
KATİL ZANLISINA 3 AYRI SUÇTAN CEZA İSTENDİ
Esasa ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, sanık Ersoy’un olay yerine gitmeden önce bıçak satın aldığını ve diş hekimini muayenehanesinde birçok yerinden bıçaklayarak öldürdüğünü, sonrasında ise maktulün çantasını da alarak olay yerinden ayrıldığını belirtti. Mütalaada, sanık Ersoy’un “bir suçu gizlemek, delillerini ortandan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla tasarlayarak kasten öldürme” ve “iş yerinde silahlı yağma” suçlarından cezalandırılması, diğer sanık Artut’un ise öldürme eyleminden haberdar olduğuna ve suç delillerini gizlemek kastıyla hareket ettiğine ilişkin kesin ve inandırıcı delil bulamadığı için beraatine karar verilmesi talep edildi.

“DURDUK YERE KATİLLİĞİM TUTMUŞ OLAMAZ”
Mütalaaya ilişkin savunma yapan tutuklu sanık Ersoy, “Şeyma Biran, ‘Senin çok güçlü bir ruhun var, cosmosdan çok fazla enerji çekmen lazım ama çekemiyorsun, çakraların kapalı, yan odada taşlarım var ben oradan 5 dakika güç alıp geleceğim, diğer doktorumuz reankarnasyon uzmanı sana da ücretsiz yaptırabiliriz’ dedi. Sonra yanıma gelerek ‘Sen daha önce köpek olarak gelmişsin erkek değil, kadın olarak gelmişsin, Arif Bey gelince detaylı olarak bakar ama benim gördüklerim bunlar’ dedi.
Ellerinden tropikal bir koku geliyordu, bu esnada terimi silmek için havluyu alırken havlunun altındaki bıçak gözüme ilişti. Bir anda gözlerim karardı, kendimden geçtim. Kendime geldiğimde Şeyma Biran’ın yerde ölmüş olduğunu fark ettim. Maddi değeri 1 TL olan bir şeyi bile almadım. Durduk yere, 51 yaşında hırsızlık ve katilliğim tutmuş olamaz. Her şey için üzgünüm. Ben bu süreçte annemi kaybettim. Ben de mağdurum” ifadelerini kullanarak beraatini istedi
TUTUKSUZ SANIK, OLAY SONRASINDA YAŞANANLARI ANLATTI
Tutuksuz sanık Abdullah Artut ise, “Ziya Ersoy bana, ‘Feribottan inerken doğulu iki gençle tartıştım. Birinin dişine vurdum, elim kesildi’ dedi. Yanında bulunan çantasından bir şeyler çıkarıp bana verdi. ‘Bunları çöpe atabilir misin, kavgadan dolayı bunlar kan oldu annem görmesin’ dedi.
Çantayı alarak içindekilerle birlikte dükkanın kapısının önünde bulunan çöpe attım. İçeri döndüğümde masanın üzerinde bir bıçak gördüm. Ziya, ‘Bu bıçağı yeni aldım sana hediye etmek isterdim ama eve götüreceğim, bir kaç gün sende kalsın sonra alırım’ diyerek bir çorabın içerisine koyarak bana verdi. Bıçağı masanın altına bıraktım. Bıçağı neden çorabın içerisinde verdiğini sorgulamadım ve merak etmedim” dedi.
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPSE ÇARPTIRILDI
Davayı karara bağlayan mahkeme, sanık Ziya Ersoy’un “bir suçu gizlemek, delillerini ortandan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Cezada takdiri indirim uygulamayan mahkeme, ayrıca “iş yerinde silahlı yağma” suçundan da 11 yıl hapis cezası verdiği Ersoy’un tutukluluk halinin devamına hükmetti. Diğer sanık Abdullah Artut’un da üzerine atılı suçu işlediği sabit olmadığından beraatine karar verildi.
İDDİANAMEDEN AYRINTILAR
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, sanık Ziya Ersoy hakkında “bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla kadına karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “nitelikli yağma” suçundan da 10 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor. Diğer sanık Abdullah Artut hakkında da “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir dizi programa katılmak için Kastamonu’ya geldi. Bakan Tunç’un ilk durağı Kastamonu Valiliği oldu. Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret eden Bakan Tunç, yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Tunç, İsrail’in dün yardım bekleyen Filistinlilere saldırısı ile ilgili açıklamalarda bulundu.
“Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının bir an önce soykırım, savaş suçu ve saldırı suçu sebebiyle soruşturmayı tamamlaması lazım”
Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararı ile ilgili çağrıda bulunan Tunç, “İsrail, 7 Ekim’den bu yana insanlık suçunu işlemeye devam ediyor. Orada bir soykırım suçu işleniyor. Uluslararası Adalet Divanında İsrail’in soykırımın önlenmesi sözleşmesini ihlal ettiği gerekçesi ile açılan bir dava da söz konusu. Bu davada mahkeme tedbir kararı verdi. Maalesef İsrail bugüne kadar, bir asırdır zaten uluslararası hukuka uymuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, Genel Kurulunun ve diğer uluslararası sözleşmeler ve uluslararası kuruluşların kararına uymayan bir devlet. Aslında dün de bütün dünyayı ayağa kaldırması gereken, bütün uluslararası kuruluşları harekete geçirmesi gereken bir katliamla karşı karşıya kaldık. Maalesef, İsrail 7 Ekim’den bu yana sivillerin üzerine bomba yağdırıyor. 30 binden fazla Filistinli şehit edildi. Bunun yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Bir insanlık dramı yaşanıyor. Hastaneler, okullar, mülteci kampları bombalandı. En son yardım için sırada bekleyen ve o yardım malzemelerini almak için, çocuklarını doyurmak için bekleyen 100’den fazla Filistinlinin üzerine bomba yağdırılarak bir katliam gerçekleştirildi. Sadece bu olay bile oradaki suçun, insanlık suçlarının en önemli delilidir. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının bir an önce soykırım, savaş suçu ve saldırı suçu sebebiyle soruşturmayı tamamlaması lazım. 2019 yılından bu yana devam eden ve 7 Ekim’den sonra bürün dünyanın gözü nünde bir katliam gerçekleştiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının da bir an önce oradaki katliamı gerçekleştiren yöneticilerle ilgili, gerçek kişilerle ilgili dava açma durumuna artık geç bile kalındı, bir an önce açması lazım” dedi.
“İnsanlık vicdanında İsrail mahkumdur”
“Uluslararası Adalet Divanında geçtiğimiz günlerde alınan tedbir kararı maalesef uygulanmıyor” ifadelerine yer veren Tunç, “İsrail mahkeme kararını tanımıyor, dünkü katliam da bunu gösteriyor. O nedenle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin acilen toplanması ve bu konuda gereken kararı alması gerekiyor. Bütün dünyanın da tepki göstermesi gerekiyor. Türkiye olarak başından beri Cumhurbaşkanımız, bölge liderleri ile kurduğu temaslarla, Dışişleri Bakanımızın yoğun diplomasi temaslarıyla bu akan kanın durması noktasında gayretlerimiz devam ediyor. Türkiye olarak Filistinli mazlumları savunmaya devam edeceğiz. İsrail maalesef bugüne kadar bir devlet gibi hareket etmiyor, bir örgüt gibi, hatta bir terör örgütü gibi hareket ediyor. Dünkü yardım bekleyen çocukları, kadınları açlıktan korumak için sırada bekleyen Filistinlilerin üzerine bomba yağdıran bir devlet olamaz. Bu ancak terör örgütünün işidir. İnsanlık vicdanında İsrail mahkumdur. Ama Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararını uygulaması ve hayata geçirmesi, orada bir ateşkes ilan edilmesi gerekiyor. Bu sorunun kalıcı olarak çözülmesi için Türkiye’nin sürekli dile getirdiği, Uluslararası Adalet Divanında en son yapılan görüşmelerde Türkiye adına Dışişleri Bakanımızın da ifade ettiği gibi artık Filistin Devleti’nin 1967 sınırlarında kurulması vakti çoktan gelmiştir. Biz bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması ve Filistinlilerin hakkının uluslararası arenada korunması noktasındaki çağrımızı yenilemeye devam edeceğiz” diye konuştu. – KASTAMONU
]]>İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tarafların avukatları katıldı.
