Hakemler: Kerem Baki, Kaan Büyükçil, Halil Erkoç
Mersin Spor: Cobbs 14, Pineiro 4, Emre Tanışan 2, Cruz 24, Kairys 5, Olaseni 21, Berkay Sinirlioğlu 5, Simmons 9, Canberk Kuş 13, Tevfik Akdamar
Manisa Basket: Brown 20, Echodas 9, Besson 17, White 15, Yunus Emre Sonsırma 20, Pickett 3, Mehmet Yağmur 2, Leon Apaydın, Ahmet Safa Yılmaz 2
1. Periyot: 29-28
Devre: 53-45
3. Periyot: 73-72
TürkiyeSigortaBasketbol Süper Ligi’nin dördüncü haftasında Mersin Spor, sahasında Manisa Basket’i 97-88 yendi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Malatya Barosu Avukatlarından Çağdaş Karaoğlan, “Ülkemizde meydana gelen trafik kazalarında her yıl binlerce vatandaşımız aramızdan ayrılmakta, on binlercesi ise yaralanarak sakat kalmaktadır. Meydana gelen can kayıpları ve sakatlıklar da ilerleyen aşamada sigorta uyuşmazlıkları ile hukuk dünyasına yansıyarak, oldukça fazla sayıda dava mahkemeleri meşgul etmektedir. Ancak sigorta bilincinin yüksek olmadığı ülkemizde, sigorta şirketlerinden alınan tazminatların ilerleyen süreçte kazaya karışan kusurlu araç sürücülerinden veya araç sahiplerinden geri alındığına (rücu edildiğine) dair bir takım yanlış bilgiler dolaşıyor” dedi.
“Trafik kazaları mağdurlarının bir takım tazminat hakkı var”
Avukat Karaoğlan, “Meydana gelen bir trafik kazası sonrası yaralananların, yahut vefat eden kişinin destekten yoksun kalan yakınlarının bir takım tazminat hakları bulunduğunu belirten Karaoğlan, bu tazminatların ancak mevzuatta yer alan rücu sebeplerinden birinin varlığı halinde ilgililere rücu edilebileceğinden bahisle; “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4 maddesinde rücu sebepleri sayılmıştır. Kısaca değinecek olursak; olay sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise, aracın yeterli ehliyete sahip olmayan ya da ehliyetine el konulmuş kimseler tarafından kullanılması halinde, aracın uyuşturucu madde veya yasal sınırın (0.50 promil) üzerinde alkol almış kişilerce kullanmış olması halinde, istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması halinde, kazanın aracın çalınması/gasp edilmesi sonucunda olması halinde çalınma veya gasp edilme olayında sigortalının kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse, bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş şartlarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması hallerinde sigorta şirketince ödenen tazminat ilgililere rücu edilebilmektedir. Bahsi geçen unsurların bulunmadığı hallerde ise tazminat sigorta şirketi tarafından ödenmekte, ödenen miktar daha sonra kimseden geri alınmamaktadır” diye konuştu.
“Akraba fertlerinin yer aldığı kazalarda hak sahipleri daha hassas oluyor”
Trafik kazasında yaralanan hak sahiplerinin, özellikle araç sürücüsünün akrabası yahut arkadaşı olduğu durumlarda daha hassas olunduğuna değinen Karaoğlan, rücu sebeplerinin mevzuatta açıkça sayıldığı, bu sebeplerden birinin bulunmadığı hallerde sürücüye bir zarar gelmeyeceği konusunda müsterih olunması gerektiğini belirterek, kimi zaman bilgi eksikliği sebebiyle, kimi zaman da rücu sebebinin bulunduğu bir olayda tazminat alan kişilerin daha sonra rücu ile karşılaşması sonrası yanlış bilgilerin toplumda yayıldığını vurguladı. Sırf bu sebeple hakları zamanaşımına uğrayan birçok mağdur bulunduğunun altını çizen Avukat Çağdaş Karaoğlan, hak kayıplarının önüne geçilmesi adına uzman bir hukukçudan destek almadan hareket edilmemesi konusunda uyarıda bulundu. – MALATYA
]]>AXA Türkiye, 2024 sürdürülebilir gelişim ve büyüme hedeflerini acenteleriyle paylaşmak üzere “Farklıyız, Fark Yaratmakta Kararlıyız” mottosuyla çıktığı etkinlik serisinin Karadeniz Bölgesi ayağının ilkini Samsun’da ikincisini Trabzon’da gerçekleştirdi. Trabzon ve çevre illerden gelen AXA Acenteleri’nin katılımıyla gerçekleşen toplantıda, bölgeye ilişkin önemli veriler paylaşıldı. Trabzon ve 25 ili içine alan bölgede 2023’de önemli bir büyüme yakalayan AXA Türkiye, yine aynı bölgede 2024 için ticari ve bireysel sigortalar dahil yüzde 80 büyüme hedefi koydu. Sunumunda AXA Türkiye’nin 2024 yılı için hedef ve stratejilerini paylaşan AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, 2023 yılının Türk Sigortacılığı için çok zor bir yıl olduğunu dile getirerek, “Kahramanmaraş depremleriyle başlayan bir yolculuk ve o yolculukta özellikle Haziran ayına kadar çok ciddi anlamda deprem bölgesinde çalışmak durumunda kaldık. Türk Sigortacılığı adına bugüne kadar karşılaşmadığımız kadar büyük bir hasar kümesiyle karşı karşıyaydık. AXA Türkiye olarak da yaklaşık dört ayda 6 bin 500’ün üzerinde sigorta hasar tazminatı ödeme görevimizi yerine getirdik. 10 milyarı aşan bir hasar ödemesi gerçekleştirdik. Tabii sadece depremle ilişkili değil doğal afetlerin aktif olduğu bir yıl. 2022-2023’e baktığımızda deprem dışında diğer doğal afetlerin, fırtınanın, sellerin, kasırgaların ve hatta Ege bölgesinde doğa olaylarının yol açtığı hasarlar önceki yılların 5 misli. Dolayısıyla hem AXA Türkiye olarak hem de Türk Sigortacıları olarak doğal afetlerin risklerinin arttığını gördüğümüz bunun maalesef pekiştiğini gördüğümüz bir yıldı. Bu manada da açıkçası sigortalılarımıza olan tazminat bütünlüklerimizi süratle kapattığımız bir dönemi yaşadık. AXA ailesi olarak bizim biraz daha farklı ödevlerimiz vardı. Türkiye’de AXA Grubu’nun varlığı 130 yılı aşkındır sürüyor ve burada yatırımlarına da devam etme kararı aldı. 2023 yılında bir satın alma gerçekleştirdik. Bu satın alma sayesinde pazar payımız yüzde 8.4’e çıktı. 35 milyarlık bir ciroya ulaştık. Bu satın alma tabii aynı zamanda farklı iş alanlarında; sağlık sigortacılığında, otomobil sigortacılığında, tarım sigortacılığında, kurumsal sigortacılıkta bize çok destek verdi. Acente sayımızı 4 binin üzerine taşıdığımız toplamda 6 bine ulaşan çok güçlü bir organizasyona dönüştük. Bölge teşkilatlanmamızı daha da güçlendirdik. 2023 yılında yine AXA Grubu’nun Türkiye’ye olan güvenini göstermesi açısından önemli bazı gelişmeler de oldu. Hem şirketimizin büyüme tutkusu hem finansal gücü hem sermaye yeterlilik oranının güçlü halde kalması için sene sonunda 4 milyarlık bir sermaye artışı gerçekleşti. Diğer bir açıdan bakarsak müşteri, acente ve çalışanlarımızın hayatını kolaylaştırmak, sadeleştirmek için inovasyon ve teknolojiye yatırım yaptığımız bir yıl oldu. Hasar maliyetleri için yapay zekayı, büyük veriyi kullanıyoruz. Sahte hasar tespitinde mutlaka yapay zekadan istifade ediyoruz. Sağlık sigortacılığında dijital sağlık ürününü ortaya koyduk. Acentelerimizin çok kolay hayatlarını sürdürebilmesi için bir dijital acente platformu geliştirdik. Onun üzerine yatırımlarımız sürüyor. 2023 açıkçası geride kaldı. Ülke olarak çok zorlu dünya olarak çok zorlu bir yılda damağımızda tat çok az kaldı. Ama sigortacı olarak biz AXA Türkiye olarak 2024-2026 yolculuğunu çok güçlü temeller kurduğumuz, geleceğe güvenle bakabildiğimiz bir yılı kapattık diyebilirim” dedi.
