ATO Congresium Yönetim Kurulu Başkan Vekili, iş insanı, yapımcı, yönetmen ve yazar Hasan Yıldız, “Gelecek Henüz Avuçlarınızda: Gençler Geleceğimiz” başlıklı kariyer ve motivasyon programlarının sonuncusunda Erzurum Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileriyle bir araya geldi. Kariyer Rotası kulübünün düzenlediği program İletişim Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleşti. “Gençler, kararlı ve güçlü olun. Asla cesaretinizi ve güveninizi kaybetmeyin. Kendinize inanın ve emin adımlarla ilerleyin” sözleriyle konuşmasına başlayan Yıldız, gençlere deneyimlerini aktardı. “Çalışmaktan ve emek vermekten asla geri durmayın. Negatif düşüncelerden ve olumsuz etkilerden uzak durun. Sevgi dolu, saygı dolu ve samimi olun. Başarı ve mutluluk yolculuğunuz sizinle başlar” ifadelerini kullanan Yıldız’ın konuşması ilgiyle takip edildi. Öğrencilere staj imkanı sağlayacağını da belirten Yıldız, konuşmasının sonunda sahneye çağırdığı katılımcılarla birlikte Gazze’de yaşanan katliama dikkat çeken bir mesajı seslendirdi.
Yıldız, Gazze’deki insanlık dışı vahşeti, üniversite öğrencilerinin barışçıl protestolarına karşı gösterilen şiddeti ve Refah’a yapılan saldırıları kınadığı mesajda, şu çağrılarda bulundu:
“Dünya refah içinde yaşarken, Refah’ta çocuklar ölüyor. Katiller; Gazze nefessiz yardımsız kalsın diye son kapıyı da kapatmak istiyor. Sesimizi yükseltelim. Refah Sınır Kapısı’na yakın çok sayı da bina roketlerle hedef alınmışken, Refah’a karşı canice saldırılar düzenlenirken sessiz kalmayacağız. Susmayacağız. Katiller, Gazze’nin nefessiz, yardımsız kalmasını istiyor. Oysa zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır. Refah için ses vereceğiz. Bu katliama seyirci olanlar ve hiçbir şey yapmayanlar bu katliama ortaktır. Bu vahşeti barışçıl yöntemlerle protesto eden üniversite öğrencilerine şiddet uygulanıyor. Columbia’dan Yale’e, New York Üniversitesi’nden Harvard’a birçok üniversitedeki protestocular, üniversitelerinden Gazze’de ateşkes çağrılarını desteklemelerini ve İsrail ile bağlantılı şirketlerle ilişkilerini kesmelerini talep ediyor. Ancak, bu taleplere karşı gösterilen orantısız tepkilerde öğrenciler gözaltına alınıyor ve üniversiteler protestoları durdurmak için uzaktan eğitime geçiyor. Bu barışçıl tepkiye karşı gösterilen şiddetli yanıt, temel insan hakları ve akademik özgürlüklere vurulmuş bir darbedir. Bu durumu derin bir üzüntüyle kınıyoruz.”
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun katliam politikasına ve Gazze olaylarına duyarsız kalanların insanlık tarihindeki zulmün bir parçası olduklarını ve hesap vereceklerini belirten Yıldız, şöyle seslendi:
“Gelecek nesillere karşı sorumluluklarını yerine getirmeyenler, tarihin mahkemesinde yargılanacaklar. Barış İçin Sesimizi Yükseltiyoruz, Şiddeti Kınıyoruz. Gazze’de yaşanan acılar için artık hesap verme zamanı geldi de geçiyor bile. Dünya genelinde yaşanan katliamlarda Amerika Birleşik Devletleri’nin önde gelen aktörlerden biri olduğu iddia ediliyor. Joe Biden yönetiminin soykırıma koşulsuz destek verdiği ve suskun kalanların da bu vahşete ortak olduğu belirtiliyor. Ancak Amerika’daki üniversiteler ve dünya genelindeki akademisyenler, soykırıma karşı seslerini yükseltiyor ve bunun sona erdirilmesi gerektiğine inanıyor. Ancak demokrasi dersi vermeye çalışan Amerika ve işbirlikçileri, akademisyenlere ve öğrencilere şiddet uyguluyorlar. Biden yönetimi ve Netanyahu yönetimi, soykırımdan sorumlu tutulan işbirlikçilerin yargılanmasını bekliyoruz. Üniversitelerin soykırıma karşı ayaklandığını ve gençlerin bunu durduracağına inanıyorum. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan büyük bir mücadele veriyor ve biz her zaman yanındayız. Türkiye, Filistin’in ve Gazze’nin yanında yer alacak ve soykırımı yapanların yanında asla yer almayacak.”
Hasan Yıldız, programın sonunda Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı’ya, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Yılmaz’a, Dekan yardımcısı Doç. Dr. Elif Küçük Durur’a ve İletişim Fakültesi öğrencilerine teşekkürlerini sundu. – ERZURUM
]]>ÇEKİM TARİHİ: 19 Nisan 2024
1. İstanbul’dan çeşitli görüntüler
2. Sınıfta Çince öğreten Çinli öğretmenin arşiv görüntüleri (2023)
5. Sınıfta Çince öğreten Çinli öğretmenin arşiv görüntüleri (2023)
7. SES 4 (Türkçe): ÇİLE MADEN KALKAN, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi
8. SES 5 (Türkçe): ÇİLE MADEN KALKAN, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi
9. Sınıfta Çince öğreten Çinli öğretmenin arşiv görüntüleri (2023)
10. SES 6 (Türkçe): MUSTAFA KARSLI, Türk-Çin Kültür Derneği Başkan Yardımcısı
11. SES 7 (Türkçe): MUSTAFA KARSLI, Türk-Çin Kültür Derneği Başkan Yardımcısı
Üniversite öğrencisi Meryem Nur Taşçıova’nın lise yıllarından bu yana bir hayali vardı: Çince öğrenmek. Taşçıova artık Çin dili ve edebiyatı alanında uzmanlaşan bir üniversite öğrencisi olarak nihayet hayalini gerçekleştirmiş durumda.
“Benim aklımda genel olarak çevirmenlik var. Tabii ki de öğretmek de istiyorum. İnsanlarla konuşmayı istiyorum.”
Çince öğrenme merakı tüm dünyada yayılmaya devam ederken Türkiye’de de bu konudaki talep dikkat çekiyor. Türkiye’de son yıllarda Çince öğrenenlerin sayısında hızlı bir artış yaşandı.
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde akademisyen olan Çile Maden Kalkan, ülke genelindeki üniversitelerin artan ilgiyi karşılamak için daha fazla öğrenci ve öğretmen kontenjanı açtığını söyledi.
“Özellikle ekonomik anlamda, akademiye diyemem ama, özel sektör alanında çalışmak, ticarete dayalı işler yapmak için öğrencilerden büyük talep var.”
Kalkan’a göre, Çin’in gelecek vaat eden ekonomik beklentileri, hızla ilerleyen teknolojik kabiliyetleri ve modernleşme alanındaki başarıları, dünya genelinde Çinceye duyulan ilginin başlıca nedenleri arasında yer alıyor.
SES 4 (Türkçe): ÇİLE MADEN KALKAN, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi:
“Çin bugün dünyanın tüm ülkelerinden yatırımları bildiğiniz gibi mıknatıs gibi çeken bir ülke. Bu durumu ekonomik bir güç ve istihdam olarak kullanıyor ülke.”
SES 5 (Türkçe): ÇİLE MADEN KALKAN, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi:
“Dünyanın ekonomisini neredeyse yönlendiren bir ülkenin dilini bilmek de büyük bir avantaj sağlıyor öğrencilerimize.”
1999 yılında kurulan Türk-Çin Kültür Derneği de son yıllarda Çince dil kurslarına yönelik talepte kayda değer artışa tanık oldu.
2023 yılında İstanbul ve Ankara’daki öğrenci sayısı 300 iken, bu sayı 2024’te önemli derecede artarak 720’ye ulaştı. Dernek, yüz yüze dersler sunmanın yanı sıra okul, üniversite ve kurumlara da Çince dil dersi hizmeti veriyor.
SES 6 (Türkçe): MUSTAFA KARSLI, Türk-Çin Kültür Derneği Başkan Yardımcısı:
“Özellikle Kuşak ve Yol’un tanınmaya devam etmesi, hızlanması ve Çinli şirketlerin Türkiye’deki yatırımlarının artması, doğal olarak Çinceye olan ilgiyi de artıyor.”
Dernek son yıllarda öğretmen sayısını iki kat artırarak 12’den 24’e çıkardı.
SES 7 (Türkçe): MUSTAFA KARSLI, Türk-Çin Kültür Derneği Başkan Yardımcısı:
“Çincenin yapısı itibarıyla doğru telaffuz gerektiren tonlamalı bir dil olması dolayısıyla, doğru öğretebilecek kaliteli, diksiyonu ve aksanı temiz öğretmenler gerekiyor.”
Xinhua Haber Ajansı muhabirleri İstanbul’dan bildiriyor. (XHTV)
]]>Bursa Nilüfer Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren Alman Continental Grup bünyesinde Bırsa’da Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Contitech Lastik A.Ş. işçileri bir arkadaşlarının keyfi uygulama sonucu işten çıkarıldığını öne sürerek fabrika önünde eylem başlattı. İddiaya göre süspansiyon sistemleri üretimi yapılan fabrikada işveren temsilcisi ile yaşadığı tartışma sırasında sesini işveren temsilcisinden daha fazla yükselten 17 yıllık bir çalışanın iş sözleşmesindeki cezai müeyyideler yerine haksız biçimde sözleşmesi fesih edildi. Sendika ve işyeri arasındaki görüşmelerden sonuç alınamayınca da işçiler grev hakkını kullanmak üzere fabrika önünde eylem başlattı.
