John Steinbeck’in yazdığı, çevirmenliğini Zeynep Avcı’nın üstlendiği oyunda, bu sezon yaşlı çiftlik çalışanı Candy’nin köpeğini, Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı ve eşi Dinçer Yılmaz Sigalı’nın sahiplendiği Şebo oynadı.
Sokağa terk edilen Şebo’nun sahneye uzanan yolculuğu, yaklaşık bir yıl önce yağmurlu bir günde Dinçer Yılmaz Sigalı’yla karşılaşmasıyla başladı. Sigalı’nın montuna sarıp eve götürdüğü Şebo sevimliliğiyle eşi Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı’nın da dikkatini çekti.
Kocaeli Şehir Tiyatrolarında sahnelenen “Fareler ve İnsanlar” oyunundaki “Dolores” rolü için yeni bir köpeğin arandığı dönemde provalara katılan Şebo rolü aldı ve sezon boyunca sahnelenen tüm oyunlarda Candy’nin köpeği olarak sahneye çıktı.
Tiyatroseverlerin en sevdiği oyunculardan biri haline gelen Şebo, gelecek sezon da sahnede olacak.
“Şebo oyun bitiminde fuayede seyirciyle buluşuyor”
Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı, AA muhabirine, oyun için köpek aradıkları dönemde Şebo’yu sokakta terk edilmiş halde bulduklarını söyledi.
Köpeği tiyatroya alıp provalara soktuklarını dile getiren Sigalı, çok akıllı olması, oyuncularla iyi anlaşması ve tüm komutları yerine getirmesi sayesinde onu oyuna dahil ettiklerini kaydetti.
Sigalı, Şebo’nun yaşlı çiftlik çalışanı Candy’nin köpeğini oynadığı aktararak, “Aslında romandaki köpek oldukça yaşlı ve biraz bakımsız bir köpek fakat bizim öyle bir olanağımız yok. Oyunun belli bir yerinde yaşlılığından dolayı daha fazla acı çekmesini istemedikleri için Şebo’yu öldürüyorlar. Oldukça çarpıcı ve çok duygusal bir sahnesi var.” diye konuştu.
Birinci perdenin sonlarına doğru Carlson’ın Dolores’i canlandıran Şebo’yu senaryo gereği sahne dışında öldürdüğünü anlatan Sigalı, “Seyirci çok üzülüyor bu duruma. Ciddi tepkiler oluyor. Ağlayanlar olduğunu biliyorum. Bundan dolayı da perde arasında seyirci arasında dolaştırıyoruz. Oyun bitiminde de fuayede seyirciyle buluşuyor Şebo.” ifadelerini kullandı.
Sigalı, Şebo’nun oyunculardan daha fazla ilgi çektiğine işaret ederek, “Oyunculardan daha çok tebrik alıyor. Şebo’yu görmek için bilet alan seyircimiz var. Fareler ve İnsanlar’ı belki üçüncü veya dördüncü defa izliyor. ‘Bu sefer de Şebo’yu izleyeyim’ diye gelen seyircimiz var.” dedi.
Şebo’nun bu sezonki oyunlarda sahne aldığını ve gelecek sezon da aralarında olacağını dile getiren Sigalı, “Sonra yeni bir maceraya atılıp belki sokakta mağdur olmuş başka bir köpeğimizi, can dostumuzu sahiplendireceğiz. Yani bir an önce yeni bir köpek bulalım, sahneye çıkaralım, seyirci onu sevsin, ondan sonra da sahiplendirelim gibi bir durumumuz var.” dedi.
Oyunun 8 yıldır repertuarlarında olduğunu ve kapalı gişe oynadıklarını belirten Sigalı, şöyle devam etti:
“Şebo bu rolde dördüncü oyuncumuz. İlk üç oyuncuyu sahiplendirdik. Her iki sezonda bir Fareler ve İnsanlar oyununda sokaktan, barınaktan bulduğumuz can dostlarımızı insanlarla buluşturup sahiplendiriyoruz. Belki de biraz hayatlarını kurtarıyoruz. Şebo’ya evde bakıyorduk eşimle bu sürede. Onu çok sevdik ve sahiplendik. Şimdi hem tiyatromuzun oyuncularından biri hem de bizim köpeğimiz olarak yaşamına devam ediyor.”