“Sahada olduğumuz müddetçe sigortalanma oranının yukarı çıkacağını düşünüyorum”
Karadeniz Bölgesi’nde bireysel emeklilik ve hayat sigortacılığı açısından çok güzel tohumların atıldığını gördüğünü kaydeden Ölken, “Karadeniz Bölgesi’nde bizim 25 ilimiz var. Kastamonu’dan Hakkari’ye büyük bir üçgen. Türkiye coğrafyasının yüzde 30’u. Çeşitli özellikleri var bu illerin ama şöyle baktığımızda Türkiye’deki ortalama sigortalılık oranlarının bir miktar altında. Ön plana çıkan sigortalar otomobil sigortaları, sağlık sigortaları, konut sigortaları yani bireysel farkındalık biraz daha yukarıda. Ama KOBİ ve ticari sigortacılığın biraz daha gelişim alanı olduğunu görüyoruz. Bireysel emeklilik ve hayat sigortacılığı açısından baktığınızda da çok güzel tohumların atıldığını görüyoruz. Özellikle tasarrufa yönelen halkın bireysel emeklilikten istifade etmek noktasında Karadeniz Bölgesi’nde yani Trabzon civarındaki tüm iller Doğu Anadolu’da da illerimiz var Samsun’un batısında da illerimiz var. Tüm bu illere baktığımızda adım adım geldiğini görüyoruz. Açıkçası farkındalığı arttırmak için bizim görevimiz çok. AXA Türkiye olarak, çok güçlü bir bölge teşkilatlanmamız var. Samsun’da Trabzon’da, Erzurum’da, Van’da temsilciliğimiz var. Mutlak suretle acente ve sigortaların yanında olup gelişen riskler bunları nasıl sigortayla önleyebiliriz bunları öğretmeye, anlatmaya çalışıyoruz. Sahada olduğumuz müddetçe de ben sigortalanma oranının yukarı çıkacağını düşünüyorum. Zorunlu deprem sigortası konut ikilisini, trafik kasko ikilisini, sağlık konut ikilisini, ticari paket sigortalarıyla, KOBİ sağlık ürünlerinin bir arada hızlı gelişebileceği bir ortam var. Yeni nesil ürünlere de çok ilgi duyuyor bu coğrafya. Dijital sağlık sigortamızı çıkardık. Açıkçası uzaktan muayene, reçete yazılması gibi çok önemli tam teşekküllü bir sağlık sigortası hizmetini uzaktan yapay zekayla veya doktor görüşmeleriyle sağlıyoruz. Bu anlamda bu bölgede satışlarımız arttı. Geleceğe de umutla baktığımız bir bölge. O yüzden de daha fazla burada olmaya gayret ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Pazar payı olarak sektörün yüzde 8,5 tarafını temsil ediyoruz”
AXA Türkiye’nin 130 yılı aşkındır faaliyet gösterdiğini vurgulayan Ölken, “Pazar payı olarak sektörün yüzde 8,5 tarafını temsil ediyoruz. Çok güçlü bir sermaye yapımız var. Çok güçlü bir teknoloji yapımız var. 9 bölge teşkilatımızda birer genel müdürlük hüviyetinde teşkilatlandırdığımızı, organize ettiğimiz bölge yapılanmamız var. Satış teşkilatımız da bu bölgelerde ama teknik hasar, tahsilat gibi diğer unsurlarda bölgelerde çalışıyor. İnovasyon ve teknolojisine çok yatırım yapan bir grubuz ve en önemli özelliğimiz de şirketimizin değerleri arasında müşteri var. Müşterisini ve acentesini çok yakın dinleyen, anlamak için dinleyen, müşterinin acı noktalarında veya ihtiyaç olduğu anda çözüm ortağına dönüşüm sloganıyla hep yanında olan bir grubuz ve hedefimiz sürdürülebilir olmak. Sürdürülebilirlik sigortacılık da çok önemli. Bir günlük iş yapmıyoruz. Bugün yaptığımız poliçenin sorumluluğunu bir yıl taşımakla beraber müşteriyle yaptığınız sözleşmenin çok uzun yıllar beraber yürüdüğünü unutmayalım. Bu manada da kalıcı olmak adına önce finansal tarafımızı çok güçlü kılıyoruz. Acente teşkilatımıza ve teknolojiye yatırım yapmaya dolayısıyla müşterinin ihtiyaçlarını çözmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“Sigortacılıkta elektrik, hibrit ve rüzgar enerjileri sektörleri 2024-2026 yolculuğunda mutlaka girişim alanları olacak”
Türkiye’de yaklaşık 5,5 milyon civarında sağlık sigortalısının olduğuna dikkat çeken Ölken, “Türkiye’de otomobil sigortacılığında yani kasko sigortacılığında daha halen sigortalanma oranı yüzde 30. Zorunlu deprem sigortasında yüzde 50-55. Konut sigortalarında yüzde 30-35. KOBİ yüzde 25-30. Yani nereden bakarsanız bireysel yatırımın da ticari yatırımın da sadece üçte biri sigortalı. Bireysel emeklilik tarafına göz atarsak bugün 15-16 milyon sözleşme var sektörde ama bunların gelişmesi imkanı var. Sağlık sigortacılığında büyük potansiyel var. Tabii ki ülkede sağlık hizmetleri çok gelişerek ve genişleyerek verilmeye devam ediyor ama tamamlayıcı sağlık, özel sağlık gibi iki ürünümüzle bütün sigorta sektöründe ciddi fırsat olduğunu düşünüyoruz. Yani şöyle ki Türkiye’de yaklaşık 5,5 milyon civarında sağlık sigortalısı var. Bunun yarısı bireysel yarısı da kurumların satın aldığı poliçeler. Bu manada önemli fırsat alanları var. Tabii sonraki yıllar için yeşil dönüşümle beraber yeşil prim diyeceğimiz, elektrikli araçlar, hibrit araçlar, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve değişen risklere karşı kurguladığımız siber sigortalar, parametrik sigortalar bu 2024-2026 yolculuğunda girişim alanları olacak mutlaka” ifadelerini kullandı.
