İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 110. yıl etkinlikleri kapsamında Japonya’nın geleneksel davulu Wadaiko’nun temsilcilerinden Sai Grubu‘nu seyircisiyle buluşturuyor.
İstanbul’da ilk kez sahne alacak Japonya’nın geleneksel davul grubu “Sai”nin gösterisi, 9 Aralık 2024 Pazartesi günü saat 15.30 ve 19.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde geleneksel Japon kültürü meraklılarının beğenisine sunulacak.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever)
İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekân ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor.
Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait. Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik 15 Aralık 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın)
Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 29 Aralık 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
REKLAM
Aralık 2024 Programı
BANK BAN (Macar Devlet Tiyatrosu-Konuk Oyun)
József Katona’nın eseri Bánk Bán, Macar ulusal drama literatürünün en önemli eserlerinden birisidir. Bir eserin klasik olabilmesinde ve zamana direnmesinde, içeriğinin daima canlı ve her dönemde geçerli olan mesajlar içermesi, sahneye uyarlayan sanatçıların bunun sayesinde kendi gündemindeki önemli sorunları ve konuları, bunun aracılığıyla işleyebilmesi büyük rol oynar. Bánk Bán tam da böyle bir eserdir. Neticede József Katona, bu tarihi hikâyede tıpkı böylesi, genel insani konulara değinir. Katona seyircilere, eylemleriyle tarihe yön veren insanların, değişim isteyen fakat tarihin ve talihin, kendi gerçeğini savunan bireyi ezip yok edebileceğini ya da diğer taraftan, göklere kadar çıkartabileceğini gösteriyor. József Katona’nın yazdığı oyunu Attila Vidnyánszky yönetti. Oyun, 17 Aralık 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
REKLAM
HEDDA GABLER (Adana Şehir Tiyatrosu-Konuk Oyun)
Çağdaş Tragedya’nın en iyi örneklerinden olan Hedda Gabler’de insan ruhunun derinliklerine inerken onun dünyadaki yalnızlığına tanık oluruz. Jörgen’in Hedda için büyük zorluklarla aldığı villalarında geçen trajedi… Balayından yeni dönen Hedda ve Jorgen Tesman… Süreç içinde anlaşılır ki Hedda aslında, akademisyen olan ve işinden kafasını kaldırmayan Jörgen’i hiç sevmemiştir. Hedda’nın da bir zamanlar arkadaşlık yaptığı ortak tanıdıkları Eiler tLovborg’un gelişi hayatlarını altüst eder… Henrik Ibsen’in yazdığı, Volkan Sarıöz’ün yönettiği oyunda Olca Hayal Çetin, Cevher Hikmet Güzey, Yağmur Özcan, Önder Özcan, Uğur İzgi, Dilek Polat, Kurtuluş Bilgilioğul, Ahmethan Çelebi rol alıyor. Oyun, 18-21 Aralık 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
REKLAM
GÖZLERİMİ KAPARIM VAZİFEMİ YAPARIM
Epik Tiyatro’nun büyük ustası Haldun Taner, bu kült eserinde 31 Mart Vakası’ndan 71 Muhtırası’na kadar bireysel ve toplumsal anlamda yaşanan dönüşümlerin yanı sıra hiç değişmeyen şeylerin taşlamasını yapıyor. Oyunda yoksul bir aileden gelen, hayatı sorgulamadan yaşayan “dürüst” Vicdani ile varlıklı bir ailede doğan, servetine servet katarak yükselebilmek için her yolu mubah gören Efruz isimli iki zıt karakterin hayat hikâyesi aktarılıyor. Hiciv, mizah ve yer yer hazin hikâyelerle ilerleyen oyun, sınıfsal farklılıkların birey ve sosyal yaşam üzerindeki etkileri, insan tabiatı, vatan sevgisi, iyilik-kötülük gibi konulara dair sorular sorduruyor. Vicdani kendi gibi olanlara şöyle sesleniyor: “Ey benim kardeşlerim/ İbret olsun hayatım/ Açın ne olur gözünüzü,/ Sakın siz de benim gibi/ Safçasına/ Plak olmayın”
Haldun Taner’in yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Aybar Taştekin, Cafer Alpsolay, Can Alibeyoğlu, Doğan Şirin, Emrecan Karakurum, Özgür Atkın, Özgür Dağ, Seda Çavdar, Yiğit Ali Uslu rol alıyor. Oyun, 4-7 Aralık 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 25-28 Aralık 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
REKLAM
KUĞUNUN ŞARKISI
Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 4-7 Aralık 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ
REKLAM
1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.
Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 4-7 Aralık 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 25-28 Aralık 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
BİR HALK DÜŞMANI
Kentin yegâne gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor.
Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 4-7 Aralık 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
HAYAT DER GÜLÜMSERİM
REKLAM
Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikâyeleri, ilk kez aktarılır.
Özen Yula’nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. Oyun,4-7 Aralık 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, 18-21 Aralık 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
SİVRİSİNEKLER
Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir.
Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 4-7 Aralık, 25-28 Aralık 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
ZEHİR
Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 7 Aralık 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
REKLAM
SAVAŞ VE BARIŞ
1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir. Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikâyeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur.
Lev Tolstoy’un yazdığı, Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İpek Uğuz, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Yağmur Topçu, Ali Rıza Kubilay, Ahmet Kahvecioğlu, Boran Bağcı, Cem Eyüpoğlu rol alıyor. Oyun, 11-14 Aralık 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
REKLAM
AĞRI DAĞI EFSANESİ
Kapısına kadar gelen bir atı geri vermeyerek geleneğine sahip çıkma sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalan Ahmet’le, hem atın hem de bölgenin yönetiminde sözün sahibi olan Mahmut Han’ın kızı Gülbahar’ın hikâyesi, Yaşar Kemal’in usta kaleminde hem kültürün rengi, hem tarihin izi, hem halkın yükünü taşıyan Ağrı Dağı Efsanesi’ne dönüşmüştür.
Yaşar Kemal’in yazdığı Yiğit Sertdemir’in uyarlayıp yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Can Tarakçı, Cihan Kurtaran, Emrah Can Yaylı, Emre Yılmaz, Ertan Kılıç, Hakan Örge, Murat Üzen, Özge Midilli, Serkan Bacak, Uğur Dilbaz, Yeliz Şatıroğlu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 11-14 Aralık 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 25-28 Aralık 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
REKLAM
TARTUFFE
Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz.
Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 11-14 Aralık 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
REKLAM
YENİLMEZ
Ekonomik kriz sebebiyle Londra’da yaşamaları imkânsız hale gelen Oliver ve Emily çifti, Londra’dan İngiltere’nin kuzeyindeki küçük bir kasabaya taşınırlar ve burada “gerçek” insanlarla tanışmaya karar verirler. Taşralı komşuları Alan ve Dawn’ı evlerine davet ederler. Farklı sınıflara ait insanlar arasında büyük bir hayal kırıklığı ile başlayan ve giderek tuhaflaşan ilişkiler trajik sonuçların ortaya çıkmasına sebep olur.
Torben Betts’in yazdığı, Nazlı Gözde Yolcu’nun çevirdiği, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gizem Akkuş, Gökçer Genç, Nurdan Kalınağa, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun,11-14 Aralık, 25-28 Aralık 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
YAFTALI TABUT
Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor.
Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 11-14 Aralık 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 28 Aralık 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
REKLAM
GÖK KUBBE
Dört ay önce tanımadığı bir adamın atının sırtında evinden ayrılmış olan Sally, biriktirdiği parasını alıp kaçmak üzere evine döndüğünde kocasıyla karşılaşır. Bölgenin güçlü ve zengin ailesi Wax’lerin çocuğu öldürülmüştür. Cinayeti işleyen adam asılmış, ancak o sırada onunla birlikte olan Sally, hamile olduğunu söylediği için asılması ertelenmiştir. Mübaşir olarak görevlendirilen Coombes, hem çamaşırcılık hem de bölgede ebelik yapan Elizabeth’e, Sally’nin gebe olup olmadığını anlamak için bir araya getirilen jüriye katılması gerektiğini söylemek üzere evine gelir. Mahkeme 12 kadından, Sally’nin gebe olup olmadığı hakkında görüşlerini bildirmeleri istemiştir. Dönemin yasalarına göre, Sally şayet hamileyse, asılmaktan kurtulup Amerika’ya sürgün edilecektir. Bir karar çıkana kadar mum, ateş ve yiyecek bulunmayan bir odada tutulan kadınlar, Sally hakkında bir yargıya varmaya çalışırken, kendi geçmişlerine, bağlarına ve kadın olmaya dair gerçekler de açığa çıkacak, başka bir kadının hayatı üzerine adil bir karar vermek, sandıkları kadar kolay olmayacaktır.
Lucy Kirkwood’un yazdığı, Özden Gököz’ün çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Aslıhan Kandemir, Betül Kızılok Bavli, Canan Kübra Birinci, Çağlar Polat, Demet Bozkaya Şalt, Eraslan Sağlam, Eylül Soğukçay, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, Gözde İpek Köse, Işıl Zeynep Karaalp, Serap Öztürk, Yağmur Ulusoy Göktürk, Zeliha Güney rol alıyor. Oyun, 11-14 Aralık 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
REKLAM
İKİNCİ PERDENİN BAŞI
Genç ve umutsuz bir oyuncu olan Muhsin, ünlü tiyatro yönetmeni Afet’in açtığı oyuncu seçmesine girme fırsatı bulur. Böylesi bir dönüm noktasında, hayatta hiçbir şeyin yolunda gitmemiş olmasının gerginliğini yaşamaktadır. Seçmelere saatinde yetişemediğinden dolayı içeri girip girmeme konusunda kararsız kalır.
Alp Tuğhan Taş’ın yazıp yönettiği oyunda Ebru Üstüntaş, Alp Tuğhan Taş rol alıyor. Oyun, 11-14 Aralık 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de, 21 Aralık 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)
Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 14 Aralık 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
REKLAM
İFİGENYA
Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgâra ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgârını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!..
Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Yağmur Topçu, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun, 18-21 Aralık 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
REKLAM
HAMLET
Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 18-21 Aralık 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
REKLAM
FOSFORLU CEVRİYE
Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkûmudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.
Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 18-21 Aralık 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
REKLAM
MAVİYDİ BİSİKLETİM
İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir’e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950’lerin İzmir’inden günümüze taşıyor.
Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 18-21 Aralık 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ÇİNGENE BOKSÖR
1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahkûm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü…
Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 18-21 Aralık 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
REKLAM
BEN MEDEA DEĞİLİM
“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikâyesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz.
Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 25-28 Aralık 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
CADI KAZANI
Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller‘ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Seda Yılmaz, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, Engin Akpınar,Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 25-28 Aralık 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
REKLAM
BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş)
Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar.
Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 8, 15 Aralık 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
RÜYA(5+Yaş)
Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır.
Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 8, 15 Aralık 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
REKLAM
HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş)
Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor.
Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 8, 15 Aralık 2024 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 22, 29 Aralık 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş)
İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgârın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar.
Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları’’ gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 8, 15, 22, 29 Aralık 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde.
REKLAM
MASAL (5+Yaş)
Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür.
Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 8, 22 Aralık 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş)
Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir.
B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 8, 15, 22, 29 Aralık 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
REKLAM
FINDIKKIRAN (7+ Yaş)
Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor.
E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak,Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 22, 29 Aralık 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
REKLAM
BİR GECE MASALI (5+ Yaş)
Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır.
William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 22, 29 Aralık 2024 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)
Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir.
Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 15, 29 Aralık 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
Oyun biletleri, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden temin edilebilir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bayülgen’in yazıp, yönetip, oynadığı ve “Yılın Prodüksiyonu”, “Yılın Yönetmeni” ile “Yılın Oyuncusu” dahil 6 ödül sahibi “Richard” oyunu 50. temsilinde sanatseverlerle buluştu.
Oyuna, tiyatroya ve gelecek projelerine ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan sanatçı, Richard eserindeki asıl meselenin ötekileşme olduğunu belirterek, “Richard’ın da bir öteki olması bizi çok ilgilendirdi. Yani kraliyet ailesine doğmuş ama kral olamayacak bir öteki. Buradan İngiltere’ye giden ya da güneyimizden, güney doğumuzdan bizim topraklarımıza gelenler, aslında ortak bir kaderi paylaşıyor ‘öteki’ olarak. Biz göç alıyor, sığınmacı alıyoruz, onlara öteki muamelesi yapıyoruz. Biz de çalışmak, eğitim ya da yerleşmek için başka ülkelere, örneğin Kıta Avrupası’nda Berlin’e, Paris’e, Londra’ya gidiyoruz. Biz de orada öteki muamelesi görüyoruz. İnsan kendi doğduğu ailede, kardeşleri arasında ya da anne babaya karşı bile ötekileşebiliyor. Dolayısıyla bu çok önemli. Bunun işlendiği bir oyun. Bu açıdan Shakespeare’e dayanarak, biraz ona dil çıkartarak, biraz da Shakespeare’i överek yazılmış bir oyun.” ifadelerini kullandı.
Bayülgen, eserin yüzde 20’sinin orijinalin adaptasyonu olduğunun altını çizerek, yüzde 80’ini ise yeniden yazıldığının altını çizdi.
William Shakespeare’in kaleme aldığı ilk eserlerin VI. Henry oyunu ile Kral III. Richard’ın hayatını anlattığı oyun olduğunu dile getiren sanatçı, “O tarihte ya Tudorlara yaranmak için ya Tudorların ısmarlaması sonucu, Shakespeare bunu yapıyor yani III. Richard’ı kötü gösteriyor. Arada yüzyıl var ve o yüzyılda Yorkların yani son savaşta ölen Kral Richard’ın gölgesi kalkmamış devlet üzerinden, Tudorlar üzerinden. Bunu kötüleme çabası var. 16. yüzyıl anlayışıyla yani ‘Tanrı kötü insanları -güya- sakat bırakır ki siz ondaki fenalığı göresiniz diye’ anlayışıyla, adama sakatlıklar ilave edilmiş. İşte kambur, çolak, topal, çirkin yapılmış.” açıklamasını yaptı.
Okan Bayülgen, Shakespeare’in eserinde Richard’ı korkunçlaştırdığının altını çizerek, şu bilgileri verdi:
“Öyle bir adam değil. Çok yakın tarihte, 2012’de kemiklerin bulunması ve 2015’te Richard’a ait olduğunun tescillenmesiyle ortaya çıktı ki bu adamda biraz skolyoz var. O skolyoz da dışarıdan pek belli olmuyor. Yani kambur falan da değil. Eğri büğrü de değil. Yakışıklı bir adam. Savaşta kahramanca ölen son kral. Ama ne olmuş bugüne kadar? Bizim bu pek demokrat kıta Avrupası, İngilizler her şeyi demokrasi adına ve siyaseten doğruculuk yaparak herkesi temize çekmiş, düzeltmiş. Richard’ı bırakmışlar. Richard günden güne daha da korkunç hale getirilerek oynanıyor. Bu oyun bir soru soruyor. Diyor ki siz hala neden korkuyorsunuz? Yani 500 yıldır her gelen oyuncu, kimliği ne olursa olsun demokrat, ilerici, gerici, sağcı, solcu fark etmiyor; aynı hilkat garibesi Richard’ı oynuyor. Bir yandan bu açıdan Shakespeare’e dil çıkartıyor.”
“Söyleşilerle aslında bir şölene dönüştü”
Eserde, “sanatçı nerede durmalıdır?” sorusunun işlenmediğinin altını çizen başarılı sanatçı, “Aleladelik, üst insan olmak, Nietzsche’den, Baudrillard’dan, Alain Badiou’dan, Kierkegaard’dan Freud’a kadar, aslında sanatçının kim olduğu, ne yapması gerektiğiyle ilgili çok mesaj var oyunda. Ama iktidar yazarı olmak, olmamak gibi bir derdimiz yok. Tarih boyunca böyle olmuştur; her iktidara yakın duran yazarlar vardır. Uzak, muhalif olan yazarlar vardır. Bu oyunun özellikle meselesi bu değil.” diye konuştu.
Oyunun 50 temsilde geçirdiği değişikliklere de işaret eden sanatçı, şunları kaydetti:
“İlk oynadığımızda berbattık. Oyun da henüz toparlanmamıştı. Hızla festivale yetiştirilmişti. Hatta ilk 2-3 oyunu seyredenlere de ‘Davetiye vereyim, gelin bu halini görün.’ diyorum. Fakat seyircimizden büyük bir teveccüh gördük. Açık hava tiyatrosunda 4 bin kişiye, Atatürk Kültür Merkezi ya da diğer binli sayıları geçen seyirci kapasiteli yerlerde full oynadık, hakikaten. Ardından, sanatı üretenin ve seyircinin bir araya gelmesiyle birkaç saat süren söyleşilerle aslında bir şölene dönüştü. Bugün ‘Herkes için Shakespeare’ diyerek aslında Shakespeare’in sahibi olduğunu düşünen İngiltere ve Kıta Avrupa’sına da 1tatlı bir iltifat yapıyoruz üst yazıyla. Sinemada alt yazı, tiyatroda da üst yazı vardır. İngilizce üst yazıyla oynanıyor bugün oyun. Bu da önemli bir gelişme. Bu oyun bizim özel hatta ödenekli tiyatrolarımıza iki alışkanlık bırakacak. Bir; ki çoktan başladı, oyun sonrası söyleşileri. İki; İstanbul’umuzda, Türkiye’mizde yaşayan, yerleşik ya da kısa süreliğine burada olan yabancılar için İngilizce üst yazıyla oynanması. Bu iki gelişme de aslında bizim hem seyirciyle ilişkimiz hem de tiyatromuzun yeri açısından ya da seyirciyi önemsememiz açısından güzel göstergeler.”
Okan Bayülgen, tiyatro yapmanın hiçbir zorluğu olmadığına dikkati çekerek, “Tiyatro yapmak, tiyatrocu olmak, tiyatronun, bu atmosferin içinde olmak müthiş bir şey. Bu kadar uğraşıp didinip zar zor konservatuara girip, ayakta kalıp tiyatro yapanlar bir de üzerine şikayet ederse artık fazla geliyor bana. Şikayet etmeye hakkımız yok. Bunu biz istedik. Annemiz, babamız bize mani olmaya çalıştı, ‘Yapma çocuğum.’ dedi, önümüze dikildi, yalvardı, ‘Evlatlıktan reddederiz.’ dedi. Şimdiki aileler değil, bizim zamanımızdaki ailelerden söz ediyorum. Yine de ısrar ettik, yaptık. Neden şikayet ediyoruz o zaman?” değerlendirmesinde bulundu.
Son dönemde tiyatronun, yaptığı birçok işin önüne geçtiğini vurgulayan sanatçı,”Şu anda ‘Richard Otel’de’ diye bir oyunumuz var. Yine Richard’da oynadığım bir arkadaşım, hem ortak yazar hem yardımcı yönetmen Nihal Usanmaz’la orada da çalışıyoruz. Aynı anda o oyunu çıkardık, Richard’da oynuyoruz ve Ankara’da, Devlet Tiyatrosunda ‘Dracula’nın provaları başladı. O da mayıs ortasında sahnelenecek. Araya bir küçük oyun daha sıkıştıracağız. Böylece gelecek sezona 4-5 oyunu aynı anda oynayarak gireceğiz.” dedi.
“Shakespeare aslında bütün dünyaya ait”
Sanatçı, oyunları yurt dışında da sahnelemeyi çok istediklerine işaret ederek, “Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de oyun koyabilirsiniz, yeter ki oyununuz onlar için yeni ve farklı bir şey ifade ediyor olsun.” ifadelerine yer verdi.
Uluslararası tiyatro festivallerine gitmek konusunda ise Bayülgen şunları söyledi:
“Aslında Richard için çok devreye girenler oldu. Fakat bizim, sinemadaki gibi bazı filmlerimizin, yönetmenlerimizin alışageldik şekilde Cannes’da, Berlin’de, farklı festivallerde ödül alması gibi bir lobimiz yok tiyatroda. Bazı oyunlar zar zor gidiyor, geliyor ama bunu da başlatmak lazım. İngilizlere de bir şey söylemek için Shakespeare’i tercihimiz biraz da bu yönde kıymetliydi. Shakespeare ile ilgili bir şey söylediğiniz zaman artık bu sadece İngiltere’ye değil, bütün dünyaya ilginç geliyor. Çünkü artık İngiltere’ye ait bir yazar değil Shakespeare. İngilizler sahip çıkıyor tabii, adam İngiliz ama artık o, tiyatro kütüphanesinin en önemli yazarı olarak aslında bütün dünyaya ait. Dolayısıyla Türkiye’den birisi çıkıyor, diyor ki ‘Ya kardeşim, pek demokratsın ya, senin yapamadığını bak ben yaptım ve sana, senin biraz da kafanı açabilecek, yeni fikirler verecek bir şey söylüyorum. Gelip orada oynayayım mı? Diyecek ki oyna ama sinema filmi nasıl gidiyor? WeTransfer’le, yüksek bir dosya olarak gidiyor. Bir küçük flash diskle gidiyor. Gitmesi bugünkü teknolojiyle rahat. Tiyatro kamyonlarla, insanlarla gidiyor. Biz bugün Anadolu’da bir yere gittiğimizde birkaç kamyon ve 51 kişi gidiyoruz yani kolay değil. Onun için bu kadar adamı götürüp orada oynatmak hiç kolay değil. Tarihte yapılmış. Bunu yapan müthiş tiyatrocu abilerimiz oldu.”
“Yurt dışına oyunla gittiğinizde işin kolayına kaçamazsınız”
Okan Bayülgen, uluslararası gösterimlerde iki kişilik oyunlarla ve dekoru oradan tedarik ederek gidilebildiğini aktararak, “Ama bizim oyun için orada bir inşaat yapmalısınız. Bu kolay bir şey değil. Bir yandan da tiyatronun şöyle bir tarafı da var; hep böyle kolaya kaçamazsınız. Yani ‘Yurt dışına gidecek bir oyun var’. Eee? ‘Bir hırkayla gidelim.’ Hayır o değil. Bu tiyatro. Nasıl sinemanın böyle bir cazibesi, şaşası var. Tiyatroda da bazı oyunlarda seyirciye oyunculuk, müzik performansları, dans gösterdiğiniz kadar, dekor, kostüm ve ışık konusundaki kreasyonunuzu da göstermeniz lazım. Tiyatro çünkü bunların bir bütünü. Çok farklı sanatların bir arada oluştuğu büyük bir sanat diyoruz.” diye konuştu.
