Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, makamında basın mensuplarıyla bir araya geldi. Toplantıda gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Başkan Balaban, halk buluşmalarını haftada tek güne indireceklerini belirterek, “Arkadaşlarımızla görüşüyoruz. Bir karar vereceğiz. 8 Mayıs 2024 Çarşamba gününden itibaren halkımızla buluşmayı tek güne indiriyoruz. Her çarşamba saat dokuzla 09.00-12.00 – 14.00 – 18.00 arası halkımızla makamımızda onların da makamı olan bu makamda bir araya geleceğiz. Onların her türlü sorununu tek tek dinleyeceğiz. Çözüm üretmeye devam edeceğiz. Onun dışında diğer günler gerek belediye içinde gerek belediye dışında sahada olacağım ve sabahtan akşama kadar tüm ekibimizle birlikte mesai ve zaman mefhumu bilmeden çalışmalarımız devam edecek. Yunusemre Belediyesi olarak her cumartesi gönüllülerimizle, belediye işçilerimizle, park bahçe işçilerimizle, o güzel insanlarla temizlik kampanyası başlatıyoruz. Bu temizlik kampanyasında gönüllülerimizle olacak. Belediye Başkanı Semih Balaban da özel kalem müdürü de olacak ve bir dakikalık resim vermek için değil, orada en az bir buçuk iki saat o güzel insanlarla bu şehrin temizliği kampanyasına belediye başkanı ve ekibi de katılacak. Öncelikle temizlikten başlayacağız. Bu şehri hep birlikte pırıl pırıl yapacağız” dedi.
“Liyakat sahibi arkadaşlara sahip çıkmayacaksam belediye başkanlığını da yapmamın anlamı yok”
Sosyal medya üzerinden 7 kişilik MAYEB yönetiminin 15’e, 7 kişilik YUNTAŞ yönetimini de 17’ye çıkarılması yönündeki eleştirilere açıklık getiren Başkan Balaban, “Bizler tasarruf tedbirlerini hayatın her alanında uyguluyoruz. Evet biz gerçekten personel alırken de işçi arkadaşlarımızı alırken de bu tedbirlere riayet ediyoruz. Bir eleştiri var sosyal medyada. İşte yönetim kurulu üyeliğini yediden 7’den 15’e çıkardı diye. Evet, ne yaptıysak savunduk, ne savunduysak yaptık. Yönetim kurulu üyeliğini MAYEB’te 7’den 15’e, YUNTAŞ’ta da 7’den 17’ye çıkarttık. Ben belediye başkanı olarak ekibim olmadan kadrom olmadan hiçbir şeyi başaramam. ve bugüne kadar Yunusemre Belediyesi’nde rekor çalışan var. Bin 397 kişi. Tam 324 tane memur. Bu Türkiye rekorudur yani. Bir üstadımız var. Sayıştay baş denetçisi. Çok iyi dostumuz. Onunla her konuda danışma olarak hizmet alıyoruz. Bize fahri danışmanlık yapıyor. Dedi ki ‘başkanım sana bir yol göstereyim, personel alımında da yarı yarıya tasarruf yap. Yönetim kurulu yetkin var. 51 kişi de, 71 kişi de 31 kişi de 15 kişi de yapabilirsin. Alacağın, çalıştıracağın arkadaşları, yönetim kuruluna, onlara ödeyeceğiz tek şey huzur hakkı olur’ Huzur hakkının yönetim kurulu üyesi olarak 27 bin TL brüttür. Neti 21 bin TL yapmaktadır. ve o arkadaşlarımız şimdi tek tek değerlendireceğim. Hepsi de çalışıyor. Örnek veriyorum Adnan Bozkurt. Özel harekatta görev yapmış, bu vatan için bedeller ödemiş. Şimdi bizim yanımızda güvenlik görevlisi olarak 7/24 çalışıyor. Ben onu isteseydim müdür vekili yapardım 657’li. 45 bin TL maaş alırdı. 21 bin TL de onun sigorta maliyeti olurdu. 65 bin TL belediyeye mal olurdu. Bize maliyeti sadece 21 TL. Ben burada kendi kadromu kurmayacaksam ben burada 30 yıldır benimle yol yürüyen arkadaşlara liyakat sahibi arkadaşlara sahip çıkmayacaksam bu belediye başkanlığını da yapmamın hiçbir anlamı yok. Ben başarıyı Semih Balaban olarak yakalamayacağım. Kadroyla yakalayacağım. Ekiple yakalayacağım. Sizlerle yakalayacağım. Veremeyeceğimiz bir hesap yok. İşte son tablo da bin 400 kişilik bir belediye. Buradan gerekli olmayan arkadaşlarla da yine korkmadan söylüyorum, şeffaf bir şekilde söylüyorum. Tabii ki yollarımızı ayıracağız ve tabii ki biz yüzde 10 kadromuzu kuracağız. Yüzde 10 bu kadroyu kurmadığımız zaman biz bu belediyeyi istediğimiz şekilde yönetemeyiz” ifadelerini kullandı.
2 kişilik görevlerde 6 kişilik kadrolar tespit ettiklerini ve bunlarla ilgili çalışma başlattıklarını belirten Başkan Balaban, “Bir kadınlar lokalinde tek tek tespit ettik. 5 kişi çalışıyor, 6 kişi çalışıyor. Şimdi orada ondan sonra hiçbir şekilde iş yapmadan veya 2 saat birim zaman ayırarak çalışan arkadaşlarımız var. Bakacağız. Onlarla da yollarımızı ayırabiliriz. Çünkü bu da çalışmamaktır yani. 2 kişinin yapacağı işe 6 tane insan koyarsanız bu da çalışmamaktadır. Bunu da her zaman söyledim. ve bu konuda da çalışmalarımız sürüyor. İnce eleyip sık dokuyoruz. İşte bizim çalışan bir kardeşimiz, özel kalemde çalışıyor. Türbanlı AK Parti üyesinin ondan sonra başkan yardımcısının kızı hiç dokunulmadı. Bizim öyle bir ön yargımız yok. İşini gayet iyi yapıyor ve saygıda kusur etmiyoruz yani. ve bizle birlikte çalışmaya devam edecek” diye konuştu.
“Etkinlikler kaldığı yerden devam edecek”
Yunusmere Belediyesi olarak geçmiş dönemlerde başlatılan etkinliklere yenilerinin de eklenerek kaldığı yerden devam edileceğine değinen Başkan Balaban, “Diğer etkinliklere kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ama güreş içinde sponsor arıyoruz. Sanırım güreşi de sponsorla halledeceğiz. Şunun da altını çizeyim. Kent orkestrası oluşturuyoruz. Kent orkestrasında yetenekli Roman kardeşlerimiz de olacak. Mustafa Kılıç gibi üstatlar da olacak. Ekin Kuyumcu gibi genç yıldızlar da olacak. Oya İzci gibi Türk Sanat Müziğinin duayeni kardeşlerimizle olacak. Belediyenin görevlisi olacaklar ve kent orkestrasıyla biz köylere açılacağız. Kurslar devam edecek. Kur’an kursları devam edecek. Diğer hattatlık kursları devam edecek. Biz onlara yenisini açacağız. Bale kursu açacağız. Bale de bizim dünya görüşümüzü yansıtan bir her türlü dünya görüşüne saygılıyız. Ama bale de bizim sanatımız olacak yani. veya resim kursu açacağız. Heykel kursu açacağız. Süreç içinde hemen yarın öbür gün değil. O nedenle biz de bunları yapacağız. Ama Kur’an kursudur, hattatlık kursudur, başka kurslardır onlara da dokunmayacağız yani” dedi. – MANİSA
]]>(ANKARA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bizim telkinlerimizle Hamas’ın ateşkesi kabul ettiğini açıklamasından memnuniyet duyduk. Şimdi aynı adım İsrail tarafından da atılmalıdır. Tüm Batılı aktörleri İsrail yönetimine baskı yapmaya çağırıyorum. Daha önce de pek çok kez ifade ettim, biz dostlarımızın sayısını arttırmanın peşindeyiz. Bölgemizdeki hiçbir ülkeyle çözülemeyecek sorunumuz yok. Diyalog ve müzakerenin açamayacağı kapı olmadığı inancındayız” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“HAMAS’IN ATEŞKESİ KABUL ETTİĞİNİ AÇIKLAMASINDAN MEMNUNİYET DUYDUK”
“Bizim telkinlerimizle Hamas’ın ateşkesi kabul ettiğini açıklamasından memnuniyet duyduk. Şimdi aynı adım İsrail tarafından da atılmalıdır. Tüm Batılı aktörleri İsrail yönetimine baskı yapmaya çağırıyorum. Daha önce de pek çok kez ifade ettim, biz dostlarımızın sayısını arttırmanın peşindeyiz. Bölgemizdeki hiçbir ülkeyle çözülemeyecek sorunumuz yok. Diyalog ve müzakerenin açamayacağı kapı olmadığı inancındayız. Yeter ki hüsnüniyetle yaklaşılsın, diplomasiye imkan tanınsın. Gerisi biraz gayret, biraz fedakarlıkla mutlaka gelecektir.
“MİLLETİN YÜREĞİNE ATEŞ DÜŞÜRENLER HUKUK ÖNÜNDE HESAP VERECEK”
2024 yılını can ve mal kaybı yaşamadan geçirebilmemiz devletimizin çabaları yanında vatandaşlarımızın da dikkatli olmasına bağlıdır. Dikkatsizlik, tedbirsizlik ve ihmaller sebebiyle son dönemde yüreğimizi yakan birçok hadise yaşadık. Beşiktaş Gayrettepe’de 29 işçi kardeşimiz göz göre göre hayatını kaybetti. Antalya’da bir insanımızın vefat ettiği, yedi kişinin yaralandığı teleferik faciası meydana geldi. Ardından İstanbul Küçükçekmece’de belediyenin açıp öylece bıraktığı su dolu çukura düşen beş yaşındaki bir evladımız boğularak can verdi. Öncesinde de benzer müessif olaylarla karşılaştık. Basit önlemlerle veya dönemlerde engellenebilecek insani dramları tekrar tekrar yaşamak istemiyoruz. Bu konuda hükümetiyle, belediyesiyle, vatandaşıyla hepimize sorumluluk düşüyor. İlgili bakanlıklarımız denetimlerini bundan sonra yoğunlaştıracak. Milletin yüreğine ateş düşürenler, hukuk önünde hesap verecek. Başka türlü bu acıların tekerrürünün önüne geçemeyiz.
“SARAÇHANE’DE YANSIYAN BAZI GÖRÜNTÜLER 1 MAYIS’IN RUHUNA GÖLGE DÜŞÜRMÜŞTÜR”
Açıkçası 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün Beşiktaş’taki gibi iş cinayetlerinin gündeme taşındığı bir gün olmasını beklerdik. Ancak birkaç vicdan sahibi kuruluş dışında bu konuları konuşan olmadı. 1 Mayıs, Türkiye’nin 78 ilinde 210 etkinlikle şölen havasında kutlandı. Lafa gelince emekçinin hakkını savunduğunu iddia eden kimi kuruluşlar, işçi bayramını polisimize taş ve sopalarla saldırarak kutlamayı tercih etti. Samimi çağrılarımıza rağmen Saraçhane’den yansıyan bazı görüntüler 1 Mayıs’ın ruhuna gölge düşürmüştür. Siyasette ve toplumda yumuşama istemeyen marjinal odaklara maalesef malzeme verilmiştir. Bundan kimsenin memnun olmadığına inanıyorum. Siyasetten emekliye sevk edilenler dahil, kimi çevrelerin 31 Mart sonrası yapıcı atmosferi zehirlemek için yoğun bir uğraş içinde olduğu anlaşılıyor. 15 Temmuz sonrası oluşan Yenikapı ruhunu kontrollü darbe iftirasıyla kısa sürede dinamitleyenlere fırsat vermememiz gerekiyor. Muhalefetin de sorumluluk bilinciyle hareket ederek tek sermayesi gerilim ve kutuplaşma olanların oyunlarına gelmemesini bekliyoruz. Bu vesileyle bir kez daha Türkiye yüzyılının inşasına alın terleriyle destek olan tüm işçi kardeşlerimin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü tebrik ediyorum. Şehir eşkıyalarının azgınlıklarına rağmen soğukkanlı duruşlarını koruyan polislerimizi kutluyor, hepsinin tek-tek alınlarından öpüyorum.
“EKONOMİ PROGRAMIMIZI KARARLILIKLA UYGULUYORUZ”
Bölgemizdeki savaşlar ve krizler bizi zorlasa da, ekonomi programımızı kararlılıkla uyguluyoruz. İstihdam oranlarında olumlu haberler gelmeye devam ediyor. Şubat ayında işsizlik oranımız yüzde 8,7 olarak gerçekleşti, ancak işgücü piyasamızda bir dengesizlik oluştuğunu görüyoruz. Özel sektörümüzün en çok şikayet ettiği konuların başında işçi bulamamak geliyor. Bundan sonra iş gücü piyasasında ihtiyaç duyulan beceri ve yetkinlikleri geliştirmeye odaklanacağız. 5 yıl aradan sonra toplanan 13. Çalışma Meclisi sorunların tespiti ve çözüm yolları bakımından gayet faydalı oldu.
“ENFLASYONU TEK HANEYE DÜŞÜRMEKTE KARARLIYIZ”
Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısını çözmek için gerekli adımları atıyoruz. Doğru politikalarla enflasyonu tek haneye düşürmekte kararlıyız. Bunu daha önce yaptık, inşallah yine başaracağız. Enflasyon geriledikçe milletimizin cebindeki paranın satın alma gücü de artacaktır. Bizim amacımız geçici rahatlamalarla sorunu ötelemek değil, 85 milyonun tamamı için kalıcı refah artışını sağlamaktır. Seçim döneminde popülizme meyil etmeyerek ekonomi politikamıza olan güvenimizi ortaya koyduk, bundan geriye dönüş olmayacaktır. Hedeflerimize ulaşmak için para, maliye ve gelirler politikalarımızı ahenk içinde yürütüyoruz. Verimliliği artırmak ve ekonomimizi daha rekabetçi kılmak için yapısal reformlara hız kazandıracağız. Teknolojik ve stratejik yatırımları teşvik için 3 yıllık periyotta toplam 300 milyar liralık yatırım taahhütlü avans kredisini devreye almıştık. Bugüne kadar toplam büyüklüğü 1 trilyon 281 milyar liraya ulaşan 210 yatırım için ön başvuru yapıldı. Enflasyon oranlarının genel olarak öngörülerimizle uyumlu, ancak gıda ve hizmetler gibi bazı alanlarda hala yüksek seyrettiğinin farkındayız. Yıllık enflasyon yaz aylarından itibaren inşallah düşüşe geçecektir. Konut ve araç piyasasında oluşan fiyat balonu sönmeye başlamıştır.
DIŞ TİCARET DENGESİ
Toparlanan büyüme sayesinde dış ticaret dengesi önemli ölçüde iyileşti. Şubat’ta yıllık cari işlemler açığı geçen senenin aynı dönemine göre 24,5 milyar dolar azalarak 31,8 milyar dolara geriledi. Altın ve enerji hariç cari denge ise Şubat ayında yıllık 36 milyar dolar fazla verdi. Turizmde ilk üç ayı rekorlarla tamamladık. 9 milyonu aşan ziyaretçi sayımızla yaklaşık 9 milyar dolar turizm geliri elde ettik. 2024 yılı için hedefimizi 60 milyon turist, 60 milyar dolar gelir olarak belirlemiştik. İlk 3 aylık rakamlara baktığımızda hedeflerimize doğru emin adımlarla ilerlediğimizi memnuniyetle ifade etmek isterim.
ORTA VADELİ PROGRAM
Orta Vadeli Programımız hamdolsun başarılı bir şekilde çalışıyor. Ülkemizin risk primi 700 baz puan seviyelerinden 290 baz puan seviyesine geriledi. Politikalarımızı uyguladıkça risk primimiz daha da düşecek. Son 1 yılda ülkemize 16,8 milyar dolar net portföy girişi oldu. Bankacılık sektörü ve reel sektörün dış borç çevirme oranları yükseliyor. Geçen yıl Mayıs ayında 97,1 milyar dolar brüt rezervlerimiz 27 milyar dolar artışla 124.1 milyar dolara çıktı. Dünya Bankası, İslam Kalkınma Bankası, Asya Altyapı ve Kalkınma Bankası’yla önümüzdeki dönem de 50 milyar dolara yakın kaynağı kalkınma projelerimizde kullanacağız.
“TÜRKİYE EKONOMİDE BELİRLEDİĞİ HEDEFLERE DAHA ÇOK ÜRETEREK, DAHA ÇOK İHRACAT YAPARAK VARABİLİR”
Kredi derecelendirme kuruluşları da teker teker not artırımına gidiyor. Burada kritik bir hususu ifade etmek istiyorum. Türkiye ekonomide belirlediği hedeflerine ancak daha çok üreterek, daha çok ihracat yaparak varabilir. Biz çevremizdeki ülkeler gibi zengin yeraltı kaynaklarına sahip değiliz. Petrolümüzü, doğal gaz ve madenlerimizi yeni yeni keşfetmeye, işlemeye, ülkemiz ekonomisine kazandırmaya başladık. Terörden temizlediğimiz Gabar’da petrol üretimimiz günlük 40 bin varili geçti. İnşallah yılsonuna doğru bu rakam 100 bin varile ulaşacak. Yenilenebilir enerjinin sepetimizdeki oranı da aynı şekilde artıyor. Ancak bunlar enerjide dışa bağımlı olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Enerji faturamız büyümemize paralel olarak kabarıyor. Dolayısıyla, bir taraftan üretip, yeni pazarlara ihraç ederken, diğer taraftan da içeride tasarruf kültürünü yaygınlaştırmamız gerekiyor. Daha az kaynak kullanarak, daha büyük etki oluşturacak projelere ağırlık vereceğiz. Buna kamu olarak inşallah biz öncülük ve rehberlik edeceğiz.
Kamuda taşıtlar, binalar, haberleşme giderleri, cari harcamalar, hizmet içi eğitimler, yurt dışı seyahatler, kamu istihdamı gibi pek çok alanda tasarruf kültürünü güçlendirecek adımlar atacağız. Burada amacımız kamuda verimlilikten taviz vermeden ülkemizin kaynaklarının katma değeri yüksek alanlara yönlendirilmesidir. Hem vatandaşlarımıza sunulan hizmetlerin kalitesini artıracağız hem de bunu bütçeye yük oluşturmadan, hatta tasarruf ederek gerçekleştireceğiz. Ekonomi yönetimimizi bu konuda gerekli çalışmaları tekemmül ettirmek üzere talimatlandırdım.
“TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİNİN EĞİTİM SİSTEMİMİZİN NİTELİĞİNİ HER AÇIDAN YÜKSELTECEĞİNE İNANIYORUM”
Son olarak bugünkü Kabine Toplantımızda ekonomi ve dış politika yanında eğitimi ve müfredat konusunu da değerlendirdik. Bakanlığımızın kamuoyunun inceleme ve önerilerine açtığı Türkiye yüzyılı maarif modeli inşallah evlatlarımızın geleceğe çok daha donanımlı, erdemli, başarılı ve şuurlu bir şekilde hazırlanmasını sağlayacaktır. Tek tipçi, yasakçı, formatlayıcı, katı ideolojik eğitim anlayışı yerine, eğitim modelimizi soran, sorgulayan, sanata, bilime, spora, edebiyata önem veren milli ve manevi değerleri kuşanmış bireylerin yetiştirilmesi hedefiyle zaman zaman güçlendirmemiz temel bir ihtiyaçtır. Türkiye yüzyılı maarif modelinin eğitim sistemimizin niteliğini her açıdan yükselteceğine inanıyorum. Bakanlığımızın web sayfasından teklif, tenkit ve kıymetli fikirlerini bize ileten 57 bini aşkın kurum, kuruluş ve kişiye gönülden teşekkür ediyorum.
Bugün ayrıca atama bekleyen öğretmen adaylarımızın durumunu da mütalaa ettik. Milli Eğitim Bakanımız, Hazine Bakanımız ve ekonomi kurmaylarımıza son bir kez daha görüşecek, ardından öğretmen adaylarımızı bilgilendirecek Bakanlığımız yarın atamaya esas branş dağılımlarını, başvuru takvimini ve süreci paylaşacaktır. Fazla zaman kaybına tahammülümüz yok, kısa zamanda inşallah atamayı da bilhassa Bakanımız açıklayacaktır.”
]]>Kent genelinde yaklaşık 50 mahalle rezerv alanı çalışmalarının sürdüğünü belirten AK Parti Malatya Milletvekili İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak, 6 Şubat depremleri sonrası kentin yeniden imarı ve ihyası için başlatılan çalışmalarda ki son durumu paylaştı.
Malatya’nın eski günlerine kavuşana kadara durmaksızın çalışmaların süreceğine vurgu yapan Milletvekili Ölmeztoprak, kentteki toplamda hak sahipliği sayısının 72 bin 513 olduğunu ifade ederek, ihalesi tamamlanmış ve inşası devam eden konut sayısının 30 bin 620, ihale aşamasındaki konut sayısı toplamının ise 27 bin 40 olduğunu belirtti. Ölmeztoprak, ihale edilmiş ve inşa edilecek konut sayısının ise 57 bin 660 olduğunu kaydederek, 12 bin köy konutunun ihale sürecinin de tamamlandığı ifade etti.
“Mağduriyet oluşumuna izin vermeden çalışmalar devam edecek”
2024 yılının sonuna kadar 6 binin üstünde köy evinin tesliminin planlandığını kaydeden Milletvekili Ölmeztoprak, merkez çarşı projesi kapsamında yaklaşık 6 bin bağımsız bölüm için ihale sürecinin de tamamlandığını aktardı. Ölmeztoprak, inşaat faaliyetlerinin sürdüğü projede zemin iyileştirme çalışmalarının da devam ettiğini kaydederek, “Bölgede üst yapı çalışmaları da ayrıca sürmekte olup çalışmalar tamamlandıkça çarşılar kısım kısım Bakırcılar, Kuyumcular, Şire Pazarı’nın teslimleri yapılacaktır. Ayrıca, Bakırcılar Çarşısı, Şire Pazarı, Kuyumcular Çarşısı gibi birçok ticari alanı içeren Malatya merkezimizdeki çarşı projesi ve iş yerlerimizle ilgili devam eden inşa faaliyetlerimiz ile birlikte tüm sosyal donatı alanlarımızı da detaylarıyla inceledik. Malatya’mızın hafızasını teşkil eden ve Malatya’mızın maneviyatına hizmet eden mekanlarımızın yerleşim alanlarına ve detaylarına odaklanırken, Söğütlü Camimizin kent hafızasını koruyan yerleşim yeri imar ve inşası konusundaki netlikleri tekrar hep birlikte müşahede ettik. Tarihsel doku ve mekansal planlama açısından tek çözümün ortak akıl olduğu konusunda hemfikirdik. Yerleşim alanlarımız, konutlarımız, ticarethanelerimiz, çarşılarımız ve şehrimizin ihtiyaç duyduğu yol genişletme ile otopark çalışmaları gibi tüm konular tekrar gözden geçirildi. Özellikle depremzede hemşerilerimizin mülkiyet hakları hiçbir şekilde zarar görmeden tekrar inşa faaliyetleri devam edebilsin diye tüm genel müdürlüklerimiz ve belediyelerimizin teknik ekipleriyle bütüncül bir bakış açısıyla ele alındı. Bu konuda şehrimizin hafızasını korumak adına en ufak bir taviz vermeden ve mülkiyet haklarında mağduriyet oluşumuna izin vermeden çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.
“Rezerv alan çalışmaları sürüyor”
Rezerv alanları ile ilgili de son duruma ilişkin bilgiler paylaşan Milletvekili Ölmeztoprak, “Afet Yönetim ve Karar Destek Sistemi (AYDES) hak sahipliği rezerv alan kentsel dönüşüm raporumuzun son durumuna göre rezerv alanda yer alan mahallelerimizi de bilgilendirme bazında hemşerilerimizle paylaşmak isterim. Bu arada rezerv alanı ilan edilme süreci ve bu sürecin içerisindeki teknik hususların incelenmesiyle Malatya’mız ölçeğinde halen rezerv alan ilan süreci devam etmektedir. Belirteceğimiz mahallelerimizin teknik incelemeler sonucu bazen bir kısmı bazen de daha geniş alanları ve bölümleri rezerv alan içerisine ilgili bakanlığımızın ve belediyelerimizin ilgili teknik ekipleri incelemeleri sonucunda dahil edilmiştir. An itibariyle incelemesi yapılanlar ve karar verilen rezerv alanları ‘ Akçadağ, Başpınar, Doğu mahalleri. Darende, Hacı Derviş Mahallesi. Doğanşehir Yeni ve Doğu Mahalleri. Doğanyol, Çolak, Gökçek ve İsak Mahalleri. Pütürge, Ağalar ve Hatip Mahalleleri. Yeşilyurt, Bentbaşı, Bostanbaşı, Çavuşoğlu, Hoca Ahmet Yesevi, İlyas, Kaynarca, Kiltepe, Melekbaba, Salköprü, Şeyh Bayram, Yakınca, Zaviye mahalleleri. Battalgazi ilçemiz ise Akpınar, Halfeti, Kırçuval, Taştepe, Alacakapı, Hamidiye, Niyazi, Yenihamam, Aslanbey, Hamımınçiftliği, Nuriye, Yıldıztepe, Nuriye, Sancaktar, Cevherizade, Çöşnük, İsmetiye, Saray, Kernek, Dabakhane, İstiklal, Şehitfevzi, Ferhadiye, İzzetiye, Şıkşık, Zafer, Göztepe, Kavaklıbağ, Tandoğan Mahalleleri” diye konuştu – MALATYA
]]>SİNOP –
Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatı taslağını eleştirerek, “Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez” dedi.Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan yeni müfredat taslağını değerlendirdi. Uzun, yeni müfredatla, sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek istendiğini söyledi.
“SORMAYAN, SORGULAMAYAN, EVCİL BİR NESİL, HER ŞEYE İTAAT EDEN, BAŞ KALDIRMAYAN BİR NESİL YETİŞTİRMEK İSTENİYOR”
Musa Uzun, şöyle konuştu:
“Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez. Biliyorsunuz, 2’inci yüzyıla girdik. Tabii ki devletlerin amacı milli eğitimler amacıyla nesillerini yetiştirmektir. Bunu yetiştirirken 1’inci yüzyılın amacı Atatürk’ün çizdiği modelde fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmekti. Şimdiki müfredatta ise bunun tam tersi uygulanıyor. Sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek isteniyor. Biz bunun doğru olmadığını 21’inci yüzyıl biterken bu yüzyılda insanların soran, sorgulayan, kendini geliştiren, pasif kalmayan, hürriyetleri sonuna kadar kullanabilen nesiller yetiştirmek devletlerin görevi olmalı.
“ANADOLU COĞRAFYASINDAKİ FARKLILIKLAR, DİLLER HEPSİ YOK SAYILARAK HERKESİ TEK TİPLEŞTİRİYORLAR”
Buradaki müfredatta 12 Eylül anayasasından da kaynaklı müfredatlarımızda daha öncekilerde tek tip, tek vatan, tek millet tek bayrak gibi insan yetiştirme modeli bu. Bizim ülkemiz birden fazla dilin konuşulduğu, bir sürü kültürün yaşadığı etnik kökenlerin olduğu bir ülke. Anadolu coğrafyasındaki tüm bu farklılıklar, diller hepsi yok sayılarak herkesi tek tipleştiriyorlar. Nedir bu tek tipleştirme? Türk – İslam sentezi. Daha öncekiler de biraz daha Türkçülük ön plandaydı. Bunda da İslam sentezini daha içine katılıyor. Türkiye’de biliyorsunuz, bir sürü İslami değerleri savunduğunu söyleyen tarikatlar, cemaatler var. Bunlardan hangisinin görüşü bu? Devletimiz bu müfredatta bunu tek tipleştirmiş. İslam modelini kendine göre belirlemiş ve belli bir kalıba sokarak insanları yetiştirmeye çalışıyorlar. Burada özgürlükler, hürriyetler çıkarılmış. Birkaç yerde özgürlüklerden bahsedilmiş ama özgürlüğü de şöyle tanımlamış; devlet çıkarlarını gözeten yerden özgürlükler. Yani devletin çıkarına ters düşen bir çıkar olduğu zaman sesinizi çıkartmayın, itaat edin. Devletin Ali menfaatleri diye düşündükleri bu menfaatleri ön plana çıkartın. Onlara sesinizi çıkartmayın. Yani sormayın, sorgulamayın. Devlet ne derse sizi yönetenler size ne verirse ona yetinin nesli yetiştirmek aslında bunun amacı. Biz bilimin, çağdaşlığın, laikliğin esas alındığı bir eğitim sistemi istiyoruz. Görüyorsunuz, ülkemizin durumunu. Bir tane yetişmiş dünya çapında bir doktorumuz yok, mühendisimiz yok, fizikçimiz yok. Aslında var. Fakat ülkede belli bir zamana kadar bizim okullarımızda okumuş ama daha sonra yurt dışına gitmiş yetişmiş insanlarımız var. Aşıyı bulan Almanya’da bir Türk. Amerika’da Aziz Sancar, gibi bir bilim adamımız var ama bunlar sadece bizim övünme kaynağımız. Türk olmalarıyla övünüyoruz. Başka bir şey yok. Bunların bilime, insanlığa kattıkları katma değerin bizim ülkemize faydası yok.”
]]>TBMM Genel Kurulu’nda, bugün 16 maddelik enerji alanında düzenlemeler içeren Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan maddeler görüşüldü. İkinci bölümde yer alan 9-16 arasındaki maddeler üzerine milletvekillerinin konuşmasının ardından, maddeler tek tek oylanarak kabul edildi. Genel Kurul’da 2 gün süren görüşmelerin ardından kanun teklifinin tümü oylanarak kabul edildi. Açık oylama usulü ile yapılan oylamada 324 milletvekili oy kullandı; kanun teklifini 244’ü kabul ederken 80’i reddetti.
Kanun teklifinin 15. maddesinin görüşmelerinde AKP grubu öneri vererek ilgili maddenin “Bu Kanunun;1’inci ve 3’üncü maddeleri 28/2/2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde; diğer maddeleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer” şeklinde değiştirilmesini teklif etti. AKP grubunun önerisi kabul edildi. Buna göre IV. Grup haricindeki maden grupları açısından UMREK koduna göre raporlama yapma zorunluluğu 28 Şubat 2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kaldırılacak.
Önerinin kabul edilmesine Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, “Bu teklifle kanunun geriye yürümezliği ilkesi açıkça ihlal edilmiştir. Hukuk devletinde keyfiliğe yer yoktur. Siz kanunu geriye yürütürseniz vatandaşın ekonomik, sosyal hayatını kaosa sürüklersiniz” diyerek tepki gösterdi.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de aynı önergeye tepki göstererek, “Bu aslında maden kazası nedeniyle yasa yetişmediği için böyle bir şeye gidildi ama başka türlü telafi edilebilirdi. Bu öngörülebilirlik açısından çok ciddi bir sorun. O zaman 5 yıl sonra bir yasa yapalım ve diyelim ki 3 yıl öncesini de kapsar. Böyle bir hukuk ilkesi yok, böyle bir yasa yapma tekniği yok” dedi.
TBMM’de kubul edilen Maden Kanunu teklifi, özetle şu düzenlemeleri içeriyor:
-Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK) koduna göre raporlama zorunluluğu sadece ‘IV. Grup’ maden işletme ruhsatları açısından devam edecek. Böylece bunun haricindeki maden grupları açısından bu zorunluluk ve mevcut taksir yaptırımı kaldırılıyor.
-İçme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile Kıyı Kanunu kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere denizler, baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yenilenebilir enerji kaynak alanı olarak ilan edilen alanlarında imar planı yapılmaksızın yenilenebilir enerji üretim santralleri kurulabilecek.
-İçme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile yasa kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerde imar planı yapılmaksızın Elektrik Piyasası Kanunu’na göre hidrolik kaynaklara dayalı önlisans veya üretim lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından yenilenebilir enerji kaynağına dayalı birden çok kaynaklı üretim tesisi kurulması mümkün olacak.
-Doğal Gaz Piyasası Kanunu’na “doğal gazın sıvılaştırılması” tanımı eklenerek, hem yerli üretim doğal gazın hem de farklı kaynaklardan ithal edilen veya ithal edilecek doğal gazların ülkede sıvılaştırılarak dünya piyasalarına LNG olarak pazarlanabilmesi hedefleniyor.
-Yurt içinde üretilen veya ithal edilen doğal gazın sıvılaştırılarak yurt dışına ihraç edilmesi ya da yurt içinde yeniden satışı amacıyla kurulacak sıvılaştırma tesislerini işletecek tüzel kişilerin Kuruldan lisans almaları gerekecek.
-10 yıllık süresini bitiren lisanssız üretim faaliyeti kapsamındaki tesisler, talep halinde ve lisans alma bedeli ile lisans süresi boyunca elektrik piyasasında oluşan saatlik piyasa takas fiyatını, tesis tipi bazında uygulanan güncel YEK Destekleme Mekanizması fiyatından fazla olması halinde aradaki fiyat farkının YEK Destekleme Mekanizmasına katkı bedeli olarak ödeyerek lisanslı üretim faaliyetine geçebilecek.
-Lisanssız üretime devam edecek üretim tesislerinde üretilecek ihtiyaç fazlası elektrik enerjisi için elektrik piyasasında oluşan piyasa takas fiyatını geçmemek üzere uygulanacak fiyat ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek.
-Enerji verimliliğini artırmak amacıyla hazırlanan projeler, Bakanlık tarafından 15 milyon lirayı geçmemek kaydıyla bedellerinin en fazla yüzde 30 oranında desteklenecek. Bu kapsamdaki destekler hibe veya faiz desteği şeklinde verilecek. Destek bedeli her yıl, bir önceki yıla ilişkin ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılacak.
-Elektrik Piyasası Kanunu’nda yapılan değişiklikle, olağanüstü hal kararı alınan veya genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde, elektrik hizmetlerinin kesintisiz karşılanabilmesi için geçici süreli elektrik enerjisi talepleri Kurul kararı ile belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde karşılanabilecek.
-Nükleer Düzenleme Kanunu’nda yapılan değişiklikle, nükleer madde taşıyan kişinin talebi, nükleer tesis işletenin muvafakati ve Nükleer Düzenleme Kurumunun onay yönündeki kararıyla, taşıyıcının sorumlu olabilmesine imkan tanınıyor. Buna göre, işleten, nükleer maddelerin taşınmasına ilişkin sigorta yaptırma veya teminat gösterme yükümlülüğünü Kurumun onaylaması şartıyla taşıyıcıya devredebilecek. Yükümlülüğü devralan taşıyıcı, düzenleme kapsamında işleten olarak sorumlu olacak.
]]>(ANKARA) – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla sunulan yeni müfredat taslağını Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde protesto etti. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Çocukların eğitiminde telafisi güç olumsuzluklar yaratacak bu müfredat değişikliğini kabul etmiyoruz. Siyasi iktidarın siyasal, ideolojik hedeflerini gözeten, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı toplum modelini temel alan, laiklik ve bilim karşıtı müfredatı reddediyoruz” dedi.
Eğitim Sen üyeleri, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla sunulan yeni müfredat taslağını Milli Eğitim Bakanlığı önünde protesto etti. “Bilim dışı müfredatı reddediyoruz” yazılı pankartın açıldığı eylemde, “Irkçı, gerici eğitime hayır”, “Yusuf Tekin şaşırma, sabrımızı taşıma”, “Parasız, bilimsel, anadilde eğitim”, “Bakan Tekin istifa” sloganları atıldı.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, müfredat değişikliğinde okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lisede işlenecek derslerin içeriği ve bunlarla ilgili önemli ve tüm toplumu ilgilendiren düzenlemeler olduğunu vurgulayarak “Normalde müfredat değişikliklerinin içeriğinin ne olacağı, nasıl bir değişiklik önerildiğinin bütün yönleriyle, bilim insanları, eğitim bilimciler ve eğitim sendikalarının görüşleri alınarak, çeşitli yönleriyle tartışılarak belirlenmesi gerekir. Ancak MEB’in sürecin başından sonuna kadar yapmaya çalıştığı şey, ülkenin bugünü ve geleceğini yakından ilgilendiren böylesine önemli bir konuda yangından mal kaçırır gibi hareket etmesi olmuştur” dedi.
“BAŞINDAN SONUNA SİYASAL BİR NİTELİK TAŞIMAKTA”
“Eğitim sistemi açısından öğrencilere verilecek bilgiyi belirlemek ve seçmek, müfredat ve ders kitapları üzerinden öğrencilere aktarılması süreci başından sonuna siyasal bir nitelik taşımaktadır” diyen Irmak, özetle şu görüşleri dile getirdi:
“Eğitim müfredatının çocukların, gençlerin, toplumun ve ülkenin gerçek ihtiyaçlarından çok, iktidarın siyasal-ideolojik çizgisine uygun hale getirilmesinin en somut yönü okullarda hangi bilgilerin, nasıl, hangi araçlar ve örnekler üzerinden verileceğidir. Mevcut iktidar çocuğa ya da bireye nasıl yaklaşıyor, nasıl bir insan modeli yetiştirmek istiyor, yetiştirdiği bireylerde hangi özellikler olmasını istiyorsa eğitim müfredatını da ona uygun şekilde hazırlamıştır.
“BİZİM TESPİTİMİZİ DOĞRULAMAKTADIR”
Müfredat değişikliklerinde laik ve bilimsel, eğitim geri plana itilirken, bütün ders kitaplarında ‘milli ve manevi değerler’in merkeze alındığı görülmektedir. Milli ve manevi değerler vurgusu yaratılan tüm eşitsizliklerin üzerini örtmek için kullanılmaktadır. MEB’in öncelikli hedefi eğitim müfredatı ve ders kitapları üzerinden iktidarın siyasal ideolojisinin açık ve gizli olarak öğrencilere aktarılmasıdır. Müfredat taslağının başlığının ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ olarak belirlenmiş olması bu tespitimizi doğrulamaktadır.
“ÖRÜMCEK AĞI GİBİ BÜTÜN EĞİTİM SİSTEMİNİ KUŞATMIŞ DURUMDA”
MEB’in, ÇEDES ve benzeri projeler ve protokoller üzerinden eğitim sistemi içine faaliyet alanı açtığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yanı sıra iktidarla ekonomik ve siyasal bağları olan dini vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslar vb. üzerinden doğrudan iktidar desteği ile tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün eğitim sistemini kuşatmış durumdadır.
“PEDAGOJİK DEĞİL, POLİTİK NİTELİKTEDİR”
MEB’in ‘yeni müfredatı, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Öğretim programlarında bilimsel eğitim ile ilgili olan pek çok nokta özenle ‘sadeleştirme’ ya da ‘ayıklamaya’ tabi tutulurken, tek adam rejiminin bütün hedeflerini açık ve gizli amaç ve değerler üzerinden ders kitaplarına yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli bir müfredat oluşturulmak istendiği anlaşılmaktadır. Müfredat değişikliklerini sadece pedagojik açıdan eleştirerek, ders içeriklerinde yapılan değişiklikleri eğitim biliminin temel ilkeleri üzerinden ele alarak değerlendirme yapmıyoruz. Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır. Dolayısıyla yeni müfredata yönelik eleştirilerimiz sadece teknik ve pedagojik değil, aynı zamanda politik niteliktedir.
“İSTİFAYA DAVET EDİYORUZ”
Dolayısıyla çocukların eğitiminde telafisi güç olumsuzluklar yaratacak bu müfredat değişikliğini kabul etmiyoruz. Siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerini gözeten, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı toplum modelini temel alan, laiklik ve bilim karşıtı müfredatı reddediyoruz. Bu müfredatı hazırlatıp yayınlayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i de istifaya davet ediyoruz.”
]]>
Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan:
“Ben bu şehrin sokaklarında büyümüş biri olarak, en şerefli görevdeyim”
“Şampiyonluk için, gelecek sezon planlamasını şimdiden yapıyoruz”
“Trabzonspor’un TFF seçimiyle ilgili beklentisi yerine gelmiştir”
“Trabzonspor, haklının her zaman yanında olacaktır”
İSTANBUL – Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan, camianın bir arada olduğu zaman aşamayacağı hiçbir engelin bulunmadığını söyleyerek, “Tek bir amacımız var, taraftarımıza şampiyonluk sevincini yaşatmak. Boğaza o bayrağı asmak istiyoruz” dedi.
Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan, içinde bulduğumuz sezon ve Trabzonspor’un yeni dönem vizyonu, hedeflerini kapsayan bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Zorlu Center’da yapılan toplantıda açıklamalarda bulunan Doğan, sözlerine geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Onursal Başkan Mehmet Ali Yılmaz’a, Allah’tan rahmet dileyerek başladı. 30 Nisan tarihinin Trabzon için önemli bir gün olduğunu aktaran Başkan Doğan, “8. şampiyonluğumuzun yıl dönümü. Önce kendi camiamıza bir mesaj vermek istiyorum. Trabzonspor camiası bir arada olduğu zaman aşamayacağı hiçbir engel yok. Şampiyonluğu gelenek haline getirmek istiyorsak her zaman bir arada olmak zorundayız. Bizim hocamızla bir olduğumuz gibi. Taraftarımızla bir arada olmak zorundayız. Bir arada olarak şampiyonluğu gelenek haline getiririz. Boğazda asılan bayrak konusunun sürekli hale gelmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Boğaza o bayrağı asmak istiyoruz”
Şampiyonluk sürecinin en önemli kısmının ekonomi olduğu aktaran Ertuğrul Doğan, “Şampiyonluk sürecine giden yol bellidir. Önce önemli konu ekonomik anlamda hazır olmamız lazım. Benim de içinde bulunduğum yönetim, şampiyonluk sezonu öncesi kimleri alacağımızı, hangi profilde oyuncu alacağımızı hazırlamıştık. Sezon bitmesiyle, önceden anlaşılan oyuncuları takıma kazandırdık. Bunun ekonomik yapılanmasını, Trabzon içinde birlikteliği sağlamıştık. Hocamızın da dediği gibi beraber hücum, beraber defans yaparak, tüm dünyaya örnek olacak bir şampiyonluk yaşamıştık. Aynı şeyleri yapmak için yola çıktık. 4 aylık transfer dönemini yürütüyoruz. Hocamızın izleme ekibi, biz de ekonomik tarafı yönlendiriyoruz. Gelecek sezon taraftara tekrar şampiyonluk sevinicini yaşatmak için hazırlanıyoruz. Tek bir amacımız var, taraftarımıza şampiyonluk sevincini yaşatmak. Boğaza o bayrağı asmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Ben bu şehrin sokaklarında büyümüş biri olarak, en şerefli görevdeyim”
Başkan Doğan, Trabzon şehrinin sokaklarında büyümüş birisi olduğunu vurgulayarak, “Ben bu şehrin sokaklarında büyümüş biri olarak, en şerefli görevdeyim. Kendim için söylüyorum. Sorumluklarımız var, bunları tek tek yerine getirmek istiyorum. Aynı zamanda taraftarlıktan geldiğim için onların neler istediği biliyorum. Şampiyonluk haricinde taraftarımızı hiçbir şey memnun etmez. Geldiğim noktada ise ligi en iyi yerde bitirmemiz gerekiyor. Bu şampiyonluk kupasının tekrar şehre gelmesi gerekiyor. Bunun olabilmesi için, ekonomiyi düzeltmemiz gerekiyor. Bununla ilgili ciddi çalışmalarımız var. 1 yıldır Trabzon’da başkanım. Bu ekonomik sorunlardan Trabzonspor’u bir şekilde çıkarmamız lazım. Önümüze daha iyi bakılabilmesi gerekiyor. En çok gündeme gelmesi gereken konu, altyapı ve ekonomidir. Bu ikisinde başarıyı sağlayabilirsek, sürdürebilir bir başarıya ulaşırız. Benim maddi desteğe ihtiyacım yok. Trabzonspor camiasının manevi desteğe ihtiyacı var. Buralarda ne yaparsan yap, sahada başarılı olmak zorundasın. İlk geldiğim günden beri ben bu borcu kapatmaya razıyım. Trabzonspor’un, bu kabuktan çıkması için ekonomik özürlüğe ulaşması gerekiyor. Bütün camianın desteğiyle önümüzdeki yıl tekrar zirveye ulaşan bir takım oluşturmak istiyoruz. Bunun olması için herkesin destek olması gerekiyor” diye konuştu.
“Şampiyonluk için, gelecek sezon planlamasını şimdiden yapıyoruz”
Gelecek sezon için hazırlıklara şimdiden başladıklarını da belirten Doğan, şunları dile getirdi:
“Trabzonspor’un içinde olduğu bir geçiş dönemi yaşıyoruz. 140 milyon Euro’nun 120 milyon Euro’luk kısmı karşılıksız. Çok ciddi 3 proje üzerinde çalışıyoruz. İkisi sona gelmiş durumda. Bir aksilik olmadığı müddetçe Trabzonspor’un ileriki yıllarda ekonomik sıkıntı yaşayacağını düşünmüyorum. Çok farklı bir mücadele, bunu taraftarımızın iyi anlaması gerek. 35-40 milyon Euro’luk bir kadro kurmak zorundayız, 55-60 milyon Euro’yu bulan bir maliyetten söz ediyoruz. Gelirleri topladığınızda 15 milyon Euro’yu bulmuyor, her yıl bulunması gereken 35-40 milyon Euro para var. Hedefimiz şampiyonluk, bunun için de gelire ihtiyaç var. Biz de bunu planlıyoruz. Ekonomik yapılanma, altyapıda yapılanma.. Bunlar hemen çözülebilecek şeyler değil. Bunları yapabileceğimizi gösterdiğimizi düşünüyorum. Önümüzdeki sene hedef şampiyonluk ve bunun için gelecek sezon planlamasını şimdiden yapıyoruz.”
“Trabzonspor’un, TFF seçimiyle ilgili beklentisi yerine gelmiştir”
18 Temmuz tarihinde yapılması planlanan Türkiye Futbol Federasyonu Olağan Seçimli Genel Kurul’la alakalı düşüncelerini paylaşan Başkan Ertuğrul Doğan, “Hiçbir kulüp bu konuyu konuşmazken biz TFF’yi istifaya davet etmiştik. Trabzonspor’un talebi bir kongreye gitmesiydi. Seçim için şu an 18 Temmuz’u bekliyoruz. Trabzonspor’un bu konuyla alakalı beklentisi yerine gelmiştir. Öyle bir maçta sonra canımız yandığı için anlattığımız şeyler. Türk futbolunda adalet olmadığı için bunları söylüyoruz. İstanbul takımlarının kollanmasıyla oluşmuş bir yapıdır. Anadolu takımlarının sesinin daha çok çıktığı bir dönem olacak. Trabzonspor’un kafasındaki tek gerçek, kendi kulübüne ve sonrada Anadolu takımlarına çıkabildiği kadar sahip çıkmaktır. Federasyonunun bir noktada bunu yapamadığı için istifaya davet ettik. Trabzonspor ve Anadolu takımlarının ciddi yer aldığı bir federasyon dönemi olacağını düşünüyoruz. Gerçek anlamda Türk futbolunda adaletin olmadığını söylüyorum” değerlendirmesini yaptı.
“Trabzonspor, haklının her zaman yanında olacaktır”
Ertuğrul Doğan, Süper Lig’de bir süredir yabancı VAR hakeminin görev yapmasıyla ilgili fikirlerini de şöyle aktardı:
“Şunu net söyleyebilirim, gerçekten hakem camiasının güvenilirliği konusunda tüm kulüplerin aklından bir sıkıntı olduğu çok net. Trabzonspor’un başında özelikle VAR’da akla hayale gelmeyecek şeyler oldu. Sahadaki adalet geçek anlamda sağlansın. Orta hakem bazen pozisyon gereği göremeyebiliyor. Bunlar hayatın doğal akışında olan şeyler. VAR’ın başında oturan ve defalarca izleyen kişinin verdiği yanlış karar bana mantıklı gelmiyor. Yabancı VAR hakemi doğruyu gösterecekse benim için geçerli. Hiçbir takımın taraftarı bunu hak etmiyor. Taraftarın kafasının şüphe olmasını doğru değil. Trabzonspor’un kendi için asla bir talebi olamaz. Rakiplerimizde aleyhine böyle kararlar verilmesini hak etmiyorlar. Bundan sonraki süreçte Trabzonspor, haklının her zaman yanında olacaktır.”
“Devlet tarafından gayrimenkul anlamında Trabzonspor’un aldığı bir destek yoktur”
Trabzonspor’un çok önemli 2 proje üzerinde yoğun bir çalışama gerçekleştirdiğinden de bahseden bordo-mavili kulübün başkanı, “Bunlardan bir tanesi Kartal projesidir. Şu an satın alımıyla alakalı son aşamasındayız. Trabzonspor bu mülkü Cumhurbaşkanımızın, İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde 29 yıl önce almıştır. Bu hep konuşuluyor, Trabzonspor ile alakalı siyaset destek veriyor diye. 29 yıl içerisinde Trabzonspor’un aldığı bunun dışında bir mülk yoktur. Ama o hiç destek almadığını söyleyen İstanbul kulüplerimizin aldığı arazi, arsaları, yerleri benim burada söylemem doğru olmaz ama çok ciddi bir miktarda kendilerine mülk kattılar. Bunu yadırgamıyorum bu arada, kendi camiaları adına iyi iş yapmışlardır. Kime destek veriliyor, kime destek verilmiyor anlamında yeri gelmişken camiam adına bunu söylemek zorundayım. Trabzonspor’un bu anlamda aldığı bir destek yoktur. İnşallah bizim de bu günden sonra devletimizden özellikle İstanbul’da, Trabzonspor’a bir tesis kazandırmak, altyapı, konaklama anlamımda bir yer talebimiz söz konusudur. Altyapısal anlamda yine bir proje geliştirmek için bir yer talebimiz söz konusudur. Trabzon’da da böyle taleplerimiz var. İstanbul Kartal’da son aşamaya gelmiş çok ciddi bir projemiz var. Yeri geldi diye söyleyeyim, yönetim anlamında böyle bir planlamamız var. İstanbul’da altyapı çalışma oluşturmak için, buradaki ailelerin çocuklarının eğitimi için, konaklayabileceği yeri sağlamaz lazım. Trabzon’da yaptığımız gibi bunu İstanbul’da sağlayabilmemiz lazım. Bunla alakalı yönetimin çalışmalarının sağlanması lazımdır. Kartal projesinde problem çıkarsa, bu zamana kadar yaptığımız gibi başkan olarak gerekeni yapacağım” açıklamasında bulundu.
“Trabzon’un bir gerçeği var yarışmak zorunda”
Ekonomik unsurun şu an kulüp için en önemli konu olduğunu ve Başkanlık dönemi öncesinde kulübe giren bir sponsorluk parası olmadığı söyleyen Başkan Doğan, “İçinde benimde hatalarımın bulunduğu süreç sonrası, Trabzonspor’un böyle bir kaosa sürüklenmemesi için göreve talip oldum. Düşmanımın bile yaşamasını istemeyeceğim bir süreçten geçtik. Zamanı geldiğinde bunları konuşacağız. Özellikle yönetim kurulundaki arkadaşlarımız arkamda durdu ve 1 yıl içinde 140 milyon Euro’yu geçen ve 120’si geri ödemesi olman bir para akışı sağladık. Planladığım tek nokta olarak blok halinde borçları kapatmak. Trabzon’un bir gerçeği var, yarışmak zorunda. Bu dediklerim yanlış anlaşılmasın. Bu hayatta geleceğim, gelebileceğim şerefli görevdeyim. Bu sıkıntılı dönemden çıkmak için elimizden geleni yapacağız. Transferle ilgili isim zikretmem doğru olmaz. Gelecek, gidecek oyuncular planlamasında hocamız değerlendirmeler yapıyor. Trabzonspor’un şu an devam eden lig ve kupa yarışı var. Hocamızla bilgi alışverişi yaparak bu süreç devam ediyor. Tekrardan taraftarımıza şampiyonluk sevinci yaşatmak istiyoruz. Bu bir birliktelik işidir. Gerçekten dediğim gibi biz bunu daha önce hocamızla beraber başardık. Ne yapacağımızı, ne edeceğimizi gerçekten biliyoruz. Başarı olur, olmaz bunlar ayrı konular. Sonuçta her doğru planlamanın ardından başarı gelecektir diye bir şey yok. Ama başarı ihtimaliniz çok yükseltir. Önce doğru planlamak lazım. Doğru insanla yola çıkmak lazım. Bunu her yerde söylüyorum, ben hocamın aklına, kalbine, gönlüne güveniyorum. Trabzonspor camiasıyla alakalı iyi niyetini biliyorum. Çok sıkıntı bir transfer dönemi yaşadık. Benim ve hocamızın üzerinde inanılmaz bir transfer baskısı kuruldu. Sanki biz bilmiyormuşuz gibi transfer yapmayı, sanki biz hayatımızda hiç transfer yamamışız gibi bir baskı oluştu. Bizim Trabzonspor sevgisini ve şampiyonluk hırsını kimseyle yarıştıracak halimiz yok. Ben tribünlerde, soyunma odasında büyüyen bir Trabzonsporluyum. Dolasıyla herkes kadar, ben Trabzonspor’un şampiyon olmasını istiyorum. Ama bu koltukta oturduğum zaman doğruyu yapmak zorundayım. Çünkü Trabzonspor’un bu şekilde harcayacak parası yok. Dediğim gibi benim dönemimde de bu hatalar yapıldı. Bu hataları azaltmak zorundayız. Orada hocamızda dik duruş gösterdi. Biz de yönetim olarak, alacaksak 1 adam alalım ama doğru adam alalım. Bu arada 2 tane doğru adam buluyorsak, 2 adam alalım. Ara transfer döneminde doğru adamı bulamadığımız için transfer yapmadık. Yani doğruyu bulduğumuza inansaydık 3’ü de yapardık. Hocama bu anlamda güveniyorum. Geçmiş dönemde hem ben hem hocam eksiklerimizi biliyoruz. Eğer hata yaptıysak bunları gördük, inceledik. Bu taraftar bunu hak ediyor. Biz bu süreci çok doğru yürütmek ve yaşatmak zorundayız” dedi.
“Trabzonspor’u kim daha iyi yönetebiliyorsa, o yönetsin”
Başkan Doğan, Trabzonspor’un faydası için borçların altından bir an önce sıyrılması gerektiğini söyleyerek, “Kongre sürecinde, bu Trabzonspor’u kim daha iyi yönetebiliyorsa, o yönetsin. Benim böyle dertlerim, sıkıntılarım olmaz. Bana yapılanı ben, benden sonra gelene yapmam. Bugün benim için çok değerli bir şerefli koltukta oturmak ama bir gün başka biri de bu koltukta oturacak. Ben o zaman, o kişinin tam yanında olacağım. Benim olunmadı ama ben olacağım” şeklinde konuştu.
“Onuachu’nun kiralık transferi konusunda anlaşabilirsek, tekrar konuyu değerlendireceğiz”
Paul Onuachu’nun gelecek sezonda kadroda olup, olmayacağıyla ilgili yönetilen soruya Doğan, “Onanchu’nun kulübüyle görüşmelerimiz devam ediyor. Kulübünün istediği formül, bonservisle satmak istiyorlar. Tabii çok ciddi bir maliyeti olan bir oyuncu. Trabzonspor’da böyle bir maliyetin altına girmesi söz konusu değil. Kiralık transferi konusunda anlaşabilirsek, tekrar konuyu değerlendireceğiz” cevabını verdi.
“Mendy ile alakalı bize resmi teklif gelmedi”
Trabzonspor’un sezon başında kadrosuna kattığı Batista Mendy’nin gelecek sezon için durumuna açıklık getiren Başkan Doğan, “Mendy ile alakalı bize resmi teklif gelmedi. Trabzonspor’un şu an onu satmak gibi bir hedefi yok. Çok ciddi bir ve farklı bir teklif gelmediği sürece satmak gibi bir düşüncemiz yok. Başka oyuncularıma teklifler var” cümlelerine yer verdi.
Öte yandan Trabzonspor’un bir kolej okulu çalışması olduğunu da sözlerine ekleyen Ertuğrul Doğan, “Kolej alakalı bizim koyduğumuz önemli vizyonlardan birisi, Trabzon Belediyesi’nden yer tahsisi yapmasını talep ettik. Ben tek tek Trabzonlu iş adamlarını geçerek, parça parça destek talebinde bulanacağız. Koleji bulmadan önce bu şekilde faaliyete geçirmek istiyorum” diye konuştu.
]]>Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan, içinde bulduğumuz sezon ve Trabzonspor’un yeni dönem vizyonu, hedeflerini kapsayan bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Zorlu Center’da yapılan toplantıda açıklamalarda bulunan Doğan, sözlerine geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Onursal Başkan Mehmet Ali Yılmaz’a, Allah’tan rahmet dileyerek başladı. 30 Nisan tarihinin Trabzon için önemli bir gün olduğunu aktaran Başkan Doğan, “8. şampiyonluğumuzun yıl dönümü. Önce kendi camiamıza bir mesaj vermek istiyorum. Trabzonspor camiası bir arada olduğu zaman aşamayacağı hiçbir engel yok. Şampiyonluğu gelenek haline getirmek istiyorsak her zaman bir arada olmak zorundayız. Bizim hocamızla bir olduğumuz gibi. Taraftarımızla bir arada olmak zorundayız. Bir arada olarak şampiyonluğu gelenek haline getiririz. Boğazda asılan bayrak konusunun sürekli hale gelmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Boğaza o bayrağı asmak istiyoruz”
Şampiyonluk sürecinin en önemli kısmının ekonomi olduğu aktaran Ertuğrul Doğan, “Şampiyonluk sürecine giden yol bellidir. Önce önemli konu ekonomik anlamda hazır olmamız lazım. Benim de içinde bulunduğum yönetim, şampiyonluk sezonu öncesi kimleri alacağımızı, hangi profilde oyuncu alacağımızı hazırlamıştık. Sezon bitmesiyle, önceden anlaşılan oyuncuları takıma kazandırdık. Bunun ekonomik yapılanmasını, Trabzon içinde birlikteliği sağlamıştık. Hocamızın da dediği gibi beraber hücum, beraber defans yaparak, tüm dünyaya örnek olacak bir şampiyonluk yaşamıştık. Aynı şeyleri yapmak için yola çıktık. 4 aylık transfer dönemini yürütüyoruz. Hocamızın izleme ekibi, biz de ekonomik tarafı yönlendiriyoruz. Gelecek sezon taraftara tekrar şampiyonluk sevinicini yaşatmak için hazırlanıyoruz. Tek bir amacımız var, taraftarımıza şampiyonluk sevincini yaşatmak. Boğaza o bayrağı asmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Ben bu şehrin sokaklarında büyümüş biri olarak, en şerefli görevdeyim”
Başkan Doğan, Trabzon şehrinin sokaklarında büyümüş birisi olduğunu vurgulayarak, “Ben bu şehrin sokaklarında büyümüş biri olarak, en şerefli görevdeyim. Kendim için söylüyorum. Sorumluklarımız var, bunları tek tek yerine getirmek istiyorum. Aynı zamanda taraftarlıktan geldiğim için onların neler istediği biliyorum. Şampiyonluk haricinde taraftarımızı hiçbir şey memnun etmez. Geldiğim noktada ise ligi en iyi yerde bitirmemiz gerekiyor. Bu şampiyonluk kupasının tekrar şehre gelmesi gerekiyor. Bunun olabilmesi için, ekonomiyi düzeltmemiz gerekiyor. Bununla ilgili ciddi çalışmalarımız var. 1 yıldır Trabzon’da başkanım. Bu ekonomik sorunlardan Trabzonspor’u bir şekilde çıkarmamız lazım. Önümüze daha iyi bakılabilmesi gerekiyor. En çok gündeme gelmesi gereken konu, altyapı ve ekonomidir. Bu ikisinde başarıyı sağlayabilirsek, sürdürebilir bir başarıya ulaşırız. Benim maddi desteğe ihtiyacım yok. Trabzonspor camiasının manevi desteğe ihtiyacı var. Buralarda ne yaparsan yap, sahada başarılı olmak zorundasın. İlk geldiğim günden beri ben bu borcu kapatmaya razıyım. Trabzonspor’un, bu kabuktan çıkması için ekonomik özürlüğe ulaşması gerekiyor. Bütün camianın desteğiyle önümüzdeki yıl tekrar zirveye ulaşan bir takım oluşturmak istiyoruz. Bunun olması için herkesin destek olması gerekiyor” diye konuştu.
“Şampiyonluk için, gelecek sezon planlamasını şimdiden yapıyoruz”
Gelecek sezon için hazırlıklara şimdiden başladıklarını da belirten Doğan, şunları dile getirdi:
“Trabzonspor’un içinde olduğu bir geçiş dönemi yaşıyoruz. 140 milyon Euro’nun 120 milyon Euro’luk kısmı karşılıksız. Çok ciddi 3 proje üzerinde çalışıyoruz. İkisi sona gelmiş durumda. Bir aksilik olmadığı müddetçe Trabzonspor’un ileriki yıllarda ekonomik sıkıntı yaşayacağını düşünmüyorum. Çok farklı bir mücadele, bunu taraftarımızın iyi anlaması gerek. 35-40 milyon Euro’luk bir kadro kurmak zorundayız, 55-60 milyon Euro’yu bulan bir maliyetten söz ediyoruz. Gelirleri topladığınızda 15 milyon Euro’yu bulmuyor, her yıl bulunması gereken 35-40 milyon Euro para var. Hedefimiz şampiyonluk, bunun için de gelire ihtiyaç var. Biz de bunu planlıyoruz. Ekonomik yapılanma, altyapıda yapılanma.. Bunlar hemen çözülebilecek şeyler değil. Bunları yapabileceğimizi gösterdiğimizi düşünüyorum. Önümüzdeki sene hedef şampiyonluk ve bunun için gelecek sezon planlamasını şimdiden yapıyoruz.”
“Trabzonspor’un, TFF seçimiyle ilgili beklentisi yerine gelmiştir”
18 Temmuz tarihinde yapılması planlanan Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Olağan Seçimli Genel Kurul’la alakalı düşüncelerini paylaşan Başkan Ertuğrul Doğan, “Hiçbir kulüp bu konuyu konuşmazken biz TFF’yi istifaya davet etmiştik. Trabzonspor’un talebi bir kongreye gitmesiydi. Seçim için şu an 18 Temmuz’u bekliyoruz. Trabzonspor’un bu konuyla alakalı beklentisi yerine gelmiştir. Öyle bir maçta sonra canımız yandığı için anlattığımız şeyler. Türk futbolunda adalet olmadığı için bunları söylüyoruz. İstanbul takımlarının kollanmasıyla oluşmuş bir yapıdır. Anadolu takımlarının sesinin daha çok çıktığı bir dönem olacak. Trabzonspor’un kafasındaki tek gerçek, kendi kulübüne ve sonrada Anadolu takımlarına çıkabildiği kadar sahip çıkmaktır. Federasyonunun bir noktada bunu yapamadığı için istifaya davet ettik. Trabzonspor ve Anadolu takımlarının ciddi yer aldığı bir federasyon dönemi olacağını düşünüyoruz. Gerçek anlamda Türk futbolunda adaletin olmadığını söylüyorum” değerlendirmesini yaptı.
“Trabzonspor, haklının her zaman yanında olacaktır”
Ertuğrul Doğan, Süper Lig’de bir süredir yabancı VAR hakeminin görev yapmasıyla ilgili fikirlerini de şöyle aktardı:
“Şunu net söyleyebilirim, gerçekten hakem camiasının güvenilirliği konusunda tüm kulüplerin aklından bir sıkıntı olduğu çok net. Trabzonspor’un başında özelikle VAR’da akla hayale gelmeyecek şeyler oldu. Sahadaki adalet geçek anlamda sağlansın. Orta hakem bazen pozisyon gereği göremeyebiliyor. Bunlar hayatın doğal akışında olan şeyler. VAR’ın başında oturan ve defalarca izleyen kişinin verdiği yanlış karar bana mantıklı gelmiyor. Yabancı VAR hakemi doğruyu gösterecekse benim için geçerli. Hiçbir takımın taraftarı bunu hak etmiyor. Taraftarın kafasının şüphe olmasını doğru değil. Trabzonspor’un kendi için asla bir talebi olamaz. Rakiplerimizde aleyhine böyle kararlar verilmesini hak etmiyorlar. Bundan sonraki süreçte Trabzonspor, haklının her zaman yanında olacaktır.”
“Devlet tarafından gayrimenkul anlamında Trabzonspor’un aldığı bir destek yoktur”
Trabzonspor’un çok önemli 2 proje üzerinde yoğun bir çalışama gerçekleştirdiğinden de bahseden bordo-mavili kulübün başkanı, “Bunlardan bir tanesi Kartal projesidir. Şu an satın alımıyla alakalı son aşamasındayız. Trabzonspor bu mülkü Cumhurbaşkanımızın, İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde 29 yıl önce almıştır. Bu hep konuşuluyor, Trabzonspor ile alakalı siyaset destek veriyor diye. 29 yıl içerisinde Trabzonspor’un aldığı bunun dışında bir mülk yoktur. Ama o hiç destek almadığını söyleyen İstanbul kulüplerimizin aldığı arazi, arsaları, yerleri benim burada söylemem doğru olmaz ama çok ciddi bir miktarda kendilerine mülk kattılar. Bunu yadırgamıyorum bu arada, kendi camiaları adına iyi iş yapmışlardır. Kime destek veriliyor, kime destek verilmiyor anlamında yeri gelmişken camiam adına bunu söylemek zorundayım. Trabzonspor’un bu anlamda aldığı bir destek yoktur. İnşallah bizim de bu günden sonra devletimizden özellikle İstanbul’da, Trabzonspor’a bir tesis kazandırmak, altyapı, konaklama anlamımda bir yer talebimiz söz konusudur. Altyapısal anlamda yine bir proje geliştirmek için bir yer talebimiz söz konusudur. Trabzon’da da böyle taleplerimiz var. İstanbul Kartal’da son aşamaya gelmiş çok ciddi bir projemiz var. Yeri geldi diye söyleyeyim, yönetim anlamında böyle bir planlamamız var. İstanbul’da altyapı çalışma oluşturmak için, buradaki ailelerin çocuklarının eğitimi için, konaklayabileceği yeri sağlamaz lazım. Trabzon’da yaptığımız gibi bunu İstanbul’da sağlayabilmemiz lazım. Bunla alakalı yönetimin çalışmalarının sağlanması lazımdır. Kartal projesinde problem çıkarsa, bu zamana kadar yaptığımız gibi başkan olarak gerekeni yapacağım” açıklamasında bulundu.
“Trabzon’un bir gerçeği var yarışmak zorunda”
Ekonomik unsurun şu an kulüp için en önemli konu olduğunu ve Başkanlık dönemi öncesinde kulübe giren bir sponsorluk parası olmadığı söyleyen Başkan Doğan, “İçinde benimde hatalarımın bulunduğu süreç sonrası, Trabzonspor’un böyle bir kaosa sürüklenmemesi için göreve talip oldum. Düşmanımın bile yaşamasını istemeyeceğim bir süreçten geçtik. Zamanı geldiğinde bunları konuşacağız. Özellikle yönetim kurulundaki arkadaşlarımız arkamda durdu ve 1 yıl içinde 140 milyon Euro’yu geçen ve 120’si geri ödemesi olman bir para akışı sağladık. Planladığım tek nokta olarak blok halinde borçları kapatmak. Trabzon’un bir gerçeği var, yarışmak zorunda. Bu dediklerim yanlış anlaşılmasın. Bu hayatta geleceğim, gelebileceğim şerefli görevdeyim. Bu sıkıntılı dönemden çıkmak için elimizden geleni yapacağız. Transferle ilgili isim zikretmem doğru olmaz. Gelecek, gidecek oyuncular planlamasında hocamız değerlendirmeler yapıyor. Trabzonspor’un şu an devam eden lig ve kupa yarışı var. Hocamızla bilgi alışverişi yaparak bu süreç devam ediyor. Tekrardan taraftarımıza şampiyonluk sevinci yaşatmak istiyoruz. Bu bir birliktelik işidir. Gerçekten dediğim gibi biz bunu daha önce hocamızla beraber başardık. Ne yapacağımızı, ne edeceğimizi gerçekten biliyoruz. Başarı olur, olmaz bunlar ayrı konular. Sonuçta her doğru planlamanın ardından başarı gelecektir diye bir şey yok. Ama başarı ihtimaliniz çok yükseltir. Önce doğru planlamak lazım. Doğru insanla yola çıkmak lazım. Bunu her yerde söylüyorum, ben hocamın aklına, kalbine, gönlüne güveniyorum. Trabzonspor camiasıyla alakalı iyi niyetini biliyorum. Çok sıkıntı bir transfer dönemi yaşadık. Benim ve hocamızın üzerinde inanılmaz bir transfer baskısı kuruldu. Sanki biz bilmiyormuşuz gibi transfer yapmayı, sanki biz hayatımızda hiç transfer yamamışız gibi bir baskı oluştu. Bizim Trabzonspor sevgisini ve şampiyonluk hırsını kimseyle yarıştıracak halimiz yok. Ben tribünlerde, soyunma odasında büyüyen bir Trabzonsporluyum. Dolasıyla herkes kadar, ben Trabzonspor’un şampiyon olmasını istiyorum. Ama bu koltukta oturduğum zaman doğruyu yapmak zorundayım. Çünkü Trabzonspor’un bu şekilde harcayacak parası yok. Dediğim gibi benim dönemimde de bu hatalar yapıldı. Bu hataları azaltmak zorundayız. Orada hocamızda dik duruş gösterdi. Biz de yönetim olarak, alacaksak 1 adam alalım ama doğru adam alalım. Bu arada 2 tane doğru adam buluyorsak, 2 adam alalım. Ara transfer döneminde doğru adamı bulamadığımız için transfer yapmadık. Yani doğruyu bulduğumuza inansaydık 3’ü de yapardık. Hocama bu anlamda güveniyorum. Geçmiş dönemde hem ben hem hocam eksiklerimizi biliyoruz. Eğer hata yaptıysak bunları gördük, inceledik. Bu taraftar bunu hak ediyor. Biz bu süreci çok doğru yürütmek ve yaşatmak zorundayız” dedi.
“Trabzonspor’u kim daha iyi yönetebiliyorsa, o yönetsin”
Başkan Doğan, Trabzonspor’un faydası için borçların altından bir an önce sıyrılması gerektiğini söyleyerek, “Kongre sürecinde, bu Trabzonspor’u kim daha iyi yönetebiliyorsa, o yönetsin. Benim böyle dertlerim, sıkıntılarım olmaz. Bana yapılanı ben, benden sonra gelene yapmam. Bugün benim için çok değerli bir şerefli koltukta oturmak ama bir gün başka biri de bu koltukta oturacak. Ben o zaman, o kişinin tam yanında olacağım. Benim olunmadı ama ben olacağım” şeklinde konuştu.
“Onuachu’nun kiralık transferi konusunda anlaşabilirsek, tekrar konuyu değerlendireceğiz”
Paul Onuachu’nun gelecek sezonda kadroda olup, olmayacağıyla ilgili yönetilen soruya Doğan, “Onanchu’nun kulübüyle görüşmelerimiz devam ediyor. Kulübünün istediği formül, bonservisle satmak istiyorlar. Tabii çok ciddi bir maliyeti olan bir oyuncu. Trabzonspor’da böyle bir maliyetin altına girmesi söz konusu değil. Kiralık transferi konusunda anlaşabilirsek, tekrar konuyu değerlendireceğiz” cevabını verdi.
“Mendy ile alakalı bize resmi teklif gelmedi”
Trabzonspor’un sezon başında kadrosuna kattığı Batista Mendy’nin gelecek sezon için durumuna açıklık getiren Başkan Doğan, “Mendy ile alakalı bize resmi teklif gelmedi. Trabzonspor’un şu an onu satmak gibi bir hedefi yok. Çok ciddi bir ve farklı bir teklif gelmediği sürece satmak gibi bir düşüncemiz yok. Başka oyuncularıma teklifler var” cümlelerine yer verdi.
Öte yandan Trabzonspor’un bir kolej okulu çalışması olduğunu da sözlerine ekleyen Ertuğrul Doğan, “Kolej alakalı bizim koyduğumuz önemli vizyonlardan birisi, Trabzon Belediyesi’nden yer tahsisi yapmasını talep ettik. Ben tek tek Trabzonlu iş adamlarını geçerek, parça parça destek talebinde bulanacağız. Koleji bulmadan önce bu şekilde faaliyete geçirmek istiyorum” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Lexus LBX paketleri, özellikleri ve fiyatı:
Modelin ‘LBX Atmosferleri’ başlığı altında sınıflandırılan iç mekan tasarım konseptleri, ‘Elegant’, ‘Relax’, ‘Emotion’ ve ‘Cool’ gibi farklı tarzları yansıtıyor ve her biri benzersiz bir sürüş deneyimi vaat ediyor. Örneğin ‘Elegant’ paketi 18 inç parlak alüminyum alaşımlı jantlar ve dokunmatik multimedya ekran gibi premium özelliklerle öne çıkarken, ‘Relax’ paketi daha sakin ve konforlu bir deneyim sunmak üzere tasarlanmış.

Gelin her paketin teknik özelliklerine tek tek göz atalım:
Lexus LBX Elegant:
18 inç parlak alüminyum alaşım jantlar
9,8 inç dokunmatik multimedya ekranı
6 hoparlörlü Premium ses sistemi
Akıllı telefon entegrasyonu
Akustik ön camlar
Otomatik yanan uzun farlar (AHB)
Acil Durum Direksiyon Desteği (ESA)
Acil Durum Sürüş Durdurma Sistemi (EDSS)
Arka Çapraz Trafik Uyarısı ve Frenleme
Kavşakta Çarpışma Önleme Sistemi
Önden Yaya Algılama
Trafik İşareti Algılama sistemi
Şerit Takip Asistanı
E-Latch – Güvenli Çıkış Asistanı
LED Bagaj Aydınlatması
Tek renk gövde seçenekleri
Lexus LBX Emotion:
18 inç koyu gri işlenmiş alaşım jantlar
Karartılmış camlar
Çift renk gövde seçenekleri
Lexus LBX Relax:
18 inç parlak alüminyum alaşım jantlar
13 hoparlörlü Mark Levinson Premium Surround ses sistemi
3 kollu deri direksiyon
Adaptif Uzun Hüzme Far S istemi (AHS)
Akusik ön ve ön yan camlar
Virajlarda yardımcı aydınlatma özelliği – LED
Yüksek çözünürlüklü dijital hız göstergesi
Isıtmalı direksiyon
Elektrikli ayarlanabilir sürücü koltuğu, 8 yönlü
LED ön sis farları
Tek Renk gövde seçenekleri
Lexus LBX Cool:
18 inç koyu gri işlenmiş alaşım jantlar
Ön cama yansıyan renkli gösterge ekranı
Süet kapı iç panel kaplaması
Süet kaplamalı ön konsol
Süet kol dayama ünitesi
Etkinlikte Lexus LBX’in dört farklı paketinin her birinin başlangıç fiyatları da açıklandı:

Lexus LBX Elegant: 2.290.000 TL
Lexus LBX Emotion: 2.390.000 TL
Lexus LBX Relax: 2.575.000 TL
Lexus LBX Cool: 2.650.000 TL
Bu fiyatlandırma, markanın her bir paket seçeneğinin sağladığı özel özellikler ve materyaller göz önünde bulundurularak yapılmış.

Lexus LBX Türkiye sunumunun ardından, katılımcılar araç hakkında daha fazla bilgi almak ve gösterilen modelleri yakından incelemek üzere standları ziyaret etti ve biz de oradan sizlere bildirdik.
Son olarak Lexus LBX motor özellikleri:
Lexus, B SUV modeli LBX ile Türkiye’de iddialı olmak istiyor
Şık tasarımları, detaylı özellikleri ve sürüş deneyimini üst seviyeye çıkaran yenilikleri ile bu yeni model, otomobil piyasasında kendine sağlam bir yer edinmeye hazır görünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı lütfen unutmayın.
]]>Fıstıkağacı Metro İstasyonu’nda bir araya gelen grup, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını protesto etti. Katılımcılar, “Cease fire now”, “Refah Sınır Kapısı açılsın” yazılı pankartlar açtı, Türk ve Filistin bayrakları taşıdı.
Gruptakiler, daha sonra tekbir getirip “Yaşasın küresel intifada”, “Yaşasın Filistin direnişi”, “Katil İsrail, Filistin’den defol”, “Yaşasın küresel kardeşliğimiz” sloganları attı.
İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Sekreteri Durmuş Aydın, Üsküdar Meydanı’nda yaptığı konuşmada, Filistin, Kudüs ve insanlık için burada bir arada olduklarını söyledi.
Ekim ayından bugüne Gazze’de ve Batı Şeria’da, 10 binlerce Filistinli kadın, çocuk ve yaşlının hayatını kaybettiğini belirten Aydın, “Dünyanın her tarafında gencinden yaşlısına, üniversitelisinden akademisyenine kadar vicdan sahibi insanlar meydanlarda harekete geçmiş ve Filistin için kıyama kalkmış vaziyette.” diye konuştu.