“Doğal afetler, depremlerden sonraki ilk 3-4 ay sigortalanma oranları yukarı çıkar”
Çok güçlü bir sigorta birliğinin olduğunu belirten Ölken, “Yani Türkiye Sigorta Birliği çatısında barındırdığı hayat, hayat dışı şirketleriyle beraber güçlü bir yönetim politikasına sahip ve sigortacılığın gelişmesi adına bu bir sosyal sorumluluk bir taraftan da hem sigorta emeklilik düzenleme ve denetleme kurumuyla hem diğer tüm şirketler veya paydaşlarla eylem planlarıyla ve stratejik planlarıyla çalışıyoruz. Diğer taraftan acentelerimizin eğitimi çok önemli. Çünkü sigortacılığı, sigortayı müşteriye anlatacak en önemli isim acenteler. Öncelikle burada AXA olarak bizim yatırımımız var. Sektörde de birçok şirkette bizim arkamızdan yatırımların geldiğini görmekten mutlu oluyoruz. Gelecek fakültesini biz kurmuş durumdayız. AXA Acentem kampüsü kurmuş durumdayız. Hem online hem fiziksel yıl içinde çok ciddi sayıda eğitim veriyoruz. Acenteler geliştikçe ben tabana yayılmanın daha kolay olacağını düşünüyorum. Aynı zamanda özellikle şu anda eksik olan kanuni düzenlemelere ihtiyaçlarımız var. Bu konuda sigorta şirketleri birliği çatısında çalışıyoruz. Hem sigortacılık çatı kanununun oluşması hem de eğitim sistemimizin içinde sigorta konusunun bir başlık olarak girmesi bence sigortalanma açısından farkındalık açısından önemli olacak. Maalesef şöyle bir bilgi de vermek isterim. Büyük yaşanan doğal afetler, depremlerden sonraki ilk 3-4 ay sigortalanma oranları yukarı çıkar. Sonra onlar yenilenmez. Bizim en büyük konumuz o dur. Başımıza geldiğinde değil aslında gelecekmiş gibi mutlaka bireylerin, kurumların bütçelerini ayarlamaları ve risk yönetimine odaklanmalarını tavsiye ediyoruz” dedi. – TRABZON
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, ekonomik belirsizliklerin, risklerin hakim olduğu bir çerçevede sigorta şirketlerinin teknolojik ilerlemelere ayak uydururken, zorlu koşulların üstesinden gelebilmek için güven, şeffaflık, kişiselleştirilmiş deneyim ve bütünsel çözümler ile daha fazla değer sağlaması gerekiyor.
Bu kapsamda EY’in raporu, bu yıl karşı karşıya kalacakları zorluk ve fırsatlar karşısında sigorta şirketlerine rehberlik edecek.
Rapora göre, sigorta şirketleri güvenlik ve tasarruf açıklarını azaltmak ve yeni müşteri taleplerini karşılamak için üretken yapay zekadan (Gen AI) yararlanabilir ancak bu noktada “güven” ön plana çıkıyor.
Bu güveni sağlayan sigorta şirketleri, daha sadık müşteriler kazanmanın yanı sıra karlılıklarını artırarak paydaşlar ve yasal düzenleyiciler ile verimli ilişkiler yürütebilir.
Raporun sonuçları, müşterilerin, ödedikleri ücretin karşılığını alma ve zor zamanlarda sigortacılara güvenme konusunda şüphe duymadığını gösteriyor.
Yatırımcılar da sigorta şirketlerinin stratejik önceliklerini (özellikle ESG konularıyla ilgili olarak) biliyor ve rapor edilen rakamları güvenilir buluyor. Düzenleyici kurumlar ise sigortacıların kritik toplumsal zorluklarla baş etme konusunda iyi bir konumda olduğuna inanıyor. Ancak sigorta alanında geleneksel olmayan rakiplerin artması önemli bir husus olarak öne çıkıyor.
Dijital çözümler, basit satın alma süreçleri ve müşteri ihtiyacına göre kolayca ayarlanabilen isteğe bağlı özellikler sunan InsurTech şirketleri, teknoloji platformları ve diğer sigorta dışı kuruluşlar, müşterileri, özellikle de genç kitleyi çekiyor.
Bunlara ek olarak, her temas noktasında güven sağlayan yeni oyuncular, markalarını güven üzerine inşa eden belli bir olgunluk seviyesindeki şirketlerden pazar payı alıyor.
Sigortacıların her paydaş nezdinde güveni perçinlemek için ürün tasarımı ve fiyatlandırma kararlarından teknoloji ve veri kullanımına, finansal raporlama ve mevzuat açıklamalarına kadar her konuda daha fazla şeffaf olması gerekiyor.
Tüketiciler, düzenleyici kurumlar ve üst düzey iş liderleri, yapay zeka konusunda iyimser olduklarını belirtirken aynı zamanda bazı endişeleri olduğunu ifade ediyor. Birçok sigortacı, üretken yapay zeka (Gen AI) uygulamalarını süreçlerine entegre etme konusunda hızlı hareket etme baskısı hissediyor.
Bu süreçte yapay zekanın sigortacılıkta güvenli ve güvenilir uygulanabilmesi için gerekli olan güçlü yönetişim modellerini oluşturmaya da zaman ayırmaları gerekiyor. Ayrıca yapay zeka odaklı süreçlerde, özellikle hassas müşteri verileri söz konusu olduğunda, müşteriler, ortaklar ve düzenleyiciler arasında güven oluşturmak için şeffaflık kavramı büyük önem taşıyor.
Sigorta şirketleri, varlık yönetimi ve finansal verimlilik alanları başta olmak üzere daha güçlü koruma arayan müşterilere ulaşmayı ve onların beklentilerini karşılamayı hedefliyor. Tüketiciler ise güvendikleri sağlayıcılara, yani doğru tavsiyelerde bulunan ve doğru çözümler sunan firmalara yöneliyor.
Bu doğrultuda, sigorta şirketlerinin müşterilerle güven oluşturacak şekilde etkileşim kurmak için daha basit ve daha erişilebilir ürünler, daha uygun dağıtım kanalları ve daha kişiselleştirilmiş hizmet deneyimi sağlaması önemli.
