Türkiye ve Somali arasında 2011 yılı itibari ile gelişen ilişkiler “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması” ile yeni bir aşamaya geçti. Somali’nin son yıllarda devlet inşası noktasında Türkiye’nin savunma alanında gerçekleştirdiği yatırımların tamamlayıcısı olarak görülen bu anlaşmanın arka planında iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler yer alıyordu. Somali’nin sınırları içinde güvenliğini sağlaması için 2017 yılında kurulan Türkiye Somali Görev Gücü Misyonu (TÜRKSOM) ile Türkiye, Somali ordusunun önemli kısmını eğitti.
Akdeniz Havzası ve Afrika Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AKAF) Müdürü Doç. Dr. Yunus Turhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılında başbakanken Somali’ye yaptığı ziyaretin önemine dikkat çekerek, 2017’de stratejik ortaklığa evrilen ilişkilerin 8 Şubat’ta imzalanan anlaşma ile yeni bir seviyeye çıkmış olduğunu söyledi. İki ülke arasında yapılan anlaşmanın üçüncü ülkelere yönelik olmadığını aktaran Doç. Dr. Turhan, Türkiye ile Somali’nin bölgesel güvenlik anlamında barış inşa edici misyonunu daha görünür kılacağını kaydetti.
“Türkiye’nin Somali ordusuna vereceği destek Somali’nin kendi ayakları üzerinde durması için çok önemli”
Türkiye ve Somali arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması’nın Somali’nin kendi ve bölgesel güvenliğini tesis edeceğine vurgu yapan Turhan, anlaşma içeriğinde üç temel temanın olduğunu belirterek, “Birincisi, olayın ekonomik boyutu. Zira Somali münhasır ekonomik bölge içerisinde, halihazırda ekonomik zorluklarla yüzleşen bir ülke. O yüzden deniz kaynaklarının Somali ekonomisine kazandırılması, Somali’nin gelişmesi için hayati önem arz ediyor. Bölgede halihazırda yürütülen kaçakçılıkla mücadelede de Türkiye’nin bu yaptığı anlaşma önemli bir rol oynayacak. Zira korsancılıkla mücadele, kaçak balıkçılıkla mücadele veya bölgedeki doğal zenginliklerin Somali ekonomisine kazandırılması aslında bu madde içerisinde görebiliyoruz. Bölgede Somali’nin kendi savunma kapasitesini geliştirmesi de bu mevcut anlaşmanın ikinci boyutu olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü 2007 yılında kurulan Afrika Birliği Somali Misyonu Kuvveti, kısa acıyla AMİSOM, 2022 yılında yerini Afrika Birliği Geçici Somali Gücü’ne devretmiş. O da bu yılın sonu itibarıyla Somali’den ayrılacak bir güç. O yüzden Somali ordusunun kendi milli gücünü, kapasitesini geliştirmesi ve terörle mücadelede de bu mevcut kapasitesinin artırılması hayati önem arz ediyor. O yüzden Türkiye’nin Somali ordusuna bu bağlamda vereceği destek, Somali’nin kendi ayakları üzerinde durması ve devlet bütünlüğüne, toprak bütünlüğüne zarar verebilecek hamlelerin bertaraf edilmesi için de çok önemli” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Afrika ülkelerine ihraç ettiği İHA ve SİHA’lar hayati önem taşıyor
Türkiye’nin 2017 yılı itibari ile Afrika politikasında savunma alanı boyutunu ilişkilerini sürdürdüğünü belirten Turhan, bu gelişen ilişkilerin sahada önemli yansımalarının olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi:
“Bugün Afrika’daki 19 ülkede Türk askeri ateşesi mevcut. Bu önemli bir ayrım. Bugün 30 farklı Afrika ülkesi ile Türkiye arasında savunma ve güvenlik alanında işbirliği yapıldı ve bu ülkelerden bazıları Türkiye’den insansız hava aracı aldı veya alma noktasında da girişimleri bulundu. Bu ülkelerin kendi askeri kapasitesini geliştirme, terörle mücadelesine katkı sunması için Türkiye’nin sağlamış olduğu insansız hava araçları ve diğer askeri teçhizatlar hayati önem arz ediyor. Türkiye’nin mevcut askeri kapasitesinin sunduğu imkanlar hem kapasite anlamında hem fiyat anlamında batılı muadillerine nazaran çok daha efektif. Bu da Afrika ülkeleri nazarında önemli bir ayrıştırıcı faktör olarak kabul görüyor ve Türkiye’ye yönelik çok yoğun bir talep var. 2021 yılında İstanbul’da gerçekleşen Türkiye Savunma İşbirliği Zirvesi’ne Afrika’dan çok üst düzey katılım olmuştu ve bütün Afrika ülkelerinin son yıllarda Türk savunma alanına yönelik ilgisini de bu minvalden okuyabiliriz.”
