DÜN YAPILAN 3. TURDA DA SALT ÇOĞUNLUK SAĞLANAMAMIŞTI
Başkan Mehmet Akarca’nın 4 yıllık görev süresinin dolması nedeniyle dün başlanan 5 adaylı seçimlerde 3’ncü turda hiçbir aday salt çoğunluğu sağlayamazken, 4. tur seçimi için gözler bugüne çevrilmişti.
BUGÜN DE SÜREÇ DEĞİŞMEDİ
Bugün gerçekleşen 4 ve 5. tur seçimlerinde de kazanan çıkmazken, yapılan açıklamada bugün bir başka seçim yapılmayacağı ve seçime yarın 6. tur oylamasıyla devam edileceği ifade edildi.
6. TURA YENİDEN BAŞVURU YAPANLAR DA KATILABİLECEK
Seçim, Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, 3. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Kerkez ve 3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk arasında geçecek. 6. tur oylamasına yeniden adaylık başvurusunda bulunanlar da katılabilecek. Seçimlerde üye tamsayısının salt çoğunluğunun hazır bulunması gerekiyor.
İlk turda alınan oylar:
Yargıtay Başkanı Akarca: 88
3. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Kerkez: 71
3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk: 70
Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak: 50
12. Hukuk Dairesi Başkanı Ayhan Tuncal: 47
2. turda alınan oylar:
3. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Kerkez: 94
Yargıtay Başkanı Akarca: 82
3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk: 74
Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak: 46
12. Hukuk Dairesi Başkanı Ayhan Tuncal: 36
3. turda alınan oylar:
Yargıtay Başkanı Akarca: 110
3. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Kerkez: 96
3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk: 96
Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak: 22
12. Hukuk Dairesi Başkanı Ayhan Tuncal: 10
4. turda alınan oylar:
3. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Kerkez: 125
3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk: 105
Yargıtay Başkanı Akarca: 96
5. turda alınan oylar:
Yargıtay Başkanı Akarca 105
3. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Kerkez 127
3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk ise 96 oy
MEHMET AKARCA KİMDİR?
21.01.1963 tarihinde Şirvan’da doğmuştur. Karşıyaka Havva Özişbakan Lisesini bitirmiş, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1986 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini Kütahya’da kısa dönem olarak yapmıştır. İzmir hakim adayı olarak mesleğe başlayan Akarca; sırasıyla Uşak/Ulubey, Van/Gevaş, Aydın/Sultanhisar Hakimliği, Sivas Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Kütahya Ağır Ceza Mahkemesi ve Komisyon Başkanlığı ile Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi ve Komisyon Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. 18.01.2010 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilen Mehmet Akarca, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 21.10.2013 tarihinde Yargıtay Ondördüncü Ceza Dairesi Başkanlığına seçilmiştir. Yargıtay Büyük Genel Kurulunca gösterilen adaylar arasında Cumhurbaşkanınca 18.05.2015 tarihinde birinci kez, 21.05.2019 tarihinde ikinci kez Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına seçilen Akarca, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 24.03.2020 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiş olup halen bu görevi sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.
ÖMER KERKEZ KİMDİR?
1966’da yılında Antakya’da dünyaya gelen Ömer Kerkez ilk, orta ve lise eğitiminden sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1988 yılında mezun oldu. Ömer Kerkez mezuniyetin ardından Hatay hakim/savcı adayı olarak mesleğe başladı. Kerkez, 2017’de Yargıtay üyeliğine seçilmişti. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi başkanlığı için yapılan seçimde, Yargıtay üyesi Ömer Kerkez, dairenin yeni başkanı oldu.
MUHSİN ŞENTÜRK KİMDİR?
Muhsin Şentürk, 1968 yılında Ankara’da doğmuştur. İlk, orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanarak bu alanda eğitim almıştır. Mezuniyetinin ardından hakim adayı olarak mesleğe başlamıştır. Meslek hayatında çeşitli görevlerde bulunan Şentürk, sırasıyla Kars Susuz ve Sivas Koyulhisar Cumhuriyet Savcılığı görevlerini üstlenmiştir. Daha sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nde tetkik hakimi olarak görev yapmıştır. Ardından Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevine atanmıştır. Yargıtay’daki kariyeri boyunca önemli görevlerde bulunan Şentürk, aynı zamanda dairede en kıdemli üye olarak başkanvekilliği görevini de üstlenmiştir. 2012 yılında Yargıtay üyeliğine seçilmiş ve halen bu görevini sürdürmektedir. Şentürk, evli ve iki çocuk babasıdır.
