İzmir İktisat Kongresi Binası’nda Ege Denizi’ndeki sismik aktiviteye yönelik risk değerlendirme toplantısı düzenlendi.
Basına kapalı gerçekleşen toplantıda AFADDeprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nurcan Meral Özel, Meteoroloji Genel Müdür Yardımcısı Yüksel Yağan ve ODTÜ İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner sunum yaptı.
Toplantıya ilişkin açıklamada bulunan Vali Süleyman Elban, Ege Denizi’ndeki Santorini Adası yakınlarında 28 Ocak’ta başlayan deprem fırtınasıyla ilgili tüm gelişmelerin büyük dikkatle takip edildiğini söyledi.
Toplantıda Santorini civarında oluşacak bir depremin, volkanik patlamanın ya da tsunaminin Türkiye kıyılarına, özelde İzmir’in kıyılarına etkisinin değerlendirildiğini aktaran Elban, “Deprem hareketliliğinin başladığı günden bu yana AFAD’ımız ilimize hızlı bir şekilde mobil ikaz ve alarm sistemi gönderdi ve Seferihisar’a kuruldu. İlimizde faal şekildeki afet yönetim merkezlerini 30 ilçenin tamamına yaygınlaştırmaya başladık. AFAD’ımız diğer illerimizden 71 takviye ekip görevlendirdi. 5 ekip Seferihisar’da görev yapıyor. Diğerleri de il merkezinde, herhangi bir olası sıkıntıda görev almak üzere bekliyorlar.” diye konuştu.
Elban, toplantıdaki tüm modellemelerde Santorini civarında oluşacak bir depremin İzmir’de olumsuz sonuçlar yaratacak bir etkisi olmayacağı sonucuna varıldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bölgede oluşabilecek tsunaminin gerek Ege’deki ada sayısının fazlalığı gerekse 300 kilometre uzaklığında olması nedeniyle ilimize maksimum 50-60 santimetre bir dalga yüksekliğinin gelebileceği, bunun da ilimiz kıyılarında hemen hemen hiç hissedilmeyeceği sonucu çıktı. Ayrıca bir volkan patlaması durumunda oluşacak maksimum kül oluşumunda da ilimizde sıkıntıya yol açacak bir kül taşınımı da beklenmemektedir. Dolayısıyla Santorini Adası civarında oluşacak bir deprem, tsunami ve volkanik patlama kaynaklı ilimizin etkilenme ihtimalinin çok az olduğu ya da olmadığı yapılan tüm modelleme sonucunda ortaya çıkmış durumda. Ancak unutmamamız gereken bir şey var. İlimizin kendisine ait deprem riski ayrıca mevcut. Biz onu da düşünerek her türlü tedbirimizi alıyoruz. İnsanımızı, Santorini kaynaklı endişeye sevk edecek ciddi bir riskin olmadığını görmüş olduk.”
Toplantıya Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Orgeneralİrfan Özsert, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, rektörler, kaymakamlar, kurum il müdürleri, ilçe belediye başkanları da katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bastık, “Bana göre ‘en’ kavramı çok zor. Kendini seven, kendini güzel hisseden herkesi çok seviyorum. En güzel, en seksi kavramları bana garip geliyor. Bunlar boş şeyler” dedi.

TAKİPÇİLERİNİ GEÇMİŞE GÖTÜRDÜ
31 yaşındaki şarkıcı, son olarak sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla takipçilerini geçmişe götürdü

Bir takipçisinin “18 yaşına dönsen neyi değiştirmek isterdin?’ sorusuna yanıt veren Bastık, “Saç rengimi” dedi ve 18 yaşındaki halini paylaştı.

Zeynep BastıkSosyal MedyaMagazinTürkiye3-sayfaMüzikYaşamMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 1. sınıfta okuyan 23 yaşındaki Abu Taher, 2012’de ülkesinde yengesinin de vefat ettiği trafik kazasında kafatası ve sol bacağında kırıklar oluştu.
Özel ve devlet hastanelerinde tedavi gören Taher’e ülkesindeki doktorlar bacağının kesilmesini ve protez takılmasını önerdi.
Umudunu kaybeden Taher, yaklaşık 5 ay önce üniversite eğitimi için geldiği kentte tavsiye üzerine Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalından Doç. Dr. Çağatay Engin’e başvurdu.
Tetkiklerde sol bacağında diğerine göre 5 santim kısalık, kemiklerde kaynamama ve dizilim bozukluğu tespit edilen Taher, Engin ve ekibince ameliyata alındı.
Operasyonda bacakta canlılığını kaybeden kemikler alınıp uzaklaştırıldıktan sonra bilgisayar destekli “ilizarov sirküler fiksatör” ile kırıklar uç uca getirildi.
70 gün süren tedavinin ardından sol bacağı, sağ ile eşit seviyeye getirilen ve yanlış kaynayan kemikleri düzeltilen Taher, topallayarak yürümekten ve bacağını kaybetmekten kurtuldu.
Tedavi sürecini AA muhabirine anlatan Doç. Dr. Engin, uzvun kaybedilme ihtimalini anlatıp hastayı ameliyat ettiklerini belirterek, “Kısalık ve kaynamayan kemiklerden dolayı yürüyüşü çok kötüydü. Bilgisayar destekli ilizarov sistemlerini kullanarak, cansız olan, artık kaynama beklemediğimiz kemikleri çıkardık. Çıkardığımız kemikle oluşan kısalığı ve deformiteyi uzatıp, düzelterek sonuca ulaşmaya hedefledik.” dedi.
Engin, hastayı bilgisayar destekli çivi üzerinden uzatma yöntemiyle ameliyat ettiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Bacağın üst bölümünden küçük kesilerle kemiği 7 santim uzattık, üst tarafta kemik oluştu, alt kısımlarda ise kemiklerin kaynamasını bekliyoruz. Bu tip hastalarda ciddi cilt sorunları yaşıyoruz. Ülkesinde bacağın kesilip protez kullanmasını önermişler, bunu rafa kaldırıp tedavi ettik.”
“7 santim için yaklaşık 70 günlük uzatma süreci oldu”
Bu tedavilerde ameliyat kadar sonraki sürecin de önemli olduğunu aktaran Engin, 3 yıl önce kırılan ve kaynamayan kemikler nedeniyle tedavinin uzun sürdüğünü dile getirdi.
Engin, kemiği tek seferde 7 santim uzatmanın mümkün olmadığını belirterek, “Günde 1 milim, kemiği 4 eşit parçaya bölüp açarak uzatma tekniği kullandık. 7 santim için yaklaşık 70 günlük uzatma süreci oldu. Daha sonra kemiğin iyileşme ve yeniden şekillenme dönemi geliyor ki bu dönemde Taher artık basıp yürüyor. Şu an boy farkını yendi, koltuk değneğiyle geziyor.” diye konuştu.
Engin, kaynama tamamen gerçekleştikten sonra Taher’in bacağındaki cihazdan da kurutulacağını sözlerine ekledi.
“Bacağım kısaldığı için dengesiz yürüyordum”
Bangladeşli Taher de trafik kazasından sonra doktorların tedavide önceliği başındaki kırıklara verdiğini, bacağındaki kırıkların zamanla kaynamayıp daha kötüye gittiğini ifade etti.
Doç. Dr. Engin ile konuştuktan sonra normal yürümek için umutlandığını anlatan Taher, şöyle konuştu:
“Ülkemde doktorlar bacağımı kesip protez takılacağını söylemişti, özel hastanelerde tedavi gördüm ama sonuç alamadık, kırılan kemikler de kaynamadı. Bacağım kısaldığı için dengesiz yürüyordum. Çağatay hocamın verdiği umutlara güvendim, ameliyat başarılı geçti. Bacağımın eskisi gibi olacağından çok mutluyum. Çağatay hocamdan Allah razı olsun, ona minnettarım, bacağımı kesilmekten kurtardı.”
Taher, ailesinin yanında olmamasına rağmen tedavi sürecinde desteklerini esirgemeyen Dr. Engin’in yanı sıra hastanedeki sağlık personeli ve Türk arkadaşlarına teşekkür etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye-MentorX’in kurucusu ve e-ticaret uzmanı Emre Koca, Denizli Ticaret Odası’nda düzenlenen konferansta, Türkiye e-ticaret sektöründe faaliyet gösteren firmaların sürdürülebilir büyüme ve karlılık mücadelelerini ele aldı. Koca, firmaların rekabetçi kalmalarını sağlamak ve pazar rekabeti ile tüketici tercihleri hakkında daha iyi bilgi sahibi olmalarını teşvik etmek adına detaylı satış stratejileri ve trend analizlerinin önemine dikkat çekti. Firmaların, ürünlerini çevrimiçi pazaryerlerinde daha çekici hale getirmek, reklam ve promosyon araçlarını etkili bir şekilde kullanmak, satış performansını sürekli izleyerek optimize etmek gibi konulara da değinen Koca, yasal ve lojistik süreçlerin etkin yönetiminin yanı sıra rekabetçi fiyatlandırma stratejilerinin belirlenmesinin ve marka bilinirliğinin artırılmasının müşteri memnuniyetini sağlamada kritik rol oynayacağını belirtti.
Yurt dışı pazarlarda başarılı olabilmek için sektörde neyin satıldığını ve tüketici tercihlerinin ne yönde olduğunu anlamaya yönelik stratejik pazar araştırmalarının önemine dikkat çeken Koca, Türk e-ticaret firmalarının global pazarlara entegrasyonunu kolaylaştıracak altyapı yatırımları ve teknolojik dönüşümlerle desteklenmesi gerektiğini söyleyerek, “Firmalarımızın karşılaştığı zorlukları aşarak uluslararası arenada rekabet edebilir hale gelmeleri için gerekli her türlü desteği sağlamaya hazırız” dedi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, sürdürülebilir bir gelecek için teknoloji alanındaki birikimini hayatın tüm alanlarına yansıtan Türk Telekom, çevresel ve sosyal alanlarda öncü adımlar atıyor. Stratejik yatırım planları ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda şirket, karbon ayak izini azaltma, iklim riski yönetimine katkı sağlama ve finansal değer yaratma amacıyla yenilenebilir enerji yatırımlarına devam ediyor.
Bu kapsamda, Sivas Zara GES kurulumu için TEİAŞ ile elektrik iletim bağlantı anlaşması imzalayan Türk Telekom, buranın temelini 2025’in ilk aylarında atmaya hazırlanıyor. Yenilikçi teknoloji ve çevre dostu yaklaşımıyla öne çıkan bu GES yatırımı, Türkiye’nin en yüksek kapasiteli lisanssız tesislerinden biri olacak.
2025 içerisinde tamamlanması beklenen Sivas Zara GES, yıllık 200 milyon kilowatt saate yakın enerji üretimi ile Türkiye’nin en büyük yenilenebilir enerji tesislerinden biri olarak öne çıkacak.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, Türkiye’nin dijital geleceğine yön veren yatırımlarına, hayatın her alanında ve memleketin dört bir yanında devam ettiklerini belirtti.
Yarının dünyasını tasarlayan teknolojilere odaklanırken, sürdürülebilirlik ilkelerini stratejilerinin merkezine yerleştirdiklerine işaret eden Önal, birçok kentte sundukları dijital dönüşüm çözümleriyle ulaşım, enerji, çevre, yaşam, sağlık ve güvenlik gibi alanlarda, trafikten kamu güvenliğine, sulamadan aydınlatmaya kadar geniş bir çerçevede enerji tasarrufu sağlanmasına destek olduklarını aktardı.
Yeşil dönüşüm adına öncü çalışmalar gerçekleştiriyoruz”
Önal, “5G, yapay zeka ve IoT teknolojileriyle akıllı yaşama dair sunduğumuz çözümler sayesinde kaynakların verimli kullanılmasına olanak sağlarken, yeni nesil çevreci iletişim teknolojileri ile güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklara yönelerek, yeşil dönüşüm adına öncü çalışmalar gerçekleştiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
GES yatırımlarıyla karbon ayak izini azaltmayı ve iklim değişiminin sebep olduğu risklerin yönetimine katkıda bulunmayı amaçladıklarına değinen Önal, bu doğrultuda, şirketleri için tahsis edilen toplam 405,8 megawatt elektrik (MWe) GES kurulum kapasitesinin 96 MWe’lik bölümünü kapsayan ölçekte bir tesisi, Sivas Zara’da hayata geçirmeye hazırlandıklarını vurguladı.
Türk Telekom’un mevcut yıllık elektrik tüketiminin yüzde 15’ine karşılık gelen kapasiteye sahip bu projenin, karbon ayak izini azaltarak çevresel sorumluluğa katkı sağlayacağını aktaran Önal, şunları kaydetti:
“Tarafımıza tahsis edilen 405,8 MWe’lik GES kurulum kapasitesinin kalan bölümünü ise önümüzdeki dönemde iki farklı şehirde yapacağımız yatırımlarla tamamlamayı planlıyoruz. Farklı şehirlerde gerçekleştireceğimiz GES yatırımlarımız, ülkemizin enerji bağımsızlığı ve sürdürülebilir bir gelecek yolunda büyük önem taşıyor. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için, geleceği iyileştiren teknoloji anlayışıyla, ülkemizin yarınlarına yatırım yapmaya devam edeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANKON Genel Sekreteri Koray Eken, Suriye’de yıllardır devam eden iç savaşın sona ermesini ve Beşar Esad rejiminin yıkılmasını büyük bir memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, “Suriye halkının gerçekleştirdiği devrimi ve başarısını en güçlü duygularımızla destekliyoruz.” dedi.
SANKON’un Türkiye’de 81 il ve Birleşmiş Milletlere üye 193 devletin başkentlerinde temsilcilikleri bulunan önemli bir STK olduğunu ifade eden Genel Sekreter Eken, her sektörde faaliyet gösteren ve dünya genelinde 25 binden fazla üyelerinin bulunduğunu söyledi.
Eken, SANKON’a üye şirketlerin girişimleriyle Suriye’nin yeni yöneticileriyle birlikte modern, çağdaş ve özgür bir Suriye inşa etmek için hazır olduklarını ifade etti. Eken, inşaat, altyapı, enerji, teknoloji ve sağlık gibi öncelikli projeler için SANKON üyelerinin proje çalışmalarına başladığını aktardı.
SANKON Genel Sekreteri Eken, Genel Başkan Ferudun Cevahiroğlu’nun öncülüğünde, 2025 Ocak ayında Türkiye ile Suriye arasında ekonomik ticaret ilişkilerini geliştirmek amacıyla, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin bilgisi dahilinde bir grup iş insanıyla Şam’a ziyaret gerçekleştireceklerini açıkladı. Eken, bu ziyaretin, iki ülke arasındaki ithalat ve ihracat ilişkilerine önemli katkı sağlaması beklediklerini söyledi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye’ye ekonomik değer katan yatırımların yanı sıra sosyal fayda sağlayan projeleri dikkat çeken Kalyoncu, “Türkiye’nin en büyük havalimanını yapmaktan, KKTC’ye denizaltı hatlarıyla su götürmekten, aşılamaz denilen yolları tünellerle viyadüklerle aşmaktan, Türkiye ve Avrupa’nın en büyük güneş enerjisi santralini kurmaktan, ülkemizin yıllık elektrik ihtiyacının neredeyse yüzde 2’sini karşılamaktan, güneş paneli üretimini tek çatı altında toplayarak Avrupa’da bir ilke daha imza atmaktan büyük heyecan duyuyorum.

Ama yavrularımıza parlak bir eğitim hayatı sunmaktan veya depremzede insanlarımıza kol kanat germekten ya da yok olmaya yüz tutan bir tarihi eseri ihya etmekten de çok büyük heyecan ve mutluluk duyuyorum. Biz Kalyon Holding olarak kültür-sanattan eğitime, biyoçeşitlilikten yeşil enerjiye, hayvanların korunmasından ağaç dikme seferberliğine kadar çok geniş bir yelpazede ‘sosyal sorumluluk’ düşüncesiyle hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Küresel turizm sektörüne yön veren bu prestijli etkinlik, dünya genelinden 700’ü aşkın seçkin turizm profesyonelini bir araya getirerek iş birliği ve yeniliklerin paylaşılmasını sağladı. Bu yılki konferans, Kuzey Amerika turizm pazarındaki en son trendlerin tartışıldığı, inovasyon ve sürdürülebilirliğin öne çıktığı bir platform oldu.
Seyahatte yenilikçi adımlar ve ekonomik göstergeler
USTOA üyelerinin 2024 ekonomik etki araştırmasına göre, yıl boyunca tüm ana ölçütlerde büyüme kaydedildi. 2024 sonunda toplam 24,4 milyar dolara ulaşması beklenen seyahat paket satışları, bir önceki yıla göre yüzde 8,1 oranında artış gösterdi. Ayrıca, hizmet verilen toplam yolcu sayısı yüzde 6,7 artarak 8,4 milyon müşteriye ulaştı. Bu olumlu trendlerin 2025’te de devam edeceği, üyelerin yüzde 73’ünün yüzde 7 ile 10 arasında bir büyüme öngördüğü açıklandı.
Etkinlikte, Türk turizm sektörünü temsil eden ve Türkiye’nin kültürel ve turistik zenginliklerini uluslararası alanda tanıtma misyonunu sürdüren Saladino Travel Genel Müdürü Selahaddin Eyyubi Tezel, bu yıl USTOA konferansına katılan tek Türk tur operatörü olarak dikkat çekti. Tezel, hem Türk turizmini global arenada temsil etmenin gururunu yaşadı hem de sektöre yön veren isimlerle iş birliği fırsatlarını değerlendirdi. Tezel, etkinlik boyunca Kuzey Amerika’nın üst gelir düzeyine sahip turistlerini Türkiye’ye çekmek için geliştirdiği yenilikçi projeleri ve stratejileri paylaştı. Tezel, “USTOA gibi büyük ve etkili bir organizasyonda yer almak, yalnızca Türkiye’nin değil, Türk turizminin geleceği için de büyük bir adımdır. Bu platformda, Türk turizminin global cazibesini artıracak önemli iş birlikleri kurma fırsatı bulduk” dedi.
USTOA 2024 kapsamında Saladino Travel, yeni yapay zeka destekli rezervasyon sistemini ilk kez duyurdu. Sistem, kullanıcıların seyahatlerini daha hızlı, kolay ve kişiselleştirilmiş bir şekilde planlamalarına olanak tanıyor. Selahaddin Eyyubi Tezel, bu sistemin turizmde çığır açacağını belirterek “Seyahat sektörü yapay zeka ile yeni bir döneme giriyor. Bu teknoloji, müşterilerimize benzersiz bir deneyim sunmanın yanı sıra operasyonel verimliliğimizi artıracak. USTOA gibi bir platformda bu projeyi duyurmak, hem Türk turizmi hem de Saladino Travel için önemli bir adımdır” diye konuştu.
Türk turizmine global katkı
USTOA Annual Conference ve Marketplace, yalnızca yeni iş birlikleri kurma açısından değil, aynı zamanda Türk turizminin dünya çapındaki prestijini artırmak için de önemli bir platform oldu. Tezel’in liderliği ve Saladino Travel’ın inovatif projeleri, Türkiye’yi global turizm pazarında daha güçlü bir konuma taşımaya yönelik önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Tezel, Türkiye’nin Kuzey Amerika ve Avrupa pazarlarında daha geniş bir yer edinmesi için uluslararası etkinliklerde yer almanın önemine dikkat çekerek, “2 milyon Amerikalı turist hedefini destekliyoruz. USTOA gibi organizasyonlar, bu hedefi gerçekleştirmek için önemli platformlar sunuyor. Türkiye’nin, turistlerin hem kültürel hem de lüks segmentteki taleplerine cevap veren bir destinasyon olduğunu burada bir kez daha vurgulama fırsatı bulduk” şeklinde konuştu.
Konferansta açıklanan raporlarda, kişiselleştirilmiş seyahat paketlerine olan talebin son iki yılda yüzde 16’ya yükseldiği belirtildi. Bu trendin, Türk turizminin premium segmentteki payını artırmak için önemli bir fırsat sunduğuna dikkat çeken Tezel, “Türkiye, üst gelir grubu turistler için bir cazibe merkezi. Ancak, bu potansiyeli harekete geçirmek için daha yenilikçi ve müşteri odaklı hizmet standartları geliştirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Sürdürülebilirlik teması, konferansın ana başlıklarından biri olarak öne çıktı. USTOA Başkanı Terry Dale, üyelerin yüzde 56’sının sürdürülebilirlik stratejisi oluşturduğunu belirterek, bu çabanın iklim değişikliğiyle mücadelede büyük bir adım olduğunu ifade etti. Tezel ise Türkiye’de turistlerin günlük harcamalarının ortalamasını 6 kat artıran hizmet modelleri geliştirdiklerini belirterek, “Bu sadece Türk turizminin prestijini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda ülkenin dış ticaret açığının kapanmasına da büyük katkı sağlıyor” dedi. – BATMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
10 KİŞİDEN 9’U DİŞİ AĞRIMADAN GİTMİYOR
Ağız ve diş sağlığı hastanelerine en çok başvurunun, diş ağrısı nedeniyle olduğunun altını çizen Prof. Dr. Oflezer, şunları söyledi: “10 kişiden 9’u diş hekimine şikayeti olduğunda gidiyor ve genellikle bunu da diş, dişeti veya ağızla ilgili ağrı veya sorun olarak tanımlamakta. Oysa, koruyucu diş hekimliği ile diş ağrımadan hekime gitmeliyiz ki erken ve yaygın koruyucu önlemleri alabilelim.”

3.5 MİLYAR İNSANIN DİŞLERİ KÖTÜ DURUMDA
DSÖ tarafından yayınlanan raporda, Türkiye’nin de yer aldığı 194 ülkenin ağız hastalıklarının kapsamlı bir portresinin oluşturulduğunu belirten Prof. Dr. Oflezer, şu çarpıcı rakamları paylaştı: “Raporda yaklaşık 3,5 milyar insanın ağız hastalıklarıyla yaşadığı ortaya konuldu. Bu rakam dünya nüfusunun neredeyse yarısıdır. En sık görülen ağız hastalıkları diş çürüğü, şiddetli diş eti hastalıkları, diş kaybı ve ağız kanserleri olarak sıralanıyor. Tedavi edilmeyen diş çürükleri tahminen 2,5 milyar insanı etkileyen, dünya çapında en yaygın tek hastalık olarak öne çıkıyor. Verilere göre, dünya nüfusunun üçte birinden fazlası diş çürüğüyle yaşıyor.”

1 MİLYAR KİŞİDE DİŞ ETİ HASTALIĞI VAR
DİŞ kaybının başlıca nedenlerinden biri olan şiddetli diş eti hastalığının, dünyada 1 milyar insanı etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Oflezer “Her yıl 380 bin ağız kanseri vakası teşhis ediliyor. Rapor, küresel halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor” dedi.
DİŞ FIRÇALAMA ORANLARIMIZ YETERSİZ
GÜNDE en az 2 kere düzenli olarak dişlerin fırçalama oranının Türkiye’de her yaş grubu için yetersiz olduğunu belirten Prof. Dr. Oflezer, şu uyarılarda bulundu: “Düzenli diş fırçalama alışkanlığının sınırlı olmasının yanında diş fırçasına ek olarak çeşitli hijyen ürünlerinin (diş ipi, ara yüz fırçası, gargara, ağız spreyleri vb.) kullanımı da yetersiz. Diş fırçalama alışkanlığı çocuklara yürüme ve yeme alışkanlığı gibi erken yaşlarda kazandırılmalı. Bunun içinde rol model anne ve babalardır.”
KORUYUCU DİŞ SAĞLIĞI ÖNEMLİ
SAĞLIK Bakanlığı’nın yaptığı Türkiye Ağız ve Diş Sağlığı Profili (TADSAP-2018) araştırmasına göre, diş çürüğünün, dünyada olduğu gibi ülkemizde de en yaygın ağız sağlığı problemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Oflezer, “Koruyucu ağız ve diş sağlığı programlarını güçlendirmemiz gerekli” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları AŞ (TÜRASAŞ) bünyesinde raylı sistem araçlarının geliştirilmesi ve mevcut üretim kapasitelerinin artırılması amacıyla 3 yeni fabrika kuracaklarını belirterek, ” Eskişehir’de Milli Elektrikli Lokomotif İmalat ve Elektrik Sistemleri Fabrikası, Sakarya’da Milli Elektrikli Tren Seti İmalat ve Test Fabrikası, Sivas’ta ise Milli Raylı Sistem Araçları Parça İmalat Fabrikası’nın temelini 2025 yılında atacağız” dedi.
Bakan Uraloğlu, yaptığı yazılı açıklamada, 2025-2027 yılı yatırım programı kapsamında TÜRASAŞ bünyesinde yerli ve milli lokomotif ve tren setleri üretim projelerinin geliştirilmesine ağırlık vereceklerini bildirdi. Uraloğlu, “Raylı sistem araçlarımız ile ilgili planlamalarımızı hazırlarken tasarım, proje ve üretim faaliyetlerinde teknik bilgi ve altyapıyı da geliştirerek yerlilik ve milliliği ön planda tutuyoruz. Bu sayede demir yollarında dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlıyoruz” dedi.
‘MODERN VE YERLİ ARAÇLARIMIZI ÇOĞALTIYORUZ’
Türkiye’nin raylı sistemler imalat sektöründe 100 yılı aşan tecrübe ve bilgi birikimiyle en büyük temsilcisinin TÜRASAŞ olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Türkiye’nin üreten gücü olmak için kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yerli ve milli imkanlarla geliştirdiğimiz milli yük vagonu, milli elektrikli tren setimiz ile çalışmaları devam eden Eskişehir-5000 Elektrikli Anahat Lokomotifi ve Milli Elektrikli Hızlı Trenimiz gibi projelerimizle demir yollarında modern ve yerli araçlarımızı çoğaltıyoruz. Bu atılımların kalıcı olması ise en büyük hedefimiz. 2025-2027 yılı yatırım programı kapsamında TÜRASAŞ bünyesinde raylı sistem araçlarının geliştirilmesi ve mevcut üretim kapasitesinin artırılması için 3 yeni fabrika kuracağız. Eskişehir’de Milli Elektrikli Lokomotif İmalat ve Elektrik Sistemleri Fabrikası, Sakarya’da Milli Elektrikli Tren Seti İmalat ve Test Fabrikası, Sivas’ta ise Milli Raylı Sistem Araçları Parça İmalat Fabrikası’nın temelini 2025 yılında atacağız” açıklamasında bulundu.
‘TÜRASAŞ GÜNEŞ ENERJİSİ SANTRALİ KURULACAK’
TÜRASAŞ bünyesinde yerli ve milli raylı sistem araç üretimlerinin hızla devam ettiğini kaydeden Bakan Uraloğlu, “Üretim sırasında enerji verimliliğine ve ülkemizin enerji yoğunluğunu azaltma politikasına uygun şekilde çalışmaya dikkat ediyoruz. Bu kapsamda Sivas Bölge Müdürlüğümüzde bulunan fabrikalarımızın çatılarına güneş enerji santrali kurmak için bir proje hazırladık. Bu sayede fabrika çatılarına kurulan güneş enerji santralleri ile kendi elektriğini üreten, çevreye duyarlı ve rekabetçi üretim için büyük bir adım atacağız” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ristic, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca, “İletişimde Yapay Zeka: Eğilimler, Tuzaklar ve Dönüşüm” temasıyla bu yıl İstanbul’da dördüncüsü düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Forumu’nda (Stratcom Summit 24) AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İki ülkenin dostane, açık ve gizli gündemi bulunmayan ilişkilere sahip olduğunu kaydeden Ristic, “İlişkiler, bu yıllarda önceki on yıllara kıyasla çok daha hızlı gelişiyor ve biz bundan dolayı çok mutluyuz. Türkiye’yi Sırbistan’ın gerçek bir dostu olarak görüyoruz.” dedi.
Ristic, Türkiye’nin Sırbistan’ı ve Balkanlar’daki durumu anladığını belirterek, “Türkiye, uluslararası siyasi ve aynı zamanda ekonomik ve güvenlik sahnesinin kilit aktörlerinden biridir. Bu nedenle Türkiye’deki dostlarımız ve ortaklarımızla kendimizi iyi işbirliğine adadık.” diye konuştu.
İki ülke liderlerinin ikili ilişkilerin daha da gelişmesine büyük katkı sağladıklarını vurgulayan Ristic, “Türkiye’nin Sırbistan’da ekonomi, kültür, ticaret, turizm, enformasyon ve diğer pek çok alanda her zamankinden daha fazla var olduğunu söyleyebilirim.” ifadesini kullandı.
Ristic, Sırbistan’ın da özellikle Türkiye ile siyasi ve ekonomik işbirliği, turizm ve kültürel değişim alanlarında ilişkileri geliştirmeye çalıştığına işaret etti.
Öte yandan Sırbistan’ın Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ilişkilerin normalleşmesi için yapıcı olduğunu belirten Ristic, bu meseleye adil çözüm bulunmasını diledi.
“Sırbistan’a en çok gelen turistlerin arasında Türk vatandaşları yer alıyor”
Türk dizilerinin Sırbistan’daki popülerliğine ilişkin soru üzerine Ristic, Türkiye ile pek çok ortak noktalarıın bulunduğunu, kültürü, geleneği, değerleri ve yaşam biçimini paylaştıklarını söyledi.
Ristic, bu nedenle Sırbistan’daki Türk varlığının çok olumlu etki yarattığını belirterek, “Sırbistan’a en çok gelen turistlerin arasında Türk vatandaşları yer alıyor ve bunun tersi de aynı şekilde geçerli. Türkiye’ye tatil ya da iş için gelen Sırp vatandaşlarının sayısı da oldukça fazla. Dolayısıyla bu şekilde hem ülkelerimiz hem de toplumlarımız, iki ülke ve iki ulus arasında işbirliğini ilerletmek için çok çeşitli olanaklara sahip ve her iki taraf da bunu yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İki ülke ilişkilerinin geleceği için çok iyimser ve çok olumlu düşündüğünü vurgulayan Ristic, “İki ülke arasındaki işbirliğinin daha da ilerlemesini dört gözle bekliyoruz. Heyetimizin bu konferansa katılıyor olması da burada dostlar arasında olduğumuzun ve Ankara ile işbirliğimizi daha da geliştirmeye devam etmek istediğimizin işaretlerinden biridir.” dedi.
“Sırbistan’ın medya sektörü çok zengin”
Ristic, Sırbistan’ın medya sektörü ya da yapay zeka gibi konularda Türkiye ile işbirliği yapıp yapmadığına ilişkin soru üzerine, ülkesinin medya sektörünün çok zengin olduğunu, 2 bin 200’den fazla medya kuruluşu ile 76 profesyonel medya derneğinin bulunduğunu dile getirdi.
Sırbistan’daki medya ortamının çoğulcu olduğuna ancak medya sektörünün kapasitesini geliştirmelerinin gerektiğine işaret eden Ristic, daha profesyonel ve daha etik olmaları ve yasal statüye bağlı kalmalarının gerektiğini söyledi.
Ristic, medya ve ifade özgürlüğünü teşvik etmeye ve el üstünde tutmaya çalıştıklarını belirterek, medya çalışanlarının daha profesyonel, daha sorumlu, daha güvenilir ve daha objektif olmalarına yardımcı olmaya çalıştıklarını vurguladı.
“Sırbistan’da Yapay Zeka Yasası taslağını hazırlıyoruz”
Sırbistan’ın yapay zekanın kullanımı konusunda Türkiye ile işbirliği yapıp yapmadığına ilişkin Ristic, ülkesinin yapay zekaya hızlı adapte olduğunu, bir enstitü kurduğunu ve yapay zekayı ekonomide, günlük yaşamda ve medya sektöründe uyguladıklarını dile getirdi.
Ristic, “Her zaman bir icadın iyeye ve kötüye kullanımı söz konusudur. Bu bağlamda yapay zekanın sorumlu kullanımını teşvik ediyoruz ve sahte haberler, dezenformasyon ve dünyadaki tüm ülkelerde mevcut olan diğer birçok fenomen aracılığıyla bu yanlış kullanım örnekleriyle mücadele etmeye çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Sırbistan’ın 2020’de yapay zekanın uygulanmasına ilişkin ulusal stratejiyi ve etik kılavuzları kabul ettiğini söyleyen Ristic, “Yapay zekayı, katkı sağlamak, bir şeyi teşvik etmek, bir değeri daha da arttırmak için mi kullanacağız yoksa olumsuz ya da yıkıcı bir şekilde mi kullanacağız? Bu, her zaman sizin, benim ve hepimizin sorumluluğundadır.” dedi.
Ristic, yapay zekanın kullanımına ilişkin yasal çerçeveyi tamamlamak üzere olduklarını belirterek, “Yapay zekanın kullanımına ilişkin etik kılavuzlarımız var, şu anda Sırbistan’da Yapay Zeka Yasası taslağını hazırlıyoruz.” bilgisini paylaştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>UEFA FİNALİ
Bak, Ankara’da 50 bin seyirci kapasiteli yeni stadyumun 2025 yılının sonuna doğru tamamlanacağını ve 2027 yılında UEFA Konferans Ligi Finali’ne ev sahipliği yapacağını söyledi. Bak, “2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni ülkemizde gerçekleştireceğiz. Euro 2032’ye de İtalya ile birlikte ev sahipliği yapacağız. 2036 Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’nı İstanbul’da gerçekleştirme sürecinde hükümet olarak tüm imkânlarımızı seferber ettik” dedi.
Bak, olimpiyat ve paralimpik hazırlığı ile ilgili Sporda Yüksek Performans Başkanlığı’nı önümüzdeki yıl kuracaklarını bildirdi.
TERÖR DEĞİL KAYAK MERKEZİ
Bak, Türkiye genelinde açtıkları spor tesislerini görseller eşliğinde milletvekillerine anlatırken, “Hakkâri Merga Bütan Dağı’nda da muhteşem bir gençlik kampı açtık. O dağlarda şimdi gençler kayak yapıyor, tenis oynuyor, birlik beraberlik içinde vakit geçiriyorlar” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kongrelerimiz düğün gibidir, toy gibidir, şölen gibidir, bayram gibidir. Erzurum bizim milli değerimizdir. Erzurum’u dünyaya açmamız, tanıtmamız lazım. Erzurum Ekonomik İşbirliği Teşkilatı tarafından ‘2025 Yılı Turizm Başkenti’ olarak seçildi. Tarihiyle, tabiatıyla, kültürüyle, mutfağıyla, elbette Dadaş’ıyla bu güzel şehir tüm dünyaya tanıtılacak.

Küresel sistem 70-80 yılın en ciddi krizleriyle karşı karşıya kaldı. Türkiye’nin etrafında çok kritik hadiseler vuku buluyor. Savaşlardan, krizlerden ülkemiz de etkileniyor. Komşunun evi yanarsa ya alevi ya dumanı size ulaşır. Yangının ülkemize sıçramasına müsaade etmedik. Asrın felaketi denilen, 53 bin canımızı kaybettiğimiz depremi yaşadık. Bu depremin ekonomimize maliyeti 104 milyar dolar. Bu sorunların tamamı konjoktüreldir, yani gelip geçicidir. Türkiye hepsinin üstesinden gelecek kabiliyete sahiptir. Türkiye bölgesinin kilit ülkesidir. Türkiye kargaşanın ortasında istikrar adasıdır. Bazı güçlüklerimiz olsa da Türkiye’yi hiç olmadığı kadar mürreffeh günler bekliyor. Milletçe biraz daha sabredersek her alanda hedeflerimize çok yaklaşmış olacağız. Türkiye Yüzyılı’nın parlak günlerini hep birlikte idrak edeceğiz.

HALK DEVRİMİ GERÇEKLEŞTİ
Suriye’de bir halk devrimi gerçekleşti. Baas rejimi tarihe karıştı. Esad kuyruğunu kıstırıp kaçtı. Suriye halkı kendileriyle birlikte bizleri de gururlandıran bir zafere imza attı. Suriyeli kardeşlerimiz geleceklerine umutla bakıyor. Bayrağımız, özgür Suriye bayraklarıyla yan yana Suriyeli kardeşlerimizin ellerini süslüyor. Bakıyoruz birileri buna tahammül edemiyor. Akla ziyan komplo teorileri üretiyorlar. Zırvaları arka arkaya sıralayarak siyaset yaptıklarını zannediyorlar.