Dünyada, Gazze ve Filistin için hayatlarını eğitime adamış gençlerin üniversitelerde ve meydanlarda protesto gerçekleştirdiklerini anımsatan Aydın, “Bizler de bugün buradayız. Dünyaya bir mesaj vermeye çalışıyoruz. Kanayan yara, vicdanımızı sızlatan Gazze için buradayız. Hiçbir zaman da durmayacağız. Mescid-i Aksa için, Gazze için, Filistin için kalbimiz devamlı atacak. Evimizde, mahallemizde, sokağımızda, dükkanımızda, çarşıda, Filistin’i, Biladü’ş-Şam’ı ruhumuzda dimdik tutmak zorundayız.” ifadesini kullandı.
Aydın, Filistin davasının küresel bir dava olduğuna dikkati çekerek, sadece Üsküdar Meydanı’nda değil Meksika’dan Balkanlar’a, Orta Doğu’dan farklı coğrafyalara kadar insanların meydanlarda olduğunu ve bunun iyi bilinerek değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Özgürlük Filosu olarak çalışmalarını yürüttüklerini ve İsrail’in gemi bayrağına dair bütün engellemelerine rağmen mücadelelerini sürdüreceklerini dile getiren Aydın, şöyle devam etti:
“Gemi gerekiyorsa Avrupa’da, gerekiyorsa buradan kalkacak ama dünyaya bu mücadeleyi göstereceğiz, vazgeçmeyeceğiz. Müslümanlar, insanlar Filistin’i unuttuğumuzda kendimizi unuturuz, çocuğumuzu unuturuz ve en önemlisi de geleceğimizi unuturuz. Geleceğimizi unutmayacağız. Hepimiz teyakkuzda olacağız. Gerektiğinde hepimiz fert olarak, aile olarak, çocuğumuzla, mahallemizle meydanlara inip kardeşliğimizi, dayanışmamızı Filistin için Mescid-i Aksa için göstereceğiz.”???????
“Yükümüz, yolcularımız, bütün teknik ekibimiz ve mürettebatımız hazır”
Mavi Marmara Özgürlük ve Dayanışma Derneği Başkanı Beheşti İsmail Songür ise “Bildiğiniz üzere iki gün önce Özgürlük Filosu İstanbul’dan ayrılacak ve dünyanın farklı şehirlerine uğrayarak Akdeniz’de bulunan diğer filolarla beraber Gazze’ye doğru yola çıkacaktı, fakat İsrail’in baskılarından dolayı bayrak devletlerinden biri olan Gine-Bissau bayrağı düşürerek yeni bir hukuksuzluğa imza attı. Bizler uluslararası hukuka saygı duyuyoruz ama sizlere de insan haklarına, Gazze’nin özgürlük mücadelesine ve İttihad-ı İslam meselesine saygı duymayı öğreteceğiz.” şeklinde konuştu.
Türkiye’de dahil, bütün ülkelere yeni bayrak alabilmek için başvurularda bulunduklarını aktaran Songür, “İlerleyen günlerde tek tek hangi ülkeye başvurmuşsak bunu kamuoyuyla paylaşacağız. Yükümüz, yolcularımız, bütün teknik ekibimiz ve mürettebatımız hazır ve şu an binlerce ton malzeme burada limanlarda Gazze için hareket etmeyi bekliyor.” açıklamasında bulundu.
Songür, şunları kaydetti:
“Neredeyse 7 aydır süslü laflar eden bütün dünya politikası, Gazze’ye dair top çevirmekten başka hiçbir iş yapmadı. Yedi ay sonra dünya vicdanı birleşerek Özgürlük Filosu’nu ortaya çıkardı ve Gazze’ye hareket etmek için hazırlanırken böyle bir engellemeyle karşılaştık. Şunu iyi bilin ve anlayın, bu mücadeleden geri durmayacağız, geri adım atmayacağız ve inşallah yakın zamanda tekrardan Gazze için yola çıkacağız.”
Gazze Dayanışma Platformu adına konuşan Necmettin Irmak da 7 Ekim’in ümmet ve insanlık için bir direniş olduğunu belirterek, “200 günden fazladır direniş devam ediyor. Bu sadece Gazze’yle alakalı değil, bütün dünyaya ve ümmete adım adım yayıldı.” diye konuştu.
Eyleme, Uluslararası Özgürlük Filosu Koalisyonu üyesi çok sayıda aktivist, çeşitli sivil toplum kuruluşları, vatandaşlar ile yabancılar da katıldı.???????
]]>Prof. Dr. Necmettin Erbakan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bahçesine 6 ay önce, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğinde yürütülen “Okulda Çiftlik Projesi” kapsamında sağlanan yüzde 100 hibeyle temin edilen bitki kabini kuruldu.
Öğrenciler, Trabzon Teknokent’teki özel bir şirket tarafından hazırlanan ve 8 farklı bitki türüne ihtiyacı olan su, aydınlatma, sıcaklık, uygun besin oranları ve asidik koşulları sağlayan kabinde ilk etapta 736 kök marul yetiştirdi.
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin de desteklediği öğrenciler, ilk mahsullerini hasat etmenin mutluluğunu yaşadı. Bitki kabininde domates, salatalık ve çilek yetiştirilmesi planlanıyor.
Ortahisar Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, AA muhabirine, öğrencilerin teknolojinin imkanlarından faydalanarak güzel bir üretim alanına kavuştuğunu söyledi.
Karakaş, bitki kabininin enerjisinin güneş panellerinden karşılanması amacıyla da çalışma yapıldığını belirterek, “Ayrıca bu kapsamda 80. Yıl Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde tamamen teknolojik tarıma yönelik bir alan da açacağız.” dedi.
Altyapı çalışmalarına 1,5 yıl önce başlanan projeyi önemsediklerini ifade eden Karakaş, şu değerlendirmede bulundu:
“Çocuklarımız bitkilerin üretilmesini hem yerinde görüyorlar hem de biz milletimize çok güzel hizmet sunmuş oluyoruz. Ekonomik ve zirai ilaçlardan kurtularak daha sağlıklı ürünlere kavuşacağız. Tarıma dayalı teknoloji ilk defa okul olarak burada uygulandı. Bu açıdan da önemli bir proje.”
“Amacımız çocuklarımızın 4 yılı en verimli şekilde geçirmelerini sağlamak”
Okul Müdürü Halil İbrahim Aydın ise öğrencilerin farklı alanlarda da eğitim almalarını sağlamayı amaçladıklarını söyledi.
Aydın, projenin maliyetine ilişkin de bilgi vererek, “Farkındalık oluşturan bir proje okuluyuz. Amacımız çocuklarımızın her türlü imkan dahilinde farklı alanlarda 4 yılı en verimli şekilde geçirmelerini sağlamak.” diye konuştu.
Projenin yazılımının Karadeniz Teknik Üniversitesindeki akademisyenlerce hazırlandığını dile getiren Aydın, “Projenin yazılım ve elektronik donanımı, domates, salatalık ve çilek gibi çeşitli ürünleri de yetiştirmeye olanak sağlıyor. Trabzon gibi coğrafi şartları zor ve engebeli bir şehirde nasıl tarım yapılabilir onu anlatmaya çalıştık.” ifadelerini kullandı.
Projenin yazılımını yapan şirketin yöneticilerinden, Karadeniz Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Yazgan, şu bilgileri paylaştı:
“Farklı besin değerlerini ve ortam koşullarını seçilen bitki türüne göre otomatik bir şekilde ayarlayan ve asidik düzenlemesini sağlayan bir elektronik donanım ve yazılım tasarladık. İlk sonuçlarını marullarda görüyoruz. Burada sadece tek bir ürün değil, seçmiş olduğunuz ürüne özel beslenme maddelerinin istenilen periyodda sıvıyla karıştırılarak bitkilerin beslenmesini sağlamış oluyoruz. Bu sayede ekimi yaptıktan sonra herhangi bir müdahale olmadan hasat zamanına kadar kendi kendine yetişmesi sağlanıyor. Kişinin yapacağı hatalardan ve zirai ilaçlamadan bağımsız bir üretim gerçekleşmiş oluyor.”
Lisenin motorlu araçlar bölümü öğrencisi Metehan Öztürk, böyle bir projede yer almaktan mutluluk duyduğunu, sebze üretimindeki yeni uygulamaları öğrendiklerini anlattı.
]]>vivo X100 Ultra kamerası Blueprint Image yapay zeka teknolojileri ile gelecek
Weibo’da paylaşım yapan vivo Marka ve Ürün Stratejisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Jia Jingdong, önemli bilgiler X100 Ultra görselleri ile karşımıza çıktı. Bu paylaşıma göre vivo X100 Ultra tanıtım tarihi olarak Mayıs ayı karşımıza çıkıyor. Buna göre X100 Ultra tanıtım tarihi sadece Çin’i kapsıyor. Yani modelin globalde ne zaman tanıtılacağı henüz belli değil.
Ancak bu paylaşımın belki de en önemli noktası Blueprint Image teknolojisi. Jia Jingdong, teknolojiyi genel anlamda ele alsa da X100 Ultra için üretici yapay zeka özellikleri gelecek gibi görünüyor. Paylaşımın satır aralarında vivo X100 Ultra yapay zeka özellikleri ile ilgili önemli detaylar da yer alıyor. Buna göre metinden resim üretme, çekilen fotoğrafları yapay zeka ile daha yaratıcı hale getirme gibi özellikler vivo X100 Ultra özellikleri arasında yer alacağa benziyor.

İlginç olan ise bu teknolojinin BlueImage şeklinde bir logoyla karşımıza çıkması. Yani logoda BlueImage vurgusu yer alsa da teknolojinin tam ismi Blueprint Image olarak karşımıza çıkıyor.
Galaxy Note 9’a yapay zeka müjdesi! Ama bir şartla
Şu an için olmasa da vivo, kameradan diyabet yani şeker hastalığı ve felç için erken tanı koyma gibi özellikleri de denemeye başladı. Buna göre vivo Blueprint Image, gelecekte kameradan sağlık teşhisi koymak gibi yapay zeka özellikleri ile de karşımıza çıkacak. Yine BlueImage ya da Blueprint Image teknolojisi, paylaşıma göre vivo’nun bundan sonra kameralarda kullanacağı tüm teknolojileri tek bir marka altında toplayacak.
Burada X100 Ultra ile VCS görüntü motoru teknolojisine kendi geliştirdiği NICE algoritması ile eşlik edecek. Buna karşın vivo, Carl Zeiss ortaklığı da devam ediyor. Ancak firma Blueprint Image teknolojisi ile kendi görüntü işleme algoritmasını kullanacağa beziyor. Buna karşın paylaşımda Carl Zeiss ile de ortak görüntü işleme teknolojileri geliştirildiği vurgusu da yer aldı.
Jingdong’un paylaştığı X100 Ultra görselleri ise pek beklentileri karşılayacak türden değil. Buna karşın modelin dört kamera ile geleceği de tahminler arasında.
vivo X100 Ultra özellikleri
Aslında görseller de biraz da olsun bu tahminleri doğruluyor. Buna göre X100 Ultra, 200 Megapiksel çözünürlük, 200x dijital zoom ve 4.3x optik zoom özellikleri bulunan periskop kamera yer alacak. Ana kamera tarafında ise 50 Megapiksel çözünürlüğe sahip LYT-900 ana sensör yer alacak. Ayrıca vivo X100 Ultra kamerası 50 Megapiksel ultra geniş lens ve 50 Megapiksel telefoto kamera kurulumu ile gelecek.
X100 Ultra özellikleri arasında ekranı da dikkat çekiyor. Buna göre 120 Hz yenileme hızına sahip AMOLED, 6,78 inç büyüklüğünde ve 2K çözünürlüğe sahip bir ekran karşımıza çıkacak. İşlemci tarafında ise X100 Ultra Snapdragon 8 Gen 3 ile karşımıza çıkacak. Şu an için ise modelin Mayıs ayının kaşında tanıtılacağı henüz belli değil.
]]>‘Ülkemizin Savunma ve Güvenlik Meselelerine Bir Bakış’ isimli konferansa konuşmacı olarak katılan TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar burada gençlere, Türkiye’nin milli savunma stratejilerini, güvenlik politikaları ve ülkenin savunma alanındaki güçlü yanları hakkında bilgiler aktardı. Hukuk Fakültesi’nin Sabahattin Zaim Konferans Salonu’nda gerçekleşen konferansta Akar, İsrail- Filistin arasındaki savaşa değinerek Türkiye’nin izlediği politikalar hakkında bilgiler verdi. Akar, “Devletlerin iki temel hedefi var biri devletin bekası diğeri insanlarının refahı bunun için büyük ve güçlü ülke diyerek çalışmalarımızı gece gündüz demeden yaptık. Şu anda yaptığımız çalışmalar neticesinde uluslararası alanda özne halinde geldi. Etki alanımız üç kıta, ilgi alanımız ise tüm dünya oldu” dedi.
“Mehmetçik, teröristleri kazdıkları çukurlara gömdü”
Terör hususuna değinen Akar, “Biz terör meselesini ortandan kaldırmak için çözüm süreci başlattık ama gerçek teröristler bunun peşini bırakmamak için azgınlaştılar. Bunun üzerine ise 24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren bugünkü yapmakta olduğumuz operasyonlar başladı. Dağlarda hava saldırılarıyla teröristler çukurlara gömüldü, barınaklar yıkıldı. Mehmetçik karşısında dağlarda duramayanlar illerde ve ilçelerde halkı siper ederek çukur kazıp bir yere varacaklarını zannettiler. Mehmetçikler sadece ve sadece teröristleri kazdıkları çukurlara gömdüler. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra artık bu ordu bir şey yapamaz denildiği bir noktada Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekatları gerçekleşti ve en sonda da Bahar Kalkanı yapmak suretiyle göçü engelledik. Teröristlerin hevesleri de kursaklarında kaldı ve onları destekleyenlerin de eylem yapmasına müsaade etmiyoruz. 4 bin 500 DEAŞ’lı Suriye’nin kuzeyinde TSK tarafından etkisiz hale getirildi ve diğer tarafta da PKK ve YPG bunların birbirinden hiçbir farkı yok bunlar tamamen uluslararası oyunlar isimleri değiştirmek suretiyle kendilerine bir alan açmaya çalışıyorlar bunda biz müsaade etmiyoruz. Biz kimseyi dininden, renginden dolayı ayırt etmedik, edemeyiz böyle bir yetkimiz yok bizim inanç olarak. Türkler, Kürtler, Zazalar, Araplar kardeştir, 85 milyon biriz, tek yumruk ve tek yüreğiz. Bunun da en güzel kanıtı biz yüz yıllarca beraber yaşadık, ekmeğimizi bölüştük, kız aldık, kız verdik bu alçaklar ortaya çıkıp aramıza fitne sokuncaya kadar ve en değerli olanı da Cumhuriyeti berber kurduk, teröristlere ve darbelere karşı beraber durduk bununda kanıtı şehitliklerdir” diye konuştu.
“Bu savaş değil; bir tarafta nükleer silah dahil her şey var diğer tarafta sapan taşları var”
İsrail ve Filistin arasındaki savaşa değinen Akar, “Filistin konusu çok konuşuldu ve bu savaş değil bir tarafta nükleer silah dahil her şey var diğer tarafta sapan taşları var. Oradaki insanların direnişini, masum insanların katledildiğini görün. 6 ay geçti orada direniş devam ediyor oradaki vatandaşlar bu yapılan zulme karşı çıkıyor. Bu durum artık katliamı aştı etnik temizliğe, soykırıma doğru gidiyor ve bunu da kimse görmek istemiyor. Rüşvetle, tehdit ve şantajla bazı yönetimler susmakla beraber birazcık aklı ve vicdanı olan bütün insanlar ayakta” şeklinde konuştu.
“Savunma sanayiinde ‘yapamayız’ dediğimiz tek bir şey bile kalmadı”
Savunma sanayi hakkında konuşan Akar, “Savunma sanayiinde yüzde 80’lere geldik. Uçağımız, tankımızı, İHA ve SİHA’mızı yapacak hale geldik. Biz TSK’nın gücüne her zaman muhtacız bunun için savunma sanayi çok önemlidir. Savunma sanayi konusunda üniversitelerimiz, vakıf şirketlerimiz, özel sektör ve kamu büyük bir azimle çalışıyor. Cin şişeden çıktı, artık bizim savunma sanayiinde, “Yapamayız” dediğimiz tek bir şey bile kalmadı. Bunu sadece kendimiz için değil dostlarımız, müttefiklerimiz için onların da haklı davalarını desteklemek için ihtiyacımız var. Nereye giderseniz gidin herkes Türkiye diyor Bunun bir övüncü birde sorumluluğu var bu çerçevede bizim daha çok çalışmamız lazım. Bu memleket bizim kimse kendini ötekileştirmesin tarihte başarılarımız var ilham alacağız, sıkıntılarımız var ibret alacağız. Bu millet, bu vatan, bu bayrak bizim dolayasıyla 85 milyonun tek yumruk olarak bu istikamette çalışmasıyla inşallah başaramayacağımız iş, görev yok” ifadelerini kullandı. – SAKARYA
]]>Samsunspor Kulübü eski Başkanı İsmail Uyanık, bugün bir otelde basın toplantısı düzenledi. Kendisine yöneltilen istek ve ısrarlara daha fazla kayıtsız kalamadığını ifade eden Uyanık, bundan sonraki süreci TFF başkanlığına aday adayı olarak değerlendireceğini ifade etti. Uyanık, adaylık için gerekli imza konusunda sıkıntı yaşayacağını düşünmediğini belirterek, bu süreçte Şenez Erzik, Celal Doğan, Tanıl Bora, Ersun Yenal, Mehmet Sepil, Osman Kolsuz, Abdullah Kiğılı, Mahmut Özgener, Metin Tekin, Faruk Özhak, Tuhrul Akşar, Tolga Aytöre, Hilmi Keskin ve Alp Yalman gibi futbol adamlarının birçoğu ile görüştüğünü, görüşmedikleri ile de yakın zamanda istişare yapacağını açıkladı.
“Türk futbolunun başarılı olması için aday adayı oldum”
Türk futbolunda yaşanan sorunları gidermek adına aday adayı olduğuna değinen İsmail Uyanık, “Bu zamana kadar hiç ilgilenmediğim futbol üst yönetimi ile ilgili Samsunlu gençlerin, futbolseverlerin, teşvik ve ısrarı sonrası futbolla helalleşmek, ömrümü vakfettiğim futbol yöneticisi olmanın getirdiği futbola yönelik saygım gereği bana yapılan bu teklifi ve ısrara daha fazla duyarsız kalamamaya karar verdim. Bugün itibarıyla TFF’nin yapacağı önümüzdeki seçimlerde başkanlığa aday adaylığımı açıklıyorum. Neden aday adaylığı? Aday olmak için 140 ya da 60 adet imza toplanması gerekiyor. Bu sayı dönemine göre değişiyor. Bizim TFF başkanlığına aday olmamız bir tek ben olarak değil; Şenez Erzik’lerin, Celal Doğan’ların, Tanıl Bora’ların, Ersun Yenal’ların, Mehmet Sepil’lerin, Osman Kolsuz’ların, Abdullah Kiğılı’ların, aday olmazsa Mahmut Özgener, Metin Tekin, Faruk Özhak, Tuhrul Akşar, Tolga Aytöre, Hilmi Keskin, Alp Yalman gibi isimlerle ama kurullarda ama yönetimde ama istişare kurulunda geçmişte futbol performansını test ettiğim ve futbol bilgisi ile duruşuna çok inandığım bu duayenlerle birlikte yürümek niyeti ile temiz futbol, futbol takımlarının başarılı olması, borçlardan, teknik iflastan kurtulmasını, milli takımın tekrar başarılı olmasını, takımlarımızın Avrupa şampiyonu olabilmesi gerektiğine inanlarla birlikte bunları yapacağıma inandığım için aday adayı olmaya karar verdim. İmza toplamayız, toplayamayız bunda sıkıntı yok. Onlar son işler. Bu bir süreç. Bu süreçte futbol adına doğruları, bildiklerimi tartışmak, kamuoyuna bu mesajları daha rahat verebilmek adına bu bir fırsat. Temiz, tarafsız ve özerk futbol yönetiminde istikrarlı düşüşü, istikrarlı çıkışa dönüştürmek adına neler yapılması gerektiğini ifade edebileceğim bir fırsat olarak görüyorum” dedi.
“Yabancı hakem ile bu işler olmaz”
Yabancı hakem konusundaki görüşlerini de dile getiren Uyanık, “Hakem konusundaki sıkıntıların temeli özerk olamamaktır. Müdahale altında kalmak, kendi başına karar verememekten kaynaklı. Ne bizim hakemimiz kalitesiz ne bizim federasyon yöneticilerimizin büyük bölümü kalitesiz. Bir teklif de ben yapayım. O zaman federasyon başkanını da yurt dışından getirelim. Almanya’dan diyelim ki bizim federasyonumuza yönetici verin. ‘Federasyon başkanını verin, Türk futbolunu kurtarın’ diyelim. Biz sizin mandanız olalım mı, diyelim. O zaman neden suçlu hakemler. Yöneticiler de en az o kadar suçlu. Yabancı ile olmaz bu iş, bu ülkenin kaynaklarını doğru kullanmak adına. Bir de gırtlağımıza kadar borç içindeyiz. Hangi para ile devamlı döviz vererek yurt dışından bu lüksü yaşıyoruz? Biz Suudi Arabistan mıyız? Geçici olarak eğitim alınabilir, danışman alınabilir, destekler ile hakem kalitesi arttırılabilir. Dışarıdan hakem getirmek fuzuli konular. Adaletli, müdahalesiz iş yapan bir yönetim göreve geldiğinde kamuoyunun hakemine, yönetimine güven duygusu tekrar geri geldiği zaman bu olaylar bitecek. Hakem hata yapar ama hakemin kasıtlı hata yaptığına inanan insanlar, bu altından kalkılabilir bir konu değil. Kötü maç yöneten hakem ceza almayınca, talimatla kötülük yapıyorsa devamında mağdur olan kişi yumruk atmaya kalkıyor. Kimisi takımı sahadan çekmeye kalkıyor. Adaletli bir davranış görmediğinde kendi adaletini tesis etmeye çalışıyor. Yani TFF’yi bu kifayette görmüyor” diye konuştu.
“Futbolu yeni bırakmış eski futbolcular hakem yapılmalı”
İsmail Uyanık, futbolu yeni bırakmış, fiziksel ve bilgi olarak yeterli eski futbolcuların hakemlik camiasına kazandırılması gerektiğini aktararak, “Hakemlikle alakalı görüşüm, eski futbolcuların hakemliğe teşvik edilmesini ve hakemlik hiyerarşisinde hızla yükselmeleri için, 2 senede önemli maçları yönetebilecek seviyeye getirilmesi düşüncesindeyim. Eski futbolcuların, futbolu yeni bırakan sporcuların hakemliğe kazandırılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun artıları ve eksileri masaya yatırıldığında gözden geçirilir. Bu projeyi çok önemsiyorum. Fatih Terim ile TFF Futbol Direktörü olduğu zaman yaptığım konuşmada bu düşüncemi iletmiştim. Ufuk Özerten’e de teklif etmiştim. Bu projeyi de uygulanabilir olarak düşünüyorum” şeklinde konuştu. – SAMSUN
]]>Ren Wenbing, Çin’in imalat merkezi Dongguan bir zamanlar yoğun bir fabrika olan, terk edilmiş binadan ayrılmakta isteksiz.
54 yaşındaki Ren, bir zamanlar mobilya parçalarını birleştirdiği ve herkesin öğle yemeklerini yemek için toplandıkları alanı gösterip, “Tüm işçiler şaşkınlık içinde” diyor.
Şirketin sahibi, maliyetleri azaltmak için imalatı Güney Doğu Asya’ya kaydırdı. Ren, 80.000 RNB (11.000 ABD Doları) işten çıkarılma tazminatını hala alamadığını söylüyor. Bu, kazanması yıllar sürecek bir miktar.
Bir makine balyozu pencerelere indirirken “Üzgünüz ve yas tutuyoruz” diyor.
Ren sadece bir mobilya fabrikasının kaybına üzülmüyor. Çin’in bir zamanlar durdurulamaz gibi görünen ve ekonomisinin ölümüne yas tutuyor. Bu durum, milyonlarca kişinin iş bulmasını zorlaştırıyor.
Ren gibileri için Çin’de yeterince çok şey imal edilmiyor.
Ancak Batı ise Çin’i çok fazla üretmekle suçluyor. ABD Hazine Bakanı Janet Yellen’in son ziyaretinde verdiği mesaj da buydu. Yellen Pekin’i “adil olmayan ekonomik uygulamalarla”, ihtiyaç duyduğundan ya da dünyanın eritemeyeceği kadar çok üretmekle suçladı.
Dünya genelindeki pek çok hanede, tişörtlerin, masaların ve televizyonların üzerindeki “Çin’de üretilmiştir” ibaresi değişiyor. Artık bu ifade, Almanya’ya akan elektrikli otomobillerde ve Avrupa’nın yenilenebilir enerji politikalarının tam kalbindeki güneş panellerinde yer alıyor. Bu durum da Batı’yı kaygılandırıyor.
ABD’yle artan gerilim, sıkı Covid kapanmaları ve küresel ekonomideki yavaşlama, bir dönem Çin kıyılarına akın eden bazı imalatçıların arık başka yerlere gitmesine neden oldu. Ülkedeki yabancı yatırım, son 30 yılın en düşük düzeylerinde.
Ancak eskiden endüstrinin dayandığı ayaklar olan mobilya, tekstil ve elektrikli ürünler imalatı zor günler yaşıyor. Pekin gözünü “yeni üretim güçlerine” dikti: Güneş panelleri, lityum piller ve elektrikli araçlar.
Şirketinin enerji depolayan pillerini gösteren satış görevlisi Yan MU “İngiltere, Belçika ve Almanya’ya, çoğunlukla Avrupa ülkelerine ihracat yapıyoruz. Aynı zamanda Afrika, Güney Amerika, Kuzey Amerika ve ayrıca Güney Doğu Asya’ya da” diyor.
Pekin’in kıyısındaki yeniden tasarlanan eski bir çelik fabrikasında yüzlerce yeşil enerji depolama şirketinin organize ettiği fuarda yer alan stantların birinde çalışıyor.
“Çin şirketlerinin tüm enerji depolama pazarında önde olduğunu düşünüyorum. İnnovasyonda, yeni teknolojilerde, pil satışlarında ve güç dönüştürme sistemlerinde…yani her şeyde. Şu anda sanırım enerji depolama ekipmanlarının % 80 ila % 90’ı Çin’de tasarlanıp, imal ediliyor.”
Dongguan’dan araçla birkaç saat uzakta su sektörün büyüklüğünü gösteren başka işaretler var: Göz alabildiğine güneş panelleriyle dolu.
Çin geçen yıl, ABD’nin 10 yılda imal etmeyi başardığından daha çok güneş paneli yerleştirdi. Büyük çaplı üretim sayesinde maliyetler geçen yılkinin yarısına indi.
Avrupa genelindeki imalatçılar rekabet etmekte zorlanıyor. 2023’te Avrupa’da yerleştirilen güneş enerjisi panellerinin % 97’si Çin’den geldi.
Ancak Çin’in bu yeni sektörleri, bir zamanlar kaydettiği müthiş ekonomik büyümeyi mümkün kılanlardan çok daha az emek yoğun. Uzmanlaşmış, yüksek derecede kabiliyetli işçiler ve giderek artan oranda robot kullanımı gerektiren bir alan.
Çin’de gençler arasındaki işsizlik manşetlere konu olurken, kentsel işsizlik hala % 5’in üzerinde.
ABD ve Avrupa Birliği Çin’in ekonomisini böyle kurtarmaya çalıştığına inanıyor: düşük fiyatlı, devletin sübvanse ettiği yeşil teknolojiyi ülke dışına satmak. Güneş enerjisi panellerinin ve diğer teknolojilerin maliyetlerini azaltmak ve Batılı şirketleri sektör dışına itme taktiği güdüldüğünü söylüyorlar.
Çin ise başarısının devlet sübvansiyonuna değil, innovasyona bağlı olduğunu ve farklı ülkeler fosil yakıtlarda, daha iklim dostu enerji kaynaklarına geçerken, ihracat ürünlerine talep geldiğini söylüyor.
Out with the old
Ama Ren Wenbing, Çin’in yeni başarı hikayesinde kendisine iş bulamıyor.
Genç yaşta ailesinin Henan’daki çiftliğini bırakıp, güney kıyısındaki Guangdong bölgesinde bulunan Dongguan kentine taşındı. Kentte o kadar çok imalat vardı ki, bir zamanlar “dünyanın fabrikası” diye anılıyordu. Bir seferinde, 11 yıl boyunca memleketine gidecek fırsat bulamadı.
Çin’de, iş bulmak için köylerden büyük kentlere giden yaklaşık 300 milyon göçmen işçiden biriydi. Çoğu, ailelerini geride bırakıyordu. Ren’in çocuklarını büyükanne ve büyükbabaları büyütürken, kendisi ve eşi Dongguan’da yaşıyordu. Kentin 10 milyonluk nüfusunun dörtte üçünün göçmen işçiler olduğuna inanılıyor.
“Çocuklarım tabii ki beni özlüyordu” diyor ama hem kendisinin hem de eşinin “başka bir seçeneği” olmadığını söylüyor.
“Fazla para kazanmıyorduk. Günlük masrafları çıktıktan sonra kalanı anne ve babalarımıza gönderdik. Çocuklarımızın eğitimi için…geriye de pek bir şey kalmıyordu.
“Tüm göçmen işçiler bu durumdaydı. Yaşlılarımıza ve çocuklarımıza bakabilmek için sevdiklerimizden uzakta kalma ve diğer bölgelerde çalışmak zorundaydık. Durum böyleydi.”
Ren ve eşi şimdi sadece bir yatak ve bir masanın sığabildiği bir odada yaşıyor. Burada oturup, telefonundan iş ilanlarına bakıyor. Çoğu fabrika saatlik 16 RMB (2,50 ABD Doları) maaş veriyor. Bir ilanda önerilen saat ücretiyse 13RMB.
Tazminat parasına ihtiyacı var ve bunun için mahkemeye de gitmiş. Ancak fabrikanın sahibi ülkeyi terk etti ve hem Ren hem de 300 kadar iş arkadaşını ortada bıraktı.
“Dongguan’daki değişime tanıklık ettik ve bu şehri seviyoruz. Burası bizim ikinci evimiz. Buradan gitmemiz gerekirse çok üzülürüz.”
1980’li yılların ortalarından itibaren, Çin dünyaya açıldıktan hemen sonra, Dongguan ülkenin başlıca ihracat ve imalat üssü oldu. Ucuz giysiler, oyuncaklar ve ayakkabılar üretiliyordu.
O zamanlar, on binlerce işçi ABD’ye ihraç edilecek ayakkabıları imal ettikleri mesailerine başlamak için fabrika kapılarında sıra oluyordu.
Ancak son yıllarda, işçiler daha yüksek maaşlar talep ederken, şirketler iş alabilmek için fiyatlarını kırdılar ve kâr marjları daha da düştü. Sonra Donald Trump Beyaz Saray’a geldi ve ayakkabı da dahil Çin ürünlerine gümrük vergilerini yükseltti. Maliyetlerini düşürmek ve ABD-Çin ticaret savaşından korunmak isteyen şirketlerse başka yerlere gitti.
Şimdi Dongguan’ın neredeyse tamamen terk edilmiş bir köşesinde, kilometrelerce giden ve hayalet fabrikalara benzeyen az katlı, boş binalar var. Bölgede tek kalan, merakla bakanlara el sallayan tek bir güvenlik görevlisi.
Dikiş makinesi seslerinin yerini, kuş cıvıltıları ve binaların beton iskeletlerinin altından yollarını bulan banyan ağaçlarının inatçı kökleri almış. Çin’in güneyindeki sıcak ve çoğunlukla nemli iklim, insanların geride bıraktığını, doğanın ele geçirmesine yardımcı oluyor.
In with the new
Ancak Dongguan vazgeçmiyor. Şehir eski şöhretine kavuşabilmek için bir yüksek teknoloji merkezine dönüşmeye çalışıyor. Teknoloji devi Huawei, Songşan Gölü’nün kıyısında, 25 bin kişinin çalışabileceği bir kampüs inşa ediyor. Yeni bir bilim parkı ve bir dizi otel açıldı.
Kentin yeni istikametinden para kazanmaya çalışan Alan Lee yeni boyanmış ofisinde yatıyor. Ekonomik yavaşlamadan işletmesini sağ çıkartmayı başaran girişimcinin gözü, Avrupa’ya yüksek teknoloji ihraç etmekte.
“Son yıllarda çok insan işinden oldu. Borca girdiler ve mülklerini satmak zorunda kaldılar. Birçok şirket azalan ihracat talebi yüzünden sorun yaşadı. Sahipleri çok fazla mali baskıyla karşı karşıya kaldı ve hatta fabrikalarını kapattılar. Biz ticarete odaklanmayı seçtik ki üzerimizde üretim baskısı olmasın.”
Ancak bu işler Ren gibilerin henüz sahip olmadığı yeni teknolojik beceriler gerektiriyor. Tazminat parasını alma umuduysa sönüyor.
Niye uzakta olduğunu sorduklarında, çocuklarına ne diyeceğini düşünüyor.
“İyi bir yanıtım var mı bilmiyorum. Anneniz ve ben uzaktaydık, çünkü size daha iyi bir yaşam ve eğitim sumak istedik. Bir şeyler öğrenin ki, gelecekte bizim kadar çok çalışmanız gerekmesin diye umduk.”
]]>TRABZON – Trabzon’un Vakfıkebir ilçesindeki İshaklı mahallesinde 1900’lü yılların başında üretimine başlanan kara kilit imalatının günümüzde tek bir ustası kaldı. Yapımı 10 aşamadan geçen, ev ve samanlık kapılarında kullanılan ve iki tür halinde satılan kara kilit imalatının son temsilcisi Necati Sinan, teknolojiye rağmen kara kilide talebin olduğunu söylüyor.
Trabzon’un Vakfıkebir ilçesindeki İshaklı mahallesinde tarihi 1900’lü yıllara dayanan kara kilit imalatı kaybolmaya yüz tuttu. Karadeniz Bölgesi’nde geçmiş yıllarda hem üretimi ve hem de usta açısından oldukça yoğun günler yaşayan kara kilit imalatının günümüzde tek bir ustası kaldı. Körüklü kömür ocaklarında dövülen demirden yapılan bugünlerde ise makineleşen kara kilitler özellikle Trabzon, Giresun ve Samsun gibi illerde yoğun şekilde tercih ediliyor. Ev ve samanlık kapılarında kullanılan ve iki tür halinde satılan kara kilitlerin yapımı 10 aşamadan geçiyor. Küçüğü 16 santimetre, büyüğü de 18 santimetre olan büyük anahtarlı kara kilitlerin son ustası olan Necati Sinan Vakfıkebir ilçesindeki Kirazlık Sanayi Sitesi’nde oğlu Osman Sinan ile mesleğini sürdürüyor. Baba mesleği olan kara kilit imalatına ilkokul yıllarında başladığını belirten Necati Sinan, “Baba mesleği. İlkokuldan sonra bu mesleğe başladık. Devam ediyoruz. Kara kilidin tarihi 1900’lü yıllara dayanır. Bizim köyden başka hiçbir yerde yapılmaz. Köyün tamamı bunu yapardı. Sonra bu işten vazgeçildi. Bu işin yapan sadece ben kaldım. Yapımı makineler yardımıyla yapıyoruz. Geçmiş yıllarda daha farklı şekilde yapılıyordu. Körüklü ocaklarda yapılırdı. Şuanda makinelerden çıkan kalıplarla yapılıyor” dedi.
“Bu kadar teknolojiye rağmen kara kilide yine talep oluyor”
Teknolojiye rağmen kara kilide talep olduğunu kaydeden Sinan, “Bu kadar teknolojiye rağmen kara kilide yine talep oluyor. Biz artık yaptığımız kara kilitleri toptancıya veriyoruz. Onunda fiyatı 150 lira oluyor. Günde 10 tane kara kilit yapıyoruz. Çoğunlukla Trabzon, Gümüşhane, Giresun ve Samsun gibi illere gidiyor. Hatta Erzurum’a kadar gittiği bile oldu. Özellikle yaz mevsiminde yayla zamanları ve yayladan dönüşlerde kara kilitlerin satış zamanı oluyor. Halen daha kullanılıyor” şeklinde konuştu.
“Yağlandıktan sonra ömür boyu kullanılabilir”
Kara kilide coğrafi işaret alınması için çalışmaların sürdüğünü vurgulayan Sinan, “Tek ben kaldım. Oğlumla beraber bu işi yapıyoruz. Köyde yapacak olan kimse kalmadı. Gençlere tavsiyem bir meslek öğrensinler. Herkes masa başı istiyor o da mümkün değil. Meslek lisesinden mezun olduklarında herhangi bir yere girme olanakları var. Mesleğimden ve hayatımdan memnunum. Hiç kimsenin emri altında çalışmadım. Köyde 20-30 tane dükkan vardı. Sadece bu işi yapıyorlardı. Şuanda sadece ben kaldım. Kara kilidi halen daha kullanan köyler tabi ki var. Kara kilit normal kilitlere göre daha dayanıklı oluyor. Yağlandıktan sonra ömür boyu kullanılabilir. Kara kilit için coğrafi işaret alınacaktı. Belediye başkanı bana 3 ay içerisinde almayı düşünüyoruz demişti. Kara kilide coğrafi işaret alınmasından dolayı memnun oluruz” ifadelerini kullandı.
]]>Trabzon’un Vakfıkebir ilçesindeki İshaklı Mahallesinde tarihi 1900’lü yıllara dayanan kara kilit imalatı kaybolmaya yüz tuttu. Karadeniz Bölgesi’nde geçmiş yıllarda hem üretimi ve hem de usta açısından oldukça yoğun günler yaşayan kara kilit imalatının günümüzde tek bir ustası kaldı. Körüklü kömür ocaklarında dövülen demirden yapılan bugünlerde ise makineleşen kara kilitler özellikle Trabzon, Giresun ve Samsun gibi illerde yoğun şekilde tercih ediliyor. Ev ve samanlık kapılarında kullanılan ve iki tür halinde satılan kara kilitlerin yapımı 10 aşamadan geçiyor. Küçüğü 16 santimetre, büyüğü de 18 santimetre olan büyük anahtarlı kara kilitlerin son ustası olan Necati Sinan (59) Vakfıkebir ilçesindeki Kirazlık Sanayi Sitesi’nde oğlu Osman Sinan (32) ile mesleğini sürdürüyor. Baba mesleği olan kara kilit imalatına ilkokul yıllarında başladığını belirten Necati Sinan, “Baba mesleği. İlkokuldan sonra bu mesleğe başladık. Devam ediyoruz. Kara kilidin tarihi 1900’lü yıllara dayanır. Bizim köyden başka hiçbir yerde yapılmaz. Köyün tamamı bunu yapardı. Sonra bu işten vazgeçildi. Bu işin yapan sadece ben kaldım. Yapımı makineler yardımıyla yapıyoruz. Geçmiş yıllarda daha farklı şekilde yapılıyordu. Körüklü ocaklarda yapılırdı. Şuanda makinelerden çıkan kalıplarla yapılıyor” dedi.
“Bu kadar teknolojiye rağmen kara kilide yine talep oluyor”
Teknolojiye rağmen kara kilide talep olduğunu kaydeden Sinan, “Bu kadar teknolojiye rağmen kara kilide yine talep oluyor. Biz artık yaptığımız kara kilitleri toptancıya veriyoruz. Onunda fiyatı 150 lira oluyor. Günde 10 tane kara kilit yapıyoruz. Çoğunlukla Trabzon, Gümüşhane, Giresun ve Samsun gibi illere gidiyor. Hatta Erzurum’a kadar gittiği bile oldu. Özellikle yaz mevsiminde yayla zamanları ve yayladan dönüşlerde kara kilitlerin satış zamanı oluyor. Halen daha kullanılıyor” şeklinde konuştu.
“Yağlandıktan sonra ömür boyu kullanılabilir”
Kara kilide coğrafi işaret alınması için çalışmaların sürdüğünü vurgulayan Sinan, “Tek ben kaldım. Oğlumla beraber bu işi yapıyoruz. Köyde yapacak olan kimse kalmadı. Gençlere tavsiyem bir meslek öğrensinler. Herkes masa başı istiyor o da mümkün değil. Meslek lisesinden mezun olduklarında herhangi bir yere girme imkanları var. Mesleğimden ve hayatımdan memnunum. Hiç kimsenin emri altında çalışmadım. Köyde 20-30 tane dükkan vardı. Sadece bu işi yapıyorlardı. Şuanda sadece ben kaldım. Kara kilidi halen daha kullanan köyler tabi ki var. Kara kilit normal kilitlere göre daha dayanıklı oluyor. Yağlandıktan sonra ömür boyu kullanılabilir. Kara kilit için coğrafi işaret alınacaktı. Belediye başkanı bana 3 ay içerisinde almayı düşünüyoruz demişti. Kara kilide coğrafi işaret alınmasından dolayı memnun oluruz” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Bakan Bak, sporcu sağlığının ve performans ölçümlerinin bilimsel esaslara göre yapılmasının ve üst düzey teknolojik cihazlarla sporcuların gelişimine katkı sağlanmasını başarıya giden yolda çok önemli olduğunu belirtti.
Türkiye Sportif Yetenek Taraması ve Spora Yönlendirme Programı ile ilkokul öğrencilerinin branşlara yönlendirilmesini sağlayan, farklı illerde kurulan Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezleri (TOHM) Projesi ile de sporcuları uluslararası organizasyonlara hazırlayan GSB, sporcu sağlığı ve performanslarının artırılması konusuna da özel önem veriyor.
Bakanlık bünyesinde oluşturulan Sporcu Sağlığı ve Performansı Merkezindeki üst düzey teknolojik cihazlarla sporcuların gelişimine katkı sağlanıyor.
Yıllardır Sporcu Eğitim, Sağlık ve Eğitim Araştırma Merkezi (SESAM) olarak hizmet veren kuruluş, 2011 yılı itibariyle Sporcu Sağlığı, Performansı ve Hizmet Kalite Standartları Daire Başkanlığına bağlanarak “Sporcu Sağlığı ve Performans Merkezi” adını aldı.
Ankara TOHM kampüsünde yer alan Sporcu Sağlığı ve Performansı Merkezi, altyapısıyla, hizmet kalitesiyle, yenilenen yüksek düzey teknolojik cihazlarıyla hizmet veriyor. Araştırma merkezine gelen her sporcuya branşına özgü tıbbi ve bilimsel destek sağlanıyor, sporcuların periyodik sağlık ve performans takipleri yapılıyor.
“Başarıya giden yoldaki engelleri ortadan kaldırmaya kararlıyız”
Sporcu Sağlığı ve Performans Merkezini ziyaret ederek yetkililerden bilgi alan bakan Bak, sporcu sağlığı ve performans ölçümlerinin bilimsel esaslara göre yapılmasının başarıya giden yolda çok önemli olduğunu söyledi.
Sporcu Sağlığı ve Performans Merkezindeki faaliyetlerin memnuniyet verici olduğunu ifade eden bakan Bak, “Birçok imkanın olduğu bir alandan söz ediyoruz. Sporcunun rutin sağlık testlerinin dışında performansının da değerlendirebildiği bir sistem var burada.” dedi.
Sporcunun uzun bir süreçten geçecekse antrenörüyle merkeze gelebildiğini aktaran Bak, şunları ifade etti:
“Sporcu, testleri yapılıp, tedavisi planlanırken antrenmandan da geri kalmıyor. Sporcunun fiziki sağlığının olduğu kadar psikolojik hali de önem arz ediyor. Hepsinin tek bir merkezde yapılması değerli. Rıza Kayaalp, Taha Akgül, Yasemin Adar Yiğit, Busenaz Sürmeneli, Sevilay Öztürk, Sümeyye Boyacı gibi tarihe adını yazdırmış milli sporcularımız da bu merkezden yararlanıyor. Tüm imkanlarımızla sporcularımızın yanındayız, olmaya da gayret gösteriyoruz. Başarıya giden yoldaki engelleri ortadan kaldırmaya kararlıyız.”
Sağlık ve performans testleri bir arada yürütülüyor
Sporcu Sağlığı ve Performansı Merkezinde sağlık testleri, sporcunun sağlığını korumak, performansını etkileyebilecek olumsuzlukları tespit ederek önlem almak ve sporcunun performansını arttırmaya yönelik planlanırken performans testleriyle de sporcunun müsabaka takvimine göre branş antrenörleri ve kondisyonerleriyle istişare edilerek yapılıyor.
Sporcunun eksiklikleri tespit edilirken bu eksiklikler hızlı ve etkin bir şekilde gideriliyor. Sporcunun başarısının önüne çıkan tüm engeller kaldırılmış oluyor.
6 birim tek merkezde toplandı
Sporcu sağlığı ve Performansı Merkezinde, poliklinikler ve laboratuvarlar, ağız ve diş sağlığı ünitesi, beslenme ve diyet birimi, psikolojik değerlendirme ve müdahale birimi, fizyoterapi ve sportif rehabilitasyon birimi, performans olmak üzere toplam 6 birim hizmet veriyor.
Tüm testler uygunluğa göre, doktor, hemşire, diyetisyen, psikolog, kimyager, biyolog, fizyoterapist, spor uzmanı, antrenörler ve akademisyenler eşliğinde yapılıyor. Test sonuçları raporlanarak, sporcunun bağlı olduğu federasyona iletiliyor.
İleri tedavi gerektiren durumlarda sporcunun ilgili hastanelere yönlendirmesi yapılıyor. Böylelikle hem erken tedbir alınmış oluyor hem de performansı etkileyecek yan unsurlar değerlendirilebiliyor.
Her yıl iki bine yakın sporcunun yararlandığı araştırma merkezinden olimpiyatlar, paralimpik oyunlar, Avrupa ve dünya şampiyonalarına hazırlanan tüm sporcular faydalanabiliyor.
]]>Yunusemre Belediye Başkanı SemiH Balaban, 31 Mart yerel seçimleri öncesi verdiği “Seçimden seçime gelen belediye başkanı olmayacağım” sözünü yerine getirerek Ramazan Bayramı’nın birinci günü Yuntdağı bölgesindeki kırsal mahallelere çıkartma yaptı. Başkan Balaban’ın Yuntdağı’ndaki mahalle ziyaretlerine eşi Serap Balaban, CHP Yunusemre İlçe Başkanı Av. Mehmet Arslan, belediye başkan yardımcıları ve belediye meclis üyeleri eşlik etti. Kırsal mahalle ziyaretine ilk olarak Avdal’dan başlayan Başkan Balaban daha sonra Küçüksümbüller, Büyüksümbüller, Ortaköy, Türkmen, Otmanlar, Düzlen, Dazyurt, Durasıllı, Kışla, Yaylaköy ve Osmancalı mahallelerini gezdi. Ziyaretlerde Belediye Başkanı Balaban, vatandaşlarla tek tek bayramlaşarak, nasıl bir belediye yönetim anlayışı içerisinde olacaklarını anlattı. Mahalle muhtarlarının talepleri başta olmak üzere vatandaşların da tek tek sorunlarını dinleyen Başkan Balaban, her zaman halkın içinde olacağının sözünü verdi. Başkan Balaban mahalle ziyaretlerinde ayrıca önceki dönem belediyesinden yarım kalan yatırımları da tek tek inceledi.
Ziyaretlerinde yaptığı konuşmalarda muhtarların önemine değinen Yunusemre Belediye Başkanı Balaban, hem belediyenin hem de kendisinin her zaman muhtarların emrinde olacağını ifade etti. Başkan Balaban yaptığı konuşmada “Muhtarlarımız doğrudan halkımızın temsilcisidir. Biz beş yıl boyunca muhtar bizim emrimizde değil, biz muhtarımızın emrinde çalışacağız. Bayramdan sonra da tümü mahalle muhtarlarımız ile bir toplantı gerçekleştirerek mahallerimizin sıkıntılarının haritasını çıkaracağız. Yuntdağı’ndaki mahallelerimize imkanlarımız çerçevesinde elimizden gelen bütün desteği vereceğiz. Bizim felsefemizde siyasi ayrım yapmamak var. Hangi partiye oy verirse versin bütün yurttaşlarımız bizim için değerlidir. Hiç bir mahallemize hizmette kusur etmeyeceğiz” dedi.
“Yaklaşık 1 milyar TL borçla belediyeyi teslim aldık”
Konuşmasında her zaman şeffaf bir belediyecilik anlayışı içerisinde olacaklarının da vurgusunu yapan Başkan Balaban, “Seçimde söylediğimiz gibi her zaman şeffaf bir belediyecilik anlayışı içinde olacağız. Belediyeyi 560 milyon TL borçla almış gibi görünsek de, yaptığımız araştırmalarda bu borcun yaklaşık 1 milyar TL olduğunu gördük. Yani belediyeyi şu anda yaklaşık 1 milyar TL gibi büyük bir borçla teslim aldık. Bu zamana kadar bir çok yanlış politika uygulanmış. Bu konuda da 5-6 aylık bir sürede toparlanmaya ihtiyacımız var. Bu nedenle bir müddet nefes alabilmek için halkımızdan süre istiyoruz. Bütün tasarruf tedbirlerini ortaya koyduk. Halkımızın bir lirasının boşa harcanmaması için de gereken neyse yapıyoruz. O para bizim paramız değil, o makam bizim makamımız değil, halkın parası ve halkın makamıdır. Bu nedenle bu konuya büyük bir hassasiyetle yaklaşıp duyarlı olacağız” diye konuştu.
Yerel seçimlerde verdiği “Seçimden seçime gelen belediye başkanı olmayacağım” sözünü her zaman yerine getireceğinin altını çizen Başkan Balaban sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı: “Yerel seçimlerde halkımıza ‘Seçimden seçime gelen belediye başkanı olmayacağım’ sözüm vardı. Bu sözümü her zaman tutacağım. Beş yılda bir kez mahallelere gelen bir belediye başkanı yerine 1 yılda 5 kez mahallelerimizde halkın içinde olan bir belediye başkanı olacağım. Bunu halkımız görecek. Daha çok kısa bir zaman oldu göreve geleli. Bayramda tatil yapmak yerine halkımız ile bayramlaşmayı tercih ettim. Tek tek mahallerimizi geziyoruz ve gezmeye devam edeceğiz. Halkımız her zaman başımızın tacı olacak.” Başkan Balaban mahalle ziyaretlerinde ayrıca, muhtarların kırsal mahalle statüsünde kalma talebinin de yerine getirileceğinin sözü verdi. – MANİSA
]]>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki programda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşkilatlara Ramazan Bayramı dolayısıyla yaptığı konuşma video konferansla izletildi.
AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, programdaki konuşmasında, AK Parti teşkilatlarının her zaman hedeflere yürüdüğünü söyledi.
Yerel seçim sonuçlarına değinen Ala, “AK Parti’nin kıymetli emek verenleri, hiç merak etmeyin, önümüzdeki dönemi her alanda eş zamanlı reformlar yaparak Türkiye’nin, milletimizin ihtiyaç duyduğu bütün hizmetleri ayaklarına götürme dönemi olarak değerlendireceğiz. Geçtiğimiz seçimde de bütün teşkilat mensuplarımız, gece gündüz çalıştınız. Bütün önceki dönem milletvekillerimiz, arkadaşlarımız biliyorum ki gecelerini gündüzlerine katarak çalıştılar ama milletin de bize verdiği dersi iyi okumamız lazım.” ifadelerini kullandı.
Ala, milletin çok ince hesap yaparak oyunu kullandığını belirterek, şunları kaydetti:
“AK Parti’nin temel vasfı da milletin verdiği mesajı olduğu gibi doğru dürüst okuyabilmektir. Şimdiye kadar hep bunu yaptık. Bundan sonra da suçlu arama yerine, suç varsa değerlendirilmesi gereken bir şey varsa o bizlerde. Orada hiç şüphe yok ama milletimizin mesajını doğru dürüst okuyabilmektir hüner. Bunu bütün Türkiye siyasetinin doğru dürüst yapması icap eder. Onun için önümüzdeki dönemi milletimizin ihtiyaç duyduğu reformlar dönemi olarak geçirmek bizim boynumuzun borcudur.”
Vatandaşla muhabbeti devam ettireceklerini vurgulayan Ala, “Hiç unutmayalım ki AK Parti kurulduğunda nasıl ki Türkiye’nin önüne bir vizyon koydu ve o 21 yıldır AK Parti iktidarının yaptıklarını dünyada örnek olarak gösterilecek başarılar olarak ortaya çıkardık. Şimdi de önümüzdeki mevcut durumu iyi okuyarak, yolumuza ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla devam edersek 2028’de bu millete bir zafer daha hediye ederiz.” dedi.
Ala, her problemin aynı zamanda fırsatları barındırdığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Mesele problemi doğru dürüst okuyabilmektir. Nasıl ki baştan beri söylüyorum, aman başarılarımıza güvenip rehavete kapılmayalım. Çünkü başarmak çok önemli bir meziyettir ama başarıyı sürdürmek ondan daha zordur. Hep bunu söyledim. Şimdi de problemden korkmayız. Problem, içerisinde fırsatları barındırır. Onu çekip çıkaracaksınız. Durumunuzu gözden geçireceksiniz ama hedeflerinizi de gözden geçirip tespit ettikten sonra hedeflere kilitleneceksiniz. Biz bunları en iyi yapmış ve bundan sonra da en iyisini daha da iyi yaparak gösterebilecek bir kadroyuz. İnşallah önümüzdeki dönemi AK Parti’nin yeniden amatör bir ruhla fakat bütün tecrübelerini dikkate alarak profesyonel bir anlayışla hedeflerine doğru emin adımlarla yürüdüğü bir dönem olarak ortaya koyacağız. Buradan büyük bir başarı çıkaracağız.”
“Yalan ve iftira siyasetine de asla müsaade etmeyeceğiz”
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank da bu davanın erleri olarak Allah’ın izniyle yola devam edeceklerini söyledi.
Seçim sonuçlarıyla ilgili kendi muhasebelerini yapacaklarını dile getiren Varank, “Tek tek bütün arkadaşlarımız kendi muhasebelerini yapacaklar. Biz nerede eksik bıraktık? Nerede hatalarımız oldu? Milletin gönlündeki yerimizden nasıl bir soğukluk oluşturduk? Bunun muhasebesini tek tek yaparak Allah’ın izniyle bu dönüm noktasını farklı bir zafere çevireceğiz. Biz buna inanıyoruz.” diye konuştu.
Milletin takdirinin her şeyin üzerinde olduğunu vurgulayan Varank, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Verilen sözlerin takipçisi olacağız. Muhalefet nasıl yapılır, bunu da onlara göstereceğiz. Biz onlar gibi yalan siyasetinden anlamayız. İftira siyasetinden anlamayız. Bizler işimizin takipçisi oluruz. Görüyorsunuz İstanbul’da belediye başkanlığını kazanmış birtakım partiler gelir gelmez iftira kampanyalarına başlıyorlar. Tıpkı geçmişte Sayın Cumhurbaşkanı’mıza iftira attıkları gibi ‘Bu külliyede altın klozet varmış’ dedikleri gibi ‘İstanbul’da bir belediye başkanınız makam odasına jakuzi yaptırmış’ diye iftira atabiliyorlar. Biz bu yalan ve iftira siyasetine de asla müsaade etmeyeceğiz. Vatandaşımızın aklında hiçbir soru işareti kalmaması için de bunların açıklamalarını yapacağız. Hemen cevaplarını vereceğiz.”
Varank, Gazze konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hassasiyetini herkesin bildiğini ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bakıyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanı’mıza iftira atmaya çalışanlar var. Bu dünyada İsrail’e özür diletmiş tek lider var; o da Recep Tayyip Erdoğan. Bize iftira edenlere, ‘Jet yakıtı sattınız’ diye iftira edenlere de lütfen yüz vermeyin. Onların cevaplarını da verin. Eğer Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Filistin’le ilgili yaptıkları hakkında şüphesi olan varsa gitsin Hamas’a sorsun. Gitsin Filistin Kurtuluş Örgütüne sorsun. Filistin Devleti’nin taraflarına sorsun. Onlarla istişare edip ondan sonra mikrofonların karşısına geçsin. Ahlaklı siyasetten bahsedip sadece çıkar için çalışanlara da önümüzdeki dönemde gerekli cevapları vereceğiz.”
AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz ve eski AK Parti milletvekillerinden Hakan Çavuşoğlu’nun da katılımcılara hitap ettiği bayramlaşma programına çok sayıda partili katıldı.
]]>Bu yıl bayramı biraz buruk yaşadıklarını ifade eden Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, “Ekim ayının başında başlayan İsrail saldırıları, İsrail’in vahşice saldırıları neticesinde din kardeşlerimiz Ramazan Ayını yaşamadıkları gibi bayrama da erişemeyecekler doğru dürüst. İsrail sadece okul çağından yaklaşık 6 bin çocuk öldürdü. Bu bayramın inşallah İsrail saldırılarının dünyada mazlum milletlere zulmeden bütün zalimlerin, saldırılarının bittiği bir gün olmasını temenni ediyorum. Bu saldırıların sona ermesi Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte diğer ülkelerin mücadelesiyle mümkün. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu süreç içerisinde yürüttüğü görüşme trafiği, bu süreç içinde biz bakanlar olarak yurt dışına çıktığımızda Sayın Cumhurbaşkanımızın bizlere her bulunduğumuz ortamda İsrail zulmünü ifade etmemiz için verdiği talimatlar. Bu anlamda yürütülen hukuki süreçler. Biz Sayın Cumhurbaşkanımızın bu süreçte yaptıklarının şahidiyiz. Allah kendisinden razı olsun. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu çabaları sayesinde bugün Türkiye’de İsrail saldırılarını lanetlemeyen, Filistin’e, Kudüs’e sahip çıkmayan tek bir parti yok, bütün siyasi partiler Sayın Cumhurbaşkanımızın çabaları yüzünden şu anda İsrail Filistin mevzusunda, Filistin’deki insanların yaşadığı zulmün farkına vardılar. Bunun da altını çizmek lazım. Daha düne kadar İsrail, Filistin nerede? Ne iş yapar? Nasıl bir zulümle karşı karşıya olduğundan bihaber olan insanlar bugün Sayın Cumhurbaşkanımıza bu süreçte, süreci yeterince sahiplenmemekle suçluyorlar. Bu haksızlıktır. Bir Müslümana düşen şey şehadetini dile getirmektir. Ben 1989 yılından beri Sayın Cumhurbaşkanımızın Filistinin uğradığı zulme, Filistinli insanların bağımsızlığı için mücadelesine bizatihi Müslüman olarak şahidiz. Bu şehadetimi de burada dile getirmek istedim.” dedi.
“Biz milletin iradesine her zaman saygı duyduk”
AK Parti’nin kurulduğu 2001 tarihinden itibaren bugüne kadar girdiği bütün seçimlerden, seçimleri açık ara birinci galibi olarak çıktığını vurgulayan Bakan Tekin, “İlk defa bir seçimde bir içimiz buruk bir şekilde, biraz üzgün bir biçimde seçimlerden ayrılıyoruz. Biz Adalet ve Kalkınma Partisi adına siyaset yapan kişiler kazandığımızda da kaybettiğimizde de Milletin iradesine saygı duymayı bildik. 1946 seçimlerinde olduğu gibi dönemin siyasi partisinin genel sekreteri “Milletin iradesi bizim istediğimiz gibi sonuçlanmayınca, yani seçimler bizim istediğimiz gibi sonuçlanmayınca, milli iradenin tecelli etmediğine karar verdik” diyecek kişiler değiliz. Biz seçimden istediğimiz bir sonuçlansa da sonuçlanmasa da Milletin iradesinin bu yönde tecelli ettiğine inanıyoruz. Bize ne düşüyor? Bu bayramlaşma törenine gelen arkadaşlara, bütün Adalet ve Kalkınma Partisi adına sahada mücadele eden, fedakar, cefakar, AK Parti ailesine, bütün bu camianın mensuplarına düşen şey 4 yıl var önümüzde, 4 yıl boyunca milletin tekrar bize güvenmesini, milletin tekrar bizi tercih etmesini sağlayacak adımları atmakla mükellefiz. Şu andan itibaren biz Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla bu mücadeleye başladık. Sizleri de 31 Mart defterini kapattık, saygı duyuyoruz. 2028’e kadar tekrar milletin teveccühünü en güçlü şekilde kazanmak üzere çalışmaya davet ediyorum. Var mısınız değerli hemşerilerim? Hiçbir şey kaybetmedik.” diye konuştu.
“İsrail’i memnun etmeyeceğiz
“Motivasyonlarını aynen devam ettirmekle mükellef olduklarını dile getiren Bakan Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü “Dünya mazlumlarının hakkını savunmak için, Türkiye’de adaletin, Türkiye’de demokrasinin, Türkiye’de hak ve özgürlüklerin mücadelesini yeniden yapabilmek için, yeniden güçlü bir biçimde yapabilmek için 2028 seçimlerini hep beraber güçlü bir motivasyonla hazırlanacağız. Bu bayramı bir milat kabul edelim. Yarından itibaren bu seçimler için hep beraber mücadele etmeye başlayalım. Çünkü dünyanın her tarafında mazlumlar bizi bekliyorlar. İsrail Türkiye’deki 31 Mart seçimlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiren mesajlar paylaştı. Biz İsrail’i memnun etmek istiyor muyuz arkadaşlar? İsrail’i memnun etmek istemiyorsak eğer yarından itibaren tekrar çalışmaya başlayıp, yeniden nerede hata yaptık, neleri eksik yaptık? Kimlere, nasıl ulaşmamız gerekir diye şapkamızı önümüze koyup, elimizi vicdanımıza koyup yeniden düşünmenin vaktidir. Ben Erzurum’da yetişmiş bir kardeşiniz olarak bu mücadelede her daim sayın Cumhurbaşkanımızın yanında olacağım. Bu mücadelede her daim Erzurum halkının içerisinde olacağımı, sizlerin huzurlarınızda bir kez daha ifade ediyorum. ve hep burada olacağım. Hep sizinle olacağım. Bu mücadeleyi hep beraber yürüteceğiz İnşallah diyorum. Tekrar bayramınızı tebrik ediyorum. Allah nice sağlıklı bayramlara erişsin diyorum.” – ERZURUM
]]>Samsun’un Atakum ilçesinde Yenimahalle Mahallesi’nde uzun yıllardır terzilik yapan Nurcan Korkmaz ve 4 erkek aday muhtarlık seçimi için yarıştı. 20 bin 788 seçmenin olduğu mahallenin tek kadın muhtar adayı olan Nurcan Korkmaz, oy verme işleminin başlamasından 2 saat sonra bir kadın muhtar adayı daha olduğunu öğrendi. Akabinde bu kişiyi araştıran aday Nurcan Korkmaz, rakibin adının “Nurdan Kaçmaz” olduğunu duyunca şoke oldu. Kabinde Nurcan ve Nurdan isimli oy pusulalarının iç içe veya yan yana durmasından dolayı bazı mahalle sakinleri isim benzerliğinden kafalarının karıştığını söyledi. Tek kadın aday Nurcan Korkmaz ve azaları araştırmaları sonucu böyle bir muhtar adayı ve azalarının mahallelerinde ikamet etmediğini öğrendi. Son dakika seçime dahil olan ve şu ana kadar kendini göstermeyen Nurdan Kaçmaz isimli adaya sandıktan 889 oy çıktı. En çok oy alan aday 3 bin 565 oy alırken, oylarının bölündüğü söyleyen Nurcan Korkmaz ise 3 bin 391 oy alarak seçimi kazanamadı.
“Nurdan Kaçmaz”ın oy pusulasında yer alan “Aleyna Kalay” ve “Emre Özdenen” gibi aza isimleri, Survivor yarışmacıları ile aynı ismi taşıması dikkat çekti.
Seçimin tekrarlanması talebi
Samsun İl Seçim Kurulu’na itirazda bulunan Nurcan Korkmaz, seçimin iptal edilerek tekrarlanmasını talep etti. İtiraz dilekçesinde, “31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde Yenimahalle Mahallesi’nde yapılan muhtarlık seçimlerinde ‘Nurdan Kaçmaz’ adına ‘sahte ve asılsız’ olarak basılarak sandık alanlarına bırakılan oy pusulasının esasen Nurcan Korkmaz’ın oylarını bölmek adına yapılan bir işlem olması ve seçim sonucunu direkt etkilemesi nedeniyle yapılan seçimin iptal edilerek tekrarlanması gerekmektedir” ifadeleri yer aldı.
“Bu oyunu kimin kurduğunu merak ediyorum”
Sahte pusulaların seçmenin kafasını karıştığını ileri süren muhtar adayı Nurcan Korkmaz, bu oyunu kendisine kimin kurduğunu merak ettiğini belirterek, “Yenimahalle Mahallesi’nde uzun yıllardır terzilik yapıyorum. Çok güzel bir çevrem var. Mahallede bazı eksiklikler gördüğümden dolayı muhtar adayı olmaya karar verdim. Koca mahalleyi gezdim. Herkesle tek tek görüştüm. Desteklerini aldım. Adaylığımı açıkladım. Arkama çok iyi bir kitle aldım ve seçim günü geldi. Okullara gittik, oy pusulamızı dağıttık. Kabinlerin arkasında koyduk. İnsanlar oy kullanmaya başladı. Saat 10.30 gibi bir tane daha kadın adayın olduğunu öğrendim. Başka bir kadın aday yoktu. ‘Nurdan Kaçmaz’ diye bir kadın adayını öğrendim ve şoke oldum. Araştırma yaptık ve böyle bir kişinin olmadığını öğrendik. Çünkü 4 tane erkek aday vardı. Tek kadın aday bendim. Seçimi kazanacağımı biliyordum. Böyle bir kadın varsa çıkmasını istiyorum. Böyle bir insan yoksa benim hakkımın yendiğini düşünüyorum. Bana bu oyunu kimin kurduğunu merak ediyorum. Bu insanlara şu anda cevap vermek durumunda kalıyorum. ‘Abla biz sana güvendik oy verdik’ diyorlar. Bu kadar isim benzerliği olmaz” dedi.
Nurcan Korkmaz ayrıca İlçe Seçim Kurulu’na ve İlçe Nüfus Müdürlüğü’ne gittiğini, böyle bir adayın olmadığını öğrendiğini sözlerine ekledi.
Yaklaşık 50 kişi Nurcan Korkmaz’ın dükkanının önünde toplanarak kendisine destek verdi. Seçimin tekrarlanmasını isteyen mahalle sakinleri, ‘sahte aday Nurdan Kaçmaz’ yüzünden seçimi kaybettiklerini öne sürdüler. – SAMSUN
]]>Dünyadaki her dokuz kişiden biri yetersiz beslenmeden muzdarip ve bu artan sorunla yüzleşmek ve üstesinden gelmek için yeni gıda seçeneklerinin araştırılması gerekiyor. Tarıma uygun arazilerin çoğunun hali hazırda ekiliyor olması nedeniyle daha yüksek verim elde edilmesinin zorlu bir süreç olacağını belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Gıda Teknolojisi Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Ayla Ünver Alçay, “Geleneksel gıda sistemine karşı yeni arayışlar ortaya çıktı. Gıda olarak kullanılmayan ürünlerin gıda olarak kullanılabilir hale getirilmesi, gıda atıklarının değerlendirilmesi, bazı mikroorganizmaları bol miktarda üretip besin maddesi olarak kullanılması, biyofermantasyon teknolojisi ile selülozdan gıda üretimi, farklı mikrobiyal kaynaklardan protein üretimi çok yakında karşımıza çıkabilir” dedi.
Yosunlar beslenmede önemli hale gelecek
Çok yakın bir gelecekte yosunlar, tek hücre proteini, yabani tahıllar ve sahte tahıllar, genetiği değiştirilmiş gıdalar, yenilebilir gıda ambalajları, kaktüsler, nanogıdalar, bitki bazlı sütlerin beslenmede yaygın olarak kullanılabileceğini ifade eden Dr. Alçay, “Bilinen yaklaşık 10 bin farklı deniz yosunu türü vardır ve bunların çoğu yenilebilir. Dünyanın çeşitli yerlerinde binlerce yıldır gıda olarak tüketilmektedirler. Taze, fermente edilmiş, kurutulmuş veya dondurulmuş şekilde, bütün olarak veya farklı boyutlarda pul, granül veya toz halinde öğütülerek, gıda olarak veya hazırlanmış gıdaların içeriği olarak tüketilebilirler. Algler ve diğer deniz besin kaynakları, özellikle geleneksel tarım uygulamaları nedeniyle topraktaki besin maddelerinin tükenmesiyle birlikte daha bol hale gelecektir. Algler, ekilebilir araziye ihtiyaç duymamaları ve minimum besin maddesiyle büyüyebilmeleri nedeniyle geleneksel mahsullere iyi bir alternatif sağlayabilir” açıklamasını yaptı.
Yüksek protein kaynağı tek hücreliler
Tek hücre proteini, genetiği değiştirilmiş gıdalar, yabani tahıllar ve sahte tahılların besin maddesi olarak besin maddesi olarak kullanılabileceğini belirten Dr. Alçay, “Tek hücre proteini insan gıdası veya hayvan yemi olarak kullanılan, fermantasyon yoluyla üretilen, alg, bakteri, küf veya maya gibi mikroorganizmaların ölü ve kurutulmuş formlarını ifade eder. Yüksek protein içeriğinden dolayı tarımsal kökenli proteinlere alternatif bir kaynak olarak dikkat çekmektedir” şeklinde konuştu.
Yabani tahıllar ve sahte tahıllar
Dr. Alçay sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buğdayı çeşitlendirmek veya alternatifiyle değiştirmenin sağlık ve çevre üzerine olumlu etkileri olacaktır. Önümüzdeki yıllarda muhtemelen kullandığımız tahıllar, sahte tahıllarla yer değiştirecektir. Kinoa, amaranth, karabuğday, kavuzlu buğday, yabani pirinç, parmak darı, fonio ve Horasan buğdayı bunların arasında sayılabilir. Karabuğday, kinoa ve amaranth tahıl değil tohumdur ve sahte tahıllar adı verilen kategoridedirler. GDO gıdaların bazı yaygın örnekleri arasında tatlı mısır, pirinç, patates, peynir, domates, somon bulunur. Doğal kabul edilmemesi ve potansiyel olarak güvensiz olduğu düşünülmesi nedeniyle GDO’lu ürünler genellikle tüketici tarafından kabul edilebilir bulunmamıştır.”
Kaktüs, nanogıdalar, bitki bazlı süt gibi gıdaların çok yakında daha yaygın olarak beslenmede kullanılacağını ifade eden Dr. Alçay, herkesin sağlıklı beslenebilmesi için küresel gıda üretimin artması gerektiğini söyleyerek “Fonksiyonel gıdaların da günümüzün ve geleceğin gıdaları arasında pazarda yer alacağı ön görülmektedir. Sağlıklı beslenme ve sürdürülebilirlik söz konusu olduğunda küçük değişiklikler büyük fark oluşturabilir” dedi. – İSTANBUL
]]>Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olmasının yanında Roma ve Bizans medeniyetlerine de ev sahipliği yapan Edirne, camileri, köprüleri ve hamamlarıyla medeniyetlerin izlerini taşıyor. Özellikle Selimiye Camisi, ziyaretçilerin ilgi odağı oluyor.
Gastronomi açısından da lezzet şöleni sunan Edirne, tava ciğeri, badem ezmesi ve Kavala kurabiyesiyle damakları tatlandırıyor.
Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği Başkanı Bülent Bacıoğlu, AA muhabirine, kentin zengin kültürel mirası, doğası ve gastronomisiyle turistlerin ilgi odağı olduğunu söyledi.
Pek çok medeniyete ev sahipliği yapan kentin önemli bir turizm destinasyonu olduğunu belirten Bacıoğlu, “Bahar aylarının gelmesi ve havaların ısınmasıyla açık hava müzesi Edirne ziyaretçilerini almaya başladı. Bayram tatilinin de bahar ayına denk gelmesi çok yoğun bir dönem geçireceğimizin göstergesi.” dedi.
Bacıoğlu, kentteki turizm tesisleri ve işletmelerin bayram yoğunluğu öncesi hazırlıklarını tamamladığını ifade etti.
Trakya’nın dolu dolu bir tatil rotası oluşturduğunu anlatan Bacıoğlu, şunları kaydetti:
“Çok büyük bir nüfusa sahip olan İstanbul olmak üzere çevre illerden hem bireysel olarak hem de tur şirketleri aracılığıyla binlerce turist Trakya’ya gelecek. Turistler turlarına Kırklareli’nin Karadeniz kıyılarından başlayıp, Edirne’de tarihi yerleri görüp yöresel lezzetleri tadabilirler.
Daha sonra güneye doğru ilerleyip Ege ve Marmara kıyılarını gezip Tekirdağ’da ziyaretlerini tamamlayabilirler. Trakya’ya gelenlerin 3 denizi ve 3 şehri görüp, çok güzel vakit geçireceklerini umuyorum.”
Doğanın kucağında huzur: Kırklareli
İstanbul’a yaklaşık 200 kilometre mesafedeki Kırklareli eko turizmi, mağaracılık ve sportif amaçlı turizm faaliyetleri, Mimar Sinan rotası ve coğrafi işaretli ürünleriyle dikkat çekiyor.
Geç Roma Dönemi’ne ait Trakya’nın tek antik tiyatrosunun bulunduğu “sakin şehir” Vize’nin tarihi yapıları da ilgi görüyor.
Anadolu’dan Trakya’ya gelen ilk insanların 8 bin yıllık tarımsal faaliyetlerinin maketlerle anlatıldığı Aşağıpınar ören yeri de ziyaretçilerin uğrak noktaları arasında yer alıyor.
Türkiye ve Avrupa’nın en büyük longoz ormanları da içinde barındırdığı göller, endemik bitki çeşitleri ve yaban hayatı ile görülmeye değer.
İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in Demirköy ilçesindeki dökümhanesi, Trakya’nın turizme açık tek mağarası Dupnisa da kentte gezilebilecek yerler arasında bulunuyor.
Kırklareli, coğrafi işaretli kıvırcık kuzusundan elde edilen köftesi, üzümden yapılan hardaliyesi, meşe balı, peyniri, manda yoğurdu gibi ürünleriyle de ön plana çıkıyor.
Kırklareli Kültür ve Turizm Müdürü Veli Şen, AA muhabirine, Kırklareli’nin özel bir şehir olduğunu söyledi.
Kırklareli’nin Balkanlar’a açılan kapı olduğunu belirten Şen, bayram tatilinde yerli ve yabancı turistleri kente davet etti.
Kentte pek çok tarihi ve kültürel alan bulunduğunu dile getiren Şen, “Kırklareli’nin kendine özgü bir ekosistemi var. Istrancalar’da tabiatın zenginliği, dinginliği, doğanın o eşsiz manzarası eşliğinde huzuru bulabilirsiniz. Kırklareli’ne başlı başına bunun için gelmelerini tavsiye edebilirim. Longozları görmelerini, Demirköy ilçesinde Dupnisa Mağaramızı, Fatih Dökümhanemizi, Vize Kalesini, Kıyıköy’de Ayanikola Manastırı’nı ziyaretçilerimizin görmelerini ve bu eşsiz doğal manzarayı deneyimlemelerini tavsiye ederiz.” diye konuştu.
Gastronomisiyle de ön plana çıkan kentte pek çok coğrafi işaretli ürün bulunduğunu dile getiren Şen, “Kırklareli’mize gelecek olan ziyaretçilerimiz tarihi ve turistlik yerlerimizi gezerek aynı zamanda coğrafi işaretli ürünlerimizde deneyimleyebilirler. Zamanlarını keyifli bir şekilde geçirebilirler. Misafirlerimizi bayramla ağırlamak istiyoruz.” dedi.
Denizin ve bağların şehri Tekirdağ
Tekirdağ Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu da Tekirdağ’ın, eşsiz doğası ve mavi bayraklı plajlarıyla bayram tatilinde yerli ve yabancı konuklarını beklediğini söyledi.
Hacıoğlu, Tekirdağ’ın doğası, tarihi ve kültürel yapısının yanı sıra ekstrem sporlardan hoşlananlar için yamaç paraşütü, kamp ve karavan turizmi imkanı sunduğunu belirtti.
Tatilcilerin en çok tercih ettiği illerden birinin Tekirdağ olduğunu aktaran Hacıoğlu, “Tekirdağ, İstanbul’a yakın olması avantajıyla birçok turizm algoritmasıyla insanların ilgisini çekiyor.” dedi.
Kentin, ziyaretçilerine Marmara Denizi’nin mavisi ve ormanların arasında temiz bir çevrede doğayla iç içe tatil fırsatı sağladığını aktaran Hacıoğlu, “Tekirdağ’ın yamaç paraşütü, yürüyüş yolları, bağ rotaları çok önemli ve ilgi çekici. Bu tatil Tekirdağ’da büyük bir yoğunluğa neden olacak. Bizim de sektöre yaptığımız çağrı: Bayram tatili için hazırlıklarınızı tamamlayın. Havaların güzel olmasıyla sahillerimiz, işletmelerimiz, yamaç paraşüt alanlarımız, yürüyüş alanlarımız, bağ rotaları ziyaretçilerle dolacak.” diye konuştu.