Richard oyununun yurt dışına gittiğinde en az 600 kişilik bir salonda oynaması gerektiğinin altını çizen sanatçı, “Dracula’yı Devlet Tiyatrosunda sahneleyeceğiz. Mesela Dracula’nın şahsı daha fazla yurt dışı festivalleri açısından çünkü devlet, Kültür Bakanlığımız, ‘Biz buna uluslararası, dünya markası fantastik kişilik olarak da bakalım. Bunu şu festivalde ya da tiyatroda oynayalım.’ derse oynanır. Bu da aynı şeyi yapabilir.” ifadelerini kullandı.
Bayülgen, bütün tiyatro oyunlarının “Kral Çıplak” dediğine vurgu yaparak, şöyle devam etti:
“Bütün derdimiz seyirciyle böyle bir alışveriş içinde olmak. Bütün oyunlar bir şey söyler. Hangi oyunlar bir şey söylemez? Oyuncusu, yönetmeni ya da yazarı başka dertler içindeyse bir şey söylemeyebilir. Örneğin gelir der ki ben sana bir hikaye anlatacağım. Niye anlatacaksın bu hikayeyi? İşte ben bunu yazıyor muyum, yazabiliyor muyum diye baktım. ya da oyuncusuna dersin ki ‘Senin derdin ne?’ Oyun bir şey söyler, bir ufuk açar, bir yere dokunur. Katarsis denilen şey gerçekleşir. Bir ahlaki yıkanma ortaya çıkar. Herhangi bir şey. Oyuncu diyorsa ki, ‘Benim derdim kendimi el aleme göstermek. Bakın ne güzel oynuyorum. Gördünüz mü beni? Bir daha alkışlayın bakalım.’ falan. Bunlardan bir şey olmaz. Sanatçının hep bastıramadığı, dert edindiği, paylaşmak istediği bir şey vardır. Resim mi heykel mi tiyatro mu müzik mi, her neyse. Bir yardım çığlığı gibi. Çünkü sanatçı da acayip bir tip. O da bir iletişim kurmak istiyor. Onun da bir derdi olmuş mesela çocukken. İşte anlatırsa çocukken neler olduğunu, çocukken dertli olan başka birileri de onu anlar. Beraber bir şey olur. Ama sürekli aynı şeyi de söyleyemez, yeni bir şey söylemesi lazım. Şimdi ideali mi tarif ediyorum? Hayır. Sanat şurasından bastırdığımız, buradan sıkıştırdığımız, ‘böyle yapılmalıdır’ diye kural koyduğumuz bir şey değildir. Zaten ne zaman bu kuralları koyarsanız birileri çıkıp o kuralları bozmaya çalışır. Ondan sonra da devrim yaptık derler. ‘Bravo’ deriz biz de. Biz devrimcileri severiz zaten.”
Oyunun ikinci sezonu tamamladığını kaydeden sanatçı, üçüncü sezonda da izleyiciyle buluşacağını sözlerine ekledi.
Eser, 5 Nisan’da Maximum Uniq Hall’de, 14 Nisan’da Atatürk Kültür Merkezi’nde, 16-17 Nisan’da Ankara’da, 3 Mayıs’ta Konya’da, 4 Mayıs’ta Antalya’da, 5 Mayıs’ta Denizli’de, 7 Mayıs’ta ise İzmir’de sahnelenecek.
Kabare Dada ve Net Sanat tarafından sahnelenen eserde Bayülgen’in yanı sıra Şenay Gürler, Ebru Unurtan, Nihal Usanmaz, Kevork Türker, Oral Özer ve Volkan Ateş Gündüz rol alıyor.
]]>Sanat hayatında yarım asrı geride bırakan usta oyuncu Nevra Serezli, 54 yıldır ilk günkü heyecanla icra ettiği mesleğini ve özel hayatına dair bilinmeyenleri ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Serezli, “Tiyatronun da değerini bir 27 Mart’ta bilmek az geliyor ama Dünya Tiyatro Günü yapılmasının nedeni zaten insanları tiyatroya alıştırmak” dedi. En beğendiği oyuncuyu da Serezli, “Tabii ki favorim Kıvanç Tatlıtuğ. Yani o kadar her şeyini seyretmişimdir ki. Dijitaldeki filmleri dahil. Çok çok beğeniyorum. Sanki kendi oğlummuş gibi iftihar ediyorum” diyerek açıkladı.
Bugün, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü… Sanat yaşamında 54 yılı geride bırakan Nevra Serezli de “Veda” oyunuyla sahnede… Ayşe Kulin’in eserinden uyarlanan oyun, birçok yerde sahnelenmeye devam ediyor. Usta sanatçı ayrıca, Müjdat Gezen Sanat Merkezi (MSM) tarafından layık görüldüğü İsmail Dümbüllü ödülünü de bugün alacak. Serezli, Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki Müşfik Kenter Sahnesi’nde ANKA Haber Ajansı’na demeç verdi.
Ayşe Kulin’in “Veda” adlı yapıtını Tiyatrokare’nin kurucusu aynı zamanda çevirmen, yönetmen ve oyuncu Nedim Saban sahneye uyarladı ve yönetti. Oyunda, Milli Mücadele dönemi ve bu dönemin hem acı hem de umut dolu olayları anlatılıyor. Oyunun merkezinde bir konağın sakinleri ve onların hayatları yer alıyor. “Veda”nın kadrosunda Nevra Serezli harici Aziz Sarvan, Leyla Feray, Fatih Gülnar, Meral Asiltürk, Zeynep Sevi Yılmaz, Alişan Özkan, Gizemnur Topaloğlu, Gizem Çayhanoğlu da rol alıyor.
Tiyatronun ve sinemanın efsane ustalarından Serezli’nin sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
“- 100.yıl oyunu için çok güzel bir oyundu Veda, Sizi sahnede izlemek çok heyecan vericiydi, hele dans sahneniz ve seyircinin reaksiyonu inanılmaz güzeldi. Oyunda en sevdiğiniz sahneler hangileri. O gece “Veda” oyunundaki başarısıyla Leyla Feray’a “Vasfi Rıza Zobu Ödülü verildi. Feray size özel olarak teşekkür etti, nasıl desteklediniz onu?
“LEYLA’YA KOL KANAT GERMİŞ DURUMDAYIM”
“Leyla Feray’ı ve ailesini çok iyi tanıyorum. Benim çocuklarımla birlikte büyüdüler annesi. Uzaktan uzadı Leyla’yı zaten takip ediyordum yaptığı işler ve dizilerle. Çok beğendiğim bir oyuncu. Hem kendinin güzelliği, duru güzelliği aile terbiyesi, disiplini, dizilerdeki duruşu bu role çok uygun olduğunu düşündüm. Nedim’le (Saban) aynı fikirde olduk. ve teklif ettik çok harika bir çalışma yaptı. Rolün içine çok güzel girdi. ve hep ikimizin sahneleri var daha çok. O yüzden ona tabii ki kol kanat germiş durumdayım. Bir torunum gibi. Kızım gibi, evladım gibi.
“AĞLAMAKLI, DOKUNAKLI SAHNE GARİP BİR HAZ VERİYOR BANA OYNARKEN”
Dans sahnesini çok seviyorum. Çünkü coşkuyla alkışlanıyor. Ben de hep müzikallerde oynadığım için dans, müzik beni hep etkilemiştir. Enerjim de yetiyor. Hiç yorulmuyorum. Nefes nefese kalmıyorum. Bir o sahneyi seviyorum. Bir de finaldeki duygusal sahneyi. Artık biraz demasa girmiş. Arada bir aklı gidip gelen, yaşlanmış halini ve hafif delirmiş halini seviyorum. Çünkü benim ailemin içinde dahil o kadar çok gözlemlediğim bu pozisyonda olan yaşlılarımız vardı ki onlar aklıma geliyor. Çok hüzünleniyorum. Kim bilir belki bizler de o günleri daha sonrasında yaşayacağız. Böyle bir duruma geçeceğiz. Yaşlılık ayrı bir şey. Biraz yani demans halinde olmak ayrı bir şey. O bana çok dokunuyor. ve o ağlamaklı, o dokunaklı sahnede garip bir haz veriyor bana oynarken.
-Canlandırdığınız nasıl bir karakter?
Çok otoriter Saraylı hanım. Adı sonradan “Deli Saraylı”ya çıkıyor, çünkü biraz şuurunu da kaybediyor. Herkese istediğini yaptırıyor. Onun sözünden dışarı çıkılmıyor konağın içinde ama aslında çok derin bir yarası var. Oğlunu kaybetmiş savaşta, gelinini kaybetmiş, torunu yaralanmış, torununa bakıyor ve ona tapıyor. Renkli bir karakter. Oynaması keyifli.
– Atatürk resmi paylaşıldı oyunda, salon alkıştan yıkıldı. Bu oyunda da işgal altındaki İstanbul’da bunu yoksayan bir saraylı büyük anne oynuyorsunuz. ya Atatürk olmasaydı, nasıl tamamlarsınız cümleyi?
“ORADA BİR KADINLAR DÜNYASI VAR”
Aslında yok saymıyor da farkında değil. İşte yemekler, içmekler, el işleri, şunlar, bunlarla kendi dünyasında dışarıda ne oluyor? Osmanlı nerede? Silah arkadaşları ve Atatürk ve savaş nerede? Hiç farkında değil. Orada bir kadınlar dünyası var. Onun da bir ufak eleştirisi var. Zaten Ahmet Reşat söylüyor ya “Siz burada bir dünya kurmuşsunuz. Dışarıda ne oluyor? Hiç farkında değilsiniz” diyor. Kadında öyle bir kadın. Mühim olan o evin. Düzeninin devam etmesi. Onun için önemli olan o.
“ATATÜRK OLMASAYDI ŞU ANDA YAŞADIĞIMIZ TÜRKİYE OLMAZDI. BELKİ BEN TİYATRO YAPAMIYOR OLURDUM”
Atatürk olmasaydı şu anda yaşadığımız Türkiye olmazdı. Belki ben tiyatro yapamıyor olurdum. Belki çocuklarım okula gidemiyor olabilirdi. Her şey olabilirdi. Biz hala işgal altında olabilirdik. Belki başka güçlerin altında evimizde yaşıyor olabilirdik. Yani düşünmek bile doğru değil. Neler olabileceğini. Türkiye olmazdı ki biz olmazdık.
– Amerika’ya tiyatro okumaya gitmişsiniz, o dönemde nasıl bir babasınız vardı, aileniz destekledi mi sizi, bugün bile desteklenmiyor genç kızlar, oyuncu olmak isteyen genç tavsiyeleriniz neler olur?
“AMERİKA’DA BURSLU BİR SENE OKUDUM”
Bir sene okudum. Amerika’da burslu bir sene okudum. Sonra gitmek istedim, okumak istedim. Burs kazanamadım. Paramız da yetmediği için Amerika’ya gidemedim. Ama benim babam çok entelektüel, çok ileri görüşlü, dört beş lisan bilen, acayip okuyan, hatta beni komplekse sokardı sonraki yıllarda. Daha yaşlandığım zaman, o kadar çok okuyordu ki, ben onu bir türlü yetişemiyordum. Bir de dil üzerinde çok büyük şeyi vardı. Yani Fransızca’da nasıl söylenir? İngilizce’de nasıl söylenir? ve deyimleri bilirdi, bana öğretirdi. Çok güzel bir lafı vardı “bir lisanı öğrenmek istiyorsan. Önce o lisanda düşünmeyi öğrenecek ondan sonra o lisanı konuşacaksın. Tercüme etmeyeceksin Türkçe’den o lisanı” demişti. Mesela ben onu çok kendime örnek aldım o sözü. Sonraki İngilizce konuşmalarımda da zaten öyle yaptım ve İngilizce piyes oynar hale geldim okuldayken. Hatta İngiltere’ye turneye gittim. Sahnede seyirciye, İngilizce oynadım.
“ASLINDA GENÇLERE DEĞİL AİLELERE TAVSİYE VERMEK LAZIM”
Aslında gençlere değil ailelere tavsiye vermek lazım. Gençler zaten bizim devrimizden çok daha akıllı, çok daha ilerici düşünen, çok daha istediklerini bilen gençler. Benim torunlarım var. Daha henüz en büyüğü 13 yaşında. Sonra 9 ve 5 yaşında. Fikirleri var ve sonra istedikleri var. Onları hiçbir şeyden vazgeçiremiyorsun dediği dedik oluyorlar yani o yaşta bile. Biz tabii biraz daha pısırıktık, biraz daha ataklıktan korkan, atarı olmayan gençlerdik. Şimdiki gençler öyle değil. Ama şanslı ailelerin çocukları istediklerini elde edebiliyorlar. Bence bir çocuk için en güzel ailenin verebileceği şey. Mutlu olduğu mesleği yap. Keyif aldığı mesleği yap. Yani bir işine giderken ayakların geri geri gitmesin. Düşünebiliyor musunuz? Ben bu yaşıma geldim. Bir buçuk iki saattir yoldayım bu trafikte bu havada ve ben burayı severek geliyorum. Çünkü elli küsur senedir yaptığım, severek yaptığım mesleğe geliyorum. Şimdi bunu istemediğiniz bir iş için buraya gelseniz ne kadar mutsuz olurdu. Onun için ailelerin eğer bir çocuğun sanata müziğe, resime, oyunculuğa hevesi varsa ne olur onlara hayır demeyin. Zaten eğer kötü olurlarsa, kötüyseler o meslek onları bırakır zaten. Devam edemezsiniz çünkü sanat işinde şey yoktur. Ne derler başkası size fors yoktur. Kimse size hadi ben senin için şunu yaptırayım demez yani. Onu siz başarmak zorundasınız. Etraftan size ne kadar destek olurnursa olunsun siz başarmak zorundasınız.
– Devekuşu Kabare, Dormen, AST Türkiye’nin en önemli gruplarında yer aldınız en keyifle çalıştığınız dönem hangisi?
“İYİ TİYATROLARDA, İYİ OYUNCULARLA, VE ÇOK TUTMUŞ OYUNLARDA OYNADIM. O YÜZDEN HEP ŞANSLI BİR OYUNCU SAYIYORUM KENDİMİ”
Tabii ki Devekuşu Kabare’de çok keyifle çalıştım. Bir kere komedi yapıyorum. Komediyi çok seviyorum. Tiyatro başlangıç noktam. Müzikaller en sevdiğim şey. Müzikallerde de oynadım. Aslında hep şanslı oldum. İyi tiyatrolarda, iyi oyuncularla, güzel oyunlarda ve çok tutmuş oyunlarda oynadım. O yüzden hep şanslı bir oyuncu sayıyorum kendimi.
– Siz kimi örnek aldınız?
“HAYRANLIK DUYDUĞUM BENİM İÇİN YILDIZ KENTER”Dİ”
Şimdi örnek almak yanlış bir şey. Ben buna inanmıyorum. Çünkü örnek alırsan biraz taklide girebilir iş. Örnek almayıp hayranlık duyduğun ve onun nerelerden geçtiğini takip etmek ve yöntemlerinin ne olduğunu takip etmek önemli. Benim için Yıldız Kenter’di. Gençlik yıllarında daha okulda talebeyken cumartesi, pazarları onun oyunlarına giderdim. Hayran hayran onu seyrederdim. ve kendimi onun yerinde görürdüm. Onun sahnesinde görürdüm. Onunla karşılıklı oynarken görürdüm. Ama hiçbir zaman onun ses tonunu kapayım onun vücut dilini kapayım. Onun gibi. Bir nefes alayım vereyim demedim ve de hocam oldu sonra. Hocam olarak da çalıştım. Karşılıklı oyuncu olarak da çalıştım.
– Yıldız Kenter ile yaşadığınız ama unutamadığınız sizin için özel olan var mı?
“HERHALDE BİRÇOK KİŞİ YILDIZ KENTER’LE AYNI OTEL ODASINDA KALMAMIŞTIR DİYE DÜŞÜNÜYORUM. BEN ŞANSLIYDIM”
Yıldız abla (Kenter) Caniko derdi biliyorsunuz herkese. İngiltere turnesi yaptık. Nalınları İngilizce oynamıştık ve şartlardan dolayı aynı oteli aynı odayı paylaştık. Turnede, İngiltere’de. Çok keyiflidir. Herhalde birçok kişi Yıldız Kenter’le aynı otel odasında kalmamıştır diye düşünüyorum. Ben şanslıydım.
– Tiyatroda oynamak istediğiniz ama oynayamadığınız bir rol var mı?
“GENÇLİK YILLARIMDA BİR JULİET OYNAMAK İSTERDİM”
Yok ben öyle tek bir role, tek bir piyese kalmam ama mesela klasikleri oynayamadım. Çünkü özel tiyatrolarda çalıştım. Hani bir William Shakespeare, Anton Çehov, bir Moliére bu tip hani okulda da öğretilen. Ben okullarda tiyatro okullarında ve mecburen bunları oynamak zorunda olduğunuz dönemlerden geçmediğim için ve de özel tiyatrolar klasikleri çok oynayamadıkları için büyük kadrolar ve masraf olduğu için onları oynayamadım. Ama ben de büyük kadrolarla müzikaller oynadım. Hani zaten şimdi artık öyle bir şey için yaşım biraz kısıtlayıcı. Hani o yaşta o oynanamaz ama yani gençlik yılında bir Juliet oynamak isterdim tabii. Ama ders olarak okulda çok çalıştım ve çok inceledim klasikleri.
– Gençler birer birer kaçıyor.Günümüzde dışarı bir beyin göçü var, nasıl tersine döner, ne düşünüyorsunuz? Şimdiki gençlere nasıl buluyorsunuz?
“YERLEŞMEK, BAŞKA MEMLEKETTE HAYAT KURMAK, MEMLEKETİMİZ KÖTÜ DURUMDA DEMEK BANA İYİ GELMİYOR. ALINIYORUM, ÜZÜLÜYORUM”
Ben tabii çok saçma buluyorum. Tabii ki isteyen dışarıda okuyabilir. Ben de çok heveslenmiştim. Amerika’da okumak için. İmkanları olanlar, lisan öğrenmek için yeni ufuklar açmak için, yeni dünyalar görmek için tabii ki. Ama yerleşmek, başka memlekette hayat kurmak, memleketimiz kötü durumda demek bana iyi gelmiyor. Alınıyorum, üzülüyorum. Hani imkanlar imkanlarım bile çok olsa hiç düşünmeyeceğim bir şey. Hiç dışarıda ev kurup, yuva kurup oturabilmek. Yapamam gibi geliyor bana. Yani İstanbul’um ve Bodrum’um ve güzel Türkiye’m benim için çok önemli.
“BİZİM ZAMANIMIZDA BAYRAMDA BÜYÜKLERİMİZİN ELİNİ ÖPMEYE GİTMEK ÇOK ÖNEMLİYDİ. ŞİMDİ SADECE BİLGİSAYARDAN BELKİ EMOJİYLE BİR MESAJ ATMAK. ORAYA GELDİ. BUNLARI TASVİP EDİYOR MUYUM? ETMİYORUM. KENDİ DEVRİMİ İSTİYORUM”
Şimdi buna tek bir cümleyle cevap vermek çok doğru olmaz haklıda olmaz. Çünkü çok tiyatroya giden, klasik müzik konserinde bile gelip el ele sevgilisiyle oturup dinleyen çok gençleri gördüğüm gibi en basit tarihi bir şahsiyeti ya da bizim tarihimizi en ufak bir şeyi bile bilmeyen cahil tırnak içinde söyleyebileceğim tarzda gençler de var. Şimdi ne o tarafı övmek ne bu tarafı yermek doğru olmaz. Çünkü hem osu var hem osu var. Çok kabiliyetli gençler var. Vaktini boşa harcayan gençler var. Çok iyi okuyan yani deha gibi beyinleri olan üstelik de Anadolu’dan çıkan dış ülkelerde büyük keşifler yapan, ödüller alan ki bizim medyamızda bunlar pek maalesef konuşulmuyor. Böyle gencecik bir kız çocuğu mesela bir matematik dehası olarak dışarıda bir başarı kazandığı zaman ve o küçücük bir haber olarak geldiği zaman o kadar iftihar ediyorum ki resmen ağlamak geliyor içimden. Kendi evladım başarmış gibi. Ne kadar güzel bir şey. Bir Türk çocuğunun bu kadar başarılı olabilmesi. Tabii ki keskin zekalı gençler şimdi işte Z kuşağı mı deniliyor. Elektronikle araları çok iyi. Yapay zekayla, bilgisayarla bunlar bizim devrimizde olmayan şeylerdi. Bu konuda biraz kıskanmıyor değilim yani. Çünkü bizim beynimiz öyle çalışmıyor. Benim yaşım benim yaşımdan biraz daha küçük olanlar. Biz öyle bakamıyoruz olaya. Yani başka şeylere bakıyoruz. Başka şeylerle büyütüldük. Bizde de biraz değerler farklı. Bizim jenerasyonumuzda. Aile mevhumu, bayram mevhumu, komşuculuk mevhumu, mahalle kültürü. Biz bunlarla pazar yerleri, dedeler, neneler, hani böyle mutlu aile tablolarıyla bunlarla büyütüldük. Bayramda büyüklerimizin elini öpmeye gitmek çok önemliydi. Şimdi sadece bilgisayardan belki emojiyle bir mesaj atmak. Oraya geldi. Bunları tasvip ediyor muyum? Etmiyorum. Kendi devrimi istiyorum. Ama onlara da hak vermiyor muyum? Evet hak da veriyorum. Çabukçuluk önemli. Zaman kaybı yok onlarda. Şak şak şak şak. Her şey çabuk ve istedikleri zaman olsun istiyorlar. Çok da haksız değiller. Günün dört beş saatini trafikte geçiren bir millet için hız çok önemli. Bazı işleri halletmekte. Yani şu iş bile sizin buraya gelip bir röportaj yapabilmeniz. Küçücük bir kamera, bir minik ışık. ve bir cep telefonuyla gelebiliyorsun. Benim zamanımda bir röportaja gelindiği zaman dört, beş kişi üç dört tane spot ışığı taşıması zor, koca koca kameralar. ve teypler ve asılı mikrofonlar böyle gelinirdi. Onun külfetini düşünün. Yorgunluğunu düşünün. Altı yedi kişi gelirdi. Şimdi bakın iki kişi geliyorsunuz ve her şeyi şununla halledebiliyorsunuz. Bunlar da güzel şeyler yani.