Otomotivden bulut bilişime ve ilaç sektörüne kadar en güçlü markaları potansiyel olarak bünyesinde barındıran şirketler için güveni yeniden tesis etmek hayati önem taşıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen EY Türkiye Finansal Hizmetler Sektör Lideri ve Vergi Bölümü Şirket Ortağı Levent Atakan, raporun sonuçlarıyla ilgili değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“EY Küresel Sigorta Görünümü 2024 raporuna göre, düzenleyici kurumların sıkı incelemesi, gelişen teknolojiler ve yatırımcıların artan baskısı, sigorta şirketlerini önceliklerini yeniden gözden geçirmeye yönlendiriyor. Sektörün mevcut performansı ve geleceğe yönelik beklentileri açısından güven ve şeffaflık en önemli kriterler arasında yer alıyor. Günümüz piyasasında, sigorta liderleri yüksek maliyetler, sıkı iş gücü piyasaları, makroekonomik belirsizlik, artan korumacılık ve daha kapsamlı düzenleyici gerekliliklerle mücadele etmeye hazır olmalı.”
]]>Şimşek, Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nde (HKÜ) düzenlenen Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması Ödül Töreni’ndeki konuşmasında, anlamlı bir yarışma düzenlendiğini belirterek, katılımcıları tebrik etti.
Depreme dayanaklı binaların tasarımlarının oluşturulmasının önemine işaret eden Şimşek, “Türkiye büyük bir oranda deprem ülkesi. Depremle yaşamak dışında bir seçeneğimiz yok. Onun için de mutlaka dirençli yapıları inşa etmemiz lazım.” ifadelerini kullandı.
Şimşek, zorunlu deprem sigortasının 1999’daki depremin ardından hayata geçirildiğini hatırlatarak, Türkiye’nin deprem ülkesi olması nedeniyle sigortaların yapılması gerektiğini dile getirdi.
DASK bünyesindeki deprem teminat havuzuna finansal güvence sağlandığını dile getiren Şimşek, “2023 itibarıyla zorunlu deprem sigortası poliçe sayısı yaklaşık 11,7 milyon. Teminat tutarı ise yaklaşık 3,7 trilyon liraya ulaşmış durumda. Adı da zorunlu sigorta ama sigortalık durumu hala düşük. Bu zorunlu sigorta önemli bir temel taşı, bunun üzerine ilave adımlar atmamız gerekiyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin geçen sene depreme 1,1 trilyon liranın üzerinde kaynak harcadığını bildiren Şimşek, şöyle devam etti:
“Bu deprem sigortası bir nebze de olsa bu yaraların sarılmasında faydalı oldu. Bölgedeki yaklaşık 500 bin hasar başvurusuna yaklaşık 35 milyar lira ödeme yapıldı. Dolayısıyla biz zorunlu deprem sigortasını, yaygınlaşmasını önemsiyoruz ve sadece depremle sınırlı olmasın istiyoruz. 2024 için bir reform programımız var. Bu reformun birleşenlerden bir tanesi de mevcut sigortanın kapsamını genişletmek. Şu an itibarıyla zorunlu deprem sigortası, bazı ülkeler açısından da örnek oluşturdu. Geçtiğimiz dönemde Azerbaycan, Arnavutluk gibi ülkelerin yetkilileri geldi, bu sistemi öğrenmek ve tecrübelerimizi paylaşmamızı istedi. Hakikaten örnek bir uygulama görüyoruz. Türkiye bir deprem bölgesi, bu bir gerçek.”
Şimşek, iklim değişikliğinin de başka gerçek olduğuna dikkati çekti.
Zorunlu afet sigortası
İklim değişikliğine ve yol açacağı afetlere karşı dirençli şehirlerin kaçınılmaz bir öneme sahip olduğunu belirten Şimşek, şöyle konuştu:
“İklim krizi bir realiteyse bizim ona bir hazırlık yapmamız lazım. Yeşil dönüşüm de hazırlığın bir parçası. Bu yıl içerisinde, 2024’ün 3. ve 4. çeyreğinde zorunlu afet sigortasını getirmeyi düşünüyoruz. Deprem sigortasının kapsamı çok dar. Sadece binaları kapsıyor, afet sigortası ise bütün diğer riskleri de kapsamış olacak. 2000 yılında iyi bir reform yapılmış, zorunlu deprem sigortası getirilmiş, şimdi biz bir adım daha öteye geçip iklim değişikliğini de dikkate almamız lazım. Doğal afetlerin sıklığını artırma riskine karşı tedbir olarak, şimdi ‘zorunlu afet sigortası yapacağız’ diyoruz. 12. Kalkınma Planımızda bu düzenleme de yer alıyor. Ev eşyası dahil diğer bütün boyutlarıyla riskleri kapsamış olacak. Böylece ülkemizin sigortacılık oranı artmış olacak.”
HKÜ Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Haluk Kalyoncu ise depremin açacağı riskleri analiz ederek farkındalığına vurgu yapılacak yarışma düzenlediklerini ve gençlerin güvenli binaları inşa edeceklerine inandıklarını anlattı.
HKÜ Rektörü Prof. Dr. Türkay Dereli ise uygulamalı eğitime önem verdiklerini ve bu misyonla eğitimlerini sürdürdüklerini belirtti.
Konuşmaların ardından yarışmalarda derece elde edenlere ödülleri verildi.
]]>İkinci el araç satışında yapılması zorunlu olan 15 günlük sigorta süresi düzenlemesi değiştirildi. İkinci el bir araç alındığında aracı alan kişinin zorunlu trafik sigortasını yaptırması için 15 günlük bir süresi söz konusuydu. Ayrıca satın alınan aracın mevcut bir trafik sigortası varsa aracın eski sahibinden kalma bu sigorta da 15 gün boyunca geçerli oluyordu. Fakat Adana 4’üncü Tüketici Mahkemesi’nin baktığı bir davada, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 94’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan ‘Sigortacı, sigorta sözleşmesini durumun kendisine tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde feshedebilir. Sigorta fesih tarihinden 15 gün sonrasına kadar geçerlidir’ şeklindeki düzenlemenin iptali için AYM’ye başvurdu. Anayasa Mahkemesi, söz konusu düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğunu tespit ederek, düzenlemeyi iptal etme kararı aldı.
“Düzenleme 9 ay sonra yürürlüğe girecek”
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını İhlas Haber Ajansı’na değerlendiren Avukat Selim Ünal, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararın 5 Mart 2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandığını hatırlatarak, “Kanunun yürürlüğe giriş tarihi olarak da 9 ay sonrasına işaret edildi. Burada kanun maddesi Karayolları Trafik Kanunu’nun 94’üncü maddesinin 3’üncü ve 4’üncü fıkrasını iptal etti. Burada fıkralara göre ‘Sigorta şirketi fesih tarihinden itibaren sigorta sözleşmesi 15 gün boyunca geçer ya da fesih tarihinden itibaren sigortanın sorumluluğu 15 devam eder’ deniliyordu. Yeni düzenlemeyle beraber bunlar iptal edildi” ifadelerini kullandı.
