerinin iş kanunu kapsamına alınarak sendikal haklarının sağlanmasını istiyoruz.”
Hastane Bilgi Yönetim Sistemi Çalışanlar Derneği yöneticilerinden Tamer Kızılgün, 1 Mayıs’ta haklarını savunmak için buraya geldiklerini ifade ederek, “Bizler buraya 1 Mayıs’ta haklarımızı savunmak için geldik. 1 Mayıs işçiler için her ne kadar bayram olsa da biz taşeron çalışanlar için bayram olarak geçmiyor. Bizler 696 sayılı kanunda kadro dışı kalan taşeron kesimiz. Hastanede yaptığımız görev çok kritik ve önemli. Seçimlerden önce bakanımız Vedat Bilgin müjde verdi. Bu müjdeyi hala bekliyoruz. Bakanımız değişti ama hala müjde gerçekleşmedi. Şu an da hiç kimse bundan bahsetmiyor. Bize her seçim öncesi sözler verildi. Bizler artık bu sözlerin yerine getirilmesini istiyoruz” dedi. – KOCAELİ
]]>1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla HAK-İŞ Konfederasyonu tarafından Kocaeli Kongre Merkezi’nin otoparkında düzenlenen etkinlikte, farklı illerden gelen işçilere seslenen Arslan, bugünün emekçilerin günü olduğunu belirterek, binlerce işçiyle Kocaeli’den seslerini tüm dünyaya duyurduklarını söyledi.
Arslan, 138 yıl önce insanlık dışı çalışma şartlarına isyan edenlerin sembolleştiği bu günde, taleplerini güçlü bir şekilde dile getirmek için tüm Türkiye’de alanlarda olduklarını kaydetti.
İş kazaları, salgın, doğal afetlerde hayatını kaybedenler ile vatan savunmasında şehit olanlara, İsrail’in saldırıları sonucu Filistin’de yaşamını yitirenlere rahmet dileyen Arslan, yaralılara ve hastalara acil şifalar diledi.
Arslan, dünyanın tüm mazlum ve mağdurları için barış, özgürlük, demokrasi ve adalet taleplerini güçlü bir şekilde haykırdıklarını vurgulayarak, “Siyonistlerin Filistin halkına yönelik artık sistematik hale gelen ve her geçen gün dozunu artırarak devam eden soykırımı lanetliyoruz. Filistin bizim davamız, Kudüs bizim davamızdır. Kudüs bizim kutsalımızdır, Aksa bizim kutsalımızdır. Bütün imkanlarımızla Kudüs’e sahip çıkmaya, Filistinli kardeşlerimizle birlikte olmaya devam edeceğiz. Başkenti Kudüs olan bağımsız, özgür Filistin devleti kurulana kadar mücadelemiz ve desteğimiz devam edecektir.” ifadelerini kullandı.
Üyelerinin ve tüm emekçilerin hak ve çıkarları için yoğun bir mücadele yürüttüklerinin altını çizen Arslan, şöyle devam etti:
“Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Toplu pazarlık kapsamının genişletilmesini, sendikal hak ve özgürlüklerin daha ileriye taşınmasını, sendikalara üye olduğu için işçilerin işten atılmalarının son bulmasını istiyoruz. Bugün, bu alanda ücretler üzerindeki ağır vergi yüküne bir kez daha dikkati çekiyoruz. Vergide adalet sağlanmasını, az kazanandan az; çok kazanandan çok vergi alınmasını istiyoruz. Aile yükümlülüklerini dikkate alan, adil bir vergilendirme sistemi, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik modeli ve vergi denetiminde etkinliğin artırılmasını talep ediyoruz. Artan hayat pahalılığına karşı emekçileri koruyacak daha etkin politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz. Enflasyon rakamlarının aşağı seviyelere inmesini, kişi başına düşen milli gelirin artmasını, daha iyi ücret seviyelerinin belirlenmesini talep ediyoruz. Ücretlilerin milli gelirden aldığı payın artırılmasını, ekonomik büyümeden ve refah artışından hak ettiğimiz payı istiyoruz.”
Arslan, istihdamda kadın ve gençlere daha çok yer verilmesini, çocuk işçiliğiyle daha etkin mücadele edilmesini, engellilerin toplumsal yaşama etkin bir şekilde katılımının sağlanmasını istediklerini anlatarak, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısının katılımcı bir anlayışla yeniden belirlenmesini istediklerini söyledi.
“HAK-İŞ her zaman milli iradeden yana olmuştur”
Yerel seçimlerin kısa süre önce tamamlandığını anımsatan Arslan, “HAK-İŞ her zaman milli iradeden yana olmuştur. Seçimlerin ardından kimi belediyelerde üyemiz çalışanlara yönelik çeşitli baskılar, sürgünler ve işten çıkarmaların olduğunu biliyoruz.” dedi.
HAK-İŞ Başkanı Arslan, şunları kaydetti:
“Hani söz vermiştiniz. Hiç kimsenin işiyle aşıyla oynamayacaktınız. Herkesin başkanı olacaktınız. Verdiğiniz sözü tutun. Kocaeli’de 1 Mayıs meydanından, baskı gören üyelerimize sesleniyorum; umutsuz olmayın, mahzun olmayın. HAK-İŞ yüz binlerce üyesiyle sizlerle beraberdir. HAK-İŞ’e güvenmeye devam edin. Gün, geleceğiniz için ekmeğiniz için birlik olma mücadele etme günüdür.”
Arslan, tüm sendikalarıyla emekçilerin sorunlarını çözmek için birlikte mücadeleye, yeni ufuklara yürümeye, aydınlık bir gelecek inşa etmeye, Türkiye Yüzyılı’nı emekçilerin yüzyılı yapmaya kararlı olduklarını vurgulayarak, bu günün, daha fazla dayanışmaya vesile olmasını ve Filistin’de akan kan ve gözyaşının son bulmasını diledi.
“Filistinli çalışanların haklarını elde etmek için onların yanında durun ve onları destekleyin”
Filistin İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Sendikası Genel Sekreteri Abdulhadi Abutaha da Filistin halkının Gazze başta olma üzere hem Batı Şeria’da hem de Kudüs’te en şiddetli saldırılara maruz kaldığını belirterek, çocuklar, kadınlar ve yaşlıların katledildiğini söyledi.
Abutaha, 7 aydan bu yana binlerce kişinin öldürüldüğünü ve yaralandığını aktararak, Gazze’de çok sayıda evin, hastanenin ve caminin İsrail tarafından vurulması sonucu yıkıldığını kaydetti.
Bugün 1 Mayıs’ta Filistin halkına karşı soykırım uygulandığına dikkati çeken Abutaha, şöyle devam etti:
“Filistin’de 500 binden fazla insan işsiz kaldı. Yoksulluk oranı arttı. İnsan onuruna yakışır işlerden bahsetmek artık mümkün değildir. İşgalci İsrail, iş piyasasını tamamen durdurdu. Batı Şeria’da şehirlerin ve köylerin girişlerine barikatlar kuruldu. Mescid-i Aksa her gün Yahudi yerleşimciler tarafından vahşice saldırıya uğramakta. İsrail hapishanelerinde yaklaşık 13 bin Filistinli tutuklu bulunmakta, gayri insani işkencelere maruz kalmaktadır. Masum tutuklu siviller ölene kadar açılığa maruz bırakılmaktadır. Gazze toprakları artık çocuklarımız, kadınlarımız ve yaşlılarımız için toplu mezarlıklar haline gelmiştir. 1 Mayıs münasebetiyle buradan tüm uluslararası sendika örgütlerine çağrıda bulunmak isterim, Filistinli çalışanların haklarını elde etmesi için onların yanında durun ve onları destekleyin.”???????