– 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü ile ilgili neler söylemek isterseniz?
“TİYATRONUN DEĞERİNİ BİR 27 MART’TA BİLMEK AZ GELİYOR”
Ya tiyatro günü 1961’den beri kutlanan bir şey. Tabii ki bir günle tiyatro kutlanmaz. Ama bütün öyle günler gibi, Anneler Günü, Babalar Günü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü hepsi birer günle kutlanarak o gün o hakkında konuşuluyor. Yani annelerin değerini bir günde mi biliyoruz? Mümkün değil. Babanın değeri de öyle. Tiyatronun da değerini bir 27 Mart’ta bilmek az geliyor. Ama Dünya Tiyatro Günü yapılmasının nedeni zaten insanları tiyatroya alıştırmak. Tiyatrolar eskiden hep bedava oynanırdı 27 Mart’ta oyunlar. Onun nedeni seyirciyi tiyatroya alıştırmak. ve tiyatroyu sevdirmekti. Bir bildiri yayınlanır her zaman. İlk bildiriyi de Muhsin Ertuğrul Türkiye’de ilk o yazmış. Sonra da her önemli sanat adamı. Bakalım bu sene kim yazıyor bilmiyorum henüz daha. Kimin bildirisi okunacak? Oyun öncesi okunulurdu. ve seyirciye bu anlatılırdı. Seyirci de alkışlar ayağa kalkar. Öyle kutlama gibi yapılırdı Dünya Tiyatro Günü. Bakalım bu sene de ben de oynuyorum oyunda. tiyatromuz var yani aynı gün.
– Sizce ülkemizde sanata yeteri kadar değer veriliyor mu?
“BİR DEFİLEYE DAHA KOLAY SPONSOR YAPILIR DA BİR TİYATRO OYUNUNA SPONSOR OLUR MUSUNUZ DENİLDİĞİ ZAMAN BÜYÜK ŞİRKETLER BİLE BİRAZ GERİ ADIM ATABİLİYOR”
Hiç değer verilmiyor dersem yalan. Çok değer veriliyor, bütün tiyatrocular el üstünde tutuluyor desem o da abartı olur. Yani yeteri kadar veriliyor diyeyim. Tabii bunda bir sürü şeyin verilmeme nedenlerinden birçoğu sponsorların olmaması. İşte tiyatroya resime diyelim ki gravür sanatına diyelim ki bir heykeltıraşa destek olmak sponsorluk olmak falan çok zor yapılıyor şimdi. Belki bir defileye daha kolay yapılır da bir tiyatro oyununa sponsor olur musunuz denildiği zaman büyük şirketler bile biraz geri adım atabiliyor. Ama gene de destekleyen ve birçok oyuna sponsor olan da şirketler de var. Şimdi onun için onları da harcamak günah olur. Yıllarca bir şirket vardır mesela. Tabii ki ismini şimdi veremiyorum. Hep tiyatrlara ufak çapta da olsa destek olmuştur. Bir takım masraflarını üstlenmiştir. Ee bunlar çok önemli şeyler. Özellikle tiyatro yapanlar için.
– Beğendiğiniz bir proje var mı? Oyunculardan kimleri beğeniyorsunuz?
“FAVORİM KIVANÇ TATLITUĞ. ÇOK ÇOK BEĞENİYORUM SANKİ KENDİ OĞLUMMUŞ GİBİ İFTİHAR EDİYORUM”
Tabii ki şimdi herkesin beğendiği Bahar dizisi, Kızılcık Şerbeti, İnci taneleri, klasik herkesin beğendiğini ben de beğeniyorum tabii ki. Oyunculuklar çok güzel, çok keyifli. Şimdi tabii. Baharı beğendiğime göre Demet Evgar’ı beğeniyorum. Merve Dizdar’ı çok beğeniyorum. Tiyatro oyuncusu ve dizi olarak da Devrim Yakut’u çok beğeniyorum. Bugün bir röportajına rast geldim de o yüzden hemen aklıma geldi. Aslında sorulduğu zaman onun ismini hep vermek isterim. Tabii ki favorim Kıvanç Tatlıtuğ. Yani o kadar her şeyini seyretmişimdir ki. Dijitaldeki filmleri dahil. Çok çok beğeniyorum. Sanki kendi oğlummuş gibi iftihar ediyorum. İyi aktörlerimiz var. İyi oyuncularımız var. Senaristlerimiz bazı çok başarılı. Bazıları çok artık herkesin bildiği konulara aynı konulara eğildiği zaman pek hoşuma gitmiyor. Yani biraz hayal gücünü birazcık zorlamak gerekir diye düşünüyorum. Ama iyi işler yapılıyor. Kalite işler yapılıyor.
Usta oyuncu Nevra Serezli 2013 yılında hayatını kaybeden eşi Metin Serezli ve evliliği hakkında ise şöyle konuştu;
“METİN İLE ÜZÜLDÜĞÜM ANLARDA OLDU, KIZDIĞIM ANLAR, SİNİRLENDİĞİM ANLAR OLDU. ONUN DA BANA OLMUŞTUR MUHAKKAK. ÇÜNKÜ O DA DEDİĞİ DEDİK, BEN DE DEDİĞİ DEDİK BİR İNSANIM”.
Tabii ki özel anımı paylaşmayacağım. (Gülüyoruz) Yani öyle tek bir anı olur mu? Kırk beş elli sene içinde bir sürü şey. Onun çok basit şeylere sinirlenmesi, özellikle maç seyrederken. Ama bana her zaman destek olması, hep ikimiz için de gelen işleri birlikte çalışmamız, birlikte altını çizmemiz, çocuklar için devamlı kavga etmemiz, benim onu çok eleştirmem, onun beni çok eleştirmesi ama hiçbir zaman kavgalı yatmamamız birbirimize ufak ufak sürprizler yapmamız, hayatı güzelleştirmemiz. Yani onunla güzel geçti yıllarım. Gerçekten güzel geçti. Üzüldüğüm anlar oldu, kızdığım anlar, sinirlendiğim anlar oldu. Onun da bana olmuştur muhakkak. Çünkü o da dediği dedi ki, ben de dediği dedik bir insanım. Aslında ikimizin karakteri Oğlak burcu ve Aslan burcu. Biraz çelişkili. İkisi de inat gibi. İkisi de lider gibi. Tutturukluk da var hafif. Ama işin içinde sevgi olunca her şeyin üstesinden geliniyor.
İlişkiler hakkında tavsiye veren Serezli şu ifadeleri kullandı:
“İKİ İNSANIN KAVGA ETMEDEN, SİNİRLENMEDEN, BİRBİRİNE KIRILMADAN ZAMAN GEÇİRMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
Tahammül yok da ondan. Bak ne dedim? Kavgamız da oldu, şu da oldu. Bu da mümkün mü? Kendi çocuğunla dayanamayıp kavga ediyorsun. Kardeşinle kavga ediyorsun. Anne babana ters çıkıyorsun. İki insanın kavga etmeden, sinirlenmeden, birbirine kırılmadan zaman geçirmesi mümkün değil. Hele yani iki saat bir trafikte kaldığınız zaman arabadaki yanınızda oturana bile bağırabiliyorsunuz. Çünkü sinirleriniz artık deliriyor. Pahalılıktı, orada kalabalık, burada bunların hepsi etki. Bir adada tek başına hurma ağaçlarının altında yatıyor, güneşleniyor olsam belki bu kadar sinirlenmezsin. Dış etkenler, insanları çok yoruyor. Bu devirde epeydir bir zamandır yoruyor yani. Benim ilk yıllarımla şimdilik kıyasladığın zaman insanları çok yoran şeyler var. Bir kere bu elektronik aletler abi. Ben AVM’lerden mümkün olduğunca kaçınırım. Oranın belli bir şeyi var, ışığı, elektriği, bir havası, bir şeyi var ki etkiliyor. Beni yoruyor. Yani bir bir saatten fazla bir AVM’de. Ben evime yorgun, dayak yemiş gibi dönüyorum. Bence o elektronik ve ışık sistemi, havalandırma sistemi bir şekilde yoruyor insanları. Bu vücuda da zararlı. Açık hava. mesela Bodrum’a gidip üç ay kaldığım zaman tenimden, yüzümden bağırsağıma kadar her şeyim o kadar bambaşka oluyor ki. Adeta temizlenip İstanbul’a dönüyorum. Aynı olabilir mi? Buranın kirliliği kalabalığı oranın tertemizi, ağacı, yeşili, mavisi. O yüzden tek isteğim yaz olup Bodrum’a kaçmak. Evet, detoks. Detoks yapmak.
– Çok güzelsiniz. Doğal güzelliğiniz dışında, bazı sırlarınız var mı? Neler yapıyorsunuz kendinize?
“DÜNYANIN EN LÜKS KREMİNİ DE BULSAM FAYDASI BİR YERE KADAR. BEN ÇOK GÜZEL YAŞAMIŞIM BU YAŞA KADAR GELMİŞİM. ONUNLA İNATLAŞMANIN ALEMİ YOK”
Bir şey yapmıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Yani temizleyici sütlerim ve toniklerimin haricinde bir de nemlendirici makyaj altına çok makyaj yapıyoruz. Sürmenin haricinde keşke bir formülüm olsa da desem ki ben bunu kendim keşfettim. Avokado yağıyla bilmem ne keten tohumu yağını ezip üstüne bir kaşık yoğurt koyup her sabah onu sürüyorum desem ooo kıyamet kopar. Hiçbir şey yapmıyorum. Çünkü çok inanmıyorum. İnsanın içi, genetiği, aileden gelen hücreleri, nasılsa yaşlanılıyor. Yani dünyanın en lüks kremini de bulsam faydası bir yere kadar. Ben çok güzel yaşamışım bu yaşa kadar gelmişim. Onunla inatlaşmanın alemi yok. Ama yediğime, içtiğime, sıhhatime, içkime, sigarama ki kullanmam. Temiz havaya, yürüyüşe çok güzel uykuya, huzurlu ve uzun uykuya, bunlara inanırım. Onlara inanırım. Mümkün olduğu kadar ilaç kullanmam. Yani mecburen artık belli bir yaştan sonra tansiyon ve şeker sorunu oluyor. Onun haricinde cırt oldu bir ilaç, şuram tuttu bir ilaç. Bakın 15 gündür bir öksürük yaşıyorum. Gıcıklı gibi bir öksürük. ya havadan ya üşütmeden. İnatla da hiçbir şey almadım. Çünkü inanmıyorum. Ne pastiline, ne öksürük şurubuna. Dedim ki bünye bunu alt edecek. Bünyem bunu yenecek. Sadece bol su içmek. Hafifledi gitti. Çok azı kaldı. Hiçbir şey almadan. Kendimle işi halletmeye. Tabii ki Allah başka büyük bir hastalık vermesin. O anlamda söylemiyorum. Hani başı ağrır hemen alırlar ya. Midem tuttu hemen ilaç kullanırsın bilmem ne. Hiç bunları böyle sevmem. Yani ilaç sanayini sevmem. Öyle söyleyeyim.
– Şu an iki oyunuz var yanılmıyorsam televizyonda dizilerde sizi görecek miyiz? Oğlunuz ile sizi bir projede görecek miyiz?
“KENDİMLE İFTİHAR EDİYORUM”
Evet iki oyun birden oynuyorum. Ağaçlar Ayakta Ölür ve Veda oyunu. Birini bir gün, birini bir gün oynuyorum. Kendimle iftihar ediyorum şaşırmıyorum. Hiçbirinde teklemiyorum. Giriyorum tiyatroya, rolüme ve de kostümüme, o oyun neyse oynuyorum. Ertesi günü öbür kostüme giriyorum, onu oynuyorum. Bu yaşta buna yapabiliyorsam henüz yerinde diye düşünüyorum. Sahnede dans ediyorum, hopluyorum, zıplıyorum, merdiven iniyorum, çıkıyorum. Eh vücutta vazifesini yapıyor. Başka da bi şey istemem hayatta, sıhhatli olarak hayatıma devam edebilmek. Şu anda dediğim gibi iki oyunda birden oynuyorum 7 gün yetmiyor araya şimdi bir de diziyi sıkıştıramayacağım. Oğlumla aynı projede oynamak isterdim. Keşke. İnşallah bir gün olur.
– Büyük bir çoğunluğumuzun çocukluğuna Sihirli Annem’in Dudu Peri karakteriyle damga vurdunuz…
“SİHİRLİ ANNEM NEDEN KALKTI HALA ANLAMIŞ DEĞİLİM”
Tabii çok sevilen bir karakter oldu Dudu ama bu kadar çok fazla tekrarı yayınlanmasaydı hala çocukların aklında olmazdı. Çünkü bayağı bir sene oldu. 2004 yılıydı galiba. Vallahi 20 seneye yakın herhalde. Yaşımı düşünüyorum ne zaman başlamıştım diye. Vardır yani. 2004 galiba. Eh çok sevildi. Dört sezon, beş sezon oynadı. Neden kalktı hala anlamış değilim. Çünkü hep çok iyi reytingli bir diziydi. Kanallar arası tartışmalardan dolayı bence kalktı yayından. Sevgili Defne’mizi kaybettik o arada. Çok kayıplarımız oldu. Oyunda dizide rol alan diğer arkadaşlar tabii. En çok bizimle olan Defne’ydi. Sonra yazarı kaybettik. Sihirli Annemi yazan Gamze Özer’i iki sene önce galiba kaybettik. O da bize büyük bir şok oldu. Çok güzel yazılmış bir senaryoydu. Tabii Amerikan yapımından esinlenmişti. Ama çok başarılı olmuştu.
– Sanat camiasında kırgın olduğunuz birileri var mı?
“HANİ HEP DİYORLAR YA SANAT CAMİASINDA DOST OLMAZ, VEFA OLMAZ. AYNI FİKİRDE DEĞİLİM”
Hayır şimdi bunlar çok soruluyor. Niye acaba? Hani hep diyorlar ya sanat camiasında dost olmaz, vefa olmaz. Aynı fikirde değilim. Çok ufak şeylere kırılmışlığım olabilir çünkü 50 küsur senedir bende bu işin içindeyim. Tabii ki olmuştur. Ben de belki zannetmiyorum kimseyi kırdığımı ama. Ben belki kırmak için değil de bambaşka bir laf etmişimdir. Oda onu başka yöne çekmiştir. Çünkü ben aile içinde de kimseyi kırmamayı, kimseyi üzmemeyi, sevmeyen, aşırı dikkat eden arkadaşlarımın gözünün içine bakan hani tiyatro camiasından değil normal hayattaki arkadaş gözünün içine bakan bir insanımdır. En ufak bir şeyde bozulduklarını görsem katiyen öyle eve gidip yatmam. Aynı Metin ile olduğu gibi hemen telefon ederim ya da anlatmak isterim kendimi. ‘Niye sen yanlış anladın beni’ derim. ve rahatlarım. Onun için benim çok kırdığım kişi olduğunu sanmıyorum. Ama beni kıranlar ilk yıllarımda, gençlik yıllarımda, kıskançlıklardan dolayı olmuştur. Ha bunun hakkında ne yapmışlığım vardır? Hiçbir şey yoktur. Şurama (kafasını gösteriyor) sadece orada bir küçük oda var. Oraya koyuyorum. O kadar”
]]>Tamer Karadağlı, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla, göreve geldiği günden bugüne yaptığı çalışmaları ve yeni projelerini AA muhabirine anlattı.
Göreve gelir gelmez DT çalışanlarının özlük haklarında düzenlemeye gidilmesi için çalışmalar yaptıklarını belirten Karadağlı, dinamik ve atak bir yönetim tarzı izlediklerini, Türkiye’nin en güzide kurumlarından biri olan DT’de arada ufak tefek aksaklıkların yaşanmasının da doğal olduğunu söyledi.
Devlet Tiyatrolarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, sadece oyunculardan ibaret olmadığını, teknik ekip, idari kadrosuyla herkesi kucaklamaya çalıştıklarını belirten Karadağlı, “Çalışanlarımızın özlük haklarını koruyabilmek en önemlisi.” dedi.
“Yüzyıllık Destan: Savaş” 19 Mayıs’ta prömiyer yapacak
Karadağlı, DT repertuarını genişlettiklerini, daha önce hiç oynanmamış, romandan oyunlaştırılan oyunlara yöneldiklerini belirterek, eskiden 3-5 senede bir oynayan oyunların tekrar sahnelendiğini ve bu anlayıştan biraz vazgeçtiklerini söyledi.
Göreve geldiğinde ilk işlerden birisinin Cumhuriyetin 100’üncü yılına özel bir üçleme olan “Yüzyıllık Destan: Ateş” oyununu sahnelemek olduğunu belirten Karadağlı, “Yüzyıllık Destan: Savaş ikinci oyunumuz ve 19 Mayıs’ta prömiyer yapacak. ‘Yüzyıllık Destan: Bayrak’ üçüncü oyun da 30 Ağustos’ta seyirciyle buluşacak.” dedi.
Devlet Tiyatrolarının oyunlarına özel, yeni afiş tasarımı ve oyun tanıtım videolarının ilgi çektiğini kaydeden Karadağlı, hayatı, gençleri yakalamanın önemli olduğuna işaret etti.
“Bizim toprağımızın hikayelerini anlatmak çok önemli”
Karadağlı, “Benim özel sektörden geliyor olmamın avantajlarını kullanarak, daha insan odaklı bir afiş tasarımına gittik. Belki de pek çok oyuncu arkadaşımız afişlerde kendini göremeyecek. Bizim afişlerimiz biraz klasikti. Şimdi en güzel, en insan odaklı ifadeleri bulmaya çalışıyoruz. Afişler ilgi çekti ve faydasını gördük. Tiyatro interaktif bir iştir, canlıdır. Görsel olarak sosyal medyayı kullanmamız adına videoların çok faydası oldu.” dedi.
Yakın zamanda sahneye konulan Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği, Kemal Tahir’in romanından uyarlanan Devlet Ana oyununun başarı yakaladığını belirten Karadağlı, “Yeni sanat sezonunda bir dengeleme yapacağız eserler arasında. Romandan uyarlanan eserlerimiz ve klasiklerimiz olacak. Yerli yazarlara da önem veriyoruz ve bu dengeyi kurmamız gerekiyor. Bizim toprağımızın hikayelerini anlatmak çok önemli. Klasiklerimiz de olacak, toprağımızın hikayeleri de olacak.” diye konuştu.
“Bugün, bütün oyunlarımızı ücretsiz oynuyoruz”
Karadağlı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hem meslektaşlarımın hem de seyircilerimizin 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutluyorum. Bugün, bütün oyunlarımızı ücretsiz oynuyoruz. Salgın döneminde Devlet Tiyatroları özel tiyatrolara sahnelerini açmıştı, açmaya da devam edeceğiz. Devlet Tiyatroları, Türkiye’deki en büyük sanatsal kurum, bir yerde hamilik görevimiz de var. Tabii yardımcı olacağız, boş günlerimizde sahnelerimizi açacağız. Ama her zaman sahnelerimizi açamayız, bunun bir dengesini kurmak gerekiyor. Kızılay’daki 75. Yıl Sahnemizi sadece tahsisler için ayırdık. Diğer sahnelerimizin kapılarını da bizim oynamadığımız günlerde özel tiyatrolara açmaya devam edeceğiz.”
Çok iyi bir ekiple çalıştığını, geldiği günden bugüne çok koşturduğunu, çaba harcadığını ifade eden Karadağlı, her yere oyun götürmek istediklerini söyledi.
Devlet Tiyatrolarının bilet fiyatlarını özel tiyatrolara nazaran oldukça uygun fiyatlarda satışa sunduğunu belirten Karadağlı, şunları kaydetti:
“Londra, New York’a gittiğinizde müzikal izlemek istediğinizde biletler tükenmişse karaborsadan bilet alınıyor ve çok pahalıdır. Biz kar amacı gütmeyen bir kurum olduğumuz için bilet fiyatlarını çok düşükte tutuyoruz. Bizim için önemli olan sanatı, tiyatroyu insanlarımıza yayabilmek. 2023-2024 sanat sezonunun başladığı ekim ayından bugüne 201 oyunla 4 bin 84 temsil gerçekleştirildi. 1 milyon 247 bin 601 seyirciye ulaşıldı. Seyirci sayımızda geçen seneye göre yüzde 10’luk bir artış var. Bu mutluluk verici bir rakam. Demek ki afiş, tanıtım videosu ve repertuvarımızın farkı varmış ki, halkımız teveccüh gösteriyor.”
Yunanistan ile ortak Romeo ve Juliet oyununun provaları sürüyor
DT’nin oyun yazımlarında yapay zeka kullanımına ilişkin de değerlendirmelerini paylaşan Karadağlı, “İnsan odaklı gittiğimiz için yapay zeka oyunu yazdırır mıyız? Sanmıyorum. En azından yakın bir tarihte değil. Belki daha sonra denenebilir, o da deneysel olacaktır.” dedi.
Türkiye ile Yunanistan ortak yapımı Romeo ve Juliet oyunundaki çalışmalara ilişkin bilgi veren Karadağlı, ilk kez sahnelenecek oyunun provalarının Yunanistan’da devam ettiğini, Yunan Pire Şehir Tiyatrosu ile birlikte sahneleyeceklerini söyledi.
