Yılın her dönemi hayırseverlerin desteğiyle ihtiyaç sahiplerine yönelik yemek, giyim ve gıda gibi çeşitli desteklerde bulunan Türk Kızılay Ağrı Şubesi, Ramazan ayında çalışmalarını yoğunlaştırdı. Şubenin bünyesindeki aşevinde çalışan aşçılar, günün erken saatlerinde mesailerine başlayarak engelli, yaşlı, hasta ve ihtiyaç sahipleri için yemek hazırlığı yaptılar. Aşçılarca büyük kazanlarda pişirilen çeşitli yemekler, ekiplerce sefer taslarına konulup ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için araçlara yerleştirildi ve gönüllerin destekleri ile kapı kapı dağıtıldı. Hazırlıkları tamamladıktan sonra yola koyularak mahalle mahalle gezen ekipler, önceden belirlenen alanlarda bekleyen ihtiyaç sahiplerine yemekleri verirken, dışarı çıkamayan engelli ve yaşlı vatandaşların yemeklerini de evlerine kadar götürürerek teslim ettiler. Yemeklerini alan vatandaşlar, ekiplere dua edip teşekkür ediyor. Türk Kızılay Ağrı Şube Başkanı Orhan Tatlı, hayırseverlerin desteğiyle ihtiyaç sahiplerine yönelik yılın her dönemi yardımlarda bulunduklarını söyledi. Ramazan ayında çalışmaları daha da yoğunlaştırdıklarını belirten Tatlı, “Aşevimizde normalde günlük 3 bin 100 kişiye yemek çıkarırken Ramazan ayında bu sayıyı 3400 çıkardık. Aşevimizde pişirilen yemekler ekiplerimizce sefer taslarına konulup araçlarla mahallelere götürüp vatandaşlara ulaştırılıyor. Yemeklerini yapamayan nenelerimiz, dedelerimiz, hasta ve engelli olan vatandaşlarımız var. İftar yemeğini yapamayan bu kişilere bağış olarak gelen gıdalarla, adaklık kurban kesimleriyle yemekler hazırlanıyor ve evlerin kapılarına kadar ulaştırıyoruz.” dedi.
Yemeğin yanı sıra ihtiyaç sahiplerine gıda kolisi, alışveriş hediye çekleri gibi çeşitli desteklerde bulunduklarını belirten Tatlı, “Ramazan ayının 15. günü Dünya Yetimler Günü. Bununla alakalı bir planlama yaptık. İlimizdeki bütün yetim çocuklarımızla beraber çok güzel bir iftar programı düzenledik IC vakfının destekleri ile yaptığımız iftar programına Valimiz, eşi ve protokolümüzde katıldı ve çocukları sevindirdiler. Hayırseverlerin destekleri ile 400 çocuğumuza bayramlık kıyafet giydirdik. İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile 4 yıl önce başlatmış olduğumuz “Bir Sınıf Bir Koli ” projesini bu yıl tekrar başlattık ve 3000 gıda kolisinin üzerinde bir bağış alınmış oldu. Öğrencilerin kendilerinin hazırladığı gıda kolileri,her akşam ekiplerimizce evlere dağıtımı yapıldı. Kadir gecesinde vatandaşlarımıza merkez cami ve ulu camide lokma Tatlı ikraminda bulunduk,son Teravih namazında ise Batıkent camisinde çocuklarla neşeli bir program yaptık ve camide imam ve gönüllerimiz ile birlikte çocuklar ile oyunlar oynadık.” diye konuştu.
Hayırseverlerin vermiş olduğu zekatları ve fitreleri ihtiyaç sahiplerine dağıttıklarını vurgulayan Tatlı, hem parasal bir destek hem de yemek ile gıda noktasında destek sağladıklarını dile getirdi.