Abutaha, işgal edilen topraklarda çalışanların maddi kayıplarından bahsederek, “Güncel verilere göre işgal edilmiş topraklarda yaklaşık 500 çalışan gözaltına alınmıştır. Bugün buradan tüm ülkelere ve sendikal örgütlerine çağrıda bulunmak istiyorum, Filistin halkı ve çalışanlarının yanında olmaya, onları desteklemeye, işgalci devletin saldırılarını kınamaya, işgalin sona ermesi için hep birlikte acilen hareket etmeye çağırıyorum. Orta Doğu’da barış ve güvenliğin tesis edilebilmesi için 1967 sınırları temelinde başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmalıdır. Filistin çalışanları adına Filistin davasına sahip çıkan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımızı sunuyorum.” diye konuştu.
Programdan notlar
Kuran-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda, saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.
Alanda, taleplerin yazılı olduğu dövizlerin yanı sıra “Soykırıma hayır! Filistin’e destek, siyonizme lanet” pankartları açıldı.
Konuşmaların ardından gökyüzüne barış güvercinleri bırakıldı. Arslan ve beraberindekiler, işçilere karanfil verdi.
Sendikaya bağlı başkanların da katıldığı etkinlikte, HAK-İŞ’in 1 Mayıs bildirisi okundu.
]]>(İSTANBUL) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Saraçhane’de yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki tüm emekçilere sesleniyoruz; Anayasal hakkınızdır sendikalarda örgütlenin. Bütün sendikasız işçileri, sendikal mücadeleye dahil olmaya, hak arama mücadelelerini, sendikal bir örgütlenme içinde sürdürmeye davet ediyoruz. CHP iktidar olduğunda, Türkiye İttifakı iktidarı aldığında, işçilerin sendikalaşmasının önünde hiçbir engel olmayacaktır. Bugünkü bariyerleri ortadan kaldıracak da tüm işçilerin sendikalı olmasıdır. Yoksulluğu ortadan kaldıracak, işçinin hakkını alacak olan da sendikalı mücadeledir, sendikal mücadeledir” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel İstanbul’da, 1 Mayıs İşçi Bayramı dolayısıyla emekçilerle birlikte Taksim’e yürümek için Saraçhane’deki toplanma noktasına geldi. Özel’e, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP grup başkanvekilleri, genel başkan yardımcıları, milletvekilleri, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İstanbul ilçe belediye başkanları, ilçe başkanları ve partililer de eşlik etti.
İstanbul Büyükşehir Belediye binasının önünde basına açıklama yapan Özgür Özel, “Öncelikle bütün basın emekçilerinin ve Türkiye’deki, dünyadaki bütün emekçilerin 1 Mayıs Bayramı’nı kutluyorum, CHP adına kutluyoruz. Şu anda Saraçhane Meydanı’ndayız. Saraçhane Meydanı, Türkiye demokrasisinin özellikle son 5-6 yılında sembolleşmiş bir meydandır. Saraçhane’deki topluluklar sonuç alan topluluklar oldu hep.” dedi.
Özel konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Birileri devletle milleti karşı karşıya getirdiğinde ki bu ülkedeki insanlar devletlerine saygılı insanlardır ama devletin haber ajansını, devletin televizyonunu, devletin kaymakamını, valisini, emniyet müdürünü milletin karşısına dikildiğinde milletle devlet karşı karşıya gelirse millet kazanır. Türkiye demokrasisi öyle bir süreci 6 yıldır Saraçhane’de de deneyimliyor. Şimdi örgütler, Saraçhane’ye çağrıda bulundular. Biz de İstanbul İl Başkanımız, İl Başkanlığımız aracılığıyla örgütümüzü Saraçhane’ye çağırdık. Elbette hedef Taksim Meydanı’dır çünkü 1 Mayıs’ın sembol meydanı Taksim Meydanı’dır. Taksim’i ilk önce 2010’ların başlarında, 2012’de, 2013’te 1 Mayıs’a açıp bunu billboardlarda övünç vesilesi yapanlar şimdi Türkiye’ye bir utancı yaşatıyorlar. Geçen sene bir tartışma vardı, Valilik, İçişleri Bakanlığı, hükümet diyordu ki ‘Taksim gösteri meydanı değildir çıkamazsınız.’ Emekçiler de ‘Çıkarız’ diyorlardı. Demokrasilerde iki taraf farklı düşünüyorsa menfaat çelişkisi varsa bir hakeme başvurulur. Kime? Mahkemeye. İl başkanımızın bütün İstanbul’u donattığı mahkeme kararı, 2013 yılının Aralık ayına ait Anayasa Mahkemesi (AYM) kararıdır. Dün grupta okuduğum için bugün tekrar okumayacağım. 2023 Aralık’ta AYM, kararın başına da ‘Türk milleti adına’ yazarak yani gücünü milletten, gücünü halk iradesinden alanlara AYM diyor ki ‘Hepiniz adına karar verdim. Taksim anlamlı bir meydandır. O gün isteyen herkes orada bulunabilmelidir. Yasaklamak bir meydanı yasaklamaktan ziyade düşünceyi yasaklamaktır.’ Bitti. Demokrasilerde burada tartışma biter. Anayasa diyorsa ki ‘AYM kararı herkes için bağlayıcıdır’, AYM kararını söylemiştir. Meydan emekçilerindir. Bu vakitten sonra, ‘Yine sokmayız, yine yürütmeyiz’ kanunsuz emirdir. Anayasa’yı çiğnemektir, Anayasa suçudur. Birisi Anayasa’nın bir maddesini uygulamasın; öbürü öbür maddesini, öbürü öbür maddesini… Anayasal düzen ortadan kalkar, devlet düzeni ortadan kalkar. Yani bugünkü inat, güç aldığı Anayasa’yı, yetki aldığı Anayasa’yı inkar etmektir. O yüzden bu yanlışa itiraz ediyoruz.”
“ONLARIN MÜCADELESİ BİZİM MÜCADELEMİZDİR”
Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması için günlerdir müzakere yürüttüklerini anlatan Özel, Ekrem İmamoğlu ve İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in, genel başkan yardımcılarının büyük emek verdiklerini söyledi. Kendisinin de iki gündür İçişleri Bakanı ile müzakere ettiğini aktaran Özel, şöyle devam etti:
“Diyoruz ki ‘Doğrusunu yapın, bu yanlışı yapmayın’ ama yanlışta ısrar ediyorlar. Biz Saraçhane’ye gelmeden önce burada tabii düzen alamadığımız için izdihamdan dolayı Özgür Başkanımızın ve 39 ilçe başkanımızın emeğiyle bin 977 sendikasız işçiyle bu meydana geldik. Elbette meydandaki işçi sayısı, meydandaki CHP’li sayısı, bunun onlarca katı. Sembolik olarak kanlı 1 Mayıs’a vurgu için bin 977 sendikasız işçiyle buradayız. Niye buradayız? 12 Eylül askeri darbesi solu ezdi, demokrasiyi ezdi, sendikaları ezdi. Bundan 30 yıl önce yapılan 1 Mayıs’larda, bu meydanlarda 40 yıl önce yapılan 1 Mayıs’larda bu meydanlarda bulunan her dört işçiden üçü sendikalıydı. Bugün 100 işçiden 14’ü sendikalı, yedisi kamuda, yedisi özel sektörde toplu iş sözleşmesinden istifade ediyor. Yüzde 7. O yüzden biz şunu söylüyoruz; CHP kimsesizlerin kimsesidir. CHP sendikasızların sendikasıdır. Buradaki çok değerli sendikalar yüz işçiden 14’ünün örgütlü olduğu sendikalardır. Onlar o işçileri temsil etmektedir. CHP sendikalaşmasının önüne set çekilen, engel olunan 100 işçiden 86’sının, onlar bir gün sendikalı olana kadar sendikasıdır. Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir. Biz onların sesiyiz ve buradan Türkiye’deki tüm emekçilere sesleniyoruz; Anayasal hakkınızdır sendikalarda örgütlenin. Bütün sendikasız işçileri, sendikal mücadeleye dahil olmaya, hak arama mücadelelerini, sendikal bir örgütlenme içinde sürdürmeye davet ediyoruz. CHP iktidar olduğunda, Türkiye İttifakı iktidarı aldığında, işçilerin sendikalaşmasının önünde hiçbir engel olmayacaktır. Bugünkü bariyerleri ortadan kaldıracak da tüm işçilerin sendikalı olmasıdır. Yoksulluğu ortadan kaldıracak, işçinin hakkını alacak olan da sendikalı mücadeledir, sendikal mücadeledir.”
