Bayındır ilçesindeki bir ortaokulda öğrenim gören 12 yaşındaki N.T., iddiaya göre okulda görev yapan Fen Bilgisi Öğretmeni F.Ş. (53) tarafından şiddete maruz kaldığını ve taciz edildiğini ailesine söyledi. Babasının gözetiminde halaları ile yaşayan N.T.’nin durumu bildirmesi üzerine aile, öğretmen hakkında suç duyurusunda bulundu.
Daha önce de aynı suçtan soruşturma geçirmiş
N.T.’yi taciz ettiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunan aile, Fen Bilgisi Öğretmeni F.Ş.’nin 8 yıl önce benzer suçlamayla soruşturma geçirdiğini öğrendi. F.Ş.’nin Bayraklı ilçesindeki bir ortaokulda da taciz suçlamasıyla hakkında soruşturma açıldığı, daha sonra da görev yeri değişikliği yapılarak Bayındır ilçesindeki okula tayin edildiği öğrenildi.
Açığa alındı, soruşturma sürüyor
Yapılan suç duyurusunun ardından ifadesi alınmak üzere emniyete götürülen F.Ş., buradaki işlemlerinin ardından sevk edildiği mahkeme tarafından serbest bırakıldı. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü de, suçlamanın ardından olayla ilgili inceleme başlatıldığını ve soruşturma nedeniyle F.Ş.’nin açığa alındığını bildirdi.
“Olayın peşini asla bırakmayacağız
N.T.’ye bebekliğinden itibaren bakan ve birlikte yaşadıkları kuzeni Elif Özsüer, olayın peşini bırakmayacaklarını söyledi. Özsüer, “N.T., bebekliğinden itibaren bizimle ve ona biz bakıyoruz. 5 Nisan günü öğretmenine soru sorarken kuzenim öğretmeni tarafından şiddete ve tacize maruz kalıyor. Öğretmenin o gün okulda dersi olmamasına rağmen okulda bulunduğunu öğrendik. Öğretmen tokat attıktan sonra kuzenimin arkasına geçerek kendisini taciz etmiş. Kuzenim bunu daha sonra bize anlattığında da önce okula gidip öğretmeniyle görüşmek istedik; ardından da suç duyurusunda bulunduk. Daha sonra yaptığımız araştırmada, öğretmen F.Ş.’nin Bayraklı’da da benzer bir olay yüzünden soruşturma geçirdiğini, daha sonra Bayındır’a tayin edildiğini öğrendik. Öğrencileriyle sürekli yakınlaşan, elle temas eden bir öğretmen olduğunu öğrendik ve biz bu adamın başka bir yerde görev yapmasını istemiyoruz. Gerekli suç duyurusunda da bulunduk ve olayın peşini bırakmayacağız” dedi.
“Tutuklanmasını istiyoruz”
N.T.’nin eniştesi Anıl Yavuz Özsüer ise F.Ş.’nin tutuklanmasını istediklerini belirterek, “Biz ailesi olarak bu işin peşini asla bırakmayacağız. Duyduğum ilk dakika itibariyle zaten bütün ailemiz çökmüş durumda. N.T., bizim çocuğumuz gibidir. Bu durumu ilk esnada kendisinden duyduğumuz zaman okula gidip bir araştırmada bulunduk. Zaten öğretmenin daha önce farklı aynı sebeplerden dolayı başka bir okuldan bu okula sürgün edildiğini öğrendik. Bu zaten bizim için daha çok acı veren bir durum. Yarın öbür gün bu durumun başka bir çocuğun başına da gelme riskini de taşıyor. Benim sadece anlamadığım bir nokta var; hala neden bu şekilde dosyası açık olmasına rağmen bu kişinin dışarıda serbest bir şekilde, geziyor. Biz devletimizden destek bekliyoruz bu konu hakkında. En yakın zamanda da çözülmesini istiyoruz. Uyku uyuyamıyoruz çünkü. Bize iftira diyor ancak, daha önceki olayda mı iftiraydı? Biz bu öğrencilerin, mağdur olan öğrencilerin hepsinin arkasındayız ve peşini asla bırakmayacağız” açıklamasında bulundu.
“Adalet yerini bulacak”
Olayla ilgili açıklama yapan öğretmen F.Ş. de, “Şu anda soruşturma aşamasında olan bir konu ile ilgili herhangi bir açıklama yapmamın doğru olmaz. Olay netleştikten ve adli ve idari soruşturmalar tamamlandığında adaletin yerini bulacağına olan inancımızı dile getirmek isteriz” sözlerine yer verdi. – İZMİR
]]>Çetin, İl Başkanlığında düzenlenen basın toplantısında, 12 Nisan’da meydana gelen; tüm Türkiye’nin ve hatta dünyanın gündemine düşen elim bir teleferik kazası yaşadıklarını söyledi.
Tespit edilen büyük ihmalkarlıkların sonucu, çok büyük bir kazayla sarsıldıklarını belirten Çetin, “23 saatlik kurtarma çalışmasını cansiperane gerçekleştiren helikopterlerimiz ile aralıksız tahliye çalışmalarını yürüten bir kişinin bile burnu kanamadan tamamlanan, dünyanın gıpta ile izlediği bu kurtarma çalışmasına her türlü desteğini, bilgisini, gücünü ortaya koyan birimlerimize teşekkür ederiz.” diye konuştu.
Çetin, kazayı başından itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yakından takip ederek bütün destek sağladıklarını vurguladı.
“Bu siyasi olay değil, teknik bir soruşturma”
Bu kazanın sıradan, basit bir kaza olmadığını dile getiren Çetin, “Dünya gündemine düşmüş 1 vefat, 7 yaralı ve 174 vatandaşın 23 saat kurtarma operasyonuyla tamamlanan, çok ağır çok ihmal zincirlerinin olduğu; derinlemesine araştırılması, soruşturulması gereken, siyasi tarafı olmaksızın soruşturulması gereken siyasi alana çekilmemesi gereken büyük bir kaza.” ifadelerini kullandı.
Çetin, 2017 yılında hizmete giren söz konusu tesisin Antalya’da 7 yıldır hizmet verdiğini belirterek şöyle devam etti:
“7 yıldır çalışan bu tesisin yaklaşık 6,5 yıldır genel müdürlüğünü, yaklaşık 2 ay öncesine kadar 31 Mart’ta Kepez Belediye Başkanı seçilen Mesut Kocagöz yapmaktadır. Bunu da birisini karalamak, suçlamak için değil, bir hakikati de ortaya koymak için söylüyorum. Bu olaydan sonra muhalefetin algı yürütme olayı, farklı yöne çekmeye çalışmasını da göz ardı edemeyiz. Bu olayda savcılık makamı soruşturmayı yürütür, hakim kararını verir. Bu siyasi olay değil, teknik bir soruşturma sonrası adli bir olaydır. CHP ısrarla bu soruşturmayı genel başkandan, genel başkan yardımcılarına, parti yöneticilerine kadar siyasi alana çekmeye, adli makamların üzerinde baskı oluşturmaya, siyasi bir malzeme gibi göstererek kendilerince kullanmaya çalışmaktadır. Burada bir kaza vardır, soruşturma vardır, gözüken ihmal vardır, aksaklıklar vardır, kusurlar vardır, hatalar, hatalılar vardır.”
Soruşturmaların ardından 13 kişi hakkında gözaltı kararı alınıp ifadelerine başvurulduğunu ve raporların delillerle değerlendirildiğini belirten Çetin, olayda ilk tespitlere göre 5 kişinin tutuklu yargılanmasına karar verildiğini ve bunun bir yargı kararı olduğunu vurguladı.
İddialara göre 3 ay sürmesi gereken bakımların 15 günde yapıldığını, ağır bakımla ilgili firmanın 159 parçada değişim talep ettiğini anlatan Çetin, buna karşılık Büyükşehir Belediyesi şirketinin (ANET) 19 parçayı değiştirdiğine dikkati çekti.