Petrol-İş sendikasının fabrikada 10 yıldır örgütlü olduğunu ve yaşananlar karşısında atılması gereken adımların iş sözleşmesinde net ifadelerle yer aldığını belirten Petrol-İş Bursa Şube Başkanı Ersin Birgül, “Biz sendika olarak bu durumun çözümü noktasında adımlar attık. Diyaloglar kurduk. Arkadaşımıza özür de dilettik. Ama özür bile kabul görmedi. Yaklaşımın direkt işten çıkartma değil uygun cezalardan biri olması yönündeki talebimizi de ilettik. Ama bizim yaklaşımımız karşılıksız kaldı. Müsamaha gösterilmeyerek ‘biz iş hakkını sonlandırıyoruz’ gibi bir durum oluştu. 2 günlük süreçte diyaloglarımız karşılıksız kalınca mücadele kararı aldık. Buradan hep birlikte sesimizi duyurarak çözüm noktası arıyoruz. Bu yaşanan hakka hukuka uygun bir şey değil. Arkadaşımız daha önce bu iş yerinde iş yeri işçi temsilciliği de yapmış bir arkadaşımız. 17 yıldır burada çalışıyor, alın teri döküyor. Buraya girdiğinde gencecik, sapasağlam bir arkadaşımızken şu anda belinde 2, boynunda 3 fıtık var. Kolu yarıdan yukarıya kaldıramıyor. Bu fabrikada bu hale gelmiş bir arkadaşımızın iş akdi, fabrikaya daha dün yönetici olarak gelmiş bir işveren temsilcisiyle sade bir diyaloğunda ‘Sadece sesini onun ses tonundan daha yüksek kullandığı’ gerekçesiyle acımasız bir şekilde sonlandırılmaya çalışılıyor. Toplu sözleşmemizde zaten böyle bir durumun karşılığı net bir şekilde belirtilmiş. Uyarı, yazılı uyarı, yevmiye cezası gibi tekrar durumlarında yaşanacaklar açık ve net. Arkadaşımızla ilgili sorun giderilene kadar buradayız. Çözüm yolu arayalım dedik. Bir araya gelelim dedik. İlk başlarda bir yaklaşımları vardı ama sonradan ondan da uzaklaştılar. Biz adım adım attıkça onlar geri çekildiler. Bir kişiye yapılmış haksızlık, herkese yapılmış tehdittir. Ben bunu savunuyorum. Bu minvalde yol alıyoruz. Çünkü bugün bu yapılana sessiz kalındığında yarın benzerlerinin ve bunun çoklarının yaşanacağını biliyoruz. Uyuşmazlık oluşturan birkaç konu daha oldu aramızda. Oralarda da hep yapıcı yaklaşımlar gösterdik, sergilemeye çalıştık. Onlara da karşılık görmedik” dedi.
Bu arada işyerinde üretim devam ederken işçiler vardiya değişimlerinde işten çıkarılan arkadaşlarına destek vermek için sendika öncülüğünde protesto eylemlerine katılıyor. – BURSA
]]>Muhit Kitap’tan çıkan eserde, İzgi’nin Filistin konusunda kaleme aldığı yazılar okuyucunun beğenisine sunuldu.
Geçmişten bugüne İsrail’in Filistin’de yaptıklarını ve Filistin meselesinde insanlığın üzerine düşen görevleri AA muhabirine değerlendiren İzgi, “Herkesin bir Filistin defteri vardır” diyerek, Filistin defterini, hayatın farklı anlarını kaydettiği ve kendini aradığı bir eser olarak tanımladı.
İzgi, Filistin defterini çok önceden tutmaya başladığını ve bu kitapla o sayfaların bir araya geldiğini belirterek, şunları kaydetti:
“2008-2009 yıllarında yine Gazze’deki çatışma sürecinde kendi kendime yazdığım, bir yerlere kaydettiğim notlar vardı. Gazze’nin saldırı altında olduğu, Filistin’in acısını benzer şekilde içimizde duyduğumuz zamanlarda, Türkiye aynı gündemleri yaşıyordu. Aynı şeyleri farklı şekillerde yaşamaya devam etmişiz sürekli. Acılar yaşanmaya devam edilmiş. Bunlardan çıkarabildiğimiz ders ise sınırlı. Soren Kierkegaard’ın bir lafı var: ‘Hayat geçmişe bakarak anlaşılır. İleriye doğru yaşanır’. Geçmişe doğru gerçekten ortak acılar, ortak problemler neler? Bunların kaydı bir defterde tutulabilirse, geleceğe yönelik çözümler üretilebilir düşüncesiyle hayata geçirdim.”
“Medya illüzyonlarıyla baskılanan dünya, kendi sesini duymaya başlıyor”
Filistin’deki insani dramın yıllar içinde fazlalaşarak arttığına vurgu yapan İzgi, geçen yıllarda Filistin Davası’nın kitlelere mal edilmesi anlamında da önemli bir eşiğin atlandığını söyledi.
Halil İbrahim İzgi, önceden İsrail’in yaptıklarını meşru kılmaya çalışan küresel bir medya gücünün olduğuna dikkati çekerek, “Tam bu noktada Filistinli şairler, dünyadaki sanatçılar bir araya geldi ve seslerini yükseltmeye başladı. Özellikle Hollywood starları seslerini yükseltti. Çok kıymetliydi bütün bunlar. Bunlar bir günde olmuyor. Birçok insan emek veriyor, kararlılıkla duruyor. Durdukları yerde defterlerini açıyor, defterlerine sayfalar yazıyor. Sayfa sayfa yazılıyor bu süreç. Ben de böyle mütevazı bir katkıyla bu sürecin içinde olmak istedim.” ifadelerini kullandı.
Özellikle Türkiye’de ana akım medyanın bugüne kadar Filistin Davası’nı sürekli olarak “savunma” pozisyonunda bir anlayışla anlattığına işaret eden İzgi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Durun bir dakika, bu sorunun sorulduğu yer çok yanlış bir yer. Siz şu anda katilsiniz. Siz şu anda soykırım yapıyorsunuz. Bu konuştuğunuz şeyleri bu mindere taşıyamazsınız. Başka bir şey konuşmamız gerekiyor.’ Dünya tam olarak bunu dedi aslında. İnanılmaz bir şey oldu. Şehit edilen Filistinli bir şairin şiirini bir İskoç aktör seslendiriyor, ses veriyor ona. Hikayesi anlatılmaya devam ediyor. Filistin meselesinin sadece Müslümanlara veya Araplara ait bir mesele olmanın ötesinde, bir insanlık meselesi olduğu hatırlatılıyor. İnsanlar bunu gürül gürül, İspanya’da, Amerika’da, Almanya’da söylüyor. Kendine yönelik o medya illüzyonlarıyla baskılanan dünya kendi sesini duymaya başlıyor.”
“Birisi Zeytindağı’nı beklerken diğeri Kafkasya Dağları’nda…”
İnsanlığın ihtiyaç duyduğu şeyin “Kudüs Ruhu” olduğunun altını çizen İzgi, Filistinli Osmanlı subayı Arif el-Arif’e işaret ederek, şu bilgileri verdi:
“Özgüvenli bir şekilde Kudüs’ü hayatımızın içine dahil etmek gerek. Tarihini bilmek gerek mesela. Geçenlerde Rusya’da yazılmış bir esir mektubuyla karşılaştım. Bir Osmanlı subayının yazmış olduğu mektup. Yazan kişinin adı Arif el-Arif, Filistinli bir Osmanlı subayı… Kafkasya Cephesinde Ruslara esir düşüyor. Bunu bildikten sonra bakışımız değişmeye başlıyor. Bu adam daha sonra Gazze hakkında kitaplar yazıyor. 1950’lerde Doğu Kudüs’ün Belediye Başkanlığını yapıyor. Hikayenin can alıcı tarafı Mercan İdadisi’nden mezun oluyor. İstanbul’da Mülkiye’yi bitiriyor. İstanbul Üniversitesi mezunu Filistinli bir subay Rusya içlerinde esir düşüyor. O Mercan İdadisi’nden Falih Rıfkı Atay da mezun. Birisi Zeytindağı’nı beklerken diğeri Kafkasya Dağları’nda… Bu hikayeler dururken Filistin Defteri’nin kapanması mümkün değil. Aksine genişleyecek.”
Kötü günleri iyileştirmek için bir şeyler yazdığını aktaran İzgi, iyi günler geldiğinde, kötü günler gelmesin diye bu defterleri açık tutacaklarını vurguladı.
Yazar İzgi, Osmanlı’nın, hüküm sürdüğü şehirleri “Kudüsleştirme”ye (Üç dinin barış içinde yaşadığı yerlere çevirmek) çalıştığına vurgu yaparak, “Barışın yaşanabildiği yerde hem medeni hem ticari anlamda insanlar daha müreffeh hale geliyor. Dolayısıyla Filistin defterini açık tutmak sadece Türklerin veya Arapların değil, bütün insanlığın vazifesidir.” ifadelerini kullandı.
Filistin Defteri’nden sonra Üsküp’e dair yazdığı notları da bir araya getirmek istediğini aktaran İzgi, Muhit Kitap ile şair İbrahim Tenekeci’ye kitabın ortaya çıkmasındaki katkılarından dolayı teşekkür etti.
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel, İsrail- İran arasındaki gerilime ilişkin hükümetin sessizliğini eleştirerek, ” Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütleri harekete geçirmesi gerekiyor. Türkiye’nin diplomatik kanalları kullanması gerekiyor. Bu bölgedeki tansiyonun düşürülmesi gerekiyor” dedi.
