Soykırım – Haber 28 – Giresun Haber https://www.haber28.com.tr Mon, 19 Aug 2024 15:19:52 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Gazze’de acı tablo: Can kaybı 40 bin 139’a çıktı https://www.haber28.com.tr/gazzede-aci-tablo-can-kaybi-40-bin-139a-cikti/ https://www.haber28.com.tr/gazzede-aci-tablo-can-kaybi-40-bin-139a-cikti/#respond Mon, 19 Aug 2024 15:19:52 +0000 https://www.haber28.com.tr/gazzede-aci-tablo-can-kaybi-40-bin-139a-cikti/

Gazze’de yaşanan insani kriz, 318 gündür devam eden İsrail saldırılarıyla her geçen gün daha da derinleşiyor.

İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü bu amansız saldırılar, uluslararası hukuk ve insan hakları normlarını açıkça çiğniyor.

İsrail saldırıları, sadece bir bölgeyi değil, tüm dünyayı etkileyen derin bir ahlaki kriz yaratıyor.

SON 24 SAATTE 40 CAN KAYBI

Aylardır büyük acılar çeken Filistinliler, yaralarını saramadan yeni bir saldırıya daha uğruyor.

Son 24 saatte Gazze’de farklı bölgeleri hedef alan İsrail’in kanlı saldırılarında 40 Filistinli daha hayatını kaybederken, 134 Filistinli de yaralandı.

Filistin Sağlık Bakanlığı konuya ilişkin açıklama yaptı.

CAN KAYBI 40 BİN 139, YARALI SAYISI İSE 92 BİN 743

Söz konusu açıklamada, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısının 40 bin 139’a, yaralı sayısının da 92 bin 743’e çıktığı kaydedildi.

Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında ölülerin bulunduğu ancak İsrail güçlerinin engellemesi nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.

Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/gazzede-aci-tablo-can-kaybi-40-bin-139a-cikti/feed/ 0
İsrail’in bombaladığı okulda yaralanan kız kardeşler görme yetilerini kaybetti https://www.haber28.com.tr/israilin-bombaladigi-okulda-yaralanan-kiz-kardesler-gorme-yetilerini-kaybetti/ https://www.haber28.com.tr/israilin-bombaladigi-okulda-yaralanan-kiz-kardesler-gorme-yetilerini-kaybetti/#respond Mon, 19 Aug 2024 04:45:58 +0000 https://www.haber28.com.tr/israilin-bombaladigi-okulda-yaralanan-kiz-kardesler-gorme-yetilerini-kaybetti/

7 Ekim tarihinden bu yana Filistin topraklarında katliam yapan İsrail ordusunun saldırıları devam ediyor.

40 binden fazla masumu sebepsiz yere katleden İsrail askerleri, gece gündüz demeden Gazze topraklarını bombalıyor.

Namlusunu ağzı süt kokan çocuklara çeviren İsrail ordusu, binlerce çocuğu katletti.

Saldırılardan kaçarak göçebe hayatı yaşayan Gazzeliler, yine bombaların hedefi oldu.

OKULU BOMBALADILAR

İsrail ordusu, Han Yunus’un doğusunda bulunan El-Karara kasabasındaki Aylebun Okuluna saldırı düzenledi.

Yerinden edilen onlarca ailenin sığındığı okulda çok sayıda Filistinli öldü, birçok Filistinli de yaralandı.

YİNE ÇOCUKLARI HEDEF ALDILAR

Söz konusu saldırıda Filistinli kız kardeşler Yara el-Gandur ve Meysa el-Gandur görme yetilerini kaybederken anneleri ile diğer iki kardeşleri de yaralandı.

Saldırıyı anlatan 11 yaşındaki Yara, sığındıkları okulda arkadaşlarıyla oynarken bir anda saldırı olduğunu anlattı.

HEM GÖZLERİNİ HEM KULAKLARINI KAYBETTİ

Yüzüne şarapnel parçalarının isabet ettiğini ve yanıklar oluştuğunu söyleyen Yara, görme ve işitme duyusunu kaybettiğini belirtti.

Meysa ve Yara’nın annesi 43 yaşındaki Ula el-Gandur, İsrail bombalarından kaçmak için evlerini terk ederek sığındıkları okulda yine İsrail’in topçu saldırısına hedef oluklarını ve saldırıda 4 çocuğunun yaralandığını söyledi.

“BİR ANDA HİÇBİR ŞEY GÖREMEZ OLDUK”

Filistinli anne, “İlk anlar ​​şoke ediciydi. Bu manzara karşısında çok korktuk. Çocuklarım bana seslenirken bir anda hiçbir şey göremez olduk.

İki kızım Meysa ve Yara görme yetilerini kaybettiler, işitme kaybı yaşıyorlar. Erkek ve kız kardeşleri ise ağır yaralı, vücutlarında yanıklar var.” dedi.

Çocuklarının tedavilerinin sürdüğünü belirten acılı anne, ancak Gazze Şeridi’ndeki tıbbi imkanların yetersiz olması nedeniyle tedavilerinin gerektiği gibi yapılamadığını ve Gazze dışına sevk edilmeleri gerektirdiğini dile getirdi.

“TEDAVİ EDİLEMEDİĞİ İÇİN YARALI KAFASI KURTLANDI”

Meysa ve Yara’nın babası 48 yaşındaki Şaban el-Gandur, “Han Yunus’un El-Karara bölgesinde eşim ve çocuklarımla güvenli bir şekilde oturuyorduk. Ancak bulunduğumuz sınıfın içinde top mermilerine hedef olduk. Eşim ve 4 çocuğum yaralandı.” dedi.

Filistinli baba, tıbbi imkansızlıklar nedeniyle oğlunun yaşadığı sıkıntılara işaret ederek, “Gerektiği gibi tedavi edilememesi nedeniyle yaralı oğlum Muhammed’in başında kurtçuklar çıktı.” diye konuştu.

HASTANELER KASTEN HİZMET DIŞI BIRAKILIYOR

Refah Sınır Kapısı’nın kapatılması 1000’den fazla çocuğun, hasta ve yaralının ölümüne neden oldu.

Filistin ve Birleşmiş Milletlerin verilerine göre, Gazze Şeridi’nde savaşın başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana sağlık sistemini kasten hedef alarak hastanelerin çoğunu hizmet dışı bırakan İsrail ordusu hasta ve yaralıların hayatlarını riske atıyor.

“GAZZE’DEKİ FELAKET DERİNLEŞİYOR”

Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi Genel Müdürü İsmail es-Sevabite, 14 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, “İşgalciler Gazze Şeridi’ne her türlü yardımın girişini 100 gündür engelliyor.

Refah Sınır Kapısı’nın İsrail tarafından kapatılması 1000’den fazla çocuğun, hasta ve yaralının ölümüne neden oldu ve Gazze Şeridi’ndeki insani felaket her düzeyde derinleşiyor.” demişti.

Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/israilin-bombaladigi-okulda-yaralanan-kiz-kardesler-gorme-yetilerini-kaybetti/feed/ 0
İsrail saldırılarında ailesini kaybeden Gazzeli Türkiye’ye sığındı https://www.haber28.com.tr/israil-saldirilarinda-ailesini-kaybeden-gazzeli-turkiyeye-sigindi/ https://www.haber28.com.tr/israil-saldirilarinda-ailesini-kaybeden-gazzeli-turkiyeye-sigindi/#respond Mon, 19 Aug 2024 04:45:46 +0000 https://www.haber28.com.tr/israil-saldirilarinda-ailesini-kaybeden-gazzeli-turkiyeye-sigindi/ İsrail saldırılarında ailesini kaybeden Gazzeli Türkiye'ye sığındı

316 gündür Filistin topraklarını işgal eden İsrail, her gün binlerce masumu katlediyor.

Hava ve karadan saldırı düzenleyen İsrail ordusu, masumları hayattan koparırken, geride kalanlara ise unutulmayacak acılar yaşatıyor.

Saldırılardan sağ çıkmayı başaran Filistinliler, sevdiklerinin hain saldırılarda katledilmesine şahit oluyor.

TÜM AİLESİ GÖZÜNÜN ÖNÜNDE KATLEDİLDİ

Bu kişilerden biri ise Gazzeli Ahmed Baraka…

Saldırılardan önce ülkesinde çiftçilikle uğraşan Baraka, saldırının ardından kızının tedavisi için Ankara’da bir otele yerleşti.

İsrail’in Gazze’ye saldırılarının 3’üncü gününde, akşam camiden çıkarken gözünün önünde evine düşen bomba sonucu eşinin, 5 ve 14 yaşları arasında 4 çocuğunun, anne, baba, kardeşleri ve bazı yakınlarının hayatını kaybettiğini anlatan Baraka, kızı Merve’nin ise ayak ve sırtından yaralandığını ifade etti.

KIZINI TEDAVİ ETTİRMEK İÇİN GELDİ

15 gün Gazze’de kaldıktan sonra kızının Mısır’a sevk edildiğini, burada önce kızının bacağının kesileceğini söylediklerini, daha sonra ise bunun tedavisi olduğunu ifade ettiklerini bildiren Baraka, Mısır’da bu aşamada Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı yetkilileriyle karşılaştıklarını belirtti.

Sağlık Bakanlığı yetkililerine, kızının Türkiye’de tedavi edilmesini istediğini dile getirdiğini anlatan Baraka, geçen yıl kasımda Türkiye’ye geldiklerini, tedavi sürecinin sadece estetik bölümünün kaldığını bildirdi.

“BAŞKA KİMSEDEN BÖYLE BİR DESTEK GÖRMEDİK”

Baraka, “Otelde yaşıyoruz. Her türlü ihtiyacımızı karşılıyorlar. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, bütün Türkiye Cumhuriyeti devletine ve vatandaşlarına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bütün Arap ülkelerinden, hiç kimseden böyle bir destek ve yardım görmedik. Allah herkesten razı olsun.” dedi.

“YARDIM ETMEK İSTERSENİZ SİZİ DE VURUYORLAR”

Gazze’deki savaşın çok zor olduğunu vurgulayan Ahmed Baraka,”Allah kimseye yaşatmasın, Gazze’deki savaş ekranlarda görüldüğü gibi değil. İsrail güçleri bir dairede, hastanede, okulda ya da bir camide eğer 50-100 kişi varsa, direkt bombayı atıyor ve hepsini öldürüyor.

Bu sabah bir yerde 20 kişi şehit oldu. Orada katliam var. Geçen hafta da bir camiyi bombaladı. Şu anda siz bile yardım etmek isterseniz sizi de vuruyor.” dedi.

Baraka, Türkiye’nin Gazze’ye en çok destek veren ülke olduğunu belirtti.

“ARAP ÜLKELERİ BİZİ YALNIZ BIRAKTI”

Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin vefatının büyük bir kayıp olduğunu ve şoka uğradıklarını ifade eden Baraka, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın kendilerini yalnız bıraktığını vurguladı.

“HACCA GİT DESELER GİTMEM”

Yaşadığı acı dolu anları anlatan Ahmed Baraka, “Bir Müslüman olarak, şu anda bana ‘Hacca git’ deseler gitmem. Çünkü, Suudi Arabistan onlarla işbirliği yapıyor. Birleşik Arap Emirlikleri de aynı şekilde. Bizim en yakın komşumuz Ürdün, bizi ilk bırakan oldu. Eğer gerçekten yardım yapmak isteseydi, iki tane sınır kapısı var, oradan yardım gönderebilirdi.

“BİZE DESTEK OLSALARDI SAVAŞ UZAMAZDI”

Uçaklarla yardım dağıtıyorlar. Bunlar bazen çocukların üzerine düşüyor, bazen evin üstüne düşüyor, bu şekilde sadece benim bildiğim 50 kişi şehit oldu.

Bütün Arap ülkeleri, İsrail’den bu kadar mı korkuyor? İsrail zaten kaç kişi? Bize destek olsalardı, savaş bu kadar uzamazdı.” ifadelerini kullandı.

Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/israil-saldirilarinda-ailesini-kaybeden-gazzeli-turkiyeye-sigindi/feed/ 0
Türkiye, İsrail’e karşı açılan soykırım davasına müdahil olacak https://www.haber28.com.tr/turkiye-israile-karsi-acilan-soykirim-davasina-mudahil-olacak/ https://www.haber28.com.tr/turkiye-israile-karsi-acilan-soykirim-davasina-mudahil-olacak/#respond Tue, 30 Jul 2024 02:00:11 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=28363 Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) Başkanı Prof. Dr. Muharrem Kılıç, Gazze’deki saldırıları nedeniyle İsrail’e karşı açılan “soykırım davası”na Türkiye’nin müdahil olmasının önünde hukuki engel bulunmadığını, bunun İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesindeki devletlerin de taraf olmaları konusunda motivasyon sağlayacağını söyledi.

Kılıç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, İsrail’in Gazze’deki savaş suçu niteliğindeki eylemlerine ilişkin Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Uluslararası Adalet Divanına açtığı soykırım konulu davaya müdahil olacağının açıklandığını anımsattı.

Açılan davada, Uluslararası Adalet Divanının, İsrail’in eylemlerini durdurması ve aldığı tedbirleri mahkemeye raporlaması yönünde karar aldığını anımsatan Kılıç, “Ama ne yazık ki o tarihten bugüne kadar İsrail yine savaş suçu niteliğindeki eylemlerini sürdürüyor.” dedi.

Saldırılarda çok sayıda Filistinlinin hayatını kaybettiğini belirten Kılıç, sağ kalanların ise yaşam mücadelesi verdiğini belirtti. Kılıç, bölgedeki insanların gıdaya erişim, barınma hakkına erişim noktasında ciddi anlamda bir ablukayla karşı karşıya kaldıklarını, açlıkla yüzleştiklerini ifade etti.

“21. yüzyılın ilk çeyreği biterken böylesi bir durumla karşılaşmak büyük bir trajedi ne yazık ki.” değerlendirmesinde bulunan Kılıç, dünya kamuoyunun İsrail’in soykırım eylemleri karşısında duyarsız kalmadığını dile getirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin olayların başladığı 7 Ekim’den bu yana “Filistin’in bağımsızlığı ve ayrı bir devlet olarak varlığını sürdürme” noktasında irade ortaya koyduğunu belirterek, insani desteğini de sürdürdüğünü kaydetti.

Türkiye’nin son olarak açılan davaya müdahil olacağının açıklandığını dile getiren Kılıç, şu değerlendirmelerde bulundu:

“(Türkiye) Bu trajedi sürecinde insani desteğini sürdürmüştü ve başından itibaren siyasi anlamda desteğini de sürdürdü. Boykot kararı aldı. Ticari ilişkileri bu noktada kesmişti. En son gelişme bu noktada Uluslararası Adalet Divanına söz konusu dava çerçevesinde müdahillik açıklamasında bulundu. Güney Afrika’nın açmış olduğu bu savaş suçuyla, soykırım suçu davasına müdahil olacak Türkiye. Türkiye’nin müdahil olmasının anlamı, değeri, bir kere hukuken zaten Uluslararası Adalet Divanının ilgili mevzuatı çerçevesinde baktığımız zaman taraf ülkelere buna imkan tanındığını görüyoruz. Türkiye bu yetkisini, taraf ülke olması hasebiyle kullanıyor. Bunu herhangi bir hukuki engel söz konusu değil.”

“Bu tarihi hadiselerin kayıt altına alınması ceza adaleti anlamında önemli”

TİHEK Başkanı Kılıç, Türkiye’deki sivil toplum örgütleri ile kamu kurumlarının Gazze’de yaşananları delillendirdiğini, kayıt altına aldığını bildirdi.

Anadolu Ajansının “Kanıt” isimli kitabında İsrail’in Gazze’deki katliamına yer verildiğini aktaran Kılıç, “Bu tarihi hadiselerin kayıt altına alınması, tarihe not düşülmesi noktasında önemli. Hakikatin ortaya çıkması açısından, ceza adaleti anlamında da önemli.” dedi.

Türkiye’nin, İsrail’in zulmünden kaçan Filistinlilere ev sahipliği yaptığını belirten Kılıç, “Türkiye’nin siyaseten bu süreçte müdahil olması hukuk tekniği açısından da önemli diyebilirim delilerin ispatı noktasında.” dedi.

“Türkiye’nin davaya müdahilliği İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerini motive edecek”

Prof. Dr. Kılıç, TİHEK’in Filistin’de yaşanan soykırım eylemleri ve insan hakları ihlallerine ilişkin bir komisyon oluşturduğunu, komisyonun raporlama faaliyeti çerçevesinde Türkiye’ye gelen Filistinlilerle görüşmeler gerçekleştirdiğini bildirdi.

İsrail zulmüne maruz kalan Filistinlilerin gözlemlerinin alındığı, yaşadıkları durumların tespit edildiğini aktaran Kılıç, “Bunları da biz raporumuza derç edeceğiz ve yakın zamanda komisyonumuz faaliyetini tamamladıktan sonra bütün dünya kamuoyuyla paylaşacağız.” dedi.

Türkiye’nin açılan soykırım davasına müdahil olmasının uluslararası diplomasındaki ağırlığı dikkate alındığında olumlu etki doğuracağını vurgulayan Kılıç, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin bu davaya müdahil olmasının bir başka önemli boyutu da İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesindeki devletlerin harekete geçmesi, siyasi tutum sergilemesi, davaya müdahil olmaları, taraf olmaları noktasında bir motivasyon yaratacağını, bütün dünyada bir etki yaratacağını ifade etmeliyim. Malumunuz Kolombiya’nın müdahillik talebi söz konusuydu. İslam dünyası açısından da Türkiye hem diplomasi noktasında hem jeopolitik gücü ve uluslararası diplomasındaki ağırlığı çerçevesinde böyle bir davaya müdahilliği olumlu bir etki edecek. Bu soykırım eylemlerine, insanlığa karşı eylemlere karşı vicdanın sesi olarak, küresel adaletin sesi, nefesi olarak büyük önem arz ediyor.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/turkiye-israile-karsi-acilan-soykirim-davasina-mudahil-olacak/feed/ 0
İrlandalı Gazeteci, AB Komisyonu Başkanı von der Leyen’i İsrail’in Gazze’deki Soykırımına Destek Vermekle Suçladı https://www.haber28.com.tr/irlandali-gazeteci-ab-komisyonu-baskani-von-der-leyeni-israilin-gazzedeki-soykirimina-destek-vermekle-sucladi/ https://www.haber28.com.tr/irlandali-gazeteci-ab-komisyonu-baskani-von-der-leyeni-israilin-gazzedeki-soykirimina-destek-vermekle-sucladi/#respond Fri, 12 Jul 2024 21:01:11 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=25007 İrlandalı gazeteci-yazar David Cronin, hakkında “vatandaş tutuklaması” girişiminde bulunduğu Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in İsrail’in Gazze’deki soykırımına destek verdiğini savunarak, “Bence Ursula von der Leyen’in aslında gerçek otoriteler tarafından tutuklanması gerek.” dedi.

Cronin, von der Leyen’e yönelik girişiminin ardından AA muhabirine değerlendirme yaptı.

Avrupa’da silah endüstrisinin güçlendirilmesiyle ilgili konferansa davet edildiğini ve von der Leyen’in konuşmacı olduğunu gördüğünde tepki vererek Gazze’deki durumu dile getirmesi gerektiğini düşündüğünü anlatan Cronin, “Sabah uyandığımda aldığım ilk mesaj Gazze’nin merkezindeki El-Magazi mülteci kampında yaşayan bir gazetecidendi. Önceki gün bir grup çocuğun oyun oynarken İsrail tarafından öldürüldüğüyle ilgili bu mesajı gördüğümde bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim. Ursula von der Leyen’e Gazze’de devam eden soykırımın ilk aşamalarında İsrail’i tam olarak desteklemesi nedeniyle bir tavır göstermem gerekiyordu.” diye konuştu.

Cronin, eylemi karşısında von der Leyen’in hiçbir tepki vermediğini belirterek, “Çok profesyoneldi. Çok sakindi. Yüzünde hiçbir duygu belirmedi.” dedi.

İrlandalı gazeteci, güvenlik görevlilerinin ise kendisine nazik davrandığını söyledi.

“İsrail’e zaman kazandırdı” yorumu

Cronin, von der Leyen’in “soykırıma ortak olduğu” yönündeki fikrini şöyle gerekçelendirdi:

“Von der Leyen, (Ekim 2023’te) İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın Gazze’deki Filistinlileri ‘hayvan’ olarak tanımladığı, gıda, yakıt ve elektriği keseceğini açıkladığı sırada, bazı üst düzey İsrailli liderleri ziyaret etti. Aslında İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’la, Gazze’de masum insan olmadığını iddia etmesinden bir gün sonra görüştü.”

Gazze’de soykırımın önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı alan Uluslararası Adalet Divanının, Gallant ve Herzog’un ifadelerini soykırım niyeti delili olarak gösterdiğini belirten Cronin, “Von der Leyen bu açıklamaları onaylamadığını ifade etmedi.” dedi.

Cronin, “Bunu yaparak İsrail’e çok değerli bir zaman kazandırdı. İsrail’in gerçek bir uluslararası baskıya maruz kalmadan katliam yapması için çok değerli zamanı kazanmasına izin verdi.” değerlendirmesini yaptı.

Blair ve Lieberman’a da yapmıştı

Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve eski İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’a yönelik de “vatandaş tutuklaması” girişiminde bulunduğu hatırlatılan Cronin, bunlara ilişkin anılarını şöyle anlattı:

“Irak’ın yasa dışı işgalindeki rolü nedeniyle Blair’ı 2010’da vatandaş olarak tutuklamaya çalıştım. Ertesi yıl, dönemin İsrail dışişleri bakanı olan Avigdor Lieberman’ı apartheidla suçlayarak tutuklamaya çalıştım. İlginçtir ki Lieberman, o zamanlar İsrailli politikacıların en aşırısı olarak kabul ediliyordu ama o zamandan bu yana yerine daha da aşırı sağcı politikacılar geldi.”

Cronin, bu eylem türünün uzun yıllar önce İngiltere’de ortaya çıktığını belirterek, şunları kaydetti:

“Aslında temel fikir şu, polis belirli suçlulara karşı harekete geçemiyorsa veya buna istekli değilse, o zaman vatandaşlar harekete geçme yetkisine sahip olur. Ben de öyle yaptım. Bence Ursula von der Leyen’in aslında gerçek otoriteler tarafından tutuklanması gerek. Ekim ayındaki İsrail ziyaretiyle açıkça Gazze’de soykırımı mümkün kıldı ve daha sonraki açıklamalarıyla Gazze’de soykırım yaparken İsrail’e de tam desteğini yineledi.”

Cronin’in girişimi

“Electronic Intifada” internet sitesinin editörlerinden, İsrail-Filistin meselesiyle ilgili kitaplarıyla da bilinen Cronin, Brüksel’de düzenlenen “Avrupa Savunma ve Güvenlik Zirvesi”nde von der Leyen’in konuşmak için sahneye çıktığı sırada, yerinden kalkarak yüksek sesle açıklamalar yapmıştı.

“Özgür Filistin” sloganı atan Cronin, şunları söylemişti:

“Bayan von der Leyen, bu bir vatandaş tutuklamasıdır. Gazze’deki soykırıma yardım etmekle suçlanıyorsunuz. Bu soykırımın başlangıcında İsrail’e tam desteğinizi ifade ettiniz. Ellerinizde Filistinli çocukların kanı var. Siz bir suçlusunuz, Bayan von der Leyen. Burada olmamalı, Lahey’de olmalısınız. Seçimlerde yeniden aday olmamalısınız.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/irlandali-gazeteci-ab-komisyonu-baskani-von-der-leyeni-israilin-gazzedeki-soykirimina-destek-vermekle-sucladi/feed/ 0
İsrail’in Gazze’deki işgal ve katliamları protesto edildi https://www.haber28.com.tr/israilin-gazzedeki-isgal-ve-katliamlari-protesto-edildi-2/ https://www.haber28.com.tr/israilin-gazzedeki-isgal-ve-katliamlari-protesto-edildi-2/#respond Sun, 07 Jul 2024 08:48:06 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=24056 HABER: ECE AZAK – KAMERA: ÖZGÜR ŞENGÜL

İzmir Konak Meydanı’nda İsrail’in Gazze’deki işgal ve katliamları ile Türkiye’nin İsrail’le ticareti tamamen durdurmaması protesto edildi. Açıklamada, “İsrail’le ticaretin kısıtlanması açıklamasının bir ateşkes süreci hedefi ile hareket etmesi anlamsızdır ve gerçeklikten uzaktır. Bizler direnen şerefli ve izzetli Filistin halkının dostları olarak kısıtlama değil tam bir boykot ve yaptırım talep ediyoruz” denildi.

İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının 191. gününde, İsrail’in Gazze’deki işgal ve katliamları ve Türkiye’nin İsrail ile ticaretini tamamen durdurmaması, Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 24 ilde eş zamanlı olarak protesto edildi.

İzmir Konak Meydanı’nda düzenlenen eylemde; “Hamas’a selam direnişe devam”, “İsrail’le ticaret Filistin’e ihanet”, “Kısıtlama yetmez ambargo gerek”, “Çocuklar ölüyor devletler uyuyor”, “Yaşasın küresel intifada” “Dur de, dur de, soykırıma dur de”, “Katil İsrail Filisti’nden defol”, “Katil ABD Ortadoğudan defol” sloganları atıldı. Eylemde, “Soykırım ortağı olmamak için İsrail’e sevkiyat durdurulsun”, “Limanlar siyonizme kapatılsın”, “Ticareti kes, üsleri kapat; soykırıma ortak olma”, ” İncirlik, Kürecik kapatılsın” pankartları açıldı.

Direniş Çadırı Platformu adına basın açıklamasını yapan Özgün Eğitim, Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Özgün-Der) üyesi Talha Akdeniz, 7 Ekim tarihinden bu yana İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının devam ettiğini belirterek, şunları söyledi:

“ZALİME RİCACI OLMAK ZULMÜNE ORTAK OLMAKTIR”

“7 Ekim’den beri, yüzyıldır devam eden işgalin ve yağmanın en şiddetli günlerine şahidiz. Filistin halkı, sömürgeci devletlerin bir projesi olarak üretilen İsrail Siyonist devletinin saldırılarına kahramanca direniş gösteriyor. Katil ve korkak İsrail devletine karşı kahramanca direnen bu halk en çok da aynı tarihsel kaderi paylaşan, kardeş bildiği toplulukların ve onların sahibi olduğu devletlerin kendilerini yalnız bırakmasının acısını yaşıyor. Yalnız bırakılmanın ötesinde katil bir devlete verilen dolaylı ve doğrudan destekler, Filistin halkının katledilmesinde sorumluluk taşımaktır. Kesilmeyen ticari ve siyasi ilişkiler İsrail devletinin şımarıkça insan öldürmesinin, insanlığa karşı suç işlemesinin ne yazık ki motivasyonu haline gelmiştir. Öyle bir motivasyon ki ne çocuk ne de masum dinlemektedir. Siyasi makamların bu zorba devlete karşı ricacı tavrı, rica edilenlerin ellerindeki kanı her gün az daha artırmasından başka bir işe yaramamaktadır. Tarih bize sürekli göstermektedir ki zalime ricacı olmak zulmüne ortak olmaktır.”

“KISITLAMA AÇIKLAMASINDA FİLİSTİNLİ ÇOCUKLARI KATLEDEN UÇAKLARIN, ASKERİ ARAÇLARIN YAKIT TEDARİĞİNE DAİR BİR İBARE BULUNMAMAKTADIR”

Türkiye’nin İsrail’le ticari ilişkilere kısıtlama getireceğini açıklamasının İsrail ile yapılan ticareti kabul ettiğini söyleyen Akdeniz, “Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde kendini Filistin halkının kardeşi olarak gören milyonlarca insan neredeyse her gün sokaklara, meydanlara dökülerek yaşadıkları ülkelerden, soykırım suçlusu İsrail devletine karşı yaptırım uygulamasını talep ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Her ne kadar daha önce kabul edilmese de Türkiye’nin İsrail’le ticari ilişkilere kısıtlama getireceğini açıklaması, bu gerçeği, katil Siyonist devletle yapılan ticareti teyit etmiştir. Kısıtlama açıklamasında Filistinli çocukları katleden uçakların, askeri araçların yakıt tedariğine dair bir ibare bulunmamaktadır. Ellerindeki silahlarla masum insanları avlayıp, bir de üstüne üstlük kendilerine sivil yerleşimci diyen katiller sürüsünün silah malzemelerine dair maddeler de bulunmamaktadır. Kısıtlama kararında, Gazze halkı açlıktan kırılırken, sokaklarda eğlencesine insan öldüren üniformalı ya da sivil Siyonist çetelerin gıda tedariğine dair bir işaret bulunmamaktadır” dedi.

“KISITLAMA DEĞİL TAM BİR BOYKOT VE YAPTIRIM TALEP EDİYORUZ”

İsrail’le ticarette ksııtlama değil; tam bir boykot ve yaptırım talep ettiklerini dile getiren Akdeniz, “İsrail bir işgal ve soykırım rejimi olarak, yağma ve soykırım stratejisine hiç ara vermemektedir. Bir yüzyıla yakındır Gazze’de Ramallahta Han Yunusta Batı Şeriada ve işgal ettiği her bir toprak parçasında insanlara hayvanlara ağaçlara her bir çakıl taşına zulüm etmektedir. Gazze halkının nefes alması adına acil bir ateşkes olmalıdır. Halkı Müslüman olan ülkelere ve diğer ülkelere düşen görev Ortadoğu’nun bu çürümüş yarasına karşı sürekliliği sağlayacak adımlar atmaktır. İsrail devleti her defasında ıslah edilmez bir zulüm bataklığı olduğunu ispat etmektedir. Tüm bu tarihsel gerçeklik ortadayken kısıtlama açıklamasının bir ateşkes süreci hedefi ile hareket etmesi anlamsızdır ve gerçeklikten uzaktır. Bizler direnen şerefli ve izzetli Filistin halkının dostları olarak kısıtlama değil tam bir boykot ve yaptırım talep ediyoruz” diye konuştu.

“İSRAİL’LE TİCARETE KESİN BİR SON VERİLMELİDİR”

Gazze’ye destek için İsrail ile ticarete son verilmesi adına talepleri de sıralayan Akdeniz, sözlerini şöyle noktaladı:

“Gazze halkı zulme, sömürüye ve soykırıma karşı direnişi seçerken ya zalimlerin yanında tüm değerlerimizi kurban edeceğiz ya da çocuklarımıza daha adil bir dünya bırakmak için katil devletle ticareti sürdürenlere tepkimizi sonuna kadar göstereceğiz. O halde bugün yeniden taleplerimizi daha çok meydanda daha büyük halkalarla daha da uzaklara seslenerek yineliyoruz. İsrail’le ticarete kesin bir son verilmelidir. İsrail her açıdan kaskatı bir boykot duvarıyla çepeçevre sarılmalıdır. Ticaret, diplomasi, eğitim, sanat, spor, sağlık, akademi gibi hayatın her alanında İsrail’e geçitsiz ve tavizsiz bir abluka uygulanmalıdır. Kısıtlama kandırmacaya dönüşmemeli gerçek bir tavır üretmelidir. Ateşkes gibi zamanı ve kapması belirsiz bir garabete değil özgür Filistin devletine odaklanılmalıdır. Gazze’nin her yerine kesintisiz ve yeterli insani yardım ulaştırılması sağlanmalıdır. Gazze halkı göz göre göre açlıktan ölmeye terk edilmemelidir. İsrail’i koruyan ABD’nin ve NATO’nun etkisinden kurtarılmalıdır. Kürecik Radar Üssü kapatılmalıdır. İncirlik Üssü’ndeki ABD askerleri ülkelerine gönderilmelidir. Bu ülkede, bu kadim topraklarda soykırım destekçilerinin askeri ve siyasi güçlerine yer olmamalıdır.”

]]> https://www.haber28.com.tr/israilin-gazzedeki-isgal-ve-katliamlari-protesto-edildi-2/feed/ 0 Nikaragua Büyükelçisi, İsrail’e silah gönderen ülkelerin uyarılması ve askeri yardımların kesilmesini istiyor https://www.haber28.com.tr/nikaragua-buyukelcisi-israile-silah-gonderen-ulkelerin-uyarilmasi-ve-askeri-yardimlarin-kesilmesini-istiyor/ https://www.haber28.com.tr/nikaragua-buyukelcisi-israile-silah-gonderen-ulkelerin-uyarilmasi-ve-askeri-yardimlarin-kesilmesini-istiyor/#respond Fri, 05 Jul 2024 04:24:08 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=23541 Nikaragua’nın Lahey Büyükelçisi Carlos Jose Argüello Gomez, Almanya’ya karşı Uluslararası Adalet Divanında (UAD) açtıkları davayla, İsrail’e silah gönderen üçüncü ülkelerin uyarılması ve İsrail’e giden bütün askeri yardımların kesilmesini amaçladıklarını söyledi.

Nikaragualı Büyükelçisi Argüello Gomez, İsrail’in Gazze’deki soykırımına siyasi, mali ve askeri destek vermekle suçladığı Almanya aleyhinde UAD’de açtıkları davanın tedbir duruşmalarının ardından AA muhabirine, davayla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Argüello Gomez, dava ile amaçlarının İsrail’e silah gönderen üçüncü ülkelerin soykırım ve diğer suçlara destek olmama yükümlülüklerini hatırlatmak olduğunu, İsrail’e giden bütün askeri yardımların kesilmesini amaçladıklarını kaydetti.

İsrail’e giden askeri yardımların kesilmesi

Almanya’nın yüzlerce otorite ve kurum tarafından, Filistin’deki, hem soykırım hem de diğer savaş suçlarına ilişkin bilgilendirildiğini aktaran Argüello Gomez, “Amaçlarımızdan biri uluslararası topluma, tüm ülkelerin soykırım önleme yükümlülüğü olduğunu hatırlatmak.” dedi.

Argüello Gomez, Gazze’deki soykırımın önlenmesi yükümlülüğünün üçüncü ülkeler için de geçerli olduğunu belirterek, davanın Almanya aleyhine açılmasına karşın, amaçlarının İsrail’e giden tüm askeri yardımların kesilmesi noktasında ülkelere bir hatırlatmada bulunmak olduğunu ifade etti.

Gazze’de soykırım işlendiği kanaatinde olduklarını dile getiren Argüello Gomez, “Almanya, Soykırım Sözleşmesi kapsamında Filistin’de gerçekleştirilenleri önleme yükümlülüğüne sahip. Sözleşme sadece soykırıma karışanların cezalandırılması yükümlülüğüyle kalmıyor, aynı zamanda soykırımı önleme yükümlülüğü de getiriyor.” diye konuştu.

“Almanlar bu ticareti inkar etmiyor”

UAD’nin, iki devlet arasındaki uluslararası bir yükümlülük hakkında üçüncü devletleri de sorumlu tuttuğu kararlarının bulunduğuna işaret eden Argüello Gomez, “Almanya’nın savunmasında İsrail’e olan ticareti azalttığını ifade etse de biz Almanya’nın sözlerine değil ne yaptığına bakıyoruz.” ifadesini kullandı.

Argüello Gomez, “Almanya öncelikle burada İsrail ile silah ticaretini azalttığını göstermeye çalışıyor. Almanlar bu ticareti inkar etmiyor, inkar edemezler de.” dedi.

Davanın geçici tedbir aşamasında olduğunu ve bu aşamada Almanya ile İsrail arasındaki silah ticaretinin kuvvetli delillerle ve kesin şekilde ispatlanmasının gerekmediğini anlatan Argüello Gomez, geçici tedbire hükmedilebilmesi için silah ticaretinin İsrail’in işlediği suçlara katkı sağladığının “muhtemel olduğunu” ispatlamanın yeterli olduğunu aktardı.

Almanya, İsrail’e en çok silah veren ikinci ülke

Almanya ile İsrail arasında Kasım 2023’teki tek bir anlaşma ile 3,6 milyar dolarlık silah ticareti yapıldığını belirten Argüello Gomez, “Bu bilgiler kamuya açık değil. Biz bu bilgilerin ucundan yakalayarak, uğraşlar sonucu elde etmeye çalışıyoruz.” diye konuştu.

Argüello Gomez, İsrail’in silah tedarik hacmi bakımından dünyadaki sayılı ülkelerinden biri olduğunu ve Almanya’nın, İsrail’e en çok silah veren ikinci ülke konumunda bulunduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

“İsrail küçük bir ülke olmasına rağmen askeri bütçesi komşularınınkinden çok daha fazla. İsrail’in askeri bütçesi kendisinden 20 kat büyük nüfusa ve 50 kat büyük toprağa sahip Mısır’dan daha fazla. Yine kendisinden 10 kat büyük nüfusa ve 50 kat büyük toprağa sahip İran’dan daha fazla. Burada sadece birkaç milyonluk ticareti konuşmuyoruz, çok büyük bir askeri bütçeden bahsediyoruz ve Almanya bunun en büyük ikinci tedarikçisi.”

Nikaragua’nın, Almanya aleyhine istediği tedbirler

Nikaragua’nın Uluslararası Adalet Divanında İsrail’in Gazze’deki soykırımına destek olmakla suçladığı Almanya aleyhine açtığı davada talep ettiği 5 ihtiyati tedbir şöyle:

“- Almanya, Soykırım Sözleşmesi, uluslararası insancıl hukuk veya Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı gibi genel uluslararası hukukun diğer emredici normlarının ihlalinde ve Filistinlilerin apartheid rejimine tabi olmasında kullanılabilecek, özellikle de askeri teçhizat dahil olmak üzere İsrail’e yaptığı askeri yardımları derhal askıya almalıdır;

Almanya, İsrail’e teslim edilmiş olan silahların soykırım işlemek için kullanılmaması, soykırım eylemlerine katkıda bulunmaması veya uluslararası insancıl hukuku ihlal edecek şekilde kullanılmaması için derhal her türlü çabayı göstermelidir;

Almanya, insancıl hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek için mümkün olan her şeyi derhal yapmalıdır;

Almanya, soykırım, soykırım eylemlerini ve Filistin halkının insani haklarının ihlalini önleme yükümlülüklerine uymanın bir parçası olarak Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) finansmanını askıya alma kararını geri almalıdır; bu karar, insani yardımın Filistin halkına, özellikle de Gazze’ye ulaşmasını sağlamak için mümkün olan her şeyi yapma yükümlülüğünü de içerir;

Almanya, uluslararası hukuktaki suçların ihlallerinde kullanılabilecek askeri teçhizatın İsrail’e tedariki de dahil olmak üzere desteğini keserek ve bu kuruluşun faaliyetlerini dayandırdığı UNRWA’ya desteğini sürdürerek uluslararası hukukun emredici nitelikteki kurallarının ağır ihlallerinin sona erdirilmesi için işbirliği yapmalıdır.”

]]>
https://www.haber28.com.tr/nikaragua-buyukelcisi-israile-silah-gonderen-ulkelerin-uyarilmasi-ve-askeri-yardimlarin-kesilmesini-istiyor/feed/ 0
Nikaragua, Almanya’ya karşı soykırım davası açıyor https://www.haber28.com.tr/nikaragua-almanyaya-karsi-soykirim-davasi-aciyor/ https://www.haber28.com.tr/nikaragua-almanyaya-karsi-soykirim-davasi-aciyor/#respond Wed, 26 Jun 2024 22:12:23 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=22913 Orta Amerika ülkelerinden Nikaragua’nın, “Filistin’de soykırımın gerçekleştirilmesine kolaylık sağladığı” gerekçesiyle Almanya aleyhine açtığı dava, Uluslararası Adalet Divanı’nda bugün başlıyor.

Lahey’de uluslararası mahkemenin bulunduğu Barış Sarayı’nda halka açık olarak yapılacak dava saat 10:00’da başlayacak.

Davanın ilk gününde, Nikaragua sözlü savunma yapacak. Duruşmanın yarınki bölümünde ise Almanya, hakkındaki iddialara yanıt verecek.

Bu dava, Uluslararası Adalet Divanı’nın baktığı, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail aleyhine açtığı davadan sonra Gazze’deki gelişmelere ilişkin ikinci “soykırım davası” olacak.

Dava neden gündeme geldi?

Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi uyarınca, taraf olan ülkerin dava açma ya da var olan davalara müdahil olma hakkı bulunuyor.

İsrail-Hamas savaşının başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’deki Filistin halkı açısından durumun giderek kötüye gittiğini vurgulayan Nikaragua’ya göre, Almanya da İsrail’in işlediği suçlara ortak oluyor.

Nikaragua, Almanya’nın Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri ile “uluslararası insani hukukun ihlal edilemez ilkeleri” kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğini savunuyor.

Almanya neyle suçlanıyor?

Davacı Nikaragua’ya göre, Almanya, İsrail’e siyasi, mali ve askeri destek sağlayarak “Gazze’deki soykırıma suç ortaklığı” yapıyor.

Nikaragua, dava dilekçesinde, Birleşmiş Milletler’e bağlı Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’nun (UNRWA) finansmanını kesen Almanya’nın, “soykırımın işlenmesini kolaylaştırdığını” belirtiyor.

İsrail, Hamas tarafından 7 Ekim 2023’te düzenlenenen saldırılara çok sayıda UNRWA çalışanının karıştığını öne sürmesinin ardından, Almanya’nın da aralarında olduğu bazı ülkeler BM’ye bağlı Filistinli mültecilere yardım kuruluşuna mali yardımı kesmişti.

Nikaragua’nın dilekçesinde, savaşın başlamasından bu yana “Gazze Şeridi’ndeki nüfusa odaklanarak Filistin halkına yönelik bir soykırım riskinin kabul edildiğine” vurgu yapılıyor.

Nikaragua, uluslararası sözleşmeler gereği, Almanya’nın bir soykırımı önlemekle yükümlü olmasına rağmen, bu konuda çok az şey yaptığını savunuyor.

Nikaragua, mahkemeden hangi taleplerde bulunuyor?

Orta Amerika ülkesinin başvurusunda, Almanya’nın, “soykırıma ortak olma, kolaylaştırma ve göz yumma” suçları gerekçesiyle yargılanması isteniyor.

Dilekçede Almanya, “uluslararası hukuku ve diğer emredici genel normları ciddi biçimde ihlal etmekle” de suçlanıyor.

Nikaragua, dava sonuçlanana kadar, Uluslararası Adalet Divanı’nın, Gazze Şeridi’nde meydana gelen uluslararası hukuk ihlalleri ve Almanya’nın rolü konusunda acil geçici önlemler almasını istiyor.

Nikaragua daha önce Almanya, İngiltere, Hollanda ve Kanada’ya, “İsrail’e silah sağlamaya devam etmeleri halinde yasal yollara başvuracakları” uyarısında bulunmuştu.

Duruşmalardan hangi sonuç bekleniyor?

Davada bugün Nikaragua, yarın da Almanya sözlü savunma yapacak.

Mahkeme, sözlü savunmaların ardından, önümüzdeki günlerde davaya ilişkin kararını açıklayacak.

Latin Amerika’da Filistin’e destek sadece Nikaragua ile sınırlı değil. Orta ve Güney Amerika’da çok sayıda ülke, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki göstererek, Filistin’e destek çıkıyor.

Kolombiya, geçen Cuma günü BM’nin en üst yarı organı olan Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak, Güney Afrika’nın soykırım suçlamasıyla İsrail aleyhine açtığı davaya müdahil olmak istedi.

Brezilya Devlet Başkanı Lula Da Silva, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını eleştirerek, bunu 2. Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi Soykırımına (Holokost) benzetti. İsrail, Da Silva’ya sert tepki gösterdi.

Şili ve Meksika gibi ülkeler de, Gazze’de ve işgal altındaki Filistin topraklarında yaşanan olaylara ilişkin endişelerini sık sık dile getiriyor.

]]>
https://www.haber28.com.tr/nikaragua-almanyaya-karsi-soykirim-davasi-aciyor/feed/ 0
Ruanda’da soykırım mağdurları hala travmayı atlatamıyor https://www.haber28.com.tr/ruandada-soykirim-magdurlari-hala-travmayi-atlatamiyor/ https://www.haber28.com.tr/ruandada-soykirim-magdurlari-hala-travmayi-atlatamiyor/#respond Tue, 25 Jun 2024 03:00:14 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=22739 Ruanda’da 6 Nisan 1994’te başlayan ve 100 gün içinde yaklaşık 800 bin kişinin katledildiği soykırımın üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen soykırım mağdurları yaşadıkları travmayı atlatamıyor.

Soykırımda binlerce kişi can verirken birçok masum insan da yaralandı. Katliamda kimi aile yakınlarını kimi de komşularını kaybetti.

Soykırıma maruz kalarak ailesini kaybeden ve kendisi de yaralanan Judence Kayitesi, yaşadığı travmayı atlayamayan binlerce Ruandalı arasında yer alıyor.

Ruanda’nın başkenti Kigali şehrinde bir ilçe olan Gasabo’da doğan ve beş çocuklu bir ailenin kızı olan Judence Kayitesi, şu anda 3 çocuk annesi olarak Almanya’nın Karlsruhe kentinde yaşıyor.

Soykırım başladığında 11 yaşında olan Kayitesi, o gece bir milis tarafından başına aldığı bir darbesiyle konuşma yetisini kaybetti ve yıllarca tedavi gördü. Kayitesi, soykırımda yedi kişilik ailesinden sadece iki küçük kardeşiyle hayatta kalmayı başardı.

Judence Kayitesi, Ruanda’da Tutsilere yönelik soykırım sırasında ve sonrasında yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.

Soykırımda yaşadıkları nedeniyle binlerce Ruandalı gibi travmayı atlatamadığını dile getiren Kayitesi, “Tutsi olduğumu çok sonra öğrendim. Bu nedenle ilkokulda bazı öğretmenler tarafından tacize uğradım ve dayak yedim.” dedi.

Aynı zamanda Ruanda’da Tutsilere yönelik soykırımın unutulmaması için “Kırık bir hayat: Kayıp bir ailenin ve mutluluğunu peşinde” (A broken life: In search of lost parents and lost happiness) adlı kitabı yazan Kayitesi, soykırım öncesinde Ruanda’da Tutsilere yönelik bir nefret söyleminin olduğunu çocuk yaşta öğrendiğini ifade etti.

Kendisine yönelik ayrımcı yaklaşımları paylaşan Kayitesi, “İlkokulda, öğretmenim bir keresinde tuvalete gitmeme izin vermediği için altıma yapmak zorunda kalmıştım ve diğer çocuklar bana çok gülmüştü. Hiç unutmuyorum. Babamdan beni düzenli olarak döven öğretmenlerimden biriyle konuşmasını istedim. Babam bana onunla konuşacağını söyledi ama gözlerinde çaresiz olduğunu ve hiçbir şey yapmayacağını gördüm.” ifadelerini kullandı.

Katliamlar radyo anonsuyla başladı

6 Nisan 1994’te tarihin gördüğü en kanlı katliamlardan birinin radyoda yapılan anonslarla başladığını belirten Kayitesi, o gün Hutu olan devlet başkanının uçağının düşürülmesiyle başlayan kaostan faydalanmaya çalışan Hutu (Interahamwe) üyelerinin ülkede kıyıma başladığını hatırlattı.

Soykırım başladığında tatil nedeniyle teyzesinin evine gittiğini söyleyen Kayitesi, o gece 18 kişilik aileden 8 kişinin kurtulduğunu, yaralı birinin ise daha sonra hayatını kaybettiğini anlattı.

8 Nisan’da yüzlerce kişiyle Nyamirambo’daki bir camiye sığındıklarını dile getiren Kayitesi, şöyle devam etti:

“En yakınımızdaki camiye sığındık. Teyzemin evinde çalışan Hutu bir kadın eve gidip bize yemek yapıp getiriyordu. Bazen saatlerce bize yiyecek bir şeyler getirmesini beklerdik. 13 Nisan günü Hutu milisler ve askerler ciplerle camiye geldi ve bizi dışarı çıkardılar. Aramızda askerden korkan muhalif partilerden Hutular da vardı. Camiye giren milisler ve askerler Hutuları ve Tutsileri ayırdı. Bizi ayırdıktan sonra Hutuların gitmesini söylediler. Camiden çıkarıldıktan sonra başka bir eve götürüldük ve aralarında yakın akrabalarımın da olduğu yüzlerce kişi öldürüldü.”

Kayitesi, çocuk olmasına rağmen kafasına pala ile vurulduğunu ve bilincini kaybederek yıllarca konuşamadığını kaydetti.

Bir evde kuzeniyle saklanırken kendilerini Kızılhaç yetkililerinin Kiyovu’daki ofise götürdüklerini belirten Kayitesi, “Kızılhaç doktorları öleceğimi düşündükleri için tedavi etmeyi ret ediyordu. Üç gün geçmişti ve hala hayattaydım. Bunu görünce tedavi etmeye başladılar.” diye konuştu.

Kayitesi, “Kurtlar boynumda geziniyordu, ellerimle onları alıp atıyordum. sağlık ekipleri anestezi yapmadan yaramı diktiler. Bunu asla unutmuyorum, canım çok acımıştı. Tüm vücudumda öyle bir acı hissettim ki bir daha asla böyle bir acı yaşamadım.” ifadelerini kullandı.