TÜRK DEVLET AKLININ REHBERLİĞİNDE PLAN YAPIYORUZ
Diplomasi tıpkı siyaset gibi ince bir sanattır. Diplomasi 10 hamle sonrasını hesaplamayı gerektirir. Kendi adımlarınızla birlikte rakiplerinizin hatta hasımlarınızın hamlelerini dikkate almak, her türlü senaryoya hesaba katmak zorundasınız. Türk devlet aklının rehberliğinde planlarımızı yapıyoruz. 22 yıl boyunca milletimizin başını yere eğdirmedik. Her zaman bin düşündük ama bir söyledik. Türkiye’nin büyüklüğüne, devletimizin itibarına halel getirmedik.

BAAS KAYBETTİ CHP RAHATSIZ OLDU
Muhalefet dünyada ne olup bittiğini bilmiyor. Sınırlarımız ötesinde olanlar umurlarında değil. 4 milyon Suriyeli kardeşimizi bu topraklarda misafir ettik. Ama CHP, ana muhalefet, hep birlikte ne dediler; ‘Biz gelince sizi geri göndereceğiz’ dediler. Biz ensarız, bu muhacir kardeşlerimizi göndermeyeceğiz dedik. Batılı ülkelerin sırtını dönüp ölüme terk ettiği bu mazlumlara biz sahip çıktık. Sığınmacıları seçim malzemesi olarak kullandılar. Muhalefetin yere göğe sığdıramadığı Baas rejiminin karanlık ve çirkin yüzü hapishane kamplarında ortaya çıkıyor. Baas kaybedince CHP de mi kaybetmiş oldu. Rahatsızlıkları ne, bunu açığa kavuşturmalılar.

20 BİN KİŞİLİK STAT MÜJDESİ
Erzurum’a modern bir spor tesisi kazandırmak istediğimizi daha önce söylemiştik. 20 bin kişilik stadyumu programa aldık, yakında inşaatına başlayacağız.

CİRİTÇİLER KARŞILADI
AK Parti Erzurum 8. Olağan İ l Kongresi’ne katılmak üzere Erzurum’a giden Başkan Erdoğan’ı, cirit kulüplerinin atlı sporcuları Türk bayraklarıyla karşıladı. Erdoğan’a havalimanı yolundaki Erzurum Teknik Üniversitesi bölgesinde cirit kulüplerinin atlı sporcuları karşılama programı düzenledi. Cirit atları ve Türk bayraklarıyla Erdoğan’ı karşılayan sporcular, ayrıca üzerinde “Size kulak vermeyenler, ne bilsin millete olan sevdanızı” yazılı pankart açtı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
OBEZİTE SALGINI
TGD Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cindoruk, obezitenin toplum sağlığını tehdit eden ciddi bir sorun haline geldiğini belirterek, şöyle dedi: “Obezite dünya genelinde hızla artıyor ve salgın boyutuna geldi. Obezite kilo sorunu değil bir hastalıktır. Dünyada gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler dahil hepsinde büyük bir sorundur.”

KIRMIZI ALARM VERİYORUZ
Türkiye’nin obezite sıklığı konusunda Amerika ile yarışır hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Cindoruk, “Oranlar neredeyse birbirine yakın. Obezite riskini gösteren haritalandırmaya göre, Amerika da biz de kırmızı işaretliyiz. Verilere göre, toplumumuzun yüzde 30’u obez” dedi. Prof. Dr. Cindoruk, obezitenin sadece fiziksel görünümle ilgili değil sağlık üzerinde de çok ciddi etkileri olan bir hastalık olduğunu belirterek, “Obezite kolon kanseri, meme kanseri, rahim ağzı kanseri gibi kanser türlerinin yanı sıra kalp hastalıkları, diyabet, eklem problemleri, depresyon ve sosyal izolasyon gibi pek çok olumsuz duruma neden olabiliyor” dedi.
AĞLATAN HASTALIK
Prof. Dr. Cindoruk, Irritabl Bağırsak Sendromuyla (IBS) ilgili de “Kovid pandeminde bağırsak hastalıkları çok arttı. Özelikle de Irritabl Bağırsak Sendromu (IBS). Buna ‘Ağlayan bağırsak hastalığı’ diyoruz. Çünkü, yaşam kalitesini bozuyor” dedi.

STRES SİNDİRİM SİSTEMİNİ BOZUYOR
IRRİTABL Bağırsak Sendromu’yla (IBS) ilgili Türk Gastroenteroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ayhan Hilmi Çekin şunları söyledi: “IBS, hayatı tehdit eden bir hastalık değildir, ancak kişilerin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Özellikle tekrarlayan karın ağrısı, gaz, şişkinlik, ishal veya kabızlık gibi semptomlar bireylerin sosyal ve iş hayatını zorlaştırabilir. Bu nedenle, hastalığı küçümsememek ve semptomları kontrol altına almak için profesyonel yardım almak son derece önemlidir.” IBS’nin temelinde beyin ve bağırsak arasındaki iletişimdeki hassasiyetin yattığını vurgulayan Prof. Dr. Çekin, “Stres, bu hassasiyeti artırarak bağırsak hareketlerini hızlandırabilir ya da yavaşlatabilir. Bu da ishal, kabızlık, şişkinlik gibi semptomlara yol açabilir. Bu nedenle stres yönetimi, IBS tedavisinin önemli bir parçasıdır” dedi.

MİKRO PLASTİKLER BAĞIRSAKLARI SARDI
“Batı tarzı beslenme, bağışıklık sisteminin dengesini bozuyor” diyen UGH Kongre Başkanı Prof. Dr. Aykut Ferhat Çelik, inflamatuar bağırsak hastalıklarının (İBH) arttığına dikkat çekerek, şöyle dedi: “Mikro plastikler dünyanın her tarafına yayılmış durumda. İster istemez her şeyiyle bunları alıyorsunuz ve vücut bunları farklı bir antijen olarak gördüğü için, onlara karşı reaktif bir davranış içerisine giriyor. Aynı zamanda bu toksinlerin, bağırsaktaki yararlı floraya da zararlı etkileri oluyor. Flora değiştiğinde immün sistem, kendisiyle barışık bir flora görmediğinde ve devamlı tehdit algıladığında aktive oluyor. Bu da immün sistemde, özellikle bağırsakta olmak üzere ülserlere, kanamaya, darlıklara ve korkunç sonuçlara yol açabiliyor.” İBH’nın Türkiye’de görülme sıklığında ciddi bir artış gözlemlendiğinin altını çizen Prof. Dr. Çelik, “Modern yaşam tarzı, hastalığın genetik yatkınlığı olan bireylerde tetiklenmesine neden olan önemli risk faktörlerini beraberinde getirdi. Batı tarzı beslenme, yüksek oranda işlenmiş gıdalar, endüstriyel kirlilik ve toksinlere maruz kalma, sigara, kronik stres gibi çevresel faktörler bağışıklık sisteminin dengesini bozarak, hem hastalığın ortaya çıkmasında hem de şiddetinde etkili olabilmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriyeliİbrahim Taytavi de 16 yaşındaTürkiye’ye geldiğini söyleyerek“9 yıl Türkiye’dekaldım. Savaş bitti çokşükür, şimdi ülkeme gidiyorum.Türkiye’de ayakkabıimalatını öğrendim. ŞimdiSuriye’ye gidip fabrika açıpçalışacağım. Herkese teşekkürederim, hepimiz kardeşiz,hepimiz Müslüman’ızçok şükür” diye konuştu.

ŞEHİT KARDEŞİMİN MEZARINA GİDECEĞİM
Cilvegözü sınır kapısında da geri dönüş yapan Suriyelilerin yoğunluğu dikkat çekiyor. Esad rejiminine karşı savaşırken gazi olduktan sonra Türkiye’ye gelen, kardeşi Muhammed Hedafi ile dayısı Amir Keto’yu o savaşat kaybeden 29 yaşındaki Ahmed Hedafi, “İlk iş İdlib’de kardeşimin ve Şam’daki dayımın mezarını ziyaret edeceğim. Onlara ‘Hain Esad cezasını buldu, rahat uyuyun, kanınız yerde kalmadı’ diyeceğim. Türkiye’nin bize yaptığı iyilikleri de hiçbir zaman unutmayacağım” dedi. Ayakkabı ustası olan Hedafi 1 aylık İskoç cinsi iki kedisini de yanında götürüyor.

SİZİ SURİYE’DE AĞIRLAYACAĞIZ
5 yıldır Hatay’da inşaatlarda fayans ustalığı yapan 27 yaşındaki Muhammed Kürdü de Cilvegözü Gümrük Sınır Kapısı’nda işlemlerini tamamlayıp Suriye’ye geçiş belgesi alanlardan. Hasret kaldığı vatanına kavuşacağı için mutlu olduğunu dile getiren Muhammed Kürdü, “Erdoğan’dan Allah razı olsun, onu çok seviyorum. Türkler çok güzel insanlar. Biz her zaman arkadaş ve kardeş kalacağız. Biz de Türkleri Suriye’de ağırlamak istiyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SURİYE’de Beşar Esad’ın ülkeyi terk etmesinin ardından Suriyeli vatandaşlar ülkelerine geri dönmeye başladı. Birçok şehirde olduğu gibi Samsun’da yaşayan Suriyelilerde evlerini, işlerini bırakıp ülkelerine dönmeye başladı. Samsun Emlakçılar Odası Başkanı Mevlüt Oral, “Suriyelilerin gidişinden bir katkı sağlanır diye düşünüyoruz. Ancak şu anlık bir şey yok. Bir şeyler fark edebilmemiz için en az 1 ayın geçmesi lazım” dedi.
Suriye’de birçok kentin muhalif grupların eline geçmesi ve Beşar Esad’ın ülkeyi terk etmesinin ardından Türkiye’de yaşayan Suriyeliler ülkelerine dönmeye başladı. Samsun’da turizm ve dükkan işletmeciliği gibi işler yaparak geçimini sağlayan Suriyelilerin, dükkanlarını kısa sürede boşaltıp terk etmeleri dikkat çekti. Konu hakkında konuşan Samsun Emlakçılar Odası Başkanı Mevlüt Oral, “Bir nebze de olsa Suriyelilerin ülkelerine dönmesinden dolayı evler boşalacaktır. Bir kısım Suriyeli vatandaşın kendilerine ait olan yerleri de satılacaktır. Bu durumu zamana yaymak lazım. Kira fiyatlarının biraz daha düşeceğini düşünüyorum. Düşmesi de gerekir” diye konuştu.
‘HENÜZ ÖNÜMÜZÜ GÖREMİYORUZ’
Suriyeliler gittikten en az 1 ay sonra değerlendirmelerin yapılması gerektiğini söyleyen Mevlüt Oral, “Ön yargılı olmadan hareket etmemiz daha faydalı olur diye düşünüyorum. Suriyeli vatandaşlar 12-13 yıl önce ülkemize geldiklerinde kiralar çok daha vasat şekilde veriliyordu. İstediğiniz rakamları bulamıyordunuz. Asgari ücretle geçinen vatandaşlarımız da bu konuda çok büyük mağduriyet yaşadılar. Son zamanlardaki ekonomi ve enflasyon bizlere de çok büyük bir mağduriyet yaşattı. Ama bir nebze de olsa Suriyelilerin ülkelerine dönmesinden dolayı evler boşalacaktır. Bir kısım Suriyeli vatandaşın kendilerine ait olan yerleri de satılacaktır. Bu durumu zamana yaymak lazım. Ben biraz daha iyimser düşünmek istiyorum. Kira fiyatlarının biraz daha düşeceğini düşünüyorum. Düşmesi de gerekir. Gerçekten Türkiye’de bu yönde çok fazla sıkıntı yaşanıyor. Asgari ücretle çalışan vatandaşın 10-15 bin lira kiraya verebilecek durumum olmadığı için inşallah Suriyelilerin gidişinden bir katkı sağlanır diye düşünüyoruz. Ancak şu anlık bir şey yok. Çünkü henüz 1 haftalık bir olay. Bir şeyler fark edebilmemiz için en az 1 ayın geçmesi lazım. Ondan sonra değerlendirmeler yapılır. Henüz önümüzü göremiyoruz ve kimlerin gittiğini bilemiyoruz. Samsun’daki Suriyelilerin sayısını tam olarak bilmiyoruz. Ancak bunlar zaman içerisinde ortaya çıkacak. O yüzden bunların ortaya çıkacağı zaman daha iyi değerlendirme yapılabilir diye düşünüyorum. İnşallah onlar da kendime memleketlerine dönüp aileleri ile birlikte yaşarlar” ifadelerini kullandı.
‘SAMSUN’UN BU DURUMDAN ETKİLENECEĞİNİ ÇOK DÜŞÜNMÜYORUM’
Samsun’un artık göç alan bir şehir olduğunu ve bundan dolayı Suriyelilerin gitmesinden Samsun’un etkilenmeyeceğini belirten Oral, “Samsun’un bu durumdan etkileneceğini çok düşünmüyorum. Çünkü Samsun eskiden göç veren bir şehirdi ancak şu an göç alıyoruz. Son zamanlarda Samsun’da kiralık daireler ile ilgili herhangi bir sıkıntı yok. Şu an istenilen yer bulunuyor ama bundan bir sene önce bulmak zordu. Çünkü üretimler olmuyordu ancak sonrasında üretimin hareketlenmesi zorunlu hale geldi. Çünkü sonradan herkes bu fiyatlara alıştı. 500 bin TL değerindeki bir daire 1 milyon 500 bin TL fiyatlarında olurken herkeste bir panik oluşmuştu. Şimdiyse 2 milyon TL değerinde satılan bir ev kalmadı. Ortalama daire ücretleri 3 milyon 500 bin TL ile 4 milyon TL arasında bulunuyor. Bu fiyatlara artık herkes alıştı ama inşallah devletimizin bu yönde yapacağı çalışmalar ile iyi durumlara getirebileceğini düşünüyorum” dedi.
Haber-Kamera: Berkay YILDIZ/SAMSUN,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
REJİM ÇÖKTÜ!
Başkent Şam’a 7 Aralık’ta girmeye başlayan gruplara halk kitlelerinin de destek vermesiyle rejim Şam ve diğer birçok bölgede kontrolü tümüyle kaybederek çöktü.

ESED KAÇTI
Baas Partisi’nin 61 yıllık iktidarı sona ererken rejim lideri Esed, başkentten kaçtı.
Suriye Milli Ordusu da Türkiye sınırı yakınlarında terör örgütü PKK/YPG’nin işgalinde olan Tel Rıfat’ı özgürleştirdikten sonra Münbiç’te yuvalanan teröristlere yöneldi.


ŞAM’A DÖNÜŞ AKINI
Suriye’de Beşşar Esed rejiminin kontrolü kaybettiği başkent Şam’ın merkezine rejim karşıtı güçler girdi. Şam’a gidiş ve dönüş yolunda uzun araç kuyrukları oluştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
FENERBAHÇE, TÜRKİYE KUPASI’NDA YOK
Sarı-lacivertlilerin 29 Kasım 2024 tarihinde federasyona yaptığı bildirimde “2024/25 futbol sezonunda oynanacak Ziraat Türkiye Kupası müsabakalarına katılım sağlanmayacağını bildiririz.” ifadeleri kullanıldı.
TFF söz konusu bildirimle ilgili federasyonun ilgili kurullarının gerekli değerlendirmeleri yapacağını duyurdu.

Türkiye Futbol FederasyonuTürkiye KupasıFenerbahçeTürkiye3-sayfaFutbolSpor
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AKTİF KULLANIYORUZ: Yapay zekâ araçlarının eğitimde öğrencilere sağladığı pek çok avantaj var. Simülasyonlar, etkileşimli materyaller sayesinde öğrenme süreçleri hem eğlenceli hem de etkili hâle geliyor. Zenginleştirilmiş içerikler, öğrencilerin dersleri ilgiyle takip etmelerini sağlıyor. Saydığım avantajları eğitim sistemimize entegre etmek için çalışıyoruz. Bakanlığımız yapay zekâyı öğrencilerin ve öğretmenlerin ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirmek amacıyla aktif kullanıyor. Kişiye özel öğrenme süreçlerini geliştirmek için yapay zekâ araçlarından yararlanıyoruz.

ROBOTİK KODLAMA DERSLERİ: Temel eğitim seviyesinde yapay zeka kullanımına yönelik haftalık ders çizelgelerinde insan, toplum, bilim alanında seçmeli yapay zekâ uygulamaları ile robotik kodlama derslerine yer verdik. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan bilişim teknolojileri ve yazılım dersi öğretim programında yapay zekâ kullanımına yönelik öğrenme ve öğretme etkinlikleri de yer alacak. Ayrıca, erken okul terk tespitinden yatırım planlamalarına kadar birçok alanda yapay zekâ ve makine öğrenmesi teknolojilerine yer veriyoruz.
ÖZEL SİSTEM GELİYOR: Bakanlığımızın elindeki devasa veri setini analiz edebilmek, raporlayabilmek, doğru kararlar alabilmek adına Bakanlık Yönetim Sistemi’ni geliştiriyoruz. Ayrıca eğitimde bulunan videoların altyazı, metin üretimi gibi alanlarında yapay zekâdan faydalanıyoruz. Önümüzdeki dönemde daha güçlü araçlar tasarlayacağız. Öğrencilerimizi bu teknolojilerin geliştiricileri şeklinde yetiştirmek istiyoruz.
YERLİ YAPAY ZEKA ARACI: Düzenlediğimiz eğitimler sayesinde öğretmenlerimiz, sınıf içinde araçlardan etkin faydalanıyor. Örneğin öğretmenimiz 2. sınıf öğrencileriyle yapay zekâ araçlarıyla çizgi film senaryosu yazıp, filme dönüştürebiliyor. Ayrıca yerli yapay zekâ araçlarının geliştirilmesi amacıyla çalışmalarımız başladı.
43 BİN 500 ÖZEL YETENEKLİ ÖĞRENCİ: Özel eğitim alanında yapay zekâ araçlarının dünyadaki kullanımı daha farklı. Öğrenme güçlüğü çeken öğrencilere özel içerikler sunmak, bireyselleştirilmiş eğitim planı oluşturmak gibi avantajlar sunuyor. Cumhurbaşkanlığı Ulusal Yapay Zeka Stratejisi’nde belirlenen hedeflere ulaşmak da bizim için çok önemli. İlk etapta ortaokul düzeyi için ‘derin öğrenme’, ‘yapay sinir ağları’, ‘makine öğrenmesi’ gibi alt öğrenme alanlarına yönelik etkinlik tabanlı yapay zekâ uygulamaları atölye programı geliştirdik. Özel yetenekli bireyler için 107 yapay zekâ atölyesi hizmet veriyor. 2024 yılı içinde 39 yeni yapay zekâ atölyesinin kurulumunu tamamladık. Şu anda atölyelerde 43 bin 500 özel yetenekli öğrenci bulunuyor.

MEKANDAN BAĞIMSIZ: MEBİ Bireysel Öğrenme Platformu, gerek bilgisayardan gerek mobil cihazlardan erişilebilir şekilde tasarlandı. ‘Her yerde, her zaman öğren’ mottosuyla, öğrencilerimizin yapay zekâ destekli imkânlardan yararlanarak zamandan ve mekândan bağımsız şekilde sınavlara hazırlanmasını, derslerini pekiştirmesini sağlıyoruz. Bugüne kadar platforma 523 bin 391’e yakın öğrenci giriş yaptı. Platformda 14 milyon 180 bin 323 soru çözüldü.
BİZE ÖZGÜ MODEL: Türkçe Büyük Dil Modeli’ne dayalı bir yapay zekâ aracı geliştirme hazırlığımızı başlattık. Çalışmalar, dilimize özgü içeriklerin, modellerin geliştirilmesine önemli katkılar verecek.
DİL EĞİTİMİNDE VAR: Dil öğrenimi konusunda dünyadaki yapay zekâ araştırmalarını yakından takip ediyoruz. ‘DİLİM’ isimli yapay zekâ destekli dil öğrenim uygulaması tasarladık. Platformu kısa süre içinde tüm öğrenci, öğretmen ve dil öğrenmek isteyenlere sunacağız.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye’den toplam 282 okul ve 9 bin 466 öğrenci yer aldığı TIMSS 2023’te Türkiye’nin tüm sıralamalarda yeri yükseldi.
Sonuçlara göre, Türkiye’nin matematik ve fen bilimleri alanında 4 ve 8. sınıf üst ve ileri yeterlik düzeyine sahip öğrenci oranları da arttı.
Rapora göre, Türkiye’nin 4. sınıf düzeyinde fen bilimleri ortalama performansı TIMSS 2011 döngüsünden itibaren artış gösterdi. TIMSS 2023 ortalama fen bilimleri puanı, TIMSS 2019’a göre 44 puan arttı.

İLK 5’TE
Bu artışla Türkiye, 494 olan uluslararası fen bilimleri ortalamasını geçerek puanı en yüksek olan ilk 5 ülke arasına girdi. Buna göre TIMSS 2023 uygulamasında Türkiye, 4. sınıf fen bilimleri alanında OECD üye ülkeleri arasında Güney Kore’den sonra 2. sırada yer aldı. 4. sınıf fen bilimleri alanında OECD ülkeleri arasında 2019’da 15. sırada bulunan Türkiye, TIMSS 2023’te 2. sıraya yerleşti.
Rapora göre, Türkiye’nin 8. sınıf düzeyinde ortalama fen bilimleri performansı da TIMSS 1999 döngüsünden itibaren arttı.
Türkiye, TIMSS 2023’te 8. sınıf fen bilimleri alanında 530 ortalama puanı ile 44 ülke arasında 7. sırada yer alırken, bu alanda 2019’a göre sıralamasını 8 basamak yükseltti.
Bu artış ile Türkiye, hem uluslararası fen bilimleri ortalamasını geçti hem de puanı en yüksek ilk 7 ülke arasında girdi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünyanın önde gelen süperkapasitör teknolojisi şirketlerinden Enercap Energy ile iş ortaklığı yapan Supracap Enerji, enerjinin daha güvenli, verimli ve sürdürülebilir bir şekilde depolanması için süperkapasitör depolama sistemini Türkiye’ye getirdi.
Bu kapsamda Supracap Enerji, 23 Eylül’de Aliağa ilçesi Yalı Mahallesi’nde bir firmaya ait rüzgar enerji santraline 2 megavatlık süperkapasitör enerji depolama sistemini kurdu.
Supracap Enerji, süperkapasitör enerji depolama sistemini ve testlerdeki performansını düzenlediği toplantıyla kamuoyuyla paylaştı.
Supracap Enerji Kurucu Ortağı Bihter Koçum, toplantıdaki konuşmasında, enerji depolama alanında Türkiye’de olmayan süperkapasitör teknolojisini geliştirip üretme hedefiyle yola çıktıklarını söyledi.
Depolama teknolojilerinin geliştirilmesinin rekabetçi piyasa oluşturulması açısından kritik rolü bulunduğunu belirten Koçum, “Ülkemizin küresel enerji merkezi olma misyonunda biz de varız. Enerji depolamada Türkiye’de daha önce olmayan süperkapasitör teknolojisini ülkemize getirdik, Aliağa’da deniyoruz. Ülkemiz bu alanda güçlü bir potansiyele sahip. Biz de Supracap Enerji olarak bu güçlü potansiyele önemli katkıda bulunmak istiyoruz.” dedi.
Yerli süperkapasitör teknolojisine 90 milyon dolar yatırım
Koçum, Türkiye’nin ilk süperkapasitör batarya tesisinin inşasına, gelecek yılın sonlarında ise hücre üretimi dahil 1500 megavat kapasite hedefiyle seri üretime başlayacaklarını dile getirdi.
Sektördeki fırsatları değerlendirerek 3 yıla kadar 5 bin megavat üretim kapasitesine ulaşmaya çalışacaklarını anlatan Koçum, şunları kaydetti:
“2028 yılına kadar 90 milyon dolar yatırım yapmayı planlıyoruz. İlk olarak yenilenebilir enerji kaynaklarında şebeke ölçekli enerji depolama bataryaları üretimine başlayacağız. Sadece bir üretim tesisi kurmakla yetinmeyeceğiz. AR-GE merkezi de kurarak mevcut teknolojilerin geliştirilmesine ve yeni ürünlerin araştırılmasına ağırlık vereceğiz. Ülkemizde başarılı olmak ve kendimizi ispat etmek istiyoruz. 2027 yılında ‘Made in Türkiye’ etiketli süperkapasitör bataryalarımızı ihraç etmeyi hedefliyoruz.”
“Sınırları olmayan batarya”
Supracap Enerji Kurucu Ortağı Hikmet İp ise Türkiye’de enerji ekosistemine sunacakları süperkapasitör bataryaları “sınırları olmayan batarya” olarak nitelendirdiklerini belirtti.
Süperkapasitör bataryalarda ömür, sıcaklık ve hız sınırının ortadan kalktığını aktaran İp, şu bilgileri paylaştı:
“Süperkapasitör bataryalar kimyasal reaksiyon içermedikleri için sınırsız ömre sahip. Bu bataryaların hız sınırı neredeyse yok. Elektriği hızlıca depolayarak şebekeye verebiliyor. Bunu yaparken kapasite kaybı yaşamıyor, ısınma ve soğuma oluşmadığından enerji kaybı yaşanmıyor. Aşırı ısınma, yanma veya patlama riski taşımıyor. Yüksek ve düşük sıcaklıklarda sorunsuz çalışabiliyor. Aliağa’daki rüzgar enerjisi santraline entegre ettiğimiz sistemle batarya teknolojisini iki ay boyunca test ettik. Süperkapasitör batarya sistemimiz tesiste kusursuz çalıştı.”
Enercap Energy Pazarlama Direktörü Bilal Sheikh de Supracap Enerji ile inovasyon odaklı ortaklığı ileriye taşıyarak batarya ekosisteminin geleceğini birlikte şekillendirmeye kararlı olduklarını kaydetti.
Bakan Yardımcısı Tancan da katıldı
Toplantıya katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan da RES ve GES’lerde koşullara bağlı üretim dengesizliği bulunduğunu, bunun şebekede olumsuzluklara neden olabildiğini söyledi.
Depolama sistemlerinin şebekedeki dengesizliği azalttığına değinen Tancan, “Depolamayla ilgili birçok teknoloji var. Süperkapasitör teknolojisiyle ilgili bir şirketin depolama kabiliyetine yönelik sunumlarını dinledik. Önümüzdeki yıllarda değişik teknolojilere sahip depolama tesislerinin hızla artmasını bekliyoruz ve bunun gerekli olduğunu belirtmek istiyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sektörün öncü firmalarının oluşturduğu fiber altyapılardan sadece söz konusu firmaların abonelerin kullanması ise sorunlar yaşanmasına neden oluyor.
BAKANLIK ADIM ATTI
Ekim ayında yaptığı açıklamada fiber altyapının yetersizliğinden bahseden Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
ALTYAPILAR TEK BİR ŞİRKET ÇATISINDA BİRLEŞTİRİLECEK
Reuters’ın haberine göre hükümetin firma ayrımı yapmadan tüm operatörlerin altyapılarını tek bir şirket altında birleştirmeyi planladığı belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Demiröz, Eskişehir Ticaret Odası Vehbi Koç Kongre Merkezi’nde partisinin Odunpazarı 6. Olağan İlçe Kongresi’nde yaptığı konuşmada, AK Parti’nin yüzde 95’e yakını tamamlanan ilçe kongreleriyle yenilenmeye, tazelenmeye devam ettiğini söyledi.
İl kongrelerinin de başladığını belirten Demiröz, “Kongre sürecimiz gayet sağlıklı şekilde ilerliyor. İnşallah yakın zamanda 920 ilçe kongremizi tamamladıktan sonra büyük kongremizi de Cumhurbaşkanı’mızın takdiriyle takvime göre ramazandan önce veya Ramazan Bayramı’ndan sonra inşallah tamamlayıp AK Parti olarak bu ülkeyi nice yıllar yönetmeye devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Demiröz, milletin kurduğu bir dava, hizmet partisi olan AK Parti’nin alternatifinin bulunmadığını dile getirdi.
Son yerel seçim sonuçlarını hatırlatan Demiröz, “Muhalefet, belediye başkanlıklarından bir kısmını almış olabilir. Hepsini görüyorsunuz, izliyorsunuz. Allah aşkına bir tane projeleri yok. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Eskişehir’de yok. Biz bu ülkeyi, bu kadar güzel insanı, 85 milyonu bunların sadece heykel sevdası veya konser sevdasıyla baş başa bırakamayız.” diye konuştu.
Demiröz, Türkiye’nin onlarca yıldır Avrupa Birliği’nin kapısında bekletildiğini belirterek şöyle devam etti:
“Niye almazsınız? Almazlar çünkü bizim kültürümüz farklı. Biz bu nedenle içeride sağlam duracağız, içeriyi tahkim edeceğiz ama yok ki öyle muhalefet partileri. Beraber milletvekili olduğumuz Özgür Özel Bey, genel başkan oldu. Ümitlendik, bazı söylemleri oldu. İki adım ötede, gittiği yerden ertesi gün ‘U’ dönüşü yaparak konuşuyor. Allah aşkına biraz dik dur, söylediğinin arkasında dur. Öyle bir parti var karşımızda, sözüm ona en büyük muhalefet partisi. Liderinin kim olduğunu sorsam herkes başka isim verecek.”
Vedat Demiröz, Türkiye’nin 40 yıldır terör belasıyla uğraştığını ifade etti.
Kendisinin de Kürt olduğunu belirten Demiröz, “Ben Bitlisliyim. 3 dönem Bitlis milletvekilliği yaptım. Bir dönem de İstanbul milletvekilliği yaptım. Bana bugüne kadar ‘Sen Kürt’sün’ diye ‘Şunu olamazsın, şuraya gidemezsin, vekil olamazsın’ mı dediler? Kime denilmiş bu ülkede? AK Parti, hizmet partisi. Batıya ne yaptıysak doğuya da yaptık, güneye ne yaptıysak kuzeye de onu yaptık. Bugün gelin bakın, Van, Diyarbakır, Erzurum… Allah aşkına Eskişehir’den ne farkı var?” dedi.
Kongrede, AK Parti Eskişehir milletvekilleri Fatih Dönmez, Ayşen Gürcan ve Nebi Hatipoğlu, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu Üyesi Ali Demirel, Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak ve tek listeyle gidilen seçimde yeniden İlçe Başkanlığına getirilen Engin Vural da katılımcılara hitap etti.
Programa, AK Parti BursaMilletvekiliAyhan Salman, Genel Merkez Koordinatörü Yasir Çelik, ilçe belediye başkanları, ilçe teşkilat başkanları ile partililer katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bir vakıf üniversitesinde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Başar Cander ve Doç. Dr. Bahadır Taşlıdere, Roma’da bu yıl 10’uncusu yapılan kongrede, “Acil Serviste Akciğer Ödemi Olan Hastalarda Diüretik Tedavi Yanıtının Ters-FALLS Protokolü Kullanılarak Değerlendirilmesi” başlıklı çalışmayla öne çıktı.
Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Cander, her iki dalda Türkiye’ye ödül verilmesinin tıp alanında dünyaya öncü rolünü göstermesi açısından önemi oluğunu söyledi.
Tüm gelişmiş ülkeler arasında bu bilimsel çalışmaların ödül almasının Türkiye’nin acil tıpta dünyada lider rolünü perçinlediğini ifade eden Cander, “Birçok branştan farklı olarak Türkiye’de Acil tıp hizmetlerinin dünyada bulunduğu konum birçok ülkeye örnek olacak durumda. Bir taraftan her gün afet düzeyinde hasta bakarken, bir taraftan da dünya acil tıbbına katkı sunacak çalışmaların yapılması ve bunların ödül alması büyük fedakarlıkla birlikte önemli bir tecrübeyi yansıtıyor.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, La Nina dönemine girildiğini belirtip, sert bir kış yaşanacağını söyledi. Prof. Dr. Yaşar, “Son 50-60 yılın son soğuk zamanlarından biri olacağını düşünüyorum. Verilere göre öyle gözüküyor” dedi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü, hava sıcaklıklarının cumartesi gününden itibaren batı kesimlerden başlayarak yurt genelinde 10 ila 15 derece, Karadeniz Bölgesi’nde yer yer 18 derece azalarak mevsim normalleri altına ineceğini duyurdu. Beklenen soğuk hava dalgası, hafta boyunca etkili oldu. TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu.
‘İNANILMAZ BİR SOĞUK VAR’
Bu sene sert kışın erken geldiğini belirten Prof. Dr. Doğan Yaşar, “Kış bu yıl oldukça erken geldi. Özellikle İzmir’de bugün itibarıyla havalar oldukça soğuk. İzmir’in kasım ayı sıcaklığı ortalama 14 derece. Bugünlerde 7,5- 8 derecelere kadar düştü. İnanılmaz bir soğuk var. Bütün Türkiye çok soğuk. Tüm Türkiye’ye kar çok erken geldi. Ankara ve Van gibi çok erken kar yağdı. Bu sürpriz değil. Bu yıl kışın sert geçeceğini ABD’nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) açıkladı. 2024 yılının başından itibaren mayıs dışındaki bütün aylar, ortalamanın üzerine geçti” dedi.
‘DOĞA, MUTLAKA KENDİNİ DENGELER’
Prof. Dr. Yaşar, “Doğa kendini dengeliyor. Eğer çok sıcak bir dönemden geçtiysek, onun arkasından soğuk bir dönem gelir ya da tam tersi. Doğa, mutlaka kendini dengeler. Sıcaklık veya soğuk hava alıp başını gidemez. 2020’den sonra 2021 ve 2022’de çok nadir görülen bir olay oldu. 3 yıl boyunca çok kurak geçti. 2020’de yüzde 12, 2021’de yüzde 9 ve 2022’de yüzde 12 eksik yağış yağdı. Bütün barajlarımız boşaldı. Barajlarımız halen daha dolmadı. Ardından Süper El Nino patladı. Doğa, o 3 yıllık açığı Süper El Nino ile kapatmaya çalıştı. Dubai’de, Sahra’da, Brezilya’da, Avrupa’da seller oldu” diye konuştu.
‘YAĞIŞLI BİR YIL GEÇİRECEĞİMİZE İNANIYORUM’
La Nina’yla soğukların etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Yaşar, “Son 50-60 yılın son soğuk zamanlarından biri olacağını düşünüyorum. Verilere göre öyle gözüküyor. Öte yandan barajlarımız çok boşaldı. Bugün Tahtalı Barajı yüzde 11’lere düştü. Ciddi bir düşüş. Bu soğumanın ardından şubattan sonra tekrar yağışların normale döneceğine inanıyorum. Sonrasında şahane yağışlı bir yıl geçireceğimize inanıyorum. Şu an kar yağışı var. Bu da çok güzel. Bizi rahatsız ediyor ama en azından yer altındaki suyu besleyecek” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Etkinlik kapsamında Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Manisa ve Kütahya illerinde ikamet eden Türk ve Alman vatandaşları ile bu kişilerin ailelerine 3 gün danışmanlık hizmeti verilecek.
Programın açılış konuşmasını yapan SGK Balıkesir İl Müdürü Şeref Karaca, Balıkesir’de ilk kez düzenlenen danışma günlerine ev sahipliği yapmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Almanya Emeklilik Sigortası Kurumu Heyeti Başkanı Monica Brich ise 60 yıldır Balıkesir ve çevresinden Almanya’ya vatandaşların çalışmak için geldiğini söyledi.
Brich, danışmanlık hizmeti vermek için Türkiye’de olduklarını ifade ederek, “Almanya’ya çalışmaya gelen insanlar için biz buradayız. Biz buradayız çünkü geride kalanlar ve sigortalılarımızı, hak sahiplerini müştereken bilgi ve beraber danışmanlık hizmeti vermeye geldik. Maluliyet aylıkları, ölüm aylıkları, yetim aylıkları yönünden geride kalanlara haklarını almaları için danışma hizmeti vermek için buradayız. Gördüğümüz üzere randevularımız dolu. Elbette randevusuz gelenlere de danışma hizmeti vereceğiz. Eminin bu danışma günleri başarılı olacaktır.” dedi.
SGK Yurtdışı İşlemleri Daire Başkanı Ramazan Elma da Türkiye ile Almanya arasında sosyal güvenlik alanında 60 yıllık işbirliğinin olduğunu anlattı.
Türk ve Alman irtibat kurumlarının müşterek sigortalılara etkin ve kaliteli hizmet sunmak amacıyla 20 yıldır Türkiye-Almanya Danışma Güneri düzenlediğini kaydeden Elma, şöyle konuştu:
“Türkiye-Almanya Danışma Günleri iki ülke sigortalıları ve hak sahiplerini sosyal güvenlik hakları konusunda bilgilendirmek ve sorunlarına çözüm bulmak amacıyla SGK ile Alman Emeklilik Kurumu tarafından ortaklaşa düzenlenmektedir. Bu etkinliklerde iki ülkenin uzmanları tarafından danışmanlık hizmeti sunulmaktadır. Bu amaçla uzmanlarımız Bursa, Çanakkale, Manisa ve Kütahya’daki çalışanlarımız ve hak sahiplerine 19, 20 ve 21 Kasım tarihlerinde 3 gün boyunca hizmet vereceklerdir. Bugüne kadar iki ülkede toplamda 70 defa gerçekleştirdiğimiz Türkiye-Almanya Danışma Günleri’nde 47 bin 570 vatandaşımıza ücretsiz danışma hizmeti sunulmuştur.”
SGK Çanakkale İl Müdürü Hilmi Ercan ve SGK personelinin katıldığı açılış programı, günün anısına fotoğraf çektirilmesiyle sona erdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Afet Müdahale Planı (TAMP) çerçevesinde Tekirdağ’da 500 personelin katılımıyla deprem tatbikatı düzenlendi.
AFAD İl Müdürlüğü koordinesinde TAMP kapsamında Tekirdağ’da 500 personelin katılımıyla deprem tatbikatı gerçekleştirildi. AFAD eğitim parkurundaki tatbikata Vali Recep Soytürk, Garnizon Komutanı TuğgeneralAhmet Uğurlu, İl Jandarma Komutanı Albay Ahmet Çetin, İl Emniyet Müdürü Ahmet Metin Turanlı, Tekirdağ AFAD Müdürü Taha Yasin Çekiç ve arama kurtarma ekipleri katıldı.
Senaryoya göre Tekirdağ’ın Şarköy ilçesinde 6.2 büyüklüğünde meydana gelen depremin ardından sirenler çaldı ve ekipler hızla harekete geçti. Enkaz alanında yapılan tatbikatta yaralılar kurtarılmaya başlandı. Arama kurtarma ekipleri, ‘Sesimi duyan var mı?’ diyerek enkazda ses kontrolü yaptı ve beton kırıcı cihazlar kullanarak enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalıştı. Sağlık ekipleri ise enkaz altındaki yaralılarla ilgilenerek onlara serum bağladı ve moral desteği sağladı. Betonun kırılmasıyla birlikte yaralılar sıkıştıkları yerden çıkarıldı ve sağlık ekiplerine teslim edildi. Yaralılar müdahalenin ardından ambulanslarla hastanelere sevk edildi. Yaklaşık 1 saat süren tatbikat, katılımcı ekiplerin yoğun çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. Enkaz başında ter döken ekipler, tatbikat sonunda izleyicilerden alkış aldı.
‘BAŞARILI BİR TATBİKAT GERÇEKLEŞTİRDİK
Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, 6.2 büyüklüğünde bir depreme karşı tatbikat programı yaptıklarını belirterek, “Sabah 09.00’dan beri bütün yetkili arkadaşlarımızla beraber hangi tedbirleri aldık? Kim ne yapacak? Olay sırasında, olay sonrasında barınmadır, iaşedir, enerjidir, iletişimdir her alanda bütün yaptığımız planları tek tek gözden geçirdik. Burada da gördüğünüz gibi her kurumdan, belediyelerden, sivil toplam örgütlerinden, doğal olarak AFAD’ın kendi personeli yaptıkları işlerle ilgili çadırlar, sunumlar yapıyorlar. Onları tek tek inceledik ve planlarımızı daha güncel hale getirme, bir arada çalışmayı sık sık hale getirerek deprem anında kolaylık sağlamayı planlıyoruz. O yüzden bugün başarılı bir tatbikat oldu diye düşünüyorum” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dr. Kadir TopbaşKültür Sanat Merkezi’ndeki sergi açılışında, “Fotoğrafın Renkli Yüzü” Güler Ertan, “Objektifin Bilgesi” Ozan Sağdıç ve “Fotoğrafın Sessiz Şairi” İbrahim Zaman başlıklarıyla, sanatçıların evlerindeki en doğal hallerini konu alan belgesel gösterimi yapıldı.
Esenler Belediyesinin destekleriyle gerçekleştirilen ve 41 fotoğrafın yer aldığı serginin açılışına, üç usta sanatçının yanı sıra çok sayıda sanatsever katıldı.
“Belki hayatım boyunca yaşayamayacağım anlar oldu”
Kalaycı, AA muhabirine, Türkiye’nin fotoğraf tarihine ışık tutan Prof. Dr. Güler Ertan, İbrahim Zaman, Ozan Sağdıç’ın hayatlarını, fotoğrafa olan tutkularını, eşleriyle olan iletişimlerini, aşklarını, sevgilerini ve şiirlerini fotoğraflara yansıtmaya çalıştığını söyledi.
Kalaycı, projenin farklı bir çalışma olduğuna işaret ederek, “Bugüne kadar hep hocalarımızın yaptığı çalışmalar sergileniyordu. Ben onların o deklanşörün arkasında kalan tutkularını fotoğraflarımda yansıtmaya çalıştım. Aynı zamanda belgesel çalışmasını kısa röportajlar halinde hazırladım. Belgeseli hazırlarken inanılmaz mutlu oldum. İnanılmaz tecrübeler yaşadım. Belki hayatım boyunca yaşayamayacağım anlar oldu.” dedi.
Fotoğraflarda insan hikayeleri anlatmayı sevdiğini belirten Kalaycı, “Hocalarımın da söyleşilerine katıldığımda onların hayatlarını merak ettim. Nasıl yaşadılar? Nasıl bu noktaya geldiler? Nasıl bu kadar iyi pozisyonlarda olabildiler? Nasıl Türkiye tarihine fotoğraf alanında ışık tutabildiler? Bunu merak ettiğim için araştırmalara başladım. Sonra ilk Güler hocamla başladım. Sonra İbrahim Hocamı ve Oğuz Hocamı çektim.” diye konuştu.
Ozan Sağdıç ile proje başındaki diyaloglarını aktaran Kalaycı, şunları kaydetti:
“Projemizden bahsettiğimde, ‘ben Ankara’da oturuyorum gelebilir misin’ dedi. Ben de ona ‘hocam siz Van’da da olsanız, ben sizi çekerim’ dedim. Birlikte çok keyifli, çok güzel anlar yaşadık. Aynı zamanda hocaların eşlerini de çektiğim için inanılmaz derecede farklı ve güzel bir çalışma oldu. Tamamen günlük akış içerisinde yemek yemelerinden, Güler Hoca’nın kendi kıyafetlerini kendi tasarlayıp dikmesinden, İbrahim Hoca’nın o heyecanından, evdeki rutininden, yine aynı şekilde Ozan Hocamız eşiyle, çocuğuyla olan ilişkisini fotoğraf karelerine yansıtmaya çalıştım.”
“Bu sürprizi çok beğendim”
Ozan Sağdıç da sergi için Ankara’dan geldiğini dile getirerek, “Sergiyi herkes gibi ben de ilk defa görüyorum. Deniz Hanım’ın bir süre önce gelip Ankara’da tespit ettiği hayatımla ilgili fotoğraflar var burada. Benim için de sürpriz oldu. Bu sürprizi çok beğendim. Gayet güzel fotoğraflar var. Kendisini tebrik ediyorum. Benim için de çok değerli şey oldu.” ifadelerini kullandı.
Sergiyi ziyaret edenlerin, hakkında fikir sahibi olacağını aktaran Sağdıç, şöyle devam etti:
“‘Duayenler’ diye bir laf vardır. Uydurulmuş o laf. Çünkü duayen bir tek kişiye denir. Yani bir mesleğin en büyüğüne denir. Şu anda yaş bakımından ve müktesebat bakımından ben gerçek bir duayenim Türkiye’de. Çünkü yaşım 90. 70 yıllık bir fotoğraf tecrübem var. Cumhuriyet’in 101. yılında böyle bir manzara arz ediyoruz. Görenlere, bakanlara, seyredenlere mutluluklar diliyorum. Güzel bir sergi olmuş.”
“Sevgi olduğu zaman her şey bir bütün olarak ortaya çıkar”
Güler Ertan ise Deniz Kalaycı’nın sergiyle sanat dilini ortaya koyduğunu söyleyerek, “Sevgi olduğu zaman her şey bir bütün olarak ortaya çıkar. Deniz Hanım’ı 15 senedir tanırım. Fotoğraf sanatını nereden nereye getirdiğini, bunun da sevgiyle olduğunu, her işi sevgiyle yaptığına inanıyorum. Kendini canı gönülden kutluyorum.” şeklinde konuştu.
İbrahim Zaman da fotoğrafın, dijital sanatın ve yapay zekanın gelişimini anlatarak, fotoğrafın sadece sanat olmadığını bir araya gelmenin de önem kazandığını dile getirdi.
“Görsel Şahitler: Zamanı Durduran Ustalar” sergisi, 28 Kasım’a kadar görülebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ANADOLU PARSI NEDİR?
Anadolu parsı, Panthera pardus tulliana, Türkiye’nin nadir ve korunmaya ihtiyaç duyan bir yırtıcı hayvan türüdür. Bu alt tür, leopar ailesinin bir üyesidir ve Asya’nın batı bölgelerine özgüdür. Anadolu parsı, özellikle Türkiye’nin güneydoğusunda, Toros Dağları gibi dağlık ve ormanlık alanlarda yaşar.