“BURADAKİLER NE TERÖRİST NE MARJİNAL NE YASA DIŞI YAPILARDIR”
Sendikalı sendikasız bütün işçileri CHP ailesi olarak kucaklayıp selamladıklarını ifade eden Özgür Özel, şunları kaydetti:
“Onlara diyoruz ki bayramınız kutlu olsun. Bayramların bayram gibi kutlanacağı günler yakındır. Taksim bugün özgürleşmezse yarın özgürleşir ama önünde sonunda Taksim emeğindir, emekçilerindir. Taksim’e özgürlük talebinin arkasındayız. Bütün örgütümüz olarak, CHP olarak arkasındayız. Her birisi birer emekçi, birer baba, birer eş, birer evlat olan polisimize bugün verilen kanunsuz emirleri sakın emekçiler, polislerin kişisel kanaatleri, kişisel tavırları gibi değerlendirmesinler. Onların da evlerinde bekleyen evlatları var. Buradaki emekçileri de kendisine kanunsuz emir verenler şeytanlaştırıyor. Buradaki emekçileri ‘illegal yapılar, marjinal gruplar’ diyerek şeytanlaştıranlara ve onların emir verdiği polisimize sesleniyorum; buradaki emekçi sizi düşman görmüyor, kardeşinizdir. Buradakiler de ne teröristtir ne marjinaldir ne yasa dışı yapılardır. İmkan olsa sizin de yararlanacağınız sendikaların üyeleri ve sendikasız işçilerdir. Onları düşman görüp, terörist görüp size verilen kanunsuz emirlerle onlara müdahale edip onların yaralanmasına, onların zor durumda kalmasına sebebiyet vermeyiniz. Bu meydandaki emniyet güçleri de bu meydandaki emekçiler de siyasetçiler de bu ülkenin evlatlarıdır ve kardeştir. Bu ülkenin Türkleri de Kürtleri de Lazları da Çerkezleri de doğulusu, batılısı, Karadenizlisi, güneylisi de Alevisi de Sünnisi de kardeştir. Bu kardeşliği egemen kılacağız. Birbirimizi seviyoruz. Türkiye’yi seviyoruz. Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın Türkiye ve dünya işçi sınıfının mücadelesi.”
]]>“Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği” başlıklı 13. Çalışma Meclisi Toplantısı Ankara’da düzenlendi. Toplantıya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan ve diğer sendikaların başkanları ile temsilcileri katıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Bakan Işıkhan, “1 Mayıs’ın, günün anlam ve önemine uygun olarak, barış içinde ve bayram havasında geçmesini; emekçilerimizin esenliğine de vesile olmasını temenni ediyorum. Meclisimiz, bugün ve yarın; çalışma hayatında insana yakışır iş, yeşil ve dijital dönüşümün iş gücü piyasalarına etkileri ve adil çözüm; c) sendikal örgütlenmede yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri; d) Toplu sözleşme sürecinde yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri olarak dört oturum şeklinde toplanacaktır. Bu toplantılarda bulunmamız, çalışma hayatımızın sadece mevcut durumunu değil, geleceğe dair vizyonumuzu tartışmak ve belirlemek için hepimize bir fırsat sunmaktadır” şeklinde konuştu.
Dünyada, bölgede, jeopolitik gerilimler ve ekonomik dalgalanmaların yaşandığını belirten Işıkhan, pandemi gibi salgın hastalıklar, doğal afetler, göç hareketleri, savaşlar, su, gıda ve enerji krizlerinin beraberinde yeni riskler ve belirsizlikler getirdiğini vurguladı.
Türkiye olarak belirsizliklerin getireceği her türlü riske karşı alınacak tedbirlere yönelik dikkatli bir şekilde çalıştıklarını kaydeden Işıkhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çizdiği Türkiye Yüzyılı vizyonu ile daha güçlü, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir sosyo-ekonomik kalkınmayı sağlayacak politikaları uygulamaya devam edeceklerini ifade etti.
“Kadın ve genç istihdamında artış sağlayacak özel politikalar geliştiriyoruz”
Nihai hedeflerinin Türkiye Yüzyılını, emeğin, yatırımın, üretimin, istihdamın, büyümenin, kalkınmanın ve refahın yüzyılı yapmak olduğunu söyleyen Işıkhan, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak 12. Kalkınma Planı ile Orta Vadeli Programı da dikkate alarak, genel istihdamın yanı sıra özellikle kadın ve genç istihdamında artış sağlayacak, özel politikalar geliştiriyoruz. Bildiğiniz gibi, günümüzde çalışma hayatı, hızla değişen ekonomik, teknolojik ve sosyal dinamiklerle karşı karşıyadır. Dijitalleşme, yapay zeka, otomasyon gibi faktörler, çalışma hayatındaki rolleri ve beceri gereksinimlerini yeniden tanımlıyor. Bu anlamda günümüz itibarıyla gerçek bir dönüşümün içindeyiz. Bu dönüşümün, çalışanları nasıl etkilediğini, iş gücü piyasasında hangi alanlarda yeni fırsatlar ve hangi alanlarda tehditler oluşturduğunu anlamak, geleceğe dair stratejiler belirlemede kritik öneme sahiptir” ifadelerini kullandı.
Konuşmasında dönüşümün merkezinde her zaman insanın ve emeğin olması gerektiğini dile getiren Işıkhan, insan onurunu koruyarak, adil çalışma şartlarını sağlayarak ve çalışan haklarını güvence altına alarak bu dönüşümü yönlendirmeleri gerektiğinin altını çizdi.
“Sendikal hareketlerin güçlenmeye devam etmesi gerekmektedir”
Çalışma hayatındaki sosyal diyaloğun; kurumsal, kapsayıcı ve şeffaf biçimde işlemesinde önemli bir rol üstlenen sendikaları desteklediklerini hatırlatan Işıkhan, “Değişen iş yapısı ve çalışma koşulları karşısında, sendikal hareketlerin de güçlenmeye devam etmesi gerekmektedir. Değişen işgücü piyasalarının ve yeni iş modellerinin; sendikal örgütlenmeye etkilerinin tartışılması ve yeni modellerin geliştirilmesi kaçınılmazdır. Diğer yandan, istihdamın geleceği konusunda ise sadece işsizlik rakamlarına odaklanmak yeterli değildir. İstihdamın niteliği, güvencesi ve insana uygunluğu da göz önünde bulundurulmalıdır. İstihdam oluşturma politikaları, sadece iş ve işçi sayısını artırmakla kalmamalı, aynı zamanda kaliteli ve sürdürülebilir işlerin oluşturulmasını da hedeflemelidir” diye konuştu. – ANKARA
]]>Bakan Işıkhan, Bakan Yarımcısı Faruk Özçelik, Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş ve beraberindeki heyet ile HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan’ı konfederasyon genel merkezinde ziyaret etti.
Ziyarette, beş yıllık aradan sonra Çalışma Meclisi’nin 29 Nisan’da toplanacağını belirten Işıkhan, şöyle konuştu:
“Bu dönemki toplantımızın başlığını, ‘Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği’ olarak belirlemiş bulunuyoruz. Meclisimizde, çalışma hayatını ilgilendiren temel konulara ilişkin sorunları gündeme getiriyor ve bunlara yönelik politikaları tüm tarafların katkılarıyla hayata geçirmeye çalışıyoruz. 13. Çalışma Meclisi’ni Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 29-30 Nisan’da düzenleyeceğiz. Üç gün sürecek program boyunca, ilgili bakanlıklarımız, kamu kurum ve kuruluşlarımız, işçi, işveren ve kamu görevlileri sendikaları ve konfederasyonlarımız, akademisyenlerimiz, iş dünyası, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla çeşitli paneller düzenlenecektir.”