Aşçıların günün erken saatlerinde yemek yapmaya başladığını söyleyen Tatlı, “İftardan önce yemekler ailelerimize ulaştırılıyor. Yılın 12 ayı yemek dağıtımı yapıyoruz. Ramazan ayında tempomuzu biraz daha artırarak ulaşamadığımız hiç kimse kalmasın diye daha fazla kişiye ulaşmaya gayret ediyoruz. Ailelerin nüfus kalabalıklarına göre yemekleri veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Gönüllüler Bayram günü çocuklara şeker ve çeşitli hediyeler vererek Bayram coşkusunu çocuklarla birlikte paylaştılar. – AĞRI
]]>Ramazan Bayramı’nın gelişiyle birlikte sofralar, geleneksel lezzetlerle donanırken, baklava tüketimi ile ilgili dikkat çeken bir uyarı geldi. Bayram ikramlarında yer alan baklava gibi şekerli tatlıların aşırı tüketiminin sağlık üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini söyleyen İstanbul Esenyurt Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Muhsin Öztürk bu yüzden sadece 2 dilim baklavanın günlük tüketimde makul bir sınır olabileceğini vurguladı.
“Ramazan, Ramazan sonrası ve bayram, beslenme için önemli dönüm noktaları”
Öncelikli olarak bir ay boyunca tutulan oruç sonrası beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi gerektiğine dair hem uyarılarda hem de tavsiyelerde bulunan Muhsin Öztürk, “Beslenme düzeninde Ramazan, Ramazan sonrası ve bayram süreci önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor. Bu açıdan sağlığımızı düşünerek bayramda oruç sonrası düzenli öğünlerin olduğu ve öğünlerin de az olduğu bir dönemden birden bayrama geçişte beslenme açısından sağlığımız için çok dikkatli olmamız gerekiyor. Gündüzleri ve oruç sürecinde boş olan midemizi ani şekilde ve çokça doldurulmamalıyız. Sabahları özellikle kahvaltımızı hafif yapmalıyız. Bal, reçel gibi tatlıları tercih etmemeliyiz. Çünkü gün içinde bayram dolayısıyla tatlı ikram edilecek, o yüzden tatlı hakkımızı orada kullanacağımızı planlayarak sabahları tatlı yememeliyiz” dedi.
“Öğünleri planlarken ikram edilenleri de düşünerek az yemeliyiz”
Oruç sonrası süreçte öğünlerin atlatılmaması gerektiğini ve yavaş bir geçişin önemli olduğunu da söyleyen Öztürk, “Öğünleri az miktarda porsiyonları belki yarı belki de 3’te 1 şeklinde tüketmeliyiz. Çünkü bünyemizi yavaş yavaş yemeye alıştıracağız. Bayram dolayısıyla da tabi ki de ikramlar da olacak. İkramları da reddetmek hoş olmaz. O yüzden yine öğünlerimizi az miktarda geçiştirip sunulan tatlıları da düşünerek dozunda planlama yapmalıyız. Genelde maalesef şerbetli tatlı ikram ediliyor. Aslında şerbetli tatlıları tercih etmemenizi tavsiye ediyorum ama ikramı kabul etmek gerekirse de çok az miktarda, hatır kırmamak ve gönül almak çerçevesinde kabul edebiliriz” şeklinde konuştu.
Kaç dilim baklava yenilmeli?
Şerbetli tatlıların tüketimi konusunda aslında her zaman dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatan ve Ramazan Bayramı’nın vazgeçilmezlerinden olan baklava ile ilgili Öztürk, “En fazla 2 dilim” dedi. Öztürk sözlerine şöyle devam etti:
“Baklavayı 1 dilim tüketelim. Çünkü şerbetli tatlıları zaten tavsiye etmiyoruz. Şerbetli tatlılarda hem yağ hem bolca şeker var. Bunun yerine sütlü tatlıları tercih edelim. Hem ikramlarımızda hem de yapılan ikramlarda sütlü tatlılar tercih edilmeli. Zaten ziyaretleri 1 yere değil birkaç yere yapıyoruz. Orada da yine baklava veya benzeri tatlı sunacaklardır. O yüzden her yerde 1 dilim baklava bile fazla gelebilir. Onun yarısını yiyip diğer yerde de yarım olacak şekilde tüketebiliriz. Özet olarak en fazla 2 dilimi zaten geçmeyelim.”