CHP’nin Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Uzgel, İran-İsrail arasındaki gerilime ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmede bulundu. Türkiye’den konuyla ilgili şu ana kadar herhangi bir açıklama yapılmadığını söyleyen Uzgel, “Bölgemizde bu kadar önemli bir gelişme yaşanmışken neredeyse 1973 yılından Ekim savaşından bu yana ilk kez İsrail’e bir başka devletten askeri saldırı gelmişken hükümetin bu tırmanmanma karşısında bölgede büyük bir gerilim yaratan, endişeleri arttıran, bu gerilim karşısında hiçbir ses çıkarmaması, hiçbir açıklama yapmaması başta Dışişleri Bakanı olmak üzere bir tane yetkilinin bu konuda herhangi bir yorumda bulunmamasını şaşkınlıkla izliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“TANSİYONU DÜŞÜRÜCÜ GİRİŞİMLERDE BULUNUN”
“Türkiye Cumhuriyeti bölgenin en önemli ülkelerinden biri tanesi. Bölgenin olmazsa olmazı. Aşağı yukarı her gelişme Türkiye’yi etkiliyor” diyen Uzgel, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin eylemleri bölgesel gelişmeleri etkileme potansiyeline ve gücüne sahip. AKP hükümeti ve Erdoğan yıllardır Türkiye’nin bölgede ne kadar etkili bir ülke olduğunu anlattı. Hatta bazen öyle yorumlar oldu ki ‘Bizden habersiz bölgede yaprak kıpıldayamaz’ dediler. Erdoğan dünya liderlerine ayar veren bir liderdi, meydan okuyordu, İsrail’e çok sert çıkıyordu. Ama Türkiye’nin hem objektif güç parametreleri açısından hem de AKP hükümetlerinin iddiası açısından baktığımızda bu kadar etkisizlik, bu kadar sessizlik anlaşılır da değil, doğru da değil. Hükümetimizin en azından sözlü olarak açıklama yapması lazım. Burada Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’a görev düşüyor. Kendisinin istihbartçı bir geçmişi var. MİT Başkanı’ydı. Belki orada işler daha arka kapıdan, daha sessizce, daha görünmez bir şekilde yürüyordu ama dış politika böyle değil. Türkiye bölgedeki varlığını hissettirmeli, pozitif rolünü güçlendirmeli. Buralarda bu kadar sessiz olmak doğru değil, hükümetimiz açısından da çok eksi bir puan yazılıyor. Buradan Sayın Hakan Fidan’a çağrıda bulunuyorum. Lütfen hem sözlü olarak bir açıklama yapın, hem de Türkiye adına bölgede tansiyonu düşürücü girişimlerde bulunun.”
Özgür Özel’in konuya ilişkin paylaşımını hatırlatan Uzgel, “Bakın genel başkanımız Özgür Özel son derece anlamlı bir açıklama yaptı. Bu gelişmelerden duyduğu endişeyi dile getirdi, çözüm önerisinde bulundu. Ana muhalefet partisi lideri gayet net açıklamalar yaparken Dışişleri Bakanlığının, AKP hükümetinin bu konudaki sessizliği acz gibi algılanır, yetersizlik olarak görülür. Dolayısıyla bu görüntüyü ortadan kaldırmak gerekiyor.” dedi.
Türkiye’nin birçok uluslararası örgüte üye olduğuna ve diplomatik birikimine işaret eden Uzgel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama bir taraftan siz Türkiye’yi etkisiz bir ülke haline getirirseniz, uluslararası alanda güvenilmez bir hale getirirseniz, ne Ukrayna Savaşı’nda ne Gazze’deki savaşta ve insani dramda kimse hükümetin, Erdoğan’ın kapısını çalmıyor. Kimse Erdoğan’a mikrofon uzatmıyor. Bu doğru bir şey değil. Dış politikada Türkiye gibi bir ülke bir böyle sanki çok bölgenin lideriymiş gibi davranıp sonra bu kadar içeri çekilemez, bu kadar savrulamaz. İki uç arasında hareket edemez. Buradan tekrar sesleniyorum; inisiyatif alınması gerekiyor, Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütleri harekete geçirmesi gerekiyor. Türkiye’nin diplomatik kanalları kullanması gerekiyor. Bu bölgedeki tansiyonun düşürülmesi gerekiyor. Çünkü bu gerilim, bu kuvvet kullanımı yani İsrail sürekli Suriye’yi, Irak’ı vuruyor. Buna karşılık olarak da İran buna cevap veriyor. Uzun menzilli füzelerini, dronlarını kullanıyor. Buradan bir çıkış yok. Buna bir şekilde müdahale edilmesi gerekiyor diplomatik olarak. Türkiye’nin elinde daha fazla araç var bu araçların kullanılması lazım.”
]]>Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, 75 yaşındaki Selami Şahin ile bir araya geldi. Sanatçı, müzikle iç içe geçen hayatını ve yaşamının dönüm noktalarını AA muhabirine anlattı.
Usta sanatçı, Mısırlı bir anne ile Hataylı babadan, Hatay Yayladağ’da bir köyde dünyaya geldiğini belirterek, ilkokul yıllarında bayramlarda öğretmenlerinin kendisine şarkılar söylettiğini aktardı.
“Şarkıcı oldum, 17 yaşında ünlendim”
Türkçeyi 8 yaşında öğrenen ve o güne kadar Arapça konuşan Şahin, ilkokul öğretmeninin “Günün birinde sen şarkıcı olursun.” dediğini belirterek, “İlkokul mezunuyum. Köyde çok fakir bir aileydik. Ben, ‘Şarkıcı olmak için gideceğim.’ dedim. ‘Nasıl olur?’ dediler. Annemin, babamın ağlamasını hiç unutmam. 16 yaşımda ayrıldım. Adana, Antakya, Ankara bir ay 15’er gün çalıştım. Buralarda şarkıcı olunmazdı. Öğrendim ki İstanbul’da olunur. Daha 17 yaşına girmeden İstanbul’a geldim.” diye konuştu.
O yıllarda Beyoğlu Şato Oteli’nde çalışmaya başladığını söyleyen Şahin, “Ütü öğrendim, temizlik yaptım. Otelin en üst katında bir oda var, halıları koyuyordum. Halıyla, yorgan öyle yatıyordum, çalışıyordum. O zaman plakçılık Sirkeci’de Doğubank İş Hanı’ndaydı. Daha sonra orada iş buldum.” dedi.
Ünlü sanatçı, çalıştığı plak şirketinden şarkıcı olmak için yardım istediğini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Onlara ‘Ben şarkıcı olmak istiyorum.’ dedim. ‘Gurbette ömrüm geçecek/Bir daracık yerim de yok’ türküsünden bir kuple okudum. Ayağa kalktılar, ‘Allah Allah ne kadar güzel bir ses bu. Hemen 45’lik yapın.’ dediler. O zaman long play bile yoktu. 45’lik yaptık. Üçüncü 45’likte ünlendim. Neye uğradığımı şaşırdım. Şarkıcı oldum, 17 yaşında ünlendim. Nota bilmem lazımdı. Notayı kitapların yardımıyla kendi kendime öğrendim. Kazandığım paraları da annemlere gönderiyordum. Bildiğim şarkıların notalarını aldım. Onları öğrendim.”
“Dünyaya bir daha gelsem yine müzisyen olurdum”
Müziği çok sevdiğinin altını çizen Şahin, ilk bestesi ‘Sen Mevsimler Gibisin’ ile 4. Altın Kelebek Ödüllerinde birincilik ödülü aldığını belirterek, “Dünyaya bir daha gelsem, yine müzisyen olurdum. Öncelikle bu bir aşk.” değerlendirmesinde bulundu.
Şahin, şarkının söz ve müziğinin kendisine ait olduğunu vurgulayarak, “Şarkıyı Alman sevgilime yazdım. Kumburgaz’da buluştuk, kulübe gittik, geldik. Üçüncü gün baktım yanımda yok. Bir geldim kahvaltı yerine, Almanya’dan sevgilisi gelmiş. Bana, ‘Ne yapayım?’ dedi. Ben de elimde melodika çalıyorum. Kendim öğrenmişim yine dilli kavalla birlikte. Yalancı bir dünyaya benzettim, ‘Yalancı dünya gibi yalancısın sevgilim/Sen mevsimler gibisin, değişirsin sevgilim’ şarkısı böyle çıktı.” ifadelerini kullandı.
Sözü ve müziği başka şarkılara benzemeyen, işlenmemiş melodiler üzerine eserler üretmeye çalıştığını kaydeden Şahin, 1970’li yıllarda bir arkadaşının aşk acısından çok etkilenerek “Tanrım” şarkısını yazdığını söyledi.
Selami Şahin, bestekar olarak da her türlü besteye imza attığını söyleyerek, şunları kaydetti:
“Benden kim şarkı istiyorsa onun sesine göre yaptığım besteleri veriyorum ve şarkıyı okurken o sanatçının taklidini yaparak veriyorum. Niye? Eseri daha rahat geçsin diye. İyi bir rejisör oyuncuyu daha iyi oynatır. Benden kim eser istiyorsa onun sesine göre eser veriyorum. Rahmetli Zeki Müren 50 şarkımı okudu. Yıldıray Çınar, Ahmet Sezgin, Şükran Ay, Gönül Akkor, Behiye Aksoy yani Türkiye’de şarkılarımı okumayan kalmadı.
Zeki Müren, Taksim’de Maksim Gazinosu’na ‘Selami’ciğim bu akşam gel. Biliyorum çapkınsın, sevgilinle misafirimsin.’ dedi. Ben de gittim. Başlamış okumaya. Sahnede, ‘Benim sevgili dostum, hoş geldin şeref verdin eskimeyen dostum.’ dedi. O gece ben de ‘Eskimeyen Dostum’ şarkısını yaptım. Ertesi gün aradım, ‘Paşam nasılsınız?’, ‘İyiyim Selami’ciğim, beğendin mi dün geceyi?’ dedi. ‘Çok güzeldi, sizden bir ilham aldım, beste yaptım.’ dedim. Hemen gittim. ‘Oku bakalım.’ dedi. Ben de onun taklidini yaparak şarkıyı okudum. ‘Benim okumama gerek kalmadı. Aynı benim gibi okuyorsun, helal olsun.’ dedi.”
İbrahim Tatlıses’in de 20’nin üzerinde şarkısını okuduğunun altını çizen Şahin, “Onun sesine uygun şarkı verdim. Roman şarkısı ‘Kasımpaşalıyım’ı Güllü ve Kibariye okudu. Ben benden eser isteyen sanatçının sesinin taklidini yaparak, şarkı yazıyorum ki eseri rahat okusun diye.” değerlendirmesinde bulundu.
“100 şarkı yapacağınıza 10 şarkı yapın ama bin şarkıya bedel olsun”
Genç müzisyenlere tavsiyelerde de bulunan sanatçı, “Lütfen yapılmamışı yapın, yazılmamışı yazın. Değişik, sloganlı olsun. Kalıcı şarkılar yapın. 100 şarkı yapacağınıza, bir sıfırı kaldırın, 10 şarkı yapın ama bin şarkıya bedel olsun.” açıklamasını yaptı.