Çetin, sözlerine şöyle devam etti:
“Görüldüğü gibi daha birçok ihmallerin olduğu ortada iken Cumhuriyet Halk Partisi kadroları hem karışıklık çıkarmak hem de kendileri için mağduriyet devşirme derdindedirler. Siyasi operasyon yapıldığını iddia eden Cumhuriyet Halk Partisi ve siyasi operasyon yapmaya kendince çalışan yine Cumhuriyet Halk Partisinin kendisidir. ANET Genel Müdür Yardımcısı ve diğerleri tutuklanınca ses çıkarmayan Cumhuriyet Halk Partisi, hakimin kararına karşı işi siyasi şova dökerek mağduriyet algısı oluşturmaktadır. Her zaman ki Cumhuriyet Halk Partisinin yaptığı bir iştir. Hangi parti olursa olsun, belediye başkanı olması kimseyi yargı önünde ayrıcalıklı yapmaz. Kaldı ki belediye başkanlığı ile ilgili bir durum söz konusu değil. Yeni bıraktığı ANET Genel Müdürlüğü göreviyle ilgili bir durum söz konusudur. Verilen karar siyasi diyerek aslında vefat eden, yaralanan ya da uzun süre mahsur kalan vatandaşlara, ailelerine saygısızlık yapıldığının farkında olmalıyız. Teleferiğin bakımını yapamayanlar bunlar, kurtarma ve eylem planı yapamayanlar bunlar, kararı veren yargı ama suçlamaya çalıştıkları AK Parti’dir. Yazık gerçekten yazık.”
AK Parti’nin bıraktığı yatırımların dahi bakımını yapamadıklarının belirten Çetin, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve ANET’in aciz duruma düştüğünü savundu.
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği iddia edilen ve sosyal medyada paylaşılan para sayma görüntülerine ilişkin yürütülen soruşturma devam ediyor.
Bu kapsamda bugün CHP Parti Meclisi üyesi Turgay Özcan’ın savcılıkta verdiği ifadesinde, şüpheli Serkan Çebi’nin dostu olduğunu, söz konusu bağışların bir kısmına makbuz kesildiğini ancak hangi bağış karşılığında, kime ne kadar bağış makbuzu verildiğini bilmediğini belirtti.
O dönem Parti Genel Saymanlığından kendisinin de başkanı olduğu CHP Küçükçekmece İlçe Başkanlığına yapılacak bağışlar karşılığında verilecek makbuz koçanları gönderildiğini iddia eden Özcan, kendisinin bağışı parti adına aldığı için bu bağışlara karşılık makbuz verilip verilmemesi gerektiğini bilmediğini öne sürdü.
Bağış kampanyası devam ederken isimlerini hatırlayamadığı bazı arkadaşlarının kampanyaya destek olmak amacıyla meblağını hatırlayamadığı paraları kendisine elden teslim ettiğini aktaran Özcan, böylece 80-85 bin lira bağış parasının kendisinde toplandığını anlattı.
Özcan, 9 Aralık 2019’da ismini hatırlayamadığı CHP İstanbul İl Başkanlığından bir yöneticinin kendisini arayarak toplanan paraları söz konusu adrese götürmesini istediğini ancak kendisinin o sırada müsait olmadığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Kendisine güvendiğim, uzun yıllar dostum olan Serkan Çebi’yi arayarak durumu anlattım. Geldiğinde kendisine bir poşet içerisinde toplamış olduğum bağışları verdim ve hatta kendisine bu poşette bulunan paraları 100 bin liraya tamamlayarak kendisine verdiğim adrese götürüp teslim etmesini istedim. O da kabul etti. Kendisi de vermiş olduğum bağış paralarının üzerine 15-20 bin lira ekleyerek toplamda 100 bin lira olmak üzere belirtilen adrese götürdü. Paranın belirtilen adreste kime teslim edileceği bana söylenmedi.”
Özcan’a kendisinin para verip karşılığında makbuz alıp almadığının sorulması üzerine şüpheli, hatırlayamamakla birlikte yaklaşık 8-10 bin lira bağışladığını söyleyerek, şöyle dedi:
“Ben bağış kampanyası yapıldığı dönemde CHP Küçükçekmece İlçe Başkanı olmama ve Parti Genel Saymanlığından benim de başkanı bulunduğum CHP Küçükçekmece İlçe Başkanlığına makbuz koçanları gönderilmesine rağmen bana teslim edilen paralar karşılığında bu arkadaşlara makbuz vermedim. Hatta parayı benden teslim alarak görüntülerini çekildiği ofise götüren arkadaşım Serkan Çebi’nin benim teslim ettiğim paranın üzerine eklemiş olduğu 15-20 bin lira karşılığında da herhangi bir makbuz veya belge vermedim. Zaten uzun yıllar bu insanlar beni tanıdığı için bana güvenirler ve hiçbir şekilde benim bu parayı amacım dışında kullanmayacağımı bilirler.”
“Bağışlara karşılık olarak makbuz veya herhangi bir belge vermemenin suç olduğunu da bilmiyordum”
Söz konusu paraların usule uygun bir şekilde toplanıp toplanmadığını veya belgelendirilip belgelendirilmediği konusunda sorumluluk ve yetkinin Genel Merkeze ait olduğunu, paraların bir kısmına makbuz kesilmiş olabileceğini, durum böyleyse kendilerinin biz bu makbuzları zaten Genel Merkeze gönderdiklerini ifade eden Özcan, “O tarihlerde Parti Genel Saymanlığından bağışların karşılığında verilecek makbuzlar gönderilmişti. Ancak bizzat benim yaptığım ve bana yapılan bağışlara ilişkin herhangi bir makbuz kesmedim veya bu kişilere vermedim. Partiye yapılan bağışlara karşılık olarak makbuz veya herhangi bir belge vermemenin suç olduğunu da bilmiyordum.” diye konuştu.
Soruşturma
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı sosyal medya hesaplarında, “Fatih Keleş’in CHP İstanbul İl Başkanlığında para destelerini sayarken çekilen görüntüleri ortaya çıktı” notuyla paylaşılan görüntülere ilişkin resen soruşturma başlattı.
Soruşturma kapsamında İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, eski CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, eski CHP İstanbul İl Başkanlığı Basın Danışmanı Can Poyraz, CHP İstanbul İl Başkanlığının bulunduğu binayı CHP’ye satan Ali Rıza Braka, İmamoğlu İnşaat Şirketi’nin Genel Müdürü Tuncay Yılmaz ve eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun ifadesi alınmıştı.
Söz konusu görüntülerde yer aldığı tespit edilen Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Onur Öksel’in “şüpheli”, hukuk bürosunun sahibi Gökhan Taşkapan’ın ise “bilgi sahibi” sıfatıyla ifadesinin alındığı soruşturmada, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi’nin oğlu Serkan Çebi, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın danışmanı Melih Morsümbül, iş insanı Hüseyin Köksal’ın şoförü Servet Yıldırım, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç ile Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin de şüpheli olarak ifade vermişti.
]]>Komisyon, ABD şirketlerinin Avrupa Dijital Pazarlar Yasası’nın (DMA) öngördüğü internet kurallarına uymak için yeterli çabayı göstermediklerinden şüpheleniyor.
Teknoloji şirketlerinin AB yasalarını ihlal ettiği saptanırsa, onlarca milyar euroluk cezalarla karşı karşıya kalacakları belirtiliyor.
ABD’li şirketlerin, Avrupalı tüketici ve şirketlerin haklarını korumayı amaçlayan Dijital Pazarlar Yasası’na uyum konusunda, yasanın yürürlüğe girdiği 7 Mart’a kadar gerekli taahhütte bulunmaları gerekiyordu.
Meta, Google ve Apple, 7 Mart’ta yeni yasaya uyum konusunda her türlü önlemi alacaklarını açıkladı.
Bu kapsamda örneğin Meta, reklamsız Facebook ve Instagram kullanımı için abonelik sistemi başlattı. Bu platformlarda kullanıcılara, aylık 10 euro ücret karşılığında reklamsız kullanma olanağı sunuldu.
Apple, iPhone kullanıcılarına istedikleri tarayıcıyı kullanma seçeneği getirdi.
Ancak AB Komisyonu’na göre, ABD’li teknoloji şirketlerinin sunduğu bazı uyumluluk önlemleri, hedefe ulaşmada başarısız oldu ve beklentilerin gerisinde kaldı.
Özellikle Apple ve Google hizmetlerini tek çatı altında toplayan Alphabet’in politikası ile ilgili şikayetler, komisyonun harekete geçmesine neden oldu.
Soruşturma neleri içeriyor?
Soruşturma kapsamında öncelikle Apple ve Google’ın uygulama mağazaları incelenecek.
Komisyona göre, Google Play Store ve Apple App Store dışında alınabilecek hizmetler ve daha ucuz abonelikler konusunda müşterilerle yeterince iletişim kurmuyor.