Gelecek hafta kendisinin de Yunanistan’a bir ziyaret gerçekleştirerek provaları izleyeceğini belirten Karadağlı, oyunun son yıllarda Yunanistan ile kültürel ve ekonomik yakınlaşmanın da bir göstergesi olduğuna dikkati çekti.
Farklı ülkelerle de bu tür projeleri gerçekleştireceklerini ifade eden Karadağlı, şöyle konuştu:
“Biz hem kendi tiyatromuzu, ulusal tiyatromuzu yurt dışında tanıtmakla mükellefiz aynı zamanda da yurt dışıyla çok yakın temas halinde olmamız gerekiyor. Biz her yıl bir sürü festival yapıyoruz. Yurt dışından onlarca tiyatroyu davet ediyoruz. Onları ağırlıyoruz en iyi şekilde. Bu kültürel alışverişin giderek artması gerektiğine inanıyorum ben, çok büyük faydası oluyor çünkü ülkeler arası ilişkilerde. Ülkelerin kültürel ilişkisinin bu kadar yakın olması aslında birçok problemi ortadan kaldırabiliyor. Çünkü sanat öyle bir şey, güzellik katıyor, barış katıyor, yakınlaştırıyor ülkeleri. Devlet Tiyatrolarının Türk dünyası ülkelerle de yeni çalışmalar planlıyoruz.”
“Devlet Tiyatrolarının ABD ve İngiltere’ye turne yapmadığını öğrendim”
Türk tiyatrosunun yurt dışında sahnelenmesine ilişkin projelerini anlatan Karadağlı, bu zamana kadar Devlet Tiyatrolarının ABD ve İngiltere’ye turne yapmadığını öğrendiğini söyledi.
Tamer Karadağlı, “En büyük hayallerimden biri, Amerika Broadway’de 3, 4 gün bir Türk müzikalini sahneleyebilmek. Apartman boyunda afişlerimizi orada asabilmek ve orada sahneye çıkabilmek, Devlet Tiyatrosunu orada da gösterebilmek. Umuyorum önümüzdeki sene olacak ve Devlet Tiyatrolarının 75’inci yılına denk gelmiş olacak. Kendi topraklarımızın hikayesini en iyi şekilde anlatacağımız bir oyun olursa, bir müzikal olursa, dansıyla, şarkılarıyla, oyunuyla, bundan daha güzel bir şey olamaz.” dedi.
Bu gibi büyük projelerin hazırlanmasının zaman aldığını vurgulayan Karadağlı, 2025’te, DT’nin kuruluşunun 75’inci yılında hayata geçirmek istedikleri bu proje için Devlet Opera ve Balesi, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü gibi kardeş kurumlardan da faydalanabileceklerini belirtti.
“Oyun sayımızı artırabiliriz ama sahne sayımız yeterli değil”
DT Genel Müdürü Karadağlı, yeni sanat sezonu hazırlıklarının başladığını, her sene oyun sayısını ve performansı artırmak istediklerini belirterek, “Yeni sahneler de açıyoruz. Geldiğimden bugüne 4 sahne açtık. Bu tiyatrolara en iyi oyunlarımızı gönderiyoruz, yerleşik hale gelmelerini sağlıyoruz. Oyun sayımızı artırabiliriz ama sahne sayımız yeterli değil. Bu limitler içinde hareket etmemiz gerekiyor. Yakın zamanda Düzce Devlet Tiyatrosu da perdelerini açacak.” dedi.
Öte yandan, kendisinin de oyunlarda rol almasına ilişkin Karadağlı, “Ben şimdi tiyatro için uğraşmalıyım. Daha sonra, ikinci yıl belki, sistem iyice oturur, ben de oyun oynayabilirim. Şu anda arkadaşlarım için, tiyatro için uğraşıyorum.” diye konuştu.
]]>Uluslararası Tiyatro Enstitüsünün aldığı kararla 1961’den bu yana 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlanıyor. Türkiye’de her alanda olduğu gibi tiyatrolar da ekonomik krizlden payını almış durumda. Yıllarını tiyatroya adayan usta sanatçılar Metin Coşkun, Orhan Aydın ve Nedim Saban tiyatronun bugünkü durumunu değerlendirirken, ekonomik krizin etkilerine işaret etti.
“DÜNYA TİYATRO GÜNÜ NE YAZIK Kİ KUTLANACAK GÜN BİR DEĞİL BİZİM İÇİN”
Tiyatronun ustalarından Orhan Aydın, “Dünya Tiyatro Günü ne yazık ki artık kutlanacak bir gün değil bizim için. Bugün tiyatro dünyası ciddi bir çıkışsızlıkla karşı karşıya. ya tamamen piyasaya teslim olup sanatsal bağımsızlığını yitireceksin ya da tüm bu ekonomik, toplumsal ve sanatsal krizin ortasında ayakta kalmaya çalışacaksın. Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü ve her şeye rağmen canı gönülden haykırıyoruz; yaşasın tiyatro…” ifadelerini kullandı.
“EKONOMİK KRİZİN DERİNLEŞMESİYLE TİYATRO YAPMAK ZORLAŞTI”
“Tiyatroların nasıl ayakta kalacağına”na ilişkin Aydın, şu değerlendirmede bulundu:
“Tiyatro, sanatçıları ve emekçileriyle yaşar. Ne var ki bugün tiyatrocular çok düşük ücretlerle, farklı işlerde çalışarak sürdürmeye çalışıyorlar yaşamlarını. Ekonomik krizin de derinleşmesiyle tiyatro yapmak her geçen gün daha da zorlaştı. Sigorta, yol, yemek, fazla mesai ücreti gibi en temel haklarsa ‘tiyatro için fedakarlık’ naralarıyla tamamen gündem dışı bırakılıyor. Öte yandan bilet fiyatları krizin etkisiyle öylesine arttı ki kendi inşa ettiği binada oturamayan bir inşaat işçisi gibi, tiyatrocular da artık tiyatro oyunu izleyemez hale geldi. Tiyatro seyircisiyle yaşar. Fakat kültür sanat faaliyetleri bugünkü düzende emekçi halka tamamen kapalı. Tiyatrolar artan giderler nedeniyle bilet fiyatlarını artırdıkça, seyircinin tiyatrolara gelmesi de zorlaşıyor. Tiyatro dünyası bir kısır döngünün içinde sıkışmış durumda.”
“TİYATRONUN YAŞAYABİLMESİ İÇİN HAYATİ OLAN SALONLARSA CAN ÇEKİŞİYOR”
İktidarın ve yerel yönetimlerin tiyatro salonlarının ayakta durabilmesi için adım atmadığını vurgulayan Aydın, “Kiralar, elektrik, su, doğalgaz giderleri cep yakarken tiyatro salonları her gün kapanma tehdidiyle yaşıyor. Tiyatrolar, kültürsüz bir eğlence aktivitesi olarak piyasacı anlayışa teslim olmaya zorlanıyor. Oysa kamusal hizmet vermesi gereken belediyeler de kültür sanat emekçilerine destek olmak yerine yarattıkları rantı patronlara peşkeş çekiyorlar. Tiyatronun yaşayabilmesi için hayati olan salonlarsa can çekişiyor.” şeklinde konuştu.
“ZÜBÜKLER KAYBEDECEK TİYATRO YAŞAYACAK”
“Tiyatro dünyasının içinde bulunduğu durum buyken tiyatronun yaşaması için komünist belediyecilik ilkelerinin ülke çapında yaygınlaşması gerekiyor.” diyen Aydın, şunları kaydetti:
“Kültür sanat üretiminin ekonomik kriz esnasında ciddi maliyetlerle karşı karşıya kalmasına karşın belediyenin imkanları, bir yandan kültür sanat kurumlarını desteklemek bir yandan da tüm yurttaşların bu faaliyetlere ulaşmasını kolaylaştırmak adına kullanılmalıdır. Belediyenin salonları ve kültür merkezleri, prova, gösterim, sergi gibi ihtiyaçlar için sanatçıların kullanımına sunulmalı, bu tip ihtiyaçlar sermayenin boyunduruğundan kurtarılmalıdır. Tiyatronun yaşaması için yerel yönetimlerin kamusal hizmet görevini yerine getirmesi, yurttaşlarla tiyatro arasındaki maddi ve manevi engellerin kalkması gerekiyor. Tiyatro ancak bu yolla, tiyatrocuların sanata bağlılığı ve piyasa ilişkilerini söküp atmasıyla yaşayacak. Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Yerel seçimlere 3 gün kalmışken düzen siyasetinde kültür sanat emekçilerinin sorunlarını ve haklarını, tiyatronun kamusal bir faaliyet olduğunu söyleyen yok. Tiyatronun yaşaması için bu 27 Mart’ta hep birlikte zübüklerden kurtulalım, irademizi komünist belediyecilikten yana kullanalım. Zübükler kaybedecek, tiyatro yaşayacak. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun.”
“BU SEFİL VAZİYETİN HERKES FARKINDADIR SANIRIM”
Usta tiyatrocu Metin Coşkun, ekonomik krizin kültür sanat etkinliklerini etkilediğini belirtti. Coşkun, “Kriz her zaman olduğu gibi önce müzik, tiyatro gibi sanat dallarını etkiledi ve bu etki halen devam ediyor. 70’li yıllardan bu yana seyirci kaybı düzenli olarak devam ediyor ama ben tiyatronun bir çıkış yolu bulacağına kesinlikle inanıyorum.” dedi.
“Tiyatronun ülkeyi yönetenlerden ve kendi içinden kaynaklanan çok fazla sorunu var.” diyen Coşkun, şöyle konuştu:
“Ülkeyi yönetenlerden kaynaklanan sorunlar için bu sefil vaziyetin herkes farkındadır sanırım. Ama tiyatronun kendinden kaynaklanan sorunlar konusunda genç tiyatrocu. Arkadaşlarımın ciddi çabaları var ve bu beni çok mutlu ediyor. Sonuç olarak tüm sanatların temeli olduğunu düşündüğüm tiyatronun gelecekte de toplumsal yaşamımızdaki hak ettiği yerde olacağına inanıyorum.”
“SEÇİM ARİFESİNDE VERİLEN SÖZLERE KESİNLİKLE KANMAYIN”
‘Tiyatrokare’nin kurucusu Nedim Saban da “Biz tiyatrocular 365 günü de tiyatro günü olarak kutlamak istiyoruz.” dedi. “Seçim arifesinde verilen sözlere kesinlikle kanmayın” diyen Saban, “Çünkü orada verilen sözlerin tutulmadığını gördüğüm zaman çok üzülüyorum. ‘Öyle yapacağız, böyle yapacağız’ denilmesine inanmıyorum. Ben 32 yıldır bu lafları dinliyorum.” ifadelerini kullandı.
“VERGİLERİMİZİN DÜŞÜRÜLMESİNİ BEKLİYORDUK”
Saban, “Kovid döneminden sonra bu kadar tiyatroya merak varken katma değer vergilerimiz arttı. Biz katma değer vergilerimizin azaltılmasını bekliyorduk. Hatta vergilerimizin düşürülmesini bekliyorduk. Çünkü sanat aynı zamanda kamusal bir yarar sağlıyor. Türk tiyatrosu eğer böyle giderse bu bilet fiyatlarıyla, bu kira fiyatlarıyla 2-3 sene sonra aynı verimlilik olamayacak.” şeklinde konuştu.
“TİYATRO AÇMAZA DOĞRU GİDİYOR”
Tiyatro salonlarının kiralarının arttığına dikkati çeken Saban, “Çünkü bazı kentlerde sadece bir ya da iki salon var. Beş sene önce 2 bin lira verdiğimiz bir salona bugün 30-35 bin lira verebiliyoruz/veremiyoruz. O zaman biz de bunu seyircinin biletlerine aktarmak zorunda kalıyoruz. Aynı şekilde oteller enflasyonla beraber arttı. Benzinin artmasıyla beraber sizin buradan Kars’a gitmeniz neredeyse imkansız hale geldi. Öyle olunca da 6-7 günlük turnelere gitmek zorunda kalıyorsunuz. Bunu da meslektaşlarımız çok fazla istemiyor. Tiyatro böyle bir açmaza doğru gidiyor” dedi.
“TİYATRO KANUNU ÇIKARTILSIN”
Saban, “Özel tiyatroların ayrı bir statü de değerlendirilmesini istiyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu konuda çok güzel adımlar attı. Bu adımların sürmesini ve Tiyatro Kanunu’nun çıkartılmasını bekliyorum.” diye konuştu.
]]>27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla yurttaşlar ANKA Haber Ajansına tiyatro ile ilgili düşüncelerini, tiyatroya gitme alışkanlıklarını, en son ne zaman tiyatroya gittiklerini anlattı. Dile getirilen sorunlar, ekonomik kriz nedeniyle tiyatronun yolunun unutulduğunu gösteriyor. Emekliler, tiyatro yerine maddi sıkıntılarını ifade ediyor.
Tiyatroseverler yarın “27 Mart Dünya Tiyatro Günü”nü kutlamaya hazırlanıyor. Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz tiyatroya gitme alışkanlığına, tiyatro izleme oranlarına da yansıyor. Yurttaşların ifade ettiği maddi sıkıntılar, tiyatronun çok geri planda kaldığını ortaya koyuyor. Nüfusu 85 milyon olan Türkiye’de 2023’te Devlet Tiyatrosu izleyicisi 1 milyon 354 bin 492 kişi…
Bilet fiyatları devlet ve özel tiyatrolar arasında değişkenlik gösteriyor. Fiyatlar Devlet Tiyatrolarında 45-50 TL, özel tiyatrolarda ise 200-1500 TL arasında değişiyor.
“DÖRT RAKAMLI FİYATLAR GÖRMEYE BAŞLADIK”
ANKA’nın sorularını yanıtlayan bir üniversite öğrencisi, “20 yıllık hayatım boyunca hiç tiyatroya gitmedim. Öğrenciyim, ekonomik şartlar bizi buna zorluyor. Tiyatroydu, konserdi, sinemaydı zorluyor ekonomik şartlar.” dedi.
Bir diğer öğrenci de “1 yıldan fazla oldu. En son gittiğim tiyatro devlet tiyatrosuydu. Devlet Tiyatrolarında biletler çok çabuk bittiği için bilet bulmak zor oluyor. Diğer tiyatrolar da açıkçası çok pahalı. Öğrenci olarak bizi zorluyor. Artık dört rakamlı fiyatlar bile görmeye başladık. Öğrenci olarak bu tarz şeylere gitmek mümkün değil.” diye konuştu.
“HAYATIM BOYUNCA HİÇ TİYATROYA GİTMEDİM”
En son tiyatroya 25 sene önce gittiğini anlatan bir yurttaş “Tiyatrolar pahalandı. En son ‘Asiye Nasıl Kurtulur’a gittim” ifadelerini kullanırken, 63 yaşındaki bir başka yurttaş, “Hayatım boyunca hiç tiyatroya gitmedim. Alışkanlığımız yok, işten başka bir şey görmüyoruz.” diye konuştu. Bir başka yurttaş da “Tiyatroya gitmeyeli yıllar oluyor. Maddi sıkıntılar çok, külfetli geliyor. Yoksa takip etmek istiyoruz.” dedi.
“EMEKLİLER PERİŞAN, CUMHURBAŞKANI DUYSUN”
Diğer yandan tiyatro ile ilgili sorular yöneltilen emekliler, tiyatro yerine ekonomik sıkıntılarını dile getirdi. Tiyatroya en son pandemiden önce gittiğini belirten emekli bir yurttaş, “Bütçemizi çok etkiliyor artık gidemiyoruz.” şeklinde konuştu.
Tiyatroya uzun zamandır gitmediğini söyleyen emekliler, “Bunu Saray’a sormak lazım. Fiyatlar sadece bizi mi etkiliyor, Türkiye’yi etkiliyor. Emekliler perişan. Cumhurbaşkanı da duysun. Belki bu şekilde sesimizi duyururuz.” karşılığını verdi.
“ESKİSİ GİBİ TİYATROLARA GİTMEK ZORLAŞTI”
73 yaşında emekli ve aynı zamanda çalıştığını belirten bir başka yurttaş da “En son tiyatroya 3 yıl önce gittim. Ekonomik koşullar herkesi etkiliyor. Ne kadar saklarsan sakla bir alt kesim var. Bunu kabul etmek lazım. Eskisi gibi tiyatrolara gitmek, yiyeceğini, içeceğini almak zorlaştı. 73 yaşında çalışıyorum. İkinci bir işin olmazsa büyük sıkıntılar çekersin. İnsanlar ne kadar saklarsa saklasın az maaş alanlar bitik vaziyette. Şu an 30 bin liranın altında alan insan geçinemez. En büyük sorunu yaşayan biziz.” dedi.
“3 KİŞİLİK BİR AİLENİN TİYATRO MALİYETİ 700 TL”
3 kişilik aile olduklarını söyleyen bir yurttaş da tiyatroya gidemediklerini belirterek, “Tiyatroya gitmememizin nedeni ülkedeki ekonomik durum. 3 kişilik bir ailenin tiyatro maliyeti 700 TL civarında. En büyük neden bence ekonomi. Bunun için de önceliklerimiz daha farklı oluyor.” yorumunda bulundu.
En son tiyatroya pandemiden önce gittiğini bir diğer yurttaş da “Daha çok Devlet Tiyatrolarını tercih ediyoruz. Onlar bir nebze daha uygun fiyatta. Özel tiyatroları pek tercih etmiyoruz” ifadelerini kullandı.
DEVLET TİYATROSU İZLEYİCİSİ 1,3 MİLYON
Öte yandan, nüfusu 85 milyonun üstünde olan Türkiye’de Devlet Tiyatrolarının 2023 yılı izleyici sayısı 1 milyon 354 bin 492 kişi. TÜİK’in 2022 Sinema ve Gösteri Sanatları İstatistikleri’ne göre ise Türkiye’de 5 milyon 451 bin 627 tiyatro izleyicisi bulunuyor.
]]>John Steinbeck’in yazdığı, çevirmenliğini Zeynep Avcı’nın üstlendiği oyunda, bu sezon yaşlı çiftlik çalışanı Candy’nin köpeğini, Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı ve eşi Dinçer Yılmaz Sigalı’nın sahiplendiği Şebo oynadı.
Sokağa terk edilen Şebo’nun sahneye uzanan yolculuğu, yaklaşık bir yıl önce yağmurlu bir günde Dinçer Yılmaz Sigalı’yla karşılaşmasıyla başladı. Sigalı’nın montuna sarıp eve götürdüğü Şebo sevimliliğiyle eşi Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı’nın da dikkatini çekti.
Kocaeli Şehir Tiyatrolarında sahnelenen “Fareler ve İnsanlar” oyunundaki “Dolores” rolü için yeni bir köpeğin arandığı dönemde provalara katılan Şebo rolü aldı ve sezon boyunca sahnelenen tüm oyunlarda Candy’nin köpeği olarak sahneye çıktı.
Tiyatroseverlerin en sevdiği oyunculardan biri haline gelen Şebo, gelecek sezon da sahnede olacak.
“Şebo oyun bitiminde fuayede seyirciyle buluşuyor”
Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı, AA muhabirine, oyun için köpek aradıkları dönemde Şebo’yu sokakta terk edilmiş halde bulduklarını söyledi.
Köpeği tiyatroya alıp provalara soktuklarını dile getiren Sigalı, çok akıllı olması, oyuncularla iyi anlaşması ve tüm komutları yerine getirmesi sayesinde onu oyuna dahil ettiklerini kaydetti.
Sigalı, Şebo’nun yaşlı çiftlik çalışanı Candy’nin köpeğini oynadığı aktararak, “Aslında romandaki köpek oldukça yaşlı ve biraz bakımsız bir köpek fakat bizim öyle bir olanağımız yok. Oyunun belli bir yerinde yaşlılığından dolayı daha fazla acı çekmesini istemedikleri için Şebo’yu öldürüyorlar. Oldukça çarpıcı ve çok duygusal bir sahnesi var.” diye konuştu.
Birinci perdenin sonlarına doğru Carlson’ın Dolores’i canlandıran Şebo’yu senaryo gereği sahne dışında öldürdüğünü anlatan Sigalı, “Seyirci çok üzülüyor bu duruma. Ciddi tepkiler oluyor. Ağlayanlar olduğunu biliyorum. Bundan dolayı da perde arasında seyirci arasında dolaştırıyoruz. Oyun bitiminde de fuayede seyirciyle buluşuyor Şebo.” ifadelerini kullandı.
Sigalı, Şebo’nun oyunculardan daha fazla ilgi çektiğine işaret ederek, “Oyunculardan daha çok tebrik alıyor. Şebo’yu görmek için bilet alan seyircimiz var. Fareler ve İnsanlar’ı belki üçüncü veya dördüncü defa izliyor. ‘Bu sefer de Şebo’yu izleyeyim’ diye gelen seyircimiz var.” dedi.
Şebo’nun bu sezonki oyunlarda sahne aldığını ve gelecek sezon da aralarında olacağını dile getiren Sigalı, “Sonra yeni bir maceraya atılıp belki sokakta mağdur olmuş başka bir köpeğimizi, can dostumuzu sahiplendireceğiz. Yani bir an önce yeni bir köpek bulalım, sahneye çıkaralım, seyirci onu sevsin, ondan sonra da sahiplendirelim gibi bir durumumuz var.” dedi.
Oyunun 8 yıldır repertuarlarında olduğunu ve kapalı gişe oynadıklarını belirten Sigalı, şöyle devam etti:
“Şebo bu rolde dördüncü oyuncumuz. İlk üç oyuncuyu sahiplendirdik. Her iki sezonda bir Fareler ve İnsanlar oyununda sokaktan, barınaktan bulduğumuz can dostlarımızı insanlarla buluşturup sahiplendiriyoruz. Belki de biraz hayatlarını kurtarıyoruz. Şebo’ya evde bakıyorduk eşimle bu sürede. Onu çok sevdik ve sahiplendik. Şimdi hem tiyatromuzun oyuncularından biri hem de bizim köpeğimiz olarak yaşamına devam ediyor.”