Son projesi “Selami Şahin Saygı Albümü”nde birçok genç müzisyenin yer aldığını söyleyen Şahin, “Kime dediysek ‘hayır’ demedi. Hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Oğlum ve kızım bu işe koşturuyor. 50 şarkıdan fazla yaptık. Yavaş yavaş çıkıyor işte arka arkaya. Okuyan arkadaşlar da kendi sesine göre bir bestemi seçiyor. Haftada bir şarkı yayınlanıyor ve dinlenme oranı çok yüksek. Bu bizi çok mutlu ediyor.” dedi.
Selami Şahin, Arapça şarkılar da yazdığını ve Orta Doğu’da çok sevildiğini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:
“Gittiğim zaman, Mısır’da, Lübnan’da yolda yürüyemiyorum. Ben onların sevgisi ile varım. Saygıyla eğiliyorum. Tabii hiçbir zaman, kimseyi benden büyük ya da küçük görmem, Allah’a çok şükür. Mısır’a gittiğimiz zaman bir restoranda yemek yiyeceğiz. Bir baktım benim şarkımı Arapça çalıyorlar. Nasıl oldu? Böyle kaldım. ‘Bu senin eserin, Selami Şahin.’ dediler. Mısır, annemin memleketi, gidince insan etkileniyor.” ??
“Beni sevenlere çok şey borçluyum”
Oğlu Lider Şahin’in de kendisi gibi besteler yaptığına işaret eden sanatçı, “Lider güzel çalışıyor. İyi söz, iyi müzik olmadan imzasını atmıyor ve o esere çalışmıyor. Ben arkadaşıma balık ısmarlamam, balık tutmasını öğretirim. Yani kendisi yazıyor sözleri, müziği de kendisi yapıyor.” ifadelerini kullandı.
Sanatçı Şahin, çok sesli müzik dinlediğini, yerli şarkıları pek fazla etkilenmemek adına dinlemediğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi teknoloji çok ilerledi. Adam bir şarkı yapıyor, hafif dile düşüyor, bir sene sonra bir şey daha yapmadığı zaman unutulup gidiyor. Bir yere gelmek kolay. Orada kalmak önemli. ?En başta gençlerimize sesleniyorum; slogan kelimeleri kullansınlar. Mesela sevgilin, komşun, dostun, arkadaşın, iş ortağın olur, ‘Yeter be seninle başım dertte. Vallahi ne yapacağım bilmiyorum.’ dersin. İşte slogan. ya da ‘Bir sevgilim vardı, onu sevmedim, ayrıldık. Ona alıştım’. Yani ‘Alışmak sevmekten daha zor’. ‘Vallahi benim en iyi dostum içkim, sigaram. Onlar da terk ederdi, olmazsa param’ gibi. Yani sözlerle slogan şart.”
Sanat hayatında 58 yılı geride bırakan Şahin, “Şarkılarımı okumayan kalmadı. Bu kadar çok besteyi tutturdum. Şükürler olsun Allah’a, mutluyum. Beni sevenlere çok şey borçluyum. Allah onları başımızdan eksik etmesin. Selami Şahin varsa onların sevgisiyle var.” diye konuştu.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bandırma’da konuştu, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanının 5 yılda 102 arazi sattığını, 82 milyon dolar gelir elde ettiğini ama yine de belediyenin 4 milyar lira borç içinde olduğunu anlattı. Sayıştay’ın usulsüzlük tespit ettiğini, başkanın denetlenmekte, yargılanmakta olduğunu söyleyen Özel, “Artık Balıkesir’e temiz, çalışkan, rantın değil halkın belediyeciliğini yapacak olan ve Erdoğan’ın dolma kaleminin mürekkebinden değil Bandırmalının yürekten verdiği oylardan güç alan belediye başkanları lazım” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçim çalışmaları kapsamında Balıkesir Bandırma’da halk buluşması düzenledi, yurttaşlara seslendi.
Özel, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“EMEKLİ EVE GİRSE, KARNI AÇTIR. KARNINI DOYURSA SOKAKTA KALACAKTIR”
“Bundan 1,5 ay önce ilk kez meydanlara çıktığımızda emeklilere seslendik. Dedik ki, ‘Sessiz kalamazsınız, sessiz olamazsınız. Sesinizi duyurmak isterseniz, meydanlara gelin. Sesimize ses verin. Sesimize kulak verin. Ben siz hakkınızı alana kadar mücadele edeceğim’ dedim, emekliler bizi duydu, dinledi. Şimdi de buradalar. Hepiniz çok önemli bir mücadele için buradasınız. Hepimiz biliyoruz ki bu iktidar ilk geldiği gün en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Yani sizi hiç ellemese, rahatınızı bozmasa, efendim TÜİK ile enflasyon oranında zam yapacağım demese ki TÜİK ne demek? ‘Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumu.’ Maalesef, Tayyip’i üzmedi ama sizi çok üzdü. Hiç dokunmasa 1,5 asgari ücret bugün 26 bin lira olacakken, TÜİK’in o yalan rakamlarıyla, uydurma enflasyonla size vere vere sizin maaşları kuşa çevirdi. Bugün 10 bin lira en düşük emekli maaşı açlık sınırından bile 7 bin lira aşağıdadır. Emekli eve girse, karnı açtır. Karnını doyursa sokakta kalacaktır. Bir devlet emeklisine bunu yapamaz.
“PARA EMEKLİYE VERİLİNCE NEDEN KÖR KUYUYA GİDİYOR?”
Geçen ay ilk başta diyordu ki ‘Emekliler mutlu.’ Geçtiğimiz hafta bir şeyler yapacağız dediler, şimdi diyorlar ki ‘Enflasyonu düşürünce ancak olur.’ Emekliye enflasyon yüksekken zam vermek, parayı kör kuyuya atmak diyor. Yahu yazıklar olsun. Milletvekiline zam verirken para kör kuyuya gitmiyor. Cumhurbaşkanı maaşına kendi kendine zam yaparken para kör kuyuya gitmiyor. Yandaş müteahhitlere ödeme yaparken, para kör kuyuya gitmiyor da emekliye verilince neden kör kuyuya gidiyor? Yazıklar olsun.
“BANDIRMA’DA ÖĞRENCİNİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEĞİZ”
Diğer taraftan burası bir öğrenci kenti. Tayyip Bey diyor ki ben gelmeden öğrencilere 300 lira veriyorlardı öğrenci kredisi, şimdi 2 bin lira yaptım. Açtık, baktık. Geldiğinde kaç paraymış simit. 60 kuruş. Kaç tane alıyormuş öğrenci kredisi, 500 simit. Şimdi kaç para simit, en ucuzu 10 lira. 2 bin liralık öğrenci kredisi alıyor 200 tane simit. 500 simit alandan 200 simit alan bir noktaya getirmiş. Hala daha diyor ki o zaman azdı, benimki çok. Biz Bandırma’yı, öğrencilerin barınması, mutluluğu için, öğrencilerin ekonomik özgürlükleri için önemli projelerle Bandırma’da öğrencinin yüzünü güldüreceğiz, Bandıma esnafının yüzünü güldüreceğiz.
“BANDIRMALININ YÜREKTEN VERDİĞİ OYLARDAN GÜÇ ALAN BELEDİYE BAŞKANLARI LAZIM”
Ayrıca Türkiye’de en pahalı sulardan biri Balıkesir’de satılıyor. Balıkesir’de en pahalı su kullanan ilçe Bandırma. Bu sorunu kökünden halledeceğiz. Arıtma ve su tedariki enerji giderleri ile ilintili bir iş. Enerji, ucuz enerji, temiz enerji meselesini partimizde en iyi bilen, en iyi çözümler üreten, belediyelerimize bunu öneren ve başarmalarını sağlayan isim Ahmet Akın zaten. O da sizin adayınız. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanının 5 yıl içinde 102 arazi sattığını, 82 milyon dolar gelir elde ettiğini ama yine de belediyenin 4 milyar lira borç içinde olduğunu, Sayıştay’ın usulsüzlük tespit ettiğini, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni önce vermediğini, başvurulan Danıştay’ın izni verdiğini, bu usulsüzlüklerden dolayı başkanın denetlenmekte, yargılanmakta olduğunu hepimizin bilmesi gerekiyor. Artık Balıkesir’e temiz, çalışkan, rantın değil halkın belediyeciliğini yapacak olan ve Recep Tayyip Erdoğan’ın dolma kaleminin mürekkebinden değil Bandırmalının yürekten verdiği oylardan güç alan belediye başkanları lazım.”
Kürsüye çıkardığı eski İYİ Partili seçmen, Özel’in “Geçen sefer kime oy verdin kardeşim?” sorusuna, “İYİ Partiye verdim. Sayın Genel Başkanım ben eski yönetimdenim. Özlem Ural’ın elemanıyım. Özlem Ural’ın yetiştirdiği bir insanım. Bugün sizinleyim. O günün vefalıları bugün sizinle” dedi. Özel, sözlerine şöyle devam etti:
“Gördünüz mü? Böyle binlerce, milyonlarca insan var. Ben Genel Başkanları Meral Hanıma abla derim, ömrüm boyunca da abla demeye devam edeceğim. Ben İYİ Parti’nin iyi insanlarına, gönlünde ve gözünde güneş olanlara ömrüm boyunca sevgi ve minneti sürdüreceğim. Birkaç tane AKP artmışı, oradan sekmişi, gelmiş burada kıymete binmişinin bu kibrine de ne iyi insanları feda ederim, ne partimi feda ederim.”
]]>SİBER GÜVENLİK UZMANI, GÖRÜŞMENİN GERÇEK OLDUĞUNU BELİRLEDİ
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay’da aday gösterdiği Gökhan Zan’a ait olduğu iddiasıyla yargıya taşınan ses kayıtlarının uzman kayıtlarını yayınladı. TİP’in adli bilişim ve siber güvenlik uzmanı Cüneyt Üre’ye hazırlattığı rapora göre iki videoda da konuşan kişi Gökhan Zan ve Turgut Kocakaya olarak belirlendi. Rapora göre kayıtlarda Zan’ın iddiasının aksine deepfake teknolojisi kullanılmadı. Raporda ayrıca ikilinin görüşmesinin bir deşifresi de yer aldı. Kayıtların Zan ve Turgut Kocakaya’ya ait olduğu belirlendi.