“Bu yüzyılı çalışanın, emeğin ve üretimin yüzyılı yapacağız”
Işıkhan, sendikalardan habersiz, sendikalarla istişare etmeden, sosyal diyalog kurmadan hiçbir adım atmamaya özen gösterdiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Üçlü Danışma Kurulu’nda, Kamu Personel Danışma Kurulu’nda ve diğer kurullarda ve toplantılarda gündemimizi yine hep birlikte oluşturduk. Kararlı atılımlarımızı, düzenlemelerimizi bugüne kadar, sosyal diyalog anlayışıyla gerçekleştirdik. Cumhuriyetimizin 100 yıllık birikiminin verdiği güçle birlikte, 2024’te kendimize yeni hedefler belirledik. Ulusal ve uluslararası düzeyde yaşanan birçok badireye rağmen; istikrarla büyüyen ekonomimiz, dünyada her geçen gün artan gücümüz, bize gerek ulusal gerekse uluslararası ölçekte büyük sorumluluklar yüklemeye devam ediyor.”
Türkiye Yüzyılı’na çalışan, üreten insanlarla erişilebileceğine inandıklarını dile getiren Işıkhan, “Bu yüzyılı çalışanın, emeğin ve üretimin yüzyılı yapacağız. Bu sebeple Çalışma Meclisi gibi çözüm odaklı platformlar, kalıcı refahın temini için çalışma hayatının hem yapısal hem de fonksiyonel sorunlarının çözüme kavuşturulabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu şekilde, pek çok konunun kapsamlı olarak ele alınacağı 13. Çalışma Meclisimizin şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum.” diye konuştu.
” 1 Mayıs, anlamına uygun barışçıl gösterilerle kutlanmakta”
Bakan Işıkhan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün yaklaştığını anımsatarak, işçi ve emekçilerin haklarının korunması ve geliştirilmesinin her zaman öncelikli meseleleri olduğunu ifade etti.
Sendikalaşma hakkından, sosyal güvenliğe kadar her alanda öncelikle çalışanların menfaatlerini gözettiklerini vurgulayan Işıkhan, “Son 21 yıldır, sendikal faaliyetlerin en büyük destekçisi biz olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Sendikalarla ilgili çok sayıda düzenleme yaptık. Sadece örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmamız dahi ülkemizdeki sendikalı sayısını büyük oranda artırdı. 2013 yılında 1 milyon olan sendikalı işçi sayısı, 2 milyon 495 bine, yüzde 9 olan sendikalaşma oranı ise yüzde 15,22’ye yükselmiştir.” dedi.
Daha önce kan ve katliamla anılan 1 Mayıs’ın artık emekçiler açısından bir işçi bayramı ve dayanışma günü haline geldiğini dile getiren Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç azınlık grup dışında, işçilerimizin çok büyük bir kesimini temsil eden, en fazla üyeye sahip sendikalarımızla 1 Mayıs, anlamına uygun biçimde ve barışçıl gösterilerle kutlanmaktadır. Bu yıl ki kutlamalarımız, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını ve Türkiye Yüzyılı’nı başlatan bir milat olması sebebiyle her zamankinden çok daha anlamlı ve farklı atmosferde gerçekleştirilecek.
Hafta boyunca düzenleyeceğimiz çeşitli programlar eşliğinde, büyük ve güçlü Türkiye’nin çalışan, üreten, alın teri akıtan işçisi, emekçisi, yediden yetmişe tüm vatandaşlarımızla emek dünyamızın bu özel gününü tam manasıyla idrak edeceğimiz bir gün olacak.”
“Karmaşadan en fazla zarar gören kesimler emekçiler”
Bir taraftan emeğin hakkını korurken, diğer yandan bu hakkın istismar edilmesine hiçbir zaman müsaade etmediklerini vurgulayan Işıkhan, şu ifadeleri kullandı:
“Boş ve ideolojik sloganların değil, emekçimize gerçekten faydalı olacak icraatların peşinde olduk. Emekçilerimizi, ülkemizin kalkınmasının en önemli parçalarından biri olarak gördük. Vatan sevgisi had safhada olan işçilerimizin ülkemize zarar verecek, kaos peşinde koşanlarca temsil edilemeyecekleri bir gerçek. Zira günün sonunda, kaos ve karmaşadan en fazla zarar gören kesimler arasında yine emekçilerimiz gelmektedir. 1 Mayıs’ın huzursuzluk ve kaos ile anılmasını isteyenlere en büyük tepkiyi, yine bu ülkenin evladı olan emekçiler göstermektedir. 1 Mayıs’ı temsil ettiği anlayışa ve ruha yakışır şekilde kutsal addettiğimiz emeğin ve dayanışmanın sembolü haline getirerek ‘bayram olarak ilan eden’ yine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti hükümeti olmuştur. Bu hafta boyunca hem Çalışma Meclisimizde çalışmalarımızı sürdüreceğiz hem de emek ve dayanışma günü Türkiye’nin çalışma hayatına yakışır şekilde kutlayacağız.”
Bakan Işıkhan’dan belediye yönetimlerine uyarı
Işıkhan, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin geride kaldığına işaret ederek, seçilen belediye başkanlarına, meclis üyelerine ve muhtarlara muvaffakiyetler diledi.
Bakanlık olarak Türkiye’yi kalkındırma ve istihdamın geliştirilmesine yönelik her türlü projede tüm yerel yöneticilerin yanlarında duracaklarını belirten Işıkhan, şöyle devam etti:
“Ancak, yerel seçimlerin ardından yeni belediye başkanlarının göreve gelmesiyle birlikte, belediye çalışanlarının işlerinden çıkarılması ve mobbing endişesi birçok insanı tedirgin etmektedir. Belediye başkanlarının bu tür davranışları, çalışanların kazanılmış hak ve özgürlüklerinin kaybı anlamına gelecektir. Sadece adalet ve sosyal sorumluluk açısından değil, aynı zamanda şehrin sürekliliği ve hizmet kalitesi açısından da bu hususla alakalı uyarımı yapmak istiyorum. Ayırt etmeksizin tüm belediyelere sesleniyorum, bizler işçilerimizin ve memurlarımızın haklarının yakın takipçisi olacağız. Sizler de çalışanların haklarını göz önünde bulundurarak ve istihdama yönelik adil politikalar izleyerek çalışma hayatımızın niteliğini hep birlikte geliştirelim.”
Bakan Işıkhan, HAK-İŞ’in ardından Çalışma Meclisi gündemiyle Türkiye Kamu-Sen, TESK ve TZOB’a basına kapalı ziyaretler gerçekleştirdi.
]]>ARTVİN – Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi. Gittik CHP’nin önünde protesto ettik” dedi.
Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın, Memur-Sen Artvin Şube Başkanlığınca bir düğün salonunda düzenlenen iftar programına katıldı. Yalçın, Memur-Sen’in 32 yıllık sendikal mücadele içinde kurucu değerlerine sadık kalarak yolculuğuna devam ettiğini söyledi. Yalçın, Memur-Sen’in Türkiye’de mevcut sendikal yaklaşımlar içinde bir benzeri olmamak için kurulmuş, Anadolu’nun kabul görmüş değerlerini baş tacı eden, kendi medeniyet köylerine yaslanan, derdi millet, gücü millet olan bir emek örgütü olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Masada istediğimiz olursa imza olur, değilse sosyal maliyet olur, o da sizin sırtınıza kalır diyerek sendikacılığın gereği neyse bunu yerine getirmiş, emek mücadelesinde 1007 kazanım diye sendikal mücadelemizin alın terinin karşılığını madde madde sıralamış, sendikal anlamda ne alındıysa altında yeri, teri, imzası olan bir örgütlenme olarak yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Çok önemli sorunları çözdük. Kamusal alan yalanının ortadan kaldırılması, cuma izninden tutun da 8 yıllık kesintisiz seçmeli din eğitiminin getirilmesine kadar temel hak ve özgürlükler noktasında aldığımız mesafenin yanında 3600 ek göstergeden tutun da diğer tüm alanlara ilişkin birçok kazanıma imza attık.”