Sigalı, sokağa tek edilmiş çok sayıda canlı olduğuna dikkat çekerek, insanlara sokaktaki muhtaç hayvanları sahiplenme çağrısında bulundu.
“Şebo sayesinde köpek fobimi yendim”
Dinçer Yılmaz Sigalı da Şebo’yu bir yıl önce yağmurlu ve fırtınalı bir günde sokakta bulduğunu, boynundaki tasma izinden sokağa yeni terk edildiğini tahmin ettiğini anlatarak, “Dayanamadım, montumun içine soktum ve eve götürdüm. Yıkadım sonra eşime sokakta bir köpek bulduğumu söyledim. O da ‘Getir bir bakayım.’ dedi. Öyle başladı maceramız.” ifadelerini kullandı.
Şebo’nun rol arkadaşı tiyatro oyuncusu Cüneyt Gürbüz de geçmişte bir köpek tarafından ısırıldığını, bu nedenle rol kendisine teklif edildiğinde biraz tedirgin olduğunu kaydetti.
Gürbüz, Şebo’nun güzel huylu bir köpek olduğunu, onun sayesinde köpek fobisini de yendiğini dile getirerek, “İnanılmaz, çok keyifli bir partner. Sahnede ne yapacağını çok iyi bilen bir partner. Onunla oynamak benim için büyük bir keyif.” dedi.
]]>Birçok dizi ve filmlerde rol alan dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, şimdilerde ise huzurevinde yaşamını sürdürüyor
SİVAS – Birçok dizi ve filmlerde rol alan dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, şimdilerde ise huzurevinde yaşamını sürdürüyor.
Sivas Valiliği İhramcızade İsmailhakkı Toprak Huzur Evi’nde kalan 73 yaşındaki dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, hayat hikayesini anlattı. Kurtlar Vadisi, Seksenler, Arka Sokaklar, Galip Derviş, Lale Devri gibi birçok projeden rol alan Tonkuş, 20 yıl önce evinden ayrıldığını ve sonrasında huzurevinde yaşamayı tercih ettiğini söyledi. Tonkuş, makine teknisyeni olarak çalışırken drama eğitimine devam ettiğini ve Ayla Algan gibi usta isimlerden eğitim aldığını belirtti. Tonkuş, huzurevindeki personellerle bir aile ortamı oluşturduklarını ve çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi.
“Evde olmanın tadını asla özlemiyorum”
Tiyatro oyuncusuyum aynı zamanda tiyatro grubumuzdan yapımcımızın izniyle kameraya transfer oldum ve birçok dizi, reklam ve filmde oynadım diyen 73 yaşındaki Tahsin Tonkuş, “Ben ortaokuldayken Sivas Halk Eğitim Merkezinde bağlama ve drama derslerine başladım. Bir süre sonra Sivas’tan çalışmak için İstanbul’a gitmem gerekti. Ben makine teknisyeniyim fabrikalarda çalıştım ve bu arada da Sivas Halk Eğitimde ‘ki drama hocam ‘uygulamalı bir tiyatro grubunda ol mutlaka eğitim al’ dedi. Onun ricası üzerine bağlamayı öteledim ve tiyatroya öncelik verdim. Uzun yıllar hem eğitim aldım hem çalıştım. Bununla birlikte doktrin öğrencisiyim drama ve oyunculuk. Branş hocamız merhum Ayla Algan hanımefendiydi, kendisini çok severdik. Daha sonra haliyle yapımcıların izniyle hem tiyatroyu hem sinemayı beraber yürüttüm ve birçok projede yer aldım. Evimden yaklaşık yirmi yıl önce ayrıldım, huzurevini tercih ettim. Beş sene Erzurum’da kaldım. Bir buçuk yıldır burada, kalıyorum. Huzurevinde devletimizin şefkatli kollarını gördüm. Evde olmanın tadını asla özlemiyorum. Çünkü buradaki personellerimizle en büyüğünden en küçüğüne kadar bir kardeşlik diyaloğu içindeyiz” dedi.
“Ben tiyatro dışında bir hayat düşünemiyorum”
Tiyatro dışında hayat düşünemediğine değinen Tonkuş, ” Şimdi İstanbul huzurevinde olmak isterdim daha yakın olacaktım projelerde çalışmaya devam edecektim. Orada mümkün olmadı boş yer olmadığından dolayı o nedenle Anadolu’ya geldim. Yoksa İstanbul’da olsaydım çalışmalarım devam edecekti. Biz ya tiyatro provasında ya da sette nefes alıyoruz. Diğer zamanlar kendimi yarım nefes alıyor yarım yaşıyor kabul ediyordum. Takdir edersiniz ki tiyatro provaları, sahnesi olsun insana hayat veren yerlerdi. O nedenle hep o dünyanın içindeydim. Koca bir hayat su gibi geçti. Gençler mutlaka drama eğitimi alsınlar. Ben tiyatro dışında bir hayat düşünemiyorum. Doktor da olsanız avukatta olsanız kendinizi ifade edebilmenin en güzel en kolay sanatı dramadır. Başarıya giden yol insanın kendini ifade edebilmesinden geçer” ifadelerine yer verdi.
]]>Amcaoğulları deprem çalışması ile ilgili yazılım sistemi geliştirmeye karar verir. Yazılım sistemini kurmaya çalışırken zorluk yaşayan amcaoğulları ne yapacaktır?
Kaya Ailesi gelini olarak Selma, ilk iftar yemeğine bütün aileyi misafir edecektir. İftar hazırlığı sırasında neler olacaktır?
Keriman’ın dönüşüyle birlikte Selami eşine karşı yabancılık çeker. Japonya’dan misafirleri gelen Keriman’a amcaoğulları yardım eder. Ramazan’ın misafirlerden birini yanlışlıkla kaybetmesiyle neler yaşanacaktır?
KERİMAN GEDELLİ’YE GERİ DÖNÜYOR…
Tam 4 sezondur, TRT 1 ekranlarında reyting rekorları kıran Gönül Dağı kadrosuna genç ve yetenekli bir oyuncu daha katıldı: İmren Şengel… Şengel, uzun zamandır şehir dışında işleriyle uğraşan Selami’nin karısı Keriman karakterini canlandıracak.
Gedelli’nin sevimli, sıradışı, müzik aşığı Keriman’ı memleketine geri dönüyor, kasaba şenleniyor… Selami, Kaya ailesi ve kasaba sakinlerinin çok özlediği Keriman, sürprizleriyle geliyor, neşesi ve enerjisiyle Gedelli’ye renk katıyor.
GÖNÜL DAĞI’NA YENİ TRANSFER: İMREN ŞENGEL

Uzun yıllardır gurbette çalışan ve farklı rüzgarları soluyan Keriman’ı canlandıran İmren Şengel ile Gönül Dağı’nı ve özel yaşamıyla ilgili bilinmeyenleri anlattı:
-Gönül Dağı ailesine Keriman karakteriyle 132. Bölümde katılıyorsunuz. TRT 1’in sevilen dizisinden teklif geldiğinde neler hissettiniz?
-Çok heyecanlandım. Yıllardır bir numara olan bir dizinin kadrosuna dahil olmak mutluluk verici.
-Keriman, Selami’nin eşi. Komik, samimi, sempatik, müzik tutkunu tam anlamıyla sıradışı bir karakter olan Keriman, görevi nedeniyle uzun süredir şehir dışındaydı. Dönüşü Keriman’da ve eşi Selami’de neler yaşatacak?
– Keriman da Selami de oldukça sıra dışı karakterler. Bir araya geldiklerinde her şey olabilir…
-Keriman’ı biz kimi zaman uçarken, kimi zaman sahnede şarkı söylerken, kimi zaman tehlikenin tam ortasında ama hep sıradışı olayların kahramanı olarak izledik. Keriman dönüşünde biraz durulmuş, sakinleşmiş mi olacak yoksa kaldığı yerden devam mı edecek?
-Keriman’ın durulma ihtimali olduğunu hiç sanmıyorum.
-4 sezon önce başladığından bu yana her hafta birinci olan Gönül Dağı’nın başarısının nedenleri nelerdir?
– Farklı coğrafyaların hikayelerini görmek seyircinin hoşuna gidiyor. Hayat sadece İstanbul’da akmıyor. Onun dışında gerçek, samimi bir bağ var dizideki karakterler arasında.
Kavga gürültü de olsa en sonunda o bağ herkesi bir arada tutar ve hep birlikte o sofraya otururlar.
-Daha önce Eskişehir Sivrihisar’a gelmiş miydiniz? Bölgeyi nasıl buldunuz?
-Ben Eskişehir doğumluyum. Üniversiteyi de burada okudum Anadolu Üniversitesi mezunuyum. Dolayısıyla bölgeye oldukça hakimim.
-Bir diziye sonradan katılmak hele ki daha önce dizide var olan bir karakteri
canlandırmak zordur. Siz zorluk çektiniz mi?
-Evet zor bir durum. Kendi gördüğünüz yerden değil de başkasının gördüğü yerden bakmanız gerekiyor. Ayrıca Keriman çok da sevilen bir karakter seyirci tarafından.Sette rol arkadaşım Eser ve yönetmenlerimiz çok yardımcı oldular ve olmaya da devam ediyorlar.
-Keriman, şarkı söylemeyi çok seviyor. Hatta albüm bile yapmıştı ancak satış yapmadığı için hayal kırıklığı yaşamıştı.
Ancak Keriman’ın en önemli özelliği de baş koyduğu işlerden kolay kolay vazgeçmemesi. Azimli ve sevdiği konularda hırslı olması. Onu müzikten kimse kopartamadı. Keriman’ı yine müzik dünyasının içinde izleyecek miyiz?
-Gelecek bölümler hakkında bilgim yok ancak evet Keriman oldukça hırslı, aklına koyduğunu yapan bir karakter. Belki müziğe döner belki başka bir alan bulur kendine. Sürprizlere açık bir karakter her zaman.
-Sizin müzikle aranız nasıl? Şarkı söylemek, enstrüman çalmak, söz yazıp beste yapmak ilgi alanınıza giriyor mu?
-Müzikle aram fena değil diyebilirim. Söz yazmak, beste yapmak bende hiç yok. Ancak kendi kendime çalmaya çalıştığım bir mızıkam var. Uzun süredir kenarda bekleyen bir kemanım var.
Profesyonel bir şekilde çalamıyorum ama kendimi eğlendirebiliyorum. Daha çok müzik dinlemeyi ve dans etmeyi seviyorum.
-Sizi daha önce birçok tiyatro oyununda, dizide ve filmde izledik. Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Ailenizde daha önce sanatçı var mıydı? Sanat dünyasına yönelmenizin sebebi neydi? İmren Şengel’in hayattaki en büyük isteği nedir?
Kariyeriyle ilgili hedefleri nelerdir? Tiyatro, sinema, dizi sektörü onu en çok mutlu eden dal hangisidir? Boş zamanlarında neler yapmayı sever? Hayatta vazgeçilmezleri nelerdir? Bize kendinizi anlatır mısınız?
-Ailemde bildiğim kadarıyla sanatçı yoktu. Küçükken annemle hep sinemaya, tiyatroya giderdik. İlkokul zamanlarında etrafımda tiyatroyla ilgilenen insanlar oldu.
Sanırım en büyük etki o zaman oldu. Evde aileme gösteriler hazırlardım, okulda da arkadaşımla skeçler yazıp boş derslerde oynadığımızı hatırlıyorum. Aktif bir öğrenciydim. Hayatımda dans ve spor hep oldu.
Konservatuvara gitmeye tam olarak ne zaman karar verdiğimi hatırlamıyorum ancak hep hareketli bir iş hayatı istediğimi hatırlıyorum. Yeni yerler görebiliyorum, her yeni proje yeni bir başlangıç ve yeni insanlar demek.
Öğrenmenin asla bitmediği, sürekli kendinizi yenilemeniz ve geliştirmeniz gereken bir meslek. Tabii ki beraberinde büyük fedakarlıklar da getiriyor. Her şey güllük gülistanlık diyemem. Her meslek bu şekilde aslında.
İyi ve kötü yanlarını birlikte kabul etmek gerekiyor ilerleyebilmek için. Ben de gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum. Ne kadar çok projede farklı karakter oynarsam o kadar mutlu oluyorum.
Tiyatronun yeri her zaman ayrı oluyor. Seyirciyle karşılıklı o alışverişin yarattığı enerjiyi başka bir yerde yakalamak mümkün değil. Oyuna çıkmadan önceki o heyecanı seviyorum.
Bir de tiyatroda uzun süre prova yapılıyor. Çalışmanın verdiği bir rahatlık ve güven oluyor dolayısıyla tiyatroda. Sinema ve dizi daha hızlı ilerleyen işler. Tiyatrodan sonra oyuncuları tedirgin eden nokta genellikle bu oluyor sanırım.
Her şey çok hızlı oluyor ve sahneyi çektikten sonra artık geri dönüşü yok. O saatten sonra hiçbir şey sizin kontrolünüzde değil. Bu duyguya da alışmak gerekiyor. Ama hepsinin keyfi ayrı tabii. Her alanı deneyimleme fırsatım olduğu için mutluyum.
Çok boş zamanı olan biri değilim. Kendimi oyalayacak bir şeyler muhakkak bulurum. Genellikle evde olmayı severim ama gezmeyi de severim.
Evde olduğum zamanlarda bir şeyler okurum, izlerim. Düzenli spor yapmaya çalışıyorum. Herkesin sevdiği şeyler aslında. Yemek yemeyi severim. Güzel bir yemek beni mutlu etmeye yeter: )
]]>Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, 76 yaşındaki sanatçı Özden ile oyunculuğu ve hayatının dönüm noktalarını konuştu.
Özden, Milli Türk Talebe Birliği’nde başladığı Direklerarası Kabare, Lale Oraloğlu Tiyatrosu’nda devam ettiği profesyonel oyunculuk yılları, 1998’de hayatını kaybeden Zeki Yurtbaşı ile 20 yıl başarıyla sürdürdükleri “Uğurböcekleri” programını, 26 yıldır her sene oyun üreterek seyirci karşısında dur duraksız aile boyu sergiledikleri tiyatro oyunlarını ve yaşama bakışını Anadolu Ajansı muhabirine anlattı.
SORU: Merhaba Yalçın Bey, nasılsınız?
Yalçın Özden: “Merhaba, çok şükür iyiyiz. Şener’in (Şen) dediği gibi; hayatın kabasını attık.”
SORU: Sanat kronolojinize baktığımızda 50 yılı devirdiğinizi görüyoruz. Tabii ki bunlar bir rakam ama hiç yaşlanmıyorsunuz, maşallah.
Yalçın Özden: “Teşekkür ederim. İçinde spor var, ondan da olabilir.”
SORU: Sosyal medyada spor salonundaki videolarınızı gördüm. Zaten geçmişten gelen bir sporcu kimliğiniz var.
Yalçın Özden: “Var tabii. Sporcu olduğum için o alışkanlığımı devam ettirdim. Bir de kendimi seviyorum, Çünkü kendini sevmeyen kimseyi sevmez ki. Önce sana verilenlere şükredip onu sevmen lazım. Ondan sonra da insanları, hayvanları, tüm varlığı sevmek lazım.”
SORU: Evet bu dışınıza da yansıyor zaten. Halter ve kürek sporu yaptığınızı biliyoruz.
Yalçın Özden: “Halter sporu yaptım lisedeyken. Halterin tüm inceliklerini biliyorum. Kendi branşımda, serbest güreşte şampiyon oldum. Bakırköy Kulübünde devam ettim. Sonra Samatya Deniz Kulübünde kürek çektim, iyi bir kürekçi olduğum için. Oraya gittiğimde kaslıydım, alt yapı olduğundan diğer kürekçilerden farklıydım. Orada başarılı bir kürekçi olunca Fenerbahçe’ye transfer oldum. Şimdi Fenerbahçe’nin 50 yılı aşkın yüksek divan kurulu üyesiyim. Çok keyifli bir spor.”
SORU: Çok enteresan. Susuz diye bir yerde doğmuş, suyun üzerinde spor yapmışsınız…
Yalçın Özden: “Evet, Susuz’da doğdum, suyun üzerinde spor yaptım, çok enteresan.”
SORU: Neden Susuz demişler oraya?
Yalçın Özden: “Aslında orijinal adı Cilavuz’dur. Orada öğretmen okulu çok ünlüydü. Babam da Köy Enstitüsü çıkışlıydı ve o öğretmen okulunda öğretmendi. Cilavuz o kadar ünlü ki. Adam mesela Amerika’da okumuş anlatıyor işte, ‘Şurada okudum.’ diye. Kadın oradan soruyor; ‘Peki ya Cilavuz?’ O yoksa hikaye. Cilavuz o kadar önemliymiş. Orada doğduk işte.”
SORU: Ama sanırım Samatya’da büyüdünüz değil mi?
Yalçın Özden: “Samatya’da ortaokul ve liseyi okudum. Çünkü baba öğretmen olunca bir tur atıyor Anadolu’da. Kars’a, oradan Niğde’nin bir ilçesine ve Kırıkkale’ye gelmiş. Sonra Zeytinburnu Fatma Süslügil İlkokulu. Müdür muaviniydi. Yani 5. sınıfta İstanbul’daydım.”
SORU: Mesleki kariyerinizdeki 50 yıl hem içinde ömrünüzü barındırıyor hem de içinde yüzlerce tiyatro oyunu, şov programı, TV programı, filmler ve diziler var. Sanat hayatına adımınızı kaç yaşında attınız? Biraz o dönemlerinizi anlatır mısınız?
Yalçın Özden: “Amatör ve gerçek anlamda lise ikide. İlkokulda monolog yaptım. 5 yaşındayken çıkardılar sahneye, küçük bir şey oynadım. Onları saymıyoruz. Ama lise 2’deki ciddi ciddi bir İngiliz vodviliydi. Orada komik bir uşağı oynamıştım. Ertesi yıl beni gösterip ‘İşte Dominik bu.’ diyorlardı. Akşam gazetesinin her yıl geleneksel Liselerarası Tiyatro yarışması vardı. Ertesi yıl oynadığımız oyunla katılmıştık ve biz birinci olduk bütün ekip olarak. Zaten ondan sonra Cağaloğlu’nda Milli Türk Talebe Federasyonu vardı, orada tiyatroya başladık. Şehir Tiyatrosundan yönetmenler geliyordu bize. O yönetmenler bizi eğitti orada. Değişik oyunlar ve çocuk oyunları sahneye koyduk. Sonlara doğru ben yazmaya başladım. ‘Ben de yapacağım bu işi, bireysel, kendim yapacağım.’ dedim. Güldüler, yaptım. Sonra ‘aferin.’ dediler. Sonra da profesyonel tiyatrolara geçtim tabii.”
SORU: Alaylısınız o zaman?
Yalçın Özden: “Alaylıyım ama lütfen alay etmeyin.”
SORU: Estağfurullah, alay etmem. Peki alaylı olmanın bir davranışsal tarzı, ritüeli var mıdır?
Yalçın Özden: “Şöyle diyelim: Bir Pavarotti var, bir İbrahim Tatlıses var. Mesela İbrahim Tatlıses için diyorlar ki, ‘İyi ki okumamış.’ Çünkü bazı insanlara o yüklenmiştir. Onun doğasında vardır. Ben de öyleydim. Tiyatro aşkımdı, daha çocuk yaşta. Çünkü beni eğer akademisyen yapsalardı birçok değerimi kaybedebilirdim. Çünkü daha ilk sahneye çıktığımda profesyonel oyuncular, ‘Ya sen sahneyi dolduruyorsun. Daha önce nerelerde oynadın?’ dediler. Ben onu bile anlamadım. ‘Doldurmak’ nedir? Yani ‘sahnede bayağı bir aksiyonun, oyunculuğun var, dolduruyorsun, bu anlamda başarılısın.’ demekti bu. Onu bile anlamamıştım. Ama içte var ya. Bir de usta-çırak ilişkimiz var. Bizde o çok önemli.”
“Ustalarım İhsan Yüce, Lale Oraloğlu, Münir Özkul ve Zeki Yurtbaşı”
SORU: Ustanız ya da ustalarınız kim?
Yalçın Özden: “Ustalarım İhsan Yüce, Lale Oraloğlu, Münir Özkul ve Zeki Yurtbaşı. Zeki Yurtbaşı benim ortağım. Çok tiyatro yaptı. Benden çok yaptı ve tiyatronun her şeyini bilirdi. Biz ikili olduk ya, benim hatalarımı da düzeltirdi.”
SORU: 50 yılın içindeki 21 yılı, şov dünyasında fiili ortağınız Zeki Yurtbaşı ile geçirmeniz inanılmaz önemli bence.
Yalçın Özden: “Tabii, çok önemli. Kavgalarımız oldu, her şeyimiz oldu ama hiç ayrılmadık.”
SORU: Aslında evlilik gibi ve evlilikler bile bazen o kadar sürmüyor, size gerçekten bravo.
Yalçın Özden: “Tabii, tabii. Evlilikler bile o kadar sürmüyor değil mi? Yani, 21 yıl. Şu anda ikili olarak Türkiye’nin en uzun süren ikilisiyiz. Yani şov dünyası diyorum. Metin (Akpınar) – Zeki (Alasya) ne kadar sürdü? Bilmiyorum ama biz tiyatromuz takla attığı için bu işe soyunduk ve tuttu. Yani biz o gün, ‘Para kazanalım da sonra tiyatroya döneriz.’ dedik ama bizi döndürmediler. Çünkü ünlü olduk, çok tuttuk. Televizyona transfer olunca artık devamı geldi.”
SORU: Peki adınız ‘Sivrisinekler’ iken ‘Uğur Böcekleri’ne nasıl döndünüz?