ANADOLU PARSI TÜRKİYE’DE VAR MI?
Anadolu parsı Türkiye’de var, ancak sayıları oldukça azalmıştır. Tür, özellikle Toros Dağları ve çevresindeki dağlık alanlarda yaşar. Türkiye’de bu türün korunması için çeşitli biyolojik ve çevresel koruma projeleri bulunuyor. Ancak, sayılarının az olması ve yaşam alanlarının daralması nedeniyle Anadolu parsı, tehlike altındaki bir tür olarak kabul edilmekte ve koruma altına alınmıştır.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Anadolu parsının bugüne kadar kaydedilen en net görüntülerinden birisinin fotokapanlara yakalandığını bildirdi. Yumaklı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Tüm ihtişamıyla, bugüne kadar kaydedilen en net görüntülerinden biriyle, ormanlarımızın gizli kahramanı Anadolu parsı. Tüm imkanlarımızla bu kıymetli hazinemizi korumaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Tarım ve Orman BakanlığıAnadolu ParsıHayvanlarTürkiye
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SİVAS’ta bağlama ustası ve halk ozanı Şentürk İyidoğan’ın (55) ürettiği sazlar, dünyanın birçok yerinde kullanılıyor. İyidoğan, çocukken yıldırım çarpması sonucu yaşadığı dil tutukluğunun ardından ailesi tarafından sazla tanıştırıldığını belirterek, “Hıdır isimli komşumuz bana saz yapmanın tarifini verdi. İlk sazımı o zaman yaptım. Sonra hayatım saz yapmakla geçti. Bu zamana kadar yaptığım saz sayısı yaklaşık 11 bini geçti. Türkiye’nin her yerine, hatta dünyanın birçok yerine bu sazlardan gönderdim” dedi.
Halk ozanı Şentürk İyidoğan, Sivas’ta 4 Eylül Sanayi Sitesi içerisinde bulunan atölyesinde bağlama üretimi yapıyor. 2,5 yaşındayken yaşadığı Zara ilçesine bağlı Beypınar köyünde yıldırım çarpması sonucu dil tutukluğu yaşayan, İyidoğan, bağlama eşliğinde seslendirdiği türkülerle yeniden konuşmaya başladı. 5 yaşındayken bir komşusunun kendisine saz yapmasını tarif etmesiyle bağlama üretimine ilgi duyan ve bunu geliştiren İyidoğan, köyde amatör olarak bağlama üretimi yaptıktan sonra 1993 yılında bir atölyeye ortak olarak, üretimini devam ettirdi. Bulduğu uygun ağaçları oyarak, bağlamaya dönüştüren ve meslekte kendini geliştirerek, kişiye ve sanatçıya göre özel ürün üreten İyidoğan, bugüne kadar 11 binden fazla bağlama üretti. İyidoğan’ın ürettiği sipariş üzeri satılan bağlamalar, Türkiye’nin yanı sıra başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde de kullanılıyor.
‘HAYATIM SAZ YAPMAKLA GEÇTİ’
Mesleğini çok sevdiğini ve ömrü yettiği sürece de üretime devam edeceğini belirten Şentürk İyidoğan, “Ben 2,5 yaşındayken yıldırım çarpması sonucu dil tutukluğu oluştu. Ben o anları hatırlıyorum. Babam beni çok severdi ve gezdirirdi. Dilim açılsın diye çok uğraştı. Dilim bir türlü açılmadı. Ben 5-6 yaşındayken Muhlis Akarsu bize gelirdi ve bana türkü söyletirdi. O zaman türküye eşlik ettiğimde dilim normale döndüğü için babam bana saz aldı. Ben küçükken köyde komşumuz ‘Hıdır Amca’ diye biri vardı. Hayatı boyunca saz yapmaya çalışmıştı ama yapamamıştı. Onun yanına gittim ve ‘Saz nasıl çalınıyor’ diye sordum. O da yatağından kalkıp sazın akordunu yaptı ve bana ‘Saz çalmayı ne yapacaksın, saz yapsana’ dedi. Bana saz yapmanın tarifini söyledi. Ondan sonra hayatım saz yapmakla geçti. Profesyonel olarak değil ama kendi köyümde uygun bulduğumuz ağacı oyarak saz yapardık. 1993 yılında atölyeye ortak oldum. Daha sonra ise tamamını aldım. Toplamda 50 yıla yakındır bu işle uğraşıyorum” dedi.
‘YAPTIĞIM SAZ SAYISI 11 BİNİ GEÇTİ’
Şimdiye kadar ürettiği el yapımı bağlama sayısının 11 bini geçtiğini ifade eden İyidoğan, “Bazen kendi kendime hesaplıyorum. Bu zamana kadar yaptığım saz sayısı 11 bini geçti. Askere kadar, köyde yaptıklarım, Zara ilçesine geldikten sonra aylık 15-20 tane yapıyordum. Sivas merkeze gelince de belli bir zamandan sonra seri imalat yapmaya başladım. 2004’e kadar aylık 100 tane yapıyorduk. Sonrasında biraz daha rakamlar düştü” diye konuştu.
‘KİŞİYE ÖZEL SAZ YAPIYORUZ’
Bugüne kadar ürettikleri sazlardan bozulan ya da geri dönen olmadığını ifade eden İyidoğan, “Sazlarımıza garanti veriyorduk ve bu zamana kadar hiçbiri geri dönmedi. Bugüne kadar da ürettiklerimizden hiçbiri bozulmamıştır. Her sazı, herkese vermiyoruz. Kişiye özel saz yapıyoruz. Türkiye’de satılan bağlamaların yüzde 90’ı yanlış ve sese göre üretilmediği için belirli sıkıntılar yaşanıyor. Ben mümkün olduğu kadar, bize gelen arkadaşların seslerine ve tonlamalarına bakarak, sesine göre saz yapıyorum. Ayrıca hiç yapıştırıcı kullanmadan saz yapan tek ustayım. Türkiye’nin her yerine, hatta dünyanın birçok yerine bu sazlardan gönderdim. Yurt dışına, yurt içine, her yere gönderiyorum” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TUSAŞ’tan yapılan açıklamaya göre, üretilen ilk HÜRJET jet eğitim uçağı, ilk uçuşunu 25 Nisan 2023 yılında yaptı. HÜRJET, bugüne kadar 140’ın üzerinde test faaliyetini geride bıraktı.
İlk prototipinde 45 bin feet irtifanın üzerine çıkan ve ses hızını aşan HÜRJET’in ikinci prototipi gökyüzüyle buluştu. Bugün havalanan HÜRJET’in ikinci prototipi 26 dakika havada kalarak çeşitli manevra testlerini gerçekleştirdi. 200 knot süratte 10 bin feet irtifaya ilk uçuş başarıyla tamamlandı.
23 Ekim’de TUSAŞ’a yönelik terör saldırısında, 4’ü TUSAŞ personeli, 1’i taksi şoförü olmak üzere 5 kişi şehit olmuştu. Saldırının akabinde “daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz” sözleri slogana dönüştü. Terör saldırısından 20 gün sonra, HÜRJET’in ikinci prototipi mavi gökyüzü ile buluştu. İkinci prototipte, terör saldırısında şehit olan Zahide Güçlü Ekici, Hasan Hüseyin Canbaz, Atakan Şahin Erdoğan, Cengiz Coşkun ve Murat Arslan’ın isimleri yer aldı.
İlk teslimatın 2026’da gerçekleştirilmesi planlanıyor
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) koordinesinde, Hava Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacını karşılamak amacıyla 2017 yılında başlatılan proje kapsamında TUSAŞ tarafından milli imkanlarla üretilen HÜRJET jet eğitim uçağı; tek motorlu, tandem ve modern aviyonik kokpite sahip. Üstün performans özelliklerini kullanarak kritik rol oynamak üzere tasarlanan HÜRJET için seri üretim çalışmaları devam ediyor. İlk teslimatının 2026 yılında gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, projenin sağlam adımlarla ilerlediğini belirterek, TUSAŞ’ın gökyüzünde başarılarına devam ettiğini ifade etti.
HÜRJET jet eğitim uçağının ikinci prototipinin gerçekleştirdiği ilk uçuşu başarıyla tamamlamasından dolayı çok büyük gurur duyduklarını aktaran Demiroğlu, “Gök vatanımızdaki uçaklarımızın sayısı artacak. HÜRJET’in de olgunlaştırma aşamalarının tamamlanmasının ardından teslimatları başlayacak. Ülkemiz için daha güçlü yarınlara kanat açıyoruz. Bu yüzden daha çok çalışacağız ve daha çok üreteceğiz.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Devlet Bahçeli’nin mesajından öne çıkan başlıklar:
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete irtihalinin 86’ıncı yıldönümünde saygıyla anıyoruz. Aziz Atatürk fani bir insandır, ömrü hem sayılı hem de sınırlıdır.
Fakat geride bıraktığı muhteşem eserleri, muazzam emanetleri, müstesna hizmetleri, muhterem mücadeleleri maşeri vicdanda, milli hafızada ebediyen varlık hükmünü koruyacaktır.
“Bir arada ve bağımsız olarak yaşama azim ve iradesi kırılmadıkça bir milletin asla yok edilemeyeceğini” herkese ispat ederek mazlum milletlerin istiklal mücadelelerine örnek olan Atatürk’ü yüzyılın dehası yapan özelliklerinin başında, “kuvvetli öngörüsü” gelmektedir.
Atatürk, Türk milletinin varlığına kast eden her türlü açık veya kapalı zalim tertibe gecikmeksizin müdahale etmiş, müteakiben milli uyanışı tetikleyerek kurtuluşun meşalesini körüklemiştir.
Her alanda bağımsız olmayı esas alan, milli menfaatlerden taviz vermeyen, baskıya ve esarete karşı geri adım atmayan bir politika izlemiş, tüm dünyanın Türkiye’ye gıptayla bakmasına neden olmuştur.
“O, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hükmü, kurucu haysiyetidir”
O, Türk milletinin tarihi ve milli ortak değeridir. O, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hükmü, kurucu haysiyetidir. Atatürk’ün özellikle Milli Mücadele yıllarındaki askeri ve siyasi liderliği, ömrü boyunca maruz kaldığı olaylar ve yaşanan zorlu dönemler her Türk vatandaşı tarafından çok iyi öğrenilmeli ve aynı şekilde ibret alınmalıdır.
Çünkü Aziz Atatürk’ün de dediği gibi, Türk milletinin; “Şahsi menfaatlerini düşmanların siyasi emelleriyle birleştirebilecek gafillerin ihanetleriyle” her zaman karşılaşması mümkündür.
Atatürk; bir yandan Türk milletinin kendine olan güveniyle var oluş kararlılığını güçlendirirken; diğer yandan da her türlü iç ve dış musibetle başa çıkacak dirayet ve direnci azami düzeyde göstermiştir.
Bu nedenle; “Türk milletinin gurur duyduğu, feyiz aldığı değerleri yıpratarak güven duygusunu yok etmek isteyenlerin” yakın hedeflerinden birisi de Atatürk olmuştur.
“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Türk nesilleri her daim saygıyla hatırlayacaktır”
Selanik’teki pembe boyalı evin ikinci katındaki ocaklı odada doğan, 57 yıllık hayata devasa bir tarihi sığdırıp İstanbul Dolmabahçe’de rahmeti rahmana kavuşan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Türk nesilleri her daim saygıyla hatırlayacaktır.
10 Kasım esasen bir matem günü değil, Aziz Atatürk’ü idrak vesilesi, düşüncelerini ifade vetiresi, eserlerini muhasebe veçhesi, Cumhuriyet’i öncesi ve sonrasıyla kavrama vefasıdır.
Bizatihi dile getirdiği şu sözleri paha biçilemez değerdedir: Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
Türklüğün medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyetinin, bundan sonraki inkişafı ile istikbalin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacağından şüphe duymuyordu. Devamında aynen dediği şuydu: Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, dileğim şudur: Beni hatırlayınız.
Elbette her zaman hatırlayacağız, her ortamda hatırlatacağız, bu azimkar iradeden hiç de vazgeçmeyeceğiz.
Milli Mücadele’nin Lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 86’ıncı yıl dönümünde kemali hürmet ve sonsuz rahmetle anıyorum.
“Türk milleti hiçbir güç karşısında eğilmeyecektir”
Türk milleti, dün olduğu gibi bugün de, hiçbir güç karşısında eğilmeyecek, mütecaviz dayatmalara teslim olmayacak, mukadderatının onurundan ve müstakbelinin parlak ülkülerinden taviz vermeyecektir. İnancım ve güvencem odur ki, tarih boyunca birbirine eklemlenerek devam edegelen, en zorlu dönemlerde tıpkı bir yıldırım gibi tecessüm ve tezahür eden kahramanlar kuşağının hiçbir zaman arkası kesilmeyecektir.
Aziz milletimiz sinesinden volkan ağzı gibi fışkıran kahramanlarıyla tek yürek halinde istiklalini ve milli birlik iradesini titizlikle koruyacak, işgal ve ihanet hevesinde olanları mahvı perişan edecektir.
Bu vesileyle, Kurtuluş Savaşı’nın isimli isimsiz nice kahramanına, şehitlerimize, elleri öpülesi ceddimize de Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, aziz hatıraları önünde tazimle eğiliyorum.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bartın Üniversitesi Ar-Ge proje pazarı kapanış etkinliğine, Bakan Tunç’un yanısıra TAİ Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit, AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, Bartın Valisi Nurtaç Arslan, Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun, protokol üyeleri ve öğrenciler katıldı.

‘DÜNYANIN GENÇ BEYİNLERE İHTİYACI VAR’
Kapanış etkinliğinde konuşma yapan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Dördüncü sanayi devrimiyle birlikte dijital teknolojiler, üretim süreçlerinden günlük yaşamımıza kadar neredeyse hayatın her alanında büyük bir dönüşüme sebep olmuştur. Bu dönüşüm, ülkelerin milli güvenliklerini doğrudan etkileyen bir unsur olarak hükümetleri yeni stratejiler geliştirmeye mecbur bırakmıştır. Ülkelerin bağımsızlık ve milli güvenliklerini korumaya yönelik geliştirdikleri bu stratejilerin temelinde savunma sanayi yer almaktadır. Savunma sanayi, bir ülkenin bağımsız hareket etme kabiliyetini ve ulusal çıkarlarını koruması için hayati öneme sahiptir. Dışa bağımlılığı azaltan en önemli etkendir. Günümüzde güçlü ve donanımlı bir savunma sanayi envanterine ve endüstrisine sahip olmayan bir ülkenin küresel arenada söz sahibi olması mümkün değildir. Bölgemizde ve dünyada yaşanan son gelişmeler de bize bu gerçeği çok net bir şekilde göstermektedir.

Türkiye bugün savunma sanayinde hepimizin gurur duyduğu, iftihar ettiği bir noktaya ulaşmıştır. Bu noktaya ulaşmamız, dünden bugüne kolay olmadı. Ülkemiz bu konuda geçmişte dezavantajlı bir konumdaydı. Bu dezavantaj hem terörle mücadelede hem de ulusal çıkarlarımızın gerektirdiği önemli adımları atma noktasında elimizi, ayağımızı bağlayan bir faktör olarak hep karşımıza çıkmıştır. Ülkemizi savunma sanayinde dışa bağımlı bir ülke olmaktan çıkardık. Kendi savunma sanayi teknolojisini üreten ve ihraç eden bir ülke konumuna yükselttik. Bugün Türkiye, sahip olduğu savunma sanayi kabiliyetleriyle, küresel güç dengesinde aktif rol oynayan, söz sahibi bir ülkedir. Bu bir anda gerçekleşmedi, bu bir süreçti ve bu süreçte ASELSAN, TUSAŞ, HAVELSAN ve ROKETSAN gibi önemli savunma sanayi kuruluşları kuruldu ve desteklendi. 2004 yılında Savunma Sanayii İcra Komitesi Toplantısıyla belirlenen yerlilik ve millilik politikası bu sürece çok önemli katkılar sağladı. Tüm bu gelişmeler sayesinde ülkemizin savunma sanayinde sahip olduğu yerlilik oranı yüzde 20’lerden yüzde 80’lere yükseldi. Türkiye bugün kendi savaş gemisini tasarlayıp inşa edebilen 10 ülke arasında yer alıyor. İHA / SİHA üretiminde dünya çapında aranan ülke konumunda. Ülkemizin bu konuma sahip olması elbette bir kararlılığın, bir azmin, bir iradenin eseridir. Bu kararlılığı, bu azmi, bu iradeyi gösteren, ülkemizi “Tam Bağımsız, Güçlü Türkiye” hedefine her geçen gün daha da yaklaştıran lider Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizi teknolojik atılım ve kalkınma hedeflerine ulaştırmak için 22 yılda çığır açan adımlar attık. Bu mücadelemiz bugün de aynı kararlılıkla devam etmektedir.


Bu mücadelede en çok genç beyinlerimize güveniyoruz. Gençlerimizin, üretici akıllarıyla, yenilikçi fikir ve projeleriyle bu mücadeleyi çok daha ileri noktalara taşıyacaklarına inanıyoruz. Eğitimden sağlığa, enerjiden ulaşıma kadar çok geniş bir yelpazede ülkemizin geleceği de teknoloji yolculuğu da gençlerimize emanettir. Gençlerimizin geleceğe dair hayalleri, ufukları, fikirleri ülkemizin teknolojik bağımsızlığının garantisidir. Bugün kod yazan gençlerimiz yarın o kodlarla tarih yazacaklar. Bugün roket tasarımı yapan gençlerimiz, yarın o roketlerle istikbalimizi güvence altına alacaklar, dünyaya yeniden barış getirecekler, acılara son verip, mazlum coğrafyalarda akan gözyaşlarını dindirecekler. Bugün geliştirdikleri yapay zekâ ile gelecekte ülkemizi teknoloji alanında söz sahibi yapacaklar. Teknolojiyi insanlığın huzur ve refahı için kullanacaklar. Dünyamızın, insanlığın, teknolojiyi erdemle, ahlakla, adaletle buluşturacak genç beyinlere ihtiyacı var, işte o beyinler sizlersiniz” dedi.

“TERÖR UZANTILARINA DESTEK VERMEK SUÇTUR”
TUSAŞ saldırısına değinen Bakan Tunç, Türkiye’nin teknolojide tam bağımsız bir ülke olma idealine savunma sanayi alanındaki yükselişine engel olunamayacağının altını çizerek, “Terörle mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Terörün insanımızın huzuruna güvenliğine kastetmesine kimse göz yummamalı, hangi gerekçe olursa olsun, hiç kimse şiddeti teşvik eden unsurlara uzantılarına kesinlikle sıcak bakmamalıdır. Dünyanın hiçbir hukuk devletinde terör, şiddet, şiddete teşvik olması asla kabul edilmez, sineye çekilmez, görmezden gelinemez. Bu bizim Anayasamızda da İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de, Birleşmiş Milletler Medeni Haklar Siyasi Haklar Sözleşmesi’nde de böyledir. Terörü hukuk devleti kabul etmez, terörü destekleyeni hukuk devleti kabul etmez. Demokratik bir hukuk devletinde şiddeti teşvik, şiddeti savunma, şiddet yoluyla bir yere gelmeyi demokratik hukuk devleti kabul etmez. Şiddet suçtur, şiddeti teşvik suçtur, terör uzantılarına destek vermek suçtur ve bu bütün dünyadaki demokratik ülkelerde böyledir. Şiddeti destekleyeni yargı önüne çıkarırlar ve yargı onlardan hesap sorar. Bugün de yargımızın şiddeti teşvik edenlerle teröre bulaşanlarla ilgili yaptığı soruşturmaları eleştirmek ve bu konuda yetkili olan yargı mensuplarımızı, Cumhuriyet savcılarımızı adeta tehdit eder vaziyette birtakım konuşmalar yapmak hiç kimseye yakışmaz. Eğer demokratik, hukuk devletine tarafsız ve bağımsız yargıya inanıyoruz derseniz, bunu yapmayacaksınız, o soruşturmaların sonucunu bekleyeceksiniz. O nedenle terörle mücadeledeki kararlılığımızı topyekün birlik ve beraberliğimizi koruyarak, savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Daha sonra Bartın Üniversitesi 7. Uluslararası Ar-Ge proje pazarında derece elde eden projelere ödülleri verildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YILIN ‘Türkiye Ahisi’ seçilen Hataylı fanus ve tenekecilik ustası Mustafa Gürler (78), 69 yıldır makine ve lehim kullanmadan kromdan bakliyat ve kuruyemiş küreği üretiyor.
Kahramanmaraş depremlerinde çocukları ve çok sayıda yakınını kaybeden Uzun Çarşı esnafı Mustafa Gürler, 2024 yılının hem il hem de Türkiye Ahisi seçildi. Eylül ayında Türkiye Ahisi ödülünü Milli Eğitim BakanıYusuf Tekin’den alan Gürler, 69 yıldır mesleğini aralıksız sürdürüyor. Türkiye’nin el yapımı zanaatkarlık geleneğini sürdüren ender ustalardan Mustafa Gürler, ülkenin tek el yapımı krom kuruyemiş ve bakliyat küreğini üretiyor. Gürler, modern teknolojinin yaygınlaştığı dünyada, tamamen el işçiliğine dayanan bu geleneksel zanaatı, iş yerinde yaşatmaya devam ediyor. Kromdan ürettiği kürekler, dayanıklılığı ve kalitesiyle özellikle kuruyemişçiler, bakliyatçılar ve baharatçılar tarafından tercih ediliyor.
Krom levhayı, sanatı ile kürek haline dönüştüren Mustafa Gürler, yaptığı her bir ürünün uzun yıllar kullanılabilecek dayanıklılıkta olmasını sağlamak için büyük özen gösterdiğini söyledi. Gürler, “Bu meslek baba mesleği, hatta o da babasından öğrenmiş. 1955 yılından bu yana babamın yanındayım. Çocukluğumdan beri babamın yanında çalışıyorum. Çıraklığım, ustalığım, bugüne gelişim babamın sayesinde oldu. Yani, babam babasından, o da babasından öğrendi, yani bizim ecdadımız tenekeci” dedi.
ATADAN, DEDEDEN GELEN ZANAAT
İlerleyen yaşına rağmen her gün işinin başında olan Mustafa Gürler, “Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi olarak bilinen Antakya’daki Kurtuluş Caddesi’nin ilk aydınlatılma döneminden bu yana ecdadımızla beraber bugünlere geliyoruz. O dönemler yapılan aydınlatma fanuslarını hala üretiyoruz. Kürekler ise tamamen el emeğiyle üretiliyor. Makine yok, işe sıfırdan başlıyoruz. Yaprak sac geliyor, sıfırdan yapıyoruz. Makine ve lehim kullanmıyorum. Tamamlanıncaya kadar hepsi kendi el emeğimizle oluyor. Paslanmasına imkan yok, kopma yok, kullanma süresi 10 senedir” diye konuştu.
ÖĞRETECEK ÇIRAK BULAMIYOR
Yaptığı ürünleri Türkiye’nin her köşesine gönderdiğini ancak mesleği öğretecek çırak da bulamadığını belirten Gürler, “Oldukça meşakkatli bir iş. Ama vatandaşın mutlu olması beni de memnun ediyor, her şey para kazanmak değil. Yaptığım küreğin tanesi 100 lira. Çok para kazanmak gibi bir niyetim yok. Kanaat olmadığı için kimse gelip öğrenmiyor. Gelenler de önce ne kazanacağını soruyor. Bu mesleği yurt genelinde yapan yok. Erbabı yok, yetişen de yok. Herkes bol para kazanmak istiyor”
Haber-Kamera: Ferhat DERVİŞOĞLU-Samim SELÇUK/REYHANLI,(Hatay),
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fidan, temasları çerçevesinde bugün Cibuti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Mahmud Ali Yusuf, Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Musa Faki Muhammed ve Moritanya Dışişleri, İşbirliği ve Yurtdışındaki Moritanyalılar Bakanı Muhammed Salim Veled Merzuk ile görüşmüştü.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Karaağaç’taki tarihi tren garında devam eden festivalde şefler katılımcılarla buluştu.
Rumeli, Balkanlar ve Anadolu mutfağından lezzetler şefler tarafından yapılarak vatandaşlara ikram edildi.
Şef Ceyda Özdemirli, AA muhabirine, Edirne Valisi Yunus Sezer’in eşi Canan Sezer öncülüğünde hazırlanan Topraktan Sofraya Edirne kitabının çok önemli olduğunu söyledi.
Festivalde kitapta bulunan lezzetlerin sunumunu atölyelerde yaptıklarını anlatan Özdemirli, “Şef arkadaşlarımla katıldım. Harika bir organizasyon oluyor. Valilik başta olmak üzere emeği geçen herkesi kutluyorum.” dedi.
Rize’den gelen şef Emine Demirci, yöresel lezzetlerin yemek kültürünün devamı için önemli olduğunu dile getirdi.
Festivalde yöresel yemeklerin de sunulduğunu anlatan Demirci, gastronomi festivalini çok beğendiğini kaydetti.
“Bilgilerin unutulmaması için festivallerin devam etmesi gerekiyor”
İstanbul’dan gelen Alper Kılıç, Edirne Valiliğinin öncülüğünde düzenlenen gastronomi festivalinin çok değerli olduğunu vurguladı.
Topraktan sofraya lezzetlerin katılımcılara tanıtıldığını anlatan Kılıç, “Balkan ve Anadolu mutfağından güzel örnekler sunuluyor, bunlar çok değerli bilgiler. Bilgilerin unutulmaması için festivallerin devam etmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Sakarya’dan gelen şef Gonca Elif Gözbakar, festivali çok beğendiğini ve bu tür festivallerin sıklıkla düzenlenmesi gerektiğini kaydetti.
Çeşitli etkinliklerde devam eden festival, yarın sona erecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“ALMANYA’DAN VE SİYASETTEN BIKMIŞTI”
Kaza sırasında şefin yanında beraber yaşadığı iki köpeğinin de bulunduğunu ve onların akıbetinin bilinmediği kaydedildi. Alman basınında yer alan haberlere göre, Michael Wollenberg’in ölümü eski bir ortak tarafından doğrulandı. Eski ortağı, Wollenberg’in Kıbrıs’a yerleşmek istediğini belirterek “Almanya’dan ve siyasetten bıkmıştı ve oradan başlamak istiyordu” dedi.