Yalçın, geçmişteki köklü sorunları çözen iradenin bugün tartışılan sorunları de çözecek irade olduğunu vurguladı. 3600 ek göstergenin birinci dereceye yansımayan düzenlemenin önemli olduğuna değinen Yalçın, “Tüm memurlara olmalıydı diyerek, bu konuda hem çalışma bakanımızdan hem de Cumhurbaşkanımızdan sözü alarak, toplu sözleşme maddesine yazarak sıkı takibimizi yapıyoruz. Eninde sonunda bunu da hayata geçireceğiz. Pek çok alanda sorun yaşayan arkadaşlarımızın meselesi bizim meselemizdir. Bunları çözecek olan da biziz. Yeter ki biz örgütlülüğümüzü büyütelim” dedi.
“Çözerse Memur-Sen çözer” diyen Yalçın, sorumluluklarının farkında olduklarını vurgulayarak, “İstiyoruz ki açlık ve yoksulluk sınırları arasında hiçbir kamu görevlisi kalmasın. İstiyoruz ki emekçiler refah seviyesinde ücret alsın. İstiyoruz ki emekliler asgari ücretin altında olmasın. Kamuda görev yapan aylığı ile emekli aylığı arasındaki bağ yeniden kurulsun, makas yeniden düzenlensin, kapatılsın. Makas ortadan kaldırılsın, yıllarca verdiği emeğin karşılığını kamu emeklisi de alabilsin. Israrla bu konuda takibi sürdürüyoruz. Her şey zamanı geldiğinde kazanıma dönüşüyor. Biz ısrarı devam ettireceğiz” diye konuştu.
Toplu sözleşme ikramiyelerine de değinen Yalçın, “Toplu sözleşme masasında 5 liradan CHP iptal etti. Hükümetimizle yaptığımız görüşmede 10 liraya geri getirdik. Sonra 45 lira, sonra toplu sözleşme maliyetiyle 113 lira, sonra 400 lira, en son toplu sözleşmede aylık 538 liraya yansıyan, kamu görevlisinin kesesine giren, çalışanın kesesine giren bu rakamı Cumhuriyet Halk Partisi aldı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Tıpkı toplu görüşme dönemimdeki 5 TL’yi götürdüğü gibi bunu da kökten iptal ettirdi ve kamu görevlilerine aylık 345 lira, yıllık 4 bin 152 lira, 2 yıllık 8 bin 300 lirayı kaybettirdi. Biz gittik CHP’nin önünde protesto yaptık. Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi. Gittik CHP’nin önünde protesto ettik. Muhalefetin işi emekçinin yanında olmaktır. Hiçbir toplu sözleşmede yanımızda olmayanlar, bizim aldığımızı kaybettirerek memurun emeğini heder ettirmiştir” dedi.
]]>Yalçın, Memur-Sen Artvin Şube Başkanlığınca bir düğün salonunda düzenlenen iftar programında, Memur-Sen’in 32 yıllık sendikal mücadele içinde kurucu değerlerine sadık kalarak yolculuğuna devam ettiğini söyledi.
Memur-Sen’in, Türkiye’de mevcut sendikal yaklaşımlar içinde bir benzerinin olmaması için kurulmuş, Anadolu’nun kabul görmüş değerlerini baş tacı eden, kendi medeniyet köylerine yaslanan, derdi millet, gücü millet olan bir emek örgütü olduğunu belirten Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Masada istediğimiz olursa imza olur, değilse sosyal maliyet olur, o da sizin sırtınıza kalır.’ diyerek sendikacılığın gereği neyse bunu yerine getirmiş, emek mücadelesinde 1007 kazanım diye sendikal mücadelemizin alın terinin karşılığını madde madde sıralamış, sendikal anlamda ne alındıysa altında yeri, teri, imzası olan bir örgütlenme olarak yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Çok önemli sorunları çözdük. Kamusal alan yalanının ortadan kaldırılması, cuma izninden tutun da 8 yıllık kesintisiz seçmeli din eğitiminin getirilmesine kadar temel hak ve özgürlükler noktasında aldığımız mesafenin yanında 3600 ek göstergeden tutun da diğer tüm alanlara ilişkin birçok kazanıma imza attık.”
Yalçın, 3600 ek göstergenin birinci dereceye yansımayan kısmına ilişkin düzenlemenin önemli olduğunu ifade ederek, “‘Birinci dereceye yükselen tüm memurlara olmalıydı.’ diyerek, bu konuda hem Çalışma Bakanımızdan hem de Cumhurbaşkanımızdan sözü alarak, toplu sözleşme maddesine yazarak sıkı takibimizi yapıyoruz. Eninde sonunda bunu da hayata geçireceğiz. Pek çok alanda sorun yaşayan arkadaşlarımızın meselesi bizim meselemizdir. Bunları çözecek olan da biziz. Yeter ki biz örgütlülüğümüzü büyütelim.” diye konuştu.
Sorumluluklarının farkında olduklarını dile getiren Yalçın, “İstiyoruz ki açlık ve yoksulluk sınırları arasında hiçbir kamu görevlisi kalmasın, istiyoruz ki emekçiler refah seviyesinde ücret alsın, istiyoruz ki emekliler asgari ücretin altında almasın, kamuda görev yapan aylığı ile emekli aylığı arasındaki bağ yeniden kurulsun, makas yeniden düzenlensin, kapatılsın. Makas ortadan kaldırılsın, yıllarca verdiği emeğin karşılığını kamu emeklisi de alabilsin. Israrla bu konuda takibi sürdürüyoruz. Her şey zamanı geldiğinde kazanıma dönüşüyor. Biz ısrarı devam ettireceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi”
Ali Yalçın, toplu sözleşme ikramiyelerine ilişkin de şunları kaydetti:
“Toplu sözleşme masasında 5 liradan CHP iptal etti. Hükümetimizle yaptığımız görüşmede 10 liraya geri getirdik. Sonra 45 lira, sonra toplu sözleşme marifetiyle 113 lira, sonra 400 lira, en son toplu sözleşmede aylık 538 liraya yansıyan, kamu görevlisinin kesesine giren, çalışanın kesesine giren bu rakamı Cumhuriyet Halk Partisi aldı, Anayasa Mahkemesine götürdü. Tıpkı toplu görüşme dönemimdeki 5 lirayı götürdüğü gibi bunu da kökten iptal ettirdi. Kamu görevlilerine aylık 345 lira, yıllık 4 bin 152 lira, 2 yıllık 8 bin 300 lirayı kaybettirdi. Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi. Gittik, CHP’nin önünde protesto ettik. Muhalefetin işi emekçinin yanında olmaktır. Hiçbir toplu sözleşmede yanımızda olmayanlar bizim aldığımızı kaybettirerek memurun emeğini heder ettirmiştir. Kaybettirmiştir.”
Yalçın, Artvin’deki temasları kapsamında makamında ziyaret ettiği Vali Cengiz Ünsal’la bir süre görüştü.
]]>Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın, Memur-Sen Artvin Şube Başkanlığınca bir düğün salonunda düzenlenen iftar programına katıldı. Yalçın, Memur-Sen’in 32 yıllık sendikal mücadele içinde kurucu değerlerine sadık kalarak yolculuğuna devam ettiğini söyledi. Yalçın, Memur-Sen’in Türkiye’de mevcut sendikal yaklaşımlar içinde
bir benzeri olmamak için kurulmuş, Anadolu’nun kabul görmüş değerlerini baş tacı eden, kendi medeniyet köylerine yaslanan, derdi millet, gücü millet olan bir emek örgütü olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Masada istediğimiz olursa imza olur, değilse sosyal maliyet olur, o da sizin sırtınıza kalır diyerek sendikacılığın gereği neyse bunu yerine getirmiş, emek mücadelesinde 1007 kazanım diye sendikal mücadelemizin alın terinin karşılığını madde madde sıralamış, sendikal anlamda ne alındıysa altında yeri, teri, imzası olan bir örgütlenme olarak yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Çok önemli sorunları çözdük. Kamusal alan yalanının ortadan kaldırılması, cuma izninden tutun da 8 yıllık kesintisiz seçmeli din eğitiminin getirilmesine kadar temel hak ve özgürlükler noktasında aldığımız mesafenin yanında 3600 ek göstergeden tutun da diğer tüm alanlara ilişkin birçok kazanıma imza attık.”