Bayram kaçamakları yağ olarak kalmasın!
Son olarak bayram süresince beslenme bakımından yapılan kaçamakların kilo olarak kalmaması adına egzersiz tavsiyesinde bulunan Öztürk, “Bayram süresinde ve sonrasında enerji ağırlıklı tükettiğimiz besinlerin vücudumuzda yağ olarak kalmaması için kesinlikle düzenli egzersiz öneriyoruz. Öğünlerimizi de kısmakta yarar var. Özellikle tatlı ve hamur işi yiyecekleri tüketirlerken çok dikkatli olsunlar” diyerek sözlerini sonlandırdı. – İSTANBUL
]]>Geleneksel yöntemlerle bakır tepside pişirilen tel kadayıf, Ramazan ayının gelmesiyle vatandaşlar tarafından ilgi görmeye başladı. İftarlarda sofraları süsleyecek olan tel kadayıf, her bütçeye uygun olmasından dolayı iftarların vazgeçilmez tatlısı. Ramazan ayı öncesi alışverişe çıkan vatandaşlara tel kadayıf yetiştirmeye çalışan 40 yıllık tel kadayıf ustası Hakan Güvez, tel kadayıfın güncel fiyatının 85 lira olduğunu ve Ramazan ayı boyunca bu şekilde devam etmesini arzu ettiklerini söyledi.
“Ramazan ayının vazgeçilmez tatlısı”
Tarihi Bedesten Çarşısı’nda 40 yıldır bakır tepside tel kadayıf pişirip satan Hakan Güvez, “Ramazan ayının vazgeçilmez tatlısı. Tabiri caizse gariban tatlısı. Baklava gibi tatlıların fiyatları yükseldi. Halkın gücü yettiği kadar tüketiyor. Yaptığımız tatlıyı da biz elimizden geldiğince yıllardır yapmaya çalışıyoruz. Bizim yaptığımız tatlı tamamen natürel, içeriğinde sadece un, su, başka hiçbir katkı maddesi yok. Sıcağın başında en az 250 derecelik tepside tel kadayıf yapıyoruz. Günlerimiz burada bu şekilde çalışmakla geçiyor” dedi.
“Gençlerimiz böyle zor işleri sevmiyorlar”
Mesleğini çok sevdiğini ve sabretmenin mesleğindeki en gerekli özellik olduğunu anlatan Hakan Güvez, “Mesleğimiz iyi ama tabii sabredene, dayanana iyi. Şimdiki gençlerimiz böyle zor işleri sevmiyorlar. Sıcağın başında çalışmayı kabul etmiyor, kolay işleri tercih ediyorlar. Eski Ahilik düzeni falan kalmadı. Yetişti kuşağını bağlayalım, usta oldu piyasaya sürelim şimdi onlar hiç kalmadı. Bizler de artık mesleğimizin son örnekleriyiz. Ayakta durabildiğimiz kadar duracağız. Allah sağlık verdiği kadar ve yetişebildiğimiz kadar bu işi yapacağız. Ne kadar sağlığımız el verir, ona bir şey diyemem” şeklinde konuştu.
