Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, tarım ve hayvancılığa verdiği destekleri sürdürüyor. Bu kapsamda ‘Güneş Topluyoruz Sizin İçin’ sloganıyla hayata geçirilen Güneş Paneli Desteği projesi, küçükbaş hayvancılıkla uğraşan konar-göçer ailelerin ve arıcılık yapan üreticilerin yaşamlarına katkı sunmaya devam ediyor.
Yenişehir İlçesi Değirmençay Mahallesi’nde geçimlerini küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ile sağlayan ve çadırda yaşayan Asiye ve Ali Yağmurkaya çifti de proje sayesinde elektriğe kavuştu. Asiye Yağmurkaya’nın başvurusu üzerine çiftin yaşadığı çadıra güneş paneli desteği sağlandı. Elektrik olmadığı için çoğu işlerini gündüz yapmak zorunda kaldıklarını aktaran Yağmurkaya ailesinin fertleri, Büyükşehir Belediyesi sayesinde artık istedikleri zaman işlerini kolaylıkla halledebildiklerini anlattı.
“Karanlık olduğu için yemeği akşam yapamıyorduk”
Güneş paneli desteğine başvuru yapan Asiye Yağmurkaya, “Başvurumuzu yaptık ve panelimizi aldık. Paneli almadan önce hayatımız karanlıktı şimdi çadırımız aydınlandı. Şarjımızı doldurabiliyoruz ve sürekli ışığımız oluyor” dedi.
Güneş paneli desteğinden önce çoğu işlerini gündüz yapmak zorunda olduklarını belirten Yağmurkaya, şöyle konuştu: “Karanlık olduğu için yemeği akşam yapamıyorduk. Mecburen gündüz yapmak zorundaydık. Şimdi akşam da olsa hayvanlarımızın işlerini hallettikten sonra yemeğimizi yapabiliyoruz. Çocuklarımız ışığın şavkında dersine çalışabiliyor, televizyonumuzu rahatlıkla izleyebiliyoruz, yemeğimizi rahat yiyebiliyoruz. Daha önce işlerimizi el lambalarıyla yapmak zorundaydık. Şimdi geç de olsa akşam ışığın şavkında her şeyimizi yapabiliyoruz. Karanlıktan kurtulduk, hayatımız aydınlandı.”
Aldıkları destekten dolayı da Başkan Vahap Seçer’e teşekkürlerini ileten Yağmurkaya, kadınlara seslenerek, “Her kadın başarabilir, her kadın yapabilir, her kadın başvuruda bulunup, tarımsal desteğini alabilir. Hiçbir kadının başaramayacağı bir iş yok” diye konuştu.
“Destek sayesinde çadırımız aydınlandı”
Ali Yağmurkaya da güneş panelinin hem iş, hem günlük hayatta kendilerine büyük kolaylık sağladığını kaydetti. Yağmurkaya, “Eskiden akşam vakitlerinde karanlıktaydık, ışıldakla veya çapa motorunun aküsüyle idare ediyorduk. Şimdi çadırımız aydınlandı” dedi. Biri Açıköğretim lise son sınıfta, diğeri 7. sınıfta olan iki çocuğunun panel sayesinde aydınlık ortamda ders çalışabildiklerini ifade eden Yağmurkaya, bu tür projelerin devam etmesini istedi.
“Akşamları ışığımızı yakıp dersimize çalışabiliyoruz”
Lise son sınıfta eğitim gören Hasan Hüseyin Yağmurkaya ise “Akşamları ışığımızı yakıp dersimize çalışabiliyoruz. Önceden akşam vakitlerinde ışığımız yoktu, telefonları ve lambaları şarj etmek için köye götürüyorduk. Şimdi gündüz keçileri güdüyor, akşam eve gelip sıcak sıcak yemeğimizi yiyebiliyoruz” şeklinde konuştu.
“Bu yıl toplam 400 üreticiye güneş paneli desteğinde bulunduk”
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda ziraat mühendisi olarak görev yapan Zeynep Durmaz da, bu yıl toplam 400 üreticiye güneş paneli desteğinde bulunduklarını ifade etti. Bunların 150’sinin arıcılar, 250’sinin de küçükbaş hayvan yetiştiricileri olduğunu belirten Durmaz, geçen yıl da 360 üreticiye destek sağladıklarının altını çizerek, “2023 yılında 54 kadın üreticimiz, 2024 yılında da 52 kadın üreticimiz projeden faydalanmış oldu” dedi. – MERSİN
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, dün yaptığı açıklamada emekli maaşlarının asgari ücret düzeyine çıkarılması beklentilerini boşa çıkardı, Temmuz’da asgari ücrete ara zammın söz konusu olmadığını açıkladı. Bu açıklamayı İstanbul Mecidiyeköy’de ANKA mikrofonuna değerlendiren vatandaşlar, “Bunun cevabını emeklililer olarak sandıkta verdik. Olursa bir dahaki sandıkta tamamen veririz. 10 bin lirayla kendileri geçinsin. Kendi harcamaları biraz kıssalar daha iyi olur… Ellerini vicdanlarına koysunlar, adaletli olsunlar” dedi.
Bakan Işıkhan, dün gazetecilerin sorularını yanıtlarken emekli maaşlarının asgari ücret düzeyine çıkarılması beklentilerini boşa çıkardı, “asgari ücrete ara zam yok” dedi. ANKA Haber Ajansı’nın İstanbul Mecidiyeköy’de mikrofon uzattığı yurttaşlar görüşlerini şöyle dile getirdi:
“BUNUN CEVABINI SANDIKTA VERDİK”
– Zaten bunun cevabını sandıkta verdik. Olursa bir dahaki sandıkta tamamen veririz. Bunlar böyle devam etsin. 10 bin lirayla kendileri geçinsin. Veyahut da şöyle kendi harcamaları biraz kıssalar daha iyi olur aslında. Ama emekliyi düşünmüyorlar yalnız. Hiç düşünmüyorlar.
“İNSANLAR KENT LOKANTALARINA GİDİYORLAR”
– Vallahi ülkenin durumu ortada. Yani emeklilerin durumu ortada. İnsanlar yani kent lokantalarına gidiyorlar. Et kuyruklarına gidiyorlar. Yani yıllardır emeklinin durumu belli yani. Ben de kendim emekliyim. Özel bir bankadan. Yani inanılmaz insanlar zor durumda. Kira 15 bin, 20 bin lira. Bir kilo et 700 lira, 800 lira. İnsanlar zor durumda, geçinemiyor. Şimdi bugün de açıklamasını televizyonda izledim. Asgari ücrete zam yapılmayacağını. Yani emekliye de yüzde 25 falan gibi bir şey söylediler. Bilmiyorum yani ülkenin gidişatı karanlık yani. Gerçekten sıkıntılı bir ülke. Onun için Allah yardımcısı olsun insanların.
“ÖZELLİKLE OTURDUKLARI MAKANI UNUTMASINLAR”
– Şimdi şunu söylemek istiyorum. Özellikle oturduğu makam, unutmasınlar ki resul makamıdır. Ama kimse bugüne kadar çıkıp da bunu izah etmedi. Resul makamı nedir? Peygamber efendimizden gelme. Demek istediğim şu ki, adaletli olsunlar. Sizden ricam bir çıksınlar ya, şu halkın bir neler yaptığını nelerle uğraştıklarını görsünler? Sma’lı çocuklar var. Sen kalkıyorsun Suriyeli vatandaşlara bakıyorsun. Ben ayrımcılık yapmıyorum. Ama böyle bu şekilde insan ayrımcı oluyor yani. Benim vatandaşım dururken sen kalkıyorsun. Yahu konuşturmayın beni neyse. Kusura bakmayın özür diliyorum. Sadece şunu söylüyorum. Duyarlı olsunlar. Ellerini vicdanına koysunlar. Başka bir şey demiyorum. Ölüm olduğunu hiçbir zaman unutmasınlar.
“BİRİSİ 5 MAAŞ ALIR BİRİSİ ALTI MAAŞ BİZİ DE SÜRÜNDÜRÜRLER”
– Kendilerine harcarlar. Birisi beş maaş alır, birisi altı maaş alır. Bizi de süründürürler böyle.
“ARTIK ZEKAT BEKLİYORUZ. BAKALIM KİM ZEKAT VERECEK DİYE. BUGÜNE KADAR HİÇ BÖYLE BİR ŞEY YAŞAMADIK. ŞİMDİ ONU YAŞIYORUZ. BEKLİYORUZ KAPIDA”
– Ne zaman zam yaptılar. Hiçbir zaman. Bu parti geldi geleli bu hükümet emekliler biz mahvolduk. Ben 30 yıldır emekliyim. Benim maaşım hep asgari ücret üzerindeydi. Daha 2019’a kadar. Şimdi onun altındayım ben. Haklarımızı yediler. Ben bunu dile getiriyorum. Ben bu partiye (AKP) oy vermedim, hiç de vermem. Çünkü işçiyi, memuru, emekliyi hiç sevmiyor. ANAP bir, bu iki. ANAP da sevmezdi emekliyi, işçiyi bunlar da sevmiyor. Onun için bu partiye oy vermedim. Vermem de. Mağduruz yani. Önceden tatile gidiyorduk çoluk çocuk. Şimdi Eyüp Sultan Cami’sini ziyarete gidemiyoruz. Mağduruz. Bayramda torunlar geliyor. Önceden bayram harclığı veriyorduk şimdi veremiyoruz. Daha ne diyeyim yani? Bundan daha kötüsü olur mu? Artık zekat bekliyoruz. Bakalım kim zekat verecek diye. Bugüne kadar hiç böyle bir şey yaşamadık. Şimdi onu yaşıyoruz. Bekliyoruz kapıda. Diyeceklerim bu kadar.
“HAYAT ZOR ŞARTLAR ÇOK ZOR”
– Bence yapılması gerekiyor yavrum. Hayat zor şartlar çok zor. Olması gerekiyor.
“EMEKLİLERİN HALİ PERİŞAN”
– Şaşkınım. Şaşkınım. Çok yanlış. Emeklilerin hali perişan. Biri de ben. Geçinemiyoruz yok. Evimiz kira değil en azından. Geçinmeye çalışıyoruz işte ne yapalım.
“20 YILDIR BU ÜLKEDE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I ERDOĞAN YAPAN EMEKLİLERDİR”
– Emekliyim. Zaten beklemiyordum. Yani sürpriz olmasını beklemiyordum. Neden beklemiyordum dersen. Sayın Cumhurbaşkanımız şöyle bir cümlesi oldu. 2024 yılı emekliler yılı dedi. Yani resmen bizimle kafa buldu. Yani bizimle alay ediyor. Halbuki bugüne kadar 20 yıldır bu ülkede Recep Tayyip Erdoğan’ı Erdoğan yapan emeklilerdir. Bizim yaş grubumuzdur. Ama bizimle resmen böyle kafa buldu yani. Milletvekilleri de öyle. AK Parti bütün milletvekili de aynısını yaptı. Peki sonuç ne oldu? Türkiye’nin tamamının her tarafı kırmızı oldu. Bu İmamoğlu’nun başarısı değildir. Bu başarı Recep Tayyip Erdoğan’ın başarısıdır. Eğer bugün Cumhuriyet Halk Partisi kazandıysa emin ol bunu Recep Tayyip Erdoğan yapmıştır. Neden derseniz bizimle resmen kafa buldu. Yani hedef 2023 idi. Ne demekti bu? 2023 yılında biz başaracaktık. Bu ülke daha çok, daha iyiye gidecekti. Şimdi soruyorum. Memurlara 8 bin lira zam yaparken beş ona yap, üç de bize yapsaydın. Dört dört yapsaydı emin ol bugün böyle olmazdı. Bugün en kötü ev kirası 15 bin lira. Emekli maaşı 10 bin lira. Ben 30 yıl çalışmışım. Emekli maaşı 10 bin lira. Bu hak mı? Bu şimdi adalet mi? Soruyorum. Size ya? Aslında söylenecek çok şey var ama inşallah düzelir diyorum. Ama ben inanın beklemiyorum. Çünkü neden? Mehmet Şimşek, Sayın Bakan’ın açıklamalarında görüyoruz. Hayır ekonomide böyle bir şeye taviz verilmeyeceğine dair açıklama. Her gün dinliyoruz. Yani sosyal medyadan, haberlerden her zaman takip ediyoruz, görüyoruz. Söyleyecek bir şey yok.
“KENDİLERİNE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM. BİZE GÜZEL SÜRPRİZ YAPTILAR. EMEKLİNİN E’SİNİ DAHİ KULLANMADILAR”
– Halimiz belli. Yani gerçekten ben şuan kirada oturuyorum. Kira çok zor. Yani 10 bin liranın altında kira yok. En düşük kira yani. Kısmet görelim. Neylerse mevlam güzel eyler diyelim. Ama böyle giderse 2026, 2027 yılına kadar erken seçim olur. Çünkü artık insanlara bıçak kemiğe dayandı. Gerçekten öyle. Yani durum çok kötü. Yani Sayın Bakan’ın işte bununla ilgili açıklama yapması sürpriz değildi bizim için. Bir de şu var seçimlere bir hafta, 10 gün kala, Muhammet Emin Akbaşoğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı emekleri için çok güzel sürprizler olduğunu söyledi. Oldu mu? Çok güzel sürpriz yaptı bize. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Bize güzel sürpriz yaptılar. Emeklinin E’sini dahi kullanmadılar bize… Genel seçimlerde İstanbul mitinginde havaalanında bir buçuk milyon insan vardı. Reis dedi ki 650 bin insan var dedi. Bırakın 650 bini 200 bin kişi bile yoktu o mitingde. Bu ne demektir biliyor musun? Çünkü o güne kadar hep emekliyi dolduruyordu. Ama emekli gelmedi. Bakın bir de şunu da söyleyeyim. Ankara’nın yüzde 70’i memur kesim. Peki sen verdin memura 8 bin lira. Emekliye vermedin. Peki emekli neden vermedin o zaman? Yüzde 60 ile kazandı. Büyükşehir Belediyesi. Çünkü sana memur hiçbir zaman oy vermedi vermiyor da. Sana her zaman hep alt kesim veriyor. Hep alt kesim bugüne kadar destekledi. Ama bundan sonra yok. Kusura bakmasın kimse. Buraya kadar. Bitmiştir”
]]>
İZMİR – Karşıyaka Teknik Direktörü Erkan Sözeri, “Profesyonel liglerde suni çimlerde oynamak bence çok gereksiz. Bu konuda federasyonun bir adım atmasını bekliyoruz, rica ediyoruz. Çünkü suni çimden dolayı üç tane oyuncumuz sakatlandı” dedi.
TFF 3. Lig 2. Grup’ta mücadele eden Karşıyaka’nın Teknik Direktörü Erkan Sözeri, geçtiğimiz hafta sonu oynanan Bulvarspor maçında suni çimden dolayı yaşadıkları sorunları İhlas Haber Ajansı muhabirine anlattı. Takımdaki oyuncuların sürekli çim sahada hazırlanıp, daha sonra suni çimde maça çıktıkları için sakatlandıklarını belirten Sözeri, “Biz halı gibi zeminde antrenman yapıyoruz. Gidiyoruz Alsancak Stadyumu’na harika bir zemin. Stadyum gibi stadyum, taraftarımız muhteşem. Öyle bir ambiyansta oynuyoruz. Rakiplerimiz de öyle. Biz şimdi gidiyoruz suni çimlerde oynuyoruz. Suni çimler Belarus ülkelerinde var. İklimden dolayı suni çimlere izin veriyorlar orada. Şimdi bizim iklimimiz Allah’a şükür güzel. Profesyonel liglerde suni çimlerde oynamak bence çok gereksiz. Yani bu konuda federasyonun bir adım atmasını bekliyoruz, rica ediyoruz” dedi.
“Suni çim yüzünden sakatlar verdik”
Bulvarspor maçındaki suni çimden dolayı üç oyuncularının sakatlandığını dile getiren Sözeri, “Erdem çok iyi oynuyordu ve Süper Lig’e aday bir oyuncumuzdu. Eyüp’ten kiraladık. Harika işler çıkarıyordu. Çapraz bağları koptu. Ameliyat olacak. Yani sadece suni çimden mi diyebilirsiniz ama bu suni çimin etkileri. Fatih Taşdelen golcü oyuncumuz çok formdaydı ve bileğinden sakatlandı. Suni çimde bileği döndü. Şimdi o da hafta sonuna yetişir mi yetişmez mi bilmiyoruz. Sol bekimiz Ferdi Burgaz, gencecik kendine bakan oyuncumuz, sürekli oynayan oyuncumuz arka adalesi sakatlandı. Anlık hamlelerden dolayı. Bu konuda federasyon adım atsın. Yani suni çime asla izin vermesin. Bunu yapmak çok zor değil. Yani bir tane futbolcu eksik transfer edilir. Bu yapılabilir. O yüzden buradan da çağrımı yineliyorum” ifadelerini kullandı.
“Rakibimiz düşme hattında”
Hafta sonu oynayacakları Hacettepe 1945 maçına dair de açıklamalarda bulunan Erkan Sözeri, “Rakibimiz düşme hattında. Bütün rakiplerimiz de düşme hattında oynuyorlar. Bizim grup özellikle çok sıkıntılı. Play-off ile düşme hattı arasında dört puan var. Bir maç kazandığı zaman play-off oynuyor takımlar, bir maç kaybettiklerinde düşme hattına oynuyorlar. Hacettepe’de geçen hafta içeride yara aldı. Şimdi daha dikkatli oynayacaklardır ama biz her şeye hazırlıklıyız. Cenk Ahmet sakattı yeni dönüyor ama daha hazır değil. Şeref, Fatih, Ferdi, Erdem, Yasin Ozan sakatlandı. Takımın yarısı yok şu anda. Ama bir anlayışını inşa ettik. Oyuncularımız da buna irade gösteriyorlar. Giren çıkan oyuncular o sisteme ayak uydurdular. Biraz geç oldu ama güzel oldu. Şimdi onun meyvelerini topluyoruz. Ekmeğini yiyoruz tabiri caizse. Pazar günü de taraftarımız tabii ki mutlaka gelecektir. Gene o ambiyansı yaşatacaktır. Pazar günü de çok güzel bir galibiyetle rakiplerimizin sonuçlarını bekleyeceğiz. Biz hala birinci ve ikinci olmaktan vazgeçmedik. Biz altı puan alıp rakiplerimizin sonuçlarını bekleyeceğiz” dedi.
]]>TFF 3. Lig 2. Grup’ta mücadele eden Karşıyaka’nın Teknik Direktörü Erkan Sözeri, geçtiğimiz hafta sonu oynanan Bulvarspor maçında suni çimden dolayı yaşadıkları sorunları İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine anlattı. Takımdaki oyuncuların sürekli çim sahada hazırlanıp, daha sonra suni çimde maça çıktıkları için sakatlandıklarını belirten Sözeri, “Biz halı gibi zeminde antrenman yapıyoruz. Gidiyoruz Alsancak Stadyumu’na harika bir zemin. Stadyum gibi stadyum, taraftarımız muhteşem. Öyle bir ambiyansta oynuyoruz. Rakiplerimiz de öyle. Biz şimdi gidiyoruz suni çimlerde oynuyoruz. Suni çimler Belarus ülkelerinde var. İklimden dolayı suni çimlere izin veriyorlar orada. Şimdi bizim iklimimiz Allah’a şükür güzel. Profesyonel liglerde suni çimlerde oynamak bence çok gereksiz. Yani bu konuda federasyonun bir adım atmasını bekliyoruz, rica ediyoruz” dedi.