DÜNYANIN EN İYİ BALIK ŞEFİ SEÇİLMİŞTİ
Michael Wollenberg bir zamanlar dünyanın en iyi balık şefi seçilmişti. Hamburg-Rotherbaum’da Alster kıyısındaki “Michelin” yıldızına layık görülen “Insel” gece kulübündeki “Amadeus” restoranını işletiyordu. Diğer restoranlar ise Harburg’daki “Marinas”, Volksdorf’taki “Eichenkrug” ve Langenhorn’daki “Marlin” ve “Wattkorn”du.
ÜNLÜ İSİMLERDEN TAZİYE MESAJLARI
Patronlar Dünyası’nın haberine göre eski profesyonel boksör Alexander Petkovic, Michael Wollenberg’in uzun süredir arkadaşıydı. 44 yaşındaki sanatçı, Instagram hesabında ölüm haberinden “derinden etkilendiğini” söyledi.
Petkovic, şöyle yazdı: “Michael sadece iyi bir arkadaş değil, aynı zamanda çok özel bir insandı. Onun sıcak karizmasını ve birlikte paylaştığımız anıları her zaman hatırlayacağım.”
Petkovic ayrıca Wollenberg’in ailesine başsağlığını şu sözlerle diledi: “Düşüncelerim sizinle ve Michael’ın cennette özel bir yeri olduğundan eminim. Ruhu huzur içinde yatsın.”

“HALA İNANAMIYORUM”
Eski HSV oyuncusu Bernd Wehmeyer (72) de ölüm haberi üzerine “Çok iyi bir arkadaştı, hâlâ inanamıyorum” diye yazdı. Komedyen Otto Waalkes ve tasarımcı Claudia Effenberg gibi diğer ünlüler de ünlü şefin Türkiye’de trajik kaza sonrası ölümü nedeniyle başsağlığı mesajları yayınladı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İŞÇİLERİN TAZMİNATINI ÖDEMEDİLER
Çiftin Katar Doha’da bulunan Al Udeid Hava Üssü inşaatı projesinde çalıştırdıkları işçileri işten çıkardığı öğrenildi. İşten çıkardığı işçilere tazminatlarını da ödemeyen çiftin yalısına haciz geldi. Sabah’tan Oğuzhan Uysal’ın haberine göre, çift haklarındaki şikayet sebebiyle icra memurlarıyla karşı karşıya geldi.
YALI HACZEDİLECEK
Bakırköy 6. İcra Hukuk Mahkemesi, Sadıkoğlu yalısının icra edilmesine karar verdi. İşçilerin avukatı ve polis, Sadıkoğlu yalısına giderek haciz işlemini başlattı. Yediemin olarak Mine Bahadır’a bırakılan yalı, işçilerin alacakları karşılığında haczedilecek.
Erdem AksoyHaberler.com – Ekonomi
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hakemler: Kerem Baki, Kaan Büyükçil, Halil Erkoç
Mersin Spor: Cobbs 14, Pineiro 4, Emre Tanışan 2, Cruz 24, Kairys 5, Olaseni 21, Berkay Sinirlioğlu 5, Simmons 9, Canberk Kuş 13, Tevfik Akdamar
Manisa Basket: Brown 20, Echodas 9, Besson 17, White 15, Yunus Emre Sonsırma 20, Pickett 3, Mehmet Yağmur 2, Leon Apaydın, Ahmet Safa Yılmaz 2
1. Periyot: 29-28
Devre: 53-45
3. Periyot: 73-72
TürkiyeSigortaBasketbol Süper Ligi’nin dördüncü haftasında Mersin Spor, sahasında Manisa Basket’i 97-88 yendi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’ndeki temsilcilerimizin sahne aldığı haftanın ardından gözler UEFA ülke puanı sıralamasına çevrildi. Beşiktaş ve Galatasaray’ın kazandığı, Fenerbahçe’nin ise beraberlikle geçtiği haftada kaybeden tek temsilcimiz Başakşehir oldu.
Temsilcilerimizin aldığı sonuçlar;
PUANIMIZ YÜKSELDİ
Bu sonuçların ardından UEFA ülke puanı sıralamasında Türkiye’nin puanı 38 bin 300’e yükseldi. Çekya ise 40 bin 650 puana çıktı. Temsilcilerimizin performansları sonrası UEFA ülke puanı sıralamasındaki fark 2 bin 350’ye indi.
İşte UEFA ülke puanı sıralamasında son durum;
1- İngiltere | 94.303
2- İtalya | 82.856
3- İspanya| 77.275
4- Almanya | 75.160
5- Fransa | 62.236
6- Hollanda| 57.400
7 – Portekiz| 54 bin 216
8 – Belçika | 47 bin 200
9 – Çekya | 40 bin 650
10 – Türkiye | 38 bin 300
11 – Norveç | 33 bin 250

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Belediyeden yapılan açıklamaya göre, ragbi branşında sezonun son turnuvası olan Kayseri’de düzenlenecek 21 Yaş Altı Türkiye Şampiyonasında, finalde yarışmak için sahaya çıkacak.
Takımlar, Kayseri Erciyes Yüksek İrtifa kamp merkezinde düzenlenecek 4 müsabakadan galibiyetle ayrılırsa finalde yarışma şansı elde edecek.
Antrenör Meryem Şavk, takımların günde çift antrenmanla çalışarak şampiyonaya hazırlandıklarını belirtti.
Şavk, Antalya’ya kupalar ile dönmek istediklerini söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Alkolü araç kullanmak ve sürücü belgesini yanında bulundurmamak suçlarından para cezası kesilen gurbetçinin aracı da otoparka çekildi.
Yazılan cezalara itiraz eden alkollü sürücü, “Bu ülkenin kaç paraya ihtiyacı var?” dedi, iyi mi?
Sürekli gülüp, dalga geçen gurbetçinin olay anı videosunu izlerken memur beyin sabrına hayran kaldım.
Ne yazık ki, bazı gurbetçilerde bir kendini beğenmişlik ve Türkiye’yi küçümseme duygusu var!
Bu bazı sonradan görmeler, yurtdışında en vasat işlerde çalışıp, ucuza aldıkları ya da kiraladıkları lüks araçlarıyla Türkiye’ye gelince kendilerini bir şey sanıyorlar!
Siz kimsiniz de “Bu ülkenin kaç paraya ihtiyacı var?” diye sorabiliyorsunuz? Cebinizdeki dövize mi güveniyorsunuz?
ABD’de yapsa bu hareketleri alkollü araç kullanmaktan tutuklanabilir ve belli bir süre kamu hizmetinde çalıştırılırdı.
Türkiye’de trafik ışıklarına ve kurallara uymayan birçok yabancı plakalı araç var.
Sanki yurt dışından gelince onlara kural işlemez havasındalar.
Cebindeki dövize güvenen böyle tiplere mümkün olan en ağır ceza verilmeli.
***
CANSU’YU DA DOLANDIRDILAR
Dolandırıcıların son kurbanı ünlü sunucu Cansu Canan Özgen oldu.
Kendilerini banka görevlisi olarak tanıtan kişiler, Özgen’i ikna edip hesabına erişerek 450.000 lirasını başka bir hesaba aktardı.
Profesörler, hakimler, savcılar, ünlü iş insanları vs. kimler kimler dolandırıldı!

Cansu’nun da dolandırılmasına şaşırmamak mı lazım?
Ama Cansu yıllardır birçok dolandırıcılık haberi sunmuştu.
Telefon ve internet dolandırıcılığında birçok kimsede olmayan bir farkındalığa sahipti.
Demek ki, farkındalık da yeterli olmuyormuş.
Telefonun ucundaki ses ne kadar güven dolu olursa olsun kimseye kod ve şifre vs. paylaşmamalıyız.
***
TÜRKİYE’DE FAUL ÇALINIRDI
İzlanda-Türkiye maçında Kerem’in İzlandalı kaleciye kayarak yaptığı müdahalesi sonrası Arda’nın gol attığı pozisyonun aynısı Süper Lig’de olsaydı kalecilerin çoğu sakatlık numarası yapardı. Sonra rakibe kart çıkartması için hakemin üzerine yürürlerdi.
Hakemi geçtim, VAR’dan bile faul kararı çıkardı.
Ama İzlandalı kaleci ne sakatlanma numarası yaptı ne de hakeme yoğun itirazda bulundu.
Merih’in kale çizgisi üstünde topu omzuyla çıkardığı pozisyonun benzeri dört büyüklere karşı yapılsaydı penaltı çalınırdı.

Dikkat ettiniz mi; hakem birçok kez VAR kamerasına gitti ve her seferinde 30-40 saniyede kararını verdi. Bizde hakemler önce VAR merkeziyle uzun uzun konuşuyor, sonra hakem ekrandan pozisyona iki-üç dakika bakıyor.
Tartışmalı pozisyonlarda ise 6-7 dakikada karar veriliyor.
Böyle üç dört pozisyonda VAR’a gidilse bile maçlar genelde 5-6 dakika uzatılıyor.
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu yanlış kararlarda VAR’den hesap soracağını söylemişti.
Daha ligin başında birçok skandal hakem hataları yapıldı ama yanlış yapanlardan henüz hesap sorulmadı.
Ben TFF’nin başında olsam İzlanda-Türkiye maçında hakem kararlarının özetini tüm hakemlere ders niyetine izlettirirdim.
Gerçi yine bir şey değişmezdi.
Dün bir kez daha Süper Lig maçlarını yabancı hakemler yönettiğinde futbolda adaletin sağlanacağı ortaya çıktı.
En azından hatalar minimuma iner!
***
GENÇLERDE KANSER NEDEN ARTIYOR?
Amerikan Kanser Derneği ile Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın 50 ülkeyi kapsayan araştırmasının Eylül ayında açıklanan ilk sonuçlarında bu ülkelerden 14’ünde kanser artış eğilimi yalnızca genç yetişkinlerde görülürken, daha yaşlılarda artış oranı sabit kaldı. Bu sıra dışı bir durum.
BBC Türkçe’nin haberine göre İngiltere, ABD, Fransa dahil 24 ülkede yapılan başka bir araştırmada, 25-49 yaş aralığındaki kolon kanseri hastalarının oranında son 10 yılda önemli bir artış oldu.
ABD’de özellikle X kuşağı (1965-1980 arasında doğanlar) ile Y kuşağı (1981-1996 doğumlular) arasında yapılan araştırmada 17 farklı kanser türünde düzenli bir artış kayda geçti. 1990-2019 arasında genç yaşta baş gösteren kanser vakalarındaki artış yüzde 79 olarak belirlendi.
Yani kanser daha çok yaşlanınca yakalanılan bir hastalık değil!

Peki, kanser vakalarının genç yaşlarda artışının nedenleri neler?
Haberde henüz bu konuda net, kesin bir sonuca varılamadığı belirtiliyor ama bazı olağan şüpheliler var! Sigara kanserin en büyük nedenlerinden biri ama gençlerdeki bu olağan dışı artışın başka nedenleri olduğu düşünülüyor. Çünkü tütün ürünü tüketenlerin oranı 2000’de üç yetişkinden biri iken, son istatistiklere göre beş kişiden biri.
Olağan şüpheliler ise şöyle sıralanıyor; dünya genelinde uyku süresinin 60 dakika azalması!
Vücut saatinin bozulması ile meme, kolon, yumurtalık ve prostat kanseri arasında bağlantı olduğu belirtiliyor.
Mikroplastiklerin de erken yaşta başlayan kolorektal kansere yol açabileceğinden şüphe ediliyor. Ufak plastik parçacıklarının kalın bağırsakta gıdalardan alınan çeşitli zararlı unsurlar ve hastalık yapan mikroplardan bizi koruyan mukus tabakasına nüfuz ettiğini söyleniyor!
Küresel verilere göre kişi başına tüm yaş gruplarında antibiyotik tüketiminin 2000-2015 yılları arasında artmasının da bağırsaklara zarar verdiği ve bunun da kanser vakalarında artışa neden olduğundan da şüpheleniliyor.
Ayrıca işlenmiş gıdalara dayanan beslenme şeklinin de gençlerde kanser vakalarını artırmış olabileceği tartışılıyor.
Özetle sigara içmemenin dışında uyku düzenine dikkat etmek, çok gerekmedikçe antibiyotik almamak, işlenmiş gıdalardan uzak durmak ve plastik şişelerdeki suları mümkün oldukça tüketmemek kansere karşı önlemler olabilir.
***
Altyazı
“Hiç bilmesen de şu berbat hayatının en mutlu anını çoktan yaşamış olabilirsin ve geleceğinde hastalık ve acılardan başka bir şey olmayabilir.” (Naked)

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye’nin konuştuğu kaza 1 Mart tarihinde İstanbul Eyüpsultan’da yaşandı. Seyir halindeki 3 ATV aracından biri arızalandı. Yol kenarına çekilen arızalı araç tamir edilmeye çalışılırken aynı yönde ilerleyen iki araçtan birisi buradaki 3 ATV’ye çarptı. Kazada yaralanan 5 kişiden Oğuz Murat Acı hayatını kaybetti.

Kazaya sonrası 17 yaşındaki sürücü Timur Cihantimur, annesi Eylem Tok ile önce Mısır’a, buradan da ABD’ye kaçtı. Şüphelilerin iadesi için geçici tutuklama talep evrakı, Adalet Bakanlığınca ABD yetkili makamlarına iletildi, Florida federal mahkemenin kararı üzerine Cihantimur ve Tok, 14 Haziran’da Boston’da polis tarafından yakalandı.

18 Haziran’da ayrı saatlerde ilk kez mahkemeye çıkarılan anne oğulun tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Katil Timur Cihantimur hakkında ise bugün çarpıcı bir gelişme yaşandı.

Oğuz Murat Aci’nin ölümüne neden olan Timur Cihantimur’un Türkiye’ye iadesine ilişkin davada tutukluluğunun devamına karar verilerek, karar duruşması ileri bir tarihe ertelendi.