“KONUŞMA HIZI VE TONLAMADA DEĞİŞİKLİK BULUNMADI”
Raporda; analizleri yapılmış ses kayıtlarında, arka plan seslerinde tutarsızlıklar veya anormal gürültüler olmadığı, konuşmaların doğal ritmi ve tonlamasında belirli bir tutarlılıkta olduğu, ses kayıtlarında, konuşma hızında, tonlamada veya vurgularda doğal olmayan değişiklikler bulunmadığının görüldüğü belirtildi. Öte yandan Gökhan Zan ve Turgay Kocakaya’nın hem Türkçe, hem de Arapça konuşmalarından dolayı video üzerinde ‘deepfake teknolojisinin kullanılmadığı, Kocakaya’nın ağız hareketlerinin konuşma metni ile bire bir uyumlu olduğu tespit edildiği belirtildi.

UZMAN MÜTAALASINDA HER AYRINTI YER ALDI
– Videolar Adobe Premiere Pro ve Movavi Video Suite 2024 programlarıyla detaylı incelendiğinde videonun başlangıçtan sonuna kadar kesintisiz devam ettiği, arka seslerde devamlılık olduğu herhangi bir atlama olmadığı, sesin hızında yapay bir değişiklik veya frekansta beklenmedik dalgalanmalar olmadığı tespit edilmiştir.
– Videolar ‘ın ses analizi Speech Analyzer 3.1.2.0 ve About Sonic Visualiser 4.5.2 programlarıyla analizleri yapılmış ses kayıtlarında, arka plan seslerinde tutarsızlıklar veya anormal gürültüler olmadığı, Konuşmaların doğal ritmi ve tonlamasında belirli bir tutarlılıkta olduğu. Ses kayıtlarında, konuşma hızında, tonlamada veya vurgularda doğal olmayan değişiklikler bulunmadığı görülmüştür.
– Videolar ‘ın WhatsApp aracılığı ile tarafınıza ulaştırılmasından dolayı video exif bilgilerinin WhatsApp tarafından silinmesinden dolayı teknik analiz yapılamamıştır.
– WhatsApp Video 2024-03-19 saat 20.23.09_c6b1c5f6.mp4 başlıklı video da konuşan kişilerin Gökhan ve Turgay isimli şahıslar olduğu tespit edilmiştir. WhatsApp Video 2024-03-20 saat 09.54.36_a361b3a0.mp4 başlıklı video incelemesinde görüşmeyi başka bir telefon ile kayıt altına alan kişinin yüzünün telefona yansımasından dolayı kirli sakallı ve bıyıklı bir şahıs olduğu tespit edilmiştir.
– WhatsApp Video 2024-03-20 saat 09.54.36_a361b3a0.mp4 başlıklı video incelemesinde görüşmeyi başka bir telefon ile kayıt altına alan kişinin kendi beyanında görüşme anında Ankara’da olduğunu belirttiği tespit edilmiştir. Bu bilginin doğruluğunun araştırılması için ilgili kişiye ait GSM numarasının HTS kayıtlarının Savcılık veya Mahkeme Kararıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan talep edilip incelenmesi ile kesinlik kazanabileceği tespit edilmiştir.
– WhatsApp Video 2024-03-19 saat 20.23.09_c6b1c5f6.mp4 başlıklı video da Turgay isimli şahsın görüşmeyi tuvaletten yaptığını beyan etmesine rağmen video incelemesinde görüşmenin araç içerisinden yapıldığı tespit edilmiştir.
– Yapılan iki video arasında yapılan karşılaştırmalı teknik incelemeler ve analizler sonucunda iki video da konuşan kişilerin aynı kişiler olduğu tespit edilmiştir.
– WhatsApp Video 2024-03-19 saat 20.23.09_c6b1c5f6.mp4 başlıklı video da Gökhan isimli şahsın ve Turgay isimli şahsın hem Türkçe, hem de Arapça konuşmalarından dolayı video üzerinde DeepFake teknolojisinin kullanılmadığı, WhatsApp Video 2024-03-20 saat 09.54.36_a361b3a0.mp4 başlıklı videda ise Turgay isimli şahsın ağız hareketlerinin konuşma metni ile bire bir uyumlu olduğu tespit edilmiştir.
– İki video içerisinde görüşme yapan şahısların kimliklerinin tespit edilebilmesi için şahısların seslerinin teknik cihazlar aracılığı ile sessiz bir ortamda kayıt yapıldıktan sonra video sesleri ile karşılaştırmaları analizlerinin yapılması sonucu şahısların tespit edilebileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
]]>Mustafa Kemal Atatürk’ün 1917’de tesadüfen tanışarak şarkılarını dinlediği ve güçlü sesinden dolayı “Şark Bülbülü” ünvanını verdiği Diyarbakırlı ses sanatçısı Celal Güzelses’ten esinlenen Milli Eğitim Müdürlüğü, “Müzik diyarı Diyarbakır” sloganıyla Türk Halk Müziği alanında yetenekli çocuk ve gençleri belirliyor.
6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin öğrenciler üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesi, onların moral ve motivasyonlarının artırılması için 17 ilçede eş zamanlı düzenlenen yarışmanın ilçe finalleri başladı.
İlkokul, ortaokul ve liselerin katıldığı yarışmada türküler seslendiren öğrencilere öğretmenleri de sazlarıyla eşlik ediyor.
Öğrenciler, Türkiye’nin her yöresinden usta seslerin türkülerini söylerken hem yarışıyor hem de eğlenceli zaman geçiriyor.
Seçmelerde birinci seçilen öğrenciler, 1 Nisan’daki il finalinde yarışacak.
“Sanat iyileştirir”
Kayapınar İlçe Milli Eğitim Müdürü Kayahan Subaşı, AA muhabirine, ses yarışmasının, öğrencilerin yeteneklerinin keşfedilmesine önemli bir zemin hazırladığını söyledi.
Subaşı, “Çocuklarımız kendilerini ifade etme konusunda bir fırsat buluyor. Aynı zamanda bu yarışma 6 Şubat’taki depremlerin vermiş olduğu stresin üzerlerinden atılması konusunda da çocuklarımıza katkı sunuyor. Sanat iyileştirir. Diyarbakır’ımız çok kaliteli seslerin çıktığı bir yer. Bu vesileyle eğitim ve öğretimlerine devam eden çocuklarımızın ses yeteneklerinin ortaya çıkması için de bir çaba ortaya koyuyoruz.” dedi.
Proje koordinatörü Onur Tuna Barç ise Diyarbakır’ın yeni seslerini bulmak için 17 ilçede sesine güvenen öğrencileri dinlediklerini söyledi.
Jüride yer alan müzik öğretmeni Gurbet Ok da bunun bir bayrak yarışı olduğunu dile getirerek, “Geçmişte Celal Güzelses, Aram Tigran gibi sanatçılarımız varsa bu yarışmalar da güzel seslerin keşfedilmesi için bir vesiledir.” diye konuştu.
Öğrenciler en sevdikleri türküleri seslendirdi
Yarışmaya katılan öğrencilerden 14 yaşındaki Nehir Can, sahneye çıkmanın, jüri karşısında türkü söylemenin heyecan verici olduğunu söyledi.
Can, “Değmen benim gamlı yaslı gönlüme, isimli türküyü söyledim. Öncesinde aşırı heyecan vardı ama oraya çıkınca, şarkıya konsantre olunca, duygularımı katınca her şey bitti. Gözlerimi kapatarak söyledim.” ifadelerini kullandı.
12. sınıf öğrencisi Zeynep Vural ise “Hastane önünde incir ağacı” isimli türküyü seslendirdiğini anlatarak, şarkının hikayesini, duygusunu aktarabilmenin güzel bir duygu olduğunu belirtti.
Vural, “Bu bir yarışma, kazananın da olması lazım. Birinci olmayı isterim ama kazanmasam da çok üzülmem. Önemli olan o sahnede olmak ve bir şeyler aktarabilmek.” dedi.
Seslendirdiği türkü ile şehit Aybüke öğretmen yad edildi
3. sınıf öğrencisi Ada Cevahirli ise Batman’ın Kozluk ilçesinde 7 yıl önce PKK’lı teröristlerin saldırısı sonucu şehit olan 22 yaşındaki müzik öğretmeni Şenay Aybüke Yalçın ile özdeşleşen “Mağusa Limanı” isimli türküyü seslendirdi.
Cevahirli, bu türkü ile şehit Aybüke öğretmeni de andıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Müzikte tecrübeliyim, TRT Çoksesli Çocuk Korosunda yer alıyorum. Sahnede kalbim küt küt attı, çok heyecanlandım. Gelecekte iyi bir müzisyen olmak istiyorum.”
3. sınıf öğrencisi Aylin Deniz Bozkurt da “Çay elinden öteye” adlı türküyü seslendirdiğini belirterek, sahnede olmanın heyecan verici olduğunu aktardı.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’nın Soma ilçesinde miting yaptı, vatandaşlarla buluştu. Cengiz Topel Meydanı’ndaki mitinge CHP Lideri Özel vatandaşlar tarafından bayraklarla karşılandı. Mitingde konuşan Özel, “Bu memleketin yüzde 95’i ben Atatürkçüyüm diyor, daha doğrusu yüzde 95’inin Atatürk’le bir sorunu yok. Atatürk’ü severim diyor, vatanımızı kurtardı ülkemizi kurdu diyor. Biz de CHP olarak Atatürk’ün kurduğu partide siyaset yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Zamana zaman birileri Atatürk’ün adını anıyor ama çoğunlukta yaptıkları icraatlar cumhuriyetin kurucu kadrolarına duydukları husumeti gözler önüne seriyor. Çedes diye bir proje var, laikliğe karşı, Atatürk’e karşı ne kadar adam varsa hepsi Çedes’i savunuyor, biz de bu projenin ne kadar tehlikeli olduğunu söylüyoruz. Ne oldu biliyor musunuz, daha dün İzmir il müftüsü Çedes projesi kapsamında küçücük çocukları aldı bir mezar ziyaretine götürdü. Kimin mezarına götürdü biliyor musunuz? Esat Erbilli’nin mezarına götürdü. Esat Erbilli Menemen’de Asteğmen Kubilay’ı katledip kafasını kesip menemende gezdirenler var ya onların içinde olup da yaşı yüksek olduğu için infaz edilmeyip müebbet hapse çarptırılan, suçu sabit olan, Kubilay’ın katilinin mezarına çocukları götürmüşler. Şimdi bütün Atatürkçülerden, sadece CHP’lilerden değil MHP’liler diyor biz de Atatürk’ü seviyoruz. AK Parti seçmenin içinde Atatürk sevgisi olan yok mu çok. Herkese diyoruz ki bakın kardeşim bunlar gemi azıya aldılar. Asteğmen Kubilay’ın kafasını kesen adamın mezarına çocuğu götürenlerden bu memlekete fayda gelmez. Ben diyorum Atatürk bize bunu öğütlüyor. Atatürk, Devlet Bahçeli için öldü ama bizim için ölmedi buramızda yaşıyor” dedi.