“Konya’da kadayıf döken bir ben kaldım”
Konya’da tek tel kadayıfı döken usta olduğunu söyleyen Hakan Güvez, “Hiçbir gencin gelip de ‘Abi bu işi bana öğretir misin?’ dediğini duymadım. Şimdiki gençler kolay işi seviyorlar. Bizim işte sabahın köründe geliyorsun, akşam dükkanı kapatana kadar bu işi yapıyorsun. Aşağı yukarı günde 10 saat çalıştığın da oluyor, 12 saat çalıştığın da oluyor. Hatta ve hatta çok yoğun olduğumuz dönemlerde hiç uyumadan 24 saat kadayıf döktüğümüz günler oluyor. Şimdiki gençlerde pek heves mi yok, daha mı kolay işi seviyorlar? Şimdiki gençler için üzülüyorum. Kültürün bittiğine üzülüyorum. Kültürler böyle böyle bitiyor. Konya’da kadayıf döken bir ben kaldım. Bundan gurur mu duyuyorum? Gurur duymuyorum, aksine üzülüyorum. Kapıdan adam geliyor, ‘Kadayıf böyle mi dökülüyor’ diye bana soruyor” diye konuştu.
“Ramazan ayı boyunca 85 lira olarak sürecek”
Tel kadayıfın güncel fiyatına da değinen Hakan Güvez, “Kadayıfın güncel fiyatı 85 lira. Yarın ne olur bilemiyorum. Ramazan ayı boyunca 85 lira olarak sürecek inşallah. Herkesin el becerisi farklı, yapım aşaması kadayıfta özen isteyen bir şey. Özen derken bunun şerbeti güzel olacak, yağda harmanlayacaksın, güzel döşeyeceksin, güzel kızartacaksın, sonrasında da afiyetle yiyeceksin. Bizim çoğu insanımız bunu bilmiyor ya şekerden çalıyor masrafları azaltmak için. Bu sefer de geliyor ki kadayıf yaptım hamur oldu. Zaten bizim sattığımız hamur. Biz zaten hamurunu satıyoruz bunun. Sen kendin becerir de dökersen güzel lezzetle yenir. Soranlara tarif ediyoruz ve memnun kalıyorlar” ifadelerini kullandı. – KONYA
]]>Uzman Diyetisyen Burcu Akbeyaz: “Sade su içemiyorsanız içerisine elma ve armut dilimleri ekleyin”
“Günde en az 2 litre su içmek yazın olduğu kadar kışın da önemli”
“Siyah çay yerine bitki çayı tercih edin”
KAYSERİ – Acıbadem Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Burcu Akbeyaz, günde en az 2 litre su içmenin yazın olduğu kadar kışın da önemli olduğunu belirterek, “Kışın su içme isteği azalıyor ama sularımıza küçük elma, limon, armut dilimlerini ekleyerek renklendirmek ve tatlandırmak su içme isteğimizi artırır” dedi. Akbeyaz, ayrıca geleneksel siyah çay yerine de antioksidan bakımından zengin bitki çaylarının tüketilmesini tavsiye etti.
Kışın hastalıklardan korunmak için bağışıklık sisteminin güçlü tutulması ve mevsim gıdalarının tüketilmesi gerektiğini söyleyen Acıbadem Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Akbeyaz mevsime uygun beslenme önerileri verdi. Kış döneminde soğuk algınlığı ve gripten korunmak için meyve sebze tüketimini artırmak gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Akbeyaz kış meyvelerinden elma, armut, nar, portakal, kivi, mandalina ve greyfurt; kış sebzelerinden ise brokoli, balkabağı, maydanoz, kereviz, lahana, pırasa gibi besinlerin yeterli ve dengeli tüketilmesi gerektiğini belirtti. Elmanın, içeriğindeki E ve C vitamini gibi antioksidan vitaminler ile bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı vücut direncini artırdığını ve içindeki lifler ve kabuğu sayesinde de bağırsak hareketi için çok fayda sağladığını dile getirdi.
“Somon, sardalya ve hamsi yiyin”
Ispanağın bağışıklık sisteminin en iyilerinden A, B, C ve E vitamini içerdiğinin, demir bakımından zengin olduğunun ve enfeksiyonları önleyerek bağışıklığı güçlendirdiğinin altını çizen Diyetisyen Akbeyaz “Havuç bildiğimiz üzere A vitamininin öncü maddesi olan beta karoten içerir. Güçlü bir antioksidan kaynağıdır. Suyunu ya da normal rendelenmiş halini tüketebiliriz. Maydanoz C vitamini açısından çok zengindir ve güçlü ödem söktürücüdür. Tabi kış aylarında en önemli ve unutmamamız gereken, antioksidan içeriği yüksek olan, Omega 3 yağ asitlerinden zengin somon, sardalye ve hamsi gibi balıkların da tüketimini artırmamız gerekiyor” dedi.