Yalçın, geçmişteki köklü sorunları çözen iradenin bugün tartışılan sorunları de çözecek irade olduğunu vurguladı. 3600 ek göstergenin birinci dereceye yansımayan düzenlemenin önemli olduğuna değinen Yalçın, “Tüm memurlara olmalıydı diyerek, bu konuda hem çalışma bakanımızdan hem de Cumhurbaşkanımızdan sözü alarak, toplu sözleşme maddesine yazarak sıkı takibimizi yapıyoruz. Eninde sonunda bunu da hayata geçireceğiz. Pek çok alanda sorun yaşayan arkadaşlarımızın meselesi bizim meselemizdir. Bunları çözecek olan da biziz. Yeter ki biz örgütlülüğümüzü büyütelim” dedi.
“Çözerse Memur-Sen çözer” diyen Yalçın, sorumluluklarının farkında olduklarını vurgulayarak, “İstiyoruz ki açlık ve yoksulluk sınırları arasında hiçbir kamu görevlisi kalmasın. İstiyoruz ki emekçiler refah seviyesinde ücret alsın. İstiyoruz ki emekliler asgari ücretin altında olmasın. Kamuda görev yapan aylığı ile emekli aylığı arasındaki bağ yeniden kurulsun, makas yeniden düzenlensin, kapatılsın. Makas ortadan kaldırılsın, yıllarca verdiği emeğin karşılığını kamu emeklisi de alabilsin. Israrla bu konuda takibi sürdürüyoruz. Her şey zamanı geldiğinde kazanıma dönüşüyor. Biz ısrarı devam ettireceğiz” diye konuştu.
Toplu sözleşme ikramiyelerine de değinen Yalçın, “Toplu sözleşme masasında 5 liradan CHP iptal etti. Hükümetimizle yaptığımız görüşmede 10 liraya geri getirdik. Sonra 45 lira, sonra toplu sözleşme maliyetiyle 113 lira, sonra 400 lira, en son toplu sözleşmede aylık 538 liraya yansıyan, kamu görevlisinin kesesine giren, çalışanın kesesine giren bu rakamı Cumhuriyet Halk Partisi aldı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Tıpkı toplu görüşme dönemimdeki 5 TL’yi götürdüğü gibi bunu da kökten iptal ettirdi ve kamu görevlilerine aylık 345 lira, yıllık 4 bin 152 lira, 2 yıllık 8 bin 300 lirayı kaybettirdi. Biz gittik CHP’nin önünde protesto yaptık. Dünyanın her yerinde sendikalar iktidarları protesto ederler, Türkiye’de tam tersi. Gittik CHP’nin önünde protesto ettik. Muhalefetin işi emekçinin yanında olmaktır. Hiçbir toplu sözleşmede yanımızda olmayanlar, bizim aldığımızı kaybettirerek memurun emeğini heder ettirmiştir” dedi. – ARTVİN
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Şanlıurfa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü kararına göre, BİRTEK-SEN’in, üzerinde “sendikal baskı” kurduğu iddia edilen her işçi için, 5 bin 421 TL olmak üzere, toplamda 1 milyon 441 bin 986 TL ceza ödemesi gerekecek.
“TEBLİĞ EDİLEN METİN GERÇEĞİ YANSITMIYOR”
Konuya ilişkin, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in imzasıyla yazılı açıklama yapıldı. Bakanlığın gönderdiği yazının gerçeği yansıtmadığını belirten Türkmen, “BİRTEK-SEN’in Özak Tekstil işçileri üzerinde sendikal baskı kurduğu, fabrikadaki Öz İplik İş üyelerine BİRTEK-SEN’e geçmeleri ve içeride çalışmaya devam eden işçilere de eyleme katılmaları için baskı yaptığı’ ifadeleri yer alıyor. Yazıda, 29 Kasım 2023 ve 1 Aralık 2023 tarihlerinde fabrikada yapılan incelemeler neticesinde bu sonuca varıldığı ifade ediliyor. Tebliğ edilen metinde yer alan ifadelerde, Özak Tekstil’de 622, yine Özak Tekstil’e ait olan ve aynı adreste bulunan Kübrateks’te 76, toplam 698 Öz İplik İş üyesinin bulunduğu ve bunların 432’sinin Öz İplik İş’ten istifa ettiği yazıyor. Ancak bu durum gerçeği yansıtmıyor. Açtığımız davalar için ilgili mahkemelere sunduğumuz belgelerde de yer aldığı gibi, 2023 yılı Kasım ve Aralık aylarında BİRTEK-SEN’e Özak Tekstil’den toplam 545 üye gelmiştir. Bu üyeliklerin bir kısmı, eylemlerimiz devam ederken, fabrikada çalışmaya devam eden işçilerden oluşmaktadır” ifadelerini kullandı.
“GERÇEKLERİ YANSITMAKTAN UZAK OLDUĞU AÇIKTIR”
Ceza kararına dayanak olarak gösterilen teftiş raporunu hazırlayan müfettişlerin, görevini kötüye kullandığını savunan Türkmen, “Teftişe geldiklerinde sadece patronla ve patronun baskısı altındaki işçilerle görüşmüş ve bu mağduriyetin asli tarafı olan eylemdeki işçilerle ve sendikamız temsilcileriyle hiçbir şekilde görüşmeden rapor yazmışlardır. İncelemenin, BİRTEK-SEN üyesi hiçbir işçiyle görüşülmeden, patronun ve Öz İplik İş Sendikası’nın baskısı altındaki işçilerle görüşerek yapıldığı ve bu yüzden gerçekleri yansıtmaktan uzak olduğu açıktır” dedi.
“FABRİKA SOKAĞINA SOKULMAYAN BİRTEK-SEN İŞÇİLERE NASIL BASKI YAPMIŞ OLABİLİR?”
Türkmen, para cezası kararında yer alan “BİRTEK-SEN’in işyerinde çalışan işçilere kendi sendikalarına üye olmaları yönünde baskı yapıldığı anlaşılmıştır” ifadelerine ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu:
“Eyleme katılan işçilerin jandarma barikatından dolayı fabrikanın sokağına bile sokulmadığı, içerideki işçiler ile eyleme devam eden işçilerin hiçbir şekilde iletişime geçemediği koşullarda BİRTEK-SEN işçilere nasıl bir baskı yapmış olabilir? Söz konusu tebligatta, ‘İnceleme sonucunda işveren tarafından işçilere herhangi bir sendikal baskı yapılmadığı kanaatine varılmıştır’ denilmektedir. Bu incelemenin hangi heyet tarafından, hangi işçilerle görüşerek, hangi fabrikada yapıldığını anlamak mümkün değil. İncelemenin yapıldığının söylendiği tarihte, fabrika önünde yüzlerce işçi ‘Öz İplik Dışarı, BİRTEK-SEN İçeri’, ‘Sendika Hakkımız Engellenemez’, ‘Özak’ta Baskılar Son Bulsun’ sloganları atarken inceleme nerede ve kiminle yapılmıştır. Her gün haber kanalları, gazeteler, işçilerin Özak’ta uğradığı zulmü haber yaparken; tarafımıza gönderilen tebligatın hazırlandığı İŞKUR Şanlıurfa Müdürlüğü bile, Özak Tekstil’de yaşanan durumdan dolayı o tarihte Özak’a işçi alımını durdurmuşken; henüz eylemler başlamadan önce 450 işçinin imzaladığı ‘Özak Tekstil’de işçilere sendikal baskı yapıldığını’ içeren metinler ortadayken; Çalışma Bakanlığı, hangi görüşmeler sonucunda bu karara varmış, anlamak güçtür.”