“Emekliyle çalışanı karşı karşıya getirmeye çalışıyor”
Konuşmasında emekli ücretlerine değinen Özel, “Bizim emeklimize o kadar düşük bir enflasyon hesabı ile zam yaptılar ki yüzde 33 zam yaptılar, 7 bin 500 lirayı 10 bin lira yaptılar ve açlığa sürüklediler. Ben ’emekliye para ver’ deyince ’emekliye para verirsem çalışanlara maaş ödeyemem’ diyor. ‘Emekli başına 7 bin lira seyyanen zam 800 milyon para tutuyor, 800 milyon lirayı bulabilirsem çalışanların maaşını ödeyemem’ diyor. Emekliyle çalışanı karşı karşıya getirmeye çalışıyor, oysa bu sene 5’li çeteden, holdinglerden, müteahhitlerden alması gerekip vazgeçtiği vergi bu para kadar. Yani 5’li çeteye para var, emekliye para yok. Yani lüks otomobillerine, dünyanın en pahalı makam aracına para var emekliye yok, uçan sarayına para var emekliye yok. Yazlık sarayına para var emekliye yok. Diyor ki eğer emekliye para yoksa 31 Mart’ta oy da yok. Tayyip Erdoğan diyor ki emekliye para yok, ben Tayyip Erdoğan’ın söylediğini söyleyeyim, siz de sana da oy yok deyin belki duyar. Duyar da bir şey yapar mı yazmaz, çünkü o garibanın sesini, yoksulun sesini duymaz. Onun duyduğu ses hep zenginlerin sesi, hep fabrikatörlerin, patronların sesi. Ama ona sesimizi 31 Mart günü duyuracağız hep beraber” diye konuştu.
“Bedelli askerliğe kaçanlardan değil gerekirse bu vatan için canını vermeye razı olanlardan oy istiyoruz”
Konuşmasının sonunda bedelli askerlik yapanlara kızdırabilecek sözlere de yer veren Özel, “Türkiye’yi sevenlerden oy istiyoruz, öyle bedelli askerliğe kaçanlardan değil gerekirse bu vatan için canını vermeye razı olanlardan oy istiyoruz. Zenginler bir yanda dururken emeği sömürülen işçiden, emeklilerden, emekçilerden oy istiyoruz”
Özel, Soma mitinginin ardından Salihli mitingine geçmek üzere ilçeden ayrıldı. – MANİSA
]]>Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Mardin Artuklu Üniversitesi, Mardin Sivil Toplum Kuruluşları Platformu ve Sanat Hayattır Derneği tarafından Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen ve Gazze’ye yönelik saldırıların durması çağrısı yapılan program, TRT Müzik kanalında canlı yayımlandı.
Gazeteci Fulya Öztürk’ün sunduğu programda Yavuz Bingöl, Ömer Karaoğlu, Sinan Akçıl, Alim Qasımov eserlerini Gazze için seslendirdi.
Mardin Diller ve Dinler Korosu da gecede Türkçe, Arapça, Kürtçe ve Süryanice şarkılar söyledi.
“İnsanlık suçu işleniyor”
Programda konuşan Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Tuncay Akkoyun, Filistin topraklarında bir insanlık dramı yaşandığını belirtti.
Kudüs’te Müslümanlara cuma namazını reva görmeyenlerin yıllardır farklı dinlere, farklı etnik yapılara sahip vatandaşların bir arada, huzur içerisinde yaşadıkları Mardin’e bakması gerektiğini ifade eden Akkoyun, “Özgürlük, barış, kardeşlik laf ile olmuyor. Bunun icra edildiği, gerçek manada görüldüğü, yaşandığı yer Mardin. Birlikte yaşamanın en güzel örneği olan huzur şehri Mardin’imizden Filistinli kardeşlerimizin yaşamış oldukları zulme karşı sesimizi duyurmak, haykırmak için bu programı düzenliyoruz.” dedi.
Filistin topraklarında, Gazze’de büyük bir dram ve katliamın yaşandığına dikkati çeken Akkoyun, bölgeye insani yardımların da ulaştırılamadığını aktardı.
Akkoyun, “Bir insanlık suçu işleniyor. Salgın hastalıkların ve açlığın bir silah olarak kullanıldığı zalim bir zihniyeti görüyoruz. Gönül coğrafyamız başta olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun bir acı, bir insanlık suçu olduğu zaman ilk ses bu topraklardan çıkıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Davos Zirvesi’ndeki ‘one minute’ çıkışı, haykırışından itibaren dünyada birçok şey değişiyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde bu yaşanan insanlık suçuna güçlü bir ses çıkıyor bu topraklardan ve vatandaşlarımız da bu iradeli ve onurlu sese destek oluyorlar.” ifadelerini kullandı.
Yavuz Bingöl de ilk konseri İstanbul’da düzenlediklerini anımsatarak, buradan sağlanan geliri yardım kolileri olarak Gazze’ye ulaştırdıklarını aktardı.
Filistin’de sadece bomba ve kurşunların öldürmediğini ayrıca çok ciddi bir açlık sorunun bulunduğunu dile getiren Bingöl, Mardin’de verdikleri ikinci konserde de yardım topladıklarını ve bu yardımları Gazze’ye ulaştıracaklarını kaydetti.
Gazze’yi unutturmamaya ve hep gündemde tutmaya çalıştıklarına işaret eden Bingöl, şunları söyledi:
“İstanbul’dan sonra Avrupa’da 3 yerde konser yapmaya çalıştık. Ama maalesef bize salon vermediler. Lafa gelince demokrat, insan hakları diye mangalda kül bırakmazlar. Ama ne yazık ki madalyonun diğer yüzü öyle değil.”
Ömer Karaoğlu, Gazze’de katliam ve vahşet yaşandığını belirtti.
Karaoğlu, “Belki şu dakika üzerlerine yağan bombalardan kurtulup açlık sebebi ile ölüyor çocuklar. Masumlar, siviller, İsrail rejiminin saldırısı altında neredeyse bir asırdır bu zulmü yaşıyorlar.” dedi.
Sinan Akçıl da herkesin Gazze içi duyarlı olması gerektiğini belirtti.
Programda, SMS gelirinin Türk Kızılay aracılığıyla Gazze’ye bağışlanacağı belirtildi.
Programa, AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Orhan Miroğlu, AK Parti Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdullah Erin, Mardin- Diyarbakır Metropoliti Saliba Özmen, Kırklar Kilisesi Başpapazı Gabriyel Akyüz, kurumların temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
]]>Almanya’daki laboratuvarda akvaryumdan gelen esrarengiz sesler üzerine araştırmaya başlandığında, Danionella cerebrum adlı balığın güçlü bir ses çıkardığı görüldü.
Balık bu sesi, yüzme kesesi adı verilen organından çıkarıyor ve balığa yakın sularda, bir silah sesi kadar yüksek olan ses ölçüm cihazında 140 desibeli gösteriyor.
Araştırmacılar 12 mm uzunluğundaki bu türün, boyutuna göre şimdiye kadar bulunan en gürültülü balık olduğuna inanıyor.
Bu ritmin bir sosyal iletişim biçimi olabileceği tahmin ediliyor.
Doğada genellikle hayvan ne kadar büyükse sesi de o kadar yüksek olur.
Suyun altında ise durum farklı – bu minik deniz canlısı şimdiye kadar keşfedilen en gürültülü türlerden biri.
Bilim insanları, tabanca karidesi gibi canlıların diğer türleri avlarken yaklaşık 200 desibele kadar yüksek sesler çıkarabildiğini biliyordu.
Danionella, şeffaflığı sayesinde beyni çalışırken görülebildiği ve bu sayede araştırmacıların davranışlarını yakından inceleyebildiği için araştırmalarda ilgi görüyor.
Berlin Charité Üniversitesi’nde araştırmacılar laboratuvarlarında bu balıklarla çalışırken ilginç bir şey fark ettiler.
Araştırmanın başyazarı ve doktora öğrencisi Verity Cook, “İnsanlar balık tanklarının yanından geçerken bu sesleri duyuyor ve nereden geldiğini merak ediyorlardı” diyor
“Seslerin balığın kendisinden geldiği ortaya çıktı. Bu olağanüstü bir şey, çünkü çok küçük ama çok gürültülüler.”
Araştırma ekibi bir dizi mikrofon ve video kamera kullanarak sesin ne kadar yüksek olduğunu tespit etti.
Cook, sesin genliğinin balık yakınında yaklaşık 140 desibel olduğunu belirtiyor ve diğer balıklar tarafından ne kadar yüksek algılandığına işaret ettiğini söylüyor.
“Ses mesafeyle birlikte zayıflıyor, bu nedenle bir metre uzaklıkta genlik yaklaşık 108 desibel.”
Bu kabaca bir buldozerin çıkardığı gürültüye eşdeğer.
Ancak bu sesin büyük bir kısmı suya geri yansıyor, dolayısıyla insanlar balık tanklarının yanında durduklarında bunu sürekli bir vızıltı olarak duyuyor.
Daha gürültülü başka balıklar olsa da hepsi Danionella’dan çok daha büyük.
Cook, “İletişim sinyalleri açısından, bu boyutta bu kadar yüksek ses çıkaran başka bir hayvan bulamadım” diye ekliyor.
Araştırmacılar, balıkların kullandığı ses mekanizmasının çok gelişkin bir enstrüman olduğunu savunuyor.
Tüm kemikli balıklarda, suyun altında kalmalarına yardımcı olan gaz dolu bir yüzme kesesi bulunuyor.
Birçok balık türü ses çıkarmak için kaslarını kullanarak bu keseye vuruyor ancak Danionella daha ileri gidiyor.