Akbeyaz, yazın olduğu gibi kışın da su içmenin önemine değinerek, “Kuru ve soğuk hava su içme isteğini azaltabilir fakat günde en az 2-2,5 litre su içmemiz gerekir. Sularımızı meyvelerle renklendirmek ve tatlandırmak su içme farkındalığımızı artırmamızı sağlar. Bunu küçük elma, limon, armut dilimlerini suyun içerisine ekleyerek de yapabiliriz” diye konuştu.
“Şerbetli tatlı yerine kabak tatlısı tercih edin”
Gecelerin uzaması, hareketin azalması, evde geçirilen zamanın da süresinin artmasıyla birlikte abur cubur tüketiminin arttığına ve kış aylarında belirgin şekilde kilo artışı yaşandığına işaret eden Diyetisyen Akbeyaz “Sürekli yeme isteği, özellikle de basit karbonhidrat, tatlı, hamur işi gibi besinlere karşı yönelimimiz artar. Tatlı ihtiyacımızı şerbetli tatlı yerine mevsim meyvelerinden ayva, elma, armut, kabak tatlısı şeklinde giderebiliriz.
Akşam yemekten sonra alacağımız sıcak tarçınlı veya zencefilli süt de tatlı ihtiyacımızı baskılayacaktır, hem de çok besleyici olur” dedi.
Diyetisyen Akbeyaz geleneksel siyah çay yerine bitki çayı tüketilmesini önerdi; özellikle ıhlamur, kuşburnu, limonlu yeşil çay, ahududu gibi bitki çaylarının antioksidan içeriğinin yüksek olduğuna dikkat çekti. Narın özellikle kanser hastalıklarına ve birçok solunum yolu hastalığına karşı koruyucu niteliği bulunduğunu belirten Diyetisyen Akbeyaz “Kış aynın en güzel meyvelerinden biri olan narın da antioksidan içeriği çok yüksektir. Yediğimiz narın kabuklarını kuruttuktan sonra bitki çayı gibi demleyerek tüketmemiz de çok güzel bir antioksidan kaynağı sağlar” dedi.
]]>Mehmet ALA/ -ÖZELLİKLE restoran ve kafelerde pek çok tatlı çeşidinde kullanılan mutfak ekipmanlarından biri pürmüz. Halk arasında alev tabancası olarak da bilinen pürmüz, sütlaç, krem brule gibi bazı tatlıların yüzey bölümlerinin yakılması, peynir gibi ürünlerin eritilmesi için sıklıkla kullanılıyor. Ancak uzmanlar pürmüzün yiyeceklerde bu şekilde kullanılmasının insan sağlığına zararlı olduğunu belirtiyor. Sebebi ise özellikle tatlılarda pürmüzle karamelizasyon elde edilirken akrolein maddesinin ortaya çıkması. Akroleinin normal şartlarda doğada da bulunduğunu ve insan sağlığı için korkulacak bir madde olmadığını belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Göral, fazla tüketilmesi durumunda vücutta zarara neden olabileceğini vurguladı. Akroleinin fazla tüketilmesinin ağızda ve boğazda yanmalara ve yaralara da neden olduğunu belirten Göral, mümkün olduğunca pişirmede doğal yöntemlerin tercih edilmesini, tüketicinin doğal yollar ile pişen yiyecekleri tercih etmesi gerektiğini ifade etti.