]]>TFF 2. Lig Kırmızı Grup’ta şampiyonluk mücadelesi veren ve lider Amedspor’un 1 puan gerisinde yer alan GMG Kastamonuspor, ligde en çok mağlubiyet yaşayan ve 5 puan toplayabilen Uşakspor ile yarın evinde saat 15.00’te karşılaşacak. Teknik Direktör Fırat Gül ile çıktığı son 6 maçta yenilgi yüzü görmeyen ve geçen hafta deplasmanda oynadığı İskenderunspor müsabakasını farklı kazanarak rakiplerine gözdağı veren GMG Kastamonuspor, zirve takibini sürdürmek için Uşakspor mücadelesine mutlak galibiyet parolasıyla çıkacak. Mücadelede öncesi GMG Kastamonuspor Teknik Direktörü Fırat Gül, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Oyunun savunma kısmını hallettiklerini, şimdi ise hücum yönünü geliştirdiklerinden bahseden Fırat Gül, “Oyunun savunma tarafında çok ciddi bir mesafe kaydettik. Bu maç skorlarına da yansımış durumda. Hücum tarafının geliştirilmesi biraz daha zor, biraz daha organizasyon ve beceri isteyen bir iş ve işin o tarafını da yavaş yavaş geliştiriyoruz. Tabii bunları geliştirirken de aynı zamanda skor almamız gereken bir süreçti. Hem skor alıp hem bunları geliştirmek biraz zordu ama çok çalışma, tekrar ve oyuncuların irade korumasıyla uzun mesafe kat ettik. Tabii ki bu maçlara da yansıdığı için ayrıca mutluluk verici bir durum” cümlelerine yer verdi.
Fırat Gül: “Tek gündemimiz Uşakspor maçı”
Öncelikli olarak Uşakspor karşılaşmasına odaklandıklarını söyleyen Gül, “Çarşamba günü Uşakspor maçı var, Pazar günü ise Derincespor. Derince şu an bizim gündemimizde yok. Şu an tek gündemimiz Uşakspor maçı. Uşakspor, matematiksel anlamda küme düştü gibi görünüyor ama sonuç itibarıyla 11 tane oyuncu ile oynayacağız. Şartlar ne olursa olsun sonuçta kendini göstermeye çalışan genç oyunculardan kurulu bir takım. Bunun bizim açımızdan avantajları ve dezavantajları var. Biz her türlü duruma karşı hazırlıklıyız. Maça iyi hazırlandık, hazırlanmaya da devam ediyoruz. Hiçbir rakibimizi de küçümseme gibi bir lüksümüz olamaz. Çünkü karşımızda bir takım var ve bir şehri temsil ediyor. Onlar da kendilerine göre bir mücadele verecektir” diye konuştu.
“Fikstür avantajı diye bir şeyin olduğunu düşünmüyorum, kazanmamız gereken 6 karşılaşma daha var”
Rehavete kapılmadan ilk hedeflerinin oynayacaklarını bütün müsabakaları kazanmak olduğunu vurgulayan tecrübeli teknik adam, “İlk geldiğim günden beri aynı şeyi söylüyorum. Fikstür avantajı diye bir şeyin olduğunu düşünmüyorum. Sadece önümüzdeki maça odaklı bir şekilde ilerliyoruz. Bizim için şu an tek gerçek Uşak maçı. Bu maçtan 3 puan aldığımız zaman, bizim 6 tane kazandığımız maçın bir anlamı var. Uşak maçında puan sıkıntısı yaşarsak, o zaman 6 tane aldığımız maçın bir anlamı kalmıyor. Biz kesinlikle şu aşamada maç maç gidiyoruz. Bizim için şu an tek gerçek Uşakspor maçını kazanmak” şeklinde konuştu.
Emir Açıkgöz: “Amedspor ile puan farkını kapatıp liderliği geri almak istiyoruz”
Uşakspor’un hafife alınacak bir takım olmadığını ve ellerinden geleni yaparak puan farkını kapatmak istediklerini dile getiren 20 yaşındaki futbolcu Emir Açıkgöz, “Takım olarak çok iyi gidiyoruz şu anda. Yeni hocamız ile çok güzel bir hava yakaladık. Üst üste galibiyetler aldık ve devam ediyoruz. Önümüzde Uşakspor ile oynayacağımız maç var. Uşak, küme hattında diye hafife alınacak bir takım değil. Dinç ve dinamik bir takımlar. Bizde iyi hazırlanıyoruz, rakibimizi hafife almıyoruz. Elimizden geleni yapıp, Amedspor ile olan aradaki bir puanı kapatmak istiyoruz. Bunu yaparak tekrar liderliği de geri almak istiyoruz. Moralimiz çok iyi, abilerim her zaman arkamızda, bizlere çok iyi destek veriyorlar. Takım olarak da iyiyiz. Hocalarımız da bize çok değer veriyorlar. Bizleri el üstünde tutuyorlar. Geçen yıl altyapıdan as takıma çıktım. Şu anda her şey çok iyi, ben de süre aldıkça bu fırsatı değerlendirmek ve daha da iyi olmak istiyorum. Süre almak için de elimizden geleni yapıp, çalışmalarımı sürdürüyorum. Ligin artık sonuna doğru geldik, inşallah şampiyon olacağız” ifadelerini kullandı. – KASTAMONU
]]>İsrail’deki derin siyasi bölünme, hafta sonu yine kamuoyunun gözlerinin önündeydi.
Bu bölünme, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından sonra yaşanan şok ve ulusal birlikle bir süre bir kenara konulmuştu. Ancak altı ay sonra, binlerce eylemci tekrar İsrail sokaklarında.
Savaş protestocuların, İsrail’in en uzun süre iktidarda kalan Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu görevden uzaklaştırma kararlıklarına büyük bir güç verdi.
Kudüs’te polis protestoculara karşı “kokarca suyu” kullandı. Kudüs’ün kuzeyden güneye uzanan büyük otobanı Begin Bulvarına barikat kuran eylemcileri dağıtmak için polis araçlarından kötü kokan bir su sıkıldı.
Uzun süredir dile getirilen istifa ve erken seçim sloganlarına, hala Gazze’de tutulan 134 rehinenin serbest kalması için derhal anlaşma yapılmasını isteyen talepler karıştı.
Rehinelerin kaçının hayatta olduğu belli değil. Yakınları, dostları ve eylemcilerin en büyük kaygısı, savaş anlaşma olmadan uzayıp giderse, çok daha fazla sayıda rehinenin ölmesi.
Pazar akşamı, binlerce kişi İsrail Parlamentosu’nun önündeki geniş bulvarları doldururken, oğlu Gazze’de askerlik yapan Katia Amorza, bir süreliğine megafonunu bırakıyor:
“Sabah sekizden beri buradayım. Ve şimdi Netanyahu’ya, gidip bir daha geri gelmemesi için tek yöne birinci sınıf bir bilet satın almaktan memnun olurum.”
“Aynı zamanda, hükümetine aldığı, toplumumuzdaki en kötülerden teker teker seçtiği tüm o insanları da beraberinde götürmesini istiyorum.”
Yoldan ve Katia’nın megafonunun önünden bir haham geçiyor.
İsrail’in Tapınak Dağı adını verdiği, İslam’ın üçüncü en kutsal camisi El Aksa’nın bulunduğu yerde Yahudilerin ibadet etmesi için kampanya yürüten Haham Yehudah Glick protestocuların, asıl düşmanın Netanyahu değil Hamas olduğunu unuttuğu görüşünde:
“Bence çok destek alıyor. Bu insanların dayanamadığı da bu. Bence bu insanlar, bu kadar uzun süredir gösteri yapmalarına karşın Netanyahu’nun hala iktidar olduğu gerçeğini kabullenemiyor.
“Ve onlara gelip gösteri yapmaları, hislerini yüksek sesle ve açıkça ifade etmeleri çağrısında bulunuyorum, ancak demokrasi ve anarşi arasındaki çok ince çizgiyi aşmamalılar.”
Eylemciler ve normalde İsrail’e destek veren ülkelerdeki karşıtları Netanyahu’nun ultra milliyetçi Yahudi partilerinin desteğine ihtiyaç duyan koalisyon hükümetinde demokrasi düşmanlarının bulunduğunu söylüyor.
Bunlardan biri, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in liderliğini yaptığı Dinci Siyonizm Partisi. Milletvekillerinden biri Ohad Tal daha çok askeri baskıdan başka bir şeyin Hamas’ın rehineleri serbest bırakmaya zorlayacağını düşünmenin “saflık” olduğuna inanıyor:
“Hamas’ın bir anlaşmayla kolayca herkesi serbest bırakmasını, sonra da böyle bir anlaşmayla serbest bırakacağımız tüm teröristleri öldürmemize izin vermesini beklemiyorsunuz, değil mi? O kadar basit değil.
“Tüm rehineleri geri getirecek ve her şeyi düzeltecek bir düğme olsaydı, her bir İsrailli bu düğmeye basardı. Ancak bu düşündüğünüz kadar kolay değil.”
Binyamin Netanyahu, ülkesini güvende tutabilecek tek kişinin kendisi olduğunu söylüyordu. Çok sayıda İsrailli de ona inandı.
Filistinlileri idare edebileceğini, Filistinlilerin bir devlet kurmak için istediği topraklara Yahudileri yerleştirebileceğini ve bütün bunları bir barış anlaşması için gereken ödünleri vermeden yapabileceğini söylüyordu.
Tüm bunlar, 7 Ekim’de Hamas sınır tellerini aşarak saldırdığında değişti.
Birçok İsrailli Hamas’ın İsrail’e bu kadar yıkıcı bir saldırı düzenleyebilmesine izin veren güvenlik boşluklarından Netanyahu’yu sorumlu tuttu.
Hatalar yaptıklarını kabul eden güvenlik şeflerinin tersine, Netanyahu hiç sorumluluk almadı.
Bu da, Pazar akşamı Kudüs sokaklarını dolduran on binlerce eylemciyi öfkelendiriyor.
Binyamin Netanyahu’nun İsrail siyasetinde hakim bir figür olmadığı günleri hatırlayan İsrailliler 40 yaşın üzerinde olmalı.
İlk olarak İsrail’in Birleşmiş Milletler Sözcüsü olarak ortaya çıktıktan sonra, başbakanlığa ilk olarak Oslo barış sürecine karşı çıkan söylemiyle 1996’da aldığı kıl payı zaferle gelmişti.
Oslo anlaşmaları da, mevcut Amerikan Orta Doğu barış planı gibi, Filistinlilerin İsrail’in yanında kendi devletlerini kurmasının, Şeria Nehri ve Akdeniz arasındaki toprakların kontrolü için Yahudiler ve Araplar arasında yarım yüzyıldır devam eden savaşı sona erdirmenin tek umudu olarak görüyordu.
Netahyahu, bir Filistin devleti fikrine sürekli karşı çıktı. ABD’nin Orta Doğu’nun yeniden inşasındaki “büyük pazarlığın” bir parçası olarak Filistin’in bağımsızlığına destek vermesini kabul etmedi.
Karşıtları Netanyahu’nun, Joe Biden’ın savaştan sonra Gazze’nin yönetimine dair planlarına karşı çıkarak, İsrail aşırı sağının desteğini aldığını söylüyor.
Parlamento binasının önündeki eylemcilerden biri emekli Tuğgeneral David Agmon. Agmon ilk seçildiğinde bir dönem, Netanyahu’nun başbakanlık ofisini yönetmişti.
“Bu 1948’den bu yana en büyük kriz. Size bir şey daha söyleyeyim: 1996’da Netanyahu’nun ilk kalem müdürüydüm, yani onu tanıyorum ve üç aydan sonra bırakmaya karar verdim. Çünkü ne olduğunu anladım. İsrail’e yönelik bir tehlike.
“Nasıl karar alınacağını bilmiyor. Korkak ve tek bildiği şey konuşmak. Ve tabii ki eşine bağımlı ve yalanlarını da gördüm. Üç ay sonra ona ‘Bibi, senin danışmanlara ihtiyacın yok, senin değiştirilmen gerek’ dedim.”
Sokaklarda eylemler sürerken, Netanyahu erken seçim çağrılarını reddediyor ve Gazze’nin güneyinde çok sayıda sivilin sığındığı Refah’ta, Hamas güçlerine karşı yeni bir saldırı düzenleme kararlılığından bahsediyor.
İsrailliler, Hamas’ın yok edilmesi konusunda bölünmüş değil. Savaşa hala ezici bir destek var. Ancak savaşın nasıl verildiği ve tüm rehinelerin hala kurtarılamamış olması, Binyamin Netanyahu üzerinde kariyerine son verebilecek bir baskı yaratıyor.
]]>DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Batıda oy kullanma süreci birkaç ihlal dışında olağan akışında ilerlerken Kürt illerinde yine her zamanki gibi insanlar oylarını kullanmak isterken olağanüstü koşullarda oy kullanmaya gidiyorlar. Bu olağanüstü koşullara ilişkin bugüne kadar sayısız çağrıda ve uyarıda bulunduk, bir kez daha yineliyoruz: Suç işliyorsunuz, suç işlemeye devam etmeyin. Yapmış olduğumuz hazırlıklar sonucunda her ihlali tek tek tespit ediyoruz, takipçisi olacağız ve hukuki süreç başlayacak” dedi.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, yerel seçime ilişkin parti genel merkezinde açıklama yaptı. Doğan, şöyle konuştu:
“KÜRT İLLERİNDE YİNE İNSANLAR OYLARINI KULLANMAK İSTERKEN OLAĞANÜSTÜ KOŞULLARDA OY KULLANMAYA GİDİYORLAR. HER İHLALİ TESPİT EDİYORUZ”
“Batıda oy kullanma süreci birkaç ihlal dışında olağan akışında ilerlerken Kürt illerinde yine her zamanki gibi insanlar oylarını kullanmak isterken olağanüstü koşullarda oy kullanmaya gidiyorlar. Bu olağanüstü koşullara ilişkin bugüne kadar sayısız çağrıda ve uyarıda bulunduk, bir kez daha yineliyoruz: Suç işliyorsunuz, suç işlemeye devam etmeyin. Yapmış olduğumuz hazırlıklar sonucunda her ihlali tek tek tespit ediyoruz. Her ihlali tek tek tespit ediyoruz, takipçisi olacağız ve hukuki süreç başlayacak.
“DEM PARTİLİLER OY KULLANDIĞINIZ HİÇBİR ALANI TERK ETMEYİNİZ”
Devletin imkanlarıyla sandıkların kuşatıldığı, böylelikle de halkın iradesinin sandığa yansımasını engelleyenler… İnsanlar pek çok yerde neredeyse bu barikatları aşmak için olağanüstü bir çaba göstererek sandıklara ulaşmaya, oylarını kullanmaya çalışıyorlar. Yalnızca oy kullanmakla yetinmeyelim DEM Partililer, oy kullandığınız hiçbir alanı terk etmeyiniz. Sandıklarınız koruyun, oylarınıza sahip çıkın, iradenize sahip çıkın. Gün iradenizi gösterme günü. Oy sayım işlemleri bitene kadar sandıkları terk etmeyin. Uluslararası gözlemci heyetlere de müdahaleler var.
“MARDİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ EŞBAŞKAN ADAYIMIZ DEVRİM DEMİR’E POLİS TARAFINDAN ÇOK YAKIN MESAFEDEN GAZ SIKILARAK MÜDAHALE EDİLDİ, KENDİSİ ŞU AN HASTANEDE”
İhlalin en fazla olduğu kentler: Urfa, Mardin, Diyarbakır, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Muş. Neredeyse tüm Kürt illerinde seçim ihlalleri yaşanmış durumda. En fazla yaşanan ihlal türü: Haksız oy temini -bunu kampanyamız boyunca da sürekli ifade ettik- mükerrer oy kullanımı, kolluk güçlerinin bulunmamaları gereken alanlarda bulunmaları. Hiçbir caydırıcı etki on yıllardır olmadığı gibi bugün de etkili olmayacaktır. O yüzden bu konuda suç işlemeye devam etmeyin. Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan Adayımız Devrim Demir’e polis tarafından çok yakın mesafeden gaz sıkılarak müdahale edildi, kendisi şu anda hastanede.
“AÇIKÇA SUÇ İŞLEYEN İNSANLARI TC KİMLİK NUMARALARIYLA TESPİT EDİYORUZ, HUKUKİ SÜRECİ İŞLETECEĞİZ”
Taşımalı seçmenle ilgili pek çok itirazımız, neredeyse tamamı reddedildi. Taşımalı seçmenle yapılmak istenen ve bizim tespit ettiğimiz taşımalı seçmenler, oraların özel olarak kaderini değiştirmeye yönelik bir biçimde kurgulanmış. Mükerrer oy kullanan devlet memurları açık suç işliyorlar. Elimizde bu suçlara dair belgeler var. Açıkça bu suç işleyen insanları TC kimlik numaralarıyla tespit ediyoruz. Hukuki süreci işleteceğiz.”
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Keçiören’deki iftar programında açıklamalarda bulundu.
Türk siyasetinde milletin taleplerinin göz ardı edildiği bir sistemi reddettiklerini vurgulayan Akşener; “Türkiye’yi bu ucubue sistemden kurtarmak için kazanmayı samimiyetle isteyen bir tek bizdik ama gelin görün ki hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmuyormuş. Her şeyden önce koltuğunu düşünenlerle hiçbir yere varılamıyormuş. İstanbul’u, Ankara’yı, Adana’yı, Antalya’yı kazanmak Türkiye’yi kazanmaya yetmiyormuş. Onlar milletsiz bir siyaset istiyorlar, biz reddediyoruz. Onlar kendi hırslarını Türkiye’ye dayatmak istiyorlar, biz kabul etmiyoruz. Onlar kuyruklarına takılalım istiyorlar, biz direniyoruz ve şükürler olsun ki her türlü engele, iftiraya, ihanete rağmen önümüzdeki pazar günü İYİ Parti olarak Türkiye’nin dört bir yanında, 81 il ve ilçelerimizde kendi adaylarımızla seçimlere giriyoruz” ifadelerini kullandı.
“ALDIĞIMIZ KARARA SAYGI GÖSTERMEK YERİNE HERKESİN TEKER TEKER HAİNLİK ETTİĞİ BİZ OLDUK”
ABB Başkanı Yavaş’ın, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Böcek’in ve İBB Başkanı İmamoğlu’nun haksızlığa uğradıklarında İYİ Parti olarak yanlarında olduklarını ancak buna karşılık bugün hepsinden ihanet gördüklerini ifade eden Akşener, şöyle konuştu:
“2019 yılında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, istifayı bastığı CHP’den yeniden aday olması engellendiğinde yanında biz vardık. 2022 yılında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in hastalığını fırsat bilip, ayağını kaydırmak isteyenlerin karşısında bir tek biz vardık. 2022 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hapis cezası haberini aldığında Saraçhane’ye koşan bir tek biz vardık. Ama heyhat bugün geldiğimiz noktada aldığımız karara saygı göstermek yerine hepsinin teker teker hainlik ettiği de maalesef biz olduk, İYİ Parti oldu. Evet bir zamanlar haksızlığa uğradıklarında yanına koştuğumuz dünün mağdurları, maalesef bugünün zorbaları oldular. Biz onlardan saygı bekledik, onlar bizim parya gördü. Biz onlardan ahlak bekledik, onlar bize her türlü ahlaksızlığı yaptı. Muhteremlerin dalına bastığımız anda takkeler düştü, keller göründü. Her türlü çirkinlik ortaya saçıldı. Varsın olsun. Biz hala haksızlığın karşısındayız. Biz hala zorbaların karşısındayız. Biz hala vesayetin karşısındayız.
“BUGÜN DE MİLLETE SADAKATTEN BAHSEDİP İHANETİ YOL BİLENLERİN KARŞISINDAYIZ”
Biz bugün de dürüstlükten bahsedip riyakarlığın külliyatını yazanların karşısındayız. Biz bugün de millete sadakatten bahsedip ihaneti yol bilenlerin karşısındayız. Biz bugün de adaletten bahsedip hakka girenlerin karşısındayız. Biz bugün de demokrasiden, hürriyetten bahsedip en küçük eleştiride sansüre sarılanların, zülf-i yare dokununca küfür kıyamet düz gidenlerin karşısındayız. Nasıl ki AK Parti’nin besleyip büyüttüğü yandaş medyaya karşıysak, Özgür Özel’in deyimiyle; emekleriyle var ettikleri yoldaş medyaya da, Saraçhane medyasına da karşıyız. Nasıl ki AK Parti’nin devletimizin kaynaklarını seçim finansmanı olarak kullanmasını eleştiriyorsak CHP’nin belediye kaynaklarıyla seçim finanse etmesini de, bir büyük şehrin seçim bütçesinin 500 milyon lira olmasını da, bir ilçe belediyesinin seçime 250 milyon lira harcamasını da elbette eleştireceğiz, eleştiriyoruz. Nasıl ki AK Parti’nin siyasi dümenlerine ayak oyunlarına, operasyonlarına karşı yılmadan mücadele ediyorsak CHP’nin kirli pazarlıklarına, iftiralarına, operasyonlarına karşıda elbette yılmadan mücadele edeceğiz.”
“MANSUR YAVAŞ ARTIK CHP GENEL MERKEZİ’NİN ‘EV KÖLESİ’ OLMUŞTUR”
Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programına katılan Mansur Yavaş’ın istifa eden İYİ Partililerle ilgili açıklamalarına yönelik konuşan Meral Akşener, şunları söyledi:
“Seçimlere hür ve müstakil girme kararı aldığımızdan beri Antalya’daki belediye meclis üyelerimiz istifa ettirildi. İstanbul’daki belediye meclis üyelerimiz CHP’den liste garantisiyle istifa ettirildi. Ama pazarlıkların en çirkini nerede oldu biliyor musunuz? Burada Ankara’da oldu. Hatta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, geçenlerde çıktığı bir televizyon programında kendi ağzıyla olanı biteni bir de itiraf etti. Partimizden istifa ettirdiği il başkanının, ilçe başkanlarının, Ankara teşkilat mensuplarımızın şu anda kendisiyle çalıştığını söyledi. İzleyince vallahi şaşırdım ama yanlış anlaşılmasın, biz bunları zaten biliyorduk. Ben ben bunu alenen televizyonda itiraf etmesine şaşırdım. Yani ben bu pişkinliğe şaşırdım. Böyle bir ahlaksızlıkla böbürlenen bu şuursuzluğa şaşırdım. Bundan daha 12 ay önce görmek isteyip de maalesef göremediğimiz bu cürete, bu özgüvene, bu cesarete de ayrıca şaşırdım. Malcom X der ki; ‘Tarihte iki tür köle vardır. Bunlardan biri ev kölesidir, diğeri ise tarla kölesidir. Ev kölesi, efendisine yakın yaşayan köledir. Efendisinin evinde, çatı arasında veya bodrumda yaşar. Efendisi gibi giyinir, efendisinin kullanılmış giysilerini giyer, efendisinden artan yemekleri yer ve efendisini, efendisinin kendisinden bile daha çok sever.’ İşte bugün geldi noktada Mansur Yavaş da tam olarak budur. O artık CHP Genel Merkezi’nin ‘ev kölesi’ olmuştur. O nedenle de İYİ Parti’ye gelince aslan kesilen bu arkadaşımızın mevzubahis CHP olduğunda dün olduğu gibi bugün de munis ve itaatkar bir tutum sergilemesi fevkalade doğaldır.
“TAŞ MEDRESELİLER; İYİ PARTİ OLARAK BİZİM ONURUMUZDUR, GURURUMUZDUR”
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın 1980 Darbesi sürecinde cezaevinde işkenceye uğrayan ülkücüler olan Taş Medreselilere karşı sözlerine ilişkin konuşan Meral Akşener, şunları kaydetti:
“Bildiğiniz gibi Mansur Yavaş’ın Adana’daki dava arkadaşı Zeydan Karalar’ın ‘Taş medresede yetişenler bizim kardeşimiz olmaz’ dediği, sonra da gelecek tepkilerden korkup ‘burayı keselim’ diye eklediği bir videosu ortaya çıktı. Peki ‘Büyük Ülkücü’ Mansur Yavaş’tan bir ses bir itiraz çıkabildi mi? Elbette hayır. Taş medreselilere yapılan bu büyük terbiyesizlik karşısında ‘ev kölesi’ Mansur Yavaş, efendisini kızdırmamak için çıkıp da tek bir kelime söyleyemedi. Bu ibretlik manzara karşısında öncelikle şunu söylemek isterim; kendi ikbalini Türk istiklalinden çok sevenler elbette ki taş medreselileri abi kardeş bilemezler. Bugün çıkıp bize ahkam kesen çiftlik muhafazakarlarından da, tatlı su milliyetçilerinden de, ılıman iklim demokratlarından da Taş Medreselilere vefa beklemiyoruz. Taş Medreseliler; İYİ Parti olarak bizim onurumuzdur, gururumuzdur. Kimsenin onlara saygısızlık etmesine izin vermeyeceğiz. Kimsenin onurumuzu çiğnemesine izin vermeyeceğiz.”
“İŞİ DÜŞEN ABLA EDEBİYATINA SARILIYOR”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Ben Meral Hanım’a abla derim” sözüne de karşılık veren Meral Akşener şöyle devam etti: “Bir de çıkmış utanmadan ‘Ben Meral Hanım’a abla derim’ diyor. Bu da artık iyice moda oldu. İşi düşen, işine gelen hemen ‘abla’ edebiyatına sarılıyor. Ama ben artık CHP yöneticilerinin yüzüme ‘abla’ deyip sonra yoldaş medyalarında bana ve partime küfür kıyamet sövdürmelerinden gerçekten sıkıldım. İYİ Partililere CHP’ye kazandırdığı sürece ‘iyi insanlar’ deyip, kendi yolumuzda yürüdüğümüzde ‘bunlar A-ka-peli’, ‘bunlar faşist’, ‘bunlar sağcı’ diye saldırmalarından artık bıktım. Ez cümle beni, partimi ve bizi destekleyen vatandaşlarımızı sürekli CHP’ye bir şeyler kazandırmak zorunda olan paryalar olarak görme şımarıklığından da artık usandım. O nedenle demeyin kardeşim. Bana abla, mabla demeyin. Çünkü sizin bana vıcık vıcık bir riyakarlıkla abla demeniz; beni samimiyetle ablası, annesi, kardeşi gören milletimize de; bu çetin yolu benimle birlikte yürüyen dava arkadaşlarıma da, yapılan tüm ahlaksızlıklara benimle birlikte göğüs geren İYİ Partili gerçek kardeşlerime de yapılmış koca bir hakarettir.”
“1 NİSAN SABAHI ALTIN GÜNEŞ OLUP SIRMALAR SAÇACAĞIZ”
Akşener sözlerini şöyle noktaladı:
“31 Mart’ta milletimizden aldığımız güçle Türk milletini seçeneksizliğe mahküm edenlerin sahte yüzlerini ortaya çıkartacağız. Ucuz siyasi oyunlarla ‘-mış gibi’ yapanların maskelerini düşüreceğiz! Türk siyasetini esir alan bu maskeli baloyu milletimizle birlikte dağıtacağız ve 1 Nisan sabahı gelip çattığında turuncu zulmün, kızıl yalanın, mor ihanetin karşısında altın güneş olup sırmalar saçacağız.”
]]>Erdoğan, partisinin Kocaeli Kongre Merkezi Miting Alanı’nda düzenlediği mitingde, ulaştırmada 151 kilometreden devraldıkları bölünmüş yol mesafesini 376 kilometreye çıkardıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul-İzmir Otoyolu’nu, Osmangazi Köprüsü’nü, Kuzey-Marmara Otoyolu’nu şehrimize kazandırdık. TEM-Otogar Köprülü Kavşağı’nı inşa edip trafiğe açtık. Derince Limanı-D-100 ve TEM Otoyol bağlantısını 2025 yılında tamamlayacağız. İzmit Doğu Kavşağı’ndan Kavacık Kavşağı’na kadar bu kesimdeki TEM Otoyolu ve bağlantı yollarında üstyapı onarım çalışmalarına başladık. İzmit-Kandıra-Kaynarca yolunun 18 kilometresini tamamladık. Kalan kesimlerdeki çalışmalarımız devam ediyor.” diye konuştu.
Yalova-İzmit Otoyolu projesinin çalışmalarını başlattıklarını kaydeden Erdoğan, “Büyükşehir Belediyemiz aracılığıyla Otogar-Kuruçeşme tramvay hattını ve Kartepe teleferik hattını hizmete aldık. Kocaeli Şehir Hastanesi tramvay hattını da 17 Mart’ta hizmete verdik. Kocaeli’yi yüksek hızlı tren merkezi haline getirdik. Gebze-Halkalı banliyö tren hattı sayesinde Gebze’yi Boğaz’ın altından Halkalı’yla buluşturduk. Yılda 2 milyon ton taşıma kapasitesine sahip Köseköy Lojistik Merkezi’ni hizmete aldık.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gebze, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı ve Halkalı arasındaki yüksek hızlı tren projesinin ihale hazırlıklarını da yaptıklarını vurgulayarak şöyle devam etti:
“Yapımı devam eden Gebze Organize Sanayi Bölgesi-Darıca metro hattını da Marmaray’a entegre edeceğiz. Şehrimize Karamürsel, Kızderbent ve İhsaniye barajlarını, 4 sulama tesisi, 10 taşkın koruma tesisi ve 5 HES tesisi kazandırdık. Kocaelili çiftçilerimize 5,5 milyar lira tarımsal hibe desteği verdik. Sanayi ve teknolojide 6 yeni organize sanayi bölgesi, 2 endüstri bölgesi, 5 teknopark,136 araştırma-geliştirme merkezi ve 17 tasarım merkezi kurduk. İstihdamı desteklemek için Kocaelili işverenlerimize yaklaşık 24 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. İlimizdeki aktif sigortalı sayısı 276 binden 786 bine çıktı. Enerjide, Kocaeli’nin bütün ilçelerine doğal gaz arzını sağladık.”
Mitingde, şehre yapılan yatırımların yer aldığı film gösterildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu esnada katılımcıların kendisine uzattığı bazı pankartları imzaladı.
Film gösteriminin ardından konuşmasını sürdüren Erdoğan, “Allah’ın izniyle, 31 Mart’tan sonra bunlara belediyelerimizle, Cumhurbaşkanınız olarak şahsım, tüm bakan arkadaşlarım hep birlikte çok daha fazlasını ilave edeceğiz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarını mitingdekilere emanet ettiğini söyleyerek, “Tamam. Sahip çıkıyor musunuz? Fire yok.” demesi üzerine katılımcılar “Evet” yanıtını verdi.
Mitingden notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, platforma Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı ve yeni dönem adayı Tahir Büyükakın, AK Parti İl Başkanı Şahin Talus, MHP İl Başkanı Murat Nuri Demirbaş ve BBP İl Koordinatörü Metehan Küpçü’yle birlikte çıktı.
Mitingde, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın, Büyükakın ve Talus da konuşma yaptı.
Programın sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediye başkan adaylarını tek tek platforma davet ederek, vatandaşları selamladı.
Kartepe Belediye Başkanı ve yeni dönem adayı Mustafa Kocaman’ı çağırdığı esnada Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maşallah boya bak boya, Cumhurbaşkanı’ndan daha uzun.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra milletvekilleri, parti yöneticileri ve belediye başkan adaylarıyla aile fotoğrafı çektirdi.
“Hazır mıyız?” diyen Erdoğan, “Elleri kaldıralım ama öyle bir haykıralım ki yarın İstanbul mitinglerinde ilçeler, hepsi duysun. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Buradaki gibi kardeş olacağız. Hep beraber Türkiye olacağız.” sözlerini alandakilerle birlikte söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sanatçı Cengiz Kurtoğlu’nun “Duyanlara duymayanlara” şarkısına alandakilerle birlikte eşlik etti.
Mitingin sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Kocaeli’yi çok seviyoruz. Seviyoruz be. Çok seviyoruz be. Pazar akşamı daha çok seveceğiz.” ifadesini kullandı.
(Bitti)
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan Kocaeli’ye yapılan yatırımları tek tek sıraladı
KOCAELİ – 31 Mart yerel seçimleri öncesi son mitingini Kocaeli’de yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehre yapılan yatırımları açıkladı. Erdoğan, 21 yılda Kocaeli’ye 305 milyar liraya yakın yatırım yaptıklarını ifade etti.
31 Mart yerel seçimleri öncesi miting finalini Kocaeli’de yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kente yapılan yatırımları tek tek açıkladı. Son 21 yılda Kocaeli’ye 305 milyar liraya yakın yatırım yaptıklarını ifade eden Erdoğan, “Eğitimde 12 bin 941 adet yeni derslik inşa ettik. Gençlik ve sporda 18 bin 538 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtık, 57 spor tesisi inşa ettik. Bunlar arasında 33 bin kişilik Kocaeli Stadyumu, 1328 kişilik Kartepe Öğrenci Yurdu ve 192 kapasiteli İzmit Sporcu Kamp Eğitim Merkezi de var. Kocaeli’deki ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 5,75 milyar tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta 1220 yataklı Kocaeli Şehir Hastanesi başta olmak üzere, toplamda 3 bin 71 yataklı 22 hastane dahil, 93 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık. Hala 200 yataklı Çayırova ve 250 yataklı Gölcük Devlet Hastanesiyle 9 sağlık tesisimizin inşası sürüyor. TOKİ kanalıyla 12 bin 506 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 7 bin 230 konutun yapımına devam ediyoruz. Kentsel dönüşümde 42 bin 334 adet konut ve ticaret alanını dönüştürdük, 3 bin 545’de bağımsız bölümün dönüşümü devam ediyor. Kocaeli’deki 14 millet bahçesi projesinden 9’unu tamamladık, 4’ünün yapımı, birinin de projelendirme çalışmaları devam ediyor” dedi.
Ulaşımda 151 kilometreden devraldıkları bölünmüş yol mesafesini toplamda 376 kilometreye çıkardıklarını söyleyen Erdoğan, “İstanbul-İzmir otoyolunu, Osmangazi Köprüsünü ve Kuzey Marmara Otoyolunu şehrimize kazandırdık. TEM Otogar Köprülü Kavşağını inşa edip, trafiğe açtık. Derince Limanı, D-100 ve TEM Otoyolu bağlantısını 2025’de tamamlayacağız. İzmit Doğu Kavşağından Kavacık Kavşağına kadar bu kesimdeki TEM Otoyolu ve bağlantı yollarında üstyapı onarım çalışmalarına başladık. İzmit-Kandıra-Kaynarca yolunun 18 kilometresini tamamladık, kalan kesimlerdeki çalışmalarımız devam ediyor. Yalova-İzmit Otoyolu proje çalışmalarını başlattık. Büyükşehir Belediyemiz aracılığıyla Otogar-Kuruçeşme Tramvay Hattını ve Kartepe Teleferik Hattını hizmete aldık. Gebze-Yavuz Sultan Selim Köprüsü-İstanbul Havalimanı-Halkalı arasındaki yüksek hızlı tren projemizin ihale hazırlıklarını da yapıyoruz. Yapımı devam eden Gebze Organize Sanayi Bölgesi Darıca Metro Hattını da Marmaray’a entegre edeceğiz. Şehrimize Karamürsel, Kızderbent ve İhsaniye barajlarını 4 sulama tesisi, 10 taşkın koruma tesisi kazandırdık. Kocaelili çiftçilerimize 5,5 milyar lira destek verdik. Sanayi ve teknolojide 6 OSB, 2 endüstri bölgesi, 5 teknopark, 136 Ar-Ge ve 17 tasarım merkezi kurduk. İstihdamı desteklemek için Kocaelili işverenlerimize yaklaşık 24 milyar lira tutarında pirim desteği verdik. İlimizdeki aktif sigortalı sayısı 276 binden 786vine çıktı. Enerjide Kocaeli’nin tüm ilçelerine doğalgaz arzını sağladık” ifadelerini kullandı.
]]>Yerel seçimlerde partisi tarafından yeniden aday gösterilen CHP’li Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, seçim çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda, “Aydınlık bir gelecek için Belevi’de buluşuyoruz” isimli bir miting düzenlenirken, seçim ofisinde bir araya gelen partililer, kalabalık bir araç konvoyuyla Belevi’ye gitti.
“Belediyeyi ayağa kaldırdık”
Miting alanına davul-zurna eşliğinde kalabalıkla yürüyen Başkan Filiz Ceritoğlu Sengel, daha sonrada vatandaşlara seslendi. Sengel, “İnsanlarla uğraşmadığımı, laf yetiştirmeye çalışmadığımı, hizmet üretmeye çalıştığımı, o kadar zorluğa rağmen direndiğimi, hiç ağlamadığımı beni biraz tanıyanlar anlamıştır. Belediye borç batağındaydı. Daha fazla büyümek ve kasada para bulundurabilmek için nasıl mücadele ettiğimi bilirsiniz. Böyle belediyeye herkes talip olur. Kasada para var, biliyorlar ya ondan talip oldular. Zor olanı biz yaptık. 2019’da geçmişin tüm arızalarını temizlerken, çalışana maaş bile ödenmiyorken, tekrar
Başkan Sengel, şöyle devam etti:
“Belediyeler, güçleri doğrultusunda belli bir şey yapabilirler, mücadele ederler, çaba sarf edeler. 2019 yılında Belevi’de bir eve gittim. Bol çocuklu bir ev ve tarım işçisi olan anneler var. Ekonomiye dahil olmak istiyorlar; ama ne yazık ki kreş yoktu. Çocuk önemliydi. Annenin ekonomiye katkı sağlaması da önemliydi. İşte o yüzden Belevi’de kreşimizi açtık. Şunu söylemeye çalışıyorum sizlere; birileri birileriyle uğraşsın, biz hizmet aşkıyla çalışıyoruz. Ne kindarlık biliyoruz, ne intikam biliyoruz, ne de emeklilik zamanımızı değerlendirmek için bu işleri yapıyoruz” diye konuştu.
“Pazar günü hepinize emanetiz”
Siyaseti halka hizmet aracı olarak gördüklerini belirten Sengel, şöyle devam etti:
“Biz, açılmış yaralara merhem olmaya çalışıyoruz. Tek başına hiçsindir, yanında partin varsa, örgütün varsa kendini güvende hissedersin. İşte o güvenle beraber üretmeye devam ederiz. O güvenle beraber ürettiğimiz hizmetlerin içerisinde hep halk vardır. İşte o ikisi için biz Belevi’deki projelerimizi tek tek belirledik. Bunlardan ilki çok önemli ve kıymetli olan, herkesin uzun zamandan beri istediği fırını hayata geçireceğiz. Köy meydanında var olan; ama bu süreç içerisinde tekrardan düzenlemek istediğimiz Belevi’nin çok istediği köy meydanındaki havuzumuzu en kısa sürede en güzel şekilde gerçekleştireceğiz. En son yeni kooperatif evlerinin, oradaki istinat duvarı gibi yolların hepsi, hemen bu yaz sökülmeye başlayacak. İhale hazırlıkları tamamlandı. Seçim geçer geçmez başlayacak. Kadınlarla ilgili, çocuklarla ilgili, emeklilerle ilgili Belevi Meydanı’nın düzenlenmesi ile ilgili çalışmalarımızı yaparken bir şey unutmayacağız; kötü cümle yok, birleriyle uğraşmak yok, intikam yok, kin yok; sevgi var, Belevi’nin insanına saygı var. 5 yıl boyunca elimizden geldiğince çaba sarf ettik. Az konuştuk, çok çalıştık. Biz yine az konuşmaya, çok çalışmaya devam edeceğiz. Pazar günü hepinize emanetiz. Pazar gününden sonra sizler yine bize emanetsiniz.” – İZMİR
]]>Google’dan sürpriz: Pixel 9 Pro XL tasarımı ve ekran boyutu ile ortaya çıktı!
Pixel 9 için Ocak ayında karşımıza çıkan üç kameralı tasarımın Pro modeline sahip olduğu ortaya çıktı. Ancak asıl sürpriz Pixel 9 Pro XL modelinin tasarımı ile karşımıza çıkmasıydı. Google tıpkı iPhone modelleri gibi üç ana modelle karşımıza çıkacak.
Aslında Google, Nexus döneminde de XL modeller tanıtmıştı. Firma özellikle büyük ekran isteyen kullanıcılara yönelik böyle bir model geliştiriyordu. Bugünkü Pro kadar olmasa da ana modelden daha iyi özelliklere sahip XL, Pixel 5 ile sona erdi. Bir süre sonra yani 2021 yılında da yerini Pro modellere bıraktı.
![]()
Google XL modelini ana modelin büyüğü şeklinde tasarlıyordu ve özellik açısından iki model arasında bir fark yoktu. Şimdi ise XL ismi Pixel 9 serisi ile geri dönüyor. Şu an için Pixel 9 özellikleri ise tam olarak belli değil. Ancak Pixel 9 ve 9 Pro arasında kamera tarafında büyük bir fark olması beklentiler arasında. Google’ın Pixel 9 Pro XL tasarımı ile karşımıza çıktığı üzere iki model arasında teknik anlamda bir fark olmayacak gibi görünüyor.
Galaxy AI özellikleri cihazdan cihaza farklılık gösterecek!
Pixel 9, 9 Pro ve 9 Pro XL modelleri ekran boyut tercihleri açısından ise ilginç yapıda. Buna göre Pixel 9 modeli 6.03 inç, Pixel 9 Pro modeli 6,1 inç, Pixel9 Pro XL modeli ise 6,5 inç büyüklüğünde ekrana sahip olacak. Doğrusu Pixel 9 ile 9 Pro arasında neredeyse ekran boyutu farkı yok gibi. Yine 9 Pro XL ekran boyutu ise 8 Pro’nun 6,7 inçlik ekranından küçük.
Google’ın burada kullanıcılardan gelen tek elde kullanma eleştirilerini dinlediği tahminler arasında. Yani Pixel 9 modelleri ele daha iyi oturan bir ergonomiye sahip olabilir. Pixel 9 Pro XL tasarımı da serinin diğer üyeleri ile uyumlu yapıda. Ekran boyutu ise XL takısına rağmen ortalama büyüklükte.
Pixel 9 serisi özellikleri
Pixel 9 serisi hakkında teknik detaylar ise henüz ortaya çıkmadı. Ancak şimdiye kadar ortaya çıkan bazı detaylara da değinmek gerekiyor. Daha önce ortaya çıkan söylentilere göre Pixel 9 serisi Adaptive Touch özelliğiyle gelecek.
Bu özellik, dokunmatik ekran hassasiyetini ortamınız, aktiviteleriniz veya ekran koruyucunuz gibi belirli faktörlere göre ayarlayabiliyor. Pixel 9 serisinin Qi2 şarj teknolojisine sahip olması da beklentiler arasında. MagSafe’te yer alan bu özellik, kablosuz şarjı 15W hızlara ve manyetik hizalamaya kadar artıran bir standart.
]]>AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Türkiye’nin önde gelen askeri araç üreticilerinden FNSS Savunma Sistemleri, 35 yıldır milli imkanlarla özgün olarak geliştirdiği 24 farklı savunma sistemiyle yurt içinde ve dışında birçok kullanıcıya hizmet veriyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri ile müttefik silahlı kuvvetlerinin kullanımı için paletli ve tekerlekli zırhlı muharebe araç aileleri ile silah sistemlerinin tasarım ve üretimini gerçekleştiren FNSS, bu ürünlerle yüzlerce milyon dolarlık ihracat potansiyelinin ortaya çıkmasını sağlıyor.
FNSS, bu araçların yanında, geliştirdiği yenilikçi alt sistemlerle çok sayıda teknolojik çözümü patent ve faydalı modelle tescilledi.
Şirket, bu faaliyetler dolayısıyla son olarak Ankara Sanayi Odasının 60. kuruluş yılı ödül töreninde Faydalı Model Sayısını En Çok Artıran Firmalar Büyük İşletmeler kategorisinde ödül kazandı.
FNSS, son dönemde çoğunluğu özgün AR-GE projelerinin sonucu olmak üzere çok sayıda teknolojik çözüme imza attı, bunları patent ve faydalı modele dönüştürdü.
Şirket bu çalışmalar kapsamında ortaya çıkan Seri Hibrit Paletli Araçlar İçin Çapraz Tahrikli E-Transmisyon ile patent başvurusu yaptı.
Buluş, elektrikli ve seri hibrit, paletli, skid-steer (nokta dönüşlü) özellikteki tekerli askeri araçlarda, insansız kara araçlarında ve iş makinelerinde kullanılan çapraz tahrikli elektrikli transmisyonu içeriyor. Buluşun en önemli amacını, çapraz tahrikli ve bağımsız tahrikli yapıyı birleştirerek ortak avantajları bir arada toplamak oluşturuyor. Sağ ve sol paleti yine birbirinden bağımsız 2 elektrik motoru tahrik ediyorken, bu motorlar arasına mekanik güç transferine olanak sağlayan bir diferansiyel dişli grubu ve üçüncü bir tahrik motoru ekleniyor. Bu sayede hem daha küçük ebatlı motor kullanımına imkan sağlanıyor, hem de motorlara düşen görevler itibariyle 3 motor arasında etkin ve verimli bir güç dağılımı yakalanıyor. Aynı zamanda tek motor arızası durumunda diğer 2 motor ile sürüşe devam ediliyor.
Bu çözümle mevcut teknikte var olan problemler çözülürken yeni, ekonomik, kullanışlı ve pratik bir transmisyon tasarımı ortaya çıkarıldı.
Güç Grubu Test Ünitesi
Patent başvurusu yapılan Güç Grubu Test Ünitesi ise genellikle zırhlı araçların güç grubunda bulunan motor, transmisyon gibi unsurların gerekli parametreleri sağlayıp salamadığını ve sorunsuz çalıştığını teyit ve test etmek amacıyla geliştirildi.
Savunma sanayisinde geliştirilen 6×6, 8×8 zırhlı tekerlekli kara araçlarının güç grubunda bulunan motor, transmisyon gibi unsurlar, bakım işlemleri sonrası araca geri montesi öncesinde gerekli parametreleri sağladığını ve sorunsuz çalıştığını teyit için test ediliyor.
???????Buluşun en önemli amacını, güç grubunda bulunan bütün unsurların tek bir seferde araca montajı yapılmadan test edilmesini sağlaması oluşturuyor. Taşınabilir olarak tasarlanan sistem sabit bir test düzeneğinin aksine istenen lokasyonda kullanılabiliyor.
Buluş, özellikle kullanıcıya hız, vites, sıcaklık, yakıt değeri, akü durumu ve sistem üzerinde gerçekleşebilecek arızalar hakkında ekran ve uyarı ve gösterge paneli ile bilgilendirme yapıyor. Ünite, marş ile motorun çalıştırılmasına, motor devrinin ayarlanmasına, vitesin değiştirilmesine imkan tanıyan, sensörlerle alınan ölçümlerin okunarak ilgili parametrelerin ekrana ve/veya uyarı ve gösterge paneline yansıtılmasına imkan tanıyan kontrol paneli içeriyor.
Üniteyle bakım teknisyenlerinin güç grubu bakımları en iyi düzeyde gerçekleştirilebiliyor, güç grubu bakım süresi kısalıyor. Böylelikle araçların kritik arıza hali önleniyor ve kullanılabilirlik süreleri arttırılıyor. Ünite, harici bir güç kaynağı olmadan dahili bataryalar ile çalışabiliyor.
Askeri Araçlar İçin Portatif Yük Kaldırma Mekanizması
Patent belgesi verilen Askeri Araçlar İçin Portatif Yük Kaldırma Mekanizması, yükün araç üzerine kaldırılmasını sağlayan el vinci, yükün asıl ağırlığını taşıyan taşıyıcı direk, ağırlık ölçümü yapılacaksa veya ağırlığı bilinmeyen bir birim kaldırılacaksa dinamometreli taşıyıcı kol veya ağırlığı bilinen bir birim kaldırılacaksa portatif kol içeren portatif yük kaldırma mekanizmasından oluşuyor.
Buluşun en önemli amacını, askeri araçların üzerine bir ekipman veya parça kaldırılması gerektiğinde kolayca kurulup istenilen bölgede yük kaldırma operasyonunu gerçekleştirmesi oluşturuyor.
Kolay kurulabilen ve katlanabilir olan mekanizma, araç üzerinde veya araç içinde kolayca istiflenebiliyor.
]]>Bitlis’te gündüz düzenlenen mitingin ardından akşam polis evindeki iftarda sivil toplum kuruluşları (STK) temsilcileri ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yaptığı konuşmada “Kaybedecek tek bir günümüzün, tek bir saatimizin olmadığının bilinciyle mücadele bayrağını Ahlat ruhuyla hep daha yukarıya taşımaya uğraşıyoruz. Türkiye’yi yatırım, istihdam, üretim ve ihracat yoluyla büyütme hedefimizi adım adım hayata geçiriyoruz. Nasıl vatandaşlarımız arasında ayrım yapmıyorsak, illerimiz, bölgelerimiz arasında da asla ayrım yapmadık, yapmayız. Ankara’dan İstanbul’a, İzmir’e hizmet götürürken Muş’u, Bitlis’i, Şırnak’ı ihmal etmiyoruz. Deprem sebebiyle 104 milyar dolarlık ilave yükle karşılaşmış olsak da yüzde 4,5 gibi çok iyi bir oranla ekonomimiz büyümeye devam etti. Milli gelirimiz ilk kez 1,1 trilyon doların üzerine çıktı ve kişi başına düşen milli gelirimiz ilk kez 13 bin doları aştı. İşsizlik oranı yüzde 9,4 ile son 10 yılın en düşük seviyesini gördü. Tek haneli gerçekleşti. İyi bir programımız var. Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğinde yeniden Türkiye’yi fiyat istikrarına kavuşturacağız. Kalıcı sosyal refah ve sürdürülebilir ekonomik büyüme için fiyat istikrarı çok çok önemlidir” diye konuştu.
Türkiye’yi doğusuyla, güneydoğusuyla büyük hedeflerin, Türkiye yüzyılının eşiğine getirdiklerini ifade eden Yılmaz, “Cudi’yi, Gabar’ı, Tendürek’i, Besler Deresi’ni teröristlerden temizlemiş durumdayız. Ben de son dönemde illeri ziyaret ediyorum. Gerçekten bir huzur ve güven ortamı hakim. Eskiden çok farklı konuşulan yerler şimdi huzur ortamı içinde insanımızın ziyaret ettiği yerler. Cumhurbaşkanlığımızın liderliğinde sorunların kaynağını doğru tespit etmek çözümün ilk adımıdır. Biz buna inanıyoruz. Cumhurbaşkanımız liderliğinde tüm sorunları kaynağında kurutmada ustalaşmış kadrolarız. Asırlık hizmetleri 20 yıla sığdırdığımız bu başarının arkasında güçlü bir yönetim, güçlü bir siyasi irade vardır. Mevcut sorun ve sıkıntıları da aynı kararlılıkla çözecek, terör sebebiyle aksayan hizmetleri katbekat fazlasıyla Bitlis’e kazandırmaya devam edeceğiz. Bu anlayışla son 21 yılda Bitlis’e toplam 50 milyar lirayı aşan tutarda kamu yatırımı yaptık. Geçtiğimiz yıl Sayın Cumhurbaşkanımız Bitlis’e gelerek İl Özel İdaremizden belediyelerimize, Milli Eğitimden müftülüğe, vakıflardan emniyete, Karayolları’ndan Devlet Su İşleri’ne kadar kurumlarımızın 75 kalem hizmetinin açılışını gerçekleştirmişti. Yine bu kapsamda Bitlis Organize Sanayi Bölgesi’nde 3 bin kardeşimize istihdam oluşturan 34 firmamızın resmi açılışı yapılmıştı. Bitlis kamu yatırımlarının yanı sıra özel sektör yatırımlarıyla da kendinden söz ettirmeye başladı. Son yıllarda özel sektörün şehrimize olan ilgisi giderek artıyor. Özellikle tekstil alanında Bitlis tüm bölgenin üretim merkezi haline geliyor. Bitlis’in de içinde yer aldığı bölgemiz terör tehdidinden kurtuldukça buraya yeni yatırımlar gelerek, kalkınma hamlesi daha da hızlanmıştır. Hep söylüyorum burada da tekrar edeceğim. Terör demokrasinin de, kalkınmanın da düşmanıdır. Terörün olduğu yerde ne demokrasi olur ne kalkınma olur. Terörün olmadığı, huzurun, güvenin olduğu yerde de hem demokrasi olur, temek hak ve hürriyetler en güzel şekilde yaşanır hem de kalkınma olur, halkın refahı olur” dedi.
Yılmaz, iftar sonrası Ahlat ve Adilcevaz’a bir ziyaret gerçekleştirerek, partililerle seçim çalışmalarını değerlendirecek. – BİTLİS
]]>Bitlis programı kapsamında, Bitlis Polisevi’nde düzenlenen “Sivil Toplum Kuruluşları ve Kanaat Önderleri ile İftar Buluşması”na katılan Yılmaz, iftardan sahura, şehir şehir milletle kardeşlik soflarında buluştuklarını söyledi.
Yılmaz, ulaştırmadan sağlığa, eğitimden çevre ve şehirciliğe kadar her alanda Türkiye’yi yatırımlarla ilmek ilmek dokuduklarını, kaybedecek tek bir saatlerinin olmadığı bilinciyle mücadele bayrağını hep daha yukarılara taşımaya çalıştıklarını vurguladı.
Türkiye’yi yatırım, üretim, istihdam ve ihracat yoluyla büyütme hedeflerini adım adım hayata geçirdiklerini anlatan Yılmaz, vatandaşlar arasında yapmadıkları gibi iller ve bölgeler arasında da asla ayrım yapmadıklarını ifade etti.
Ankara’dan İstanbul’a, İzmir’e hizmet götürürken, Muş’u, Bitlis’i, Şırnak’ı ihmal etmediklerini dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:
“Deprem nedeniyle 104 milyar dolarlık ilave yükle karşılaşmış olsak da Türkiye yüzde 4,5 gibi iyi bir oranda büyüdü geçen yıl. Milli gelirimiz ilk kez 1,1 trilyon doların üzerine çıktı ve kişi başına milli gelirimiz ilk kez 13 bin doları aştı. İşsizlik oranı bugün yayınlandı. Geçen yılın işsizlik oranı. Yüzde 9.4 oldu. Tek haneli gerçekleşti çok şükür. Geçen yılın ortasında, orta vadeli programı hazırlarken 10,1 diye tahmin etmiştik bizim tahminimizden de daha iyi oldu. Özellikle genç istihdamındaki artış çok sevindirici. Sağlık çalışanlarımızdan emeklilerimize, işçilerimizden çiftçilerimize kadar toplumumuzun tüm kesimlerinin refahını artırmak için gayret ediyoruz. Hem aldığımız tedbirlerin hem de uyguladığımız ekonomi programlarının etkisiyle yılın ikinci yarısında enflasyonda belirgin bir düşüşe hep birlikte şahit olacağız inşallah.”
“Vesayet odaklarını tasfiye ettik”
Yılmaz, kalıcı sosyal refah ve sürdürülebilir ekonomik büyüme için fiyat istikrarının çok önemli olduğunu vurgulayarak, ekonominin daha istikrarlı büyümesi ve sosyal refahın kalıcı olması için bu mücadeleyi başarmak zorunda olduklarını kaydetti.
Demokrasiyi güçlendirdiklerini, vesayet odaklarını tasfiye ettiklerini, bir taraftan da tüm Türkiye’de imar ve ihya faaliyetini sürdürdüklerini belirten Yılmaz, “Cudi’yi, Gabar’ı, Tekdürek’i, Bestler Dereler’i artık terörden temizlemiş durumdayız. Gerçekten bir huzur ve güven iklimi hakim. Eskiden çok farklı konuşulan yerler şu anda huzur ortamı içinde insanımızın ziyaret ettiği yerler. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tüm sorunları kaynağında kurutma anlayışıyla yolumuza devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Cevdet Yılmaz, Bitlis’e önemli hizmetler kazandırdıklarını, son 21 yılda 50 milyar lirayı aşan yatırım yaptıklarını, özel sektör yatırımlarıyla da kendinden söz ettirmeye başlayan Bitlis’in tekstil alanında tüm bölgenin üretim merkezi haline geldiğini dile getirdi.
Bölgenin terör tehdidinden kurtulması, huzur ve güven ortamının pekişmesiyle yeni yatırımlar gelmeye devam edeceğinin altını çizen Yılmaz, şöyle konuştu:
“Hem ülkemizin diğer illerinden hem de dünyanın farklı köşelerinden insanlar artık buralara gezmeye geliyor, hiçbir endişe yaşamadan güzellikleri görüyor. Bitlis merkezdeki dönüşüm de turizme ayrı bir güç verecek. Turizm deyip geçmemek lazım. Turizm için gelen ticaret de yapar, başka ilişkiler de geliştirir. Bitlis, Ahlat, Güroymak ve Tatvan’a doğal gaz arzını sağladık. Adilcevaz ve Hizan’a da doğal gaz arzı çalışmalarımız devam ediyor. Ahlat’ta tarihi ile ayağa kaldırdık. Cumhurbaşkanlığımızın da Ahlat’ta külliyesi var. Orayı da önümüzdeki dönemlerde çok daha aktif halde kullanacağız inşallah.”
Yerel seçimin yaklaştığını anımsatan Yılmaz, “Genel seçimlerde daha çok siyaset, ideoloji biraz daha öne çıkıyor. En azından yerelde ilimizi, ilçemizi düşünmemiz lazım. Oyumuzu verirken kim daha iyi hizmet edecek diye bakmamız lazım. Biz inanıyoruz ki Bitlis’te, merkezde ve ilçelerde AK Parti’ye, Cumhur İttifakı’na vereceğiniz her oy o ilçelerin geleceğine verilmiş oydur.” değerlendirmesinde bulundu.
Programa Bitlis Valisi Erol Karaömeroğlu, AK Parti Bitlis Milletvekili Turan Bedirhanoğlu, Bitlis Belediye Başkanı Nesrullah Tanğlay, AK Parti İl Başkanı Kadir Köstekçi, belediye başkan adayları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, kanaat önderleri, yatırımcılar ve davetliler katıldı.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Havalimanı’nda düzenlenen Yeniden Büyük İstanbul Mitingi’nde yaptığı konuşmada, yıllık 90 milyon yolcu kapasitesi olan İstanbul Havalimanı’nın geçen yıl 76 milyon yolcu trafiğine ulaştığını, kalan etapların da tamamlanmasıyla İstanbul’un ve havalimanının, yolcu ve yük taşımacılığında dünyada rakipsiz bir konuma geleceğini söyledi.
İstanbul için önemli bir prestij projesi olan Haliç Yat Limanı Kompleksi’nin ilk etabının gelecek aylarda hizmete gireceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çamlıca Televizyon ve Radyo Kulesi, İstanbul’un sembol eserlerinden biri haline geldi. İnşa ettiğimiz tesislerle İstanbul’a yıllık 640 milyon metreküp içme suyu temin ediyoruz.” dedi.
Kalabalığa “Yaparsa?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitinge katılanlardan “AK Parti yapar.” yanıtını alınca, “Peki bu zat ne yaptı?” sorusunu yöneltti.
Süleymaniye, Fatih, Mihrimah Sultan, Yavuz Sultan Selim ve Piyale Paşa camilerinin de aralarında olduğu ecdat yadigarı eserlerin restorasyonunu yapıp ihya ettiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Milletimizin 80 yıllık hayalini gerçekleştirip Ayasofya’yı, Allah’a hamdolsun yeniden ibadete açtık. Sultan Fatih’in vasiyetine uygun şekilde bugün Ayasofya-i Kebir Camii’nin minarelerinden günde 5 kez ezanı Muhammedi yükseliyor, kubbelerini aşrı şerifler, tekbirler, salavatlar, Kur’an tilavetleri süslüyor. Yeni Atatürk Kültür Merkezi binasını inşa ederek, İstanbul’a iftihar vesilesi bir eser daha kazandırdık. Bitmedi, Rami Kışlası’nı restore edip, kütüphane yanında pek çok faaliyetin de yapılabileceği bir kültür merkezine dönüştürdük.”
“Şehrimizin son 5 senede yaşadığı irtifa kaybını anlatacağız”
Mitingde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’a yaptığı hizmetlerin yer aldığı video izletildi.
Video gösteriminin ardından konuşmasına devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Allah’ın izniyle, 31 Mart’tan sonra bunlara, büyükşehir ve ilçe belediyelerimizle işbirliği içinde çok daha fazlasını ekleyeceğiz.” ifadesini kullandı.
Bunun için kalan 6 günün çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hanım kardeşlerime özellikle sesleniyorum; unutmayın kale içeriden fethedilir, bu kaleyi siz fethedeceksiniz. Ben size inanıyorum ve bunu başaracaksınız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Hala kafası karışık, kararını verememiş eşimiz, dostumuz, komşumuz varsa eve gidince onları mutlaka arayacağız. Kırgınlık varsa gidereceğiz, kafasında soru işaretleri varsa hepsine tek tek cevap vereceğiz. Önceki seçimlerde başka partilere veya adaylara oy vermiş, ama mevcut yönetimden rahatsız olan kardeşlerimize de ulaşacağız. Trafikten depreme, şehircilikten ulaşıma kadar şehrimizin son 5 senede yaşadığı irtifa kaybını anlatacağız. İstanbul’un, bir 5 sene daha kaybetmeye tahammülünün olmadığını bu kardeşlerimize izah edeceğiz. Böylece kalbi ve oyu kazanılmadık hiçbir İstanbullu kardeşimizi bırakmayacağız.”
“31 Mart’ta İstanbul’un bizi mahcup etmeyeceğine inanıyorum”
Sandığa gitmenin, sandıklara sahip çıkmanın fevkalade mühim olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kullanacağınız her bir oy hazine değerindedir, kritik öneme sahiptir. Gerçeklere gözünü kapatıp kendini dev aynasında görenlerin söylemlerine itibar etmemenizi bekliyorum.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na kaybettirmek için uğraşanlara karşı uyanık olunmasını isteyerek, şunları kaydetti:
“Oyunuzun boşa gitmesine, ziyan olmasına, heba ve heder olmasına izin vermeyeceğinize inanıyorum. İstanbul, bir dönem Cumhur İttifakı’nın gölgesinde gezen, fakat şimdi tüm enerjisini ittifakın yara alması için harcayanların oyunlarına gelmez. Çünkü benim İstanbullu hemşehrilerim basiret ve feraset sahibidir. Benim İstanbullu kardeşim kendisi ve şehri için en doğru kararı verecektir. İnşallah bu kararı da gerçek belediyecilikten yana olacaktır. Hangi siyasi partiye mensup olursa olsun, İstanbullu vatandaşlarımın sağduyusuna güveniyorum. 31 Mart’ta İstanbul’un bizi mahcup etmeyeceğine yürekten inanıyorum.”
Ramazan gününde, İstanbul’un dört bir yanından sel olup mitinge gelenlere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılımcıların, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da ebedi azaptan kurtuluş ayı olan ramazanını tebrik edip, “Rabb’im hepimizi sağlık ve afiyet içinde bayrama da kavuştursun diyorum.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazzeli kardeşlerimiz başta olmak üzere şu an zulüm gören, katliama uğrayan, eziyet çeken, feryatları göğü çınlatan tüm mazlumların Allahutaala yar ve yardımcısı olsun. Rabb’im bizlere ve tüm Müslümanlara huzurla, mutlulukla idrak edeceğimiz ramazanlar nasip eylesin. Bu duygularla, büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarımızı sizlere emanet ediyorum.” diye konuştu.
(Bitti)
]]>Bir dizi programa katılmak için Eskişehir’e gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, son olarak Afyon-Bolvadinliver İftar Buluşması’na katıldı. Burada Bolvadinlilerle selamlaşan Bakan Işıkhan, salondakilerin Ramazan ayını tebrik etti. İftarın ardından Bakan Işıkhan, yaptığı konuşmada, “İftar sofraları birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiğimiz, paylaşmanın, sevginin ve hoşgörünün simgesidir. Bu manevi mevsimin, Gazze’deki kardeşlerimiz başta olmak üzere tüm mazlum ve mağdur coğrafyalardaki kardeşlerimizin de sıkıntılarından kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum. Vatan için can veren aziz şehitlerimize ve hayatını kaybeden gazilerimize bir kez daha bu mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Allah’tan rahmet diliyorum. Ben, sivil toplum kuruluşlarımızı, hemşehri derneklerimizi, toplumsal bağımızın en önemli araçlarından biri olarak görüyorum. Memleketimizde doğup, başka şehirlerde yaşarken unutmamamız gereken önemli bir şey var: köklerimiz ve kimliğimiz. Hemşehrilerimizin bir araya gelerek bu tür etkinlikler düzenlemesi, birbirimizle olan ilişkilerimizi geliştirirken kültürümüzü yaşatmayı ve dayanışmamızı daha da pekiştiriyor. Bu anlamda ben, bu tür programların düzenlenmesine vesile olan dernek yöneticilerimizi ayrıca tebrik ediyorum” ifadelerine yer verdi.
“Toplumun sesi olan asıl merci milletin kendisidir”
Bakan Işıkhan, şunları kaydetti:
“Hizmetin üretilmesi için gereken talebi oluşturan, sokakların nabzını tutan, toplumun sesi olan asıl merci milletin kendisidir. Biz yöneticiler ve idareciler her ne kadar sistemin başında olsak da asıl icraatı, politikayı üretenler, sahalardır, sizlersiniz. Bu anlayışla görev alanımız ne olursa olsun 21 yıldır her daim vatandaşlarımızın arasında olduk. İşçisinden işverenine, STK’sından özel sektörüne kadar toplumumuzun her kesimiyle sürekli dirsek teması içerisinde olduk. Yürüdüğümüz her yolu halkımızla omuz omuza yürüdük. Hamdolsun, attığımız her adımı vatandaşlarımızın rızasını alarak, milletimizle istişare içerisinde gerçekleştirerek bu sözümüzü de yerine getirdik. Katılımcı sosyal devlet anlayışımızın gerektirdiği şekilde istişare ve ortak akılla hareket ederek her zaman milletimizin yanında olduk. AK Parti yönetim anlayışının 21 yıllık başarı sırrı da tam olarak burada yatmaktadır. Bizim yönetim anlayışımızda durmak yok, kendini tekrar etmek yok. Hep daha iyisi, daha ilerisi, daha fazlası için çalışıyoruz. Bizler yola çıkarken bu yüzyılı emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız demiştik. Dün olduğu gibi bugün de aynı hassasiyetle gelecek yüzyıla, başta çalışma hayatı olmak üzere her alanda vatandaşıyla, halkıyla iç içe olan, kronik hale gelen ne kadar sorun varsa bunları tek tek çözen bir yönetim anlayışıyla yürüyoruz. Cumhur İttifakı olarak, cumhurun yani sizlerin gösterdiği istikamette yürüyoruz. Tabii ülkemizin gücü, büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. Kalkınma yerelden başlar hakikatine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatlarımızın da o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim vizyonu da belediyecilikten geliyor. Gelecek hedeflerimizin en büyük teminatı. Bu açıdan Sayın Cumhurbaşkanımızın bizatihi kendisi ve AK Parti hükümetleri olarak şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz eser ve hizmetlerdir. Biz tüm dünya ülkelerinin iflas bayrağını çektiği, pandeminin zor şartlarında dahi büyümeyi başarabilmiş bir ülkeyiz. Ülkemiz son yıllarda istihdam rakamlarında tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Bunu sizlerin gösterdiği direnç ve dayanıklılık sayesinde, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK kadroların vizyoner bakış açısı sayesinde başarabildik, hamdolsun. Arkasından gelen asrın afetinde de yine tüm ülkelere örnek olacak bir dayanışma örneği sergilediniz. Birlikte ne kadar güçlü olduğumuzu bir kez daha tüm dünyaya gösterdik. Bu vesileyle her birinize tekrar şahsım ve milletimiz adına teşekkür ediyorum.”
“Eskişehir’in ve sizlerin kaybedecek bir 5 yılı daha yok”
Bu yılın, Türkiye Yüzyılı’nın başladığı bir yıl olacağını belirten Bakan Işıkhan, “Bu yıl, Türkiye Yüzyılı’nın başladığı bir yıl olacak. Türkiye Yüzyılı başlarken, öncelikle bizi engelleyen ve başarısızlığımıza neden olan tüm engellerden kurtulmamız gerekiyor. Eskişehir’in ve sizlerin kaybedecek bir 5 yılı daha yok. Ben sizlerin ve Eskişehirlilerin 31 Mart akşamı bu farkındalıkla sandığa gideceğine yürekten inanıyorum. AK Belediyecilik icraatlarının, kentlerimizi nereden nereye getirdiğini en iyi sizler biliyorsunuz. Mesela dün Konya’daydım. Şehircilik anlamında Konya ideal noktaya ulaşmış durumda. Konya ile aynı kulvarda sayılabilecek Eskişehir, neden şehircilikte bu kadar geride kaldı? Eskişehir’in büyük bir potansiyel yıllarca heba oldu. Gerçek belediyecilik hizmetlerinden mahrum kalan ne yazık ki Eskişehirli kardeşlerim oluyor. Eskişehir’e yazık oluyor, ülkemize yazık oluyor. 5 yıl gerçek belediyecilik hizmetlerinin kaybı anlamına geliyor. Ama; inşallah bu defa Eskişehir doğru kararı verecek. Nebi Hatipoğlu vekilimiz; tarihi ve kültürüyle Eskişehir’i gerçekten hak ettiği büyük hizmetlerle inşallah buluşturacak. Bu kez Eskişehir zincirlerini kıracak ve yoluna gerçek belediyecilikle devam diyecek. Ben buna yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerimle, böylesine güzel bir ortamda sizlerle bir arada olmaktan duyduğum mutluluğu tekrar ifade etmek istiyorum. Sizler bizim en büyük gücümüzsünüz. 31 Mart zaferi, hepimizin zaferi olacak inşallah. Her zaman söylediğimiz gibi sefer bizden, zafer Allah’tan” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları;
“Kendini değil kentini düşünen, laf değil icraat üreten biz varız. Sevgili Ankaralılar, aziz kardeşlerim sizleri hasretle muhabbetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında, Moskova’da bir konser salonuna yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı nedeniyle, ülkem ve şahsım adına Rusya’ya taziyelerimizi iletiyorum. Terörü şiddetle kınıyorum. İnsanlığın ortak düşmanı olan teröre karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
MİTİNGE 200 BİN KİŞİ KATILIYOR
Ankara mitingimizden katılım, 200 bin kişi. Maşallah, demek ki 31 Mart’ta bu katılım Ankara’da her şeyi değiştirecek. Öncellikle Ankara ve Ankaralılara 14 ve 28 Mayıs’ta cumhur ittifakına verdikleri destek için teşekkür ediyorum. İnşallah 31 Mart’ta Ankara’yla aramızdaki muhabbetin derinliğinde bunu telafi edeceğiz. Ankara’nın milli mücadelenin ardından başkent olması, birilerinin dediği gibi tesadüf değildir.
“MURAT KURUM BAŞKANIMIZ BAKANKEN BUNU YAPTI”
Ankara kıyamete kadar mazlumların ümidi olmaya devam edecektir. Bu şehir sadece devletin merkezi sıfatıyla sahip olduğu kamu gücünden değil, insanıyla ülkemizin parlayan yıldızıdır. Başkent millet Bahçesi’nde bir araya gelen sizler, sadece ülkemize değil tüm dünyaya mesaj veriyorsunuz. Murat Kurum kardeşimiz bakanken burayı yaptı.

Turgut Altınok kardeşimiz de Keçiören’de gerekeni yaptı. Hep beraber artık, istiklal ve istikbal haline gelen parolamızı tekrarlayalım, tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, buradaki gibi kardeş olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız.
“ANKARA YANIMIZDA OLDUĞU MÜDDETÇE…”
1 asır önce düşman Ankara’nın kapısına kadar dayanmıştı. O dönemde ortaya konan güçlü iradenin yankıları hala sürüyor. O irade 15 Temmuz’da darbecileri püskürten ruhun adıdır. Çok partili siyasi hayata geçtiğimizden beri, demokrasimizin başına kara bulutlar her toplandığında baharı önce Ankara başlattı. Cumhuriyetin 100. yılına atıfla hazırladığımız 2023 yılı hedeflerimizi burada faaliyete geçirdik.

Allah’ın izniyle Ankara Türkiye Yüzyılı’nın inşasına hazır. Bunun için söz veriyor musunuz? Ankara yanımızda olduğu müddetçe yedi düvel karşımıza çıksa evelAllah yıkar geçeriz.
“ANKARA DAHA FAZLA YAVAŞLAMAYI KALDIRAMAZ”
Kardeşlerim Ankara’yı bilmek, Ankara’yı anlamak, Ankara’yı sevmek elbette önemli ama asıl mühim olan Ankara’yı eser ve hizmetlerle donatmaktır. Mevcut belediye başkanı şu 5 yılda ne yaptı ya? Yollarımızın hali ortada, çöp, çukur, çamur. Bu CHP’nin pratiğidir, İstanbul’da da öyleydi. Bunlardan artık kurtulalım. 5 yıl boşuna geçti onun için 31 Mart çok önemli. Ankara’ya hizmet veremeyenlerden kurtarma vakti çoktan gelmiştir. Buna hazır mıyız? Öyleyse 31 Mart’ta hakkını verelim. Burası hiçbir şey yapmayarak üstüne bir de bununla övünerek idare edilebilecek bir şehir değil. Hele hele ana kademe, kadın kolları, gençler sizler bunları çok iyi biliyorsunuz. Ankara daha fazla yavaşlamayı kaldıramaz. Ankara’yı içine düşmüş olduğu bu sıkışmışlık halinden bir an önce kurtarmak gerekiyor. Ulaşımda çektiğiniz sıkıntı hepinizin malumu. Öyleyse şu 9 gün sonra bu işin hakkını verelim.”
]]>Uçar, A Milli Takım kadrosundan çıkarılıp Ümit Milli Takım’a gönderilen Semih Kılıçsoy ile yaptığı özel konuşmayı anlattı. A Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella için sert ifadeler kullandı.
İşte Feyyaz Uçar’ın gündem yaratacak o açıklamaları;
“ARDA GÜLER’E YAPAMAZLARDI”
“Semih Kılıçsoy, ağlamaklı bir halde beni aradı. ‘Hocam üç gündür buradayım. Hiçbir teknik, taktik idmana alınmadım. Beni buradan alır mısınız?’ diyor. Ne kadar acı bir şey! Bir yönetici için bunu duymaktan daha acı bir şey var mı? ‘Hocam çok mutsuzum, beni alabiliyorsanız alın’ dedi. ‘Oğlum, orası milli takım, oradan alınmak gibi bir şey olmaz’ dedim. Çok mutsuz olduğunu söyledi çocuk. Samet ağabey ayrı, ben ayrı çocuğu telkin etmeye çalıştık. Uzun zamandır beklediği ve hak ettiği bir şey orada olmak. Erken desen değil, Beşiktaş’ın banko oyuncusu şu anda. Bizim derdimiz, oyuncumuza yapılan kötü tavır. Yoksa milli takım tamamen Beşiktaş’tan oluşsun demiyoruz. Hak eden oynasın diyoruz. Karşı tarafta değişen bir şey yok. Bu şekildeki bir tavrı, Arda Güler’e ya da başka bir oyuncuya yapamazlardı.”
“AHMETCAN’A YAPILAN DA HAKSIZLIK”
“Ümit Milli Takım’ın önemli bir maçı olduğu söyleniyor. Ümit Milli için yaşı tutan birkaç tane oyuncumuz daha var, o zaman onlar niye gitmedi? Bir tek Ahmetcan Kaplan ve Semih gitti. Ben hafta sonu Ajax maçını izlemeye gittim, sahanın en iyisiydi Ahmetcan. Sadece Semih’e değil, o çocuğa yapılan da bir haksızlık var.”
“KONUŞTUKÇA BATIYORLAR”
“Beşiktaş’ın maçına gelen ciddi bir kitle var, birçoğu Semih’i izlemeye geliyor. Konuştukça batıyorlar, sussunlar bari. En önemlisi bizim çocuğumuzun üzülmesi. Üzerine düşünülmemiş bile, ‘İşte onları da alt takıma yollarız, oynarlar’ şeklinde alınmış bir karar. Bunu bize daha net açıklamaları gerekirdi. Açıklamalar, yapılan şeyden daha kötü ve daha berbat.”
“HERHALDE MONTELLA’YA SEMİH’İ ANLATAMADILAR”
“Biz konuyla ilgili milli takım görevlilerinden bazılarıyla kulüp düzeyinde görüşmeler yaptık, onlar da anlamamış zaten. Neyin ne olduğunu bilmiyorlar. Tatmin edici bir cevap alamadık. Montella’ya etki edebilecek bir üst akıl varsa bu daha da üzücü Türk insanı için. Orada bir teknik adam var, kararlarını inşallah o alıyordur. Herhalde Semih’i ona iyi anlatmadılar. Selçuk kardeşimiz (Şahin) var, Montella’nın yardımcısı. Bizim her maçımıza geliyordu Semih ve Mert için. Herhalde yeterince anlatamadı.”
“TARİH, BEŞİKTAŞ’I HEP HAKLI ÇIKARMIŞTIR”
“Semih Kılıçsoy, şu an milli takımda oynayan kanat oyuncularının hepsinden daha iyi kanat oynar ve forvet oynayanların da hepsinden daha iyi bir golcüdür. Semih’e bu hareketi layık görenler, yaptıkları şeyden utanacaklar zaman içinde. Tarih, Beşiktaş’ı hep haklı çıkarmıştır. Son yıllarda Türk futbolunun yetiştirdiği en yetenekli oyunculardan biridir Semih, sakın ola ki Avrupa Şampiyonası’nda bir hata yapmayın. Bunu bir Beşiktaş yöneticisi olarak değil, bir Türk evladı olarak söylüyorum.”
]]>Turkcell’in 2023 yılı finansal ve operasyonel sonuçları Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç’un katılımıyla düzenlenen toplantıda paylaşıldı.