Kasları kasıldığında, bunlar bir kaburgayı çekiyor, bu da kasın içinde bulunan bir kıkırdak parçası ile gerginlik yaratıyor ve kıkırdak serbest kaldığında yüzme kesesine çarpıyor.
Bu sesi sadece türün erkekleri bir aradayken çıkarıyor. Bazılarının sesi diğerlerinden daha yüksek çıkabiliyor.
“Büyük bir tankta sekiz erkek bir arada olduğunda, üçünün ses üretimine hakim olacağını ve diğerlerinin sessiz kalacağını biliyoruz. Dolayısıyla bir tür hiyerarşi olduğunu düşünüyoruz” diyor Cook.
Araştırmacılar, Myanmar’daki bulanık sularda evrimleşmenin, iletişim kurmalarına yardımcı olmak için büyük bir ses çıkarma yeteneğinin geliştirilmesinde rol oynadığına inanıyor.
Cook’a göre, “Evrim birçok ilginç sorunu çözmek için ilginç yollar buluyor. Diğer türlerde işlerin nasıl yürüdüğünü bildiğimizde, hepsi için aynı şeyi varsaymamak gerekiyor.”
Araştırma, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı.
]]>Ünlülerin sesini yapay zeka ile taklit edip, dijital platformlara verdikleri reklamlarla vurgun yapıyorlar
Yazılım mühendisi Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar:
“Bazen biz bile şaşırıyoruz. O kadar güncel teknolojiler kullanıyorlar ki…”
“Kazandıkları devasa paralar var ve bu devasa paranın bir kısmını kendilerini, dolandırıcılık yöntemini geliştirmek için harcıyorlar”
“Sizin ses kaydınızı da alabiliyor. Bu ses kaydınızı yapay zeka yöntemiyle kullanarak akrabalarınızı dolandırabilirler. Nasıl Selçuk Bayraktar’ın, Aydın Doğan’ın sesini kullanabiliyorsa sizin sesinizi de üretebilirler”
KOCAELİ – Yapay zekanın korkutan yanlarından biri olan “deepfake” (derin sahte) teknolojisi, dolandırıcıların elinde hem vatandaşı mağdur ediyor hem de dezenformasyona sebep oluyor. Ünlü isimlerin seslerini taklit ederek yatırım vaadi yalanıyla hazırladıkları videoları internet ortamına yayan dolandırıcılar, vatandaşların gerçeklik algısını hedef alıyor. Yapay zekanın ateş ve bıçak gibi olduğunu, birçok faydası bulunduğunu fakat kötü ellerde zarara sebebiyet verdiğini söyleyen KOÜ Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, bu teknolojinin tüm detaylarını anlatarak, önemli uyarılarda bulundu.
Hızla büyüyen yapay zeka, bir yandan hayatı kolaylaştırırken, diğer yanda kötü amaçlar için kullandığında çeşitli endişelere sebep olabiliyor. Özellikle yapay zekanın hem hayran bırakan hem de korkutan örneklerinden biri olan deepfake videoları, sorumsuzca kullanıldığında dezenformasyonun hızla yayılmasına yol açıyor. Son olarak internet ortamında sponsorlu olarak paylaşılan ve yayılan videolarda kullanılan yöntem, yazılım mühendislerini bile şaşkına çevirdi. Ünlü kişilerin seslerini yapay zeka ile taklit eden dolandırıcılar, Türkiye’nin önemli şirketlerinin isimlerini de kullanarak, “Yatırım yapın, para kazanmaya başlayın” vaadinde bulunuyor. Yapay zeka ile elde edilen sahte ünlü görüntüleri ve sesleri, vatandaşları mağdur ediyor.
“Bilgisayarlara birtakım şeyler öğreterek, karar vermesini sağlıyoruz”
Kocaeli Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, hem hayat kurtaran hem de korkutan yapay zekanın tehlikeli yönüne ilişkin bilgilendirmelerde bulunarak, vatandaşları uyardı. Yapay zekanın, bilgisayarın neredeyse bir insanmış gibi düşünmesine, eyleme geçmesine ve yanıt vermesine imkan sağladığını ifade eden Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, “Bilgisayarların düşünme kabiliyetleri yok. Aslında biz bu bilgisayarlara birtakım şeyler öğreterek, karar vermesini sağlıyoruz. Mesela elma ve armutun fotoğrafını gösteriyoruz. Yüzlerce, binlerce veri kümeleri içerisinden ‘Bu elmadır’ ‘Bu armuttur’ diyoruz ve birtakım matematiksel formüller ile bunlara ait özellikleri çıkarıyor. Bu özelliklerden sonra karar oluşturuyor. Örneğin elmaya ve armuta dair özelliklerin neler olduğuyla ilgili bir karar çıkarıyor. Bundan sonra gösterdiğimiz elma ve armuta bakıp, ‘Bu elmadır’ ‘Bu armuttur’ diyerek karar veriyor” dedi.
“Tüm varyasyonları biliyor”
Günümüzde yapay zekanın çok ilginç bir hal almaya başladığını söyleyen Konyar, pandemiden sonra yeni yazılımlar çıktığını belirtti. Sohbet robotlarından, deepfake teknolojisine kadar birçok yazılımın popüler olduğunu anlatan Konyar, “Her gün yenisi çıkıyor. Artık çok basit bir ses kaydınızla sizin için bir video oluşturabiliyorlar. veya yazdığınız metin ile sizin için yeni bir fotoğraf üretebiliyorlar. Bunun içinde yapay zekanın güncel teknolojileri kullanılıyor. Binlerce, milyonlarca görüntü kullanılarak bu iş yapılıyor. Örneğin, ‘Ben kuş görmek istiyorum. Gagası, kanatları şu şekilde olsun’ dediğinizde, böyle bir kuş gerçekte olmayabiliyor ama milyonlarca kuş görüntüsüyle eğitildiği için bunlara ait özellikleri öğrenmeye başlıyor. Mesela artık gagaların nasıl olabileceğini biliyor. Tüm varyasyonları biliyor. Dolayısıyla sizin istediğiniz enteresan özellikteki kuşu üretip, karşınıza çıkarıyor” diye konuştu.
“Biraz bilinçli değilsek kanabiliyoruz”
Son zamanlarda yapay zeka teknolojisi kullanılarak yapılan dolandırıcılık olaylarında artış yaşandığına dikkat çeken Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu sahte videolarda birtakım ünlü kişiler kullanılıyor. Örneğin aralarında Selçuk Bayraktar’ın, Aydın Doğan’ın olduğu videolar yapılmaya başlandı. ‘Şuraya yatırım yapın’, ‘Ben şuraya katıldım çok para kazandım’ ‘Şuraya para gönderin’ gibi videolar çıkmaya başladı. Maalesef birçoğumuz buna inanmak durumunda kalabiliyoruz. Eğer ki biraz bilinçli değilsek kanabiliyoruz. Selçuk Bey’in böyle bir işe girmeyeceğini biliyoruz. Biz biliyoruz fakat bazen bazı vatandaşlarımız bu durumun farkında olmayabiliyor. ya da Aydın Doğan’ın ismi, cismi bilinmeyen bir yere yatırım çağrısı yapmayacağını biliyoruz. Halkımızın bunu biliyor olması gerekiyor. Ünlülerin adı sanı bilinmeyen bir yerden reklam yapmayacağını herkes bilir. Çünkü bir ünlü reklam alıyorsa bunu sosyal medya hesaplarında paylaşabiliyor”
“Kazandıkları paraları dolandırıcılık yöntemini geliştirmek için harcıyorlar”
İnternet ortamına yayılan sahte videoların profesyonel yazılımcılar tarafından hazırlandığını kaydeden Doç. Dr. Konyar, “Yurt içinden veya yurt dışından birtakım siparişlerle yazılım yaptırabiliyorlar. Mesela bugün Hindistan’a istediğiniz yazılımı yaptırabilirsiniz. Orada Hindistanlı yazılımcılar ucuza çalıştığı için sizin tarif ettiğiniz özelliklerle size yazılım yapıp, gönderebiliyorlar. Dolandırıcılar da maalesef çok popüler işler yapıyorlar. Yazılımı son teknolojisine kadar kullanabiliyorlar. Yurt dışından birisi yaptığı için Türkiye’de kimse de töhmet altında kalmamış oluyor. Zaten dolandırıcılar bu işi çok iyi biliyorlar. Nasıl dolandırılacağını, hangi yazılımla, hangi teknolojiyle bunları biliyorlar. Bazen biz bile şaşırıyoruz. O kadar güncel teknolojiler kullanıyorlar ki… Çünkü kazandıkları devasa paralar var ve bu devasa paranın bir kısmını kendilerini, dolandırıcılık yöntemini geliştirmek için harcıyorlar” şeklinde konuştu.
“Bedava peynir sadece fare kapanında olur”
Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, sahte videoların internet ortamında reklam olarak vatandaşların karşısına çıktığını, bunun ise “phishing (oltalama)” olarak adlandırılan bir yöntem olduğu bilgisini verdi. Bazı vatandaşların kişisel bilgilerine zaman zaman ilgisiz davranabildiğini vurgulayan Konyar, şu ifadeleri kullandı:
“Bir kısım vatandaşımız, ‘Deneyelim. Bir şey çıkmazsa en fazla telefon numaram gider’ diye düşünüyor. Onun için bu değerli bilgi olamayabiliyor ama sadece telefon bilgimizi almıyor. Sizin ses kaydınızı da alabiliyor. Bu ses kaydınızı yapay zeka yöntemi ile kullanarak akrabalarınızı dolandırabilir. Nasıl Selçuk Bayraktar’ın, Aydın Doğan’ın sesini kullanabiliyorsa sizin sesinizi de üretebilirler. Karşımıza bir video, reklam çıktığı zaman kesinlikle şüphelenmemiz gerekiyor. Çokça söylüyoruz, bedava peynir sadece fare kapanında olur. Kimse bize düşük bir yatırımla yüksek paralar vermez”
“Yapay zeka aynı bıçak ve ateş gibidir”
Yapay zekanın ürettiği sahte videolar da ipuçları da bulunduğunu dile getiren Konyar, “En bilenini ses ve dudak senkron şekilde hareket etmez. Dudak hareketlerimizi tam olarak taklit edemiyor. Her insanın farklı harf ve ses hareketleri var. Bizim çıkardığımız harfleri ve kelimeleri taklit edemiyor. Deepfake dediğimiz derin sahtelik videolarında gözlerin hareketlerini de takip etmek gerekiyor. İnsanların gözlerini doğal davranışı bellidir. Gözlerdeki davranış doğal mı, kirpik kaşlar doğal oynuyor mu? Sahte videolar yavaşlayınca saçmalamaya başlıyor. Görüntüler tuhaflaşıyor. Dudak hareketleri yüz, el, kol değişmeye başlıyor. Yazılım, yapay zeka aynı bıçak ve ateş gibidir. Binlerce faydası var ama bıçağı başka amaçla kullanmaya başladığınızda zararları var. Ateşin birçok faydası var ama bir yerleri de yakmamak lazım. Yapay zeka harikadır, yazılım çok güzeldir birçok kişinin, birçok firmanın hayatını kolaylaştırıyor ama bir de zarar tarafı var. Uyanık olmak lazım” diye konuştu.
Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, sahte videoların ilgili mercilere bildirilmesi gerektiğine de dikkat çekerek, “Karşımıza çıkan böyle videolar olduğunda kesinlikle yetkililere bildirelim. Bilişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun ihbar hattı var. Vatandaşlarımızın o ihbar hattı ile iletişime geçerek, bu güvenli olmayan ya da şüpheli olan videoları, işlemleri bildirmeleri gerekiyor” dedi.
]]>Türkiye Gençlik Vakfının (TÜGVA) öncülüğünde, Milli İrade Platformu tarafından 308 STK’nin katılımıyla Galata Köprüsü’nde düzenlenen “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet” etkinliğinde bazı katılımcılar konuşma yaptı.
TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Altun, konuşmasında, yeni yılın ilk sabahında bütün dünyaya ses vermek için bir araya geldiklerini söyledi.
Coşkulu kalabalığın tek yürek, tek ses, tek nefes olarak hakkı haykırdığını dile getiren Altun, “Bugün burada toplanan kalabalık, başkasının acısını duymakla, kardeşinin acısını duymakla sabahın erken saatlerinde buraya toplandı ve dünyaya haykırıyor. Artık soykırım bitsin, artık ateşkes bir an önce yapılsın. Artık Gazzeli kardeşlerimizin acısı bitsin. Gazze bir an önce ayağa kalksın.” diye konuştu.
Gazze’nin sadece Gazze’den ibaret olmadığına dikkati çeken Altun, şöyle devam etti:
“Gazze’ye bugün ellerini uzatanlar yarın coğrafyamızda daha büyük ameliyatlar yapmak istiyorlar. Hem de bu ameliyatları anestezisiz, kanlı bıçaklı yapmak istiyorlar. Bu ameliyatlar yaklaşık 200 yıldır coğrafyamızda sürüyor. Biz istiyoruz ki bu anestezisiz, kanlı bıçaklı ameliyatlar artık son bulsun. Biz istiyoruz ki yeni yılın ilk saatlerinde insanların uykuya dalacağını, tatlı uykularında uyuyacağını, sıcak yataklarından çıkmayacağını düşünenler işte insanların hallerini görsünler. Soğukta, sıcak yataklarından kalkıp ‘yeni yıl, tatil’ demeden burada bulunan insanların duygularını görsünler. Bu o kadar önemli bir buluşma ki. İsrail şu anda insanların unutacağına, insanların günlük hayatlarına dalacağına güveniyor. İnsanların gündeminden bu soykırımın düşeceğine inanıyor. Biz bakmazken insanları katletmeye devam edeceğine inanıyor. Ama biz burada diyoruz ki ‘Hayır, böyle bir şey olmayacak. Sen bizim bakmadığımızı düşündüğün zamanda biz daha çok bakacağız. Sen bizim gündemimizden düştüğünü düşündüğün sırada biz bunu daha çok gündem edeceğiz. Biz unutmayacağız, unutturmayacağız ve sesimizi asla kesmeyeceğiz, asla susmayacağız. Sabahın bu saatlerinde toplanan topluluk bütün dünyaya bunu haykırıyor. ve diyoruz ki Türkiye’den yılın ilk saatlerinde henüz seher saatlerinde tüm dünyaya yükselen mesaj işte bu.”
“Bu tepki çığ gibi büyüyecek”
Altun, Filistin’deki soykırımı da şehitlere uzanan kanlı elleri de hiçbir zaman unutmayacaklarını vurguladı.
Gündelik hayata dalmayacaklarını, Gazze’yi gündemlerinden düşürmeyeceklerini kaydeden Altun, “Bu tepki çığ gibi büyüyecek. Bu çığ, katilleri ve soykırımcıları ezip geçecek. Şu anda Filistin’deki, Gazze’deki kardeşlerimiz bize bakıyorlar ve bugün gördükleri manzaradan memnun olduklarına inanıyorum. İnşallah sözümüzle sesimizle elimizle bu katliamı durdurmayı Allah nasip etsin bizlere.” ifadelerini kullandı.
Gazze’deki katliamın 87. gününde olduğunun altını çizen Altun, insanların üzerine bombaların yağdığını, küçücük bedenlerin paramparça olduğunu, buna karşı dünya halklarının ayağa kalktığını anlattı.
Bu katliamı durdurabilecek devletlerin, hükümetlerin ve çıkarlarını savunan bazı aktörlerin eliyle bunun devam ettiğini belirten Altun, “Bu soykırım aslında dünya halkları vicdanında da hak ettiği yeri bulmuş vaziyette. İnsanlar seslerini her geçen gün daha fazla yükseltiyorlar. Her geçen gün tepki daha fazla büyüyor. Türkiye’nin yılın ilk saatlerinde bu tepkiyi göstermesi ise çok anlamlı. İstanbul’u, Türkiye’yi aşacak, bu ses tüm dünyaya ulaşacak. Tüm dünyaya mesajı vereceğiz. Tepki bitmiyor, sönümlenmiyor. Siz bunu bitirmediğiniz sürece biz daha yeni başlıyoruz. Bu da günün ilk saatinde tüm dünyaya verdiğimiz mesajdır. Bitirmediğiniz sürece daha da fazlası gelecek.” değerlendirmesini yaptı.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a her zaman bizim davamıza sahip çıktığı için teşekkür ederim”
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, Kur’an-ı Kerim’de de yazıldığı gibi zulme karşı savaşanın her zaman zaferi kazanacağını söyledi.
Türk milletinin ve İstanbul’un evlatlarının, bu sabah katliamlara ve zulümlere karşı yürüyerek tavırlarını gösterdiğini dile getiren Mustafa, “Biz Filistinliler olarak kaybettiğimiz, sevdiğimiz insanlar için acı çekiyoruz. Biz çok üzülüyoruz ki Gazze şehrindeki her şeyi hedef alan bu zalimler, bizi davamızdan saptırtmak istiyorlar. Bütün bunlara rağmen biz davamızdan hiç sapmadık.” dedi.
Büyükelçi Mustafa, her zaman dini ve siyasi haklarının ebedi bir şekilde kalacağını, Kudüs ile Mescid-i Aksa’ya olan iman ve sevgilerinin hiçbir şekilde kırılmayacağını kaydetti.
Türk halkına davalarında birleştiği için teşekkür eden Mustafa, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a her zaman bizim davamıza sahip çıktığı için teşekkür ederim. Desteğiniz, duruşunuz, duygularınız, öfkeniz için teşekkür ederim. Allah, Gazze’yi korusun, Gazze halkı ve Türkiye halkı arasındaki muhabbeti ve sevgiyi daim etsin.” ifadelerini kullandı.
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Galata Köprüsü’nden muhteşem ve heybetli yürüyüşle Gazze’nin yanında olanlara selamlarını iletti.
Yalçın, “Başkasının yangınıyla evini ısıtanın, yemeğini pişirenin, yerleşimci adı altında işgalcileri götürüp Filistin’e yerleştirenlerin, ‘Ben İsrail’e ABD Dışişleri Bakanı olarak değil, bir Yahudi olarak geldim’ diyenin canı cehenneme.” ifadelerini kullandı.
“2024 umudun yılı olsun” diyerek ilk günde sabah saatlerinde burada buluşan Gazze ve Filistin yürekli İstanbul’un tüm haysiyetli insanlarına selamlarını ileten Yalçın, bu görüntünün son derece önemli olduğunu bildirdi.
“Filistin halkı vatanlarının bedelini kanlarıyla, canlarıyla ödemiştir.”
ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Genel Başkanı Abdullah Ceylan ise bir toprağı değerli kılan, onu vatan yapanın onun insanla kurduğu ilişkisi olduğunu söyledi.
Bir toprak parçasının üzerinde, gündüzünde alın teri, gecesinde gözyaşı ve şehitlerin kanı olduğunda onun vatan olabileceğine dikkati çeken Ceylan, şunları kaydetti:
“Bugün aynı ortak iki düşmanla mücadele eden dünyanın en büyük 2 terör örgütüne karşı mücadele eden milletimiz ve Filistin halkı vatanlarının bedelini kanlarıyla, canlarıyla ödemiştir. Buradan yeni yılın ilk seher vaktinde bebek katili, eli kanlı terörist Amerika ve onun maşası İsrail’e sesleniyoruz, ey katiller sürüsü, ellerini topraklarımızdan, masum bebeklerimizden, çocuklarımızdan, kadınlarımızdan, yaşlılarımızdan çekin. O kirli ellerinizi, okullarımızdan, hastanelerimizden, ibadethanelerimizden çekin. Yoksa yüzyıllardır o kirli ellerinizi kırdığımız gibi bugün de bu aziz millet sizlerin ellerini kıracaktır.”
İsrail’e boykota devam çağrısı
TÜGVA Başakşehir Teşkilatı Okul Başkanı Usame Zeyd Demir de platforma çıkarak, konuşma yaptı.
Demir, “Filistin’de, Gazze’de benim yaşımda arkadaşlarım, kardeşlerim öldürülürken biz burada nasıl sessiz kalabiliriz? Dünya buna nasıl sessiz? Her gece bomba sesleriyle, uçak sesleriyle çocuklar uyumaya çalışırken biz nasıl yatağımızda rahat yatabiliriz?” diyerek, İsrail’e boykotun devam etmesini istedi.
]]>