“AYNI KARARLILIKLA MÜCADELE EDECEĞİZ”
Özak Tekstil direnişinin meşru, barışçıl ve anayasal bir eylem olduğunu belirten Türkmen, “Başta Özak Tekstil patronu olmak üzere, işçi ve sendika düşmanı tekstil patronlarının ve onlarla işbirliği içinde hareket eden resmi kurumların saldırıları karşısında da aynı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı İletişim-İş Sendikası, özel çağrı merkezi çalışanlarına mobbing ve baskı uygulandığı iddialarıyla ilgili açıklama yaptı. DİSK Ege Bölge Temsilci Memiş Sarı, “İletişim Sendikası bir kaç yüz üyeyle yetkiyi almak üzereyken tam da araya böyle bir provokasyonun sokulması, üyelerimizin istifa ettirilmesi ve baskı altında kalması, AKP iktidarının çatısı altında bulunan işverenlerin sendikalı ve toplu sözleşmeli bir pozisyondan, örgütten korkmasının gerekçesidir. Biz de karşımıza çıkan bu sahte sendikalara karşı mücadelemizi en büyük boyutta sürdürmek, AKP’nin korkulu rüyası olan örgütlü toplumu yaratmak için mücadeleyi her alanda yapacağımızın sözünü buradan veriyoruz ki patronlar DİSK’ten korktuğunu bir kez daha ifade etmiştir” dedi.
DİSK’e bağlı İletişim-İş Sendikası, özel çağrı merkezi çalışanlarına baskı uygulandığı iddialarıyla ilgili DİSK Ege Bölge Temsilciliği’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıya DİSK Ege Bölge Temsilci Memiş Sarı ve İletişim-İş Genel Başkanı Gürkan Emreoğlu katıldı.
İletişim İş Sendikası olarak uzun yıllardır Türkiye’nin birçok bölgesinde ve farklı işletmelerde örgütlenme faaliyetlerini yürüttüklerini söyleyen Gürkan Emreoğlu, “Yürütmekte olduğumuz bu çalışmalar sırasında, TELUS İnternational’ da örgütlenme çalışmalarımız Çağrı İş Sendikası tarafından sabote edilmeye çalışılmaktadır. Gerek antidemokratik sendikal yasalar ve gerekse birçok keyfi baskı uygulamalarının söz konusu olduğu koşullarda ve işkolumuzda örgütsüz on binlerce işçi dururken bu sendikanın, DİSK ve İletişim İş Sendikamız hakkında asılsız ve yalana dayalı propaganda yürüttüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Bu şahsiyetlerin konfederasyonumuz DİSK ve yöneticileri hakkında yürütmekte olduğu ahlaksızca ve yalana dayalı bu propaganda DİSK tarafından karşılıksız bırakılmayacaktır. TELUS işçilerinin kafasını karıştırmaya çalışarak örgütlenme ve toplu sözleşmeli sendikal hak mücadelesini engellemeye çalışan bu tutum sendikalı çalışma hakkı karşısına kişisel ve grupsal çıkar hesaplarının geçirilmesidir” dedi.
Çalışanlara çağrıda bulunan Emreoğlu, “Birliğimizi bozmaya çalışan bu tutumlara karşı uyanık olmalı ve ne koşulda olursa olsun birliğimizi korumalıyız. Ağır koşullarda kuralsızca ve uzun sürelerle çalışmak zorunda bırakılıyoruz. Neredeyse günlük olarak vardiyalarımızın değiştirilmesi sorunu, keyfi izin uygulamaları, keyfi işten çıkarmalar ve mobbing gibi onlarca sorunla karşı karşıyayız. Bunun karşısında, insanca yaşayabileceğimiz ekonomik ve sosyal haklara sahip olmak üzere yürütmekte olduğumuz sendikal örgütlenme çalışmalarımızı ısrarla sürdürmekten geri durmamalıyız” ifadelerini kullandı.
Toplumda artık örgütlü ve sendikalı olma yolunda çok büyük taleplerin olduğunu söyleyen Memiş Sarı ise “DİSK’in örgütlülüğüne karşı çıkan patronlar kendilerinin kurmuş olduğu bağımsız sendikalar aracılığıyla tırnak içerisinde mücadeleyi bölmek, işçileri örgütsüz hale dönüştürmenin koşulları içerisinde. Konfederasyona bağlı olmayan sendikaların Türkiye genelinde ülke barajını aşıp yetki alamayacağını bildikleri için aradan çıkartmış oldukları bağımsız sendikalarla ya da kendi elleriyle kurdukları sendikalarla var olacak, büyüyecek örgütlülüğün önüne geçmek istemektedirler. Tam da bu noktada biz İzmir’de de bunu yaşamaktayız. Oysa İletişim Sendikası bir kaç yüz üyeyle yetkiyi almak üzereyken tam da araya böyle bir provokasyonun sokulması, üyelerimizin istifa ettirilmesi ve baskı altında kalması, AKP iktidarının çatısı altında bulunan işverenlerin sendikalı ve toplu sözleşmeli bir pozisyondan, örgütten korkmasının gerekçesidir. Biz de karşımıza çıkan bu sahte sendikalara karşı mücadelemizi en büyük boyutta sürdürmek, AKP’nin korkulu rüyası olan örgütlü toplumu yaratmak için mücadeleyi her alanda yapacağımızın sözünü buradan veriyoruz ki patronlar DİSK’ten korktuğunu bir kez daha ifade etmiştir” diye konuştu.
]]>
Ekol Ofset’te sendikal faaliyetler sonucu işten çıkarılan işçiler için İstanbul Silivri’deki firmanın önünde eylem yapıldı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu, “Bu işten çıkarmaların sendikal örgütlenmeye karşı atılmış düşmanca bir adım olduğu ortadadır. Tüm bu hukuksuzlukların ardından buradan Ekol Ofset patronlarına seslenmek istiyoruz. İşçilerin anayasal hakları olan sendikada örgütlenme hakkına saygı duyun ve işten çıkarılan işçileri geri alın” dedi.
Belçikalı Van de Velde Ambalajlama Grubu’nun Türkiye ortağı olan Ekol Ofset’teki sendikal faaliyetler sonucu 3 işçi işten çıkarıldı. İşten çıkarmalara tepki olarak şirketin, İstanbul’un Silivri ilçesinde bulunan önünde çok sayıda siyasi parti temsilcisinin, kurumun, basın meslek örgütünün katılımıyla eylem yapıldı. “Sendika anayasal haktır. Atılan işçiler geri alınsın” yazılı pankartın açıldığı eylemde açılış konuşmasını DİSK Basın-İş Yönetim Kurulu üyesi İzel Sezer yaptı.
“SEFALETİN TARTIŞILMASININ ÖNÜNE GEÇİLMEK İSTENİYOR”
Hazırlanan ortak metni okuyan DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu, derinleşen ekonomik kriz ve yüksek enflasyon nedeniyle emekçilerin alım gücünün her geçen gün düştüğüne, işçilerin sembolik zamlarla sefalet ücretine mahkum edildiğine vurgu yaptı. Dedeoğlu, şunları söyledi:
“Ülkemizde en zengin yüzde 20’nin toplam gelirden aldığı pay, en yoksul yüzde 20’nin aldığı payın 8 katı oranındayken yaratılan suni gündemlerle açlığın ve sefaletin tartışılmasının önüne geçilmek isteniyor. İşçiler bir yandan da iş yerlerinde kötü çalışma koşullarına, mobbinge, anayasal hakları çiğnenerek sendikal örgütlenme haklarının gasp edilmesine maruz bırakılıyor ancak tüm bu olumsuz koşullara rağmen işçiler, zorlukları aşmayı ve birlikte hareket etmeyi mücadele azmi ile başarıyor. İşte bugün önünde bulunduğumuz Ekol Ofset’te yaşananlar da bunun bir örneği. Ekol Ofset işçilerinin örgütlü mücadeledeki ısrarı sonucu ücretler güncel asgari ücret miktarının üzerinde kalsa da ülkemizdeki yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı sonucu işçilerin aldığı zamlar eridi, işçiler yeniden sefalet koşullarında yaşamaya mahkum bırakıldı. Hem düşük ücret hem işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin yetersizliği hem de sürekli tutanak tehdidi ile baskıya ve mobbinge maruz bırakılan işçiler, hukuksuzluklara tepkisini DİSK Basın-İş’te örgütlenerek gösterdi.