Sürgündeki Tutsilerin 1987’de kurduğu Ruanda Yurtsever Cephesi (RPF) üyelerinin Kigali’ye girmesiyle kurtulduklarına dikkati çeken Kayitesi, anne ve babası öldürüldüğü için teyzesinin yanında yaşamaya başladığını bildirdi.

Kafasına palayla vuran adamı okulda gördü

Kayitesi, soykırımdan sonra 1995 yılında Ruandalı mültecilerin geri dönmeye başladığını, gelenlerin okula yakın bir yere yerleştirilmeye başlandığını anlattı.

Okul yakınlarında bir adam gördükten sonra yere düştüğüne dikkati çeken Kayitesi, “Bana ne olduğunu sorduklarında o adamı gösterdim ve kafama vuran bu adamdı dedim. Kafama pala ile vurulduğundan beri ilk defa ağzımdan bir kelime çıkmıştı, ilk defa konuşmuştum. Herkes çok şaşırmıştı. O milis tutuklandı ve cezaevine götürüldü.” dedi.

“Yıllarca annemi aradım”

Kayitesi, soykırımdan sonra uzun bir süre annesini aramaya devam ettiğini ve onu beklemenin yükünü yıllarca üzerinde taşıdığını vurguladı.

Yıllar sonra annesinin öldüğüne ikna olduğunu söyleyen Kayitesi, “Yıllarca annemi aradım. Onu otobüs duraklarında bekliyordum. Arkadan ona benzeyen kadınların yanına gidiyordum o olmadığını büyük bir acıyla fark ediyordum. İlk doğumuma gelmedi. İkinci doğumuma mutlaka gelir diye bir sürü yemekler pişirdim. Onu bekledim. Ama annem gelmedi. O gün annemin gerçekten öldüğünü ve onu beklemem gerektiğini onsuz yaşamak zorunda olduğumu anladım.” şeklinde konuştu.

Bir rehabilitasyon merkezinde uzun süre terapi gördüğünü dile getiren Kayitesi, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Terapistler bana çok yardımcı oldu bu süreçte. Çok şey konuşmak istiyordum sessiz kaldığım yıllardan sonra. Soykırım sırasında yaşadıklarım, kaybettiğim ailem. Bu terapi başıma gelenleri kabullenmeme yardımcı oldu. Çünkü yeni bir hayata başlamak ve çocuklarımı büyütmem gerekiyordu. Bu terapi o gücü bana verdi.”

Tutsilere yönelik soykırımın üzerinden 30 yıl geçtiğini, hayatta olduğunu ve her şeye rağmen umutlu olduğunu belirten Kayitesi, sözlerini şöyle tamamladı:

“Zorlu bir yolculuk olsa da toparlanmayı başardık. Ebeveynlerimiz bugün artık hayatta olmasa da çocuklarım onların torunları hayatta. Bu bana, bize güç veriyor. Tutsi oldukları gerekçesiyle öldürülen insanlar için bir şeyler yapmak bana yaşama gücü veriyor. Onlar benim yaşama sebebim gibi hissediyorum.”

Soykırımda her iki tarafın da sorumluluğu bulunuyor

Soykırım başladığında küçük bir çocuk olduğunu kaydeden Urujeni Genty de soykırımda her iki tarafın da sorumluluğu olduğunu ifade etti.

Urujeni Genty, yaşadıklarını şu ifadelerle paylaştı:

“Soykırım, bir tarafta hayal edilemeyecek insan vahşetine, diğer tarafta ise yardımseverliğe sahne oldu. Bununla birlikte Ruanda soykırımının çoğunlukla Batılı çokuluslu şirketlerin bölgedeki, özellikle Kongo’daki kaynaklara erişmesine izin veren daha büyük bir küresel vekalet savaşının parçası olduğunu artık anlıyorum. Açgözlü yerel lider ise sivillere karşı soykırım da dahil olmak üzere acımasız savaşlara ve vahşete girişti. Bu tür liderler, kaynaklara erişim sağlamak için insanları şiddetle yerinden eden bir kukla görevi görüyor. Bu durum, Ruanda ve Uganda’nın Kongo’da devam eden saldırganlık savaşının da gösterdiği gibi halen devam etmektedir.”

Soykırım nedeniyle travmayla yaşayan bir neslin büyüdüğünü vurgulayan Genty, işledikleri suçlardan dolayı cezasız kalan liderlere gerekli cezaların verilmesi çağrısı yaptı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/ruandada-soykirim-magdurlari-hala-travmayi-atlatamiyor/feed/ 0
Ruanda Soykırımı: Uluslararası Güçlerin Vekalet Savaşı https://www.haber28.com.tr/ruanda-soykirimi-uluslararasi-guclerin-vekalet-savasi/ https://www.haber28.com.tr/ruanda-soykirimi-uluslararasi-guclerin-vekalet-savasi/#respond Tue, 25 Jun 2024 02:36:28 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=22733 Ruanda’da 1994’te yaşanan soykırımda yüzbinlerce masum hayatını kaybetti, milyonlarca kişi ise evini bırakarak göç etmek zorunda kaldı. Ruanda soykırımının mağdurları ise yaşanan soykırımın uluslararası güçlerin vekalet savaşından kaynaklandığını, soykırımda farklı kesimlerin de parmağı olduğunu ve bu süreçte uluslararası toplumun sessiz kaldığı eleştirisi yapıyor.

Sağ kurtulanlar arasında yer alan Claude Gatebuke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ruanda soykırımı sırasında yaşananların, insanların birbirlerine karşı uyguladığı vahşetin en karanlık dönemlerinden biri olduğunu söyledi.

Soykırımdan sonra hayatta kalanların anılarını kitaplaştıran Gatebuke, bu soykırımın önlenebilir bir insanlık felaketi olduğuna inandığını belirtti. Gatebuke, “Soykırım, kabilelerin nefreti yüzünden birbirlerini öldürdüğü Afrika kabileciliği değildi. İşin içinde hem iç hem de dış güçler vardı. Oyundaki dış güçler, Afrika’nın Büyük Göller Bölgesi’nde ABD ile İngiltere arasında Fransa’ya karşı yürütülen vekalet savaşıydı.” dedi.

Gatebuke, Uganda Devlet Başkanı Başkanı Yoweri Museveni ve sürgündeki Tutsilerin 1987’de kurduğu RPF’nin lideri ve aynı zamanda Ruanda’nın mevcut Devlet Başkanı Paul Kagame’nin ABD ve İngiltere tarafını, soykırım öncesinde görevdeki hükümetin ise Fransa’nın çıkarlarını temsil ettiğini savundu.

Soykırım öncesi Ruanda’nın güvenlik ve ekonomik sorunlarla mücadele ettiğini anlatan Gatebuke, siyasi suikastlar ve terör olaylarının da gerilimi artırdığını, son olarak devlet başkanının uçağının düşürülmesinin ise bardağı taşıran son damla olduğunu kaydetti.

Gatebuke, “6 Nisan 1994’te savaş yeniden başladı. RPF tüm ülkeyi bombalayarak ilerlemeye devam etti. RPF’nin işgal etmediği Ruanda’nın bazı kısımları, çoğunlukla Hutu etnik grubunun aşırılık yanlısı üyelerinin Tutsileri öldürmesiyle tam bir kaotik şiddete dönüştü. Birçok yerde sokaklar cesetlerle doldu. Bazı durumlarda aileler tamamen yok edildi. Bu arada RPF, onların öldürülmesi konusunda daha organizeydi ve insanları medyanın gözünden uzaklaştırıyor, öldürüyor ve toplu mezarlara atıyordu. Yine de soykırım ilerledikçe savaş tüm şiddetiyle devam ediyordu. Temmuz ortasında RPF iktidarı ele geçirdi.” diye konuştu.

Yaptığı araştırmalara göre soykırımdan Kagame’nin de sorumlu olduğunu öne süren Gatebuke, 1994’te Habyarimana suikastının ardından geçici Ruanda hükümeti ve aşırılık yanlısı Hutuların soykırımdan sorumlu olduğuna ve yüzbinlerce insanın öldüğünü belirtti.

“Soykırımın nedeni toprak ve kaynakların kontrol altına alınması isteğiydi”

Gatebuke, Ruanda’daki soykırımın asıl nedeninin toprak ve kaynakların kontrol altına alınması hedefi olduğunun altını çizdi.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde (KDC) bugün yaşanan vahşetin nedeninin de bundan kaynaklandığını dile getiren Gatebuke, şöyle devam etti:

“Ruanda’da savaşın bitmesi ve soykırımın sona ermesinin ardından RPF’nin Uganda’da başlattığı savaş, Ruanda ve Uganda birliklerinin Kongo’yu işgal etmesiyle Kongo’ya ihraç edildi. Ruanda ve Uganda, Kongo’yu sömüren batılı çokuluslu şirketlere yerel paralı askerler olarak hizmet etti.”

“Ruanda soykırımının hikayesi tüm Ruandalılara aittir”

Ruanda soykırımı başladığında 13 yaşında olan Eric Ngoga ise 6 Nisan 1994’te Ruanda başkanının uçağının vurulmasının hemen ardından soykırımın başladığını anlattı.

Savaşın ülkede toplumsal şiddete dönüştüğünü ve siyasi partiler ve milislerin bundan faydalanarak sokaklarda cirit attığını belirten çeken Ngoga, şunları söyledi:

“Ülkede iktidarı ele geçirmeye hazırlanan sürgündeki Tutsilerin 1987’de kurduğu Ruanda Yurtsever Cephesi, Tutsileri tehlikeye atmıştı. Ruanda hükümeti ile barış anlaşmaları imzalamasına rağmen bu isyancı grup, Ruanda başkanının öldürülmesini başkent Kigali’ye yürümek için bir fırsat olarak gördü. Bu şiddet patlaması, hukuk üstünlüğünün yok sayıldığı ülkede kaotik durumu daha da arttırdı. Tutsiler hem hükümet tarafından kontrol edilen bölgelerdeki milislerin hem de Hutu aşırılık yanlılarının hedefi haline geldi.”

Ngoga, Tutsi katliamlarını çoğunluğunu o dönemin siyasi partilerinin gençlik hareketleri mensubu sivillerce gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

Soykırım sırasında kardeşinin Hutu milislerce öldürüldüğü bilgisini paylaşan Ngoga, “Kardeşimi kaçarken öldürdüler. Daha 17 yaşındaydı ve yalnızdı. Kaçış karmaşası sırasında annemden ayrılmıştı. Ailem onu bulamadı, ona veda etme şansımız bile olmadı. Bu ayrılıktan sonra annem 1,5 ay benden ve kardeşimden haber almadan yaşadı. Bizim öldüğümüzü düşünüyordu. Daha sonra zaten ailemin diğer fertleri Kigali ve ülkenin diğer bölgelerinde tek tek öldürüldü.” ifadelerini kullandı.

Yatılı okuldaki arkadaşlarıyla RPF’nin kurtarıcı olduğuna inandıkları için kaçmadıklarını vurgulayan Ngoga, “Ancak birkaç gün sonra bu askerler geldi ve bizi etnik gruplarımıza göre ayırdı. RPF askerleri Hutu etnik grubundan olan tüm okul arkadaşlarımı öldürdü, ben ise hayatta kaldım. Hikayemi anlatmak için hayatta kaldım. Hutu milisleri tarafından öldürülen ailemin ve RPF askerleri tarafından öldürülen okul arkadaşlarımın hikayesi bilinmeli. Bugün Ruanda’da hükümet sadece Tutsilerin öldürüldüğünü kabul etmek istiyor. Ancak Hutular da öldürüldü.” dedi.

Ruanda soykırım tarihinin tüm gerçekliğiyle bilinmesi gerektiğine işaret eden Ngoga, Ruanda hükümetinin, cezalandırma, inkar ve manipülasyonlarına inanılmaması gerektiğini kaydetti.

“Ruanda soykırımının hikayesi tüm Ruandalılara aittir.” diyen Ngoga, dünyanın bu soykırımı ve insanlık suçunu işleyen faillerle yüzleşmesi gerektiğini vurguladı.

“Ruanda soykırımı, uluslararası toplum seyrederken gerçekleşti”

Ngoga, ülkede kaos ve sivil katliamların soykırıma dönüşeceği açıkça ortadayken önlem almak için hiçbir adım atılmadığını hatta siyasi birtakım sebeplerle olaya sessiz kalındığını ifade etti.

Ekim 1990’da başlayan etnik silahlı çatışmaların 1994’teki soykırıma kadar devam ettiğini dile getiren Ngoga, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ruanda soykırımı uluslararası toplum seyrederken gerçekleşti. Tüm ana aktörler hiçbir şey yapmamaya karar verdi ve RPF’nin iktidarı zorla ele geçirmesine izin verdi. Uluslararası toplumun eylemsizliği Ruandalılara büyük bir bedel ödetti. Üzücü olan ise bu savaşın halen Ruanda’da sona ermemiş olmasıdır. Ruanda hükümeti 1994’ten sonra savaşı Kongo’ya ihraç etti.”

Ülkede, cezasızlığın norm haline gelmesinden dolayı sivillere yönelik katliamlardan kimsenin sorumlu tutulmadığını belirten Ngoga,”1990’dan itibaren binlerce insan yerinden edildi. Ülke içinde milyonlarca insan mülteci durumuna düştü. 1994’ten sonra ise soykırım nedeniyle bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti ve insanların büyük bir kısmı ülkeyi terk etti. İnsanlar sevdiklerini kaybettiler. Çok sayıda çocuk ebeveynsiz kaldı.” şeklinde konuştu.

]]>
https://www.haber28.com.tr/ruanda-soykirimi-uluslararasi-guclerin-vekalet-savasi/feed/ 0
Uluslararası Adalet Divanı, Gazze’de kıtlık başladığını belirtti https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-gazzede-kitlik-basladigini-belirtti/ https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-gazzede-kitlik-basladigini-belirtti/#respond Thu, 13 Jun 2024 03:00:35 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=20643 Uluslararası Adalet Divanı, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin gıda ve diğer temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılması nedeniyle artık bölgede kıtlık başladığını belirterek, İsrail’in engelsiz insani yardım konusunda gerekli ve etkin önlemleri bir an önce alması gerektiğine karar verdi.

Lahey’deki uluslararası mahkeme, Güney Afrika’nın İsrail hakkında açtığı soykırım davası kapsamında, 6 Mart’ta yaptığı Gazze için ek tedbir talebini kabul etti.

Uluslararası Adalet Divanı’nın Perşembe günü açıklanan ara kararında, “Gazze’deki feci yaşam koşullarının” 26 Ocak’ta verilen ara karardan bu yana daha da kötüleştiği vurgulandı.

İsrail’in operasyonları nedeniyle Filistinlilerin gıda ve diğer temel ihtiyaçlardan yaygın biçimde mahrum bırakıldığını vurgulayan mahkemenin kararında, “Gazze’deki Filistinliler artık kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya değil, bu kıtlık başlıyor” dendi.

Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslarası Adalet Divanı’na göre 26 Ocak’ta alınan geçici önlemler, artık bugünkü koşullar için yeterli değil.

Mahkeme, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin açtığı dava kapsamında, 26 Ocak’ta aldığı ara kararda İsrail’in Gazze’deki soykırımı önlemek için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini bildirmişti.

Uluslararası Adalet Divanı ayrıca İsrail hükümetinin herhangi bir suça ilişkin kanıtları korumak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğine de hükmetmişti.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Gazze’de durumun giderek kötüleştiği gerekçesiyle 6 Mart’ta uluslararası mahkemeye başvurarak ek önlem talebinde bulundu.

İsrail, 15 Mart’ta Uluslararası Adalet Divanı’ndaki bu başvuruya ilişkin yanıtında, Güney Afrika’nın iddialarını “maddi ve hukuki açıdan tamamen temelsiz” diye değerlendirdi.

İsrail’in yanıtında, Güney Afrika’nın hem BM Soykırım Sözleşmesi’ni hem de mahkemeyi kötüye kullandığı öne sürüldü.

Ancak Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın Gazze’deki son duruma ilişkin kaygılarını yerinde buldu.

Uluslararası mahkeme, 2’ye karşı 14 oyla, içinde bulunan durumun Gazze için yeni önlemlerin alınmasını meşrulaştırdığına karar verdi.

Uluslararası Adalet Divanı’nın “bağlayıcı etkiye sahip” kararında, İsrail’in BM ile koordineli bir biçimde Gazze’ye insani yardım konusunda gerekli ve etkili önlemleri bir an önce alması gerektiği vurgulandı.

İsrail’e, Lahey’e bilgi vermesi için bir ay süre verildi

Mahkeme, İsrail’in BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne ilişkin yükümlülüklerinin yanı sıra, Gazze’deki Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı kıtlık ve açlığa karşı da önem alması gerektiğine hükmetti.

Uluslarası Adalet Divanı kararında, BM ile işbirliği halinde engelsiz bir şekilde gıda, su da dahil olmak üzere acil ihtiyaç duyulan elektrik, yakıt, barınma, giyim, hijyen gibi temel hizmetlerin ve insani yardımın sağlanması istendi.

Mahkeme, Gazze’deki Filistinlilere tıbbi malzeme ve tıbbi bakımı da kapsayacak bu kapıların kapasitesinin arttırılması ve açık tutulması gerektiğine de karar verdi.

Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in en geç bir ay içinde alınan önlemler konusunda Lahey’e bilgi vermesini de kararlaştırdı.

BM’ye göre, İsrail’in yalnızca sınırlı miktarda yardım gönderilmesine izin vermesi Gazze’nin kuzeyinde felaket koşullarına yol açıyor.

Filistinli yetkililere göre, bu durum da özellikle çocuklar başta olmak üzere sivil ölümlerini arttırıyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti, taraf olduğu BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülükleri kapsamında, “soykırım” suçlamasıyla İsrail aleyhine dava açmıştı.

Uluslararası mahkeme, Ocak ayında başvuruyu esastan görüşmeyi kabul etti. Ancak soykırımın belirlenmesi karmaşık bir süreç gerektirdiği için, davanın uzun yıllar sürebileceği belirtiliyor.

Gazze

]]>
https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-gazzede-kitlik-basladigini-belirtti/feed/ 0
İletişim Danışmanı: Batılı ülkeler İsrail’i destekleyerek insan haklarını kaybetti https://www.haber28.com.tr/iletisim-danismani-batili-ulkeler-israili-destekleyerek-insan-haklarini-kaybetti/ https://www.haber28.com.tr/iletisim-danismani-batili-ulkeler-israili-destekleyerek-insan-haklarini-kaybetti/#respond Fri, 29 Mar 2024 21:25:23 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=12136 İletişim Danışmanı ve Güney Afrika hükümetinin eski Medya Direktörü Mohamed Faizal Devjee, Batı’nın İsrail ve Gazze konusundaki tutumuna ilişkin, “Artık kesinlikle biliyoruz ki Batılı ülkeler bize gelip insan hakları, baskı ve özgürlük hakkında konuşamaz. Çünkü o haklarını bu şekilde davranarak kaybettiler, İsrail’i desteklediler ve Filistinlilerin soykırımının suç ortağı oldular.” dedi.

Devjee, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Güney Afrikalı Devjee, ülkesinin Uluslararası Adalet Divanına (UAD) yaptığı başvuruya ilişkin, Güney Afrika’nın dış politikasının insan hakları, adalet ve özgürlüğe dayalı olduğunun anlaşılmasının önemli olduğu vurguladı.

Devjee, Güney Afrika, Gazze ve Filistin’de olanları değerlendirdiğinde, “Ülkemizde, Güney Afrika’da benzer baskı, adaletsizlik ve ‘apartheid’ı tecrübe ettik. Aslında Filistin’i, işgal altındaki Filistin’i ziyaret eden Güney Afrikalı liderlerin çoğu Gazze’de gördüklerinin Güney Afrika’da yaşananlardan 10 kat daha kötü olduğunu belirtti. Uluslararası Adalet Divanına yapılan başvuru da buna dayanıyor. Adalet, özgürlük, Gazze ve Filistin’deki baskının son bulmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bu nedenle İsrail’e karşı bir tavsiye ve yargıda bulunulması için başvuruyu mahkemeye taşıdıklarını kaydeden Devjee, “Çünkü İsrail’in apartheid uyguladığına, Filistinlilere karşı soykırım yaptığına inanıyoruz. Bu tolere edilemez. Bu (mahkeme) adaletsizlik duygusuyla bu ortaya çıktı. Güney Afrika hükümeti, bu soykırımı sonlandırmak için başvuruda bulundu.” dedi.

Devjee, UAD’ye başvurusunun ardından Güney Afrika hükümeti üzerinde davadan vazgeçmesi için çok fazla baskı olduğunu belirterek, “Aslında birçok ülke, Güney Afrika’nın UAD’de bir davası olduğuna inanmadı ancak UAD’nin Güney Afrika lehine bir karar almasıyla herkes bunun çok ciddi bir dava olduğunu fark etmeye başladı.” ifadesini kullandı.

İsrail’e silah satan ülkeler UAD kararının “soykırım” olmasından korkuyor

Birçok ülkenin İsrail’e silah satışını durduğuna dikkati çeken Devjee, bu ülkelerin, mahkemenin “İsrail soykırım yapıyor” kararı vermesinden, buna dahil edilmekten ve soykırımın suç ortağı olmaktan korktuklarını söyledi.

Devjee, bunun Gazze’de şu anda olanları insanların nasıl gördüğü üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayarak, “Bir değişim var. Artık kesinlikle biliyoruz ki Batılı ülkeler bize gelip insan hakları, baskı ve özgürlük hakkında konuşamaz. Çünkü o haklarını bu şekilde davranarak kaybettiler, İsrail’i desteklediler ve Filistinlilerin soykırımının suç ortağı oldular.” diye konuştu.

Bu davanın Gazze ve Filistin’e etkisine ilişkin Devjee, “küresel güney” olarak adlandırılan ülkelerin daha fazla sosyal dayanışmada bulunduğu bir döneme girildiğini ifade etti.

Devjee, “Avrupa, Amerika değil. Latin Amerika, Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu’daki ülkeler bir araya gelerek her ülkeye eşit şekilde davranılan yeni bir uluslararası düzen ve kurallar istiyor” dedi.

“Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz”

Herhangi bir ülkenin adaletsizlik ya da hata yapması durumunda hesap vermesi gerektiğini dile getiren Devjee, “Bu nedenle Güney Afrika, UAD’ye gitti. Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz. Daha fazla ülke Gazze ve Filistin’de olanları; İsrail, ABD ve İngiltere’nin oynadığı rolü anlamaya başladıkça, daha fazlası yeni bir dünya düzenine ve ülkeler arasında yeni bir dayanışmaya ihtiyaç olduğunu fark edecek.” diye konuştu.

Gazze ve Filistin ADF’nin merkezinde

ADF’deki panellerin çok ilginç olduğunu kaydeden Devjee, Gazze ve Filistin meselesinin ADF’deki etkinliklerin merkezinde yer aldığını dile getirdi.

Devjee, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının da çok önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü (Erdoğan) Gazze ve Filistin’in uluslararası politikaya ve düzene ne nasıl baktığımızı yeniden tanımladığından, uluslararası örgütlerin Gazze, Filistin ya da başka bir yerde herhangi bir çözüm sağlamaktaki rolünden bahsetti.” diye konuştu.

Masum insanlara sürekli baskı yapılamayacağını ve öldürülemeyeceklerini aktaran Devjee, “Bu durmalı ve Antalya’daki gibi bir forum farklı grupları ve insanları bir araya getirerek tartışma ortamı sağlıyor, bu çok önemli. Ne olduğuna dair tartışmalara ve bir anlayışa ihtiyaç var.” dedi.

]]>
https://www.haber28.com.tr/iletisim-danismani-batili-ulkeler-israili-destekleyerek-insan-haklarini-kaybetti/feed/ 0
İsrail’in ev yıkımları etnik temizlik politikasının ana aracı https://www.haber28.com.tr/israilin-ev-yikimlari-etnik-temizlik-politikasinin-ana-araci/ https://www.haber28.com.tr/israilin-ev-yikimlari-etnik-temizlik-politikasinin-ana-araci/#respond Thu, 21 Mar 2024 02:12:04 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=10807 İsrail merkezli insan hakları örgütlerinden “Ev Yıkımlarına Karşı İsrail Komitesi” Başkanı Jeff Halper, Gazze’de saldırılarına devam eden İsrail’in ev yıkımlarının “etnik temizlik politikasının ana aracı” olduğunu söyledi.

İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla düzenlenen konferansa katılmak için İstanbul’a gelen İsrailli antropolog Halper, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Siyonizmi “yerleşimci sömürgeciliğin bir biçimi” şeklinde tanımlayan Halper, şunları kaydetti:

“Amaç bir Arap ülkesini bir Yahudi ülkesine dönüştürmek, Filistin’i İsrail’e dönüştürmekti. Bunu yapmanın tek yolu da Filistin halkını yerinden etmek, topraklarından koparmak, sonra da topraklarını alıp yerlerine Yahudi yerleşimcileri yerleştirmekti. Böylece ev yıkımları etnik temizlik politikasının ana aracı haline geldi.”