“Suni çim yüzünden sakatlar verdik”
Bulvarspor maçındaki suni çimden dolayı üç oyuncularının sakatlandığını dile getiren Sözeri, “Erdem çok iyi oynuyordu ve Süper Lig’e aday bir oyuncumuzdu. Eyüp’ten kiraladık. Harika işler çıkarıyordu. Çapraz bağları koptu. Ameliyat olacak. Yani sadece suni çimden mi diyebilirsiniz ama bu suni çimin etkileri. Fatih Taşdelen golcü oyuncumuz çok formdaydı ve bileğinden sakatlandı. Suni çimde bileği döndü. Şimdi o da hafta sonuna yetişir mi yetişmez mi bilmiyoruz. Sol bekimiz Ferdi Burgaz, gencecik kendine bakan oyuncumuz, sürekli oynayan oyuncumuz arka adalesi sakatlandı. Anlık hamlelerden dolayı. Bu konuda federasyon adım atsın. Yani suni çime asla izin vermesin. Bunu yapmak çok zor değil. Yani bir tane futbolcu eksik transfer edilir. Bu yapılabilir. O yüzden buradan da çağrımı yineliyorum” ifadelerini kullandı.
“Rakibimiz düşme hattında”
Hafta sonu oynayacakları Hacettepe 1945 maçına dair de açıklamalarda bulunan Erkan Sözeri, “Rakibimiz düşme hattında. Bütün rakiplerimiz de düşme hattında oynuyorlar. Bizim grup özellikle çok sıkıntılı. Play-off ile düşme hattı arasında dört puan var. Bir maç kazandığı zaman play-off oynuyor takımlar, bir maç kaybettiklerinde düşme hattına oynuyorlar. Hacettepe’de geçen hafta içeride yara aldı. Şimdi daha dikkatli oynayacaklardır ama biz her şeye hazırlıklıyız. Cenk Ahmet sakattı yeni dönüyor ama daha hazır değil. Şeref, Fatih, Ferdi, Erdem, Yasin Ozan sakatlandı. Takımın yarısı yok şu anda. Ama bir anlayışını inşa ettik. Oyuncularımız da buna irade gösteriyorlar. Giren çıkan oyuncular o sisteme ayak uydurdular. Biraz geç oldu ama güzel oldu. Şimdi onun meyvelerini topluyoruz. Ekmeğini yiyoruz tabiri caizse. Pazar günü de taraftarımız tabii ki mutlaka gelecektir. Gene o ambiyansı yaşatacaktır. Pazar günü de çok güzel bir galibiyetle rakiplerimizin sonuçlarını bekleyeceğiz. Biz hala birinci ve ikinci olmaktan vazgeçmedik. Biz altı puan alıp rakiplerimizin sonuçlarını bekleyeceğiz” dedi. – İZMİR
]]>Eski Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, Milliyetçi Hareket Partisi Manisa İl Başkanlığında kendisine yönelik iddialara cevap verdi. Kendisine yönelik “Manisa Büyükşehir Belediyesinin kasasını boşalttığı” iddiasıyla suç duyurusunda bulunulduğunu söyleyen Ergün, “Şimdi biliyorsunuz evveli gün mevcut Cumhuriyet Başsavcılığı’na şahsımla ilgili bir suç duyurusunda bulunuldu. İller bankasından ve vergi dairesinden gelen miktar her ayın 30’unda büyükşehirin kasasına girer. ve 15 senedir Manisa Belediye döneminde de öyleydi, son 10 yıllık dönemde de böyleydi. Biz her ayın sonunda mali hizmetler bütün büyükşehire hizmet noktasında ne yapmış faturasını kesmiş kesinleşmiş alacaklıların 15 yıldır ayın 1’iyle 5’i arasında ödemelerini yaparız. Şimdi öncelikle mali hizmetler noktasında Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin ödenecek carilerinin rakamı mali hizmetlerden her ay bana çıkarılır ve verilir ve bunların kontrolünü yapmak suretiyle ödemelerini, talimatlarına geçeriz. Aynı şekilde MASKİ Genel Müdürlüğünün de mevcut bütün kaç kişi ne alacaklıysa önüme gelir. Onayı benden geçer ve ödemeleri yapılır. Burada bir büyükşehir bünyemizde bana mali hizmetleri dün itibariyle bana vermiş olduğu toplam 285 firmanın alacağının toplamı buradaki rakam 340 milyon 665 bin TL. Bu büyükşehir. Şimdi MASKİ’de de 197 firmanın şu anda cari hesap olarak MASKİ’den alacaklı olduğu rakam 130 milyon TL. Büyükşehir 340 milyon, MASKİ 130 milyon, toplamda 482 cariden alacaklı olan firma sayısı. Şimdi ben şunu soruyorum. Ne zamandan beri alacağı olanların parasını ödemek belediyenin kasasını soymak oldu. Biz belediyenin kasasını soymuşuz. veya soymaya kalkmışız. Yapılan suç duyurusu bu şekilde. Görevi suistimal gibi bazı iddialar var. Ne zamandan beri insanların alacaklarını ödemeye kalkmak, belediyenin kasasını soymak oldu. Bunu ben vatandaşların takdirine bırakıyorum” dedi.
“Belediyeyi sıfır borçla bırakmayı amaçlıyordum”
Borçların ödenmesi halinde halen belediye kasasında 100 milyon TL nakit para olacağını ve belediyeyi sıfır borçla devretmek istediğini söyleyen Ergün, “Şimdi öyle bir belediyeyi bırakıyorum ki ben şu anda. Dün itibariyle Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin kasasında 570 milyon TL nakit para vardır. Büyükşehirden 340 milyon alacağı var firmaların. 130 milyon TL de MASKİ’den alacağı var firmaların. Bunların hepsini de ödeseniz gene 100 milyon TL kasada para var. Ayın 10’unda gelecek parayı söylemiyorum. Bunu sıfır borçla yeni başkana bırakmaktı. Amacım buydu. Şimdi bu insanların paralarını ödemek suçsa hırsızlıksa bunları söyleyenleri ben Allah’a havale ediyorum” ifadelerini kullandı.
Manisa FK tesislerinin cuma gününe kadar boşaltılması çağrısına cevap verdi
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in, Manisa Büyükşehir Belediyesine ait tesisleri kullanan Manisa Futbol Kulübüne yönelik, “Cuma sabahı itibariyle Manisa Büyükşehir Belediyesi tesislerinden çıkmalarını istiyorum” sözlerine ilişkin değerlendirmede bulunan Ergün, “Gelinen noktada üzülerek görüyorum ki dünkü yapılan basın açıklamasında Manisa Futbol Kulübü sanki Manisa’nın takımı değil. Bir an önce cuma gününe kadar boşalttırılma, tahliye edilmesi talep edilmiş. Manisa’da yaşayan 7-8 bin ailenin çocuklara bu tesislerden hizmet alıyor. Onları yok sayamazsınız. Öncelikle bunu söyleyeyim. Bu Manisa Futbol Kulübü şu anda bir şirkettir. İşte Manisaspor’un düştüğü sonuçlara düşmesin diye aldığımız bir tedbirdir şirketleştirmek. ve bugüne kadar buraya kadar şampiyonlukları yaşatarak bu lige taşıdık. Sonuçta bu takım şu anda devam ediyor. Ha bundan sonraki süreçte şimdi cuma gününe kadar süre verilmiş. Öncelikle 2026 yılının eylül ayına kadar bir kere anlaşması var. Bu tesisleri kullanmak. Maalesef dün oradaki çalışan personelleri de çektiler. 6 kişi bildiğim kadarıyla. Bugün de güvenlikleri çekiyorlar. Sonuçta şirket kendi imkanlarıyla futbol kulübü bünyesinde yer alan sigortalı olarak gösterilen insanlar, personeliyle orada hizmetine devam edecektir. He çıkarılmak isteniyorsa öncelikle resmi tebligatlarını yaparlar. Resmi tebliğler geldikten sonra hukuksal noktada bir şirket olan Manisa Futbol Kulübü de gerekli prosedürlerine uyarak gerekeni yapacaktır” dedi.
“Manisa FK’yı 1 TL almadan herkesin söz hakkı olduğu şekilde devretmeye hazırız”
Manisa FK’da 15 yıllık bir emek olduğunu hatırlatan eski Başkan Ergün, “Ancak ben şunu da ifade edeyim eğer Manisa Futbol Kulübü’nün Manisa’ya mal edilmesini istiyorlarsa tek şartımız da şu. Mevlüt başkanın da fikri. Ben de buna katılıyorum. Çünkü öyle bir yönetim olarak da düşünceleri var. Manisa Büyükşehir Belediyesi, Organize Sanayi Bölgesi, Ticaret Odası, esnaf odası, borsası ne kadar kurum varsa herkese eşit oranda hisselerini vermek suretiyle ama belli bir kurala dayalı, yarın o ona devretme değil. Bütün herkesin söz hakkının olduğu şirketi mevcut yapısıyla hepsini 1 lira ücret almadan devretmeye hazır. Ama gönül ister buyursunlar amatör takımdan Manisaspor’u da çıkarsınlar göreyim. 15 senenin emeğini bir anda silemezsiniz” ifadelerini kullandı.
Başkan Ergün’ün ardından konuşan MHP Manisa İl Başkanı Cüneyt Tosuner, seçim sürecinde çalışmalarını sürdürdüklerini ancak sandıktan farklı bir sonucun çıktığını belirterek kendilerine destek verenlere teşekkür etti. – MANİSA
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gençlik Aşkıyla Yeniden İstanbul programında gençlerle bir araya geldi. Gençlerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul’a geldiğinizde özellikle gitmek istediğiniz bir yer var mı” sorusuna, “İstanbul’da eserlerimizle zaten dinleniyoruz. Burada sık sık programlarımız oluyor. Bunlardan biri Kongre Merkezi, bir de Atatürk Kültür Merkezi var. Atatürk Kültür Merkezi için de maalesef bu malum camia solaklar, dediler ki ‘burayı yapamayacaklar.’ Biz Atatürk Kültür Merkezi’ni geçmişinden çok daha iyisini, güzelini yaptık. Orada bütün eserler sergileniyor. Onları izlemek için biz de programlara katılıyoruz. İstanbul’un ayrıca Murat Kurum kardeşimizin bakanlığı döneminde yapmış olduğu eserler var, millet bahçeleri. Şimdi Ekrem efendi bu millet bahçelerini bilmez. Atatürk Havalimanı’nın içinde millet bahçesine başlandı. Onu mahkemeye götürdü. Oranın yapım sürecini durdurdu. Allah’ın izniyle biz orayı seçim sonrası yoluna koyacağız. Bir de Kızkulesi var. Orayı da restore ettik. Orası da hizmete girecek. İstanbul o kadar değişimden geçti ki bütün bu değişim süreci içerisinde yenilenen İstanbul’da bu yenilenme harekatıyla beraber o yenilenen yerlerde oraların son hali nedir buna baktık ve son haliyle oraları gezip gördük. Şimdi üstümüzde bizim Muhsin Ertuğrul var. Muhsin Ertuğrul, ufacık bir yerdi. Burayı yaparken biz orayı da yaptık. Onun için ne gösteriler yaptılar ama biz onların gösterilerine bakmadık, orayı yaptık, bitirdik ve tekrar tiyatro severlerin hizmetine sunduk” şeklinde cevap verdi.
“Bizim bıraktığımız İstanbul aynen durmuyor”
Mevcut İBB yönetimini eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ayasofya’nın şimdi son halini görmenin mutluluğu içerisindeyiz. Tabii bir taraftan da Sultanahmet bir başka güzel oldu. Süleymaniye öyle, Fatih’imiz öyle. Buraları gezmeden, görmeden olmaz. Dolayısıyla buralarda aynı şekilde gezerek, görerek son durumları nedir bunu da görüyoruz ve İstanbul’da tabii bizim bıraktığımız İstanbul aynen durmuyor. Çünkü bu zat İstanbul’a bir şey katmadı ki, verdiği bir şey yok. Sen bir İstanbullu olarak böyle bir şeyi gördün mü İstanbul’da? Biz CHP’yi çöp, çukur, çamur olarak tanımladık. Şu an yine aynı. Bakıyorsunuz, şöyle bir asfalt dök ya. Yok, her tarafı çukur. İnşallah pazar günü devran değişecek, İstanbullu bir 5 yıl daha bu adama İstanbul’u vermez. Şimdi biz yeniden İstanbul diyoruz ve inşallah İstanbul’u gerçek sahiplerine teslim edeceğiz” dedi.
“Bay Bay Kemal tekrar dönmek istiyor, belki onun yolu da açılır”
“CHP’de demokrasi açığının kapatılmasına yönelik öneriniz var mı” sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle yanıtladı:
“Benim tavsiyem, Pazar günü bunları bir daha dönmemek üzere sandığa gömmek. Şimdi bu salon, hepsi oy kullanacak. Dolayısıyla buradaki genç kardeşlerim bunları bir daha dönmemek üzere eğer sandığa gömerse, zaten Bay Bay Kemal tekrar dönmek istiyor, belki onun yolu da açılır. Vatandaşlarımın benim İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de bunlara bir daha yol vermeyeceğine inanıyorum.”
“Seçim kampanyasında diğer genel başkanların hiçbirisi benim kadar ülkeyi dolaşmadı”
Gençleri çok sevdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben gençleri çok seviyorum, hala gencim ve gençlere olan bu ilgim, alakam, sevdam gençlerle olan aramızdaki muhabbet, bizi güçlü kılıyor. Şu anda şu seçim kampanyasında diğer genel başkanların hiçbirisi benim kadar ülkeyi dolaşmadı. Hepsi yan gelip yatıyor. Biz ise çalışıyoruz. İşimiz var, nedir? Yerel seçimler. İnşallah bu yerel seçimlerden de Türkiye genelinde inşallah en büyük oyu biz toplayacağız. Ama benim derdim, İstanbul, Ankara, İzmir. Bunu halledersek, bunun tadına doyum olmaz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>31 Mart Mahalli İdareler Seçim çalışmaları kapsamında memleketi Trabzon’da gelen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Araklı ilçesinde düzenlenen mitinge katıldı. Mitingde AK Parti Araklı Belediye Başkanı adayı Hüseyin Avni Coşkun Çebi’ye destek isteyen Bakan Uraloğlu, yaptığı konuşmada, Allah rızası için bu vatanın evlatlarına hizmet etmeye devam edeceklerini söyledi. Bakan Uraloğlu, “Şimdi Recep Çebi kardeşimiz dedi ki ben 15 yıl görev yaptım tamam. Millete hizmet yolunda tamam yok. Devam. Ne gerekiyorsa gücümüz neye yetiyorsa bize hangi görev tevdi ediliyorsa, bir görev tevdi edilmese de Allah rızası için bu vatanın evlatlarına biz hizmet etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Araklı- Bayburt karayolunun 10 kilometresinin ihalesini yaptık”
Araklı-Bayburt yolunda kalan kısımların ihalesinin yapılarak bitirileceğini kaydeden Bakan Uraloğlu, “Birçok iş yaptık. Şimdi hemen tünelden çıkarken o günkü şartlarda o hemen viyadükler yaptık. Orayı biz normal dolgu ile geçecektik o zaman ben Karayolları Bölge Müdür yardımcısıydım. Araklılar dedi ki bizim plajımız burasıdır. Sahilimiz burasıdır buraya onu yapamazsınız. Burayı viyadükle geçeceksiniz. Biz de viyadükle geçtik. Ne kadar doğru iş yaptığımızı da bugün görüyoruz gerçekten. Onun için sizin ısrarınıza da teşekkür ediyoruz. Şimdi biliyorum Bayburt yolunu bekliyorsunuz. 90 kilometrelik bir yoldan bahsediyoruz. 4 kilometrenin üzerinde bir tüneli yaptık, trafiği açtık. Geri kalan 45 kilometreyi de bitirdik. Araklı’da il başkanımızdan vekillerimize kadar, belediye başkanı ‘bu yola devam edeceğiz’ dediler. Biz de ilk etapta Araklı’ya en yakın olan 7 kilometreyi bitirmiştik. Geri kalan 10 kilometrenin de ihalesini yaptık. Şimdi 2024 yılındayız, 2025 yılında inşallah o 10 kilometreyi bitiriyoruz. Ondan sonra 25, 26, 27, 28 geri kalan 35 kilometresini de tamamının ihalesini yapacağız ve yolumuza devam edeceğiz. Nihayetinde 90 kilometreyi Allah’ın izniyle bitireceğiz. Zorlu bir coğrafya biliyoruz. Ama Araklı bunu hak ediyor ve bizde gereğini Allah’ın izniyle yapacağız” diye konuştu.
“Yüzde 85 güzel bir hedef; Allah’ın izniyle sizden onu bekliyoruz”
Seçimde Araklı için hedefi yüzde 85 olarak belirleyen Bakan Uraloğu, “Yeşilyurt Grup yolu biz Araklı belediyemiz ile gerek karayollarından gerekse büyükşehirde oraya da destek vererek katkı sağladık. Epey bir kısmını yaptık. Geri kalan kısmını da yapacağız. Hayırlı uğurlu olsun değerli hemşerilerim. Şimdi değerli hemşerilerim, burada sizin isteklerinizi dinledik. Sizin taleplerinizi aldık gerçekten. Onların da biz gereğini yapma noktasında olacağız. O zaman benimde sizden isteğim var. Bakın siz Cumhurbaşkanımıza yüzde 85’in üzerinde oy verdiniz. Şimdi cumhurbaşkanımız yarın akşam Araklı’da ne oldu diye soracak. Ona ne diyelim? Yüzde 85 güzel bir hedef. Allah’ın izniyle sizden onu bekliyoruz. İlçe başkanımız kendi rekorumuzu kıracağız diyor. Cumhur ittifakı olarak MHP ve AK Parti inşallah sizin güzel haberlerini bekliyorum” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Sanat hayatında yarım asrı geride bırakan usta oyuncu Nevra Serezli, 54 yıldır ilk günkü heyecanla icra ettiği mesleğini ve özel hayatına dair bilinmeyenleri ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Serezli, “Tiyatronun da değerini bir 27 Mart’ta bilmek az geliyor ama Dünya Tiyatro Günü yapılmasının nedeni zaten insanları tiyatroya alıştırmak” dedi. En beğendiği oyuncuyu da Serezli, “Tabii ki favorim Kıvanç Tatlıtuğ. Yani o kadar her şeyini seyretmişimdir ki. Dijitaldeki filmleri dahil. Çok çok beğeniyorum. Sanki kendi oğlummuş gibi iftihar ediyorum” diyerek açıkladı.
Bugün, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü… Sanat yaşamında 54 yılı geride bırakan Nevra Serezli de “Veda” oyunuyla sahnede… Ayşe Kulin’in eserinden uyarlanan oyun, birçok yerde sahnelenmeye devam ediyor. Usta sanatçı ayrıca, Müjdat Gezen Sanat Merkezi (MSM) tarafından layık görüldüğü İsmail Dümbüllü ödülünü de bugün alacak. Serezli, Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki Müşfik Kenter Sahnesi’nde ANKA Haber Ajansı’na demeç verdi.
Ayşe Kulin’in “Veda” adlı yapıtını Tiyatrokare’nin kurucusu aynı zamanda çevirmen, yönetmen ve oyuncu Nedim Saban sahneye uyarladı ve yönetti. Oyunda, Milli Mücadele dönemi ve bu dönemin hem acı hem de umut dolu olayları anlatılıyor. Oyunun merkezinde bir konağın sakinleri ve onların hayatları yer alıyor. “Veda”nın kadrosunda Nevra Serezli harici Aziz Sarvan, Leyla Feray, Fatih Gülnar, Meral Asiltürk, Zeynep Sevi Yılmaz, Alişan Özkan, Gizemnur Topaloğlu, Gizem Çayhanoğlu da rol alıyor.
Tiyatronun ve sinemanın efsane ustalarından Serezli’nin sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
“- 100.yıl oyunu için çok güzel bir oyundu Veda, Sizi sahnede izlemek çok heyecan vericiydi, hele dans sahneniz ve seyircinin reaksiyonu inanılmaz güzeldi. Oyunda en sevdiğiniz sahneler hangileri. O gece “Veda” oyunundaki başarısıyla Leyla Feray’a “Vasfi Rıza Zobu Ödülü verildi. Feray size özel olarak teşekkür etti, nasıl desteklediniz onu?