Turkcell Grubunun enflasyon muhasebesine göre düzenlenmiş sonuçlarına göre, 2023’te toplam gelirleri yıllık bazda yüzde 14,6 büyüyerek 107,1 milyar liraya, FAVÖK yüzde 19,9 artarak 43,9 milyar liraya ulaştı. Net kar, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 82,5 artışla 12,6 milyar lira olarak gerçekleşirken, Turkcell’in toplam yatırım harcamalarının gelire oranı ise yüzde 21 oldu.
Turkcell, 2023’te yeni abone kazanımlarına da devam etti. Mobil tarafta yüksek gelir katkısı sağlayan faturalı abone odağını sürdüren marka, 1,6 milyon net faturalı abone kazandı. ARPU (kullanıcı başına ortalama gelir) ise son çeyrekte yüzde 85 büyüdü. Bu büyüme rasyonel fiyatlama, üst pakete taşıma odağı ve artan faturalı abone sayesinde gerçekleşti. Şirket, 2023’te toplam 386 bin haneye daha uçtan uca fiber hizmetini götürürken toplamda 5,8 milyon haneye ve 2,3 milyon fiber abone sayısına ulaştı.
Turkcell’in büyümesinin ana destekçisi konumundaki TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+ ve dijital reklamcılık servisleri kullanan tekil ücretli kullanıcı sayısı ise yıllık bazda yüzde 9 artarak 5,6 milyona yükseldi. TV+’ın IPTV müşteri sayısı 1,4 milyona çıktı.
Dijital İş Servisleri ise kurumsal müşterilerin dijital dönüşüm süreçlerindeki ana destekçisi olmaya 2023 yılında da devam etti. Uçtan uca yönetilen dijital dönüşüm projeleriyle birlikte veri merkezi ve bulut hizmetlerinden elde edilen gelirler, büyümeye katkı sağlayan ana faktörler oldu. Turkcell Dijital İş Servislerinin gelirleri yıllık bazda yüzde 23 artarak 10 milyar lirayı aştı. Özellikle veri merkezleri gelirlerinin yüzde 61 artması ve bulut servislerinin yüzde 50 büyümesi bu büyümeyi destekledi. Bugüne kadar sistem entegrasyon ve yönetilen hizmetlerde 3 bin 500’ü aşkın proje sayısına ulaşılırken, 2023 yılından sonra gelire dönüşecek projelerin kontrat değeri 3,1 milyar lira oldu.
Paycell’in geliri 2,2 milyar lira
Techfin odaklı hizmetler sunan Financell, Paycell ve Wiyo şirketleri 2023’te de faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürdü. Bireysel ve kurumsal müşterilerin finansman ihtiyaçlarına göre ürün portföyünü çeşitlendirmeye devam eden Financell, bugüne kadar 7 milyon tekil müşteriye ve 40 milyar lira kredi hacmine ulaştı. Financell’in kredi portföyü 6,2 milyar liraya yükselirken, yeni ürün, projeler ve faiz oranlarının artışıyla yıllık bazda gelirleri de yüzde 28 büyüyerek 2,4 milyar lira olarak kaydedildi.
Paycell, yüzde 29’luk artışla gelirlerini 2,2 milyar liraya taşıdı. Hızlı ve güvenli ödeme çözümleri sunan Paycell’in geniş ürün portföyüyle 2023 yıl sonunda kullanıcı sayısı 8 milyon oldu.
“Turkcell’in DNA’sında teknoloji liderliği, yenilikçilik ve girişimcilik var”
Sonuçlara ilişkin bilgi veren Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, 2023 yılını çift haneli reel büyümeyle kapatmanın gururunu yaşadıklarını belirterek, iş alanlarının tamamında enflasyona rağmen güçlü bir performans sergilediklerini söyledi.
Turkcell’in DNA’sında teknoloji liderliğini, yenilikçiliği ve girişimciliği barındırdığını dile getiren Koç, gerçekleşen bu yüksek performansın ARPU genişlemesi ve yeni abone kazanımları sayesinde olduğunu vurguladı.
Koç, 2024 yılı hedeflerini reel rakamlar üzerinden verdiklerini belirterek, “Bu yıl FAVÖK marjını yüzde 42 oranında hedefliyor, veri merkezleri, yenilenebilir enerji ve altyapı yatırımları ile operasyonel yatırımların gelire oranını ise yüzde 23 olarak bekliyoruz. Enflasyon beklentilerimizi de dahil ettiğimiz planlara göre 2024’te yüksek tek haneli reel büyüme öngörüyoruz.” diye konuştu.
“Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz”
Ali Taha Koç, Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğundaki öncü konumlarını daha da güçlendirme noktasında 2023 yılında da kararlılıkla ilerlediklerini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu süreçte teknolojik altyapımızı, bilgi birikimimizi ve yetkinliklerimizi, müşterilerimize kesintisiz ve kaliteli bir iletişim deneyimi sunmak için geliştirmeye devam ettik. Turkcell sadece bir ses ve data operatörü değil, Türkiye’nin dijital dönüşümünün lokomotifi, dönüştürücü bir güç. Bu gücü, sadece bağlantıyı sağlayan değil, üstün bir dijital deneyimi her platformda, günün her anında yaşatan bir şirket olmak ve ülkemizin milli menfaatleri için kullanıyoruz. Gelecek dönemde de teknolojik yeteneklerimiz ve inovasyon gücümüz sayesinde pazardaki konumumuzu güçlendirecek ve toplum için daha güçlü bir dijital gelecek ortaya koyacağız. Tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz.”
Ali Taha Koç, Turkcell’in teknoloji ile ilişkisine işaret ederek şu bilgileri verdi:
“Bizim için 30 yıldır her zaman en başından beri Turkcell=teknoloji. Biz Türkiye’nin lider teknoloji entegratörüyüz. Tam da bu yüzden bizim her yatırımımız, aynı zamanda ülkemizin dijital geleceğine de yaptığımız bir yatırım. Herkesi birbirine bağlamaktan, her şeyi birbirine bağlama çağına geçtiğimiz bu dönemde, ülkemizin teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten bir konuma gelmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. İnsanlarımız artık her yerde, her zaman en yüksek kalitede bağlantı istiyor. Turkcell olarak biz de bağlantı kurabileceğiniz her yerde olmaya devam edeceğiz.”
“Yerli, yabancı yaklaşık 4 bin şirketin verilerini siber tehditlere ve doğal afetlere karşı koruyoruz”
Turkcell Genel Müdürü Koç, BiP, TV+, lifebox, fizy, GAME+ gibi Turkcell ekosistemindeki markaların faaliyetlerinin başarıyla sürdüğünü ifade etti.
Yolculuklarında “veri, enerji, yapay zeka ve siber güvenlik” olmak üzere 4 ana odakları bulunduğunu dile getiren Koç, bu odakların 2024 ve sonrası için hedeflerinin ve yatırımlarının belirleyicileri olacağını söyledi.
Ali Taha Koç, Türkiye’nin verisini bu ülkede tutmak amacıyla veri merkezleri pazarındaki lider konumunu devam ettiren Turkcell’in, veri merkezlerine 330 milyon avro yatırım gerçekleştirdiğini bildirdi.
Bu alandaki yatırım odağını bir üst seviyeye taşıdıklarını belirten Koç, “Yeni bir veri merkezi şirketi kuruyoruz. Bu doğrultuda ‘hyper-scaler’ küresel bir markayı Türkiye’ye getirmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin en büyük veri merkezi işletmecisi konumundayız, Gebze, İzmir, Temelli ve Avrupa olmak üzere 4 yeni nesil veri merkezine sahibiz. Türkiye’deki bireylerin ve kurumların yanı sıra bölge ülkeleri ile birçok global şirket de veri merkezi hizmetlerimizi ve bulut çözümlerimizi kullanıyor.” bilgisini verdi.
Koç, veri merkezlerini 9 şiddetindeki bir depreme dayanıklı şekilde inşa ettiklerini dile getirerek, “Turkcell dışında yerli, yabancı yaklaşık 4 bin şirketin verilerini sadece siber tehditlere karşı değil, doğal afetlere karşı da koruyoruz.” diye konuştu.
“Sanayi devriminin iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yeneceğiz”
Turkcell Genel Müdürü Koç, diğer bir odak alanlarının enerji kaynak yönetimi olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Telekom şirketleri olarak, Türkiye’nin 1 yıllık toplam elektrik tüketiminin yüzde 1’ini biz tüketiyoruz. Sürdürülebilirlik ve dünyamıza fayda açısından da bakıldığında bizlerin herkesten fazla bu alana eğilmesi gerekiyor. Bu alanı sosyal ve ekonomik sorumluluğumuzun bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu yüzden her fırsatta ‘sanayi devriminin iklim krizini teknoloji devrimi ile yeneceğiz’ diyoruz. Halihazırda sertifikalı yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyoruz. Sadece yenilenebilir enerji tüketmiyor, aynı zamanda Turkcell Enerji şirketimizle yenilenebilir enerji de üretiyoruz. Bu yıl globalde 21 bin şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarının ve sonuçlarının değerlendirildiği CDP (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) İklim Değişikliği raporlamasında takdir edilen 353 şirket arasına ve ‘A’ listesine girdik. Bu bakımdan ülkemizin tek telekomünikasyon şirketiyiz.”
“Hedefimiz, 2050’de net sıfır şirket olmak”
Dr. Ali Taha Koç, Turkcell’in, sahip olduğu 18 megavat gücündeki rüzgar enerjisi santralinin yanı sıra 300 megavatlık arazi tipi güneş enerjisi santrali yatırımlarına son hızla devam ettiğini söyledi.
Türkiye’nin değişik yerlerinde güneş tarlalarına 240 milyon dolarlık yatırım yapacaklarını bildiren Koç, “2024 sonuna kadar toplamda 2 bin 400 Greensite’ı devreye almayı hedefliyoruz. 2026 itibarıyla yeşil enerji kaynaklarından sağlanacak üretimle, Turkcell’in toplam elektrik ihtiyacının yüzde 65’ini karşılamayı planlıyoruz. Nihai hedefimiz ise 2050’de net sıfır şirket olmak.” dedi.
“2024’te tüm sektörlerde öncelikli gündemin yapay zeka olacağını bekliyoruz”
Turkcell Genel Müdürü Koç, yapay zeka gündemini bir tür “çağ değişimi” olarak değerlendirdiklerini, inovasyonu teşvik etmek ile toplumsal faydayı önceliklendirmek arasında titiz bir denge kurmayı amaçladıklarını anlattı.
Bu yıl tüm sektörlerde öncelikli gündemin yapay zeka olmasını beklediklerini dile getiren Koç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Üretken yapay zeka, nesnelerin interneti, doğal dil işleme teknolojisinin gelişimi gibi katlanarak büyüyen alanlar, endüstrileri dönüştüreceği gibi sosyolojik etkileriyle de herkesin gündeminde olmaya devam edecek. Turkcell olarak, yapay zeka çözümlerini şirket operasyonlarımızın her alanına etkin bir şekilde entegre ederken yapay zekanın etik kullanımını gözeterek gerekli aksiyonları alıyoruz.”
“Her adımımızı milli menfaatleri göz önünde bulundurarak atıyoruz”
Dr. Ali Taha Koç, vatandaşların ve şirketlerin verisini ülke sınırlarında tutarak hem milli güvenliğe hem de dijital geleceğe sahip çıktıklarını belirterek, teknolojik altyapılarını geliştirirken en çok önem verdikleri konuların başında gelen veri güvenliğini ayrı bir sayfada değerlendirdiklerini söyledi.
İnsan ve teknoloji odaklı yaklaşımlarıyla kişisel verilerin gizli ve değerli olduğuna inandıklarına vurgu yapan Koç, şunları kaydetti:
“Siber ortamda ortaya çıkan riskleri ve tehditleri, güçlü operasyon merkezlerimizde belirliyor, olasılıklar üzerine önlemler geliştiriyoruz. Turkcell olarak aynı zamanda siber güvenlikte global oyuncu olma amacıyla yeni nesil savunma merkezleri ve katma değerli servislerle çeşitlendirmeyi planlıyoruz. Bu alandaki ana hedefimiz ise yeni nesil teknolojileri kullanarak yapay zeka destekli ve değer katan inovatif ürünler geliştirmek. Etkin işbirlikleriyle yerli ürün ve servis firmalarına destek olup yatırım yaparak birlikte global pazara çıkmak da yol haritamızda yer alıyor. Ülkemizi daha parlak bir geleceğe taşıyacağız. Dijitalleşmenin kapsayıcı gücünü kullanarak toplumun her kesiminde fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik toplumsal yatırım projelerine büyük önem veriyoruz.”
Ali Taha Koç, çocuklardan gençlere, yaşlılardan engelli bireylere kadar birçok kesimin hayatın içinde olmasını sağlayan, dijital okuryazarlığı artıran, teknolojinin bilinçli kullanılması konusunda farkındalık oluşturan ve sosyal faydayı önceliklendiren projeler gerçekleştirdiklerini söyledi.
Turkcell olarak tüm adımlarını milli menfaatleri göz önünde bulundurarak attıklarını vurgulayan Koç, “Bugüne kadar 1036 tescilli patent geliştiren 1500’den fazla AR-GE mühendisimizle yeni teknolojiler üretiyoruz. 5G, 6G, uydu iletişimi, kuantum teknolojileri gibi globalde gündemde olan yenilikleri ülkemizde önce biz gündeme taşıyor, geliştiriyor, uyguluyoruz.” diye konuştu.
Koç, fiberden bulut sistemlere, karasal olmayan ağlardan sabit kablosuz erişime kadar geniş bir yelpazede, daha akıllı, uyumlu ve uygun maliyetli ağları oluşturmanın yolları üzerinde çalıştıklarını anlattı.
Bu bakımdan uydu iletişim teknolojilerinin de radarlarında olduğunu dile getiren Koç, “Cep telefonu sinyalleriyle ulaşılamayan bölgelere, uydu teknolojileriyle kapsama getiren yeni bir oyun planımız var. Türkiye’nin kablosuz bağlantı teknolojileri alanındaki yolculuğunu şekillendirmek için test çalışmalarına da başladık.” ifadesini kullandı.
Koç, mevcut imkanları, yetenekleri, kapasiteleri ve nitelikli insan kaynağıyla birlikte çalıştıklarında başarabileceklerinin sınırının olmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Turkcell’in kendisi, bunun en değerli kanıtı. 30 yıl önce Türkiye’yi cep telefonundan ilk alo ile buluşturan telekom operatörü olarak yola çıkan Turkcell, dijital servislerini dünyanın birçok ülkesine ihraç eden bir teknoloji şirketine dönüştü. Önümüzdeki dönemlerde de inovasyon odağımız ve mükemmeliyetçilik ruhumuzla, Turkcell’i ve ülkemizi daha parlak bir geleceğe taşıma azmimiz kesintisiz devam edecek. Turkcell olarak geçmişten bugüne teknolojileri takip eden değil, geliştirdiği teknolojilerle takip edilen olma vizyonuyla yolculuğumuz devam ediyor. Türkiye’nin Turkcell’i dijital yüzyılın öncüsü olmaya devam edecek.”
]]>Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen söyleşi programına konuk oldu. Cumhuriyet Üniversitesi Kültür Merkezi Kadıburhanettin Salonu’nda düzenlenen ‘Bülent Uygun’la Spora Dair’ adlı söyleşide Uygun, öğrencilerin merak ettiği soruları yanıtladı.
Programa Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hilmi Ataseven, Sivasspor’un Teknik Direktörü Bülent Uygun, Sivasspor yardımcı antrenörleri, Sivassporlu futbolcular Uğur Çiftçi, Kerem Atakan Kesgin ve Burak Kapacak, Spor Bilimleri Fakültesi akademisyenleri ve öğrenciler katıldı.
“İnşallah Allah nasip eder”
Tecrübeli teknik direktörün spor hayatıyla ilgili izletilen kısa filmin ardından konuşan Bülent Uygun, “10 yıl içerisinde başta Kocaelispor olmak üzere Sakaryaspor, Bursaspor, Eskişehirspor, Samsunspor, Konyaspor, Ankaragücü, Zonguldakspor gibi takımların şampiyon olma potansiyeli çok fazlasıyla var. İnanıyorum ki bunlardan bir tanesi de Sivas olur. İnşallah Allah nasip eder de Sivasspor’u şampiyon yaparız. Şampiyon yapmak adına o hayalleri gerçekleştirmek için buraya geldim. İkinci hayalim de Sivas’ın çocuklarına altyapılarda, akademilerde iyi eğitim alacak şekilde eğitmek” dedi.
“Türkiye Futbol Federasyonu’nu, MHK’den ayırmamız gerekiyor”
Bir öğrenci tarafından, ‘Türkiye’deki VAR hakemlerin performansını nasıl buluyorsunuz?’ şeklinde sorduğu soruya Uygun, “VAR sistemiyle ilgili, VAR biraz futbolda duygumuzu öldürdü. Bizim zamanlarımızda topu bile bilmeyen adamları hakem yaptık. Sonra hakem hocası yaptık. En önemli meslek hakemliktir. VAR hakemlerinin içinde mutlaka bilgisayar spor işlemleri için uzman çocuklarımız olmalı. Dolayısıyla futbolun içinden gelen bir arkadaşımızın orada olması doğru kararlar vermesini sağlayacaktır. 800 temsilci var, şu anda bilmiyorum kaç tane hakem var. Bir tane sporun içinden gelmiş insan yok içlerinde? Biz bizi yönetemez durumdayız. Artık birbirimize sevgimiz, saygımızla kalmadı. Futbolcu kardeşlerimiz de suçlu. Biz antrenörler de suçluyuz. Bir tekme yiyoruz. Yalandan 8 takla atıyoruz, gerçekten tekme yiyip ayağa kırılanda kırmızı kart görmeden pozisyona geçiyorlar. Hakem camiasının adil hakkaniyetli ve gördüğünü çalabilen bir hakem camiası olma yolunda ilerleme ihtiyacı var. Kulüpler Birliği diye bir grup kuruldu. Kulüpler Birliği ne yapıyor? Her hafta toplanıyorlar, VAR’ın konuşmalarını dinliyorlar. Bizim size dinlememize ihtiyacımız yok. Bu arada da MHK dediğimiz hakemler, Kulüpler Birliğine bağlı olmamız gerekiyor. Bu Futbol Federasyonu’nu MHK’den ayırmamız gerekiyor. Türkiye Futbol Federasyonu’nun yapacağı tek şey bizim geleceğimiz olan genç milli takımdaki çocukları, antrenörleri, ondan sonra kulüplerin ekonomik krizlerini bu tarz işlerle uğraşması gerekirken o günkü maçtaki hakem hatalarını konuşmaktan, geleceğimizle ilgili hiçbir şekilde proje yapamıyorlar. Hakemlerimizi Kulüpler Birliğine bağlayarak onların orada Türk futboluna hizmet etmesi gerektiğinin düşüncesindeyim” diye cevap verdi – SİVAS
]]>Yapay zeka ve makine öğrenimi gibi ileri teknolojiler, önemli faydalar sunarken birçok kişi de bunların olumsuz sonuçlarıyla baş etmeye çalışıyor.
Veri ve makine öğrenimindeki ilerlemelerle giderek daha ikna edici hale gelen deepfake videoların kötü niyetle oluşturulma potansiyeli, yapay zekanın en çok tartışılan konularından biri olmayı sürdürüyor.
İstanbul Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şadi Evren Şeker, deepfake videolara ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Deepfake videoların yakın gelecekte evrensel tehdit oluşturacağı uyarısında bulunan Şeker, “Deepfakeleri tespit etmek için yapay zeka tek umudumuz.” dedi.
Yapay zeka kullanılarak bireylerin taklit edildiği sahte görüntüleri içeren deepfake’in herkesin günlük hayatını etkilediğinin ve bu tehdidin giderek arttığının altını çizen Şeker, bununla birlikte deepfake karşıtı teknolojilerin de geliştiğini ancak henüz avantajlı konuma geçmediğine işaret etti.
Şeker, deepfake tehdidine karşı daha odaklanılmış çalışmaların yanı sıra hükümetler ya da uluslararası kuruluşlarca finanse edilen kamuya açık araçların oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Deepfake içeriklerin görsel medyaya inanma eğiliminden faydalandığı için özellikle tehlikeli olduğuna dikkati çeken Şeker, “Biz, bir önceki nesilden geliyoruz. Yeni nesil bu teknolojilerle yaşıyor ve büyüyor. Onların tüm deepfake tehditlerine ilişkin anlayışları ve algıları tamamen farklı olabilir.” dedi.
Şeker, bu tehditlerle mücadele etmenin en iyi yolunun deepfake karşıtı teknolojiler için yapay zeka teknolojisi üretmek olduğunu söyledi.
Deepfake karşıtı teknolojilere ilişkin Şeker, “Kusur tespit teknolojilerine ya da üretici ve dönüştürücü yapay zekaya yönelik bazı teknolojilerimiz var ve bu teknolojiler giderek daha iyi hale geliyor ancak ne yazık ki (deepfake) üretici teknolojiler de giderek daha iyi hale geliyor.” uyarısında bulundu.
Şeker, her teknolojik ilerlemeyle birlikte onu kötüye kullanacak kişilerin de ortaya çıktığını, teknolojiyle bağlantılı suçlara karşı hukuki kavramların, bu suçlar işlendikten sonra gündeme geldiğini söyledi.
“Kanun koyucular, teknolojinin çok gerisinde kalıyor”
Deepfake tehdidini kontrol altında tutmaya yönelik yasal tedbirler konusundaki düzenlemelerin geç yapıldığını dile getiren Şeker, “Kanun koyucular, teknolojinin çok gerisinde kalıyor.” görüşünü savundu.
Şeker, dijital konuların yerel ve ulusal mahkemelerde, kritik meselelerin de yüksek mahkemelerde değerlendirilebileceğini söyledi.
Dünyanın globalleştiğine dikkati çeken Şeker, bir ülkede işlenen suçların başka bir ülkeyi etkileyebileceğini ifade etti.
Şeker, küreselleşmenin dijital içeriklerin zaman ve mekandan bağımsız hale gelmesine yol açtığını dile getirerek, “Dijital bir resminiz varsa bu resmi onlarca yıl hatta yüzyıllarca saklayabilirsiniz, hiçbir deformasyon ve bilgi kaybı olmaz.” şeklinde konuştu.
Bir ülkede üretilen içeriğe dünya genelinde kolayca erişilebildiğine dikkati çeken Şeker, konuya ilişkin yeni yasalar hazırlanırken zaman ve mekandan bağımsızlığın göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.
Şeker, “Herkesi bir veri bilimcisi olarak düşünebiliriz, herkes bir şekilde verilerle ilgili, en azından vücutları hakkında kendi verilerini topluyorlar. Elbette her bir kişi ve kuruluştan veri topluyoruz, bu yüzden daha fazla veriden sorumluyuz.” dedi.
Bu durumun gizlilik endişelerini de beraberinde getirdiğini kaydeden Şeker, kişisel verilerle bağlantılı veri gizliliği sorununun yaşandığını, herkesin bunun farkında olmasının önemini vurguladı.
Şeker, gelecekte yaşanacaklara hazırlıklı olunması gerektiğinin altını çizerek, “Yani bu, bir dönüşüm zamanı. Doğru kararlar almak için bir fırsatımız var ve halen zamanımız olduğu için doğru adımlar atmamız gerekiyor, aksi takdirde insanlık için her şey çok geç olacak.” uyarısında bulundu.
]]>Fidan, İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares ile Dışişleri Bakanlığındaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Türkiye-İspanya 7. Hükümetlerarası Zirvesi’ni 2021’de düzenlendiğini hatırlatan Fidan, 8. zirvenin haziranda düzenleneceğini söyledi.
Fidan, İspanyol mevkidaşıyla görüşmelerinde güvenlik alanında atılabilecek adımları da etraflıca ele aldıklarını, NATO bünyesindeki güçlü bir işbirliğini de tekrar gözden geçirdiklerini belirterek “Bunun bir yansıması olarak İspanya 2015’ten bu yana Adana’da Patriot bataryası konuşlandırmakta. Müttefiklik ruhuna uygun bu davranış memnuniyet vericidir. Ayrıca biz iki müttefik olarak savunma sanayi işbirliğimizi somut projelerle daha ileri taşımak istiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
İspanya’nın AB içerisinde en büyük ticaret ortaklarının başında geldiğini, İspanya ile ticaret hacminde hedefin 20 milyar dolar olduğunu aktaran Fidan, “Geçen yıl itibarıyla bu hedefe ulaşmayı başardık gibi, 19 milyar doları aşan bir ticaret hacmimiz var şu anda.” bilgisini verdi.
Fidan, Türkiye ve İspanya’nın Akdeniz Havzası’nın iki önemli ülkesi olduğunu, Akdeniz Havzası ve çevresinin çatışmalar, terörizm, iklim değişikliği ve düzensiz göç gibi sınamalarla karşı karşıya kaldığını kaydederek “Akdeniz’in doğu ve batı uçlarında yer alan Türkiye ve İspanya bu krizleri yakından hissetmekte. Yıllardır terörle mücadele eden iki ülke olarak güvenlik işbirliğimizi geliştirmeye özel önem veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
İspanyol mevkidaşıyla Gazze’deki insani felaketin bölgesel ve uluslararası güvenliğe etkilerini de etraflıca değerlendirme imkanı bulduklarını, “Acil ateşkes ilan edilmesi” gerektiğini vurguladıklarını belirten Fidan, insani yardımların derhal ve kesintisiz ulaştırılması gerektiğini, bölgede kalıcı barışın ancak iki devletli çözüm temelinde sağlanabileceğine inancını yinelediklerini söyledi.
Fidan, tüm dünya kamuoyunun İsrail’e savaşın durması gerektiğini söylediğini ancak İsrail hükümetinin, masum Filistinlileri öldürmeyi sürdürdüğünü ve iki milyondan fazla kişiyi açlığa mahkum ettiğini vurguladı.
“Bizim emin olduğumuz bir husus var. İsrail hükümetinin üyeleri işledikleri suçların hesabını adalet karşısında er veya geç vereceklerdir.” diyen Fidan, uluslararası hukuku ve insanlık vicdanını yaralayan bu ırkçı zihniyetin tüm dünyanın ayakları altında ezileceğini ifade etti.
Fidan, mevkidaşıyla, üçüncü yılına giren Rusya-Ukrayna Savaşı’nı da ele alma imkanı bulduklarını belirterek şunları kaydetti:
“Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli desteğimizi yineledik. En kısa sürede adil ve kalıcı bir barışa ulaşılması gerektiği beklentimizi de vurguladık. İspanya ile küresel meselelerde fark yaratacak ortak girişimler geliştirme vizyonuyla çalışmayı sürdüreceğiz. Anadolu ve İber Yarımadası kültürel mirasından güç alarak 2005 yılında ortak girişimimizle medeniyetler ittifakını hayata geçirmiştik. Diyalog ve karşılıklı anlayışın teşvik edilmesindeki öncü rolümüzü daha da geliştirmek konusunda ısrarlıyız.”
Türkiye’nin AB üyelik süreci
İspanya’nın, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine desteğinin her zaman tam olduğunu belirten Fidan, AB ile ilişkilerde birkaç boyutun bulunduğunu ifade etti.
Fidan, “Avrupa Birliği, Avrupa ülkelerinin bir üst siyasi entitesi olarak ayrı bir hükmü kişiliğe sahiptir. Avrupa ülkeleriyle birebir ayrı ilişki geliştiriyoruz, Avrupa Birliği’yle kurumsal olarak başka bir ilişkimiz var.” diye konuştu.
Birçok Avrupa ülkesiyle geliştirilen ilişkilerin daha kolay olabildiğini kaydeden Fidan, AB ile ilişki geliştirildiğinde AB içerisinde oy birliğiyle alınması gereken kararlar olduğunu dile getirdi.
Fidan, bu durumun çoğu zaman Türkiye’nin aleyhine işleyebildiğine dikkati çekerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023’te tekrar seçilmesiyle AB üyeliği konusunda Türkiye’nin perspektifinin değişmediğini, stratejik niyetinin ve vizyonunun aynı kaldığını yinelediğini hatırlattı.
Bu konuda Türkiye’nin irade beyanı beklediği yerin AB’nin kilit ülkeleri olduğuna işaret eden Fidan, bu ülkelerin irade beyanında bulunması gerektiğini kaydetti.
Fidan, AB’ye giriş sürecinin olduğunu anımsatarak, bundan evvel siyasi iradenin ortaya konması gerektiğini vurguladı.
2004-2005’te böyle bir siyasi irade ortaya konduğunu hatırlatan Fidan, “Daha sonra bu siyasi iradenin erozyona uğradığını ve giderek ortadan kalktığını, bambaşka bir siyasal zihnin ve iklimin Avrupa Birliği’ne Türkiye ile alakalı hakim olduğunu gördük.” ifadesini kullandı.
Fidan, AB ile ilişkilerde her iki taraf lehine de ilerletilmesi gereken alanlar arasında gümrük birliğinin güncellenmesi, vize, daha farklı ticari imtiyazlar, ve göçle mücadele meselesi gibi konuların yer aldığını dile getirdi.
Bunların AB ile yoğun bir şekilde çalışılması gereken konular olduğunu vurgulayan Fidan, bu konularda bile ciddi bir çalışmanın halihazırda zaman zaman istedikleri şekilde olmadığını söyledi.
Fidan, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin bu yaz yapılacağına işaret ederek, şu anda AB’de bu konuda büyük bir bekleyiş olduğunu ve ortaya çıkacak siyasi tabloya göre olayların tekrar şekilleneceğine ilişkin bir algı bulunduğunu ifade etti.
Türkiye’nin seçim sürecini takip ettiğini kaydeden Fidan, “Bizim inancımız, parlamento seçimlerinin sonuçlarından bağımsız Avrupa Birliği kurumlarıyla Türkiye arasındaki ilişkilerin daha pozitif gündemle daha ileriye taşınması.” dedi.
Fidan, son yıllarda özellikle bölgede gündeme gelen olayların Türkiye, AB ve NATO ilişkilerinin güvenlik perspektifini daha da ön plana çıkardığına dikkati çekerek, Türkiye ile AB arasında gerek ikili düzeyde gerek NATO içerisinde güvenlikle alakalı tartışılması gereken çok ciddi konular olduğunu kaydetti.
Özellikle bölgesel ve küresel güvenlik konusunda iki tarafın neler yapabileceğinin tam tartışılmadığı değerlendirmesinde bulunan Fidan, bu tartışmanın başlatılması gerektiğini söyledi.
Fidan, bu tartışmanın sağlıklı yapılamaması nedeniyle bundan gelecek ciddi menfaati iki tarafın göremediğini, bunun ortaya çıkardığı boşluk ve risklerin çok fazla farkında olamadıklarını dile getirdi.
Bakan Fidan, iki tarafın da çok nitelikli, jeostratejik bir güvenlik işbirliği tartışmasını hem NATO içerisinde hem NATO dışında iki taraflı başlatması gerektiğine inandığını belirtti.
Filistin konusunda tek ve çok taraflı çabalar sürdürülüyor
Fidan, Türkiye’nin, üye olduğu bütün uluslararası platformlarda İsrail’e baskı oluşturması için alınabilecek tüm tedbirler için her türlü baskıyı tek ve çok taraflı devam ettirdiğini söyledi.
Bunun Birleşmiş Milletler (BM), İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), üye olunan bölgesel, ekonomik ve siyasi işbirliği teşkilatları nezdinde sürdürüldüğünü aktaran Fidan, “Bu sadece orada var olan trajedinin önlenmesi ile alakalı değil, daha büyük küresel krizlerin ve savaşların, bölgesel savaşların çıkmasıyla alakalı bir konu. Bu konuyu görmemek için gerçekten çok dar görüşlü olmak lazım. Gazze krizinin, oradaki insanlık trajedisinin ne türden felaketlerin habercisi olduğunu bütün insanlığın, ilgili kamuoyunun gerçekten görmesi lazım.” diye konuştu.
Fidan, Türkiye’nin bu konudaki ortak çabaları devam ettirdiğini, İspanya’nın gerek devlet gerek AB içerisinde attığı adımlar ve teklif ettiği konular açısından tamamıyla arkasında olduklarını belirtti.
Bakan Fidan, barış konferansı düzenlenmesi, Filistin devletinin tanınması ve güvenlik garantilerinin ortaya çıkmasının gerçekten çözüm yolunda gündeme gelen çok önemli alternatif teklifler olduğunu kaydetti.
Fidan, buna benzer tekliflerin başka yerlerden de geldiğini ve Türkiye’nin de hazırladığı tekliflerin olduğunu aktararak, “Amacımız bu sorunun kalıcı bir şekilde, adil bir şekilde çözülmesi. Bunun için ne türden adım atılması gerekiyorsa yaptırımsa yaptırım, baskıysa baskı, uluslararası ittifak şeklinde hareket etmekse etmek, uluslararası hukuka başvurmaksa başvurmak. Bütün metotları kullanarak bu zulmün durması ve bu sorunun kalıcı olarak çözülmesi, amacımız bu.” diye konuştu.
Bakan Fidan, bu konuda göstermiş olduğu dayanışma için de İspanya hükümetine ve Albares’e teşekkür etti.
(Bitti)
]]>Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştirilen 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, 36 günün ardından başarıyla tamamlandı.
Seferde bilim insanları, Antarktika’daki Horseshoe Adası’nda karasal, Marguerite Körfezi’nin bir parçası olan Lystad Körfezi’nde denizel alanlarda kıtanın geçmişine dair yaptıkları çalışmalarla gezegenin geleceği konusunda ipuçları aradı.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nden 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Doç. Dr. Murat Özkaptan, Marguerite Körfezi’nde “Horseshoe Adası’nın Paleomanyetizması: Tektonik ve Paleoşiddet Değişimlerinin Belirlenmesi” projesi ile adanın jeolojik oluşumu, üzerinde bulunduğu Antarktika plakasının tektonik hareketleri ve yer manyetik alanın güney manyetik kutup bölgesinde zamanla nasıl değiştiği konusunda yaptığı çalışmaları tamamladı.
Doç. Dr. Murat Özkaptan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, proje kapsamında Horseshoe Adası’nın paleomanyetik değişimlerini inceleyeceğini ifade ederek, “Projemin iki önemli motivasyonu var. Birincisi, yer manyetik alanının zamansal değişimlerini ortaya koyabilmek, ikinci ise Horseshoe Adası ve civarından alınacak kayaçlardan bölgenin tektonik rotasyonunu ortaya koyabilmek.” dedi.
Manyetik alanın insanlık tarafından bilinçli olarak kullanılmasının yaklaşık 2 bin yıl öncesine dayandığının altını çizen Özkaptan, manyetik alanın ilk olarak Çinliler tarafından keşfedildiğini ve yönlerini bulmada kılavuzluk etmesi amacı ile kullanıldığını anlattı.
Özkaptan, “Daha sonrasında yine bilim dünyası açısından son derece önemli keşiflerin yolunu açmış yerkürenin gizemli bir fiziksel özelliğidir. Bu özellik duyularımızla fark edilmese de canlıların ve tabiatın kendini idame ettirilmesi için son derece önemlidir. Güneşten ve uzaydan gelen zararlı ışınlara karşı bir nevi koruma kalkanı görevi görmektedir.” bilgilerini verdi.
Manyetik alanın oluşturduğu bu kalkanın, jeolojik devirler içerisinde zaman zaman zayıfladığını veya güçlendiğini dile getiren Özkaptan, şu değerlendirmede bulundu:
“Horseshoe Adası’nı oluşturan farklı yaşlardaki kayaçlardan alınacak örnekler sayesinde, manyetik alanın geçmiş jeolojik dönemlerde nasıl davrandığıyla alakalı bilgiler elde edilecektir. Manyetik alanın geçmiş dönemlerdeki davranışlarının düzgün bir şekilde ortaya koyulmasıyla gelecekteki olası değişimlerin doğru bir kestirimi de sağlanmış olacaktır. Ancak bu şekilde, insanlığın devamlılığı için kritik öneme sahip olan yer manyetik alanının nasıl değişebileceği ile ilgili projeksiyon çalışmaları için son derece önemli veriler üretmeye çalışacağız.”
Özkaptan, yer manyetik alanının, kayaçların oluşumu esnasında nüfuz ederek pusula ibresi gibi yönelim kazandırdığını anlatarak, jeolojik zaman sürecinde kazanılan bu mıknatıslanma yönlerinin değişebildiğini söyledi.
Bu değişmeye neden olan etkenin tektonizma olduğuna vurgu yapan Özkaptan, “Bu kayaç gruplarından farklı jeolojik yaşlarda ve konumlardan alınacak paleomanyetik örnekler sayesinde, adanın jeolojik oluşumu, kayaçlar arasındaki olası rotasyonel ve konumsal farklar ve bunlara neden olan tektonik deformasyon süreçleri hakkında bilgiler edinilmeye çalışılacaktır. Bu sayede, lokalde Horseshoe Adası ve civarının rotasyonel değişimi, geniş ölçekte ise adanın üzerinde bulunduğu Antarktika plaka hareketlerinin nasıl değiştiği ile alakalı sorulara cevap vermeye çalışacağız.” şeklinde konuştu.
“Horseshoe Adası’nın 0-40 metre su derinliği arasındaki deniz tabanını haritaladık”
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri İşletmeciliği Enstitüsü’nden 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Doç. Dr. Denizhan Vardar da Horseshoe Adası’nın batısında yer alan Lystad Körfezi’nde, “Sığ deniz tabanı ve yakın kıyı alanları buzul kaynaklı yapılarının akustik ve yüksek ayrımlı İHA fotoları ile tanımlanarak haritalanması ve yakın geçmiş buzul hareketlerinin belirlenmesi”ne ilişkin projesini gerçekleştirdi.
Doç. Dr. Vardar, esas amacının deniz kıyısı ve yaklaşık 40 metre su derinliğine kadar olan deniz tabanının özelliklerini incelemek olduğunu aktararak, bu bağlamda yakın kıyı ile sığ deniz alanlarındaki kaya, kum ve çamur formasyonlarının belirlenerek bentik habitatların dağılımı ve sınırlarının haritalandırılacağını söyledi.
Antarktika kıtasında buzul hareketlerinin suyun altında bıraktığı izleri anlamanın ve araştırmanın önemine değinen Vardar, şöyle devam etti:
“Deniz tabanının görüntülenmesi için kendi enstitümüz bünyesinde olan yandan taramalı sonar cihazımızı kullandık. Bu cihaz akustik sinyalleri kullanarak görüntüleme yapmakta ve deniz tabanının fotoğraf gerçekliğinde görüntüsünü ortaya koymaktadır. Böylelikle Horseshoe Adası’nın 0-40 metre su derinliği arasındaki deniz tabanını haritaladık. Bunun üzerine gördüğümüz bazı yansımalarla beraber çamur ile kaya alanlarını işaretledik, aşınım ve depolanma alanlarının da belirlenmesi ile geçmiş buzul dönemi hareketleriyle ilgili şu anda kafamızda fikirler oluştu. Bunun yanında, gönderilen sinyal bir akustik sinyal olduğundan bazı alanlarda zemin doğrulaması yapmak gerekiyordu. Bunun için de su altı dronu sistemiyle belirlediğimiz bazı noktalara gidip görüntülerimizi aldık. Topladığımız yansıma verileri ile görüntüyü yan yana koyarak deniz tabanını doğrulamış olduk. Bu bakımdan başarılı bir çalışma oldu.”
“Geçmişin ve güncelin izleri denizin altında saklı kalıyor”
Denizdeki izlerin çok önemli olduğuna vurgu yapan Vardar, “Geçmişin ve güncelin izleri denizin altında saklı kalıyor, karadaki gibi yok olmuyor. Denizaltı sürekli birikim alanlarıdır. Deniz tabanında oluşan birikimler ve deformasyonların izleri suyun koruyuculuğu sayesinde sürekli burada saklı kalır. Karayla denizin en önemli farkı budur. Deniz sürekli korur, kara sürekli aşındırır ve aşınan malzeme de denize gelir.” diye konuştu.
Doç. Dr. Vardar, yaptıkları çalışmanın farkının, deniz tabanı özelliklerinin anlaşılması ve bu kapsamda geçmişe dair bilgi edinmek olduğunu belirtti.
Vardar, “Horseshoe Adası’nın geçmişi de günümüzü de bütün hikayesi denizaltında saklı. Karada erozyonlar olur ve onların aralarındaki zamanlar kesintilidir ama denizin altını ve deniz tabanından daha derinleri görüntülediğinizde hem günceli hem de geçmişi görebiliyorsunuz. Bütün izler, bütün geçmiş denizin tabanında ve deniz altında her zaman bellidir.” ifadelerini kullandı.
“Geçmişte ve bugünde yaşananları anladığımızda geleceğimizi daha iyi anlayabiliriz”
Gebze Teknik Üniversitesi’nden 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Doç. Dr. Mehmet Korhan Erturaç da “Horseshoe Adası Basamaklı Kıyı Şekillerinin Haritalanması ve Tarihlendirilmesi” projesinin saha çalışmalarını tamamladı.
Antarktika’daki buzul örtüsünün erimesinin son 10 bin yıldan günümüze kara alanlarının yükselimine etkisini araştıran Erturaç, özellikle dünyanın genç tarihini anlamak için yer şekillerini ve depolarını çalıştığını anlattı.
Erturaç, amacının TAE-8 kapsamında Horseshoe Adası’nda birçok farklı yer dinamikleri sonucunda oluşmuş yer şekillerini detaylandırmak olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Projemin temel nedeni ya da temel yaklaşımı ve hipotezi aslında buzul jeomorfolojisi, kıyı jeomorfolojisi ve akarsu jeomorfolojisi. Bunların etkileşiminde oluşan Gaul Koyu’nda bulunan basamaklı yer şekilleri, benim odak noktam. Bunları haritalayarak ve detaylı tarihlendirerek zaman içerisinde yani geçmişten son 10 bin yıldan günümüze Batı Antarktik Yarımadası’nın ne kadar hızla yükseldiğini anlamaya çalışıyoruz. Geçmişte ve bugünde yaşanan süreçleri anladığımız zaman geleceğimizi, gelecekte de başımıza gelecekleri daha iyi anlayabiliriz. Biz de burada 10 binlerce yıl içerisinde oluşmuş olan yapıları anlamaya çalışıyoruz.”
Bugün buzullar arası dönemde yaşıyoruz. Gaul Koyu’nun oluşumu, daha doğrusu bütün Antarktika Yarımadası’ndaki yer şekillerinin oluşumu, bu buzul dönemlerindeki buzul erozyonu sonucunda oluşuyor. Buzulların hareketleri sonucunda oluşuyor. Gaul Koyu da bir buzul vadisi. Buzul çağı sona erdikten sonra buzullar geri çekilmeye, erimeye başladıktan ve deniz seviyesi yükseldikten sonra bu buzul vadisini deniz basıyor. Bugün arkamdaki yer şekli ve tam karşımda ise bu gerileyen buzulu görüyoruz. Buna Shoesmith buzulu adı veriliyor.”
Shoesmith buzulu ve denizin birlikte işlediği çökelleri gözlemleyebildiklerini ifade eden Erturaç, bu çökelleri basamak basamak, tek tek mutlak yöntemlerle tarihlendireceklerini, ne zaman oluştuklarını anlayacaklarını, insansız hava araçlarıyla çok detaylı bir şekilde haritalayacaklarını, bu tarih ve yükseklikle Antarktika kıtasının ve özellikle Batı Antarktika’nın ne kadar hızla yükseldiğini anlamaya çalışacaklarını söyledi.
Doç. Dr. Mehmet Korhan Erturaç, kabaca tahmin ile Horseshoe Adası’nın yılda 1 ile 2 santimetre arasında yükseldiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu yükselmenin nedeni tektonizma değil, buzulların geri çekilmesi. Yani kilometrelerce kalınlığında buzul çağında bir buzul örtümüz var. O buzulların erimesi ve bugünkü hali alması sonucunda kara alanları bu yük serbestlenmesine cevaben yükseliyorlar. Biz bunu ölçmeye çalışıyoruz ve buradan elde edeceğimiz bilgiler bütün Batı Antarktika için çok anahtar niteliğinde bize bir veri sağlayacak.”
]]>Recep Tayyip Erdoğan Stadı’nda oynanan karşılaşmanın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Erden Timur, “Çok önemli bir maçtı. Şampiyonluk maçı denilen tarzda bir maçtı. 80’den sonra penaltı kaçırdıktan sonra, geriye düştükten sonra böyle bir geri dönüş inanılmaz. İnanmışlığın göstergesi. Bunu yine söylemiştik biz bu sene şampiyon olacağız. Bütün camiada çok büyük bir inanmışlık, müthiş birlik ve dayanışma var. Bunun neticesi böyle. Bana sokakta soranlara da diyorum kim hak ediyorsa o şampiyon olsun. Bir daha tekrar ediyorum kim hak ediyorsa o şampiyon olsun. Önemli bir aydayız. Tek temennim bu.” ifadelerini kullandı.
Timur, “Sekiz hafta kaldı. Takım ve yönetim içindeki hava nasıl?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Galatasaray biliyorsunuz finallerin takımı. Şampiyonluk yarışına önde girdiğinde önde bitirmesini biliyor. Tarihi bir istatistik. İnşallah bu sene de tekrar edecek. Esas olan şey insanlara o mesajı vermek. Spor bu mücadele veriyoruz. Çok fazla manipülasyon ve yanlış şey yapılıyor. İnsanın dayanacak şeyi kalmıyor. Bundan beslenen insanlar için müthiş bir motivasyon. Ama bizler için dayanılacak bir şey değil. Son 3-4 haftada kaç defa hastaneye gittim. O nefrete dayanamıyorsun. Şunun bilinmesi gerekiyor. Bu mücadeleyi yalnızca şampiyonluk için yapmıyorsun, toplumsal mesaj için… Başkalarının haklarına riayet ettiğinde kendin kadar başkasını düşündüğünde, ahlaklı çalıştığında her zaman sonucu alıyorsun. Bunu herkes görecek. Bunun altını çiziyorum. En çok da ona seviniyorum, iyi olan, haklı olan kazanacak.”
Erden Timur, Galatasaray’da sezon sonundaki başkanlık seçiminin hatırlatılması üzerine ise, “Seçim gündemimizde değil. Seçimin s’sini konuşmam. Sağ olsun Dursun Başkan söyledi ama biz şampiyonluğa yürüyoruz. Umurumuzda olan tek şey şampiyonluk. Başka hiçbir şey konsantrasyonumuzu bozamaz. Gözümüzü dikmişiz, damarlarımıza kadar, her hücremizde tek bunu düşünüyoruz. Seçim konuşmak istemiyoruz. Biz şampiyonluğa yürüyoruz. Biz şampiyon olacağız. Buna sonuna kadar inandık. Haklı olduğumuz için ve hakkı sonuna kadar savunduğumuz için olacağız.” şeklinde konuştu.
“Yabancı hakem buyursun olsun”
“Yabancı hakem buyursun olsun. Yabancı hakem her maçı yönetebilir. Okan hocaya her hakem olsun, varsın robot olsun dedim. Ne diyorsanız hepsi olsun. İstenilen şekilde olsun.” sözlerini kullanan Erden Timur şöyle konuştu:
“Yabancı hakemin de evine adam gönderirsin, çocuğunu tehdit ettirirsen, AVM’de yabancı hakemin de aynı şekilde çevresini sararsan yabancı hakem ne yapacak ona bakmak gerek. Bizim için Fenerbahçe’nin teklifi kabuldür. Şartımız şu, aylardır söylüyorum madem yabancı hakemin o an, saniyelik kararının bile adil olduğunu düşünüyoruz, o zaman diyorum ki son 2 sene, 5 sene 10 sene için 3 tane yabancı hakem seçelim. Tüm maçların hepsini haftalarca izlesinler. Bu seneden başlasınlar, tüm pozisyonlara baksınlar. Biz baş üstüne sonucu kabul ediyoruz. Bir saniyede incelediğini adil buluyor ya Fenerbahçe ve Ali Koç, biz de diyoruz ki haftalarca incelesinler. Sonucu neyse bizim başımızın üstüne. Eğer bunu kabul ederlerse biz de onu kabul ediyoruz. ‘Teraziden kaçan hırsız’ derken de bunu kastetmiştim. Deftere bakmaktan kaçıyorsan demek ki savında haklı değilsin, toplumu manipüle ediyorsun. Toplumu manipüle etmemek için, doğruya yönlendirmek için gelin seçelim 5 tane hakem. Eğer buna kimse cevap vermiyorsa, demek ki şimdiye kadar hep haksız kazandığını veya şampiyon olamadıysa da çok haksızlık yapılmasına rağmen şampiyon olamadığını kabul ediyordur. Bağımsız olarak bakılsın. Keşke robot hakem olsa, annesine, babasına baskı yapamazsın, sosyal medyadan kumpas yapamazsın, ailesine, evine insan yollayamazsın, AVM’de çeviremezsin. Bu haksızlıklar kesinlikle sonuca varmayacak. Buna eminim. Değil Süper Kupa, isterseniz her maçı yabancı hakemler yönetsin. Hiç fark etmez. Fakat bu Türk hakemlerinden daha iyi anlamını taşımıyor. Yabancıya da aynı baskıyı yapalım, bakalım sonuç ne oluyor. Bize göre bize çok büyük haksızlık yapılıyor. Bunu da kabul etmiyorsa kimsenin çıtı çıkmasın. Bundan 3-4 ay önce de dedim, imza verelim, telefonlarımız incelensin, banka hesaplarımız incelensin. Başka türlü arınma olmaz.”
Fenerbahçe ile 7 Nisan’da Şanlıurfa’da oynayacakları Süper Kupa maçını da değerlendiren Erden Timur, “Süper Kupa, çok güzel bir maç olsun inşallah. Romantik bir temenni olarak söyleyeyim, keşke taraftarlar arasında güzel bir dostluk olsa. Başka bir şehre gidilecek Süper Kupa için. İnşallah hiçbir olay olmasın. Taraflar hep birbirlerine haksız şampiyon olduğunu söylüyor. Bu açıklığa kavuşsun. Hiç değilse insanlar rahatlayacak. Daha fazla bu işlerin gerilmemesi lazım. Bugün karşınıza çıkmamdaki en temel sebeplerden birini daha söyleyeyim. Deprem bölgesini çok unuttuk. Oralara daha duyarlı olmamız. İnsanların orada çok ciddi ihtiyaçları var.” ifadelerini kullandı.
“Kerem Aktürkoğlu da bizim için çok çok değerli”
Galatasaray’daki iç transfer çalışmaları hakkında da bilgi veren Erden Timur şunları söyledi:
“İç transferde Torreira ile Barış Alper Yılmaz bitti. Kaptanımız Fernando Muslera ile anlaşmak üzereyiz. Çoğu koşulda anlaştık. Abdülkerim ile de çoğu koşulda anlaştık. Kaan Ayhan ile de görüşüyoruz, o da bitmek üzere. İç transferde hiçbir sorun yok. Kerem Aktürkoğlu da bizim için çok çok değerli. Bu oyuncuların hepsi çok değerli işler yapıyorlar. Kerem çok büyük bir kaptanlık yapıyor, büyük bir mücadele veriyor. Ona da buradan çok çok teşekkür ediyorum. Berkan Kutlu gelip çok çok büyük bir enerji verdi. Dries Mertens bakın bu yaşta neler yapıyor. Çok ciddi bir kenetlenme var. O kadar mutluyum ki anlatamam. Sonuçtan dolayı değil. Tabii ki sonuç bizi umutlandırdı ama bu insanların, bu çocukların güzel kalplerinden dolayı çok teşekkür ederim.”
]]>“KİM HAK EDİYORSA O ŞAMPİYON OLSUN”
Takımın gidişatını değerlendiren Timur, “Şampiyonluk maçı denilen tarzda bir maçtı. Geriye düştükten, penaltı kaçırdıktan sonra böyle bir geri dönüş inanılmaz. Bu inanmışlığın göstergesi. Biz bu sene şampiyon olacağız. Bunu tekrar tekrar söylüyorum. Müthiş bir birlik var. Dayanışma var. Kenetlenmiş durumdayız. Hep şunu söylüyorum. Kim hak ediyorsa o şampiyon olsun. Çok net. Son 3-4 haftada kaç defa hastaneye yatırıldım. Bu nefrete dayanamıyorsunuz. Şunun bilinmesi gerekiyor. Bu mücadeleyi neticede sadece şampiyonluk için yapmıyorsun, toplumsal bir mesaj için yapıyorsun. En çok mutlu olduğum şey, şampiyon olursak en mutlu edeceğim şey topluma şunu ispatlayacağız, başkasının hakkına riayet ettiğinde, kendin kadar başkasını düşündüğünde, ahlaklı dürüst doğru çalıştığında her zaman sonucu alıyorsun. Bunu herkes görecek. Bunun altını çiziyorum” ifadelerini kullandı.
“YABANCI HAKEM OLSUN, BUYURSUN OLSUN”
Ali Koç’un yabancı hakem talebini kabul ettiğini belirten Timur, ” Fenerbahçe’nin teklifini kabul ediyoruz! Yabancı hakem olsun! Buyursun olsun. İçeride Okan Hoca’ya söyledim. Robot hakem olsun, varsın robot hakem olsun. Hiç sorun yok. Otomatik, robot, yabancı olsun. Kabul ediyoruz. Ama siz yabancı hakemlerin evine giderseniz, çocuğunu tehdit ederseniz, AVM’de fotoğrafını çekerseniz, etrafını sararsanız yine olmaz! Aylardır söylüyoruz. Madem ki yabancı hakemin, saniyedeki görüşünü, kararının adil olduğunu düşünüyoruz. 3 tane yabancı hakem seçelim, sonuç neyse başımızın üstüne! 15 aydır söylüyorum. Hiç karşılık alamadım. Tüm maçların hepsini izlesin hakemler. Yabancı hakem olunca Fenerbahçe şampiyon olacağını düşünüyor ya. Tüm 10 seneyi incelesinler. Bu seneden başlasın bu hakemler, basit hata, fazla faul, basit penaltı, seni kazandıran hata, 1-0 gerideyken hata. Her şeye baksın yabancı hakemler, 3-5 yabancı hakem seçelim, 1 saniyede incelediğini doğru buluyor ya Ali koç ve Fenerbahçe, haftalarca incelesinler, sonuç neyse başımızın üstüne. Kabul ederlerse biz de kabul ediyoruz. Teraziden kaçan hırsızdır derken bunu kastetmiştim. Sen madem ki haksızlık yapıldığını düşünüyorsun, dersin ki hakeme gidelim dersin. Deftere bakalım. Deftere bakmaktan kaçıyorsan savında haklı değilsin, toplumu manipüle ediyorsun. Toplumu manipüle etmemek için geri kalanını doğruya yönlendirmek için seçelim 5 hakem. Şimdiye kadar hep haksız kazandığını, şampiyon olamadıysa da zaten çok haksızlık yapmasına rağmen kazanamadığını kabul ediyordur. Hepsine tek tek bakılsın. Ne sonuç çıkıyorsa kabul. Bağımsız olarak kabul. Onun dışında her hakem olur, robot hakem bile olur. Robot hakem daha iyi olur. Annesine, babasına baskı yapamazsın, sosyal medyadan kumpas kuramazsın, robot hakemin evine insan yollayamazsın, robot hakem yumruk atamazsın, robot hakemi AVM’de çeviremezsin. Bunları yaşıyoruz. Bu haksızlıklar, sonuca varmayacak. Tekrar ediyorum, çağrıda bulunuyorum. Her maç yabancı hakem gelsin hiç fark etmez. Türk hakemlerinden daha iyi anlamına gelmiyor bu. Bize acayip haksızlık yapılıyor, çok büyük haksızlık yapılıyor. Yabancı hakemlerin geçmişe bakması da kabul edilmiyorsa, kimse çıtını çıkarmayacak. Gel röntgeni çekelim diyoruz. Röntgenden kaçıyorsan iddianda yanlış bir şey yapıyorsun” dedi.
]]>Tek perde sahnelenen ve 6 yaş üstü çocuklara hitap eden oyun 45 dakika sürdü. Çocuklarla interaktif bir şekilde sahnelenen oyun, izleyicilerin beğenisini aldı.
Oyunun ardından Özek, AA muhabirine, oyunu 1990’lı yılların başında yazdığını ve şimdiye kadar dünyanın birçok ülkesinde sahnelediklerini belirterek, “Bugünlerde devlet tiyatrolarının bir yeni atılım içinde bulunması, kuklayı önemsemesi ve kendi geleneğimizdeki tiyatroya özel bir alan açmasıyla Çöp Canavarı, Devlet Tiyatroları sahnesinde yer alabildi. Bu açıdan son derece mutluyum.” dedi.
Sahnelenme sürecinde Karagöz sanatçısı olmadan hazırlık yaptıklarına işaret eden Özek, şunları kaydetti:
“Konservatuvardan mezun olmuş, klasik oyunculuk eğitimi almış oyuncularla bu işi yapmamız gerekiyordu. İşin en büyük zorluğu buradaydı. Tabii ki benim de konservatuvar kökenli olmam nedeniyle oyuncularla çok rahat iletişim kurabildik. Onlara bir Karagöz sanatçısının nasıl hareket ettiğini, perde arkasında figürleri nasıl tuttuğunu, bileğini nasıl bükmesi gerektiğini, Karagözü elini ve gövdesini tek bir el içinde nasıl oynatabileceğini öğretmeye, göstermeye çalıştım. Hepsiyle tek tek uğraştım. Onlar da yılmadı ve bu işi başarmak için azmettiler. Gerçekten de bugün birçok Karagöz sanatçısına taş çıkaracak başarıda bu oyunu seyirciye ulaştırmasını bildiler.”
“Çöp Canavarı çevre kirliliğini konu alıyor”
Hacivat’ın Karagöz’ü balık tutmaya davet etmesi, Karagöz’ün de bahar geldiği için temizlik yapmak istemesiyle başlayan oyunun çevre kirliliğini sahneye taşıdığını ifade eden Özek, “Evde bir sürü ıvır zıvırın biriktiğini ve bunları atmak istediğini belirtiyor. Neticede eline ne geçerse denize atıyor. Denizin içinde bütün bu çöpleri yiyen bir çöp canavarı olduğunun farkında değil. Artık Karagöz denize balık avlamaya çıktığında yine eline geçenleri denize atmaya devam ediyor. İşte bu sırada çöp canavarı artık dayanamıyor ve Karagöz’e bütün bu çöpleri iade etmeye başlıyor. İade sırasında oldukça sinirleniyor çöp canavarı ve bir anda Karagöz’ü yutuveriyor. Yuttuktan sonra da birçok gelişmeler oluyor. Bütün bu gelişmeleri merak ediyorsak bence oyunu seyretmeye değer.” değerlendirmesini yaptı.
Karagöz ve Hacivat’ın tarihten bugüne günceli her zaman yakalamayı başaran bir mizah türü olduğuna dikkati çeken Özek, “Tabi ki yalnız günlük olaylar Karagöz’ün dağarcığında yer almadı. Bunun dışında gerçeküstü hikayeler ve aşk hikayeleri de Karagöz’de her zaman yer aldı. İşte biz günümüzde Karagöz’ü devam ettirmek istiyorsak Karagöz’ü iyi anlamamız gerekiyor. Karagöz’ün günü anlattığını anlamamız gerekiyor. O zaman Karagöz’ümüz başarıya ulaşacak. Bu oyunumuzda bugünün sorunundan dem vurmaya çalıştık. Umarım başarılı olmuşuzdur.” şeklinde konuştu.
“Dinamik ve güçlü bir sahne arkası oldu”
Oyunculardan Gökçe Kurt Elitez ise Cengiz Özek’in uzun yıllardır icra ettiği oyunun bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Çalışmanın dinamik ve çok güçlü bir sahne arkası olduğunu vurgulayan Elitez, “Oyun üzerine ekip olarak çalıştık Devlet Tiyatrosu’nda. Normalde hayalbazlar sahne arkasında tek başlarına bütün figürleri oynatırlar fakat Devlet Tiyatrosu’nda biz bunu birkaç arkadaşımız birlikte paylaştık.” şeklinde konuştu.
Elitez, oyunun konusu ve amacına ilişkin ise “Hem çocuklara kendi kültürümüz olan milli değerimiz olan gölge sanatını Karagöz ile anlatmak hem de doğamızın korunmasına dair mesajı geleneksel oyunumuzla vermek amacımız.” görüşünü paylaştı.
Çöp Canavarı oyununda tiyatro oyuncuları Onur Soysal Pehlivan, Kamil Gençtürk ve Burak Çağlar da kuklaları oynatan isimler arasında yer alıyor.
]]>Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Ay, Gür ve Preveze sınıfı olmak üzere 3 sınıftan toplam 12 denizaltı bulunuyor. Bu sayı ile bölgedeki en etkin filolardan biri olma özelliğine sahip donanma, aynı zamanda NATO’nun da bu noktadaki vurucu güçlerinden birini oluşturuyor.
Halihazırda envantere alım süreçleri devam eden TCG Piri Reis filoya dahil olana kadar filonun en modern üyesi olma özelliğini sürdüren TCG Preveze, “Derinliklerin Efsanesi” mottosuyla görevlerini icra ediyor.
TCG Preveze, 62 metre uzunluğa ve 6,2 metre yüksekliğe sahip ve dizel-elektrik sistemiyle çalışıyor. Sahip olduğu 4 adet dizel motorun yanı sıra elektrik bataryalarını da içerisinde barındıran denizaltı, bu sayede daha uzun menzillere yakıt takviyesi yapmadan ulaşabiliyor.
“Her denizaltıcı subayın hayali…”
AA ekibi, Gölcük Donanma Komutanlığında konuşlu TCG Preveze (S-353) denizaltısını ve görevli mürettebatın çalışmalarını görüntüledi.
TCG Preveze Komutanı Deniz Binbaşı Abbas Çolak, her denizaltıcı subayın hayalinin bir gün bir denizaltıya kumanda etmek olduğunu belirterek, “Ben de 15 Ağustos 2023 tarihinde TCG Preveze’nin komutasını devraldım. O günden beri de bu onurlu görevi deruhte etmekteyim.” dedi.
Denizaltı komutanı olmaya giden sürecin zorluğuna dikkati çeken Binbaşı Çolak, şöyle devam etti:
“Türk denizaltı filosunda halihazırda ‘layn’ sistemi diye tabir ettiğimiz, sadece tek bir dal veya alanda yetişmiş değil, denizaltıyı ilgilendiren tüm alanları kapsayan hem makineci subay hem de güverteci subay görevlerini tamamladım. Daha sonra denizaltı başçarkçılığı ve ikinci komutanlık görevlerinde bulundum. Komutan stajını başarıyla tamamlamayı müteakip TCG Preveze Komutanı olarak atandım.”
Denizaltı komutanının esas görevinin, denizaltını her an harbe hazır halde tutmak olduğuna vurgu yapan Çolak, personelin eğitimi ve materyal konularında yol gösterici ve denetleyici görevini aktif olarak icra ettiğini anlattı.
Ana görevlerinin, Türkiye’nin çevre denizlerinde deniz alaka ve menfaatlerinin korunmasına yardım maksadıyla her an harbe hazır bulunmak olduğunu dile getiren Çolak, bunun için tek gemi eğitimleri, taktik eğitimler ve tatbikatlara iştirak ettiklerini söyledi.
Binbaşı Çolak, TCG Preveze’nin görev alanlarına ilişkin şunları kaydetti:
“TCG Preveze, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda tevdi edilecek herhangi bir görevi sorunsuz bir şekilde yerine getirmeye muktedirdir. Benim tecrübelerime göre, TCG Preveze, çok sığ sulardan okyanusun derinliklerine, kutup bölgelerinden tropik denizlere kadar her ortamda görev icra edebilecek bir denizaltıdır. Sahip olduğu modern milli sensör sistemleri ve milli torpidomuz AKYA’nın ateş gücü ile oldukça caydırıcı bir platformdur.”
“Dünyanın en sessiz denizaltıları”
TCG Preveze Başçarkçısı Deniz Yüzbaşı Kaya Samet Sağlam da Türk Deniz Kuvvetleri envanterinde yer alan denizaltıların tekne yapıları ve makine sistemleri olarak benzer özellikler taşıdıkları ancak özellikle elektronik sistemler ve silah yüklerinin, inşa yıllarına göre farklılık gösterdiğini belirtti.
Tüm denizaltıların limana uğramaksızın 50 gün suyun altında harekat icra edebildiğini kaydeden Yüzbaşı Sağlam, şöyle devam etti:
“Envanterimizde bulunan Ay, Preveze ve Gür sınıfı denizaltıların hareket etmesini sağlayan sistem dizel elektrik sistemidir. Dizel jeneratörler ile elde edilen elektrik enerjisi, gemideki yardımcı sistemlerde kullanılmakta ve pervanenin çevrilmesi için toplam ağırlığı 250 tonu bulan pillerde depolanmaktadır. Pillerde depolanan elektrik enerjisinin azalması halinde denizaltı sualtında, ancak su yüzeyine yakın iken hava ile irtibatı sağlayan şnorkel adı verilen sistemle piller tekrar şarj edilebilmektedir. Dizel elektrikli denizaltılar dünyanın en sessiz denizaltılarıdır.”
Yüzbaşı Sağlam, denizaltında emniyet sistemi dendiğinde akla ilk gelenin personel eğitimi olduğuna işaret ederek, “Önce personelin emniyet hususları konusundaki eğitimi detaylı bir şekilde sağlanmakta, bilahare bu eğitim teknik donanım ile birleştirilerek emniyet sistemi oluşturulmaktadır. Gemimizde tüm daireleri 24 saat esasına göre takip eden sistemler mevcuttur.” diye konuştu.
“Denizaltıcılık bir meslekten öte, yaşam tarzı”
TCG Preveze Kıdemli Astsubayı Hacı Murat Sever, personelin uzun bir denizaltıcılık kursunu tamamladıktan sonra gemilerde zorlu bir staja çıktığını ve başarılı olanların denizaltıcı brövesi takmaya hak kazandığını söyledi.
Bröve taktıktan sonra da denizaltıda eğitim faaliyetlerinin devam ettiğine aktaran Sever, “Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün de büyük bir isabetle belirttiği gibi ‘Mekteb-i asli kıtadır’ sözü bizim de yol göstericimiz olmuştur. Gerek teorik ders ve konferanslar, gerekse cihazları bizzat kullanarak yapılan eğitimlerle personelimizin eğitim seviyesi her zaman yüksek tutulmaktadır.” dedi.
Denizaltılarında 40-45 personelin görev yaptığını belirten Sever, uzmanlık alanlarına dayalı bir personel yapısının mevcut olduğu bilgisini verdi.
Kıdemli Astsubay Sever, denizaltıcılığın bir meslekten öte, bir yaşam tarzı olduğunu belirterek, “Denizaltıcılık, bir insanın hayatında yaşayabileceği tüm duyguları ve hisleri tatmasını sağlar. Onur, cesaret, gurur, kader birliği, yardımlaşma, sadakat, sevinç ve heyecan.” ifadelerini kullandı.
AKYA torpidosu ilk kez TCG Preveze’den ateşlendi
Yerli ve milli imkanlarla ROKETSAN tarafından geliştirilen AKYA ağır torpidosunun 27 Aralık 2023’teki ilk atışı da TCG Preveze denizaltısından yapıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun TCG Gökova’nın Komuta Merkezinden takip ettiği, AKYA ağır torpidosunun ateşlenerek hedef gemiyi 12 bin yardalık mesafeden tam isabetle vurduğu bu atış sonrasında AKYA torpidosu Deniz Kuvvetleri envanterine dahil edildi.
Öte yandan, Türk denizaltı filosunun modern muharebe sahasının ihtiyaçlarını çağdaş teknolojiler ile gidermesi kapsamında, Preveze sınıfı denizaltılarının modernizasyon faaliyetleri de devam ediyor. TÜBİTAK BİLGEM tarafından geliştirilen Milli Üretim Entegre Sualtı Savaş Yönetim Sistemi MÜREN SYS, Preveze’ye sahada çok büyük imkan ve kabiliyetleri sunuyor.
Ayrıca denizaltında bir çok teknolojik unsur da ASFAT, HAVELSAN ve ASELSAN gibi yerli savunma sanayi firmalarınca modernize edilerek Preveze’nin görevlerini daha etkin şekilde yapmasına destek sağlanıyor.
]]>Programda “Bu kadar fit olmanın sırrı nedir?” sorusuna Derya Uluğ; “Karbonhidrat ve süt ürünlerini tüketmiyorum. En fazla iki öğün yiyebilirim. Kendime çok iyi bakıyorum. Düzenli olarak spor hayatımda hep var.” cevabını verdi.
KÜÇÜK YAŞTA YAPILAN ESTETİKLERE KARŞIYIM
Serhat Tekin’in “Hiç estetiğin var mı? Estetiğe bakışın nedir?” sorusuna Derya Uluğ, ” Bunu çok duyuyorum. Geçen gün bir yerde görmüşler beni ve “yüzüne dolgu yaptırdı” demişler. Alakası yok.
Bu ara çok spor yapamadığım için, düzeni azıcık bozduğumdan yüzüm tombikleşiyor. Ben bir tek alnıma botoks yaptırıyorum o da belli belirsiz. Doğallığı kaybetmemek önemli.
Yarın bir gün ihtiyacım olursa tabii ki estetik yaptırırım. Benim için önemli olan ben ‘ben’ gibi kalmalıyım. Yüz hatlarımı bozmamaya ve cildimi diri tutmaya uğraşıyorum.
Estetiğe karşı değilim. Kimse birbirini bununla ilgili yargılamamalı. Karşı olduğum tek şey küçük yaşta yapılan estetikler çünkü sonra geri dönüşü olmayan şeylerle karşı karşıya kalınabiliyor.” cevabını verdi.
KIZILCIK ŞERBETİ’NDE OYNAMAK İSTERDİM
Programda Serhat Tekin’in ‘ Oyunculuğu düşünür müsün? Şu an bir Türk dizisinde oynasan hangisini seçerdin?” sorusuna Derya Uluğ; ” Benim zaten küçük yaşlardan itibaren yıl sonu temsillerinde tiyatro oynamışlığım çok var.
Hep bir merakım vardı. Çok film ve dizi izlerim. Seviyorum kendimde yeni şeyler keşfetmeyi. Bu konuda bir teklif gelirse kapımı kapatmam. Böyle bir teklif geldiğinde onun hakkını verebilmek için her türlü eğitimi alır ve hazırlanırım.
Şu an bir dizide oynasam o “Kızılcık Şerbeti” olurdu. Çok seviyorum. Çıktığı günden beri hayranıyım o dizinin. Orada oynamak isterdim.” cevabını verdi.
FİLTRELER BENDE HİÇ OLMUYOR
Programda “Sosyal medyada en çok kullandığın fotoşop işlemi nedir?” sorusuna Derya Uluğ; “Hikayelerdeki filtreleri bazen kullanıyorum. Bir de yüz filtreleri var ya hani dudak büyütüp, yüz incelten.. ben onları yaptığımda yapay zekaya dönüşüyorum.
O filtreleri kullandığımda ben benlikten çıkıyorum. Hiç olmuyor bende. Çok üzülüyorum başkalarında güzel dururken bende yapay zeka gibi oluyor.” cevabını verdi.
HAYAT BİR ŞEKİLDE BANA GÜÇLÜ OLMAYI ÖĞRETTİ
Programda ” Seni en çok ne hayal kırıklığına uğratır?” sorusuna Derya Uluğ; “Arkamdan yalan söylenmesi beni hayal kırıklığına uğratır.
Özellikle yakınlarımdan böyle bir şey görürsem buna çok takılırım ama sonunda yine toparlarım. Hayat bir şekilde bana güçlü durmayı öğretti.” cevabını verdi.
DEMET AKALIN’IN ÜZERİNE ŞARKI DİKTİK
Programda ” Demet Akalın’ın yeni çıkacak albümünde bir şarkınız olacakmış. Biraz anlatır mısın?” sorusuna Derya Uluğ; “Çok heyecanlıyız şarkı için.
Emrah Karakuyu ve Asil Gök ile beraber yaptık. İnandığımız bir şarkı. Zaten Demet Akalın’ın üzerine diktik şarkıyı. O’nun için yazdık. Demet Hanım da dinlediği an çok beğendi. Hareketli bir şarkı. ” cevabını verdi.
KADIN MESLEKTAŞLARIMIN BAŞARILARI İLE MUTLU OLUYORUM
Programda Serhat Tekin’in “Sizin dönem kadın şarkıcılar arasında bir dayanışma var. Böyle şeylere çok alışık değiliz.” yorumu üzerine; Derya Uluğ; ” Eskiden sertmiş sanat camiasında ilişkiler şarkıcılar arasında.
Ben kadın meslektaşlarımın şarkıları güzel yerlere geldiğinde bundan mutluluk duyuyor ve onları tebrik ediyorum. Hiç bir olumsuz düşünce, kıskanma bende olmaz.
Pop müzik kadınlarla birlikte daha da yükselişe geçiyor diye mutlu oluyorum.” açıklamasını yaptı.
HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIĞIM ZAMANLAR OLDU
Programda “Sektöre girdiğinden beri ne öğrendin?” sorusuna Derya Uluğ; ” İnsanlara hemen inanmamam gerektiğini öğrendim.
Akıllıyım diye geçinirim, böyle her şeyi cin gibi anlarım derim ama karşımdakilerin samimiyetine inanıp, çok hayal kırıklığına uğradığım zamanlar oldu.” cevabını verdi.
ASİL’İ KEŞKE BÜTÜN DÜNYA TANISA
Programda Serhat Tekin’in “Asil Gök ileride albüm çıkarıp daha ünlü olduğunda bir evde iki ünlü oldu diye rahatsız olur musun?” sorusuna Derya Uluğ; ” Ben gurur duyarım.
O kadar mutlu olurum ki onun adına. Onun yeteneklerini her geçen gün yeni insanlar gördükçe ben bundan ancak gurur duyarım. Keşke bütün dünya onu tanısa.” cevabını verdi.
]]>Bu memleketin derdi var hakemlerle! Hakemlerin de bu memleketle! Ve süslü cümlelerle geçiştirilecek gibi değil bu! Yeni de değil.
Futbol tarihinden kesitler sunan araştırmacı Mehmet Yüce, Spor Alemi dergisinde 1924’te çıkan bir maç yazısını ballandıra ballandıra anlatır. Sonu şöyle bitiyor:
“Hakem Fenerbahçe aleyhine penaltı verir. Binlerce Fenerbahçeli taraftar sahaya doluşur. Mıntıka jandarması oyunu tatil eder. İstanbul Futbol Mıntıkası, mezkûr müsabakayı görüşür ve Fenerbahçe aleyhine bir penaltıyla maçın yarım dakikasının oynanmasına karar verir. Bu hükmü dinlemeyen ve protesto eden Fenerbahçe ise hem Mıntıka Futbol Birliği hem de Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’ndan ayrılır. Önümüzdeki sene oynanacak lige de katılmayacağını beyan eder.” (Tam Saha dergisi: Sayı 124)
Sadece bununla da kalmamış iş. Tarihçi Doç. Dr. Doğan Çetinkaya’nın aktardığına göre Haziran 1938’de dayaktan hastanelik ettiğimiz ve sonra hayatını kaybeden hakem bile var…Hakemleri ölümle tehdit ettik… İşinden ettik… Bunalıma soktuk…
Biz hakemleri sevmeyiz arkadaş!
Tribünlerdeki ilk kolektif küfür vakasının öznesi de kuvvetle muhtemel hakemlerdir. Ya ya ya şa şa şa döneminde bile hakemlere ağır küfürler vardır. Kanıtlayamam ama yemin edebilirim.
Hakemlerimizden sadece biz değil, dünya futbolunun bir önderi de şikayetçi. Sir Alex Ferguson’ın, kariyeri en parlak hakemimiz Cüneyt Çakır hakkında daha yakın zamanda ne dediğini duydunuz mu?
Vibe with Five adlı podcast’in geçen ay yayımlanan bölümünde Rio Ferdinand, Manchester United’ın eski CEO’su David Gill’e Ferguson’ı soruyor. Gill, onun tutkusundan ve kindarlığından bahsederken konu Cüneyt Çakır’a geliyor.
Hatırlarsınız, Çakır 2013’te Real Madrid’e karşı oynadıkları maçta Nani’ye kırmızı kart göstermişti ve Ferguson yedek kulübesinden sahaya fırlamıştı! Sir Alex birkaç sene önce sıradan bir Şampiyonlar Ligi play-off karşılaşmasını izlerken David Gill’i arıyor ve Cüneyt Çakır için şunu diyor:
“Hâlâ kötü hakem.”
Tekrar ediyorum, memleketin en kariyerli hakeminden bahsediyoruz.
Peki bir tek bizde mi sıkıntı? Premier Lig’i göz ucuyla takip eden herkes oradaki vahim hataları görmüştür. Gole giderken biten maçlar, en kritik anda verilmeyen penaltılar, hakeme ne dediğini bile anlatamayan VAR’lar…İddia o ki dünyaca ünlü hakem Howard Webb’in bir sezonda 17 kez özür dilemişliği var. Bunlar sadece son bir ayın gündeminden İngilizce parçalar.
İşin doğası bu aslında. İyi de arkadaş, bizdeki gibisi yok. Ceza Kanunu’na göre kabahat sayılabilecek “hatalar”, bizde “cürüm” muamelesi görüyor. Dünyanın hiçbir yerinde bizim kadar didiklenmiyor bu iş. Her karar “halk mahkemesine” götürülmüyor. Arkasından niyet okumalarla eşlik edip hem hakemlerin hem de izleyenlerin ruh sağlığını bozmuyorlar.