“Aracı aldıktan sonra ’15 günlük trafik sigortası yaptırma süresi’ ortadan kalktı”
Ünal, kendisine ikinci el bir araç alan kişinin trafiğe çıkabilmesi için zorunlu trafik sigortasını yaptırmak zorunda olduğunu söyleyerek, “Aracımızı aldığımız tarihten itibaren eğer ki sigorta yaptırmazsak bizim sorumluluğumuz başlayacak, eski sigortanın hiçbir sorumluluğu kalmayacak. Eğer ki biz kendi sigortamızı da yaptırmazsak, sigortasız bir şekilde üçüncü kişilere verdiğimiz zarardan ruhsat sahibi olarak biz sorumlu olacağız. Düzenlemedeki en önemli kısım bu. Eskiden aracımızı aldıktan 10-15 gün sonra trafik sigortamızı yaptırıyorduk. Bu durum şu an tamamen ortadan kalkmış durumda” açıklamasında bulundu.
“Eski düzenleme aracını satan kişilerin hak kayıplarına neden oluyordu”
Aracını satan kişinin sigortasının 15 gün devam ettiği düzenleme ile sorumluluğunun devam ettiğini dile getiren Ünal, “Biz aracımızı satmışız, mülkiyeti başka bir kişiye geçmiş, hiçbir sorumluluğumuz yok, araç üzerinde hiçbir tasarrufta bulunamıyoruz ve buna rağmen bizim sorumluluğumuz aracımızı satmamıza rağmen 15 gün boyunca devam ediyordu. Böylece üçüncü kişilere sattığımız araçta örneğin alkol alıp araca zarar vermesi takdirinde oluşan yaralamalı, ölümlü ve maddi hasarlı kazalarda bizim sigortamıza karşı dava açıyordu. Bizim de bu durumda ruhsat sahibi olarak sorumluluğumuz devam ediyordu. Bu durum da inanılmaz derecelerde hak kayıplarına neden oluyordu” diye konuştu. – ANKARA
]]>Türkiye Sigorta Birliği tarafından sigorta sektörü açısından 2023 yılının değerlendirildiği ve 2024 öngörülerinin paylaşıldığı basın toplantısı TSB Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Uğur Gülen, toplantıda yaptığı konuşmada, TSB’nin Türkiye’de sigortacılığın gelişmesi üzerine gelecekteki trendleri, gelecekteki riskleri okuyan, bu risklere ve trendlere uygun ürün, hizmet, öneri, politika, strateji geliştiren bir kurum olarak kendini konumlandırdığını dile getirdi.
Geçen yılı “kusursuz fırtına” olarak değerlendiren ve sigorta sektörünün son birkaç ayda daha da fazla gündeme geldiğine işaret eden Gülen, “Bu kusursuz fırtına 2021 yılının başında başladı ve 2021 yılının kasım ayındaki yeni ekonomi programının açıklanmasıyla muazzam ilerleyen bir sektör olduk.” ifadelerini kullandı.
Gülen, sigorta sektörünün maliyetini bilmeden bir ürün satma işini yaptığını belirterek, “2021 Kasım ayından sonraki şu günlere gelinceye kadar dönemde öngörülebilir bir gelecek içinden geçmedik. Gelecekte ne olduğunu, ne olacağını, enflasyonun ne kadar yükseleceğini, kurun ne olacağı konusunda en ufak bir bilginiz olmadan hareket ettik.” dedi.
Şu anda 70 aktif şirket olduğunu belirten Gülen, aktif toplamın 2022 yılında 781 milyar TL iken geçen yıl 1,4 trilyon TL’ye ulaştığını dile getirdi.
Gülen, prim üretiminin geçen yıl yüzde 7 ile enflasyonun üzerinde bir büyüme göstererek 486 milyar TL’ye ulaştığına dikkati çekerek, “Sigorta sektöründe son 3 yılın en öngörülebilir dönemindeyiz, bu sebeple gelecek konusunda iyimseriz. Sigorta sektörünün 2024 yılında enflasyonun üzerinde büyümesini bekliyoruz. Yüzde 52’lik bir büyüme beklentisi ile 740 milyar TL’ye ulaşan bir prim üretimi bekliyoruz.” diye konuştu.
Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi’nin (OKS) son 20 yıllık bir başarı hikayesinin olduğunu belirten Gülen, geçen yıl BES ve OKS’de 16 milyon katılımcıya ve fon büyüklüğünde ise 756 milyar TL’ye ulaşıldığını ifade etti.
Gülen, BES ve OKS’de bu yıl sonunda katılımcı sayısının 17,6 ya da 18 milyonlara ulaşmasının beklendiğini vurgulayarak, “Fon büyüklüğünde ise 1,3 trilyona ulaşılması bekleniyor. Sigorta endüstrisi, toplam gayrisafi yurt içi hasılanın 30 katına yaklaşan yani trilyonlarla ifade edilirse 491 trilyon TL’lik teminat sağlayan aslında devasa bir endüstri.” açıklamasını yaptı.
“2024 yılı sigorta sektörü için çok daha iyi olacak diye düşünüyoruz”
Uğur Gülen, toplam prim üretiminde oto dışı ve sağlığın payların arttığını belirterek, kasko ve trafiğin toplam prim üretimdeki payının azaldığını ve kaskoda son çeyrek büyüme hızının yüzde 62 seviyelerine düştüğünü ifade etti.
Gülen, 2024 yılının sigorta sektörü için çok daha iyi olacağını kaydederek, oto dışındaki branşta son çeyrek büyümesinin yüzde 101’e sağlıkta ise yüzde 118’e yükseldiğini dile getirdi. Gülen, “Bu iki ürün grubu da gerçekten primlerin diğerlerinden çok arttığı ürün grupları. Oto dışı ve sağlıkta, neredeyse trafik kaskonun iki katı kadar bir büyüme var. Bunun da altında yatan çok temel neden maliyetlerindeki artış.” yorumunu yaptı.
Gülen, riskin dağıtılmasında çok büyük rollerinin olduğunu vurgulayarak, “Kahramanmaraş merkezli depremlerde bunu gördük. Yani 105 milyar dolarlık ekonomik hasarın 5 milyar dolarını ancak sigorta sektörü ödeyebildi. Bu yüzde 30’lara kadar çıkabilirdi. 30 milyar dolara kadarını bu sigorta sektörü çok rahat ödeyebilirdi.” dedi.
Devlete 2 milyar dolarlık bir dolaylı ve kurumlar vergisi yarattıklarını kaydeden Gülen, “Acentelere 2 milyar dolarlık bir komisyon geliri yaratıyoruz. Eksperlere 130 milyon dolarlık kaynak aktarımı yapmış sektörüz. Sektörümüzün istihdamı da 200 bin kişiye ulaşmış durumda ve bunu sadece 20 milyarlık TL’lik ödenmiş sermaye ve 125 milyarlık TL’lik öz kaynak toplamıyla yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Sanayi şirketlerinin sigorta maliyetlerindeki yükselişte varlık artışları etkili oldu”
TSB Başkan Yardımcısı Ahmet Yaşar da sanayi şirketlerinin sigorta maliyetlerindeki artışında, varlık fiyatlarındaki artışların etkili olduğunu belirtti.