“SIK TÜKETİLİRSE AKROLEİN, VÜCUTTA ZARARLAR MEYDANA GETİREBİLİR”
Prof. Dr. Göral, “Bu pürmüzün kullanılması sonrası ortamda akrolein denilen bir zararlı madde oluşuyor. Tabi bu zararlı madde en çok pürmüzü uygulayan kişide oluyor, aşçılarımızda oluyor. Tabi yiyen kişide de oluyor. Örneğin tatlılarda karamelizasyon meydana gelirken akrolein ortaya çıkıyor. Bunun çok fazla alınması sakıncalı. Hani 1 kere 2 kereden dolayı bir şey olmaz. Devamlı yapılıyorsa ve yapan kişi de bunu devamlı uyguluyorsa kişi risk altında olabilir. Tabii akrolein çok da korkulacak bir madde değil, tütünde var, toprakta var doğada da bulunuyor. Ama belirli miktarı aşarsa çok sık tüketilirse bu akrolein maddesi vücutta zararlar meydana getirebilir. Özellikle ağız ve boğazda yanmalar, yaralar oluşabilir. Kişi bunu inhale ederse yani akciğerine alırsa akciğerde sıkıntılar, nefes darlığı hatta bazen alerji nadir de olsa ölüme kadar gidebilir. Çünkü herkesin bünyesi bir değil. Farklı kimyasallara karşı farklı tepkiler yapabilir. Belki arada bir tüketilebilir ama çok sık tüketmemek lazım. En çok yapan kişi risk altında. Tabi yiyen kişi de risk altında. Örneğin sütlacı pürmüzle yakmaya çalışıyorlar. O anda da bu akrolein maddesi oluşuyor. Dolayısıyla kişilerin bu konuda dikkatli olması gerekir” şeklinde konuştu.
PÜRMÜZLE KARAMELİZASYON YAPARKEN TATLARIN VASFI DEĞİŞİYOR
Pürmüzün 90-100 derecede tahlike saçtığını belirten Göral, “Muhtemelen 90-100 derecede. Çünkü o dokuyu yakması gerekiyor. veya karamelizasyon oluşuyor. Oradaki tatlılar vasıf değiştiriyor. Aslındaki doğadaki gıdaların hepsi sağlıklı. Biz bazen pişirirken çabuk olsun, güzel gözüksün, müşteriyi etkilesin diye pürmüzle karamelizasyon yaparken tatların vasfı değişiyor. Belki görüntüsü güzel ama o esnada oluşan akroleinler kişi de bir takım sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle doğala kaçmak lazım, görüntüsü güzel, moda olan, çabuk tüketilen gıdalardan biraz uzak durmak lazım. Daha klasik, anne babaların pişirdiği gibi sütlaçları, tatlıları tüketelim. Teknolojinin geliştirdiği bir takım teknikler sağlığımıza olumsuz bir zarar verebilir” diye konuştu.
“HER ŞEYİ DOĞAL YOLLAR İLE YAPIYORUZ, PÜRMÜZÜ KESİNLİKLE REDDEDİYORUZ”
Restoran Müdürü Ahmet Yazıcı, pürmüzü kesinlikle kullanmadığını, insan sağlığı için zararlı olduğunu belirterek, “Ben 38 yıldır lokantacıyım. Ama hiçbir zaman ne Hatay sofralarına ne şu anda çalıştığım işletmede pürmüz kullanmadım. Aynı zamanda aşçılık belgem de var. Aşçılık yaptığım zaman da hep reddetmişimdir. Çünkü pürmüz gazın, ateşin, direkt ete ürüne temas etmesi sağlığa zararlıdır. Zararlı olduğunu bildiğimiz için karşıyım. Hiçbir zamanda kullanmadım. Şu anda müessesemizde kullanmıyoruz. Çünkü doğal fırınımız var. Fırınımızda gereken kızartmaları, pişirmeleri, ızgarayı her şeyi doğal yollar ile yapıyoruz. Pürmüzü kesinlikle reddediyoruz” şeklinde konuştu.
]]>