İsrail’in yasa dışı yerleşimci politikası hakkında bilgiler veren İsrailli antropolog, 1948’deki Nekbe’de köy, kasaba ve kentsel alanlardan oluşan 530 yerleşim yerinde Filistinlilere ait 60 bin evin ve 1967 işgalinden bugüne kadar Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze’de Filistinlilere ait 60 bin evin daha yıkıldığını bildirdi.

Halper, “Ve şimdi, ekim ayından bu yana geçen dört ayda, Gazze’de 300 bin Filistinlinin evi yıkıldı. Bu rakam Gazze’deki evlerin yüzde 75’i. Yani 1948’den bugüne kadar yıkılan yüz binlerce evi düşünürseniz, Filistinlilerin evlerinin yıkılmasının, İsrail’in Filistinlileri topraklarından sürüp ülkeyi bir Yahudi ülkesine dönüştürmek için kullandığı ana araç olduğunu görürsünüz.” görüşünü paylaştı.

İsrail’in 1948’de ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ine tekabül eden 750 bin Filistinliyi Filistin’den sürdüğünü hatırlatan Halper, Gazze’de yaklaşık 2,5 milyon Filistinlinin yaşadığını ve İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki her şeyi yok ederek Filistinlileri dışarı çıkmaya zorladığını aktardı.

“İnsanlar kasıtlı olarak mülteci haline getirildi”

İsrailli antropolog, “Su yok, yiyecek yok, ekonomi yok, altyapı yok. İsrail buna güveniyor. İsrail gönüllü transferden bahsediyor, bu da etnik temizlik için başka bir kelime. Gazze’den on binlerce, yüz binlerce insanı mülteci olarak almaları için özellikle Avrupa devletlerine, ABD’ye, Kanada’ya ve benzerlerine güveniyor. Başka bir deyişle İsrail ‘insani yardım’ kisvesi altında 1 milyon ya da daha fazla Filistinliyi Gazze’den mülteci gibi nakletmeye çalışıyor, bu insanlar kasıtlı olarak mülteci haline getirildi.” diye konuştu.

ABD ve İngiltere’nin 50 bin, Fransa’nın 30 bin Filistinliyi alacağını belirten Halper, İsrail’in bu ülkelerin gerçekte mülteci olmayan Filistinlileri sözde mülteci olarak kabul etmelerini sağlamak yoluyla 1948’de ve sonrasında yaptığının aynısını yaparak Gazze’yi Filistinli nüfusundan arındırıp Yahudi yerleşimcileri yerleştireceğini ve bunun “Filistin’in Yahudileştirilmesi” politikasının bir parçası olduğunu söyledi.

Halper, “Her şeyden önce Gazze’de soykırım var. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) soykırım olduğuna hükmetmedi ama İsrail’in yaptıklarının Soykırım Sözleşmesi’ne aykırı olduğuna hükmetti.” değerlendirmesinde bulundu.

Halihazırda toplam 14 milyon Filistinliden Gazze’de 2,5 milyonunun yok edilmeye çalışılmasının soykırımın bir göstergesi olduğuna dikkati çeken İsrailli antropolog, Filistin’de 1948’den beri uluslararası hukukun “yavaş soykırım” olarak adlandırdığı bir sürecin işletildiğini vurguladı.

Halper, 1948’de Filistinlilerin yerinden edilmesi, 1967’deki işgal, kültürün yok edilmesi, ekonominin tahrip edilmesi ve insanların öldürülmesi birlikte düşünüldüğünde, Filistin halkının İsrail tarafından kasıtlı ve sistematik olarak yok edildiğinin görülebileceğini kaydetti.

İsrail’in Gazze’ye insani yardımların girmesine izin vermediğini vurgulayan Halper, İsrail’in insanlara bombardımanların yanı sıra açlık ve hastalıklarla bedel ödettiğini, bunun “sadece soykırım eylemi değil, soykırım niyeti” de barındırdığını belirtti.

Halper, “1948’den bugüne kadar Filistin halkını yok etme ve ortadan kaldırma niyetini görebilirsiniz, ancak Gazze muhtemelen bunun en dramatik dışavurumudur.” ifadesini kullandı.

Gösteriler ve boykotların önemine işaret eden Halper, Filistinlilere halkların verdiği desteği artırmak gerektiğini, çünkü Filistinlilerin Avrupa devletlerinin desteğine sahip olmadığını ve İsrail’in soykırımına devam etmesine izin verenin de aslında bu olduğunu aktardı.

İsrail’e yönelik eleştiriler veya protestolar olduğunda İsrail’in antisemitizm silahını kullandığını kaydeden Halper, “Bu durum Yahudiler için de kötü çünkü özellikle ABD’de İsrail’in soykırım politikalarına karşı olan çok sayıda Yahudi, özellikle de genç nesil var.” diye konuştu.

]]>
https://www.haber28.com.tr/israilin-ev-yikimlari-etnik-temizlik-politikasinin-ana-araci/feed/ 0
ABD basını, Gazze’deki soykırıma kör! Kendi askerlerinin eylemini bile görmezden geldiler https://www.haber28.com.tr/abd-basini-gazzedeki-soykirima-kor-kendi-askerlerinin-eylemini-bile-gormezden-geldiler/ https://www.haber28.com.tr/abd-basini-gazzedeki-soykirima-kor-kendi-askerlerinin-eylemini-bile-gormezden-geldiler/#respond Thu, 14 Mar 2024 05:12:07 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=9784 ABD Hava Kuvvetleri askeri Aaron Bushnell’in, Filistin’deki soykırıma ortak olmayacağını söyleyerek kendisini ateşe vermesi, sosyal medyanın gündemine oturdu. Buna rağmen özellikle ABD basını, öldüğü açıklanan Bushnell’in eyleminin gerekçesini başlıklarına taşımamayı tercih etti.

NEFESİ KESİLENE KADAR “FİLİSTİN’E ÖZGÜRLÜK” DİYE BAĞIRDI

ABD Hava Kuvvetlerinde aktif görevde olan 25 yaşındaki Bushnell, dün Washington yerel saatiyle 13.00 sularında İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde “Artık soykırıma iştirak etmeyeceğim. Şimdi oldukça şiddetli bir protesto düzenleyeceğim ancak Filistinlilerin işgalcilerin elinde yaşadıkları karşısında benim eylemim çok da büyük bir şey değil” dedikten sonra başından aşağı benzin dökerek kendisini ateşe verdi. Kamuflaj elbisesi içindeki Bushnell, nefesi kesilene kadar “Filistin’e özgürlük!” diye bağırdı.

“BU FOTOĞRAFIN DÜNYADAKİ TÜM GAZETELERİN İLK SAYFASINDA YER ALMASI GEREKİYOR”

İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde kendisini yakan ve daha sonra yaşamını yitirdiği açıklanan Bushnell’in görüntüleri, sosyal medyada yayılırken çeşitli platformlarda birçok kişi konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Sivil toplum kuruluşu Vatansever Vizyon (PVA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Birleşmiş Milletlerdeki (BM) Temsilcisi Mohamed Safa, Bushnell’in alevler içerisindeki ekran görüntüsünü paylaşarak, “Bu fotoğrafın dünyadaki tüm gazetelerin ilk sayfasında yer alması gerekiyor” yorumunu yaptı.

HABERLERİN MANŞETLERİNE DİKKAT ÇEKTİLER

Ulusal İran-Amerikan Konseyinin Kıdemli Araştırma Üyesi Assal Rad, New York Times, Reuters, CNN ve Washington Post’un Bushnell’in kendisini ateşe vermesine dair yayımladıkları haberlerin manşetlerine dikkati çekti. Yazar Rad, bu yayın kuruluşlarının manşetlerinde askerin kendisini yakma sebebine değinilmediğine işaret etti.

Al Jazeera muhabiri Rami Ayari, “Fotoğrafına baktığımda, Filistin’deki soykırıma karşı durmak için yaşadığı acıyı düşünürken ağlıyorum” ifadelerinin ardından, Bushnell’in “fedakarlığının boşa gitmemesi ve tüm dünyada duyulması” için çağrı yaptı. İngiliz müzisyen Lowkey de “Muhtemelen The Wall Street ya da New York Times, çok yakında Bushnell’i karalayan makale yazması için İsrailli eski bir istihbarat ajanını tutacak” iddiasında bulundu.

ABD BASINI, ASKERİN GAZZE MESAJINI BAŞLIKLARINDA GÖRMEDİ

ABD askerinin eylemi ve kendisini ateşe verdiği görüntüler, sosyal medyada “Gazze için protesto” başlığıyla yayılmasına rağmen önde gelen ABD’li medya kuruluşları, olayı yansıtırken başlıklarında Bushnell’in Gazze, Filistin ve soykırımla ilgili mesajlarını kullanmaktan kaçındı. New York Times, Washington Post, CNN, Fox, Forbes, Associated Press ve Huffington Post, Bushnell’in soykırım ifadesini ve Filistin’e özgürlük çağrısını başlıklarına taşımadı.

İngiliz Reuters haber ajansı, The Mirror, Telegraph, The Guardian ve BBC de Bushnell’in eylemini, “ABD’li havacı kendisini İsrail Büyükelçiliği önünde ateşe verdi” ifadeleriyle başlığa taşımakla yetindi. Bir diğer İngiliz yayın kuruluşu The Independent ise eylemin “soykırım protestosu” olarak yapıldığını okuyucularıyla başlıktan paylaştı.

Fransız basınının önde gelen medya kuruluşlarından Le Figaro, France 24, Le Parisien, FranceTvInfo, Bushnell’in eylemini “İsrail-Hamas/Gazze savaşı” başlığı altında yayımladı. Bushnell’in Filistin’e özgürlük ve soykırım ifadeleri ise haberlerin içinde yer aldı. Avustralya’da yayın yapan 9news haber sitesi de başlıklarında seçici davranarak askerin “soykırım”a ilişkin ifadelerini kullanmadı.

ASYA BASINI OLAYI BÖYLE DUYURDU

Hindistan merkezli Times of India ve Hindustan Times sitelerinin kendisini ateşe veren ABD askerine ilişkin haberlerinde “Özgür Filistin” ifadesi başlığa taşındı. Haberlerde askerin kimliğine ve sosyal medya faaliyetlerine ilişkin detaylar paylaşılırken yetkililerden gelen açıklamalara da yer verildi.

Katar merkezli Al Jazeera kanalı da Bushnell’in eylemini okuyucularıyla “ABD’li havacı soykırımı protesto için kendisini İsrail Büyükelçiliği önünde ateşe verdi” başlığıyla paylaştı. Pakistan’da yayın yapan The News International sitesi, Bushnell’in kendisini “Filistin’de soykırımı protesto” etmek için ateşe verdiği ifadelerini başlığa taşıdı.

Çin merkezli South China Morning Post (SCMP), konuyu haberleştirirken “soykırım” ve “Filistin’e özgürlük” ifadelerini başlığa taşımasa da ara başlıkta Bushnell’in “soykırıma ortak olmayacağına” ilişkin sözlerine yer verdi.

]]>
https://www.haber28.com.tr/abd-basini-gazzedeki-soykirima-kor-kendi-askerlerinin-eylemini-bile-gormezden-geldiler/feed/ 0
Hocalı Soykırımı 32. yıldönümü Denizli’de anıldı https://www.haber28.com.tr/hocali-soykirimi-32-yildonumu-denizlide-anildi/ https://www.haber28.com.tr/hocali-soykirimi-32-yildonumu-denizlide-anildi/#respond Wed, 13 Mar 2024 05:12:32 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=9651 Hocalı Soykırımı 32. yıldönümü Denizli’de anıldı

Başkan Zolan: “Biz güçlü, bir ve beraber olmak durumundayız”

DENİZLİ – Denizli Büyükşehir Belediyesi Hocalı Soykırımı’nın 32. yıldönümü nedeniyle anma töreni düzenledi. Hocalı Soykırımı’nı asla unutmayacaklarını ve bu bilinçle gayret ettiklerini vurgulayan Başkan Osman Zolan, “Biz güçlü olduğumuz, tek millet iki devlet kol kola girip birlik ve beraberlik içerisinde olduğu sürece bize kimse dokunamaz” dedi.

Denizli Büyükşehir Belediyesi, 26 Şubat 1992’de, 106’sı kadın, 70’i yaşlı, 83’ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan vatandaşının katledildiği Hocalı Soykırımı’nın yıldönümü dolayısıyla anma töreni düzenledi. Tören, Denizli Büyükşehir Belediyesinin Hocalı Soykırımı anısına yaptığı Azerbaycan- Karabağ Parkı’ndaki Hocalı Soykırımı Anıtı önünde düzenlendi. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan tarafından Hocalı Soykırımı Anıtı’na çelenk konulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu. Daha sonra Azerbaycan Milli Marşı ve İstiklal Marşı Denizli Büyükşehir Belediye Bandosu tarafından çalınırken, Lütfi Ege Anadolu Lisesi öğrencisi Cevdet Şahin tarafından Hocalı Soykırımı’nı anlatan şiir okundu.

Milliyetçi Hareket Partisi Denizli İl Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ve gazilerin de katıldığı törende konuşan Başkan Osman Zolan, 26 Şubat 1992’de yaşanan Hocalı’da yaşanan soykırımın sadece bir gün içerisinde gerçekleşmediğini, öncesinde aylarca yapılan kuşatma ile Hocalı’nın izole edilerek, açlık ve yoklukla sınandığını vurguladı.

“Biz güçlü, bir ve beraber olmak durumundayız”

Başkan Zolan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bugün olduğu gibi maalesef Birleşmiş Milletler, sözde çağdaş dediğimiz, insan haklarını savunan devletler yapılanlara göz yummuştur. Hocalı’da yaşananlar, Bosna’da yaşananlar bugün Gazze’de yaşanan olayları da görüyoruz. On binlerce çocuk, kadın katlediliyor. Birleşmiş Milletler ve çağdaş devletler için oradakiler insan değil, insan olsaydı o insan haklarını savunanlar bugün yapılan katliamı önlemek için olağanüstü gayret sarf ederdi. Geçmişte yapılanlara göz yumdular, teşvik ettiler. Hocalı bizim için çok önemli ve kendimizi tanımamız, birbirimizi kucaklamamız ve tarihimizi bilerek onun üzerine inşa ederek kiminle nasıl yürüyeceğimizi de çok iyi belirlememiz gerekir. Dost gibi gözükenlerle iş birliği içinde olmamak gerekir. Yüz yıl önce ülkemizi işgal eden o emperyalistler yine aynı katliamı burada, Ege’de ve birçok yerde gerçekleştirdi. İşte Gazi Mustafa kemal Atatürk’ümüzün liderliğinde oluşan milli mücadele sonucunda düşmanlarımızı buradan kovduk. Biz güçlü olmak, bir ve beraber olmak durumundayız. Eğer güçlü olmazsak sevgili gençler size söylüyorum bu gün Gazze’de yaşananlar dün Hocalı’da, Bosna Hersek’te yaşananların tekrar yaşanmaması için bir garantisi yok. Biz güçlü olmak, birbirimizi sarılmak durumundayız. Yerli ve milli bilinçle hareket etmek zorundayız”

Başkan Zolan, Paşayeva’yı andı

2016 yılında Büyükşehir Belediye Meclisi’nde aldıkları karar ile Azerbaycan Karabağ Parkı ve Hocalı Soykırımı Anıtı’nın yapım sürecini anlatan ve geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Azerbaycan milletvekili Paşayeva’yı rahmetle anan Başkan Osman Zolan, “30 yıldır işgal altında olan Karabağ şu anda özgürlüğüne kavuştu. Azerbaycanlı kardeşlerimizle ülkemiz bir araya geldi, kol kola girdi ve 30 yıldır Ermeniler tarafından işgal edilen Azerbaycan toprakları kurtuluşa erdi. Biz güçlü olduğumuz, tek millet iki devlet kol kola girip birlik ve beraberlik içerisinde olduğu sürece bize kimse dokunamaz. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere huzur vermek, barış getirmek ve kim masumsa, ezilenin yanında olmak için hep beraber güçlü şekilde hareket ediyoruz. İnşallah katliamlar tekrarlanmasın. Bundan ders çıkarmak birlik ve beraberliğimizi daimi kılmak gerekiyor. Orada ölen tüm kardeşlerimiz, büyüklerimize, kadınlara, çocuklara yönelik yapılan soykırımı kınıyorum ” diye konuştu.

“Gece gündüz çalışmamız gerekiyor”

Türk milletinin asla soykırımla anılamayacağını ifade eden Başkan Osman Zolan, şöyle konuştu: “Birlik ve beraberlik içinde biz ülkemizi daha ileriye daha güzele götürmek için gayret sarf edelim. Bize düşen budur, şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak için gece gündüz çalışmamız gerekiyor. Vatanımıza, bayrağımıza sahip çıkmak için gece gündüz çalışmamız gerekiyor. Sevgili gençler yaptığımız şeyi, en iyi şekilde yaparak ülkemize, şehrimize ve insanımıza hizmet etmek gerekiyor. Hocalı Soykırımı unutulmaması için burada anıtlar yaptık. Bizi soykırımla suçlayanlar aslında kendileri soykırım yapmıştır. Bizim ecdadımızın geri dönüp baktığımızda hiçbir soykırım, insanlık suçu ve insan hakları ihlali hiçbir girişim yapmamıştır. Halbuki bizler soykırıma uğrama noktasında bir çok girişimler olmuştur. Yürüyüşümüzü güçlendirerek el ele, kol kola vererek Allah’ım yarınımızı bu günden daha güzel etsin.”

Konuşmaların ardından Başkan Zolan ve protokol üyeleri anıta karanfil bıraktı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/hocali-soykirimi-32-yildonumu-denizlide-anildi/feed/ 0
İletişim Başkanı Altun, AA’nın “Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar” panelinde konuştu Açıklaması https://www.haber28.com.tr/iletisim-baskani-altun-aanin-gazzede-soykirim-yeni-kanitlar-panelinde-konustu-aciklamasi/ https://www.haber28.com.tr/iletisim-baskani-altun-aanin-gazzede-soykirim-yeni-kanitlar-panelinde-konustu-aciklamasi/#respond Tue, 27 Feb 2024 04:24:33 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=7444 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İsrail’in normalleştirmeye çalıştığı soykırım, barbarlık girişimleri gibi dezenformasyon kampanyalarına da duyarsız kalınmaması gerektiğini vurgulayarak, “Eğer duyarsızlaşırsak, hakikatin ve doğruların yerini yalanlar ve kurgu haberler alır. Eğer duyarsızlaşırsak, İsrail’in suçlarını normalleştirmiş, cezalandırılmasının da önüne geçmiş oluruz.” dedi.

Altun, Anadolu Ajansı (AA) tarafından AAtölye’de düzenlenen “Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar” paneline katıldı.

Buradaki konuşmasında, İsrail’in Gazze’de 7 Ekim’den bu yana devam eden katliamlarının ele alınacağı, bu katliamı belgeleyen yeni kanıtların sunulacağı panelde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Altun, tarihçi Ilan Pappe’nin “Filistin’de Etnik Temizlik” adlı kitabını “İsrail’in Filistin’e yönelik sürdürdüğü etnik temizliğin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak hafızalarda yer bulması, bilinçlerde kökleşmesini temin etmek için” yazdığını belirttiğine dikkati çekti.

Paneli de benzer bir inancın ve iradenin yansıması olarak gördüğünü vurgulayan Altun, “İnanıyorum ki bu toplantı, İsrail’in Gazze’de işlediği cürümlerin hukuk, tarih ve insanlığın vicdanı önünde kayda alınacağı başlıca etkinliklerden biri olacaktır. Bizler bu tür etkinliklerle sahada gerçekleştirdiğimiz çalışmalarla elde ettiğimiz görüntülerle İsrail’in katliamlarını ‘iddia edilen’ değil, ‘somut delilleri olan, ispatlanmış savaş suçları’ olarak kayda geçireceğiz. Çabamız bu yönde.” ifadesini kullandı.

Bu çalışmalarda emeği geçen herkese teşekkürlerini ileten Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Açık ve net bir şekilde şunu ifade etmek zorundayız, bugün Gazze’de apaçık bir soykırım yaşanıyor, İsrail, Gazze’de büyük bir soykırım suçu işliyor. İsrail, ‘soykırım’ başta olmak üzere Roma Statüsü’nün suç olarak tanımladığı birçok ağır cürüm işledi, işlemeye devam ediyor. Soykırım suçu, yalnızca bir toplu öldürme faaliyeti değildir. Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekun bir saldırıdır.

İsrail sadece Gazze’de yaşayan insanları toplu şekilde katletmiyor, bölgenin manevi varlığını da yok etmek için kültürel bir soykırıma da imza atıyor. Saldırıların başlamasından bugüne kadar, Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı, 266 cami, 3 kilise ve 295 okul ise ağır hasar aldı. İsrail, kültürü, gelenek, görenekleri ve bütün hafızasıyla bir halkın varlığını külliyen ortadan kaldırmaya çalışıyor. Son günlerde İsrail’in sözüm ona ‘güvenli bölge’ diyerek insanları sürdüğü Refah bölgesine yönelik saldırıları, yürüttüğü soykırım politikasının apaçık bir örneğidir.”

“İsrail, Gazze’de insancıl hukuku tam anlamıyla yok sayıyor”

İnsancıl hukukun devletlerin silahlı çatışma anında nasıl kuvvet kullanacağını düzenlediğini ancak İsrail söz konusu olduğunda hukuktan değil, hukuksuzluktan, zulümden, adaletsizlikten bahsedilebileceğini vurgulayan Altun, Gazze’de insancıl hukukun İsrail tarafından tam anlamıyla yok sayıldığının, ayaklar altına alındığının altını çizdi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:

“İsrail’in, ısrarlı ve sistematik şekilde sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alması insancıl hukukun açık bir ihlalidir. Yine çeşitli sözleşmelerle yasaklanan fosfor bombası gibi silahların da Gazze’de bilhassa sivil nüfus üzerinde yoğun şekilde kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin de apaçık delili konumundadır.

‘Kanıt’ kitabında da bugün konuştuğumuz yeni kanıtlar dışında, gerçekten İsrail’in zulümlerine, işlediği soykırım suçuna ilişkin mebzul miktarda görsel ve delil bulmak mümkündür. Bu yüzden de İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’ndaki yargılamasında ‘Kanıt’ kitabındaki delillerin kullanılmasını çok önemsedik, bunun için yoğun çaba sarf ettik. Bugün bizleri hakikat namına gururlandıran bir gelişmeyle, Uluslararası Adalet Divanı’nda Kanıt kitabındaki deliller ve ortaya çıkan yeni delillerin kullanıldığını görüyoruz.”

“İsrail’in dezenformasyon kampanyalarına karşı da duyarsız olmamalıyız”

İsrail’in yaptığı katliamları gizlemek için büyük çaba sarf ettiğini, Gazze’ye, Filistinlilere yönelik vahşetini, barbarlığını normalleştirmek için bizzat devlet eliyle yürütülen kapsamlı bir dezenformasyon politikası sürdürdüğünü aktaran Altun, İsrail’in, katliamlara başladığı ilk günden itibaren dezenformasyonlara da başladığına şahit olunduğunu söyledi.

İsrail’in yaptığı katliamları dezenformatif içeriklerle görünmez kılma gayretinde olduğunu belirten Altun, şöyle devam etti:

“Nasıl ki İsrail’in normalleştirmeye çalıştığı vahşiliklerine, barbarlıklarına ve soykırım girişimlerine karşı duyarsız kalmamamız gerekiyorsa, aynı şekilde İsrail’in dezenformasyon kampanyalarına karşı da duyarsız olmamamız gerekiyor. Eğer duyarsızlaşırsak, hakikatin ve doğruların yerini yalanlar ve kurgu haberler alır. Eğer duyarsızlaşırsak, İsrail’in suçlarını normalleştirmiş, cezalandırılmasının da önüne geçmiş oluruz.

Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı olarak, duyarsızlığa, unutkanlığa ve dezenformasyona karşı ilk günden itibaren teyakkuz halinde olmayı görev bildik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘daha adil bir dünya mümkündür’ şiarını esas alarak, hakikat bayrağını dalgalandırmayı en önemli misyonumuz olarak bildik, bilmeye de devam ediyoruz.”

“Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz İsrail’in 200’e yakın dezenformasyonu deşifre etti”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin İsrail’in dezenformasyonlarını, yalanlarını tek tek tespit ettiğini, uluslararası kamuoyuyla doğruları paylaştığını anlatan Altun, “Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz 7 Ekim’den bugüne kadar İsrail’in 200’e yakın dezenformasyonu deşifre etti.” ifadesini kullandı.