Son olarak geçtiğimiz günlerde ses kayıtlarında Cihantimur’un Adem isimli bir kişiyi arayarak, “Adem ağabey yolda çok kötü kaza yaptım. Lütfen gel, lütfen gel.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerin ardından bölgeye giderek çocuklara gösteriler sunan Koç, “Örümcek Adam” kostümüyle yaptığı gezilere devam ediyor.
Kütahya’da tarihi Germiyan Sokağı ile Hisar Kalesi’ni gezen Koç, Belediyenin işlettiği Döner Gazino’da soluklandı.
Kale alanında ailesiyle piknik yapan ve isminin Hatice olduğu öğrenilen yaşlı kadın, Koç’a yiyecek ikram etmek istedi.
Koç’tan maskesini çıkarmasını isteyen Hatice Teyze’nin yerel ağızla “Ekmek yemen için ağzını açıver oğlum. Dur bi ağzını açalım len.” demesi çevredekileri gülümsetti.
Hatice Teyze, daha sonra Koç’a poşet içinde ekmek, peynir ve üzüm verdi.
Çocuklarla bir araya gelerek fotoğraf çektiren Salih Ayaz Koç, AA muhabirine, sosyal sorumluluk projesi kapsamında Türkiye‘yi gezdiğini söyledi.
Kütahya’yı, tarihi ve turistik bölgelerini çok beğendiğini dile getiren Koç, “Depremleri gördükten sonra evde duramadım. Aileme ‘Örümcek Adam’ kıyafeti aldırıp yola çıktım. Deprem bölgesinde çadır kentlerde çocuklarla bir araya geldim, onlara moral verdim. Daha sonra Türkiye turu yapmak istedim. Gezdiğim şehirlerde tarihi yerleri, kültürel mekanları ziyaret ediyorum ve vatandaşlarla buluşuyorum.” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İki oturum halinde gerçekleşecek olan ‘Filistin Mücadelesinde Türkiye’nin Kamu Diplomasisi’ konulu panelin moderatörlüğünü Munzur Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Serkan Gündoğdu ve Bayburt Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Savaş Keskin yapacak. Panele konuşmacı olarak katılacak isimler ise Prof. Dr. Özden Zeynep Oktav-İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin- Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Dr. Mehmet Rakipoğlu- Mardin Artuklu Üniversitesi, Doç. Dr. Sezai Öztop-İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Doç. Dr. İdil Tunçer Kılavuz-İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Aslında Gazetesi Haber Müdürü Furkan Erten olarak belirlendi.
Fuat SezginKonferans salonunda gerçekleşecek olan panelin ilk oturumu 16.00’da, 2’inci oturumu ise 16.30’da başlayacak. Panel sonrasında saat 19.30’da Grup Yürüyüş sahne alarak, parçalarını seslendirecek. – BAYBURT
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erbaş, Kastamonu’da Türkiye Diyanet Vakfı Kız Öğrenci Yurdu’nun açılış töreninde yaptığı konuşmada, hocalar ve idareciler olarak öğrencileri en iyi şekilde yetiştirme gayretinde olduklarını söyledi.
Türkiye’de 9 milyon üniversite öğrencisi bulunduğuna dikkati çeken Erbaş, “20 milyona yakın da üniversite öncesinde okuyan öğrencimiz var. O zaman gençlerimizi, öğrencilerimizi çok iyi yetiştirmemiz gerekiyor. Nicelik önemli ama nitelik de önemli. Gençlerini, öğrencilerini Rabb’lerini bilen, kitabını tanıyan, onun ilkelerine göre yaşayan, milletine aşık, ezanına, bayrağına aşık gençler olarak yetiştirmemiz lazım. 1 milyona yakın öğrenci Kredi Yurtlar Kurumunda kalıyor. Diyanet Vakfı yurtları olarak 52 yurdumuzda öğrencimiz var. Diyoruz ki ikinci bir üniversite olarak yurtlarımızı değerlendirelim.” diye konuştu.
Batının karanlık çağının İslam medeniyetinin ilmi ile aydınlandığını vurgulayan Erbaş, “Bizim getirdiğimiz, bıraktığımız yerden Batılılar almışlar, götürmüşler. Tıpta öyle, kimyada öyle, matematikte öyle. Bugün algoritma olmasa internet çöker. Matematiğin en büyük kurucuları Müslüman alimlerdir. Bizim medeniyetimiz, ilim medeniyetidir, bilim medeniyetidir. İstiyoruz ki üniversitelerimizin fen bilimleri fakültelerinde öğrencilerimiz laboratuvarlardan çıkmasın, ilmi konularda keşifler yapsın, buluşlar yapsın, ilaçlar yapsın, patentler alsınlar.” ifadelerini kullandı.
İnsanlık için üretmek gerektiğinin altını çizen Erbaş, şöyle konuştu:
“Bizim ilmimiz, ürettiğimiz şeyler insanlığı yaşatmak içindir, insanlığı öldürmek için değil. Batı ile Doğu’nun farkı budur. İslam’ın farkı budur. İslam medeniyetindeki bilginin amacı, insanlığı huzura kavuşturmak, daha iyi yaşatmaktır. Yukarıdan bombalarla masum insanları, bebekleri, kadınları katledenler de bilgi ile bunu yapıyor. İnsanları öldürmek için kullanılan bilgi, zararlı bilgidir. Batı’nın içinde bu kötülük var. İkinci Dünya Savaşı’nda en az 60 milyon, bazı kaynaklar 80 milyona çıkarıyor, bu kadar masum insanı kim öldürdü? Birinci Dünya Savaşı’nda 20 milyon insanı kim öldürdü? 1992-1995 yıllarında Avrupa’nın ortasında Bosna’da 250 bin Müslümanı kim öldürdü? Bugün Gazze’de, bir sene olmadan 40 binin üzerindeki masumu kim öldürüyor? Zalimler, işgalciler, Batılıların desteği ile. Müslümanlarda birlik ve beraberlik olmayınca zalimlerin cesareti artıyor. Ey Müslümanlar, artık bir araya gelin, güçlerinizi birleştirin. Bizler dağınık olduğumuz sürece zalimlerin cesareti artacak, öldürmeye devam edecekler. Bugün belki rahat olabilirsiniz. Bu acı unutmayın sizi de bulur, bizi de bulur. İşte zulme, zalimlere karşı olan, mazlumların yanında olan nesil yetiştirmenin gayreti içerisindeyiz. Bunu cihana ilan ediyoruz.”
Kastamonu Valisi Meftun Dallı, yurdun Kastamonu’ya kazandırılmasının çok önemli olduğunu belirterek, “Burada yetişen kızlarımız vatana, millete, insanlığa faydalı bireyler olarak kalmayıp ileride anneler olarak güzel çocuklar yetiştireceklerdir.” dedi.
AK Parti Kastamonu Milletvekili Serap Ekmekci, 22 yıllık iktidarlarında kız çocuklarının okullaşması, her alanda mevcudiyetlerinin artması için yoğun emek verdiklerini kaydetti.
Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürü İzani Turan, Türkiye’de 29 şehirde 52 yurtları bulunduğuna işaret ederek, “Bunların 36’sı kız, 16’sı erkek yurdu. Kızlarımıza pozitif ayrımcılık yapan bir kuruluş olarak, onları çok ehemmiyetli görerek, Başkanımızın talimatıyla bu konuya çok önem gösteriyoruz.” açıklamasında bulundu.
Konuşmalar ve dua edilmesinin ardından 504 öğrenci kapasiteli kız yurdunun açılışı gerçekleştirildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avrupa futbolunun kulüp düzeyindeki iki numaralı organizasyonu olan UEFA Avrupa Ligi’nin 2024-2025 sezonunda ilk hafta heyecanı yarın ve 26 Eylül Perşembe günü oynanacak maçlarla yaşanacak.
İlk kez lig formatında düzenlenecek
UEFA Avrupa Ligi’nde bu sezon ilk kez 36 takımlı lig formatı uygulanacak ve grup aşaması olmayacak. Avrupa Ligi’ne katılan takımlar bu sezon 4’ü içerde 4’ü de deplasmanda olmak üzere 8 farklı rakiple karşılaşacak. 8 hafta sonunda ligde ilk 8 sırada yer alan takımlar doğrudan son 16 turuna yükselecek. 9 ve 24. basamak arasında bulunan 16 ekip de bir üst tura kalmak için kendi aralarında play-off mücadelesi oynayacak. 25. sıra ve sonrasında yer alan takımlar ise turnuvaya veda edecek.
En fazla takım Türkiye ve Hollanda’dan
Avrupa Ligi’ne bu sezon ülkeler bazında en fazla katılımı 3’er takımla Türkiye ve Hollanda sağladı. Türkiye’den Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş organizasyonda yer alırken, Hollanda’dan ise Ajax, AZ Alkmaar ve Twente mücadele edecek. Bu iki ülkeyi 2’şer ekiple Belçika, Çekya, İngiltere, İspanya, Almanya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Portekiz ve İsveç takip etti. Azerbaycan, Bulgaristan, Danimarka, Macaristan, İsrail, Letonya, Norveç, Romanya, İskoçya ve Ukrayna’dan da 1’er temsilci organizasyonda boy gösterecek.
Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş şampiyonluk mücadelesi verecek
Türkiye’den Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş, bu sezon UEFA Avrupa Ligi’nde şampiyonluk mücadelesi verecek. Galatasaray; PAOK, Elfsborg, Tottenham ve Dynamo Kiev ile içeride, RFS, AZ Alkmaar, Malmö ve Ajax ile de dışarıda oynayacak. Fenerbahçe; Union SG, Manchester United, Athletic Bilbao ve Lyon ile evinde, Twente, AZ Alkmaar, Slavia Prag ve Midtjylland ile de deplasmanda karşı karşıya gelecek. Beşiktaş ise Eintracht Frankfurt, Malmö, Maccabi Tel-Aviv ve Athletic Bilbao ile sahasında, Ajax, Lyon, Bodo/Glimt ve Twente ile de dış sahada mücadele edecek.
Son şampiyon Atalanta
İtalyan ekibi Atalanta, UEFA Avrupa Ligi’nde geçen sezonu şampiyonlukla noktaladı. Mavi-siyahlılar, İrlanda’nın başkenti Dublin’deki Dublin Arena’da oynanan final maçında Alman temsilcisi BayerLeverkusen’i 3-0 mağlup ederek kupaya uzandı. Atalanta, bu galibiyetle birlikte tarihinde ilk kez Avrupa Ligi kupasını müzesine götürmeyi başardı.
Kupayı en fazla kazanan Sevilla
Avrupa Ligi kupasını 7 kez kazanan Sevilla, UEFA Avrupa Ligi’nin en başarılı takımı olarak dikkat çekiyor. İspanyol ekibi, 2005-2006, 2006-2007, 2013-2014, 2014-2015, 2015-2016, 2019-2020 ve 2022-2023 sezonlarında kupada mutlu sona ulaştı. Sevilla’yı, kupayı 3 sefer kazanan Liverpool, Juventus, Inter ve Atletico Madrid takip etti. 1999-2000 sezonunda kupayı müzesine götüren Galatasaray ise Avrupa Ligi’ni kazanan tek Türk takımı oldu.
Finale İspanya ev sahipliği yapacak
UEFA Avrupa Ligi’nde 2024-2025 sezonunun finaline İspanya ev sahipliği yapacak. Dev final, 21 Mayıs 2025 Çarşamba günü Bilbao’daki San Mames Stadyumu’nda oynanacak.
UEFA Avrupa Ligi’nde ilk haftanın programı (TSİ) şu şekilde:
Yarın
19.45 AZ Alkmaar – Elfsborg
19.45 Bodo/Glimt – Porto
22.00 Dinamo Kiev – Lazio
22.00 Midtjylland – Hoffenheim
22.00 Galatasaray – PAOK
22.00 Manchester United – Twente
22.00 Nice – Real Sociedad
22.00 Ludogorets – Slavia Prag
22.00 Anderlecht – Ferencvaros
26 Eylül Perşembe
19.45 Fenerbahçe – Union SG
19.45 Malmö – Rangers
22.00 Ajax – Beşiktaş
22.00 Roma – Athletic Bilbao
22.00 Eintracht Frankfurt – Viktoria Plzen
22.00 FCSB – RFS
22.00 Lyon – Olympiacos
22.00 Braga – Maccabi Tel-Aviv
22.00 Tottenham – Karabağ – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KüçükÇiftlik Park’ta konser veren ikili, Türkiye milli takım formalarıyla sahne alarak, performanslarını sergiledi.
Epifoni organizasyonu ile gerçekleştirilen konser öncesi, çalışmalarını Türkiye’de sürdüren ses mühendisi, Brezilya asıllı DJ ve prodüktör Fred Lenix sahne aldı.
Etkinliğin açılışını ise Türkiye’nin üretken prodüktörlerinden biri olarak gösterilen Sezer Uysal yaptı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YEE’den yapılan yazılı açıklamaya göre, “Türkiye Bursları Oryantasyon ve Tanıtım Programı”nın açılış konuşmasını yapan YEE Kahire Koordinatörü Emin Boyraz, Türkiye ve Mısır’ın köklü tarihi ve kültürel bağlarını vurgulayarak, öğrencileri tebrik etti.
Boyraz, “Sizler, aldığınız eğitimle iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı sağlayacak, adeta birer kültür elçisi olacaksınız.” ifadesini kullanarak, öğrencilere Türkiye’deki eğitim süreçlerinde başarılar diledi.
Daha önce “Türkiye Bursları Programı”ndan yararlanmış, Kahire YEE kursiyerleri ve Türkiye’nin Kahire Büyükelçiliğinde görevli uzmanlar, yeni öğrencilere sunum yaparak deneyimlerini paylaştı.
Program boyunca öğrencilere, burs ve süreç hakkında ayrıntılı bilgiler verildi. Kursiyerler, Türkiye’ye gitmeden önce sorularına doğrudan cevap alma fırsatı buldu.
YTB tarafından düzenlenen Türkiye Bursları Programı, uluslararası öğrencilere Türkiye’de eğitim alma fırsatı sunuyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası öğrencilere yönelik yürüttüğü, kamu kaynaklı yükseköğrenim burs programı olan Türkiye Bursları, dünya genelindeki başarılı öğrencilere fırsat eşitliği sunarak uluslararası standartlarda burslu eğitim almalarını sağlamayı amaçlıyor.
Kahire’deki YEE’de burstan faydalanan öğrencileri bir araya getiren programla, Türkiye ve diğer ülkeler arasındaki karşılıklı işbirliğinin geliştirilmesi ve akademiden sanata, ekonomiden edebiyata, teknolojiden mimariye kadar pek çok alanda bölgesel ve küresel kalkınmaya katkı sağlanması hedefleniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Balıkesir ziyareti kapsamında Erdek Belediyesi’ni ziyaret etti. Erdek Belediye Başkanı Burhan Karışık ve CHP Lideri Özel, belediye binası önünde kendilerini bekleyen vatandaşlara hitap etti.
Burhan Karışık: “Balıkesir’de birinci parti olduk”
Karışık, şöyle konuştu:
“31 Mart seçimlerinden önce, adaylığımız kesinleşince ‘işimiz gücümüz Erdek, işimiz gücümüz belediyecilik’ anlayışıyla yola çıktık. Sizlerin teveccühü ve desteğiyle Balıkesir’de birinci parti, Türkiye’de üçüncü olduk yüzde 63 oy alarak. Bu teveccühünüz ve desteğinizden ötürü hepinize çok teşekkür ediyorum. Sosyal belediyecilik anlayışıyla görevlerimizi yerine getiriyoruz. Dört yıldan beri süren bir kanalizasyon, altyapı ve arıtma tesisi inşaatı devam ediyor. Onun için bazı sıkıntılarımız var. Vatandaşlarımız bazen rahatsız oluyor yolların bozukluğundan, tozundan. İnşallah önümüzdeki mayıs ayına kadar bu kanalizasyon, altyapı ve arıtma tesisini bitirerek hizmete açılacaktır. Bizler en güzel hizmetleri yapmak için aday olduk. Herkese eşit mesafede davranan, halka hizmet eden bir belediye başkanıyım.”
Özgür Özel: “Genel seçimlerde yüzde 75 oy bekliyoruz”
Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Rakamlardan ben bahsedecektim. Burhan Başkan kendisi bahsetti. Bu seçimlerde Burhan Başkan Erdek’te aldığı yüzde 62.30’luk oy oranıyla Türkiye’de en yüksek oy alan üçüncü ilçemiz oldu. Hepinizi kutluyor, tebrik ediyorum. Kendisini tebrik ediyorum. Tabii ki başarı bir başına olmuyor. Burhan Başkan’ın şahsında bütün belediye meclis üyelerimizi, seçilen seçilmeyen ayrıca göreve geldiler hangi partiden olursa olsun belediye meclis üyelerini kutlarım. Hayırlı başarılar, iyi hizmet etmelerini ümit ederim. Ama bizim başarımızda Burhan Başkan’ın adaylığı kıymetli. Belediye meclis üyelerimizin adaylıkları son derece kıymetli ve kadın ilçe başkanımız Hale Tuna’nın ve yönetim kurulunun emekleri kıymetli. Ayrı ayrı hepsini kutluyorum. Kendileriyle gurur duyuyoruz. Siyaset bir hedef işi. Bugünden geriye gidecek halimiz yok. Oyumuzun az olduğu yerde arttırmayı hedeflerken burada da bundan sonra hedefimiz her dört kişiden üçünün oyunu almaktır. Belediye başkanımın önündeki hedef odur, partinin önündeki hedef odur. Genel seçimlerde yüzde 75 oy bekliyoruz.
“Nilüfer Çağlayan Kültür Merkezi’ni 29 Ekim’de açacaksınız. Mazeret uyduran AK Parti’nin ilçe belediyelerine örnek olsun”
Adalet ve Kalkınma Partisi’nden 30 puan fazla oy aldığımız başarılı bir sürecin sonunda sevgili Burhan Başkan belediye başkanı oldu. Kampanyada çok önemli sözler verdi. Geçmişte belediye bizde olduğu halde yapamadıklarımız vardı. Niye? Çünkü büyükşehir belediyesi AK Parti’deydi, ayrımcılık yapıyorlardı. Erdek’in taleplerini geride bırakıyorlardı. Bundan sonra böyle bir ayrımcılık yok. Kimsenin de mazereti yok. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Akın ile Erdek Belediye Başkanımız Burhan Karışık, el ele, omuz omuza tüm hizmetleri tam olarak yerine getirecekler. Daha bu sene temeli atılan bin 600 metrekare kapalı alana sahip Nilüfer Çağlayan Kültür Merkezi’ni hızla tamamladılar. 29 Ekim’de açacaklar, açacaksınız. Şimdiden kutlu olsun, tebrik ediyorum. Diğer yapmayan, mazeret uyduran AK Parti’nin ilçe belediyelerine örnek olsun. Hayvan barınağı projesi tamamlandı. Temeli atılıyor. 60’a yakın sosyal konut var. Bizim tek başına geçimini sağlayamayan aileleri misafir ettiğimiz konutlar. O konutlardaki ailelerin tüm ihtiyaçları eksiksiz olarak karşılanıyor. İhtiyaç sahibi ailelere alışveriş kartıyla, yani öyle yoksulluklarını yüzüne vurarak değil. Fasulye arabasını, kömür arabasını, buğday ve makarna arabasını sokağa çekip, AK Parti’nin mahalle başkanını çağırıp, hangi evlere gideceğiz diye siyasi ayrım yaparak değil, gelir durumu düşük tespit edilen herkese bir kart vererek ve o karttan sanki kredi kartıyla alışveriş yapıyormuş gibi, alışveriş yapmalarına, yoksulluklarının teşhir edilmemesine katkı sağlayarak sosyal yardımları yapıyorlar. Bu çağdaş davranış için bilhassa teşekkür ediyorum.
“Kimin ne ihtiyacı varsa, buraya gelecek, belediye başkanına, ‘Genel Başkanın selamı var’ diyecek”
İhtiyaç sahibi ailelerin çocuklarının okul masrafları belediyemiz tarafından karşılanıyor. Yeni bebek sahibi olan ailelere hoş geldin bebek paketiyle ziyarete gidiliyor, çocuklar görülüyor, takip ediliyor. Sahil ve Ocaklar Mahallesi’nde asfalt kaplama çalışmaları yapıldı. Ayrıca Tatlısu, Karşıyaka, Ballıpınar, Narlı, Doğanlar, Atatürk, Alaettin Mahallesi, Paşalimanı, Balıklı, Harmanlı Mahalleleri’nde taş yol kaplama çalışmaları gerçekleştirildi. Bu işi yapan bu aslan başkana yürekten bir alkış istiyorum. Seçimden önce sitelere, şehre söz verilen kamelyaları, bankları teslim etti. Bundan sonra da kapı açık. Kimin ne ihtiyacı varsa, buraya gelecek, belediye başkanına, ‘Genel Başkanın selamı var’ diyecek. Beni kırmadığı gibi sizi de kırmıyor. Her türlü ihtiyacınızda yanınızda, arkanızda olacak bundan sonra.
“Onlar kavga çıkartmak istiyorlar, kavga etmeyeceğiz”
Yarın ilk kurşunun atıldığı Balıkesir’de son kurşunun atılışı kutlanacak. 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu, 18 Eylül’de Erdek’in kurtuluşu ile birlikte bundan sonra kurtuluş günleri bu yıl için tamamlanıyor. Milli mücadelede canını ortaya koyanlara, canını verenlere, gazi olanlara, her birisine ayrı ayrı minnetlerimizi Allah’tan rahmet dileyerek bir kez daha anıyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve askerlerine bin selam olsun. Biz CHP olarak biliyorsunuz 31 Mart seçimlerine giderken şöyle bir şey söyledik; biz Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yarattığı herhangi bir gündemin peşine takılıp sürüklenmeyeceğiz. Onlar kavga çıkartmak istiyorlar, kavga etmeyeceğiz. Onlarla polemiğe girip esas meseleler konuşulmasın buna izin vermeyeceğiz. ve biz 105 miting yaptık, 105 mitingde de emeklinin sorununu konuştuk. O gün için 10 bin TL olan emekli maaşının asgari ücrete çıkarılma zaruriyetini konuştuk. O maaşın Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde bir buçuk asgari ücret olduğunu yani hiç erişmese, karışmasa şu anda 26 bin TL. Hatta asgari ücrete zam da yapmadılar bu haliyle 26 bin TL olması gerektiğini anlattık. Dedik ki; 17 bin TL asgari ücretle geçim olmaz 17 bin lirayla ev tutsa aç kalır, karnını doyursa sokakta kalır. Çoluk var çocuk var, okullara gidilecek. Olmaz dedik bunu gündeme aldık. Çiftçinin, Atatürk’ün milletin efendisi dediği, son Cumhurbaşkanı’nın ‘al ananı da git’ dediği çiftçinin geldiği derdiyle dertlendik. Esnafın sorununu konuştuk, Türkiye’de gelecekten ümidi kalmayan gençlerin sorunlarını konuştuk, başka bir şey konuşmadık.
“Ders zili öğrenciye çaldı ama çok sayıda öğrencinin karnı zil çalıyor”
Bir de belediye başkanlarımızın meziyetlerini anlattık. Temiz, dürüst, çalışkan belediyecilik yapacaklarını, şeffaf olacaklarını, insan ayırmayacaklarını anlattık. AK Parti’ye karşı yalnız kalmayın, gelin ittifak yapalım dedik. Ama kimseye de hak ettiğinden fazlasını vermedik, teklif etmedik ve sonunda da milletimize güvendik. Dedik ki; ittifakımızın adı Türkiye ittifakıdır. Rengi, ay yıldızlı al bayrağın renkleri kırmızıyla beyazdır. İçinde sosyal demokrat da vardır muhafazakar demokrat da, milliyetçi demokrat da vardır Kürt demokratlar da. Ama yeter ki vatana millete bağlı, bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne saygılı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk sevgisi yüreğinde olsun dedik. İşte bu ittifak, 31 Mart seçimlerini kazandı. Şimdi de yine bu ittifakımız bundan sonraki süreçte de birlikliğine de temel yaklaşımına da devam ediyor. Halkın derdi neyse onunla dertleniyoruz, halkın umudu neyse o umudu dillendiriyoruz. Gerçek olmayan, sahte gündemlerin peşine takılmıyoruz. Şimdi Türkiye’nin gündemi; okullar açıldı, çocukların okula başlama maliyetleri. Okulda kalmaları, okuldaki karnının aç olan çocukların derdi, beslenme çantası boş olan çocukların sıkıntıları. Ders zili öğrenciye çaldı ama çok sayıda öğrencinin karnı zil çalıyor. ve veliye bu ders zili dertli dertli çalıyor. OECD Raporu’na göre; yurttaşlarımızın evlatlarının aldığı eğitimden memnuniyet oranı sadece yüzde 21. Bunun içine oldukça iyi okullara gidenler, servisle gidenler, okuldan memnun olanlar, en iyi eğitim alanlar da dahil. Yani yoksulun, garibanın çocuğunun okulda aldığı eğitimden memnun olan yok. AK Partili kadın seçmen bile yüzde 17 eğitimden memnunum diyor. Böyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Eğitimin kalite güvencesi yok, özel okulların oranı yüzde 20’ye dayandı. Yıllık ücretleri 200 bin liradan başlıyor, 1 milyon liraya kadar gidiyor. Yani imkanı olanın çocuğunu götürdüğü okulun bir yıllık parası üç tane işçinin 25 yıl, 30 yıl, 40 yıl çalışıp emekli olunca aldığı kıdem tazminatından fazla. Üç gariban işçi, üç asgari ücretli 30’ardan 90 yıl, neredeyse 100 yıl çalışıyor, bir çocuğun bir senelik okul parasını karşılayamıyor. Böyle bir düzene lanet olsun. Bu düzeni kuranlara yazıklar olsun.
“Türkiye’de her üç öğrenciden bir tanesi, sabah kahvaltı yapmadan okula gidiyor”
Artık kaliteli eğitime ulaşmak sınıfsal bir meseleye dönüşmüş durumda. Eğer durumun iyiyse her şey mümkün, durumun kötüyse o vakitten sonra artık Allah senin de evladının da yardımcısı olsun. Türkiye’de her üç öğrenciden bir tanesi, sabah kahvaltı yapmadan, karnını doyurmadan okula gidiyor. Her beş öğrenciden bir tanesinin beş gün boyunca okulda boğazından sudan başka bir şey geçmiyor. Bir tost, bir ayran yemeden, bir gofret yemeden, canının çektiği bir gazozu, bir kolayı içmeden, bir böreğin yanında bir ayran içmeden beş gün geçiyor. Burada hiçbir şey yokmuş gibi hiçbirimiz davranamayız. Bunu görmek, bunu konuşmak, buna itiraz etmek, yerel yönetimler düzeyinde buna çareler üretmek durumundayız.
“Bir öğün ücretsiz yemek uygulamasını hayata geçirmek isteyen belediyelerimizi okul bahçelerine sokmayanlar bunu bir yıl başarabilirler. Sandık gelecek”
Bakın, geçtiğimiz yıllarda CHP, seçim beyannamesinde, ‘Her çocuğa okulda üç kap sıcak yemek’ demişti. ‘Biz de yapacağız’ dediler. Seçim gitti, çevirdiler, ‘Okul öncesine vereceğiz’ dediler. Onu da bir yıl bile olmadı, geçen sene eylül ayında uygulamadan kaldırdılar. Tüm okullarda bir öğün sıcak yemek, tüm öğrencilerin hem temel besinlere ulaşmasını, ihtiyaç duyduğu dengeli beslenmeye bir öğün olsun devletin katkı sağlamasına olanacak tanıyacak çağdaş bir yaklaşımdır. Bunu hayata geçirmek isteyen belediyelerimizi okul bahçelerine sokmayanlar, okula yaklaştırmayanlar milletle aramıza girdiklerini sanıyorlarsa belki bunu bir süre başarabilirler. Daha bir yıl başarabilirler. Sandık gelecek, CHP bu millete nasıl hizmet ediyor herkes görecek.
“Okula çantası boş giden her öğrencinin elinden belediye başkanlarımız tutacak, çocuk okulda aç kalmayacak”
Çok sayıda belediyemiz, çocuklara beslenme çantası yardımı yapıyorlar. Belediyelerimize verdiğimiz bir talimatı, bugün buradan tekrar etmek istiyorum: Gücü nispetinde, imkanları oranında, gerekirse imeceye, milletin katılımına başvurarak okula aç giden, çantası boş giden her öğrencinin elinden belediye başkanlarımız tutuyor, tutmayanlar da tutacak; çocuk okulda aç kalmayacak.
“Bundan sonra kimsenin sesini duyurmak gibi bir derdimiz yok. O muhalefette kaldı. Şimdi CHP, yerel yönetimlerde iktidardadır”
Maalesef ülkemiz gelir adaletsizliğinde, Avrupa’nın en kötü durumda olan ülkesi. Buna müdahale etmek sosyal demokratların boynunun borcudur. Yüksek enflasyon, en çok maaşlı çalışanlara kaybettiriyor. Biz bunu değiştireceğimizi, vergide adalet getireceğimizi, İstanbul’dan Ankara’ya kadar vergide adalet için yürüyen emekçilerle, DİSK’in yönetimiyle birlikte her şehirde yürüdük. Seslerini duymadılar, biz duyurduk, dinlemediler. Bundan sonra kimseye kimsenin sesini duyurmak gibi bir derdimiz yok. O muhalefette kaldı. O CHP muhalefetteykendi. Şimdi 31 Mart sonrası CHP, milletimizin oylarıyla yerel yönetimlerde iktidardadır, Türkiye’nin birinci partisidir. Bundan sonra ses duyurmak, uyarmak hepsini yaptık, dinleselerdi keşke. Ama ne emekliyi ne asgari ücretliyi ne Rize’deki çay üreticisini ne Manisa’daki üzüm üreticisini ne Gaziantep’teki fıstıkçıyı ne Trakya’daki buğday üreticisini ne Adana’daki pamuk üreticisini ne Antalya’daki, Mersin’deki narenciye üreticisini duymadılar, dinlemediler. Bu yüzden bu ülkede geçim yok. Peki, siz burada AKP milletvekili görüyor musunuz? Erdek’e geliyorlar mı? İnsan içine çıkabiliyorlar mı? Enflasyonu düşürebiliyorlar mı? Hayat pahalılığını durdurabiliyorlar mı? Bunlar pazarda, sokakta, tarlada, fabrikada var mı? Madem sizin yanınıza gelemiyorlar, seçim sandığına gelecekler. Geçim yoksa seçim var.
“Bu mürailere karşı Türkiye Cumhuriyeti’ni biz koruyacağız”
Bu ülkeyi bir gün birisi bölmeye kalkarsa, bu şanlı bayrağı indirmeye kalkarsa, mukaddes ezanları durdurmaya kalkarsa işine gelince milliyetçi, işine gelince muhafazakar, işine gelince vatansever olanlar değil, yıllardır muhalefette olsa da bu bayraktan, bu ezandan, bu ülkenin birliğinden taviz vermeyenler bu ülkeyi kurtaracaklar. O yüzden biz kimle kol kola girdiğimizi biliyoruz. Tek başımıza girdik, Türkiye ittifakıyla girdik. Bir kolumuzda geçmişte İYİ Parti’ye oy veren Ayşe abla vardı, bir kolumuzda geçmişte AKP’ye oy veren Memduh amca vardı, bir kolumuzda MHP’ye oy veren Asena kızımız vardı, bir başka kolumuzda ‘Bu seçimde bizimkiler kazanmayacak. Namuslu, dürüst biri gelsin’ diyen Saadetli Kübra vardı. Biz Türkiye ittifakında kol kola girdik, birbirimize güvendik, hep birlikte başardık. Şimdi bu konjonktür iktidarını, bir koluna MHP’yi almış, öbür koluna geçmiş Hizbullahçıları, HÜDA PAR’cıları takmış, Anayasa’nın ilk dört maddesini tartışmaya açanları kollarına almışlar. Bir tek meseleleri var. Onlar çıkar ittifakıdır. Onlar iktidarda kalmak için bir gün teröristlerle, bölücü örgütle pazarlık ederler; öbür gün döner, Bahçeli ile birlikte ülkücü olurlar. Bir gün ‘Bayrağı indirecek’ diye CHP’ye saldırırlar, öbür gün bayrak düşmanı HÜDA PAR ile kan kardeş olurlar. Bu mürailere karşı Türkiye Cumhuriyeti’ni biz kurduk, biz savunduk, biz koruyacağız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonunun Ankara’da düzenlediği “Paylaştığımız Ortak Kültür ve Değerler” adlı konserde Türk müzisyen Barbaros’la sahne alan Krull, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Krull, “Paylaştığımız Ortak Kültür ve Değerler” adlı konserin Ankara’daki üçüncü konseri olduğunu belirterek, bu konuda kendisini çok mutlu ve heyecanlı hissettiğini söyledi.
Ünlü İspanyol dizisi La Casa de Papel’in jenerik müziği “My Life is Going On”u seslendiren Krull, organizasyonun çok iyi olduğunu vurgulayarak, konser için bolca prova yaptıklarını belirtti.
AB Türkiye Delegasyonunun düzenlediği konserin bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Krull, ünlü müzisyen Barbaros’la aynı sahneyi paylaşmaktan çok memnun olduğunun altını çizdi.
Krull, Türkiye’yi “Doğu ve Batı’nın karışımı” şeklinde yorumlayarak, Türk kültürününü çok özel olduğunu belirtti.
Türklerin kendilerine has yemekleri, müziği, dansı olduğunu vurgulayan Krull, “Burası dünyanın çok özel bir yeri.” dedi.
Krull, kariyerine 7 yaşındayken katıldığı Disney İspanya seçmeleriyle başladığını söyleyerek, “Bunun kariyerimin başlangıcı olduğunu bilmiyordum. Mesleği, dil öğrenen bir çocuk gibi çok erken öğrendim. Bu yüzden benim için süreç çok doğal oldu. Bu mesleğe çok erken sahip olduğum için gerçekten minnettarım.” diye konuştu.
Unutamadığı pek çok konser anısının olduğunu söyleyen Krull, en özel anısının İspanya’nın başkenti Madrid’de tüm La Casa de Papel ekibinin ve izleyicilerinin katılımıyla 20 bin kişinin önünde şarkı söyleme imkanı bulduğu konser olduğunu belirtti.
Krull, İspanya’da çok fazla Türk arkadaşı olduğunu ifade ederek, “Umarım bu konserle ilişkilerimiz daha da iyi olacak.” dedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkevi’ndeki kabul salonunda yapılan törende, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, New York Başkonsolosu Büyükelçi Muhittin Ahmet Hazal, ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Manhattan Bölge Savcılığı yetkilileri ve THY New York Müdürü Emre İsmailoğlu ile Türk ve Amerikalı basın mensupları hazır bulundu.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Yazgı konuşmasında, eserlerin ele geçirilmesinde Türk kurumlarıyla işbirliği yapan Manhattan Bölge Savcılığı ve ekibine teşekkür ederken, iadesi sağlanan 14 eser arasında dünya arkeoloji literatüründe önemli yere sahip olan, Burdur’un Gölhisar ilçesindeki Boubon Antik Kenti kökenli 1 bronz heykel ve 2 bronz heykel başının bulunduğunu belirtti.
Kültür varlıklarının ait olduğu ülkelere iadesinin, sadece tarihi ve estetik objelerin ilgili ülkelere geri verilmesinden ibaret olmadığının altını çizen Yazgı, “Yapılan iade çalışmalarının insanlığın evrensel kültürüne sunduğu katkının zaman içerisinde daha iyi anlaşılacağını umuyorum.” dedi.
“Kültürel miras, farklılıklarımızı kutlamanın ve kucaklamanın yanı sıra saygıyı korumanın da tek yoludur.” diyen Yazgı, eser kaçakçılığı yapanlara, “asla kaçış yok” sözleriyle mesaj verdi.
Yazgı, iade edilen eserler arasındaki en büyük parçayı oluşturan “giyimli bronz kadın heykelinin” ilk defa gün yüzüne çıkarıldığını dile getirerek, bu süreçte Amerikalı görevlilerin, ABD’deki Türk misyonlarının ve THY yetkililerinin verdiği desteğin önemini vurguladı.
Kaçırılan eserlerin tespiti yıllar sürebiliyor
Yakın zaman önce New York’ta göreve başlayan Başkonsolos Muhittin Ahmet Hazal da tarihi eserlerin iade edildiği bir devir teslim törenine ilk defa katıldığını ve “çok etkilendiğini” söyledi.
Hazal, törendeki konuşmasında, ele geçirilen eserlerin Türkiye’ye ait olmakla birlikte “diğer coğrafyalarda yaşayan tüm insanlığın ortak tarihi olduğunu”, isteyen herkesin Türkiye’ye gelip sergileneceği müzelerde görebileceğini anlattı.
Manhattan Bölge Savcılığı yetkililerine iade sürecindeki yardımlarından dolayı teşekkür eden Hazal, “Bu tarihi eserlerin Türkiye’ye teslim edilmesi için çok özveriyle çalışmış, çok motive olmuşsunuz. Çok etkilendim, bunun için sizi selamlıyor ve tebrik ediyorum.” diye konuştu.
Manhattan Bölge Savcılığı Eski Eserler Kaçakçılığı Birimi Şefi Matthew Bogdanos ise tarihi eserlerin ortak bir kültürel mirası temsil ettiğini, bununla birlikte “çıkarıldıkları yere ait olduklarını ve oraya iade edilmeleri gerektiğini” ifade etti.
Onlarca yıl boyunca koleksiyoncuların bir kısmının, “kanunun kendileri için geçerli olmadığını düşündüğünü” aktaran Bogdanos, “Artık zaman, doğruyu yapmanın zamanı.” diyerek, bundan sonra da kaçırılan tarihi eserleri ait oldukları yere teslim etmek için çalışacağına söz verdi.
40 yıllık çalışma sonucu iadesi gerçekleşti
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının, Manhattan Bölge Savcılığı ve ABD İç Güvenlik Soruşturma Birimi (HSI) ile yürüttüğü işbirliği kapsamında yapılan hassas takip sonucu ele geçirilen Anadolu’ya ait 14 parça kültür varlığı, karşılıklı atılan imzalarla teslim alındı.
İadesi sağlanan 14 eser arasında dünya arkeoloji literatüründe önemli bir yere sahip, Burdur ili Gölhisar ilçesi İbecik köyündeki kazılarda ortaya çıkan Boubon Antik Kenti kökenli 1 adet bronz heykel ve 2 adet bronz heykel başı bulunduğu açıklandı.
Kaçak kazılar sonucu, izinsiz yurt dışına çıkarılan bu heykel başlarından “bronz genç erkek başı” olarak adlandırılan eserin iadesi için yaklaşık 40 yıl süren bilimsel çalışma ve analizlerin yapıldığı belirtildi.
Boubon Antik Kenti kökenli bir diğer eser olan sakallı bronz erkek başının ise özel bir müzede sergilenmekteyken yapılan çalışmalar sonucu Türkiye’ye tekrar kazandırıldığı bilgisi paylaşıldı.
Türkiye’ye yeniden kazandırılan eserler arasında ayrıca, Boubon Antik Kentinden 1960’lı yıllarda kaçak kazılarla çıkarılarak yurt dışına kaçırılan, Bizans dönemine ait 3 adet sikke, 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı dönemine ait 2 adet hançer, çeşitli dönemlere ait 3 adet pişmiş toprak kap, 11. yüzyıla tarihlenen bir mücevher kutusu parçası ve bir pişmiş toprak lamba bulunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Medeniyet Üniversitesi Ziraat Bankası Kütüphanesi’nde düzenlenen imza törenine, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, YETEV Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülfettin Çelik katıldı.
Protokolün imzalanmasının ardından gazetecilere açıklama yapan Bilal Erdoğan, Palet Türk Müziği İlkokulu olarak 6. yıllarında olduklarını belirterek, “Okulumuzun ulaşabileceği alandaki bütün çocuklara, anaokulu düzeyinde ulaşıp, onların yeteneklerini tarayıp, ondan sonra en yetenekli çocukları okulumuza kazandırmaya çalışıyoruz.” dedi.
Vakıf olarak ailenin ihtiyaç durumuna göre burs verdiklerini söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
“Tam burslu, kısmi burslu, bütün çocuklarımız ve bu çocuklarımızın artık ilkokuldan sonra konservatuvara devam etmek için Medeniyet Üniversitesi bünyesindeki müzik bölümüyle çalışan bir ortaokul imkanına kavuşmuş olmaları bizim için çok sevindirici. Biz bir tarafından tuttuk ilkokul düzeyinde, ilkokul düzeyinde olmasının tabii kritik bir önemi var. O da nedir? 6 yaşında müzik yeteneği üst düzeyde olan bir çocuğumuzu Türk müziğiyle tanıştırıyoruz. Türk müziği eğitimiyle tanıştırıyoruz. İlkokul ikinci sınıfta enstrümanını seçiyor bu öğrenciler.”
Erdoğan, çocukların hem ses hem icra kabiliyeti olarak çok erken yaşta gelişmeye başladıklarını ve ilkokulun sonuna geldiklerinde birçoğunun aldığı müzik eğitiminin üniversite düzeyinde konservatuvara başlayan gençlere yakın olduğunu ifade etti.
“Türk müziğine yeni bestecileri kazandıracağız”
Bu çocukların artık 10-11 yaşında ilkokul eğitiminden sonra ortaokulda müzik bölümüne başlayabileceklerini vurgulayan Erdoğan, “Bu müzik ortaokulu sayesinde, bu gelişimin sonucunda ne olacak? Hem bizim belki okulumuzdan mezun olanlar hem bölgedeki diğer yetenekli belki de ortaokul düzeyinde bu işe başlamak isteyen çocuklarımız Türk müziğine çok daha yetenekli, çok daha icra kabiliyeti yüksek belki de yeni bestecileri kazandıracağız.” dedi.
Erdoğan, Palet Türk Müziği İlkokulu’ndan mezun olan çocukların, konservatuvara veya müzik bölümüne devam etmeseler de kültürel yönü güçlü, entelektüel bireyler olarak yetiştiklerini söyledi.
Ortaokuldaki bütün öğrencilerin destekçisi olmaya YETEV olarak gayret göstereceklerini belirten Erdoğan, “Palet Türk Müziği okulumuzun bütün tecrübesini, birikimini de Medeniyet Üniversitesi müzik bölümümüzle beraber bu öğrencilerimizin daha iyi gelişimine katkı olarak sunacağız.” ifadelerini kullandı.
Müzik ortaokulunda 30 öğrenci kaydoldu
İstanbul Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür de YETEV’in Palet Okullarının İstanbul’daki yeni açtıkları ortaokulla tecrübe paylaşımı, bilgi paylaşımı yapacağını dile getirdi.
Çocukların müzikteki yetkinliğini artırmak üzere çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Yentür, İstanbul Güzel Sanatlar Müzik Ortaokulu’nda 30 öğrenci kaydolduğunu, ilerleyen zamanlarda sayının artacağını söyledi.
Yentürk, “Bu protokolden de ilham alarak İl Müdürlüğü olarak yeni bir müjdemiz, yeni bir faaliyetimiz daha olacak. Çocuklarımızın ilgi, istidat ve yetenekleri doğrultusunda yetişmesi için onlara ortam hazırlamak, bu birliktelikle dinamiklerini harekete geçirmek ve motive etmek amacıyla okul öncesinde de müzik ve sanat eğitiminin olduğu Beşiktaş’taki bir okulumuzda ekim ayında hep birlikte yeni bir açılış yapacağız.” ifadelerini kullandı.
Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülfettin Çelik de çağı yakalama ve daha öteye geçme niyetinde olduklarını vurgulayarak, işbirliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Törende, İstanbul Üniversitesi Itri Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri ve Palet Türk Müziği İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Süveyda Fatma Köksal müzik dinletisi sundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, beraberinde İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ile Taşkent’e yaptığı ziyaret kapsamında, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile görüştü. Bakan Fidan, görüşmenin ardından basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede, “Bu gerçekten çok önemli bir ziyaretti. Sayın Mirziyoyev’in Haziran ayında Türkiye’ye yaptığı ziyarette Cumhurbaşkanımız ile almış olduğu kararların takibi için yapılan bir ziyaretti” dedi.
Dışişleri Bakanı Fidan, ziyarete ve yapılan görüşmelere ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Bu gerçekten çok önemli bir ziyaretti. Sayın Mirziyoyev’in Haziran ayında Türkiye’ye yaptığı ziyarette Cumhurbaşkanımız ile almış olduğu kararların takibi için yapılan bir ziyaretti. Bu formatta Türkiye-Özbekistan makamları ilk defa bir araya geliyor. Ben Dışişleri Bakanı olarak yanımda İçişleri Bakanı ve MİT Başkanı arkadaşlarımızla beraber buraya geldik. Muhataplarımızla çok ciddi görüşmeler yaptık, ortak görüşmeler. Görüşmelerin sonunda ortak yol haritası imzaladık. İstihbarat, güvenlik, askeri iş birliği alanı, kültür iş birliği alanı, ekonomik iş birliği alanı, eğitim dahil olmak üzere, özellikle somut alanlarda ne zaman, hangi işleri yapacağız, bunların bir yol haritasını çıkarttık. Çok verimli oldu. Az önce de Sayın Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildik, orada da stratejik ilişkilerimizin tekrar üstünden geçtik. Türkiye-Özbekistan stratejik ilişkileri ve stratejik bütünleşmesi nasıl gidiyor her alanda onu gözden geçirdik. Hem Sayın Cumhurbaşkanımızın hem Sayın Mirziyoyev’in siyasi iradesi olduğu sürece, Türkiye ve Özbekistan tarihsel yolculuğuna devam edecek.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, TürkiyeBasketbol Federasyonu (TBF) Başkanı Hidayet Türkoğlu ile birlikte yapımı tamamlanan Basketbol Gelişim Merkezi’ni gezdi.
TBF’den yapılan açıklamaya göre, ziyarette proje hakkında detaylı bilgi alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, TBF Başkanı Hidayet Türkoğlu ile birlikte 10 bin kişilik Ana Salonun yanı sıra Milli Takımlar Salonu, Altyapı Salonu, Basketbol Müzesi ve Basketbol Kütüphanesinde incelemelerde bulundu.
Ziyaretin ardından açıklama yapan TBF Başkanı Türkoğlu, ” İstanbul’umuza, basketbolumuza kazandırdığımız tesisin ne kadar değerli olduğunu Sayın Başkanımıza detaylı olarak anlatmak istedik. Amacımız başta İstanbul’daki basketbolseverleri daha sonra da Türkiye’deki basketbolseverleri bir çatı altında toplayarak basketbolumuzu daha iyi yerlere getirmek” ifadelerini kullandı.
İBB Başkanı İmamoğlu ise, “Halkın buraya geldiğinde çevreyle uyumlu bir takım ihtiyaçlarını giderici alanlar da tasarlanmış. Anadolu Efes ve Galatasaray kulüplerinin burada yapacağı maçlar başta olmak üzere tesisin bir ulaşım planına ihtiyacı olduğuna karar verdik. Hem sahil yolundan hem de Topkapı’dan buraya özellikle bir tarafıyla Marmaray, bir tarafıyla tramvayımızın geçtiği hat üzerinden yaya trafiğinin buraya uyumlu ve entegre bir şekilde düzenlenmesi kaldı. Tesis, kültür ve spor adına burayı güçlü bir pozisyona itiyor. Hem Zeytinburnu’na hem de İstanbul’umuza çok değer katacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Basketbol Gelişim Merkezi’nde, Türkiye Basketbol Federasyonu’nun tüm ofislerinin yanı sıra; 10 bin kişi kapasiteli ana salon, bin kişi kapasiteli A Milli Takım antrenman salonu, 500 kişi kapasiteli üç altyapı salonu, Basketbol Kütüphanesi, Basketbol Müzesi ve 3×3 basketbol sahaları yer alıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsviçre’nin Ankara Büyükelçiliğinde düzenlenen resepsiyona Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay ile İsviçre’nin Ankara Büyükelçisi Guillaume Scheurer’in yanı sıra büyükelçiler ve davetliler katıldı.
Bozay, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’deki görevine yeni başlayan Büyükelçi Scheurer ile ticaret, bağlantısallık ve eğitim gibi alanlarda işbirliğini artırma fırsatlarını görüştüğünü aktardı.
Türkiye-İsviçre ilişkilerinin, Türk halkının hafızasında özel bir yere sahip olduğunu belirten Bozay, Türkiye’nin kurucu anlaşması olan Lozan Barış Anlaşması’nın İsviçre’de imzalandığına dikkati çekti.
Bozay, gelecek yıl iki ülke arasındaki Dostluk Anlaşması’nın 100’üncü yılının kutlanacağına işaret ederek, “Bu tarihi temel üzerine inşa etmeye ve ekonomiden ticarete, enerjiden eğitime, bilimden kültüre kadar geniş bir yelpazede ikili ilişkileri derinleştirmeye devam ediyoruz.” dedi.
Türkiye ile İsviçre’nin bölgesel ve küresel meselelerde benzer görüşlere sahip olduğunun altını çizen Bozay, uluslararası örgütlerdeki güçlü işbirliğine işaret etti.
Bozay, İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis’in martta düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’na katılımının görüş alışverişi bakımından fırsat sağladığını söyledi.
İsviçre’deki Türk toplumunun ikili ilişkiler için önem arz ettiğini vurgulayan Bozay, bu kişilerin yaşadıkları topluma katkı sağlarken Türk bağlarından kopmamasından memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
Bozay, ticaret ile yatırım alanlarının ilişkilerin temelini oluşturduğunu ve 1000’den fazla İsviçre merkezli şirketin Türkiye’de çeşitli alanlarda faaliyet gösterdiğini kaydederek, “İsviçre ve Türkiye ekonomilerinin birbirini tamamladığına, dolayısıyla sadece Türkiye’de değil üçüncü pazarlarda da ticari yatırım ve ortak faaliyetler için geniş olanaklar sunduğuna inanıyoruz.” diye konuştu.
İkili ticari ilişkiler
Büyükelçi Scheurer de yeni görev yeri olan Türkiye’nin kültürünü, tarihini, yemeklerini ve halkını tanımayı sabırsızlıkla beklediğini belirterek, “Ülkemi burada temsil etmek bir onur.” dedi.
İsviçre-Türkiye ilişkilerini “harika” olarak nitelendiren Scheurer, ülkeler arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmeyi hedeflediğine işaret etti.
Scheurer, Lozan Barış Anlaşması’nın ilişkilere katkısına değinerek, dünyada birçok kriz ve çatışmanın yaşandığını, bu sebeple barış ve uzlaşma için gayret göstermenin önemli olduğunu söyledi.
İki ülkenin yüksek düzeyli siyasi istişareler yürüttüğünü dile getiren Scheurer, ticari bağların kapsamlı olduğunu ve birçok İsviçre merkezli şirketin Türkiye’de faaliyet gösterdiğini kaydetti. Scheurer, ticari ilişkileri güçlendirmeyi hedeflediklerini de söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Konami tarafından geliştirilen ve yayınlanan ünlü oyun serisi Pro Evolution Soccer (PES), 2022 yılında eFootball adı altında piyasaya sürülmüştü.
Konami, merakla beklenen eFootball 2025 oyununa dair heyecan verici bir duyuru yaptı.
TÜRKÇE SPİKER GELİYOR
Özel bir etkinlikte oyun hakkında detaylı bilgiler paylaşan şirket, oyuncuların uzun süredir beklediği bir özelliği resmen duyurdu:Türkçe spiker.
Konami, Türkçe spiker özelliğini oyuna resmî olarak entegre edecek. Bu sayede oyuncular, daha keyifli bir oyun deneyimi yaşayacak.
eFootball için TürkiyeFutbol Federasyonu ile yapılan iş birliğinin devam ettiğini belirten Konami, oyunda yeni içerikler görmeye devam edeceğimizi söyledi..
Bu içerikler arasında Süper Lig, Türk takımları ve başka içerikler de yer alacak.

TÜRKÇE SPİKERLER KİMLER OLACAK
Oyunda yorumcu olarak Gökhan Abdik ve Müjdat Mustafa Muratoğlu yer alacak.
eFootball Türkçe spiker güncellemesi Aralık 2024’te resmi olarak kullanıma sunulacak.
Konami ayrıca TFF ile olan ortaklığın devamı ile birlikte Süper Lig ve millî takım temalı etkinlik ve kampanyalar da hayata geçirecek.
Muhammet Karal
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), 2023 Yılı Faaliyet Raporu’nu yayınladı.
Rapordan derlenen bilgilere göre, 2022’de 10 milyon 127 bin 34 IMEI numarası ithalatçı başvurusuyla kaydedilirken geçen yıl bu sayı yüzde 43,1 artışla 14 milyon 496 bin 678’e ulaştı.
Söz konusu dönemde imalatçı başvurusuyla kayıt altına alınan IMEI numarası sayısı ise yüzde 17,18 artışla 11 milyon 630 bin 668’den 13 milyon 629 bin 618’e yükseldi.
844 BİN YURT DIŞI CİHAZ KAYDEDİLDİ
Yurt dışından yolcu beraberinde getirilerek kayıt altına alınan cihaz sayısı aynı dönemde yüzde 5,63 artarak 844 bin 877’den 892 bin 501’e ulaştı.
Böylece geçen yıl imalat, ithalat ile yolcu beraberinde getirilenler olmak üzere toplam 29 milyon 18 bin 797 cep telefonu Mobil Cihaz Kayıt Sistemi’nde kayıt altına alındı.

İHBAR BAŞVURULARI DA ARTTI
BTK bünyesinde yer alan Bilgi ve İhbar Merkezini (BİM) arayan vatandaşların kayıp ve çalıntı cihazlarla ilgili iletişime kapattırma taleplerinde de artış görüldü.
BİM aracılığıyla 2023’te toplam 1 milyon 994 bin 90 çağrı alındı. Çağrı sayıları, 2022 yılına göre yüzde 166,09 arttı.
Muhammet Karal
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“İZLANDA KOMPAKT BİR TAKIM”
Vincenzo Montella’nın açıklamaları şu şekilde;
“Çok iyi ve kompakt bir takım. Maçlarını izleyince, hocanın prensiplerinin İtalyan hocaların prensibine uygun olduğunu gördüm. İngiltere’yi yendiler. Saygı duyduğumuz bir takım. Tarihsel olarak bakınca çok zorlu olduklarını görüyoruz. Son galibiyeti 9 sene önce aldığımız bir rakip. İzlanda ile tarihsel sonuçlara bakınca 13 maçta 2-3 kez galip geldik. Yarın güzel bir gün olması için elimizden geleni yapacağız.
ÖZEL ÖNLEM ALACAĞI BİR FUTBOLCU VAR MI?
Sadece takım gibi oynayabilen bir takım olduğunu görüyoruz. Bazı bireysel oyuncular olsa da çok fazla göze batan bireysel oyuncular yok. Takım oyununa yatkınlar. O yüzden isim vermeyeceğim. Duran toplarda ve taç atışlarında dahi tehlikeliler. Ona göre hazırlanmalıyız. Son dönemlerde her rakip bu tarz organizasyonlara çalışıyor. Biz de ona göre hazırlığımızı yapacağız.

“3 HAFTA SÜRE VERİLMESİ GEREKİYOR”
Geçen günler de çok konuştuk bunları, bilimin getirdiği bir açıklama var. 50-60 maç arasında oynayan oyuncularda, normalde 3 hafta dinlenme süresi verilmesi gerekiyor. Sezon başlamadan önce de 35-40 güne ihtiyaçları oluyor. Ama biliyorsunuz ki geçen gün de böyle bir fark hissedildi. İzlanda’nın da fiziksel olarak daha önde olacağını düşünüyorum. Bu detayı baz almamız gerekiyor. Ama bu bizim kazanmak istemediğimiz anlamına gelmiyor. Buna göre hazırlanıyoruz. Değerlendirme yaparken bunu baz alırken değerlendirme yaparsak çok daha doğru noktalara değinmiş oluruz.
BARIŞ ALPER SÖZLERİ
Barış Alper Yılmaz çok iyi bir turnuva geçirdi. Birçok hoca da beni arada büyük takımlardan, şu anda eksik, aramızda değil. Ama hazırlıklarımız aynı şekilde devam ediyor.
ARDA GÜLER’İN SAKATLIĞI
Diğer futbolcularımız da hazır. Arda darbe aldı, darbeye bağlı problem yaşıyor. Dün yürürken sorun yaşıyordu. Takımla antrenman yapmasa dahi değerlendirme süremiz var. Onu değerlendireceğiz.

“TÜRK DEĞİLİM AMA MİLLİ DUYGULARI EN İYİ ŞEKİLDE YAŞIYORUM”
Hocaların kaderi böyledir milli takımlarda. Her maç finaldir. Ama şunu söylemek lazım, hocaya eleştiri geldiğinde ben bunu kabul etmeye daha meyilliyim. Ama futbolculara geldiğinde anlamıyorum. Belki ben Türk değilim ama milli duyguları en iyi şekilde yaşıyorum. Bu aidiyet hissini yaşıyorum. Futbolcuları bölmeye çalışmamalıyız. Dışarıdan da birliktelik lazım. Birliktelikten güç doğar. Birliktelik lazım çünkü futbolcularımız bunu hak ediyor. Bunu sağlamamız gerekiyor. Sadece içerideki birliktelik değil, dışarıdan da birliktelik lazım. Birlikten her zaman güç doğar ve daha güçlü oluruz. Sadece burada olan insanlara seslenmiyorum. Dışarıdan yorum yapan insanlara da sesleniyorum. Her yerden birlikte olmamız gerekiyor.