“Afrika ülkeleri artık Batı’ya bağımlılıktan kurtulma ve alternatif ortak bulma noktasında çok gayret ettiler”
Afrika ülkelerinin Batı’ya bağımlılığını bitirerek, çeşitli ortaklıklar noktasında Türkiye’yi bir partner olarak gördüğünü dile getiren Turhan, “Afrika ülkelerinin son yıllarda en büyük mücadelesi kolonyal mirasın ortadan kaldırılmasına yönelik olması. En son Mali, Çad, Burkina Faso özelinde baktığımız zaman Fransa’nın ülkedeki varlığına yönelik yeni iktidarların önemli bir hamlesi var. Bu bağlamda Afrika ülkeleri artık Batı’ya bağımlılıktan kurtulma ve alternatif ortak bulma noktasında çok gayret ettiler. O yüzden Türkiye’nin sunduğu bir imkan aslında bir alternatif sunuyor. İkincisi ve bence en önemlisi. Türkiye’nin Afrika ile yapmış olduğu savunma işbirliği anlamında ‘know-how’ dediğimiz bilgi transferi de var. Yani Türkiye tek taraflı gidip ürünlerini satmıyor. Aynı zamanda Afrika’nın kendi askeri kapasitesinin geliştirilmesine yönelik teknoloji transferi ve bilgi transferi yapıyor” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin Afrika’yla ilişkisinin çok kadim bir geçmişi olduğunu dile getiren Turhan, “Osmanlı döneminden alabileceğimiz, hatta daha eskiye gidecek olursak, Tolunoğulları Devleti döneminden bilfiil gelen bir ilişki yapımız var. Türkiye’nin Afrika’ya ilgisi aslında bu tarihsel ortak hafızayı yeniden canlandırmak bağlamında önemli. Afrika’da kolonyal geçmişi olmayan bir aktör olarak Türkiye’nin Afrika’da varlığı Afrika ülkelerinde devlet yöneticilerinde hatta daha önemlisi halk nazarında çok önemli bir karşılığı var. Çünkü Türkiye ‘kazan kazan’ ilkesi ve ‘birlikte kalkınalım’ politikası çerçevesini Afrika’ya yaklaşıyor. O yüzden ciddi bir Türkiye’ye yönelik sempati söz konusu. Türkiye’nin yapmış olduğu hamleler, Afrika ülkelerinin kalkınması, kendi ayakları üzerinde durması noktasında önemli bir görev ihtiva ediyor. Zira Afrika ülkeleri son yıllarda özellikle yeniden Afrika veya Afrika’nın kendi öznel bilincini geliştirebilecek ilişki modeli arzuluyorlar ki Türkiye bu minvalde bir ilişki modeli izliyor. Ayrıca Türkiye’nin Afrika’daki mevcut diplomatik varlığı önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bugün halihazırda 44 Afrika ülkesinde diplomatik temsilciliğimiz var. Türk Hava Yolları’nın Afrika’daki 60’dan fazla noktaya uçuşu, Afrika’yı kendi içinde birbirine, Afrika’yı da aynı zamanda dünyaya bağlıyor. Bu bağlamda kültürel bir etkileşim inşa ediyor. TİKA, YTB gibi kurumlarımızın Afrika’nın kendi halkına yönelik yapmış olduğu katkıları takdire şayan. Bunların hepsini üst üste koyduğumuz zaman Türkiye-Afrika ilişkileri her geçen yıl derinleşerek ilerliyor ve uzun vadede de Afrika ülkeleri için Türkiye çok önemli bir stratejik ortak olacak. Hem Türkiye hem de Afrika’nın küresel sistem içerisinde ağırlığını arttırabileceği yeni bir ilişki modeli gelecekte bizi bekliyor diyebilirim” diye konuştu. – ANKARA
]]>Anlaşmanın jeopolitik önemi ise 1 Ocak’ta Etiyopya’nın Somali’den ayrılmaya çalışan Somaliland ile deniz üssü kurma amaçlı imzaladığı anlaşmaya yanıt olarak imzalanması. Türkiye’nin bu anlaşmayla, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgenin en önemli sorunlarından birinin parçası haline geldiği yorumları yapılıyor.