Yalçın Özden: “Sivrisinekler, hani vızıldar, insanları ısırır, uyarır ya, o anlamdaydı. Biz mizah yapıyoruz ya, ‘Biz sizi ısırırız ama uyarırız.’ anlamındaydı. Fakat gazino dünyasında ünlü olunca, dediler ki ‘Sivrisinek mide bulandırır. İnsanlar orada yemek yiyor.’ Peki, ne yapalım? dedik. ‘Ya bu millet böcekten anlar.’ dediler. Ateş Böcekleri, Balarıları filan. O yüzden biz de ‘Uğur Böcekleri’ni bulduk. Bu sefer de Uğur Böcekleri tutar mı? diye korkarak çıktık sahneye, ‘Ateş Böcekleri’nden çaldılar’, falan derler diye. Fakat bir çıktık, insanlar çok iyi karşıladı. Her hafta da televizyondasın, gündemdesin, seviliyorsun. Tuttu.”
SORU: TV şovlarınızın yanı sıra o dönem ünlü mizah yazarı, karikatürist Suavi Sualp’in senaryosunu yazdığı ‘Figüran Osman’ (Eşek Şakası ve Akıllı Deliler) filmleri ekrana sizinle taşındı değil mi?
Yalçın Özden: “Evet, ekrana taşındı. O ara Şener Şen ve Kemal Sunal yoktu. Fakat sinemamız bunalımdaydı. Dekolte filmler yapılıyordu. Hatta diğerleri 4 bin lira alırken, bana 40 bin lira verdiler, oynamadım. Ama özeleştiri yapayım. Biz tutmuş bir ikiliyiz, para da kazanıyoruz. Belki ihtiyacımız olsa, mecbur olsaydık oynardık. Oynayanları onun için eleştirmiyorum.”
“Halk ezilmiş, doğal karakter olduğu için Figüran Osman’ı çok sevdi, tuttu”
SORU: Peki bu Figüran Osman ile absürt bir komedi sundunuz seyirciye. Bekleneni mi verdiniz orada?
Yalçın Özden: “Evet ya çok acayip tuttu.”
SORU: Tutmasının nedeni neydi?
Yalçın Özden: “Ben röportajları izlerdim TRT’de. Röportajları izlerken Anadolu’dan bir çocuk konuşuyor işte ezilmiş falan. Ben de doğal bir karakter bulayım ve ezilmiş bir karakter olsun. Çünkü halk daha sıcak buluyor öyle tipleri dedim. Bu arada müzisyenler kahvesinde de bir figüran Osman vardı, o da şiveliydi ama Kadir İnanır gibi boylu poslu, yakışıklıydı. Ama ben onu karikatürize ettim. Hafif çenemi çıkararak, ‘Vallahi Kadir İnanır’dan ne farkım var? Cüneyt abi filmde değil gerçekten dövüyor adamı ya. Gözümü morarttı.’ diyorum. İnsanlar bayıldı. Sokakta yürüyemedim yani. Ondan sonra Figüran Osman üzerinden önce ben yürüdüm biraz, sonra ‘Biz ikiliyiz.’ dedim, Zeki de katıldı. Çok daha renkli oldu tabii. Skeç halini aldı. Skeçleri genelde ben yazdım çünkü her hafta bir yazar sektörü yoktu. Her hafta bize iki skeç yazsın falan. Sadece rahmetli Ahmet Üstel, radyo skeçlerimizi yazmıştır. Nur içinde yatsın.”
SORU: Mimikleriniz çok kuvvetli. Çok iyi taklit yeteneğiniz de var.
Yalçın Özden: “Esas Zeki’nin daha iyiydi. Ben taklitten taklit alıyordum. O gerçekten taklit alıyordu. O daha büyük başarı. Ama şovmen olduysanız taklit yapacaksınız. Çünkü insanlar orada yiyor, içiyor, onları sizin çekmeniz lazım. Popüler tipleri taklit ederek skeç oynarsan daha çok çekiyorsun sahneye.”
SORU: Evet aslında doğru, sizin mimikleriniz daha kuvvetli.
Yalçın Özden: “Çok. Mimikler doğal olarak çıkıyor. Hatta hocam rahmetli Lale Oraloğlu bir gün kuliste, ‘Yalçın, sen evde çalışıyor musun bu kadar mimik?’ dedi. ‘Hocam ne diyorsunuz? Günde iki saat mimik çalışıyorum.’ dedim. Yalan söyledim. Mimik falan çalışmıyorum. Oynarken kendi çıkıyor. Yani ‘Hadi ya!’ diyorsun, o mimik yüzünde oluşuyor. Ama o yüzün ona uygun olması lazım. Sempati denen bir şey var. Şu üç ölçü, bu burun, bu alın eşit olmayacak, çene biraz uzun olacak. Onu bozduğun zaman sempatik oluyorsun.”
SORU: Efendim siz bu tanıma göre altın orana sahip değilsiniz.
Yalçın Özden: “Değilim ben. İyi ki değilim. Parla Şenol ile oynuyoruz. Biliyorsunuz o da üstattır. Birlikte orta oyunu oynuyoruz. Ben orta oyununda, Komik-i Şehir’de, Kavuklu’da çok iyiyimdir. Yüzüme siyah yapıyorum makyaj çizgilere. Parla, ‘Yalçın hocam ne yapıyorsun? Senin zaten yüzün çok komik. Boyama.’ dedi. Hatta finalde selamda ‘gerçek Komik-i Şehir mimikleriyle ‘üstad’ diyerek beni onore etmişti.”
“İçimden dram oynamak gelmiyor”
SORU: Galiba bu mimiklerinizin rengarenk oluşu sizi sahnede komediye itti?
Yalçın Özden: “Daha fazla itti. Bir de içimden gelmiyor dram oynamak. Çocuk oyunlarında oynarken amatörken, ‘Nalınlar’ı oynayacağız. Başladık prova yapmaya. ‘Kusura bakmayın, Ben oynamayacağım, konsantre olamıyorum.’ dedim. Olamıyorum yani. Ama ‘Seksenler’de dram oynadım, kızımı everirken. Ama profesyoneliz, oynarız artık. Ne olursa oynarım artık.”
SORU: Sizi hep izlediğimiz komedinin ardından yakın dönemde Seksenler’de izledik. Yıllar önce Tatlı Kaçıklar, Türk Malı, Arka Sokaklar gibi bir seri halinde oynadığınız diziler oldu. Seksenler’in ardından yeni bir proje olmadı sanırım?
Yalçın Özden: “Evet şu anda dizi anlamında yok. Çünkü ben hiçbir yere gitmiyorum. Kendimi hatırlatmıyorum. Seksenler’de de Birol Güven’le karşılaştık bir yerde tesadüfen. Tatile gitmiştik. O da gelmişti eşiyle, çocuğuyla. Orada, ‘Kafamda bir ampul yandı. Seni Doksanlar’da oynatacağım.’ dedi. Aramadı. Ben de sitem ettim ‘Ya bu hep böyle.’ dedim. Sonra ‘Seksenler’ için aradı. Yani rastlamanız, kapıyı açmanız, bir ‘Merhaba’ deyip kendinizi hatırlatmanız lazım. İnsanlar yoğun. ‘Türk Malı’na da, bir programa çıkmıştım, orada görmüşler, ‘Atletik, tam emekli Albay tipi.’ demişler. Beni aldılar ama orada biz bir türlü başrol oyuncusuyla uyuşamadık.”
SORU: Anlıyorum. Aslında çok değişik skalada roller üstlenebilirsiniz gibi geliyor bana.
Yalçın Özden: “Benim canım sıkılmayacak. Ben pozitif adamım. Benim setim güzel olacak. İnsanlar birbirine saygılı, sevgili olacak. Türk Malı’nda kaos vardı. İsim vermeyeceğim, özel odadan çıkıyor böyle, selam yok. ya karımı oynuyorsun, böyle bir şey yok. Sen daha yokken Yalçın Özden vardı. Onun için beni itti o. Hele hele başrol oyuncusunun da böyle gel-gitleri olunca, ‘Ben oynayamayacağım.’ dedim. Repliğimi söyleyemedim, söyleyemiyorum. ‘Kusura bakmayın.’ dedim. Bunlar hoş değil yani, işte pişmek lazım. ‘Hamlar maalesef. Bunları söyleyerek üzmedim değil mi sizi?”
SORU: Hayır, hayır üzülmedim.
Yalçın Özden: “Ama gerçekleri söylemek lazım.”
SORU: Mutlaka genel olarak gerçeklik payı var anlattıklarınızın ama biz sizi daha sık ekranlarda görmeyi isteriz.
Yalçın Özden: “O zaman birkaç kapı dolaşayım bari.”
SORU: Onların size teklifle gelmesi gerekiyor bence.
Yalçın Özden: “Evet doğrusu o.”
“Her yıl bir yetişkin oyunu yazarım”
SORU: Siz üretmekten hiç vazgeçmiyorsunuz. Neredeyse her yıl bir tiyatro oyunu yazıyor ve sahneliyorsunuz sanırım?
Yalçın Özden: “Asla. Her yıl bir yetişkin oyunu yazarım. 2-3 yılda bir de çocuk oyunu yazarım.”
SORU: Yazıp-yönettiğiniz ve oynadığınız bu oyunları belediyeler aracılığıyla turnelerle izleyiciye sunuyorsunuz değil mi?
Yalçın Özden: “Belediyeler, turneler, kurumlar, bazen dernekler de oluyor. Ama o eski hızımız yok. Yani bir giderdik, 30 gün oynar gelirdik. Tiyatroyu 1998’de açtım. 26 yıl olmuş. Ama hiç durmadan her sene oyun yazdım. Her sene oynadık.”
SORU: Yalçın Özden Tiyatrosu’na dönüşmek, Allah rahmet eylesin, Zeki Bey’in vefatından sonra bir bocalama döneminiz oldu mu?
Yalçın Özden: “Eşinden ayrılıp İzmirli bir hanımla evlenince İzmir’e gitmek zorunda kaldı. O arada televizyonlar kurulmaya başladı. Star, TGRT, HBB ve daha birçok kanal çıkmıştı. Televizyonlar çoğalınca da gazino dünyasında bir sönme başladı. Yani alaka azaldı. İnsanlar televizyonu evinde izliyor. Birkaç televizyon kanalı olup, biraz uzaklaşınca, Zeki de ‘İş, güç çok yok artık. Gideyim.’ dedi. Gitmeseydi birlikte tiyatro yapardık ve çok da iyi olurdu. Ama eşi herhalde bastırınca o İzmir’e gitti. O zaman ben tek kaldım. Hemen özel televizyonlardan şov işleri gelmeye başladı.”
SORU: O zaman vefatı dolayısıyla değil daha önce ayrıldınız öyle mi?
Yalçın Özden: “Yok, biz öncesinde dostça ayrıldık. Hatta bir ara da Kanal 6’da eğlence programı sunuyorduk. ‘Zeki de gelsin, iyi olur.’ dedim. Çağırınca o da geldi. Ama Kanal 6, Zeki’nin şansına battı. Batınca da paramızı alamadık. İçeride de paramız kaldı. ‘Zeki gelme artık, paramızı da alamıyoruz.’ dedim. Yine birleşemedik.”
SORU: Oyunlarınızda da şöhretin insana neler yaşattığını, ortağınız Zeki Bey ile ne badireler atlattığınızı, nasıl bir ömür geçirdiğinizi ve anılarınızı anlatıyorsunuz. Bugünün izleyicisi geçmişi ve anıları dinlemekten hoşlanıyor mu?
Yalçın Özden: “Gençlerden bazen çıkıyor, işte ‘Oyunun konusu Seksenler.’ diyen oluyor. Benim sahne olayım da 1980-1990 çünkü. Belli yaştakiler, mesela 40 ve üstü çok mutlu oluyor. Tabii bir de benim hep güldürmem lazım. Çünkü onu misyon edindim. Tamam, mesaj da veriyorsun ama böyle siyasi mesaj pek vermiyorum. Niye? Sanatçı siyaset üstüdür. Üstü derken onun üstünde anlamını almasınlar. Sanat farklı, siyaset farklı yerdedir. Bugün Turgut Özal var mı? Yok ama Yalçın Özden olacak. Oyunlarıyla da gelecek kuşaklar yaşatacak.”
SORU: Şu anda sahnelediğiniz ‘Ekşi Elma’ ne anlatıyor?
Yalçın Özden: “Ekşi Elma’da bir aldatma konusu var. Aldattı mı aldatmadı mı, havada kalıyor finalde. Tam da böyle aldattı yapmıyoruz. Ama suçlu durumunda kalınca koca, bayağı bir sıkıştırılıyor. İkinci perdede ben kıyafet değiştiriyorum. Karısının eski okul flörtü gibi, Beatles, altmışlardan çıkmış gibi geliyorum. Orada bir çekişme oluyor. Adamı bayağı bir dellendiriyoruz. Ama sonunda tatlı sona bağlanıyor.”
SORU: Vodvil tarzı yani?
Yalçın Özden: “Yerli Vodvil. Yani tamam, insanlar müstehcene çok güler. Konuşurken insanlar müstehcen de konuşur ama ben genele oynamayı seviyorum. Müstehcen yok, olmaz. Dekolte yok.”
“Münir Özkul, örnek alınacak virtüözdü, stardı”
SORU: Ramazan ayını geçirdiğimiz bu günlerde de aklıma geldi. Bir röportajınızda ramazandan, orta oyunu, meddah, eski filmlerden, kavuklu gösterilerinden bahsederken ‘Rahmetli Münir Özkul’dan İbiş karakterini devraldım.’ demişsiniz, doğru mu?
Yalçın Özden: “Evet, devraldım şöyle, ‘Al senin olsun.’ demedi tabii. Çok izledim. 20-30 kez Kanlı Nigar’ı izledim. Münir ağabeyle bizim filmde oynadık, lütfetti, şeref verdi rahmetli. Münir ağabeyi çok oyunda izledim. ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’, ‘Kanlı Nigar’. Muhteşem bir oyuncuydu. Ama sonrasında tabii yaşlandı. O dönemi başka. Ama onun Münir olduğu zaman, örnek alınacak bir virtüözdü, stardı. Ben de ondan öyle güzel almışım ki Kavuklu’yu. Yani bayağı oldu. Bir kabarenin içinde bir bölüm orta oyunu oynuyoruz. Ünlü bir yazar, adı aklıma gelmiyor, öldü, ‘İşte gerçek kavuklu bu.’ dedi. Sonra ‘Sensin.’ diyerek yanıma geldi. O anlamda onu örnek almak çok önemli. Bir de orta oyunu doğaçlama olduğu için doğaçlamayı seviyorum. Çok güzel oldu.”
SORU: Bu Ramazan da yapıyor musunuz böyle gösteriler?
Yalçın Özden: “Ramazan’da eski hızı kalmadı. Şimdi genelde orta oyunu falan yapmıyorlar. Ama Küçükçekmece’de, Çekmeköy’de oynayacağım. Bir de Bor’a gideceğim. Bor Belediye Başkanı böyle şeylere çok açık. Orada ‘Zoraki Damat’ı oynadık. Şimdi gidip orta oyunu oynayacağız. Bir de ben meddah yapacağım malum tek başıma. Onu da Erol Günaydın’dan aldım. Allah rahmet eylesin, muhteşem adamdı. Onu AVM’lere götürüyordum. ‘Yalçın beni götürme, yoruluyorum, istemiyorum.’ dedi. O sezon ‘Bir kere gel bari.’ dedim. Geldi, oynadık meddah. ‘Başka yok mu?’ dedi. Hoşuna gitti ilgi. ‘Var hocam.’ dedim, gezdirdim onu. Gerçek komedyenler onlar.”
SORU: Geçmişten bugüne baktığımızda sahnede en büyük heyecan duyduğunuz anınız nedir?
Yalçın Özden: “Üç Maymun Kabare’de oynuyoruz. Ercan Yazgan rahmetli, hep rahmetli olmuş andıklarımız vallahi, iyi bir oyuncuydu. Altan Erbulak Kocamustafapaşa’daki Çevre Tiyatrosu’nu açtı. Yani bazen maddi duygusallıklar oluyor. Ben de orada tiplemeleri oynuyorum. Bana dediler ki, ‘Yalçın 3 gün tiyatromuzu kapatıyoruz. Sen Ercan’ın rolünü oynuyorsun. Ercan’la ortağım Zeki de orada, ikisi başrol. ‘İki Kıza Bir Cızbız’ oyununu oynadık. Müjde Ar var, bir sürü baba oyuncular, Özcan Özgür var. Neyse, ‘Lütfen kapatmayın, bu akşam ezberlerim zaten oyunun içindeyim. Yarın oynarız.’ dedim. Ondan sonra beyni acayip yormuşum. Ertesi gün başladık. O bana sorular soruyor, ben cevap veriyorum. Ben ona sorular soruyorum hızlı hızlı gidiyor. Bir an şöyle bir kaldım. Trak geldi, ona trak derler tiyatroda. Hiçbir şey düşünemiyorsun, yani kötü hissetmeyi bile düşünemiyorsun. Sadece bekliyorsun, sonra kendine geliyorsun. Belki o 3 saniye sürüyor ama bana 10 dakika gibi geldi. Onu hiç unutamam mesela. Bunun gibi çok şey var. Bir şey anlatayım mı?”
SORU: Tabii lütfen anlatın.
Yalçın Özden: “Fahrettin Aslan’ın gazinosunda çalışıyoruz. İş kötü o akşam. En önde uzun bir masa var. Belli bir işte çalışanlar, beyaz yakalılar gelmiş. Arkada da müşteriler var. Onlar can kulağıyla dinliyor. ‘One Man Şov’ yapıyorum. Zeki, İzmir’e gitmiş. Ben konuşunca bangır bangır hoparlörden sesler çıkıyor. Onlar bir sohbete giriyorlar ama burnumun dibindeler, rahatsız oluyorum. Bunlar sohbete giriyor ya, ben bir sustum mu hepsi birden susuveriyorlar. Çünkü belli olacak ya! Bu sefer böyle yaptım. Konuşmaya başlayınca, onlar yine konuşmaya başladı. ‘Bakın, görüyorsunuz değil mi? Ön taraf ne biçim konuşuyor değil mi? Onlar hiç dinlemiyor zaten. Ben şimdi susacağım, onlar da nasıl susacaklar.’ dedim. Arka taraf gülmekten yıkıldı, şovu öyle yaptım, bitirdim. Ama arka taraf mutlu oldu ön taraf da yemeğini yedi.”
Cem’i de Ata’yı da çok severim, evladımız gibi”
SORU: Evet, bir şovmen için zor bir durum. Peki yine bir şovmen olarak beğendiniz kimler var?
Yalçın Özden: “Başta tabii ki Cem Yılmaz. Çok zeki. Zaten kalemden, mizahtan gelmiş. Aynı zamanda semttaşızdır, Samatyalıdır. Sadece birinden fotoğraf almış, o da benim. Aynı semtteniz ya, hayranmış bana, vermişim. Hemen arkasından Ata Demirer. Çünkü Ata Demirer de müzisyen kökenli olduğu için, müziği de katıyor. Ama Cem’in de kulağı çok iyi. Mesela Av Mevsimi’nde ne güzel söyledi değil mi? ‘Haydi gidelum, haydi’ şarkısını. Seviyorum, evladımız gibi. Ata’yı da onu da çok severim. Saygılı çocuklar.”
SORU: Üretilen dizi ve sinema projelerimizin dünyada televizyonda, dijital platformlarda ve beyazperdede gösterilmeye başlandığı ve başarı kazandığı günümüzde, siz sanatın görsel dünyada teknolojiyle buluşarak hızla başarı kazandığını düşünüyor musunuz?
Yalçın Özden: “Evet, doğru. Ben asla aynı kafada düşünemiyorum. Çünkü değişmeyen bir şey varsa o da değişim. Değişimin içinde yine o klasını, oyunculuğunu sunabiliyorsan o değişim, teknoloji bize yardımcı olmuş oluyor. O anlamda çok güzel. Mesela eskiden altı demir stüdyo kameraları vardı. Şuraya koyardı. Aktif çekim yapanlar, biliyorsunuz kameramanların omuzu acırdı, sinemada da öyle. Yani şimdi her şey teknoloji. İşi kolaylaştırdı ama aktörler için bu bence değişmiyor. Aktörler onların rahatlığını hissediyor, kendilerini görebiliyorlar, çok kamerayla oynayabiliyor ama aktör yine hayattan bir şey oynuyor. Mesela şu anda ben oyunlarımda güncel konuları işliyorum. Mesela geçenlerde bir borsa televizyonuna konuktum. Oraya gelen bir iş adamı, ‘Siz kendinizi hep güncel tuttunuz, kutluyorum sizi.’ dedi bana. Ama oyunlarımda da öyleyim yani. Tamam orta oyunu bizim geleneksel oyunumuz ama onun içine günceli katabiliyoruz. Ama tiyatronun işlevi zaten öngörülür şeyleri, hayatı anlatmaktır.”
SORU: Yani teknoloji ne kadar hızlı, yenilik dolu olanı yansıtırsa yansıtsın, aktör aktördür diyorsunuz.
Yalçın Özden: “Aktör aktördür. Ama hayatı oynadığı için o da değişimi alacak ve o değişimden sunacak. Şimdi bugünkü dizilere baktığınız zaman, ya hep içinde şiddet var, ya dünyada şiddet var. Romantizm hiç ölmez. Romantizm var, komedi zaten var. Böyle de gidiyor işte. Ana temalar değişmiyor yani.”
SORU: Röportaja başlamadan önce sohbet ederken aile boyu oynadığınızdan konuşmuştuk. Kızınız var sanırım kadroda, başka kimler var?
Yalçın Özden: “Evet, bu kez daha çok oldu. Kardeşim, kızım, yeğenim ve ben olmak üzere 4 kişi aileden. İki de dışarıdan oyuncularım var. Altı kişiyiz. Oyunda altı kişi yetiyor.”
SORU: Uygurlar ile başa baş gidiyorsunuz aile boyu sahnede olarak?