Sigalı, sokağa tek edilmiş çok sayıda canlı olduğuna dikkat çekerek, insanlara sokaktaki muhtaç hayvanları sahiplenme çağrısında bulundu.
“Şebo sayesinde köpek fobimi yendim”
Dinçer Yılmaz Sigalı da Şebo’yu bir yıl önce yağmurlu ve fırtınalı bir günde sokakta bulduğunu, boynundaki tasma izinden sokağa yeni terk edildiğini tahmin ettiğini anlatarak, “Dayanamadım, montumun içine soktum ve eve götürdüm. Yıkadım sonra eşime sokakta bir köpek bulduğumu söyledim. O da ‘Getir bir bakayım.’ dedi. Öyle başladı maceramız.” ifadelerini kullandı.
Şebo’nun rol arkadaşı tiyatro oyuncusu Cüneyt Gürbüz de geçmişte bir köpek tarafından ısırıldığını, bu nedenle rol kendisine teklif edildiğinde biraz tedirgin olduğunu kaydetti.
Gürbüz, Şebo’nun güzel huylu bir köpek olduğunu, onun sayesinde köpek fobisini de yendiğini dile getirerek, “İnanılmaz, çok keyifli bir partner. Sahnede ne yapacağını çok iyi bilen bir partner. Onunla oynamak benim için büyük bir keyif.” dedi.
]]>İlkadım Belediyesi sokakta kalan kimsesiz vatandaşları Şefkat Evi’nde ücretsiz ağırlayacak
SAMSUN – Samsun’un İlkadım Belediyesi tarafından hayata geçirilen “Şefkat Evi” ile birlikte ilçede sokakta kimsesiz vatandaşın kalmaması hedefleniyor. Kimsesizler için yapılan binada ücretsiz yemek, konaklama ve kıyafet hizmeti verilecek.
İlkadım Belediyesi tarafından açılan Ata Ocağı’nın ardından bir başka sosyal sorumluluk projesi olan Şefkat Evi de hayata geçirildi. Yapımı tamamlanan bina ile birlikte ilçede kimsenin sokaklarda barınmaması ve aç kalmaması hedefleniyor. 30 milyon TL’ye yakın maliyetle tamamlanan proje ile kimsesiz ve barınacak yeri olmayan vatandaşlara ücretsiz yemek, konaklama ve kıyafet hizmeti verilecek. Kimsesiz vatandaşlara kaybolmamaları için GPS takılacak ve topluma kazandırılmaları ve faydalı birey olmaları için de psikolog desteği sağlanacak.
“Bizim için kimsesizlerin kimsesi olmak çok önemliydi”
İkinci başkanlık dönemindeki en büyük hayalini hayata geçirmenin mutluluğunu yaşadığını belirten İlkadım Belediye Başkanı ve Adayı Necattin Demirtaş, “Çok duygulu anlar yaşadım. Bizim için burada kimsesizlerin kimsesi olmak çok önemliydi. Bu şehirde, yaşayan sahipsiz insanlara sahip çıktığımız bir mekan oluşturduk. Odalarımızda 4 kişi kalabileceği gibi ek kişi de kalabilir. Bu ihtiyaç sahibi, bu durumda olan insanların sayısına bağlı. Kadınlar ve erkekler ayrı kalacak şekilde planlama yaptık. İlçemizde en azından bundan sonra da sokakta sahipsiz insan kalmayacak. Bayan ya da erkek fark etmiyor. Bunlar burada kendi evlerinde gibi yiyecekler, içecekler, giyecekler, giyecekler de bizden, yatacaklar. Burada kalanların kollarına GPS takacağız. Burada bir mahkum gibi değil, bir misafir gibi kalacaklar. Gezecekler, dolaşacaklar, gelmezlerse nerede olduklarını tespit edip, buraya getireceğiz. Sokakta kalan insanların açlıktan ve soğuktan ölmelerine engel olacağız” dedi.