“KÜÇÜLME GEREKÇESİYLE İŞTEN ÇIKARILDILAR”
Bundan yaklaşık iki hafta önce patron tarafından verilmeye çalışılan gözdağı karşısında geri adım atmayan sendikamızın iş yeri temsilcisi İsmail Türe ve üyelerimiz Hatıra Erdoğan ile Cihat Baldan’ın işine ‘küçülme’ gerekçe gösterilerek son verildi. Patronlar, sendikamızla yaptığı görüşmede ‘performans düşüklüğü’, ‘işçiler arasındaki uyumsuzluk’ gibi bahaneleri işten çıkarmaya gerekçe gösterse de örgütlenme faaliyetlerimiz devam ederken yıllardır Ekol Ofset’te çalışan 3 sendika üyemizin aniden işten çıkarılması hayatın olağan akışına aykırıdır. Öte yandan bu işten çıkarmaların sendikal örgütlenmeye karşı atılmış düşmanca bir adım olduğu ortadadır. Tüm bu hukuksuzlukların ardından buradan Ekol Ofset patronlarına seslenmek istiyoruz. İşçilerin anayasal hakları olan sendikada örgütlenme hakkına saygı duyun ve işten çıkarılan işçileri geri alın. DİSK Basın-İş olarak çeşitli bahanelerle işten çıkarılan üyelerimiz bu fabrikadan içeri girene kadar mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz. Ekonomik krizin ve sefalet ücretinin altında ezilerek kötü koşullarda yaşamaya ve çalışmaya mecbur bırakılan tüm işçilerin sesi olacağımızı bir kez de buradan ifade ediyoruz.”
Daha sonra işçiler ve kurum temsilcileri de sırayla söz aldı.
]]>Memur-Sen’in çağrısıyla 25 ülkeden 33 konfederasyonun katılımıyla kurulan Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan Genel Kurulu Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Memur-Sen Konfederasyonu’nun ev sahipliğinde düzenlenen program, Diyanet-Sen Hatay Şube Başkanı Rıza Ateş’in Kur’an-ı Kerim tilavetinden sonra divan kurulu üyelerinin seçilmesiyle devam etti.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Bakan Işıkhan, çalışma hayatının sürdürülebilirliği için hayati öneme sahip olan sendikacılık hayatında önemli bir dönüm noktası olarak ifade ettiği Uluslararası Emek Konfederasyonu’nun 1’inci Olağan Genel Kurulu için toplandıklarını belirtti.
Emeği, alın terini, çalışmayı, katma değer üretmeyi sınır ötesine taşıyan bu kuruluşun sadece çalışma hayatı adına değil aynı zamanda uluslararası hak, adalet ve emek mücadelesi bakımından insanlık adına da çok kıymetli bulduğunu sözlerine ekleyen Işıkhan, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümetlerimiz 21 yıllık hizmet döneminde ülkemizin kronik hale gelmiş yapısal sorunlarını risk alarak, tüm imkanlarını seferber ederek çözüme kavuşturmak için büyük bir çaba sarf etmiştir. Çözmek için adım attığı hiçbir yoldan da geri dönmemiştir. Bunun bir sonucu olarak, özellikle bölgemizde yaşanan terör, göç, iç savaşlar ve dünyada yaşanan ekonomik krizlere, salgına ve afetlere rağmen değer üretmeye, gelişmeye, istikrarlı bir şekilde büyümeye devam ettik” ifadelerini kullandı.
“İstişare anlayışını en iyi şekilde yansıtan Bakanlığız”
Bakan Işıkhan, son dönemde çalışma hayatında karşılaşılan birçok sorunu sendikal hareketle birlikte çözdüklerini söyleyerek, “Sadece son bir yıl içerisinde ülkemiz çalışma hayatı adına attığımız adımlar dahi bu gelişim hızını göstermek için yeterlidir. Bu başarıda kuşkusuz işçi, işveren ve kamu iş birliğinin payı büyüktür. Bu yolda, özellikle de çalışma hayatı anlamında en büyük paydaşlarımız, en önemli yol arkadaşlarımız sivil toplum kuruluşlarımız ve sendikalarımız olmuştur. Bugün gerçekleştirdiğimiz birçok düzenleme sizlerin desteği ve gayreti sayesinde bu seviyeye ulaştı. Hepiniz yapılanların, hayata geçirilenlerin en yakın şahidisiniz. Bakanlık olarak sosyal diyaloğu, paydaşlarımızla olan işbirliğini geliştirmeyi önemsiyoruz. İstişare kültürüne en çok ihtiyaç duyan ve bu anlayışı çalışma alanına en iyi şekilde yansıtmaya çalışan bir Bakanlığız” diye konuştu.
“Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri kaldırdık”
Işıkhan, Uluslararası Emek Örgütü’nün kurulmasında sosyal diyalog anlayışının önemine vurgu yaparak, “Sivil toplum kuruluşlarımız, ortak bilinci sürdürmenin ve katılımcı bir yönetim anlayışını gerçekleştirmenin en önemli araçlarından biridir. Geçmişte, sendikacılık, işçi-memur ve işveren ilişkilerini düzenleyen ve adil temsilini sağlayan sosyal diyalog mekanizmalarımız, hak ettiği değeri ve gerekli ilgiyi görememiş, ihmal edilmişti. Ancak son 21 yılda her alanda olduğu gibi sosyal diyalog konusunda da ciddi ilerlemeler kaydettik. Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri kaldırdık” açıklamasında bulundu.
“21 yılda memurlarımızın sendikal haklarının iyileştirilmesine yönelik çok önemli adımlar attık”
Bakan Işıkhan, Türkiye olarak kamu çalışanlarına sendika kurma hakkının, 1995 yılında Anayasa değişikliği ile tanındığını ve bu hakkın kullanımını düzenleyen yasanın ise 2001 yılında yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, “Bu tarihten itibaren AK Parti iktidarlarımız döneminde kamu görevlileri sendikacılığında sendikalaşma oranı sürekli artan bir seyir izledi. Hükümet olarak elbette en büyük temennimiz, bu oranların çok daha yüksek seviyelere çıkması ve tüm kamu çalışanlarımızın sendikalaşması yönündedir. 21 yılda; toplu sözleşmeler dahil memurlarımızın sendikal haklarının, çalışma şartlarının iyileştirilmesine yönelik çok önemli adımlar attık. Bunlardan en önemlisi şüphesiz kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları için toplu sözleşme imkanı sunan 2010 Anayasa referandumudur. Biliyorsunuz yakın bir zamanda da 7. Dönem Toplu Sözleşme’mizi imzaladık. Bu süreci de yine memur sendikalarımızın katkılarıyla başarıyla gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.
Işıkhan, en önemli sosyal paydaşları olarak belirttiği sendikaların her zaman demokrasinin ve çalışma hayatının güvencesi olduklarını belirterek, toplumun tüm kesimlerini doğrudan ya da dolaylı şekilde ilgilendiren; çalışma hayatı, sosyal güvenlik, örgütlenme ve toplu sözleşme gibi birçok konuda öncü rol üstlendiklerini sözlerine ekledi.
“Önümüzdeki süreçte de birlikte çok faydalı işlere imza atacağımıza inanıyorum”
Toplam 25 ülke ve 33 konfederasyonu etrafında buluşturan alın teri, emek ve hak kavramlarını, insanlığın geleceği adına çok önemli ve kıymetli bulduğunu da vurgulayan Işıkhan, “Önümüzdeki süreçte de birlikte çok faydalı işlere imza atacağımıza inanıyorum. Siz değerli paydaşlarımızın desteği ile Bakanlığımızın sağlayacağı imkanlar bir araya geldiğinde önümüzde aşılamayacak engel kalmayacaktır. Emek dünyamız adına çok değerli olan bu önemli girişimi himaye eden başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, kuruluşuna öncülük eden Memur-Sen Genel Başkanımız Ali Yalçın Beyefendiye, Memur-Sen ailesine ve katkı sağlayan tüm sendika temsilcilerimize şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.
Programa Bakan Işıkhan’ın yanı sıra Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Ali Yalçın ve 25 ülkeden gelen 33 konfederasyonun temsilcileri katıldı. – ANKARA
]]>