Yalçın Özden: “Şu anda evet. Tabii hiçbir zaman üstadın yerini alamam. Nejat Uygur, nur içinde yatsın. Ama ondan çok feyz aldım. Bizi de çok severdi, hatta bize done de verirdi rahmetli. Ama şu anda sanki onların bir örneği gibiyiz. Yani Nejat Uygur Tiyatrosu örneği gibiyiz.”
“Ben Arıza Severim”
SORU: Peki efendim gerçekleştirmeyi istediğiniz bir hayaliniz var mı?
Yalçın Özden: “Sanatsal anlamda mı?”
SORU: Sanatsal ya da hayatla ilgili.
Yalçın Özden: “Aslında sanatsal anlamda güzel bir hikaye yazmaya başladım. ‘Ben Arıza Severim’ diye bir film düşünüyorum. Onun sinopsisini hazırladım. Şimdi tretmanlarını yazacağım. Yazdıktan sonra da hayata geçirmek istiyorum. Profesyonel bir senaristle çalışarak eğer hayata geçerse, çalışacağımız firmayla ben de masaya oturup birlikte o işi yapmak istiyorum.”
SORU: Komedi ya da durum komedisi olacak galiba değil mi?
Yalçın Özden: “Tabii, komedi, durum komedisi. Çünkü insanlar iyice arıza oldu. Söylemek zorundayım.”
SORU: Son olarak sizin bu röportajınızı okuyacak, izleyecek seyircilere ve gençlere mesajınız var mı?
Yalçın Özden: “Gençlere şunu tavsiye ediyorum. Dijitalden başka bir de bayağı bir kitap okusunlar. Yani bizim bildiğimiz sayfaları olan kitap okusunlar. Onlardan alacakları çok şey var. Hem bellekleri, hayal dünyaları hep çalışacak. Beynin üstündeki o sıvı daha çok çoğalacak ve erken yaşlanmayacaklar. Beyin erken yaşlanmayacak, bunamayacaklar. Öbür türlü o sanalda çabuk bunayacaklar maalesef. Onun için en büyük tavsiyem kitap ve sanat.
Çok teşekkür ederim röportajımız için.”
]]>Mühendis, diş hekimi, öğretmen, psikolog ve yönetmen gibi çeşitli mesleklerden bir araya gelenler tarafından “Nafız Gürcüali Türk Tiyatrosu” bünyesinde kurulan topluluk, oyunlarını Prizren’deki sahnelerin tadilatta olması veya tiyatroya uygun olmaması nedeniyle şehrin tarihi Lumbardhi Sineması’nın holünde sergiliyor.
Bir dönem sinemada gösterimde olan filmlerin saklandığı odayı kulis olarak kullanan oyuncular, provalarını ısıtma ve soğutma sistemi bulunmayan sinema salonunda yapıyor.
Son olarak Polonyalı yazar Slawomir Mrozek tarafından kaleme alınan “Açık Denizde” adlı oyunu sahneye koyan yönetmen Kamer Şimşek ve oyuncular, çalışmaları, tiyatro tutkuları, karşılaştıkları zorluklar ve beklentileriyle ilgili AA muhabirine konuştu.
Oyuncular kendi sahnelerinin olmasını istiyor
Trakya Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu Şimşek, Kabare Kabare’yi şehirde alternatif bir sahne oluşturma fikriyle kurduklarını söyledi.
Bugüne kadar yaklaşık 10 oyuncunun katılımıyla 4 oyun sahnelediklerini belirten Şimşek, “Kabare Kabare, 4 yıl önce bir arkadaş topluluğunda ‘Beraber tiyatro hakkında bir şeyler yapabilir miyiz, alternatif bir sahne kurabilir miyiz, tiyatroyu tiyatro sahnesinden dışarı çıkarıp farklı mekanlarda da oyunlar sergileyebilir miyiz?’ fikriyle doğdu. Bu da 4 yıldır devam ediyor.” diye konuştu.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu Amir Abdula, ekibin, profesyonel alanlarında çalışmalarına devam ettiğini aynı zamanda Türk tiyatrosunun yaşaması için tiyatroya emek verdiğini anlattı.
İleride çalışmalarını daha profesyonel bir alana taşımayı düşündüklerini dile getiren Abdula, “Şu an biz hep başka yerlerde, boş olan yerlerde oynuyoruz. Kendi yerimizin olmasını istiyoruz ya da prova yapabileceğimiz bir alanın olmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Telekomünikasyon Mühendisliği Bölümü mezunu Ferda Derviş Tatar, oyunculuğa 2016’da üniversite eğitimini tamamlayıp Kosova’ya döndüğünde başladığını anlatarak, “Tiyatroda yer almak beni çok mutlu ediyor. Kendimi çok güvende, iyi hissettiriyor. Yaptığımız işlerin halk tarafından beğenilmesinin de beni ayrıca mutlu ettiğini söyleyebilirim.” görüşünü paylaştı.
Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu Venhar Gjini, Kabare Kabare bünyesinde çok güzel bir ortam oluşturduklarını, oyunlarını Prizren’de sadece tiyatro yapılan bir alanda sahnelemek istediklerini ifade etti.
Levent Bütüçi, 8 yaşında başladığı oyunculuğu yaklaşık 25 yıldır sürdürdüğünü belirterek, tiyatro ile Kosova’nın çok etnikli yapısına katkıda bulunmayı amaçladıklarını vurguladı.
Kosova Türk Tiyatrosu, resmi kayıtlara göre 1930’lu yıllarda Karagöz ve Hacivat gösterileri ve orta oyunların sahnelenmesiyle çalışmalarına başlamış, 1980’li yıllarda altın çağını yaşamıştı.
Çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalan Türk tiyatrosunu, Kabare Kabare’nin yanı sıra “Art Theatre” tiyatro topluluğu da aktif şekilde temsil ediyor. Topluluklar genelde Kosova Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı gibi kuruluşların sağladığı sembolik desteklerle yılda 1 veya 2 oyunu sahnelemeye gayret gösteriyor.
Topluluklar ayrıca yıl boyunca Türkiye’de düzenlenen festivallere de katılarak oyunlarını sahneliyor.
]]>Tek perde sahnelenen ve 6 yaş üstü çocuklara hitap eden oyun 45 dakika sürdü. Çocuklarla interaktif bir şekilde sahnelenen oyun, izleyicilerin beğenisini aldı.
Oyunun ardından Özek, AA muhabirine, oyunu 1990’lı yılların başında yazdığını ve şimdiye kadar dünyanın birçok ülkesinde sahnelediklerini belirterek, “Bugünlerde devlet tiyatrolarının bir yeni atılım içinde bulunması, kuklayı önemsemesi ve kendi geleneğimizdeki tiyatroya özel bir alan açmasıyla Çöp Canavarı, Devlet Tiyatroları sahnesinde yer alabildi. Bu açıdan son derece mutluyum.” dedi.
Sahnelenme sürecinde Karagöz sanatçısı olmadan hazırlık yaptıklarına işaret eden Özek, şunları kaydetti:
“Konservatuvardan mezun olmuş, klasik oyunculuk eğitimi almış oyuncularla bu işi yapmamız gerekiyordu. İşin en büyük zorluğu buradaydı. Tabii ki benim de konservatuvar kökenli olmam nedeniyle oyuncularla çok rahat iletişim kurabildik. Onlara bir Karagöz sanatçısının nasıl hareket ettiğini, perde arkasında figürleri nasıl tuttuğunu, bileğini nasıl bükmesi gerektiğini, Karagözü elini ve gövdesini tek bir el içinde nasıl oynatabileceğini öğretmeye, göstermeye çalıştım. Hepsiyle tek tek uğraştım. Onlar da yılmadı ve bu işi başarmak için azmettiler. Gerçekten de bugün birçok Karagöz sanatçısına taş çıkaracak başarıda bu oyunu seyirciye ulaştırmasını bildiler.”
“Çöp Canavarı çevre kirliliğini konu alıyor”
Hacivat’ın Karagöz’ü balık tutmaya davet etmesi, Karagöz’ün de bahar geldiği için temizlik yapmak istemesiyle başlayan oyunun çevre kirliliğini sahneye taşıdığını ifade eden Özek, “Evde bir sürü ıvır zıvırın biriktiğini ve bunları atmak istediğini belirtiyor. Neticede eline ne geçerse denize atıyor. Denizin içinde bütün bu çöpleri yiyen bir çöp canavarı olduğunun farkında değil. Artık Karagöz denize balık avlamaya çıktığında yine eline geçenleri denize atmaya devam ediyor. İşte bu sırada çöp canavarı artık dayanamıyor ve Karagöz’e bütün bu çöpleri iade etmeye başlıyor. İade sırasında oldukça sinirleniyor çöp canavarı ve bir anda Karagöz’ü yutuveriyor. Yuttuktan sonra da birçok gelişmeler oluyor. Bütün bu gelişmeleri merak ediyorsak bence oyunu seyretmeye değer.” değerlendirmesini yaptı.
Karagöz ve Hacivat’ın tarihten bugüne günceli her zaman yakalamayı başaran bir mizah türü olduğuna dikkati çeken Özek, “Tabi ki yalnız günlük olaylar Karagöz’ün dağarcığında yer almadı. Bunun dışında gerçeküstü hikayeler ve aşk hikayeleri de Karagöz’de her zaman yer aldı. İşte biz günümüzde Karagöz’ü devam ettirmek istiyorsak Karagöz’ü iyi anlamamız gerekiyor. Karagöz’ün günü anlattığını anlamamız gerekiyor. O zaman Karagöz’ümüz başarıya ulaşacak. Bu oyunumuzda bugünün sorunundan dem vurmaya çalıştık. Umarım başarılı olmuşuzdur.” şeklinde konuştu.
“Dinamik ve güçlü bir sahne arkası oldu”
Oyunculardan Gökçe Kurt Elitez ise Cengiz Özek’in uzun yıllardır icra ettiği oyunun bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Çalışmanın dinamik ve çok güçlü bir sahne arkası olduğunu vurgulayan Elitez, “Oyun üzerine ekip olarak çalıştık Devlet Tiyatrosu’nda. Normalde hayalbazlar sahne arkasında tek başlarına bütün figürleri oynatırlar fakat Devlet Tiyatrosu’nda biz bunu birkaç arkadaşımız birlikte paylaştık.” şeklinde konuştu.
Elitez, oyunun konusu ve amacına ilişkin ise “Hem çocuklara kendi kültürümüz olan milli değerimiz olan gölge sanatını Karagöz ile anlatmak hem de doğamızın korunmasına dair mesajı geleneksel oyunumuzla vermek amacımız.” görüşünü paylaştı.
Çöp Canavarı oyununda tiyatro oyuncuları Onur Soysal Pehlivan, Kamil Gençtürk ve Burak Çağlar da kuklaları oynatan isimler arasında yer alıyor.
]]>Yıldızoğlu’nun çocukları Sibel Aybar, Cihan Özyıldız, eski eşi Suna Yıldızoğlu ve yakınlarının yanı sıra pek çok ünlü oyuncu ve tiyatrocu camiye gelerek Yıldızoğlu’nu son yolculuğunda yalnız bırakmadı.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat da cenaze namazına katılan isimler arasındaydı.
“BURADAN BİLE POZİTİF ENERJİ VERİYOR”

Kayhan Yıldızoğlu’nun eski eşi Suna Yıldızoğlu, “Biz sadece bir sanatçıyı kaybetmedik, çok önemli bir nesilden bir bireyi kaybettik.
Tek tek gidiyorlar ve onların yerini dolduracak kimseyi göremiyorum açıkçası. Konuştukça, onu anlatırken içim açılıyor açıkçası. Buradan bile pozitif enerji veriyor” dedi.
“YEŞİLÇAM, ONDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİ”
Kayhan Yıldızoğlu’nun Türk sinemasının çok değerli isimlerinden biri olduğunu ifade eden oyuncu Bekir Aksoy, “Biz Çiçek Taksi’de çok uzun yıllarca beraberdik.
Anlatılacak bir insan değil; bütün donanımıyla, oyunculuğuyla, zarafetiyle, karakteriyle, kişiliğiyle, dostluğuyla, ağabeyliğiyle, arkadaşlığıyla bize o kadar büyük değerler kattı ki.
Sadece bizim için geçerli bir şey değil; Yeşilçam, Türk dizileri, Türk tiyatrosu ondan çok şey öğrendi. Çok özel bir insandı” diye konuştu.
“HEM ÇOK İYİ BİR OYUNCU HEM ÇOK İYİ BİR İNSAN”
Yıldızoğlu’nu küçük yaşından itibaren tanıdığını söyleyen oyuncu Meltem Cumbul, “Kayhan Yıldızoğlu, hayatımda tanıdığım en nezaketli, en kibar, çok küçük yaşımdan itibaren tanıdığım bir kişi kendisi.
Eniştemin ve arkadaşımın ablası olması sebebiyle. Hem çok iyi bir oyuncu hem çok iyi bir insan. Hepimizin başı sağ olsun” şeklinde konuştu.
“ONDAN BİR ŞEYLER ÖĞRENMEYE ÇALIŞTIM”
Bir dönem Yıldızoğlu ile aynı yapımda rol alan oyuncu Gökhan Keser, “Başımız sağ olsun, üzgünüz. Türk sineması adına ve onu sevenler adına çok önemli bir isim, çok özel bir kalpti.
Benim aslında kendisiyle çok fazla birebir, karşılıklı sahnem yoktu ama ortak alanda vesaire hep sohbet ederdik. İçten, samimi ve tecrübelerini aktaran bir isimdi. Ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Çok değerli bir isimdi” dedi.
“KÖTÜ ADAMI OYNADIĞI ZAMAN BİLE ONU SEVDİK”
Film Yapımcısı ve Senarist Birol Güven de Yıldızoğlu’nun çok önemli bir isim olduğunu belirterek, “Hepimizin Yeşilçam’a çok büyük borcu var. Orada müthiş karakterler tanıdık.
Kayhan Yıldızoğlu o kadar değişik, çeşitli, zengin karakterlerle çıktı ki karşımıza. Kötü adamı oynadığı zaman bile onu sevdik. Çok sıcak, çok müthiş bir oyuncuydu. Mekanı cennet olsun” diye konuştu.
“İLK OYUNUM ONUNLAYDI, SON OYUNU DA YİNE BİRLİKTE OYNADIK”
Oyuncu ve tiyatrocu Müjdat Gezen ise, “1960’ta şehir tiyatrosunda tanıştık. O gün bugün devam etti, son oyununu benim tiyatromda oynadı. Çok alkış alıyordu, çok beğeniliyordu. Çok iyi bir oyuncuydu.
Beraber bir sürü filmimiz, bir sürü tiyatro oyunumuz var. İlk oyunum onunlaydı, son oyunu da yine birlikte oynadık. Böyle bir günde, Ramazan’ın ilk günü, demek ki tanrı onu seviyormuş ki yanına almış” şeklinde konuştu.
90 yaşında hayatını kaybeden Tiyatrocu ve Oyuncu Kayhan Yıldızoğlu, Levent Afet Yolal Camii’nde kılınan namazından ardından Feriköy Mezarlığı’na defnedildi.
]]>Geçtiğimiz cumartesi günü 90 yaşında hayatını kaybeden Yeşilçam’ın tanınmış isimlerinden tiyatrocu ve oyuncu Kayhan Yıldızoğlu’nun cenaze namazı Levent Afet Yolal Camii’nde kılındı. Yıldızoğlu’nun çocukları Sibel Aybar, Cihan Özyıldız, eski eşi Suna Yıldızoğlu ve yakınlarının yanı sıra pek çok ünlü oyuncu ve tiyatrocu camiye gelerek Yıldızoğlu’nu son yolculuğunda yalnız bırakmadı. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat da cenaze namazına katılan isimler arasındaydı.
“Buradan bile pozitif enerji veriyor”
Kayhan Yıldızoğlu’nun eski eşi Suna Yıldızoğlu, “Biz sadece bir sanatçıyı kaybetmedik, çok önemli bir nesilden bir bireyi kaybettik. Tek tek gidiyorlar ve onların yerini dolduracak kimseyi göremiyorum açıkçası. Konuştukça, onu anlatırken içim açılıyor açıkçası. Buradan bile pozitif enerji veriyor” dedi.
“Yeşilçam, Türk dizileri, Türk tiyatrosu ondan çok şey öğrendi”
Kayhan Yıldızoğlu’nun Türk sinemasının çok değerli isimlerinden biri olduğunu ifade eden oyuncu Bekir Aksoy, “Biz Çiçek Taksi’de çok uzun yıllarca beraberdik. Anlatılacak bir insan değil; bütün donanımıyla, oyunculuğuyla, zarafetiyle, karakteriyle, kişiliğiyle, dostluğuyla, ağabeyliğiyle, arkadaşlığıyla bize o kadar büyük değerler kattı ki. Sadece bizim için geçerli bir şey değil; Yeşilçam, Türk dizileri, Türk tiyatrosu ondan çok şey öğrendi. Çok özel bir insandı” diye konuştu.
“Hem çok iyi bir oyuncu hem çok iyi bir insan”
Yıldızoğlu’nu küçük yaşından itibaren tanıdığını söyleyen oyuncu Meltem Cumbul, “Kayhan Yıldızoğlu, hayatımda tanıdığım en nezaketli, en kibar, çok küçük yaşımdan itibaren tanıdığım bir kişi kendisi. Eniştemin ve arkadaşımın ablası olması sebebiyle. Hem çok iyi bir oyuncu hem çok iyi bir insan. Hepimizin başı sağ olsun” şeklinde konuştu.
“Ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştım”
Bir dönem Yıldızoğlu ile aynı yapımda rol alan oyuncu Gökhan Keser, “Başımız sağ olsun, üzgünüz. Türk sineması adına ve onu sevenler adına çok önemli bir isim, çok özel bir kalpti. Benim aslında kendisiyle çok fazla birebir, karşılıklı sahnem yoktu ama ortak alanda vesaire hep sohbet ederdik. İçten, samimi ve tecrübelerini aktaran bir isimdi. Ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Çok değerli bir isimdi” dedi.
“Kötü adamı oynadığı zaman bile onu sevdik”
Film Yapımcısı ve Senarist Birol Güven de Yıldızoğlu’nun çok önemli bir isim olduğunu belirterek, “Hepimizin Yeşilçam’a çok büyük borcu var. Orada müthiş karakterler tanıdık. Kayhan Yıldızoğlu o kadar değişik, çeşitli, zengin karakterlerle çıktı ki karşımıza. Kötü adamı oynadığı zaman bile onu sevdik. Çok sıcak, çok müthiş bir oyuncuydu. Mekanı cennet olsun” diye konuştu.
“İlk oyunum onunlaydı, son oyunu da yine birlikte oynadık”
Oyuncu ve tiyatrocu Müjdat Gezen ise, “1960’ta şehir tiyatrosunda tanıştık. O gün bugün devam etti, son oyununu benim tiyatromda oynadı. Çok alkış alıyordu, çok beğeniliyordu. Çok iyi bir oyuncuydu. Beraber bir sürü filmimiz, bir sürü tiyatro oyunumuz var. İlk oyunum onunlaydı, son oyunu da yine birlikte oynadık. Böyle bir günde, Ramazan’ın ilk günü, demek ki tanrı onu seviyormuş ki yanına almış” şeklinde konuştu.
90 yaşında hayatını kaybeden Tiyatrocu ve Oyuncu Kayhan Yıldızoğlu, Levent Afet Yolal Camii’nde kılınan namazından ardından Feriköy Mezarlığına defnedildi. – İSTANBUL
]]>İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) 12-16 Mart’ta “Toplu Hikayeler”, “Babamın Kelimeleriyle”, “Parmak”, “Çarpışma”, “Tamamen Doluyuz” ve “Limon” oyunları izleyiciyle buluşacak.
Ayrıca “Kırmızı Küre” ve “Çöp Canavarı ” adlı çocuk oyunları da 17 Mart’ta İDT sahnelerinde minik izleyiciler için sahnelenecek.
Şehir Tiyatrolarının bu haftaki programında Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun “Parkta Güzel Bir Gün” ile “Maviydi Bisikletim”, “Sivrisinekler”, “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi”, “İfigenya”, “Yaşamak Mı, Yoksa Ölmek Mi” ve “Zehir” oyunları yer alıyor.
Ayrıca 17 Mart’ta “Herkes Sihirbaz Olacak”, “Rüya”, “Bekçi ile Postacı”, “Masal”, “Fındıkkıran”, “Karagöz Çiftlik Bekçisi” ve “Elma Kurdu Kırtık” oyunları, Şehir Tiyatroları sahnelerinde minik izleyicilerin beğenisine sunulacak.
Sinema tarihinde yer eden “Titanik”, “Baba”, “Kadın Kokusu”, “Pulp Fiction”, “Gladyatör” ve “Cesur Yürek” gibi filmlerden bir seçki yapılan “Film On The Stage” gösterisi 12 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sahnelenecek.
Serdar Biliş’in yönettiği “Aydınlıkevler” oyunu 15 Mart’ta Maximum Uniq Hall’de, Oliver Twist’in macerasını konu alan “Oliver Twist” tiyatrosu ise 16 Mart’ta Maximum Uniq Lounge’da sahnelenecek.
Dünya edebiyatının önemli eserlerinden “Fareler ve İnsanlar” 15,16,17 Mart’ta AKM Tiyatro Sahnesi’nde oynanacak.
Konserler
Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko, yarın Bostancı Gösteri Merkezi’nde dinleyicileriyle buluşacak.
AKM, 12 Mart’ta “Ulusal Müziğimiz-Ulvi Cemal Erkin”, 13 Mart’ta “İstanbul’da Ramazan Özel Konseri”, “İzahlı Müzik Saati Bayati”, 14 Mart’ta “Segah Kar”, 15 Mart’ta ise İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Denizbank Konserleri kapsamında “Çanakkale Zaferi Konseri”ne ev sahipliği yapacak.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) 13 Mart’ta “Viyana Okulu” konserini sanatseverlerle buluşturacak.