Müşteki İsmail Aydemir’in avukatı Deniz Alp İmamoğlu, mütalaaya katıldıklarını belirterek, sanığın cezalandırılmasını talep etti.
Sanığın avukatı Ali Öztürk, Akersoy’un “Sen Arap sevicisin” şeklindeki sözlerinin, suçun kanunda tanımlanan unsurları arasında bulunan sosyal, sınıf, ırk ve bölge farklılıklarını temsil etmediğini iddia etti.
Bu sözlerin nefret ve kin oluşturma ihtimali bulunmadığını öne süren Öztürk, “Birisinin birisine ‘Sen bir Arap sevicisin’ demesinin ‘Sen bir Arap hayranısın’ demesinden ne farkı vardır? Bu cümlede hakaret yoktur. Ben Batıcıyım, biri bana ‘Sen Batıcısın’ dese ben bundan niye tahrik olayım? İngiliz hayranı olduğum da söylenebilir bundan da tahrik olmam.” diye konuştu.
Davayı karara bağlayan hakim, Akersoy’un üzerine atılı “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçunun unsurlarının oluşmadığına kanaat getirip, sanığın beraatine karar verdi.
Hakim, “basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” suçuna ilişkin ise sanığı 2 bin lira adli para cezasına çarptırıp, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kararlaştırdı.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Beyoğlu’nda 1 Ocak’ta kavga olduğu anonsu üzerine Refik Saydam Caddesi’ne giden ekiplerin incelemesinde, sanık Ege Akersoy’un, müşteki İsmail Aydemir’e yumruk attığının tespit edildiği aktarılmıştı.
İddianamede, Adli Tıp Kurumu raporuna göre, müştekinin yaralanmasının “mevcut tıbbi belgedeki arızasının kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu” kaydedilmişti.
Sanığın kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan, üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan müştekiye yönelik “Sen tam bir Arap sevicisin. Arap kültürünü savunuyor” söylemleriyle halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimin aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği dile getirilen iddianamede, sanığın eyleminin kamuoyu tarafından yakından takip edilip tepki gösterilen Filistin’de yaşananlar ve şehit haberleri gibi halk arasında infial uyandıran olaylarla ilgili yapılan bir miting sonrasında gerçekleştiği vurgulanmıştı.
İddianamede, sanığın bu eyleminin soyut tehlike suçu olmaktan çıkıp somut tehlike suçu haline geldiği, sanığı tanımayan ve sadece miting sonrası elinde bayrak taşıması nedeniyle saldırıya maruz kalan müştekiye yapılanın, toplumun bir kesimine karşı nefret uyandıracak mahiyette olduğu belirtilmişti.
Olay sonrası görsel ve yazılı medyada gösterilen tepkiler dikkate alındığında eylemin kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturduğunun kabulünün gerektiği ifade edilen iddianamede, sanık Ege Akersoy’un, “basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.
İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesince hazırlanan tensip zaptında, sanık Akersoy’a isnat edilen “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçunun vasfının değişme ihtimali nedeniyle yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verilmişti.
]]>Beşiktaş Ortaköy’de, 2017’ye girmek için bir araya gelenlerin bulunduğu Reina gece kulübüne, “Ebu Muhammed el Horasani” kod isimli Özbekistan vatandaşı Abdulkadir Masharipov tarafından, DEAŞ terör örgütünün talimatı doğrultusunda kalaşnikof marka otomatik tüfekle saldırı yapıldı.
Kulübün kapısındaki kişilere ateş açtıktan sonra içeri giren Masharipov, polis memuru Burak Yıldız’ı şehit etti.
Masharipov’un kutlama yapan insanlara açtığı ateş sonucu, 10 Türk vatandaşı ile aralarında Suudi Arabistan, Irak, Ürdün, Suriye, Kuveyt, Hindistan, Lübnan, İsrail ve Tunus vatandaşlarının bulunduğu 29 kişi hayatını kaybederken, 78 kişi yaralandı.
Olaydan sonra çıkan kargaşayı fırsat bilen Masharipov, taksiyle kaçtı.