‘Arka planda muhakkak başka şeyler var’ hissi
Biz maçın salt kötü yönetildiğine inanmıyoruz. Hakemlerin kötü olduğu savı da kesmiyor bizi. Arka planda muhakkak başka bir şeylerin olduğunu düşünüyoruz.
Oysa yurt dışında hakem tartışmaları başka türlü bir boyut kazandı şu sıralar. Başka bir yazının konusu belki ama yine de değinelim. Mesela hakemlerin pozisyonlara ortalama ne kadar uzak olduğunu ölçüyorlar. Topu oyunda tutma sürelerine bakıyorlar. Ortalama kart rakamlarına bakıyorlar. VAR’da bekleme sürelerini ölçüyorlar. Buna dair hedefler koyuyorlar. “Bu sezon top ortalama 52 dakika kaldı. Seneye bunu 55 dakikaya çıkarmak hedefimiz.” Tam Amerikan işi analizler. Daha makro performans değerlendirmeleri yani. Buralara ne kadar uzağız!
Biz maç yayınları sırasında hangi görüntülerin VAR’a gittiğini bile bilmiyoruz. Ek görüntüler çıkarsa diye, akşam hakem yorumcularının programlarını bekliyoruz.
Neden böyle? Çünkü uzun yıllardır derdimiz iyi hakemlik değil, “bize uygun” hakemlik ve bol bol hakemi tartışmak.
Hakem tartışmaları ideolojik tartışmalara dönmüş durumda. Paranoyaları takip etmek gibi bir durum söz konusu. Hal böyle olunca kulüpler de kontrolden çıkıyor. Öyle olmasa lehine en fazla hata yapılan, futbolun idaresinde en fazla inisiyatif sahibi olan camialar bağırır mı bu kadar? Ne diyordu o şarkı:
“Bu iş çok zor Yonca/ En çok bağıran en doğru sayılır insanlar işitmeyince.”
Tek ümidimiz Halil Umut Meler
Şimdi biraz “gerçeklere” tek tek bakalım:
Süper Lig tarihinin en fazla maç yöneten üç hakemi Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus ve Hüseyin Göçek’in şu anda TFF veya MHK’ye bağlı hiçbir görevi bulunmuyor. Cüneyt Çakır’ı hakem işlerinin başına getiren Gürcüler, onu yere göğe koyamıyorlar şu sıralar.
Hangi Çakır? Avrupa Şampiyonası tarihinin en fazla maç yöneten, tarihte iki Dünya Kupası yarı finali yöneten iki hakemden biri olan, 8 Mart 2022’de görevden alınmasa belki üçüncü kez bu seviyede düdük çalacak tek isim olacak Çakır.
Fırat Aydınus kariyeri boyunca toplam 365 maç yönetti Süper Lig’de. Bu sezonun en kıdemli VAR hakeminin neredeyse birkaç katı bu.
VAR hakemlerinden Emre Malok, Onur Özütoprak, Alper Çetin ve Erkan Engin’in kariyerleri boyunca Süper Lig’de yönettiği toplam maç sayısı 3. Yazıyla “üç”. Sadece bu dörtlü bu sezon 80 kez VAR’da görev aldı.
Hakemlik camiasının önde gelen isimlerinden, şu sıralar Hürriyet’e harika analizler yazan eski hakem ve yorumcu Murat Fevzi Tanırlı diyor ki:
“Sezon başında VAR kadrosuna alınan, hakemliğe devam edeceklerini mutlulukla açıklayan iki hakeme 4 ay tahammül edilmedi, evlerine yollandı: Hüseyin Göçek ve Suat Arslanboğa. 30 yıla varan kariyerlerinden sonra TFF sitesinden bir teşekkür bile edilmedi.”
Malum, 8 Mart’ta yukarıda adı geçen kıdemli isimler bir gecede hem emekli edildi hem de hakemliğe küstürüldü. Onların yerine FIFA kokartı alsın diye İngilizce sınavına sokulan adaylardan hiçbiri sınavı geçemedi. Sonrasında yayıncı kuruluşun Trio programında sırf İngilizce sınavını geçebildi diye kokart takan hakemler olduğu iddia edildi. İspatı da var: Bu iddiaların öznesi olan Erkan Özdamar’ın FIFA kokartı bir senede geri alındı.
Kokart demişken… Cüneyt Çakır kokartı 16 yıl taşıdı. 2020’de FIFA kokartı takan hakemler ortalama 6,5 yıl süresince bu unvana sahip olurken üst üste değişiklikler sonucu 2024’te bu rakam 2,5 yıla düştü.
Halil Umut Meler, hani yumruk yiyen hakemimiz, şu anda elit kategorideki tek isim. Onun altında 1. Kategori var. 33 ülkeden temsilci var. Bizden yok. 2020 Aralık ayında üç farklı hakemimiz Şampiyonlar Ligi’nde düdük çalıyorken bu duruma düşülüyor.
Normalde sezon sonunda klasman belirlemeler sezon ortası ve sonunda yapılırken şimdi sezon boyunca dört kere yapılıyor. Bu ne demek? Arkası sağlam bir takımın maçında bir hata yaparsanız bırakın kokart takmayı, kendinizi A klasmanında bile zor bulabilirsiniz. Hem de yarından yakın bir şekilde.
UEFA Fitness Direktörü Prof. Dr. Werner Helsen son seminerde bizim hakemlere “UEFA’ya bağlı ülkeler arasında fiziksel olarak en sonuncusunuz” diyerek fırça attı!
Bu sezonun olay hakemi Halil Umut Meler artık sürekli derbi yönetiyor. Bir sezonda 12 derbi var ve geçen sezon beşini o aldı. Tek ümidimiz o.
Bir hakemin maç başlamadan başı yarıldı. Hiçbir şey olmadı. Bir hakem statta 6 saat alıkoyuldu. Hiçbir şey yapılmadı. Bir hakem yumruk yedi, hakemler bir hafta maça çıkmadılar. İki gün sonra hayat kaldığı yerden devam etti. Buna bile razı olduk!
23 yılda 20 MHK değişti
23 yılda 20 MHK değişti ve MHK’nın yeniden değişeceği konuşuluyor.
Şimdi gelelim kulüplere. Yöneticilerin yatacak yeri yok. En sevdikleri şey etki altına almak. Sürekli “algı” diyorlar, “operasyon” diyorlar, “masa başı” diyorlar. Oysa veriler açık ve net. Son beş sezonda hiçbir takım lehine Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş kadar penaltı çalınmadı. Yetmiyor, ekranlarda en çok süreyi onların tartışmalı pozisyonları alıyor. Onlara karşı yapılan hataların bedeli hep ağır oluyor.
Murat Fevzi Tanırlı, Hürriyet’teki son yazısında durumun vahametini ortaya koymuş. Avrupa’da lehine en fazla penaltı çalınan doğal şampiyonluk adayları bizde. Bu sezon City’ye 5, Bayern’e 3 penaltı çalınmış. Ceza sahasında topla buluşma sayıları bizimkilerden daha fazla olan iki takımdan bahsediyoruz.
Yöneticilerin sadece hakemler hakkındaki beyanları yüzünden ödedikleri cezaların toplamı bu sezon 7,5 milyon lirayı aşmış durumda. Yöneticilikten anladıkları bu zaten. Mikrofonlar gelsin konuşsunlar:
“Bu hakemlerle bu lig bitmez.”
Ama işte Türkiye’de futbolu yönetenler bunları yapınca, yöneticilere de at oynatacak alan kalıyor. Elimizde hakemler kötü demeye yetecek veri var. Ama hakemleri etkilemek için akıl almaz bir baskı da var.
Bu öyle bir kısır döngü yaratıyor ki, artık zihinlerde bir yarılma söz konusu. Elmalar, armutlar, çürük yumurtalar, bir o kadar da tavuklar…Her şey birbirine girmiş durumda. Kimse içine sinen bir maç izleyemiyor.
Eskiden kötü yönetilen maçlar, etki altında kalan hakemlerden şikâyet edilirdi. Şimdi tümden hakemlerden, hatta hakemlikten veryansın ediliyor. “Hakemsiz olsa daha iyi oynanır” diyenler bile var!
Belli oldu. Böyle bir ortamda iyi hakemlik görme ihtimalimiz yok. En iyisinin yumruk yediği yerde bunu beklemek gerçekçi değil. İyi maç yönetimi yok. Bu şartlarda MHK iyi hakemi nasıl bulacak? TFF onların arkasında nasıl durabilecek? Varsa yoksa kanaat savaşları, o meşhur “algı” mücadelesi var.
Velhasıl, sayın Harold Pinter, toprağınız bol olsun ama biz size çok uzağız. Biz ne Tanrı, ne kanun, ne de adalet konuşuyoruz. Adil oyunla ilgimiz kalmadı. Gladyatörlerin önüne atılan figüranların bir an önce linç edilmesini bekliyoruz. Tanrı’nın adaletini dile getiren düdükten çıkan da ancak arkalarına bağlanan tenekelerin sesi olur.
Sıradaki gelsin bakalım!
]]>KTÜ Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Başhekimi ve Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Celal Tekinbaş:
“Sigara alışkanlığının artmasıyla beraber kadınlarda da artık daha fazla kanser vakaları görüyoruz”
TRABZON – Kadınlarda son dönemde akciğer kanseri vakalarında ciddi artış yaşandığı ve bunun da en büyük nedeninin kadınlarda artan sigara alışkanlığı olduğu belirtildi.
Kadınlarda sigara kullanma alışkanlığının arttığına dikkat çeken Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Başhekimi ve Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Celal Tekinbaş, her bölgede olduğu gibi Karadeniz Bölgesinde de akciğer kanseri vakaları daha çok görüldüğünü söyledi. Tekinbaş, “Dünyada kanserden ölümlerin en büyük nedeni, akciğer kanserlerinden kaynaklanıyor. Belli bölgelerde akciğer kanseri daha fazla görülüyor. Bizim bölge de bu bölgelerden bir tanesi. Kanserin en önemli nedeni sigara. Sigara alışkanlığının artmasıyla beraber kadınlarda da artık daha fazla kanser vakalarını görüyoruz. Kanser sayısı oranlarının artmasından çok artık kanserler daha erken teşhis ediliyor. Daha önceden kanser olduğunu bilmediği halde ölen insanlar vardı ama şimdi artık hastalığının ne olduğunu hastanelerin yaygınlaşması tomografi gibi pet gibi biyopsi işlemleri gibi bir çok gelişmeyle insanlar hastalıklarının ne olduğunu biliyorlar. Akciğer kanseri de tanısı artık konulan bir hastalık grubu içerisinde önemli bir yer tutuyor. Daha fazla ameliyat edebildiğimiz hastayla karşılaşıyoruz çünkü daha erken tanı konulabiliyor” dedi.
“Elektronik sigara içmek bizi kanserden korumuyor”
Elektronik sigaranın daha az kanser oluşturduğu söylemlerine katılmadığını kaydeden Tekinbaş, “Akciğer sağlığını olumsuz etkileyen alışkanlıklardan uzak durulmalı. Bunun başında sigara geliyor. Elektronik sigara alışkanlığı birçok insanda daha az kanser oluşturduğu söylentisi çok fazla kullanılmaya başlandı, ama onun da tespit edildiği şekliyle akciğer kanserine neden olan en büyük faktörlerden biri. Elektronik sigara içmek bizi kanserden korumuyor. Akciğer sağlığını korumak için, olabilecek kirliliklerden korunmak radyoaktif maddelerden uzak durmak gerekir. Eğer herhangi bir şekilde çalışma alanımızda akciğer sağlığımızı olumsuz etkileyecek tozlara maruz kalıyorsak uygun maske takarak çalışmalıyız. Akciğerimizin, kalbimizin kapasitesini artırmak için her türlü sporu yapmalıyız. Özellikle yürüyüşler çok önemli. Her yaş grubu içerisinde yapılabilmesi açısından da önemli. Bu da akciğer sağlığımızın korunması için önemli faktörlerden biri” diye konuştu.
“Tek akciğerle yaşamını sürdürebilir”
Kanser ya da faklı hastalıktan dolayı ameliyatla alınan bir akciğerle, hasta yaşantısını tek akciğerle sürdürebileceğini de belirten Tekinbaş, “Bir akciğeri çok rahatlıkla alabiliyoruz, yeter ki diğer akciğer sağlıklı olsun. Sol akciğerin tümünü sağ akciğerin de bir parçasını önceden testlerini yapmak kaydıyla alabiliyoruz. Kalan akciğerin kendisine ne kadar yeteceğini tespit etmek için yapıyoruz. Elle tutulur gözle görülür kanıt düzeyinde elimizdeki verilerle bunu yapıyoruz. Çok rahatlıkla bir akciğeri alabiliyoruz. KTÜ Farabi Hastanesi bu konuda akciğer kanseri ve akciğer ameliyatları konusunda Türkiye’de önemli bir yere sahip. Zaman zaman haftada birkaç hastanın bir akciğerini ameliyat ederek alıyoruz. Solunum fonksiyonları açısından iki akciğer sahibi ile tek akciğer sahibi arasında fark oluyor ama normal yaşantısını idame ettirecek şekilde olanları zaten ameliyat ediyoruz. Bu hastalarda normal yaşamlarını idame ettirmede, yaşamlarını sürdürmede herhangi bir sorun yaşamıyor” diye konuştu.
]]>Ağrı Dörtyol meydanında düzenlenen AK Parti mitingine katılım oldukça yüksek oldu. Binlerce vatandaşın katıldığı mitingde vatandaşlar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yoğun sevgi gösterilerinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ağrı’nın 2019 yılında mahalli idareler seçimlerinde tercihini AK Parti’den yana yaptığını ve bu süreçte önemli hizmetler aldığını anlatarak, “Her ne kadar geçtiğimiz Mayıs ayındaki seçimlerde arzu ettiğimiz neticeleri alamamış olsak da Ağrı’nın 31 Mart’ta yine tercihini AK Parti’den yana yapacağını inanıyoruz. Bizim aramızda kalpten kalbe giden bir yol vardır” dedi.
“Biz hayatımızı milli iradenin üstünlüğünü savunmaya adadık” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu anlayışla vesayetinden darbecisine, terör örgütünden tek parti faşistine karşımıza kim çıkarsa mücadele ettik. Cumhuriyet tarihinin en köklü demokrasi ve kalkınma atılımlarını hayata geçirmekle kalmadık. Türkiye Yüzyılı vizyonuyla gözümüzü geleceğe diktik. Maşallah. Şu anda karşımdaki topluluğa bakıyorum. Sordum. Ne kadar yol boyu gayet iyiydi. Burada da kırk bin kişinin olduğunu emniyetten aldık. Maşallah. Şimdi bu kırk binle beraber 31 Mart’ta yürüyor muyuz? Şimdi yine birileri çıkmış, tek parti faşizmini hortlatmak için can atan CHP’yle bir olup sizlerin iradesine ipotek koymaya çalışıyor. Dün silah zoruyla yaptıklarını bugün örtülü baskıyla, daha önemlisi tek parti faşistleriyle gizli saklı ittifak oluşturarak gerçekleştirmenin gayreti içindeler. Öyle ki bu uğurda yasakların, hukuksuzlukların ve baskıların sembolü olan CHP’ye bile yedek tekerlek yapacak duruma düştüler. Ne Dünya eski dünya ne Türkiye eski Türkiye artık demokrasisiyle yönetim biçimiyle eğitimden sağlığa tüm kalkınma altyapısıyla yepyeni bir Türkiye var. Dün Ağ Ankara’ya çok uzaktı. İstanbul’a çok uzaktı. Antalya’ya çok uzaktı. Dünyaya da çok uzaktı. Bugün ise Türkiye’nin ve dünyanın her yeri Ağrılı kardeşlerim için Gelişen iletişim ve ulaşım teknolojilerini emirlerine sunmamız sayesinde adeta bir adım, bir tık mesafede” diye konuştu.
“Size kardeş olmayanlara siz de kapınızı ve gönlünüzü kapatın”
Sırtını örgüte dayayan siyasi temsilcilerin İstanbul’da ve başka yerlerde kirli pazarlıklarla kendi ikballerini kotarmanın peşinde olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin iradesini tek parti faşizminin kalıntı CHP’nin kifayetsiz, muhtelif yöneticilerine meze edenler mi Ağrı’ya hak ettiği hizmetleri getirecek? CHP’li belediye başkan adaylarının buram buram ırkçılık, ayrımcılık, kokan, tüm söylemlerine seslerini çıkarmayanlar mı sizin hakkınızı savunacak? Ağrı’yı ve bu bölgeyi arka bahçeleri olarak kabul edip batıya şirin gözükmek için kendi ülkesine ihanet derecesine varan saldırılar yapanlar mı? Yıllardır mecliste oldukları halde ülkenin, milletin, şehirlerimizin en küçük bir meşalesinin çözümüne öncülük etmeyenler, katkıda bulunmayanlar mı? Ağrı’ya kazandıracak. Bugüne kadar bunların bir eseri var mı? Bir eserini gördünüz mü? Bunların ne Ağrı umurlarında, ne Van umurlarında, ne Diyarbakır umurlarında. Bunlar için önemli olan tek şey İstanbul’daki, Brüksel’deki, Berlin’deki, Londra’daki, Washington’daki, ağababalarından aldıkları emirlerdir. Zaten, fırsatını bulan da soluğu oralarda alıyor. Hiç bunların iradenizi istismar etmeyi amaçlayan turistik geziler haricinde samimiyetle, halinizi hatırınızı sormak için Ağrı’ya geldiğini gördünüz mü? Şu ulu Ağrı Dağı’na, Tendürek Dağı’na, Aladağlar’a teröristlere selam vermek dışında hayırlı bir nazarla bakanını gördünüz mü? Ne diyor o güzel Ağrı türküsünde? ‘Ağlarken sen ağlamadın. Derdime dertleş olmadın. Sen bana kardeş olmadın’. Evet size kardeş olmayanlara siz de kapınızı ve gönlünüzü kapatın” şeklinde konuştu.
“Başka Ağrı yok, başka Türkiye yok”
“Biz kalbimizle, yüreğimizle, eserlerimizle, hizmetlerimizle, hedeflerimizle, programlarımızla işte sizin huzurunuzdayız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını söyledi sürdürdü:
“Unutmayın başka Ağrı yok, başka Türkiye yok. Önümüze çıkan fırsatları ve imkanları en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Kardeşlerim, cumhuriyet tarihi boyunca milletimizin her kesimi gibi Ağrılı kardeşlerimizin de yaşadığı sıkıntılar yok mu? Elbette var. Ama bunların hiçbiri sizin üzerinizden sahnelenmeye çalışılan kirli senaryoların bahanesi olamaz. Üstelik biz darbecilerden, vesayetçilerden, işkencecilerden hesap sorarak milletimizin bu dönemle hesaplaşmasını da gerçekleştirdik. Hükümette olduğumuz yirmi bir yılı aşkın süre boyunca bu ülkenin her eksiği gibi sizlerin hak, özgürlük, adalet, altyapı, üstyapı, refah beklentilerinizi karşılamak için gece gündüz çalıştık. Ne yaparsak yapalım hepsini lütuf değil, vazife olarak gördük, asla yeter demedik. Hele hele bunları Sizin başınıza asla kalkmadık. Sizi ananızın ak sütü gibi helaliniz olan haklarınıza ve hizmetlerinize kavuşturmak için çıtayı hep daha yükseğe koyarak bugünlere geldik. Şimdi de Türkiye Yüzyılı’yla hep birlikte dünyanın en güçlü ve müreffeh ülkeleri arasındaki yerimizi almaya hazırlanıyoruz. Bu vizyonu da Ağrı’yla birlikte hayata geçirelim istiyoruz. Biz milletimize Türkiye Yüzyılı şehirlerini depreme dayanıklı yapılarıyla, ulaşımıyla, çevresiyle, sosyal destekleriyle diğer tüm unsurlarıyla hep birlikte yükseltmeyi teklif ediyoruz.”
“Derdi terör örgütüne payandalık etmek olanın hayali de o kadar olur”
Muhalefet partilerinin kavga etmekten, birbirleriyle pazarlık etmekten, birbirlerine çalım atmaktan, ülkeye ve millete dair herhangi bir meseleyi gündemlerine almaya vakit bulamadığını ifade eden Erdoğan, “Derdi kendi partisinin içindeki ayak oyunları olanın vizyonu da o kadar olur. Derdi terör örgütüne payandalık etmek olanın hayali de o kadar olur. Derdi insanların sıkıntılarını, endişelerini, duygularını istismar etmek olanın programı da o kadar olur. Bunların hepsini bir araya toplayıp sonra çarpın, bölün, çıkartın, ne yaparsanız yapın, geriye kalacak olan hep sıfır olur. Sıfır sonuçlu siyasetin de ne ülkeye, ne millete faydası dokunur. İşte bunun için biz hep eser ve hizmet siyaseti diyoruz. İşte bunun için biz hep yaptığımız eserleri, getirdiğimiz hizmetleri sayıp döküyor, onunla da kalmıyor, bundan sonra yapacaklarımızı anlatıyoruz. Bıraktım diğer çalışmalarımızı sadece son dönemde Ağrı Belediyesi’nde yaptıklarımızı şöyle alt alta sıralasak aradaki farkı çok rahat görmek mümkündür. Hizmet, ulaşım ve iş makinalarından oluşan zengin araç filosuyla, yol ve kaldırım çalışmalarıyla şehrin güzelleştirilen sayısız yatırımlarıyla sosyal belediyecilik faaliyetleriyle Ağrı önemli mesafe kat ettik Türkiye’nin de Ağrı’nın da ihtiyacı olan siyaset işte budur. Öyleyse şimdi burada Ağrı’dan öyle bir ses verin ki şu yüce dağın ardından bile duyulsun. 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar, ana kademe, kadın kolları, gençler, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Ağrı’yla birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? Biliyorsunuz başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek Ramazan ayındayız. Bu vesileyle Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. İnşallah Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramını yaşayacağız. İnşallah. Bunun için hep beraber çok çalışacağız Biz Ağrı’ya güveniyoruz. Ağrı’nın da bize güvenmesini istiyoruz. Kardeşlerim sizden otuz bir Mart seçimleri için destek isterken bunu kuru bir laf kalabalığına dayanarak yapmıyoruz. Bu Ağrı’ya yirmi bir yılda yaptığımız seksen dört milyar liralık yatırımdan aldığımız güçle heyecanla, kararlılıkla ifade ediyoruz. Demek ki seksen dört milyar liralık yatırım yaptık. Eğitimde beş bin otuz iki adet yeni derslik inşa ettik. Çocuklarımıza ve gençlerimize hizmet eden bir bilim merkezi kurduk. İbrahim Çeçen Üniversitesi’ni şehrimize kazandırdık. Şimdi de üniversitemize tıp fakültesi binası yapıyoruz. Gençlik ve Spor’da Ağrı’ya beş bin beş yüz yirmi dokuz kişi kapasiteli yükseköğrenim yurtları açtık. Gençlik merkezleri ve çeşitli branşlarda kırk üç tesisi inşa ettik. Doğubayazıt Kapalı Spor Salonu’nun yapımına devam ediyoruz. Doğu Beyazıt Kültür Merkezi’ni, Doğubayazıt, Şafi Camii’ni, Ahmed-i Hani Türbesi’ni ve İshak Paşa Sarayı’nı restore ederek hizmete açtık. Aynı çağrıya on bir bin metrekare alana sahip kültür ve kongre merkezi yaptık” şeklinde konuştu.
“400 yataklı merkez ve 150 yataklı Patnos Hastanesi başta olmak üzere toplamda bin 125 yataklı, 15 hastane dahil 77 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık”
Sosyal yardımlarda Ağrılı ihtiyaç sahibi vatandaşlara 11,5 milyar lira kaynakla destek olduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sağlıkta 400 yataklı merkez ve 150 yataklı Patnos Hastanesi başta olmak üzere toplamda bin 125 yataklı, 15 hastane dahil 77 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık. Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanemizi 200 yataklı bir ek bina ile büyüteceğiz. Çevre ve Şehircilikte TOKİ vasıtasıyla 4 bin 240 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 386 konutun yapımına devam ediyoruz. Kentsel dönüşümde şehrimizde toplam 6 bin 181 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Ağrı’daki 5 millet bahçemizden 4’ünü bitirdik. Murat Nehri, millet bahçemizin yapımına devam ediyoruz. Ulaşımda 16 devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 405 kilometreye çıkardık. Ağrı şehir geçişi ve bağlantı yollarını Erzurum, Ağrı, Doğubayazıt, Gürbulak, sınır kapısı yolunu, Doğubayazıt çaldıran yolunu, Ağrı, Hamur, Tutak, Patnos yolunu, Erciş Patnos yolunu ve Doğubayazıt, Iğdır yolunu bölünmüş yol olarak tamamladık Bu takviye düğünü ve tüm kıran köprüsünü inşa ettik. Kağızman, Tuzluca, Cuma Çay, Ağrı yolunu, Iğdır, Doğubayazıt yolunu ve Hamur çevre Hava yolunu bu sene bitiriyoruz. Ahmed-i Hani Havalimanı’na terminal binası yaptık. Tarım ve Ormanda Ağrı’nın hasretle beklediği Yazıcı Barajı başta olmak üzere 2 baraj bir sulama tesisi, 50 taşkın koruma tesisi inşa ettik. Yazıcı Barajı’yla Ağrı şehir merkezi ve 15 yerleşim yerinin 2045 yılına kadar olan içme suyu ihtiyacını karşıladık. Ayrıca yine Yazıcı Ağrı Ovası’nda yaklaşık 250 bin dekar zirai arazinin sulanabilmesine imkan sağladık. Yukarı Çay ve Derecek Barajları ile Yeşilhisar Göleti’nin yapımına devam ediyoruz. İnşası süren sulama tesisleri tamamlandığında Ağrı’da 150 bin dekar araziyi daha sulamaya açıyoruz. Ağrılı çiftçilerimize 15 milyar lira tarımsal hibe desteği verdik. Hayvancılığın önemli bir geçim kaynağı olduğu Ağrı 314 ahırı ve 3 et entegre tesisini içeren bir proje kazandırıyoruz. İstihdamı desteklemek için, Ağrı’daki işverenlere 640 milyon lira pirinç teşviki verdik. Ağrı’ya kurduğumuz Tekstil kent sayesinde çok sayede kardeşimize istihdam kapısı açıyoruz. Hedefimiz 17 fabrikada, 15 bin istihdama ulaşmaktır. Peki enerjide merkez, Diyadin, Eleşkirt, Doğubayazıt, Patnos, Taşlıçay ve Tutak’ı doğal gaz arzını sağladık. Bu yıl da Hamur’u doğal gaza kavuşturuyoruz” dedi.
Erdoğan konuşmasının son bölümünde ise, “Bu sabah Konya’da düşen askeri eğitim uçağımızdan dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve milletimize geçmiş olsun diyorum. Pilotumuzun sağ olarak kurtulduğu kazada iş makinesi operatörü kardeşimiz vefat etti. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun inşallah” diye konuştu. – AĞRI
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Bingöl Üniversitesi’nde Arı ve Arı Ürünleri Tanıtım Ofisi, Modern Arıcılık Kompleksi ve Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) binalarının açılış programına katıldı. Arı ve Arı Ürünleri Tanıtım Ofisi bahçesinde düzenlenen programda konuşan Yılmaz, üniversitesinin Bingöl balıyla ilgili çalışmalarının önemli olduğunu belirtti. Yılmaz, “Bir önceki ziyaretimizde Bingöl Üniversitemizin ev sahipliğinde gerçekleşen Uluslararası Bal Şurası ve Fuarı’nın açılışını yapmıştık. Bugün de Arı ve Arı Ürünleri Tanıtım Ofisi, Modern Arıcılık Kompleksi ve Teknoloji Transfer Ofisi’nin ilimize, üniversitemize kazandırılmasına şahitlik yapıyoruz. Aynı zamanda tabii İslami İlimler Fakültesi binamızın resmi açılışını gerçekleştirmiş oluyoruz. Her biri birbirinden kıymetli binalar. Tek tek burada görme imkanımız yok belki ama sadece İslami İlimler Fakültemizin binası için bile gerçekten çok şeyler söylemeye değer. Mimarisiyle, büyüklüğüyle, kattığı değerler her türlü takdiri hak ediyor. Teknoloji Transfer Ofisi’yle üniversitemizde yapılan araştırmaların değerlendirilmesi ve ticarileştirilmesi, üniversite-sanayi iş birliğinin sağlanması, üretilen bilgi bölgesel ve ulusal düzeyde örnek oldu. Bundan sonrası da gelir inşallah. Üniversitemize daha fazla hayırsever katkısını beklediğimizi de ifade etmek istiyorum. Bu eserlerde inanıyorum ki bu desteği verenlerin isimleri de en güzel şekilde yaşayacaktır. Üniversitemizin Bingöl balının markalaşması ve arı ürünlerinin çeşitlendirilmesi yönünde çalışmaları da gerçekten takdire şayandır” dedi.
Bingöl Üniversitesi’nin arı ve arı ürünleri alanında uzmanlaşan tek üniversite olduğunu aktaran Yılmaz, “2016 yılında tarım ve havza bazlı kalkınma alanında pilot üniversite seçilmesinden bu yana yürütülen projelerle önemli ve mesafe kat etmiştir. Cumhurbaşkanımız belli sayıda üniversiteyi o tarihlerde pilot üniversite olarak ilan etmiştir. Bingöl Üniversitemiz de bunlar arasında yer almaktadır. Daha sonra yapılan çalışmalarla özellikle arıcılık konusunda ihtisaslaşması hususunda bir karar verilmiş ve bu yönde çalışmalar sürdürülmüştür. Üniversitenin bu alandaki bilimsel araştırmaları ve teknolojiye dayalı yaklaşımları yerel üreticilere modern yöntemler ve teknikler sunmaktadır. Böylece Bingöl balının ürün kalitesi arttırılmakta ve pazarlama olanakları genişletilmektedir. Bölgesel istihdama da, tabii ki ekonomiye de katkıda bulunulmaktadır. Bu üniversite, üretici iş birliği anlamında gerçekten örnek olarak ifade edebileceğimiz uygulamalardan bir tanesi. Biz her zaman altını çiziyoruz. Üniversitelerimiz toplumla, yerel yönetimle üreticiyle, sanayiciyle, çiftçiyle, meslek kuruluşlarıyla, sivil toplumla, toplumun bütün kesimleriyle ilişkilerini geliştirmek zorundadır. Üniversite bir eğitim kurumu olduğu gibi aynı zamanda bir araştırma kurumu ve bir kalkınma kurumudur. İçinde bulunduğu bölgenin kalkınması, gelişmesi için üniversitenin ortaya koyacağı çabalar son derece kıymetli. Bu da işte bu işbirlikleriyle gerçekleşebilecek bir hedef. Bu anlamda arıcılık konusunda ortaya koyulan çalışmaların örnek niteliğinde olduğunu ifade etmek isterim. Değerli katılımcılar, karakteristik tat ve aromaya sahip Bingöl balının ünü dünyaya yayılmış, coğrafi işaret alarak küresel çapta pek çok ödüle layık görülmüştür” diye konuştu.
“O dönem yorum yapanları Bingöl Üniversitesi’ne davet etmek lazım”
Yılmaz, “Cumhurbaşkanımız, başbakanken bu süreci başlattı ve her ilde bir üniversitemiz olacak dedi. Doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde. Her ilde bir üniversitemiz olacak dedi. İnsanımız yükseköğretime erişimde sıkıntı yaşamamalı dedi. Bu zihniyetin bir sonucu olarak bu üniversiteler kuruldu. 2007 yılında kurulduğunda eleştirenler oldu. Bunlar tabela üniversitesi olacak, buradan bir üniversite olmaz diyenler oldu, yorum yapanlar oldu. O yorumları yapanları şimdi Bingöl Üniversitesi’ne davet edip gezdirmek lazım. Gerçekten bugün iftihar ettiğimiz bir noktaya geldik. Tabela üniversitesi değil, ulusal düzeyde ve uluslararası düzeyde rekabetçi bir şekilde yarışan üniversite var. Bingöl Üniversitesi bunun çok güzel bir örneği” şeklinde konuştu.
Programa Yılmaz’ın yanı sıra Vali Ahmet Hamdi Usta, AK Parti milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata, Bingöl Belediye Başkanı Erdal Arıkan katıldı. – BİNGÖL
]]>Akbank, Türkiye’nin girişim ekosisteminin ana bankası olma hedefi ile güçlü atılımlarına devam ediyor. 2023 yılında Akbank Girişim Bankacılığı’nı hayata geçiren banka, bu yıl da Ak Portföy ve ARYA Yatırım Platformu iş birliğinde girişimcilere özel uçtan uca hizmet modelini geliştirdi. Böylece start-up’lar ve teknogirişimler ihtiyaç duydukları finansal ürünler ile mentorluk, network ve danışmanlık gibi hizmetlere tek adresten ulaşabiliyor. Banka, girişimlere yönelik yeni nesil hizmet modelini Akbank Girişim Bankacılığı çatısı altında teknogirişimler ve start-up’larla buluşturacak. Girişimlerin güçlenmesi ve uluslararası arenaya açılmasında ihtiyaç duydukları tüm hizmetleri uçtan uca sunmaya hazırlanan Akbank, bu doğrultuda Ak Portföy ve ARYA Yatırım Platformu ile de stratejik ortaklık başlattı.
“Girişimciliği, Türkiye’nin ekonomik büyümesi ve sürdürülebilir kalkınması için hayati bir unsur olarak görüyoruz”
Türkiye’nin girişim ekosisteminin ana bankası olma hedefi ile güçlü atılımlarda bulunduklarını belirten Akbank KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Bülent Oğuz, “Uluslararası arenadaki tüm zorluklara rağmen, canlılığını ve cazibesini koruyan ekosistemimizi ileri taşımak için finansal ürünler ile danışmanlık ve mentorluk gibi hizmetlerin girişimlerle buluşturulması gerektiğine inanıyoruz. Bu doğrultuda bankamızın gücü, deneyimi ve uzmanlığını Akbank Girişim Bankacılığı çatısı altında ekosistemimizin hizmetine sunuyoruz. Girişimlerin dinamik yapısına uygun olarak geliştirdiğimiz avantajlı hizmetler ve finansman ürünlerimizin yanında, Ak Portföy ve ARYA Yatırım Platformu ile oluşturduğumuz servis modeliyle girişimcilerin yanlarında olmaya hazırız. Girişimciliği, Türkiye’nin ekonomik büyümesi ve sürdürülebilir kalkınması için hayati bir unsur olarak görüyoruz. Bu doğrultuda en iyiyi ve en yeniyi sunmayı ve girişimcilerin ilk adresi olmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.
“Ülkemizde yatırım alanındaki güçlü dönüşümün öncülüğünü üstleniyoruz”
Hayata geçirilen iş birliği hakkında bilgi veren Ak Portföy Genel Müdürü Mehmet Ali Ersarı, “500 milyar eşiğini aşan varlık büyüklüğü ile özel sektörde Türkiye’nin lider portföy yönetim şirketi ve dünyanın en büyük 500 portföy yönetim şirketinden biri olarak, ülkemizde yatırım alanındaki güçlü dönüşümün öncülüğünü üstleniyoruz. Türkiye girişimcilik ekosistemine yönelik çalışmalarımız da bu stratejik hedefin önemli bir parçası olacak. Bugün de Akbank Girişim Bankacılığı ile Türkiye girişimcilik ekosistemine büyük katkılar sunacağına inandığımız yeni iş birliğimize adım atmanın heyecanı içerisindeyiz. Bu iş birliği, teknoloji, ihracat, kurumsal strateji, insan kaynakları, organizasyon ve dijital dönüşüm gibi konularda aynı zamanda üst düzey danışmanlar, mentorlar, yatırımcılar ve start-uplar’dan oluşan güçlü bir ekosistem de yaratacak. Oluşturacağımız bu yeni sisteminin ve Girişim Bankacılığı sinerjisinin, girişimcilerin beklentilerini fazlasıyla karşılayacağına yürekten inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“Girişimcilik ekosistemine yeni bir soluk getirmeye hazırlanıyoruz”
ARYA Yatırım Platformu Kurucusu Ahu Büyükkuşoğlu Serter ise “Toplumsal ve ekonomik değer yaratarak, toplumu değiştirmek amacıyla cinsiyet dengesini gözeterek platformumuzu kapsayıcılık üzerine tekrar inşa ediyoruz. Yeni misyonumuz ile birlikte Türkiye’nin ilk cinsiyet dengeli fonunu kurduk. Cinsiyet dengesi aslında bizim kalkınma gücümüzü yansıtıyor. Bu değeri ortaya çıkarmak ve kadınların eşit fırsatlarla girişimcilik ekosisteminde yer almasını desteklemek üzere, Arya Yatırım Platformu olarak, ekonomik ve sosyal fayda odaklı çalışmalara imza atıyoruz. Yeni dönemde de Akbank’ın stratejik ortaklığında, girişimcilere yönelik daha kapsamlı destek ve fırsatlar sunarak, girişimcilik ekosistemine yeni bir soluk getirmeye hazırlanıyoruz. Bu iş birliği, girişimci atölyeleri, mentorluk programları, yatırıma hazırlık programları ve Yatırımcı Günleri gibi çeşitli çalışmalar aracılığıyla kadın girişimcilerin potansiyelini ortaya çıkarmaya ve finansmana erişimlerini kolaylaştırmaya hizmet edecek” dedi.
Alternatif finansman ve mentorluk desteği
Yapılan açıklamaya göre, Akbank Girişim Bankacılığı çatısı altında sunulan yenilikçi çözümleri uçtan uca hizmet olarak sunmak üzere özel bir servis modeli tasarlandı. Böylece banka, yatırım, mentorluk ve network odaklı güç birliği ile girişimciler, her aşamada destekleniyor. Bu kapsamda Girişim Bankacılığı müşterilerinin de yer alacağı 20 milyon dolar tutarındaki girişim sermayesi fonu kapsamında Ak Portföy ile anlaşma sağlandı. Ak Portföy Birinci Teknoloji Girişim Sermayesi ile minimum 300 bin dolar yatırım arayan Girişim Bankacılığı girişimlerine destek sağlanacak. ARYA Yatırım Platformu iş birliğinde ise Akbank Girişim Bankacılığı müşterileri, mentor ve melek yatırımcı ağına dahil oluyor. Erken aşama teknoloji girişimlerinin yatırım alma süreçleri için kapsamlı bir program da sunuluyor.
Banka, girişimlere yönelik yeni nesil hizmetlerini tanıttı
Akbank Girişim Bankacılığı teknoloji girişimlerinin ve start-up’ların, kuruluş aşamasından globale açılımına kadarki tüm aşamalarında yanlarında olacak ürün ve hizmetler sunuyor. Girişimlere özel müşteri temsilcilerinin yer aldığı yeni yapılanma kapsamında banka, İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’de de şube dönüşümünü hayata geçirecek. Böylece teknogirişimlere özel hizmet veren Müşteri İlişkisi Yöneticilerinin yer aldığı şube sayısını 6’ya çıkaracak.
Bankanın start-up ve teknogirişimlere özel tasarladığı Teknogirişim Paketi’nde yeni girişimlere masrafsızlık ve chip-para desteği, özelleştirilmiş kredi süreçleri ile iş planına dayalı kredi değerlendirmesi, sıfır faizli Ticari Artı Para, TÜBİTAK ve KOSGEB desteklerine özel Teminat Mektubu oranları, teknopark ve teknokentlerde faaliyet gösteren girişimlerin kira ödemeleri için chip-para desteği, özel maaş anlaşması ve birçok ürün ve avantajlar yer alıyor.
Bankacılık dışı çözümlerle girişimcilerin yanında
Girişim Bankacılığı, bankacılık dışı hizmetleriyle de farklılaşıyor. Girişimler, Mükellef ve Workhy’den yurt içi ve yurt dışı şirket kurulumu ve büyüme desteği, Kolektif House’dan ortak ve esnek ofis kullanımı, Usemagnetiq’ten dijital pazarlama desteği, Paraşüt’ten ön muhasebe çözümü ve e-fatura hizmeti, AKÖde üzerinden e-ticaret ödeme altyapısı, Microsoft üzerinden Azure kredi desteği, Malogra’dan proje ve hibe danışmanlığı, MG Legal’den hukuk danışmanlığı gibi birçok ürün ve hizmetten avantajlı şekilde yararlanıyor.
Banka, yeni yapılanmasıyla Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine güçlü bir destek sağlamayı hedefliyor. – İSTANBUL
]]>ABB Başkanı Yavaş, tv100’de Candaş Tolga Işık’ın sunduğu Az Önce Konuştum programında 31 Mart’taki yerel seçimlere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yavaş, İYİ Parti Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cengiz Topel Yıldırım’ın kendisiyle ilgili iddialarına yanıt verdi. Yıldırım’ın, “5 milyar 928 milyon lira para belediye kasasında olması gerekirken yok! Soruyoruz, bu para nerede?” sözleriyle ilgili konuşan Yavaş şunları kaydetti:
“RUH SAĞLIĞINI KAYBETMİŞ BU ARKADAŞ”
“Belediyenin beş kuruşu kaybolmaz. Türkiye’de bütün harcamalarını yayınlayan biziz. Şirketlerde yeminli mali müfettişlerimiz var. Sayıştay denetliyor bizi. Hiçbir şekilde bununla ilgili bilgimiz yok. Sayıştaş raporu olsa bununla ilgili bizi tefe koyarlar. Ruh sağlını kaybetmiş bu arkadaş. Gitsin savcılığa başvursun. Bize bunları savunmak zorunda bıraktırıp projelerimizi anlatmaktan geri koyuyorlar. Bunun muhattapları bizim şirketlerimiz, genel müdürlerimizdir. Herkes ağzından çıkanın sonucuna katlanacaktır.”
Mansur Yavaş, Candaş Tolga Işık’ın “İYİ Parti’nin ABB adayı Cengiz Topel Yıldırım, sizinle ilgili bir iddiayı ortaya attı. Asfalt ihalesi yapılıyor. İki firmanın teklifi kuruşu kuruşuna aynı. 27 işgal evi var, 27’sinin de birim fiyatları aynı. Bu ortalama zekaya sahip bir insana çok mantıklı gelmiyordur? diyor. Bunun adı ihaleye fesat karıştırmaktır diyor.” sorusuna da verdi.
“İHALEYE FESAT KARIŞTIRMAKTA ONUN TECRÜBESİ ÇOKTUR”
ABB Başkanı Yavaş, “Onun söylediği doğru, nasıl doğru diyeceksiniz? İhaleye fesat karıştırmakta onun tecrübesi çoktur. İhaleler nasıl yapılıyor? Bizim bütün ihalelerimiz açıktır. Katılımcılar gelip zarflarını teker teker veriyor. Tek tek zarflar açılıyor. İki kişi kuruşu kuruşuna aynı teklifi vermiş. Fakat birisi eksik evraktan elenmiş. Aynı fiyatı veren ihaleyi alamamış. O ihale uzmanıdır. Çok girip çıkmıştır ihalelere. Siz ihaleye girmeden aynı rakamı verip veremeyeceğini nereden bilebilirsiniz ki? 10 tane katılımcı var.” ifadelerini kullandı.
“BENDEN MAMAK BELEDİYE BAŞKANLIĞINI İSTEDİ”
Yavaş, açıklamasının devamında şunları söyledi:
“Biri elenmiş, dokuz katılımcı var. Biri fiyatta daha fazla kırım yaparak ihaleyi almış. Böyle bir şey iddia edildiğinde savcılığa gidin diyorum. Lafı ortaya bırakıp geri kaçmayacaksın. Gidersin savcılığa böyle bir şey var dersin. Aday olduğu partinin genel başkanı ile ben 40 ile gitmişimdir. Her yerde Akşener benim dürüstlüğümü anlatmıştır. Akşener’i yalanlıyor. Basına yansıdığı için söylemek zorundayım. Geldi benden Mamak Belediye Başkanlığı’nı istedi, biz de vermeyince oralarda Yavaş’ı karalıyor. Madem Yavaş yanlış bir insan neden bizle çalışmak istedi? ‘Mamak’tan belediye başkanı olamazsın’ dedik, gitti. Lafı ortaya alıp kara çalmak için böyle konuşmak olmaz. Namuslu bir insansa gidip evrakı savcılığa verecek. Attığı iftiranın bedelini kendisi ödeyecek. Durmuş, durmuş bunu seçime giderken mi öğrenmiş?”
]]>“Cumhuriyet Halk Partililer yapmış olduğu bir belediyecilik; yapmadığı halde yapıyormuş gibi göstermek”
“Hangi partiden gelirse gelsin sonuna kadar kapı açık”
Bakan Özhaseki, “Vallahi heykel dikmek de kolay” diyerek Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’ni eleştirdi
ESKİŞEHİR – Eskişehir’e birtakım ziyaretler için gelen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Ben şu ana kadar kentsel dönüşümü kendisine iş edinen bir tane CHP’li belediye başkanı görmedim” dedi.
İlk durağı Eskişehir Valiliği olan Bakan Özhaseki’yi Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy karşıladı. Burada günün anısına Valilik Şeref Defterini imzalayan Özhaseki, basına kapalı bir şekilde Vali Aksoy ile görüştü.
Daha sonra AK Parti Eskişehir İl Başkanlığı binasına geçen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, partililerle bir araya geldi. Toplantıya AK Parti Eskişehir Milletvekilleri Fatih Dönmez, Ayşen Gürcan ve AK Parti Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nebi Hatipoğlu katıldı.
“Türkiye bir deprem ülkesidir nokta”
Düzenlenen toplantıda, Türkiye’nin deprem ülkesi olduğunun altını çizen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Özhaseki, “Üzerinde yaşadığımız bu güzel Anadolu coğrafyası dünyanın en eski yerleşim yeri olarak bilinir. Kadim şehirlerimiz var, cennet gibi bir vatana sahibiz. Ama iki tane de dezavantajımız var. Birisi yerin altındaki fitne odakları bitmek bilmez. Dışarıdan tahrik ederler Bunlara destek verenler aynıdır. İstekleri de aynıdır. PKK’dan IŞİD’e FETÖ’sünden DHKP-C’sine uzun bir yelpazede bir sürü bela örgüt bu milleti bölmek için her şeyi yaparlar. Zayıflatmak için her şeyi yaparlar. Kardeş kavgası, kardeş kanı dökülsün diye her şey dikkat edin destekleyenler hep aynıdır bunlar hiç değişmez. Mevzumuz olmadığı için ben burayı kısa geçiyorum. Ama ikinci bir özelliğimiz daha var bu coğrafyanın o da depremselliği. Değerli arkadaşlar şunu herkes bilsin ve unutmasın. Türkiye bir deprem ülkesidir nokta. Himalayalardan Alplere doğru uzanan hat üzerinde en riskli beş tane ülke var, birisi Türkiye. Tüm bilim adamları böyle söylüyor. Ana karamızda ve denizlerimizde 6 ve üzerinde şiddette yıkıcı deprem sayısı son yüzyılda 231. Yani her sene iki veya üç tane deprem oluyor. Şu anda hareketli 500’e yakın fay hattı var. Hiç kimse ben emin yerdeyim. Bana bir şey olmaz asla demesin. Süresi var, zamanı var hareketli olan fay hattı bir gün gelir, orayı da vurur. Peki ne yapmak lazım. Bütün dünyada bunun bir tek çözümü bulunmuş, kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşüm olmadan bu iş olmaz” dedi.
“Partisine bakmıyoruz. A, B, C, D, hangi partiden gelirse gelsin sonuna kadar kapı açık”
Depremden en az hasarla çıkmanın tek yolunun Kentsel Dönüşüm olduğunun altını çizen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, şöyle devam etti:
“Kentsel dönüşümün 3 tane ayağı var. Birisi bakanlık, birisi belediye, birisi de vatandaş. Biz bakanlık olarak müthiş bir mücadele içerisindeyiz Bakan olarak adeta ben şehirlere gidip tek tek rica ediyorum, yalvarıyorum. Beraber çalışalım vatandaşlarımızı güvenli konutlarda oturtalım diye. Yasalar çıkarıyoruz, bütçeler ayırıyoruz. En son sıkıntı duyduğumuz bazı yasaları değiştirerek yeni yasaları da çıkardık biz hazırız. Gelenin de asla partisine bakmıyoruz. A, B, C, D, hangi partiden gelirse gelsin sonuna kadar kapı açık. Net olarak söylüyorum. Peki. İkinci ayağında bu işin belediye var. Burada bir tek AK Partili belediyeler gayret ediyor. Ben şu ana kadar kentsel dönüşümü kendisine iş edinen bir tane CHP’li belediye başkanı görmedim. Öğrenmişler papağan gibi bir kelam, artık mide dönüyor bunu duymaktan; ‘Bizler kentsel dönüşüme karşı değiliz. Rantsal dönüşüme karşıyız’. Kardeşim ne olur rantsal dönüşüm yapmayın. Ayıp bir şeydir rantsal dönüşüm zaten. Ne demek? Çirkinleşmeyin. Kentsel dönüşüm yapın. Hadi Allah rızası için bir tane kentsel dönüşüm yap. Yok neden zor bir iş. Vatandaşla tek tek görüşeceksiniz gönlünü edeceksiniz. İşin planlama safhasına geçeceksiniz. Gelip bakanlığa diyeceksiniz ki hadi gelin elinizdeki imkanları bizimle paylaşın, biz hazırız. Sonra gelip orada tek tek boşaltıp biz kiralarını vereceğiz vatandaşın ev yapılana kadar. İşe başlayacaksınız.”
“Şu insanları makul bir şekilde evlerinde oturmak hakları yok mu kardeşim?”
“Vallahi heykel dikmek de kolay” diyerek Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’ni eleştiren Özhaseki, “Dışarıda tabii sanatçı çağırmak çok kolay hele hele yandaş sanatçıları çağırmak. Yandaş gazeteciler çağırıp onlara para verip konuşturmak da kolay. Vallahi heykel dikmek de kolay. Karşı olduğum için söylemiyorum. Lütfen yanlış anlamayın. Sanata niye karşı olalım? Resme, heykele, müziğe niye karşı olalım? Asla böyle bir şey olamaz ama bir belediye başkanı eğer vicdan huzuru içerisinde kenara çekilecekse önce şu vicdanına bir sorsun yalnız kaldığında; ‘Deprem geldiğinde yıkılacak binlerce ev var. Ben ne yaptım dedim. Hangisini dönüştürdüm? Hastanesini dönüştürdüm. Ne yazık ki yine üzülerek söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin yapmadığı gibi bu tür işleri bir başka özelliği daha var; dava açmak, işi engellemek. Hastaneye başlıyorsun, dava açıyorlar, okula başlıyorsunuz, dava açıyorlar, TOKİ konut yapacak, dava açıyorlar. ‘Yahu yapmayın’ diyorsunuz. ‘Dava açmak benim anayasal hakkım’ diyor. Neredeyse senelerce süründürdüler. Sizin dava açma hakkı diyerek istismar ettiğiniz konu anayasal bir hak da şu insanları makul bir şekilde evlerinde oturmak hakları yok mu kardeşim? Binlerce emekli dışarıda mağdur vaziyette evinden dışında bu insanların yaşam hakkı yok mu? Depreme karşı güvenli evlerde oturma hakkı yok mu? Ne yazık ki bu belediyelerin böyle dava açıp engellemek için bir gayret içerisinde olduğunu görüyoruz. Bütün dünyayı herkes geziyor. Naçizane ben de az çok gezmiş görmüş bir kardeşinizim. Hayırlı bir iş olduğunda milli bir mesele olduğunda oradaki partilerin hep bir araya geldiklerine ben şahidim. Fakat bizdeki muhalefet ne hikmetse milli meselelerle karşı çıkıyor. Hayırlı bir iş olduğunda yine karşı çıkıyor, yine dava açıyor. Sonra da bir algı operasyonu çekiyorlar. Son dönemde böyle bir moda başladı. Benim anlayamayacağım bir şey. 20 küsur sene belediye başkanlığı yaptım. Bu işin de bir usulü vardır. Fakat son dönemde Cumhuriyet Halk Partililer yapmış olduğu bir belediyecilik; yapmadığı halde yapıyormuş gibi göstermek” diye konuştu.
“Karıştırmak için yaptık bir numara olduğunu biz çok iyi görüyoruz”
“TOKİ mağdurları falan diye bir platform oluşturup bir şeyler söyleyenler oluyor. Bunların da çok zorlama, muhalefetin tahrikleriyle kendi yandaşlarını ortaya dökerek seçim öncesinde mide bulandırmak için ortalığı biraz daha tozumana karıştırmak için yaptık bir numara olduğunu biz çok iyi görüyoruz” ifadelerini kullanan Bakan Özhaseki, “Kimleri nasıl çağırdıklarını, oraya getirdikleri insanlara neler teklif ettiklerini, neler söylediklerini çok çok iyi biliyoruz. Ama buraları geçtik. Böyle bir mağduriyet var mı, yok mu? Buna bakmak lazım. Doğru, zamanında önce KDV, sosyal için yüzde 1 iken 146 metrenin altı sonradan yüzde 10’a kadar yükselmiş. Bu konuda zaten Bakanlar Kurulu’nda da ben gündem ettim. Maliye ekibi çalışıyorlar. İnşallah oradan müjdeli bir haber çıkar diye ümit ediyorum o ayrı bir şey. Fakat şu anda TOKİ’nin Türkiye üzerinde inşaatını devam ettirdiği ortalama söylüyorum. 175 bin civarında konut var arkadaşlar. Bunlar 165 bini ev sahibi olurken vatandaşlarımız 2 bin küsur liradan 4 bin liraya kadar taksit ediyorlar arkadaşlar. Yani yüzde 95’i neredeyse 2 bin 300 yüz lirayla 4 bin lira arasında taksit ödeyerek ev sahibi oluyorlar. Herkes elini vicdanına koysun, dünyanın neresinde asgari ücretin 4’te biriyle, 5’te biriyle ev sahibi olunan bir ülke var. İkincisi geriye kalan 10-12 bin dilimi ise son dönemde başlayan biraz metrekareleri büyük olan 8 bin liraya kadar olan bir bölüm var. Bir de 12 bin liraya kadar bölümü olan var. Yani 10-12 bin tane konutun da taksitleri bir grubu 8 bin liraya kadar, 6, 7, 8 bin lira gibi biraz daha büyük metrajlı olanlar da 12 bin liraya kadar var. Bunlar da en son dönemdeki başlayanlar ve yapılanlar. Böyle olmasına rağmen yani Türkiye’deki asgari ücretin yarısı gibi bazen dörtte bir gibi, bazen dörtte üçü gibi bir rakamla çok şükür binlerce insan ev sahibi olabiliyor. Biz bunları devam ettireceğiz. Daha çok yapacağız, daha çok vereceğiz, daha düşük fiyatlarla, daha uzun vadelerde kiranın bile yarısı gibi bir fiyatla inşallah ev sahibi yapmaya gayret edeceğiz. Mağduriyet olan arkadaşlarımız da her zaman gelebilirler, bizimle görüşebilirler ki burada da arkadaşlarımız davet ettik. Biraz sonra oturacağız. Onlarla da görüşeceğiz. Her ne ise mağduriyet onu da çözeceğiz, bu da bizim işimiz” ifadelerini kullandı.
]]>İlk durağı Eskişehir Valiliği olan Bakan Özhaseki’yi Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy karşıladı. Burada günün anısına Valilik Şeref Defterini imzalayan Özhaseki, basına kapalı bir şekilde Vali Aksoy ile görüştü.
Daha sonra AK Parti Eskişehir İl Başkanlığı binasına geçen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, partililerle bir araya geldi. Toplantıya AK Parti Eskişehir Milletvekilleri Fatih Dönmez, Ayşen Gürcan ve AK Parti Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nebi Hatipoğlu katıldı.
“Türkiye bir deprem ülkesidir nokta”
Düzenlenen toplantıda, Türkiye’nin deprem ülkesi olduğunun altını çizen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Özhaseki, “Üzerinde yaşadığımız bu güzel Anadolu coğrafyası dünyanın en eski yerleşim yeri olarak bilinir. Kadim şehirlerimiz var, cennet gibi bir vatana sahibiz. Ama iki tane de dezavantajımız var. Birisi yerin altındaki fitne odakları bitmek bilmez. Dışarıdan tahrik ederler Bunlara destek verenler aynıdır. İstekleri de aynıdır. PKK’dan IŞİD’e FETÖ’sünden DHKP-C’sine uzun bir yelpazede bir sürü bela örgüt bu milleti bölmek için her şeyi yaparlar. Zayıflatmak için her şeyi yaparlar. Kardeş kavgası, kardeş kanı dökülsün diye her şey dikkat edin destekleyenler hep aynıdır bunlar hiç değişmez. Mevzumuz olmadığı için ben burayı kısa geçiyorum. Ama ikinci bir özelliğimiz daha var bu coğrafyanın o da depremselliği. Değerli arkadaşlar şunu herkes bilsin ve unutmasın. Türkiye bir deprem ülkesidir nokta. Himalayalardan Alplere doğru uzanan hat üzerinde en riskli beş tane ülke var, birisi Türkiye. Tüm bilim adamları böyle söylüyor. Ana karamızda ve denizlerimizde 6 ve üzerinde şiddette yıkıcı deprem sayısı son yüzyılda 231. Yani her sene iki veya üç tane deprem oluyor. Şu anda hareketli 500’e yakın fay hattı var. Hiç kimse ben emin yerdeyim. Bana bir şey olmaz asla demesin. Süresi var, zamanı var hareketli olan fay hattı bir gün gelir, orayı da vurur. Peki ne yapmak lazım. Bütün dünyada bunun bir tek çözümü bulunmuş, kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşüm olmadan bu iş olmaz” dedi.
“Partisine bakmıyoruz. A, B, C, D, hangi partiden gelirse gelsin sonuna kadar kapı açık”
Depremden en az hasarla çıkmanın tek yolunun Kentsel Dönüşüm olduğunun altını çizen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, şöyle devam etti:
“Kentsel dönüşümün 3 tane ayağı var. Birisi bakanlık, birisi belediye, birisi de vatandaş. Biz bakanlık olarak müthiş bir mücadele içerisindeyiz Bakan olarak adeta ben şehirlere gidip tek tek rica ediyorum, yalvarıyorum. Beraber çalışalım vatandaşlarımızı güvenli konutlarda oturtalım diye. Yasalar çıkarıyoruz, bütçeler ayırıyoruz. En son sıkıntı duyduğumuz bazı yasaları değiştirerek yeni yasaları da çıkardık biz hazırız. Gelenin de asla partisine bakmıyoruz. A, B, C, D, hangi partiden gelirse gelsin sonuna kadar kapı açık. Net olarak söylüyorum. Peki. İkinci ayağında bu işin belediye var. Burada bir tek AK Partili belediyeler gayret ediyor. Ben şu ana kadar kentsel dönüşümü kendisine iş edinen bir tane CHP’li belediye başkanı görmedim. Öğrenmişler papağan gibi bir kelam, artık mide dönüyor bunu duymaktan; ‘Bizler kentsel dönüşüme karşı değiliz. Rantsal dönüşüme karşıyız’. Kardeşim ne olur rantsal dönüşüm yapmayın. Ayıp bir şeydir rantsal dönüşüm zaten. Ne demek? Çirkinleşmeyin. Kentsel dönüşüm yapın. Hadi Allah rızası için bir tane kentsel dönüşüm yap. Yok neden zor bir iş. Vatandaşla tek tek görüşeceksiniz gönlünü edeceksiniz. İşin planlama safhasına geçeceksiniz. Gelip bakanlığa diyeceksiniz ki hadi gelin elinizdeki imkanları bizimle paylaşın, biz hazırız. Sonra gelip orada tek tek boşaltıp biz kiralarını vereceğiz vatandaşın ev yapılana kadar. İşe başlayacaksınız.”
“Şu insanları makul bir şekilde evlerinde oturmak hakları yok mu kardeşim?”
“Vallahi heykel dikmek de kolay” diyerek Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’ni eleştiren Özhaseki, “Dışarıda tabii sanatçı çağırmak çok kolay hele hele yandaş sanatçıları çağırmak. Yandaş gazeteciler çağırıp onlara para verip konuşturmak da kolay. Vallahi heykel dikmek de kolay. Karşı olduğum için söylemiyorum. Lütfen yanlış anlamayın. Sanata niye karşı olalım? Resme, heykele, müziğe niye karşı olalım? Asla böyle bir şey olamaz ama bir belediye başkanı eğer vicdan huzuru içerisinde kenara çekilecekse önce şu vicdanına bir sorsun yalnız kaldığında; ‘Deprem geldiğinde yıkılacak binlerce ev var. Ben ne yaptım dedim. Hangisini dönüştürdüm? Hastanesini dönüştürdüm. Ne yazık ki yine üzülerek söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin yapmadığı gibi bu tür işleri bir başka özelliği daha var; dava açmak, işi engellemek. Hastaneye başlıyorsun, dava açıyorlar, okula başlıyorsunuz, dava açıyorlar, TOKİ konut yapacak, dava açıyorlar. ‘Yahu yapmayın’ diyorsunuz. ‘Dava açmak benim anayasal hakkım’ diyor. Neredeyse senelerce süründürdüler. Sizin dava açma hakkı diyerek istismar ettiğiniz konu anayasal bir hak da şu insanları makul bir şekilde evlerinde oturmak hakları yok mu kardeşim? Binlerce emekli dışarıda mağdur vaziyette evinden dışında bu insanların yaşam hakkı yok mu? Depreme karşı güvenli evlerde oturma hakkı yok mu? Ne yazık ki bu belediyelerin böyle dava açıp engellemek için bir gayret içerisinde olduğunu görüyoruz. Bütün dünyayı herkes geziyor. Naçizane ben de az çok gezmiş görmüş bir kardeşinizim. Hayırlı bir iş olduğunda milli bir mesele olduğunda oradaki partilerin hep bir araya geldiklerine ben şahidim. Fakat bizdeki muhalefet ne hikmetse milli meselelerle karşı çıkıyor. Hayırlı bir iş olduğunda yine karşı çıkıyor, yine dava açıyor. Sonra da bir algı operasyonu çekiyorlar. Son dönemde böyle bir moda başladı. Benim anlayamayacağım bir şey. 20 küsur sene belediye başkanlığı yaptım. Bu işin de bir usulü vardır. Fakat son dönemde Cumhuriyet Halk Partililer yapmış olduğu bir belediyecilik; yapmadığı halde yapıyormuş gibi göstermek” diye konuştu.
“Karıştırmak için yaptık bir numara olduğunu biz çok iyi görüyoruz”
“TOKİ mağdurları falan diye bir platform oluşturup bir şeyler söyleyenler oluyor. Bunların da çok zorlama, muhalefetin tahrikleriyle kendi yandaşlarını ortaya dökerek seçim öncesinde mide bulandırmak için ortalığı biraz daha tozumana karıştırmak için yaptık bir numara olduğunu biz çok iyi görüyoruz” ifadelerini kullanan Bakan Özhaseki, “Kimleri nasıl çağırdıklarını, oraya getirdikleri insanlara neler teklif ettiklerini, neler söylediklerini çok çok iyi biliyoruz. Ama buraları geçtik. Böyle bir mağduriyet var mı, yok mu? Buna bakmak lazım. Doğru, zamanında önce KDV, sosyal için yüzde 1 iken 146 metrenin altı sonradan yüzde 10’a kadar yükselmiş. Bu konuda zaten Bakanlar Kurulu’nda da ben gündem ettim. Maliye ekibi çalışıyorlar. İnşallah oradan müjdeli bir haber çıkar diye ümit ediyorum o ayrı bir şey. Fakat şu anda TOKİ’nin Türkiye üzerinde inşaatını devam ettirdiği ortalama söylüyorum. 175 bin civarında konut var arkadaşlar. Bunlar 165 bini ev sahibi olurken vatandaşlarımız 2 bin küsur liradan 4 bin liraya kadar taksit ediyorlar arkadaşlar. Yani yüzde 95’i neredeyse 2 bin 300 yüz lirayla 4 bin lira arasında taksit ödeyerek ev sahibi oluyorlar. Herkes elini vicdanına koysun, dünyanın neresinde asgari ücretin 4’te biriyle, 5’te biriyle ev sahibi olunan bir ülke var. İkincisi geriye kalan 10-12 bin dilimi ise son dönemde başlayan biraz metrekareleri büyük olan 8 bin liraya kadar olan bir bölüm var. Bir de 12 bin liraya kadar bölümü olan var. Yani 10-12 bin tane konutun da taksitleri bir grubu 8 bin liraya kadar, 6, 7, 8 bin lira gibi biraz daha büyük metrajlı olanlar da 12 bin liraya kadar var. Bunlar da en son dönemdeki başlayanlar ve yapılanlar. Böyle olmasına rağmen yani Türkiye’deki asgari ücretin yarısı gibi bazen dörtte bir gibi, bazen dörtte üçü gibi bir rakamla çok şükür binlerce insan ev sahibi olabiliyor. Biz bunları devam ettireceğiz. Daha çok yapacağız, daha çok vereceğiz, daha düşük fiyatlarla, daha uzun vadelerde kiranın bile yarısı gibi bir fiyatla inşallah ev sahibi yapmaya gayret edeceğiz. Mağduriyet olan arkadaşlarımız da her zaman gelebilirler, bizimle görüşebilirler ki burada da arkadaşlarımız davet ettik. Biraz sonra oturacağız. Onlarla da görüşeceğiz. Her ne ise mağduriyet onu da çözeceğiz, bu da bizim işimiz” ifadelerini kullandı. – ESKİŞEHİR
]]>Partisinin, Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen Elazığ mitinginde vatandaşlara hitap eden Erdoğan, Türkiye Yüzyılı’nı inşa etmek için gece gündüz demeden tüm güçleriyle çalıştıklarını söyledi.
Erdoğan, vatandaşlara seslenerek, “31 Mart akşamı ben Palu’dan farklı bir ses bekliyorum. Ne demek istediğimi anladınız değil mi?” ifadesini kullandı.
Ekonomide, savunma sanayinde, ihracatta, istihdamda, üretimde, çevre ve şehircilikte sürekli yeni başarılara imza attıklarını dile getiren Erdoğan, geçen haftalar içinde 5. nesil savaş uçağı KAAN’ın gökyüzüyle buluştuğunu anımsattı. Erdoğan, Türkiye’nin böylece bu alanda dünyanın ilk 4 ülkesi arasında yer aldığını vurguladı.
Milli muharip uçağı KAAN’ın ilk uçuş görüntülerini gösteren Erdoğan, “KAAN uçuyor, gökle buluştu. Nerede bu CHP, nerede diğerleri? inşallah 2028 yılında KAAN’ı savaş uçağı filomuza dahil etmeye başlıyoruz.” dedi.
“Enflasyonu uzun yıllar tek haneli rakamlarda tuttuysak, aynısını yine başaracağız “
Erdoğan, ekonomiye ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, ekonominin 6 Şubat’ta yaşanan ve Elazığ’ı da etkileyen depremlere, bölgedeki çatışmalara rağmen geçen yıl yüzde 4,5 büyüdüğünü söyledi.
Milli gelirin ilk defa 1 trilyon dolar barajını aşarak, 1 trilyon 119 milyar dolara ulaştığını aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İhracatımız düzenli bir şekilde artmaya, cari açığımız istikrarlı şekilde iyileşmeye devam ediyor. İstihdam konusunda da hamdolsun güzel bir yerdeyiz. Merkez Bankamızın döviz rezervlerinde herhangi bir sorun yok. Yani, ekonomimizin temel direkleri son derece sağlam, dirençli ve güçlü. Tüm dünya gibi bizim de en büyük sıkıntımız enflasyonun tetiklediği hayat pahalılığıdır. Kovid-19 salgınının ve ardından Rusya-Ukrayna arasında başlayan savaşın olumsuz etkileri ekonomide devam ediyor. Bugün Avrupa’sından Amerika’sına varıncaya kadar herkes enflasyonu dizginlemek için çeşitli adımlar atıyor, çareler arıyor.
Enflasyonu indirmek bugünden yarına olacak bir şey değil. Dahası dünyanın genel gidişatı da bu süreci oldukça zorlaştırmakta. Türkiye olarak amacımız üretim, istihdam ve ihracat boyutunda ivme kaybı yaşamadan, yani vatandaşımızın aşına, ekmeğine, işine halel getirmeden enflasyonu tekrar tek haneli oranlara düşürmektir. İnşallah, biraz daha sabrederek bu hedefimize ulaşacağız. Nasıl daha önce enflasyonu uzun yıllar tek haneli rakamlarda tuttuysak, aynısını yine başaracağız.”
Tüm bunları söylerken elbette her şeyin süt liman olduğunu ifade etmediklerine dikkati çeken Erdoğan, çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere vatandaşların yaşadığı sıkıntıların hepsini bildiklerini, gördüklerini söyledi.
Erdoğan, “Bütçe imkanlarımızı zorlayarak, emeklilerimizin yükünü hafifletecek çeşitli adımları da attık, atıyoruz.” diye konuştu.
Sene başından önce her bir emekliye 5’er bin lira ödeme yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“SSK ve Bağ-Kur emeklilerimizin maaş zam oranlarına yüzde 12 ilave artış yaparak, memur emeklilerimizle aynı seviyeye getirdik. Yani, SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı fark etmeksizin tüm emeklilerimiz ücretlerinde 2024’ün ilk 6 ayı için yüzde 49,25 zam almış oldu. En düşük emekli aylığını ise 7 bin 500 liradan 10 bin liraya çıkardık. İlk kez bizim uyguladığımız emeklilerimizin bayram ikramiyelerinde de yüzde 50 artışa gittik. Sadece bu iyileştirmeler için kullandığımız ilave kaynak tutarı 300 milyar lirayı buldu.
Bütçe imkanlarımız genişledikçe, devletimizin gelirleri arttıkça inşallah çok daha fazlasını yapacağız. Türkiye Yüzyılı’nın emektarları olarak gördüğümüz emeklilerimizin şunu bilmesini isterim. Biz, muhalefet gibi hayal taciri değiliz, hiçbir zaman da olmadık. Biz, sırf oy uğruna milletimize yalan söyleyemeyiz, boş söz veremeyiz. Şimdiye kadar insanımıza karşı hep dürüst olduk, hasbi ve harbi davrandık. Vatandaşımızla daima gönül diliyle, açık yüreklilikle konuştuk. Bugün de aynı samimi tavrımızı koruyoruz.”
Erdoğan, vatandaşlarla el ele vererek ve sorunları birlikte çözeceklerini belirterek, “Yeter ki aramıza kimseyi sokmayalım. Yeter ki birliğimizi, beraberliğimizi muhafaza edelim. Gerisi Allah’ın izniyle kolaydır.” dedi.
“30 yıllık tecrübeye sahibiz”
Cumhur İttifakı ve AK Parti olarak tek gayelerinin, vatandaşlara hizmet olduğunu ifade eden Erdoğan, ülkeyi büyütmenin, şehirleri geliştirmenin, vatandaşları hak ettikleri hizmetlerle buluşturmanın derdinde olduklarını vurguladı.
Erdoğan, şunları kaydetti:
“Belediyelerde her biri şanla şerefle geçen 30 yıllık tecrübeye sahibiz. İktidardaki 21 yıllık hizmet yolculuğumuzda ise daha önce hayal dahi edilmeyen nice yatırımı, eseri, projeyi ülkemize kazandırdık. Ülkemizin eksiklerini gidermekle kalmadık, her alanda Türkiye’yi tarihinin en büyük kalkınma ve yatırım hamlesiyle tanıştırdık.
Rakiplerimiz ise son 21 yılı bizi engellemekle, yatırımlara kara çalmakla geçirdi. Bizim ak dediğimize kara diyerek, bizim yaptıklarımızı eleştirerek, mahkeme kapılarında nöbet tutarak yıllarını harcadılar. Sorumlu siyaset nedir, nasıl yapılır, bir türlü öğrenemediler. ‘Armut piş ağzıma düş’ anlayışının getirdiği tembellikten kendilerini bir türlü kurtaramadılar. Bugün de aynı tavrı sergiliyor, aynı iş bilmezlikle günlerini geçiriyorlar.”
(Sürecek)
]]>“Top kalededir, artık çıkmaz”
İzmir’e reva görülenin çok daha büyük boyutlarda olduğuna dikkat çeken Bilal Saygılı, şu ifadeleri kullandı:
“Yasa ve yönetmelik ortadadır. UKOME’ deki oylama uygulamanın kabul ve reddi değildir. Teknik kurulda sunum ve teknik analiz ile ilgili hiçbir bilgilendirme yapılmadığından, haklı olarak UKOME de bilgi talep edilmiş ve tekrar görüşülmek üzere teknik kurula sevk edilmiştir. Bu acelelerinin ve dayanaksız açıklamalarının tek bir nedeni vardır, o da İzmir’deki istihkaklarını doldurmuş olmaları, yolun sonuna gelmiş olmalarıdır. Özet olarak, bu uygulamayı yeniden hayata geçirmek istemelerini samimi bulmuyorum. Ne derlerse desinler; iş yapmak yerine algı yönetme taktiğinde ısrarcı olduklarını görüyoruz. Bütün İzmir bunu görüyor. Konuyla ilgili, top kalededir ve artık çıkması mümkün değildir. CHP’li Büyükşehir Belediyesi 5 yıldır bunu yapıyor. Hem de sadece bu konuda değil. Sözlerini tutamadıkları, geri adım atmak zorunda kaldıkları noktada, sığındıkları sadece bu yöntem.”
“Konuşma harekete geç; anlatma göster, söz verme yap derler”
Saygılı, CHP’li mevkidaşının yaptığı açıklamada, “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşarlar” sözünü de eleştirerek, “Aslında sarf ettikleri söz, tümüyle kendilerini anlatıyor. Sözün iadesi çok yaptığım bir şey değildir. Ancak şunu söyleyebilirim. ‘Konuşma harekete geç, anlatma göster, söz verme yap’ derler. CHP 25 yıldır ve son 5 yıldır, ne harekete geçebilmiştir ne gösterebilmiştir ne de yapabilmiştir. Sadece konuşmuştur, anlatmıştır ve söz vermiştir. Aksi halde; körfezde yüzerlerdi, yüzemediler. Söz verdikleri battı çıktıları geçtik, bir akıllı kavşak yapamadılar. Arıtma, yağmur suyu, kanalizasyon ayrıştırması, açıklamalarındaki satırlardan ibaret kaldı. Kentsel dönüşümü, tartışmalı rantsal operasyonlarına kurban ettiler, bir arpa boyu yol alamadılar. Opera binasının akıbeti belli değil; Karşıyaka Stadı meçhul! Buca-Otogar oto yolu, viyadükleri askıda bekliyor. Buca Metrosu muamma. Koskoca İzmir’in çöpü dönüşüm için milyonlar ödenerek Manisa’ya taşınıyor, Harmandalı çöp dağları halen zehir saçıyor, heyelan tehlikesi sürüyor. 200’ün üzerinde vaatleri var; ama onlar Karşıyaka yönüne gidenlerin çilesi Altın Yol trafik sorununu duba ihalesine çıkarak çözmeye çalışıyorlar. Heykel saydırma ihaleleri, İstanbul’a servis edilen eğitim ve reklam işleri, şaşalı organizasyonları ile 5 yıl geçirdiler. Hangi birini sayalım” diye konuştu.
Açıklamasında, CHP Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cemil Tugay’ın vaat ve söylemlerine de değinen Bilal Saygılı, “Selef böyle, halef adayını hiç sormayın” diyerek şu ifadeleri kullandı:
“Tugay, İzmir’in ortasına paraşütle bırakılmış gibi. Sanki, 5 yıldır bu şehrin havasını suyunu solumuyor, Karşıyaka’da 5 yıl belediye başkanlığı yapmamış gibi. 5 yılda da ne yaptığı da ortada. İnsan şaşkınlıkla izliyor kendisini. ‘Ben doktorum, İzmir’i iyileştireceğim’ derken de Körfezde yüzme vaadini verirken, ben yüzmem, başkası yüzecek’ derken de ortaya çıkardığı tek hayret duygusu. İzmir’le İzmirlilerin dertleriyle ilgili işte bu kadar hakimiyetiz, donanımsız, donatılmamış bir isimle sahadalar. 25 yıldır İzmir için ne yaptıklarından, yapamadıklarından bihaber. Hasbelkader seçildi diyelim, bir 5 yıl da bu boşlukla geçecek. Yazık, günah İzmir’e. Onlarca sorun köklü çözüm beklerken, sayısız iş rafa kaldırılmışken yine içi boş, gülünç vaatlerin yerine getirilmesi beklentisiyle geçecek. Giden gün ömürdendir derler. Geçen zaman İzmir’in aleyhinedir. Yol çok yakındır ve İzmir bu girdaptan 31 Mart’ta yapacağı en doğru seçimle kurtulacaktır.” – İZMİR
]]>Kurum, Ülke TV’de katıldığı canlı yayında, Çanakkale’de meydana gelen 4,9 büyüklüğündeki depremi yaşayan tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti.
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ve deprem gerçeğiyle yaşamak zorunda olunduğunu vurgulayan Kurum, “Biz istiyoruz ki İstanbul’daki riskli bina stokunu bir an önce bitirelim. Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu farkındalığıyla daha önce başardığımız gibi İstanbul’u da deprem konusunda hazırlıklı hale getireceğiz. İstanbul, deprem konusunda sempozyum yapmaktan ileri gidemeyen anlayışa teslim olmayacak.” ifadelerini kullandı.