“LEYLA’YA KOL KANAT GERMİŞ DURUMDAYIM”
“Leyla Feray’ı ve ailesini çok iyi tanıyorum. Benim çocuklarımla birlikte büyüdüler annesi. Uzaktan uzadı Leyla’yı zaten takip ediyordum yaptığı işler ve dizilerle. Çok beğendiğim bir oyuncu. Hem kendinin güzelliği, duru güzelliği aile terbiyesi, disiplini, dizilerdeki duruşu bu role çok uygun olduğunu düşündüm. Nedim’le (Saban) aynı fikirde olduk. ve teklif ettik çok harika bir çalışma yaptı. Rolün içine çok güzel girdi. ve hep ikimizin sahneleri var daha çok. O yüzden ona tabii ki kol kanat germiş durumdayım. Bir torunum gibi. Kızım gibi, evladım gibi.
“AĞLAMAKLI, DOKUNAKLI SAHNE GARİP BİR HAZ VERİYOR BANA OYNARKEN”
Dans sahnesini çok seviyorum. Çünkü coşkuyla alkışlanıyor. Ben de hep müzikallerde oynadığım için dans, müzik beni hep etkilemiştir. Enerjim de yetiyor. Hiç yorulmuyorum. Nefes nefese kalmıyorum. Bir o sahneyi seviyorum. Bir de finaldeki duygusal sahneyi. Artık biraz demasa girmiş. Arada bir aklı gidip gelen, yaşlanmış halini ve hafif delirmiş halini seviyorum. Çünkü benim ailemin içinde dahil o kadar çok gözlemlediğim bu pozisyonda olan yaşlılarımız vardı ki onlar aklıma geliyor. Çok hüzünleniyorum. Kim bilir belki bizler de o günleri daha sonrasında yaşayacağız. Böyle bir duruma geçeceğiz. Yaşlılık ayrı bir şey. Biraz yani demans halinde olmak ayrı bir şey. O bana çok dokunuyor. ve o ağlamaklı, o dokunaklı sahnede garip bir haz veriyor bana oynarken.
-Canlandırdığınız nasıl bir karakter?
Çok otoriter Saraylı hanım. Adı sonradan “Deli Saraylı”ya çıkıyor, çünkü biraz şuurunu da kaybediyor. Herkese istediğini yaptırıyor. Onun sözünden dışarı çıkılmıyor konağın içinde ama aslında çok derin bir yarası var. Oğlunu kaybetmiş savaşta, gelinini kaybetmiş, torunu yaralanmış, torununa bakıyor ve ona tapıyor. Renkli bir karakter. Oynaması keyifli.
– Atatürk resmi paylaşıldı oyunda, salon alkıştan yıkıldı. Bu oyunda da işgal altındaki İstanbul’da bunu yoksayan bir saraylı büyük anne oynuyorsunuz. ya Atatürk olmasaydı, nasıl tamamlarsınız cümleyi?
“ORADA BİR KADINLAR DÜNYASI VAR”
Aslında yok saymıyor da farkında değil. İşte yemekler, içmekler, el işleri, şunlar, bunlarla kendi dünyasında dışarıda ne oluyor? Osmanlı nerede? Silah arkadaşları ve Atatürk ve savaş nerede? Hiç farkında değil. Orada bir kadınlar dünyası var. Onun da bir ufak eleştirisi var. Zaten Ahmet Reşat söylüyor ya “Siz burada bir dünya kurmuşsunuz. Dışarıda ne oluyor? Hiç farkında değilsiniz” diyor. Kadında öyle bir kadın. Mühim olan o evin. Düzeninin devam etmesi. Onun için önemli olan o.
“ATATÜRK OLMASAYDI ŞU ANDA YAŞADIĞIMIZ TÜRKİYE OLMAZDI. BELKİ BEN TİYATRO YAPAMIYOR OLURDUM”
Atatürk olmasaydı şu anda yaşadığımız Türkiye olmazdı. Belki ben tiyatro yapamıyor olurdum. Belki çocuklarım okula gidemiyor olabilirdi. Her şey olabilirdi. Biz hala işgal altında olabilirdik. Belki başka güçlerin altında evimizde yaşıyor olabilirdik. Yani düşünmek bile doğru değil. Neler olabileceğini. Türkiye olmazdı ki biz olmazdık.
– Amerika’ya tiyatro okumaya gitmişsiniz, o dönemde nasıl bir babasınız vardı, aileniz destekledi mi sizi, bugün bile desteklenmiyor genç kızlar, oyuncu olmak isteyen genç tavsiyeleriniz neler olur?
“AMERİKA’DA BURSLU BİR SENE OKUDUM”
Bir sene okudum. Amerika’da burslu bir sene okudum. Sonra gitmek istedim, okumak istedim. Burs kazanamadım. Paramız da yetmediği için Amerika’ya gidemedim. Ama benim babam çok entelektüel, çok ileri görüşlü, dört beş lisan bilen, acayip okuyan, hatta beni komplekse sokardı sonraki yıllarda. Daha yaşlandığım zaman, o kadar çok okuyordu ki, ben onu bir türlü yetişemiyordum. Bir de dil üzerinde çok büyük şeyi vardı. Yani Fransızca’da nasıl söylenir? İngilizce’de nasıl söylenir? ve deyimleri bilirdi, bana öğretirdi. Çok güzel bir lafı vardı “bir lisanı öğrenmek istiyorsan. Önce o lisanda düşünmeyi öğrenecek ondan sonra o lisanı konuşacaksın. Tercüme etmeyeceksin Türkçe’den o lisanı” demişti. Mesela ben onu çok kendime örnek aldım o sözü. Sonraki İngilizce konuşmalarımda da zaten öyle yaptım ve İngilizce piyes oynar hale geldim okuldayken. Hatta İngiltere’ye turneye gittim. Sahnede seyirciye, İngilizce oynadım.
“ASLINDA GENÇLERE DEĞİL AİLELERE TAVSİYE VERMEK LAZIM”
Aslında gençlere değil ailelere tavsiye vermek lazım. Gençler zaten bizim devrimizden çok daha akıllı, çok daha ilerici düşünen, çok daha istediklerini bilen gençler. Benim torunlarım var. Daha henüz en büyüğü 13 yaşında. Sonra 9 ve 5 yaşında. Fikirleri var ve sonra istedikleri var. Onları hiçbir şeyden vazgeçiremiyorsun dediği dedik oluyorlar yani o yaşta bile. Biz tabii biraz daha pısırıktık, biraz daha ataklıktan korkan, atarı olmayan gençlerdik. Şimdiki gençler öyle değil. Ama şanslı ailelerin çocukları istediklerini elde edebiliyorlar. Bence bir çocuk için en güzel ailenin verebileceği şey. Mutlu olduğu mesleği yap. Keyif aldığı mesleği yap. Yani bir işine giderken ayakların geri geri gitmesin. Düşünebiliyor musunuz? Ben bu yaşıma geldim. Bir buçuk iki saattir yoldayım bu trafikte bu havada ve ben burayı severek geliyorum. Çünkü elli küsur senedir yaptığım, severek yaptığım mesleğe geliyorum. Şimdi bunu istemediğiniz bir iş için buraya gelseniz ne kadar mutsuz olurdu. Onun için ailelerin eğer bir çocuğun sanata müziğe, resime, oyunculuğa hevesi varsa ne olur onlara hayır demeyin. Zaten eğer kötü olurlarsa, kötüyseler o meslek onları bırakır zaten. Devam edemezsiniz çünkü sanat işinde şey yoktur. Ne derler başkası size fors yoktur. Kimse size hadi ben senin için şunu yaptırayım demez yani. Onu siz başarmak zorundasınız. Etraftan size ne kadar destek olurnursa olunsun siz başarmak zorundasınız.
– Devekuşu Kabare, Dormen, AST Türkiye’nin en önemli gruplarında yer aldınız en keyifle çalıştığınız dönem hangisi?
“İYİ TİYATROLARDA, İYİ OYUNCULARLA, VE ÇOK TUTMUŞ OYUNLARDA OYNADIM. O YÜZDEN HEP ŞANSLI BİR OYUNCU SAYIYORUM KENDİMİ”
Tabii ki Devekuşu Kabare’de çok keyifle çalıştım. Bir kere komedi yapıyorum. Komediyi çok seviyorum. Tiyatro başlangıç noktam. Müzikaller en sevdiğim şey. Müzikallerde de oynadım. Aslında hep şanslı oldum. İyi tiyatrolarda, iyi oyuncularla, güzel oyunlarda ve çok tutmuş oyunlarda oynadım. O yüzden hep şanslı bir oyuncu sayıyorum kendimi.
– Siz kimi örnek aldınız?
“HAYRANLIK DUYDUĞUM BENİM İÇİN YILDIZ KENTER”Dİ”
Şimdi örnek almak yanlış bir şey. Ben buna inanmıyorum. Çünkü örnek alırsan biraz taklide girebilir iş. Örnek almayıp hayranlık duyduğun ve onun nerelerden geçtiğini takip etmek ve yöntemlerinin ne olduğunu takip etmek önemli. Benim için Yıldız Kenter’di. Gençlik yıllarında daha okulda talebeyken cumartesi, pazarları onun oyunlarına giderdim. Hayran hayran onu seyrederdim. ve kendimi onun yerinde görürdüm. Onun sahnesinde görürdüm. Onunla karşılıklı oynarken görürdüm. Ama hiçbir zaman onun ses tonunu kapayım onun vücut dilini kapayım. Onun gibi. Bir nefes alayım vereyim demedim ve de hocam oldu sonra. Hocam olarak da çalıştım. Karşılıklı oyuncu olarak da çalıştım.
– Yıldız Kenter ile yaşadığınız ama unutamadığınız sizin için özel olan var mı?
“HERHALDE BİRÇOK KİŞİ YILDIZ KENTER’LE AYNI OTEL ODASINDA KALMAMIŞTIR DİYE DÜŞÜNÜYORUM. BEN ŞANSLIYDIM”
Yıldız abla (Kenter) Caniko derdi biliyorsunuz herkese. İngiltere turnesi yaptık. Nalınları İngilizce oynamıştık ve şartlardan dolayı aynı oteli aynı odayı paylaştık. Turnede, İngiltere’de. Çok keyiflidir. Herhalde birçok kişi Yıldız Kenter’le aynı otel odasında kalmamıştır diye düşünüyorum. Ben şanslıydım.
– Tiyatroda oynamak istediğiniz ama oynayamadığınız bir rol var mı?
“GENÇLİK YILLARIMDA BİR JULİET OYNAMAK İSTERDİM”
Yok ben öyle tek bir role, tek bir piyese kalmam ama mesela klasikleri oynayamadım. Çünkü özel tiyatrolarda çalıştım. Hani bir William Shakespeare, Anton Çehov, bir Moliére bu tip hani okulda da öğretilen. Ben okullarda tiyatro okullarında ve mecburen bunları oynamak zorunda olduğunuz dönemlerden geçmediğim için ve de özel tiyatrolar klasikleri çok oynayamadıkları için büyük kadrolar ve masraf olduğu için onları oynayamadım. Ama ben de büyük kadrolarla müzikaller oynadım. Hani zaten şimdi artık öyle bir şey için yaşım biraz kısıtlayıcı. Hani o yaşta o oynanamaz ama yani gençlik yılında bir Juliet oynamak isterdim tabii. Ama ders olarak okulda çok çalıştım ve çok inceledim klasikleri.
– Gençler birer birer kaçıyor.Günümüzde dışarı bir beyin göçü var, nasıl tersine döner, ne düşünüyorsunuz? Şimdiki gençlere nasıl buluyorsunuz?
“YERLEŞMEK, BAŞKA MEMLEKETTE HAYAT KURMAK, MEMLEKETİMİZ KÖTÜ DURUMDA DEMEK BANA İYİ GELMİYOR. ALINIYORUM, ÜZÜLÜYORUM”
Ben tabii çok saçma buluyorum. Tabii ki isteyen dışarıda okuyabilir. Ben de çok heveslenmiştim. Amerika’da okumak için. İmkanları olanlar, lisan öğrenmek için yeni ufuklar açmak için, yeni dünyalar görmek için tabii ki. Ama yerleşmek, başka memlekette hayat kurmak, memleketimiz kötü durumda demek bana iyi gelmiyor. Alınıyorum, üzülüyorum. Hani imkanlar imkanlarım bile çok olsa hiç düşünmeyeceğim bir şey. Hiç dışarıda ev kurup, yuva kurup oturabilmek. Yapamam gibi geliyor bana. Yani İstanbul’um ve Bodrum’um ve güzel Türkiye’m benim için çok önemli.
“BİZİM ZAMANIMIZDA BAYRAMDA BÜYÜKLERİMİZİN ELİNİ ÖPMEYE GİTMEK ÇOK ÖNEMLİYDİ. ŞİMDİ SADECE BİLGİSAYARDAN BELKİ EMOJİYLE BİR MESAJ ATMAK. ORAYA GELDİ. BUNLARI TASVİP EDİYOR MUYUM? ETMİYORUM. KENDİ DEVRİMİ İSTİYORUM”
Şimdi buna tek bir cümleyle cevap vermek çok doğru olmaz haklıda olmaz. Çünkü çok tiyatroya giden, klasik müzik konserinde bile gelip el ele sevgilisiyle oturup dinleyen çok gençleri gördüğüm gibi en basit tarihi bir şahsiyeti ya da bizim tarihimizi en ufak bir şeyi bile bilmeyen cahil tırnak içinde söyleyebileceğim tarzda gençler de var. Şimdi ne o tarafı övmek ne bu tarafı yermek doğru olmaz. Çünkü hem osu var hem osu var. Çok kabiliyetli gençler var. Vaktini boşa harcayan gençler var. Çok iyi okuyan yani deha gibi beyinleri olan üstelik de Anadolu’dan çıkan dış ülkelerde büyük keşifler yapan, ödüller alan ki bizim medyamızda bunlar pek maalesef konuşulmuyor. Böyle gencecik bir kız çocuğu mesela bir matematik dehası olarak dışarıda bir başarı kazandığı zaman ve o küçücük bir haber olarak geldiği zaman o kadar iftihar ediyorum ki resmen ağlamak geliyor içimden. Kendi evladım başarmış gibi. Ne kadar güzel bir şey. Bir Türk çocuğunun bu kadar başarılı olabilmesi. Tabii ki keskin zekalı gençler şimdi işte Z kuşağı mı deniliyor. Elektronikle araları çok iyi. Yapay zekayla, bilgisayarla bunlar bizim devrimizde olmayan şeylerdi. Bu konuda biraz kıskanmıyor değilim yani. Çünkü bizim beynimiz öyle çalışmıyor. Benim yaşım benim yaşımdan biraz daha küçük olanlar. Biz öyle bakamıyoruz olaya. Yani başka şeylere bakıyoruz. Başka şeylerle büyütüldük. Bizde de biraz değerler farklı. Bizim jenerasyonumuzda. Aile mevhumu, bayram mevhumu, komşuculuk mevhumu, mahalle kültürü. Biz bunlarla pazar yerleri, dedeler, neneler, hani böyle mutlu aile tablolarıyla bunlarla büyütüldük. Bayramda büyüklerimizin elini öpmeye gitmek çok önemliydi. Şimdi sadece bilgisayardan belki emojiyle bir mesaj atmak. Oraya geldi. Bunları tasvip ediyor muyum? Etmiyorum. Kendi devrimi istiyorum. Ama onlara da hak vermiyor muyum? Evet hak da veriyorum. Çabukçuluk önemli. Zaman kaybı yok onlarda. Şak şak şak şak. Her şey çabuk ve istedikleri zaman olsun istiyorlar. Çok da haksız değiller. Günün dört beş saatini trafikte geçiren bir millet için hız çok önemli. Bazı işleri halletmekte. Yani şu iş bile sizin buraya gelip bir röportaj yapabilmeniz. Küçücük bir kamera, bir minik ışık. ve bir cep telefonuyla gelebiliyorsun. Benim zamanımda bir röportaja gelindiği zaman dört, beş kişi üç dört tane spot ışığı taşıması zor, koca koca kameralar. ve teypler ve asılı mikrofonlar böyle gelinirdi. Onun külfetini düşünün. Yorgunluğunu düşünün. Altı yedi kişi gelirdi. Şimdi bakın iki kişi geliyorsunuz ve her şeyi şununla halledebiliyorsunuz. Bunlar da güzel şeyler yani.
– 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü ile ilgili neler söylemek isterseniz?
“TİYATRONUN DEĞERİNİ BİR 27 MART’TA BİLMEK AZ GELİYOR”
Ya tiyatro günü 1961’den beri kutlanan bir şey. Tabii ki bir günle tiyatro kutlanmaz. Ama bütün öyle günler gibi, Anneler Günü, Babalar Günü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü hepsi birer günle kutlanarak o gün o hakkında konuşuluyor. Yani annelerin değerini bir günde mi biliyoruz? Mümkün değil. Babanın değeri de öyle. Tiyatronun da değerini bir 27 Mart’ta bilmek az geliyor. Ama Dünya Tiyatro Günü yapılmasının nedeni zaten insanları tiyatroya alıştırmak. Tiyatrolar eskiden hep bedava oynanırdı 27 Mart’ta oyunlar. Onun nedeni seyirciyi tiyatroya alıştırmak. ve tiyatroyu sevdirmekti. Bir bildiri yayınlanır her zaman. İlk bildiriyi de Muhsin Ertuğrul Türkiye’de ilk o yazmış. Sonra da her önemli sanat adamı. Bakalım bu sene kim yazıyor bilmiyorum henüz daha. Kimin bildirisi okunacak? Oyun öncesi okunulurdu. ve seyirciye bu anlatılırdı. Seyirci de alkışlar ayağa kalkar. Öyle kutlama gibi yapılırdı Dünya Tiyatro Günü. Bakalım bu sene de ben de oynuyorum oyunda. tiyatromuz var yani aynı gün.
– Sizce ülkemizde sanata yeteri kadar değer veriliyor mu?
“BİR DEFİLEYE DAHA KOLAY SPONSOR YAPILIR DA BİR TİYATRO OYUNUNA SPONSOR OLUR MUSUNUZ DENİLDİĞİ ZAMAN BÜYÜK ŞİRKETLER BİLE BİRAZ GERİ ADIM ATABİLİYOR”
Hiç değer verilmiyor dersem yalan. Çok değer veriliyor, bütün tiyatrocular el üstünde tutuluyor desem o da abartı olur. Yani yeteri kadar veriliyor diyeyim. Tabii bunda bir sürü şeyin verilmeme nedenlerinden birçoğu sponsorların olmaması. İşte tiyatroya resime diyelim ki gravür sanatına diyelim ki bir heykeltıraşa destek olmak sponsorluk olmak falan çok zor yapılıyor şimdi. Belki bir defileye daha kolay yapılır da bir tiyatro oyununa sponsor olur musunuz denildiği zaman büyük şirketler bile biraz geri adım atabiliyor. Ama gene de destekleyen ve birçok oyuna sponsor olan da şirketler de var. Şimdi onun için onları da harcamak günah olur. Yıllarca bir şirket vardır mesela. Tabii ki ismini şimdi veremiyorum. Hep tiyatrlara ufak çapta da olsa destek olmuştur. Bir takım masraflarını üstlenmiştir. Ee bunlar çok önemli şeyler. Özellikle tiyatro yapanlar için.
– Beğendiğiniz bir proje var mı? Oyunculardan kimleri beğeniyorsunuz?