“Kimsesiz vatandaşları topluma kazandırmayı hedefliyoruz”
Kimsesizlere sadece barınak, yiyecek ve giyecek vermeyeceklerini, aynı zamanda psikolog ve diğer destekler ile topluma kazandırmaya da çalışacaklarının altını çizen Başkan Demirtaş, “Şefkat Evimizde psikologlarımız olacak. Kimsesiz vatandaşları topluma kazandırmayı da hedefliyoruz. Onu da başarırsak fevkalade bir iş yapmış olacağız. En kötü ihtimalle açlıktan ve soğuktan sokak köşelerinde ölmelerine izin vermemiş olacağız. Türk toplumu ve İlkadım halkı adına böyle bir sosyal sorumluluğu hayata geçirdik. Bu dönemde bayağı uğraştık. Pandemi ve birçok sıkıntıyı bir arada yaşadık. Bu sıkıntılara rağmen projelerimizi hayata geçirmek için büyük çaba sarf ettik. Şefkat Evi’nin arsa ve yapım bedeli 25 milyon TL’yi buldu. Bu bedelde iç donanım ve masraflar hariç. Burada güzel bir eser ortaya koyduk. Ülkemizde bir böyle bir şey yok. İnşallah diğer belediyelere örnek olur. İnşallah ülkemizin hiçbir yerinde sokaklarda sahipsiz insan kalmaz. Ayriyeten bu insanları topluma kazandırmaya da vesile olmak istiyoruz” diye konuştu.
“İlkadım’da kimsesiz kimse bırakmayacağız inşallah”
İlçede kimseyi kimsesiz bırakmamak için çabalayacaklarını ifade eden Demirtaş, ayrıca şunları söyledi:
“Şu anki planlama ile 40 kişiyi ağırlayabiliyoruz. Bu, ihtiyaca göre azalabilir ya da çoğalabilir. Şu anda odaları 4 kişilik planladık. Düz yatakları ranzaya dönüştürürsek, kapasite 2’ye katlıyor. Bizim derdimiz insanların sokakta kalmasını önlemek. İhtiyaç çok olursa, kapasiteyi de artırabiliriz. Hedefimiz sokakta kimsesiz insan bırakmamak. İlkadım’da kimsesiz kimse bırakmayacağız inşallah. Hedefimiz de o zaten. Şu anda da öyle olacağını umut ediyorum.”
Açılışın ardından vatandaşlar ve protokol üyeleri ile birlikte Şefkat Evi’ni gezen Başkan Necattin Demirtaş, zaman zaman duygu dolu anlar yaşadı.
]]>Antalya’da büyüyen Sonsöz, 1998’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğrenime geldiğinde kaldığı yurdun bahçesindeki kedilere bakmaya başladı. İlk başta bir iki kediyi besleyen Sonsöz, 4 yılın sonunda mezun olurken kendini yurdun bahçesinde onlarca kediye bakarken buluverdi.
Şu an edebiyat alanında doktora eğitimine devam eden Sonsöz, Kadıköy Feneryolu’ndaki dairesinde 10 kedisiyle yaşıyor. Sokakta beslediği ve bakımı yaptığı yaklaşık 30 kediye de adeta annelik yapan Sonsöz, yıllardır süren kedi sevgisini 17 Şubat Dünya Kediler Günü’nde AA muhabirine anlattı.
Günde 3 saatini kedilerin bakımına ayırıyor
Sonsöz, ailesindeki hayvan sevgisi nedeniyle evlerinde hep kedi ve köpek beslendiğini ancak annesi eve ilk kez kedi getirdiğinde çok korktuğunu hatta hayvana hiç dokunamadığını kaydetti.