İş Sanat’ın kariyerlerinin başındaki müzisyenlere sahne deneyimi sunarak destek olmak amacıyla sürdürdüğü “Parlayan Yıldızlar” konseri kapsamında 11 Mart’ta Ahmet Tümkaya ve Pelin Ece Acar konser verecek.
Solist Doç. Dr. Adnan Çoban, şef ve kemani Doç. Yeşim Altınel Çoban “Hekim Bestekar ve Güftekarlar Konseri” 13 Mart’ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda müzikseverlerin karşısına çıkacak.
Devam eden sergiler
Albaraka Türk Uluslararası 6. Hat Yarışması’nın ödüllü eserlerinden oluşan “Güzel Ahlak” sergisi Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi’nde 7 Nisan’a kadar, “Geçmişin İzinde” hat sergisi de ramazan sonunda kadar Galeri Eyüpsultan’da görülebilecek.
“İstanbul Tasvirleri” sergisi, Fatih Belediyesinin ev sahipliğinde Kadırga Sanat Galerileri’nde 23 Mart’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.
Rami Kütüphanesi’nde gerçekleşen “Nazif’in Düğmeleri” sergisi 17 Mart’a kadar Rami Kütüphanesinde, hattat ve cilt sanatçısı Emin Barın’ın eserlerinden oluşan “Emin Barın: Ne Senden Rüku Ne Benden Kıyam” başlıklı sergi de 29 Nisan’a kadar Artİstanbul Feshane’de ziyarete açık olacak.
Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi de sergilenen eserlerdeki detaylı temizlik ve bakım çalışmalarının ardından yeni sergileme düzeniyle ziyaretçilerini bekliyor.
Birkaç yıldır kapalı olan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifiyle geçen yıl yeniden ziyarete açılan müzede Hazreti İbrahim’in tenceresi, Hazreti Musa’nın asası, Hazreti Davud’un kılıcı, Hazreti Yusuf’un cübbesi, halifelere ve sahabeye ait kılıçlar, Hazreti Fatma’ya ait gömlek, Kabe anahtarları, Hacerü’l Esved mahfazası gibi “Asr-ı Saadet”i yansıtan mukaddes emanetler sergileniyor.
]]>Vali Mahmut Demirtaş, Ahmet Vefik Paşa Sahnesi’nde düzenlenen açılış töreninde, tiyatronun, insanın her halini estetik bir biçimde anlattığını, festivallerin ise bir kenti kültür ve sanatla buluşturan, zenginliğini ortaya çıkaran özel zaman dilimleri olduğunu ifade etti.
Demirtaş, Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali’nin de yerli ve yabancı katılımcılarıyla Bursa kültür ve sanat dünyasını aydınlatan, ülkenin önde gelen tiyatro festivallerinden biri olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Festivalimizde bu yıl Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Kuzey Makedonya ve Sırbistan’dan gelen tiyatro grupları 9 ayrı sahnede 19 oyunla temsillerini gerçekleştirecekler. Bugün dünyanın hiçbir döneminde olmadığı kadar sevgiye, saygıya, barışa ve karşılıklı anlayışa ihtiyacımız var. İnsanlık dünyanın dört bir yanında akan kanı ve gözyaşını dindirmeye yönelik adımlar atmak mecburiyetinde. Bu adımların başında hiç kuşkusuz sanatın birleştirici ve bütünleştirici gücü, sınırları ortadan kaldıran etkisi geliyor.
İşte Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali, Bursa’da Balkan coğrafyasını aynı sahnede birleştirecek. Tiyatro eserleri kalplerimizin aynı ritimde çarpmasını sağlayacak, hep birlikte gülecek, hep birlikte duygulanacak, hep birlikte gözyaşı dökeceğiz. Sahnelenen eserler hayatlarımıza dokunacak, doğaya, insana, hayata, bugüne ve geleceğe bakış açımızın değişmesine vesile olacak. Böylece Balkan ülkeleri arasındaki kardeşlik, birlik ve beraberlik köprüsü daha da güçlenmiş olacak.”
“Bursa, tiyatronun Anadolu’yla Balkanlar arasında başlayan geçmişinin tanığıdır”
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı da her yıl mart-kasım ayları arasında gerçekleştirdikleri festival sezonunu bu yıl yeşil Bursa’da açıyor olmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.
Yenilenen vizyonlarının temel ilkesi olan “tiyatro her yerde” prensibiyle festivali bu yıl ilk kez şehrin farklı noktalarına yaydıklarını belirten Karadağlı, kentiyle bütünleşen bir festivali hayata geçirdiklerini vurguladı.
Devlet tiyatrolarının, yüzlerce oyuncu, rejisör, dekor kostüm, ışık tasarımcısı, müzisyen ve tiyatro emekçisinden oluşan büyük ve özverili bir aile olduğuna dikkati çeken Karadağlı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tek hedefimiz kalitesinden asla ödün vermediğimiz farklı, çağdaş ve geleneksel oyunlarımızla her yıl daha fazla insanın hayatına dokunabilmek. Tarihin zamanla sınırlı olmayan yanına vurgu yapar gibi hem Anadolu hem de Balkan coğrafyasındaki insanın nabzını tutuyor Bursa. Festivalimiz yoluyla bir kez daha tarihe ve sanata yön veriyor çünkü Bursa, tiyatronun Anadolu’yla Balkanlar arasında başlayan geçmişinin tanığıdır. İşte tüm bu güzelliklere sahip bu şehir 11 yıldır kendi tiyatrosunun festivaline sahip çıkıyor çünkü biz sizin tiyatronuzuz, çünkü biz halkın tiyatrosuyuz, çünkü biz devlet tiyatrosuyuz.”
Konuşmaların ardından Karadağlı, Devlet Tiyatrolarının ilk kadın sanat yönetmeni, Bursa Devlet Tiyatrosundan emekli Feyha Çelenk’e, “Tiyatro Emek Ödülü”nü takdim etti.
10 Mart’a kadar devam edecek festival, Henry Lewis, Jonathan Sayer ve Hery Shields’in yazdığı, Mehmet Ergen’in Türkçeye çevirdiği, Ferdi Dalkılıç’ın yönettiği Antalya Devlet Tiyatrosu yapımı “Yoldan Çıkan Oyun”un sahnelenmesiyle başladı.
]]>İSTANBUL – Son zamanlar da çekilen dizi ve filmler de sırf takipçi sayısı yüksek diye oyunculuk geçmişi olmayan sosyal medya fenomenlerinin rol alması yeni nesil tiyatro oyuncularının tepkisine neden oldu. Yıllarca tiyatro eğitimi alan ve oyunculuk yapan oyuncular diziler de kendilerinin yerine sosyal medya fenomenlerinin yer almasının dizi ve filmler de kaliteyi düşürüyor.
Son dönemler de sosyal medya fenomenleri çektikleri videolarla hem milyonlarca izleniyor hem de hatırı sayılır bir takipçi sayısını ulaşıyor. Hal böyle olunca son dönemde çekilen dizi ve sinema filmlerinde oyunculuk geçmişi olmayan ve sosyal medya da çektikleri kısa videolar sayesinde tanınan isimler dizi ve filmler de rol alıyor. Yaşanan bu durum ise yıllarca tiyatro eğitimi almış ve tiyatroya gönül veren oyuncuların dizi ve filmler de rol bulamamalarına neden oluyor. Bu durum hem çekilen film ve diziler de ki oyuncu kalitelerini düşürürken hem de yeni nesil tiyatrocuları küstürüyor.
Yıllardır tiyatroculuk yapan ve hayallerinin peşinden koşmak için Batman’dan İstanbul’a gelen tiyatro oyuncusu olan Yunus Padir yeni nesil oyuncuların genelde sosyal medya fenomenlerinden seçildiğini belirtti. Padir, “Şimdi yeni nesile baktığımız zaman artık sosyal medya geliştiği için yüzü orada tanındığı için hemen bir dizi veya filmde rol alıyor. Geçmişlerine baktığımız zaman oyunculuk ile ilgili bir şey yapmadılar. Ben izlemeye kalktığımda onların rol aldığı dizi ve filmleri çok fazla eksiklerini görüyorum. Kendimi şuan kimseye benzetmiyorum. Ama örnek olarak Haluk Bilginer’i görüyorum” dedi.
Umudumu hiçbir zaman kaybetmiyorum
Çok fazla zorluk çektiğini ama umudunu hiçbir zaman kaybetmediğini belirten Padir, “İstanbul’da yaşamamın nedeni kendi hayallerimin peşinden koşmam. Batman’da tiyatro işlerini yaparken sanatımı daha iyi yerlerde icra etmek için İstanbul’a yerleştim. Bunu geliştirmek için sürekli eğitimler aldım. Nasıl ilerleyebilirim bunu düşündüm. Çok büyük bir emek var bu işin içerisinde İstanbul’da bir yerlere gelebilmek için birilerinin elinden tutması zor. Ben umudumu kaybetmedim inandım. Bu süreç içerisinde her zaman usta oyuncuları örnek aldım. Örnek aldığım Haluk Bilginer ile oynamak çok istiyorum. Hem oyunculuğunu hem de kişiliğini çok beğeniyorum. Bu zaman içerisinde çok sıkıntılar yaşadım kapılar suratıma kapandı kimse ciddiye almadı. Çok kez bırakmayı denedim ama içimden bir ses bana bırakma diyordu. Her seferinde bir şey çıkıyordu bana umut oluyor. Yeni nesil oyuncularla eski oyuncular arasında ki en temel far eski oyuncular bir yere gelebilmek için çok uğraş verirlerdi gerek eğitimleri gerek oyunculuklarını geliştirmeleriyle. Bununla da unutulmaz birçok oyuncu hafızalarımızda yer aldı. O kadar iyi olmak istiyorum ki yıllar geçse dahi unutulmayan ve vazgeçilmeyen bir karakter olmak istiyorum. O karakter 5 yıl dahi bir projede yer almasa dahi akılda kalabilecek kaliteli bir oyuncu olmak istiyorum. Çünkü ben kendi işimin hakkımı vermek istiyorum. 13 yıldır tiyatrodan gelmeme rağmen mücadele veriyorum. Batman’da tiyatro da izleyiciler salondan çıktıktan sonra benim yerim burası değil diyerek İstanbul’a geldim. Ama hiçbir şey istediğim gibi olmadı yeri geldi inşaatlar da çalıştım yeri geldi garsonluk yaptım. Tükendim dediğim anlar oldu ama bırakmadım” şeklinde konuştu.
]]>Son dönemler de sosyal medya fenomenleri çektikleri videolarla hem milyonlarca izleniyor hem de hatırı sayılır bir takipçi sayısını ulaşıyor. Hal böyle olunca son dönemde çekilen dizi ve sinema filmlerinde oyunculuk geçmişi olmayan ve sosyal medya da çektikleri kısa videolar sayesinde tanınan isimler dizi ve filmler de rol alıyor. Yaşanan bu durum ise yıllarca tiyatro eğitimi almış ve tiyatroya gönül veren oyuncuların dizi ve filmler de rol bulamamalarına neden oluyor. Bu durum hem çekilen film ve diziler de ki oyuncu kalitelerini düşürürken hem de yeni nesil tiyatrocuları küstürüyor.
Yıllardır tiyatroculuk yapan ve hayallerinin peşinden koşmak için Batman’dan İstanbul’a gelen tiyatro oyuncusu olan Yunus Padir yeni nesil oyuncuların genelde sosyal medya fenomenlerinden seçildiğini belirtti. Padir, “Şimdi yeni nesile baktığımız zaman artık sosyal medya geliştiği için yüzü orada tanındığı için hemen bir dizi veya filmde rol alıyor. Geçmişlerine baktığımız zaman oyunculuk ile ilgili bir şey yapmadılar. Ben izlemeye kalktığımda onların rol aldığı dizi ve filmleri çok fazla eksiklerini görüyorum. Kendimi şuan kimseye benzetmiyorum. Ama örnek olarak Haluk Bilginer’i görüyorum” dedi.
Umudumu hiçbir zaman kaybetmiyorum
Çok fazla zorluk çektiğini ama umudunu hiçbir zaman kaybetmediğini belirten Padir, “İstanbul’da yaşamamın nedeni kendi hayallerimin peşinden koşmam. Batman’da tiyatro işlerini yaparken sanatımı daha iyi yerlerde icra etmek için İstanbul’a yerleştim. Bunu geliştirmek için sürekli eğitimler aldım. Nasıl ilerleyebilirim bunu düşündüm. Çok büyük bir emek var bu işin içerisinde İstanbul’da bir yerlere gelebilmek için birilerinin elinden tutması zor. Ben umudumu kaybetmedim inandım. Bu süreç içerisinde her zaman usta oyuncuları örnek aldım. Örnek aldığım Haluk Bilginer ile oynamak çok istiyorum. Hem oyunculuğunu hem de kişiliğini çok beğeniyorum. Bu zaman içerisinde çok sıkıntılar yaşadım kapılar suratıma kapandı kimse ciddiye almadı. Çok kez bırakmayı denedim ama içimden bir ses bana bırakma diyordu. Her seferinde bir şey çıkıyordu bana umut oluyor. Yeni nesil oyuncularla eski oyuncular arasında ki en temel far eski oyuncular bir yere gelebilmek için çok uğraş verirlerdi gerek eğitimleri gerek oyunculuklarını geliştirmeleriyle. Bununla da unutulmaz birçok oyuncu hafızalarımızda yer aldı. O kadar iyi olmak istiyorum ki yıllar geçse dahi unutulmayan ve vazgeçilmeyen bir karakter olmak istiyorum. O karakter 5 yıl dahi bir projede yer almasa dahi akılda kalabilecek kaliteli bir oyuncu olmak istiyorum. Çünkü ben kendi işimin hakkımı vermek istiyorum. 13 yıldır tiyatrodan gelmeme rağmen mücadele veriyorum. Batman’da tiyatro da izleyiciler salondan çıktıktan sonra benim yerim burası değil diyerek İstanbul’a geldim. Ama hiçbir şey istediğim gibi olmadı yeri geldi inşaatlar da çalıştım yeri geldi garsonluk yaptım. Tükendim dediğim anlar oldu ama bırakmadım” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Ünlü Fransız soprano Emma Shapplin, yarın Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde hayranlarıyla buluşacak. “Carmine Meo” albümüyle uluslararası çıkış yapan Shapplin, sanatsal vizyonuyla müzik dünyasında iz bırakmış bir sanatçı olarak görülüyor.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) “II. Mehmet (Maometto II) Operası”nın prömiyerini gerçekleştirecek. Romantik dönem opera literatürünün en önemli bestecilerinden Gioachino Rossini ve librettist Cesare della Valle tarafından kaleme alınan eser, Türklerle ilgili operalar içinde en önemlilerinden birisi.
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda (CRR) 23 Şubat’ta Gülşah Erol Quintet ve Nils Petter Molvaer, 24 Şubat’ta CRR Müzik Topluluğu ardından Mehmet Ali Sanlıkol ile CRR Senfoni Orkestrası’nın konseri müzikseverleri ağırlayacak.
Tiyatro oyunları
Fransız yazar Fred Radix’nin kaleme aldığı, Çağlar Çorumlu’nun yönetip, başrolünde olduğu “Şakşakçılar”, Atlas 1948 Sineması’nda 22 Şubat’ta sahnelenecek. Gülce Ünlü’nün çevirisi, Emrah Eren’in proje danışmanlığıyla TiyatrOPS tarafından sahnelenen oyun, Fransız yazar Fred Radix tarafından kaleme alındı. Erkan Baylav ve Albina Özden’in de oyuncular arasında yer aldığı eser, 1895 yılında geçiyor.
Kosta Kortidis’in, 1900’lerin başında gazetelerde yayınlanmış gerçek bir haberden Çiçekçi Sokağı’nda işlenmiş bir cinayetten ilham alarak yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği “Çiçekçi Sokağı” oyunu, bir adalet, bir cinayet, bir kadın hikayesini sahneye taşıyor.
Başrollerini Wilma Elles ile Kosta Kortidis’in paylaştığı oyunda aynı zamanda Alp Balkan, İlkay Özşen, Dilara Tabak, Ali Alkın Aydın, Pari Mayıs ve Akın Kaplan rol alıyor. Teatro Rudius’un, komedi ve dramı harmanlayan müzikli oyunu “Çiçekçi Sokağı”, 24 Şubat saat 20.30’da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.
Şehir Tiyatrolarında da bu hafta 21-24 Şubat’ta “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi” Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, “Zehir” Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Gidiş Dönüş Moskova (Retro)” Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, “Ben Medea Değilim” Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, “Yatak Odası Komedisi” Ümraniye Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” oyunu Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Maviydi Bisikletim” Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ve “Fosforlu Cevriye” Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gösterilecek.
İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) da 20-25 Şubat’ta “Bir Nefes Dede Korkut”, “80 Günde Devri Alem”, “Her Şey Yolundaymış Gibi”, “Frankenstein”, “Çarpışma” ve “Kırmızı Küre” sahnelenecek.
Sergiler
Eserlerinde doğayı, sembolik anlamlar yüklediği bir unsur olarak öne çıkaran ressam Merih Yıldız’ın “Yeryüzünün Şarkısı/Eutopia” sergisi, Galeri Diani’de 2 Mart’a kadar görülebilir.
Toplam 24 çağdaş sanat galerisinin bir araya gelerek düzenlediği “Art Show: Galeriler Buluşması”, 20 Şubat’ta ön gösterimle açılacak ve 25 Şubat’a kadar The Ritz-Carlton Residences, Istanbul, B Blok Fulya Girişi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Etkinlikte Can Akgümüş, Can İncekara, Ecem Yüksel, Elif Özen, Evren Erol, Ferhat Tunç, Gurur Birsin, Gülnihal Yıldız, Kazım Şimşek, İrina Lunkova, Metehan Törer, Murat Balcı, Sezer Arıcı, Serdar Eğer, ŞANT ve Ümmühan Yörük’ün aralarında bulunduğu sanatçıların eserleri yer alıyor.
İstanbul Lale Müzesi’nde yer alan, 21. yüzyıl çağdaş sanatının etkin isimlerinden ve Pop-Art hareketinin öncüsü Andy Warhol’un eserlerinden oluşan “Andy Warhol Pop-Art Sergisi” de 31 Mart’a kadar İstanbul Lale Müzesi’nde devam edecek.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları’nın, Cumhuriyetin 100’üncü yılına özel düzenlediği “100 Yıllık Ayna” tiyatro çalıştayı sona erdi. Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, “Bu çalıştayda en önemli ana başlık; herkesin ayrıştığı bir dönemde, herkesin hiçbir araya, yan yana gelemediği bir dönemde bir araya gelmek. Burada bence en önemli şey, paydaşlarımızın sorunlarını bire bir dinlemek, birbirimizden haberdar olmak, sorunlarımızı birbirimize iletmek ve çözümlerini aramak, bu çok önemliydi” dedi.
Cumhuriyetin 100’üncü yılı çalışmaları kapsamında İBB Şehir Tiyatroları, 11-14 Şubat tarihlerinde “100 Yıllık Ayna” başlıklı tiyatro çalıştayı düzenledi. İstanbul’un Beyoğlu ilçesindeki bir otelde düzenlenen çalıştay, dün akşam sona erdi.
“SİYASİ İRADENİN ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMASI GEREKİYOR”
Çalıştayın değerlendirmesini ANKA Haber Ajansı’na yapan Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, 31 başlıkta konuların ele alındığını dile getirdi. İşsever, şöyle konuştu:
“Bu çalıştayda en önemli ana başlık; herkesin ayrıştığı bir dönemde, herkesin hiçbir araya, yan yana gelemediği bir dönemde bir araya gelmek. En önemli üst başlık buydu burada. Bence çok kıymetliydi. Herkesten de bu yönde cümleler duydum. Ne kadar güzel oldu. Aynı dili konuştuğumuz insanlar, bir araya geldik. Burada bence en önemli şey, paydaşlarımızın sorunlarını bire bir dinlemek, birbirimizden haberdar olmak, sorunlarımızı birbirimize iletmek ve çözümlerini aramak, bu çok önemliydi. Bu 4 günün sonunda çok keyifli, güzel sonuçlar çıktı. Biz şimdi bu sonuçların dokümantasyonunu yapıyoruz. Bütün paydaşlarımızla bunları paylaşacağız. Daha sonra bir kitapçık haline getireceğiz ve herkese açık hale gelecek. Bence kıymetli bir çalıştay oldu. Herkesin ortak fikri, siyasi iradenin gündelik sanat politikalarıyla bu işin yürüyemeyeceği, uzun süre devam edemeyeceği, bunun için siyasi iradenin de elini taşın altına koyması ve kalıcı politikalarla, iştahla, isteyerek, çözüm odaklı düşünerek bu konuda bize yardımcı olması gerekiyor. Yoksa biz ne yapacağımızı gayet iyi biliyoruz. Bu çalıştaydan da çok güçlü sonuçlar çıkacağını düşünüyorum. Bence güzel bir şey oldu. İhtiyacımız varmış böyle bir çalıştaya.”
“SONUÇLARIN ÇÖZÜME ULAŞMASI İÇİN GAYRET SARF EDECEĞİZ”
Çalıştaya 310 kişinin katıldığını vurgulayan İşsever, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu 310 kişi içerisinden 10 kişi yurt dışındandı. 10 kişi de çevrim içi katıldı. 60 kişi şehir dışından geldi. Tiyatroya emek veren bütün paydaşlarımızla bir araya gelip bu sonucu almak istedik biz. İstedik ki çözüm önerileriyle, sorunlarıyla bir yüz yılın muhasebesini yapalım ve bir yüz yıla ayna tutalım; bundan sonraki yüz yılda bizim arkamızdan bu işi yapacak olan neferlerin elinde bir el kitabı olsun. Niyetimiz çok iyi. Bunun takipçisi olacağız. Sonuçların çıkması ve bu sonuçların çözüme ulaşması için gayret sarf edeceğiz bu saatten sonra. Bu konuda bu çalıştayı çok kıymetli buluyorum. Bütün paydaşlarımıza burada olmayı tercih ettikleri için sizin aracılığınızla da çok teşekkür ediyorum.”
]]>