“FAVORİM KIVANÇ TATLITUĞ. ÇOK ÇOK BEĞENİYORUM SANKİ KENDİ OĞLUMMUŞ GİBİ İFTİHAR EDİYORUM”
Tabii ki şimdi herkesin beğendiği Bahar dizisi, Kızılcık Şerbeti, İnci taneleri, klasik herkesin beğendiğini ben de beğeniyorum tabii ki. Oyunculuklar çok güzel, çok keyifli. Şimdi tabii. Baharı beğendiğime göre Demet Evgar’ı beğeniyorum. Merve Dizdar’ı çok beğeniyorum. Tiyatro oyuncusu ve dizi olarak da Devrim Yakut’u çok beğeniyorum. Bugün bir röportajına rast geldim de o yüzden hemen aklıma geldi. Aslında sorulduğu zaman onun ismini hep vermek isterim. Tabii ki favorim Kıvanç Tatlıtuğ. Yani o kadar her şeyini seyretmişimdir ki. Dijitaldeki filmleri dahil. Çok çok beğeniyorum. Sanki kendi oğlummuş gibi iftihar ediyorum. İyi aktörlerimiz var. İyi oyuncularımız var. Senaristlerimiz bazı çok başarılı. Bazıları çok artık herkesin bildiği konulara aynı konulara eğildiği zaman pek hoşuma gitmiyor. Yani biraz hayal gücünü birazcık zorlamak gerekir diye düşünüyorum. Ama iyi işler yapılıyor. Kalite işler yapılıyor.
Usta oyuncu Nevra Serezli 2013 yılında hayatını kaybeden eşi Metin Serezli ve evliliği hakkında ise şöyle konuştu;
“METİN İLE ÜZÜLDÜĞÜM ANLARDA OLDU, KIZDIĞIM ANLAR, SİNİRLENDİĞİM ANLAR OLDU. ONUN DA BANA OLMUŞTUR MUHAKKAK. ÇÜNKÜ O DA DEDİĞİ DEDİK, BEN DE DEDİĞİ DEDİK BİR İNSANIM”.
Tabii ki özel anımı paylaşmayacağım. (Gülüyoruz) Yani öyle tek bir anı olur mu? Kırk beş elli sene içinde bir sürü şey. Onun çok basit şeylere sinirlenmesi, özellikle maç seyrederken. Ama bana her zaman destek olması, hep ikimiz için de gelen işleri birlikte çalışmamız, birlikte altını çizmemiz, çocuklar için devamlı kavga etmemiz, benim onu çok eleştirmem, onun beni çok eleştirmesi ama hiçbir zaman kavgalı yatmamamız birbirimize ufak ufak sürprizler yapmamız, hayatı güzelleştirmemiz. Yani onunla güzel geçti yıllarım. Gerçekten güzel geçti. Üzüldüğüm anlar oldu, kızdığım anlar, sinirlendiğim anlar oldu. Onun da bana olmuştur muhakkak. Çünkü o da dediği dedi ki, ben de dediği dedik bir insanım. Aslında ikimizin karakteri Oğlak burcu ve Aslan burcu. Biraz çelişkili. İkisi de inat gibi. İkisi de lider gibi. Tutturukluk da var hafif. Ama işin içinde sevgi olunca her şeyin üstesinden geliniyor.
İlişkiler hakkında tavsiye veren Serezli şu ifadeleri kullandı:
“İKİ İNSANIN KAVGA ETMEDEN, SİNİRLENMEDEN, BİRBİRİNE KIRILMADAN ZAMAN GEÇİRMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
Tahammül yok da ondan. Bak ne dedim? Kavgamız da oldu, şu da oldu. Bu da mümkün mü? Kendi çocuğunla dayanamayıp kavga ediyorsun. Kardeşinle kavga ediyorsun. Anne babana ters çıkıyorsun. İki insanın kavga etmeden, sinirlenmeden, birbirine kırılmadan zaman geçirmesi mümkün değil. Hele yani iki saat bir trafikte kaldığınız zaman arabadaki yanınızda oturana bile bağırabiliyorsunuz. Çünkü sinirleriniz artık deliriyor. Pahalılıktı, orada kalabalık, burada bunların hepsi etki. Bir adada tek başına hurma ağaçlarının altında yatıyor, güneşleniyor olsam belki bu kadar sinirlenmezsin. Dış etkenler, insanları çok yoruyor. Bu devirde epeydir bir zamandır yoruyor yani. Benim ilk yıllarımla şimdilik kıyasladığın zaman insanları çok yoran şeyler var. Bir kere bu elektronik aletler abi. Ben AVM’lerden mümkün olduğunca kaçınırım. Oranın belli bir şeyi var, ışığı, elektriği, bir havası, bir şeyi var ki etkiliyor. Beni yoruyor. Yani bir bir saatten fazla bir AVM’de. Ben evime yorgun, dayak yemiş gibi dönüyorum. Bence o elektronik ve ışık sistemi, havalandırma sistemi bir şekilde yoruyor insanları. Bu vücuda da zararlı. Açık hava. mesela Bodrum’a gidip üç ay kaldığım zaman tenimden, yüzümden bağırsağıma kadar her şeyim o kadar bambaşka oluyor ki. Adeta temizlenip İstanbul’a dönüyorum. Aynı olabilir mi? Buranın kirliliği kalabalığı oranın tertemizi, ağacı, yeşili, mavisi. O yüzden tek isteğim yaz olup Bodrum’a kaçmak. Evet, detoks. Detoks yapmak.
– Çok güzelsiniz. Doğal güzelliğiniz dışında, bazı sırlarınız var mı? Neler yapıyorsunuz kendinize?
“DÜNYANIN EN LÜKS KREMİNİ DE BULSAM FAYDASI BİR YERE KADAR. BEN ÇOK GÜZEL YAŞAMIŞIM BU YAŞA KADAR GELMİŞİM. ONUNLA İNATLAŞMANIN ALEMİ YOK”
Bir şey yapmıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Yani temizleyici sütlerim ve toniklerimin haricinde bir de nemlendirici makyaj altına çok makyaj yapıyoruz. Sürmenin haricinde keşke bir formülüm olsa da desem ki ben bunu kendim keşfettim. Avokado yağıyla bilmem ne keten tohumu yağını ezip üstüne bir kaşık yoğurt koyup her sabah onu sürüyorum desem ooo kıyamet kopar. Hiçbir şey yapmıyorum. Çünkü çok inanmıyorum. İnsanın içi, genetiği, aileden gelen hücreleri, nasılsa yaşlanılıyor. Yani dünyanın en lüks kremini de bulsam faydası bir yere kadar. Ben çok güzel yaşamışım bu yaşa kadar gelmişim. Onunla inatlaşmanın alemi yok. Ama yediğime, içtiğime, sıhhatime, içkime, sigarama ki kullanmam. Temiz havaya, yürüyüşe çok güzel uykuya, huzurlu ve uzun uykuya, bunlara inanırım. Onlara inanırım. Mümkün olduğu kadar ilaç kullanmam. Yani mecburen artık belli bir yaştan sonra tansiyon ve şeker sorunu oluyor. Onun haricinde cırt oldu bir ilaç, şuram tuttu bir ilaç. Bakın 15 gündür bir öksürük yaşıyorum. Gıcıklı gibi bir öksürük. ya havadan ya üşütmeden. İnatla da hiçbir şey almadım. Çünkü inanmıyorum. Ne pastiline, ne öksürük şurubuna. Dedim ki bünye bunu alt edecek. Bünyem bunu yenecek. Sadece bol su içmek. Hafifledi gitti. Çok azı kaldı. Hiçbir şey almadan. Kendimle işi halletmeye. Tabii ki Allah başka büyük bir hastalık vermesin. O anlamda söylemiyorum. Hani başı ağrır hemen alırlar ya. Midem tuttu hemen ilaç kullanırsın bilmem ne. Hiç bunları böyle sevmem. Yani ilaç sanayini sevmem. Öyle söyleyeyim.
– Şu an iki oyunuz var yanılmıyorsam televizyonda dizilerde sizi görecek miyiz? Oğlunuz ile sizi bir projede görecek miyiz?
“KENDİMLE İFTİHAR EDİYORUM”
Evet iki oyun birden oynuyorum. Ağaçlar Ayakta Ölür ve Veda oyunu. Birini bir gün, birini bir gün oynuyorum. Kendimle iftihar ediyorum şaşırmıyorum. Hiçbirinde teklemiyorum. Giriyorum tiyatroya, rolüme ve de kostümüme, o oyun neyse oynuyorum. Ertesi günü öbür kostüme giriyorum, onu oynuyorum. Bu yaşta buna yapabiliyorsam henüz yerinde diye düşünüyorum. Sahnede dans ediyorum, hopluyorum, zıplıyorum, merdiven iniyorum, çıkıyorum. Eh vücutta vazifesini yapıyor. Başka da bi şey istemem hayatta, sıhhatli olarak hayatıma devam edebilmek. Şu anda dediğim gibi iki oyunda birden oynuyorum 7 gün yetmiyor araya şimdi bir de diziyi sıkıştıramayacağım. Oğlumla aynı projede oynamak isterdim. Keşke. İnşallah bir gün olur.
– Büyük bir çoğunluğumuzun çocukluğuna Sihirli Annem’in Dudu Peri karakteriyle damga vurdunuz…
“SİHİRLİ ANNEM NEDEN KALKTI HALA ANLAMIŞ DEĞİLİM”
Tabii çok sevilen bir karakter oldu Dudu ama bu kadar çok fazla tekrarı yayınlanmasaydı hala çocukların aklında olmazdı. Çünkü bayağı bir sene oldu. 2004 yılıydı galiba. Vallahi 20 seneye yakın herhalde. Yaşımı düşünüyorum ne zaman başlamıştım diye. Vardır yani. 2004 galiba. Eh çok sevildi. Dört sezon, beş sezon oynadı. Neden kalktı hala anlamış değilim. Çünkü hep çok iyi reytingli bir diziydi. Kanallar arası tartışmalardan dolayı bence kalktı yayından. Sevgili Defne’mizi kaybettik o arada. Çok kayıplarımız oldu. Oyunda dizide rol alan diğer arkadaşlar tabii. En çok bizimle olan Defne’ydi. Sonra yazarı kaybettik. Sihirli Annemi yazan Gamze Özer’i iki sene önce galiba kaybettik. O da bize büyük bir şok oldu. Çok güzel yazılmış bir senaryoydu. Tabii Amerikan yapımından esinlenmişti. Ama çok başarılı olmuştu.
– Sanat camiasında kırgın olduğunuz birileri var mı?
“HANİ HEP DİYORLAR YA SANAT CAMİASINDA DOST OLMAZ, VEFA OLMAZ. AYNI FİKİRDE DEĞİLİM”
Hayır şimdi bunlar çok soruluyor. Niye acaba? Hani hep diyorlar ya sanat camiasında dost olmaz, vefa olmaz. Aynı fikirde değilim. Çok ufak şeylere kırılmışlığım olabilir çünkü 50 küsur senedir bende bu işin içindeyim. Tabii ki olmuştur. Ben de belki zannetmiyorum kimseyi kırdığımı ama. Ben belki kırmak için değil de bambaşka bir laf etmişimdir. Oda onu başka yöne çekmiştir. Çünkü ben aile içinde de kimseyi kırmamayı, kimseyi üzmemeyi, sevmeyen, aşırı dikkat eden arkadaşlarımın gözünün içine bakan hani tiyatro camiasından değil normal hayattaki arkadaş gözünün içine bakan bir insanımdır. En ufak bir şeyde bozulduklarını görsem katiyen öyle eve gidip yatmam. Aynı Metin ile olduğu gibi hemen telefon ederim ya da anlatmak isterim kendimi. ‘Niye sen yanlış anladın beni’ derim. ve rahatlarım. Onun için benim çok kırdığım kişi olduğunu sanmıyorum. Ama beni kıranlar ilk yıllarımda, gençlik yıllarımda, kıskançlıklardan dolayı olmuştur. Ha bunun hakkında ne yapmışlığım vardır? Hiçbir şey yoktur. Şurama (kafasını gösteriyor) sadece orada bir küçük oda var. Oraya koyuyorum. O kadar”
]]>Erdoğan, partisinin Albay Karaoğlanoğlu Caddesi’nde düzenlenen mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Ramazan Bayramı gelmeden, 31 Mart’ı milli irade bayramı olarak kutlayacaklarını söyleyen Erdoğan, seçim dönemlerinin, her kademede yöneticilerin belirlendiği demokrasi şölenleri olmasının ötesinde anlamlara sahip olduğunu söyledi.
Seçimlerin aynı zamanda kimin kiminle yol yürüdüğünü, kimin nerede durduğunu görmeye vesile olan tarihi ve milli bir sınama olduğunu kaydeden Erdoğan, “Cumhur İttifakı olarak biz, ister seçime beraber girelim, ister ayrı adaylarla girelim hep tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, şu karşımdaki tablo gibi kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.” diye konuştu.
Siyasetlerinin milletin birliği, vatanın bütünlüğü, devletin bekası çerçevesinde şeffaf ve erdemli bir tarzda şekillendiğini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz mayıs ayında karşımızda kurulan ittifakı hatırlıyorsunuz değil mi? Şimdi nerede bunlar? Altılı masa ne oldu? Parlamentoda bunlardan bir kişi yok, hepsi gitti. Tüm suçu bay Kemal’in sırtına yükleyip, hepsi de şimdi kendi keyfine bakıyor. ‘Altılı masa’ dediler, ‘On altılı masa’ dediler, birileri de masanın altına girdi, şimdi bizim Karadeniz’in çayını demliyorlar. Bu ucube ittifaktan geriye kala kala masanın gizli ortağı DEM’le, bir türlü adını koyamadıkları, millete çıkıp ne olduklarını anlatamadıkları tuhaf bir ilişki kaldı. Sorsan ‘ittifak yapmadık’ diyorlar ama pek çok yerde ortak belediye başkan adayı, ortak belediye meclis üyesi listesi çıkartıyorlar, belediye bürokrasisi pazarlığı yapıyorlar. DEM’in hiçbir söz hakkı olmayan tabanının iradesini tek parti faşizminin günümüzdeki temsilcisi CHP’yle pazarlık masasına sürdüler. Bedeli hala bilinmeyen bu kirli pazarlıkların gerisinden hangi pis kokular, hangi menfaat paylaşımları, hangi hain taktikler çıkacak inşallah hep birlikte göreceğiz. Şu anda yargı bunları takip ediyor. Şimdiden bazı emareleri ortaya çıkmaya başladı.”
Erdoğan, ülkenin gündeminin muhalefetin umurunda olmadığını ifade ederek, “Ülkenin gündemi deprem, bunların umurlarında değil. Hatta depremzedelere hakaret ederek gerçek karakterlerini sergiliyorlar. Ülkenin gündemi sınırlarımızın terörden arındırılması ama bunların umurlarında değil. Hatta ortaklarına yaranmak için terör örgütüne militan yazılıp ideolojik eğitime girecekler. Ülkenin gündemi çalışanların refah kaybının telafisi ama bunların umurlarında değil. Hatta istismar kabilinden ettikleri üç, beş lafı saymazsak buradan kendilerine çıkacak siyasi rantı düşünüp el ovuşturuyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türk siyasetini bu kadar kirletmeye kimsenin hakkı yok”
“Şimdi bir de ortaya deste deste, valiz valiz para görüntüleri çıktığını” belirten Erdoğan, şunları söyledi:
“Dolar mı dersin, avro mu dersin şimdi bunlar var. Türk siyasetini bu kadar kirletmeye, kendilerine oy verenler başta olmak üzere insanımızı bu kadar utandırmaya kimsenin hakkı yok, olmamalı. Nereden nerelere geldik hale bakın. Tabii bunun için kızarmasını bilen bir yüz, utanmasını bilen bir yapı lazım. Allah’tan korkuları var mı bilmeyiz ama kuldan utanması olmayanlardan uzak durmak lazım. Bunun adı siyaset değil. Ortada eser ve hizmet namına zaten bir şey yok. İstanbul’da en ufak bir şey var mı? İstanbul’un karışını bilirim. İstanbul’da doğdum, orada büyüdüm, orada belediye başkanlığı yaptım, ondan sonra İstanbullu aldı beni Başbakanlığa gönderdi, sonra da Cumhurbaşkanı oldum. Tam tersi kendilerini hiçbir iş yapmamakla, hiçbir proje sahibi olmamakla övünecek kadar sefil bir duruma düşürmüş haldeler. Hiç değilse kabahatlerini kabul edip bir kenara çekilme erdemini gösterebilseler, maalesef bunlarda o da yok.”
“Demokrasinin güzel tarafı son noktayı milli iradenin koymasıdır”
Milletin her seçimde sandıkta dersini vermesine rağmen muhalefetin ısrarla ve inatla aynı şeyleri yaparak iktidara gelmeyi umut ettiğini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Birbirlerine öyle gaz veriyorlar ki Türkiye’yi bilmeyen biri baktığında hakikaten ortada bir şey var sanır. Dün ekranlarda ne diyorlardı? ‘Aramızda kalsın kazanıyoruz.’ Bugün yine ‘Aramızda kalsın kazanıyoruz’ diyorlar. Meydan meydan geziyorlar. Aramızda kalacak bir şey yok. Herkes bilsin bu CHP’den, bu DEM’den ve maalesef duruşlarıyla onların değirmenlerine su taşıyanlardan hiçbir şey olmaz. Bunlar daha kendi içlerinde bir insicam sağlayamamışlar ki ülkeye ve millete hayırları dokunsun. Kavga, gürültü, didişme, ayak oyunu hiçbir gün eksik olmuyor. Demokrasinin güzel tarafı medya, sosyal medya, uluslararası medya ne derse dersin son sözü sandığın söylemesi, son noktayı milli iradenin koymasıdır. İnşallah 31 Mart’ta Türkiye belediye başkanlarını seçme yanında muhalefetin suratına bu hakikati bir kez daha çarpacaktır. Ben halkıma inanıyorum.”
Karabük’ün bu milli irade şahlanışında en ön saflarda yer alacağına inandığını dile getiren Erdoğan, miting alanındakilere, “Bunun için sizlerden söz istiyorum. 31 Mart’ta derdi ülkesi, milleti, şehri olmayanları sandığa gömüyor muyuz? 31 Mart’ta milli iradenin gücünü bir kez daha dünya aleme gösteriyor muyuz? 31 Mart’ta Cumhur İttifakı olarak inşa ettiğimiz geleceğe bir ışık daha yakıyor muyuz?” diye sordu.
“Evet” karşılığını alan Erdoğan, “Maşallah, Rabbim hepinizden razı olsun.” dedi.
(Sürecek)
]]>Bursa’da servis şoförlüğü yapan evli ve 2 çocuk babası Rahmi Güler, 186 kiloya ulaşıp nefes almakta bile zorlanmaya başlayınca ‘artık yeter’ diyerek, bir an önce kilo vermek için arayışa girdi. En büyük beden kıyafetlerin bile içine giremeyen, çalıştığı servis minibüsüne inip binmekte zorlanan, hayat konforu neredeyse kalmayan Güler, aşırı kilolarından kurtulmak için 28 Ekim 2021 tarihinde obezite ameliyatı oldu. Yapılan başarılı operasyonla zayıflamaya başlayan Güler, 2 sene içinde tam 94 kilo verip 186 kilodan 92 kiloya kadar düşmeyi başardı.
“Görenler tanımıyor, bana benden selam gönderenler bile oluyor”
92 kiloya inmesiyle birlikte bir anda hayatının değiştiğini anlatan 39 yaşındaki Rahmi Güler, “Şimdilerde beni görenler tanıyamıyor. Rahmi nerede diyenler oluyor. Bana benimle selam gönderen bile oluyor. Ses var ama görüntü kalmadı” dedi.
186 kilo olduğu dönemde 100 metre yol bile yürüyemezken kilo verdikten sonra her gün 2 kilometre yürüdüğünü belirten Güler, “En kısa 100 metrelik yolu bile arabayla gidiyordum. Servis şoförlüğü yaptığım için hep oturarak çalışıyordum. Hiç yürümek istemiyordum. Kıyafet alamıyordum. Büyük beden satan mağazalara gidiyordum. Ama orada bile kendime bir şey bulamıyordum. O seviyeye gelmiştim. Şimdi her şeyi eşim alıyor. Getiriyor giyiyorum. Şimdi her yere yürüyerek gidiyorum. 1-2 kilometre bana mısın demiyor. 186 kiloydum şu an 92 kiloyum. Artık kilomu sabitledim. Yarım gitti. İçimden bir tane daha ben çıktı. Beni uzun zamandır görmeyen biri benden bana selam yolluyor. Arkadaşlarla konuşuyoruz ayrılacağımız zaman Rahmi’ye selam söyle diyenler oluyor. ‘Abi benim’ diyorum. ‘Yok, sen değilsin’ diyorlar. Uzun zamandır görüşüp şimdi tanımayan çok kişi var” diye konuştu.