Üniversitede okurken ilk başta korkup kedilere dokunamadığını belirten Sonsöz, “Sadece onları gözlemliyordum. Sonra sanat tarihi hocam kedilere olan bu ilgimi görünce bana yavru bir kedi hediye etti. Yıl 2000’di. Bu kediyle birbirimize tam alışmıştık ki bir araba çarptı. Bu beni çok üzdü. Sonra sokaktaki kedilere hassasiyetim daha çok arttı. Mama, ilaç ve bakım ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmeye başladım. Bu acı tecrübeden sonra sokakta rastladığım gözü göremeyen, ayağı sakat olan kedilere sahip çıkmaya başladım.” ifadelerini kullandı.
Sonsöz, günün en az 3 saatini evde ve sokaktaki kedilere ayırdığını dile getirerek, “Şu an evde 10 kedim var. Evim 3+1, yarısını kedilere ayırdım. Sabah kalktığımda ilk olarak evdeki kedilerin bakımını, temizliğini yapıyorum, sonra onların karnını doyuruyorum. Ardından sokağa çıkıyorum, yaklaşık 30 kedinin beslenmesini sağlıyorum. Bu işlemi günde iki kez yapıyorum. ‘Evde bu kadar çok kedinin olması hijyen sorunu yaratmıyor mu?’ şeklinde sorulara sıkça maruz kalıyorum ama gerekli hijyen sağlanınca sorun olmuyor.” diye konuştu.
“Hayvanın sorumluluğunu alacağına inanmayanlar bu işe adım atmamalı”
Herkesin hayvanları sevmesini beklemediğini ancak onların yaşam hakkına saygı duyulması gerektiğini vurgulayan Sonsöz, “Sokak hayvanlarının hakları ve korunması noktasında belediyelere çok görev düşüyor. Osmanlı ve Türk medeniyetinde hayvan hakları ve sevgisi çok kıymetlidir. Kuşlar için bile evler yapan bir medeniyetin torunlarıyız. Sokak hayvanlarının varlığı insanların göstereceği merhamet ve saygıdan geçiyor. ” dedi.
“Dünya Kediler Günü” vesilesiyle bir mesaj vermek istediğini aktaran Sonsöz, şöyle devam etti:
“Kedileri ponçik hayvanlar olarak görüp eve alıp sonra sokağa bırakmak çok acımazlık. Bunlara heveskar tipler diyoruz. İnsan sorumluluk alabilen bir varlıktır bu nedenle aciz olanı ezmek yerine onun yaşam hakkına saygı duymalıdır. Bir hayvanın sorumluluğunu alacağına inanmayanlar bu işe adım atmamalıdır. İnsanların kedi ve köpekleri görsel açıdan daha cazip hale getirmek için faklı cinsler arasında çiftleşmeler yapmasının da çok acımasız olduğunu düşünüyorum. Cins hayvan üretiminin durdurulması lazım.”
“Kısırlaştırma şu an en masum ve en kalıcı çözüm”
Hande Sonsöz, sokak hayvanları ile ilgili kısırlaştırmanın şu an en masum ve en kalıcı çözüm olduğunu aktararak, vatandaşların şikayetiyle sokak hayvanlarını toplayan yerel yönetimlerin kısırlaştırma konusunda yetersiz kaldığını dile getirdi.
Hayvanlarla insanlar arasında bir duygu bütünlüğü olduğunu belirten Sonsöz, “Hayvanlar ruhunuzu okşuyor, sizi rahatlatıyor, halinizden anlıyor. Her şeyden önce bir can taşıyor, üzülüyor hatta ağlıyorlar. Ailelerin küçük yaştan itibaren çocuklarına bir hayvan edindirmesi lazım. Hayvan edinmek çocuklarda merhamet ve sorumluluk duygularının gelişmesini sağlıyor. Paylaşmayı, bencil olmamayı öğreniyor.” dedi.
Zaman zaman karşısına hayvanlara kötü davranan insanların çıktığını belirten Sonsöz, bu insanlar yüzünden sokakta bakımını yaptığı birçok hayvanın öldüğünü anlattı.
]]>