Kurum, depreme ilişkin tedbirler alınarak yaşanması gerektiğini dile getirerek, “Deprem bugün terörle mücadele kadar önemli bir konudur. Biz de projelerimizi, hayallerimizi ortaya koyduğumuzda en önemli gündem maddemiz deprem.” şeklinde konuştu.
“Vatandaşınız için dertli olursanız her şey yapılır”
Kurum, muhalefetin, İstanbul’un deprem gerçeğiyle ilgili son 5 yılda hiçbir proje ortaya koyamadığına işaret ederek, şöyle konuştu:
“650 bin konut İstanbul’da dönüştürülmemeli.’ diye düşünen bir belediye başkanı şu anda var. Kentsel dönüşümün mahalle mahalle yapılması gerektiğini biz söylerken, bugünkü liyakatsiz belediye başkanı hiçbir şey yapmadı. Bu anlayış, ‘İstanbul’da deprem olsun ve insanlar bu riskli binalarda yaşasın.’ demektir. Biz, nüfusu arttırmadan yerinde konutları dönüştürelim diyoruz. Yapmak isteyeni de eleştiriyorlar, ‘Kaynak bulamazsınız.’ diyorlar. Biz kaynak bulduk, asrın felaketinde 3 ayda 89 bin konutun inşası başladı. İstenirse yapılır, siz vatandaşınız için dertli olursanız her şey yapılır. “
“TOKİ ile kaynak ürettik”
Kurum, kaynakları en iyi şekilde kullandıklarının ve TOKİ ile kaynak ürettiklerinin altını çizerek, “İstanbul’a 5 yılda 1 litre su gelmemiş. Sonra da bizim projeleri karalamak diz boyu. Eğer İstanbul’da Marmaray, Avrasya Tüneli, 3. köprümüz, Kuzey Marmara Otoyolu yapılamasaydı neler olurdu?” dedi.
Murat Kurum, 100 bin sosyal konut için 16 Nisan’da başvuruları alacaklarını hatırlatarak, şöyle devam etti:
“KİPTAŞ eliyle yarısı bizden 300 bin konut yapacağız. Biz 250 bin konutu dönüştüreceğiz. İstanbul’un kaynaklarını İstanbul’a harcayacağız. Biz İstanbul’da 100 bin konutu neden yapacağız. Memurların İstanbul’dan beklentileri var. Bu konutlar kentsel dönüşüm yapılan binalardaki insanlarımıza düşük kiralı olarak verilecek. Sayın Cumhurbaşkanımızdan, ilgili bakanlarımızdan destek alacağım. İstanbul için ne gerekiyorsa yapacağım.”
“Raylı sistemi 5 yılda 2 katına çıkaracağız”
İstanbul’un en önemli sorunlarının başında ulaşım, deprem ve konut fiyatlarının geldiğini belirten Kurum, “İstanbul’daki trafik artık çile olmuş. Yılda 18 milyon turistin geldiği, araç sayısının her gün arttığı İstanbul’a yatırım yapmak zorundasınız. Birileriyle kirli pazarlıklarla bunu yapamazsınız. İstanbullular neden bu çileyi çekiyor? Metrobüs kuyruğunu görsem ve belediye başkanı olsam utanırım, sokağa çıkamam. Raylı sistemi 5 yılda 2 katına çıkaracağız. 340 kilometreden 650 kilometreye çıkaracağız. Her ilçeye metro gidecek bir sistem yapacağız. İstanbul’un 2 yakasına 2 büyük tünel yapacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Mevcut İBB yönetiminin yeni bir tane bile tünel yapmadığını kaydeden Kurum, “122 kilometrelik tünelle alternatif bir yol oluşturuyoruz. Yerin altından hızlı bir şekilde gidilecek yol olacak. Bunların bittiğini hayal edin, Kilyos’tan çıkan bir vatandaşımız kesintisiz Büyükçekmece’ye kadar gidecek.” dedi.
“250 bin araçlık yeni otoparkı hayata geçireceğiz”
Kurum, vatandaşın evinin önüne ücret ödemeden aracını park edeceğini vurgulayarak, 250 bin araçlık yeni otoparkı hayata geçireceklerini söyledi.
Üstü yeşil alan, altı otopark olan projeyi gerçekleştireceklerini belirten Kurum, okullara otopark yapacaklarını ve okula gelen öğretmen ile velilerin araçlarını buralara park edebileceklerini kaydetti.
Kurum, tek sistemden taksiyi yöneteceklerine dikkati çekerek, “Şu anda birçok uygulama var, biz bunu tek çatı altında toplayacağız. Oldu ya taksiden istediğiniz verimi alamadınız, ödül ve ceza uygulaması getireceğiz. Gerekirse men edeceğiz. Bir yandan taksicilerimize eğitim vereceğiz. Taksicilerin de güvenliğini düşüneceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Sen önce kirli ittifaklarının hesabını ver”
CHP ile DEM Parti arasındaki ittifakın kimlerle nasıl olduğunu milletin bildiğini kaydeden Kurum, “Aynı geçmişte olduğu gibi bakanlıkları paylaşmışlardı. Cumhur İttifakı’nda böyle bir şey gördü mü bu millet? Devlet Bey, ‘Sizin de bu noktada bir talebiniz var mı?’ diye sorulduğunda, ‘Bu millet sizi seçti, sizin yönetmeniz ve bizim uymamız gerekir.’ diye yanıt verdi.” şeklinde konuştu
Kurum, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, “Tek millet, tek devlet” söylemiyle ilgili yaklaşımına değinerek, şunları kaydetti:
“Sen git önce kendini özgürleştir, sen ne demek istiyorsun? Sen önce kirli ittifaklarının hesabını ver. Böyle bir aşağılık bakış açısı olamaz. Sen git o büyükelçilerle yaptığın kirli anlaşmaları açıkla. Gelip bize akıl verme. Kendi menfaatin için her türlü kirli ilişkiye giriyorsun sonra bizim ‘tek millet, tek devlet’ dememizden mi rahatsız oluyorsun. Özgür Özel, bedelli askerlik yapan vatandaşlarımızı hedef aldı, kendi belediye başkan adayları bedelli askerlik yapmış kişiler. “
Murat Kurum, seçim yarışında geriden başladıklarını ancak şu an 1,5-2 puan öne geçtiklerini belirterek, tüm İstanbulluların oyunu alarak büyük bir zafer kazanacaklarını söyledi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Ayhan İncirci’nin üstlendiği “Uzay Diplomasisi: Yeni Fırsatlar Keşfetmek” paneline Türkiye Uzay Ajansı (TUA) Başkanı Yusuf Kıraç, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, Asya Pasifik Uzay İşbirliği Örgütü (APSCO) Genel Sekreteri Yu Çi, Uluslararası Uzay Federasyonu (IAF) Genel Müdürü Christian Feichtinger ve eski Belçika Senatosu Üyesi ve Switch to Space Başkanı Dominique Tilmans katıldı.
Gezeravcı, panelde, uzay diplomasisinin önemine dikkati çekerek, “Dünyanın farklı alanlarında ne tür krizler olursa olsun, ne tür çatışmalar ve anlaşmazlıklar yaşanırsa yaşansın, uzay her zaman birleştirici bir platform olmuş, insanların çabalarını iyi bir sonuca dönüştürmüştür.” dedi.
Uzay yolculuğunu başarıyla tamamlayıp 9 Şubat’ta dünyaya dönen Gezeravcı, “Çok şükür ki 7 ulusu ve 9 milleti tek bir platformda bir araya getiren, sadece bir araya getirmekle kalmayıp onlara birlikte çalışmak ve insanlığın geleceğine katkıda bulunmak için çok iyi bir şans veren büyük misyonun bir parçası olduk.” diye konuştu.
“Bu önemli misyon bize, çocuklarımıza hayal kurma fırsatı verdi. Türkiye çocuklarına ve aynı zamanda Türkiye’yi rol model olarak gören diğer ülkelerin çocuklarına da kendilerine ve potansiyellerine güvenme imkanı verdi.” diyen Gezeravcı, “Çocukken film ve belgesellerde uzayla ilgili bir şey gördüğümde, kendime, ‘Bu rüya diğer uluslara ve diğer ulusların çocuklarına ait.’ derdim. (Uzay misyonu), Türk çocuklarına hayallerinin önünde hiçbir sınır olmadan potansiyellerini yerine getirmelerini sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin ilk astronotu, “Gençler, bu alandan sakın korkmayın, harika potansiyelinizi uzay alanına da yansıtmaktan sakın çekinmeyin. Uzay endüstrisi büyüyor, kendinizi bunun bir parçası haline getirin ve buraya imzanızı atın.”çağrısı yaptı.
“Uzayla alakalı gelişen ve değişen bir trend var olduğunu söyleyen Gezeravcı, “Tüm dünyada yatırımlar artıyor. Bu alanda yapılan çalışmalar ve katılımcı ülkeler burada bir çalışma imkanı buluyor. Bizim ülkemizin uzayda bir yer hak ettiğini her zaman düşünmüştüm. Uzayla alakalı faaliyetlere katılmayı hak ediyoruz. Uzay alanında çok ciddi bir potansiyelimiz var. Türk vatandaşlarıyla her zaman gurur duydum. Pratik zekamızla, çözümlerimizle büyük potansiyelimiz var. Bırakın çocuklarımız bizim başlattığımız bu yolda yürüsünler.” diye konuştu.
Türkiye’nin yaş ortalaması genç nüfusa sahip olduğunu belirten Gezeravcı, genç nesillerin uzay alanında gerçekleştirilecek her türlü gelişmenin parçası olmasını dört gözle beklediğini dile getirdi.
Türkiye’nin uzay alanındaki uluslararası ortaklığa aktif şekilde katıldığına vurgu
TUA Başkanı Kıraç ise Türkiye’nin uzay alanındaki uluslararası ortaklığa aktif şekilde katıldığını ve bu alanda işbirliği yapmaya da kararlı olduğunu belirtti.
Gezeravcı’nın uzay misyonu sırasında diplomatik ilişkiler de yürüttüğünü belirten Kıraç, “Uzay keşfi ve teknolojik gelişmelere karşı daha kapsayıcı bir yaklaşım kullanmayı amaçlıyoruz. İşte bu noktada eğitim, vizyonumuzun temel taşıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Kıraç, 2023’de düzenlenen uzay kampına Türk devletlerinden 100’den fazla gencin geldiğini ve bu yıl da düzenlenmesi planlanan kampa Türk devletlerinden gençlerin katılımını beklediğini ifade etti.
TUA’nın geleceği şekillendirmekte önemli rol oynamak istediğini ifade eden Kıraç, “Küresel uzay sektörü için daha eşitlikçi ve umut verici bir gelecek inşa etmeye inanıyoruz.” dedi.
Havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’e 2023’de 4,5 milyon kişinin katıldığını ifade eden Kıraç, bu yüzden festivalin Türkiye’deki genç girişimciler için çok önemli olduğunun altını çizdi.
Kıraç, “TEKNOFEST Türkiye’nin ilk uzay ve teknoloji festivali olarak, pek çok partner ile birlikte ülkedeki teknolojinin gelişmesinde nemli rol oynadı.” şeklinde konuştu.
TUA Başkanı Kıraç, geçen yıl İstanbul, İzmir ve Ankara’da düzenlenen festivalin, bu yıl da Adana’da düzenleneceğini sözlerine ekledi.
Türkiye uzay alanında “olağanüstü bir rol model ve örnek”
IAF Genel Müdürü Feichtinger, uzayı, “dostane ilişkileri olmayan ülkelerin bile bir araya gelebildiği, bilgi alışverişinde bulunabildiği ve ortaklıklar kurabildiği ortak bir payda” olarak değerlendirdi.
Antalya’nın 2026’da ev sahipliği yapacağı Uluslararası Uzay Kongresi’ne değinen Feichtinger, “2026’da Antalya’ya tekrar gelerek uzayın diplomasi için çok etkili bir araç olduğunu göstermekten büyük heyecan duyuyoruz.” dedi.
Feichtinger, birkaç yıl öncesine kadar uzayın, sadece “uzay ülkeleri” olarak adlandırılan ülkelere mahsus bir alan olduğunu söyledi.
“Türkiye birkaç yıl içinde bir uzay ajansı kurarak, uzay stratejisi oluşturarak ve bir insanlı uzay uçuşu programı geliştirerek gerçekten uzayı gelişimlerinin odağı oldu.” diyen Feichtinger, Türkiye’yi uzay alanında “olağanüstü bir rol model ve örnek” olarak gösterdi.
Feichtinger, Türkiye’nin gelecekte Ay’a gitmek için gerçekten iddialı planları olduğuna dikkati çekti.
Uzay, “uluslararası işbirliği ve çalışma için mükemmel bir alan”
Tilmans da uzayın herkese ait olduğunu, bu yüzden ekonomik veya teknolojik gelişmesine bakılmaksızın uzaydan herkesin faydalanması gerektiğini belirtti.
Uzayı “uluslararası işbirliği ve çalışma için mükemmel alan” olarak tanımlayan Tilmans, tüm kurum ve kuruluşları, uzayı, uzay dışı sektör arasındaki diyaloğu teşvik etmek için köprü olarak kullanmaya davet etti.
Tilmans, uzay alanındaki gelişimlerin yeni işler ve yeni iş fırsatları yarattığını, bunun gelecekte küresel ekonomi üzerinde çok büyük etkisi olacağını kaydetti.
APSCO Genel Sekreteri Yu da, uluslararası uzay işbirliğine dikkati çekerek, uzay diplomasisinin ülkeler arasındaki kardeşliği ve yardımlaşmayı artıracağını ifade etti.
Yu, havacılık ve uzay alanında, özellikle genç elemanlara yönelik geleceğin parlak olacağını belirtti.
]]>Karadeniz Teknik Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen genel kurula eski başkanlardan Ahmet Celal Ataman ve Mustafa Günaydın ile teknik direktör Şenol Güneş de katıldı.
Veda konuşması yapan mevcut başkan Ali Sürmen, genel kurulun kaybedenin olmayacağını, kim seçilirse seçilsin Trabzonspor’un emrinde olduğunu belirtti.
Kulüp Başkanı Ertuğrul Doğan, Sürmen’e katkılarından dolayı plaket verdi.
Doğan, salonda bulunan herkesin Trabzonspor için ayrı bir değer olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Kimileri yarım asır, kimileri çeyrek asır bordo mavili camiamıza hizmet etmiş kişilerdir. Camiamızın akil insanları olarak nitelendirdiğim divan kurulu üyelerimizin her birinin görüş, öneri ve eleştirileri bizim için her daim yol gösterici olacaktır. Şimdi yeni bir başkan seçeceğiz, yeni bir dönemin kapısını aralayacağız. Bütün adaylara başarılar diliyorum. Bu arada yöneticilik yaptığım dönemden başkanlık yaptığım dönem boyunca sözde değil, her zaman özde ağabeylik yaptığı için huzurlarınızda kendisine teşekkür ediyorum.”
Başkan adayları konuştu
Başkan adayı Emin Kahraman, şu ana kadar yakışan bir sürecin yaşandığını dile getirerek, “Kendimi seçime hazırladım. İnşallah bana bu şans verilirse en iyi hizmetleri yapmaya talibim. Hepinizin oylarına talibim.” dedi.
Bazı kişilerin, “Divanın yetkisi ne ki?” sorusunu yönelttiğine dikkati çeken Kahraman, şu değerlendirmede bulundu:
“Biz de tüzüğü biliyoruz, divan istişare kuruludur. Divan transfer yapamaz, yönetim icraatlarını yapamaz, evet. Farkında mısınız bizim son şampiyonluğumuzdan sonra ne oluyor? Rakipler topla tüfekle algı yarışına girdiler. Türk futbolu böyle bir ortam yaşamadı. Sosyal medya, yorumcularıyla, hakemleriyle tozu dumana katıyor. Biz bu düzende nerede duracağız? Biz her zamankinden fazla tek yumruk olacağız. Yönetim, şehir, divan, tek yürek olmak zorundayız. Trabzonspor’un ayrışma lüksü yoktur. Trabzonspor’un bölünme, çözülme lüksü yoktur. Bu ekonomik şartlarda borç 7 milyara dayanmışken, rakipler herkese savaş açmışken biz daha güçlü olmak zorundayız.”
Başkan adayı Hayrettin Hacısalihoğlu da Trabzonspor’a hizmet noktasında yeni bir döneme başlamak arzusunda olduklarını vurgulayarak, “Trabzonspor’u hiçbir zaman uzaktan seyretmiş değilim. Her zaman önceliğim Trabzonspor’un çıkarları oldu. Asla taviz vermedim ve vermem. Bu kulüp, büyük camiaların birleşmesinden doğmuştur. Kuruluş aşamasından sonra birleşmiş, tek amaç için mücadele etmiş, bugünlere gelinmiştir. İnanıyorum kazanan da kaybeden de hizmet aşkını ilk günkü gibi sürdürecektir.” ifadesini kullandı.
Divan kurulu başkan adayı Mahmut Ören ise bugünün tarihte güzel bir gün olarak anılmasını istediğini belirterek, “Trabzonspor’un saygın ve en köklü kurumlarından birine aday oldum. Kulübümüzün menfaatleri doğrultusunda sağlıklı çözümler üretmek, divan başkanlığının yazılı olmayan görevidir. Biz göreve geldiğimizde üyelerin çekişmesine, kutuplaşmasına yol açmayacağız. Uzlaştırıcı, birleştirici olacağız. Kırgınlıkların son bulması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Kulüp çıkarları doğrultusunda her şartta, platformda mücadele edeceğimize söz veriyoruz.” diye konuştu.
Oy verme işlemi başladı
Başkan adaylarının konuşmasının ardından oy verme işlemi başladı.
2 bin 90 üyenin oy kullanma hakkının bulunduğu genel kurulda Mahmut Ören, Hayrettin Hacısalihoğlu ve Emin Kahraman, başkan adaylığı için yarışıyor.
Divan kurulu başkanlığı seçiminde üyeler saat 16.00’ya kadar oy kullanabilecek, ardından da oy sayımına geçilecek.
]]>Prof. Dr. Ata, telekomünikasyon ve 6G’yle ilgili alanlarda kadınların istihdamı ve görünürlüğünün arttırılması için küresel alanda çalışan bu topluluğun listesindeki ilk 100 kadın arasında yer almasını AA muhabirine değerlendirdi.
Son 10 yıldır İTÜ’de bilgi ve haberleşme alanında çalışmalar yürüttüklerini belirten Ata, “Aslında 6G alanında yaptığım tek çalışmanın değil, bir dizi çalışmanın neticesinde bu başarı ortaya çıktı. Teorik sayısal işaret işleme konusunda başladığım araştırma çalışmalarım, son 9-10 yılda İTÜ’deki Bilgi ve Haberleşme Araştırma Grubumuzla birlikte yeni nesil haberleşme ağlarına odaklandı. Araştırmalarımızın kapsamı önce 5G’ye, son 5 yıldır da 6G teknolojilerine evrildi.” diye konuştu.
Ata, daha yüksek veri iletim hızlarına ulaşmayı sağlayacak dalga şekli tasarımları, çok sayıda makinenin birbiriyle haberleşmesine imkan verecek yeni çoklu erişim teknikleri, enerjiyi verimli kullanan haberleşme ağlarının tasarımı ve RF dalgalardan enerji hasatlama gibi farklı yönleriyle bu alana bilimsel katkılar sunduklarını söyledi.
Bu çalışmalarla atıflar aldıklarına dikkati çeken Ata, “Yürütücülüğünü yaptığım ve 3 yıl önce TÜBİTAK’ın desteğiyle başlayıp 2023’te başarıyla tamamlanan, 6G telsiz ağları için İHA ve akıllı yansıtıcı yüzeylerin kullanıldığı projemizde, ultra bağlantılılık olarak tarif edilen kesintisiz ve güvenli iletişim odağında yenilikçi çalışmalarımız oldu.” ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Ata, telsiz haberleşme alanında yapılan AR-GE çalışmalarının, yaklaşık her 10 yılda bir ortaya konulan yeni vizyonla önce araştırma, ardından teknoloji geliştirme ve standartlaşma adımlarıyla sürekli ilerlediğini anlattı.
5G teknolojisinin zenginleştirilmiş mobil geniş bant haberleşme, yüksek veri hızlarına erişim, ultra güvenilir düşük gecikme süreleri, kritik uygulamaların desteklenmesi ve yoğun makine tipi haberleşme imkanı sağladığına işaret eden Ata, “6G teknolojisinde ise yeni frekans bantlarıyla daha yüksek veri hızlarına ve daha düşük gecikme sürelerine ulaşmanın ötesinde yapay zekanın işin içine girdiği akıllı ve veriden öğrenen sistemler, İHA ve akıllı yüzeyler gibi yenilikçi altyapıların kullanılmasıyla haberleşmede kesintisizliğin sağlanması ve blok zincir gibi yöntemlerle haberleşme güvenliğinin artırılması öne çıkıyor.” değerlendirmesini yaptı.
“6G teknolojisi 2030’lardan itibaren hayatımıza girecek”
Ata, bunlar gibi çok sayıda yeni yaklaşımın çalışıldığı teknoloji adayı 6G sistemlerinin henüz dünyada standartlaşmadığını dile getirdi.
Bu teknolojinin 2030’lardan itibaren devreye girmesinin beklendiğini vurgulayan Ata, şöyle devam etti:
“Telekomünikasyon dünyasında potansiyel olarak veri iletiminin çok yüksek oranlara çıkması sağlanacak. Bu sayede gerçek zamanlı 3 boyutlu video akışı, daha yoğun sanal gerçeklik deneyimleri ve dev dosyaların anında indirilmesi gibi uygulamalara imkan sağlanacak. 6G ağlarının yapay zekayla entegre edilmesi sayesinde, ağın kendi kendini optimize etmesi, ağ esnekliği ve kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimlerine olanak sağlanması öngörülmektedir.”
Prof. Dr. Ata, 6G ile kesintisiz her yerde bağlantı ve daha düşük gecikme amaçlandığını, veri aktarımındaki zaman gecikmesinin azalması sayesinde otonom araçlar gibi kritik uygulamalar için neredeyse anlık yanıt sürelerinin mümkün olacağını kaydetti.
6G teknolojisinin günlük hayatta büyük değişimler sağlayacağının altını çizen Ata, “Özellikle büyük ölçekli sensör ağlarının oluşturulması, dijital ikiz uygulamaları, akıllı şehirlerin ve birbirine bağlı cihazların etkinleştirilmesi, üretim ve lojistikte otomasyon, robot teknolojisi ve gerçek zamanlı veri analizinin desteklenmesi konusunda 6G’nin ülkemize ve dünyaya önemli katkıları olması bekleniyor.” dedi.
“Türkiye’deki en büyük zenginlik nitelikli beşeri sermaye”
Ata, bilim dünyasının haberleşme konularıyla birlikte farklı problemleri de artık bir arada çalışmaya başladığını aktararak, şu anda 6G kapsamında bütünleşik olarak algılama ve haberleşmenin bir araya getirildiği sistemleri çalıştıklarını ifade etti.
“Bilimsel çalışmaların belli bir olgunluğa erişmesi, kavramsal gösterimler ve standartlaşma süreçleriyle 6G teknolojisinin 10 yıl içinde hayatımıza girmeye başlamasını bekliyoruz.” diyen Ata, Türkiye’deki en büyük zenginliğin nitelikli beşeri sermaye olduğuna vurgu yaptı.
“Alanda öncü çalışmalar yapılması, yapılan çalışmaların haberleşme ve diğer dikey sektörlerdeki ekosistemin tüm unsurlarıyla desteklenmesiyle yerli ve milli çözümlerimizin uluslararası ölçekte yaygınlaşması bizi yeni nesil haberleşme teknolojileri alanında öne taşıyan unsurlar olacaktır.” ifadelerini kullanan Ata, 6G teknolojisinin önemli bir unsuru yapay zeka ve makine öğrenmesi yaklaşımlarını da özellikle haberleşme ağlarında uç birim hesaplama problemlerinde kullandıklarını ve bu çalışmaları dünyanın saygın dergilerinde yayınladıklarını sözlerine ekledi.
]]>Teklifte, TCK’nın 220. ve 314. maddelerini kapsayan ve muhalefet tarafından tepki çeken 10. ve 11. maddeleri Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini müstakil bir suç olarak düzenleniyor.
Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak. Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemeler yapılacak. Buna göre de TCK’da belirtilen ‘devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar’ bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerin kapsamı genişletiliyor. Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı da kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
“İŞ CİNAYETLERİ, KADIN CİNAYETLERİ… HİÇBİR ŞEY YOK”
CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, getirilen yargı paketinin ‘hayal kırıklığı’ olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Ne iktidarın vaatleri var, ne de kamuoyunun beklentileri karşılandı. Mesela infaz düzenlemesi yok, ehliyet affı yok, çek mağdurlarına ilişkin gelişme yok, disiplin affı yok, kader mağdurlarına ilişkin af beklentisi yok, bu pakette. İş cinayetleri, kadın cinayetleri, sokak cinayetleri ve mafyalara ilişkin onların cezalandırılmasına dair bir şey yok. Anlayacağınız dağ yine fare doğurdu.
Anayasa’ya aykırı torba yasalarla yamalı bohçaya dönen kanunlarımıza bir tanesi daha eklenmiş oldu. Anayasa Komisyonu başta olmak üzere diğer komisyonlarda da görüşülmesi gereken birçok madde yine es geçildi ve yine konunun paydaşlarından görüş alınmadı. Maddelere bakınca Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği maddeleri aynı anlama gelecek halde ama ısrarla iptal gerekçelerini karşılamadan hazırlanmasını gerçekten anlayamıyoruz. ya neyin ısrarı bu? Siz Anayasa’yı, Anayasa Mahkemesi’ni tanımazsanız kimse de sizi tanımaz. Aslında devletin kurumlarının yaptığı bütün işlemlerde tanınmaz ve hepsi de yok hükmüne düşer. Kabile devletinin bile bazı kuralları vardır. Maalesef sayenizde bu koskoca ülkede hiçbir kural, hukuk, yargı hiçbir şey kalmadı. Gerçekten içler acısı durum. Bizler hukukçuyum demekten utanır hale geldik. Ama siz hukuk tanımamazlıktan utanmadınız.
Örneğin Türk Ceza Kanunu’nda yapılacak değişikliğin kendilerini eleştiren herkesi terörist yaftası yapıştıran bu zihniyetle bir ceza avına dönüşeceğini, yoldan geçen herkesi terör örgütü üyesi olarak yargılatacağını görmek için gerçekten hukukçu olmaya da gerek yok siyasetçi olmaya da gerek yok.”
“BİR GÜN ŞU KÜRSÜ DE ’10 EKİM’ DEDİĞİNİZİ DUYMADIM”
Maddeler üzerine söz alan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk şunları söyledi:
“Yargı paketinin 6. maddesinin birçok boyutu üzerine konuşuldu ama zaten paketteki genel sorunların bir tezahürünü görüyoruz burada da. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımama, arka kapıdan çıkıp ön kapıdan girme bir tür aslında herkese yönelttiğiniz yargısal aktivizm. Ben söz hakkımı başka bir noktada kullanacağım. Dün 28 Şubat’tı ve 28 Şubat üzerine söz alanlar travmalardan söz ettiler, tanklarla göz dağı verilmesinden söz ettiler. İrade gaspından söz ettiler. Her şeyden evvel 28 Şubat’ı ben de bu ülkenin tarihindeki bir utanç sayfası olarak tanımlıyorum. Bu tür modern postmodern neyse… Darbe girişimlerinin mağdurları bu ülkede her zaman sol ve sosyslistler olmuştur. Fakat şubat ayında çok şey oldu. 7 şubat 2016’dan bugüne geçen 7 yıldır tekrar eden bir 28 Şubat… Tanklar mı dediniz, travmamı dediniz elinizi vicdanınıza koyun. Bir gün ‘biz neden bu ülkenin bunca travması içinden bir tek kendi travmalarımızı seçiyoruz, neden başka hiçbir şeyden bahsetmiyoruz’ deyin. Bu ülkede Ankara’nın göbeğinde 2 kilometre ötede 10 Ekim’de 100 insan paramparça edildi. Barış istediği için bir gün şu kürsüde ’10 Ekim’ dediğinizi duymadım. Sonra gelip sizinle bir duygudaşlık kurmamızı bekliyorsunuz.”
“İSTİNAFA RAĞMEN, BASİT BİR İŞ DAVASI İKİ YIL SÜRÜYOR”
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin ise yargının en önemli sorunlarından birinin ‘liyakat’ sorunu olduğuna dikkati çekerek şunları söyledi:
“Liyakat sorunu yargı camiasının en önemli sorunlarından birisidir. Haksız mülakat sistemi maalesef yargı organını tıkayan uygulamalardan birisidir. Sınavlarda yüksek puan alan ancak torpil bulamayan gariban vatandaşın oğlu, kızı sınavlarda eleniyor ama sınavlarda düşük puan alan Ankara’da dayısı olan torpili olan vatandaşın çocukları maalesef haksız bir şekilde sınavları kazanabiliyorlar.
Yargılamaların uzaması yargı sisteminin önemli bir sorunu. Geciken adalet, adalet değildir. Sayın Bakan yardımcım davalar bitmiyor. Yargı sistemini hızlandırmak için İstinaf kurumu getirildi. Allah aşkına basit bir iş davası iki yıl sürüyor. İstinafa gidiyor 2-3 yıl sürüyor. Burada liyakatsiz hakimlerin de yargılamaların uzamasına sebep olmaları önümüzde duruyor. Sadece hukuki değerlendirme gerektiren konularda bile dosyalar bilirkişiye gönderiliyor.”
Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ, maddelerin devamının görüşülmesi için Meclis Genel Kurulu’nu 1 Mart’ta tekrar açılmak üzere kapattı.
]]>Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk:
“Bizim için ana hedeflerden biri şampiyonluk”
“Hem benim için hem oyuncularımız için son 1 haftada yaşadığımız 2 maç ders oldu”
İSTANBUL – Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, elendikleri Fatih Karagümrük maçının ardından yaptığı açıklamada, “Seyircimizin önünde alışık olmadığımız bir mağlubiyet aldık” dedi.
Ziraat Türkiye Kupası Çeyrek Finali’nde Galatasaray evinde Fatih Karagümrük ile karşılaştı. Sarı-kırmızılılar mücadeleden 2-0’lık skorla mağlup ayrıldı ve kupaya veda etti. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, “Kazanarak çıkmaya alışmıştım ama kaybeden takımın hocası olarak buradayım. Maç kaybettikten sonra konuşmak zor. Bugün özelinde 3 gün önce oynadığımız maç vardı. 6 günde 3 maçımız vardı. Burada daha dinlenmiş 4-5 oyuncuyu içeriye katmak istedik. Ufak tefek sakatlığı olan kadromuzda olmayan oyuncular da vardı. Maça başlangıcımız çok iyi değildi. Rakibimiz çok kaliteli işler yaptı. Biz Galatasaray olarak daha iyisini yapmamız gerekiyor. Özellikle rakibimiz topa sahipken bizim baskılarımızı hızlı bir şekilde kırdı ve kalemize tehlike yaptı. Belli bölümlerde hücum şansı da çıktı. Bir türlü 1-1’i bulamadık. Arkasından yediğimiz ikinci gol maçın bitmesine sebep oldu. Oyundan olarak performans olarak memnun değiliz. Daha iyisini yapmamız gerekiyor. Rakibimizi tebrik ediyorum. Karagümrük hak ettiği bir galibiyet aldı. Çok zorlu bir fikstürden geçiyoruz. 3 gün sonra yeni bir maça çıkacağız. Bu maçı unutup o maça hazırlanacağız. Seyircimizin önünde alışık olmadığımız bir mağlubiyet aldık. Dinlenmemiz lazım, kafa olarak da dinlenmemiz lazım. Ligdeki başarımızı devam ettirmemiz gerekiyor. Bizim için şampiyonluk önemli ve değerli. Maddi ve manevi olarak da değerli. Ben ve oyuncularım kafamızı kaldırım bir sonraki maça hazırlanmamız gerekiyor” diye konuştu.
“Bizim için ana hedeflerden biri şampiyonluk”
Mağlubiyetlerin psikolojik anlamda bazen olumsuz etkilediğini ifade eden Buruk, “Ama çok çabuk kafamızı kaldırıp bir sonraki maçı kazanmaya bakmamız lazım. Çok kısa da bir süre var. Bugün mağlubiyetin yanında maç öncesindeki düşüncemiz belki 45-60 dakika sonrası yorgun oyuncularımızı da dinlendirebilir miyiz diye düşündük ama bu mümkün olmadı. Bu yorgunluk var. Çok da önemli derbi maçına çıkacağız. Bu yorgunluklarını çabuk şekilde atlama şansımız var. Oyuncularımızı dinlendireceğiz, bu maça hazırlayacağız. Hem Avrupa’dan hem Türkiye Kupası’ndan elenmek bizim için üzücü. Bizim için ana hedeflerden biri şampiyonluk. Şampiyonluk için de çok avantajlıyız, çok formdayız. İyi bir gidişatımız var. Deplasmanda oynamak tabii ki kolay değil. Bunu yapabilecek kadroya sahibiz. Bu tür maçları oynamış birçok oyuncularımız var” şeklinde konuştu.
“Hem benim için hem oyuncularımız için son 1 haftada yaşadığımız 2 maç ders oldu”
Kendileri için en yoğun haftanın bu hafta olduğunu ifade eden sarı-kırmızılıların teknik direktörü, “Bizim için en yoğun hafta buydu. Yaklaşık 9 günde 4 maç oynuyoruz. Bizi en zorlayacak yer burasıydı. Bazı mevkiiler sakatlıktan dolayı elimizin bağlandığı mevkiler vardı. Ana düşüncemiz lige odaklanmak. Tek maç haftalarına dönüyoruz. Geçen seneye benzer yola dönüyoruz. Hafta hafta tek maç üzerinden gideceğiz. Avrupa’dan ve Türkiye Kupası’ndan ne kadar üzülsek de lige odaklanma açısından önemli ve değerli olacak. Tek maçı düşünerek maça hazırlanacağız. Yaklaşık 44 maç oldu. Temmuzdan beri çok yoğun tempodayız. Şu an hedefiniz lig. Ligde istediğimiz, düşündüğümüz ve hayal ettiğimiz şampiyonluğa ulaşmak için çaba sarf edeceğiz. Hem benim için hem oyuncularımız için son 1 haftada yaşadığımız 2 maç ders oldu” açıklamasında bulundu.
“Verilen şansları herkesin daha iyi değerlendirmesi gerekiyor”
Sağ bek bölgesinin kendileri için önemli olduğunu söyleyen Okan Buruk, “Barış’ı, Kaan’ı oynattık. Kaan da ağrılarıyla oynuyor. En sağlıklı hali değil. Barış’ı birçok bölgede oynattık. Sahada zaman zaman yorulduğunu görüyoruz. Bazı bölgelerde eksikliğimiz oluyor. Bundan sonraki dönem Ziyech, Serge döndüğü zaman bence daha tamamlanacağız. Kadrodaki rekabetin de daha fazla aratacağını düşünüyorum. Verilen şansları da herkesin daha iyi değerlendirmesi gerekiyor. Kulübeden gelen oyuncularımız önemli. Son 3 ay bizim için önemli” dedi.
Buruk son olarak sakatlığı bulunan Fildişi Sahilli sağ bek Serge Aurier’in durumu için ise, “Bizle antrenmanlara başlamadı. Yarın veya öbür gün takımla antrenmanla başlayabilecek duruma geleceğini düşünüyoruz. Belki Beşiktaş maçına yetiştireceğimizi düşünüyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren 8. Yargı Paketi’nde yer alan ‘örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesine ilişkin “Anayasa Mahkemesi iptal etti. O maddeden ifadeyi çıkarıp aynı madde olarak tekrar yazmışsınız. Tekrar yazdığınız şeyle ‘bunu düzenledik’ diyorsunuz. Bu evrensel hukuk ilkelerine uygun değil. Anayasa Mahkemesi’nin kararına uygun değil. Mesele düzenleme yapmanız değil, durumu kurtarmak. ‘Terör örgütüyle irtibatlı’ sizin sihirli cümleniz. Bütün hukuksuzluğun gerekçesini bu cümleye dayandırabiliyorsunuz. Bütün adaletsizliğin gerekçesini buna dayandırabiliyorsunuz. Yetkiyi kendinizde görüyorsunuz” dedi.
CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, TBMM Genel Kurulu’nda dün 8. Yargı Paketi’nin tümü üzerine söz alarak maddelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Bu teklif bir kere daha gösterdi ki ne Saray’ın gündeminde ne AK Parti’nin ne de MHP’nin gündeminde Türkiye’de hukukun üstünlüğünü sağlamak gibi bir mesele yoktur. Hukuk devletini kurmak gibi bir mesele yoktur” diyen Tezcan şunları söyledi:
ORTADA BİR YARGI REFORMU YOK: 8. Yargı Paketi’ni görüşüyoruz. Dışarıda özellikle iktidar çevresi paketi savunanlar, iktidara yakın olanlar, bu paketin kerameti olduğunu iddia edenler, bu bir yargı reformu paketi gibi ifade ediyorlar. Ancak paketin gerekçesinde ‘yargı reformu’ ifadesi kullanılmamış. Doğru olarak kullanılmamış çünkü anlatıldığı gibi ortada bir yargı reformu yok. Her zaman olduğu gibi bir torba paket var. AK Parti’nin bu zamana kadar Anayasa’ya aykırı biçimde hukuki güvenliği ortadan kaldıracak biçimde… Hukukçu olanlar çok iyi bilir. Uygulamada, uygulayıcıların neyi nerede bulabileceklerini bilemediği tuhaf bir sistem yaratan torba yasa sistemiyle toplanan maddeleri bir çuvalın içerisine koymuşlar. Yargıyla hükümler getiriliyor. Bu hükümlerin bir kısmı Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları neticesinde ortaya çıkan boşluğu doldurmak için zaruri olarak Meclis’in yasama organının yapması gereken düzenlemeler. Onun talebi doğrultusunda, tespitleri doğrultusunda yapılmıyor. Maddelerde arkadaşlarımız onları anlatacaklar.
YARGI PAKETİNE DEĞİL, REFORMA İHTİYAÇ VAR: Emekli ihtiyaçlarını gidermek bir ihtiyaç ama onu bu paketin içerisine sokmak bir tuzak. Miktar belli…2 bin lirayı, 3 bin liraya çıkarıyorsunuz. Bir kere bu projenin sahibi biziz. Sizleri emeklilere şikayet ediyorum. Emeklilere bayram günü asgari ücret tutarında ikramiye vermekten neden kaçtınız? Ortalama baklava bin lira ila bin 500 lira. Ramazan bayramında ayıp değil mi? Yaptığınız zam bir kilo baklava parası. Bir diğeri deprem yardımları… Kimsenin buna bir şey dediği yok. Keşke bir senedir depremin yaralarını sarma konusunda atmanız gereken adımları atmış olsaydınız. Bir sene geçti. Şimdi bunu da bu paketin içerisine koyuyorsunuz. Ayrı tek bir kanun maddesi getirin. Üzerinde konuşalım ve çıkaralım. Ama mesele o değil. Mesele bir şeyi yapıyormuş gibi görünüp, üstünü örtmek. Türkiye’nin bir yargı reformuna ihtiyacı var, bir yargı paketine değil. Bunu iktidar ve Cumhur İttifakı milletvekilleri kendi müktesebatlarına baksalar bunun dayanaklarını görürler.
EVRENSEL HUKUK İLKELERİNE UYGUN DEĞİL: Onuncu madde… ‘örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesi. Anayasa Mahkemesi iptal etti. O maddeden ifadeyi çıkarıp aynı madde olarak tekrar yazmışsınız. Tekrar yazdığınız şeyle ‘bunu düzenledik’ diyorsunuz. Bu evrensel hukuk ilkelerine uygun değil. Anayasa Mahkemesi’nin kararına uygun değil. Mesele düzenleme yapmanız değil, durumu kurtarmak. Bir başka konu TMSF’de kayyumlara koruma getirme… ‘Terör örgütüyle irtibatlı’ sizin sihirli cümleniz. Bütün hukuksuzluğun gerekçesini bu cümleye dayandırabiliyorsunuz. Bütün adaletsizliğin gerekçesini buna dayandırabiliyorsunuz. Yetkiyi kendinizde görüyorsunuz. Bir şirkete kayyumu tayin edeceksiniz. Arkasından ‘ne yaparsan yap’ diyeceksiniz. Herkes milletvekilliğini bırakıp, kayyum olmaya çalışır. Ne güzel iş. Arkadaşlarımız ne gerekirse söyleyecekler. Bu teklif bir kere daha gösterdi ki ne Saray’ın gündeminde ne AK Parti’nin ne de MHP’nin gündeminde Türkiye’de hukukun üstünlüğünü sağlamak gibi bir mesele yoktur. Hukuk devletini kurmak gibi bir mesele yoktur. Yargı bağımsızlığını sağlamak gibi bir mesele yoktur. Kul düzenini ortadan kaldırmak gibi bir mesele yoktur. Ama sandığa gidiyoruz ve inşallah bu milletin gündeminde kul düzenini yerle bir etme olacaktır.”
]]>
Milli Savunma Bakanlığı tarafından basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, “Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece 1 Ocak’tan bugüne kadar 193’ü Irak’ın, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere etkisiz hale getirilen terörist sayısı 483 olmuştur” ifadelerini kullandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğine vurgu yapan Tuğamiral Aktürk, diğer yandan Milli Savunma Bakanlığı’nın FETÖ ile mücadelesinin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdüğünü hatırlattı.
“Bahar Kalkanı Harekatı’nın 4’üncü yıl dönümünde aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz”
Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi ve Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşlerinin sağlanmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini belirten Tuğamiral Aktürk, “Hudutlarımızın güvenliğini sağlayan, yeni bir göçü önleyerek büyük bir insanlık dramının yaşanmasını engelleyen Bahar Kalkanı Harekatı’nın 4’üncü yıl dönümünde aziz şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet; kahraman gazilerimize sağlıklı ve mutlu ömürler diliyoruz” diye konuştu.
“Hudutlarımızda son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 101 şahıs yakalanmıştır”
Tuğamiral Aktürk, konuşmasına şöyle devam etti:
“Hudutlarımızda son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 101 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 4’ü terör örgütü mensubudur. 2 bin 384 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı bin 448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.”
Dost ve kardeş ülkelerle olan tarihi ve kültürel bağlara dikkati çeken Tuğamiral Aktürk, “Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, terörle mücadele ve hudut güvenliği ile mavi ve gök vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi korumanın yanı sıra milli meselemiz olan Kıbrıs, ‘iki devlet, tek millet’ anlayışı ile bir ve beraber olduğumuz Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlarımız olan Balkanlar, dostluk ve kardeşlik ilişkilerimiz bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir” şeklinde konuştu.
KFOR Birliği 1 Mart’ta göreve başlayacak
Aktürk, ayrıca NATO Kosova Gücü (KFOR) ihtiyat birliği rotasyon planlaması çerçevesinde bir komando taburunun 28 Şubat’ta Kosova’ya intikal ettiğini belirterek, “İtalya’dan görevi devralacak birliğimiz, 1 Mart-1 Haziran tarihleri arasında görev yapacaktır” açıklamasında bulunu.
“ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır”
40 adet yeni F-16 Blok-70 alımı ve 79 adet F-16’nın modernizasyonuna ilişkin de açıklamalarda bulunan Tuğamiral Aktürk, “Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti.
Aktürk, terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının ise 193’ü Irak’ın kuzeyi, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 483’e ulaştığını söyledi.
Halihazırda üs bölgelerinde ve hudutlarda zorlu iklim ve arazi şartlarında görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini vurgulayan Aktürk, FETÖ ile mücadelenin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Aktürk ayrıca Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara da devam edildiğini bildirdi.
30 bin 15 kişinin sınırdan yasa dışı geçmesi önlendi
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 101 kişinin yakalandığını, 2 bin 384 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.” dedi.
Tuğamiral Aktürk ayrıca, milli mesele olan Kıbrıs, “iki devlet, tek millet” anlayışı ile beraber olunan Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlar olan Balkanlar ile dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmaya devam edildiğini de söyledi.
İsrail saldırılarını sürdürdüğü müddetçe, bölgesel ve küresel barışa yönelik tehditlerin de arttığına vurgu yapan Aktürk, hem bölgesel hem de uluslararası istikrar için, Gazze’de koşulsuz ve kalıcı ateşkes ilan edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
Uluslararası görev ve faaliyetler
Tuğamiral Aktürk, NATO Güvence Tedbirleri çerçevesinde Hava Kuvvetlerinin tanker uçağı tarafından NATO’ya ait AWACS uçağına 23 Şubat’ta Romanya üzerinde yakıt ikmali yapıldığını, 23 ve 26 Şubat’ta Havadan İhbar Kontrol (HİK) uçağı tarafından hava sahası ve Romanya hava sahasında uçuş görevleri yapıldığını bildirdi.
Yine, 23 Şubat’ta Romanya hava sahasında Romanya’ya ait 4 F-16 uçağı ile tanker uçak tarafından havada yakıt ikmali eğitimi yapıldığının bilgisini veren Aktürk, şunları kaydetti:
“NATO Geliştirilmiş Hava Polisliği görevi kapsamında da Romanya’da konuşlu F-16 uçaklarımız, 27-28 Şubat’ta Fransız Hava Kuvvetlerine ait tanker uçağı ile ilk defa havada yakıt ikmali görevi gerçekleştirmiştir. Harita Genel Müdürlüğümüz tarafından, TÜBİTAK ile ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi’ konulu işbirliği protokolü imzalanmıştır.”
Türk Silahlı Kuvvetlerin harbe hazırlığının en üst seviyede tutulması maksadıyla ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de aralıksız devam edildiğine dikkati çeken Aktürk, NATO Kosova Gücü (KFOR) ihtiyat birliği rotasyon planlanması kapsamında, bir komando taburunun 28 Şubat’ta Kosova’ya ulaştığını, İtalya’dan görevi devralacak birliğin 1 Mart-1 Haziran 2024 tarihleri arasında görev yapacağını söyledi.
F-16 Blok-70 Viper tedariki
Aktürk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kapsamlı ve büyük adımların atıldığı yerli ve milli savunma sanayisi ürünlerinin katkısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkinliği ve caydırıcılığının her geçen gün daha da arttığını bildirdi.
Tuğamiral Aktürk, ABD’den F-16 Blok-70 Viper savaş uçağı tedarik sürecine ilişkin, şunları kaydetti:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda, 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.”
Aktürk, TÜBİTAK kaynaklı başlatılan ve Koç Bilgi ve Savunma Teknolojileri A.Ş. ana yükleniciliğinde devam eden MALAMAN mayınının tam ölçekli patlatma provasının geçen hafta içerisinde başarıyla gerçekleştirildiğini, “MALAMAN Deniz Mayını”nın Deniz Kuvvetleri envanterine girmesiyle bu konudaki dışa bağımlılığın da sona ereceğini söyledi.
Bakanlığa bağlı ASFAT ana yükleniciliğinde yürütülen Açık Deniz Karakol Gemileri Projesi’nin ilk gemisi “TCG AKHİSAR”ın denize inişi sonrası, önemli bir aşama olan havuzlama sürecinin 23 Şubat’ta tamamlandığını da aktaran Aktürk, Strong Bosses tarafından düzenlenen “İnovasyon ve Başarı Ödülleri” yarışmasında ödüle layık görülen İstanbul Tersanesi Komutanlığını ve personelini kutladı.
Sorular
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Bakanlık kaynakları, F-16 tedariki ve modernizasyonu konusunda son duruma ilişkin soru üzerine “Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesiyle bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.” ifadelerini kullandı.
Daha önce açıklandığı gibi her iki tarafın incelemelerini tamamladıktan sonra bir araya geleceğini belirten Bakanlık kaynakları, bu görüşmede ortak inceleme ve değerlendirmeler yapılacağını ardından anlaşmanın sonuçlandırılacağı ve takvimin işlemeye başlayacağını söyledi.
Kaynaklar, fiyatlandırmanın liste ve ürünler üzerinden yapılacağını belirterek “Nihai anlaşma safhasına gelindiğinde bu anlaşmanın toplam maliyeti ortaya çıkacaktır. Üretim ve modernizasyon faaliyetlerinin Türkiye’de yapılmasına yönelik teklifimiz ABD makamlarına iletilmiştir.” bilgisini paylaştı.
“Eurofighter konusunda Almanya’nın olumlu yaklaşımı beklenmekte”
Bakanlık kaynakları, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in İngiltere’yi ziyaretinde Eurofighter konusunun gündeme gelip gelmediğine dair soruyu, “Bakanımız resmi bir davet üzerine İngiltere’yi ziyaret etmiştir. Söz konusu ziyarette ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konularında görüş alışverişinde bulunulmuştur. Bu ziyaretteki gündem başlıklarından biri de Eurofighter konusu olmuştur. Eurofighter konsorsiyumu ülkelerinden Almanya’nın bu konudaki olumlu yaklaşımı beklenmektedir. İngiltere ve üretici firma temsilcileri ile teknik görüşmelere devam edilmektedir.” şeklinde yanıtladı.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun, İstanbul’da Dizayn Proje Ofisini (DPO) ziyaretinde TF2000 ile uçak gemisi tasarımlarının yer aldığına dair soru üzerine Bakanlık kaynakları, DPO Müdürlüğünün çalışmalarına Türkiye’nin ilk milli deniz harp platformu olan MİLGEM Projesini gerçekleştirmek amacıyla 1997’de Taşkızak Tersanesi Komutanlığı bünyesinde oluşturulan ekiple başladığı, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi sonrası taşınarak MİLGEM Proje Ofisi adı altında İstanbul Tersanesi Komutanlığı bünyesinde 12 Mart 2004’te kurulduğu bilgisini paylaştı.
Bu ofisin, 2010’da DPO Müdürlüğü olarak yeniden isimlendirildiğini bildiren kaynaklar, Eylül 2015 tarihinden itibaren İstanbul Tersanesi Komutanlığı yerleşkesindeki yeni binasında faaliyetlerine devam ettiğini belirtti.
Deniz Teknik Komutanlığı bünyesine 11 Ağustos 2017’de alınan DPO Müdürlüğünde, muharip gemilerin tekne, makine ve elektrik sistemleri, savaş sistemleri ve sistem entegrasyon tasarımlarının yapıldığını kaydeden kaynaklar, DPO’nun bütünleşik lojistik destek ve inşa teknik desteğini gerçekleştiren ve gemi inşa standartlarını oluşturan Deniz Kuvvetleri Komutanlığının uzman kurumu olduğunu ifade etti.
Tasarım ve entegrasyon faaliyetleri DPO Müdürlüğü tarafından yürütülen MİLGEM projesi kapsamındaki gemilerden TCG HEYBELİADA (F-511), TCG BÜYÜKADA (F-512), TCG BURGAZADA (F-513), ve TCG KINALIADA’nın (F-514) sırasıyla 2011, 2013, 2018 ve 2019 yıllarında hizmete girdiğini anımsatan Bakanlık kaynakları, TCG DERYA Denizde İkmal ve Muhabere Destek Gemisi ve TCG İSTANBUL İstif Sınıfı Fırkateyn tasarımının yanı sıra TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhribi konsept/ön tasarım faaliyetlerinin devam ettiğini bildirdi.
Bakanlık kaynakları, “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Yerli ve Milli Uçak Gemisine sahip olunması yönünde verdiği direktif üzerine alınan kararla, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın Dizayn Proje Ofisi tarafından tasarım faaliyetlerine başlanmış, Dizayn Proje Ofisi Müdürlüğü tarafından başlanan ve konsept tasarımı üzerinde önemli bir mesafe kat edilmiştir.” ifadelerini kullandı.
]]>F-16 ALIM SÜRECİ
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, ABD’den F-16 Blok-70 Viper savaş uçağı tedarik sürecine ilişkin şunları söyledi:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda, 40 adet yeni F-16 Blok-70’in tedariki, mevcut 79 adet F-16’nın ise modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizatı içeren talebimize ilişkin ABD tarafından gönderilen ‘Taslak Teklif ve Kabul Mektupları’ Bakanlığımıza ulaşmıştır. İlgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmelere başlamıştır.”
1 OCAK’TAN İTİBAREN 483 TERÖRİST ETKİSİZ
Aktürk, terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 25 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının ise 193’ü Irak’ın kuzeyi, 290’ı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 483’e ulaştığını söyledi.
Halihazırda üs bölgelerinde ve hudutlarda zorlu iklim ve arazi şartlarında görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini vurgulayan Aktürk, FETÖ ile mücadelenin de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Aktürk ayrıca Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmalara da devam edildiğini bildirdi.
30 BİN KİŞİNİN YASA DIŞI GEÇMESİ ENGELLENDİ
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 4’ü terör örgütü mensubu 101 kişinin yakalandığını, 2 bin 384 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1448’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 30 bin 15 olmuştur.” dedi.
Tuğamiral Aktürk ayrıca, milli mesele olan Kıbrıs, “iki devlet, tek millet” anlayışı ile beraber olunan Azerbaycan, tarihi ve kültürel bağlar olan Balkanlar ile dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunan Libya ve Somali başta olmak üzere birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmaya devam edildiğini de söyledi.
İsrail saldırılarını sürdürdüğü müddetçe, bölgesel ve küresel barışa yönelik tehditlerin de arttığına vurgu yapan Aktürk, hem bölgesel hem de uluslararası istikrar için, Gazze’de koşulsuz ve kalıcı ateşkes ilan edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
MALAMAN DENİZ MAYINI ENVANTERE GİRİYOR
Aktürk, TÜBİTAK kaynaklı başlatılan ve Koç Bilgi ve Savunma Teknolojileri A.Ş. ana yükleniciliğinde devam eden MALAMAN mayınının tam ölçekli patlatma provasının geçen hafta içerisinde başarıyla gerçekleştirildiğini, “MALAMAN Deniz Mayını”nın Deniz Kuvvetleri envanterine girmesiyle bu konudaki dışa bağımlılığın da sona ereceğini söyledi.
Bakanlığa bağlı ASFAT ana yükleniciliğinde yürütülen Açık Deniz Karakol Gemileri Projesi’nin ilk gemisi “TCG AKHİSAR”ın denize inişi sonrası, önemli bir aşama olan havuzlama sürecinin 23 Şubat’ta tamamlandığını da aktaran Aktürk, Strong Bosses tarafından düzenlenen “İnovasyon ve Başarı Ödülleri” yarışmasında ödüle layık görülen İstanbul Tersanesi Komutanlığını ve personelini kutladı.
]]>Erdoğan, partisince düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin son 21 yılının önceki dönemlerinden çok iyi olduğunu, yarınların da bugünden daha iyi olacağını belirtti.
İnsanları, karamsarlık bataklığına sürüklemek isteyenlerin tek derdinin buradan bir kaos çıkartıp ülkeyi kendilerine mecbur etmek olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Kendi partilerini öyle yönetiyor olabilirler ama bu millet kendi geleceği konusunda onların sinsi oyunlarına eyvallah etmez. Ne diyor üstat? ‘Yarın elbet bizim, elbet bizimdir. Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.’ Allah’ın izniyle bu tekerleği tümsekte bırakmayarak Türkiye Yüzyılı bayrağını, kör dünyanın tepesine biz dikeceğiz.” diye konuştu.
Kütahya’ya 101 milyar liranın üzerinde yatırım
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin en büyük ispatının şehirlere yaptıkları yatırımlar olduğunu ifade etti.
Bu kapsamda son 21 yılda Kütahya’ya 101 milyar liranın üzerinde yatırım yaptıklarına dikkati çeken Erdoğan, eğitimde 2 bin 900 yeni derslik inşa ettiklerini, şehre ikinci devlet üniversitesi olarak Kütahya Sağlık Üniversitesini kurduklarını dile getirdi.
Gençlik ve sporda yükseköğrenim yurt yatak kapasitesini 12 bin 493’e çıkardıklarına, 61 spor tesisi inşa ettiklerine, Kütahya’ya kendine yakışacak bir stadyum kazandırmak için çalışmalara başladıklarına değinen Erdoğan, sosyal yardımlarda Kütahyalı ihtiyaç sahiplerine 2,6 milyar lira tutarında kaynak aktardıklarını söyledi.
Şehir hastanesinde sona gelindi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sağlıkta 320 yataklı Evliya Çelebi Devlet Hastanesi başta olmak üzere toplamda 1050 yataklı 11 hastaneyle birlikte 43 sağlık tesisi inşa ettiklerini aktardı.
Toplam 610 yataklı Kütahya Şehir Hastanesinin inşasında sona geldiklerini aktaran Erdoğan, son teknik testlerini de tamamladıktan sonra hastaneyi vatandaşın hizmetine sunacaklarını bildirdi.
Şehrin ihtiyacına göre önümüzdeki dönemde 800 yataklı bir eğitim araştırma hastanesini de gündeme alabileceklerine işaret eden Erdoğan, şunları söyledi:
“Ayrıca, Domaniç Entegre İlçe Hastanemizin inşası başta olmak üzere 5 sağlık tesisinin yapımına devam ediyoruz. Kütahya’da TOKİ kanalıyla 12 bin 802 konutun yapımını tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 1521 konutun yapımı sürüyor. Kütahya’da 9,2 milyon metrekare alanda kentsel dönüşüm çalışması yürütüyoruz. Şehrimizdeki 6 millet bahçesi projesinden üçünü tamamlayıp hizmete sunduk, diğerleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Ulaştırmada, Kütahya’da 24 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 359 kilometreye çıkardık. Abide-Simav yolunun ilk 15 kilometrelik kısmını tamamladık, kalanıyla ilgili hazırlıklara devam ediyoruz. Abide-Pazarlar ve Emet-Simav yolları ile Germiyan ve Zafertepe kavşaklarını bu sene bitiriyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çavdarhisar-Abide, Dursunbey-Tavşanlı, Hisarcık-Gediz yollarını önümüzdeki sene tamamlayacaklarını, şehrin hem Eskişehir, Afyonkarahisar çıkışlarında trafiği rahatlatacak hem de organize sanayi bölgeleri arasındaki ulaşımı kolaylaştıracak bir yol projesini hayata geçireceklerini söyledi.
Ayrıca mevcut projenin yerine şehrin daha yakınından geçecek bir çevre yolu projesi üzerinde de çalıştıklarını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kütahya il sınırları içindeki bütün demir yollarını yeniledik. Eskişehir-Kütahya-Balıkesir hattını elektrikli, sinyalli hale getirip modernize ettik. Eskişehir-Antalya Hızlı Tren Hattı hayata geçtiğinde inşallah duraklarından biri de Kütahya olacak. Kütahya’ya 21 baraj ve 8 gölet inşa ettik. 5 baraj ile 1 gölet daha inşa ediyoruz. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle Kütahya’da, 168 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 21 sulama tesisimiz ile toplam 204 bin dekar araziyi daha sulamaya açacağız. İnşa ettiğimiz 118 adet taşkın koruma tesisiyle, Kütahya şehir merkezi ile 144 yerleşim yeri ve 11 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk. 8 adet dere ıslahının inşası sürüyor.”
Doğal gaz yatırımları
Erdoğan, Kütahyalı çiftçilere yaklaşık 16 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdiklerini ifade etti.
Kütahya’da 6 yeni organize sanayi bölgesi, 1 teknopark, 9 araştırma geliştirme merkezi kurduklarını dile getiren Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Biraz sonra açılışını yapacağımız seramik fabrikasıyla Kütahya’nın bu alandaki marka değerini küresel ölçekte güçlendiriyoruz. İstihdamı desteklemek için Kütahya’daki işverenlere toplam 3 milyar lirayı aşan prim teşviki verdik. Enerjide, Kütahya, Çavdarhisar, Çitgöl, Demirci, Emet, Gediz, Hisarcık, Kuruçay, Simav ve Tavşanlı’ya doğal gazı getirdik. Bu yıl içinde Eskigediz ve Seyitömer’e, 2026 yılında ise Altıntaş ve Domaniç’e doğal gaz arzı sağlamayı hedefliyoruz. Hedefimiz, en kısa sürede Kütahya’da doğal gaz olmayan ilçe ve belde kalmayacaktır.”
Önümüzdeki dönemde Kütahya’ya yaptıkları yatırımları katlayarak artıracaklarını söyleyen Erdoğan, “Nasıl mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabine bizden oluşuyor, hükümet aynı şekilde, bir de yerel yönetimde inşallah 31 Mart’ta sandıklardan biz çıkarsak el ele, gönül gönüle dayanışma halinde neler olmaz ki neler…” ifadelerini kullandı.
Mitingden notlar
Konuşmasının ardından Erdoğan, Kütahya ve ilçe belediye başkan adaylarını çağırarak vatandaşları selamladı.
Mitingin yapıldığı alanda “Dava taşı gediğine konuncaya kadar durmayacağız, susmayacağız, yılmayacağız”, “KAAN-Kalktı yine semalara bir kanatlı hürriyet, adı özgür kendi figür yine aldı hezimet, aklı fikri takoz olmak siyaseti hamaset, ne yapsalar boş, gördü dünya feraset”, “Bunlar uzaya mekik gönderdiler de başörtüsünün ucuna mı takıldı?”, “Marmaray inşa ettiler de başörtüsü tüneli mi tıkadı?” ve “Hızlı tren yaptılar da başörtüsü bu treni raydan mı çıkardı?” pankartları yer aldı.
Mitinge, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş ve Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile milletvekilleri de katıldı.
(Bitti)
]]>Erzurum Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Fatih Tosunoğlu’nun yürütücülüğünü yaptığı, “İklim Değişikliği Altında Tek ve Çok Değişkenli Durağan Olmayan Taşkın Frekans Analizi: Dağılım Parametreleri İçin Genelleştirilmiş Eklemeli Modeller (GAMLSS) ve Kopula Fonksiyonları” başlıklı proje, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Öğr. Üyesi Meltem Gör Bölen’in yürütücülüğünü yaptığı “Giyilebilir Teknolojiler için 2B Ca2Nb3xTaxO10 Perovskit UV Dedektör Üretilmesi” isimli proje ve Fen Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Güven Turgut’un yürütücülüğünü yaptığı “Polar Tmdc Malzemelerin Nh3 ve No2 Gaz Algılama Karakteristiklerinin Deneysel Olarak İlk Kez İncelenmesi” isimli proje TÜBİTAK 1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında destek almaya hak kazandı.
Doç. Dr. Tosunoğlu: Su Yapılarının Optimum Tasarımında Yol Gösterici Olacağız
Geliştirilen Proje ile Türkiye’de iklim değişikliği etkileriyle artan ekstrem taşkın olaylarının analizlerinin detaylı bir şekilde yapılacağını ve su yapılarının boyutlandırılmasında kullanılan tasarım debilerinin hesaplanmasında yenilikçi yöntemler kullanmayı hedeflediklerini belirten Doç. Dr. Tosunoğlu: “Durağan olmayan taşkın frekans analizine yönelik çalışmalara ilgi son yıllarda giderek artmaktadır. Bu nedenle geliştirdiğimiz proje ülkemizin su yapılarının planlanmasında tasarımında ve yönetiminde önemli katkılar sağlayacaktır. Ayrıca projenin ilgili paydaşlara taşkın analizi ve hesaplamaları konusunda yol gösterici özellik taşıyacağı ve bu konuda ileride yapılacak akademik çalışmalara katkı sağlayacağını düşünüyoruz” diye konuştu.
Dr. Öğr. Üyesi Gör Bölen: Ultraviyole Işığı Algılayan Fotodedektör Üreteceğiz
Projeye ilişkin detayları paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Gör Bölen, proje kapsamında insan sağlığı için oldukça önem arz eden ultraviyole ışığı algılayan bir fotodedektör üretileceğini ve üretilen dedektörün giyilebilir bir cihaz haline dönüştürüleceğini söyleyerek: “Üretilecek giyilebilir cihaz ile dedektörün, algıladığı Ultraviyole ışık seviyesinin bilgisi kullanıcının cep telefonuna aktarılacak ve kullanıcı ne kadar sürede ne kadar ultraviyole ışığa maruz kaldığını öğrenebilecek” dedi.
Fen Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Güven ise geliştirilen proje ile 2 boyutlu malzemelerle düşük konsantrasyonda ve yüksek hassasiyette gaz algılamasının yapılacağını ifade etti.
Rektör Çakmak: Ar-Ge Faaliyetlerine Büyük Önem Veriyoruz
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, TÜBİTAK’a sunulan ve desteklenen proje sayısının her geçen dönem artmasından memnuniyet duyduklarını dile getirerek “Göreve geldiğimiz günden itibaren Ar-Ge faaliyetlerine büyük önem veriyoruz. Üniversitemiz bu anlamda oldukça gelişmiş imkanlara sahip. Hepimizin ortak gayesi bu imkanlardan en iyi şekilde istifade ederek, ülkemize ve bilim dünyasına faydalı işler ortaya koymak. Hocalarımızın geliştirdiği projeleri bu farkındalığın bir sonucu olarak görüyorum. Bu vesileyle kendilerini tebrik ediyor ve çalışmalarında başarılar diliyorum” diye konuştu. – ERZURUM
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi, temeli 2018’de atılan Fahrettin Altay- Narlıdere Metrosu’nu, binlerce İzmirlinin katıldığı törenle hizmete açtı. Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, açılışta yaptığı konuşmada, “Bugün, pandemiye, afetlere ve ekonomik krize rağmen İzmir aşkıyla birbirine kenetlenen 4 buçuk milyonun günüdür. Bugün “Aşkla İzmir” diyerek, refahı büyütenlerin, gün doğmadan uyananların. Bu şehir için canla başla çalışanların günüdür. Bugün, kur korumalı değil, emek korumalı hizmet anlayışıyla çalıştığımız 5 yılın, taçlandığı gündür” dedi.
Törenin açılışında Narlıdere Belediye başkanı Ali Engin ve Balçova Belediye Başkanı Fatma Çalkaya, Narlıdere Metrosu için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e teşekkür ederek metronun hizmete girmesiyle bölgede trafiğin rahatlayacağını söylediler.
“BU ŞEHİRDE ULAŞTIRMA BAKANLIĞINA AİT TEK BİR “U” HARFİ YOK”
Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer, göreve geldiğinde Narlıdere Metrosu’nun yüzde 12 seviyesinde olduğuna dikkati çekerek şöyle konuştu, “İzmir’i bilenler bilir. Bu şehirde Ulaştırma Bakanlığına ait tek bir “U” harfi yok. Onun yerine, kendi metro hattını, sadece kendi imkanlarıyla yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi var. Biz, Türkiye’de son beş yılda raylı sistemlere bütçesinden en büyük oranı ayıran belediyeyiz. Sadece 5 yıllık görev sürem boyunca İzmir’de 952 milyon Euroluk raylı sistem yatırımı yaptık, yani bugünkü rayiçle 31 milyar lira.Peki bu 5 yılda merkezi hükümetin İzmir’e layık gördüğü raylı sistem yatırımı ne kadar biliyor musunuz? Yalnızca ama yalnızca 3 bin lira. Biz o metro Buca’ya gelecek dedik. Getiriyoruz.” dedi.
5 yıllık görev süreci boyunca yaptığı icraatları, adaylık sürecinde vaat ettiği ve gerçekleştirdiği projleri tek tek anlattan Soyer,”5 yıl önce, sec¸im beyannamemizde, 165 projemizi gerçekleştirmeyi vadetmiştim. Bu projeleri yu¨zde 87’lik bir oranda tamamlamıs¸ üzerine bir de 15 proje eklemiş ve bu oranı gerçekleştirmiş tek belediye başkanı olmaktan büyük gurur duyuyorum.5 yılda İzmir’in 50 yıllık kangren olmuş sorunlarını çözdük, ve gelecek 50 yılını teminat altına aldık” ifadelerini kullandı.
“CANLARI SAĞ OLSUN”
Aday gösterilmemesinden dolayı CHP Genel Merkezine sitemde bulunan Soyer, şöyle devam etti:
“Bu şehir, onlarca yıldır parti-devlet anlayışıyla üvey evlat yerine kondu.Yine de hak bildiği yolda, demokrasinin yolunda yürümekten asla vazgeçmedi.İzmir tüm baskılara rağmen, evrensel değerlerin ülkemiz siyasetindeki en güçlü savunucusu olan CHP’ye destek vermeyi sürdürdü. Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sahip çıktı.İşte bu nedenle CHP ve İzmir arasındaki güçlü ilişki bir tesadüf değildir.Her ikisinin de özünde Anadolu’dan dünyaya uzanan bir uygarlık köprüsü inşa etme gayreti vardır. Fakat ne yazık ki bugün, değişim sloganın altının boşaltılarak, hedefinden koparıldığını ve umutların sönümlendiğini üzülerek görüyoruz.Oysa bir parti-devlete karşı mücadele ediyorsanız veya bir parti sandıktan aldığı gücü suistimal edip devleti ele geçiriyorsa, o umuda çok ihtiyaç vardır ve o umudun tek gerçek öznesi halk olmalıdır.Vatandaşın talepleri tek ve en gerçek yol göstericidir. Göreceksiniz, hep birlikte o umudu yeniden yeşertip, asırlık Cumhuriyet mirasımızı daha ileriye taşıyacağız.Cumhuriyetimizin 100. yaşını, onun devrimlerinin, faziletlerinin kalesi olan Cumhuriyet Halk Partisinin değerlerini daha da yücelteceğiz. “Başka bir siyaset mümkün” çünkü siyaset yaşamı iyileştirme sanatıdır.Ve o sanat ancak toplumla birlikte yapıldığında hedeflerine ulaşır.Yani Halkla birlikte, halkçı bir dönüşümle.Şunu çok iyi biliyoruz ki hepimiz daha iyisini hak ediyoruz. Bu ülke bu cennet vatan daha iyisini hak ediyor.Yolumuz engebeli, yolumuz uzun ama hedefimiz güzel, o hedefe giden yolculuk güzel. Hep birlikte ileriye, iyiye, doğruya yürümeye devam edeceğiz. Aşığı olduğum bu güzel şehrin, güzel insanları, Elbette bu kadar emeğe partinizden ve yoldaşlarınızdan bir takdir beklersiniz.İzmir CHP il kongresinde kapalı oylamada 522 delegenin 508’inin oyuyla en yüksek örgüt desteğini alana, başarılarıyla uluslararası alanda en yüksek makama getirilene, anketlerde birinci çıkana, bu kadar çabaya, devrim niteliğindeki onlarca esere bir teşekkürü çok görenlere buradan sitem ediyorum.Canları sağolsun”
“BUGÜNE KADARKİ HATTIMIZ İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİYDİ BUNDAN SONRA SATHIMIZ, TÜM VATANDIR”
Siyasetin içerisinde olmaya devam edeceğinin işaretini veren Soyer, konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:
Bu yoldaki en büyük ödül siz değerli İzmirli hemşerilerimin takdiridir.Bu makamdaki görevim bitse de sizlerin her siyasetçiye bahşetmediğiniz ama beni oturttuğunuz gönül makamı benim için en büyük ödüldür.Tüm kalbimle söylüyorum, bu gurur bana da evlatlarıma da yeter.İzmir’e, bu şehrin 4 buçuk milyon dürüst, namuslu insanına bana bu gururu yaşattıkları için teşekkür ediyorum.Dostlarım,Geçmiş olsun diyenlere asla kulak asmayın. Demokrasi bayrağını taşımanın bedelini ödemeye rıza gösteren herkese Mustafa Kemal Atatürk’e ve Cumhuriyet devrimlerine en sıkı sahip çıkan şehir olma özelliğini yaşatan ve fakat bu nedenle bedel ödeyen, o bedele rıza gösteren tüm İzmirlilere,Helal olsun! Gelecek olsun! Bu memleket için, İzmir için son nefesime kadar hizmet edeceğim.Bunu, kimsenin ekmeğine yağ sürmeden, bu toprakları rant çetelerine peşkeş çekmeden yapmaya devam edeceğim.Bu ülkede demokrasinin neferi olmayı sürdüreceğim. Bir nefer olarak birlikte başlattığımız tüm projelerin de takipçisi olacağım. Şunu çok iyi bilsinler, bugüne kadarki hattımız İzmir Büyükşehir Belediyesiydi.Bundan sonra sathımız, tüm vatandır.”
Soyer’in konuşmasının ardından açılış töreninde sanatçı Haluk Levent İzmirlilerle buluştu.
]]>CHP Milli Savunma Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, şehit aileleri ve gazilerin sorunları ile ilgili bugün yazılı açıklama yaptı. Bağcıoğlu, şunları kaydetti:
“TSK ve emniyet güçlerimizin hain terör örgütlerine karşı gerçekleştirdiği amansız mücadelede canını vermiş şehitlerimizin ve yaralanmış gazilerimizin her biri, bizim için milli birer kahramandır. Şehitlerimiz bizim toprak altındaki ulu köklerimiz, gazilerimiz ise ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘Yaşayan Anıtlarımız’ olarak onurumuz ve gururumuzdur. Toplumda el üstünde tutulması gereken şehit aileleri ve gazilerimiz, Anayasa’mızda da ayrıcalıklı bir konumda yer almışlardır. Bu çerçevede devlete aşağıdaki görev ve sorumluluklar verilmiştir:
Anayasa Madde 10: Harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Anayasa Madde 61: Devlet harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.
Tüm bu Anayasal güvencelere rağmen, şehit yakınları ve gazilerimizin var olan birçok sorunu bulunmaktadır. Sağlık, eğitim, istihdam, terörle mücadelede yaralanıp gazi sayılmama gibi birçok alanda sorunlar halen devam etmektedir. Bunlardan özellikle sağlıkla ilgili olan ve acil çözümüne ihtiyaç duyulan bazı sorunlar aşağıda özetlenmiştir.
“DÖVİZ KURUMDAKİ DALGALANMA VE FAHİŞ FİYATLAR YÜZÜNDEN GAZİLER ESKİYEN PROTEZLERİNİ YENİLEYEMİYOR”
? Terörle mücadelede uzuvlarını yitiren gazilerimiz, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sabit fiyat politikası ve kurdaki dalgalanma yüzünden protezlerini yenileyemez duruma gelmişlerdir.
? Gazilerimiz için protez, ortez, tekerlekli sandalye ve sonda gibi malzemeler hayati önemdedir. Ancak; Sosyal Güvenlik Kurumu bunları temin edemeyecek noktadadır.
? Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki yoğunluğa bağlı olarak, Gazilerimiz 4-5 aya varan bekleme sürelerine maruz kalabilmektedir. Türkiye’nin birçok ilinden Ankara’ya gelen gazilerimiz, uzun uğraşlar sonucu hastanede kalarak malzemelerini alabilmektedir.
? Döviz kurumdaki dalgalanma, fiyatları fahiş biçimde artırmış olup protezi eskiyen gazilerimiz, tamir ettirerek tekrar kullanmak zorunda kalmaktadırlar.
? Gazilerimiz sağlık işlemleri için Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittiklerinde ‘yatış’ işlemi yapmak zorunda kalmaktadırlar.
? Yatan hasta olarak işlem gördükleri için ise Sosyal Güvenlik Kurumu’na ek yatak ücreti de fatura edilmektedir.
? Kurul, ilk hafta protezin kullanılamaz durumda olup olmadığını görüşmekte, ikinci hafta başka bir kurul uygun görülen protezin tespitini yapmakta ve üçüncü hafta ise protezle işlem yapmaya hak kazanılmaktadır.
? Yoğunluk nedeniyle 3-4 ay sonrasına randevu verilmektedir.
“TERÖRLE MÜCADELE SIRASINDA YARALANIP GAZİ SAYILMAYANLARA VERİLEN SÖZLER MUTLAKA TUTULMALI”
Güneydoğu’daki bir terör operasyonunda mayına basarak bacağını kaybeden ve İzmir’de yaşayan gazimizin anlattıkları gerçekten üzücüdür. Gazimiz, ‘Ankara’ya tek başıma gidemiyorum, eşim de geliyor. Kalma ve ulaşım masrafını karşılamakta zorlanıyoruz. Bazı gazilerin protezi yok, yurt dışından gelmesini bekleyen Gaziler var’ şeklinde durumunu dile getirmektedir. Terörle mücadele sırasında yaralanıp gazi sayılmayan kahramanlarımızın durumu da mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu kahraman evlatlarımıza iktidar tarafından verilen ancak şimdi unutulan sözler mutlaka tutulmalıdır.
“CHP, ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİMİZ YARARINA OLACAK TÜM KANUN TEKLİFLERİNİ HER ŞARTTA DESTEKLEYECEK”
Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm bu sorunların takipçisi olunmuş, gündeme getirmekten ve çözüme kavuşturulmaları için gayret göstermekten asla vazgeçilmemiştir. Şehit ve Gazilerimiz konusunda TBMM’ye verilen kanun teklifleri incelendiğinde, yüzde 71’nin CHP tarafından verildiği görülmektedir. CHP bundan sonra da TBMM’de çözümler için en önde mücadele eden parti olacak, kimden gelirse gelsin şehit aileleri ve gazilerimiz yararına olacak tüm kanun tekliflerini her şartta destekleyecek, özellikle şehit aileleri ve gazi dernekleri ile kesintisiz iletişimini sürdürecektir.
“CHP, ŞEHİT AİLELERİMİZ VE GAZİLERİMİZ İÇİN SORUN VE SIKINTILARINI ANLATABİLECEKLERİ LİMANLARDIR”
Buradan bir kez daha ifade ediyorum; CHP Genel Merkezi, İl Başkanlıkları ve İlçe Başkanlıkları şehit ailelerimiz ve gazilerimiz için sorun ve sıkıntılarını anlatabilecekleri limanlardır. Seslerini duyurmak için elimizden geleni yapacağımıza emin olabilirler. Ayrıca, aziz şehitlerimizin aileleri ve kahraman gazilerimiz, sıkıntı, dilek ve önerilerini CHP Genel Merkezi’nin chp@chp.org.tr e-yazışma adresine elektronik ortamda iletebilirler.”