Rahmi Güler’in 2 senede 186 kilodan 92 kiloya düşmesinde büyük katkısı olan obezite ameliyatını gerçekleştiren Medicana Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ersoy Taşpınar, “Hasta bize ilk başvurduğunda hem sosyal hayatı, hem sağlık yönünden sıkıntılar çektiğini ifade etti. Sağlık sorunları artık baş göstermeye başlamıştı. Kendisiyle konuştuk ve obezite ameliyatı yapmaya karar verdik. En istikrarlı hastalarımızdan oldu. Toplam 94 kilo verdi. 2 yıl geçmesine rağmen kilosunu da koruyor. Kontrollerine düzenli olarak geliyor. Şu an gayet sağlıklı bir şekilde hayatına devam ediyor. Sanki yeniden hayata başlamış gibi. Rahmi bey, bu işin nasıl başarılabileceğinin en somut göstergesi” diye konuştu.
Fazla kilolu olarak yaşamanın ameliyattan daha riskli olduğunu belirten Op. Dr. Taşpınar, “Kilo vermekte zorlanan kişiler için obezite ameliyatı her zaman alternatif çözümdür. Tabii ki diyet, spor yapmak gibi ameliyatsız yöntemler her zaman önceliklidir. Ama bunları yapmasına rağmen kilo veremeyen bir grup var. O grup için Rahmi bey iyi bir örnek” dedi. – BURSA
]]>Çelik, Saimbeyli ilçesinde Cumhur İttifakı’nın Belediye Başkan adayı Vedat Cengiz’in seçim ofisi önünde düzenlenen “Vatandaş Buluşması” programında, seçimlerle ilgili artık son dönemece girildiğini söyledi.
Saimbeyli’de güçlü bir şekilde Cumhur İttifakı’nın imzasını atacaklarını belirten Çelik, 31 Mart akşamı adayları Vedat Cengiz’i başkan olarak ilan edeceklerini dile getirdi.
Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Saimbeyli’de de Cumhur İttifakı’nın bütün gücüyle vatandaşa hizmet için gün saydığını ifade eden Çelik, “İnşallah bu son virajda da gücümüzü, birliğimizi pekiştirerek, arttırarak yolumuza devam edeceğiz.” dedi.
Çelik, geçmişte başka partilere oy verenlere de ulaşılmasını isteyerek, şöyle konuştu:
“Onlara şunu söyleyin, ‘Cumhurbaşkanı’mız önümüzdeki dönemi Türkiye Yüzyılı olarak ilan etti. Türkiye’nin önünde, şehirlerimizin önünde yepyeni ufuklar açılıyor. Bundan Adana’mız da Saimbeyli’miz de bu süreçte üzerine düşeni yapacak ve hak ettiği daha büyük hizmetleri önümüzdeki haftalar, aylar, yıllar için elde edecek. Onun için Türkiye’nin büyük ideallerine ulaşması için yerelde de aynı 14 ve 28 Mayıs’ta nasıl Cumhurbaşkanı’mızı yeniden Cumhurbaşkanı seçtiniz, Cumhur İttifakı’nı Meclis’teki en güçlü ittifak haline getirdiniz, inşallah şimdi yerelde de aynı gücü göstereceğiz. Böylece merkezi hükümetle yerel arasındaki bağı daha da güçlendirerek bütün kılcal damarlarımıza, ilçelerimize kadar bunu ulaştırarak, vatandaşlarımızın, kadınların, gençlerin, büyüklerimizin istediği hizmetlerine Adana’mıza ve tabii ki göz bebeğimiz Saimbeyli’mize daha çok ulaşması için hep beraber mücadele edeceğiz. Onun için Vedat Bey’e güçlü bir destek bekliyoruz. 14 ve 28 Mayıs’ta başka partilere oy verenler de eser siyaseti temelinde birleşsinler. “
Gittiği bazı yerlerde muhalefet parti adalarıyla ilgili bazı şeyler duyduğunu anlatan Çelik, “Bazı muhalefet partilerinden aday olmuş olanlar diyorlar ki ‘Ben kazanırsam Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhur İttifakı’nın yanına geçeceğim’. Böyle bir şey yok. Saimbeyli’de adayımız belli Vedat Cengiz. Başka adayımız yok.” diye konuştu.
Feke ilçesinde de “Vatandaş Buluşması” programına katıldı
Ömer Çelik, daha sonra Feke ilçesinde bir düğün salonunda organize edilen “Vatandaş Buluşması” programına iştirak etti.
Birlik, dirlik içinde hep beraber seçimlere gittiklerini belirten Çelik, “Başkaları sandık gördüğü zaman korkarlar, biz sandık gördüğümüz zaman demokrasi bayramı yaparız. Şimdi bir kere daha 31 Mart’ta sandığa kavuşmak için sabırsızlanıyoruz.” dedi.
Cumhur İttifakı’nın Feke’de birlik ve beraberlik içinde yoluna devam ettiğini ifade eden Çelik, ilçede gerçek belediyeciliğin bayrağını, Türkiye’nin her tarafında gösterdikleri eser ve hizmet siyasetinin örneğini göstermeye hazırlandıklarını söyledi.
Çelik, Feke’nin kararını verdiğini, Cumhur İttifakı’nın adayı Ahmet Şener’i seçeceğini gördüğünü ifade etti.
Her yerde yapılan hizmetlerin üstüne yenisinin koyulması gerektiğini vurgulayan Çelik, “Önümüzdeki dönemde kadınlarımızın, gençlerimizin, kardeşlerimizin, büyüklerimizin Feke için istediği her şeyi Ahmet kardeşimiz gerçekleştirecek.” diye konuştu.
Muhalefeti eleştiren Çelik, şunları kaydetti:
“Bizim işimiz altılı masaya benzemez. Onlar altılı masa kurdular, masanın altından, üstünden, arkasından başkası çıktı. Biz de öyle bir şey yok. İşte bizim burada bir belediye başkan adayımız var, Ahmet Şener. Masanın altı yok, masanın üstü yok, masanın yanı yok. Bizim içimiz neyse dışımızda da o. İşte Cumhur İttifakı burada. Onun için bu son dönemeçte özellikle hanım kardeşlerimiz 14 ve 28 Mayıs’ta başka partilere oy vermiş kardeşlerimize, vatandaşlarımıza gitsinler. Desinler ki ‘Evet başka partilere oy vermiş olabilirsiniz ama şimdi esas siyaset temelinde birleşelim. Şimdi Türkiye Yüzyılı ilan etti Cumhurbaşkanı’mız. Türkiye Yüzyılı’nda Adana da, Feke de yerini alacak. Gelin bu sefer bu diğer parti kimliklerini bırakın ve Cumhur İttifakı’nın adayı Ahmet Şener’in etrafında kenetlenelim’.
Şimdi bakın bu altılı masadakilerin altı, yedili, sekizli masa. Bunların sizden oy istemeye yüzünün olmaması lazım. Bunlar ne dediler? ‘Biz altımız, yedimiz birleşeceğiz devleti beraber yöneteceğiz’. Masanın altında kaldılar. ya bunların altısı, yedisi bir araya gelip devlet yönetecekmiş, altı kişiyle çay bile demlenmez. Çayın ateşini biri yakacak, suyunu, demini biri koyacak, birisi demleyecek, öbürü servis edecek, e birisi o sırada ‘küstüm kalkıyorum masadan’ derse çaya hasret kalacağız. Olmaz.”
]]>Edremit ilçesine bağlı kırsal Kıyıcak Mahallesi’nde yaşayan 10 çocuk babası İmre, eğitime verdiği önemle hem evlatlarının hem de mahallesindeki çocukların hayatına dokundu.
İlkokuldan mezun olduktan sonra 1997’de kızına görücü gelmesine içerleyen İmre, kızıyla da görüştükten sonra ortaokula kaydederek eğitimine devamını sağladı.
Çevresindekilerin tepkilerine aldırış etmeden diğer kızlarını da okula gönderen İmre, inşaatlarda çalışarak, kıt imkanlarıyla çocuklarının hepsini okuttu.
Şimdi dört kızı öğretmen, bir kızı hemşire, üç oğlu doktor ve bir oğlu inşaat mühendisi olan İmre’nin en küçük oğlu da lise eğitimini sürdürüyor.
Mahallede başta kızlar olmak üzere birçok çocuğun bu sayede okula gönderilmesini sağlayan İmre, insanların hayatına dokunmanın mutluluğunu yaşıyor.
“Şimdi mahallede eczacı, diş hekimi, öğretmen, hemşire var”
İmre, AA muhabirine, çocuklarını zor şartlarda okuttuğunu, şimdi meslek sahibi olduklarını görünce onlarla gurur duyduğunu söyledi.
Eğitimle ilgili imkanların yıllar önce kısıtlı olduğunu anlatan İmre, şöyle konuştu:
“Büyük kızım Fatma, beşinci sınıfı bitirerek diplomasını aldı. O zaman şimdiki sistem yoktu. Bir gün annem iki bayanı alarak eve gelmişti kızı istemeye. Daha yeni ilkokulu bitirmiş, 13 yaşında falan. Ben vermiyorum dedim. Bizim aile halkı beni sıkıştırdı, kızımı vermem için. Ben kızımı çağırdım ve ‘İstiyor musun?’ diye sordum. Bana istemediğini söyledi. Ben de o zaman seni okula kaydedeceğim dedim ve okula gitmesini sağladım. Tabi o zaman bazı insanlar tepki gösterdi. Ben aldırış etmedim, kızlarımın hepsini okula gönderdim. O zaman okumak çok zordu, servis imkanı yoktu. Kitap parası, gidiş-geliş parası çok zordu.”
Kız çocuklarına çok büyük değer verdiğini, okumaları için elinden geleni yaptığını belirten İmre, onların kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmelerini istediğini dile getirdi.
Şimdi hepsinin meslek sahibi olduğunu ifade eden İmre, şunları kaydetti:
“5 kızımın 4’ü öğretmen, biri de hemşire oldu. Erkek çocuklarımı da okuttum, 3’ü doktor, biri de inşaat mühendisi. En küçük oğlum da liseye gidiyor. Hep inşaatlarda çalıştım. Para gönderiyordum annesi okutuyordu. O zaman bir televizyon aldık ama hiç kullanmadık. Televizyon izleseler okumazlardı. Ben çocuklarımı, kızlarımı okula gönderdikten sonra insanlar çok pişman oldu, uyandı. Onlar da çocuklarını göndermeye başladılar. Şimdi köyde eczacı var, diş hekimi, öğretmen, hemşire var. Köyün yüzde 80’i okumuş. Çoğunluğu kızlar, hepsi okudu. İnsanlar beni örnek alarak çocuklarını okula gönderdi.”
“Kız çocuklarının tamamına yakını okuyor”
Kıyıcak Mahallesi muhtarı Erol Demir de yıllar önce köyde kız çocuklarının okutulmadığını ancak Celal İmre’nin çocuklarının meslek sahibi olmasının ardından köy halkının da dikkatini çektiğini söyledi.
Köylülerin İmre ailesini örnek aldığını ifade eden Demir, “Celal Bey, çocuklarını çok zor şartlarda okuttu. Köyün nüfusu 2 bine yaklaştı ve kız çocuklarının neredeyse tamamı okuyor. Benim de 2 kızım üniversiteye gidiyor.” dedi.
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından tarihi Balbey Mahallesi’nde hayata geçirilecek Balbey Kentsel Yenileme Projesi’nin temeli düzenlenen törenle atıldı. Büyükşehir belediyesi, projeyle Balbey Mahallesi’ni tarihi dokusuna uygun şekilde düzenleyerek, Antalya’nın değerlerinden birini daha kent hafızasına sahip çıkarak yeniliyor. Büyükşehir belediyesi şirketi ANTEPE tarafından yürütülen projede, 22 bin metrekare inşaat alanında kazı çalışmalarının ardından temel için ilk beton şubat ayında dökülmüştü. Toplam maliyeti yaklaşık 500 milyon lira olan Balbey Kentsel Yenileme Projesi 1. Etabı’nda, 125 hak sahibine 72 bağımsız bölüm teslim edilecek. Projede 49 ofis, 15 konut, 33 dükkan ve 2 adet günübirlik konaklama tesisi ile 200 araçlık kapalı otopark ve yürüyüş yolları, yeşil alanlar ve süs havuzlarını barındıran toplam 5 bin metrekarelik peyzaj alanı yer alacak.
Balbey Mahallesi’nin hak sahipleriyle bir araya geldiklerini ve neler yapabileceklerini konuştuklarını dile getiren Başkan Böcek, “Detaylarla bir uzlaşı içinde sadece büyükşehir geldi, vatandaşın anadan babadan kalma yerlerine işlem yapmadı. Bu kentsel dönüşüm, rantsal dönüşüm değil, ranta dönüştürmeden çözüm üretmek için çalıştık. El birliğiyle sorunu çözmeye çalıştık. Çocuklum bu mahallede geçti, buradaki sorunları çözmek benim boynumun borcuydu” ifadelerini kullandı.
“125 hak sahibi”
Göreve geldiklerinden bu yana bir çok projeyi hayata geçirdiklerini belirten Başkan Böcek, “Balbey Mahallesi’nde dokusunu koruyarak tamamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Söz Muhittin Böcek oldu mu Güneş Mahallesi’nde örneği vardır. Seçim vaadinde olmayan şimdi bu ayın 19’unda 545 hak sahibine 1.5 yılda tamamladığımız yerin anahtarlarını veriyorum. Yani söz Muhittin Böcek sözü. 1.5 yılda Balbey’in 1. Etabını bitireceğiz. 22 bin metrekarelik bir alanda 125 hak sahibimiz ve diğer bağımsız bölümlerle beraber yaklaşık 500 milyon liraya mal olacak, 1.5 yıl içerisinde tamamlanacak. Birde muhtarlık binası yapılacak. Öz kaynaklarımızla yapacağız” diye konuştu.
“Bize oy vermeyenleri cezalandırmadık”
Böcek, “Öncelikle 25 yıllık siyasi hayatım sonrası Gazipaşa’da kadar 19 ilçe, 913 mahallede deneyimimizle sizlere iyi hizmet edeceğimizi düşünerek bizi önce aday edenlere teşekkür ediyorum. Oy veren, vermeyen bütün vatandaşlarımızın emrinde olacağımızı söyledik. Hiçbir kimsenin görüşü, düşüncesi dolayısıyla ötelemeyeceğimizi, onları hor görmeyeceğimizi, halka hizmeti, Hakk’a hizmet olarak yapacağımızı söyledik. Planlı, kurallı, kimlikli bir kent için geliyoruz dedik ve öncelikle ortak akılla şehrimizi, Antalya’mızı yönetmeye çalıştık. Türkiye’de bütçesine göre en borçlu belediye olmasına rağmen ve öncelikli hedefleri belirledik. Ayağımızı yorgana göre uzattık. Bize oy vermedi diye kimseyi cezalandırmadık” dedi.
“Güreş üzerinden siyasete tepki”
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yeniden kazanarak yeniden bir rekor kırmak istediklerini ifade eden Böcek, “Konyaaltı’yla başlattım, Korkuteli’ni hallettik. 3 bin konuta 3 ay önce Elmalı’da doğalgaz verdik. Yeter ki siz paraları çalmadan, çaldırmadan Antalya’yı birilerine peşkeş çekmeyin. Hepinizi tek tek hayata geçer milletin parasını millete yatırdığınız sürece. Şimdi son günlerde bir baktık yağlı güreşten bahsetmeye başladı arkadaşlar aday olanlar. Dedim bu adam nerede yaşıyor, nerede geziyor? Dünyadan haberi yok mu? Arkadaşlar Kepez Belediyesi güreş yapıyordu önce. Basketbolda iyi bir yerdeydi. Onu kapatanlar, kulübü kapatanlar. Güreşleri iptal edenler. Daha Edirne’ye girmeyenler şimdi gelmiş güreşten bahsedecek. Bakınız Türkiye’de, Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak birinci sıradadır ata sporunda. Biz diğer sporlara da, baskette de şimdi Süper Lig’deyiz. Kadın basketbol, Toroslar’da. Kumluca’ya Atatürk stadı yapıyorum. Güreş alanı yapıyorum. Elmalı’yı 3 yıl önce istedik, vermediler yerini. Biz zaten güreşlerle ilgili Akdeniz’in içerisinde güreşler var. Siz daha Edirne, Kırkpınar’ın yolunu bilmeyeceksiniz. Vatandaşların oyunu devşireceğim diye geleceksiniz. Ata sporundan başlayacaksınız. Konuşacaksınız, ‘tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmayacaktır” ifadelerine yer verdi.
“Büyükşehirin Kırcami ile ilgili görevi bitmiştir”
Kırcami’ye değinen Böcek, “Kırcami’den bahsetmişler. Antalya’da üç defa olağanüstü meclis yaptım. Olağanüstü meclisin üzerinde iş elbisesiyle, yangın bölgesinden, hastaneden de yeni çıktığım halde geldim, meclis yaptım, meclisle ilgili acil yapmamız gereken program vardı. Manavgat yangınlarıyla ilgili. İki defa da Kırcami’yle ilgili olağanüstü meclis yaptım. Bu beyefendi iki meclise de katılmadı. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni görevler çok açıktır. Antalya Büyükşehir Belediyesi hatta Murat Kurum bakana ben yüz binliğini onaylattım. İki dönem onaylatılamayan bir yüz binliği onaylattım. Murat Kurum bakan sordu bana. Neresi burası? Seçim öncesi geldiğiniz, oy aldığınız dedim yer burası. Ama 27 Mart’ta istinaf Konya’da iptal etmişti bunu. Tapular bile dağıtıldı. Oyları da aldığınız yerde dedim güldü. İkili beşeri samimiyetinizle 100 bini onaylattım. Şimdi de 25 binlik ve 5 binliğini ve binliğini Antalya Büyükşehir Belediyesinde onaylattım. Her şeyi bitirdim. Büyükşehir belediyemizin Kırcami ile ilgili tüm görevi bitmiştir. Şimdi 18 uygulamasıyla ilgili Ümit Uysal kardeşim de gereğini yapacak” diye konuştu.
“Ali Cengiz oyunları”
Kırcami’nin siyasete alet edilemeyeceğinin altını çizen Böcek, “Ama ne yazık ki şimdi çıktı diyor geliniyor milletten oy devşireceğim diye Ali Cengiz oyunları, numaralar, bu numarayı Antalyalı asla ve asla yemeyecektir. Şimdi afişlerimizi söküyorlar, unuttuğu bir şeyler var. Muhittin Böcek’i benim Antalyalı hemşerilerimin gönlünden sökemeyecekler afişlerimi yırtıyorlar. Ama sandıkta yırtamayacaklar. Şimdi yırtsın artsınlar. Şimdi son günlerde parayla anket yaptırıyorlar. Benim anketim, halkım burada kuru soğana muhtaç etmişsin emekliyi. Çiftçiyi, mazotunu alamaz gübresini, ilacını alamaz duruma getirmişsin. Şimdi geleceksin altın çağı mı, rantın çağı mı? Bu Antalyalı bunun hesabını sandıkta defterinizi dürdüğünde göreceksiniz. Benim çalışmam, benim anketçilere verecek param yok. Ağa babaları yok benim yanımda. Akşam, sabah birileriyle yatıp kalkacaksınız. Antalyalıyı, Antalya’yı peşkeş çekemeyeceksiniz parselleyemeyeceksiniz” dedi.