Yeni yıla sayılı saatler kala gerçekleştirilen kanlı baskının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce oluşturulan özel ekip ve 2 bin polisin MİT’le yürüttüğü çalışmalarda, DEAŞ terör örgütünün “madafa” olarak tabir ettiği, teröristlerin barındığı 152 adrese baskın yapıldı.
Operasyonlarda yakalanan 642 kişi sınır dışı edildi
Baskınlar sonucunda, İstanbul’un aralarında bulunduğu Kayseri, Konya ve Hatay’da 61 DEAŞ şüphelisi gözaltına alınırken, 642 yabancı uyruklu kişi de kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından tehdit oluşturdukları gerekçesiyle sınır dışı edildi.
Ekipler, kaçan Masharipov’u yakalamak için, 7 bin 200 saatlik kamera görüntüsünü izledi. Hakkında bilgi bulunmayan, yurda kaçak yollarla giriş yapan Masharipov, çalışmalar sonucunda, 16 Ocak 2017’de Esenyurt’ta bir eve düzenlenen operasyonla yakalandı.
Araştırmalarda, 27 Aralık’ta çektiği bir videoda intihar eylemi yapacağını anlattığı belirlenen saldırgan, 11 Şubat 2017’de tutuklandı.
Aldığı talimat doğrultusunda, Taksim Meydanı’na giderek, keşif amaçlı görüntü aldığı tespit edilen Masharipov’un yılbaşı gecesi meydana çıkan yolların polis tarafından kapatılması üzerine eylemi gerçekleştirmek için Reina’ya yönlendirildiği anlaşıldı.
Ayrıca, Masharipov, soruşturma esnasında yapılan sorgusunda, DEAŞ üyesi olduğunu kabul ederek, rehin olmamak için ölmeyi amaçladığını ve hakkında idam hükmü verilmesini istediğini söyledi.
Saldırgana 40 kez ağırlaştırılmış müebbet ile 2 bin 382 yıla kadar hapis istemi
Başsavcılıkça yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Abdulkadir Masharipov’un “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçu ile olayda ölen 39 kişi için ayrı ayrı 40 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 1547 yıldan 2 bin 382 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Çoğunluğu yabancı 59 sanığın bulunduğu iddianamede, diğer sanıklar için 7,5 yıldan 2 bin 370 yıla kadar hapis cezası istendi.
Saldırıda hayatını kaybeden biri polis 39 kişinin “maktul”, 60’ı yabancı uyruklu 122 kişinin “mağdur” ve “müşteki” olarak yer aldığı iddianame, gönderildiği İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
Masharipov ifade vermedi
Açılan dava kapsamında sanıklar, 11 Aralık 2017’de hakim karşısına çıktı.
Duruşmada savunması sorulan sanık Abdulkadir Masharipov, 28 Şubat 2018’de kapalı gerçekleştirilen duruşmada, yaklaşık 3 saat konuşmasına karşın olay hakkında ifade vermedi.
Davanın sanıklarından Masharipov’un eşi Zarina Nurullayeva ise eşinin evlendikleri sırada hiçbir suça karışmadığını belirterek, “Daha sonra aşırı örgütlere eğilimi başladı. Bir, iki defa bana bu DEAŞ’tan bahsetti. Biat etmek istediğini söylemişti. Aradan zaman geçti, bunu unuttuğunu düşündüm.” dedi.
Masharipov’un cezasında indirim yapılmadı
Yapılan yargılama sonucunda dava, 7 Eylül 2020’de karara bağlandı.
Mahkeme heyeti sanık Masharipov’u “Anayasa’yı ihlal” ve aralarında polis memuru Burak Yıldız’ın da bulunduğu 39 kişiye karşı “kasten öldürme” suçundan 40 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etti.
Heyet ayrıca, sanığı 79 kişiye karşı “öldürmeye teşebbüs” ile “vahim nitelikte ruhsatsız silah taşıma” suçlarından 1368 yıl hapis ve 375 bin lira adli para cezasına çarptırıp tutukluluk halinin devamına hükmetti.