Gazze’deki el-Ehli Baptist Hastanesi bombalandığında İsrailli yetkililer, İsrailli medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarının “Saldırıyı İsrail değil Hamas yaptı” yalanını ortaya attığını ama Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin iddiayla beraber paylaşılan görüntülerin 2022 yılına ait olduğunu saptadığını anımsatan Altun, “Merkezimiz ayrıca İsrail Başbakanının eski dijital medya sorumlusu olan şahsın, İsrail ordusunun Gazze’de hastane bombaladığına ilişkin önce adeta zafer paylaşımı yaptığını, bir süre sonra bu paylaşımını silerek saldırının Hamas tarafından yapıldığına ilişkin ikinci bir paylaşım yaptığını ortaya çıkardı.” diye konuştu.

İfşa edilen dezenformasyonların İsrail vahşetinin yanı sıra zihniyetini de göstermesi bakımından ibretlik olduğunu dile getiren Altun, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“İsrail, Gazze’de canlı insanların Hamas tarafından kefenlenerek ölü taklidi yaptırıldığını öne sürdü, bunu uluslararası medyada işledi. Gazze’de bugün ne yazık ki ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda ve bunlar içinde masum çocuklar, kadınlar, masum insanlar var. ve hal böyleyken İsrailli yetkililer utanmadan böyle bir iddiayı ortaya attı.

Peki doğrusu neydi? Doğrusunu ifşa ettik. İddiaya konu görüntülerin, geçtiğimiz yıl 19 Ağustos’ta sosyal medya platformlarında paylaşıldığı belirlendi. Görseller Malezya’da bir camide verilen cenaze işlemleri eğitimine aitti. Bu görsellerin, ‘Gazze’de canlı insanlar kefenlenerek ölü taklidi yaptırılıyor’ iddiasıyla paylaşılması esasında İsrail’in hakikati çarpıtmakta sınır tanımadığını ve hakikat karşısında elinin ne kadar da zayıf olduğunu gösterdi.”

“2023’te öldürülen gazetecilerin yüzde 75’i Gazze’de can verdi”

Altun, İsrail’in bölgede hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıp katlettiğini anımsatarak, “2023’te öldürülen gazetecilerin yüzde 75’inin Gazze’de can vermiş olması tesadüf olamaz. Bugüne kadar 130 gazeteci görevleri başında, orada olanı biteni, hakikati dünyaya duyurmak için görev yaptıkları esnada İsrail tarafından katledildi. Anadolu Ajansı kameramanı Muntasır es-Savvaf da onlar arasındaydı. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin.” dedi.

İsrail’in hakikati perdelemeye, gerçeği tahrif etmeye yönelik faaliyetlerinin başarısızlığa uğraması için ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerinin altını çizen Altun, “Bugün ne yazık ki Batı medyasının hatırı sayılır bir kısmı, İsrail’in yaptığı katliamları görünmez kılmaya çalışmak için yoğun bir çaba gösteriyor. Batılı medya organlarının birçoğunda yaşanan çatışmalar İsrail’in bakış açısı ile aktarılıyor, Gazze’de yaşanan trajedi ve soykırım gizlenmeye çalışılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Zalim, görünmez kılınmaya çalışılıyor”

Yaşanan trajediyi gizlemek ve İsrail’in yaptığı soykırımı örtbas etmek için bu medya organlarının farklı strateji ve taktikler uyguladığını, her şeyden önce ayrıştırıcı bir dil kullandığını belirten Altun, şunları kaydetti:

“Bu tür medya organlarında, Filistin halkı küresel çapta ‘yabancı’, ‘öteki’ ve ‘geri kalmış’ bir topluluk olarak lanse edilirken, İsrailliler ‘ilerici’, ‘modern’ ve ‘Batılı’ bir toplum olarak tasvir edilmektedir. İsraillilerin ölümleri İngilizce manşetlerde ‘cinayete kurban gitti’ şeklinde yer bulurken, Gazze’de katledilen yerel halk için sadece ‘öldü’ ibaresi kullanılmakta ve katil gizlenmeye çalışılmaktadır. Ne yazık ki Filistinliler bu şekilde haberlerde, Batılı medya organlarında ‘insani vasfı olmayan varlıklar’ gibi tanıtılmaktadır. Böylelikle bu haberleri okuyanların mazlumla özdeşlik kurması engellenmeye çalışılmakta, zalim görünmez kılınmaya çalışılmaktadır. Böylece Filistinli kardeşlerimiz daha fazla zulme tabi tutulmaya ve yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır.”

İsrail’e destek veren medyanın “tek taraflı habercilik” gibi tehlikeli bir taktiği de kullandığına değinen Altun, Batılı muhabirlerin İsrail vatandaşlarıyla yaptıkları görüşmelere haber saatlerinde herkesin denk geldiğini, söyleşi yapılan kişilerin izleyicilere “kurbanlar” olarak yansıtıldığını vurguladı.

Altun, bu anlatılarda Filistinlilerin 75 yıldır çektiği zulümlerden asla bahsedilmediğine vurgu yaparak, “Aksine, ne zaman İsrail devleti insanların evlerini, hastaneleri ve okulları bombalasa, bu vahşet İsrail’in sözüm ona ‘kendini savunma hakkı’ olarak lanse edilir. Ama özgürlüğü uğruna, bu istilacılara karşı direnen Filistinlilerin yaptığı herhangi bir eylem anında ‘terörizm’ damgası ile kitlelere servis edilir. Bunlar rastgele yapılan haberler değil, ideolojik saiklerle kurgulanmış stratejilerin uzantısı olarak karşımıza çıkan söylem ve anlatılardır.” şeklinde konuştu.

“Haber kurumlarımızın hakikat mücadelesi son derece önemli”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“İsrail’in pervasızca giriştiği soykırım faaliyetleri ve bu faaliyetler karşısında Batı medyasının büyük bir kısmının içinde olduğu işbirlikçi tavır, Anadolu Ajansı başta olmak üzere haber kurumlarımızın hakikat mücadelesi yolundaki faaliyetlerini daha önemli, stratejik hale getirmektedir.

Hem yaşanan trajediyi belgeleyen hem de uluslararası medyaya insani ve mesleki anlamda örnek teşkil bu faaliyetler, büyük bir takdiri hak etmektedir. ‘Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar’ paneli bu bağlamda bir çabaya hizmet etmektedir. Kanıt kitabı, kitaba eklenen yeni kanıtlar, devamında gelecek olan Tanık ve Sanık kitapları da bu kıymetli çabaya hizmet etmektedir ve hak, hakikat mücadelemizin apaçık bir örneğidir. Büyük emeklerle karşımıza çıkan bu değerli çalışmalar ve bu önemli panel için emeği geçen bütün arkadaşlarımı canıgönülden tebrik ediyor, yürekten kutluyorum. Serdar Karagöz başta olmak üzere Anadolu Ajansının bütün çalışanlarını tebrik ediyorum. Hakkın, hakikatin kazanacağı, zulme galebe çalacağı daha adil bir dünya için çalışmaya, çabalamaya el birliğiyle devam edeceğiz.”

Moderatörlüğünü AA Görsel Haberler Direktörü Fırat Yurdakul’un yaptığı panel, uzmanların konuşmalarıyla devam etti.

]]>
https://www.haber28.com.tr/iletisim-baskani-altun-aanin-gazzede-soykirim-yeni-kanitlar-panelinde-konustu-aciklamasi/feed/ 0
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı: Gazze’de 130 Gazeteci İsrail Tarafından Katledildi https://www.haber28.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-gazzede-130-gazeteci-israil-tarafindan-katledildi/ https://www.haber28.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-gazzede-130-gazeteci-israil-tarafindan-katledildi/#respond Tue, 27 Feb 2024 03:12:05 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=7429 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, 2023 yılında öldürülen gazetecilerin yüzde 75’inin Gazze’de can verdiğine dikkat çekerek, “Bugüne kadar 130 gazeteci görevleri başında gerçeği ve hakikati dünyaya duyurmak için görev yaptıkları esnada İsrail tarafından katledildi” dedi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Ankara’da düzenlenen “Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar” paneline katıldı. Panelde, İsrail’in Gazze’ye yönelik düzenlediği saldırılar ile soykırım suçları fotoğraf ve görüntülerle kanıtlandı.

“Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekün bir saldırıdır”

İletişim Başkanı Altun, yaptığı konuşmada, Gazze’de apaçık bir soykırım işlendiğini söyledi. İsrail’in Gazze’de Roma Statüsü’nün suç olarak tanımladığı birçok ağır cürmü işlediğini belirten Altun, “Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekün bir saldırıdır. İsrail sadece Gazze’de yaşayan insanları toplu bir şekilde katletmiyor; bölgenin manevi varlığını da yok etmek için kültürel bir soykırıma imza atıyor” diye konuştu.

“Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı”

İsrail’in Gazze’deki saldırıların tahribatına dikkat çeken Altun, şöyle konuştu:

“Saldırıların başlamasından bugüne kadar, Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı; 266 cami, 3 kilise ve 295 okul ise ağır hasar aldı. İsrail, kültürü, gelenek, görenekleri ve bütün hafızasıyla bir halkın varlığını külliyen ortadan kaldırmaya çalışıyor. Son günlerde İsrail’in sözüm ona güvenli bölge diyerek insanları sürdüğü Refah bölgesine yönelik saldırıları yürüttüğü soykırım politikasının apaçık bir örneğidir.”

“Fosfor bombalarının kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin delili”

Gazze’de İsrail’in hukuku yok saydığını dile getiren Altun, “İsrail’in, ısrarlı ve sistematik bir şekilde sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alması insancıl hukukun apaçık bir ihlalidir. Yine çeşitli sözleşmelerle yasaklanan fosfor bombası gibi silahların da Gazze’de bilhassa sivil nüfus üzerinde yoğun bir şekilde kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin delili konumundadır” ifadelerini kullandı.

Bölgede gerçekleştirilen katliamların gizlemeye çalışıldığını vurgulayan Altun, Filistinlilere yönelik vahşetin ve barbarlığın İsrail tarafından yürütülen kapsamlı bir dezenformasyon politikası ile yürütüldüğünü anlattı.

İsrail’in dezenformatif içerik ve yalan haberlerle görünmez olmayı amaçladığını aktaran Altun, bölgedeki vahşiliklere, barbarlıklara ve soykırım girişimlerine karşı duyarsız kalınmaması gerektiğini dile getirdi.

İletişim Başkanlığının duyarsızlığa, unutkanlığa ve dezenformasyona karşı ilk günden itibaren teyakkuz halinde olduğunu ve çalıştığını belirten Altun, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘daha adil bir dünya mümkündür’ şiarını esas alarak, hakikat bayrağını dalgalandırmayı en önemli misyonumuz olarak bildik ve bilmeye devam ediyoruz” kaydetti.

“Merkezimiz, 7 Ekim’den bugüne kadar, 200’ye yakın dezenformasyonu deşifre etti”

İletişim Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin İsrail’in yalanlarını tek tek tespit ve ifşa ettiğine işaret eden Altun, şunları kaydetti:

“Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz, 7 Ekim’den bugüne kadar, 200’ye yakın dezenformasyonu deşifre etti. Birincisi Gazze’deki el-Ehli Baptist Hastanesi’nin bombalanmasıyla ilgiliydi. İsrailli yetkililer, İsrailli medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcıları, ‘Saldırıyı İsrail değil Hamas yaptı’ yalanını orta attılar. Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz, yaptığı çalışmada, söz konusu iddiayla beraber paylaşılan görüntülerin 2022 yılına ait olduğunu tespit etti. Yine merkezimiz ayrıca İsrail başbakanının eski dijital medya sorumlusu olan şahsın, İsrail ordusunun Gazze’de hastane bombaladığına ilişkin adeta zafer paylaşımı yaptığını, bir süre sonra bu paylaşımını silerek saldırının Hamas tarafından yapıldığına ilişkin ikinci bir paylaşım yaptığını ortaya çıkardı. Söz konusu İsrailli görevlinin tavrı İsrail’in dezenformasyonu nasıl sistemli şekilde kullandığını ortaya koyan örneklerden biridir.”

“Gazze’de bugün ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda”

İsrail’in ifşalarından söz eden Altun, “İsrail, Gazze’de canlı insanların Hamas tarafından kefenlenerek ölü taklidi yaptırıldığını öne sürdü ve bunu uluslararası medya da işledi. Gazze’de bugün ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda ve bunlar içinde de binlerce masum çocuk, kadın ve insanlar var ve hal böyleyken İsrailli yetkililer utanmadan böyle bir iddiayı ortaya attı. Peki doğrusu neydi? İddiaya konu görüntüler, geçtiğimiz yılın 19 Ağustos’ta sosyal medya platformlarında paylaşılan görüntülerdi. Görseller Malezya’da bir camide verilen cenaze işlemleri eğitimine aitti” açıklamalarında bulundu.

“Hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıyor”

İsrail’in ‘Gazze’de canlı insanlar kefenlenerek ölü taklidi yaptırılıyor’ iddiasını değerlendiren Altun, şunları kaydetti:

“Birincisi, İsrail’in hakikati çarpıtmakta sınır tanımaz olduğunu. İkincisi İsrail’in hakikat karşısında elinin ne kadar zayıf olduğunu gösterdi. İsrail, dezenformasyonu sistemli şekilde kullanarak hakikati katlettiği gibi bölgede, hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıyor onları da katlediyor.”

“130 gazeteci görevleri başında İsrail tarafından katledildi”

2023 yılında öldürülen gazetecilerin yüzde 75’inin Gazze’de can verdiğine dikkat çeken Altun, “Bugüne kadar 130 gazeteci görevleri başında gerçeği ve hakikati dünyaya duyurmak için görev yaptıkları esnada İsrail tarafından katledildi. Bugün ne yazık ki Batı medyasının hatırı sayılır bir kısmı, İsrail’in yaptığı katliamları görünmez kılmaya çalışmak için yoğun çaba gösteriyor. Batılı medya organlarının birçoğunda yaşanan çatışmalar İsrail’in bakış açısı ile aktarılıyor. Gazze’de yaşanan trajedi ve soykırım gizlenmeye çalışılıyor” ifadelerine yer verdi.

“Gazze’de katledilen yerel halk için ‘öldü’ ifadesi kullanılmakta”

Yaşanan trajediyi gizlemek ve İsrail’in yaptığı soykırımı örtbas etmek için söz konusu medya organlarının farklı strateji ve taktikler uyguladığına vurgu yapan Altun, “Bu tür medya organlarında, Filistin halkı küresel çapta ‘yabancı, ‘öteki’ ve ‘geri kalmış’ bir topluluk olarak lanse edilirken İsrailliler ise ‘ilerici’, ‘modern’ ve ‘Batılı’ bir toplum olarak tasvir edilmektedir. İsraillilerin ölümleri İngilizce manşetlerde ‘cinayete kurban gitti’ şeklinde yer bulurken Gazze’de katledilen yerel halk için ‘öldü’ ifadesi kullanılmakta ve katil gizlenmeye çalışılmakta” ifadesini kullandı. – ANKARA

]]>
https://www.haber28.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-gazzede-130-gazeteci-israil-tarafindan-katledildi/feed/ 0
Saraybosna’daki müze, Gazze’ye dayanışma mesajı gönderiyor https://www.haber28.com.tr/saraybosnadaki-muze-gazzeye-dayanisma-mesaji-gonderiyor/ https://www.haber28.com.tr/saraybosnadaki-muze-gazzeye-dayanisma-mesaji-gonderiyor/#respond Sun, 25 Feb 2024 06:24:10 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=7156 Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’daki İnsanlığa Karşı Suç ve Soykırım Müzesi, ülkede 1992-1995’teki savaşta katledilen soykırım kurbanlarının anılarını yaşatırken ziyaretçilerine de Uluslararası Adalet Divanında (UAD) soykırımla yargılanan İsrail’in saldırıları altındaki Gazze halkına dayanışma mesajı gönderme fırsatı sunuyor.

Savaşta ülkenin çeşitli şehirlerinde kurulan toplama kamplarında türlü işkencelere ve soykırıma maruz kalmış sivillere ait kişisel eşyanın yanı sıra işlenen suçları anlatan görselleri de barındıran müze, acı hatıraları bugüne taşıyor.

Saraybosna’ya gelen turistlerin ilgi gösterdiği, 2016’da açılan müze, sadece Srebrenitsa’daki soykırımı değil ülkenin diğer şehirlerindeki büyük katliamları ve savaş suçlarını da ziyaretçilerine aktarıyor.

Ülkede 1992-1995’te yaşananlara ışık tutan müzede ziyaretçilere Gazze halkına destek mesajları yazma fırsatı veren “mesaj odası” da bulunuyor.

Bu odada “Özgür Filistin”, “Soykırımı sonlandırın” ve “Şimdi ateşkes” yazılı mesajlar yer alıyor.

“Geçmişimizden ders alarak daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz”

“Hakikati yaşatmayı” amaçlayan müzenin küratörü Belma Zulic, 30 yılı aşkın süre önce Bosna Hersek’teki savaşta yaşananlarla bugün Gazze’dekiler arasındaki benzerlikleri ve “mesaj odasının” önemini AA muhabirine anlattı.

Zulic, müzenin kurulması fikrinin arkasında Bosna Hersek’teki savaşta öldürülen kişilerin sayısının sadece istatistiklerde kalmasını istemeyen ve yaşananların unutulmamasını amaçlayan bir grup insanın olduğunu söyledi.

Müzenin misyonunun, savaş ve soykırım mağdurlarının hikayelerinin unutulmasını önlemek olduğuna işaret eden Zulic, “Müzemizde özellikle vurgulanan şey, mağdurların kişisel hikayeleridir. Barış için de mücadele ediyoruz çünkü geçmişimizden ders alarak daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Zulic, müzede ziyaretçilere sunulan savaş mağdurlarına ait kişisel eşyayı tüm ülkeyi gezerek bulduklarını belirterek, özel bir bölümün Srebrenitsa soykırımı kurbanlarına ayrıldığını dile getirdi.

Küratör Zulic, “Müzemizin içeriğindeki yaklaşık 30 yıl önce Bosna Hersek’te yaşanan soykırım ve saldırılarla ilgili tarihi gerçeklerde Gazze’de bugün yaşananlarla Bosna Hersek’te yaşananlar arasındaki ciddi benzerlikleri görebiliyoruz ve maalesef insanlığın geçmişten çok az ders aldığını görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında çok sayıda çocuk ve kadının hayatını kaybettiğine, su ve yemek sıkıntısının yaşandığına ve insan haklarının ihlal edildiğine dikkati çeken Zulkic, bu durumun ülkesindeki savaşta da yaşandığını vurguladı.

Zulic, “Bosna Hersekliler de yiyecek sıkıntısı, insani yardım ve destek almanın imkansızlaştırılması gibi sıkıntılar yaşadı. Bu durumun da benzer olduğunu görüyoruz.” dedi.

“Gazze’de yaşanan soykırımı önlemek için hala çok az şey yapılıyor”

Gazze halkının, Bosna Hersekliler gibi becerikli olduğunu vurgulayan Zulic, müzede sergilenen, ülkedeki savaş döneminde elektrik üretmek için bisiklet tekerleğinden elle yapılan teçhizatın ve insani yardım çuvallarından imal edilen ürünlerin benzerlerinin bugün Gazze’de de yapıldığını anlattı.

Zulic, şunları kaydetti:

“Müzemizde ziyaretçilerimizin mesaj bırakabilecekleri bir oda da bulunmaktadır. Müzemizin insanlara soykırıma son verilmesi, barış çağrısında bulunulması ve barışın gerekliliğini anlama konusunda ilham vermesi bizi gerçekten gururlandırıyor. Dünya, sivillerin ve mağdurların korunmasına yönelik gerçek ihtiyacın farkına varmalı. O odada Gazze’ye adanmış birçok mesajı ve ziyaretçilerimizin Bosna Hersek ile Filistin arasındaki benzerlikleri fark ettiğini görebilirsiniz.”

İnsanlığın Gazze’de yaşananları ekranlardan ve telefonlardan görebildiğinin altını çizen Zulic, “Gazze’de yaşanan soykırımı, etnik temizliği ve insan hakları ihlallerini önlemek için hala çok az şey yapılıyor. Müzemizin çalışmalarıyla aslında göstermeye çalıştığı şey, çok geç olmadan harekete geçmemiz, barışı sağlamamız, başta kadın ve çocuklar olmaz üzere tüm sivilleri korumamız gerektiğidir.” diye konuştu.

]]>
https://www.haber28.com.tr/saraybosnadaki-muze-gazzeye-dayanisma-mesaji-gonderiyor/feed/ 0
Kanadalı Aktivist: İsrail’in Gazze’deki Saldırıları Soykırım Vakasıdır https://www.haber28.com.tr/kanadali-aktivist-israilin-gazzedeki-saldirilari-soykirim-vakasidir/ https://www.haber28.com.tr/kanadali-aktivist-israilin-gazzedeki-saldirilari-soykirim-vakasidir/#respond Sun, 25 Feb 2024 05:12:34 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=7139 Kanadalı aktivist Karen Devito, İsrail’in Gazze’de yaptıklarının “ders kitaplarında yer alacak soykırım vakası” olduğunu söyledi.

Devito, İsrail’in bir yandan havadan ve karadan saldırılarını sürdürdüğü bir yandan da yardım girişini engelleyerek halkı ölüme sürüklediği Gazze’ye destek vermek ve ablukayı kırmak için mart sonunda ya da nisan başında Akdeniz’e açılması beklenen Uluslararası Özgürlük Filosu üzerine çalışmalar yapmak ve toplantılara katılmak üzere İstanbul’a geldi.

“Soykırım uzmanı” olduğunu belirten Devito, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını AA muhabirine değerlendirdi.

Devito, “Bu bir ders kitabı vakasıdır. Soykırımın yasal bir tanımı var, birçok koşulu var ve bunların çoğu İsrail tarafından gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla bunun, ders kitaplarına girecek nitelikte soykırım vakası olduğunu söyleyebilirim.” dedi.

Böylesine korkunç manzaraların daha önce görülmediğini dile getiren Devito, savaşın devletler arasında olduğunu, söz konusu vakada ise İsrail’in insanlara karşı soykırım uygulayarak üniversiteler, hastaneler, okullar, konutlar dahil karşısına çıkan her şeyi yok ettiğini belirtti.

Devito, “Açlık savaş silahı olarak kullanılıyor. Bu soykırımın sadece bir yönü. Bir tek buna bakarak bile İsrail’in saldırılarının ders kitaplarında yer alacak soykırım vakası olduğunu söyleyebilirsiniz.” dedi.

Uluslararası Özgürlük Filosu

İstanbul’da, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun organizasyonuna dair bir dizi toplantıya katıldığını kaydeden Devito, İsrail’in Gazze sınırlarını kontrol ettiğini ve İsrail’in girişe izin vermemesi nedeniyle sınırlarda kilometrelerce uzunlukta yardım tırı kuyruklarının oluştuğunu hatırlattı.

Devito, “Bizim görevimiz, Özgürlük Filosu’nun görevi, kuşatmayı kırmaktır. Amacımız bu, hedefimiz bu. Esasında Filistinlilerin yardıma ihtiyacı yok, hayatta kalmaya ihtiyaçları var ve çok yetenekli insanlar. Şu anda ihtiyaçları olan şey bu savaşın, soykırımın sona ermesi, işgalin sona ermesi, sınırların açılması.” diye konuştu.

Protestolar ve boykotlar

Bütün dünyada insanların bu “korkunç vahşet” karşısında sokaklarda gösteriler düzenlediğini anımsatan Devito, bu gösterilerin ve İsrail mallarına yönelik boykotun önemine dikkati çekti.

Devito, Kuzey Amerika’da özellikle de ABD’de boykotu ve BDS’yi (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi) yasa dışı hale getirmeye yönelik çalışmalar yapıldığını aktardı.

Vicdan sahibi insanların yaptıklarının önemine işaret eden Devito, dayanışma gruplarının uzun zamandır boykotlar üzerine çalıştığını söyledi.

Devito, hangi malların İsrail’e ait olduğunun insanlara gösterilmesi ve İsrail gemileri herhangi bir ülkede limana mal getirdiğinde protesto edilmesi gerektiğini vurguladı.

Soykırımın köklerinin 100 yıl öncesine dayandığını dile getiren Devito, İsrail’in 7 Ekim 2023’te soykırıma başlamak için bahane bulduğunu ifade etti.

Devito, Batı ülkelerinde insanların Filistin konusunda bir şeyler öğrenmek için artık daha hevesli olduğunu ve kefiye taktıklarını görenlerin bu konuyu sormak için yanlarına geldiğini anlattı.

“ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor”

Filistin konusunda Batı ülkelerinde, özellikle ABD medyasında büyük sansür uygulandığının altını çizen Devito, şöyle devam etti:

“CNN gibi ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor çünkü Filistin’de olup bitenlerin gerçek hikayesini göstermiyorlar. İsrail’in yanında, çok taraflı bir tutum sergiliyorlar. Çalışanlar işlerini kaybetmekten korkuyor ama bu değişecek. Belki birkaç yıl sonra insanlar ‘dünya buna nasıl izin verdi’ diye soracak.”

Devito, Batı ülkelerindeki protestolara rağmen devletlerin sessiz kalmasının da değişeceğini aktardı.

Protestoların her geçen gün daha da arttığına işaret eden Devito, eğer şimdi harekete geçilmezse ortada harekete geçmek için Gazze kalmayacağını belirtti.

Devito, ABD ve Batı ülkelerinin sorumluluklarına dikkati çekerek, “ABD dünyanın gözünde iyi görünmüyor, soykırıma yardım ve yataklık ediyor.” ifadesini kullandı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/kanadali-aktivist-israilin-gazzedeki-saldirilari-soykirim-vakasidir/feed/ 0
Brezilya Devlet Başkanı İsrail’i soykırım yapmakla suçladı https://www.haber28.com.tr/brezilya-devlet-baskani-israili-soykirim-yapmakla-sucladi/ https://www.haber28.com.tr/brezilya-devlet-baskani-israili-soykirim-yapmakla-sucladi/#respond Sun, 25 Feb 2024 00:36:31 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=7078 Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, İsrail hükümetini Gazze’de soykırım yapmakla suçladı ve askeri eylemleri Holokost ile kıyasladı. İsrail ise bu açıklamaları nedeniyle Lula’yı kınadı.

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da gerçekleşen Afrika Birliği zirvesine katılan Lula, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını Adolf Hitler’in yaptıklarıyla kıyasladı.

Gazze Şeridi’nde Filistin halkının başına gelenlerin bir benzerinin tarihin hiçbir anında yaşanmadığını savunan Lula, “Aslında, Hitler Yahudileri öldürmeye karar verdiğinde yaşandı” dedi.

Lula, Gazze’de askerlerle askerler arasında bir savaş olmadığını, bunun bir savaş yerine soykırım olduğunu söyledi:

“Gazze Şeridi’nde olanlar bir savaş değil. Bu bir soykırım. Bu askerler ile askerler arasında bir savaş değil. Bu hayli yüksek eğitimli bir ordu ile kadınlar ve çocuklar arasında bir savaş.”

İsrail hükümeti ise bu sözleri sonrasında Lula’yı Holokost’u önemsizleştirmekle suçladı ve Hamas’ı yok etmek ve militan grup tarafından 7 Ekim’de kaçırılan rehineleri geri almak için savaştıklarını söyledi.

Brezilya’nın solcu lideri, 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırılar gerçekleştiren ve en az 1200 kişinin ölümüne neden olup, 253 kişiyi de rehin alan Hamas’ı kınamıştı.

Ancak Lula, Gazze’ye yönelik ağır yıkıma ve on binlerce kişinin ölümüne neden olan saldırıları sonrasında İsrail’i eleştiren ülke liderlerinden birisi oldu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lula’nın sözlerinin “Holokost’u önemsizleştirme ve Yahudi halkına ve İsrail’in kendini savunma hakkına zarar verme girişimi” anlamına geldiğini söyledi.

Netanyahu yaptığı açıklamada “İsrail’i Nazilerin ve Hitler’in Holokost’u ile kıyaslamak kırmızı çizgiyi aşmaktır” dedi.

Altı milyon Yahudi 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Hitler’in Nazi rejimi tarafından sistematik olarak öldürülmüştü.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, Brezilya Büyükelçisi’nin kınanmak üzere Pazartesi günü bir toplantıya çağırıldığını söyledi.

Brezilya Yahudi Konfederasyonu da Lula’nın sözlerini sert bir dille eleştirdi. Konfederasyon, bu sözleri “Holokost kurbanlarının ve onların torunlarının anısını rencide eden, gerçekliğin kötü niyetli bir çarpıtması” olarak nitelendirdi.

Lula, Güney Afrika’nın geçen yıl Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açtığı soykırım davasını da desteklemişti.

Mahkeme, Ocak ayında Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı davanın devam edeceğine karar verdi.

Mahkeme, İsrail’e ordusunun soykırım olarak değerlendirilebilecek eylemlerde bulunmasını engellemesi, soykırıma teşviki önlemesi ve cezalandırması ve Gazze halkına insani yardım yapılmasını sağlaması talimatını verdi.

Ancak mahkeme İsrail’e Gazze’deki askeri operasyonlarını derhal durdurması çağrısında bulunmaktan kaçındı. Mahkeme heyeti, kısa bir süre içerisinde, İsrail’in askeri operasyonlarının derhal sona erdirilmesine ilişkin talep ile bu ülke hakkındaki soykırım suçlamalarının esastan görüşülüp görüşülmeyeceğine karar verecek.

Eğer mahkeme, Güney Afrika tarafından sunulan kanıtları yeterli görür ve soykırım davası açılmasını kabul ederse, uzun ve karmaşık bir yargı süreci .

Brezilya ve Güney Afrika, daha zengin Batılı ülkelere karşı bir araya gelen dünyanın en önemli gelişmekte olan ekonomilerinden bazılarının ittifakı olan ülkeler grubunun üyeleri.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da birçok kez İsrail’in Gazze’de savaş suçu işlediğini savundu ve İsrail hükümetini soykırım yapmakla suçladı.

Erdoğan, Adalet Divanı’ndaki İsrail’e yönelik soykırım davası ile ilgili olarak, “Şu anda bizim teslim ettiğimiz belgeler, ağırlıklı olarak görsel belgeler de söz konusu, bu belgelerle İsrail mahkum olacaktır. Bunu bekliyoruz. Çünkü Lahey Adalet Divanı’nın adaletine inanıyoruz” demişti.

]]>
https://www.haber28.com.tr/brezilya-devlet-baskani-israili-soykirim-yapmakla-sucladi/feed/ 0
İtalya’da Sanremo Müzik Festivali’nde İsrail’e destek açıklaması protesto edildi https://www.haber28.com.tr/italyada-sanremo-muzik-festivalinde-israile-destek-aciklamasi-protesto-edildi/ https://www.haber28.com.tr/italyada-sanremo-muzik-festivalinde-israile-destek-aciklamasi-protesto-edildi/#respond Fri, 23 Feb 2024 21:00:35 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=6868 İtalya’da geçen hafta düzenlenen Sanremo Müzik Festivali’nde savaşı eleştiren mesajlar veren sanatçılara karşı, İsrail’e destek açıklaması yapan festival yayıncısı devlet televizyonu RAI’nin yönetimi ve İsrail’in Gazze’ye saldırıları ülke genelinde bir kez daha protesto edildi.

Avrupa’nın en eski şarkı yarışması olan Sanremo Müzik Festivali’nin 10 Şubat’taki finalinde Tunus asıllı İtalyan rapçi Ghali Amdouni’nin “Soykırımı durdurun” çağrısı yapmasına, İsrail’in Roma Büyükelçisi Alon Bar’ın tepki göstermesi ve bunun üzerine RAI Üst Yöneticisi Roberto Sergio’nun da İsrail’in yanında tutum almasına yönelik tepkiler sürüyor.

Başkent Roma’da Mazzini Caddesi’ndeki RAI Genel Merkezi önünde toplanan yaklaşık 4 bin kişi, ellerindeki Filistin bayrakları ve dövizlerle hem İsrail’in Gazze’ye saldırılarını hem de RAI yönetiminin tutumunu protesto etti.

Mitingde yapılan konuşmalarda, İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı belirtilirken, RAI kanalı kamu yayıncılığı yapmaya davet edilerek Filistin’de yaşananlara bültenlerinde “yeterli” süre vermemesi sebebiyle eleştirildi.

Gösteride, “Benim adıma değil”, “Bizi sansürlemeyin”, “Ateşkes”, “Bütün gözler Refah’ta”, “Özgür Filistin” ve “Soykırımı durdurun” yazılı dövizler dikkati çekti.

Mitingde göstericiler, RAI yönetimine yönelik sık sık “Utanın” ve “İstifa, istifa”, İsrail’e yönelik “Soykırım yapmayı kesin” şeklinde slogan attı.

Bir göstericinin de RAI Genel Merkezi önündeki yola sprey boya ile “Özgür Filistin” yazdığı görüldü.

Roma’da RAI önündeki protestoya katılan soyadını açıklamak istemeyen Davide, “RAI’den kesinlikle hiçbir şey beklemiyorum maalesef. Hem İsrail hem Filistin’den bahsettiklerinde eşitlik olmasını arzu ederim. RAI’de ne yazık ki sadece İsrail’den bahsediliyor.” dedi.

Davide, RAI’deki bülten ve programlarda sadece 7 Ekim’de olanların konuşulduğuna dikkati çekerek, “7 Ekim’den bu yana her gün aralıksız bir kıyım yaşanıyor ki Filistin halkı yıllardır bununla karşı karşıya. Bu 7 Ekim’de başlayan bir mesele değil, en az 50 yıldır süren bir mesele. Ne yazık ki RAI, Filistin’de yaşananları gizliyor.” diye konuştu.

Gazze’de yaşananlarla ilgili ne düşündüğü de sorulan Davide, “Bence hemen ateşkes olmalı. Ancak bu tek başına yeterli olmayacaktır. (İsrail) İşgal altındaki topraklardan mutlaka çekilmeli. Bir adım değil, 100 adım geri atmalılar. Ama maalesef (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu orada olduğu sürece orada bu olmayacak, bunu biliyoruz. İtalya’nın bunu anlamasını, hükümetin anlamasını ve tıpkı ABD’dekilerin yapmayı düşündüğü gibi geri adım atmasını umuyoruz.” yanıtını verdi.

Öte yandan, başkent dışında kuzeydeki Torino ve Trieste kentlerinden güneydeki Palermo’ya kadar pek çok şehirde RAI kanalının İsrail yanlısı tutum almasına yönelik protestolar devam etti.

İtalyan ANSA ajansının haberine göre, yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı Torino’daki yürüyüş sırasında Başbakan Giorgia Meloni ile İsrailli mevkidaşı Netanyahu’nun el sıkıştığı bir fotoğraf karesi de ateşe verildi.

Verona kentindeki yürüyüşte polis göstericilere copla müdahale etti

Ülkenin kuzeyindeki Verona kentinde düzenlenen yürüyüşte, Filistin destekçileri, “Soykırımı durdurun” çağrısıyla İsrail’in Gazze’ye saldırılarını protesto etti.

Ellerine sürdükleri kırmızı boyalarla Gazze’de katliam yaşandığına dikkati çeken göstericiler, İsrail’in saldırılarını protesto etti.

Göstericiler, kentteki silah fuarına yürümek isteyince zaman zaman güvenlik güçleriyle karşı karşıya geldi ve arbede yaşandı.

Arbedeler sırasında güvenlik güçleri göstericilere copla müdahalede bulundu.

Bu arada, dün Roma’nın ortasından geçen Tiber nehrindeki bir köprüye, üzerinde karpuz dilimi yiyen Netanyahu resmi bulunan ve altında “Soykırımı durdurun” yazan büyük bir pankart asıldı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/italyada-sanremo-muzik-festivalinde-israile-destek-aciklamasi-protesto-edildi/feed/ 0
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’e uluslararası yükümlülüklere uyma çağrısı yaptı https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-israile-uluslararasi-yukumluluklere-uyma-cagrisi-yapti/ https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-israile-uluslararasi-yukumluluklere-uyma-cagrisi-yapti/#respond Thu, 22 Feb 2024 05:00:33 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=6657 Birleşmiş Milletler’in (BM) en üst yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Gazze şeridinin güneyindeki Refah kentinde askeri operasyona hazırlanan İsrail’e, uluslararası yükümlülüklere uyma çağrısında bulundu.

Lahey’deki mahkeme, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 12 Şubat’ta yaptığı, İsrail’in Refah’taki uygulamalarının durdurulması için acil ek önlem talebine ilişkin bir açıklama yaptı.

Uluslararası Adalet Divanı, 26 Ocak’ta verdiği kararda, İsrail’in Gazze’deki soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.

Mahkeme yaptığı son açıklamasında bu kararın Refah için de geçerli olduğunu vurgulayarak geçici ek önlemlere gerek olmadığını bildirdi.

Uluslararası mahkemeden yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Gazze Şeridi’nde ve özellikle Refah’ta yaşanan son gelişmelerin “zaten bir insani kabus olan durumu katlanarak artıracağı ve bölgesel sonuçlar doğuracağı” görüşü anımsatıldı.

Açıklamada, “Bu tehlikeli durum, mahkemenin 26 Ocak 2024 tarihli kararında belirttiği ve Refah dahil Gazze Şeridi’nin tamamında geçerli olan geçici tedbirlerin derhal ve etkili bir şekilde uygulanmasını gerektirmektedir” dendi.

Uluslarası Adalet Divanı’na göre bu nedenle yeni ilave geçici önlemlerin belirlenmesine gerek yok.

Mahkeme, İsrail’in, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin güvenliğini sağlamak da dahil olmak üzere, BM Soykırım Sözleşmesi ve Uluslararası Adalet Divanı kararı kapsamındaki sorumluluklarına tam olarak uymakla yükümlü olduğunun altını çizdi.

İsrail hakkında Gazze’de soykırım yaptığı gerekçesiyle dava açan Güney Afrika, geçen Salı günü de Refah’taki duruma ilişkin acil ek önlem talebinde bulunmuştu.

Güney Afrika’nın başvurusunda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, “Tam zafere ulaşana kadar savaşacağız” açıklaması anımsatılarak Refah’taki askeri operasyon hazırlıklarına işaret edildi.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin avukatları, normalde 280 bin Filistinliye ev sahipliği yapan Refah’ın, şu anda Gazze nüfusunun yarısından fazlasını barındırdığın belirterek yarısı kadın ve çocuk olmak üzere 1,4 milyon kişinin zor koşullarda yaşadığını bildirdi.

Başvuruda, İsrail tarafından büyük ölçüde tahrip edilen evlerden ve bölgelerden Refah’a kaçan Filistinli nüfusun tahliyesi için hiçbir seçenek bulunmadığı kaydedilerek, “halkın gidecek başka yeri bulunmadığı” vurgulandı.

İsrail ise, Güney Afrika’nın bir kez daha geçici ek önlem talebinde bulunmasını “son derece tuhaf ve uygunsuz bir talep” olarak değerlendirdi.

İsrail, tarafından yapılan açıklamada, “Güney Afrika’nın 29 Aralık 2023 tarihli başvurusunun maddi ve hukuki açıdan tamamen temelsiz, ahlaki açıdan tiksindirici olduğu ve hem Soykırım Sözleşmesi’nin hem de mahkemenin istismarını teşkil ettiği yönündeki ilkeli tutumunu bir kez daha kayda geçirmektedir” görüşüne yer verildi.

Açıklamada, İsrail’in, BM Soykırım Sözleşmesi ve uluslararası insani hukuk da dahil olmak üzere ulusal hukuka riayet etme taahhüdünün geçerli olduğu ve uygulandığı savunuldu.

Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın soykırım suçlamasıyla açtığı davada, 26 Ocak’ta, İsrail’in Gazze’deki soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.

Mahkeme, İsrail’in, kendisine bağlı güçlerin Gazze’de soykırım yapmayacağını garanti etmesi gerektiğine hükmetmiş, Netanyahu hükümetinin uluslararası yasal yükümlülükleri kapsamında geçici karara uymak için alacağı önlemleri bir ay içinde Lahey’e bildirmesini istemişti.

Uluslarası Adalet Divanı, Hamas’a da elindeki İsrailli rehineleri derhal serbest bırakması çağrısında bulunmuştu.

]]>
https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-israile-uluslararasi-yukumluluklere-uyma-cagrisi-yapti/feed/ 0
Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasında kararını açıklayacak https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-guney-afrikanin-israile-karsi-actigi-soykirim-davasinda-kararini-aciklayacak/ https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-guney-afrikanin-israile-karsi-actigi-soykirim-davasinda-kararini-aciklayacak/#respond Fri, 26 Jan 2024 04:00:04 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=3599 Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasında ilk kararını bugün, TSİ 15:00’te açıklayacak.

Çoğu hukukçu mahkemenin, Güney Afrika’nın ihtiyati tedbir talebini veya bazı önleyici talepleri kabul edeceğini düşünüyor.

Hollanda’nın Lahey kentinde görülecek davada Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor da bulunacak.

Öte yandan İsrail, bu taleplerin reddedileceği görüşünde.

İsrail Hükümet Sözcüsü Eylon Levy “Tabii ki mahkemenin, Güney Afrika’nın yönelttiği bu tamamen absürt suçlamaları kabul edilemez bulacağını bekliyoruz” diyor.

Dava konusu nedir?

Güney Afrika, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonuyla 1948’te imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu.

Soykırım kanıtlaması en zor suçlardan biri. Zira “soykırım niyeti” için insanları öldürmenin de ötesinde fiiller gerekiyor.

Bir devletin bir ulusal, etnik veya dini grubu kısmen veya bir bütün olarak yok etmek istediğinin kanıtlanması şart.

Güney Afrika’nın, İsrail’in planının veya davranış biçiminin başka hiçbir şeyle açıklanamayacağını kabul ettirmesi gerekiyor.

Birleşmiş Milletler’in (BM) en üst mahkemesi olan ICJ, devletler arasındaki anlaşmazlıklara bakıyor.

Bugüne kadar hiçbir devlet soykırımdan suçlu bulunmadı.

ICJ 2007’de Sırbistan’ın 1995’te Bosna Hersek’te 8 bin Müslüman erkeği öldürdüğü Srebrenica Soykırımı’nı önlemekte yetersiz kaldığına hükmetmişti.

İhtiyati tedbir nedir?

Bunlar, sahadaki durumun daha da kötüleşmemesi için alınabilecek geçici kararlardır.

Çoğu uzman Güney Afrika’nın, ‘hiçbir şey yapılmazsa’ büyük hayati tehditler olacağını kabul ettirmeyi başardığını düşünüyor.

Bu davanın 11-12 Ocak’taki kısmında yapılmıştı. İsrail 12 Ocak’ta savunmasını yapmıştı.

Güney Afrika mahkemeden İsrail’e Gazze’deki savaşı durdurmas ve Gazze’ye insani yardım girişindeki sınırlamaları kaldırma emri iletmesini talep etmişti.

İsrail neden Gazze’de savaşıyor?

Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki sağlık bakanlığının verilerine göre çoğu kadın ve çocuktan oluşan 25 bin 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Gazze nüfusunun yaklaşık dörtte üçünü oluşturan 1,7 milyon kişinin de evlerini terk etmek zorunda kaldığı hesaplanıyor.

Bu çatışma 7 Ekim’de Hamas militanlarının Gazze’den İsrail’e girerek sınır bölgelerinde asker ve sivillere saldırmasıyla başladı. Militanlar en az 1.200 İsrailliyi öldürdü, 240 kişiyi de rehin aldı.

İsrail buna karşılık olarak önce Gazze’ye hava saldırılarına, ardından da karadan işgale başladı.

İsrail suçlamaya ne yanıt veriyor?

İsrail soykırım suçlamasını “çok ağır bir çarpıtma” olarak niteliyor, kendisini savunma hakkı olduğunu ve Filistinli sivilleri değil Hamas militanlarını hedef aldığını belirtiyor.

ICJ ne karar verebilir?

ICJ ihtiyati tedbir kararı verebiliyor fakat bunlar, Güney Afrika’nın talep ettiği kararlardan farklı da olabilir.

Mahkeme İsrail’e uluslararası insan hakları hukukuna uyma, Gazze’ye gidecek bir araştırma heyetini kabul etme veya insani yardım üzerindeki kısıtlamaları kaldırma emri verebilir.

Mahkemenin kararlarının hukuki bağlayıcılığı var ve herhangi bir temyiz mekanizması bulunmuyor.

Öte yandan mahkeme, devletleri kararlarını uygulamaya zorlayamıyor.

Bu davanın açılması İsrail’in soykırım işlediği anlamına mı geliyor?

Hayır. Mahkeme davayı kabul edilebilir bulmuş olsa da, bugün bir ihtiyati tedbir kararı verse de davanın sonunda bir soykırım işlenmediği sonucuna varabilir.

Bir ihtiyati tedbir kararı, ortada büyük bir riskin bulunduğu ve durum tam anlamıyla incelene kadar her şeyin durması gerektiği anlamına gelir.

ICJ’de davalar yıllar sürebiliyor.

Bir ihtiyati tedbir kararı ayrıca İsrail ve destekçilerine, eylemlerinin uluslararası incelemeye tabii olduğu mesajını verecektir.

]]>
https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-guney-afrikanin-israile-karsi-actigi-soykirim-davasinda-kararini-aciklayacak/feed/ 0
Almanya’nın UAD kararı: “Soykırım karnesine” yeni bir kara leke https://www.haber28.com.tr/almanyanin-uad-karari-soykirim-karnesine-yeni-bir-kara-leke/ https://www.haber28.com.tr/almanyanin-uad-karari-soykirim-karnesine-yeni-bir-kara-leke/#respond Mon, 22 Jan 2024 09:12:20 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=3278 Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, geçmişte birçok soykırım suçu işleyen Almanya’nın UAD davasına İsrail lehine müdahil olmasını AA Analiz için kaleme aldı.

***

İmparatorluk döneminde sömürgesi olan Namibya’da Herero ve Nama soykırımını ve Hitler döneminde Yahudi soykırımını yapan Almanya, on yıllardır her fırsatta dile getirdiği “bir daha asla” (nie wieder) sloganlarına rağmen Gazze soykırımı konusunda da mağdurun karşısında ve failden yana tavır almayı tercih etti. Doğrusu bu şaşırtıcı bir tavır değil zira Alman hükümet yetkililerinin İsrail katliamlarının başladığı günden beri yaptıkları açıklamalar Berlin’in İsrail tarafından gerçekleştirilen soykırıma destek verdiğini zaten gösteriyordu. Almanya’nın bu desteğinin sadece sözlü açıklamalardan ibaret olmadığı, İsrail’in ihtiyaç duyduğu ekonomik ve askeri desteğin de esirgenmediği Alman Federal Hükümeti resmi internet sayfalarında yapılan açıklamalardan biliniyor.[1]

Yani mevcut Alman hükümeti İsrail’in soykırım suçuna ortak olmak için elinden gelen her şeyi büyük bir gayretle yapmaya çalışıyor. Bunu yaparken tam olarak neyi amaçladığı sorusunun cevabı da merak ediliyor. Bu şekilde kendi soykırım suçlarının hafifleyeceğini düşünmeleri ihtimali çok gerçekçi olmasa gerek. Berlin’in tavrını, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli siyonist imparatorluğunun Almanya üzerindeki etkisinin gücüyle açıklamak daha gerçekçi olacaktır.

Almanya UAD’de açılan davada neden müdahil oldu?

Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin 9’uncu maddesine dayanarak Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’in Gazze’de işlediği suçların soykırım suçu olduğu gerekçesiyle açtığı davaya, Almanya’nın İsrail lehine müdahil olma kararını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 63/2’nci maddesine dayanarak İsrail lehine davaya müdahil olmak isteyen Almanya’nın Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından yapılan başvuruyu ve ileri sürülen iddiaları “her türlü dayanaktan yoksun” olarak nitelendirerek Berlin’in İsrail’in yanında tavır takınmasını “Alman tarihi ve İsrail’e karşı özel sorumluluğu” ile gerekçelendirdi.[2] Alman hükümet sözcüsü ülkesinin soykırım yanlısı bu tutumunu İsrail’e karşı sorumlulukla açıklamaya çalışsa da uluslararası ilişkiler bilimi bize, dış politikanın tarihsel sorumluluklar üzerinden değil de mevcut güç mücadelesine dair çıkar hesapları üzerinden yürüdüğünü söylüyor. Yani, Almanya tarihte Yahudilere karşı işlediği soykırım suçunu affettirmek için İsrail’in Gazze halkına karşı yürüttüğü soykırımı desteklemiyor. Bilakis Berlin, mevcut küresel güç mücadelesinde kendisini İsrail ve ABD merkezli siyonist imparatorluğun yanında konumlandırmak zorunda hissettiği için bu soykırıma destek veriyor. Bu desteği verirken Alman siyasetçilerin vicdanen rahatsızlık duyup duymadıklarının ise reel politik açısından pek bir önemi yok. Ancak Alman dış politikasının şekillenmesinde etkili olan siyasetçilerin ne kadarının bu ülkedeki siyonist lobiye mensup olduklarının ya da ne düzeyde bu lobinin güçlü etkisine maruz kaldıklarının araştırılması, soykırım geçmişi oldukça sorunlu Berlin’in Gazze soykırımına neden destek verdiğinin anlaşılması açısından anlamlı bir çaba olacaktır.