Yaşar, “Sanayicinin fabrika binalarının değeri arttı. İçindeki malın değerinde de artış oldu. Makinenin değerinde dövize ve enflasyona bağlı olarak artış var. Dolayısıyla varlık değerlerindeki artışı biz fiyatı yani çarpanı değiştirmediğimiz halde çarpılanı inanılmaz şekilde artırdığı için primler yükseliyor.” dedi.
Depremlerin yarattığı çok önemli bir farkındalık olduğuna işaret eden Yaşar, şunlara dikkati çekti:
“Sigorta bedellerindeki eksiklikler ortaya çıktı. Dolayısıyla, sigortalılar ve sigorta aracıları tarafından bu sigorta bedelleri yeniden düzenlendi. Buradan kaynaklanan önemli bir artış var. Bunun dışında teminatların bir kısmının eksik alındığı ortaya çıktı. Poliçeye ilave teminatlar eklendi. Buradan gelen prim artışları var. Sigortacının maliyetleri arttığı için biz de çarpanı biraz artırdık. Dolayısıyla çarpanla çarpılanın aynı anda artıyor olması fiyatların ve primlerin artmasına neden oldu. Sanayicide ise sigorta yapmaktan kaçınmak için primleri yükseltiyoruz gibi bir algı oldu. Bu ikisi arasındaki farkı iyi anlatmamız lazım.”
“TES, 2025 yılında uygulanmaya başlayacaktır”
TSB Başkan Yardımcısı Taylan Türkölmez de tamamlayıcı emeklilik sisteminin henüz adının konulmadığını ve üzerinde çalışıldığını söyledi. Türkölmez sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir uzlaşı olması gerekiyor çünkü emeklilik sistemi çok büyük bir ekosistem. Paydaşları arasında işveren ve çalışanlar olacağı için bir araya gelinip, el sıkışıp kamu ile bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor deniyor. Çünkü bu çok kısa vadede ne sonuçları alınacak ne de kısa vadede sürecek bir yolculuk. Türkiye’nin ikinci yüzyılının geleceği için gerekli olan bir yolculuk. Tamamlayıcı emeklilik sistemi kıdem tazminatı ile ilişkili değil. Bugün tartışılan model o değil. Toplum geçmişte yaşadıklarını zihinde tuttuğu için ‘biz tamamlayıcı emeklilik sistemi için ne konuşmuştuk’ deyip sosyal medyada TES ile kıdem tazminatı gündeme geliyor. Şu anki tasarıda TSB’nin önerisi olmaması gerektiği yönünde. Orta Vadeli Program’a göre sistem yılın son çeyreğinde yürürlüğe girecektir. Uygulaması ise 2025 yılında başlayacaktır.”
“Trafik branşında önce yarı esnek tarifeye geçilmeli”
TSB Yönetim Kurulu Üyesi Yavuz Ölken ise trafik fiyatlamasını etkileyen birçok başlığın olduğunu ve araç bedelleri, yedek parça maliyetleri, işçilik maliyetlerinin bu başlıkların başında yer aldığını dile getirdi.
Ölken, “Asgari ücrete gelen her zam geriye dönük maliyet oluşturuyor. Sektör kar etmek peşinde değil, önceliğimiz sürdürülebilir fiyatlama.” diye konuştu.
Sigorta aracıları teknik platformuna entegre olmak için şirketlerin teknik olarak çalıştığını söyleyen Ölken, “Bizim yolumuz önce yarı esnek sonra serbest tarifedir. 17 bin acentenin farklı yerlerde farklı şeyler denemesi, sigortacılığı yeniden tanımlayamayız. Biz platforma alışamadık. Çok alışacak gibi bir ihtimalimiz yok. Zaten yürürlükte arzı kontrol eden bir kaçınma genelgesi var.” yorumunu yaptı.
Ölken sözlerini şöyle tamamladı:
“Platformun amacına ulaşmadığı kanaatindeyim. Rakamlar da onu gösteriyor. Sabah üretimdeki orana baktığımızda binde 4 gibi bir pay var. Konvansiyonel yollarla aslında poliçeleşme devam ediyor. Dolayısıyla platform burada duracaktır ama yolumuzun serbest tarife olması gerekmektedir.”
]]>Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda yeşil enerji ve yenilenebilir enerji kavramları sıklıkla kullanılıyor. Bu alanda çalışmalar yapan üreticiler, teknolojinin de devreye girmesiyle birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarının maksimum seviyede kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Hiç kuşkusuz yenilenebilir enerji, yatırım sağlaması açısından da ekonomiye önemli katkılarda bulunuyor. Öyle ki, bu alanda yapılan yatırımların ilerleyen yıllarda daha da artması planlanıyor. Globalleşme açısından önemli bir yere sahip olan yenilenebilir enerji, dışarıya açılma yönüyle birlikte birçok yeniliğe uyum sağlanmasının önünü açıyor.
Türkiye’de İş Dünyası dergisi ve Corpus Sigorta iş birliğiyle düzenlenen ‘Sigortalı Sohbetler’ toplantısında yenilenebilir enerji ve sigorta sektörü arasındaki ilişki konuşuldu. Toplantıya Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, OR-GE Solar Enerji Genel Müdürü Tahir Özsoy, Teksan Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Ata Tuncer, Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkan Yardımcısı/ Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, Corpus Sigorta Genel Müdürü Murat Şişli ve Corpus Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ozan Hantal katıldı.
“Asıl problem yeşil dönüşümün sigortalanması”
Deprem, sel gibi afetlerin yeşil dönüşümün sigortalanması noktasında birtakım sorunlara yol açtığını ifade eden Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, son dönemde sektörlerin sigortaya erişimde zorlandıklarına ilişkin bir söylem yayıldığını belirterek şu açıklamada bulundu; “Son aylarda sektörlerin sigortaya ulaşımda problem yaşadıklarına dair bir algı var. Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra dünyada zaten daralmakta olan reasürans kapasitelerinde ülkemize özel bir zorluk söz konusu oldu. Bunun dışında bir de beklenen ve yaşanması muhtemel olan Marmara depremi var. Fakat bu depremlerin ve dünya finans piyasalarının yansımalarıyla reasürans piyasasındaki daralma sigorta şirketlerinin de bu konuya odaklanmasını ve tedbirler almasını beraberinde getirirken sektörlerde sigortaya erişimde problem varmış gibi bir algı oldu. Halbuki sigorta sektörümüz hem Türkiye Sigorta Birliği vasıtasıyla hem Sigorta Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun da katkılarıyla gerçekten iyi bir reasürans anlaşmaları dönemi geçirdi ve hedeflenen kapasitelere ulaştılar. Ama bu kapasitelerine ulaşırken de kapasitelerin maliyetleri önceki yıllara oranla döviz bazında 3-4 kat arttı. Dolayısıyla bu aratan reasürans maliyetleri doğal olarak sigortalama maliyetlerine de yansır hale geldi. Ülkemizde hem enflasyonun hem de döviz kurunun etkisiyle varlık değerlerinde önemli artışlar söz konusu oldu. Dolayısıyla; iş insanlarımızın, sanayicilerimizin, endüstri tesislerinin sahiplerinin, ticari işletmelerin sahiplerinin varlıkları da arttı. Şimdi hem fabrika, bina değerleri artarken hem de stokları, emtiaları ve makine teçhizatları adetsel olarak artmasa bile varlık değeri olarak arttı.” Bunun yanında Kahramanmaraş depremlerinin ortaya çıkardığı eksik sigortalama ve eksik teminat alma sebebiyle yaşanan mağduriyetlerin artırdığı farkındalıkla poliçelerde bedel ve ek teminat olarak ciddi artışlar yaşandığını ifade eden Yaşar, sigortacıların fiyat artırımına gitmese dahi varlık değerlerinin artmasıyla sigorta primlerinde yükseliş olduğunu aktardı. Bununla birlikte artan reasürans, işgücü, döviz kuru ve enflasyon kaynaklı hasar maliyetleri, mevzuat düzenlemeleri vb sigorta şirketlerinin de maliyetlerini artırdığı için fiyata zam yapılması da zorunlu oldu.