]]>Türkiye’de jeotermal enerji sektörü, yenilikçi teknoloji uygulamaları ile dünyadaki örnekler arasında öne çıkarken, yabancı yatırımcıların alana ilgisi dikkati çekiyor. Jeotermal enerji üretimi için kullanılan sondaj teknikleri, jeotermal enerjinin elektrik üretimi yanında ısıtma ve soğutma gibi alanlarda kullanılmasını sağlayan entegre sistemler ve yenilikçi depolama teknolojileri sektörde öne çıkan yenilikçi teknolojiler arasında yer alıyor.
JESDER Başkanı Ufuk Şentürk, AA muhabirine, Türkiye’de JES yatırımlarında dünyanın en yeni ve modern teknolojilerinin kullanıldığını söyledi.
Türkiye’nin JES yatırımlarında son 15 yılda edinilen tecrübenin yatırımcılar için önemli örnek teşkil ettiğini vurgulayan Şentürk, yabancı yatırımcıların sektöre ilgisinin artması ve maliyetlerin düşmesiyle Türkiye’de jeotermal santral yatırımlarının 4 bin megavat elektrik (MWe) seviyesine ulaşacağını ifade etti.
Şentürk, “Jeotermal teknolojisinin gelecekte gelişip daha da ucuzlayacağı göz önüne alındığında, bu yatırım miktarı daha da artacak. Jeotermal enerji sektöründe yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.” dedi.
JES’lerin atıksız elektrik üretimi konusunda “en temiz” santraller olarak öne çıktığına dikkati çeken Şentürk, “Bu santrallerin sondaj süreçleri boyunca da çevreye zararlı ve alıcı ortama bırakılan hiçbir atığı bulunmamaktadır. Tüm sondajlarımız dünya standartlarında teknolojilerle ve çevre mevzuatına uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Sondajlarımız 2 bin 500 ila 5 bin metre derinlik arasında açılmakta ve ortalama maliyetleri de 3 ila 6 milyon dolar arasında gerçekleşmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye, lityum rezervleri açısından 25’inci sırada yer alıyor”
Şentürk, jeotermal kaynaklı enerji üretim tesislerinden elde edilen lityuma ilişkin, “Sahanın jeokimyasal yapısına bağlı olarak akışkandan lityum eldesi değişmektedir. Bu sebeple sağlıklı veri elde edilebilmesi için bölgesel bazda çalışmaların yürütülmesi, elde edilebilecek rezervin sahaya göre hesaplarının detaylı olarak yapılması gerekmektedir. Fakat bu oranlar değişse de hali hazırda keşfi yapılmış jeotermal santrallerimizden sağlanacak lityum eldesi ile bu değerli mineralin çıkarılmasında büyük katkımızın olacağı inancındayız.” diye konuştu.
Türkiye’nin lityum rezervleri açısından 25’inci sırada yer aldığına ve yüksek teknolojili ürünlerin kullanımıyla lityum talebinin de artacağına işaret eden Şentürk, şöyle devam etti:
“Bu durumun lityumun yerini alabilecek yeni malzemelerin daha ekonomik olarak elde edilebileceği zamana kadar devam etmesi kaçınılmaz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kıymetli maden ve minerallerin araştırıldığı enstitü çalışmaları arasında değerli mineral eldesine yönelik çalışmalar mevcut. Bizler bu projeler akabinde potansiyeli belirleyip endüstriyel anlamda kullanılabilir hale getirebilirsek hem enerji depolama anlamında hem de ihraç edilebilir ürünler anlamında avantajlı konuma geçeceğiz. Elektrik üretiminden kıymetli maden ve mineral eldesine kadar onlarca sektörde kullanılabilen jeotermal kaynaklar, Ar-Ge ve finansal destekle Türkiye’nin geleceğinde önemli rol oynayacak.”
Şentürk, mevcut durumda 65 lisanslı JES’in 1691 megavat seviyesinde elektrik kurulu güçle hizmet verdiğini bildirdi.
Santrallerin inşası için bugüne kadar yapılan yatırım tutarının 7 milyar dolara ulaştığı bilgisini veren Şentürk, gelecek 5 yıl içinde planlanan yatırımlarla bu tutarın 15 milyar dolara ulaşmasının öngörüldüğünü söyledi.
Şentürk, mevcut sahaların MTA tarafından yapılan ihaleleri sonucunda, jeotermal kaynak işletme ruhsatlarının devri için yatırımcılar tarafından devlete ödenen tutarın yaklaşık 1 milyar dolar olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bu sahalarda kurulan santraller ise devlete katma değer vergisi, kurumlar vergisi, stopaj vergisi, sosyal güvenlik kurumu primleri, devlet payı ve TEİAŞ’a yapılan iletim bedeli ödemeleri de dahil olmak üzere yılda yaklaşık 600 milyon dolar tutarında bir ödeme yapıyor. Diğer taraftan santrallerimizin inşası aşamasında yüzde 70 yerli makine ve aksam kullanılıyor. Yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi biz yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.”
]]>