Ayrıca farklı uygulama mağazası geliştiricilerinin Apple ve Google’a ödemek zorunda oldukları komisyonlar da incelenecek.
AB’ye göre, Apple ve Google, bu konuda çok yüksek komisyonlar talep ediyor.
Ayrıca Apple’ın tarayıcı seçeneği bölümü, kullanıcıların özgür bir seçim yapmasını engelliyor.
Apple işletim sistemi iOS’ta uygulamalar kolay kaldırılamıyor ve ayarları değiştirmek yeterince basit değil.
Komisyon, Meta’nın Instagram ve Facebook için sunduğu abonelik seçeneğini, “öde ya da kabul et” olarak değerlendiriyor.
Facebook ve Instagram, abone olan kullanıcıların verilerinin, hedeflenen reklamları göstermek için kullanılmayacağını açıkladı. Ancak para ödemeyenler için bu durum geçerli değil.
AB Komisyonu’na göre, Meta’nın bu uygulaması, gizliliklerini garanti altına almak isteyen kullanıcıları para ödemeye zorluyor.
Komisyon, Google’ın arama motorunda rakip hizmetlere yeterince yer vermediğinden de şüpheleniyor.
AB yönetimine göre şirket, kullanıcıları çoğunlukla Google Shopping, Google Flights ve Google Hotels gibi kendi hizmetlerine yönlendiriyor.
Hangi yaptırımlar uygulanabilir?
AB Komisyonu, ABD merkezli teknoloji şirketleri hakkında başlatılan soruşturmanın 12 ay içinde sonuçlandırılmasını hedefliyor.
Soruşturma sonunda Apple, Google ve Meta’nın, Avrupa Dijital Pazarlar Yasası’nı ihlal ettiği saptanırsa, bu şirketlerin yıllık küresel cirosunun yüzde 10’u kadar para cezası verilebilecek.
Dünya çapında yılda yüzlerce milyar dolar ciroya sahip olan şirketlere verilecek ceza da, onlarca milyar doları bulacak.
Şirketlerin ihlallere tekrar etmesi durumunda ise, ceza miktarı, yıllık küresel cironun yüzde 25’ine kadar çıkabilecek.
Dijital Çağa Uygun Avrupa Stratejisinden Sorumlu AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Margrethe Vesteger, bunun, DMA’nın yürürlüğe girmesinden bu yana teknoloji şirketleri hakkında başlatılan ilk büyük ölçekli soruşturma olduğunu söyledi.
AB Komisyonu Dijital Hizmetler Yasası kapsamında X, TikTok ve AliExpress aleyhine de soruşturma başlatılmıştı.
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, CHP İl Başkanlığında çekildiği iddia edilen ve sosyal medyada paylaşılan para sayma görüntüleriyle ilgili başlatılan soruşturma devam ediyor.
Soruşturma kapsamında Öksel’in savcılıkta, “şüpheli” sıfatıyla verdiği ifadesi ortaya çıktı.
Öksel ifadesinde, 2019 yerel seçimlerinden sonra kasım ayında istisnai memuriyet atama yoluyla Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin’in özel kalemi olarak işe başladığını söyledi.
Bu görevinden yaklaşık 2 yıl sonra belediyede insan kaynakları müdürü pozisyonuna geçtiğini, halen ise Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığını belirten Öksel, basında “izne çıktığı” haberlerine ilişkin, “Ben 29 Şubat’ta başkanlık oluru ile 4 Mart tarihi itibarıyla yıllık iznimi kullanmaktayım. Şehir dışına çıkmadım, İstanbul’dayım.” dedi.
Öksel, görüntülerin çekildiği tarihte, belediye başkanının özel kalemi olarak görev yaptığını, başkan Keskin’in kendisini, avukatı Ergün Özer’in avukatlık ofisine çağırdığını ve görüntülerde yer alan çantayı verdiğini söyledi.
Çantayı teslim aldığında içinde para olduğunu bildiğini ancak nereye ve ne amaçla götüreceğini bilmediğini iddia eden Öksel, “olayı belediye başkanının kendi şahsi konusu” olarak bildiğini, bu nedenle çantayı teslim aldığını belirtti.
Öksel, Keskin’in kendisine açık adres yazılı kağıt verdiğini ve kendisinin de söz konusu adrese gittiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ofise gittiğimde orada o tarihte CHP İl Başkan Yardımcısı olan Özgür Nas ve il başkanının basın danışmanı olan Can Poyraz oradaydı. Onları görünce parti ile ilgili bir durum olduğunu anladım. Oraya gittiğimde tanımadığım ancak dün (21 Mart 2024) sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Küçükçekmece Belediye Başkanının oğlu olduğu belirtilen şahıs da oradaydı. Masanın başında duruyordu. Masa üzerinde para vardı ve paralar sayılıyordu. Ben de laptop çantası boyutunda bir çantanın içinden paraları çıkararak masanın üzerine bıraktım ve görüntülerde yer alan bir koltuğa oturdum. Yaklaşık 5-10 dakika oturduktan sonra tek başıma ofisten ayrıldım.”
Kendisine Muammer Keskin’in parayı teslim ettiğinde ne kadar olduğunu, nereden geldiğini ve nereye harcanacağını söyleyip söylemediğinin sorulması üzerine Öksel, “Çantayı teslim edeceğim kişinin ismini söylemedi. Sadece, ‘Belirtilen ofise götür, teslim et.’ dedi. Bende amirimin verdiği talimata uyarak çantayı götürdüm. Ofise gittiğimde Özgür’den CHP İstanbul İl Parti Binası’nın satın alınacağını öğrendim. Ben ofiste bulunanlardan sadece Özgür Nas’ı ve Can Poyraz’ı tanıdığım için odada bulunan diğer kişilerle muhatap olmadım. Bu kişilere ‘Tamam mı? Bir sorun var mı?’ diye sorduğumda onlar da ‘Tamam sorun yok. Her şey yolunda.’ diye söylediler.” ifadesini kullandı.
Şüpheli Öksel, daha sonra başkanlık binasına geri döndüğünde Keskin’e il binasının satın alımını öğrendiğini söylediğinde ise Keskin’in “Evet, evet biliyorum zaten.” diye yanıt verdiğini belirtti.
Soruşturma
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı sosyal medya hesaplarında, “Fatih Keleş’in CHP İstanbul İl Başkanlığında para destelerini sayarken çekilen görüntüleri ortaya çıktı.” notuyla paylaşılan görüntülere ilişkin resen soruşturma başlattı.
Soruşturma kapsamında İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, eski CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas ve eski CHP İstanbul İl Başkanlığı Basın Danışmanı Can Poyraz’ın şüpheli olarak savcılıkça ifadesi alındı.
Keleş, “Parayı avukatlık ofisinde CHP İstanbul İl Binası’nı satan Ali Rıza Braka teslim aldı.” şeklinde ifade verdi.
Soruşturma kapsamında, Braka ve İmamoğlu İnşaat Şirketinin Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın da şüpheli sıfatıyla ifadesi alındı.
Şüpheli Braka’nın da savcılıkta, “CHP adına süreci o tarihte İl Başkanı olan Canan Kaftancıoğlu yürütüyordu. Kendisiyle 6 Kasım 2019’da Beyoğlu 3. Noterliğinde satış sözleşmesi imzaladık.” şeklindeki ifadesiyle isminden söz ettiği eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun şüpheli olarak ifadeye çağırıldığı öğrenildi.
]]>CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Rekabet Kurumu’nun 1,5 yıl önce Ferrero’ya piyasa bozucu faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle açtığı soruşturmaya dün kapatmasına tepki gösterdi. Adıgüzel, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada şunları ifade etti:
“Rekabet Kurumu fındık katili Ferrero’yu bir buçuk yıldır soruşturuyordu. Neyle ilgili? Ferrero’nun Türkiye’de fındık piyasası ile olağan dışı yöntemlerle oynadığı, piyasa bozucu faaliyetlerde bulundu, bu şekilde Türkiye’deki işbirlikçileri ile beraber hem fındık üreticisini hem de Türkiye’yi zarara uğrattığı ile ilgili. Bu konuda elinde yeterli delil olduğunu belirten Rekabet Kurumu, Kasım 2022’den beri soruşturmayı yürütüyordu. Dün Rekabet Kurumu yaptığı açıklamada, ‘Yürütülen soruşturma Ferrero’nun endişeleri gideren taahhütleri ile sona erdirilmiştir’ diyor.