Somali, dünyanın en yoksul ülkelerinden. Türkiye ve Batılı ülkelerin de “terör örgütleri” listesindeki Eş-Şebab başta olmak üzere radikal bazı örgütlerin varlık gösterdiği ülkede merkez hükümet güvenlik sorununu çözemiyor. Somali, Türkiye’nin 2011’den bu yana siyasi, ekonomik ve askeri olarak en çok yatırım yaptığı ülkeler arasında.
2011’de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Somali’ye yaptığı ziyaretle başlayan bu ilgi, hem Türkiye’nin Afrika açılımının önemli bir adımı oldu, hem de Ankara’nın “insani diplomasi” adını verdiği ve ilerki yıllarda daha da geliştireceği anlayışın ilk örneğini oluşturdu.
Türkiye, Somali’yi yeniden ayağa kaldırmak için eğitim, sağlık ve ekonomi alanlarında önemli altyapı yatırımlarında bulundu ve ülkenin “terörle mücadele” edebilmesi için askeri eğitim ve iş birliği adımlarını attı.
Türkiye ve Somali arasında 2012’de imzalanan Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması kapsamında Somali silahlı kuvvetlerine teknik destek ve eğitim veren Türkiye, Mogadişu’da TÜRKSOM olarak bilinen geniş bir askeri üssü sahip.
Somali Türk Görev Kuvveti Komutanlığı bu üste 2017’den bu yana görev yapıyor. Türkiye Büyükelçiliği, Türk askeri üssü ve Türkiye’nin inşa edip işlettiği diğer birçok kurum zaman zaman Eş-Şebab örgütünün hedefleri arasında yer alıyor.
Askeri ilişkide yeni bir aşama
İki ülke arasındaki askeri ve güvenlik işbirliğini yeni bir aşamaya çıkaran anlaşma, 8 Şubat’ta Ankara’da imzalandı. İki ülke savunma bakanları Yaşar Güler ve Abdulkadir Muhammed Nur, Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması’na imza attı. Türk yetkililer, anlaşmanın Somali tarafından talep edildiğini kaydetti.
Güler, anlaşmanın imzalanmasının ardından yaptığı açıklamada, ikili askeri işbirliğini daha da güçlendirme kararlılığında olduklarını belirterek, “Bugün imzaladığımız Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması’nın ikili askeri ilişkilerimizin daha da gelişmesine vesile olacağına yürekten inanıyorum. Somali vatan sevgisiyle dolu gençlerini eğitmek suretiyle hazırladığı Gorgor Taburları ile milli ordu oluşum sürecinde önemli bir başarı elde etmiş ve Afrika coğrafyasında önemli bir rol model olmuştur” dedi.
Türkiye ile Somali arasında atılan bu imzanın önemi, anlaşmanın Somali hükümeti tarafından 21 Şubat’ta onaylanmasının ardından Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından da 22 Şubat’ta imzalanarak yürürlüğe girmesiyle ve anlaşmanın içeriğinin kamuoyuna yansımasıyla anlaşıldı.
Somali sularına 10 senelik koruma
Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre, Mogadişu’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mahmud, Türkiye ile yapılan anlaşmanın Somali’de terörizm, dış tehditler, korsancılık ve yasa dışı balıkçılıkla mücadele ile kıyıların korunmasını ve deniz kaynaklarının geliştirilmesi gibi konularda iş birliğini kapsadığını kaydetti.
İki ülke arasında ortak bir deniz kuvvetleri oluşturulacağını açıklayan Mahmud, bu kuvvetlerin, Somali sularını 10 yıl boyunca koruyacağını ve deniz kaynaklarının gelişmesine katkı sağlayacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Mahmud, anlaşmanın Etiyopya veya başka bir ülkeye yönelik düşmanca bir amacı olmadığını kayda geçirerek, Türkiye ve Somali arasında atılan bu adımın bölgede nasıl algılandığına ilişkin bir ipucu da vermiş oldu.
Anlaşmanın uygulanabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da onaylanması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanması gerekiyor. Anlaşma, henüz Türk tarafınca Meclis’e gönderilmedi.
Etiyopa ve Somaliland’in anlaşmasına yanıt mı?