Almanya geçmişte benzer davalarda nasıl bir tutum sergilemişti?

Almanya’nın İsrail’in Gazze soykırımına destek veren politikasının açıklanmasında, insani ya da hukuksal normların değil de uluslararası güç mücadelesinin belirleyici olduğunu bu ülkenin Uluslararası Adalet Divanı’ndaki benzer başka iki davada gösterdiği tavır üzerinden örneklendirebiliriz. 5 Eylül 2022’de Almanya Ukrayna’nın Rusya’ya karşı Uluslararası Adalet Divanı’na yaptığı soykırım suçu ile ilgili başvuruya Ukrayna lehine müdahil olmak için başvuruda bulunmuştu. Ukrayna, Moskova’nın Ukrayna tarafından Rus azınlığa karşı soykırım suçu işlendiğine dair iddialarının araştırılmasını istemişti zira Rusya bu iddialara dayanarak Ukrayna’ya saldırmıştı. Almanya da Ukrayna’nın söz konusu suçu işlemediğine dair tezlerini desteklemek üzere davaya müdahil olma başvurusunda bulunmuştu. Berlin’in bu girişimini Rusya’ya karşı ekonomik, askeri, diplomatik ve hukuksal alanda ABD önderliğinde yürütülen güç mücadelesinin bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. İnsan haklarının korunması ya da soykırım suçunun önlenmesi bu meselede Berlin’in öncelikleri arasında değildi.

Almanya, Gambiya tarafından 2019 yılında Myanmar hükümetine karşı Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım gerçekleştirildiğine dair açılan davada da UAD’e müdahil olma başvurusunda bulunmuştu. 15 Kasım 2023 tarihinde Almanya hükümeti, Kanada, Fransa, İngiltere, Danimarka ve Hollanda ile birlikte bir ortak bildiri yayınlayarak UAD Statüsünün 63/2’nci maddesine dayanarak Gambiya lehine bu davaya dahil olduklarını açıkladı. Alman Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, davaya müdahil olma gerekçesi; “Almanya, olası soykırımın önlenmesini, soruşturulmasını, soykırımla mücadeleye katkıda bulunmayı ve devletlerin soykırım eylemlerinden dolayı hesaba çekildiklerine dair örnek oluşturmayı özel bir yükümlülük olarak görüyor. Soykırım dünyanın neresinde olursa olsun hepimizi etkiliyor.” şeklinde ifade edildi.[3]

Almanya’nın bu müdahil olma talebi, Berlin’in soykırım meselesi söz konusu olduğunda izlediği dış politika çizgisinin ne olduğuna dair soru işaretlerini artırıyor. Eğer UAD’deki Rohingya Davasında Almanya’nın öncelikli amacı gerçekten insan haklarının korunması ve soykırım suçunu işleyenlerin cezalandırılması ise Güney Afrika Cumhuriyeti’nin açtığı Gazze soykırımı davasında neden İsrail’in yanında yer alındığı merak konusu.

Almanya’dan mağduriyete çifte standart

Bu soruya cevap vermeyi kolaylaştıracağı düşüncesiyle yine Almanya’nın soykırım söz konusu olduğunda izlediği politikanın çelişkisine işaret eden bir başka örnek verelim: 20. yüzyılda işlediği soykırımın kurbanı Yahudilere ve İsrail’e milyarlarca dolar tazminat ödeyen Almanya, aynı yüzyılda işlediği bir başka soykırım karşılığında Herero ve Nama halklarına tazminat ödemeye neden yanaşmıyor? Alman Adalet Bakanı Heiko Maas Mayıs 2021’de sömürge döneminde Namibya’da Herero ve Nama halklarına karşı Alman İmparatorluğu tarafından gerçekleştirilen katliamların soykırım olduğunu kabul etti. Ancak Namibya’dan gelen ısrarlı taleplere rağmen Berlin bugüne kadar tazminat ödemeyi reddetti.

Bu durumda Almanya’nın soykırım konusundaki ikiyüzlü politikasını şu şekilde özetleyebiliriz: Eğer söz konusu olan İsrail ise Almanya hem İsrail’e soykırım tazminatı öder hem de bu ülkenin yaptığı soykırımı sürdürebilmesi ve sonunda cezasız kalması için her türlü desteği verir. Fakat soykırıma uğrayan Namibya halkı ise onların tazminat almaya hakları yoktur. Filistin halkına gelecek olursak, Almanya bu soykırımın devam etmesi için elinden geleni yapar.

Berlin’in bu tavrı Almanya’nın İsrail ve ABD merkezli siyonist imparatorluğun ne derece etkisi altında olduğunu açıkça gösteriyor. Geriye cevabı tam olarak verilmemiş bir soru kalıyor: Aslında şimdiye kadar incelediğimiz bütün örneklerde soykırım meselesi söz konusu olduğunda insan haklarının korunmasına dair norm ve ilkeleri önemsemeyen bir politika izleyen, kendi çıkarlarını ve etkisi altında olduğu İsrail ve ABD’nin çıkarlarını önceleyen Almanya, Rohingya Davası’nda nasıl oldu da doğru tarafta yer aldı? Bu sorunun cevabı için yeni sorular sorulması gerekir. Soykırım meselesinde ya fail olarak ya failin işbirlikçisi rolüne soyunarak ya da tazminat ödeme konusunda ilkesiz bir tavır takınarak hep yanlış yerde duran Almanya bir sefer de olsa doğru yerde durarak vicdanını temizlemeye çalışmış olabilir mi? ya da devletlerin dış politikalarında vicdani tavır aramak beyhude bir beklentidir deyip Almanya’nın bazen insan haklarından yanaymış gibi tavırlarını da yine bir çıkar gösterisi olarak mı yorumlamak gerekir?

Bu sorulara nasıl cevap verilirse verilsin, Almanya’nın İsrail tarafından Gazze halkına karşı gerçekleştiren soykırıma destek vererek ve bu soykırımın önlenmesi için UAD’de görülen davaya karşı çıkarak kendi “soykırım karnesine” kara bir leke daha sürdüğüne şüphe yoktur.

[1] https://www.bundesregierung.de/breg-de/aktuelles/unterstuetzung-israel-2228198

[2] “Bundesregierung stellt sich in Völkermord-Verfahren an Seite Israels”, Stuttgarter Zeitung, 12 Ocak 2024.

[3] “Erklärung anlässlich des Beitritts Deutschlands zum Völkermord-Verfahren vor dem IGH gegen Myanmar”, Auswärtiges Amt, 17 Kasım 2023

[Prof. Dr. Kemal İnat, Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

]]>
https://www.haber28.com.tr/almanyanin-uad-karari-soykirim-karnesine-yeni-bir-kara-leke/feed/ 0
Uluslararası Adalet Divanı’ndan İsrail’e tedbir kararı çıkabilir https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divanindan-israile-tedbir-karari-cikabilir/ https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divanindan-israile-tedbir-karari-cikabilir/#respond Wed, 17 Jan 2024 13:36:11 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=2746 ABD’nin Columbus kentindeki Ohio Devlet Üniversitesinde Uluslararası ve Karşılaştırmalı Hukuk Profesörü John Quigley, Güney Afrika Cumhuriyeti’nın İsrail’e karşı, Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) açtığı soykırım davasında tedbir kararına hükmedilmesinin muhtemel olduğunu, bununla da İsrail’e verilen askeri ve siyasi desteğin azalabileceğini belirtti.

Ohio Devlet Üniversitesi Uluslararası ve Karşılaştırmalı Hukuk Profesörü Quigley, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, İsrail’e karşı açtığı soykırım davasının duruşmalarının ardından UAD’nin ihtiyati tedbir kararlarının beklendiğini kaydetti.

Quigley, davanın taraflarının iddialarını, muhtemel tedbir kararlarını, kararların diğer devletlere etkisini ve dava duruşmalarında Anadolu Ajansı’nın (AA) fotoğraflarının kullanılmasını AA muhabirine değerlendirdi.

İsrail’in savunması, hukuken elinin zayıf olduğunu gösteriyor

Quigley, İsrail’in savunmasının önemli bir kısmının hukuki meselelerle ilgisi olmayan ve Gazze’deki savaşın 7 Ekim’deki olaylardan kaynaklandığı şeklindeki konulara gereğinden fazla odaklandığını ifade etti.

Devletlerin genellikle hukuki açıdan güçlü iddiası olmadığında bu tür bir yola başvurduğunu kaydeden Quigley, “Güney Afrikalı avukatlar da bu ihtimali öngörerek, bir saldırıya karşılık vermenin, soykırımın gerekçesi olamayacağını ilk günkü duruşmada dile getirmişti.” dedi.

Güney Afrika’nın soykırım tehlikesinin varlığını makul şekilde ispatladığını belirten Quigley, “Divan, dava sonlanana kadar İsrail’in soykırımdan kaçınmasına karar verebilir. İkinci soru ise Divan’ın ihtiyati kararında İsrail’in ordusunu Gazze’den çekmesini emredip emretmeyeceğidir. Ukrayna’nın Rusya’ya karşı açtığını davada Divan, Rusya’nın Ukrayna’dan askerlerini çekmesini emretti. Dolayısıyla Divan’ın benzer bir karar vermesi mümkün.” diye konuştu.

“Konu Güvenlik Konseyi’ne gidebilir”

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, UAD’deki davanın Gazze’ye saldırıları durduramayacağı yönündeki açıklamasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu dile getiren Quigley, “Netanyahu geçici tedbirler alınmadan önce, yani geçici tedbirler alınsa bile buna uymayacaklarını söyledi. Bir başbakanın, böyle bir açıklama yaptığını ilk kez görüyorum.” diyerek şaşkınlığını ifade etti.

Quigley, İsrail’in Divan kararlarına uymaması durumunda üçüncü ülkelerin tepkisinin önemli olduğunu ve bu durumun İsrail’in Birleşmiş Milletler (BM) organlarındaki durumunu ve meşruiyeti üzerinde etkili olabileceğini söyledi.

Quigley, İsrail’in geçici tedbir kararlarına uymaması halinde BM Güvenlik Konseyi’ne başvurulabileceğini, ancak bu durumda ABD’nin vetosunu kullanma olasılığının bulunduğunu belirtti.

ABD’nin ciddi bir baskı altında olduğuna vurgulayan Quigley, “ABD, İsrail’in Gazze’de yaptıkları sebebiyle suç ortağı olarak görülüyor ve dolayısıyla ABD’nin veto etmek yerine kararda çekimser kalması da mümkün.” değerlendirmesinde bulundu.

Quigley; “Güvenlik Konseyi harekete geçmezse, konu Genel Kurul’a gidebilir. Genel Kurul kararı, devletlere, İsrail’e karşı diplomatik girişimde bulunmalarını tavsiye edebilir. Yani, İsrail’deki büyükelçilerini geri çekmelerini, İsrail’e karşı ekonomik yaptırımlar uygulanmasını veya İsrail ile ticaret yapmaktan kaçınmasını tavsiye edebilir.” dedi.

İsrail’e destek azalabilir

ABD’nin bu süreçte ciddi bir sınavla karşılaşacağını ve İsrail’e olan desteğinin sorgulanabileceğini aktaran Quigley, “Soykırım Sözleşmesine taraf devletlerin soykırımı önleme yükümlülüğü vardır ve bu da soykırım gerçekleştiğinde soykırımı durdurmak için ellerinden geleni yapmaları anlamına gelir. ABD gibi İsrail’e doğrudan destek veren devletler, soykırımda kullanılan askeri yardımda bulunmamalıdır. İsrail’e aktif desteği olmayan devletler her türlü eylemi gerçekleştirebilir. Birçok devletin İsrail ile diplomatik ilişkileri var, bu nedenle diplomatik ilişkileri askıya alabilirler veya İsrail’deki büyükelçilerini geri çağırabilirler.” diye konuştu.

Quigley, tedbir kararlarının, bu durumun diğer ülkeleri kendi iç hukuklarında İsrailli yetkililer hakkında dava açmaya teşvik edebileceğini UAD’nin soykırım ve savaş suçları konusundaki kararlarının Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki (UCM) süreci etkileyebileceğini söyledi.

“Uluslararası toplum, İsrail’in karara uymamasını ciddiye almalı”

Daha önce de UAD’nin verdiği kararlara devletlerin uyulmadığının görüldüğünü anlatan Quigley, “Bu kesinlikle UAD için bir darbe olur, ancak karara uyulmamasının ortaya çıkaracağı sorumluluk UAD’den çok İsrail’e düşeceğini düşünüyorum.” dedi.

Quigley, tedbir kararını UAD vermesine rağmen, uygulattırma görevinin BM Güvenlik Konseyi’nde olduğunu belirterek, “Uluslararası toplum, İsrail’in karara uymamasını ciddiye almalı ve böylece uluslararası hukukun meşruiyetini yeniden tesis etmeli veya güçlendirmelidir.” dedi.

İsrail’in karara uymaması durumunda küresel çapta bir kınama beklediğini kaydeden Quigley, “Bu durum, ABD’nin, İsrail’e verdiği destek konusunda oldukça yalnız kalacağı daha ciddi eylemlere yol açabilir ve İsrail’e karşı daha ciddi ciddi önlemler alabilir.” diye konuştu.

İsraili destekleyen ülkeler için de bir sınav

İsrail’in, Gazze’ye yönelik askeri operasyonlarının UAD’nin kararına rağmen devam etmesi durumunda, bunun ABD ve İsrail’e destek veren diğer ülkeler için gerçek bir sınav olacağı uyarısına bulunan Quigley, “Özellikle Almanya, İsrail’i desteklemek için davaya müdahil olma planları olduğunu ima etti. İsrail’e olan güçlü desteği sebebiyle, Almanya’da ABD gibi baskıya uğrayabilir.” dedi.

Gazze’deki duruma yönelik insanların tepki verdiğine değinen Qiugley, Batı’daki hükümetlerin, İsrail’e verdikleri desteği vatandaşlarına açıklamakta zorlandığına dikkati çekti.

“Yaşanan acılara dair elimizde çok fazla kanıt var”

Duruşmalar sırasında AA muhabirleri tarafından çekilen ve Güney Afrika Cumhuriyeti heyeti tarafından kullanılan fotoğraflara da değinen Quigley, bu tür kanıtların mahkeme tarafından değerlendirilmesinin önemli olduğunu ancak aşırıya kaçılmaması gerektiğini belirtti.

Quigley, “Güney Afrikalı avukatlar, İsrail saldırısının Gazze’ye getirdiği acının boyutunu hakimlere anlatmak için bu fotoğraflardan yararlandı. Bu fotoğraflar yardımcı olur, hepsi olmasa da bazıları çok yararlı.” dedi.

İsrail’in Gazze’deki nüfusun yok edilmesine yol açacak yaşam koşulları oluşturmayı amaçladığını ifade eden Quigley “Yaşanan acılara dair elimizde çok fazla kanıt var.” ifadesini kullandı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divanindan-israile-tedbir-karari-cikabilir/feed/ 0
İranlı Hukukçular İsrail’e Destek İçin Gösteri Düzenledi https://www.haber28.com.tr/iranli-hukukcular-israile-destek-icin-gosteri-duzenledi/ https://www.haber28.com.tr/iranli-hukukcular-israile-destek-icin-gosteri-duzenledi/#respond Sun, 14 Jan 2024 18:48:05 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=2619 İran’ın başkenti Tahran’da, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ” Gazze’deki Filistin halkına soykırım yaptığı” gerekçesiyle İsrail’e açtığı davaya destek için İranlı hukukçular tarafından gösteri düzenlendi. Gazze’de soykırımın durdurulması için toplanan 20 bin imza Birleşmiş Milletler (BM) temsilciliğine teslim edildi.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 29 Aralık 2023’te Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları nedeniyle İsrail’e 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı soykırım davasına destek için İran genelinde hukukçular tarafından gösteri düzenlendi. Gösteride “Kahrolsun İsrail, kahrolsun ABD” ve “İsrail’in cinayeti ABD’nin de cinayetidir” sloganları atılırken, “İsrail cinayet işliyor, ABD destekliyor”, “Kahrolsun çocuk katili İsrail” ve “ABD ve İsrail soykırıma devam ediyor” yazılı pankartlar açıldı. Uluslararası Adalet Divanı’na hitaben yapılan basın açıklamasında, İsrail’in yargılanması talep edilerek, İsrail’in işlediği soykırım ve saldırıların derhal durdurulması ve Filistin devletinin kurulması için gereken desteğin sağlanması gerektiği ifadelerine yer verildi.

“BM ilkelerine bağlı olunması gerektiğini ilan ediyoruz”

Gösteriye katılan Avukat Hamed Cemişidi, “Hukukçular olarak BM’ye İsrail aleyhine verdiğimiz imzalar BM Ceza Mahkemesi ve BM Güvenlik Konseyi Başkanı tarafından incelenmelidir. En önemlisi eğer BM gerçekten haklının tespitini ve hakkı ortaya çıkarmak istiyorsa bunları incelemelidir. Neden Gazze dosyasını ele almıyorlar? Eğer hakkı savunmuyor ve hakkı ortaya çıkarmanın peşinde değillerse bu tamamen farklı bir konu ve bu durumda mesela İran gibi bir ülkenin aleyhine verilen her türlü önergeler de geçersizdir. Nitekim pratikte, görüşte ve teoride tüm bu süreç boyunca kesinlikle hakkın ortaya çıkması için çaba gösterilmedi. Öte yandan bu konuyla ilgisi olmayan, adalet ve haktan uzak siyasetler ve meseleler her zaman işin içindeydi. Biz hukukçular olarak eğer adalet peşindeyseler, BM ilkelerine bağlı olunması gerektiğini ilan ediyoruz. Eğer bunlara uyulmazsa söylenen söz ve yapılan eylemlerin bir değeri olmayacaktır” dedi.

“Siyonist rejim, Filistin halkını kendi ülkesinde mülteci konumuna düşürdü”

Avukat Zehra Sadeglu ise, “70 yıldan fazladır katil siyonist rejim, Filistin halkını kendi ülkesinde mülteci konumuna düşürdü. Şimdi ise 100 gündür gerçekten bu katliamları iyice ayyuka çıktı ve masum çocukları, kadınları, yaşlıları ve hastaları öldürmeye başladı. Bu rejim uluslararası savaş suçları kanunları karşısında suçludur. Şu an gıda ve tıbbi malzemelerin ulaşmasını engelliyorlar. Biz acil bir ateşkes ilan edilmesini ve bu mazlum halkın haklarına kavuşmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

“Bu soykırımda birçok aile tamamen öldürülmüş ve aileden geriye kimse kalmamıştır”

Gösteriye katılan Avukat Ali Ekber Notaş, “Dünyadaki tüm özgürlük taraftarları ve İran halkının her bir ferdi İsrail’in işlediği cinayetler karşısında itiraz ve rahatsızlıklarını, Filistin halkının mazlumiyetini dile getirdiler. Ülkenin hukukçularının da bu konuda girişimlerde bulunmaları gerekir. Sanırım ülkemizin hukukçuları tarafından uluslararası zeminde bir takım hukuki girişimlerde bulunacaklardır. Uluslararası divan ve mahkemelerde soykırım uygulanan Filistin halkını savunmak için girişimler başlamalıdır. Bu soykırımda birçok aile tamamen öldürülmüş ve aileden geriye kimse kalmamıştır. İnsanlık tarihinin bu döneminde işlenen bu cinayetler gerçekten dehşet verici. Bu konuda hukuki girişimlerde bulunulması gerekiyor” dedi.

Soykırımın durdurulması için toplanan imzalar BM temsilciliğine teslim edildi

Başkent Tahran’daki gösteri Birleşmiş Milletler (BM) temsilciliği binası önünde düzenlenirken, ülke genelinde 20 bin hukukçu tarafından İsrail’in işlediği soykırımın durdurulması için toplanan imzalar BM temsilciliğine teslim edildi. – TAHRAN

]]>
https://www.haber28.com.tr/iranli-hukukcular-israile-destek-icin-gosteri-duzenledi/feed/ 0
İran’da İsrail’e karşı gösteri yapıldı https://www.haber28.com.tr/iranda-israile-karsi-gosteri-yapildi/ https://www.haber28.com.tr/iranda-israile-karsi-gosteri-yapildi/#respond Sun, 14 Jan 2024 17:36:12 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=2604 İran’ın başkenti Tahran’da, Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Gazze Şeridi’nde soykırım işlediği suçlamasıyla İsrail aleyhinde Uluslararası Adalet Divanında (UAD) açılan davaya destek için gösteri yapıldı.

Tahran’daki Birleşmiş Milletler (BM) Temsilciliği önünde toplanan onlarca hukukçu, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının yanı sıra ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik hava saldırılarını kınadı.

ABD, İsrail ve İngiltere karşıtı slogan atan grup daha sonra UAD’ye hitaben basın açıklaması yaptı.

Basın açıklamasında, UAD’nin siyasi baskıların etkisinde kalmadan hakkaniyetli bir şekilde İsrail’i yargılaması talep edildi.

İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da Filistinlilere karşı soykırım işlediği belirtilen açıklamada, bu saldırıların bir an önce durdurulması ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için gerekli desteğin verilmesi gerektiği ifade edildi.

Okunan basın açıklamasının ardından bir grup avukat UAD’ye hitaben yazılmış ve İsrail’in yargılanmasını talep bine yakın imzayı BM yetkililerine teslim etti.

AA muhabirine konuşan hukukçu Ferzad Muhammedi, Tahranlı hukukçular olarak Filistin halkına ve İsrail’in UAD’de yargılanmasına destek vermek amacıyla toplandıklarını belirtti.

Muhammedi, “ABD ve İsrail’in suçlarına karşı mazlum, günahsız kadın, çocuk ve sivillerin öldürülmesinin durdurulması için toplandık.” diye konuştu.

Hukukçular olarak Filistin halkına karşı işlenen suçlarda Filistin halkını savunmayı görev olarak gördüklerini ifade eden Muhammedi, İsrail’in UAD’de yargılanmasını da desteklediklerini söyledi.

Muhammedi, söz konusu duruşmada İsrail’in gerekli cezayı almasını talep ettiklerini belirterek, bunun sonucunda uluslararası toplumun Filistin halkının sesini duyması ve katliamların tekrar yaşanmasının önlenmesini istediklerini dile getirdi.

Avukat Raziye Sehafeti ise Filistin ve Gazze’nin mazlum halkının sesini dünyaya duyurmak için BM binası önüne geldiklerini söyledi.

Sehafeti, Filistin halkına karşı aleni bir suç işlendiğini ifade ederek söz konusu suçlara destek veren ülkelerin bir an önce desteğini kesmesi gerektiğini dile getirdi.

Sehafeti, “Mazlum halkın haklarını korumak bizim vazifemiz. Gazze, Filistin ve ya Yemenli mazlumların uluslararası kanunlara göre haklarını korumak için toplandık.” diye konuştu.

Diğer yandan İran’ın birçok kentinde de Filistin halkına ve İsrail’in UAD’de yargılanmasına destek vermek için gösteriler düzenlendi.

Güney Afrika’nın İsrail’e karşı UAD’de açtığı “soykırım davası”

Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık 2023’te UAD’de dava açarak İsrail aleyhine ihtiyati tedbir kararı alınmasını talep etti.

Güney Afrika bu kapsamda UAD’den 9 ihtiyati tedbir kararına hükmedilmesini istiyor.

Bu kararlar arasında, “İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını derhal durdurması, Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri alması, yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişimini sağlaması, soykırıma karışanların cezalandırılmaları için gerekli adımları atması ve soykırımın delillerini muhafaza etmesi” de bulunuyor.

Güney Afrika, durumun aciliyeti sebebiyle UAD’den tedbir kararına hükmetmesini talep ederken duruşmaların tamamlanmasının ardından Divan, tarafların beyanları ve delillerini inceleyerek karar için müzakerelere başladı.

Kararın açıklanması için hakimleri bağlayan bir tarih bulunmuyor ancak UAD’nin önceki yargılamalarına bakıldığında soykırım gibi aciliyet gerektiren durumlarda bu sürenin birkaç hafta olduğu görülüyor.

]]>
https://www.haber28.com.tr/iranda-israile-karsi-gosteri-yapildi/feed/ 0
İsrail, Güney Afrika’nın soykırım suçlamalarına karşı savunma yapacak https://www.haber28.com.tr/israil-guney-afrikanin-soykirim-suclamalarina-karsi-savunma-yapacak/ https://www.haber28.com.tr/israil-guney-afrikanin-soykirim-suclamalarina-karsi-savunma-yapacak/#respond Fri, 12 Jan 2024 02:48:31 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=2422 Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, “ Gazze’deki Filistin halkına soykırım yaptığı” gerekçesiyle hakkında dava açtığı İsrail, bugün Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda sözlü savunma yapacak.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkında açılan davayı eleştirerek, “ Dünya tersine döndü. Soykırıma karşı mücadele eden İsrail soykırımla suçlanıyor” dedi.

Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından 29 Aralık’ta açılan davanın ilk duruşması dün Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda başladı.

Duruşmanın ilk gününde, İsrail’i, Gazze’deki Filistin halkına soykırım yapmakla suçlayan Güney Afrika, bu konudaki iddialarını sözlü olarak mahkemeye sundu.

Güney Afrika öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarını derhal durdurması için, uluslararası mahkemenin ihtiyati tedbir kararı almasını talep etti.

Lahey’deki Adalet Sarayı’nda bugün ikincisi yapılacak duruşmada İsrail, soykırım iddialarına yanıt verecek.

Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak başkanlığındaki İsrail heyeti, soykırım suçlamasına karşı tezlerini sunarak, mahkeme heyetini ikna etmeye çalışacak.

İsrail Başbakanı Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkındaki iddiaları reddetti, İsrail’in Hamas’a karşı kendini savunma hakkını elinde tutacağını söyledi.

“Teröristlerle ve yalanlarla savaştıklarını” savunan Netanyahu, Hamas’ı “insanlığa karşı suç işleyen cani teröristler” olarak tanımladı.

İsrail Başbakanı, Güney Afrika’yı da “ikiyüzlülükle” suçladı.

Netanyahu’ya göre, Suriye ve Yemen’de milyonlarca insan Hamas’ın ortakları tarafından öldürülürken ya da yerlerinden edilirken Güney Afrika bunu görmezden geldi.

Bugün mahkemeden hangi kararlar çıkabilir?

İsrail’in bugün yapacağı savunmanın ardından Uluslararası Adalet Divanı, Tel Aviv yönetiminin Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini durdurmasına dair taleple ilgili karar verecek.

Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki tüm askerleri faaliyetlerinin durdurulması için ivedilikle ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor.

Uluslararası Adalet Divanı, aynı zamanda Güney Afrika’nın soykırım iddiaları ile ilgili davanın esastan görüşülüp görüşülmeyeceğine de karar verecek.

Bu İsrail açısından büyük önem taşıyan bir karar. Çünkü, soykırım ya da diğer suçlamalar konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na yalnızca bir kez başvuru yapılabiliyor.

Eğer Güney Afrika, Gazze’de soykırım yapıldığına ilişkin yeterince kanıt sunmazsa, İsrail bir daha soykırımla suçlanamayacak.

Dava İsrail’i nasıl etkileyecek?

Mahkeme, Güney Afrika’nın iddialarını yeterli bularak davayı esastan görüşmeyi kabul ederse, bu İsrail açısından uluslararası arenada büyük bir prestij kaybı olacak.

Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nden Soykırım Hukuku uzmanı Prof. Dr. Larissa van den Herik’e göre, İsrail’in uluslararası itibarı tehlikede.

Van den Herik, Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a, mahkemenin vereceği mahkumiyet kararının, İsrail’i daha da yalnızlaştıracağını söyledi.

Güney Afrika’nın açtığı davayı, İsrail için çok büyük bir başarısızlık olarak değerlendiren Hollandalı profesör, bu nedenle İsrail’in zararı sınırlamak için elinden geleni yapacağını söyledi.

İsrail’in bugünkü duruşmada, “kendi halkını Hamas’ın saldırılarına karşı koruma yükümlülüğüne” vurgu yapması bekleniyor.

Ancak Prof. Dr. van den Herik, bunun, her türlü şiddet için bir gerekçe olamayacağına dikkati çekerek, “Meşru müdafaa hakkı sınırsız değil. Bu her şeyi yapabileceğiniz anlamına gelmiyor” dedi.

Güney Afrika’ya ikiyüzlülük’ suçlaması

Amsterdam Üniversitesi’nden uluslararası hukuk siyaseti profesörü Geert-Jan Knoops ise, Güney Afrika’nın iddialarının, hukuki olarak soykırımı kanıtlamak için yeterli olmadığını savunuyor.

Soykırım suçlamasının daha güçlü kanıtlar gerektirdiğini söyleyen Knoops, Hollanda medyasına yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

“Askeri eylemlerin, milliyetlerinden dolayı Filistin halkını bir bütün olarak yok etmeyi hedeflediğinin ortaya konması gerekir. Bu çok zor. Güney Afrika’nın sunduğu belgelere dayanarak böyle bir sonuca varamazsınız.”

Hollandalı profesör, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni “ikiyüzlülükle” suçlayarak, eski Sudan diktatörü Ömer El Beşir konusunda aynı hassasiyeti göstermediğini savundu.

Knoops, 2015 yılında, dönemin Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, uluslararası bir kongre için bu ülkeyi ziyaret ettiğinde, Güney Afrika’nın, elindeki kanıtlara rağmen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yakalama kararını uygulamadığını söyledi.

Knoops’a göre, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan’da belirli bir nüfus grubuna yönelik soykırım suçlamalarıyla ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin eski Sudan Devlet Başkanı hakkında verdiği tutuklama emrini görmezden geldi.

Güney Afrika neden Filistin’i destekliyor?

İsrail hakkındaki soykırım suçlamasına ilişkin davanın neden Güney Afrika tarafından açıldığı, en çok merak edilen konuların başında geliyor.

Birleşmiş Milletler’in 1948 yılında hazırladığı “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”, Türkiye de dahil 140 ülke tarafından imzalandı.

Sözleşme, taraflara “soykırım suçunu önleme ve cezalandırma” yükümlülüğü veriyor.

Güney Afrika Adalet Bakanı Ronald Lamola, dünkü duruşmada ülkesinin, “insanlığın bir parçası olduğu bilinciyle Filistin halkına ellerini uzattığı” için dava açtıklarını söyledi.

Güney Afrika ile Filistinliler arasındaki bağlar, çok eskiye dayanıyor. Her ikisi de bir kurtuluş hareketi olan Afrika Ulusal Konseyi (ANC) ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında oldukça köklü ilişkiler bulunuyor.

Her iki örgüt de “ortak bir kader deneyimine” sahip. Bu nedenle Güney Afrika, Filistin’in dünyadaki en önemli destekçilerinden biri.

Belçika da davaya dahil olmak istiyor

Belçika’da iktidar ortağı Yeşil Sol ve Hristiyan Demokratlar, hükümetten, Gazze’deki durumla ilgili uluslararası bir soruşturma talep etmesini istedi.

Yeşil Sol Partili Başbakan Yardımcısı Petra De Sutter, “Belçika Gazze’de olanları izlemeye devam edemez. Yaşananlar giderek soykırıma benzemeye başladı. Bu yüzden Güney Afrika gibi ülkemizin de Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini istiyorum” görüşünü dile getirdi.

Hristiyan Demokrat Parti de, De Sutter’in bu önerisine destek verdi.

Ancak muhalefetteki milliyetçi Yeni Flaman İttifakı Partisi (N – VA), bu öneriye karşı çıkıyor. Sağ görüşlü parti, bölgede çözüm için İsrail’in desteklemesi gerektiğini savunuyor.

Lahey’de yerel saatle 10:00’da başlayacak kamuya açık duruşma, Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden de canlı olarak yayınlanacak.

]]>
https://www.haber28.com.tr/israil-guney-afrikanin-soykirim-suclamalarina-karsi-savunma-yapacak/feed/ 0
Güney Afrika, İsrail’i soykırım suçlamasıyla Uluslararası Adalet Divanı’na götürdü https://www.haber28.com.tr/guney-afrika-israili-soykirim-suclamasiyla-uluslararasi-adalet-divanina-goturdu/ https://www.haber28.com.tr/guney-afrika-israili-soykirim-suclamasiyla-uluslararasi-adalet-divanina-goturdu/#respond Wed, 10 Jan 2024 23:48:32 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=2319 Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, “ Gazze’deki Filistin halkına soykırım yaptığı” gerekçesiyle İsrail hakkında açtığı dava, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda bugün görülmeye başlanıyor.

Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda (Vredespaleis) yerel saatle 10:00’da başlayacak duruşmanın ilk gününde, Güney Afrika, soykırım suçlamasına ilişkin savlarını sözlü olarak dile getirecek.

Güney Afrika Cumhuriyeti öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor. Yüksek Mahkeme öncelikli olarak bu talebi ele alacak.

Cuma günü de, İsrail, hakkındaki suçlamalara ilişkin sözlü savunma yapacak.

İsrail’in talebi üzerine bugün ve yarın yapılacak sözlü oturumlar, birer saat uzatıldı. Duruşmalar , iki gün boyunca 10:00 – 13:00 saatleri arasında görülecek ve Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden canlı olarak izlenebilecek.

Güney Afrika tarafından 29 Aralık’ta açılan davada, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin “soykırım niteliğinde” olduğu vurgulandı.

Dava dilekçesinde, İsrail’in “Gazze’deki Filistinlileri daha geniş bir ulusal, ırksal ve etnik grubun parçası olarak yok etmeye yönelik özel bir niyete” sahip olduğu savunuldu.

İsrail’in, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini belirten Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını istedi.

Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını kendi ülkesindeki “apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimiyle” kıyaslıyor.

Davaya yönelik merak edilen soruları ve cevaplarını derledik:

Davayı neden Güney Afrika açtı?

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını Güney Afrika’nın geçmişindeki apartheid rejimiyle karşılaştırarak Filistinlilere tam destek vermesinin ardından, her iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler askıya alındı.

Güney Afrika, Pretoria’daki İsrail Büyükelçiliği’ni kapattı.

Hem İsrail hem de Güney Afrika, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’nin imzacıları olduğu için, Cyril Ramaphosa yönetimi, dava konusunda inisiyatif aldı.

1948’de imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi, taraf ülkelere soykırım suçunu önleme ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor.

Güney Afrika yönetimi, bu sözleşmeden doğan yükümlülüğe dayanarak İsrail aleyhine soykırım suçlamasıyla dava açtı.

Dava neden Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı?

Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aksine, bireysel suçlar yerine sadece devletler arasındaki ihtilafları ele alıyor.

Bu nedenle dava Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı.

İsrail iddialara ilişkin ne diyor?

Duruşmada İsrail’i, eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak temsil edecek.

İsrail hükümeti, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin iddialarına sert bir dille karşı çıkıyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, sosyal medya platformu X aracılığıyla yaptığı açıklamada, “İsrail, Güney Afrika tarafından yayılan kan iftirasını ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusunu tiksintiyle reddediyor” dedi.

Sözcü Güney Afrika‘yı, “İsrail Devleti’nin yıkılması çağrısında bulunan bir terör örgütüyle işbirliği yapmakla” da suçladı.

Haiat, “Güney Afrika’nın iddiası hem fiili hem de hukuki dayanaktan yoksundur, ve Mahkeme’nin alçakça ve aşağılayıcı bir şekilde istismar edilmesini teşkil etmektedir” ifadesine yer verdi.

Güney Afrika’nın bu girişimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve diğer hükümet yetkilileri tarafından da tepkiyle karşılandı.

Duruşmalarda neler bekleniyor?

Bugün ve yarın tarafları dinleyecek olan Yüksek Mahkeme, öncelikli olarak Güney Afrika’nın, İsrail’in Gazze’deki askeri faaliyetlerini derhal durdurulması talebini ele alacak.

Mahkeme, sunulacak belgeler ışığında bu talebi kabul edebilir ya da yetkisizlik kararı verebilir.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin mahkemeye, İsrail’in soykırım suçu işlediğine ilişkin yeterli kanıtı sunması durumundaysa, uzun bir yargılama süreci başlayacak.

Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, soykırımın belirlenmesi karmaşık bir hukuki ve siyasi süreç gerektirdiği için, yargılama uzun zaman alabilecek.

Uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters’a göre, soykırımı kanıtlamak için yalnızca bir nüfus grubunun öldürülmesi değil, aynı zamanda bunun bir ırksal grubu tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik özel bir niyetle yapıldığının da kanıtlanması gerekiyor.

BM Sözleşmesi soykırımı nasıl tanımlıyor?

Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne göre, bir eylemin soykırım olarak kabul edilebilmesi için, şunları içermesi gerekiyor:

Uluslararası Adalet Divanı nedir?

Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Birleşmiş Milletlerin en yüksek yargı organı.

Mahkeme, Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Şartı ile kuruldu ve Nisan 1946’da faaliyetlerine başladı.

Yüksek Mahkeme, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi tarafından 9 yıllık bir süre için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.

Mahkemenin merkezi Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda bulunuyor.

Mahkemenin iki önemli işlevi var;

Birincisi, uluslararası hukuka uygun olarak, sözleşmeye taraf devletler tarafından sunulan hukuki ihtilafların çözümü konusunda karar almak.

Diğeri de, hukuki sorunlarla ilgili tavsiye niteliğinde görüşler bildirmek.

Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararlar bağlayıcı nitelikte ve soykırım suçları için zaman aşımı söz konusu değil.

Hamas’ın, 7 Ekim 2023’te İsrail’de düzenlediği saldırılarda 1200 kişiyi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi rehin almasının ardından başlayan savaş, Gazze’de insani felakete yol açtı.

Gazze’deki Hamas Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in düzenlediği hava ve kara saldırılarında çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişi hayatını kaybetti.

]]>
https://www.haber28.com.tr/guney-afrika-israili-soykirim-suclamasiyla-uluslararasi-adalet-divanina-goturdu/feed/ 0
Uluslararası Adalet Divanı nedir ve İsrail’e karşı Gazze’de soykırım davası neden bu mahkemede görülecek? https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-nedir-ve-israile-karsi-gazzede-soykirim-davasi-neden-bu-mahkemede-gorulecek/ https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-nedir-ve-israile-karsi-gazzede-soykirim-davasi-neden-bu-mahkemede-gorulecek/#respond Fri, 05 Jan 2024 03:48:10 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=1909 Yüzyılın davasında 11 ve 12 Ocak’ta, Güney Afrika ve İsrail’i temsil eden avukatlar, dünyanın izleyeceği bir duruşma salonuna girecek.

İsrail, Gazze’deki Filistin halkına soykırım uyguluyor mu? Güney Afrika, 29 Aralık 2023’te, Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açtığını duyurdu.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise, ülkesinin Gazze’de benzersiz bir “ahlakla” hareket ettiğini söyledi ve bir İsrail hükümet sozcüsü, Güney Afrika’nın açtığı davayı “kan iftirası” diye tanımladı.

Bu ifade, Yahudilerin dini ayinlerinde kanlarını kullanmak için Hristiyanları öldürdüğüne dair tarihteki yanlış iddiaları tanımlarken dile getiriliyor.

Güney Afrika’nın başvurusunda ne var?

Güney Afrika’nın 84 sayfalık başvurusunda İsrail’in yaptıklarının “soykırım özellikleri taşıdığı, çünkü niyetin Gazze’deki Filistinlilerin önemli bir kısmını yok etmek olduğu” söyleniyor.

Başvuruda, bu soykırım fiillerinin arasında Filistinlilerin öldürülmesi, ağır psikolojik ve fiziksel hasara neden olmak ve “bir grup olarak fiziksel açıdan yok olmalarını” sağlamak için kasten gereken koşullara maruz bırakmak olduğu kaydediliyor.

Güney Avustralya Üniversitesi’nden hukuk hocası Juliette McIntyre, Güney Afrika’nın başvurusunun “çok kapsamlı” olduğunu ve “çok dikkatli bir şekilde kaleme alındığını” söylüyor.

BBC’ye konuşan McIntyre “İsrail’in tüm potansiyel argümanlarına yanıt vermeyi amaçlıyor ve mahkemenin yetkisi olmadığına dair olası iddialara da değiniyor” dedi.

“Güney Afrika, başvuruyu yapmadan önce İsrail ile konuyu birçok farklı platformda ele aldığını söylüyor.”

İsrail’in tepkisi ne oldu?

İsrailli Hükümet Sözcüsü Eylon Levy, İsrail’in mahkemede iddialarla mücadele edeceğini söyledi. Levy ayrıca, başlattığı savaşın tüm ahlaki sorumluluğunun Hamas’ta olduğunu belirtti.

Soykırım nedir?

1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesine göre soykırım, bir ulusal, etnik, ırksal ya da dini grubun kısmen ya da tamamen yok edilmesi amacıyla girişilen fiiller. Bu fiiller arasında şunlar bulunuyor

Soykırım, kanıtlaması en zor uluslararası suçlardan biri.

Kim soykırımla suçlanabilir?

Bir devlet ya da birey soykırımla suçlanabiliyor.

Dublin’deki Trinity College’tan hukukçu Michael Becker, bir devletin Soykırım Sözleşmesini ihlal ettiğinin tespit edilmesiyle, bir bireyin soykırımdan suçlu bulunması arasında bir ayrım oldunu söylüyor.

Becker “Bu ayrım karmaşık ve kafa karışıklığına yol açabiliyor” diyor.

Uluslararası Adalet Divanı’nın rolü ne?

Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), BM’nin devletler arasındaki ihtilaflarda hüküm veren en üst düzey mahkemesi.

BM Genel Kuurulu ve Güvenlik Konseyi’nin dokuz yıllık görev süreleri için seçtiği 15 yargıçtan oluşan ICJ’ye devletler başvuru yapabiliyor.

Mahkemenin yetkilerinden biri 1948 Soykırım Sözleşmesi’nden doğan ihtilaflarda hüküm vermek.

1939-1945 yılları arasındaki İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da altı milyon Yahudi Naziler tarafından öldürüldü. Daha sonra dünya liderleri böyle bir olayın tekrarını önlemek amacıyla bu sözleşmeyi kabul etti.

İsrail, Güney Afrika, Myanmar, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri anlaşmayı onaylayan 153 ülke arasında.

Peki, Uluslararası Ceza Mahkemesi ne?

2002’de kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) de Lahey’de. Ülkelerin içindeki mahkemeler harekete geçmediğinde, devreye giren bir son çare mahkemesi. ABD, Rusya ve İsrail bu mahkemeye üye değil.

ICC ceza davalarını yargılıyor ve savaş suçları, insanlığa karşı suç ve soykırımdan bir kişi hakkında hüküm verebiliyor. Her birinin yasadaki tanımları farklı. Davaları ICC savcısının açması gerekiyor.

Kimler soykırımdan hüküm giydi?

Soykırım suçundan hüküm giyen ilk kişi, 1994’te 800 bin Tutsi’nin öldürüldüğü katliamdaki rolü nedeniyle, 1998’de BM destekli Uluslararası Ruanda Ceza Mahkemesi’nde (ICTR) yargılanan Ruandalı Hutu Jean-Paul Akayesu oldu.

2017’de Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi (ICTY) eski Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç’i, emrindeki askerlerin 1995’te 8 bin Müslüman erkek ve erkek çocuğunu öldürdüğü Srebrenitza katliamı nedeniyle soykırımdan suçlu buldu.

Ancak Uluslararası Adalet Divanı, Bosna’nın yaptığı başvuruda Sırbistan ya da Eski Yugoslavya’nın Srebrenitza’da doğrudan soykırım yaptığı iddiasını reddetti.

Mahkeme bunun yerine Sırbistan’ı soykırımı önlememekten ve üst düzey bir generali teslim etmemekten suçlu buldu.

Daha önce ICJ’de raportör olarak çalışan Becker, mahkemenin bir devletin “soykırım niyetini” tespit etmek adına çıtayı çok yükseğe koyduğunu söylüyor.

İsrail – Gazze savaşı nedir?

Çatışma, 7 Ekim 2023’te Hamas militanlarının Gazze’den çıkıp, 1200 İsrailli’yi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi de rehin almasıyla başladı.

O günden bu yana İsrail hava saldırıları düzenledi, kara saldırısı başlattı ve Filistinlilere Gazze Şeridi’nin güneyine geçmeleri talimatı verdi. Yakıt ve gıda teslimatlarını da kısıtladı.

Hamas yönetiminin Sağlık Bakanlığı şu ana dek çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişinin öldürüldüğünü söylüyor.

İsrail, İngiltere, ABD ve diğer Batılı güçler Hamas’ı bir “terör örgütü” diye tanımlıyor.

11 ve 12 Ocak’ta ne olacak?

Güney Afrika aynı zamanda ICJ’ye ara önlemler alınması başvurusu yaptı. Mahkemenin İsrail’e Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini sona erdirmesi talimatı vermesini istiyorlar. Bu acil bir süreç ve ilk olarak bu başvuru ele alınacak.

McIntyre “Bu süreç bu aşamada soykırım bulgusu yapılmasına gitmeyecek. Kanıt standartları çok düşük. Burada sorulacak soru geri döndürülemez bir hasar verilmesi şansı var mı?” diyor.

McIntyre, Güney Afrika’nın zamanın kaybedecek zamanın olmadığı “makul bir soykırım yaşanması riski” bulunduğunu savunacağını söylüyor.

Ukrayna da 24 Şubat’ta Rusya’nın işgaline uğramasından sonra benzer bir başvuru yapmış, ICJ de birkaç hafta sonra Rusya’ya askeri harekatını durdurma talimatı vermişti. Rusya ise bu talimatı görmezden geldi.

McIntyre, ICJ’nin bu konudaki ara kararını Ocak sonunda vermesini bekliyor ve “Böyle bir karar İsrail üzerinde baskı yaratır” diyor. Ancak kararın nihai olmayacağını ve ICJ’nin uygulanmasını sağlama gücü olmadığını da ekliyor.

McIntyre ayrıca “Mahkeme sonra davanın esasına ve dayanaklarına baktığında, soykırım olmadığına karar verebilir.” diyor.

Becker de, ICJ’nin Rusya’ya karşı verdiği ara kararın, Rusya’ya askeri faaliyetlerini durdurma talimatı verecek kadar ileri gittiği için “çarpıcı” olduğnu söylüyor.

Becker “Mahkemenin İsrail’e durma talimatı vereceği konusunda biraz daha şüpheliyim” derken, ICJ’nin İsrail’den askeri faaliyetlerini “kısıtlamasını” isteyebileceğini vurguluyor.

“Bu da İsrail’in zaten bağlı olduğu uluslararası hükümlere uyması gerektiği anlamına gelir” diye de ekliyor.

ICJ’nin önündeki diğer soykırım davalarında ne oldu?

McIntyre en geçerli kıyaslamanın, Gambiya’nın Myanmar’a karşı açtığı soykırım davasıyla yapılabileceğini söylüyor.

Gazze’deki Filistinliler ve Myanmar’daki Arakan Müslümanları, ulus devlet olmadıkları için ICJ’ye erişemiyor ve davaları onlar adına başka ülkeler açıyor.

Gambiya, 2017’de bir milyon Arakan Müslümanı Bangladeş’e kaçmaya zorlandıktan sonra, Müslüman ülkeler adına Myanmar’ı soykırımda bulunmakla suçladı.

2023 sonlarında da İngiltere, Danimarka, Fransa, Almanya ve Hollanda, Kanada’yla birlikte davaya müdahil olma başvuru yaptı.

McIntyre “Bu, dünyaya ve mahkemeye yapılan başvuruyu destekledikleri sinyali veriyor” diyor.

Batılı ülkeler, ICJ’deki Ukrayna davasında da benzer bir hamle yapmıştı.

Ancak McIntyre, Batı’nın bu kez müdahil olmayacağını düşünüyor ve “Batılı ülkelerin Güney Afrika’ya destek için müdahale edeceğini görmeyeceğiz. Buradaki soru, Arap ülkelerinden bir müdahele görüp görmeyeceğimiz” diyor.

Nihai karar ne zaman çıkabilir?

Gambiya başvurusunu Kasım 2019’da yaptı, ancak henüz davanın esasına dair bir duruşma yapılmadı. Nihai bir karar alınması yıllar sürebiliyor.

McIntyre, ICJ İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı hükmüne varırsa, bunun daha sonra ICC’deki herhangi bir bireysel ceza soruşturmasında kanıt olarak kullanılabileceğini söylüyor.

İki hukuk uzmanı da, İsrail’e karşı böyle bir kararın alınması halinde, bunun diğer ülkelere, özellikle de İsrail’e destek verenlere, Tel Aviv ile ilişkilerini gözden geçirme baskısı yaratacağını söylüyor.

Ancak ABD yönetimi, daha şimdiden Güney Afrika’nın davasına güçlü bir şekilde karşı çıktığını gösterdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı davanın “dayanaksız” ve “aslında tamamen temelsiz” olduğunu söyledi.

]]>
https://www.haber28.com.tr/uluslararasi-adalet-divani-nedir-ve-israile-karsi-gazzede-soykirim-davasi-neden-bu-mahkemede-gorulecek/feed/ 0