“ERDOĞAN, BU FİRMAYA 800 MİLYONA MİLLETİN PARASIYLA FABRİKA KURDU”
Yani Ferrero ‘Yaptım ama bir daha yapmayacağım’ diyor. Demek ki bugüne kadar sen hem üreticiyi hem Türkiye’yi zarara uğrattın. Ferrero ailesi ciro itibariyle dünyanın en büyük 23. ailesi. Bunu nereden kazandı? Karadenizli fındık üreticinin alın terinden kazandı. 50 bin fındık üreticisi ile doğrudan ilişki halinde. Devlet bürokrasisi ile ilişki halinde. Yaptım ama bir daha yapmayacağım diyen bu firmaya Erdoğan 800 milyon TL teşvikle Düzce’de milletin parasıyla fabrika kurdurdu.
“TÜRKİYE’Yİ SÖMÜREN BU FİRMAYA HANGİ CEZAYI VERECEKSİNİZ”
Şimdi buradan soruyorum; yaptım ama bir daha yapmayacağım diyen firmaya hangi cezayı keseceksiniz? Bu aile dünyanın 23. büyük ailesi olurken Karadenizli aileler okula giden çocuklarına harçlık veremiyor. Birçok aile ay sonunu getiremiyor, tencerede kaynatacak yiyecekleri yok. Bu alın terini, bu emeği ve aslında Türkiye’yi sömüren bu firmaya hangi cezayı vereceksiniz?
“TAM DA FINDIK SEZONUNDAN ÖNCE BUNU NİYE YAPIYORSUNUZ”
Bu firma bugüne kadar üreticiden çaldıklarına dair doğrudan üreticiye ne ödeyecek? Rekabet Kurumu olarak bunun için ne yapacaksınız? İkinci soru da şu; tam da fındık sezonundan önce Mart ayında bunu niye yapıyorsunuz? Madem 1 buçuk yıldır soruşturuyorsunuz, 6 ay daha takip edip fındık sezonunun geçmesini niye beklemiyorsunuz? Yine cıdık işler mi var? El altından yine bir takım işler mi çeviriyorsunuz? Biz bunu takip etmeye devam edeceğiz gözümüzden bir şey kaçıramazsınız.
Belli ki Ferrero’yu fındık sezonundan önce rahatlatmak, piyasayı bozmak için yapılan bir hareket bu. Bu soruşturma süreci ile beraber fındık ilk defa CHP’nin taahhüdü olan 4 doların üzerine çıktı. Demek ki fındık 4 dolar edebiliyormuş. Eğer fındık bugünkü fiyattan aşağı düşerse, bilin ki Rekabet Kurumu’nun Ferrero’yu serbest bırakmasından kaynaklı olacaktır. Konuyu takip etmeye devam edeceğiz. ‘Ben yaptım ama bir daha yapmayacağım’ diyen bu firmanın gerekli bedeli ödemesi için de elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.”
]]>“FENOMEN SORUŞTURMASINDA ŞÜPHELİ” İDDİASI
Mahkeme, Eylem Tok’un boşandığı eşi T.C.’nin babası Bülent Cihantimur hakkında da yurt dışına çıkış yasağı verirken Cihantimur’un çalışanı ise tutuklandı. O firarda payı olduğu ifadelere de yansıyan doktor baba Bülent Cihantimur’un tüm Türkiye’nin konuştuğu ‘fenomen soruşturmasında’ şüpheli olduğu ortaya çıktı. Cihantimur’un diğer fenomenler gibi kara para aklama ve suç örgütüne üye olmakla suçlandığı soruşturmanın ayrıntıları da ortaya çıktı. Kanal D’nin haberine göre Cihantimur, fenomenlere yönelik kara para soruşturmasının şüphelilerinden biri.
13 ŞÜPHELİDEN BİRİ BÜLENT CİHANTİMUR
Kara para aklama iddiasıyla tutuklanan Dilan Polat’ın ardından birçok fenomen hakkında inceleme başlatılmış, hatta soruşturma başlatılmıştı. Soruşturulan o fenomenlerden biri de kamuoyunda ‘Tayyargiller’ olarak bilinen Tayyar ve Özlem Öz çiftiydi. Onların dosyasında 13 şüpheli vardı, o şüphelilerden biri de Bülent Cihantimur’du. Soruşturmayı savcı Gökalp Kökçü yürütüyordu. Hakkında usulsüz işlem yaptığı iddiaları ortaya atılınca İstanbul’dan Erzurum’a gönderildi. Ayrıca HSK hakkında inceleme başlattı. Bunun üzerine savcı emeklilik dilekçesi verip mesleği bıraktı. Savcı dosyadan alınmadan önce Cihantimur ile ilgili birçok tartışmalı karara imza attı. Onlardan ilki de mal varlıklarıyla ilgiliydi. Savcı, mahkemeye gönderdiği yazıda Cihantimur’un da olduğu 13 şüpheli ile ilgili suçlamaları belirtti ve bu şüphelilerin sahibi olduğu 3 şirkete el konulmasını istedi. O şirketler arasında Cihantimur’un estetik merkezi yoktu.
YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI TALEP EDİLDİ
Bu karar diğer şüphelilerin avukatlarının da dikkatini çekti. Avukatlar, Savcı Kökçü’nün dosyadan alınmasının ardından yeni savcıya dilekçe sundu. Kökçü’nün Cihantimur’a ayrıcalık tanıdığı iddiasında bulunuldu. Dosyadaki bilgilere göre Kökçü, şüpheliler hakkında yurt dışına çıkış yasağı talep etti. Ancak talebinde şüphelilerin bu saat itibarıyla hazır edilemediğini vurguladı. Yani gözaltına almamasının nedeni olarak saati gösterdi ama mahkeme kararında saat belirtilmedi.
“ŞÜPHELİLER BÜLENT CİHANTİMUR’U HİÇ TANIMAMAKTADIR”
Akılları karıştıran bir başka detay ise ‘Tayyargiller’ soruşturmasındaki 12 şüphelinin birbiriyle ortak ve akraba olması. 12 kişi iddiaya göre 13’üncü şüpheliyi yani Bülent Cihantimur’u tanımıyor. Şüphelilerin avukatları bu iddialarıyla ilgili de başsavcılığa başvurdu. “Soruşturmanın şüphelileri Bülent Cihantimur’u hiç tanımamaktadır, hayatı boyunca bir kez dahi sesini duymadığı, yüzünü görmediği bir şahısla aynı soruşturma dosyasının neden şüphelisi olunmuştur” sorusu yöneltildi. Savcılık kaynaklarından edinilen bilgiye göre Bülent Cihantimur’un neden özellikle bu soruşturma dosyasında girdiği ve hangi şirketleriyle ilgili işlem yapılıp yapılmadığına bakılıyor.
EYLEM TOK SESSİZLİĞİNİ BOZDU
Eylem Tok ise uzun süre sonra sessizliğini NOW Ana Haber’e bozdu. Firari Tok, “Sadece savcıya konuşacağım” ifadelerini kullandı. Eylem Tok ayrıca muhabirin sorduğu “Ne zaman geleceksiniz?” sorusu sonrasında ise telefonu kapattı.
]]>Bakan Tunç, Muğla Valiliği’ni ziyaretinin ardından yaptığı konuşmada, Muğla’nın Türkiye’nin en güzel köşelerinden ve tarih, kültür ile turizm cenneti şehri olduğunu söyledi.
Kentin doğal güzellikleri ve tarihiyle dünyanın doğa harikası olduğunu belirten Tunç, “Muğla Büyükşehir adayımız Prof. Dr. Aydın Ayaydın ve Marmaris adayımız Serkan Yazıcı’nın proje tanıtım toplantılarına katılacağım. Bakanlığın faaliyetleri ile gittiğimiz illerde valilik ve başsavcılıklarımızı ziyaret ederek teşkilatımızın ihtiyaçlarını yerinde tespit ediyoruz.” dedi.
Vali İdris Akbıyık ve mesai arkadaşları ile değerlendirme toplantısı yaptıklarına da işaret eden Tunç, “Özellikle adalet teşkilatımızın hem Muğla merkezde hem ilçelerde yaptığı çalışmalarla ilgili değerlendirmelerde bulunduk. Yargı mensuplarının ihtiyaçlarını tespit ettik. Muğla’da adalet hizmetlerinin, yargı hizmetlerinin aksamadan devam etmesi, Muğlalı hemşerilerimizin adalete güveninin en üst noktaya çıkarma noktasındaki çabalarımızı hızlandırarak devam ettireceğiz.” diye konuştu.