“Gerçek belediyecilik yok”
“Kepez’de gerçek belediyeciliği göreceksiniz” gibi yazılar gördüğünü aktaran Böcek, “Rıza Sümer başkan adayı, demek ki 3 dönemde gerçek belediyecilik olmadığını Rıza Sümer’de tescillemiş. Yani gerçek belediyecilik yok. Göreve geldim. Kepez Santral’de AK Parti İlçe Başkanı gidip gidip basın toplantısı yapıyor. ya bu ne zaman bitecek? Allah’tan korkun be. Bu işin Böcek inşaatı olduğu her yer her anında biter. Çünkü ben hesabımı önce Allah’ıma sonra halkına veren insanım. Her aldığım 5 yıllığı sizlere helal ettiriyorum. Çalmadan, çaldırmadan geliyorum ki 5 dönemi kazanmışım, şimdi de büyükşehir inşallah iki dönem üst üste kazanacağız sayenizde. 3 bin 500 kilometre yeraltına su gömdük. 2 bin 656 kilometre dağlara taşlara asfalt yaptık. Buradan Ankara’ya kanalizasyon yaptık. 231’e çıkardık Mavi Bayrak sayımızı” ifadelerine yer verdi.
Konuşmaların ardından Böcek, protokol üyeleriyle proje alanının temelini attı. – ANTALYA
]]>ERKAN KARACA
İYİ Parti Yozgat Milletvekili Lütfullah Kayalar, Çorum’da; “Önerge verdik. Emekliye bayram ikramiyesi 7 bin liraya çıksın dedik. O 7 bin lira da AK Parti ve MHP oylarıyla komisyonda reddedildi. Şimdi emeklinin kendisine de para yok diyoruz. Para yoksa 600- 700 milyar faiz nasıl veriliyor? Şu anda oluk oluk faiz veriliyor” dedi.
İYİ Parti Yozgat Milletvekili Lütfullah Kayalar, seçim çalışmaları kapsamında Çorum’a geldi. Hürriyet Parkı’nda düzenlenen programda konuşan Kayalar, şunları söyledi:
“TÜRKİYE ŞU ANDA İNANILMAZ BİR SIKINTILI DÖNEMDEN GEÇİYOR”
“Türkiye şu anda inanılmaz bir sıkıntılı dönemin içerisinden geçiyor. Geçiyor diyorum çünkü inşallah bu dönemler de bitecek bu sıkıntılar da bitecek. Bizim bölgelerimiz çiftçilik bölgesidir. Çiftçi kesimimizin ağır olduğu, çiftçi kesimimizin yoğun olduğu bölgelerimizdir. Şu geçtiğimiz mayısın sonu hazirandan sonra bugüne kadarki geçen 8-9 aya baktığımız zaman haziran ayında buğday hasadımız başladı, buğday hasadı ile birlikte bir taraftan randevular, bir taraftan kota, bir taraftan nakliyeci ile ilgili sıkıntılar, diğer tarafından pas hastalığından dolayı alınmayan standart dışı ilan edilen ürünlerimiz bunlarla birlikte ödemelerdeki gecikmeler ve bu sorunların dile getirilmesine rağmen de bunlarla ilgili herhangi bir çözüm ortaya koymayan, bir anlamda çiftçiyi duymayan, bir anlamda çiftçiyle arasındaki bağları tamamen koparmış olan bugünkü bir yönetim var.
“21 YILDIR ÇİFTÇİ TAMAMEN ÜVEY EVLAT OLMUŞ”
Aslında 21 senelik bu yönetimin çiftçiye bakış açısına baktığınız zaman, çiftçiyi nasıl görüyor, çiftçinin yanında mı, çiftçiyle birlikte mi diye baktığınız zaman inan ki çiftçi tamamen bir üvey evlat olmuş durumda. Neden; çünkü çiftçilerle ilgili olan sorunlar değil, maalesef Türkiye genelinde bir takım talanlarla ihalelerle kendileriyle ilgili olan düşünceler ön plana çıkmış durumdadır. Bakın geçen mayıs ayı sonu haziran ayı başında mazotun fiyatına, mazot haziran ayında 18 liraydı. Şu anda kaç lira 43- 45 lira arasında çünkü her gün borsa değişiyor. Yani yüzde 150 sadece 8 aylık dönem içeresinde mazota yapılan zam. Bunun yanında gübreye yapılan zam var. Bunun yanında traktör, bakım, ekipman, onarım, sigorta bunlara yapılan zamlar var. Bunun yanında insanlarımızın geçimleriyle ilgili sıkıntıları bunun üzerine binmiş. Şimdi kısmet olursa güz dönemi bitti yeni bahar dönemi de bitiyor ekimler, mayıs sonu haziran başında yeni buğday fiyatının verilmesi lazım. Yeni buğday fiyatı yaptığımız hesaplara göre, yani geçen seneki aynı değeri bu yıl bulabilmemiz için 22 liradan aşağı olmaması lazım. 24 lira ile 22 lira arasında olması lazım. Ama biz şimdi bunu dile getirmeye başladık aldığımız cevaplar inanın komik komik rakamlardan bahsediliyor. Yani 10 lira gibi rakamlardan bahsediliyor. Bu çiftçinin tamamen yok olmasına sebep olmaktır. Çiftçinin ortadan kalkmasına sebep olmaktır. Çiftçinin kendisi ile ilgili kendi emeğinin karşılığını alamamasıyla ilgili sorunlarımızın dışında eğer Türkiye’de üretim azalırsa Türkiye’deki bu üretimin azalmasından dolayı hayat pahalılığı başta olmak üzere dışarıya muhtaç olmak başta olmak üzere gerçekten şimdi çok büyük sıkıntılar bizi bekliyor.
TÜRKİYE’DE İYİ BİR YÖNETİM YOK
Türkiye’de iyi bir yönetim yok, hakkaniyetli bir yönetim yok. Türkiye’de şu anda bir Maliye Bakanımız var. Şu anda şu dakikada bu Maliye Bakanımızın aldığı kararlar var. Bu Maliye Bakanımızın aldığı kararlardan önce de geçen sene daha mart-nisan ayında başka bir bakan vardı. O bakan da bir karar alıyordu. Geçen seneki bakan Nebati Bey meşhur bakan diyordu ki; faiz nastır bize yukarıdan böyle söylendi. Faiz nas dediyse biz de faizleri indireceğiz. Yine yukarıdaki devam ediyor. Diyor ki enflasyonun nedeni yüksek faizdir. Peki faizleri indireceğiz doğru güzel, iyi yaptınız. 19’dan faiz 8,5’a indirildi öbür bakan tarafından buna benzer ekonomik kararlar alındı. Nas dendi, hepsine tamam. Şimdi haziranda bakan değişti. Yeni bakan geldi. İki bakan görev teslimi yapıyorlar. Şimdiki bakan diyor ki; Türkiye’nin şu ana kadar takip etmiş olduğu politikaların tamamı yanlıştır. Türkiye’nin rasyonelleşmekten başka çaresi kalmamıştır. Çaresi kalmamıştır ne demek? Çaresizlik demektir. Geldiğin nokta yani geçen sene mart-nisan ayı geldiğin nokta çaresizlik noktasına gelmiş. Kim gelmiş, ülkemiz gelmiş. Şimdi yeni bakan geldi faiz 8- 8,5’dan yüzde 45’e çıktı şu anda, daha çıkacak çıkmayacak onu bilmiyoruz.
“FAİZE BULUNAN PARA EMEKLİYE NİYE YOK?”
Peki bu faizin çıkmasından dolayı da yani bir önceki yanlış ekonomik kararlardan dolayı bunları hatırlamamız lazım bunun ceremesini kim çekiyor? Bunun ceremesini şimdi burada söyledi başkanlarımız çiftçiyi dedik, emekliyi dedik. Emekliye şimdi geçen hafta açıklama yapıldı. Yukarıdaki dedi ki, ‘para yok’. Dedi mi demedi mi bunu ben söylemiyorum. Ben kendi lafımı söylemiyorum. Yani ben kendim şunu demiyorum. Paraları yok veremezler diye ben demiyorum. Kendi ağzından diyor ki; ‘para yok, veremeyiz’. 3 bin lira ikramiye vardı, 3 bin liralık bayram ikramiyesini biz hesap ettik Afyon Milletvekilimiz ile birlikte önerge verdik. Genel merkezimizin hazırladığı, genel başkanımızın bilgisi dahilinde 7 bin liraya çıksın dedik. O 7 bin lira da AK Parti ve MHP oylarıyla komisyonda reddedildi. Şimdi emeklinin kendisine de para yok diyoruz. E para yoksa 600- 700 milyar faiz nasıl veriliyor? Faiz veriliyor şu anda oluk oluk faiz veriliyor.”
]]>
BTP, Eskişehir’de aday tanıtım toplantısı düzenledi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın da katıldığı programda, BTP Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Fahri Gürgenburan ve ilçe adayları tanıtıldı. Programda konuşan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, gündeme dair açıklamalar yaptı.
TÜİK’in kişi başı gelirin 13 bin dolar olduğu yönündeki açıklamasını değerlendiren Baş, şunları söyledi:
“KİŞİ BAŞI 13 BİN DOLAR KİME GİDİYOR?”
“13 bin dolar kişi başı gelirden bahsediliyor. Bu, aylık 40 bin liraya yakın bir para yapıyor yani her bir kişinin cebine 40 bin lira girmiş olması anlamına geliyor. Bu da 4 kişilik bir ailenin evine aylık 160 bin lira para girmiş olması anlamına geliyor, 2023 yılında devletin açıkladığı resmi verilere göre. Şimdi burada evine 150 bin lira para giren kaç kişi var? Benim tanıdığım evine 150 bin lira giren insan sayısı gerçekten çok az. Şimdi bu şu anlama geliyor; demek ki bizim olan bir para, adil paylaşıldığında bizim cebimize evimize girecek olan bir para bizim cebimize girmiyor ve başka bir yerlere gidiyor.
“SİZİN PARANIZI SEÇİM ÇALIŞMASINDA KULLANIYORLAR”
Toplumun çalışan insanlarının neredeyse yarısı asgari ücretle çalışıyor ve bu şu bin lira giriyor. Şimdi ben size, ‘Arkadaşlar seçim çalışması yapacağız, onar bin lira verin’ desem, ‘Dalga mı geçiyorsun’ dersiniz. Niye? Cebinizdekini istiyorum da ondan ama siz farkında değilsiniz, o onar bin liranın kat be katını bugün iktidar sahiplerine teslim ettiniz, seçim çalışması diye harcıyorlar.
“BU MANTIKLA DAHA YOKSUL OLURUZ”
Bize düşen bir sistem kurmak. Bu sistemle birlikte hiç kimsenin şahsi menfaatini toplum menfaatinin üstünde tutabilmesine imkan sağlamamak, bize düşen bu. Şimdi kızıyoruz; Cumhurbaşkanı kararnamelerle şu kararları aldı vs. diye. Şimdi o, anayasal yetkilerle birlikte ülkenin bütün varlığını, bütün imkanını, bütün kararını kendisine bağladı ve biz şikayet ediyoruz. Bu yetkiyi biz verdik, bunu biz yaptık ve bekliyoruz ki O kendine çeki düzen versin, değişsin! Olmaz, bizim değişmemiz lazım, bizim zihniyetimizin değişmesi lazım, mantığımızın değişmesi lazım. Sabit mantıklarla bu yolların sonucu çıkmaz sokak, yine çıkamayacağız. 100 sene geçsin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşları üzülerek söylüyorum, 100 sene sonra ancak daha yoksul olur, ülkemizdeki sığınmacı nüfusu bizi geçer.
“BAĞIMSIZ TÜRKIYE PARTISI’NIN ADAYLARINA OY VERIN”
Böyle giderse bunlar olur; daha da yoksullaşırız, daha da imkansızlaşırız, daha da ülkeyi terk etmeye başlarız. Bırakın 100 seneyi 10 sene sonrası belli. Nitekim 2002 2012’den daha iyiydi, 2012 2022’den daha iyiydi, 2032 de 2022’den daha kötü olacak gidilen yol bu. Bunu değişmemiz lazım, nasıl değişeceğiz? İktidarı değişerek. Peki iktidarı değişmek için elimizdeki en güçlü argüman ne dersek; muhalefeti iktidar etmemiz lazım. Bak kafa hep böyle çalışıyor, çünkü bize böyle yüklüyorlar, bizi böyle kodluyor; bu iktidarı değişmek istiyorsan bu muhalefeti iktidar etmek zorundasın. Bu muhalefet iktidar olmak istemiyor anlatamıyoruz herhalde, istemiyor. Böyle bir derdi yok, böyle bir gündemi yok muhalefetin. Tek gündemleri muhalefette iktidar olarak kalmak. Ülkenin temel meselelerini çözmek gibi bir derdi yok. Bu derdi olmayan insanlara oy vermekle nereye varabiliriz? Hiçbir yere varamayız, varamıyoruz da varamayacağız da. Bunu değişmemiz lazım. Her yeri geziyoruz ve şunu söylüyoruz; Bağımsız Türkiye Partisi’ni destekleyin, Bağımsız Türkiye Partisi’nin adaylarına oy verin.
“EMEKLİYE VERİLEN PARA YÜK DEĞİL PİYASAYA CAN SUYUDUR”
Emeklilik hususu ile ilgili bizim parti yaklaşımımız anlaşılsın diye söylüyorum; birincisi eğer hükümetler, ‘Biz birine para verdiğimizde bu bizim sırtımızda yük’ olur diye düşünüyorsa o zaman biz emekliye hiç para vermeyelim. Emekliye verdiğimiz para bir yük ise hiç vermeyelim daha iyi. Doğru mu, şimdi mantık kuruyorum. Ne diyorlar; ‘Emekliye para verince bütçeye şu kadar yük biniyor, bunu kaldıramıyoruz’ O zaman hiç verme, bütçeye hiç yük binmesin. Çok basit bir analiz. Yöneticiler şunu bilmediği sürece iş çözülemez; piyasaya verilecek olan para direkt olarak tüketime giriyorsa bu para iyi paradır, gerekli paradır. Bunu piyasada sağlayabileceğiniz en önemli grup ve grupların başında emekliler gelir. Dolayısıyla emekliye verilen para aslında hükümetler ve devlet için bir can suyudur. Bir kısıtlayıcı unsur, bir yük değildir, ekonomiye can suyudur ama bunun için farklı bir zihniyet lazım, bu zihniyetle olmaz.
“YEDİLER, VERECEK PARA BULAMIYORLAR”
Bizim dedelerimiz 45 yaşında emekli oldu, babalarımız 55 yaşında, Bizler 65 yaşında olacağız, çocuklarımız muhtemelen 75 yaşında emekli olacaklar, onların çocuklarını
emekli bile yapmayacaklar sistem buraya doğru gidiyor. Şimdi soru; 45 yaşındaki
vatandaşını emekli yapan Türkiye Cumhuriyeti devleti, hani ‘Güçlendik, büyüdük, ekonomimiz büyüdü, dünya bizi kıskanıyor, Avrupa bizi kıskanıyor’ diyorlar ya… O günkü ekonomi, bugünkü ekonomiden daha mı iyiydi de 45 yaşında vatandaşını emekli yapıyordu? Bugünkü ekonomiden daha mı iyiydi de 55 yaşında bizim babalarımız emekli oldu? Onların anlatmasına göre o zaman tüp kuyruklarındaydık, ülkede buzdolabı yoktu, ülkede tuvalet kağıdı yoktu, ülkede hiçbir şey yoktu. Şimdi bunu onlar anlatıyor. Bizim ülkemizde emekli olan bir memur gidiyordu evini alıyordu, yanına bir tane araba alıyordu. Şimdi emekli olan memur kredi kartı borcunu veya kredi borcunu ödüyor ‘Allah’a şükür’ diyor. Ne evi var, ne arabası var, ne bir sosyal güvencesi var. Hiçbir şeyi kalmıyor. Bunların sebebi şu; yediler işte yediler, verecek para bulamıyorlar.
“PARA İÇİN YAPMAYACAKLARI ŞEY YOK”
Para bulabilmek için dün darbe girişiminin finansörü dedikleri insanların eteklerini öpmeye başladılar, katil dedikleri Sisi ile barışmaya başladılar. Niye? Para bulmak için. Bakın dünyada en uzak duracağını insan değerleri için değil de para için eğilip bükülen insandır. Bir insan ister devlet yönetsin, ister dükkan yönetsin, ister tek başına hayatını yaşasın para için eğilip bükülüyorsa o insandan uzak duracaksın. Şimdi bizi yönetenlerin böyle bir zafiyeti var. Para için – gösterdikleri kadarıyla söylüyorum – yapamayacakları hiçbir şey yok.
“İLK NATO TOPLANTISINDA İSVEÇ BAŞBAKANIYLA SARILACAK”
İsveç’e, ‘Bunlar Kur’an-ı Kerim yaktı, bunlar terör devletidir’ dediler. Amerika muhtemelen ‘Bak birkaç milyar veririm, siz ses çıkarmayın’ dedi ve hemen İsveç’e ‘evet’ dediler. Sisi ortada, Birleşik Arap Emirlikleri ortada. Daha önce tweet attım şimdi FETÖ’ye ‘terörist’ diyorlar. Yarını belli mi bu işin, ne yapacakları belli mi? Sisi ile anlaştın, 15 Temmuz’un finansörü Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaştınız. İsveç’e tamam dedin. İlk NATO toplantısında sarılacak. İlk NATO toplantısında, ‘terör devleti, o kur’an-ı Kerim yakan hadsizler’ dediğin ülkenin başbakanıyla sarılacaksın. Göreceğiz, bunlar kameralar çekecek, önümüze düşecek. Acaba kendini nasıl aklayacak çok merak ediyorum. O’na ‘kıymetli arkadaşım, kıymetli dostum’ diyecek.
“YARIN FETÖ’YE TERÖRİST DEMENİN SUÇ OLMAYACAĞI NE MALUM?”
Şimdi FETÖ’ye biz bugün terörist diyoruz, faaliyeti ortada yarın ona terörist demenin suç olmayacağı ne malum? Bu insanlarla bir yere varabilir miyiz, varamayız. Ha diğerleri de ne yaptı? Diğerleri de ne kadar kripto Fetöcü varsa tuttular kendi partilerine aldılar.”
]]>Darp edilen çiftlerden Hamdiye Polat: “Şimdi beni suçluyorlar, ben sanığım şimdi”
MERSİN – Mersin’de bir okul müdürü ve oğlunun, otobüste tartıştıktan sonra darp ettiği yaşlı çift İhlas Haber Ajansı’na konuştu. Darp edilen Hamdiye Polat, şu anda karşı tarafın da kendilerinden davacı olduğunu belirterek, “Neymiş? Ben çocuğu dövmüşüm. Nasıl yapabilirim? Ben çocuğu nasıl dövmüşüm? Ben çocuğu dövemem ki” dedi.
Merkez Toroslar ilçesinde 15 Aralık 2023’te Mersin Şehir Hastanesine giden otobüste darp edilen çiftten Hamdiye Polat, eşinin yüzde 88 engelli ve bakıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Olay gününü anlatan Polat, şöyle devam etti:
“Aralık ayının 15’inde hastaneye kontrole gittik. Hem benim hem de eşimin kontrolü vardı. Kontrol olduktan sonra sonuçlar geldi. Hastanenin içinden otobüs durağına kadar yarım saatte ben bunu götürdüm. Çünkü arabayla yürütemiyorum. Oraya gittik otobüse bindik. Engelli koltukları var 4 tane, ona yöneldik, bunlar oturuyormuş. Dediler ‘biz de engelliyiz.’ Ben de eşime, ‘bunlar da engelliymiş’ dedim. Hatta yazık da dedim yani. Genç baba- oğulmuş, tanımıyoruz etmiyoruz. Eşim dayanacağı bir şey olmazsa otobüs hakaret ettiğinde düşüyor. Biz diğer tarafa yöneldik. Ondan sonra gelip ‘sen nasıl benim oğluma kalk diyorsun’ dedi. Biz çocuğuna ‘kalk demedik, bir tarafına da bu otursun’ dedik. Bir tarafı boştu çünkü.”