Hem varlık değerindeki artışların primlerdeki artışı hem artan maliyetlerin fiyatlardaki artışa yansıması dolayısıyla bunların hepsinin birleşince bir çarpan etkisi oluşturduğunu söyleyen Ahmet Yaşar, “İş insanlarımız aslında sigortaya erişmekten bahsederken maliyetlerinin arttığından söz ediyorlar. Bir de bunun dışında tabi risk algısı artık arttı. Dolayısıyla risk yönetiminin önemi son derece arttı. Hiçbir sigorta şirketi ‘varlığı teminat altına almıyorum’ demiyor, ‘siz fabrikalarınızda tedbirlerinizi alın ancak ortaya çıkan risklere göre biz de bu durumu değerlendirelim’ anlayışı ortaya çıkıyor. Sektör bazlı kararlar vermiyoruz, spesifik değerlendirmeler sonucunda birtakım tavsiyeler veriyoruz, alınması gereken risk önlemlerinden bahsediyoruz. Bunları sigortalılarımıza, iş insanlarımıza iletiyoruz. Bu raporlamalar sonucunda gerekli tedbirleri alan işletmeler sigortaya erişimde en ufak bir problem yaşamıyorlar. Enerji sektörüne baktığınız zaman da aslında yenilenebilir enerji, yeşil enerji gibi durumlar dünyanın ve bizim sektörümüzün de gündeminde olan konular. Bu konularla ilgili teminat noktasında en ufak bir sıkıntı bulunmuyor. Ancak artık yeşil dönüşüm kapsamında birtakım termik santrallerde, kömürde, odunda vs. gibi sektörlerde bırakın sigortayı, bunların kredilendirilmesi noktasında da ciddi problemler yaşanmakta. İş insanlarımızın da buna göre tedbir almaları gerekiyor” dedi.
“Türkiye panel üretiminde beşinci sırada”
Türkiye’nin son yıllarda yenilenebilir enerji alanında büyük atılımlar gerçekleştirdiğini ifade eden OR-GE Yenilenebilir Enerji Başkanı Mehmet Tahir Özsoy; “Türkiye yenilenebilir enerji konusunda çok büyük bir atak yaptı. Panel üretimi noktasında, kapasite bakımından dünyada beşinci sırada yer alıyoruz. Bu aynı zamanda Avrupa’nın en büyük üretim kapasitesi. Türkiye’de güneş enerji santrali kurulumu yıllık iki gigawatt civarında. Ancak, bu çalışmaların yeterli olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de Enerji Bakanlığı’nın öngörüleri ve planlamaları doğrultusunda, 2035 yılına kadar 60 gigawatt civarında yenilenebilir enerji yatırımı yapılması öngörülüyor. Bu büyük bir kapasiteye tekabül etmesinin yanında, bazı engelleri aşmamız gerektiğini düşünüyorum. Şu an söyleyebilirim ki, finansman ya da yeşil finansmana ulaşmak en büyük engellerden biri. Bahsettiğimiz durum, ucuz ve uzun vadeli yatırım finansmanına ulaşmak. Burada atılması gereken en önemli adım, ‘teşvik kredisi’ diyebiliriz. Bir diğer konu ise trafo kapasiteleri. İki hafta kadar önce Enerji Bakanlığı tarafından 7500 megawatt yeni bir kapasite ilanı için açıklama yapıldı. Ancak, bu ilanın ne kadar sürede ve hangi bölgelerde planlandığı oldukça önemli” diyerek enerjideki üretim planlanmasına dair önemli noktalara değindi.
“Yeni alanlara girme konusunda cesuruz”
Yeni alanlara uyum sağlama konusunda girişimci bir yön sergilediklerini ifade eden Corpus Sigorta Genel Müdürü Murat Şişli; “Dünya’da her geçen gün büyüyen enerji ihtiyacının da etkisiyle yenilenebilir enerjiye karşı talep giderek arttı. Bunda hükümetlerin politikalarını sıfır karbon olarak değiştirmelerinin büyük etkisi var.
Enerji sektöründe sigortaya talebin yüksek olduğunu belirten Şişli, bunun sebebini şu şekilde açıkladı; “Enerji sektöründeki firmaların büyük bir çoğunluğu yatırımlarını korumak ve risklerini doğru yönetmek isteyen profesyonel firmalar, elbette sigorta da vazgeçilmez bir risk yönetim ve risk transfer aracı olarak talep görüyor. Güneş ve rüzgar enerjisi zaten enerjilerini doğadan alan ve doğanın enerjisini bizlerin kullanımına sokan teknolojiler, bu sebeple de doğal afetler başta olmak üzere dış risklere çok açıklar. Buraya yatırım yapan sigortalılar oldukça bilinçli yatırımcılardan oluşuyor. Dolayısıyla yatırım sermayesinin korunması için sigortayı talep ediyorlar.”
Son dönemde sigorta sektörüne ilişkin bazı gelişmeler yaşandı. Bazı sektör temsilcileri sigorta şirketlerinin kendilerine sigorta yapmadığını kamuoyu ile paylaşarak gündeme getirdi. Bu konuya ilişkin görüşlerini paylaşan Murat Şişli; “Yüksek enflasyon, kur değişimleri, dünya ekonomisindeki gelişmeler, jeopolitik riskler ve yurt dışında faizlerin çok daha yüksek olması reasürans piyasalarının yeterli sermayeyi çekememesine sebep oldu. Yeterli sermayenin olmaması sigorta şirketlerine fiyat artışı olarak yansıdı. Bunun yanında riskini iyi yöneten, yaptığı işi çok iyi bilen, yaptığı işe yatırım yapan hiçbir sigortalı açıkta kalmadı. Sigorta teminatını verirken hem yatırımcılarımıza hem de halkımıza karşı sorumluyuz. Bizim vermiş olduğumuz tazminatlar, ödemiş olduğumuz hasarlar aslında bizim devletimizin, halkımızın öz kaynaklarından karşılanan tutarlar. Yatırım yapan, riskini iyi yöneten hiçbir sigortalının da açıkta kaldığını düşünmüyorum” açıklamalarında bulundu.