Bakan Tunç, Muğla ve ilçelerinde yeni adliye yatırımları yaptıklarını hatırlatarak, Milas, Marmaris, Ortaca, Bodrum ve Fethiye adalet saraylarını inşa ettiklerini, şimdi bölgelerde yaz nüfuslarının da artmasıyla yeni yatırımlar yapmaya başladıklarını dile getirdi.
“Muğla’da toplam yatırım tutarımız 6,5 milyar lirayı buldu”
Bakanlıklarının yaptığı ve yapacağı yatırımların Muğla’da her geçen yıl artarak devam ettiğini anlatan Tunç, şöyle konuştu:
“Muğla, hükümetlerimiz döneminde her alanda çok büyük eserlere kavuştu, bundan sonra da kavuşmaya devam edecek. Muğla’da toplam yatırım tutarımız 6,5 milyar lirayı buldu. Tabi diğer bakanlıkların yatırımlarıyla beraber çok yüksek bir bedele kavuşuyor. Ancak biz yaptıklarımızla yeterli kalmıyoruz. Muğla’da yeni yatırım planlarımız var. Öncelikle Muğla merkeze yeni bir adliye binası planlıyoruz. Yatağan’ı adli binasına kavuşturmak istiyoruz. Bunun yanı sıra planladığımız yatırımlar var, bakanlık olarak belirlediğimiz ihtiyaçlar var. Bugün yaptığımız değerlendirme toplantısında gelen talepler doğrultusunda ilçelerimizin ihtiyacı olan planlamaları yaptık. “
Bodrum, Köyceğiz, Ortaca ve Fethiye’de yeni adliye binası planladıklarını da vurgulayan Tunç, “Adliye binalarımız eskiden çok kötü bir durumdaydı. Adalet saraylarının ilçelerde nasıl binalarda olduğunu sizler daha iyi biliyorsunuz, yargı mensupları çok iyi biliyor, merdiven altlarında yapılan duruşmalar, fotokopi kağıtlarının, karbon kağıtlarının avukatlardan istendiği o günler artık çok geride kaldı. Artık biz yeni adliye binalarımızı adaletin vakarına yakışır şekilde teknolojinin tüm imkanlarıyla donatılmış, görüntülü duruşmaların bile yapılabileceği noktaya getirdik. Bu adliyelerimiz de teknolojinin son imkanlarıyla donatılmış binalarımız olacak.” ifadesini kullandı.
Datça ilçesinde de İçişleri Bakanlığı ile proje yürüttüklerini aktaran Tunç, Muğla’nın büyükşehir belediyesi olmasıyla Seydikemer’in ilçe olduğunu, orada yargı, mahkeme teşkilatının kurulması için çalışma yürüttüklerini ifade etti.
Mevcut binayı da hemen hızlı şekilde onararak Seydikemer’e bir mahkeme teşkilatı kurulmasıyla ilgili süreci başlattıklarını belirten Tunç, bakanlık olarak kararı hakimler ve savcılar kurulumuna gönderdiklerini, kısa süre içerisinde yeni hakim ve savcıların atamalarını arzu ettiklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle Muğla’ya büyük önem verdiğini belirten Tunç, geçen hafta düzenlenen mitingde Muğla’ya yeni müjdeler verdiğini de hatırlattı.
“Ülkemiz aleyhine çalışanlara, casusluk yapanlara müsaade etmeyeceğiz”
Konuşmaların ardından bir gazetecinin “Ülkemizde İsrail adına istihbarat bilgisi toplayan şüphelilerle ilgili son yapılan operasyon hakkında neler söyleyeceksiniz” sorusuna Bakan Tunç, şu cevabı verdi:
“Bu konuda 2021 yılından bu yana devam eden bir süreç var. İsrail dış istihbaratının ülkemizde devletin askeri ve siyasal yararları ve casusluk suçlaması kapsamında başlatılan soruşturmalar var. Bu soruşturmalardan büyük bir kısmı davaya dönüştü. İstanbul ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalar var. Bu davalarda da daha önce 57 şüpheli sanık hakkında kamu davası açılmıştı. Onların tutuklu olarak yargılanmaları devam ediyor. Son yapılan operasyonda da yine ülkemizin askeri ve siyasal yararları aleyhine casusluk suçu işleyen kişilerin tespiti için emniyetimizin, istihbaratımızın tespitleri soruşturmaya intikal etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız titiz bir soruşturma yaptı. Soruşturma neticesinde sulh ceza mahkemesine tutuklama talebiyle sevk edilen 7 şüpheliden 6’sı hakkında tutuklama kararı verildi. Böylece bu konudaki tutuklama sayısı 63’e yükselmiş oldu. Bu dosyalarda adli kontrol alan şüpheliler de var. Bu noktada titiz şekilde ülkemizin aleyhine çalışan, casusluk yapan, askeri ve siyasal yararlarımız aleyhine buralarda faaliyet gösteren hiçbir sanığa, şüpheliye müsaade etmeyeceğiz.”
Bakan Tunç, bu konuda istihbarat ve yargı teşkilatının koordineli bir çalışma sergilediğini, bu kişilerin yakalanıp tutuklanıp cezaevine gönderildiğini dile getirdi.
Tunç, daha sonra Muğla Valisi İdris Akbıyık, AK Parti Muğla milletvekilleri Kadem Mete ve Yakup Otgöz, AK Parti MKYK Üyesi Yelda Erol Gökcan ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Prof. Dr. Aydın Ayaydın ile Muğla Adliyesi’ni ziyaret etti.
]]>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, yürütülen soruşturmaların ve göz altıların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220. Maddesi kapsamındaki suçlara dahil olduğunu belirtilerek bu suçlar şöyle kaydedildi:
“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında; 5237 Sayılı TCK’nın 220. maddesinde tanımlanan Kanunun Suç Saydığı Fiilleri İşlemek ve Haksız Ekonomik Çıkar Sağlamak Amacıyla Suç Örgütü Kurmak, Yönetmek, Örgüte Üye Olmak, Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek, Örgüt İçerisindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek, Örgüt Faaliyeti Kapsamında; 6136 SKM, Suç Üstlenme, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti, Kullanmak için Uyuturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek veya Bulundurmak ya da Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanmak, Yağma, Kasten Yaralama, Tehdit, Hakaret, Mala Zarar Verme ve Nitelikli Dolandırıcılık suçları.”
Yapılan operasyonlarda, çeşitli özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, esrar, silah ve mühimmatlara el koyulduğu belirtilerek, “El koyma işlemleri sonucu 13 adet tabanca, 17 adet şarjör, 613 adet fişek, 8 adet av tüfeği, 3 adet tüfek şarjörü, 3 adet kartuş ile 236 adet galara isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 34 adet neogaba isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 26 adet alyse simli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 150 adet gerica marka hap, 181 adet lyrıca isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 5,30 gram esrar maddesi, 0,29 gram metamfetamin isimli uyuşturucu maddeleri ile ayrıca 1 adet çelik yelek, 5 adet tabanca, 2 adet şarjör, 324 adet fişek, 10 adet kuru sıkı fişek, 4 adet av tüfeği, 1 adet tüfek şarjörü, 105 adet kartuş, 52 adet sentetik ecza, 20 gram esrar, 3 kök hint keneviri, 10 adet bıçak, 4 adet muşta, 2 adet boş kovan ve 2 adet mermi çekirdeği ele geçirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
Soruşturma kapsamında 26 şüpheli hakkında işlem yapıldığı belirtilen açıklamada, “Soruşturma kapsamında toplam 26 şüpheli hakkında işlem yapılmış olup, 11 şüpheli silah ticareti, yağma ve uyuşturucu madde ticareti suçlarından tutuklanmaları talebiyle Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine sevk edilmiş, 3 şüphelinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmaları talep edilmiş, 2 şüphelinin başka suçtan halen cezaevinde tutuklu oldukları, soruşturma dosyası kapsamında diğer şüphelilerin ise mevcut delil durumu itibariyle serbest bırakılmalarına karar verilmiştir. Şüpheliler hakkında soruşturma işlemleri titizlikle devam etmektedir” ifadelerine yer verildi. – ANKARA
]]>CHP Bursa Milletvekili ve Halk Sağlığı Profesörü Dr. Kayıhan Pala, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münci Yağcı’nın görevden alınmasını TBMM gündemine taşıdı. Pala, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na soru önergesi verdi.