Somali ile Türkiye arasında yapılan anlaşmanın zamanlaması ve Somali’nin hiç vakit geçirmeden anlaşmayı onaylayıp yürürlüğe sokmasının en önemli nedeni, komşusu Etiyopya’nın uluslararası hukuka göre Somali topraklarının bir parçası olan ama son 30 yılda kendi özerk yönetimini geliştiren Somaliland ile 1 Ocak’ta imzaladığı anlaşma oldu.
İkili işbirliği protokolü olarak kamuoyuna duyurulan anlaşmaya göre, Kızıldeniz’e kıyısı olmayan Etiyopya, Somaliland’ın Berbera Limanı’nı kullanabilecek. Etiyopya’nın anlaşma uyarınca, kiralanmış bir askeri üsse erişim sağlayacağı da belirtiliyor. Birleşmiş Milletler’in yanı sıra hiçbir ülke tarafından tanınmayan Somaliland’ın Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “50 yıl boyunca sürecek bir kiralama sözleşmesi karşılığında Etiyopya donanmasına 20 km deniz erişiminin sağlanacağını” duyurdu.
İçeriği açıklanmayan anlaşmada, Etiyopya’nın Somaliland’i tanıyabileceğine ilişkin bir maddenin de yer aldığı iddia edildi.
Somali’nin sert tepki gösterdiği anlaşma, uluslararası toplum tarafından Kızıldeniz’de gerilimi artıracağı nedeniyle soğuk karşılandı. Türkiye de 4 Ocak’ta yaptığı yazılı açıklamada, Etiyopya ile Somaliand arasındaki mutabakatı endişeyle karşıladığını duyurmuştu.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, bir soruya yanıt olarak yaptığı açıklamada, “Somali Federal Cumhuriyeti’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlılığımızı tekrar teyit ediyoruz. Bu durumun, uluslararası hukukun bir gereği olduğunu vurguluyoruz. Geçmişte olduğu gibi bugün de Somali ile Somaliland arasındaki anlaşmazlıkların doğrudan müzakereler yoluyla ve Somalililer arasında çözümlenmesini arzu ediyor ve bu yöndeki girişimlere yönelik desteğimizi yineliyoruz” demişti.
Bölgede gerginlik artıyor
Etiyopya ile Somali’nin karşılıklı adımları, bölgesel gerginliğin daha da artmasına neden oldu. Yemen’eki isyancı Husilerin İsrail’e destek verdiğini savunduğu ülkelerin ticari gemilerine saldırması nedeniyle son dönemde bölgesel gerilimin önemli adreslerinden olan Kızıldeniz’in şimdi de Etiyopya ile Somali arasındaki bir çatışmaya sahne olmasını uluslararası toplumun kaygılarını daha da artırıyor.
ABD, Çin ve önde gelen Avrupa ülkeleri, yaptıkları açıklamalarda Etiyopya ile Somali arasındaki sorunun diplomatik yollarla çözümü için çağrıda bulundular. Washington, sorunun daha da büyümemesi için her iki tarafla da temasa geçti.
Etiyopya ve Somali hükümetleri, savaş başlatmak gibi bir niyetlerinin olmadığını söylemesine karşın gerilimin daha da artması durumunda nasıl bir durumun ortaya çıkacağı kestirmek uluslararası toplum açısından da zor görünüyor.
Etiyopya’dan Türkiye-Somali anlaşmasının onaylanmasına ilişkin resmi bir açıklama gelmedi. Somaliland yetkililerinden ise “Mogadişu, Türkiye ile ve hatta Mısır’la da anlaşma imzalarsa, Etiyopya ile imzaladığımız anlaşma uygulanacaktır” şeklinde açıklamalar yapıldı. Bölgeyi takip eden bazı haber siteleri, Somali’nin Mısır ile de benzer bir anlaşma imzalamak istediğini bildirdi.
Ankara-Mogadişu anlaşmasına bir tepki de Eş-Şebab’dan geldi. Örgütten yapılan açıklamada, anlaşmanın “yasa dışı” olduğu belirtildi. Eş-Şebab’a göre ca anlaşma, “Türkiye’nin bölgedeki hegemonik hırslarının yeni bir yansıması”.