“Doğal makineler enerji ithalatını düşürüyor”
Türkiye’de rüzgar, güneş gibi enerji kaynaklarının değerlendirilmesinin enerji ithalatını azalttığını ifade eden Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkan Yardımcısı Ali Aydın, şu ifadeleri kullandı; “Türkiye’de şu an 12 gigawatt seviyesinde rüzgar santralleri var. Bu enerjilerin kullanılmasıyla enerji ithalatını azaltmaya, cari açığı düşürmeye karşı canla başla çalışıyor. Yerli ve milli kaynaklarımızı etkin kullanmamız bu santrallere hizmet veren nitelikli insanların yetişmesini sağlayacak. Bu durum haliyle yurt dışına olan bağımlılığımızı azaltacak, ihracatı artıracak ve gelişmelerden haberdar olmamızı sağlayacak. Bu konudaki çalışmaları, insan bazlı ve teknoloji bazlı olmak üzere iki kategoriye ayırıyoruz. Çünkü bu alanda kullanılan rüzgar tribünleri devasa yapılar, boyu 120, kanatlarıysa ortalama 60-70 metreler civarında”
“Rüzgar enerjisi kullanımında sanayileştik”
Türkiye’nin rüzgar enerjisini kullanma noktasında adeta sanayileştiğini ifadelerine ekleyen Aydın, Türkiye’de rüzgar enerjisi sanayisinin çok ciddi bir konuma geldiğinin altını çizdi.
Sanayileşmede İzmir-Ege bölgesinin hat bölgeler haline geldiğine dikkat çeken Ali Aydın; “Ege bölgesindeki kanat üretim fabrikaları, kule üretim tesisleri ihracat yapabilir seviyede. Üretilen ürünlerin yüzde 80’i ihracat kalemine hizmet ediyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarını yerli ve milli iş gücü potansiyelini artırıyor” dedi. – İSTANBUL
]]>CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, TBMM Genel Kurulu’nda AKP iktidarın ekonomi politikasını eleştirdi. Kısa çalışma ödeneği, işşizlik fonu, emekli maaşları ve zam konuları hakkında konuşan Akay’ın açıklamaları şöyle:
“ÜÇ YILLIK SÜRENİN KONULMASI SİGORTA MANTIĞI AÇISINDAN TARAFIMIZDAN DA DOĞRU BULUNMAMIŞTIR”
“Kısa çalışma ödeneğine hak kazanmadaki gereken prim ödeme süreleriyle ilgili bir indirim; 600 günden 450 güne indiriliyor. Yine, burada bir üç yıllık süre şartı koşuluyor, bu üç yıllık sürenin konulması sigorta mantığı açısından tarafımızdan da doğru bulunmamıştır, bu sürenin kaldırılması gerektiğini buradan özellikle ifade ediyoruz. Yine, özel sektör işverenlerine yeni işçi istihdamıyla ilgili verilen desteklerle ilgili sürenin, işveren desteğiyle ilgili sürenin, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan verilen destekle ilgili sürenin 31/12/2025 tarihine kadar uzatılması bu kanunla sağlanıyor. Yine, 2026 yılı sonuna kadar da Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Daha önceki torba yasalarda da -bu, mini torba yasası ama yine bir torba yasa- Cumhurbaşkanına verilmiş yetkilerden bahsetmiştik. Bu, kanun oluşturma metnine de aykırı, Anayasa’ya da aykırı bir durum.
“İŞSİZLİK FONU, İŞVERENE DESTEK FONU HALİNE GELMİŞ “
Yani İşsizlik Sigortası Fonu’nun karşılanması durumu var. Burada biliyorsunuz sigortayla ilgili pozisyonlarda, durumlarda -işsizlik sigortasıyla ilgili- bunun genelde istihdamın artırılmasına yönelik kullanılması gerekir; işsiz kalınması durumunda sigortalının gelirden mahrum olmamasıyla ilgili bir fondur bu ama baktığımız zaman uygulamada bunun böyle olmadığını görüyoruz işverene destek fonu haline gelmiş gerçekten. İşverene verilen desteğin 39 milyarları bulduğunu, işçilere verilen desteklerin de 21 milyar civarında olduğunu gördük. İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken para aralık sonu itibarıyla 196 milyar lira; gerçekten çok ciddi bir tutar bu ama baktığımız zaman uygulamada doğru alanlara ne kadar kullanıldığıyla ilgili bir soru işareti hepimizin kafasında oluşuyor. Tabii ki işverenlere de destek verilmesi gerekir kesinlikle ama bunun ayrı bir merkezi bütçeden yani genel bütçeden karşılanması, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ilgili ödeneklerin ayrılması ve bunun üzerinden yürünmesi gerektiğini de özellikle buradan ifade etmek istiyoruz.
“EMEKLİNİN, İŞÇİNİN, SABİT GELİRLİNİN BU TUTARLA GEÇİNMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
Tabii ki bu kanun maddesinin, daha doğrusu teklifin en önemli konularından biri de emeklilerle ilgili konu, en düşük emekli aylığının 7.500 TL’den 10 bin TL’ye çıkarılması konusu. Bu gerçekten çok yetersiz bir tutar. Asgari ücretin 17 bin TL olduğu bir ortamda, açlık sınırının 14 bini geçtiği, yoksulluk sınırının 47 binin üzerine çıktığı bir ortamda emeklinin, işçinin, sabit gelirlinin bu tutarla geçinmesi mümkün değil. Biz teklifte, Plan ve Bütçe Komisyonunda özellikle önergemizi verdik, en düşük emekli aylığının en az asgari ücret tutarına çekilmesini ifade ettik. Bu, bizim olmazsa olmazımız, burada tekrar bu konu üzerinde ısrar ediyoruz.
“KEŞKE DAHA ÖNCE BU KADAR UĞRAŞILMADAN ARTIRILSAYDI”
Şimdi, yine kanun teklifinde görüşürken, biliyorsunuz, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin emekli aylıklarının düzenlenmesiyle ilgili yüzde 37,57 olarak gelmişti, daha sonra yüzde 42,57’ye çekildi; dün akşam itibarıyla da yüzde 49,25’e artırıldığı söylendi. Bu güzel bir uygulamadır, artırılması iyidir, keşke daha önce bu kadar uğraşılmadan artırılsaydı daha iyi olacaktı. 2024 Temmuz ayında eşitlenecek diye bu beklentiye girilmesi de doğru değil. Memur emeklisi olsun, işçi olsun, asgari ücretli olsun bunların hepsinin emekli aylıklarının makul bir seviyeye çekilmesi gerekiyor ve kaynakları da size ifade ettik, bu devletin bu imkanı, bu gücü var. Emeklimizin, işçimizin, esnafımızın, dar gelirlimizin yanında olmak zorundayız.”
]]>