“PROF. DR. MÜNCİ YAĞCI NEDEN SORUŞTURMA YAPILMADAN GÖREVİNDEN ALINMIŞTIR”
“Gazi Üniversitesinde yöneticilerin FETÖ/PYD terör örgütüyle iltisaklı kişilerle iletişim kurduğu, görevlerini kötüye kullandığı ve kurum yararına faaliyetleri engelledikleri iddiaları söz konusudur” ifadelerinin yer aldığı önergede, CHP’li Pala, Bakan Tekin’e şu soruları yöneltti:
“Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Gazi Üniversitesi Rektörü, Tıp Fakültesi Dekanı, Üniversite Genel Sekreteri ve önceki dönemin Rektör Yardımcısının FETÖ/PDY terör örgütünün üst düzey yöneticileriyle telefon irtibatı olduğunu tespit etmiş midir? Tespit edilmişse, söz konusu kişiler hakkında hangi adli ve idari işlemler yapılmıştır? Konuyu gündeme getiren, öğretim üyesi Prof. Dr. Münci Yağcı neden soruşturma yapılmadan görevinden alınmıştır? Kendisine ardışık disiplin cezaları verilmesinin nedenleri nedir; lehine olan mahkeme kararı neden uygulanmamıştır? Mükerrer soruşturma yapan, mahkeme kararını uygulamayarak görevi kötüye kullanan Gazi Üniversitesi yöneticileri hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır? Gazi Üniversitesi’nde kanser hastalarına yeni ilaç temin edecek erişkin ‘Faz 1 Merkezi’ni kuran Prof. Dr. Münci Yağcı, kurduğu merkeze müdür olarak atanmadığı için merkez faaliyete geçememiştir. Merkezin faaliyete geçmesi için ne beklenmektedir?”
“ÜLKEMİZDE BİLİM, BİLİMSEL KURUMLAR VE BİLİM İNSANLARI BÜYÜK BİR BASKIYLA İKTİDARIN KISKACINA ALINMIŞ DURUMDA”
Pala, önergeye ilişkin ise şu açıklamayı yaptı:
“Gazi Üniversitesinde yöneticilerin FETÖ/PYD terör örgütü ile iltisaklı kişilerle iletişim kurduğu, görevlerini kötüye kullandığı ve kurum yararına faaliyetleri engellediği iddiasını gündeme getiren Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münci Yağcı soruşturma yapılmadan görevinden alındı, kendisine ardışık disiplin cezaları verildi ve lehine olan mahkeme kararı uygulanmadı. Ayrıca Gazi Üniversitesi’nde kanser hastalarına yeni ilaç temin edecek erişkin ‘Faz 1 Merkezi’ni kuran Prof. Dr. Münci Yağcı, kurduğu merkeze müdür olarak atanmadığı için merkez faaliyete geçememiştir. Ülkemizde bilim, bilimsel kurumlar ve bilim insanları büyük bir baskıyla iktidarın kıskacına alınmış durumda. Sayın Yağcı’ya yapılan mükerrer soruşturmaları mahkeme kararını uygulamayarak görevi kötüye kullanan Gazi Üniversitesi yöneticileri hakkında herhangi bir soruşturma açılıp açılmadığı başta olmak üzere yapılan hukuksuz uygulamaları YÖK’ün cevaplaması istemiyle Milli Eğitim Bakanlığı’na sordum.”
]]>Gülüç Belediye Başkanı Gökhan Mustafa Demirtaş hakkında belediyede çalışan iki kadın kendilerine taciz yapıldığı iddiası ile suç duyurusunda bulunmuş, savcılık kadınlardan birinin iddialarını asılsız bularak “kavuşturmaya yer yoktur” kararı vermiş ve karar kesinleşmişti. Diğer kadın çalışanın iddialarına yönelik açılan mahkemenin birinci duruşması Kdz. Ereğli Adliyesi’nde görülürken, duruşma ileri bir tarihe ertelendi.
“Asıl amaçları müvekkilimizin siyasi geleceğini bitirmeye yönelik”
Duruşmanın ardından adliye önünde müşteki kadının avukatının basın açıklaması yapması sonrasında, Gülüç Belediye Başkanı Gökhan Demirtaş’ın Avukatları Mehmet Karadağ ile Turan Uzun’dan da yanıt geldi. Demirtaş adına açıklamayı yapan Avukat Karadağ, müvekkiline yönelik soruşturmanın başından bu yana basın yoluyla itibar suaikasti yapılmaya çalışıldığını vurguladı. Müşteki avukatının adil yargılamayı etkilemeye yönelik iddialarının doğru olmadığını belirten Karadağ “Duruşma tarihinin seçimlerden sonraya bırakılmasının kendileri için üzücü olduğunu ifade ederek asıl amaçlarının müvekkilimizin siyasi geleceğini ve kimliğini bitirmeye yönelik olduğunun açıkça göstergesidir.” Dedi.
“Başından beri itibar suikasti yapılmaya çalışılıyor”
Karadağ açıklamasına şu sözlere yer verdi: “Müvekkilimiz Gökhan Mustafa Demirtaş’ın 22.02.2024 tarihinde yapılan 1. Duruşma sonrasında müşteki vekilinin adliye önünde yanına 7-8 kişi alarak yapmış olduğu basın açıklaması mesleki kurallar ile bağdaşmayıp Avukatlık Kanunu’nun 40. Maddesi gereğince suç niteliği taşımaktadır. Avukatlık Mesleki Kanunu’nun; taraf olarak kesin hal bulunmadıkça basına açıklamada bulunamayacağı açık şekilde ifade edilmektedir. Açıklama yapılması mecbur olması halinde ise de bu açıklamanın adaleti etkileyecek nitelikte olmaması gerektiği kesindir. Müvekkilimize yönelik olarak soruşturmanın başından itibaren sistematik olarak itibar suikastı yapılması ve bu yönde müşteki vekilinin duruşmanın içeriği başta olmak üzere delillerin durumunu değerlendirmesi, tanıklara yönelik baskı oluşturmaya çalışması, bir kısım basın yayın kuruluşları ile birlikte soruşturma ve kovuşturmayı buraya kadar getirdiklerini beyan etmesi yargılamanın duruşma salonunda değil de bazı basın yayın kuruluşları ile birlikte kamuoyu önünde adalet mekanizması dışında yapıldığı izlenimini doğurmuştur. Halbuki soruşturma tarafsız ve herkese eşit mesafede olan Cumhuriyet Savcıları tarafından yapılmış ve yine kovuşturma adil bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesi tarafından maddi gerçeğe ulaşmak için titizlikle yapılmaktadır. Kaldı ki soruşturma dosyasına konu olan diğer bir müştekinin iddiaları hakkında yapılan soruşturmada, bu iddiaların asılsız olduğu yönünde yargı karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Soruşturmanın başından itibaren müvekkilimizin siyasi kimliği ve soruşturma dosyasında verilmiş olan gizlilik kararı neticesinde şimdiye kadar tarafımızca hiçbir basın açıklaması yapılmamıştır. Hatta ve hatta müvekkilimizin siyasi bir parti ile bağı olması nedeniyle, siyasetin adaleti etkilediği izlenimi vermemek için bağlı bulunduğu siyasi partiden istifa etmiştir. Müvekkilimizin yasal haklarını kullanması neticesinde müracaatta bulunmasının bir mobing olduğunu kamuoyuna çarpıtarak açıklamada belirtmiştir. Müşteki vekilinin mahkemenin tüm delillerini kabul etmiş gibi kamuoyu ile paylaşması kendisini yargı mercii olarak görmekte ve hükmü kendince vermiştir. Yargılamada tanıkların dinlenilmeden cezaya hükmedileceğinden bahsederek yargılamayı etkileme çabasına içerisine girmiştir. Duruşma tarihinin seçimlerden sonraya bırakılmasının kendileri için üzücü olduğunu ifade ederek asıl amaçlarının müvekkilimizin siyasi geleceğini ve kimliğini bitirmeye yönelik olduğunun açıkça göstergesidir. Müvekkilimiz ile yapmış olduğumuz telefon görüşmesinde; hukuka aykırı, doğruları yansıtmayan ve adaleti yönlendirme niteliğindeki basın açıklamasından dolayı müşteki vekili hakkında Adalet Bakanlığına ve bağlı bulunduğu Baro Başkanlığına suç duyurusunda bulunacağını haricen öğrenmiş bulunmaktayız. Müşteki vekili tarafından yapılan, doğruları yansıtmayan, etik olmayan ve hukuka aykırı basın açıklaması sonrasında müvekkilimiz adına cevap verme ve doğru bilgilendirme zorunluluğu doğmuştur. Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.” – ZONGULDAK
]]>Bir internet sitesinde yazdığı yazıda suç oluşturacak sözler kullandığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan, soruşturma çerçevesinde tutuklandıktan sonra tahliye edilen gazeteci Tolga Şardan hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, şüpheli Tolga Şardan’ın bir internet sitesinde yazdığı yazıda “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun unsurlarını oluşturacak nitelikte sözler bulunduğu gerekçesiyle resen soruşturmaya başlandığı aktarıldı.