]]>TÜRK Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda oylanarak kabul edildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda okundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e gönderilen tezkerede, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemlerine karşı, 2008-2021 yılları arasında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının alındığı belirtildi. Tezkerede, TBMM’nin 10 Şubat 2009 tarihli ve 1355 sayılı kararıyla, TSK unsurlarının söz konusu bölgede görev süresinin 1 yıl uzatıldığı hatırlatılarak, “Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurları konuşlandırılmak suretiyle, bölgede seyreden Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafaza edilmesi, uluslararası toplumca yürütülen deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle müşterek mücadele harekatlarına aktif katılımda bulunulması, anılan bölgelere yapılan insani yardım faaliyetlerine destek verilmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının harekat etkinliğinin ve bölgeye ilişkin tecrübesinin artırılması sağlanmış, bu alanda ilgili ülkelerle işbirliğinin sürdürülmesine yönelik milli politikanın desteklenmesi ve BM sistemi içinde, bölgesel ve küresel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
Türkiye’nin, deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadelede uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine önem verdiği, bu alanda yürütülen çabaları en başından beri desteklediği ve BM, NATO, Avrupa Birliği ile Uluslararası Denizcilik Teşkilatı bünyesindeki çalışmalara aktif olarak katıldığı belirtilen tezkerede, “Bu yaklaşım doğrultusunda ülkemiz, BM Güvenlik Konseyinin 16 Aralık 2008 tarihli ve 1851 sayılı kararı çerçevesinde kurulan Somali Açıklarında Deniz Haydutluğuyla Mücadele Temas Grubu’nun çalışmalarına kurucu üye olarak iştirak etmiştir. TSK deniz unsurları, 2009-2016 yılları arasında yürütülen NATO’nun Okyanus Kalkanı Harekatı’na ve 2009 yılından bu yana Birleşik Deniz Kuvvetleri bünyesinde oluşturulan Birleşik Görev Kuvveti-151’e (CTF-151) dönemsel olarak firkateyn/korvet ile katılmıştır. Ülkemiz, 2009-2020 yılları arasında 6 defa CTF-151 Komutanlığı görevini üstlenmiş olup 24 Temmuz 2024 tarihinde söz konusu görevi yeniden devralacaktır” denildi.
TSK deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerdeki görevlendirilme süresinin 10.02.2024 tarihinde sona ereceği bildirilen tezkerede, “Bu mülahazalarla; gereği, kapsamı ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, TSK deniz unsurlarının bölge ülkelerinin karasuları dışında olmak üzere Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele amacıyla görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Anayasa’nın 92’inci maddesi uyarınca 10 Şubat 2024 tarihinden itibaren bir yıl süreyle izin verilmesi hususunda gereğini bilgilerinize sunarım” ifadeleri kullanıldı.
‘BU TEKLİFİ OLUMLU KARŞILIYORUZ’
Tezkere okunduktan sonra Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca tarafından milletvekillerine partilerinin grupları adına söz verildi. Partisi adına söz alan TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu, ticari gemilere yönelik Kızıldeniz üzerinden artan saldırıların küresel deniz ticaretini ciddi şekilde etkilediğini ve global ölçekte büyük problemlere yol açtığını söyledi. Kızıldeniz’in küresel ticarette çok önemli bir rolü olduğuna dikkat çeken Karaismailoğlu, dünya ticaretinin yüzde 12’sinin bu rota üzerinden gerçekleştirildiğini bildirdi. Karaismailoğlu, Türkiye’nin, deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadelede yürütülen çalışmaları en başından beri desteklediğini ve bu anlamda yürütülen çalışmalara da aktif olarak katıldığını söyledi. Bölgenin, küresel deniz ticareti açısından büyük önem taşıdığını belirten Karaismailoğlu, “Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz taşımacılığı rotası bu bölgeden geçip Süveyş Kanalı’na ulaşmaktadır. Ülkemizle de Uzak Doğu arasındaki deniz ticareti bu rotayı kullanmaktadır. Deniz haydutluğuyla mücadele amacıyla oluşturulan görev gücünün başarısı ortada olup, deniz ticaretinin sürekliliği açısından ülkemizin söz konusu oluşumunda yer almaya devam etmesinin son derece önemli olduğu görüşündeyiz. Aziz milletimizin yüce menfaatini müdafaa etmek ve terörün her türlüsüne karşı sergilemekte olduğumuz güçlü tavrı korumak adına, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu ve deniz terörizmiyle mücadele amacıyla görevlendirilerek üstlenmiş olduğu görevi 1 yıl süreyle uzatacak olan bu teklifi olumlu karşılıyoruz” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından söz konusu tezkerenin oylanmasına geçildi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi, yapılan oylamanın ardından Genel Kurul’da kabul edildi.
]]>