]]>Bursa’daki basın mensuplarıyla bir araya gelen AK Parti Nilüfer Belediye Başkan adayı Celil Çolak, Nilüfer için ortaya koyduğu vizyonu ve projelerini anlattı. Çolak, “Öyle inanıyorum ki Nilüfer’i ‘Gerçek Belediyecilik’ ile buluşturacak; şehir estetiği, kimliği ve ruhu olan, geleceği bugünden planlanmış, her bir ferdinin hayat kalitesi ve standardı yükseltilmiş bir Nilüfer’i, birlikte inşa edeceğiz. Nilüfer’in hak ettiği değeri alması için tüm projelerimiz hazır. Her adımı açıklık, dürüstlük ve hesap verebilirlik temelinde atacağız. İnsan odaklı çalışmaları esas alacağız. Son 20 yılda, dünya da Türkiye de çok değişti. Ancak üzülerek görüyorum ki, Nilüfer bu değişime, son 20 yılda ayak uyduramadı. Ülkemizin yakaladığı gelişim, ilçemize aynı oranda yansımadı. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin gündelik yaşama her geçen gün daha da etki ettiği yepyeni bir dünya var artık” diye konuştu.
“Gerçek belediyecilik vizyonu”
Şehirler, dünyadaki hızlı değişime ayak uyduran, cesur, bilimin ve teknolojinin gereklerini yerine getiren ama “şehir ve insan” arasındaki organik ilişkiyi de asla göz ardı etmeyen; “insan öncelikli, hizmet odaklı” bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Çolak, bu yaklaşımı, gerçek belediyecilik vizyonu olarak tanımladı. Bu vizyon, hem bugünün değişen taleplerini daha kolay ve kapsamlı karşılamak hem de geleceğin ihtiyaçlarına hazırlanmak hedefini taşıdığını savunan Başkan adayı Celil Çolak, ortaya koyduğu vizyonu ve projelerini sosyal belediyecilik, çevre, kentsel tasarım uygulamaları, ulaşım, turizm, eğitim, istihdam, akıllı şehircilik, sağlık, tarım, spor ve kültür başlıkları altında tanıttı. Projelerin hayata geçirilmesi için Nilüferli hemşehrilerinin desteğine ihtiyacı olduğunun altını çizen Çolak; ‘Değişime var mısınız?’ sorusunu yönelterek konuşmasına şu sözlerle devam etti;
“Değerli Nilüferli Hemşehrilerim, güzel ilçemizi hak ettiği hizmetlere kavuşturmak, bilim ve teknolojinin önderliğinde Nilüfer’i değiştirmeye var mısınız? Herkesi kucaklayan; katılımcı, adil, demokratik belediyecilik anlayışı ile ilçemizi birlikte yönetmek için, değişime var mısınız? ‘İnsan öncelikli, hizmet odaklı’ anlayışla; Nilüfer’e yeni eserler, yeni değerler kazandırmak için, değişime var mısınız? Bu arzuyu benimle birlikte sizlerde de görüyorum:
Nilüfer hazır, Nilüfer kararlı. Bu sefer çok farklı! Öyle inanıyorum ki Nilüfer’i ‘Gerçek Belediyecilik’ ile buluşturacak; şehir estetiği, kimliği ve ruhu olan, geleceği bugünden planlanmış, her bir ferdinin hayat kalitesi ve yaşam standardı yükseltilmiş bir Nilüfer’i, birlikte inşa edeceğiz.”
Hizmet ve eser siyasetinden taviz verilmeyen, teknolojik ve dijital yaklaşımlardan yararlanarak yenilikçi ve öncü uygulamaların hayata geçirildiği, yerel hizmetlerin toplumun tüm kesimlerine ayrım gözetmeden ulaştırılacağını ifade eden Çolak, vizyon ve projelerini ise tek tek sıraladı.
“Kamu kaynakları adil ve hakkaniyetli dağıtılacak”
Hizmet ve karar süreçlerinde her daim kamuoyunun talep ve görüşlerine başvurulacağını belirten Çolak, “Kamu kaynaklarının şehirde adil ve hakkaniyetli dağıtımının sağlandığı, hemşehri hukukuna riayet edilen, hizmet kalitesinin her geçen gün yükseltilerek sürdürülebilirliğinin mümkün kılındığı bir Nilüfer inşa edeceğiz” dedi.
“Toplumun tüm kesimleri hizmetlerin merkezinde yer alacak”
Ailelerin, kadınların, çocukların, gençlerin, engellilerin, yaşlıların, gazilerin, şehit yakınları ve ihtiyaç sahiplerinin; hizmetlerin merkezinde yer aldığı bir Nilüfer olacağını belirten Çolak, “İstihdamdan eğitime, sağlıktan ulaşıma kadar her alanda dezavantajlı toplumsal grupların yönetime katılmasına, belediye hizmetlerinden eşit, adil ve hakkaniyetli bir şekilde yararlanmasına öncelik verilen bir Nilüfer’i hep birlikte yöneteceğiz. Mimarisi özgün, kimliğini ön plana çıkaran nitelikli kentsel tasarım uygulamalarına, tarihi ve kültürel birikimiyle uyumlu yerleşim alanlarına sahip, herkes için erişilebilir kentsel hizmetlerin sunulduğu, doğaya ve çevreye saygılı bir Nilüfer. Sürdürülebilir şehirleşme modeli ile depremin yanı sıra küresel iklim değişikliğiyle artış gösteren sel, su stresi, tarımsal kuraklık gibi afet ve etkilere karşı dirençli, sosyal ve ekonomik riskler başta olmak üzere her türlü kırılganlığa karşı güvenli bir Nilüfer olacak” diye konuştu.
“Farkını ortaya koyan eser ve hizmetler”
Yenilenebilir enerji, döngüsel ekonomi, emisyon azaltımı, entegre atık yönetimi, yeşil ve dijital dönüşüm alanlarına yatırım yapan bir Nilüfer planladıklarını belirten Çolak, “Bütüncül, özgün ve fark oluşturan eser ve hizmetlerle buluşan bir Nilüfer’i inşa edeceğiz. Üniversiteler, teknoloji transfer bölgeleri, merkezi idare kuruluşları, belediye birlikleri, sivil toplum kuruluşları ve diğer tüm paydaşlarla birlikte hareket eden, ortak akıl ile yönetilen, katılımcı bir Nilüfer. Akıllı ve modern teknolojileri kullanarak şehir planlamasını, kentsel dönüşümü, sosyal politikaları etkili, verimli ve koordineli yönetmek için bütünleşik modelleri geliştiren bir Nilüfer’i Bursa’ya kazandıracağız. Nitelikli iş gücü oluşturma ve sürdürülebilir kalkınma için girişimci ve yenilikçi uygulamaların desteklendiği bir Nilüfer ortaya çıkacak. Mahallelerin sosyoekonomik kalkınmasının desteklendiği, belediye hizmetlerinin bu mekanlara ulaşmasının kolaylaştırıldığı bir Nilüfer. Yapay zeka, büyük veri, açık veri, robotik teknolojiler, nesnelerin interneti, insansız hava araçları, dijital ikiz gibi yeni nesil teknolojilerin belediye hizmetlerine dahil edilerek hizmet kalitesinin yükseltildiği; vatandaşın hayatının kolaylaştırıldığı, karar alma süreçlerine daha fazla katılımın sağlandığı bir Nilüfer olacak” şeklinde konuştu.
Şehrin ve toplumsal hafızanın devamlılığını sağlayacak, şehir-medeniyet ilişkisini göz ardı etmeyen, mevcut şehir dokusu ile ilişkisini devam ettirebilen sosyal, kültürel ve yeşil alanlarıyla örnek olan bir Nilüfer’i Bursalılarla buluşturacaklarını belirten Çolak, “Gençler, kadınlar ve dezavantajlı gruplar başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin üretime katılımını teşvik eden modellerin geliştirildiği bir Nilüfer. Kadınların çalışma hayatına dahil olmasını kolaylaştırmak için kreşlerin, bakım merkezlerinin ve mesleki eğitim imkanlarının artırıldığı bir Nilüfer. Kadınların yanı sıra engelliler ve yaşlılar gibi dezavantajlı grupların üretken hale gelmesinin ve kendi istekleri doğrultusunda çalışma hayatına katılımlarının desteklendiği bir Nilüfer. Kamusal mekan tasarımında özel ihtiyaç sahibi bireylerin, çocukların, yaşlıların, kısacası şehrin tüm sakinlerinin konforlu, kesintisiz ulaşımını sağlayacak, yaya hareketliliğini artıracak uygulamaların yaygınlaştırıldığı bir Nilüfer’i hep birlikte yöneteceğiz” dedi.
Kendisine güvenilmesini ve inanılmasını isteyen Çolak, “Söz veriyorum. Mevcutta olan bütün yanlışları değiştireceğiz. Doğru olanların üzerine daha fazla doğru katacağız. İyi bir yönetim izleyeceğimden de kimsenin şüphesi olmasın. Vatandaşların bize destek vermesiyle daha bir Nilüfer’de birlikte yaşayacağız. Yönetim anlayışı değişecek, Nilüfer coşacak” diye konuştu.
“Yüzde 62 ile kazanacağız”
Rant denilen şey başkalarının cebine değil, Nilüferli’nin cebine gireceğini belirten Çolak, “Hizmet olarak, sosyal proje olarak, ekonomik durumu iyi olmayan kişilere sosyal yardım olarak girecek. Gecen yerel seçimlerde, yüzde 35’e yüzde 62 olarak görülüyor. Şimdi biz iddia ediyoruz. Yüzde 62 alacağız. Bunun sinyalini sokakta görüyoruz. Seçmenler bize, ‘bıktık, bıktık, bıktık’ diyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nden arkadaşlarım beni arayak, ‘oyumuz sana’ diyor. Ben bile şaşırdım. ‘Ben yanlış bir partinin adayı mıyım? AK Partili arkadaşlarımızla espirili bir şekilde takılıyoruz” şeklinde konuşmasına son verdi.
MHP Nilüfer İlçe Başkanı Levent Karakoç ve AK Parti Nilüfer İlçe Başkanı Furkan Alpaslan ise yaptıkları selamlama konuşmasında şu cümlelere yer verdi;
“Allah nasip ederse, Celil Çolak başkanımızla bu değişimi gerçekleştireceğiz. İnşallah Nilüfer’i hak ettiği belediyecilik anlayışına taşıyacağız. Türkiye yüzyılı vizyonu doğrultusunda, Türkiye’nin il ve ilçelerini gerçek belediyecilikle tanıştıracağız. Türkiye yüzyılı şehirlerini inşa edeceğiz.” – BURSA
]]>2023-2024 Eğitim Öğretim Yılı Okul Spor Faaliyetleri çerçevesinde düzenlenen Basketbol Spor Dalı Yıldızlar Kategorisi Grup Yarışmaları Bölge Elemeleri Batman’da gerçekleştirildi. Muş’un gözde okullarından Vali Adil Yazar Ortaokulu’nun Yıldız Kızlar Basketbol Takımı, Muş il birincisi olarak bölge şampiyonasına katıldı. Muş’ta 3 yıl önce kurulan ve tek potası olan okul bahçesinde antrenmanlarını gerçekleştiren Yıldız Kızlar Basketbol Takımı, büyük bir başarıya imza attı. Yaz tatillerinde okul bahçesinde hazırlıklarını sürdüren ekip, Batman’da düzenlenen bölge şampiyonasında Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa’nın bulunduğu grupta şampiyonluk elde ederek adlarını Türkiye yarı finallerine yazdırdı.
Tek bir potaya sahip olan okul bahçesinde antrenman yapan sporcular, daha iyi imkanlarla daha büyük başarılar elde edebileceklerine inanıyor. Takım, önlerindeki Türkiye yarı finallerine hazırlıklarına devam ederken Muş’u en iyi şekilde temsil etmek için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Yıldız Kızlar Basketbol Takımını turnuvaya hazırlayan beden eğitimi öğretmeni Yusuf Altıok, iki yıl üst üste bölge şampiyonu olduklarını belirterek, “Turnuvalara hazırlanmak için genellikle yaz tatillerimizde okulumuzun bahçesinde çalışıyoruz. Bu yıl da geçtiğimiz günlerde Batman’da düzenlenen bölge şampiyonasında Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa’nın olduğu grubu şampiyonlukla tamamlayıp önümüzdeki ay Mardin’de yapılacak olan Türkiye yarı finaline katılmaya hak kazandık. Geçtiğimiz son 3-4 yıl içerisinde büyük emekler verdik. Bu emeklerin meyvesini almak hem kendim adına hem de çocuklarımızın adına çok gurur verici. Çok mutluyuz. Umarım yarı finallerde geçtiğimiz seneki başarımızı tekrar yakalayarak Türkiye’de son 16’ya kalmaya hak kazanırız. Hedefimiz bu yönde. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde tüm rakiplerini namağlup bir şekilde yenerek şampiyonluk kupasını buraya getirdik” dedi.
Vali Adil Yazar Ortaokulu 8. sınıf öğrencilerinden ve takımın önemli sporcularından Zeynep Duzener ise tek potası olan okuldan bölge şampiyonluğuna ulaştıklarını ifade ederek, “Burada zor şartlarda antrenmanlar yaptık. Okulumuzun tek bir tane potası var. O potayla biz buralara geldik. Sadece güzel bir spor salonu istiyoruz. Boş bir alanımız var. Oraya güzel bir tane spor salonu istiyoruz. Biz buralara böyle küçük bir sahada geldiysek, bizim bir spor salonumuz olsa daha iyi yerlere geleceğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Vali Adil Yazar Ortaokulu 8. sınıf öğrencilerinden Rana Şimşek de, kapalı bir spor salonu istediklerini ifade ederek, “Yakaladığımız başarılarla Muş’u daha iyi yerlerde temsil etmeyi istiyoruz. Muş’ta çok iyi olan öğrenciler var. Bu imkanları daha çok bize sunarlarsa, daha güzel yerlerde temsil edeceğimize de inanıyoruz. İki yıl üst üste bölge şampiyonu olduk. Umarım bize bir saha yaparlar ve orada Türkiye’yi daha güzel bir şekilde temsil etmek için çalışırız, çabalarız. Bence tek isteğimiz bize birazcık daha imkan verilsin. Okulumuz hem akademik hem de sportif olarak çok başarılıdır. Çok iyi olan oyuncularımız var, her branştan iyi olan öğrenciler, oyuncular var. Bizim tek istediğimiz kapalı ve güzel bir spor salonudur. Çünkü öyle bir spor salonumuz olursa daha güzel yerlere gelebiliriz” ifadelerini kullandı. – MUŞ
]]>Bu hafta; Maviydi Bisikletim (Yeni Oyun), Fosforlu Cevriye, Ben Medea Değilim, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi, Yatak Odası Komedisi, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Zehir, Sivrisinekler, Kuğunun Şarkısı, Fındıkkıran, Herkes Sihirbaz Olacak, Benim Küçük Yıldızım, Rüya, Bir Gece Masalı, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bekçi ile Postacı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Şimdi Değil Sonra”(Behçet Necatigil)
Şimdi Değil Sonra, Behçet Necatigil’in şiir evrenine özel bir yolculuk. Şairin şiirlerinden yapılan uyarlama, merkezine şairin Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca şiirini alıyor. Yıldıray Şahinler’in Behçet Necatigil’in şiirlerinden yola çıkarak oyunlaştırdığı, Levent Üzümcü, Derya Çetinel ve Cihat Faruk Sevindik’in rol aldığı “Şimdi Değil Sonra”, Müze Gazhane Meydan Sahne’de 25 Şubat 2024 Pazar tarihinde saat 18.00’de seyirciyle buluşacak.
Bu Haftanın Programı (21-25 Şubat 2024)
MAVİYDİ BİSİKLETİM (Yeni Oyun)
Gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemle, ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir.
Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkümudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.
Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…
“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
RÜSTEMOĞLU CEMAL’İN TUHAF HİKAYESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale’ye ve nihayet Ayvalık’a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem’in, Cemal’in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ
Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 21-24 Şubat 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 24 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Çocuk Oyunları
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor.
E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır.
William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş)
Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 25 Şubat 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Tekin, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) ve İstanbul Hazır Giyim İhracatçıları Birliğinin (İHKİB) işbirliğiyle YTÜ Davutpaşa Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Eğitimde Yapay Zeka Zirvesi”ndeki konuşmasında, ülkenin eğitim öğretim sürecindeki yükünü Bakanlığın tek başına kaldıramayacağını, bu süreci yürütmek için toplumun tüm kesimlerinin desteğine ihtiyaçları olduğunu söyledi.
Bu yükü Türkiye’deki gerçek ve tüzel kişiler, aileler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle beraber omuzlamak istediklerini dile getiren Tekin, bu tür işbirliklerini ve protokolleri hep savunduğunu kaydetti. Bu anlamda kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle işbirliği yapmaya devam edeceklerini anlatan Tekin, destek olanlara teşekkür etti.
Tekin, zirvenin konusunun eğitimde yapay zeka uygulamalarının kullanılması olduğuna dikkati çekerek, dünyanın çok hızlı geliştiğini, bilgilerin ve kullanılan enstrümanların da çok hızlı biçimde değiştiğini aktardı.
Modernleşme, çağdaşlaşma ve teknolojinin kullanımı bugün tartışılırken, 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinde de benzeri argümanlarla tartışıldığına işaret eden Tekin, “Teknolojiyi kullanacağız, teknolojiden faydalanacağız ama kullandığımız teknolojinin, yeni araçların, toplumsal yaşamımızda, ahlakımızda, yapımızda ne tür değişiklikler yapabileceğini de öngörmemiz gerekiyor. Bütün bu yenilikler, insanlığımıza, temel hak ve hürriyetlerimize, mahremiyetimize, ürettiklerimize ne tür katkılar veriyor, bizden neyi alabilir, korumak istediğimiz hangi değerleri tahrip edebilir ya da ortadan kaldırabilir, bunu tartışmak gerekiyor.” diye konuştu.
Bakan Tekin, yapay zeka robotu ChatGPT’ye değinerek, üniversitelerde öğretim üyeleri ve okullarda öğretmenlerin, öğrencilerin tez ya da benzeri ödevlerini kendi emeğiyle hazırlayıp hazırlamadığı konusunu tartışmaya başladığını, bunun ahlaki bir durum olduğunu kaydetti.
Sınıflarda yaklaşık 620 bin etkileşimli tahta kullanılıyor
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, konuşmasında Bakanlığın teknolojik altyapısıyla ilgili bazı rakamları da paylaştı.
“Eğitimde FATİH Projesi”ni anımsatan Tekin, bu projenin ana temasının, eğitim öğretim süreçlerinde teknolojik yenilikleri kullanabilmek üzerine kurgulandığını ve 4 farklı enstrümanı bulunduğunu dile getirdi.
Projenin enstrümanlarından birinin, Bakanlık bünyesindeki okulların, kamuoyunda “akıllı tahta” olarak bilinen “etkileşimli tahta”larla donatmak olduğunu aktaran Tekin, halen sınıflarda yaklaşık 620 bin etkileşimli tahtanın kullanıldığını ifade etti.
Etkileşimli tahtaların kullanıldığı sınıflarda internet altyapısının da oluşturulduğunun altını çizen Tekin, “Şu an okullarımızın tamamında farklı niteliklerde internet altyapısı mevcut durumda. 60 bine yakın, Milli Eğitim Bakanlığının kendi bünyesindeki resmi kurumun tamamında internet erişim hizmeti veriyoruz.” bilgisini paylaştı.
EBA platformu öğretmenlerin içerikleriyle zenginleştirilecek
Bakan Tekin, FATİH Projesi’nin diğer enstrümanının da “Eğitim Bilişim Ağı (EBA)” platformu olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu anda EBA platformumuzda, 2011’den itibaren sürekli kendini revize eden, kendi içinde kurduğu mini bir talim terbiye kurulu benzeri işlev gören bir komisyonla beraber içerikleri tamamen denetlenmiş biçimde, eğitim öğretim süreçlerini destekleyecek yaklaşık 2 bine ait dersle ilgili olarak 100 bine yakın içerik mevcut. Ders konu anlatım videoları, zenginleştirilmiş kitaplar, yardımcı kaynak, öğretmen ve öğrencilerimizin kullanabileceği her türlü materyal EBA platformunda mevcuttur. EBA platformunu sadece görevli ve yetkili kişiler tarafından değil, 1 milyonun üzerindeki öğretmen arkadaşlarımızın tamamının katkısını alabileceğimiz şekilde zenginleştirilecek bir ortama kavuşturacağız. Ne demek istiyorum? 1 milyon öğretmenimizin her birinin, her bir konuyu, her bir kazanımı anlattığı, kendisini geliştirdiği, kendince metodoloji ürettiği, kendince değişik yöntemlerle ders anlattığı yöntemler var. Bunların her birinin talim terbiye kurulu benzeri bir yapı üzerinden denetlenerek EBA platformuna yeniden konulmasıyla ilgili süreci başlatacağız. Daha önce bunu yürütmüştük, yine aynı şeyi yapacağız.”
Tekin, FATİH Projesi kapsamında 500 bine yakın öğretmene, eğitimde teknoloji kullanımına ilişkin kurslar verdiklerini kaydetti.
Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) sisteminden de bahseden Tekin, ÖBA üzerinden yaklaşık 85 bin öğretmene eğitim teknolojilerinin kullanılmasına ilişkin eğitimler verdiklerini, bu ve benzeri eğitimlerin çok fazla miktarda bulunduğunu, devamının da geleceğini sözlerine ekledi.
]]>31 Mart yerel seçimleri öncesinde bugün Ordu’nun ardından Giresun’a gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Valilik binası yanındaki miting alanında Giresunlular’a seslendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Giresun’un daha önceki seçimlerde her zaman Türkiye ortalamasının üzerinde AK Parti’ye destek verdiğini ve yine kendine yakışanı yapacağını söyledi. Erdoğan, “Biliyorsunuz önümüzde çok kritik bir seçim daha var. Bundan 45 gün sonra hep birlikte tekrar sandıklara gideceğiz. Bu sefer il, ilçe ve beldelerimizi yönetecek kadroları belirleyeceğiz. Giresun’dan yine rekor bir oy alacağımızdan şüphe duymuyorum. Giresun’un 31 Mart’ta da sandıkları patlatacağını yürekten inanıyorum” diye konuştu.
“Ukrayna, Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık”
Ülkemizin içinde yer aldığı coğrafyanın sancılı günlerden geçtiğini belirten Erdoğan “Karadeniz’in hemen öte yakasında iki komşumuz arasındaki savaş 2. yılını doldurmak üzere. Rusya ve Ukrayna savaşında şimdiye kadar on binlerce insan öldü, on binlercesi yaralandı yüz binlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Sizlerde o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğalgaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğalgaz aynı şekilde devam etti. Şuanda Karadeniz doğalgazı devam ediyor. Hani olmayacaktı ama bak bizde oluyor. Gabar’da petrol çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaptan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye tüm zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri oldu. Salgın döneminde üretimden istihdamdan taviz vermedik. Destek ve hibe programlarımızda toplumumuzun yanında yer aldık. Güçlü ve modern sağlık altyapımız sayesinde hiçbir vatandaşımızı çaresiz bırakmadık. Ukrayna, Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa davet etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığını asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere Batılıların gözünden değil milletimizin zaviyesinden baktık. Siz ne diyorsanız o dedik. Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa milletimiz için en iyisin en doğrusu neyse onu yapmanın gayretinde olduk” şeklinde konuştu.
“Zaman bizi haklı muhalefeti yine haksız çıkardı”
“Kardeşlerim zaman bizi haklı muhalefeti yine haksız çıkardı” diyen Erdoğan “Bunun elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı. Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun ile birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenli açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazını geldik ne Batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık. Çok iyiplanlad7ık ve kararlılıkla hayatı geçirdik. Böylece Türkiye’yi çok tehlikeli bir süreçten tek bir vatandaşımız kılına dahi zarar gelmeden çıkarmayı başardık. Bugünde attığımız her adımı Türkiye eksenli atıyor milletimizin ve devletimizin menfaatlerini düşünüyoruz. Karadeniz’den Orta Doğu’ya bölgemiz bir yangın yerine dönmüşken yeni düşmanlıklar, yeni gerilimler olmasın diye çaba harcıyoruz. Çok açık ve net ifade etmek isterim bizim dış politikada tek bir amacımız vardır o da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğalmaktır. Türkiye yüzyılının aynı zamanda barışın yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle işbirliğimizi geliştirmek başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıkları takılıp kalmak yerine işbirliği alanlarına odaklanmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
“Vahdet olmadan rahmet olmaz”
Konuşmasına “Vahdet olmadan rahmet olmaz” diyerek sürdüren Erdoğan, “Bilhassa Gazze’de akan kanı durdurmak İsrail’in katliamların önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanları ile ticaret ve yatırımların yanı sarı Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle de işbirliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içerisinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Önümüz Ramazan. İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail açlıkla Gazzelileri teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insanı yardımların kesintisiz ve ihtiyaç miktarınca ulaştırılmasıdır. Ramazan’dan Gazze’ye daha fazla el uzatmamız daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. Unutmayın kim sabrederse zafere o ulaşır. Bu yardımların sevkinde de Mısır’la işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısır ile beraber hareket edeceğiz” dedi.
“Onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne Filistin’deki işgal ve yıkım var”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hassasiyetlerini CHP ve şurekasının anlamadığını ifade ederek “Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’da ne Afrika ile ne de Gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizlerde görüyorsunuz. CHP’nin acemi Genel Başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler. Varsın CHP ve şurekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor. Bundan dolayı biz dış politikada adımlarımızı atarken daha önlerini dahi görmekten aciz muhalefete değil size bakıyoruz. Milletimize bakıyoruz. Milletimizden ne derse onu yapıyor devletimizi neyi gerektiriyorsa devletimizle onu yapıyoruz. İnşallah bundan sonra milletin çizdiği istikamette yürüyeceğiz. Bize uzatılan barış elini havaya kesinlikle bırakmayacağız. Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz. Fitnecilerin aramıza nifak tohumları ekmesine müsaade etmeyeceğiz. Türk ve İslam dünyası olarak birlik, beraberlik dayanışma içerisinde hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizin her alanda yar ve yardımcısı olsun. Dayanışma hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizin her alanda yar ve yardımcısı olsun diyoruz. CHP’li yöneticilerin verdiği belediyeler meydan muharebesi öncelikle CHP’ye gönlü veren vatandaşlarımızı ilgilendirir. Tek bildikleri iş kavga, ayak oyunu, kumpas ve dalavere olanlarla bizim boşa harcayacak tek bir saniyemiz dahi bulunmuyor. Biz iş yapmanın eser üretmenin, hizmet etmenin gayretindeyiz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının son bölümünde Giresun’a iktidarları döneminde yaptıkları hizmetleri tek tek sıralarken, ardından partisinin il, ilçe ve belde belediye başkanlarını tanıttı. – GİRESUN
]]>Gençlerbirliği Teknik Direktörü Sinan Kaloğlu ve Sportif Direktör Emrah Yıldız, Beştepe İlhan Cavcav Tesisleri’nde basın mensupları ile sohbet toplantısında bir araya geldi. Kaloğlu, Eryaman Stadyumu’nun zemini ve oyuncu sakatlıkları hakkında konuştu.
“Bizim stadımız Eryaman Stadı”
Gençlerbirliği olarak müsabakaları Eryaman Stadyumu’nda oynamak istediklerini belirten Sinan Kaloğlu, “Bizim stadımız Eryaman Stadı. Sezon başında stat bakımda olduğu için Keçiörengücü bize kapılarını açtı. Biz sezon başında maçlarımızı orada oynadık. Fakat kulübümüzün sattığı kombine biletler ve localar var. Ayrıca reklam anlaşmaları var. Bunların hepsi Eryaman Stadyumu’na göre anlaşmaya varılıyor” diye konuştu.
“Saha zemini yüzünden ben oyuncumu kaybettim”
Kaloğlu, Eryaman Stadyumu’nun zeminiyle ilgili son dönemdeki açıklamalarından önce MKE Ankaragücü ve Trabzonspor tarafından da açıklamaların olduğuna dikkat çekerek, “Saha zemini yüzünden ben oyuncumu kaybettim. Benim en etkili oyuncularımdan birinin çapraz bağları koptu ve sezonu kapattı. Gaziantep’teki statta tek takım oynuyor onun da zemini bozuk. Genel anlamda Türkiye’deki statların zeminleri bozuk. Bizimki daha tehlikeli boyuta geldi. Çünkü oyuncumun sakatlığını gözümün önünde gördüm. Haliyle benim canımı acıtıyor. Federasyon yetkilileri sadece bizim sahayı değil tüm sahaları kontrol etmek zorunda. Önce futbolcunun sağlığı önemli. Kulüpler, futbolculara çok büyük yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı.
“Taraftarımızı da Eryaman Stadyumu’nda görmek isteriz”
Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) Gençlerbirliği’nin Eryaman Stadyumu’nda maç oynamaması ve tekrar yeni adres istemesi halinde nasıl bir yol izleyecekleri hakkında yöneltilen soruya Sinan Kaloğlu, “Bununla alakalı itirazlarımızı ederiz. Biz de play-off içinde yer alan bir takımız. Taraftarımızı da Eryaman Stadyumu’nda görmek isteriz. Sahanın durumu her iki takım için de belirleyici olacak. MKE Ankaragücü, Süper Lig’de mücadele veriyorlar, biz de play-off grubu için mücadelemizi sürdürüyoruz. Bekleyip göreceğiz” diye cevap verdi.
“Her hafta play-off gruplarına karşı oynuyoruz”
Gençlerbirliği’nin son dönemdeki maçlarında bitiricilik anlamında sorunlar yaşamasının hatırlatılması üzerine Kaloğlu, “Bodrum maçında biz iyi oynadık. Sadece gol atamadık. Hatta boş kaleleri kaçırdık. Çorum maçında da kötü oynamadık, son 30 dakika rakibimiz 10 kişi kaldıktan sonra bir baskı kuramadık. Yine pozisyonlarımız vardı, direkten dönen toplarımız vardı. İkinci yarının ilk maçında Ümraniyespor ile oynadık ve kaçırdığımız net pozisyonları gördünüz. Biz her hafta play-off gruplarına karşı oynuyoruz. Geniş kadrosu olan, kaliteli oyunculara karşı oynuyoruz. Biz iyi bir mücadele gösteriyoruz ama skor alamıyoruz. Skor almakla, takımın kötü oynaması arasında fark olduğunu düşünüyorum. Çorumspor, Ümraniyespor ve Eyüpspor gibi takımlar bizden çok daha büyük bütçelerle kurulmuş, kadro derinliğine sahip takımlar. Maalesef gol yollarındaki beceriksizliğimiz, şansızlığımız bizim sonuç almamızı engelledi” değerlendirmesinde bulundu.
Emrah Yıldız: “Burada en son yargılanacak kişiler teknik direktörler”
Eryaman Stadyumu’nun bakım masraflarının Gençlerbirliği ve MKE Ankaragücü tarafından karşılandığını dile getiren Sportif Direktör Emrah Yıldız, “O zaman Ankaragücü’ndeydim, şampiyon olduğumuzda Osmanlı Stadı’nda oynamıştık. Malatya maçını iç sahada oynamıştık, federasyon Beşiktaş maçında bize yazı gönderdi, bir anda maç Kayseri’ye alındı. Yıllardır bu sorun hep gündemde. Burada en son yargılanacak kişiler teknik direktörler. Marka değeri diyoruz ama Türkiye’deki sahaların hali belli. Federasyonun sporcu sağlığı için devreye girip yaptırım uygulaması gerekiyor” dedi. – ANKARA
]]>Keçeli, Dışişleri Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında gündemi değerlendirdi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in olası Türkiye ziyaretine değinen Keçeli, “resmi tarihin” hiçbir zaman açıklanmadığını hatırlatarak, ziyaretin her zaman gündemde olduğunu söyledi.
Keçeli, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) ile birlikte yürüttüğü bir süreç olduğunu hatırlatarak, süreç boyunca yaklaşık 33 milyon ton tahılın dünya pazarlarına ihraç edildiğini bildirdi. Girişimin önemli sonuçları olduğuna dikkati çeken Keçeli, bunları “hızla artmakta olan gıda fiyatlarının aşağı çekilmesi, Ukrayna’daki depolarda çürümek üzere olan tahılın tüketime sokulması ve Karadeniz’de belli bir istikrar ve güven ortamının yaratılması” olarak sıraladı.
Rusya’nın “kendisine verilen bazı sözlerin tutulmadığı” gerekçesiyle süreci daha fazla uzatmadığını kaydeden Keçeli, “En önemli ortaya sürdükleri gerekçe de Rusya’nın SWIFT sistemine tekrar dahil edilmemesiydi.” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’nın alternatif girişimi
Keçeli, Ukrayna’nın, girişime alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan kara sularından geçen yeni bir çalışma başlattığını, bunun da Türkiye tarafından desteklendiğini kaydetti.
Türkiye’nin bu girişimi destekleyip desteklemediğinin tekrar sorulması üzerine Keçeli, Ukrayna’nın Bulgaristan ve Romanya karasularından devam ettirdiği tahıl sürecine katkı sunmadıklarını belirterek, Türkiye’nin bunu doğru bulduğu için manen desteklediğini dile getirdi.
Keçeli, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin başka bir şekilde devamı için çalışma ve arayışlarının ilk günden beri durmadığını söyledi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin yeniden canlandırılması konusunda Türkiye’nin çabalarının devam ettiğine işaret eden Keçeli, “tarafların kendilerini barışı müzakere etmeye hazır hissettikleri” zaman Türkiye’nin bunu kolaylaştırmaya hazır olduğunu söyledi. Keçeli, “tarafların kendi iradelerinin” bu konuda önemli olduğunu belirterek, dışarıdan bir arabuluculuk girişiminin empoze edilemeyeceğini vurguladı.
Karadeniz’in güvenliğinin Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizen Keçeli, Montrö Anlaşması’nın önemine işaret etti.
Keçeli, Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından da Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ilgili maddesinin harekete geçirildiğini ve savaşan tarafların gemilerinin, bağlı bulundukları limana tek seferlik seyahatleri dışında Karadeniz’e girip çıkmalarının engellendiğini ifade etti.
Keçeli, bununla yetinmeyerek bazı ülkelerin de Karadeniz’e gemilerini sokma girişimlerine karşı diplomatik yolları kullandıklarını kaydederek, “Bu yaptığınız yanlış anlaşılabilir, bazı spekülasyonlara yol açabilir, kışkırtma gibi görülebilir şeklinde açıklamalarla engel olduk. Dolayısıyla şu anda aslında bizim girişimlerimiz sonucunda Karadeniz’de oluşan bir fiili durum söz konusu.” ifadelerini kullandı.
Sözcü Keçeli, Türkiye’nin tek temennisinin Rusya-Ukrayna Savaşının tamamen durması olduğunu belirtti.
Gazze’den tahliyeler
Keçeli, Gazze’deki Türk vatandaşlarının sayısına ilişkin bir soruya karşılık, Gazze’deki olağanüstü koşullar nedeniyle sayının tam olarak bilinemediğini söyledi. Tahliye edilmek isteyen Türk vatandaşları ve onların birinci derece yakınlarının, Filistin tarafıyla ilişkileri yürüten Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu’na müracaat ettiğini aktaran Keçeli, sürecin yerel makamlarla koordine edildiğini anlattı.
Gazze’deki koşullar nedeniyle tahliye edilmek isteyen bazı vatandaşların vefat etmiş, bazılarının kendi imkanlarıyla oradan ayrılmış ya da ayrılmaktan vazgeçmiş olabileceğini kaydeden Keçeli, “Bizim orada (Gazze’de) bir diplomatik mevcudiyetimiz yok. Ne yazık ki oradaki iletişim altyapısı İsrail tarafından tamamen yok edildiğinden bu yana bu insanlara erişimimiz de çok azaldı.” dedi.
Keçeli, Türkiye’nin Kahire Büyükelçiliği’ndeki yetkililerin düzenli olarak El-Ariş kentine gittiklerini ve onlarla düzenli görüşmeler yaptıklarını anlatarak, bazen tahliye edilmesi için izin alınan ve temasta olunan kişilerin sınır kapısına ulaşamadığını söylediklerini dile getirdi.
Bu kişilerin kimliklerini de ispat etmeleri gerektiğini, ancak kimlik veya pasaportlarının kaybolmuş ya da yıpranmış olabileceğini vurgulayan Keçeli, İsrail ve Mısır makamlarının bunu teyit etmesi gerektiğini ve Türkiye’nin de bu konuda elinden geleni yaptığını anlattı.
Keçeli, çok sayıda Türk vatandaşının aile yakınlarının Türkiye’ye geldiğini ve ilgili birimlerin bu kişilerle ilgilendiğini aktardı.
“Hiçbir ülkenin vizeyi bir şantaj kartı olarak kullanma hakkı yok”
AB’yle vize serbestisi konusunda yüzde 92 oranında sürecin tamamlandığını ve yerine getirilmemiş sadece 6 kriter olduğunu belirten Keçeli, bu konuda diğer konularda olduğu gibi Avrupa Birliği’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerektiğini söyledi.
Keçeli, Türkiye’nin bu konuyu ikili ve çok taraflı platformlarda sürekli dikkate getirdiğini dile getirerek,”Hiçbir ülkenin vizeyi bir şantaj kartı olarak kullanma, vatandaşlarımıza gündelik hayatlarında sıkıntı yaratmaya hakkı yoktur.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin İngiltere ve İtalya ile sığınmacı konusunda bir anlaşması olup olmadığına dair söylemlere ilişkin Keçeli, “Bizim hiçbir ülkeyle kendi vatandaşlarımız dışında, kimsenin Türkiye’ye geri dönüşüyle alakalı bir mutabakatımız, anlaşmamız yok. (Türkiye) Burası da bir üçüncü dünya ülkesi değil. Bence bunu kimse ciddi bir şekilde teklif edemez.” diye konuştu.
Türkiye yalnızca BMGK kararıyla uygulanan yaptırımlara dahil
Keçeli, bazı ülkelerin Rusya’ya uyguladıkları yaptırımların hatırlatılması üzerine, “Bizim yaptırımlar konusundaki tutumumuz aslında ABD başta olmak üzere tüm devletler çok iyi biliyorlar. Biz sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla uygulanan yaptırımları hayata geçiriyoruz, mevzuatımıza uyarlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bunun dışındaki tek taraflı yaptırımların, bunları uygulayan ülkeleri ve uluslararası yapılanmaları ilgilendirdiğine işaret eden Keçeli, Türk şirketlerinin ve finans kurumlarının herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmaması için tek taraflı yaptırımlar konusunda onları düzenli olarak bilgilendirdiklerini ifade etti.
Sözcü Keçeli, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar çerçevesinde küçük yatırımcıların ve şirketlerin zaman zaman bilgi eksikliğinden, hızlı ve çok kar etme beklentisiyle tek taraflı yaptırımlara konu olacak iş ilişkilerine girebildiklerini, ancak bunun sistematik bir hal almadığını ve Türk ekonomisine ciddi yansımaları olacak bir hale gelmediğini anlattı.
Keçeli, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliğine henüz atama olmamasına ilişkin, bazı yabancı temsilciliklerin kısa süreliğine bazen boş kalabildiğini anımsatarak, Türkiye’nin Lizbon Büyükelçisi olan ve Haziran 2023’te vefat eden Murat Karagöz’ün ardından da henüz bir büyükelçi ataması yapılmadığını, ancak yakında sürecin tamamlanacağını söyledi.
Bazı misyonların başında kısa bir süre misyon şefi olmayabileceğini, ancak günün sonunda bir diplomatın görevlendirildiğini aktaran Keçeli, Washington için de aynı durumun söz konusu olacağını ifade etti.
Şam yönetiminden beklentiler
Keçeli, Suriye rejimi ile ilgili normalleşmeye değinerek, geçen yıl üst düzeyde yapılan 3 toplantıda da aynı mesajları verdiklerini belirterek, “Dedik ki bizim bu süreçten beklentimiz Şam yönetiminin terörle mücadele konusunda bir ilerleme kaydetmesi, Suriyelilerin güvenli, onurlu ve gönüllü bir şekilde geri dönüşlerinin sağlanması için gerekli ortamın yaratılması ve BM öncülüğünde devam eden anayasa sürecinin siyasi sürece ciddi bir şekilde, sonuç verici bir şekilde angaje olmasıydı. Tabii, insani yardımın ihtiyaç duyulan bölgelere ulaştırılması da bizim beklentilerimiz arasında.” şeklinde konuştu.
Öte yandan, Suriye rejiminin sürekli bir ön şart sunduğunu söyleyen Keçeli, Türkiye’nin süreçten beklentileri meselesiyle (etraflı) görüşmelere başlanması için bir ön şart konulması hususunun aynı olmadığını vurguladı.
Keçeli, bu konuda Türkiye’nin duruşunun değişmediğinin altını çizerek, “Biz yapıcı ve iyi niyetli bir şekilde Şam yönetimiyle konuşmaya hazırız. Ancak Şam yönetiminin de aynı şekilde yaklaşması lazım. Bakan Fidan’ın ifadesini kullanacağım, (Şam yönetiminin) kendisi olarak konuşması lazım.” dedi.
PKK ile KYB’nin ideolojik yakınlığı
Keçeli, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile PKK arasındaki ideolojik yakınlığın Türkiye için temel sorun olduğuna ve KYB’ye bu konuda gerekli uyarıların yapıldığına vurgu yaparak, “Birincisi, Suriye’den Irak’a terörist geçişi bakımından, birtakım imkan ve kabiliyetlerin nakli bakımından, PKK’nın Süleymaniye’den destek aldığını görüyoruz. Dahası PKK’ya Süleymaniye’de serbestçe faaliyet gösterme hakkı tanındığını görüyoruz. Bir hastanesi olduğuna dair elimizde istihbarat var. Hatta oradaki bazı binaların, PKK’nın iletişim kurması için kullanıldığını da biliyoruz. Bunu biz çok uzun zamandır KYB’nin dikkatine getiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin KYB’ye tepkisini ilk etapta hava sahası kapatarak değil, KYB’nin Ankara’daki ofisini ve Türkiye’nin Süleymaniye’deki Konsolosluk Ajanlığını kapatarak gösterdiğini kaydeden Keçeli, Dışişleri Bakanlığı olarak diplomatik tedbirleri almaya devam edeceklerini ve çeşitli kurumların da KYB ile görüşmelerinin devam ettiğini düşündüğünü söyledi.
Keçeli, “Bizim için terörle mücadele, 1 numaralı gündem maddesi. Irak anayasası, Irak’ın kendi topraklarını terör örgütlerine kullandırmayacağı yönünde bir ifade içeriyor. Bizim Irak’taki tüm oluşumlardan, tüm taraflardan beklentimiz, bu anayasanın bu maddesinin gereğinin yapılmasıdır.” diye konuşarak, Irak makamlarıyla Aralık 2023’te Ankara’da yapılan güvenlik zirvesinde, Irak makamlarının ilk kez PKK’yı ortak tehdit olarak yorumladığına ve bunun gereğinin hayata geçirilmesini beklediklerine dikkati çekti.
Irak ve Türkiye’nin sonsuza dek komşu olacağını söyleyen Keçeli, “Aramızda hiçbir sorun kalmazsa, bu ancak iki halkın refahını, güvenliğini ve istikrarını daha da fazla arttırır.” dedi.
“Doğru ilkelerin doğru zamanlamayla hayata geçirilmesi halinde Libya’daki meselelerin çözüleceğini söylüyoruz”
Keçeli, Libya’da (doğu-batı) iki tarafla da görüştüklerini ve taraflara istikrarlı biçimde aynı mesajları verdiklerini belirterek, “Biz, burada konu olan isimler, taraflar değiliz. Doğru ilkelerin doğru zamanlamayla hayata geçirilmesi halinde Libya’daki meselelerin çözüleceğini söylüyoruz.” diye konuştu.
Mısır ile normalleşmenin sonuçlarının Libya’da ve Gazze’de görüldüğünü kaydeden Keçeli, bölgenin en önemli ülkelerinden ikisi olan Türkiye ile Mısır’ın işbirliğinden kötü sonuçlar doğmayacağını ve Libya’nın taraflar arasında görüşülen konulardan biri olduğunu aktardı.
“Bizim açımızdan Çin halkının meşru temsilcisi, Çin Halk Cumhuriyeti’dir”
Keçeli, Asya-Pasifik’te herhangi bir gerilim yaşanmamasının Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizerek, “Türkiye ticaret yapan bir ülke. Hammadde alıyoruz, üretilmiş malları satıyoruz. Bu yüzden, biz düzenli olarak Asya-Pasifik’teki tüm taraflara itidal çağrısında bulunuyoruz.” şeklinde konuştu.
Tayvan’da 13 Ocak’ta yapılan liderlik ve parlamento seçimlerine ilişkin soruyu yanıtlayan Keçeli, “Bizim açımızdan Çin halkının meşru temsilcisi Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Biz ‘Tek Çin’ politikası uyguluyoruz. Tayvan’daki tüm gelişmeleri de bu perspektiften takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Pakistan halkıyla siyaset üstü ilişkiler
Keçeli, Pakistan halkıyla Türk halkının tarihe dayanan çok özel ilişkileri bulunduğuna, bu ilişkilerin partiler üstü ve siyaset üstü olduğuna vurgu yaparak, önemli olanın Pakistan halkının huzur ve mutluluk içinde yaşaması olduğunu söyledi.
Pakistan’da 8 Şubat’ta yapılan Ulusal Meclis ve Eyalet Meclisi seçimleri hakkında değerlendirme yapan Keçeli, “Seçimlerin büyük oranda suhuletle tamamlandığını gördük. Bu bize memnuniyet verdi. Biz, Türkiye olarak Pakistan’da, Pakistan halkının desteğini almış tüm hükümetlerle bundan önce çalıştığımız gibi bundan sonra da çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
Gazze’ye yardımlarda İsrail engeli
Keçeli, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) hibe ettiği yardımlar çerçevesinde Mersin Limanı’nda BM yetkililerine teslim edilen 27 bin ton yardımın, İsrail’in Aşdod Limanı’na nakledildiğini belirterek, “Bu 1100 konteynerden yaklaşık 200’ünün Gazze’ye geçtiğini biliyoruz. Ancak kalanı için İsrailli yetkililer mutabakatlarını kaldırmışlar. Biz bu konuda İsrail makamlarıyla temas ettik ve sorununun çözülmesi gerektiğinden bahsettik. Bize verilen BM’nin rakamlarına göre söz konusu miktar, Gazzelilerin 3-4 haftalık un ihtiyacını karşılayacak bir miktar, çok önemli. Üstelik, raf ömrü olan bir ürün. En kısa sürede bu sorunun çözülmesini temenni ediyoruz.” diye konuştu.
1-3 Mart’ta düzenlenecek Antalya Diplomasi Forumu’na İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Temas Grubu’ndan da katılım olacağını aktaran Keçeli, şu an için 59 Dışişleri Bakanı’nın foruma geleceğinin bilindiğini ve bunun BM üyesi her 3 ülkeden 1’ine tekabül ettiğini dile getirdi.
Keçeli, Türkiye’nin birinci önceliğinin Türk halkının çıkarları olduğunu vurgulayarak, müttefiklik ilişkilerinde de bunun göz önünde bulundurulduğunu sözlerine ekledi.
(Bitti)
]]>Fenerbahçe, Süper Lig’in 25’inci haftasında Alanyaspor’u konuk etti. Akdeniz ekibi, 12’nci dakikada Loide Augusto’nun golüyle ilk yarıyı 1-0 önde tamamladı. 49’uncu dakikada Dusan Tadic’in penaltı golüyle beraberliği yakalayan Fenerbahçe, 59’uncu dakikada Edin Dzeko’nun golüyle öne geçti: 2-1. 63’üncü dakikada tekrar sahneye çıkan Loide Augusto, skora dengeyi getirdi: 2-2. Karşılaşmada başka gol olmayınca mücadele 2-2 sona erdi. Bu sonucun ardından Fenerbahçe, puanını 64’e yükseltse de Galatasaray’ın Başakşehir’i 2-0 yenip puanını 66’ya çıkartmasının ardından liderliği rakibine kaptırdı.
LİGDEKİ 11 PUAN KAYBININ 9’U İÇ SAHADA
Sezona şampiyonluk parolasıyla başlayan Fenerbahçe, bu sezon Süper Lig’de oynadığı 25 maçta 64 puan topladı. Sarı-lacivertli ekibin bu sezon yaşadığı 11 puan kaybının 9’u iç sahada geldi. Lige 10’da 10 ile başlayan sarı-lacivertliler, ilk puan kaybını 11’inci haftada Trabzonspor’a iç sahada 3-2 mağlup olarak yaşadı. Daha sonra 12’nci haftada Adana Demirspor ile deplasmanda 0-0 berabere kalan Fenerbahçe, 18’inci haftada ezeli rakibi Galatasaray ile sahasında golsüz berabere kaldı. Fenerbahçe, 21’inci haftada Samsunspor ile 1-1 ve son olarak 25’inci haftada Alanyaspor ile iç sahada 2-2 berabere kalarak iç sahadaki puan kaybı sayısının 9’a yükselmesine engel olamadı.
İÇ SAHADA KALESİNİ GOLE KAPATMAKTA ZORLANIYOR
Sarı-lacivertliler, bu sezon toplamda 65, iç sahada ise kaydettiği 38 golle ligin en fazla gol atan takımı olsa da, özellikle kendi sahasında kalesini gole kapatmakta zorlanıyor. Sarı-lacivertli ekip, iç sahada çıktığı 13 maçta kalesinde 15 gol gördü. Fenerbahçe, ligde iç sahada oynadığı son 9 maçın 8 tanesinde kalesini gole kapatamadı. Bu süreçte, sarı-lacivertli ekibin gol yemediği tek maç, Galatasaray ile 0-0 berabere kaldığı karşılaşma oldu.
EDIN DZEKO SUSKUNLUĞUNU BOZDU AMA YETMEDİ
Fenerbahçe’nin Bosna Hersekli oyuncusu Edin Dzeko, Alanyaspor karşısında ağları havalandırarak ligde 5 maç aradan sonra gol atma başarısı gösterdi. Sarı-lacivertli ekibin tecrübeli oyuncusu Edin Dzeko, 59’uncu dakikada Mert Müldür’ün ortasında arka direkte yaptığı kafa vuruşuyla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi ve takımını 2-1 öne geçirdi. Son olarak Süper Lig’in 16’ncı hafta erteleme maçında 10 Ocak 2024 tarihinde Konyaspor’a karşı oynanan maçta hat-trick yapan Dzeko, daha sonra oynanan Gaziantep FK, Samsunspor, Başakşehir, MKE Ankaragücü ve Antalyaspor karşılaşmalarında fileleri havalandıramamıştı. Edin Dzeko, Alanyaspor maçında attığı golle Süper Lig’deki gol sayısını 17’ye çıkarttı.
FATİH TEKKE’DEN FENERBAHÇE’YE BİR ÇELME DAHA
Alanyaspor Teknik Direktörü Fatih Tekke, son iki sezonda iki farklı takımla Fenerbahçe’ye iç sahada kritik puan kayıpları yaşattı. Geçtiğimiz sezonun 31’inci haftasında İstanbulspor ile Ülker Stadyumu’nda Fenerbahçe ile 3-3 berabere kalan Tekke, rakibine şampiyonluk yarışında kritik 2 puan kaybettirmişti. Bu sezonun 25’inci haftasında bu sefer Alanyaspor ile Kadıköy deplasmanına çıkan Fatih Tekke, bu sefer rakibiyle 2-2 berabere kalarak Süper Lig’de liderin değiştirmesindeki ana faktör oldu.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart yerel seçimleri kapsamında Tekirdağ’da miting düzenledi. Tarihi Valilik Binası Meydanı’nda düzenlenen mitingde halka seslenen Erdoğan, selam ve sevgilerini ilettiği Tekirdağ’ın bugün bir başka güzel olduğunu belirterek, “Tekirdağ, bizim gözbebeğimiz. Tekirdağ’ı başkaları gibi öyle hesabi değil, hasbi olarak yürekten bağlıyız. 3 Kasım 2022’den beri Tekirdağ’ın tercihi ne olursa olsun, Tekirdağ’ı hiç kaderine terk etmedik, her fırsatta Tekirdağ’ın misafiri olduk. ya partimizin kongreleri, ya açılış törenleri, ya da mitinglerimiz vesilesiyle şehrimize sık sık geldik, sizlerle hasret giderdik. Son olarak bundan 8 ay önce Tekirdağlı kardeşlerimizle birlikteydik. 14-28 Mayıs seçimlerinde temennimiz; Tekirdağ’da Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaktı ancak bu arzumuzu maalesef gerçekleşemedi. Hayırlısı olsun diyoruz, demek ki kendimizi ve projelerimizi Tekirdağlı kardeşlerimize tam olarak anlatamadık. Demek ki Tekirdağ’ı ikna etmekte yetersiz kaldık. İnşallah bu eksiğimizi 31 Mart mahalli idareler seçimlerine telafi etmeye var mıyız? Bunun için önümüzde 50 gün var, bu 50 günü çok iyi değerlendirmemiz lazım. Hata varsa düzeltecek, sıkıntı varsa giderecek şayet insanımıza ulaşma noktasında engeller varsa mutlaka aşacağız. Çok daha fazla sayıda Tekirdağlı kardeşimizin gönlüne girmenin yollarını arayacağız ama hiçbir şart altında tercihinden dolayı milletimizi asla yargılamayacak, milletimize karşı kesinlikle hürmetsizlik etmeyeceğiz” dedi.
‘TIPIŞ TIPIŞ OYUNUZU VERECEKSİNİZ DİYEN KİBİRLİ BİR DİL OLAMAZ’
Erdoğan, birleştiren bir anlayışla siyaset yaptıklarını belirterek, “Muhalefet gibi hatayı, kusuru, yanlışı oy tercihinden dolayı seçmende değil, daima kendimizde arıyoruz. Bize oy versin veya vermesin, sandığa giden, özgür iradesini ortaya koyan, kullandığı oyla demokrasimizin gücüne güç katan her bir vatandaşımızın başımızın üstünde yeri var. Hangi siyasi partiden olursa olsun seçmen velinimetimizdir. Bizi, partimizi ve ittifakımızı rakiplerimizden ayıran temel vasfımız budur. Biz de CHP gibi vatandaşa; ‘tıpış tıpış gideceksiniz, oyunuzu vereceksiniz’ diyen kibirli bir dil olamaz. Bizde oy tercihleri sebebiyle insanımızı ‘makarnacı’, ‘kömürcü’, ‘göbeğini kaşıyan adam’ yaftası vurarak aşağılama olmaz. Bizde sırf kendisine oy verilmedi diye depremzedelere hakaret etmek, mağdurları gecenin bir yarısında kapı dışarı atmak olmaz. Bizde CHP’li belediye başkanları gibi ‘oy yoksa hizmet de yok’ diye milleti açık açık tehdit etmek olmaz. Meselenin trajikomik tarafı CHP’nin sadece oy vermeyenlere değil, yüksek oranlarda oy veren il ve ilçelerimize dahi hizmet etmemesidir. Beceriksizlik, iş bilmezlik, ideolojik bağnazlık bunları öyle bir esir almış ki nereye el atsalar orası adeta kuruyor, çöküyor, çürüyor. CHP’nin idare ettiği illerimizde vatandaşlarımız bırakın vizyonel projelerle tanışmayı, klasik belediyecilik hizmetlerini dahi almakta zorlanıyor. Düşünebiliyor musunuz? Millet görev vermiş, yetki vermiş, imkan vermiş ama bunlar çıkıyor, temel atmamakla, asfalt dökmemekle, yol yapmamakla övünebiliyor” diye konuştu.
‘BİR KEZ OLSUN VATANDAŞA ÖZ ELEŞTİRİ VERMEDİLER’
Erdoğan, 14-28 Mayıs seçim süreci ve sonrasında muhalefetin depremzedelere haraket savurmaktan çekinmediğini ifade ederek, “Depremzedelerimize bugün bile hatırladıkça onlar adına hicap duyduğumuz hakaretleri savurmaktan çekinmediler. Ama bir kez olsun kendilerini hesaba çekmediler. Bir defa bile egolarını ayaklar altına alıp, vatandaşa öz eleştiri vermediler. Millete parmak sallamadan önce şöyle aynanın karşısına geçip, ‘acaba nerede hata yapıyoruz?’ sorusu kendilerine sormadılar. Bir günah keçisi bulup, hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ettiler. Son seçim yenilgisinde de tüm faturayı ’13’üncü cumhurbaşkanımız’ diyerek yere göğe sığdıramadıkları bay Kemal’e kestiler. Türkiye’yi yönetmeye namzet gördükleri zatı, kendi partilerini yönetmeye yeterli görmediler. Aziz kardeşlerim, CHP başta olmak üzere muhalefetin mazisine baktığınızda bunun gibi sayısız garabet ve skandallarla karşılaşırsınız. Anadolu insanını hiçbir zaman hizmete ve hürmete layık bulmadılar. Biraz emek verip çalışıp, ter döküp, seçmenin kalbini ve zihnini kazanmak yerine kolaya kaçtılar. Kimi zaman vesayet odaklarından, kimi zaman emperyalist güçlerden, kimi zaman da son seçimlerde olduğu gibi terör baronlarından medet umdular. Aylarca Kandil’deki terör elebaşları, bunlar için açıkça oy istedi. Öyle değil mi? Kandil’den oy istediler. Benim Tekirdağlı kardeşim, Kandil’den oy isteyenlerin uzantılarına oy verir mi? 50 gün sonra sandıklarda bunlara gereken cevabı vermeye hazır mıyız? CHP ve şürekasından bir kez olsun, bu utanmazlığa itiraz gelmedi. Bugün de kapalı kapılar ardında bölücü örgütün uzaktan kumanda ettikleri yapılarla dikkat edin, çay demlemiyorsunuz, demlenerek seçim kazanmanın hesabını yapıyorlar. Niçin bu tür yollara tevessül ediyorlar biliyor musunuz? Çünkü bunların millete ve milli iradeye saygıları yok. Bunlarda demokrasiye ve demokrasi kültürüne bağlılık yok. Türkiye’nin önünü açmak, şehirlerimizi yeni yatırımlarla geliştirmekle ilgili bir dert yok. Bunun yerine ne var? Tek parti dönemi faşizmine özlem var. Vatandaşa tepeden bakma hastalığı var, terör örgütlerine şaşı bakma zihniyeti var. Siyasi ikballeri için her şeyi yapma omurgasızlığı var. Seçim meydanlarında tutamayacakları sözleri verme hainliği var. Ama artık millet nazarında tüm kredilerini bitirmiş, sıfırı tüketmişlerdir. CHP’nin istismar ve korku siyaseti inşallah 31 Mart’ta son bulacaktır” dedi.
‘SALDIRGANLARINDAN BİR TANESİ YAKALANDI’
Küçükçekmece Belediye Başkan adayı Aziz Yeniay’ın seçim çalışmaları esnasında gerçekleşen menfur olayı bir kez daha lanetlediğini söyleyen Erdoğan, “Saldırıda yaralanan vatandaşımıza Rabbi’mden acil şifalar diliyorum. İstanbul Emniyetimiz ve İstanbul Başsavcılığımız, gerekli tahkikatı titizlikle yürütmektedir. Türkiye’nin her ne surette olursa olsun, bir güvensizlik ve huzursuzluk ortamına sürüklenmesine asla müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Son 21 yıldır olduğu gibi terör örgütleriyle, suç şebekeleriyle, çetelerle, şehir eşkıyalarıyla, milletimizin canına ve malına kasteden tüm alçaklarla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu vesileyle dünkü hadise sonrasında farklı mecralardan geçmiş olsun dileklerini ileten tüm siyasi parti genel başkanlarına teşekkür ediyorum. Siyaset kurumunun bu konudaki hassas tavrını, demokrasimiz adına takdirle karşıladığımızı burada tekrar ifade etmek istiyorum. Bir tanesi yakalandı, diğerlerini de inşallah yakalayacağız” diye konuştu.
‘TESLİM ETTİĞİMİZ KONUT VE KÖY EVİ SAYISI, 31 BİNDEN FAZLA’
Deprem bölgesine yaptığı ziyareti anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
“Sevgili Tekirdağlılar, geçen hafta ‘asrın felaketi’ olarak nitelenen 6 Şubat depremlerinin birinci seneyi devriyesiydi. 53 binden fazla insanımızı toprağa verdiğimiz bu büyük afetin yıl dönümünü, deprem bölgesinde geçirdik, depremzedelerimizle kucaklaştık, dertleştik. Bu zor günde devlet olarak yanlarında olduğumuzu, acılarını samimiyetle paylaştığımızı gösterdik. Hükümetimizin deprem bölgesini asla ihmal etmediğini ve etmeyeceğini, çok açık ve net biçimde ziyaretimizde bir kez daha ortaya koyduk. Yapımı tamamlanan afet konutları ve köy evlerinin kuralarını çekerek hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. Yalan yok, laf ola beri gele yok ve şu anda bütün illerimizi dolaşıyoruz ve hak sahiplerine de konutlarını teslim ediyoruz. Ziyaret ettiğim 5 ilimizde bizzat teslim ettiğimiz konut ve köy evi sayısı, 31 binden fazladır. Deprem turistleri görmese ve kabul etmese de devletimizin şefkat eli, deprem bölgesinin her daim üzerindedir. Durmak yok, yola devam. Bu gerçeği yurt dışından bölgeyi ziyarete gelen yabancı basın mensupları da açıkça dile getirmektedir. Sadece 11 ilimizi ve 14 milyon insanımızı değil, 85 milyon olarak hepimize acıya boğan bu afetin üstesinden Allah’ın izniyle geliyoruz ve geleceğiz. Her zaman söylediğimiz gibi gideni geri getiremeyiz ama maddi zararları telafi etmek mümkün. Bu sürecin bize hatırlattığı en önemli husus, depreme dayanıklı binalar ve konutlar yapmamız gerektiğidir. Aslında TOKİ vasıtasıyla son 21 yılda 1 milyon 300 binden fazla konut üreterek, bu konuda ciddi mesafe kat ettik. Aynı şekilde kentsel dönüşüm projelerini destekleyerek, teşvik ederek hukuki süreçlerini basitleştirerek, kararlılığımızı ispat ettik. Tüm bunları da muhalefetin engelleme çabalarına rağmen yaptık. Sizler de gayet iyi biliyorsunuz. TOKİ ve kentsel dönüşüm meselesinde bize demediklerini bırakmadılar. Vatandaşımızın zihnini bulandırmak için ortaya olmadık yalanlar attılar. Mahalle ve apartman sakinlerini örgütleyerek, kışkırtarak, hukuki destek altında provoke ederek, kentsel dönüşüm projelerini sabote ettiler. Reklama verdikleri önemin yarısını, yönettikleri şehirlerin depreme dirençli hale getirilmesine vermediler. Kentsel dönüşümle şehrini depreme hazırlamak yerine vatandaşın önüne geçip eylem yapan, nümayiş yapan, belediye başkanları bile gördük. Maalesef aynı aymazlığı bugün de sergiliyorlar. Daha bir sene önce yaşadığımız büyük acıya ve yıkıma rağmen illerimizi afetlere hazırlama konusunda elle tutulur somut hiçbir adım atmıyorlar. Benzer çarpık bakış açısının Tekirdağ’da da olduğunun farkındayım. 31 Mart’tan sonra hükümet, belediye el ele vermek suretiyle iş birliği içinde kentsel dönüşüm süreçlerini daha da hızlandıracağız. Buna hazır mıyız? Özellikle çarpık ve sağlıksız yapılaşmanın yaygın olduğu deprem riski yüksek illerimize daha fazla yoğunlaşacağız.”
‘TEKİRDAĞ’I AYAĞA KALDIRACAĞIZ’
Tekirdağ’ı, Büyükşehir Belediye başkan adayı Cüneyt Yüksel ile yeniden ayağa kaldıracaklarını söyleyen Erdoğan, “Yeniden Tekirdağ diyoruz. Genç, dinamik bir yapıyla, Tekirdağ’da merkezi yönetim ve Tekirdağ Belediyemiz el ele vereceğiz ve Tekirdağ’ı ayağa kaldıracağız. Tekirdağ’ın da bu süreçte bizlere destek vereceğine, bu mücadelemizde bizleri yalnız bırakmayacağına inanıyorum. Tekirdağ’ı tıpkı hükümet işlerinde olduğu gibi yerel yönetim tarafında da hak ettiği hizmetlerle buluşturmak istiyoruz. Tekirdağ’ın, AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın gerçek belediyecilik vizyonuna acil ihtiyacı olduğu açıktır. İnşallah 31 Mart yerel seçimleri bu noktada, Tekirdağ’ımız için bir milat olacaktır. Tekirdağ ve Tekirdağlı kardeşlerimin 31 Mart’ta sandıklara gittiklerinde en doğru, en isabetli kararı vereceklerinden şüphe duymuyorum. Tekirdağ’a soruyorum; hazır mıyız? Tekirdağ, 31 Mart’ta ‘Türkiye Yüzyılı’ şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Büyük ve güçlü Türkiye vizyonumuza sıkı sıkıya sahip çıkmaya var mıyız? Seçim akşamı Tekirdağ’la Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? Rabb’im hepinizden razı olsun” diye konuştu.
‘BİZLER DE EMANETİ SAHİBİNE TESLİM EDECEĞİZ’
Tekirdağ’a güncel rakamlarla 157 milyar liralık yatırım yaptıklarını söyleyen Erdoğan, “Asya-Avrupa koridorunun ilk parçasını oluşturan Halkalı-Kapıkule hızlı tren projemizle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. 2 kesimden oluşan bu projenin 153 kilometrelik Çerkezköy-Kapıkule kesimi ve 76 kilometrelik Halkalı-Çerkezköy hattındaki çalışmalar devam ediyor. Türkiye’yi bir bütün olarak kalkındırmanın, büyütmenin, yüceltmenin çabasındayız. Tüm bu mücadeleyi, koltuk veya siyasi ikbal uğruna değil; evlatlarımıza daha müreffeh daha güçlü ve itibarlı bir Türkiye bırakmak için yapıyoruz. Ne diyoruz? Bu millete efendi olmaya değil; hizmetkar olmaya geldik. Bizlerin de eksiği, hatası, gücünü aşan sebeplerle ortaya çıkan bazı aksaklıklar olabilir. Gün olacak, bizler de emaneti sahibine teslim edeceğiz” dedi.
‘TEKİRDAĞ, CHP’NİN ESERSİZLİK SİYASETİNE MECBUR DEĞİLDİR’
Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Devletimizin bekası, milletimizin huzuru, evlatlarımızın aydınlık yarınları için döktüğümüz terin tanığı, 85 milyonun her bir ferdidir. 31 Mart’ta Tekirdağ’da artık bir yola ama yepyeni bir yola girelim diyorum. Öyleyse ne yapacağız? Şu 50 günde çok çalışmaya var mıyız? Tekirdağ, CHP’nin korku ve istismar üzerine kurulu esersizlik siyasetine mecbur değildir, mahkum değildir. Tekirdağ gelişme ve ilerleme yerine CHP’nin beceriksiz yönetimi altında hayatta kalma mücadelesi vermeye mahkum değildir. Tekirdağ’da muhalefetin sömürdüğü sahte ve sanal kaygılar, hizmetin önüne artık geçmemelidir. Tekirdağ, mevcut durumdan çok daha iyisini hak ediyor. Büyük şehir kimliğine uygun hizmetleri artık fazlasıyla hak ediyor. Gelin hep birlikte Tekirdağ’ı içine düştüğü bu dehlizden çıkaralım. Gelin Tekirdağ’ı Cumhur İttifakı’nın gerçek belediyecilik vizyonuyla buluşturalım. Bu konuda şehrimizde her açıdan çağ atlatacak güçlü bir kadro kurduk. Başka hesaplar peşinde koşmadan sadece hizmet edecek her anınızda hep yanınızda olacak ehil isimleri aday olarak belirledik. Geçtiğimiz günlerde tüm adaylarımızın tanıtımı yapıldı. Belediye başkan adaylarımızın tamamına güveniyoruz, inanıyoruz, kararlıyız ve kazanacağız. Tekirdağ’ın tercihinin de başta büyükşehir olmak üzere inşallah bu sefer Cumhur İttifakı’ndan yana olmasını temenni ediyoruz. Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarımızı sizlere emanet ediyorum. 31 Mart akşamı Tekirdağ’dan müjdeli haberler bekliyorum. Şimdi son bir kez daha soruyorum. Tekirdağ, 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Tekirdağ, 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’na destek veriyor muyuz? Rabbi’m yolumuzu, bahtımızı açık etsin.”
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, tek adam sisteminin değiştirilmesi gerektiğini belirterek, “Mesele Sayın Erdoğan meselesi değildir. Sayın Erdoğan’ın zamanı doluyor gitti, 2024’te gitti. Yerine her kim gelirse gelsin, bir sene sonra yüzde 100 aynı olacağını burada her türlü değerin üzerine yemin ederek söylüyorum. En dürüst arkadaşımızı koyalım oraya. Bir sene sonra aynı olacak” dedi.
İYİ Parti, Balıkesir Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının tanıtımı için Avlu Kongre Merkezi Fatih Salonu’nda toplantı düzenlendi. Toplantıya İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de katıldı. Akşener toplantıda yaptığı konuşmada, bütün gelenek, töre, inanç ve kutsal değerlerin ana mihenk noktasının vatanın bütünlüğü, birliğidir ve onu gelecek nesillere aynı birlik ve bütünlükte bırakmak gerektiğini söyledi.
İYİ Parti’nin hür ve müstakil olarak kurulması, hür ve müstakil olarak bu seçimlere katılmasının herkesin sinirini bozduğunu belirten Akşener, “Herkesin asabını bozdu, çünkü herkesin rahatını bozdu. Bu tahterevalli var ya harika bir şeymiş. Bu kayıkçı kavgası muhteşem bir şeymiş. Ama İYİ Parti sizler tarafından kurulduğundan itibaren biz bir tek şey için uğraştık; bu ucube sistemi değiştirilmesi, tek adam sisteminin değiştirilmesi, Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına geri dönmesi için” dedi.
‘SİSTEMİN BOZUKLUĞU TÜRKİYE’Yİ BOZDU’
Kişiler üzerinden değil, sistem üzerinden konuştuğunu belirten Akşener, “Mesele Sayın Erdoğan meselesi değildir. Sayın Erdoğan’ın zamanı doluyor gitti, 2024’te gitti. Yerine her kim gelirse gelsin, bir sene sonra yüzde 100 aynı olacağını burada her türlü değerin üzerine yemin ederek söylüyorum. En dürüst arkadaşımızı koyalım oraya. Bir sene sonra aynı olacak. Şimdi dolayısıyla sistemin bozukluğu Türkiye’yi bozdu. Kişiler üzerinden değil, sistem üzerinden konuşuyoruz. Eğer tarımda zorluklar devam ediyorsa, kayırmacılık varsa, ‘Senin adamın, benim adamım’ deniliyorsa bu sistemdendir. Dolayısıyla bu sistemin değiştirilmesi ve bu sistemin yerine gerçekten hukukun üstünlüğü, gerçekten adalet, gerçekten liyakat ve gerçekten demokrasi uygulanabilsin. Bunlar uygulandığı takdirde ekonomi uçar. Çünkü hukukun olduğu yerde hırsızlık olamaz, hukukun olduğu adaletin olduğu yerde liyakatsizler iş başına geçemez, haksızlık olamaz, işsiz gençler olamaz, atanmayan olamaz, emekliler böyle sürünür bir halde olamaz. Çünkü devletin oluşturduğu o ekonomik değer sizin vergilerinizle, bizim vergilerimizle oluşan o ekonomik değer, yandaşlara peşkeş çekilemez, yanında, yandaşında, yöremde dediğiniz insanları kayıramazsınız. ve sonuç itibariyle vatandaşın, milletimizin oluşturduğu ekonomik değer tekrar vatandaşımızın, milletimizin emrine sunulur” diye konuştu.
‘140 BİN İNSAN YARDIMLA GEÇİNİYOR DİYE ÖVÜNEMEZSİNİZ’
Emeklinin 5 ayrı maaşla oyalandığını belirten Akşener, “Bir şehirde ‘140 bin insanı yardımla geçindiriyorum’ diyerek övünemezsiniz. Bu ne demek biliyor musunuz? Bir şehirde 140 bin insanın yardımla yaşadığı anlamına gelir ki bu da muhtaç olmaktır. Bu da rezalet bir şeydir. Elbette devlet açını doyuracak, çıplağını giydirecektir. Orada bir sorunumuz yok. Elbette onun görevidir. Ama öncelikli iş o evlerin refahını sağlamaktır. Öncelikle iş tayin edemeyeceğin kadar ihtiyacın olmayacak kadar öğretmen yetiştirmemektir. Yetiştirdiysen ertesi gün tayin etmen gerekir. Hem öğretmen yetiştiriyorsun. Hem de onları tayin etmiyorsun, süründürüyorsun. Bu olmaz, olamaz. İnsan haklarına da, insan onuruna da aykırıdır” dedi.
‘2028’DE HERKESİN ETEĞİ TUTAŞACAK’
2018 ve 2019’da ellerinden geleni yaptıklarını söyleyen Akşener, milletin haklarını teslim edeceğine inandığını söyledi. Akşener, yerel seçimlerde başarılı olmaları durumunda iktidarında, Özgür Özel’in de kulağının yarısının morartılmış olacağını belirtti.
Akşener, “İYİ belediyeciliği ortaya koyan, sosyal belediyeciliği ortaya koyan ve kayırmayan, çalmayan, çaldırmayan objektif hukuka uygun, adalete uygun bir belediyeciliği hayata geçirdiğimiz andan itibaren ne olacak biliyor musunuz? 2028’de herkesin eteği tutuşacak. Herkes hoplayacak ve herkes gelecek tek tek seçmenin gözünün içine bakacak. Çünkü diyecek ki, ‘Ben ancak oculuk, buculuk üzerinden bugüne kadar yan geldim yattım. O harika milleti birbirine düşürdüm. Bütün değerlerimi yerin dibine soktum. Ama artık işler zor. Artık bu iş pahalı oldu. Onun için ben artık seçmenimin, milletimin gözünün içine bakarak ne istediğini anlamak ve projeler üzerinden, hizmet üzerinden yarışmak zorundayım. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nde, ilçelerinde, yapılanlardan gördüm ki bunlar bizi götürecek.’
‘2010’DAKİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ OLMASAYDI, 15 TEMMUZ OLMAZDI’
Bütün söylem ve uyarılarının doğru olduğunun zamanla ortaya çıktığını vurgulayan Akşener, şöyle devam etti:
“Bütün uyarılarımız önce küfürle karşılanıyor. Ama daha sonra deniliyor ki bunlar haklıymış. 2010 yılında ben milletvekiliydim. Meclis Başkan vekiliydim. O meşhur anayasa değişikliği yapıldı. O meşhur anayasa değişikliğinin yapılmaması için, bazı bilgilerim de vardı, AK Parti’nin ne kadar kallavi adam varsa hepsine tek tek gittim. ‘Yapmayın’ dedim. ‘Yol, su, elektrik olarak bu ülkenin boynuna bir bumerang saplanacak’ dedim. Bunlardan bir tanesi mesela o günün Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’dir. Kim varsa gittim. Yani aklınıza kallavi abilerden kim geliyorsa gittim. Dinletemedim. ve o anayasa değişikliği yapıldı. Ne için yapıldı biliyor musunuz? 2009’daki yerel seçimde ön gördükleri oyu alamadıkları için, seçmeni polarize etmek, seçmeni kutuplaştırmak için gene bir diğer alanı da düşmanlaştırmak için yapıldı. Bir de yargıda ‘Kendi adamlarımı koyar mıyım?’ diye yapıldı. Eğer 2010’daki referanduma gidilmese, o mecliste yapılan o değişiklik olmasaydı 15 Temmuz olmazdı ve bu millet, devleti sokaktan, devleti köprüden toplayıp gelmek zorunda kalmazdı. ve hala bir FETÖ belasıyla mücadele etmek zorunda kalmazdı” dedi.
ADAYLAR TANITILDI
Ülkenin yeni baştan kuruluş ayarlarına dönmesini sağlamak için bunu ispatlamaya ihtiyaçları olduğunu kaydeden Akşener, “Bu ihtiyaç da belediyeleri kazanmaktan geçiyor. Sayın Erdoğan yerinde oturacak. Kimse merak etmesin. Şu anda oturacak. Diğerleri de yerinde oturacak. Sayın Özgür Özel de yerinde oturacak. Herkesler yerinde oturacak. Ama herkes diyecek ki, ‘Eyvah eyvah, sandalyeler yandı gülüm keten helva. Çünkü daha iyi bir yönetim anlayışını milletimize göstermek, ispat etmek, fırsatını istiyorum” diye konuştu.
Akşener’in konuşmasının arından Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turhan Çömez ve ilçe belediye başkan adayları partililere tanıtıldı.