Şardan’ın ifadesine yer verilen iddianamede, haberin kamuoyunun bilgisi dahilinde olan güncel bir konu olduğunu, konunun başlangıcının İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın kamuoyuna yansıyan dilekçesi olduğunu, olayın kamuoyunda geniş yankı uyandırması üzerine ismini vermek istemediği farklı kaynaklardan gelişmeleri takip ettiğini, söz konusu yazının yayınlandığı andan ifadesinin alındığı dakikaya kadar geçen sürede yazının içinde taraf olarak görülen Cumhurbaşkanı makamı ve MİT Başkanlığı tarafından herhangi bir yalanlama veya açıklama yapılmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini söylediği kaydedildi.
Herhangi bir delil sunamadığı belirtildi
İddianamede, şüpheli Şardan’ın yazı içeriğinde Mili İstihbarat Teşkilatı tarafından ‘yargı raporu’ adı altında rapor düzenlendiği şeklinde kesin yargı içeren cümlelerin yer aldığı, şüpheli tarafından her ne kadar yazısında yer alan bilgileri teyit ederek yayınladığı iddia edilmiş ise de, soruşturma dosyasına buna ilişkin herhangi bir delil sunamadığı belirtildi. Ayrıca, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın cevabında da böyle bir rapor olmadığının açıkça belirtildiği, dolayısıyla köşe yazısı içeriğinde yer alan ve adliyelerde usulsüz ve yasaya aykırı olarak işlemler yapıldığı iddiasının halkın devlet kurumlarına olan güvenini olumsuz etkileyeceği, bu bilginin kamu düzeni ile ilgili olduğu ve halkı yanıltıcı mahiyette olduğu, köşe yazısı içeriğinde yer alan ifadelerin kamu barışını bozmaya elverişli olduğu, bu bağlamda somut olayda ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçunun yasal unsurlarının oluştuğu aktarıldı.
Yargı organlarını aşağılama kastıyla hareket ettiği aktarıldı
Şüphelinin köşe yazısında doğrudan devletin yargı organlarında usulsüz ve yasaya aykırı işlemler yapılarak kararlar verildiği ifadelerinin bir bütün olarak yargı teşkilatını zan altında bıraktığı ve toplumda yargı teşkilatına olan güveni zedeler mahiyette olduğunun belirtildiği iddianamede, şüphelinin devletin yargı organlarını aşağılama kastıyla hareket ettiğinin kabulü gerektiği, şüphelinin hakaret içerikli sözlerini internet sitesi üzerinden yapmış olması ve köşe yazısının çok sayıda kişi tarafından görülmüş, okunmuş olması nedeniyle aleniyet unsurunun da bulunduğu da belirtildi.
5 yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede şüpheli Şardan’ın ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ ve ‘devletin yargı organlarını alenen aşağılama’ suçlarından toplamda 1 yıl 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Hazırlanan iddianame gönderildiği İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edildiği takdirde Şardan önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak. – İSTANBUL
]]>‘ÖNCELİĞİMİZ HUKUKUN İŞLEMESİNİ SAĞLAYABİLMEK’
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Avukat Erinç Sağkan, facianın yaşandığı Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni gelip, kriz masasını ziyaret ederek yetkililerden son durum hakkında bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Sağkan, “Öncelikle içeride İçişleri Bakanımız ve valimizle görüştük. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Sürecin işleyişine yönelik bilgiler aldık. Biz bir hukuk kurumuyuz. Önceliğimiz hukukun işlemesini sağlayabilmek. Bunun için çaba gösteriyoruz. Ancak bugün itibariyle önceliğimiz ise hepimizin olduğu gibi 9 canımızın sevdiklerine bir an önce kavuşabilmesini temenni ediyoruz. Buna ilişkin çalışmaların bize devam ettiği söylendi. Ayrıca, bu kimyasal atık dolu yığının yeraltı sularına karışarak daha büyük bir alana zarar vermemesi bakımından da çalışmalar yürütüldüğü ifade edildi. İçeride kriz masası toplantısı var. Ciddi bir şekilde çalışmaların yürütüldüğünü gördüğümüzü ifade edebilirim” dedi.
‘MADEN KAZASINA BİZ KAZA DİYEMEYİZ’
Maden ocağı için yapılan uyarıların yok sayıldığını söyleyen Sağkan, “İliç’teki bu maden kazasına biz kaza diyemeyiz. Göz göre göre gelen bir olaya biz kaza diyemeyiz. Maalesef bugüne kadarki bütün uyarıların yok sayıldığı TBB’nin bizzat 14 Nisan’da kamuoyuyla paylaştığı açıklamaların yok sayılmasının bugün çok acı bir sonucunu yaşıyoruz. Biz burayla ilgili olarak kapsamlı bir açıklama yaptık. Özellikle ikinci kapasite artışına ilişkin olumlu ÇED raporunun emsal gerçekliklerle bağdaşmadığı, burada su havzasına çok yakın bir noktaya kurulan madenin aynı zamanda yeraltı sularıyla birlikte bilimsel gerçekliklerle değerlendirildiğinde buna ÇED olumlu raporunun verilmemesi gerektiği ifade ettik. Bunun çok büyük felaketlere sebebiyet vereceğinin özellikle altını çizdik. Aynı zamanda bu uyarımızdan yaklaşık 2 ay sonra ise bir siyanür sızıntısı gerçekleşti. O zaman da tekrar bu bölgeye dikkat çektik. TBB olarak burada devam etmekte olan yargılamalara müdahil olduk. İdarenin yaptığı hukuksuzluğa yargının ‘dur’ demesi gerektiğini söyledik. Ancak ne kamuoyuna derdimizi anlatabildik ne de yargıya derdimizi anlatabildik. Gelinen süreçte maalesef ki bütün bu uyarıların göz ardı edilmesi neticesinde bugün bu facia ile karşı karşıyayız” diye konuştu.
‘TBB OLARAK TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ’
Siyanürle bu coğrafyada altına ilişkin bir maden çalışması yapılmasının kaçınılmaz sonucunun yaşandığını söyleyen Sağkan sözlerine şöyle devam etti:
“Artık bir karar verilmesini istiyoruz. Bu faciaların yaşanmasını istemiyoruz. 3 ay sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden bu işletmenin çalışmasına devam etmesini istemiyoruz. Bu nedenle hem burada yürütülmekte olan ceza soruşturmasını en etkin şekilde Erzincan Baromuzla beraber, tüm barolarımızla birlikte TBB olarak takipçisi olacağız hem de bundan sonra tekrar bu tür faciaların yaşanmaması için muhakkak ki farkındalık çalışmalarını yürüteceğiz, hukuki anlamda elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Mağdur ailelerin de tamamen avukatlık hizmetlerini yürütmek üzere Erzincan Baromuz gereken bütün hukuki süreci yürütecektir. Aynı şekilde TBB de gerekli bütün kapasitesiyle Erzincan Barosunun yanında bu hukuk mücadelesini sürdürecektir.”