Kararda, Masharipov’un cezasında, suçun işlenmesinden sonraki ve yargılama safhasındaki davranışları, işlediği suçlara verilecek cezanın geleceği üzerindeki etkisini düşünmemesi, mahkemeyi tanımaz tutum ve davranışlarda bulunması nedeniyle indirim yapılmadığı belirtildi.
Masharipov’a yardım ettiği ve terör saldırısının planlayıcılarından olduğu gerekçesiyle yargılanan tutuklu sanık İlyas Mamaşaripov’a “Anayasa’yı ihlal etmeye yardım etme” suçundan 20 yıl hapis cezası veren heyet, sanığı ayrıca 39 kişiye karşı “tasarlayarak öldürmeye yardım etme” ile 79 kişiye karşı “tasarlayarak öldürmeye teşebbüse yardım etme” suçlarından 1432 yıl hapis cezasına mahkum etti.
Sanık Abdulkadir Masharipov’un resmi nikahlı eşi Zarina Nurullayeva ile terör örgütü içinde “kadı” olarak görev yaptığı ve eylem talimatını getirdiği belirtilen “Ebu Cihad” kod adlı tutuklu sanık Yasser Mohammed Salem Radown’un da aralarında bulunduğu 12 kişiyi, “terör örgütüne üye olmak” suçundan 12’şer yıl hapis cezasına çarptıran heyet, Masharipov’un birlikte yaşadığı Tene Traore’nin aralarında bulunduğu 3 sanığı “terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl altışar ay hapis cezasına mahkum etti.
Heyet, 23 sanığın “terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl üçer ay, sanık Celil Çelik’in ise “terör örgütüne üye olmak” ve “vahim nitelikte ruhsatsız silah taşımak” suçundan 16 yıl 3 ay hapse mahkum edilmesini kararlaştırdı.
Davadaki 7 sanığı “terör örgütüne üye olmak” suçundan dokuzar yıl hapis cezasına çarptıran mahkeme, 11 sanığın da tüm suçlardan beraatine karar verdi.
Toplamda 16 sanığın tutukluğunu, bir sanığın ise tahliyesini kararlaştıran heyet, sanıklar Celil Çelik ile Zarina Nurullayeva’nın da tutuklanmasına hükmetti.
Kayseri’de yargılanan sanık beraat etti
Öte yandan Masharipov’la bağlantılı olduğu gerekçesiyle Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesince “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan yargılanan sanık Kulaıxı Yımaıer için delil yetersizliğinden beraat kararı verildi. Yargıtay, bu dosyada yaptığı temyiz incelemesinde, deliller kapsamında sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle yerel mahkemenin beraat kararını oy birliğiyle onadı.
Yargıtay, dava dosyasını yerel mahkemeye iade etti
Davanın kararını inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi, 9 Temmuz 2021’de istinaf başvurularını reddetti. Dairenin kararında, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun bulduğuna dair ifadelere yer verildi.
İstinaf mahkemesinin cezayı onadıktan sonra dava dosyasını gönderdiği Yargıtay da temyiz incelemesini bu yıl tamamladı.
Bazı katılanlara gerekçeli kararın usule uygun tebliğ edilmediğini belirleyen Daire, dava dosyasının yerel mahkemeye iadesine hükmetti.
İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesinin iade edilen dava dosyası üzerindeki çalışması devam ediyor.
Davanın sanığı Özbekistan’da terör listesine eklendi
???????Bunun yanı sıra Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, davanın sanıklarından Abuliezi Abuduhamiti hakkında, Türkiye’nin talebi üzerine Özbekistan hükümeti tarafından malvarlığını dondurma kararı alındı. Abuduhamiti’nin adı bu ülkedeki terör suçundan arananlar listesine eklendi.
Reina’da gerçekleştirilen terör saldırısı sonrasında düzenlenen operasyonlarda yakalandığı, sınır dışı edildiği ve temin ettiği sahte Kırgızistan pasaportuyla Suriye üzerinden tekrar Türkiye’ye girdiği belirlenen 1 şüpheli de Denizli’de tutuklandı.
Terör saldırısının ardından kapanan Reina’nın büyük bölümü, Boğaziçi İmar Kanunu’na aykırı yapılaşmadan dolayı Mayıs 2017’de yıkıldı.
]]>