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Balıkesir’de törenin yapıldığı salonda ‘Türkiye’nin en büyük lideri’ sesleri ile karşılandı. Kendisine Türk Bayrağı hediye edilen Akşener, partisinin belediye başkanları tanıtım töreninde partililere hitap etti. Akşener, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan Turhan Çömez’i tanıtarak sözlerine başladı. Akşener, “Şimdi Turan Çömez’i çok eski tanıyorum ben. Milletvekili olmadan evvel doktorluğu döneminden tanıyorum. Çırpına çırpına hasta iyileştirdi. Paranın peşinde koşmadı. Sonra siyasete girdi. O siyaset yaptığı dönemde de Türkiye’nin birliğine bütünlüğü için çalıştı. Devletimizin kurumlarıyla el birliği yaptı. Sonra bir ters rüzgar esti. Bir baktık düşman olmuş. Bir baktık, düşman kuvveti olmuş. Bir rüzgar esti Turan Çömez düşman olmuş. Yılmadı mücadeleden ama bu ülkeyi de satmadı. Gidip şikayette bulunmadı. ve sonuçta onun iradesi, onun direnci netice itibariyle Türkiye’ye başı dik, alnı açık, hırsızlık yapmadan, çalmadan, çaldırmadan. Bir siyasi dönem geçirdiği tescillenerek oculukla buculukla alakası olmadığı tescillenerek Ergenekon’dan yargılandı. Ordunun yargılandığı dönemde Ergenekon’dan yargılandı. Sonuç itibariyle vatanını seven bir insan olarak tescillendi geri döndü. ve bizim kurduğumuz partimize katıldı. Bunun içinde hem bu taraftan tekme yediğimiz, hem bu taraftan tekme yediğimiz bir süreçte ayakta kalmış İYİ Parti’nin saflarına katıldı. Ben şahidim. Canı çok daha rahat edebileceği bir siyasi partide yer alırdı. Hiç zorluk çekmeden siyasi hayatını devam ettirirdi. Şimdi bugün burada. Niçin buradayız? Turan Çömez’in büyükşehir belediye başkan adaylığını Balıkesir’imizin büyükşehir belediye başkan adaylığı için buradayız. İYİ Parti’nin hür ve müstakil olarak kurulması, hür ve müstakil olarak bu seçimlerde seçimlere katılması herkesin sinirini bozdu. Herkesin hesabını bozdu. Bu parti, İYİ Parti sizler tarafından kurulduğundan biz bir tek şey için uğraştık. O da şu. Bu ucube sistemin değiştirilmesi. Bu tek adam sisteminin değiştirilmesi” dedi.
2028’de herkesin eteği tutuşacak
Akşener sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi bütün bunların her birini değiştirecek olan şey ucube sistemin gitmesidir. Biz bununla ilgili olarak 2018 ve 2019’da elimizden geleni, ne gerekiyorsa üstümüze ne düşüyorsa yaptık. Allah’ım şahittir ve bir süre sonra inanıyorum ki milletim de bunu görüp bizim hakkımızı teslim edecektir. Ama başaramadık. Şu sebeple, bu sebeple başaramadık. Varsayalım bütün suç benimdir. Dolayısıyla bunun bu başarısızlığın sebebi nedir? Bu tahterevalliden mutlu ve memnun olan sistemdir. Bu sistemden beslenen kişilerdir, kişiliklerdir. Biz buna karşıyız. Biz buna karşı olduğumuz için bulunduğumuz partilerden ayrılarak bir büyük mücadeleyle bir araya geldik. Şimdi eğer biz bu yerel seçimlerde bu yerel seçimlerde aday çıkardığımız şehirlerdeki her yerde kendi başımıza aday çıkarıp yol yürüyoruz. Bu aday arkadaşlarımızın ilçelerde, beldelerde, illerde ve büyük şehirlerde kazanmalarını sağladığımız zaman neyi ortaya koyacağız? Bu ülkeyi yöneten partisin diyeceksin ki ‘Eyvah! Artık insanları uyutamayacağım. Çünkü seçmen millet, benim kulağımın yarısını morarttı” Diğer tarafta diyecek ki ‘Eyvah yan gel Osman devri bitti. Benim kulağımın yarısı da morardı’. İYİ belediyeciliği ortaya koyan sosyal belediyeciliği ortaya koyan ve kayırmayan çalmayan, çaldırmayan objektif hukuka uygun, adalete uygun bir belediyeciliği hayata geçirdiği andan itibaren ne olacak biliyor musunuz? 2028’de herkesin eteği tutuşacak. Herkes hoplayacak ve herkes gelecek tek tek seçmenin gözünün içine bakacak” şeklinde konuştu.
Akşener, kendisini ve yol arkadaşlarını ‘gıcık’ olarak ifade etti. Akşener, “Çömez ve diğer arkadaşlarımız çıktılar dediler ki biz adayız. Şimdi kolay bir şey değil. Bakın çok kolay bir şey değil. Nedir bu? Her türlü zorluğa direnmektir. Nedir bu? Asacak billboard bulamamaktır. Nedir bu? Ağaca astığın posterinin Vali Bey tarafından indirilmesine göz yummak zorunda kalmaktır ama bizimki göz yummadı. Gıcığın önde gideni. Şimdi karşımda eski bakanlar oturuyor. Şimdi Oktay Vural. Ayfer Yılmaz. Bakın ben de hasbelkader bakanlık yaptım. Dikkat ederseniz başka arkadaşlarını da sayabilirim. Milletvekillerimizi çok enteresan şu sıra Türkiye’de böyle para dedikodusu havalarda uçuşuyor. Şu parti şundan şunu aldı, şu parti şundan bunu aldı. Bakanlık yaptığımız süre içerisinde, iktidar olduğumuz süreler içerisinde Allah’ıma bin şükür ki ne benim hakkımda, ne burada oturan arkadaşlarım hakkında ‘gıcık insanlar’ dışında tek kelime edilmemiştir. Allah’ıma şükür gıcığız. Ama şunu yaptılar, bunu yaptılar denilmemiştir” dedi.
Anayasa değişikliği iddiaları
Akşener, sözlerini şöyle tamamladı: “2010 yılında ben milletvekiliydim. Meclis başkan vekiliydim. O meşhur anayasa değişikliği yapıldı. O meşhur anayasa değişikliğinin yapılmaması için AK Parti’nin ne kadar kallavi adamı varsa hepsine tek tek gittim. Yapmayın dedim. Yol su, elektrik olarak bu ülkenin boynuna bir bumerang saplanacak dedim. Bunlardan bir tanesi mesela o günün Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’dir. Kim varsa gittim. Dinletemedim. ve o anayasa değişikliği yapıldı. Ne için yapıldı biliyor musunuz? 2019’da ki yerel seçimde öngördükleri oyu alamadıkları için seçmeni polarize etmek, seçmeni kutuplaştırmak için gene bir diğer alanı da düşmanlaştırmak için yapıldı. Bir de yargıda kendi adamlarımı koyar mıyım diye yapıldı. O eğer 2010’da referanduma gidilmesi o mecliste yapılan o değişiklik olmasaydı 15 Temmuz olmazdı. Bu millet devleti sokaktan, devleti köprüden toplamak zorunda kalmazdı. ve hala bir FETÖ belasıyla mücadele etmek zorunda kalmazdı. Şimdi bugün de diyorum ki. Turan Çömez ve ilçelerdeki arkadaşlarımızı seçin. Çünkü bu büyük şehirlerde bizim yönetimi devralmamız, belediyeleri devralmamız şunu sağlayacak. Şu anda da hukuk, adalet yerlerde, liyakat yerlerde ve en önemlisi gençlerin umudu yerlerde. Bunu toplayıp yerden toplayıp tekrar yerli yerine oturtmak gerçekten Allah bize nasip edecek sizlerin teveccühüyle. ve bu ülkenin yeni baştan kuruluş ayarlarına dönmesini sağlayacak. Ama bizim iş görme, bunu ispatlamaya ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç da belediyeleri kazanmaktan geçiyor”.
Programda İYİ Parti Balıkesir Belediye Başkan Adayları da belli oldu. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Turhan Çömez, konuşmaların ardından projelerini içeren bir sunum gerçekleştirdi. – BALIKESİR
]]>Rıza Kayaalp, Romanya’nın başkenti Bükreş’te 12-18 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilecek Avrupa Güreş Şampiyonası’nda altın madalya kazanması halinde 13’üncü kez Avrupa şampiyonluğuna ulaşarak rekor kıracak ve bu başarıyı elde eden ilk güreşçi olarak adını tarihe yazdıracak.
Kariyerindeki 12. Avrupa şampiyonluğunu geçen yıl Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de elde eden Rıza, Rus güreşçi Aleksandr Karelin’in rekoruna ortak olmuştu.
12 altın ve 1 gümüş olmak üzere 13 madalyayla organizasyon tarihinin en fazla madalya kazanan ismi olan Rıza, Avrupa Şampiyonası öncesinde AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Hayalini kurması bile zor bir başarı elde ettim. Küçükken bana böyle bir şey söylense ben bile hayalini kuramazdım. Bu kadar üst üste final yapabilmek, şampiyon olabilmek grekoromen branşta inanılmaz. İnanılmaz istikrar gerektiriyor. Allah’a şükürler olsun bize nasip oldu bu başarıları kazanmak. 13 kez Avrupa Şampiyonalarında final yaptım, 12 şampiyonluğum ve 1 ikinciliğim var. Buradaki hedefim 13’üncü şampiyonluğu kazanabilmek. Bundan önce nasıl yaptıysam şimdi de başarabileceğime inanıyorum. Önemli olan buradan giderken kendimi iyi hissetmek. Zaten mindere çıkınca Allah’a şükürler olsun aslan gibi hissetmesini biliyoruz. Yeter ki buradan sağ salim, bir yerimiz ağrımadan şampiyonaya katılalım. Gerekeni yine yapıp ülkemi, bayrağımı en iyi şekilde temsil etmek hedefim olacak.” diye konuştu.
Güreş tarihine geçme ihtimalinin kendisini heyecanlandırmasına izin vermediğini söyleyen milli güreşçi, “13’üncü şampiyonluğu kazanacağım diye stres yapmıyorum. Çünkü o da ters tepebilir. Rutin, her zaman katıldığım Avrupa Şampiyonası’na gidip, orada mücadele edip, rakiplerimi tek tek yenip üstünlüğümü göstermek en büyük amacım. Bunun heyecanına kapılmak istemiyorum. Rutin neyse onu yapmak istiyorum. Her zaman yaptığım başarıyı tekrarlamak amacım. Ondan sonra zaten tarihe rekor olarak geçecek. Yeter ki ben yapmam gerekeni en iyi şekilde eskiden nasıl yaptıysam yine yapabileyim.” ifadelerini kullandı.
“Tek eksik olimpiyat kaldı. Onun dışında aklınıza gelecek her şampiyonada altın madalyam var”
Hedefleri arasında yer alan Paris 2024 Olimpiyat Oyunları ile ilgili de konuşan Rıza Kayaalp, şunları söyledi:
“Son 6 ayım. Güreşi tam anlamıyla yapabileceğim bir 6 ay var. Ondan sonra güreşi bırakma eğilimine girebilirim. Öyle düşüncelerim var ama bu 6 ayı en iyi şekilde değerlendirmek, en güzel şekilde çalışabilmek ve formumu korumak istiyorum. Artık son demlerimiz diyebiliriz, olimpiyat için zaten öyle. Altın madalya alıp orada bile bırakmak benim için güzel olur. Hayalle başladığımız işi olimpiyat şampiyonluğuyla bırakmak hiçbir sporcuya nasip olmaz. Şampiyon olursam vereceğim karar önemli. Sonuçta güreş adına ulaşabileceğim her şeye ulaşmış olacağım. Güreş adına düzenlenen bütün şampiyonalarda altın kazanmış olacağım. Tek eksik olimpiyat kaldı. Onun dışında aklınıza gelecek her şampiyonada altın madalyam var. İnşallah olimpiyat da nasip olur da huzurlu bir şekilde bu işi sonlandırmak isterim. Öncelikli hedefim önümüzdeki 6 ayı en iyi şekilde değerlendirmek.”
Avrupa Şampiyonluğu ve olimpiyat şampiyonluğu arasında bir tercih yapma imkanı bulsa Paris’te kazanacağı altın madalyayı tercih edeceğini söyleyen Rıza, “Avrupa Şampiyonası’nın benim için önemi ayrı bir şey çünkü bir rekor olacak. İkisi arasındaki hangisi olsun diye bakarsak olimpiyat şampiyonluğu ağır basıyor. Sonuçta 12 şampiyonlukla rekora ortak oldum ama olimpiyat şampiyonluğum eksik. 13’üncü Avrupa şampiyonluğuyla olimpiyat şampiyonluğu arasında olimpiyatı kazanmayı tercih ederim. Umarım ikisi de olur.” şeklinde konuştu.
Güreş nedeniyle ailesinden, özellikle 3,5 yaşındaki kızı Ay Vera ile ayrı kalmasının kendisini zorladığını aktaran Rıza, “Çocuk artık bilinçlendi. Artık ‘Niye gelmiyorsun baba’ diye soruyor. Bazen telefonda ‘Baba seni özledim’ diye ağlıyor. Bunlar da artık işi daha zor kılıyor. Evlenmeden önce, çocuk küçükken fazla sıkıntı olmuyordu ama artık işin bu tarafı da var. Bayrak sevgisini aşıladım. Ay-yıldızın ülkemizin, vatanımızın bayrağı olduğunu en iyi şekilde biliyor. ‘Kızım ülkemizin bayrağını dalgalandırmam, İstiklal Marşı’nı söyletmem gerekiyor’ diyorum. ‘Tamam babacığım’ diyor ama çocuk işte, bir zaman sonra unutuyor.” ifadelerini kullandı.
]]>SÜPER Lig’de oynadığı son 14 maçta 1 yenilgi alan Antalyaspor’da Basın Sözcüsü Alkan Evren, sahalarında oynayacakları Fenerbahçe maçında tek hedeflerinin galibiyet olduğunu söyledi. Evren, “Fenerbahçe maçında inşallah taraftarımızın desteğiyle puanlar almak istiyoruz” dedi.
Süper Lig’de oynadığı son 14 maçta sadece 1 yenilgi gören, sahasında oynadığı son 8 maçtan ise yenilgisiz ayrılan Antalyaspor, sahasında oynayacağı Fenerbahçe maçının hazırlıklarını bugün akşam saatlerinde yapacağı antrenmanla tamamlayacak. Akdeniz ekibinin Basın Sözcüsü Alkan Evren, yarın sahalarında ağırlayacakları lig lideri Fenerbahçe’ye karşı tek hedeflerinin galibiyet olduğunu kaydetti.
‘TEK HEDEFİMİZ GALİBİYET’
Antalyaspor Basın Sözcüsü Alkan Evren, “Fenerbahçe maçında inşallah taraftarımızın desteğiyle puanlar almak istiyoruz. Tek hedefimiz galibiyetle sahadan ayrılmak. Sezonun ilk yarısında Fenerbahçe ile İstanbul’da oynadığımız maç da bunun bir göstergesiydi diye düşünüyorum. Çok keyifli, güzel bir maçtı ama maalesef puan alamadık. Sahamızda bunu başaracağımızı düşünüyorum” dedi.
’16 MAÇTA TEK YENİLGİ İLE DEVAM EDERKEN ELEŞTİRİLER ÜZÜYOR’
Lig ve kupada oynadıkları son 16 maçta sahadan sadece 1 yenilgi ile ayrıldıklarına dikkati çeken Evren, “16 maçta bir mağlubiyet var ve çok keyifli bir süreç aslında. Takımımız müthiş gidiyor, motivasyonu çok yüksek. Fakat zaman zaman her takımda olduğu gibi sosyal medyadan, çeşitli mecralardan eleştiriler oluyor. Tabii bunlara üzülmüyor değiliz. Üzülüyoruz açıkçası. Çünkü çok ciddi bir yukarıya ivme yakalamışken eleştirilerin gelmesi bizi tabii ki yıpratıyor. Kolay değil ligde 14, kupada da 2 olmak üzere 16 maçta tek yenilgiyle devam ediyoruz. Eleştirilerden biraz olsun yorulduk” diye konuştu.
‘SERGEN HOCAYLA SERİLER VE GALİBİYETLER DEVAM EDECEK’
Teknik direktör Sergen Yalçın’ın 24 gündür Antalya’da olduğunu ve yoğun bir maç periyodunun içerisine geldiğini ifade eden Antalyaspor Basın Sözcüsü Alkan Evren, “Sergen hocamız 24 gündür Antalya’mızda. Çok yoğun bir programın içerisine geldi. 6 lig maçı, 1 kupa maçı ve yenilgisiz tamamladı. Yani kendisi zaten bir dünya yıldızı diye görüyoruz. Yani o kadar yoğun bir programın içerisine geldi ki, kendi sistemini, kendi oyun yapısını uygulayacak antrenman programı bile yapamadı. Önümüzdeki süreçte takımı çok daha farklı noktalara taşıyacağına inanıyoruz. Sergen hocaya güveniyoruz. İnşallah galibiyetler, seriler devam edecek” dedi.
‘TAKIMIMIZ MÜTHİŞ GİDİYOR, TARAFTARI YANIMIZDA GÖRMEK İSTİYORUZ’
Üst üste ligde önce Fenerbahçe ve ardından Beşiktaş ile karşılaşacaklarını, taraftar desteğini yanlarında görmek istediklerini kaydeden Alkan Evren, “Taraftarımızı yanımızda görmek istiyoruz. Takımımız müthiş gidiyor. Onların destekleri her şeyden önemli. Sahadan galibiyetle ayrılıp onlara hediye etmek istiyoruz. Bunun için de arkamızda olmaları bizim için çok önemli ve çok değerli. Her şey taraftar için yapılıyor zaten. Biz de sonuç olarak bir taraftarız. Öyle bakıyoruz. O ruhla yönetiyoruz. Onları maçlara bekliyoruz” diye konuştu.
2 transfer yapmayı düşündüklerini belirten Evren, hedeflerinin sağ açık ve merkez orta saha oyuncusu almak olduğunu da sözlerine ekledi.
]]>“TAHMİNLER YÜKSEK ÇÖZÜNÜRLÜKLÜ VERİLERLE YAPILMALI”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve AKOM, geçtiğimiz günlerde tarih ve saat vererek İstanbul’un bazı bölgelerinde 10 ile 20 santimetre kar kalınlığına ulaşabileceğini bildirmişti. Ancak, yüksek kesimler haricinde beklenen kar yağışı düşmedi. Yapılan hava durumu tahminlerini ve kar yağışı ihtimallerini değerlendiren Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Laboratuvarı Başkanı Adil Tek, “Geçtiğimiz tahminler içerisinde yer yer, ara ara kar yağışları verildi. Özellikle İstanbul merkezini kar yağışı alamadı. Bunun sebeplerinden bir tanesi atmosfer modellerinde özellikle yüksek çözünürlüklü olmayan verilerle bazı tahminlerin yapılmış olması. Onun için de daha detaylı bölgesel tahminlerin daha yüksek çözünürlüklü bölgesel tahminlerin yapılması gerekiyor” dedi.

‘KAR YAĞIŞI İÇİN DENİZ SUYU SICAKLIKLARININ 8 DERECELERE KADAR İNMESİ GEREKİYOR”
Tek, ‘En büyük handikaplardan bir tanesi de öncelikle sıcaklık. Sıcaklığın en son gelen hava sistemlerine baktığımızda İstanbul için bahsediyorum eksi 1 ile 4-5 derece arasında değiştiğini görüyoruz. Bu aslında çok kritik bir seviye. Sıcaklık sıfırın altına düşmeye başladığında zaten kar yağışı olağan olarak düşmeye başlıyor. Ama bu 2-3 derecelik sıcaklık payındaki yanılmalar yağışın şeklini değiştiriyor. Sıcaklık 3-4 derecelerde olmaya başlayınca yağışın şekli zaten yağmur, karla karışık yağmur şeklinde sürüyor. Bu sıcaklık tahminindeki handikaplar tahminleri de biraz daha güçleştiriyor, zorlaştırıyor. O yüzden de bazen hatalar da ortaya çıkabiliyor. Tahmin modellerinden elde edilen sonuçlarla birlikte, bunun yanında yorumlar da var ama beraberinde özellikle İstanbul’da deniz suyu sıcaklıkları bu kar yağışının olmamasında çok etkin. İstanbul’da kar yağışının olması için deniz suyu sıcaklıklarının 8 derecelere kadar inmesi gerekiyor. Bugünlerde İstanbul’da deniz suyu sıcaklıkları 10 ile 11 dereceler arasında değişiyor. Merkezin tabii ki ısı adası etkisi var. Bununla birlikte sıcaklıkları biraz daha yumuşatıyor ve o eksi değerlere düşmesini önlüyor. Bu sebeple yağışlar daha çok yağmur, karla karışık yağmur şeklinde sürdü” diye konuştu.
“SİLİVRİ’YE KADAR GELEN KAR, İSTANBUL’DA YAĞMUR’A DÖNÜŞÜYOR”
Kar yağışının İstanbul’un merkezine düşmemesinin bir diğer nedeninin ‘Şehrin ısı adası’ olmasından kaynaklandığını belirten Tek, ‘Sisteme baktığınızda Silivri’ye kadar geliyor kar yağışı, İstanbul üzerine geldiğinde yağmur ve karla karışık yağmur şeklinde dönüyor. Ama İzmit’ten sonra Düzce’ye doğru da tekrar aynı sistem, kar yağışı şeklinde devam ediyor. Buradaki problem sıcaklıkların yeteri derecede düşmemesi. Şehrin kendi yani iç enerjisinden, şehrin örneğin araçlarının egzozu diyelim, araçlardan kaynaklanan enerji, ısıtmadan kaynaklanan enerji, şehirdeki hareketlilik yani bir şehrin saldığı bir ısı var. Isı adası dediğimiz şey şehrin kırsala göre sıcaklığının biraz daha yüksek olması” ifadelerini kullandı.
“HER ŞEYİ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE BAĞLAMAMAK LAZIM”
Tek, ‘Şubat ayının ikinci haftasında gelecek olan sistemler var. Deniz suyu sıcaklıklarının biraz daha düştüğünü görürsek, 8-9 derecelere kadar indiğini görürsek aynı sistem yani benzer sistem İstanbul’un merkezinde de kar yağışı bırakacak gözüküyor. Deniz suyu sıcaklığının biraz daha düşmesi gerekiyor. Deniz suyu sıcaklığında 8 dereceye düşmemesinin sebeplerinden bir tanesi de tabii ki her şey iklim değişikliğine bağlamamak lazım. Ama iklim değişikliğinin de etkisi var. Çünkü biriken enerjinin yani iklim değişikliğinden kaynaklı biriken enerjinin büyük bir kısmını da denizler yutuyor, absorbe ediyor. Onlar tutuyor, o yüzden de deniz suyu sıcaklıkları çok aşağılara inmiyor. Yani geçtiğimiz 10’lu, 20’li yıllara baktığımızda deniz suyu sıcaklıkları bu zamanlarda 8 derecelere, 9 derecelere çok sık rahatlıkla iniyordu” dedi.
“İSTANBUL İÇİN YAKINDA KAR YOK, SICAK GÜNLERİN SAYISI FAZLA”
Kış mevsiminin geri kalan kısmında beklenen yağışların çoğunlukla yağmur şeklinde İstanbul’a düşeceğini söyleyen Tek, ‘İstanbul’da çok yakın plan için kar gözükmüyor. Mevsimsel tahminlerde aralık, ocak aylarının, geçtiğimiz aylardaki yaptığımız tahminlerde o ayların sıcaklıklarının genelde ortalamaların üzerinde geçeceği şeklindeydi. Şubat ayı da aynı şekilde gözüküyor. Bu şu demek, sıcak günlerin sayısı soğuk günlerden daha fazla olacak. Arada soğuk şimdi olduğu gibi soğuk günler olacak.
Belki bir iki gün soğuk yapacak veyahut bir hafta soğuk yapacak şubatın geneline baktığımızda. Ama bu şunu söylüyor bize; hiç kar yağmayacak manasına gelmiyor. Sıcak günler sayısı fazla ama kar yağma olasılığı da var. Özellikle de o şubatın ikinci haftasındaki sistemin kar yağışı bırakma olasılığı da bulunuyor. Bu haftadan itibaren sıcaklıklarda tekrar bir artış var. Bu soğuk hava yerine biraz daha sıcak havaya bırakacak. Sıcaklıklar şubat ayı içerisinde ortalamaların genelde üzerinde. Mart, Nisan içerisinde yine üzerinde olacak. Ama beraberinde yağışlar ortalamaların üzerine çıkıyor. Ama yağış almaya devam edeceğiz. Yine barajlarda çünkü kritik bir dönemden geçmiştik. Barajlardaki doluluklar da artmaya devam edecek gibi gözüküyor” ifadelerini kullandı.

Ekim 2023’te girişimcilerin hayallerini hayata geçirmek amacıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından açılışı yapılan Cube Ümraniye Kuluçka Merkezi’nde geliştirilen Turan projesi, United Payment liderliğinde gerçekleşen devam yatırım turunda 35 milyon TL yatırım aldı. Türk devletlerinde yaşayan kullanıcıların finans çözümlerine tek bir platform üzerinden erişmelerini hedefleyen proje ekibi bir araya gelerek mutluluklarını dile getirdi.
Ümraniye Belediyesi, girişimcilerin fikirlerini hayata geçirmek ve onların gelişimine destek sağlamak amacıyla Teknopark İstanbul ve İstanbul Ticaret Üniversitesi ile iş birliğinde Cube Ümraniye Kuluçka Merkezi kurulmuştu. Finansal teknolojiler alanında girişim ve projelerin geliştirilmesin katkı sağlama hedefiyle yola çıkılan merkez ilk meyvesini verdi.
Merkezde geliştirilen Turan projesi, United Payment liderliğinde gerçekleşen devam yatırım turunda 35 milyon lira yatırım aldı. Proje ile Türkiye, Azerbaycan, KKTC, Kırgızistan, Özbekistan, Gürcistan ve Kazakistan’da hızlı bir sürede para transferi yapılması hedefleniyor.
TÜRK DEVLETLERİ ARASINDA TEK BİR CÜZDAN ALT YAPISI
Fiziksel ve sanal olan Turan kart kullanıcılara; 7 gün 24 saat para transferi, temassız ödeme, fatura ödeme ve karekodla ödeme gibi birçok hizmeti sağlıyor. Aldığı devam yatırımı ile tüm Türk devletleri arasında tek bir cüzdan altyapısı ile dijital para transferi sağlıyor.
10 GİRİŞİMCİNİN BAŞVURUSU ONAYLANDI
Projeye ilişkin konuşan Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi Takım Lideri Özkan Can, “İlk kuluçka merkezini Beyoğlu’nda; oyun, dijital sanat, mobil uygulamalar odaklı açmıştık. Cube Ümraniye ise açılan ilk finans odaklı kuluçka merkezi oldu. Bugüne kadar yapılan başvurular kapsamında 10 girişimci başvurusunu onayladık. Bu şirketlerin personelleri de burada görev almaktadır. Açılışından 3 ay süre içinde ise Turan şirketimiz ilk yatırımını aldı, burada ilk meyvesini verdi” dedi.
“KAYIT DIŞI EKONOMİNİN DE ÖNÜNE GEÇECEK”
Turan App Kurucusu Özgür Bayraktar ise “Türk devletleri arasında finansal köprü kurmayı hedefliyoruz. Özellikle son dönemde Türkiye ile diğer Türki devletlerinin yakın ilişkisiyle birçok anlamda ortak çalışmalar oldu. Bölgede de Teknoparkların ve çeşitli projelerin birlikte yürüdüğünü gördük ve deneyimleme fırsatımız oldu. Ümraniye Cube bizim için sadece klasik bir teknopark faaliyetinden ziyade bölgedeki kurulan iş birliği açısından işimize yarayacak ve iyi bir network oluşturacak bir merkezdir. Türkiye’de yaşayan 1 milyona yakın Türk soydaşımız var. Bu Türk soydaşlarımız finansal işlemlerin çoğunu illegal tabir ettiğimiz kayıt dışı yöntemlerle yapıyorlardı. Kendi devletlerine para transferi yapma süreçlerini yüzde 100 dijitalleştirerek, bununla birlikte regülasyonel ve mevzuat yeterliliklerini de sağlayarak kayıt dışı ekonominin önüne de ciddi anlamda geçmek istiyoruz” diye konuştu.
Bayraktar, “Özellikle yeni bir girişimseniz ve finansal teknolojilerde faaliyetlerde bulunuyorsanız gerçekten doğru bir program içerisinde, doğru bir kuluçka merkezinde yer almanız çok önemli. Başladığımız dönem itibariyle çok fazla imkanımız yoktu. Özellikle finansal teknoloji şirketleri için Cube Ümraniye’de çok fazla fırsat var” ifadelerini kullandı.
]]>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencileri tarafından geçen yıl oluşturulan Bellatrix Uzay Takımı, NASA’nın (ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) organize ettiği uluslararası öğrencilere açık tek yarışma olan Human Exploration Rover Challenge 2024 yani İnsanlı Keşif Aracı Yarışması’na kabul alan ilk Türk takımı oldu. 30 yıldır düzenlenen yarışmada lise ve üniversite öğrencilerinin insan gücüyle çalışan bir aracı tasarlayıp üretmesi bekleniyor. Yarışmada aracı kullanacak iki pilotun, Ay ve Mars simülasyonları üzerinde belirlenmiş parkurda 10 engeli aşarak verilen 5 görevi tamamlamaları gerekiyor. Bu yıl 18-20 Nisan tarihleri arasında NASA ev sahipliğinde ABD’de Marshall Space Flight Center’da düzenlenecek yarışmaya 42’si üniversite 30’u lise olmak üzere 72 öğrenci takımı katılıyor. Amerika, Almanya, Brezilya gibi ülkelerden öğrencilerin yer alacağı yarışmada Türkiye’yi ilk kez, adını 250 ışık yılı uzaklıktaki Bellatrix yıldızından alan İTÜ Bellatrix Uzay Takımı temsil edecek.
Üniversite bünyesinde istenilen aracın çizimlerini tamamlayan ekip yoğun çalışmalarını sürdürüyor. Yarışmadan derece ile dönmeyi hedefleyen ekibin imalata geçebilmek için de beklentisi sponsor desteği.
DEPREM BÖLGESİNDEKİ ÖĞRENCİLERE UZAY ÜZERİNE EĞİTİMLER VERİLECEK
Takım kaptanlarından Muhammed Şükrü Açıkbaş, “Biz Türkiye’de ve İTÜ’de kapsamlı bir uzay ekosistemi kurmak üzerinde çalışıyoruz. İşin uzay teknolojileri tarafını çalışırken aynı zamanda sosyal kısmını da yapan kapsamlı bir yapı. Roverlar, roketler, uydular gibi uzay teknolojilerini yaparken, aynı zamanda işin sosyal tarafında uzay üzerine, bilim üzerine eğitimler veren faaliyetlerimiz de var. Bu işin yine uzay teknolojileri tarafında Rover yapmamızı istiyor NASA ama sosyal tarafında da 250’den fazla insana eğitim vermemizi istiyor. Aynı şekilde sosyal medya tarafında yaptığımız faaliyetleri de inceliyor. Bilim üzerine paylaşımlar yapmamızı istiyor. Onlara sunduğumuz proje de şuydu; deprem bölgesindeki ortaokul ve lise öğrencilerine uzay üzerine, bilim üzerine eğitimler vermek üzerine bir faaliyet yürütmek amacıyla başvuru yaptık” diye konuştu.
KABUL ALMAYI BAŞARAN İLK VE TEK TÜRK TAKIMI OLDUK
Açıkbaş, “30 yıldır düzenlenen bu yarışmada kabul almayı başaran ilk ve tek Türk takımı biz olduk. Bu daha önce yapılmış bir şey değildi. Biz yaptığımız için tabi ki de mutluyuz ama işin üzücü tarafı da var. 30 yıldır herhangi bir kabulün olmayışı ya da girişimin olmayışı ülkemiz adına üzüntü verici olsa da bunu başarmış olmanın gururunu da yaşıyoruz. Daha yolun başında olduğumuzun farkındayız. Bunu yapabilecek potansiyele sahip olduğumuzu da biliyoruz. Biz insanlara bunu yapabileceğimizi göstermeye çalışıyoruz. Bunu yapabilecek potansiyele sahibiz. NASA ile başladık, iddialı bir başlangıç gibi görünebilir ama bizim tarzımız bu. Böyle devam edeceğiz, uluslararası alanda olmamız gerekiyor. NASA gibi bu alanın en iyilerinden biri olan kurumda, tabi ki de Türkiye’nin en iyi eğitim kurumlarından biri olan İTÜ’nün de yer alması gerekiyordu, biz de gereğini yaptık” dedi.
ARTEMİS MİSYONUNUN SİMÜLASYONU
Açıkbaş, “Mekanik ekibimiz var, onun içerisinde de alt ekipler var. Şasi, taşıt dinamiği, tekerlek gibi alt ekipler olduğu gibi onun dışında organizasyon ekibimiz var. Onun içerisinde de sosyal medya, planlama, ekonomi, sponsorluk gibi alt ekipler var. Rover aracı tasarlıyoruz. Tam mekanik bir sistem. İki tane pilotun sürmesi gerekiyor çünkü bu yarışma aslında Artemis misyonunun bir simülasyonu. Gittiğimizde oradaki NASA’nın hazırlayacağı yer Ay ve Mars yüzeyinin simülasyonlarından oluşacak” ifadelerini kullandı.
ŞUBAT AYI İÇİNDE İMALAT TAMAMLANACAK; SPONSORLUK DESTEĞİNE İHTİYAÇ VAR
Açıkbaş, “İki tane pilotumuz pedallar aracılığıyla güç sağlayacağı Rover aracıyla parkuru tamamlayacak ve oradaki görevleri yapacak. Şu anda aracın ön hazırlıkları tamamlandı. Mühendislik çizimleri, analizler tamamlandı. Şu anda malzemelerin gelmesiyle beraber Şubat ayı içerisinde imalatı tamamlayıp Mart ve Nisan ayında işi yapacağız. Sponsorluk desteğine ihtiyacımız var, bununla ilgili görüşmeler yapıyoruz” diye konuştu.
TÜRKİYE’NİN İSMİNİ İLK DEFA YAZDIRMAYI BAŞARAN TAKIM OLDUK
Takım kaptanlarından Sadig Safarov da, “İlk başta üniversitenin ismi yanlış yazılmıştı, Türkiye ilk defa başvurduğu için. İstanbul yerine İnstanbul yazdırmışlar, onlarla bu konuda konuştuk. Birkaç defa bilgilendirme yaptık ondan sonra üniversitenin de ismini, hatta ülkenin de ismini düzelttiler. 30 yıldır Türkiye’den bir başvuru olmadığı için bu tarz şeylerin olması normaldi. Türkiye’nin de, İTÜ’nün de, İstanbul’un da ismini ilk defa yazdırmayı başaran takım biz olduk” dedi.
NASA AR-GESİNİ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE YAPTIRIYOR
Safarov, “Yarışma kuralı üzeri biz şişme teker kullanamıyoruz. Sıfırdan bir teker üretmemiz gerekiyor. Mars’a ve Ay’a gönderilerin Roverlarda şişme teker kullanılmıyor. NASA bir taraftan baktığımızda kendi Ar-Ge’sini üniversite öğrencilerine yaptırıyor. Araç şu anda tam mekanik, malzemelerini de alüminyum olarak seçtik. Biz de yarışmada birinci olmayı hedefliyoruz. İnşallah da dediğimiz yaparız. Yarışma bittikten sonra biz NASA profesörleriyle bir Ar-Ge işinde yer alma şansını elde edeceğiz. Bir nevi NASA ile uzun vadeli ilişkiler elde etmiş oluyoruz. Stajlar, araştırma imkanları olsun, zaten Artemis 2024’te yer alan mühendis ekibi ve astronot ekibi eskiden bu yarışmalarda yarışmışö dedi.
Takımın akademik danışmanı Doç. Dr. Sema Alaçam ise, “Bu yarışmanın uzun vadede kapsamlı bir ekosistem oluşturulmasında ve gençlerin daha cesur ve yenilikçi roller almasını desteklemesini umuyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencileri tarafından geçen yıl oluşturulan Bellatrix Uzay Takımı, NASA’nın (ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) organize ettiği uluslararası öğrencilere açık tek yarışma olan Human Exploration Rover Challenge 2024 yani İnsanlı Keşif Aracı Yarışması’na kabul alan ilk Türk takımı oldu. 30 yıldır düzenlenen yarışmada lise ve üniversite öğrencilerinin insan gücüyle çalışan bir aracı tasarlayıp üretmesi bekleniyor. Yarışmada aracı kullanacak iki pilotun, Ay ve Mars simülasyonları üzerinde belirlenmiş parkurda 10 engeli aşarak verilen 5 görevi tamamlamaları gerekiyor. Bu yıl 18-20 Nisan tarihleri arasında NASA ev sahipliğinde ABD’de Marshall Space Flight Center’da düzenlenecek yarışmaya 42’si üniversite 30’u lise olmak üzere 72 öğrenci takımı katılıyor. Amerika, Almanya, Brezilya gibi ülkelerden öğrencilerin yer alacağı yarışmada Türkiye’yi ilk kez, adını 250 ışık yılı uzaklıktaki Bellatrix yıldızından alan İTÜ Bellatrix Uzay Takımı temsil edecek.
Üniversite bünyesinde istenilen aracın çizimlerini tamamlayan ekip yoğun çalışmalarını sürdürüyor. Yarışmadan derece ile dönmeyi hedefleyen ekibin imalata geçebilmek için de beklentisi sponsor desteği.
DEPREM BÖLGESİNDEKİ ÖĞRENCİLERE UZAY ÜZERİNE EĞİTİMLER VERİLECEK
Takım kaptanlarından Muhammed Şükrü Açıkbaş, “Biz Türkiye’de ve İTÜ’de kapsamlı bir uzay ekosistemi kurmak üzerinde çalışıyoruz. İşin uzay teknolojileri tarafını çalışırken aynı zamanda sosyal kısmını da yapan kapsamlı bir yapı. Roverlar, roketler, uydular gibi uzay teknolojilerini yaparken, aynı zamanda işin sosyal tarafında uzay üzerine, bilim üzerine eğitimler veren faaliyetlerimiz de var. Bu işin yine uzay teknolojileri tarafında Rover yapmamızı istiyor NASA ama sosyal tarafında da 250’den fazla insana eğitim vermemizi istiyor. Aynı şekilde sosyal medya tarafında yaptığımız faaliyetleri de inceliyor. Bilim üzerine paylaşımlar yapmamızı istiyor. Onlara sunduğumuz proje de şuydu; deprem bölgesindeki ortaokul ve lise öğrencilerine uzay üzerine, bilim üzerine eğitimler vermek üzerine bir faaliyet yürütmek amacıyla başvuru yaptık” diye konuştu.
KABUL ALMAYI BAŞARAN İLK VE TEK TÜRK TAKIMI OLDUK
Açıkbaş, “30 yıldır düzenlenen bu yarışmada kabul almayı başaran ilk ve tek Türk takımı biz olduk. Bu daha önce yapılmış bir şey değildi. Biz yaptığımız için tabi ki de mutluyuz ama işin üzücü tarafı da var. 30 yıldır herhangi bir kabulün olmayışı ya da girişimin olmayışı ülkemiz adına üzüntü verici olsa da bunu başarmış olmanın gururunu da yaşıyoruz. Daha yolun başında olduğumuzun farkındayız. Bunu yapabilecek potansiyele sahip olduğumuzu da biliyoruz. Biz insanlara bunu yapabileceğimizi göstermeye çalışıyoruz. Bunu yapabilecek potansiyele sahibiz. NASA ile başladık, iddialı bir başlangıç gibi görünebilir ama bizim tarzımız bu. Böyle devam edeceğiz, uluslararası alanda olmamız gerekiyor. NASA gibi bu alanın en iyilerinden biri olan kurumda, tabi ki de Türkiye’nin en iyi eğitim kurumlarından biri olan İTÜ’nün de yer alması gerekiyordu, biz de gereğini yaptık” dedi.
ARTEMİS MİSYONUNUN SİMÜLASYONU
Açıkbaş, “Mekanik ekibimiz var, onun içerisinde de alt ekipler var. Şasi, taşıt dinamiği, tekerlek gibi alt ekipler olduğu gibi onun dışında organizasyon ekibimiz var. Onun içerisinde de sosyal medya, planlama, ekonomi, sponsorluk gibi alt ekipler var. Rover aracı tasarlıyoruz. Tam mekanik bir sistem. İki tane pilotun sürmesi gerekiyor çünkü bu yarışma aslında Artemis misyonunun bir simülasyonu. Gittiğimizde oradaki NASA’nın hazırlayacağı yer Ay ve Mars yüzeyinin simülasyonlarından oluşacak” ifadelerini kullandı.
ŞUBAT AYI İÇİNDE İMALAT TAMAMLANACAK; SPONSORLUK DESTEĞİNE İHTİYAÇ VAR
Açıkbaş, “İki tane pilotumuz pedallar aracılığıyla güç sağlayacağı Rover aracıyla parkuru tamamlayacak ve oradaki görevleri yapacak. Şu anda aracın ön hazırlıkları tamamlandı. Mühendislik çizimleri, analizler tamamlandı. Şu anda malzemelerin gelmesiyle beraber Şubat ayı içerisinde imalatı tamamlayıp Mart ve Nisan ayında işi yapacağız. Sponsorluk desteğine ihtiyacımız var, bununla ilgili görüşmeler yapıyoruz” diye konuştu.
TÜRKİYE’NİN İSMİNİ İLK DEFA YAZDIRMAYI BAŞARAN TAKIM OLDUK
Takım kaptanlarından Sadig Safarov da, “İlk başta üniversitenin ismi yanlış yazılmıştı, Türkiye ilk defa başvurduğu için. İstanbul yerine İnstanbul yazdırmışlar, onlarla bu konuda konuştuk. Birkaç defa bilgilendirme yaptık ondan sonra üniversitenin de ismini, hatta ülkenin de ismini düzelttiler. 30 yıldır Türkiye’den bir başvuru olmadığı için bu tarz şeylerin olması normaldi. Türkiye’nin de, İTÜ’nün de, İstanbul’un da ismini ilk defa yazdırmayı başaran takım biz olduk” dedi.
NASA AR-GESİNİ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE YAPTIRIYOR
Safarov, “Yarışma kuralı üzeri biz şişme teker kullanamıyoruz. Sıfırdan bir teker üretmemiz gerekiyor. Mars’a ve Ay’a gönderilerin Roverlarda şişme teker kullanılmıyor. NASA bir taraftan baktığımızda kendi Ar-Ge’sini üniversite öğrencilerine yaptırıyor. Araç şu anda tam mekanik, malzemelerini de alüminyum olarak seçtik. Biz de yarışmada birinci olmayı hedefliyoruz. İnşallah da dediğimiz yaparız. Yarışma bittikten sonra biz NASA profesörleriyle bir Ar-Ge işinde yer alma şansını elde edeceğiz. Bir nevi NASA ile uzun vadeli ilişkiler elde etmiş oluyoruz. Stajlar, araştırma imkanları olsun, zaten Artemis 2024’te yer alan mühendis ekibi ve astronot ekibi eskiden bu yarışmalarda yarışmışö dedi.
Takımın akademik danışmanı Doç. Dr. Sema Alaçam ise, “Bu yarışmanın uzun vadede kapsamlı bir ekosistem oluşturulmasında ve gençlerin daha cesur ve yenilikçi roller almasını desteklemesini umuyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Kurtulmuş, AA muhabirleri ve foto muhabirlerinin yurt içinde ve dışında 2023 yılı boyunca çektiği fotoğrafları inceleyerek, “Haber”, “Çevre-Yaşam”, “Spor”, ” Gazze: Kanıt” ve ” Deprem: Umut” kategorilerindeki fotoğrafları oyladı.
“Haber” kategorisinde Osmancan Gürdoğan’ın Ankara’da düzenlenen TEKNOFEST için havalanan Bayraktar Akıncı İnsansız Hava Aracının (İHA) “Süper Ay” ile birlikte görüntülendiği “Dolunay ve Akıncı” fotoğrafını seçen Kurtulmuş, “Çevre-Yaşam” kategorisinde Cem Tekkeşinoğlu’nun “Galata’da dolunay” karesine oy verdi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Spor” kategorisinde oyunu Aytaç Ünal’ın “Gölge süvari” başlıklı fotoğrafı için kullandı.
“Deprem: Umut” kategorisinde Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Hatay’ın merkez Antakya ilçesinde çekilen Arif Hüdaverdi Yaman’ın “Geriye bakmadan” fotoğrafına oy veren Kurtulmuş, “Gazze: Kanıt” kategorisinde İsrail ordusunun, abluka altındaki Gazze’nin Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde düzenlediği saldırıda ailesine ait ev yerle bir olan AA foto muhabiri Ali Jadallah’ın hayatını kaybeden kardeşinin elini öptüğü sırada Mustafa Hassona’nın çektiği “Kardeşe son dokunuş” fotoğrafını seçti.
“Tek tek fotoğraflara kazınmış, tarihe not düşülmüş”
AA foto muhabirlerini kutlayan Kurtulmuş, 2023’te önemli olaylara şahit olunduğunu söyledi.
Kahramanmaraş merkezli depremleri hatırlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“6 Şubat’ta yaşadığımız, ‘asrın felaketi’ dediğimiz bu yıkım, çok büyük bir yıkımdı. Bu yıkımın ortaya koyduğu manzaralar hepimizin zihnine, hafızasına kazındı. Ziyaret ettiğimizde de birçok hadiseye şahit olduk. Aslında fotoğrafın özelliği, o anı ölümsüzleştirmek, o hatırayı sonsuzlaştırmaktır. Burada her fotoğrafta, her fotoğrafın detayında bunu görüyoruz. 11 ilimizi kapsayan büyük depremin yıkıntıları, arama faaliyetleri sırasında fedakarca ortaya konan çalışmalar, enkazdan çıkarılan insanların sevinçleri, hayata tutunma çabaları bunların her birisi tek tek fotoğraflara kazınmış, tarihe not düşülmüş.”
Kurtulmuş, fotoğrafların soğuk hava şartlarında, zor ortamlarda çekildiğine de işaret etti.
“Gazze: Kanıt” kategorisinde yer alan fotoğrafların, Gazze halkının yaşadığı acıyı en açık şekilde ortaya koyduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “2023’ün tarihe kalan en büyük, en acı hatıralarından birisi İsrail’in halen devam eden Gazze’deki yıkımlarıdır, katliam boyutlarını çoktan aşmış soykırımıdır. Bu sırada AA muhabirlerimizin bütün dünyayı haberdar etmek için hayatlarını hiçe sayarak, her türlü tehlikeyi, riski göze alarak bu çalışmaları ortaya koymaları, her bir fotoğraf karesinde onlarca, yüzlerce insanı ilgilendiren büyük acıları resmetmeleri her türlü takdirin üstündedir. Anları ölümsüzleştiren güzel fotoğraflar ortaya çıkmış.” değerlendirmesinde bulundu.
AA muhabirlerinin, İsrail’in Gazze’deki saldırıları sırasında çektiği fotoğraf ve görüntülerin, Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesine delil olarak sunulduğunu anımsatan Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Bunun bir soykırım, doğrudan doğruya insanlığı, sivilleri, çocukları, yaşlıları hedef alan saldırılar ve insanlık suçu olduğunu, bu olayı duymamış olsa bile, 50 sene sonra dünyaya gelecek insanlar, bu dönemi yaşamamış olan insanlar bile ‘Yazıklar olsun dünyanın gözü önünde bu kadar büyük bir katliam, bu kadar büyük soykırım nasıl yapılmış, insanlar nasıl acı içerisinde bırakılmışlar’ diyerek bu fotoğrafların üzerinden Gazze halkının öyküsünü yeniden okuyabilirler. Bunun için de çok tarihi bir misyon burada yerine getirilmiştir.”
Diğer kategorilerde yer alan fotoğrafların da birer sanat eseri niteliğinde olduğunu dile getiren Kurtulmuş, bunlardan biri olan ve Bayraktar Akıncı insansız hava aracının “Süper Ay” ile birlikte görüntülendiği karenin, muhteşem bir fotoğraf olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Sacit GÖNCÜ-Serhan TÜRK/İSTANBUL, (DHA) – Kayserispor Teknik Direktörü Recep Uçar, “Üzgünüm. Şartlar ne olursa olsun hedefimiz buradan puan almaktı, başaramadık. 5 hafta öncesinde 9 maçta 8 galibiyet aldığımız periyotta kulübün belirli dönemlerden geçtiğini, bizim için akılcı hedefin her zaman özellikle kısa hedefler, bir sonraki maçın kazanılması olduğunu söylüyordum. Bugün son 5 maçını kaybeden takımın teknik direktörü olarak da bugün de aynı şeyleri söyleyebilirim” dedi.
Süper Lig’in 20’nci haftasında Kayserispor, deplasmanda Galatasaray’a 2-1 mağlup oldu. Mücadelenin ardından düzenlenen basın toplantısında Kayserispor Teknik Direktörü Recep Uçar açıklamalarda bulundu. Sözlerine Pençe-Kilit Harekatı’nda şehit olan askerlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyerek başlayan Recep Uçar, ‘İyi bir atmosferde, iyi bir oyuncu ve oyun gücü olan Galatasaray ile mücadele etmenin zor olduğunu biliyorduk. İstanbul’da şartlar ne olursa olsun iyi bir sonuçla Kayseri’ye dönmek ana hedefimizdi. Maç öncesi isteğimiz önde karşılayabilmek, biraz Abdülkerim’i kapattık. İlk yarıya baktığımızda ilk yediğimiz gol hücuma çıkarken kaybettiğimiz top, sonra adam adama eşleşme hatasından yedik. Sonrasında oyundan kopmadık. Biz de rakip kaleye 10 kere gitmişiz, rakip de 15 kez. Bu statta bizim adımıza fena bir ilk yarı değildi. Topa sahip olduğumuz, ürettiğimiz bölümler vardı. Penaltı kaçırmamız da bizim adımıza talihsizlikti. İkinci yarı baskıyı biraz daha arttırarak hataya zorladığımız pozisyonlarda bulduğumuz golle eşitliği yakaladık. Sonra doğal olarak Galatasaray bizi biraz daha itti. O bölümlerde yüzde 100 pozisyon vermedik. 80’lerde pozisyon maalesef bireysel hata sonucu oluşan penaltı, sonra oyuna dokunmaya çalıştık ama kolay değil, 2-1 kaybettik. Üzgünüm. Şartlar ne olursa olsun hedefimiz buradan puan almaktı, başaramadık. 5 hafta öncesinde 9 maçta 8 galibiyet aldığımız periyotta kulübün belirli dönemlerden geçtiğini, bizim için akılcı hedefin her zaman özellikle kısa hedefler, bir sonraki maçın kazanılması olduğunu söylüyordum. Bugün son 5 maçını kaybeden takımın teknik direktörü olarak da bugün de aynı şeyleri söyleyebilirim. Galatasaray Kulübü’nü, oyuncuları ve Okan Hoca’yı tebrik ederim’ şeklinde konuştu.
“HAKEM GÖRDÜĞÜM KADARIYLA İYİ BİR MAÇ YÖNETTİ”
Mücadelenin hakemi Atilla Karaoğlan’ın performansı hakkında konuşan Uçar, ‘Hakem gördüğüm kadarıyla iyi maç yönetti. Ne bizim ne Galatasaray’ın penaltısına bakmadım. Onun üzerinden de maçı değerlendiren bir insan değilim. Mazeret üreten biri değilim. Var olan oyuncularla direnmeye devam edeceğiz. Kayserispor büyük bir takım, tarihi ile şehir ile. Kayseri forması da ağır bir forma. Bugün çocuklar aslanlar gibi hakkını vermeye çalıştılar. Gerek taktiksel sadakat gerek planları ellerinden geldiğince uygulamalarından dolayı kendi oyuncularımı da tebrik ediyorum. Haftaya İstanbulspor maçıyla başlayacak bir serimiz var. Tek arzumuz önce perşembe Gençlerbirliği ile başlayacağımız kupa maçı. Sonraki hedefimiz ligde İstanbulspor, Samsunspor, Antalyaspor maçlarından iyi sonuçlar almak olacak’ dedi.
“KAYSERİ ÖNEMLİ BİR MARKA”
Kayseri’nin önemli bir kulüp olduğunu belirten Recep Uçar, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
’15 gün öncesi süreçte Kemen ve Thiam ayrıldı. Mane, Julian Jeanvier Afrika Kupası’nda. Kartal, Cardoso ve Uzodimma sezonu kapadı. Şehrin ileri gelenleri, yönetim var gücüyle bunu aşabilmek için uğraşıyorlar. Kayseri önemli bir marka. Ümit ediyorum, ihtiyacımız da var.?
]]>Bursaspor Basketbol Takımı Yönetim Kurulu Başkanı Sezer Sezgin, sezonun ilk yarısını değerlendirdi. Başkan Sezgin, “Bu sezon yeni bir yapılanmaya girdiğimiz için sezona çok geç başladık. Tüm takımlar transferlerini Haziran ayında bitirirken biz dar bir havuz olmasına karşın kadromuzu Ağustos başında kurabildik. Genel Menajerliğe Türkiye Basketbol Federasyonu’nda uzun yıllar Yerel Ligler direktörü olarak çalışan Özgün Önver’i getirdik. Akabinde Euroleague’de yıllarca baş antrenörlük yapan Avrupa’nın saygı duyduğu Jure Zdovc’a takımı teslim ettik. Önceliğimiz formanın hakkını veren, terinin son damlasına kadar savaşan, yenilse de taraftarın ayakta alkışladığı bir takım oluşturmaktı ve bunu da başardığımızı düşünüyorum. Bu sezon 1.6 milyon dolar ile ligin en düşük bütçeli takımı olduğumuzu da söyleyemeden geçemeyeceğim. Buna oyuncu, teknik ekip, altyapı ve idari kadro ile seyahat organizasyon dahil. Diğer takımlar 8. ve 9. Yabancı oyuncularını transfer ederken ligde yoluna 5 yabancı ile devam eden iki takımdan biriyiz” dedi.
“Hayal satmadık”
Sezer Sezgin şöyle devam etti: “Bu sezon bütçe anlamında biraz küçülmemiz gerekiyordu. EuroCup finali oynadığımız sezon ile bu sezon arasında neredeyse yarı yarıya bütçe farkı var. Basketbol sadece ana sponsorların verdiği destekle sürdürülebilen bir branş. Biz ülkede yaşanan ekonomik krize rağmen oyuncu, teknik ekip, personel maaşlarını, SGK ve vergisini zamanında ödeyen bir kulüp olmak istedik ve şu an başarılı şekilde çarkı döndürmeye çalışıyoruz. Biz kimseye sezon başında ‘Bu takım ilk 8’e oynar. Avrupa’da finale kalır’ diye hayal satmadık. Her zaman şeffaf olduk. Bizim için sürdürebilirlik önemli. Bu şehrin en büyük markası olan Bursaspor’un şu an İstanbul ve Avrupa takımları ile mücadele ettiği tek branş burası. Bunun içinde elimizden ne gelirse yapmaya çalışıyoruz. Hiçbir zaman hata yapmak istemiyoruz.”
“İsrail takımını yenen tek Türk takımı bizdik”
“Türkiye Kupasına katılma hakkını averajla kaçırdık” diyen Sezer Sezin, “Ligde Beşiktaş’ı ve Darüşşafaka Lassa’yı içerde, Galatasaray’ı deplasmanda yendik. Fenerbahçe Beko deplasmanında son topa kadar mücadele edip son saniyelerde maçı kaybettik. Bu sezon ilk kez mücadele ettiğimiz ve İsrail takımlarıyla yaşanan sorun nedeniyle 4 maçımızı deplasmanda oynamak zorunda kaldığımız Şampiyonlar Ligi’nde diğer gruplardaki takımlar 2 galibiyetle bir üst tura çıkarken biz 3 galibiyete rağmen averajla bir üst tura çıkamadık. Geçen sezonun şampiyonu Alman Telekom Bonn’u ve İsrail’in Hapoel Holon takımlarını deplasmanda yenerek taraftarımıza büyük gurur yaşattığımız düşünüyorum. Ayrıca o galibiyetten sonra Türk takımları içerisinde bir İsrail Takımını yenen tek Türk takımı bizdik. Ligin ilk yarısı sona erdi. İkinci devre Pazar günü saat 18.00’de evimizde oynayacağımız Türk Telekom maçıyla başlıyor. Bu kulübün kuruluşundan bu yana başkanlığını yapan bir kardeşiniz olarak büyük Bursaspor taraftarından tek ricam her zaman yanımızda olun ve takımı son topa kadar destekleyin” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni yıl nedeniyle yayınladığı video mesajında ” 2023 hedefleri başlangıçtı, asıl çıkışımızı Türkiye yüzyılıyla 2024 ile birlikte başlatıyoruz. Bu mücadeleyi de sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni yıl dolayısıyla video mesaj yayınladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında “Bu gece 2023 yılını tamamlıyor, 2024 yılına adım atıyoruz. Yeni takvim yılının ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aslında her yeni yılın sevinçle, umutla ve heyecanla karşılanması gerektiğine inanıyoruz. Ancak bu yeni yıla hem bölgemizdeki, hem dünyadaki olumsuzluklar hem de geçtiğimiz günlerde verdiğimiz şehitlerimiz sebebiyle buruk bir şekilde giriyoruz. İnsanlığın tamamı için daha güzel, daha huzurlu, daha müreffeh bir gelecek umudumuzu elbette muhafaza ediyoruz. Bunun için önce sözde demokrat ve özgürlükçü ülkelerin eli kanlı terör örgütlerine verdikleri destekleri kestiğini görmemiz gerekiyor. Bunun için önce Gazze’de masum çocukların, kadınların katledilmesine karşı tüm ülkelerin ve kurumların ortak tavır aldığını görmemiz gerekiyor. Bunun için önce Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere bireyleri acıya boğan, ülkelerin kaynaklarını heba eden çatışmaların durdurulması için adil ve samimi çaba gösterildiğini görmemiz gerekiyor. Bunun için önce asırlardır sömürülen ve onurları çiğnenen toplumların zenginliklerinin kendi gelecekleri, refahları, güvenlikleri için kullanıldığını görmemiz gerekiyor. Velhasıl umutları fiiliyata dönüştürmek için dünyadaki tüm ülkelerin, kurumların, fertlerin ortak değerler ve ilkeler etrafında bütünleşmesini temin etmemiz gerekiyor” dedi.
HERKES İÇİN AYNI STANDARTLARI DİLİYORUZ
Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajının devamında “Türkiye olarak biz bu dünya fotoğrafında farklı bir yeri, farklı bir misyonu, farklı bir anlayışı temsil ediyoruz. Devlet ve millet olarak biz sadece kendi güvenlik ve refah çabamızı neticeye ulaştırma mücadelesi vermekle kalmıyoruz, Dünyaya ve bölgemize huzur iklimi hakim olmadan bizim de huzur bulamayacağımız anlayışıyla herkes için aynı standartları diliyoruz.
Bu anlayışla bölgemizdeki barış çabalarını neticeye ulaştırmaya çalışıyoruz. Dostlarımızla ilişkilerimizi her alanda geliştiriyoruz, kardeşlerimizin dertleriyle dertleniyoruz. Dünyayı daha iyi, daha adil, daha müreffeh bir geleceğe hazırlamaya dönük her çabaya destek veriyoruz. Cumhuriyetimizin ilk asrını bitirip Türkiye yüzyılı dediğimiz yeni asrına ayak bastığı bir dönemde daha büyük hedeflere yönelirken azmimizi ve gayretimizi sürekli perçinliyoruz. Zalimin zulmünün ilanihaye sürüp gitmeyeceğine inanıyoruz. Adaletsiz ve dengesiz küresel yönetim sisteminin son çırpınışlarını yaşadığına inanıyoruz.
Mazlumların sesinin derinden derine tüm dünyayı sardığına, bu çığlıkların büyüyerek insanlığın ortak vicdanı haline dönüşeceğine inanıyoruz. Nitekim Türkiye’nin kendi vatandaşları, dostları ve kardeşleriyle birlikte insanlığın tamamına hitap eden beyan ve tutumlarının gönüllerde giderek daha fazla makes bulduğunu görüyoruz” diye konuştu.
TÜRKİYE YÜZYILI VİZYONUNU HAYATA GEÇİRDİKÇE ALLAH’IN İZNİYLE AY YILDIZLI BAYRAĞIMIZIN YÜKSELİŞİ HEP SÜRECEKTİR.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Aziz milletim elbette bu meşakkatli yolda sürekli yeni sınamalarla, yeni sıkıntılarla, yeni engellerle karşılaşıyoruz. Terörle mücadeleden ekonomik tuzaklara kadar pek çok alanda yaşadığımız sorunların temelinde büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını engelleme amacı vardır. Ülke olarak biz kendi potansiyelimizi ve imkanlarımızı etkin şekilde kullanmayı sürdürdükçe bu mücadele daha da sertleşecektir. Çünkü Türkiye’nin büyümesi demek asırlardır bizim tökezlememiz sayesinde dört bir yanımızda rahatça at koşturanların hesaplarının bozulması demektir. Bizim güçlenmemiz demek kendi refah ve güvenlikleri için diğer herkesi araç olarak kullananların, sömürenlerin, ezenlerin düzenlerinin sonuna gelinmesi demektir. Bizim sesimize daha çok kulak verilmesi demek dünyanın her yerindeki hak, adalet, özgürlük ve vicdan arayışlarının güçlenmesi demektir. Milletimiz tarihinin hiçbir döneminde kendi hedeflerine ulaşmak için bedel ödemekten fedakarlık yapmaktan elini taşın altına koymaktan çekinmedi.
Son 21 yılda yaşadığımız nice kritik hadise karşısında milletimizin sergilediği güçlü duruş ve kararlılığın bugün de devam ettiğini gösteriyor. Evet, buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum; milletimiz birliğine, beraberliğine, kardeşliğine sahip çıktıkça Allah’ın izniyle bizi kimse bölemeyecektir. Devletimiz 2023 hedeflerinin bir sonraki safhası olan Türkiye yüzyılı vizyonunu hayata geçirdikçe Allah’ın izniyle ay yıldızlı bayrağımızın yükselişi hep sürecektir.
Siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik başarılarımızla dostlarımıza güven düşmanlarımıza korku vermeye devam ettikçe önümüzdeki sisler giderek dağılacaktır. Velhasıl biz istiklalimizden ve istikbalimizden taviz vermedikçe kimse kutlu yürüyüşümüzün önüne geçemeyecektir. Geçmişte emperyalistlerin birer aracı olarak başımıza musallat edilen vesayet güçleriyle, darbecilerle, terör örgütleriyle siyasi ve sosyal mühendislik projeleriyle çok vakit, çok enerji, çok insan kaybettik. Artık bu numaralara karnımız tok olduğu gibi böyle ağır faturalar ödemeye niyetimiz de yok.
BÜYÜYEN GELİŞEN TÜRKİYE’NİN YILDIZINI YÜKSELTECEĞİZ
Ülkemizi kendi iç mücadeleleriyle meşgul ederek tarihi mirasından ve sahip olması gereken imkanlardan mahrum edenlerle yollarımızı ayıralı çok oldu. Her fırsatta tekrarladığımız, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet düsturumuzun anlamı budur. İnşallah, 2024 darbe girişimiyle başlayıp kovid-19 salgınıyla büyüyen, bölgemizdeki çatışmalarla derinleşen sıkıntılı dönemden kurtulup hedeflerimize kilitlendiğimiz bir yıl olacaktır. Küresel krizlerin artarak sürdüğü bir dönemde biz farkımızı bir kez daha göstererek üreten, istihdam eden büyüyen gelişen Türkiye’nin yıldızını yükselteceğiz. Evet, 2023 hedefleri başlangıçtı, asıl çıkışımızı Türkiye yüzyılıyla 2024 ile birlikte başlatıyoruz. Bu mücadeleyi de sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz. Bu duygularla bir kez daha yeni takvim yılının milletimizin tüm fertlerine ve insanlığa hayırlı olmasını diliyorum. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla” ifadelerini kullandı .
]]>Ankara’da açılışı gerçekleştirilen ve 16 üye firma ile kurulan EDSİS’in Başkanlığını Kamil Çağatay Bayındır üstlendi.
Bayındır, EDSİS’le enerji depolama sistemlerini üreten, geliştiren, bu sistemlerin uygulamasını gerçekleştiren, bu konuda mühendislik hizmeti veren ve yatırım yapan tüm paydaşları aynı çatı altında toplamayı hedeflediklerini söyledi.
Türkiye’de 2024’ün ilk yarısında enerji depolama ürünlerinde yerli teknolojiyi dünyaya ihraç edecek fabrikaların açılacağına dikkati çeken Bayındır, 2024’te hayata geçirilecek enerji depolama teknolojisi sanayisindeki yatırımlarla ilk aşamada 3 binin üzerinde istihdam oluşturulacağını aktardı.
Derneğin kuruluş amacını, “sektörün gelişimine ve ülkenin enerji depolama konusundaki politika ve çalışmalarına doğrudan katkı sağlama” şeklinde açıklayan Bayındır, “Ülkemizin sürdürülebilir hedefleri ve politikaları çerçevesinde, enerji depolama sistemlerinin kullanımına yönelik stratejilerin belirlenmesi noktasında katılımcı bir vizyon geliştirmek, enerji depolama sistemlerinin üretilmesi ve geliştirilmesine katkı sunmak ve uluslararası pazarda rekabet edebilen bir sektörün oluşması için çalışmalar yapmak temel amaçlarımız arasındadır.” ifadelerini kullandı.
Bayındır, Türkiye’nin enerji depolama sistemleri teknolojilerinin yerli üretimi için önemli adımlar attığına vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Fizibilite, piyasa koşulları ve enerji güvenliği dikkate alınarak enerji verimliliği ve yenilenebilir potansiyelden en üst düzeyde yararlanmak amacıyla enerji depolama sistemlerinin yerli sanayisinin kurulması yönünde kamu-STK-özel sektör-üniversite işbirliği ile ortak adımlar atmak üzere enerji depolamada bir ‘ekosistem’ oluşturmayı hedefliyor. Bu ekosistemde üniversiteler, kamu kurumları, araştırma enstitüleri ve özel sektör, iklim değişikliği ve enerji dönüşümü ile kamu-özel iştirakler ve sanayici arasında da köprü görevi kurarak ilgili yurt içi ve yurt dışı bağlantılarla işbirliği halinde, araştırma ve geliştirme çalışmalarını yürütecek. Önümüzdeki 5 yılda Türkiye’nin enerji depolama sanayisi ile aynı güneş paneli üretimimizle olduğu gibi dünyada söz sahibi bir konuma geleceğini öngörüyoruz. Enerji depolama teknolojisinde dünyadaki ilk 5 ülke arasına gireceğiz.”
“Enerji depolama sistemleri hayatımızın bir parçası olacak”
Europower Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Behiç Harmanlı, artan dünya nüfusuna paralel olarak yükselen enerji tüketiminde sürdürülebilirliğin sağlanması için enerji depolama sistemlerinin geliştirilmesinin önemine dikkati çekerek, “Enerjinin üretildiği zamanla tüketildiği zaman arasındaki ayrışımların en aza indirilmesinin tek yolu enerjinin doğru şekilde ve doğru teknolojilerle depolanmasını sağlamaktır.” dedi.
Enerji depolama teknolojileriyle yenilenebilir enerji kaynaklarına eğilimin artacağını aktaran Harmanlı, söz konusu teknolojinin temiz enerjiye geçiş için önemli bir gereklilik olduğunu ve dünya genelinde karbon salımının en aza indirilmesine ilişkin uluslararası hedeflere ulaşılmasında kritik rol üstlendiğini söyledi.
Harmanlı, batarya teknolojisindeki ve güç dönüştürme sistemlerindeki gelişmelerin enerji alanında devrim niteliğinde olduğunu ifade ederek, “Önümüzdeki yıllarda bu gelişmelerle elektriğin üretimi ve tüketiminde değişiklikler olacaktır. Hibrit sistemler ön plana çıkacak ve başta son kullanıcı durumunda olan meskenlerde olmak üzere depolama sistemleri hayatımızın bir parçası olacaktır.” diye konuştu.
Grubun depolama sistemleri konusunda yatırımcı, sanayici, uygulamacı, yazılım geliştirici ve mevcut AR-GE merkezinde teknoloji geliştiren bir görev üstleneceğine işaret eden Harmanlı, şunları dile getirdi:
“Grup olarak çatı görevi üstlenecek böyle bir derneğin varlığını önemsiyor ve destekliyoruz. Bu çatı içerisinde sadece özel sektör değil, aynı zamanda üniversitelerin ve ilgili kamu kuruluşlarının da varlık göstermelerinin gelişmelere hız katacağına inanıyoruz. Bu oluşuma katkı sağlayacak tüm sektör paydaşlarına şimdiden teşekkür ediyoruz.”
]]>15 Ocak 2023 tarihinde Emet Termal Otelde biz bütün teşkilatlarla bir toplantı ve çalışma kampı gerçekleştirdiklerini söyleyen Başkan Mustafa Önsay, “Sonrasında 26 Ocakta bir Kandil Gecesi Numan Kurtulmuş Bey’i ağırladık. Kapalı Spor Salonumuzda il danışma toplantısı gerçekleştirdik. Teşkilatımızla beraber, çok yoğun bir katılımla çok güzel bir toplantı oldu. Tabi bütün bunlar bizim göreve geldiğimiz tarihten itibaren teşkilat içerisindeki arkadaşlarımızın büyük bir gayretiyle şehrimizde AK Parti açısından bir canlanmanın da sonucuydu” dedi.
“11 ilimizi etkileyen depremle karşı karşıya kaldık”
6 Şubat tarihinde tarihin en büyük yıkımı depremle karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Başkan Önsay, “Depremin olduğu andan itibaren bütün teşkilatımızla oradaki insanlarımızı ki 11 şehrimizi etkileyen nüfusumuzun yüzde 15’ini evsiz bırakan büyük bir yıkımdan bahsediyoruz. Hemen anında bir çabaya başladık. Bu süreçte Kütahya’nın yardımsever insanların ortaya koyduğu bütün o yardım faaliyetlerini, insanların eline ne geçirirse kapıp geldiği günleri hakikaten unutmak mümkün değil. Devlet millet kucaklaşması ile hep beraber bu yıkımın altından kalkmaya çalıştık. Tabi Kütahya özelinde bütün iller burada yardım çalışmalarına devam etti. Kütahya özelinde yine teşkilatımızın büyük gayretiyle önemli bir işi daha gerçekleştirdik” diye konuştu.
“Hatay’da Kütahya Koordinasyon Merkezi kurduk”
Hatay’da Kütahya Koordinasyon Merkezi kurduklarını ifade eden Başkan Önsay, “Bu başka bir teşkilatın kurduğu bir şey değildi. Hakikaten teşkilatımızdan 135 arkadaşımız burada 2 ay boyunca gece gündüz çalıştılar, gelen yardımları orada istiflediler. Sonrasında onları köy köy en ücra noktaya dağıtımlarını yaptılar, insanların o durumunda kendileri de gidip Hatay’da günlerce evden uzak orada bir depoda kalarak aynı ortamı o insanlarla beraber yaşayarak yardım faaliyetlerini sürdürdü, bu Hatay’da çok büyük ses getirdi. Hakikaten teşkilatımızın her bir üyesiyle Kütahya olarak ne kadar iftihar etsek azdır. Hakikaten Kütahya, Hatay’da büyük bir iz bıraktı. Tabi bizim kendi tecrübelerimizde var. Gediz depremimiz, Simav depremimiz. Bunu bilen insanlar olarak bütün ilçelerimizle beraber, güzel bir dayanışma örneği gösterdik. Bu teşkilatımız adına o günlerde 2 ay boyunca belki de biraz sahadan uzaklaştığımız ama sonuç itibariyle çok önemli bir iş yaptığımız günlere tekabül etti” şeklinde konuştu.
“İftara 43 Kala” programı başlattık”
Başkan Mustafa Önsay, şöyle konuştu: “O günlerde yine hem onunla paralel bir şekilde Vazoda bir “İftara 43 Kala” programı başlattık. Çadır kurduk, teşkilatımızın kendi imkanlarıyla her gün 1000 kişiye orada Ramazan boyunca iftar verdik. Yine oradaki bütün o hizmeti teşkilat mensuplarımız gerçekleştirdi. Allah hepsinden razı olsun. O da güzel bir şey getirdi. Tam bayrama doğru yaklaşırken 10 gün kala da adaylarımız belli oldu. Seçimlere gidiyorduk. Her ne kadar biz deprem derken mevzudan uzaklaşsak da seçim geliyordu. 14 Mayıs Seçimlerine 5 adayımızla beraber bir de ben hakikaten büyük bir gayretle, çalışma azmiyle, disipliniyle çalıştık. Her birimiz 2 bin 500 tane evi tek tek dolaştık. 6 kişiydik, 5 adayımız bir de ben. Toplamda 15 bin Kütahyalıyı evlerinde ziyaret ettik. Bu da çok güzel bir saha çalışması oldu. Tabi bütün bunların hem Kütahya projesi hem bütün bunlar bizi hakikaten seçime hazır hale getirdi.”
“Kütahyalılar Kütahya’yı tekrar Ege Bölgesinde birinci çıkardı”
Kütahyalılar Kütahya’yı tekrar Ege Bölgesinde birinci çıkardığına vurgu yapan Başkan Önsay,” Allah hepsinden razı olsun. Hem Tayyip Bey’in aldığı oy oranıyla hem AK Parti’nin aldığı oy oranıyla Biz Ege Bölgesinde 1. olduk. Ayrıca Kütahya’mız AK Parti’nin 81 il içerisinde en çok oy aldığı 10. İl oldu. Bunu da tarihimizde ilk defa başardık. Bütün bu gayretlerin bir şekilde sandığa yansımış olması, sonucunu elde edebilmiş olması hepimizi çok sevindirdi. 3 vekilimizi Meclise göndermiş olduk. Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar Cumhurbaşkanı seçmiş olduk ve böylelikle 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerini alnımızın akıyla tamamlamış olduk. Sonrasında malum olduğu üzere yavaş yavaş 31 Mart seçimlerine hazırlanmaya başladık. Tabi burada da yine teşkilatımızla beraber 3 tane büyük proje gerçekleştirdik. Bunlardan bir tanesi “Haydi Şimdi Sıra Sende” projesiydi. Burada bu salonda her gün 50-60 tane işçi kardeşlerimizi, kurumlarda çalışan kardeşlerimizi misafir ettik. Toplam 27 tane program yaptık. Onlarla hemhal olduk, dertlerini dinledik. Onlarla partimiz arasındaki ilişkileri tekrar sıcak hale getirdik” ifadelerini kullandı.
“Mahallede gezek var programı”
Kütahya’da “Mahallede gezek var” programına başladıklarını ifade eden Önsay, “Mahalle mahalle 41 mahalleyi 22 programda bir araya getirdik. Her akşam bir mahallede cimcik ikram ettik vatandaşlarımıza. Çok büyük teveccüh gösterdiler, salonlara sığmadı insanlar. Hep beraber bir şekilde 31 Mart seçimlerine hem hazırlandık hem durumumuzu ortaya koyduk. Hem tekrar Kütahya’yı AK Partili belediye ile buluşturmanın sözünü birbirimize verdik. Tabi onun yanında “Esnafın Sesi Ekmek Teknesi” programımız gibi pek çok programı yine gerçekleştirdik” dedi.
“Yeniden ‘Kütahya’ diyeceğiz, ‘AK Belediyecilik’ diyeceğiz”
“31 Mart akşamı da Kütahya’yı AK Belediyecilikle tekrar buluşturacağız” diyen Başkan Önsay, “Yani şunu söyleyebiliriz görev yaptığımız 18 ayı geçkin süre içerisinde bütün teşkilatımızla gün ayırmadan hakikaten hafta sonu dahil her an sahada olmaya, vatandaşımızın yanında olmaya, onların dertleriyle hemhal olmaya devam ettik. Şu anda bizim elimizde, mahalle mahalle her bir vatandaşımızın ne istediği ne eksiğinin olduğu, Kütahya Belediyesi’nden ne beklediği, önümüzdeki 5 yıl içerisinde Kütahya ile ilgili ne tip hayaller kurduğu hepsiyle ilgili şu anda bizim raporlarımız hazır ve şu anda inşallah adayımızın da Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanmasıyla birlikte yine sahaya çıkacağız ve 31 Mart tarihine kadar gece gündüz çalışacağız. İnşallah 31 Mart akşamı da Kütahya’yı AK Belediyecilikle tekrar buluşturacağız. Yeniden ‘Kütahya’ diyeceğiz, ‘AK Belediyecilik’ diyeceğiz. ‘Türkiye yüzyılı’, ‘Kütahya yüzyılı’ diyeceğiz. Bunun için hazırız biz. Vatandaşımızda gördüğümüz kadarıyla hazır. Onlarında büyük umudu bizde. Allah hepimizi İnşallah bu umutlara vasıl olanlardan eylesin. İnşallah çalışmaya, gayret etmeye, milletimiz için yaşamaya halkımız için gayret etmeye, Kütahya’mızın geleceğini hep beraber ihya ve inşa etmeye devam edeceğiz. 2024 yılının da hepimize hayırlar getirmesini, ülkemize, milletimize İslam alemine bilhassa Filistin gibi pek çok yerde bir sürü sorunlarımız var. Bu sorunların da çözülmesini, bu noktada İslam aleminin, Müslüman dünyasının bir araya gelmesini Cumhurbaşkanımızın önderliğinde hakikaten hep beraber tekrar dünyada en büyük gücün Müslümanların elinde olduğu bir dünyayı yaşamayı İnşallah Allah nasip etsin” ifadelerini kullandı. – KÜTAHYA
]]>