‘7 ŞÜPHELİDEN 4’Ü GÖZALTINDA BİLGİSİ VAR’
Maden ocağı ile ilgili herhangi bir gözaltı var mı? sorusuna cevap veren Sağkan, “Şu anda öğrendiğimiz 7 şüpheli bulunduğu ve bunlardan 4’ünün gözaltında olduğuna dönük. Zannedersem soruşturmanın selameti bakımından, çünkü burada delillerin karartılmaması çok büyük önem arz ediyor. Bugüne kadar birçok soruşturmada bu tür yaşanan aksaklıkların ileride kovuşturmaya geçtiğinde maalesef ki etkin cezalar verilememesinin temel sebebi olduğunu görüyoruz. Bu tür davalarda soruşturma kısmı çok önem arz eder. Bu sebeple bütün sorumluların yargı önünde hesap verebilmesi bakımından etkin ve şeffaf bir soruşturma yapılmasını bekliyoruz. Bunun takipçisi olacağız. Ancak şu anda kamuoyu ve bizlerle paylaşılan net bir bilgi yok. Soruşturmanın selameti bakımından bu şekilde yürütülmesi uygun görülüyor. Ancak TBB de soruşturma sürecini etkin bir şekilde takip edecek, gizlilik unsurlarına zarar vermemek kaydı ile kamuoyu ile gerekli ölçüde açıklamalarımızı paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
Hüsnü Ümit AVCI- Serhat Ozan YILDIRIM- Alperen YILDIZ- Muzaffer KOŞAN/ ERZİNCAN,
]]>ÇAĞLAYAN ADLİYESİ’NE TERÖR SALDIRISI
Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın C kapısında bulunan polis kontrol noktasına 6 Şubat tarihinde silahlı terör saldırısı düzenlenmiş, polislerin karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada DHKP-C’li teröristler Emrah Yayla ve Pınar Birkoç öldürülerek etkisiz hale getirilmişti. Olayda 3’ü polis memuru 6 kişi yaralanırken, Dilfıraz Karataş isimli bir vatandaşın ise hayatını kaybettiği belirtilmişti. Olaya ilişkin yakalanarak gözaltına alınan 96 şüpheliden 48’i tutuklanırken, 48’i ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

4 ŞÜPHELİYE YAKALAMA KARARI
Olaya ilişkin yürütülen soruşturmada yeni detaylar ortaya çıktı. Soruşturma çerçevesinde, saldırı eyleminin talimatını verdikleri ve DHKP/C silahlı terör örgütünün merkez komite üyesi oldukları öne sürülen firari şüpheliler Fehriye Erdal, Zerrin Sarı, Seher Demir ve Musa Aşoğlu hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
BİR KISIM GÖREVLİLERİ REHİN ALARAK MANİFESTO OKUYACAKLARDI
Öte yandan hakimlik sevk yazısında, örgütün yönetici kadrosu tarafından verilen talimat doğrultusunda Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un adliyeye silahlı bir şekilde girerek yanlarında getirdikleri malzemelerle daha önce duruşma bahanesiyle içeri giren ve eylem için hazır bekleyen Elif Ersoy, Diyar Ersoy, Necla Birkoç ve Ercan Güneş’in yardımıyla bir kısım görevlileri rehin almak amacında oldukları, yakalamamaları için sahte bomba görünümü verilmiş düzeneklerle içeriğinde bir takım hukuksuz talepler içeren manifestoyu okuyacakları da öğrenildi. Ayrıca sevk yazısında, taleplerinin kabul görmemesi durumunda rehin aldıkları kamu görevlilerine sözde cezalandırma eylemi yapacakları da belirtildi.

FAHRİYE ERDAL, SABANCI SUİKASTI DAVASININ FİRARİ SANIĞI OLARAK YER ALMIŞ
Öte yandan, Fehriye Erdal’ın, Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Özdemir Sabancı, Toyotasa Genel Müdürü Haluk Görgün ve sekreter Nilgün Hasefi’nin 1996’da öldürülmesine ilişkin kamuoyunda ‘Sabancı suikastı davası’ olarak bilinen davada ‘firari sanık’ olarak yer aldığı, 17 Mayıs 2017’de ise dosyasının ayrıldığı öğrenildi.
Öldürülen terörist Pınar Birkoç NE OLMUŞTU?
İstanbul Adliyesi önündeki polis kontrol noktasına 6 Şubat’ta silahla ateş açan 2 terörist ölü ele geçirilmiş, Dilfiraz Karataş hayatını kaybetmiş, 3’ü polis 6 kişi yaralanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 96 şüpheliden 14’ü “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ve “nitelikli kasten öldürme”, 33’ü “silahlı terör örgütüne üye olma”, 1 şüpheli ise “örgüte yardım etme” suçundan tutuklanmıştı. 48 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Öldürülen terörist Emrah YaylaSaldırgan Pınar Birkoç’un, olay günü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde duruşmada yargılanan kardeşi Necmiye Birkoç hakkında da eylemle irtibatlı olduğu değerlendirilerek “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan tutuklama kararı verilmişti.
Saldırı sonrasında sosyal medya hesaplarından provokatif paylaşımlar yaptığı tespit edilenlerle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 6 şüpheliden 5’i tutuklanmıştı.
]]>Uygulama ile yargılamalarda soyut ve maddi dayanaktan yoksun soruşturma dosyalarıyla kişilerin herhangi bir denetimden geçmeksizin “şüpheli” olarak nitelendirilmesinin önüne geçildi. Asılsız, soyut ve maddi dayanaktan yoksun ihbar ve şikayetlerin önüne geçilerek vatandaşların şeref ve itibarının zedelenmemesi sağlandı.
2017 yılından beri 977 bin 570 kişi asılsız ihbarlara karşı korundu
Lekelenmeme hakkı konusunda Ceza Muhakemesi Kanununun 158. maddesinde yapılan değişiklik sonrasında 2017 yılından bugüne kadar toplam 1 milyon 313 bin 40 ihbar dosyası açıldı ve bu dosyalardan 977 bin 570’inde soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildi.
2023 yılında ise 268 bin 362 ihbar dosyası açıldı ve bu dosyalardan 227 bin 200’ünde soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildi.
Masumiyet karinesinin ihlal edilmesinin önüne geçildi
Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) uygun olarak hayata geçirilen ve “Yargı Reformu Strateji Belgesiyle” güçlendirilen düzenlemeyle, kişilerin vazgeçilmez ve devredilmez haklarından olan masumiyet karinesinin ihlal edilmesinin önüne geçildi.
Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin ilk amacı olan “Hak ve Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesi” başlığında yer verilen lekelenmeme hakkı, İnsan Hakları Eylem Planı’nda da “Yargı Bağımsızlığı ve Adil Yargılanma Hakkının Güçlendirilmesi” amacının 3’üncü maddesinde geniş yer buldu.
Lekelenmeme hakkı ile bir araştırma yapılmasını gerektirmeyecek derecede açık şekilde anlaşılan ihbar ve şikayetler doğrudan soruşturma konusu yapılmıyor, kişiler yersiz şekilde adli kayıtlarda “şüpheli” sıfatıyla anılmıyor. Böylelikle telafisi mümkün olmayan zararlara sebebiyet verilmesi ve lekelenmeme hakkının zedelenerek masumiyet karinesinin ihlal edilmesi engelleniyor.
Soyut ve maddi dayanaktan yoksun ihbarlarda uygulanıyor
694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2017 yılında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 158’inci maddesinde yapılan düzenleme ile yargılamalarda soyut ve maddi dayanaktan yoksun soruşturma dosyalarıyla kişilerin herhangi bir denetimden geçmeksizin ‘şüpheli’ olarak nitelendirilmesinin önüne geçildi. Asılsız, soyut ve maddi dayanaktan yoksun ihbar ve şikayetlerin önüne geçilerek vatandaşların şeref ve itibarının zedelenmemesi sağlandı.
Yeni mağduriyetlerin önüne geçildi
Uygulama kapsamında Cumhuriyet Başsavcılıklarınca kişilerin ‘lekelenmeme hakkı’ gözetilerek soyut ve genel nitelikte olmadığı veya konusunun suç oluşturmadığı açıkça anlaşılan ihbar ve şikayetlerle ilgili SYOK verildi. Bu durumlar için Cumhuriyet Başsavcılıklarında ayrı bir kayıt tutulurken, soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararlar, ilgili kolluk birimine bildirilip kolluk kayıtlarının da düzeltilmesi temin edildi. Böylece asılsız şikayete konu olan kişilerin, iradesi dışında oluşmuş suç ve soruşturma kayıtları üzerinden yeni mağduriyetlere uğramasının önüne geçildi.
Düzenleme ile ayrıca lekelenmeme hakkı ve hak arama hürriyeti arasında bir denge kurulabilmesi de sağlandı. Hak arama hürriyeti kapsamında soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararlara karşı, ihbar ve şikayette bulunanlara itiraz hakkı da tanındı. – ANKARA
]]>