Daha sonra başka bir yere oturduklarını anlatan Polat, baba ile oğlunun kalkıp yanlarına gelerek kendilerini darp etmeye başladıklarını, bu sırada da yolcuların araya girdiklerini ifade etti. Yolcular indikten sonra baba ile oğlunun yine yanlarına geldiklerini vurgulayan Polat, “Beni yere düşürdü. Benim üstüme çıktı. Babası arkada oğlu önde yumrukluyor bunu. Engelli adam zaten konuşamıyor, dili çok dönmüyor. Ondan sonra hiç dönmüyor şimdi. Yataklık oldu tamamıyla. Oğlanla babasının bize ettiği küfürleri anlatamam” ifadelerini kullandı.
“Ben şu anda sanığım şimdi”
Olaydan sonra otobüs şoförünün çağırdığı ambulansla hastaneye gittiklerini aktaran Polat, darp raporu aldıktan sonra karakola giderek şikayetçi olduklarını anlattı. Şu anda karşı tarafın da kendilerinden davacı olduğunu dile getiren Polat, “Neymiş? Ben çocuğu dövmüşüm. Nasıl yapabilirim ben? Ben çocuğu nasıl dövmüşüm? Ben çocuğu dövemem ki. Ben nasıl erkek çocuğu ve adamı döverim? Biri 52 yaşında, diğeri 17 yaşındaymış. Biz bilmiyoruz, tanımıyoruz, etmiyoruz. Şimdi beni suçluyorlar. Ben sanığım şimdi. Oğlan beni dövüyor, babası beni dövüyor ama şimdi ben suçluyum” şeklinde konuştu.
Otobüs şoförünün de şimdi olayı inkar ettiğini, bir şey görmediğini ve duymadığını söylediğini öne süren Polat, ondan da şikayetçi olduklarını kaydetti. Felçli olan Ramazan Polat da güçlükle konuşarak yediği yumruktan sonra gözünün şiştiğini anlatmaya çalıştı. Öte yandan, olaydan sonra müdürün açığa alındığı ve hakkında idari soruşturma başlatıldığı, görüntülerin ortaya çıkmasının ardından müdürün oğlu A.O.T’nin de tekrar gözaltına alındığı öğrenildi.
Otobüsteki darp anı sosyal medyaya yansıdı
Diğer yandan, okul müdürü ve oğlunun, otobüste yaşlı çifte saldırarak darp ettiği anlara ilişkin görüntüler sosyal medyaya da yansıdı. Büyük tepki çeken görüntülerde, müdür ve oğlunun koltukta oturan çifte tekme- tokat saldırdıkları anlar yer aldı.
]]>Merkez Toroslar ilçesinde 15 Aralık 2023’te Mersin Şehir Hastanesine giden otobüste darp edilen çiftten Hamdiye Polat, eşinin yüzde 88 engelli ve bakıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Olay gününü anlatan Polat, şöyle devam etti:
“Aralık ayının 15’inde hastaneye kontrole gittik. Hem benim hem de eşimin kontrolü vardı. Kontrol olduktan sonra sonuçlar geldi. Hastanenin içinden otobüs durağına kadar yarım saatte ben bunu götürdüm. Çünkü arabayla yürütemiyorum. Oraya gittik otobüse bindik. Engelli koltukları var 4 tane, ona yöneldik, bunlar oturuyormuş. Dediler ‘biz de engelliyiz.’ Ben de eşime, ‘bunlar da engelliymiş’ dedim. Hatta yazık da dedim yani. Genç baba- oğulmuş, tanımıyoruz etmiyoruz. Eşim dayanacağı bir şey olmazsa otobüs hakaret ettiğinde düşüyor. Biz diğer tarafa yöneldik. Ondan sonra gelip ‘sen nasıl benim oğluma kalk diyorsun’ dedi. Biz çocuğuna ‘kalk demedik, bir tarafına da bu otursun’ dedik. Bir tarafı boştu çünkü.”
Daha sonra başka bir yere oturduklarını anlatan Polat, baba ile oğlunun kalkıp yanlarına gelerek kendilerini darp etmeye başladıklarını, bu sırada da yolcuların araya girdiklerini ifade etti. Yolcular indikten sonra baba ile oğlunun yine yanlarına geldiklerini vurgulayan Polat, “Beni yere düşürdü. Benim üstüme çıktı. Babası arkada oğlu önde yumrukluyor bunu. Engelli adam zaten konuşamıyor, dili çok dönmüyor. Ondan sonra hiç dönmüyor şimdi. Yataklık oldu tamamıyla. Oğlanla babasının bize ettiği küfürleri anlatamam” ifadelerini kullandı.
“Ben şu anda sanığım şimdi”
Olaydan sonra otobüs şoförünün çağırdığı ambulansla hastaneye gittiklerini aktaran Polat, darp raporu aldıktan sonra karakola giderek şikayetçi olduklarını anlattı. Şu anda karşı tarafın da kendilerinden davacı olduğunu dile getiren Polat, “Neymiş? Ben çocuğu dövmüşüm. Nasıl yapabilirim ben? Ben çocuğu nasıl dövmüşüm? Ben çocuğu dövemem ki. Ben nasıl erkek çocuğu ve adamı döverim? Biri 52 yaşında, diğeri 17 yaşındaymış. Biz bilmiyoruz, tanımıyoruz, etmiyoruz. Şimdi beni suçluyorlar. Ben sanığım şimdi. Oğlan beni dövüyor, babası beni dövüyor ama şimdi ben suçluyum” şeklinde konuştu.
Otobüs şoförünün de şimdi olayı inkar ettiğini, bir şey görmediğini ve duymadığını söylediğini öne süren Polat, ondan da şikayetçi olduklarını kaydetti. Felçli olan Ramazan Polat da güçlükle konuşarak yediği yumruktan sonra gözünün şiştiğini anlatmaya çalıştı. Öte yandan, olaydan sonra müdürün açığa alındığı ve hakkında idari soruşturma başlatıldığı, görüntülerin ortaya çıkmasının ardından müdürün oğlu A.O.T’nin de tekrar gözaltına alındığı öğrenildi.
Otobüsteki darp anı sosyal medyaya yansıdı
Diğer yandan, okul müdürü ve oğlunun, otobüste yaşlı çifte saldırarak darp ettiği anlara ilişkin görüntüler sosyal medyaya da yansıdı. Büyük tepki çeken görüntülerde, müdür ve oğlunun koltukta oturan çifte tekme- tokat saldırdıkları anlar yer aldı. – MERSİN
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Kalecik’te Seçim Koordinasyon Merkezi’nin (SKM) açılışına katıldı. Yavaş, “Rakibim bir ay önce ‘Ben Başkent Kart çıkaracağım. İçine para yükleyeceğim’ diye bunu proje olarak anlatmaya başladı. Üç yıldır yapıyoruz halbuki. Şimdi de proje tanıtımında adını Ank Kart olarak değiştirmiş. Ben Başkent ismiyle gurur duyuyorum. Başkent ismini Allah’ın izniyle hiçbirisi değiştiremeyecek. ve şimdi işi nereye getirdi? Onlar ne veriyorsa biri fazla. Ben de derim ki; kardeşim 1 Nisan’dan sonra demeyi bırak. Sen belediye başkanısın. Belediye meclisinde çoğunluk var. Geçmiş altı aya yönelik bir meclis kararı al bu ay kendi ilçende 50 bin tane bizim destek olduğumuz aile var. O arkadaşın beş bin tane kaydı varmış. Tamam razıyım. Diğerleri biz zaten hallediyoruz. O beş binle geriye dönük bir et yardımı yap doğal gaz yardımı yap. Yapmıyor” dedi.
ABB Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, bugün Kalecik Belediye Başkan Adayı Satılmış Karakoç ile Kalecik’te SKM açılışına katıldı. Yavaş, şunları söyledi:
“RAKİBİM 600 KİŞİYİ GELİR GELMEZ İŞTEN ATTI. ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NDE HAKKIYLA ÇALIŞIP ATILAN BİR ALLAHIN KULUNU BULAMADILAR.
Beş yıldır belediye başkanlığı yapıyoruz. Söz verdiğimiz gibi rozetimizi çıkarttık, nereden, ne kadar oy çıkmış, hiç bakmadan bütün ilçeleri gezdik. Pandemi döneminde köy köy gezdik, bütün sorunları yerinde tespit ettik. Çözmeye çalıştık. İşte işçileri işten çıkarıyorlar diye sahte liste yayınlıyorlardı televizyonlardan. Ben de dedim ki; bir Allah’ın kulunu işten çıkarmayacağım. Zaman zaman meclisi ileri geri konuştular. ‘Çıkarın bakayım. Kim çıkmış? Çıkarılan adama altına yazın ismini’ dedim. Emeğiyle çalışan hiç kimseyi işten çıkartmadık. Bunu iddia eden mecliste benim yerime vekillik eden şahıstı, kendi belediyesinden, kendi partilileri, AK Partilileri, MHP’lileri işten atan, şu andaki benim rakibimle ilgili tek kelime söylemedi. Ağzını açmadı. Rakibim 600 kişiyi gelir gelmez işten attı. Oraya bakmıyor, geliyor ‘Ankara Büyükşehir’de adam attınız’ diye. Hakkıyla çalışıp atılan bir Allah’ın kulunu da bulamadılar. Burada da bulamayacaklar. Kimsenin emeğiyle oynamayız. Ekmeğiyle oynamayız. İşleri güçleri mevcut düzen devam etsin diye korkutarak oy istiyorlar. Ben de her zaman dedim ki icraatınızla oy isteyin. Biz geçen seçim vaatlerimizde geldik. Şimdi karşınıza Allah’a bin şükür hiç kimseyi ayırmadan, ayrımcılık yapmadan herkesi kucakladığımızı bütün Ankara Kalecik biliyor. Önceliğimiz, insan sağlığı dedik. Çalışmalara başladık. Bakın Ankara’da 232 köyde açıktan akan kanalizasyon var. Kim nereye oy veriyorsa oraya öncelikli hizmet diye bir felsefe asla yapmadık. Biz insanları ayıramayız. Vicdan sahibiyiz.
“BAZI BELEDİYE BAŞKANLARI BULUNDUĞU İLÇELERİ KENDİ KAFALARININ FOTOĞRAFLARIYLA DONATTILAR. NE OLDU? SİYASETİN ÇÖPLÜĞÜNE GÖMÜLDÜLER. DEMEKKİ FOTOĞRAF ASMAKLA İŞ OLMUYOR”
Ankara içinde de görüyorsunuz. Bir minibüs bir şoför bir koruma. Kimseye kötülük etmedim ki kimden korkacağım? Ne çakarlı araç ne konvoy. Beş yıl boyunca benim bir tek fotoğrafımı görmediniz. Kendi reklamını yapmadım. Şimdi diyor ki rakibim; beş yıldır hiçbir yerde fotoğrafı yoktur diyor. Evet, Ankara halkının parasını ben reklamını kullanmıyorum. Bazı belediye başkanları bulunduğu ilçeleri kendi kafalarının fotoğrafıyla donattılar. Ne oldu? Siyasetin çöplüğüne gömüldüler. Demek ki fotoğraf asmakla iş olmuyor. Kendini o şekilde tanıtamazsın. İnsanların gönlüne girmek önemli. İşte insanların gönlüne girdiğimiz de bu kalabalıktan belli. Hep kendileri yönettikleri için biz belediye başkanlığına aday olduğumuzda şu sözlüğünü duyduk; ‘Ya küçücük bir ilçede belediye başkanlığı yaptı. Burayı yönetemez.’ Kendileri çünkü annelerinden belediye başkanı sıfatıyla doğdu. Öyle mi? Elde neler var? Ankaralı ne Mansur Yavaşlar var. Yeter ki önünü açın. İnsanları korkutup oy vermelerinin önüne geçmeyin. Yönetemez dedikleri Mansur Yavaş İngiltere’den dünya başkent belediyeleri belediye başkanı ödülünü aldı. Dünya Şeffaflık Derneği’nden şeffaflık ödülü aldı. Yaptığımız bir çok çalışma uluslararası kuruluşlarla ödüllendirildi.
Şimdi ezbere konuşuyorlar. Kendi internet sitelerinde mali durumlarına ait hiçbir şey bulamazsınız. Bizimki yayınlanıyor. Geçenlerde demiş ki; ‘Belediyeyi batırdı.’ Oradan vatandaşın biri de ‘Sen bu söylediğine kendin inanıyor musun’ demiş. Doğru söylüyor vatandaşımız. Çünkü uluslararası kredi kuruluşları var. Türkiye’nin ekonomisi hakkında da bunlar zaman zaman raporu yayınlarlar. Bu raporlara göre Türkiye’deki 30 büyükşehir içerisinde kredisi en yüksek belediye Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak ilan edildi. Bu raporları parayla falan da yazdıramazsınız.
“RAKİBİM ‘BAŞKENT KART ÇIKARACAĞIM’ DİYE BUNU PROJE OLARAK ANLATMAYA BAŞLADI. ÜÇ YILDIR YAPIYORUZ. ŞİMDİ DE ADINI ANK KART OLARAK DEĞİŞTİRMİŞ. BEN BAŞKENT İSMİYLE GURUR DUYUYORUM”
Rakibim bir ay önce ‘Ben Başkent Kart çıkaracağım. İçine para yükleyeceğim’ diye bunu proje olarak anlatmaya başladı. Üç yıldır yapıyoruz halbuki. Şimdi de proje tanıtımında adını Ank Kart olarak değiştirmiş. Ben Başkent ismiyle gurur duyuyorum. Başkent ismini Allah’ın izniyle hiçbirisi değiştiremeyecek. ve şimdi işi nereye getirdi? Onlar ne veriyorsa biri fazla. Ben de derim ki; kardeşim 1 Nisan’dan sonra demeyi bırak. Sen belediye başkanısın. Belediye meclisinde çoğunluk var. Geçmiş altı aya yönelik bir meclis kararı al bu ay kendi ilçende 50 bin tane bizim destek olduğumuz aile var. O arkadaşın beş bin tane kaydı varmış. Tamam razıyım. Diğerleri biz zaten hallediyoruz. O beş binle geriye dönük bir et yardımı yap doğal gaz yardımı yap. Yapmıyor.”
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Güdül’de Seçim Koordinasyon Merkezi’nin (SKM) açılışına katıldı. Yavaş, “Çubuk’tan Akyurt’a boru hattını yeniledik, Çamlıdere’den, Elmadağ, Hasanoğlan’a kadar su götürdük. Buralar hep susuzdu, damlası yoktu. Şimdi vereceğim müjde de şu; istedikleri kadar proje yok desin, en önemli şey bu. Şu anda projesi bitti. Çamlıdere’den Ayaş’a, Güdül’e ve Beypazarı’na su getirme projesi bitti. Bu yaz içerisinde de ihalesini yapıyoruz. Biliyoruz yaptığımız bu ihaleler görülmeyecek. Yine ne yaptı diye soracaklar ama evinizde bir saatlik su kesintisi olduğu zaman ne yaparsınız düşünün. Ben işte Ayaş, Beypazarı ve Güdül’ün onlarca yıl 20-30 yıl artık su hasreti çekmeden tertemiz musluk suyu içmesi için düğmeye bastım. İnşallah yapmak da bize nasip olacak” dedi.
ABB Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, bugün Güdül Belediye Başkan Adayı Mehmet Doğanay ile Güdül’de SKM açılışına katıldı. Burada beş yıl boyunca Ankara’da yapılanları anlatan Yavaş, şunları söyledi:
“ANKARA HALKININ BELEDİYENİN PARASINI REKLAMLARIMIZA HARCAMADIK. SİZLER DE AÇIKLAYIN. BİZDEKİ FATURALAR MEYDANDA”
Buralara gelirken, köylere giderken de herkes şaşırdı. Bir araç, bir şoför, bir koruma. Çakarlı araçlar konvoylar yok. Şimdi bu beş yıl içerisinde Ankara’nın tümünde beş yılda bizden önce ne kadar kavşak yapıldıysa yaptık. Beş yılda bizden önceki 25 yılda yapılandan daha fazla yeşil alanı Ankara halkına kazandırdık. Ama bunların hiçbirisine ne fotoğrafımızı astık ne de sanatçı falan getirip oralarda reklam yapmadık. Hatta dün rakibim demiş ki; beş yıldır hiç fotoğrafı yoktu. Evet Ankara halkının belediyenin parasını kendi reklamlarımıza harcamadık. Şimdi seçim dolayısıyla açılan bu pankartlardan rahatsızlar. Belediyenin bir kuruşu yok. İl başkanlığımız karşılıyor. Sizler de açıklayın. Bizdeki faturalar meydanda. Sizler de açıklayın. Kimler asıyor onları’Buralara gelirken, köylere giderken de herkes şaşırdı. Bir araç, bir şoför, bir koruma. Çakarlı araçlar konvoylar yok. Şimdi bu beş yıl içerisinde Ankara’nın tümünde beş yılda bizden önce ne kadar kavşak yapıldıysa yaptık. Beş yılda bizden önceki 25 yılda yapılandan daha fazla yeşil alanı Ankara halkına kazandırdık. Ama bunların hiçbirisine ne fotoğrafımızı astık ne de sanatçı falan getirip oralarda reklam yapmadık. Hatta dün rakibim demiş ki; beş yıldır hiç fotoğrafı yoktu. Evet Ankara halkının belediyenin parasını kendi reklamlarımıza harcamadık. Şimdi seçim dolayısıyla açılan bu pankartlardan rahatsızlar. Belediyenin bir kuruşu yok. İl başkanlığımız karşılıyor. Bizdeki faturalar meydanda. Sizler de açıklayın. Kimler asıyor onları?
“VERECEĞİM MÜJDE ŞU; ÇAMLIDERE’DEN AYAŞ’A, GÜDÜL’E VE BEYPAZARI’NA SU GETİRME PROJESİ BİTTİ. BU YAZ İÇERİSİNDE DE İHALESİNİ YAPIYORUZ”
Şimdi bir asıl müjdeyi vereceğim ben size. Fırsat bu fırsat demiştim ya. Ankara’dan Polatlı’ya suyu götürüyoruz. Doldurmaya başladık yakında akacak. İki buçuk milyara mal oldu. Çubuk’tan Akyurt’a boru hattını yeniledik, Çamlıdere’den, Elmadağ, Hasanoğlan’a kadar su götürdük. Buralar hep susuzdu, damlası yoktu. Şimdi vereceğim müjde de şu; istedikleri kadar proje yok desin, en önemli şey bu. Şu anda projesi bitti. Çamlıdere’den Ayaş’a, Güdül’e ve Beypazarı’na su getirme projesi bitti. Bu yaz içerisinde de ihalesini yapıyoruz. Biliyoruz yaptığımız bu ihaleler görülmeyecek. Yine ne yaptı diye soracaklar ama evinizde bir saatlik su kesintisi olduğu zaman ne yaparsınız düşünün. Ben işte Ayaş, Beypazarı ve Güdül’ün onlarca yıl 20-30 yıl artık su hasreti çekmeden tertemiz musluk suyu içmesi için düğmeye bastım. İnşallah yapmak da bize nasip olacak. Yine Güdül’de 15 mahallemizdeki asbestli su boruları yenilendi. Arıtma tesisi yapıyoruz projesi bitti. Önümüzdeki günlerde ihale edilecek. 27 köye ücretsiz internet verdik. Bir de 26 tane köye yangın söndürme tankeri verdirdik.
“KEÇİÖREN’DE 50 BİN AİLEYE DESTEK OLUYORUZ. NİYE ŞİMDİ BUNLARA DESTEK OLMUYORSUNUZ? HEP 1 NİSAN’NDAN SONRA. OLMAYACAK DUAYA AMİN DİYORLAR”
Siz kendi belediyenize tam 50 bin tane bizim destek olduğumuz aile var. Bunları görmüyor musunuz? Beş bin tane emekliye destek oluyoruz Keçiören’de. Niye şimdi bunlara destek olmuyorsunuz? Hep 1 Nisan’dan sonra, 1 Nisan’dan sonra. Olmayacak duaya amin diyorlar. Yapın da bir görelim şimdi. veya daha kolayı var. Sayın Cumhurbaşkanına siz de iletin. Emeklilerin durumunu bir daha söyleyin. Siz de destek olacağız dediğinize göre emeklilerin durumunu siz de fark ettiniz. Ama demek ki yönetenler fark etmiyor. Lütfen adayları olarak ‘Sayın Cumhurbaşkanım emeklilerin durumu çok kötü. Bakın biz destek açıklaması yapıyoruz. Bunların durumunun düzeltin’ demek varken bizim projelerimizi maalesef taklit üstüne taklit ediyorlar. Öğrenecekler belediyeciliği. Gerçek belediyeciliğin ne aldığını öğrenecekler.
Güdül Belediye Başkanı, Beypazarı Belediye Başkanı, Nallıhan Belediye Başkanı, benim İpek Yolu projem var. Gelseler yan yana masaya otursak, bu bölgeyi eski ipekyolu olarak canlandırsak ne olurdu? Merak etmeyin. İnşallah Nallıhan’da değişiyor. İnşallah bu bölgeyi, zamanının İpek Yolu’nu mücevheri olan bu yolu inşallah turizmine açacağız. Beypazarı’na gelenler buraya da uğrayacaklar. Turizm adına yapılan hiçbir şey yok. Keşke derler Beypazarı unutulsa da. Mansur Yavaş’ı unutsalar. Elinizden ne geçecek? Binlerce insan orada ekmek yiyor. Güdül’de nüfus azalıyor. Nüfusun geri gelmesinin tek sebebi buradaki üretimin artması, turizmin artmasıdır.
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Evren’de Seçim Koordinasyon Merkezi’nin (SKM) açılışına katıldı. Yavaş, “Emekliye biz destek oluyoruz. Onlar ‘Daha fazla vereceğiz’ diyorlar. Siz belediye başkanısınız, şimdiden versenize. Niye 31 Mart’tan sonra? Bunların 31 Mart’tan sonra anladıklarını ben size söyleyeyim. Simitçiler Odası, simit fiyatına zam yapmış, bakanlığa çağırdılar ‘1 Nisan’dan sonra yapın’ diye baskı yaptılar. Belli ki 1 Nisan’dan sonra zamlara boğulacağız anlaşılan. Onun için ben yerel seçimde hükümet değişmeyeceği için dört yıl artık seçim olmadığı için işte bu yerel seçimler bu kadar böyle zam yapan ama memurun maaşına, işçinin maaşına, emekliye zam da yapmayan hükümete ikaz dönemidir. İkaz edeceksiniz. İkaz edeceksiniz ki ‘Eyvah oy kaybına uğruyoruz’ deyip en azından zamları memura, işçiye, dar gelirli aileye değil de biraz bu vergilerini sildikleri büyük şirketlerden halletsinler öyle mi” dedi.
ABB Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, bugün Evren Belediye Başkan Adayı Arif Güçlü ile Evren’de Seçim Koordinasyon Merkezi’nin (SKM) açılışına katıldı. Burada beş yıl boyunca Ankara’da yapılanları anlatan Yavaş, şunları söyledi:
“BİZ SİZDEN ALDIĞIMIZ PARALARLA MAAŞLA GÖREV YAPAN İNSANIZ. HÜKMETMEK İÇİN DEĞİL, HİZMETMEK İÇİN GELDİK”
“Beş yıldır görev yapıyoruz. Hiçbir Allah’ın kulunu ayırmadan, hiçbir ilçeyi, köyü, mahalleyi ayırmadan herkese eşit bir şekilde hizmet etmeye çalışıyoruz. Bu hizmeti yaparken beş yıl boyunca nereye gidersek gidelim yeminle söylüyorum nereden bize çok oy çıkmış az oy çıkmış hesabını yapmadık. Hep şöyle baktık; herhangi bir altyapıya ihtiyacı varsa, su ihtiyacı varsa, kanalizasyon ihtiyacı varsa oradan kime ne kadar oy çıktığının önemi var mı? Biz o problemi çözmek için çalıştık. ve inşallah Ankara’da yeni bir dönem başladığında yaptığımız tüm ihaleleri açık yapmak suretiyle Kent Konseyimiz vasıtasıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla iki bine yakın kuruluşlarla ortak karar almak suretiyle hizmet ettik. Beş yıl boyunca çakarlı araçlarla gezmedik. Bir minibüs, bir şoför, bir korumayla çakarlı araç olmadan her tarafı gezdik. Problemlerini yerinde dinledik. Eskiden büyükşehir belediye başkanı bir miting zamanı gelir, bir daha esamesi okunmazdı. Ama nerede bir problem varsa hemşerilerimizin elimize fırsat geçmişken bütün problemlerini çözmek için çalıştık. Bunları yaparken yaptığımız projelerin maliyetlerini her yere astık. İnternet sitemizden yayınladık. Tüm harcamalarımızın hepsini kuruşu kuruşunu orada görüyorsunuz. O yetmiyor Sayıştay raporlarını da inceliyoruz. Biz çünkü sizlerden aldığımız paralarla maaşla görev yapan insanız. Hükmetmek için değil, hizmet etmek için geldik ve çok uzun yıllar sonra Ankaralı bir hemşehriniz olarak göreve geldiğimiz için aradaki farkı da gösterelim istedik. Yani Ankara’nın en ücra köşesine kadar ne eksik varsa hizmet etmek için canla başla çalıştık.
“PEÇENEK BARAJI’NDAN SEKİZ KÖY VE MERKEZE SU VERİLDİ”
Artık Ankara’da şeffaf yaptığımız ihaleler nedeniyle ve herkese de hesap verdiğimiz için eskiden beri konuşulan ve bizi utandıran ‘çalıyor ama çalışıyor’ sözleri artık tamamıyla toprağın altına gömüldü. Bir diğer konu ikide bir şunu söylerlerdi. ‘Projen nedir?’ Ben buraya mitinge geldiğimde de Koçhisar’a mitinge geldiğimde de söyledim. Benim çılgın projem falan yok. Öncelikli olarak Ankara’daki bu altyapı sorunlarını ortadan kaldırıp Ankara halkını zengin etmek için desteklerde bulunacağız.
Evren’e yaptıklarımızı anlatayım. Peçenek Barajı’ndan sekiz köy ve merkeze su verildi. Merkeze de verilecek. Yakında su verdik. Şimdi düşünebiliyor musunuz? Özellikle Ankara merkezde iki saat su kesilse herkes ASKİ’yi arar. Düşünebiliyor musunuz? Burada yıllardır su yok birçok yerde. Tankerlerle taşınıyor. Ondan sonra siz gidip proje yapacağım diye çöp projelerine para yatırıyorsunuz. Asıl proje bunlardır. Dokuz mahallede asbestli su borusu yenilendi. Dokuz tane köyümüzde ücretsiz internet var. Beldelerin birçoğu kapatıldığı için itfaiye sorunu var. İtfaiye gidinceye kadar Allah korusun yangın olunca ev küle dönüyor. Beş tane köye yangın söndürme tankeri verdik.
‘Sosyal yardımları kesecek’ dediler. Seçim öncesi hep karalamalarla muhatap oluruz. Ama beş yıl önce geldiğimizde kesmeyeceğiz diye sadece vaat etmiştik. Bakın Evren’de 225 aile bizden destek alıyor. Doğalgaz 37 kişi. İlk defa et desteği veriyoruz. 225 aileye. Kömür desteği 184 aile. Bir de biliyorsunuz son zamanlarda hükümet, emeklileri yok saydı. Önce 7 bin 500 lira sonra 10 bin lira verdi. Türkiye’de bizden başka yok. Emeklilere şu anda destek oluyoruz. 80 tane emeklimiz her ay bizden düzenli şekilde gelir desteği alıyor. Ayrıca Ankara’da öğrencilere servis, ulaşım desteği, kırtasiye desteği, kantin desteği gibi desteklerimiz devam ediyor. Derdimiz şu, destek ihtiyacı olan aileler de diğer yaşıtları gibi çocuklarının aynı şartlarda eğitimine devam etmesini istiyoruz. Onları okutacağız ki önce kendilerini kurtaracak sonra ailelerini kurtaracak ve ülkemize faydalı olacaklar. Destek alan ailelerin de çocuğunun destek almasını inşallah bu şekilde sonlandıracağız.
“EMEKLİYE BİZ DESTEK OLUYORUZ. ONLAR ‘DAHA FAZLA VERECEĞİZ’ DİYORLAR. ŞİMDİDEN VERSENİZE. NİYE 31 MART’TAN SONRA?”
İlk defa kırsal kalkınmada Türkiye’de bu destekleri gene biz başlattık sonra şimdi herkes başlattı. Rakiplerimizin de aklına geldi. Emekliye biz destek oluyoruz. Onlar ‘Daha fazla vereceğiz’ diyorlar. Siz belediye başkanısınız, şimdiden versenize. Niye 31 Mart’tan sonra? Bunların 31 Mart’tan sonra anladıklarını ben size söyleyeyim. Simitçiler Odası, simit fiyatına zam yapmış, bakanlığa çağırdılar ‘1 Nisan’dan sonra yapın’ diye baskı yaptılar. Belli ki 1 Nisan’dan sonra zamlara boğulacağız anlaşılan. Onun için ben yerel seçimde hükümet değişmeyeceği için dört yıl artık seçim olmadığı için işte bu yerel seçimler bu kadar böyle zam yapan ama memurun maaşına, işçinin maaşına, emekliye zam da yapmayan hükümete ikaz dönemidir. İkaz edeceksiniz. İkaz edeceksiniz ki ‘Eyvah oy kaybına uğruyoruz’ deyip en azından zamları memura, işçiye, dar gelirli aileye değil de biraz bu vergilerini sildikleri büyük şirketlerden halletsinler öyle mi?
“‘BU İKTİDAR OLMASA EMEKLİLERE DE MAAŞ ÖDEYEMEZLERDİ’ DİYE BÖBÜRLENİYORLAR”
Şimdi öyle üstten bakıyorlar ki artık yıllardır uzun süren bir iktidar olunca ‘Bu iktidar olmasa emeklilere de maaş da ödeyemezlerdi’ diye böbürleniyorlar. Bakın emekliler 25-30 yıl boyunca zaten prim ödediler ki ileride maaş alalım diye. Dolayısıyla ödediğiniz para sizin değil. Her şeyden evvel milletin vergileriyle toplanmış emeklilerin priminden ödenen para. ve inceledik. 2002 yılında emekliler asgari ücretin bir buçuk katı maaş alıyormuş. Şimdi on bin lira maaş alıyorlar. Hesap ettiğiniz zaman 23-24 bin lira maaş verilmesi lazım emekliye. Ama her şeye para bulan, çılgın projelere para bulan iktidarımız maalesef emeklilere bu desteği veremiyor.
Bizim yaptığımız projeleri ‘Şimdi arttırarak destek olacağız.’ Halbuki elinizde imkan var. Aynalarını şimdi yapın diyoruz. Ama maalesef 1 Nisan’ı bekliyorlar. Zaten yapamayacaklarını biliyorlar ve bu şekilde bizim yaptığımız projeleri ‘Biz yapacağız diyerek’ belediye ne olduğunu öğreniyorlar. Şimdiye kadar bunlar yoktu.”
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Karabük’te aday tanıtım toplantısında; “Sayın Cumhurbaşkanı son zamanlarda gittiği yerlerde halkı tehdit ediyor. ‘Biz yoksak hizmet yok. Biz yoksak doğal gaz yok’ diyor. Şimdi size çok basit bir şey söyleyeyim, o yoksa doğal gaz kaybediyorsunuz ama o varsa doğal gazın faturasını ödeyecek parayı bile bulamıyorsunuz. Bu kadar olur mu? Bütün Türkiye’yi Tayyibistan yapalım. Bütün Türkiye’yi emrine amade yapalım. Yasamayı, yürütmeyi, yargıyı bitirdiniz. Bütün güçleri kendinize bağladınız yetmedi bir de belediye” dedi.
BTP, Karabük’te aday tanıtım toplantısı yaptı. Karabük, Bartın, Zonguldak, Kastamonu ve Çankırı adaylarının tanıtıldığı toplantıda konuşan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, şunları söyledi:
“BÜTÜN TÜRKİYE’Yİ TAYYİBİSTAN MI YAPALIM?”
“Sayın Cumhurbaşkanı son zamanlarda gittiği yerlerde halkı tehdit ediyor. ‘Biz yoksak hizmet yok. Biz yoksak doğal gaz yok’ diyor. Şimdi size çok basit bir şey söyleyeyim, o yoksa doğal gaz kaybediyorsunuz ama o varsa doğal gazın faturasını ödeyecek parayı bile bulamıyorsunuz. Bu kadar olur mu? Bütün Türkiye’yi Tayyibistan yapalım. Bütün Türkiye’yi emrine amade yapalım. Yasamayı bitirdiniz, yürütmeyi bitirdiniz, yargıyı bitirdiniz. Bütün siyasi yönetimi, erkleri, güçleri kendinize bağladınız yetmedi bir de belediye… Büyükşehri alacağım, ili alacağım, ilçeyi alacağım vs. Tamam al da ne yapıyorsun karşılığında?
“DEVLETİN ELİNDE NE VARSA PEŞKEŞ ÇEKTİLER”
Atatürk’ün ilkelerinden biri olan devletçiliği kaldırdılar, devletin elinde ne varsa özel firmalara peşkeş çektiler. Size de bir hap verdiler uyuttular, ‘Bu çok ilkel bir görüş, yeni dünya düzeninde yer alamaz bir görüş’ dediler. Siz de ‘Ha öyle mi, tamam o zaman kaldıralım’ deyip bu devletçiliği rafa kaldırdınız. Şimdi laikliği savunan, cumhuriyetçiliği savunan, milliyetçiliği savunan, Atatürkçülüğü savunan bir kişi devletçilikten niye vazgeçiyor? Nerede kaldı sizin Atatürkçülüğünüz?
Erzincan’da bir madende facia yaşandı. Buradan yılda 1 milyar doların üzerinde altın madeni çıkarılıyor. Bu altını Sayın Cumhurbaşkanı’nın hısımlarıyla Kanadalı bir şirket alıp götürüyor bu ülkeden, bize de oradan bir gram altın tozu verilmiyor. Halbuki altın bizim, itiraz etmiyoruz. Devletçilik dediğimiz ne biliyor musunuz? Devletçilik bu madenlere sahip çıkmaktır, kendi zenginliğine sahip çıkmaktır. Bakın Türkiye’de her yıl 3 milyar doların üzerinde altın, toprağın altından çıkarılıp yurt dışına götürülüyor. Her yıl 3 milyar doların üzerinde altınımızı yabancılar işletiyor ve Türk milletinin bu işten 1 lira çıkarı yok. Devlete yüzde 4 veriyorlar. Afganistan’da bu oran yüzde 20, beğenmediğiniz Taliban sizden daha devletçi.
“BU ALTIN BİZİMSE, BUNUN GELİRİNİ BİZ PAYLAŞALIM”
Ben size, ‘Açalım gözlerimizi, bakalım etrafımıza ve buna dur diyelim. Buna isyanımızı dile getirelim. Bu altın bizimse bunun gelirini biz paylaşalım’ diyorum.
Ne hale düştük? Bir emekli eskiden bir ev, bir araba alırken ikramiyesiyle, bugün aldığı ikramiyeyle kredi kartı borcunu ödüyor. Bu hale geldik. Fatih Kısaparmak’ın, ‘Bu adam benim babam’ diye meşhur şarkısı var. Şarkıda, ‘Altı çocuk büyütmüş, bir işçi maaşıyla’ der. Şimdi Fatih Kısaparmak bugün bu şarkıyı yeniden yazsa nasıl yazacak? Acaba, ‘Bu adam benim babam, 6 çocuğun eline bakıyor bir işçi maaşıyla’ diye mi yazacak. İş ona döndü artık. Bir işçinin 5 çocuğunu evlendirdiği Türkiye’den, 5 çocuğun bir babanın kirasını ödeyemediği Türkiye’ye döndük. Kendi kendine yeten Türkiye’den, el avuç açmış dünyadan tarım ürünü arayan, borçlanarak gıda ürünleri satın almaya çalışan ülkeye döndük. Biz bu hale geldik.
“BU SEÇİM İKTİDARA VE İKTİDARDAKİ MUHALEFETE YANLIŞLARINI YÜZLERİNE VURMA SEÇİMİDİR”
Şimdi ‘Ne alakası var yerel seçimle’ diyeceksiniz. Şu alakası var; bu seçimde eğer kaderinizin değişmesini istiyorsanız sizi yönetenlere, ‘Bu ülkede bizden başka bunu yönetemez’ diye size imaj çizenlere, ‘Bizim sizinle işimiz kalmadı’ demenin seçimidir bu seçim. Eğer bu seçimde de aynı şekilde bu sıkışmış siyasetin sonucu olarak hareket ederseniz, kaderimiz hiç değişmeyecek. Bakın bu seçimin önemi bu. Bu seçim iktidar sahiplerine ve muhalefetteki iktidar sahiplerine bir güç gösterme seçimidir, bir tepki koyma seçimidir, yaptıkları yanlışları yüzlerine vurma seçimidir. Daha bir yıl olmadı bir seçim yaşadık. O seçimi berbat etmiş olan bir muhalefet var, göz göre göre seçim kaybettiler. Bir tarafta da iktidar var, seçimin ertesi haftası doları yüzde 50 artırdı. Enflasyonu yalan rakamlarla hala yüzde 70’in altına düşüremediler. Hükümetin yalanları o kadar astronomik ki dünyada bizden kötüsü yok yalanlarına rağmen. Yalan söyleyeceksin bari ‘yüzde 10’ de enflasyona, ne olacak?
“ALTILI MASADAKİ BAZI PARTİLER ADAY YAPACAK İNSAN BULAMIYORLAR”
Biliyorsunuz bir altılı masa kuruldu. Toplumda ‘Altılı masaya girin’ girin diye bir talep vardı. Biz de sonucun bu olacağını bildiğimiz halde toplumdaki bu talep doğrultusunda ‘Bizi masaya alın’ dedik. Onlar bizi masaya almazken türlü türlü fitneler uydurdular, yalanlar söylediler. Kendileri değil ama medya aracılığıyla, sosyal medya aracılığıyla tırnak içinde tetikçiler aracılığıyla sahaya sürdükleri… Neymiş, bizim teşkilatlanma yapımız oluşmamış! BTP 20 senelik parti, 81 ilde teşkilatı var. Şimdi isim vermeyeceğim, seçim dönemine geldik, bize ‘Teşkilatı yok’ diyen partilerin neredeyse tamamı kapımızı aşındırıyor ve ‘Biz her yerde aday çıkaramıyoruz, gelin seçime beraber girelim’ diyor. Dün bize teşkilatlanmamış diyorlardı bunlar. Hani siz çok büyük partilerdiniz, bizi beğenmiyordunuz ama iş tek başına seçime girmeye gelince baktılar ki hepsinin altı boş. Türkiye’de siyasetin özeti bu.
“GELİN BİRLİKTE HAREKET EDELİM ÇOCUKLARIMIZI YARINLARA HAZIRLAYALIM”
İşte şu parti büyüktür, bunun bilmem nesi şöyledir, onun kaşı daha güzel, bunun arkasında bilmem kim var yalanlarıyla lütfen bu sefer sandığa gitmeyin. Ne için sandığa gidin biliyor musunuz? Yarınlarınızı düşündüğünüz için sandığa gidin. Günü kurtarmak için sandığa gitmeyin, çocuklarınızı kurtarmak için sandığa gidin.
“BAMBAŞKA YENİ BİR DÜNYA GELİYOR, GELİN ÇOCUKLARIMIZI O YARINLARA HAZIRLAYALIM”
Bambaşka bir dünya geliyor, isteseniz de geliyor istemeseniz de geliyor. Bu bambaşka dünyaya bu eski kafalı, dünün ideolojik saplantılarıyla birlikte kavga ederek, sizleri kandırıp sizden oy almaya çalışan insanlarla o yarına ulaşamazsınız. Eğer o günlere çocuklarınızı hazır etmek istiyorsanız bugünden bu değişime ayak uydurmak zorundasınız. Ben de bir kardeşiniz olarak diyorum ki; gelin birlikte hareket edelim, çocuklarımızı o yarınlara hazırlayalım.”
]]>