“HEDEFİMİZ A LİGİ’NE ÇIKMAK”
Artık yeni bir maceraya başladık. Hedefimiz A Ligi’ne çıkmak, önceliğimiz bu. En iyi şekilde hazırlanacağız. Ne gerekiyorsa bütün duygularımızı, çalışmalarımızı buna göre şekillendireceğiz. İzmir’de olduğumuz için çok mutluyuz. Bilerek burayı seçtik. Yarın sadece İzmir için değil, Türkiye için çok önemli bir gün. Bu tarihi günde, güzel bir galibiyetle kutlamalara katkıda bulunmak istiyoruz.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fransa’nın başkenti Paris’te 28 Ağustos’ta açılış töreniyle başlayan, yarın kapanış töreniyle sona erecek organizasyonda Türkiye, tarihi başarı elde etti.
Oyunların son gününde karşılaşması olmayan milli sporcular, oyunları 6 altın, 10 gümüş, 12 bronz madalyayla tamamladı.
Birçok açıdan tarihe geçen organizasyonda 6 altın madalyayla Rio 2016’daki 3 altın madalyayı 2 kat geçen Türkiye, Tokyo 2020’de kazandığı toplam madalya sayısını da neredeyse 2’ye katladı ve oyunları 28 madalyayla bitirdi.
Paris 2024 Paralimpik Oyunları’nda madalya kazanan milli sporcular ve branşları şöyle:
BranşSporcu/ TakımMadalyaGolbolGolbol Kadın Milli TakımıAltınPara okçulukÖznur Cüre Girdi (Kadınlar makaralı yay)AltınPara yüzmeUmut Ünlü (50 metre serbest S3)AltınPara yüzmeUmut Ünlü (200 metre serbest S3)AltınPara tekvandoMahmut Bozteke (Erkekler K44 63 kilo)AltınPara judoİbrahim Bölükbaşı (Erkekler +90 kilo J2)AltınPara okçulukSadık Savaş- Merve Nur Eroğlu (Klasik yay karışık takım)GümüşPara atletizmAysel Önder (Kadınlar 400 metre T20)GümüşPara atletizmMuhammet Khalvandi (Erkekler cirit atma F57)GümüşPara halterAbdullah Kayapınar (Erkekler 49 kilo)GümüşPara halterBesra Duman (Kadınlar 55 kilo)GümüşPara masa tenisiKübra Korkut (Kadınlar S7)GümüşPara tekvandoAlican Özcan (Erkekler K44 58 kilo)GümüşPara tekvandoFatih Çelik (Erkekler K44 70 kşilo)GümüşPara tekvandoGamze Gürdal (Kadınlar K44 57 kilo)GümüşPara atıcılıkAysel Özgan (Kadınlar P2 10 metre havalı tabanca SH 1)GümüşPara atletizmFatma Damla Altın (Kadınlar uzun atlama T20)BronzPara judoEcem Taşın Çavdar (Kadınlar 48 kilo J1)BronzPara judoCahide Eke (Kadınlar 48 kilo J2)BronzPara judoNazan Akın Güneş (Kadınlar +70 kilo J1)BronzPara halterNazmiye Muratlı (Kadınlar 45 kilo)BronzPara halterSibel Çam (Kadınlar 73 kilo)BronzPara yüzmeSevilay Öztürk (Kadınlar 50 metre kelebek S5)BronzPara masa tenisiAli Öztürk (Erkekler Sınıf 5)BronzPara masa tenisiAbdullah Öztürk-Nesim Turan ( Erkekler Sınıf 4 çiftler)BronzPara masa tenisiEbru Acer (Kadınlar Sınıf 11)BronzPara tekvandoMeryem Betül Çavdar (Kadınlar K44 52 kilo)BronzTekerlekli sandalye eskrimHakan Akkaya (Erkekler epe A kategorisi)BronzKaynak: AAKullanıcı Adı Sizin düşünceleriniz neler ?
21:56 AK Parti Sözcüsü Çelik’ten teğmenlerle ilgili yeni çıkış: Kasıt, disiplinsizlik varsa gereği yapılacak
20:49 Bolu Dağı Tüneli, Ankara-İstanbul istikameti hizmete açıldı
19:30 “Kılıçlı yemin” tartışması büyüyor! Özel’den Cumhurbaşkanı Erdoğan’a: Bunu milletimiz affetmez, vazgeçin
19:09 Şırnak’ta beyaz torosa JİTEM amblemi yapıştıran uzman çavuş açığa alındı
11:24 10 ayda her şeyini kaybetti! Lüks villa artık bir harabe
11:21 Sarhoşken üç kadın uçuş görevlisine saldıran pilotun görevine son verildi
11:07 Ailede kriz! Dilan Polat, eltisi ve görümcesi arasında soğuk rüzgarlar esti
10:59 Site yönetiminden akıl almaz vurgun! Miktar tamı tamına 4 milyon TL
10:48 Milyoner’e damga vuran soru! Bir “Bam” yüzünden 100 bin liradan oldu
10:30 Kahramanmaraş’ta yaşanan 5 büyüklüğündeki deprem kamerada
10:05 Özdağ’dan kafa karıştıran Engin Polat yorumu: Hapishaneden nasıl çıktığını biliyorum
09:38 Bronz madalya kazanan Hakan Akkaya’dan “Allahuekber” sevinci
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Paris’te rekor kıran Aysel Önder’e İzmir’de çiçekli karşılama
Mustafa KÖPRÜLÜ/ İZMİR, – PARİS 2024 Paralimpik Oyunları’nda dünya rekoru kırıp gümüş madalya elde ederek Türkiye’ye atletizmde ilkleri yaşatan milli özel sporcu Aysel Önder, memleketi İzmir’de Adnan Menderes Havalimanı’nda çiçeklerle karşılandı. Fransa’da düzenlenen oyunlarda 400 metre T20 kategorisinde elemelerde 54.96’lık derecesiyle dünya rekoru kıran 19 yaşındaki Aysel Önder, finalde ise 55.23’lük derecesiyle ikinci olarak gümüş madalya elde etti ve ülkemize paralimpik oyunlarında madalya kazandıran ilk özel sporcu oldu.
Daha önce Avrupa şampiyonluğu elde eden Aysel Önder, paralimpik oyunlarında ilk kez yarıştığını söyleyerek, “İlk olimpiyatımda altın madalya hedefliyordum. Seçmede rekor kırdım evet ama finalde yolunda gitmeyen bazı şeyler oldu. O yüzden gümüş madalya ile ülkemize döndük. Ama inanıyorum 2028 Los Angeles Olimpiyatları’nda altın madalya ile ülkemize döneceğiz. Şimdiki hedefim bu. Sadece 2028’e odaklanmış şekildeyim. İnşallah altın madalya ile döneceğim” diye konuştu.
‘AİLELER ÇOCUKLARININ ARKASINDA DURSUNLAR’
Özel çocukları olan ailelere de mesaj veren milli sporcu Aysel Önder, “Aileler çocuklarının her zaman spor yapmasına izin verebilirler. Çocuklarının arkasında dursalar çok daha iyi yerlere gelebilirler. Kesinlikle engel olmamaları lazım” dedi.
DAMLA TAN: LOS ANGELES’TA ALTIN MADALYA HEDEFLİYORUZ
Aysel Önder’in Milli Takım Antrenörü Damla Tan, Paris’e altın madalya hedefiyle gittiklerini dile getirerek, “Altın bekliyorduk. Finalde dünya rekorunu ve 4 yıl kırılamayacak bir paralimpik rekoru kırdık. İnşallah Los Angesel’ta tekrar rekor kırıp bir altın madalya ile dönmeyi düşünüyoruz. Tabii taktiksel biraz hatalarımız oldu final yarışmasında. Bunları düzelteceğimize inanıyorum ben” şeklinde konuştu.
Milli antrenör Damla Tan, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Gelecekle ilgili hedeflerimiz; öncelikle 2028 Los Angeles Olimpiyatları. Paris’te Aysel’in motivasyonunu daha çok psikoloğumuz sağladı. Orada sağ olsun Gençlik ve Spor Bakanlığımızın desteklediği hem fizyoterapistler hem psikologlar vardı. Hem de takım arkadaşlarıyla sosyalleşince gayet motive bir şekilde yarışmaya çıktık.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Özgür Özel : CHP, Türkiye‘nin 1’inci partisidir (2)
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da kurultayda konuştu. İmamoğlu, seçmenin kendilerine güvenip, belediyeleri emanet ettiğini belirterek, “Seçmen şimdi belediyeleri nasıl yönettiğimize bakacak. Belediyelerimizi iyi yönetemediğimize kanaat getirirse iktidarı bize vermez. Onun için bugün belediye başkanı olmuş her arkadaşım zannetmesin sadece beldesini, sadece ilçesini, sadece ilini, sadece büyükşehrini temsil ediyor; milyonlarca Cumhuriyet Halk Partisi üyesini, Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş, oyunu vermiş ve hatta bizden umudunu taze tutup bizi gözleyen 86 milyon insan için görev yaptığını unutmayacak. Bu kadar net. Yeni bir programla halkımıza hep birlikte şu sözü vermeliyiz; Cumhuriyet Halk Partisi; halkın yegane dayanağı, mağdurların sözcüsü, kapsayıcı, reformcu, icraatçı ve halkçı bir partidir. İkinci yüzyılda partiyi tıpkı ilk yüzyılda kurucu liderlerimizin yaptığı gibi sıçrayarak kalkındıracak, zenginleştirecek ve demokratikleştirecektir. Bunu diyeceğiz. Bu ertelenemez en önemli görevimizdir. Duygumuzu ve düşüncemizi birbirimize aktaracak, hep birlikte ortak aklı çalıştıracağız. Dostun da düşmanın da gözü burada. Demokrasi yoksa ortak akıl yoktur. Ortak akıl yoksa tek adam vardır. Bu nedenle ülkemize demokrasiyi getirmek için mücadele eden bizler partimizin daha da demokratikleşmesi için dün çalıştık, bugün çalışıyoruz, yarınlarda da çalışmaya devam edeceğiz. Onun için ön seçimi savunduk, savunuyoruz” diye konuştu.
‘CUMHURİYET HALK PARTİSİ DEĞİŞECEK, TÜRKİYE DEĞİŞECEK’
Türkiye‘de uzun süredir siyaset alanının yargı eliyle dizayn edilmeye çalışıldığını ifade eden İmamoğlu, “Hiçbir rekabette, yarışta kurallar oyun başladıktan sonra değiştirilmez. Gördünüz mü böyle bir oyun? Oyun bile yok. Adil rekabette kirli eller müdahale etmez, edemez. Sandıkta başa çıkamayınca yargıyı sopa gibi kullanmaktan, üzerimize kılıç gibi sallamaktan imtina etmiyorlar. Aslı astarı olmayan, ceviz kabuğunu doldurmayacak işlerden soruşturmalar, davalar, siyasi yasaklar gırla gidiyor. Amaçlarını biliyoruz. Hepsini tanıyoruz. Ne kendileri ne de izledikleri yol bize yabancı değil. Yenemeyeceklerini anladıkları rakiplerini yargıyı alet ederek yarış dışı bırakmaya çalışıyorlar. Daha önce yaptılar ama bilsinler ki yargısal tacizden sonuç almaları mümkün değildir. Ne bir önceki genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na ne bana ne de diğer arkadaşlarımıza ya da başka siyasi kişiliklere ya da kimliklere bu tarz açtıkları, açacakları davalarla bizi yolumuzdan ayıramazlar, amaçlarına ulaşamazlar. Er meydanında töreyi bilen pehlivan faul yapmaz. Benim bu büyük millete olan inancım tam. Biliyorum ki Türkiye, yeni dünyada hak ettiği yeri alacak; devletimizi adil, demokratik ve güçlü yapacağız. Kim yapacak? Biz yapacağız biz. Ülkemizi özgür kılacağız. Hem de çok yakın bir gelecekte. Milletle yeniden büyük bir hikaye yazacağız. Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişir. Cumhuriyet Halk Partisi değişecek, Türkiye değişecek” dedi.
MANSUR YAVAŞ’TAN SİTEM
İmamoğlu’nun konuşmasının ardından kürsüye gelen Mansur Yavaş, kurultayın hayırlı olmasını dileyerek, “Polemik falan çıkarmak istemiyorum ama ben de Ekrem Başkanımın güzel konuşması gibi sizlere bir konuşma yapmak isterdim. Hazır bir şekilde Türkiye’nin tüm sorunlarına değinen ve bu konulardaki fikirlerimi de açıklamak isterdim. Ama maalesef 1 saat önce bana telefon açılıp, ‘Siz de konuşun’ denildi. Yani bir kasıt aramıyorum ama kurumsal bir partide eğer 2 belediye başkanı konuşturuluyorsa şöyle bir sorun vardır; aylardır yakılan fitne ateşine, yani ‘Ekrem mi Mansur mu?’ ki şiddetli bir şekilde karşı çıkıyoruz. Bu konuda Sayın Genel Başkanımızın görüşü belli, açıklamaları belli. Biz 14 tane Büyükşehir Belediye Başkanıyız. Sadece 2’sini konuşturursanız maalesef buradan biz de fitne ateşine odun atmış oluyoruz. Ben isterdim ki bütün arkadaşlarımız bu konuda görüşlerini açıklasın ya da eğer ileriye matuf bir şey düşünülüyorsa 2 arkadaşımıza da, ikimizde farklı fikirlerde değiliz, aynı şeyleri anlatacağız, aynı duygulara sahibiz ama en azından 1 gece öncesinden prompterde hazırlayarak ya da promptersiz bir konuşma da hazırlayabilirdik ve Türkiye’nin tamamına biz de bir mesaj verebilirdik. Bunları sorun etmiyorum. Çünkü partimiz tüzük kurultayını başarıyla atlatmıştır. Arkasından program kurultayını da bir an evvel yapacak ve bu ülke için ne hizmetler yapacağımızı, nasıl başarılı olacağımızı mutlaka ortaya koyacağız” ifadelerini kullandı.
ÖZEL’DEN CEVAP: TÜM SORUMLULUK BANA AİT
Yavaş’ın konuşmasının ardından kürsüye gelen Genel Başkan Özgür Özel ve Büyükşehir Belediye başkanları ile belediye başkanları kürsüye davet edildi. Burada mikrofonu alan CHP Lideri Özel, “Sevgili Mansur Başkanımın konuşmasıyla birlikte sakın ha sakın basın sanar ki iki gözümüzden bir tanesi kurumuş bir tanesi yaşarmış. İkisini de iki gözümden başka birbirinden ayırmam. İki tarafımdaki kimseyi de birbirinden ayırmam. Ne olduysa şu yüzden oldu; program yapılırken, dün ben konuşacağım, sonra Selin Hoca konuşacak, bırakılacak; bugün de oturumlar yapılacaktı. Bundan birkaç gün önce Ekrem Başkan planlanan marjda bir söz istemişti. O sözler dün uzayıp da bugünlere kalınca ben bu sabah yani toplantıdan 1,5 saat önce Selin Hoca’ya dedim ki ‘Ne yapıyoruz?’ O da dedi ki ‘Böyle bir akışımız var’. Dedim ki ‘Böyle bir akış varsa Mansur Başkana da soralım, arzusu varsa ona da bir söz hakkı verelim’. Burada bütün sorumluluk genel başkan olarak bana aittir. Ne Selin Hocanın ne Ekrem Başkanın ne Divan Başkanının değil, tüm sorumluluk bana aittir. Eğer bir kişinin hakkı birine geçtiyse o hakkı helal etsin, sorumluluk benim, benim de kusurumu affetsinler. Bu aile bugünden birlik ve beraberlik içinde ayrılacak bir ailedir” diye konuştu.
Özel ayrıca, “Belki Ekrem Başkanın da bir cümle kurması lazım çünkü onu da töhmet altında bırakmak istemeyiz. Ama birimiz sağ kolumuzsa öbürümüz sol kolumuz. Birimiz sağ gözümüzse öbürümüz sol gözümüz. Bu ikisiyle birlikte bu iki yanımdakilerin hepsi iktidarımızın anahtarlarını ellerinde taşıyan göz bebeklerimizdir, onları yürekten alkışlamanızı istiyorum” dedi.
İMAMOĞLU: BİZİM ARAMIZDA BİR SORUN OLMAZ
İmamoğlu ise, “Eksik tarafı şöyle; benim ruhumu bilmiyor kimse. Şimdi sayın başkanımız buraya çıkıp bu sitemi yaptığı an itibarıyla bir kere şunu izah etmem lazım; sayın genel sekreterimize dedim ki ‘Bu bir program. Kurultay aynı zamanda. Benim bir belediye başkanı olarak yerel yöneticiler adına beklentilerimi, düşüncelerimizi ifade etmek istediğim bir konuşma yapmak istiyorum ama ilavesinde hukuki süreçle ilgili duygularımı paylaşmak istiyorum’. Çarşamba günü konuştuk. ‘Başkanım bir ayarlayalım, bakalım, haber verelim’ dediler. Bu kadar şeffaf. Onun için bizim aramızda bir sorun olmaz. Ama olan biten budur. Senin rahatsız olacağın bir yerde duysam, bilsem, konuşmamı yere atar, konuşmam yerimde otururum başkanım, hiç endişen olmasın” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Özdemir, maymun çiçeği virüsünün direkt temasla bulaşan bir hastalık olduğunu söyleyerek, çocuklar için de risk taşıdığını belirtti. Prof. Dr. Özdemir, “Kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilirler” dedi.
Prof. Dr. Halil Özdemir, dünya genelinde maymun çiçeği hastalığında son 2,5 yılda 100 binin üzerinde vaka tespit edildiğini ve 200’ün üzerinde de ölüm görüldüğünü söyledi. Prof. Dr. Özdemir, Türkiye’de şu ana kadar bilinen bir maymun çiçeği hastalığına denk gelinmediğini ifade ederek, “Aslında 2 ila 4 hafta arasında kendi kendini sınırlayan ve iyileşen bir hastalık. Bağışıklık sistemi bozulmuş, bağışıklık sistemini bozan ilaç alan kişilerde ve çocuklarda bir miktar ağır seyretmekte. 2022 Kasım’ından itibaren görülen salgında ülkemizde de çeşitli vakalar görüldü. Ancak 2024 yılında ülkemizde doğrulanmış henüz bir vaka bildirimine sahip değiliz. Bizim de kliniğimizde şu ana kadar şüphelendiğimiz 3 vaka oldu. Ancak yapılan tetkiklerinde virüs saptanmadı. 3 hastamız da çocuktu ve 3 yaş ila 6 yaş arasındalardı. Ancak saptanmadı. Henüz biz de vaka yok. Şu ana kadar da Türkiye’de bilinen bir vaka tespiti yok” diye konuştu.
Prof. Dr. Özdemir, hastalığın Covid-19’daki gibi solunum yoluyla bulaşmadığına dikkat çekerek, şöyle dedi:
“Maymun çiçeği hastalığı direkt temasla bulaşan bir hastalık. Bu açıdan şanslıyız. Hatta çok enfekte bireylerle yakın temas halinde, cinsel temas durumlarında, ortaya çıkan bir tablo, bulaş şekli var. Çocuklarda şöyle bir risk söz konusu; kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilir. Çünkü oyuncaklarla oynuyorlar, birtakım şeyler de yapıyorlar, bu durumdan dolayı temasları fazla olduğu için de bir miktar artış olabilir. Ama esas olarak cinsel yolla bulaştığı için çok da artmış bir risk söz konusu değil çocuklar açısından. Hastalık esas insandan insana bulaş şeklinde oluşmaktadır. Başka bir bulaş şekli yok. Hastalık şüphesi olan kişilerle yakın temastan kaçınmak gerekiyor. Temas kurallarına uymamız gerekiyor. Ellerimizi sürekli sabunlu suyla yıkamak gerekiyor.”
Haber-Kamera: Kaan ULU-Celal ATALAY/ANKARA,
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Moto2’de sezonun 12. yarışı, İspanya’nın Aragon özerk bölgesiyle aynı adı taşıyan 5,1 kilometrelik pistte, 19 tur üzerinden yapıldı.
Red Bull KTM Ajo takımı adına yarışan Deniz Öncü, 4. cepten başladığı mücadeleyi 3. sırada tamamladı.
21 yaşındaki Deniz, Moto2’deki ilk sezonunda podyuma çıkmayı başardı.

KENAN SOFUOĞLU’NUN ARDINDAN BİR İLKE İMZA ATTI
Deniz ayrıca 2011’deki Hollanda yarışında 2. sırayı alan Kenan Sofuoğlu’ndan sonra Moto2’de podyuma çıkan 2. Türk motosikletçi oldu.

SIRADAKİ YARIŞ 8 EYLÜL’DE
CFMOTO Aspar takımının Büyük Britanyalı pilotu Jake Dixon, damalı bayrağı ilk sırada gördü.
San Marino’nun ev sahipliği yapacağı sezonun 13. yarışı, 8 Eylül’de düzenlenecek.


Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANAYİ ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin gemi ve denizaltılarında kullanılan milli sistemlerin ayrıntılarını paylaştı.
Bakan Kacır, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Milli Teknoloji Hamlesi ile Mavi Vatan’a güç katıyoruz. Gemilerimizde ve denizaltılarımızda milli sistemlerimiz var. Türkiye’nin bilim ve teknoloji öncüsü TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu), geliştirdiği yerli ve milli sistemlerle vatan savunmasında ve denizlerimizde hak ve menfaatlerimizin korunmasına büyük katkı sağlıyor. Kritik teknolojilerde tam bağımsızlık hedefiyle, büyük ve güçlü Türkiye yolunda emin adımlarla ilerliyoruz” ifadelerini kullandı.
Bakan Kacır’ın, sosyal medya paylaşımında yer alan Mavi Vatan savunmasında kullanılan teknolojiler şu şekilde sıralandı:
-Keşif, gözetleme, sızma, angajman gibi çeşitli eğitim senaryolarının farklı saha ve koşullarda icra edilmesini sağlayan yüksek sadakatli ve gerçek zamanlı denizaltı taktik simülatörü.
-Denizaltılarda hedef tespit, takip, sınıflandırma, iz yönetimi ve hedef hareket analizi, milli torpidomuz AKYA dahil modern ağır torpidolar ateşleme ve güdebilmeyi sağlayan Müren savaş yönetim sistemi.
-Su üstü platformlar için yoğun tehdit ortamında yön kestirimi yapabilme kabiliyetli su üstü elektronik destek sistemi.
-Torpidolara platformdan bağımsız ve ateşleme imkanı sunan taşınabilir atış kontrol sistemi.
-Batarya hücrelerinin gerçek zamanlı olarak sıcaklık, gerilim ve akım değerlerinin anlık izlenmesini sağlayan denizaltı batarya izleme sistemi.
-Aktif sonar transmisyonlarının tespit, analiz ve konumlandırmasını gerçekleştiren denizaltı intersept batarya izleme sistemi.
-Torpido tehdidi altında akustik aldatıcı/karıştırıcılarla savunmayı sağlayan taktiklerin geliştirildiği, torpidoya karşı taktik simülatör.
-Deniz mayınlarına karsı korunma amacıyla gemilerin manyetik alanını baskılayan ve güvenli seviyeye indirgeyen gemi üstünde ve karada yer alan manyetik iz ölçüm ve giderme sistemleri.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atakaş Hatayspor maçından sonra milli takım arasına girileceğini hatırlatan Reis, “RAMS Başakşehir maçı ertelendi. Atakaş Hatayspor maçı sonrasında da milli takım arasına gireceğiz. Bu dönemde takımı motive etmek kolay değil. Çünkü sezon başından beri sadece 2 maç oynayıp bir araya girdik. 1 maç oynayıp tekrar bir milli maç arasına gireceğiz. Bunu bu şekilde kabul etmek gerekiyor. Elimizden gelenin en iyini yapmak zorundayız. Bu süreçte hazırlık maçında çok süre alamayan oyuncuları kullandık. Maç eksikliklerini gidermelerini istedik.” şeklinde konuştu.
Reis, Almanya’da deplasman yolcuklarının kısa, Türkiye’de ise biraz daha uzun sürdüğünü vurgulayarak, şunları söyledi:
“Bir şehirden bir şehre gitmek uzun sürüyor. Bu Almanya ile Türkiye arasında bir fark. İkinci bir fark ise taraftar. Bizim taraftarımız maçlarda stadımızı dolduruyor, bu bizi mutlu ediyor. Ancak deplasman maçımızda taraftar pek yoktu. Rakip takım taraftarı da stadı doldurmamıştı. Almanya’da bu çok farklı. Hemen hemen birçok maçta stadyumlar dolu oluyor. Biz Samsunspor olarak savaşmaya, sert oynamaya çalışıyoruz. Rakiplerimiz bazen maçlarda çok yere yatıyor, çok zaman geçiriyor. Oyunu soğutuyorlar. Top oyunda biraz daha fazla süre kalabilir. Umarım gelecek maçlarda top oyunda biraz daha kalabilir ve gelecekte oyunu biraz daha fazla oynama fırsatımız olabilir. Kolay değil, bu zor bir şey. Almanya’da top biraz daha fazla oyunda kalıyor ve oyun daha fazla oynanabiliyor.”
Reis, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nden elenmesinin ise Türk futbolu açısından iyi olmadığını sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Buluşmanın ardından CHP Bolu İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen Özçağdaş, Türkiye’nin tüm illerinde eğitimi konuşmaya devam edeceklerini söyledi.
Türkiye’de tüm okulların güvenlik görevlisine ihtiyaç duyduğunu belirten Özçağdaş, “Güvenlik görevlisi olmadığı için okullarımızın kapısında cirit atan birtakım yapılar var. Okullarımızın içerisine giren, öğretmenlerimize şiddet uygulayan, maalesef can kayıplarına kadar varan birtakım olaylar var. Türkiye’deki her okulda güvenlik görevlisine ihtiyacımız var.” şeklinde konuştu.
Okullara gönderilen ödeneklerle ilgili Özçağdaş, “Bizim önerimiz şudur, Milli Eğitim Bakanlığımız, Türkiye’de 15 milyon 887 bin 296 öğrencimiz var, bu öğrenciler için kişi başı 1000 lira okul ödeneği gönderirse toplam 15 milyar 88 milyon lira yapıyor. Bu para gönderildiği takdirde toplamda bütçenin yüzde 1,45’i kullanılmış oluyor. Dolayısıyla okullar eksiklerini böylelikle giderebilirler.” değerlendirmesinde bulundu.
Özçağdaş, 24 Kasım Öğretmenler Günü kapsamında yapılacaklar arasında öğretmenlere özel sektör ve kamuda indirimli uygulama yapılmasını öngören maddenin bulunmasından dolayı Milli Eğitim BakanıYusuf Tekin’i tebrik ederek, öğretmenlere eğitim öğretime hazırlık ödeneği adı altında verilen desteğin bir maaş tutarında yapılması gerektiğini aktardı.
Toplantıya, CHP Bolu MilletvekiliTürker Ateş, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, CHP İl Başkanı Tahsin Karagöz, CHP Bolu Merkez İlçe Başkanı Çetin Uç ve partililer katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile Ankara’da bir araya geldi. Fidan, ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, “İnanıyorum ki önümüzdeki dönem de iki ülke dostluğu ve kardeşliği için yakın çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye- Azerbaycan kardeşliği bölgesel barış ve istikrara katkı sağlamaya devam edecektir” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Bakan Fidan, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile en son 5 Temmuz 2024 tarihinde Şuşa’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Gayri Resmi Zirvesi kapsamında bir araya geldiklerini hatırlatarak, “Türkiye ile Azerbaycan ortak tarih, kültür, dil ve kimlik temelleri üzerinde yükselen ve dünyada başka bir benzeri olmayan kardeşlik ilişkilerine sahiptir. Her iki ülke de daima bir millet iki devlet anlayışıyla hareket etmelidir. Birbirlerinin hem sevincini hem kederini paylaşmıştır. Bundan sonra da iyi günde ve kötü günde birlikte olmaya devam edecektir. Bu anlayış doğrultusunda Karabağ’da 30 yılı aşkın süre devam eden haksız işgal döneminde Türkiye sarsılmaz bir şekilde kardeş Azerbaycan’ın yanında durmuştur. Bundan sonra da sarsılmaz bir şekilde durmaya devam edecektir. Cumhurbaşkanımız ile Sayın Cumhurbaşkanı Aliyev’in 15 Haziran 2021 tarihinde imzaladıkları Şuşa Beyannamesi’yle müttefiklik seviyesine yükselen Türkiye- Azerbaycan ilişkilerini daha da ileriye götürmek için çalışmalarımızı aralıksız bir şekilde sürdürmekteyiz” diye konuştu.
‘EKONOMİK İLİŞKİLERİMİZİN GELDİĞİ NOKTADAN MEMNUNİYET DUYUYORUZ’
Bakan Fidan, “Bugün de Sayın Bayramov ile yaptığımız görüşmede kardeş ülkelerimiz arasındaki ilişkileri kapsamlı bir şekilde ele aldık ve ayrıntılı görüş alışverişinde bulunduk. Ekonomik ilişkilerimizin geldiği noktadan memnuniyet duyuyoruz. Bugünkü görüşmelerimizde Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın bir an önce teşhis edilmesi yönündeki ortak temennimizi bir kez daha teyit ettik. Bu kapsamda Azerbaycan ile Ermenistan arasında devam eden barış sürecinde kaydedilen gelişmeleri değerlendirdik. Ayrıca bölgesel ve küresel meseleler konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Türk Devletleri Teşkilatının kurumsal çalışmalarının güçlendirilmesi için daha neler yapılabilir? O konuda bazı görüşlerimizi birbirimizle paylaştık. Ayrıca bölgesel bağlantısallık ve lojistik yollarıyla ilgili, kalkınma konularıyla ilgili de görüş alışverişinde bulunduk. Özellikle İsrail’in Gazze’ye saldırısını ve tüm dünyanın gözleri önünde devam eden acımasız katliamı da hassasiyetle değerlendirdik. İnanıyorum ki önümüzdeki dönem de iki ülke dostluğu ve kardeşliği için yakın çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye- Azerbaycan kardeşliği bölgesel barış ve istikrara katkı sağlamaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
?BAYRAMOV: AZERBAYCAN İLE TÜRKİYE’NİN TUTUMU BİRDİR
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ise “Türkiye’de olmak her zaman çok sevindiricidir. Her zaman olduğu gibi oldukça önemli görüşler ve müzakereler yapılmıştır. Azerbaycan ile Türkiye’nin tutumu birdir. Bu karşılıklı destek, stratejik ortaklık ve müttefiklik ilişkileridir. Bir kez daha anladık ki birebir yüksek seviyeli temaslar oldukça önemlidir. Bu bakımdan en önemli olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’a seferleridir” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu çıkışında ziyarete ilişkin gazetecilere açıklama yapan Gökçen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasının Türkiye’nin hem ulusal hem uluslararası düzeyde bağlı olduğu sözleşmeler konusunda ne düşündüğünü açıkça göstereceğini söyledi.
Gökçen, ziyaretinden dolayı Can Atalay’ın teşekkür ettiğini ifade etti. Tayfun Kahraman’ın kızı Vera’nın okula başladığını ve onun babasız büyümesini istemediklerini dile getiren Gökçen, ailenin bir arada olması için Kahraman’ın serbest bırakılmasını istedi.
Gezi Parkı olaylarına ilişkin davanın hükümlüsü Osman Kavala’nın ise haksızlığa uğradığını savunan Gökçen, dava iddianamesindeki fiillerin suç teşkil etmediğini ileri sürdü.
Gökçen’e CHP Meclis Üyesi Berker Esen, CHP Silivri İlçe Başkanı İbrahim Kömür ve Silivri İlçe Kadın Kolları Başkanı Derya Erdim eşlik etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CHP Edremit İlçe Teşkilatını ziyaret eden CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partililerle bir araya geldi. Daha sonra Edremit Belediyesine geçen CHP Genel Başkanı Özel ziyaretin anısına bir zeytin ağacı dikti. Belediye önünde vatandaşlara seslenen Özel, “Biz sadece bu halkın gerçek sorunlarına odaklanmak istiyoruz. Yokluğa, yoksulluğa, açlığa, sefalete rağmen inadına oylar kullanmak, kutuplaşan toplumdan medet umanlara karşı bizim hedefimiz herkese birden sahip çıkmaktır. AK Parti’linin de yoksulu, MHP’linin de işsizi, Büyük Birlik Partilinin de güvencesinin teminatı biziz. Biziz, biriz, Türkiye’yiz. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz” dedi.
Özel, “Gençlerimizin geleceği, emeklimizin maaşı, çalışanımızın alnının terinin karşılığı için kavgayı burada vereceğiz, meydanlarda, mitinglerde vereceğiz ancak oyuna gelmeyeceğiz. ‘Ezanı susturacak’ dedikleri müezzinlerin imamların özlük haklarını savunuyor, ‘Bayrağı indirecek’ dedikleri ay yıldızlı al bayrağın renklerinden Türkiye ittifakı kuruyor, bütün Türkiye’nin demokratlarını kucaklıyor, ‘Vatanı böldürecekler’ dedikleri 7 bölgede 81 ilde 1000’e yakın ilçede verdiği mücadeleyle Türkiye’nin bütün demokratlarını, sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları yeter ki Türkiye’yi sevsin, yeter ki hepimizin ortak geleceği için mücadele etsin bütün demokratları kucaklıyoruz. Biz hep birlikte bu saltanatı yıkacağız. Biz hep birlikte halkın iktidarını kuracağız. Hep birlikte üretecek, hep birlikte kazanacak, hep birlikte bölüşeceğiz” dedi.
Kentsel dönüşüme dikkat çeken Özel, “Edremit 20 fay hattının üstündeki bir ilçemiz ve burada kentsel dönüşüme ihtiyaç var. Balıkesir’de kentsel dönüşüme ihtiyaç var. Partizanlık yaparak, imzalar atmayarak, onay vermeyerek el kol bağlayıp siyaset yapıyorsunuz ama depremin siyaseti olmaz. İnsan hayatının siyaseti olmaz. Enkaz altında kalmış bebeklerin, çocukların siyaseti olmaz. Kentsel dönüşüm için gereğini yapın, önümüzü açın. Gerekli katkıları sağlayın. Vebal altında kalmayın. Samimiyetle çağrıda bulunuyor, tarih önünde sizi bir kez daha uyarıyorum” dedi.
Özel, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 100 yıl önce büyük bir karamsarlık içinde, işgaller ve salgın hastalıklara karşı kurulduğunu ve demokrasiye inanmış genç, cesur kadroların bu toprakların alın yazısını değiştirdiğini ifade ederek, “Cumhuriyet Halk Partisi yapacağı büyük değişim kurultayıyla önce tüzüğünü demokratikleştirerek Türkiye’ye vadettiği demokrasiyi kendi yaşamaya başlıyor. Ardından yapacağı büyük program kurultayının başlangıcıyla bu ülkeyi nasıl yöneteceğini, yoksulluğu nasıl bitireceğini, gelir adaletsizliğini nasıl ortadan kaldıracağını, kendi kendine yeten bir tarım ülkesinden ithalata muhtaç bir ülke haline gelmekten nasıl kurtulacağını, hayvancılığından arıcılığa kadar tüm sektörleri yeniden nasıl ayağa kaldıracağını çalışacağı bir program hazırlıyor, hazırlanıyor. Müjdeler olsun ki Cumhuriyet Halk Partisi 100 yıl sonra yeniden Türkiye’yi yönetmeye, ayağa kaldırmaya hazırlanıyor” dedi.
Güzel günlerin yakın olduğunu ifade eden Özel, “Herkesin insan olma onurunu yüreğinde hissedeceği o günler yakındır. Hiçbir mezhebin ötekileştirilmediği, cemevlerinin de ibadethane kabul edildiği, tüm inançlara saygılı, tüm inançlara eşit hizmet eden, kimseyi ikinci sınıf vatandaş görmeyen, anayasada ne yazıyorsa uygulayan eksik olanını da anayasasına koyan genç cumhuriyetin ikinci yüzyılında hep birlikte yürüyecek yolumuz var” diye konuştu.
Partisinin ilk genel seçimlerde birinci parti olacağını belirten Özel, “Dedim ki ‘1970’lerde Ecevit dünyayı doğru okudu, Türkiye siyasetini doğru okudu. Rüzgarı ve zorlukları doğru tespit etti ve onun liderliğinde girilen ikisi yerel, ikisi genel 4 seçimde de Cumhuriyet Halk Partisi birinci parti çıktı.’ Ben yerel seçimlerle ilgili ortaya koyduğum iddiayı ve verdiğim sözü tuttum. Aynı Edremitlilerin bana verdiği sözü tuttukları gibi. Şimdi sözün büyüğünü tutmakta. Şimdi sıra mutluluğun büyüğünü yaşamakta. Emin olun ki inanın ki ant içerim ki yapılacak ilk genel seçimlerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi birinci parti olacak, iktidar olacak” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Belediye Başkanı Mehmet Ertaş’ı makamında ziyaret eden Özel, belediyenin çalışmaları hakkında Ertaş’tan brifing aldı ve Başkan Ertaş’a başarılar diledi.
Edremitspor forması hediye edilen CHP Genel Başkanı Özel, Edremit Belediyesi anı defterini imzaladıktan sonra ziyaret programını tamamladı.
CHP Genel Başkanı Özel’in ziyaretinde, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı, Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, Çanakkale Milletvekili İsmet Güneşhan, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, CHP Balıkesir İl Başkanı Erden Köybaşı, Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, CHP Parti Meclis Üyesi Semra Dinçer, Mehmet Tüm, belediye başkanları, CHP yöneticileri, belediye meclis üyeleri, muhtarlar, STK temsilcileri ve çok sayıda partili de hazır bulundu. – BALIKESİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Partisinin Edremit İlçe Başkanlığının ardından Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş’ı makamında ziyaret eden Özel, belediye binasının bahçesine zeytin fidanı dikti.
Belediye önünde kendisini bekleyenlere hitap eden Özel, yerel seçimlerde Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Edremit Belediyesini kazanmalarını sağlayan seçmenlere teşekkür etti.
Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ve Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş’a seçimlerden bu yana özverili çalışmaları için teşekkür eden ve her daim destekçileri olduklarını anlatan Özel, “Biz sadece bu halkın gerçek sorunlarına odaklanmak istiyoruz. Yokluğa, yoksulluğa, açlığa, sefalete rağmen inadına oylar kullanmak, kutuplaşan toplumdan medet umanlara karşı bizim hedefimiz herkese birden sahip çıkmaktır. AK Parti’linin de yoksulu, MHP’linin de işsizi, Büyük Birlik Partilinin de güvencesinin teminatı biziz. Biziz, biriz, Türkiye’yiz. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz.” ifadesini kullandı.
“Hep birlikte kazanacak, hep birlikte bölüşeceğiz”
Türkiye’de yaşayan gençlerin gelecekten endişe duyduğu görüşünü savunan Özel, şunları kaydetti:
“Gençlerimizin geleceği, emeklimizin maaşı, çalışanımızın alnının terinin karşılığı için kavgayı burada vereceğiz, meydanlarda, mitinglerde vereceğiz ancak oyuna gelmeyeceğiz. ‘Ezanı susturacak’ dedikleri müezzinlerin imamların özlük haklarını savunuyor, ‘Bayrağı indirecek’ dedikleri ay yıldızlı al bayrağın renklerinden Türkiye ittifakı kuruyor, bütün Türkiye’nin demokratlarını kucaklıyor, ‘Vatanı böldürecekler’ dedikleri 7 bölgede 81 ilde 1000’e yakın ilçede verdiği mücadeleyle Türkiye’nin bütün demokratlarını, sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları yeter ki Türkiye’yi sevsin, yeter ki hepimizin ortak geleceği için mücadele etsin bütün demokratları kucaklıyoruz. Biz hep birlikte bu saltanatı yıkacağız. Biz hep birlikte halkın iktidarını kuracağız. Hep birlikte üretecek, hep birlikte kazanacak, hep birlikte bölüşeceğiz.”
Özgür Özel, 6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremleri hatırlatarak, bu konuda alınması gereken önlemlere değindi.
Türkiye bir deprem ülkesi olduğunu vurgulayan Özel, şöyle devam etti:
“Edremit 20 fay hattının üstündeki bir ilçemiz ve burada kentsel dönüşüme ihtiyaç var. Balıkesir’de kentsel dönüşüme ihtiyaç var. Partizanlık yaparak, imzalar atmayarak, onay vermeyerek el kol bağlayıp siyaset yapıyorsunuz ama depremin siyaseti olmaz. İnsan hayatının siyaseti olmaz. Enkaz altında kalmış bebeklerin, çocukların siyaseti olmaz. Kentsel dönüşüm için gereğini yapın, önümüzü açın. Gerekli katkıları sağlayın. Vebal altında kalmayın. Samimiyetle çağrıda bulunuyor, tarih önünde sizi bir kez daha uyarıyorum.”
“Türkiye’yi yönetmeye hazırlanıyoruz”
Özel, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 100 yıl önce büyük bir karamsarlık içinde, işgaller ve salgın hastalıklara karşı kurulduğunu ve demokrasiye inanmış genç, cesur kadroların bu toprakların alın yazısını değiştirdiğini anlattı.
Yerel seçimlerde yaşadıkları başarıyı parti olarak ilerleteceklerini kaydeden Özel, şöyle konuştu:
“Cumhuriyet Halk Partisi yapacağı büyük değişim kurultayıyla önce tüzüğünü demokratikleştirerek Türkiye’ye vadettiği demokrasiyi kendi yaşamaya başlıyor. Ardından yapacağı büyük program kurultayının başlangıcıyla bu ülkeyi nasıl yöneteceğini, yoksulluğu nasıl bitireceğini, gelir adaletsizliğini nasıl ortadan kaldıracağını, kendi kendine yeten bir tarım ülkesinden ithalata muhtaç bir ülke haline gelmekten nasıl kurtulacağını, hayvancılığından arıcılığa kadar tüm sektörleri yeniden nasıl ayağa kaldıracağını çalışacağı bir program hazırlıyor, hazırlanıyor. Müjdeler olsun ki Cumhuriyet Halk Partisi 100 yıl sonra yeniden Türkiye’yi yönetmeye, ayağa kaldırmaya hazırlanıyor.”
CHP olarak büyük bir seferberlik içinde olduklarını vurgulayan Özel, üzerlerine düşen fedakarlığı yapmaktan geri durmadıklarını belirtti.
Özel, 31 Mart gecesi partisini destekleyenlere verdiği ilk sözü tuttuğunu dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Herkesin insan olma onurunu yüreğinde hissedeceği o günler yakındır. Hiçbir mezhebin ötekileştirilmediği, cemevlerinin de ibadethane kabul edildiği, tüm inançlara saygılı, tüm inançlara eşit hizmet eden, kimseyi ikinci sınıf vatandaş görmeyen, anayasada ne yazıyorsa uygulayan eksik olanını da anayasasına koyan genç cumhuriyetin ikinci yüzyılında hep birlikte yürüyecek yolumuz var.
Dedim ki ‘1970’lerde Ecevit dünyayı doğru okudu, Türkiye siyasetini doğru okudu. Rüzgarı ve zorlukları doğru tespit etti ve onun liderliğinde girilen ikisi yerel, ikisi genel 4 seçimde de Cumhuriyet Halk Partisi birinci parti çıktı.’ Ben yerel seçimlerle ilgili ortaya koyduğum iddiayı ve verdiğim sözü tuttum. Aynı Edremitlilerin bana verdiği sözü tuttukları gibi. Şimdi sözün büyüğünü tutmakta. Şimdi sıra mutluluğun büyüğünü yaşamakta. Emin olun ki inanın ki ant içerim ki yapılacak ilk genel seçimlerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi birinci parti olacak, iktidar olacak.”
Programda Özel’e, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ve ilçe belediye başkanları ile partililer eşlik etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>OPERASYONLAR DEM’İ RAHATSIZ ETTİ
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit, Meclis basın toplantısında düzenlenen operasyonlardan rahatsızlığını dile getirdi.
Geçtiğimiz günlerde düzenlenen operasyonlarda etkisiz hale getirilen teröristlerden Gülistan Tara ve Hero Bahadin’in için tepki gösterdi.
“Bu SİHA saldırılarının amacı nedir?”
“Türkiye bu saldırılarla ne yapmak istiyor?”
“Bu kaçıncı saldırı artık?”
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit, Türkiye’nin terör örgütü PKK’ya yönelik sınır dışı operasyonlarından rahatsız oldu. pic.twitter.com/4kBmwVdttt
— Sabah (@sabah) August 26, 2024
Koçyiğit, açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:
Birkaç gün önce Süleymaniye’de Türkiye’nin SİHA saldırısı sonucu yaşamını yitiren Hero Bahadin ve Gülistan Tara’yı burada anarak başlamak istiyorum. Evet bir araç vuruldu ve o araç içerisinde iki gazeteci yaşamını yitirdi. Kalan 4 kişi de yaralandı.
“BU SİHA SALDIRILARININ GEREKÇESİ NEDİR?”
Soruyoruz buradan bu SİHA saldırılarının gerekçesi nedir? Hiçbir şekilde yargılama yapılmadan insanların binlerce kilometre havadan hedef gösterilerek sivil araçların vurulmasının amacı nedir? Türkiye bu saldırılarla ne yapmak istiyor? Bu kaçıncı saldırı? Biz bu saldırıyı şiddetle kınadığımızı ifade etmek istiyoruz.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>China Southern Airlines’ın CZ6035 sefer sayılı Urumçi uçağı 17 Ağustos akşamı İstanbul Havalimanı’na iniş yaptı. Havayolu’nun Pekin Daxing ve Guangzhou-İstanbul hatlarının ardından Türkiye’ye üçüncü doğrudan uçuş rotası olan bu sefer, Çin’den Türkiye’ye bir başka doğrudan uçuşun resmi açılışı olarak ifade edildi.
China Southern Airlines Urumçi-İstanbul hattının Boeing 787 uçak tipi ile işletildiği, Pekin seferinin her Cumartesi 21: 50’de Urumçi Diwopu Uluslararası Havalimanı’ndan, İstanbul seferinin ise her Pazar 00: 20’de İstanbul Uluslararası Havalimanı’ndan gerçekleştirildiği, seferin ise yaklaşık 7 saat olduğu belirtildi. Urumçi-İstanbul uluslararası güzergahındaki uçuşların yeniden başlamasıyla birlikte China Southern Airlines, Çinli ve Türk yolcular için daha fazla güzergah ve uçuş tarifesi sağlayarak Çin ve Türkiye’den insanlar arasındaki alışverişi teşvik etmeye yardımcı oldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD, 2023 senesinde de Türkiye ile Suriye arasında Rusya’nın arabuluculuğunda gerçekleştirilen görüşmelere mesafeli olduğunu bildirmişti. Ankara’ya bu konudaki kaygılarını ileten Washington, pozisyonunu kamuoyuna yaptığı açıklamalarla da kayda geçirmişti.
Haziran ayından itibaren yeniden canlanan Türkiye-Suriye normalleşme sürecine ilişkin olarak da kaygılarını dile getiren Washington, en son Ankara Büyükelçisi Jeff Flake aracılığıyla görüşünü iletti.
14 Ağustos’ta Ankara’da Türk gazetecileriyle bir araya gelen Flake, konuyla ilgili bir soru üzerine, “ABD, Suriye ile ilişkilerini normalleştirmeyecek” dedi.
Suriye’deki durumda bir ilerleme olmamasından dolayı hemen herkesin hayal kırıklığı yaşadığını kaydeden Flake, Washington’un Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına bağlılığını yineledi ve açıklamasının sonunda bir kez daha ABD’nin Suriye ile normalleşmeyeceğini vurguladı.
2015 sonunda kabul edilen BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı, Suriye’de muhalefet ve iktidarın ülkede kapsayıcı bir hükümet kurmalarını ve ülkeyi BM gözetiminde adil bir seçime götürmelerini öngörüyordu.
İktidar, muhalefet ve sivil toplumdan oluşan komitelerin Cenevre’de başlattıkları yeni anayasa çalışmaları, Şam yönetiminin ayak sürümesi nedeniyle bir sonuca ulaşamadı.
ABD, Türkiye ve diğer ilgili bölgesel aktörlerden Suriye ile ikili normalleşme adımları atmak yerine 2254 sayılı kararın uygulanması için baskıda ve girişimde bulunmalarını beklediğini vurguluyor.
Askeri durum da endişe kaynağı
ABD’nin Türkiye-Suriye normalleşme sürecine ilişkin siyasi ve askeri açıdan önemli kaygıları bulunuyor.
Kuzey Suriye’de omurgasını Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yakın askeri ve teknik işbirliği içinde olan ve yaklaşık bin asker bulunduran ABD açısından ilk soru, Türkiye-Suriye normalleşmesinin güvenlik alanında ne gibi sonuçlar doğuracağı.
Türkiye ve Suriye’den son dönemde yapılan açıklamalar, Ankara’nın terör örgütü olarak tanımladığı YPG’nin Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine tehdit oluşturduğuna işaret ediyor ve olası bir normalleşme sürecinde bu konuda iki ülkenin işbirliği yapabileceği değerlendirmelerine neden oluyor.
Ankara, Şam ile gerçekleştirilecek normalleşmenin en öncelikli başlığının güvenlik olacağını vurguluyor.
Suriye’den Türk sınırlarına dönük tehdidin tamamen ortadan kalkması Ankara açısından öncelikli hedef.
Rusya ve İran’ın etkisi artacak kaygısı
ABD’nin önemli kaygılarından biri de Ankara-Şam yakınlaşmasının Rusya’nın arabuluculuğunda ve İran’ın da katılımıyla sürüyor olması ve iki komşu ülkenin normalleşmesinden bu ülkelerin avantajlı çıkacağı değerlendirmesi.
Rusya ve İran, 2015’ten bu yana Suriye’ye önemli askeri ve ekonomik destek verdiler ve iç savaşta yıkılmamasını sağladılar. Bunun karşılığında her iki ülke de Suriye topraklarında ciddi askeri varlık barındırma hakkını elde etti.
Suriye, özellikle Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki önemli üssü haline geldi. Ülkede iki önemli askeri üssü olan Rusya, en son Kobani’de Suriye ile ortak bir üs daha kurdu. Bu adımın ardından ABD’nin bu bölgeye yakın askerlerini daha iç kısımlara yerleştirdiği iddia edildi.
Türkiye’nin sınırlarının hemen karşısında oluşturulan Rusya-Suriye ortak üssünden rahatsızlık duymadığı Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynaklarının yaptığı açıklamayla ortaya çıktı.
Türk basınına konuşan MSB kaynakları, “ Barış Pınarı Harekatı sonrasında ABD ve Rusya ile iki mutabakat imzalamıştık. Bu mutabakatlar kapsamında; terörist unsurların belli bir bölgeye çekilmesiyle ilgili tedbir alınması yer alıyordu. Biz o günden bugüne kadar bu kapsamda yapılacak her türlü çalışmayı olumlu olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandılar.
Aynı kaynaklar, “Orada da Ruslar ile rejimin bir faaliyeti olduğu açık ve bizim tespitlerimizde de bu var. Bu çalışmayı terör örgütü PKK/SDG/PYD-YPG varlığının o bölgede zayıflaması olarak değerlendiriyoruz ve yakinen de gelişmeleri takip ediyoruz” görüşünü ilettiler.
İran’ın da bölgede önemli sayıda milis güçleri bulunuyor.
Suriye iç savaşı sırasında Şam yönetiminin devrilmemesinde önemli rol oynayan İran bağlantılı bu güçlerin, Türkiye-Suriye normalleşmesinden hem askeri hem siyasi olarak yararlanabileceği ve varlıklarını pekiştirebilecekleri öngörülüyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani 19 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında, konuyla ilgili bir soru üzerine, “Böyle bir yaklaşımı ciddiyetle destekliyoruz. Her ikisi de İran’ın ortakları olan bölgenin önemli ülkeleri Türkiye ve Suriye, hızlı bir şekilde mevcut sorunları çözmeli, ilişikleri normal koşullara geri getirilmeli. Biz de bu hususta yeni adımları destekliyoruz” dedi.
Normalleşme süreci ne aşamada?
Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme süreci, 2023’te yapılan bakanlar düzeyindeki görüşmelerin ardından tıkanmıştı.
Süreç, Rusya’nın bu yılın Haziran ayında Şam nezdinde yaptığı girişimlerin ardından canlanma işaretleri gösterdi.
Bunun en önemli işareti, Şam yönetiminin Türkiye ile ön koşulsuz görüşebileceğine ilişkin verdiği mesaj oldu.
Resmi kaynaklar tarafından doğrulanmamakla beraber, Türk ve Suriyeli istihbarat yetkililerinin teknik düzeyde ilk temasları yaptıkları kaydediliyor.
2023 sürecinde olduğu gibi bundan sonraki aşamada yine dışişleri ve savunma bakanları ile istihbarat yetkililerinin katılımıyla bir üst aşamaya geçilmesi öngörülüyor.
Milli Savunma BakanıYaşar Güler de Ağustos ayında yaptığı bir açıklamada Türkiye ve Suriye arasında bakan düzeyinde temasların olabileceğini kaydetti.
Siyasi görüşmelerde sonuç alınması durumunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Rusya ya da başka bir üçüncü ülkede bir araya gelmeleri olasılığı bulunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol ve partinin il yönetim kurulu, İmamoğlu’na, Türkiye Belediyeler Birliğindeki makamında “hayırlı olsun” ziyaretinde bulundu. Ziyaretin ardından bir gazeteci, İmamoğlu’na YSK üyelerine hakaret ettiği suçlamasıyla yargılanıp, 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldığı, şu anda istinaf aşamasında olan davaya ilişkin bir soru yöneltti.
“UTANÇ VERİCİ BAŞKA BİR DAVA VAR MIDIR?”
Dava kapsamında kendisine siyasi yasak getirileceğine ilişkin iddialarına yanıt veren İmamoğlu, konunun istinafta olduğunu söyleyerek, “Türkiye yargı tarihinin bu kadar zemini olmayan, utanç verici bir başka davası var mıdır, bilmiyorum.” diye konuştu.

Ali Koç’a saldıran Fatih Özkan, sessizliğini bozdu

Ronaldo Georgina Rodriguez’e resmen servet ödeyecek

Transferi iptal olan yıldızın sözleşmesi feshedildi
“UMARIM HIZLICA KARAR ÇIKAR”
İstinaf sürecini takip ettiklerini belirten İmamoğlu, şunları söyledi: “Sonuçta dosya istinafta, alt mahkemenin kararı var. İstinaftaki karara göre üst mahkemesi var, başka şeyler var ama umarım burada yargı adaletli bir karar verir. Hem bize hem milletimize güzel bir mesaj çıkar, boşu boşuna siyasetin malzemesi haline gelmez. Burada, ‘siyaseten Ekrem İmamoğlu kazançlı çıktı, zararlı çıktı’ meselesini konuşmuyorum bile. Ülkemiz kazansın, ülkemizin kazanması için de adalet işlesin. Böyle bir dava olmaz. Umarım hızlıca karar çıkar.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali kapsamında Kocaeli’de düzenlenen Uluslararası Efficiency Challenge Elektrikli Araç Yarışları ile Liseler Arası Efficiency Challenge Elektrikli Araç Yarışları tamamlandı.
Etkinliğe katılan Karaveli, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, burada elektrikli araçlar başta olmak üzere, hidrojen yakıtlı araçların ve Hyperloop yarışmalarının yapıldığını söyledi.
Türkiye’nin dünyadaki teknolojik gelişmeleri yakından takip ettiğini aktaran Karaveli, “Burada vermek istediğimiz mesaj şu; dünya bir yere gidiyor ve bu dünyanın gittiği yere tamamen entegre bir Türkiye var.” ifadesini kullandı.
Karaveli, ülkede daha iyi teknolojilerin üretilmesinin, gençlerin bu alanda yetiştirilmesine bağlı olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bu sebeple bugün burada gençler, araştırmacılar, üniversite okuyan ya da mezun arkadaşlarımız kabiliyetlerini sergileyerek bir yarışma yaptı. Yarışmada kaybedenler olsa da büyük tecrübe kazanıldı. Kazananlar belli ödüllerin sahibi oldu ama toplamda Türkiye kazandı.”
Karaveli, TENMAK ve TÜBİTAK gibi kurumların desteğiyle ülkenin teknoloji odaklı çok büyük bir kalkınmanın ilk hamlelerini yapacağına işaret ederek, “Hep birlikte sonu tam bağımsız bir Türkiye’ye çıkan teknoloji yolunu takip ediyor olacağız.” diye konuştu.
TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi’nde 12 Ağustos’ta başlayan ve elektromobil (batarya beslemeli elektrikli araç) ile hidromobil (hidrojen enerjili elektrikli araç) olmak üzere iki kategoride düzenlenen etkinlikler, 17 Ağustos’ta ivmelenme yarışıyla son buldu.
Kazanan takımların ödüllerini, TENMAK Başkanı Karaveli, TÜBİTAK Raylı Ulaşım Teknolojileri Enstitüsü Müdürü Dr. Tolgahan Kaya, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı İsmail Doğan, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve Kocaeli Valisi İlhami Aktaş takdim etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiyeorman yangınlarıyla boğuşuyor.
Aşırı sıcaklıklar ve bazı tatilcilerin sebep olduğu yangınlar nedeniyle ormanlarımız yandı.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) da son bir haftada yurt genelindeki yangınlarla ilgili bilgilendirdi.
SON 1 HAFTADA 131 ZİRAİ ALAN VE ORMAN YANGINI ÇIKTI
AFAD, son bir haftada yurt genelinde 131 zirai alan ve orman yangınının meydana geldiğini bildirdi.
AFAD’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, yangınlara, Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) çerçevesinde ilgili kurumlar tarafından ilk andan itibaren havadan ve karadan müdahale edildiği belirtildi.
Yangının kontrol altına alındığı bölgelerde zarar tespit çalışmaları hızla sürdüğü aktarılan açıklamada, olası can kayıplarının önüne geçmek için yangınlara yakın yerleşim yerlerinde yaşayan vatandaşların güvenli alanlara tahliye edildiği ifade edildi.
BAZI BÖLGELERDE TAHLİYE İŞLEMLERİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Bu kapsamda İzmir’de 1430, Manisa’da 1475, Bolu’da 516 ve Aydın’da 550 vatandaşımızın tedbir amacıyla AFAD, jandarma ve emniyet koordinesinde güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir. Yangınlardan etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız. Vatandaşlarımızın, yeşil vatanımızı korumak ve olası kayıpların önüne geçebilmek için yetkili mercilerin uyarılarını dikkate almalarını önemle hatırlatırız.”

Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin birçok ilinde orman yangınları sürüyor. İzmir, Bolu, Manisa, Aydın, Karabük ve Muğla’daki orman yangınlarına gece boyunca havadan ve karadan müdahale edildi. Türkiye’nin 5 ilinde süren yangınlarda son durumu açıklayan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), müdahale çalışmalarının aralıksız sürdüğünü fakat yerleşim bölgelerini tehdit eden yangınlar sebebiyle yurttaşları tahliye etmeye devam ettiklerini duyurdu. AFAD açıklamasına göre İzmir, Aydın, Bolu, Muğla ve Manisa’daki orman yangınlarında tedbir amaçlı 3 bin 583 kişi tahliye edildi.
Orman yangınları uydu görüntülerine de yansıdı. NASA verilerine göre İzmir’de 941, Manisa’da bin 498 ve Bolu’da iki bin 580 hektar alan yangından etkilendi.Yangın Haritası verilerinde 3 ilde toplam 5019 hektar alanın yangından etkilendiği görüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin 5 ilinde süren yangınlarda son durumu açıklayan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), ilk andan itibaren yangını kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahale çalışmalarının aralıksız sürdüğünü kaydederek yerleşim bölgelerini tehdit eden yangınlar sebebiyle yurttaşları tahliye etmeye devam ettiklerini duyurdu. X hesabından açıklama yapan AFAD yetkilileri İzmir, Aydın, Bolu, Muğla ve Manisa’da devam eden yangınları söndürebilmek için 90 hava aracı, 4.717 personel, 1.218 araçla müdahale edildiğini kaydetti:
“Ülkemizin farklı yerlerinde devam eden yangınları kontrol altına almak için ilgili tüm kurumlarımızın müdahale çalışmaları havadan ve karadan aralıksız devam etmektedir.
İzmir, Aydın, Bolu, Muğla ve Manisa illerimizdeki yangına müdahale çalışmalarında; 90 hava aracı 4.717 personel ve 1.218 araç görev almaktadır. Tedbir amacıyla toplam 3.583 vatandaşımızın güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir.
İzmir ilimize; 2.489 personel 258 araç ile 604 iş makinası sevk edilmiştir. Yangının yerleşim yerlerine yakın olması sebebiyle 8 farklı yerleşim yerinde 900 vatandaşımız tedbir amacıyla tahliye edilmiştir.
Bolu Göynük’teki yangına; 986 personel 384 araç ve 371 iş makinası ile müdahale çalışmaları devam etmektedir. 4 farklı yerleşim yerindeki toplam 413 vatandaşımızın tedbir amacıyla güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir.
Manisa Gördes’teki yangına; 583 personel 149 araç ve 121 iş makinası ile yangını kontrol altına alma çalışmaları aralıksız sürdürülmektedir. Manisa ilimizde 1.190 vatandaşımızın güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir.
Aydın Bozdoğan yangınına; 35 personel 10 araç ve 12 iş makinası ile müdahale çalışmaları devam etmektedir. Tedbir amaçlı 3 farklı yerleşim yerindeki 550 vatandaşımızın güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirilmiştir.
Devletimizin ilgili tüm birimleri ilk andan itibaren yangını kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahale çalışmalarını aralıksız sürdürmekte olup yerleşim yerlerine yakın yerlerde bulunan vatandaşlarımız ilgili birimlerimiz tarafından güvenli alanlara alınmaktadır.
Yangından etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkan Seçer, seçim güvenliğinde görev alan avukatlar ve gönüllülerle buluştu. Mersin Büyükşehir Belediyesi Nikah ve Etkinlik Salonu’nda düzenlenen programa Seçer’in yanı sıra Mersin Barosu Başkanı Gazi Özdemir, Adana Barosu Başkanı Semih Gökayaz, CHP Mersin İl Başkan Yardımcısı Burcu Düzen, CHP Yenişehir İlçe Başkanı Toprak Çalışkan, CHP Akdeniz İlçe Başkanı Semih Palamut, CHP Mezitli İlçe Başkanı Ulaş Yılmaz, CHP Bozyazı İlçe Başkanı Sevim Binicier, İlçe Seçim Kurulu üyeleri, Meclis üyeleri, avukatlar ve gönüllüler katıldı.
Seçim sürecinde millet iradesinin sandığa yansıdığı gibi çıkmasında emek veren avukatlara teşekkürlerini ileten Başkan Seçer, şöyle konuştu:
“İRADEMİZİN SANDIĞA GİRDİĞİ GİBİ ÇIKMASI İÇİN AYNI ÖNLEMİ ALACAĞIZ”
“Son çeyrek asrın Türkiye siyasi tarihine baktığınızda seçimlerde seçim sonrası konuşulan en temel en önemli konuların başında ‘Oylarımız çalınıyor’ isyanı vardı. Biz de bu konuda ciddiyetle tedbirlerimizi aldık. 2019 seçimlerinde ilk kez Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olduğumda bu bilinçle, bu sıkıntılı alanı bilen bir siyasetçi olarak, o günün koşullarında gerekli tedbirleri almıştık ve sonuç itibarıyla kazanan taraf biz olduk. 2019’dan sonraki genel seçimlerde de bu konuda Türkiye’de büyük tartışmaların olduğunu söyleyemeyiz. En son seçimde uzun yıllardır birinci parti özlemini giderdiğimiz, Türkiye’nin 400’den fazla belediyesini kazandığımız bu seçimlerde hiç bu konular gündeme gelmedi. Çünkü kapımızı penceremizi sağlam tutmuştuk, oy çalan hırsızların girmesine müsaade etmemiştik ve zafer kaçınılmaz olarak bizlerin oldu. İrademizin sandığa girdiği gibi tekrar çıkması için bundan sonraki seçimlerde de aynı önlemi alacağız. Çağ teknoloji çağı, iletişim çağı. Bizim kadrolarımızla ferasetli, eğitimli, liyakatli kadrolar pekala bunları başarabileceğimizi de bu son seçimde gözlemlemiş olduk.
“BİZE EL FENERİ GÖREVİ YAPACAK BİR SEÇİM SONUCU”
Bu kadar siyasal çeşitliliğin yoğun olduğu bir kentte de siyasal analizlerin çok doğru yapılabileceğini, böyle kentlerin bir laboratuvar hüviyetinde olduğunu da herhalde benim söylememe gerek yok. Burada alınan oy çok önemlidir. Tüm tarihlere ışık tutacak, bundan sonraki sürecinde yürüyeceğimiz bize el feneri görevi yapacak bir seçim sonucudur. Bu seçimlerle Türkiye siyasi tarihi 31 Mart 2024’ten sonra çok farklı bir yola girdi. 2019’da halkın bize verdiği şansı Cumhuriyet Halk Partili Belediyeler olarak sonuna kadar iyi kullandığımızın göstergesidir 2024 Mart seçimleri sonuçları. İnsanların hizmet beklediğini, bu hizmetten öte insanlara dokunmanın, insanların bizim üzerimizdeki önyargıları kırmanın aslında bizi başarıya götürecek en temel unsurlar olduğunu bu seçimlerde gördük. Bugüne kadar kötü gidişatın sonudur ama yeni güzel günlerin bir başlangıcı bir işaret fişeğidir.
“İNANÇ VE ŞEVKLE SEÇİMLERE HAZIRLANACAĞIZ”
Bu duygu ve düşüncelere sadece Mersin’de değil, tüm Türkiye’de halkımızın yok olmaya yüz tutmuş umudunu yeşertmeye katkı sunan, emek eden herkese ama herkese çok teşekkür ediyorum. Aynı doğrultuda aynı düşüncelerle aynı stratejiyle, aynı inançla ve şevkle önümüzdeki süreçte Türkiye’deki seçimlere hazırlanacağız. Nasıl yerel iktidarda halkımızın yüzünü güldürdüysek, geçtiğimiz 5 yılda yaptığımız hizmetlerle insanları memnun, mutlu ettiysek, genel seçimlerde de başarılı olup insanları mutlu edeceğiz. Hükümet olduğumuzda Türkiye’nin temel sorunlarına getireceğimiz çözüm yollarıyla, politikalarla Türkiye’nin gelecek 10 yıllardaki inşasına katkı sunacak insanlar biz olacağız.”
CHP Mersin İl Başkan Yardımcısı Burcu Düzen de şunları kaydetti:
“1977 yılından bu yana Cumhuriyet Halk Partisi, ilk kez seçimden birinci parti olarak çıktı. Yarınlara umutla baktığımız bu seçim coşkusunu hep beraber yaşamaktayız. Yaşadığımız bu büyük mutlulukta kuşkusuz ki en büyük emek sahiplerinden biri de seçim döneminin başlangıcından sonuna kadar seçim ve sandık güvenliği için çalışan emek veren ve seçim sürecini koordine eden meslektaşlarımız oldu. Seçim başarısında seçim takviminin açıklandığı ilk günden itibaren seçim güvenliğindeki kolektif emeğin, fedakarlığın ve başarının altını mutlaka çizmemiz gerekiyor.”
]]>Kadın girişimci Hatice Akdulum kentin lezzetlerinden biri olan mumbar dolmasını üreterek kendi markasını oluşturdu. Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan da tescil ettirdi.
Hem üretip hem de istihdam eden Akdulum, “2016 yılında bir anda oğlumun söylemesiyle başladım bu işe. Zor dönemden geçerken ne yapabilirim diye düşündüğüm bir anda mumbarcılık yapmaya başladım. Mumbarcı Hattuç bacı oldum. Ekibimde benim gibi güçlü hiç yorulmuyoruz. Gaziantep deyince yemek kültürümüzü herkes bilir. Hepimiz bir aradayız. Antep bir marka. Gastroantep bir marka. Mumbar da her yörede yapılıyor ama bizim Gaziantep’te tescilli olan bir yemek” dedi.
Gaziantep, Türkiye’nin coğrafi işaret konusundaki örnek şehri
Büyükşehir Belediyesi, Unesco yenilikçi Kentler Ağında Türkiye’nin ilk gastronomi şehri olarak yer alan Gaziantep’te şehre ait ürünler coğrafi işaret tescili ile koruma altına alınarak geleceğe taşınıyor.
Zengin kültürüyle eşsiz lezzetlerinin korunması için Gaziantep Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere kentte bulunan kurumların koordineli olarak yürüttüğü çalışmalarla Gaziantep’e özgü yöresel ve kültürel değerler tescillenerek korunuyor. Gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılması amacıyla da coğrafi işaret ve markalaşma projeleri yürütülüyor. Yürütülen çalışmalarla ürünlerin yurtdışında tanıtımı sağlanarak kentte bulunan girişimcilere ilham oluyor, yurtdışına ürünlerin ihraç edilmesi sağlanıyor.
Gaziantep, Türkiye’de en çok coğrafi işarete sahip il
Türkiye’de 105 coğrafi işaretli ürün ve 1 geleneksel ürünle şu anda en fazla coğrafi işarete sahip il konumunda bulunan Gaziantep; el sanatları ürünleri, tarım ürünleri ve yöresel yemekleriyle de tescilli ürünler arasında önemli yer tutuyor.
AB tescili alan ürünlere yenisi eklenmesi için çalışmalar sürüyor
Gaziantep aynı zamanda Türkiye’de Avrupa Birliği coğrafi işaret tescili olan şehir oldu. Gaziantep Sanayi Odası’nın girişimiyle tescillenen Gaziantep baklavasının ardından kısa süre önce Araban sarımsağı da AB coğrafi işaret tescilini aldı. Büyükşehir Belediyesi Oğuzeli Kadın Kooperatifi iş birliği ile Antep menengiç kahvesi ve Oğuzeli nar ekşisi için de Avrupa Konseyine başvuruları gerçekleştirilirken; Nizip’te üretilen nane ve zeytin yağı, İslahiye’de üretilen biber, koruk ekşisi ve diğer ürünlerin AB coğrafi işaret tescil çalışmaları devam ediyor.
Coğrafi işaret tescili alınan ürünlerin denetimi Türkiye’de ilk kez kurulan Gaziantep Büyükşehir Coğrafi İşaret ve Markalaşma Şube Müdürlüğü tarafından her yıl düzenli yapılarak, Türk Patent ve Marka Kurumu’na gönderiliyor.
“Çalışmalarımızla Avrupa’da marka olmak istiyoruz”
Büyükşehir Belediyesi Tarım ve Hayvancılık Daire Başkanı Kenan Seçkin, coğrafi zenginliklerin öne çıkarılmasında büyük bir emek harcandığını ifade ederek, “Coğrafi işaret ilk yönetim birimini oluşturan belediye Gaziantep Büyükşehir Belediyesidir. Coğrafi İşaretler ve Markalaşma Şube Müdürlüğümüz var daire başkanlığımıza bağlı. Biz köy köy ekiplerimizle gezerek coğrafyanın nesi meşhur onları tespit edip gün yüzüne çıkarıyoruz. Çalışmalarımızla Avrupa’da marka olmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Gaziantep 500’den fazla yemek çeşidiyle ününü dünyaya taşıdı”
Mutfak Sanatları Merkezi Şef Koordinatörü Doğa Çitçi, Gaziantep’in dünyada eşi benzeri olmayan bir zenginliğe sahip olduğunu belirterek, “Çok iyi, dünyada eşi benzeri olmayan bir mutfak var burada. Gaziantep tek başına 500 çeşidin üstünde yemeği olan şehir. Tek başına lokomotif bir şehir. Coğrafi işaret tabi ki şehre etiket kazandırıyor. Gaziantep bu yönden zengin bir şehir olduğu için coğrafi işaretli ürün sayısı çok fazla” ifadelerini kullandı. – GAZİANTEP
]]>DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu parti genel merkezinde ziyaret etti. Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, DEM Parti heyetini parti genel merkezinin kapısında karşıladı. Görüşmede, Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Sabri Tekir de yer aldı. İki parti heyetleri arasındaki görüşme yaklaşık 1,5 saat sürdü. Görüşme sonrasında DEM Parti Eş Başkanları ile Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu kameralar karşısına geçti. Karamollaoğlu, şunları söyledi:
” Arkadaşlarımızın bizi ziyaretlerinden büyük memnuniyet duyduk. Ülkemiz genel seçimler ardından mahalli seçimlerle yeni bir döneme girdi. Dört yıldan fazla bir süre seçim yok gibi normal şartlarda gözüküyor. Parlamento çalışıyor. Bir takım kanunların anayasada bir takım değişiklilerin yapılması gündemde. İktidar da bu konuda bir takım adımlar atma peşinde gördüğümüz kadarıyla. Tabi bizim bu münasebetlerimizin bundan sonra da devam etmesine ihtiyaç var. Arkadaşlarımız da bunu arzu ediyorlar. İnşallah Meclis’te gruplar arasında bu konunun ve benzer konuların ele alınabilmesi için bir dirsek temasına belki komisyon kurulmasına da ihtiyaç duyulabilir. Bu konularla ilgili bir görüş teatisinde bulunduk. Ben tekrar ziyarette bulundukları için kendilerine teşekkür ediyorum. Çalışmalarında da çalışmalarımızda da başarılar diyorum”
Tuncer Bakırhan ise Türkiye’deki sorunların diyalog ve müzakere zemininde çözülebileceğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Bilindik Türkiye gündemlerini konuştuk. Biraz seçim sonuçları üzerinde bir değerlendirme yaptık. Biraz bölge, Ortadoğu, İsrail- Filistin çatışmaları üzerine konuştuk. Yeni anayasa gündemde olduğu için yeni anayasa gündemine ilişkin görüş alışverişinde bulunduk. En önemlisi de bugün iyi rahmetli Erbakan hocanın aslında Türkiye’de meselelere yaklaşımı konusundaki düşüncesi üzerine de biraz durduk. Siz de bilirsiniz biz aynı dönem siyaset içerisindeydik rahmetli Erbakan başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’deki meselelerin diyalogla, müzakereyle Türkiye içerisinde bir çözümünden yana olduğunu her dönem dile getirdi. Bizler de geldiğimiz noktada özellikle 31 Mart’ta ortaya çıkan sonuçlardan sonra Türkiye’nin aslında müzakereyle diyalogla çözemeyeceği bir sorunu olmadığına inanıyoruz. Önümüzdeki günlerde bölge ve Türkiye’deki sorunların diyalog ve müzakere zemininde çözülmesi için muhalefetin daha fazla bir araya gelmesi, bu konuları değerlendirmesi istişare etmeleri konusunda düşüncelerimizi aktardık.”
KARAMOLLAOĞLU BASTON DESTEĞİ İLE YÜRÜDÜ
Saadet Partisi Genel Başkanlığı’ndan ayrılacağını açıklayan Temel Karamollaoğlu’nun yürürken yaşadığı sağlık sorunu da kameralara yansıdı. Karamollaoğlu’nun DEM Parti heyetini uğurlarken bastonundan destek alarak yürüdüğü ve ayakta durduğu görüldü.
]]>
Göktaş, Cezayir Enerji ve Madenler Bakanı Mohamed Arkab’ın katılımıyla Bakanlıkta düzenlenen Türkiye-Cezayir Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) 12. Dönem Toplantısı Kapanış Oturumu’nda konuştu.
Türkiye’nin Cezayir ile gönül bağlarının güçlü olduğunu söyleyen Göktaş, iki ülke arasında her alanda kurulacak işbirliklerinin özellikle ticari ve ekonomik potansiyelin çok yüksek olduğunu belirtti.
İlişkileri daha da geliştirmek için gereken adımları attıklarını ifade eden Göktaş, “2023 sonunda Türkiye ve Cezayir arasında, ikili ticaret hacmimiz 6,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, bugüne kadar ulaştığımız en yüksek seviyedir. 2024’ün ilk çeyreğinde de yükselişin devam ettiğini görmekten son derece memnuniyet duyuyoruz.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un hedef olarak belirledikleri 10 milyar dolar ikili ticaret hacmine kolaylıkla ulaşabileceğine inandığını dile getiren Göktaş, şöyle devam etti:
“Bu hedefimizi gerçekleştirme adına her iki ülkenin önem verdiği Tercihli Ticaret Anlaşması’nın müzakerelerine başlanması yönünde alınan karardan memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Yatırımların karşılıklı olarak güvence altına alınması ve iş insanlarımızın teşvik edilmesi bakımından güçlü bir hukuki altyapı oluşturmanın elzem olduğuna inanıyorum. Bu itibarla, ‘Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın en kısa sürede imzalanmasını ve yürürlüğe girmesini önemli bulduğumu özellikle belirtmek istiyorum.”
???????- “Cezayir’de 1500’den fazla Türk firmamız bulunuyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın destekleriyle yürütülen tüm çalışmalarda önemli başarılar, büyük kazanımların elde edildiğini vurgulayan Göktaş, “Bugün Cezayir’de 33 bin vatandaşımız yaşıyor. Türkiye’de ise 12 bin Cezayirli kardeşimiz bulunuyor. Cezayir’de 1500’den fazla Türk firmamız bulunuyor. Nitelikli insan kaynağı yetiştirmek ülkelerimizin geleceği için hayati bir önem arz ediyor.” ifadelerini kullandı.
Geçen yıl 2 bin 196 Cezayirli öğrencinin Türkiye üniversitelerinde eğitim görmelerine destek verdiklerini açıklayan Göktaş, “Türkiye Maarif Vakfımızın resmi süreçleri tamamlanmasının ardından Cezayir’de bir anaokulu ve bir ilkokul ile eğitim ve öğretime başlanmasını planlıyoruz.” bilgisini paylaştı.
Bakan Arkab ile yapılan görüşmede ikili ticari ve ekonomik ilişkileri geniş bir yelpazede değerlendirme fırsatı bulduklarını belirten Göktaş, şunları kaydetti:
“Sayın Bakan ile sanayiden ticarete, enerjiden turizme, eğitim ve kültürden sosyal politikalara kadar birçok alanda mevcut ilişkilerimizi gözden geçirdik ve muhtemel fırsatları ele aldık. Bu kapsamda aile ve sosyal hizmetler alanında Cezayir Ulusal Dayanışma, Aile ve Kadının Statüsü Bakanlığı ile ikili ilişkilerimizi geliştirmeye devam edeceğiz. ??????Karma Ekonomik Komisyonu vesilesiyle Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz ile Cezayir Sivil Havacılık Otoritesi arasında da bir mutabakat zaptı imzalandı. Bu anlaşmayla iki ülke arasındaki hava ulaşımında haftalık 35 olan uçuş sefer sayısının 80 uçuşa çıkarılması ve uçuş noktalarına ilişkin kısıtlamaların kaldırılması kararı alındı.”
Programdan sonra iki bakan arasında Türkiye-Cezayir 12. Dönem KEK protokolü imzalandı.
]]>İBB, tarihindeki ilklerden birini daha Başkan Ekrem İmamoğlu döneminde gerçekleştirdi. İBB, Türkiye’de bir yerel yönetim olarak, AB Türkiye Delegasyonu Başkanlığı ile birlikte “Avrupa Günü” kutlamalarının İstanbul ayağının ortak ev sahipliğini yaptı. Haliç Kongre Merkezi Sahil Alanı’nda düzenlenen Avrupa Günü kutlaması; İBB Başkanı İmamoğlu, Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Meyer-Landrut, Atina Belediye Başkanı Haris Doukas, Saraybosna Belediye Başkanı Benjamina Karic ve B40 Balkan Şehirler Ağı Dönem Başkanı Tiran’ın Belediye Başkan Yardımcısı Anuela Ristani ve İstanbul’da görev yapan yabancı ülke misyon şefleri ile çok sayıda özel davetlinin katılımlarıyla gerçekleştirildi. İmamoğlu, kutlamadaki konuşmasında şunları söyledi:
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ GİBİ AB’NİN TEMEL ALDIĞI DEĞERLER GERİLEME SÜRECİNDE”
“Avrupa Günü’nü kutlamak, önem verdiğimiz ortak değerlerimizi hatırlamak için iyi bir fırsat. Bizim için AB, her şeyden önce demokratik bir barış projesidir. Uluslar arasındaki birliğin, etnik köken, dil veya din farkı gözetmeksizin demokratik ve insani ideallerin bayrağı altında kurulabileceğinin bir kanıtıdır. Ancak, uzun bir süredir AB hem içerde hem de sınırlarının dışında yeni sınamalarla karşı karşıya kaldı. Euro krizi ve 2010’ların başındaki göç baskısıyla artan sorunlar, Brexit, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve son olarak Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinin ortaya çıkmasıyla derinleşti. Bu jeopolitik çalkantıların sonuçları, Avrupa’daki liberal demokrasileri adalet, insan hakları ve özgürlükler üzerinden test ediyor. Hükümetlerin bu sorunlara halkın beklentileri yönünde cevap verememesi, popülist otoriter liderlere doğru bir kaymaya yol açıyor. Esasında, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi AB’nin temel aldığı değerler maalesef küresel olarak da gerileme sürecinde.
“BU DEMOKRATİK KRİZ DÖNEMİ, AVRUPA VE TÜRKİYE İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?
Peki içinde bulunduğumuz bu demokratik kriz dönemi, Avrupa ve Türkiye için ne anlam ifade ediyor? Geçen hafta sonu Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun daveti üzerine, Avrupa’nın yaşadığı demokratik krizi ele almak üzere sosyal demokrat belediye başkanlarıyla Paris’te bir araya geldik. Orada da şu soruyu sordum: Kendisini ‘demokratik ideallerin muhafızı’ olarak konumlandıran Avrupa, bu değerleri tutarlı bir biçimde savunduğunu samimiyetle söyleyebilir mi? Göçmen ve mülteci sorununun AB dışındaki ülkelere aktarılmaya çalışılması, bunun aksini göstermektedir. Konu, mültecilerin Avrupa ülkelerinde barınmasına izin verilip, verilmemesi değil, onların Türkiye gibi, Avrupa sınırı dışındaki ülkelerde tutulmasının politika haline getirilmesidir. Bu durum, mülteci meselesinin popülist ve yabancı düşmanı siyasi söylemlerde kullanılmasına zemin hazırlıyor ve sağ otoriterlik Avrupa’da güçleniyor. Oysa, Türkiye ve İstanbul, dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke ve şehirlerin başında geliyor. Buna rağmen, Türkiye’de demokratların güçlenmesi önemlidir.
“BİZİM GİBİ, AVRUPA İDEALİNİ ÖNEMSEYEN İNSANLARI ENDİŞELENDİREN…”
Avrupa’daki mevcut hükümetlerin Gazze’de yaşananlara verdikleri, daha doğrusu veremedikleri cevap da Avrupa’nın insani değerlerinin farklı coğrafyalarda tutarlı bir şekilde savunulamadığı anlamına geliyor. Aralarında kadınların ve çocukların bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin, tüm dünyanın gözlerinin önünde katledilmesinin daha yüksek bir sesle eleştirilmesi ve kınanması gerekmez mi? Bazı hükümetler, bırakın kendileri bunu yapmayı, bunu yapan vatandaşlarının toplantı ve gösteri haklarını, ifade özgürlüklerini kısıtlama yoluna gidiyor. Bu ise, Avrupa’nın demokratik değerler üzerinde yükselen evrensel bir barış projesi olma niteliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Bizim gibi, Avrupa idealini önemseyen insanları endişelendiren en önemli konulardan birisi budur.
“İSRAİL’İN REFAH’A ASKERİ HAREKATINI YİNE İZLEMEKLE Mİ YETİNECEĞİZ?
İsrail’in, dün, ateşkes teklifini reddederek, 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine askeri harekat başlatmasını da yine izlemekle mi yetineceğiz? Avrupa’yı ve insani değerlere önem veren tüm ülkeleri, bu vahşete ‘dur’ demeye çağırıyorum. Gazze’de olanlar, insanlık tarihinde kara bir leke haline gelmiştir. Buna daha fazla izin verilmemelidir. Önümüzdeki dönemde AB’nin kendi iç demokrasi mücadelesine devam edeceğini gözlemliyorum. Haziran ayında gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerini, dikkatle takip edeceğiz. Türkiye’de ve Avrupa’nın diğer bazı ülkelerinde karşılaştığımız demokratik gerilemeye, ancak kapsayıcı, katılımcı ve halkın sesine kulak veren yeni bir siyaset kültürü ve bu anlayışla inşa edeceğimiz siyasal ve ekonomik kurumlarla çözüm bulabiliriz.
“MART 2024 YEREL SEÇİM SONUÇLARI, TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRATİK GERİLEMEYE SON VERDİ”
Türkiye de kendi içinde derinleşen bir demokrasi krizinden geçiyor. Ülkemizde son 10 yılda kurumsal yapı zayıflatıldı. Arkasından tek bir lider etrafında otoriter bir siyasal rejim şekillendi. Mart 2024 yerel seçim sonuçları, Türkiye’deki demokratik gerilemeye son verdi. Seçmen, muhalefeti güçlendirerek, siyaset zeminindeki meşruiyeti yeniden dağıttı. Bu sonuç, demokrasimizin dayanıklılığının göstergesidir. Bu zor zamanlarda Türk halkı demokratik değerlere olağanüstü bir bağlılık gösterdi. İstanbul’da geçtiğimiz 5 yıl boyunca, siyasi görüşü ne olursa olsun, İstanbulluların her kesimine hizmet götürdük. Kutuplaşmanın ilacı buydu. ‘İstanbul İttifakı’ adı altında kapsayıcı bir toplumsal hareket inşa ettik. Dahası; halkın endişelerini dinlemenin ve bunlara uyum sağlamanın önemini gösterdik. Toplumla, güçlü ve samimi bir iletişim kurduk. Bu siyasi zeminde CHP, liyakatli adaylarla halkın karşısına çıktı ve ülke genelinde her kesimden 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazandı. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 65’inden fazlasını ve ekonomisinin, neredeyse yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri, sosyal demokrat belediye başkanları yönetiyor. CHP, Türk siyasetinin yeni ağırlık merkezi haline geldi.
“BİRLEŞİK VE DEMOKRATİK BİR AVRUPA, TÜRKİYE’NİN KATILIMI OLMADAN GERÇEKLEŞTİRİLEMEZ”
Avrupa, kendi demokratik sorunlarıyla mücadele ederken, Türkiye’nin rolü sıklıkla göz ardı edilmektedir. AB’nin, ‘önce Avrupa’ vizyonunun demokratik bir Türkiye’yi kucaklaması gerektiğini fark etmesi elzemdir. Avrupa’ya yönelik varoluşsal tehditlerle mücadele, Türkiye’yi de içeren kapsayıcı bir yaklaşımı gerektirmektedir. CHP olarak biz, Türkiye’yi her zaman Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak gördük ve kendimizi Avrupa meseleleri ve çözümlerinin paydaşı olarak konumlandırdık. İddiamız şudur: Birleşik ve demokratik bir Avrupa, Türkiye’nin katılımı olmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenle, AB’nin genişleme politikaları tartışılırken, Türkiye’nin adının geçmemesi, 60 yıldır süregelen ortaklık ilişkisinin ve 20 yılı aşkındır devam eden üyelik sürecinin yok sayılması kabul edilemez.
“KATILIMCI ‘İSTANBUL MODELİ’, SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL, AVRUPA’DA DA İLHAM KAYNAĞI OLMAYI SÜRDÜRECEK”
Büyükelçi Meyer-Landrut’un konuşmasında bahsettiği gibi, İstanbul’un karbon-nötr bir şehir olması ve iklim değişikliğine adaptasyon programı gibi AB ile beraber başarılı projelere de imza attık. Fakat bunlar yeterli değil. Önümüzdeki dönemde, AB’nin yerel yönetimlerle daha yakın çalışmayı ve etkisi halkımız tarafından da hissedilebilen projeleri birlikte hayata geçirebilmeyi hedeflemeliyiz. İstanbul’daki yönetim anlayışımızın temelinde, demokrasi ve katılımcılığın olduğunun altını çiziyorum. Bunu, son 5 yıl içerisinde yaptığımız icraatlarla kanıtladık. İnsanı odağımıza alıyor, ayrım gözetmeden 16 milyon İstanbulluya eşit hizmet veriyor, şehri yurttaşlarla birlikte yönetiyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde de aynı anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Katılımcı ‘İstanbul Modeli’, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da ilham kaynağı olmayı sürdürecek.”
AVRUPA GÜNÜ’NÜN ÖYKÜSÜ
1985 yılında, “Avrupa Tek Senedi”nin temellerinin atıldığı “Milano Zirvesnüi” kapsamında alınan kararla birlikte; 9 Mayıs, “Avrupa Günü” olarak ilan edildi. 9 Mayıs’a sembolik önemi kazandıran tarihi gelişme ise, dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın, 9 Mayıs 1950 tarihinde okuyarak, ilan ettiği “Schuman Bildirisi” oldu.
Söz konusu bildiride, Avrupa’da, barışçıl ilişkilerin kalıcı bir şekilde tesis edilmesinin zaruri olduğu vurgulanmış; daha sistematik ve organize bir Avrupa kurulabilmesi adına bir kanun teklif edilmişti. Bu kapsamda, Fransa ile Batı Almanya’nın kömür ve çelik sanayilerinin tek çatı altında birleştirilmesi önerildi. Söz konusu fikir dahilinde oluşturulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, birliğe giden yolun kilometre taşı olarak nitelendirildi. Bu bağlamda “Schuman Bildirisi”, bir nevi AB’nin başlangıcına giden fikriyatı ortaya koydu. Avrupa Günü, gerek üye ülkelerde gerekse de aday ve potansiyel ülkelerde çeşitli etkinliklerle kutlanmakta. 9 Mayıs Avrupa Günü, 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye aday ülke statüsünün verilmesiyle birlikte; 2000 yılından bu yana, Ankara ve İstanbul merkezli olarak, Türkiye’de de kutlanıyor.
]]>BTP Lideri Baş, resmi sosyal medya hesabından İsrail’in Gazze’de Refah’a başlattığı saldırıyı, Türk siyasetindeki ‘yumuşama’ gündemini ve Suriyeli sığınmacılar konularında değerlendirmelerde bulundu. Baş’ın değerlendirmesi şöyle:
“İsrail, 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki Filistinlileri ittire ittire Refah’a kadar götürdü. 285 bin olan Refah’ın nüfusu bugün 1.3 milyonu aşmış durumda. Yani neredeyse 6 katına çıkmış. Gazze’nin toplam nüfusu zaten 2 milyon civarıydı. Dolayısıyla 1,5 milyona yakın insan Refah’a kilitlendi. Nereye boşaltalım? Mısır, sınır kapısını kapatıyor, ‘Bunları Sina’da istemiyorum’ diyor. Amerika Akdeniz’de, Gazze’nin sahilinde yüzer limanlar inşa etti son 1.5-2 ayda. Bu limanların sebebi insani yardım ulaştırmak diyorlardı ama şimdi insani yardımı havadan fırlatıyorlar! Burada aslında maksat neydi o gezer limanlar için tahliye planı işletilsin diye… Şimdi 1,5 milyon insanın tahliyesi söz konusu. Nereye tahliye edilecekler, temel sorun bu. Muhtemelen buradaki adres de Türkiye.”
Erdoğan’ın siyasette yumuşama mesajlarının Türkiye’nin içine değil dışarıya bir mesaj olduğunu savunan Hüseyin Baş, şunları kaydetti:
“Erdoğan iç siyasette yumuşama sergilemiyor bunu anlamamız lazım. Erdoğan dışarıda bir yerlere karşı yumuşama sergiliyor. Faiz artırımı, söylem, dil, sığınmacı hususu en önemli gündemler, birden ekonomi politikalarını çevirdiği rota, bunların tamamı küresel emperyalist mantığın, Türkiye’den bir şeyler isteyen mantığın Erdoğan’a dayattığı unsurlardır. Şimdi yumuşama dedikleri, yumuşamayı niye istemiyorsunuz diye itiraz ettirdikleri şeyler, aslında Erdoğan’ın iç siyasetteki ortamı yumuşatması değil, Erdoğan’ın dışarıya karşı yumuşakça davranıp o grupların, o güçlerin taleplerini yerine getirme çabasıdır. Bu yumuşamanın bir başka yansımasını da yakın vadede Türkiye’de özelleştirme defterlerinin yeniden açılarak Türkiye’nin varlıklarının, kaynaklarının yabancı unsurlara, yabancı güçlere peşkeş çekilmesi olarak gazetelerde okuyacağız, bunu da şimdiden söyleyeyim. Siyasette yumuşama çağrısı yapan birinin toplumun bu kadar rahatsız olduğu hususlara sert tepkiler, reaksiyonlar vermesi mantıksız değil mi? Mantık olarak eğer yumuşama sürecine giriyorsan ‘Toplumdan yükselen seslere kulak vereceğim ve bu yükselen seslerin dertlerini çözeceğim’ demiş olman gerekiyor ama siyasette yumuşama CHP’nin Genel Başkanı’yla oturup kalkmaktan ibaret. Demek ki bu CHP’ye de yetiyor, AK Parti’ye de yetiyor, Erdoğan’a da yetiyor. Yine başa dönelim; bu bir yumuşama falan değil, bu başka yerlere mesaj, pastayı kendi aralarında pay etme çabası. Ülkeyi pasta gibi görürsen bunu pay etmek için kendine muhatap bulursun ve onunla yürürsün.”
Türkiye’de ‘yabancı karşıtlığı’ diye bir şey olmadığını da sözlerine ekleyen Baş, şöyle devam etti:
“NEDEN HEP AFRİKA’DAN ÖĞRENCİLER GELİYOR”
“Buna ben de karşıyım, yani yabancı karşıtlığı doğru bir tutum değil. Yabancı öğrenci karşıtlığı diye de bir şey yok. Ama gelen öğrencinin bulaşıcı hastalık getirmesine herkes karşı. Cumhurbaşkanı ‘Dünyadaki birçok ülke öğrencileri ülkesine getirip bunların kaymağını yerken bizim bunu yapmamızın önüne engel konulmaya çalışılıyor’ diyor. ya kardeşim, bizim ülkemizde dünyanın en parlak bilim insanları gelip dünyanın en önemli öğrencilerine dersler veriyor da bizim mi haberimiz yok. Senin dünyadaki ilk 500 üniversite sıralamasında kaç tane üniversiten kaldı? Senin üniversitelerine niye acaba hep sınavsız bir şekilde belli ülkelerin insanları geliyor? Niye hep Somalili, niye hep Mozambikli, Zimbabveli öğrenciler bizim ülkemize gelip öğrencilik yapıyor? Fransa’nın bilmem ne lisesinden şu öğrenci geldi, değişim programıyla Oxford’un öğrencileri artık Boğaziçi’nde bir yıl eğitim görecek’ gibi bir haber var mı? Yok… Burada maksat ülkeyi bir eğitim cennetine çevirmek değil. Maksat ‘gelip burada bin dolarını harcasınlar ama ne yaparsa yapsın’ diyerek burayı göçüp kaçan insanlar cennetine çevirmektir.
“TÜRKİYE’DEKİ PROBLEM SIĞINMACI KARŞITLIĞI DEĞİL, ERDOĞAN’IN POLİTİKALARINA KARŞI DURUŞTUR”
Sığınmacı meselesinde de aynısı geçerli. Şimdi sığınmacı karşıtlığı değil bu. Suriye’de savaş yok, Suriye’de insanlar tatil yapıyor, Suriye’de hayat normale çoktan döndü. Biz Suriye’de hayatın normale döndüğünü bilmeyelim diye Suriye’nin haber ajansı SANA, Türkiye’de 10 yıldan beri kapalı. Niye kapalı? Eğer insanların Suriye’den haber almasını istiyorsan, Suriye’nin haber ajansını Türkiye’de erişilebilir bir haber ajansı yapabilirsin, biz oraya girip Suriye’de neler oluyor öğrenebiliriz değil mi. Türkiye’de bu kapalı. Çünkü Suriye’nin içinde yaşananları, gerçeklikleri Türk halkının görmesini hükümet istemiyor, Erdoğan istemiyor. Çünkü bu sığınmacıları ancak böyle tutabilir burada. Bu sığınmacılar Avrupa’ya da gidebilirdi. Bunların Avrupa’ya tampon olarak Türkiye’de kalması gerekiyor. Ülkelerine dönmeleri de istenmiyor çünkü Türkiye’nin işgaline bir ön hazırlık yapılması gerekiyor gibi gibi bu mesele uzuyor. Günün sonunda Türkiye’deki problem sığınmacı karşıtlığı, yabancı karşıtlığı değildir. Türkiye’deki problem Erdoğan’ın politikalarına karşı bir duruş ve Türkiye’nin yarınını düşünmeye ilişkin bir duruştur ve ne yazık ki hükümetin bu taraklarda hiç bezi yok.”
]]>Hitit Üniversitesi ve Terörizm ve Radikalleşme ile Mücadele Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “2. Terörizm ve Radikalleşme ile Mücadele ve Türkiye’nin PKK terörizmiyle Mücadelesi (1984-2024)” konulu kongreye davetli olarak katılan Dışişleri Bakanlığı Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürü Fatma Ceren Yazgan, “Güvenlik Diplomasisinde ve Terörizmle Mücadelede Turnusol Kağıdı PKK” başlıklı bir sunum yaptı.
“Bir örgütün varlığını devam ettirmesi için devletin gücü karşısında ancak uluslararası destekle var olabiliyor”
Terörü onkolojik bir vaka olarak tanımlayan Yazgan, “Bünyemizde nasıl bir hücre bozulması olduğunda kanser oluyorsak bunun içeriden gelen genetik sebepleri var. Geçmişten gelen bazı atılmış adımlar, verilmiş kararlar var. Siz bunun içerisinde doğuyorsunuz. Siyasal şiddet terör bunun bir biçimi taktiksel bir davranış biçimi. Normal şiddetten farkı siyasi, kimlik gibi anlamlarla bütünleşmiş olması. Onkolojiyi anlamak için alt bilimler çalışıyor. Terör de böyle, siyaset bilimi çalışacak. Psikoloji çalışacak. Sosyal psikolojiyi çalışacak. Terörle mücadele değil ama terör çalışmaları uluslararası ilişkiler bölümlerinin altında kurulmuş. Neden uluslararası ilişkiler bölümlerinin altında terörizm kuruluyor, niye uluslararası ilişkiler bu bölümü üstleniyor. Çünkü bu bir konjonktür anlamakla ilgili. Uluslararası şiddetin katmanları var. Terör bunun bir yan ürünü. Toplum içinde şiddet ortaya çıkar sonra yok olur. Bir örgütün varlığını devam ettirmesi için devletin gücü karşısında ancak uluslararası destekle var olabiliyor. Toplumsal olarak ne kadar yanlış yaparsanız yapın kendi içinizde o iş bir şekilde bitiyor. İşin içine uluslararası konjektör girdiğinde o iş bitmiyor” ifadelerini kullandı.
Terör kavramının tarihçesi hakkında da açıklamalarda bulunan Yazgan, “Bu bir ekosistem. Kökü var. Yaprağı var. Dalları var. İklimler içinde gelişiyor. Devletin akademiden beslenmesi gerekiyor. Akademinin devlete doğru söylemesi gerekiyor. Devletin kendine doğru söylemesi gerekiyor. Zor konuları konuşmamız gerekiyor. Her şeyi açıktan konuşmamız gerekiyor. Bazı konularda terör bizi izliyor. Terörist rasyonel bir aktör. Belli bir plan ve strateji kuruyor. İzleyicisi sadece terör ve korku oluşturmak isteyen katmanlı bir izleyici grubu. Destek almak istediği bir grup var” dedi.
“PKK’nın uluslararası yapılanması 1999 yılında gün yüzüne çıktı”
“PKK neden turnusol kağıdı” diye soran Büyükelçi Yazgan, “Terörist başı Öcalan’ın yakalandığı dönemki rotayı düşünelim. Suriye’den çıkarıldı. Bir süre çeşitli ülkeleri dolaştı. SSCB döneminde destek aldığı yerlerde bulunmasına izin verilmedi. Roma’da aylarca kaldı. İtalya Türkiye’nin NATO müttefiki. AB tarafından terör örgütü listesinde olan birisi nasıl orada oturur. Bunun sırrı geçmişe dayanıyor. Neden İtalya, oradaki ilişkileri neydi? Kenya’da yakalandı, Yunan büyükelçiliğinde. O yakalandıktan sonra çeşitli ülkelerde teröristler kendini yaktı. Ortalığı birbirine kattılar. Birden bire PKK’nın uluslararası yapılanması 1999 yılında gün yüzüne çıktı. Bundan sonra Türkiye-Yunanistan bir diyalog geliştirdi. 2000’li yıllarda yasaklama kararı geldi. Almaya ve İsveç’te yasaklamalar oldu. Mesele yasaklama veya listelemede de değil. Madem listelendi, bugüne nasıl geldi? Burada olay güç dengelerini kim nasıl kullanıyor? Bütün ülkeler kendi çıkarını, kamu güvenliğini düşünür. Türkiye’de bunu yapıyor. PKK. 1994 yılında Avusturya’da ofisini açtı. PKK, neden AB tarafından listelendi? Çünkü 11 Eylül oldu. Genel farkındalık, güvenlik tehdidi ve Türkiye ile güvenlik işbirliği ihtiyacı arttı. Suriye’den nasıl çıktı. Kenya’da nasıl çıktı. İstihbarat işbirliği vardı. İstihbarat işbirliğinden o istihbaratı verenlerin bugün Suriye’de PKK’yı, YPG’yi desteklediği döneme nasıl geldik” diye konuştu.
“Terör örgütü Türkiye’de yapamadıklarını, asla yapamayacaklarını, yurt dışında yapıyor”
Terör örgütünün Türkiye’de yapamadıklarını, yurt dışında yaptığına dikkat çeken Yazgan, “Türkiye’yi hedef alan bütün terör örgütlerinin hiçbirinin merkez karar verici kadroları, merkez finans, propaganda örgütsel organları Türdkiye içinde değil. Hepsi yurt dışında. DEAŞ’a bakın, yurt dışında Türkiye’yi hedef alıyor. Türkiye, kendi içinde terörle mücadelede sahada çok başarılı bir ülke. Sahadaki başarılarla biz yurt dışında PKK’nın varlığını neden sonlandıramıyoruza gelince bir PKK 50 senelik bir terör örgütü. İsveç’te PKK’nın beslendiği Kürtçülük olarak adlandırılan ideolojinin geçmişine baktığınız zaman 1950’lere iniyorsunuz. PKK kendisinden başka bir Kürt varlığına kimliğine izin verir mi asla izin vermez? PKK, kendisinden başka bir kimliğe izin vermez. Suriye’de son dönemde izliyoruz, PKK, KDP’ye saldırıyor. İzin vermiyor. Aynı şeyi İsveç’te de yaptı. PKK’yı konuşuyorsak uluslararası arenada kimlerle eklemlendiğine bakabilirsiniz” şeklinde konuştu.
“PKK’nın Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerine düşman”
PKK’nın Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerine düşman olduğunu vurgulayan Yazgan, “Bir örgüt varolmak için eylem yapmak zorunda. Eylem yapmayan terörist ne olur, emekli olmuyor bunlar. Avrupa’ya gidiyor, haraç toplamazsa, uyuşturucu ticareti yapmazsa para kazanamaz. FETÖ’nün düzeneği ile farklı mı, değil. Aşağı yukarı aynı şeyi yapıyorlar. Bütün terör örgütleri aynı şeyi yapıyor. O ülkeler önlem alıyor. Terörün finansmanı ile mücadelede ne zaman önemli hale geldi terör örgütleri havale sistemini kullanmaya başladığı zaman. Bunun üzerine devletler bunun üzerine gitmeye başladı. Bunu sadece DEAŞ kullanmıyor PKK’da kullanıyor. Bir örgüt paramator alıp, bunu Suriye’de birleştirip paramotorla Hatay’a gelmeye kalkıştı. Sonra yakalandılar. Nerden geldi o paramotorlar? Örgütler uluslararası teknolojiyi ediyorlar. Avrupa Birliği’nin merkezinde Brüksel’de üç tane televizyonu olan kaç terör örgütü var. Birisi 7-8 dilde haber yapabiliyor. Nerede? Hollanda da. Avrupa Birliği içerisinde bunlar. Dolaysıyla bu ülkeler kendi kabul ettikleri terör tanımı içerisinde terörün finansmanı konusunda kararlar alıyorlar. Mahkeme kararları mevcut. Hiçbir şey yapmıyorlar değil, PKK’ya da yapıyorlar. Ama PKK onların önceliği olmuyor. Orda eylem yapmıyorlar. Orada kamu düzenini, istihbaratı, halkı rahatsız edecek eylem yapmıyorlar. Ne zaman yaparsa o zaman onlara karşı tedbir ve kontrol altına alma başlıyor. Sonra rahat duruyorlar” ifadelerini kullandı.
“PKK’nın amacı Avrupa’dan çıkmak değil”
PKK’nın amacının Avrupa’dan çıkmak olmadığının altını çizen Yazgan, “Aslında Avrupa’nın bir PKK problemi var. Belçika’daki son olaylar mesela. Belçika’da olaylar olduğunda herkes tepkisini belirtti ve ‘PKK terör örgütü’ dedi. Baktıklarında birincisi bu işi tetikleyenin Suriyeli PKK olduğunu gördüler. İki, oradaki yapıyı kontrol eden PKK’lılar Almanya’da adam örgütleyip otobüslerle geldiler. Kimi hedef aldılar, oradaki Türk kökenli Belçika vatandaşlarını hedef aldı. İç huzur konusunda ciddi bir tehdit olarak varlar. Bunu kullanıyorlar. Yerel belediyelerde bunu kullanıyor. Avrupa’da 350 tane örgütsel yapısı var. Ama sadece Avrupa’da yoklar. Örgüt Avrupa’da siyasi lobi, finansman, propaganda yapıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde algı kurmak için varlar. Eğer dünyada terör tehdidi artarsa o ülkelerin siyasi kadroları bu tehdit karşısında seçmenlerinden gelen talep üzerine hassaslaşırlarsa o hassasiyet, güvenlik bürokrasine sokağa yansırsa PKK’ya karşı önlemler, yasalar işliyor. Bazı ülkelerde terörle mücadele yasası yoktu. Bugün bazı Avrupa ülkeleri Hamas’ı terör örgütü olarak kabul ediyor. Sokak’ta çok ciddi önlem alınmaya başlıyor. Kendi tehdit algıları arttığı zaman demokratik ülkeler genel uygulama yaparsa PKK’de etkileniyor” dedi.
“Terörle mücadelemiz devam edecek”
Genel konjoktürde güçler dengesi değişiminin örgütü de etkilediğini anlatan Yazgan, “PKK’nın yüzde 25’i Suriyeli diyebiliriz. Bu sayı muhtemelen arttı. Filistin olaylarından sonra örgüt elebaşları açıklama yapıyor. Ulus devlet fikrinden vazgeçin. Biz olsak Filistinlilerin yerinde ulus devlet fikrinden vazgeçeriz diyorlar. Örgüt ulus devlet fikrinden vazgeçiyor, bunlara ne istediği sorulduğunda nasıl bir şeyse biz dört parçalı demokratik konfederasyon istiyoruz diyorlar. PKK’nın Türkiye içerisinde İçişleri Bakanlığına yönelik eylemi sonrasında Avrupa’da zemin kaybettiğini gördüm. Avrupa bunu kınadı. Bu nedenle terör örgütü listesinde kalmaya devam ediyor. PKK, kendisini bir meşru müdafaa örgütü olarak konumlandırmaya çalışıyor. O kadar dallanıp budaklandı ki kendi içlerinde bu uluslararası konjonktürde parçalı biryere doğru gidiyorlar. Burada önemli olan Türkiye’nin terörle mücadelesinde tutarlı, meşruiyet zemini asla kaybetmeyen hukuk kuralları içinde uluslararası dengeleri iyi koruyarak kendi işini hatasız yaparak yoluna devam etmesi gerekiyor. Bu mücadele devam edecek. Bu mücadeleyi ne kadar iyi yaparsak o bilgiyi ne kadar iyi yönetirsek, bilgiyi yönetirken derdimizi de anlatmamız gerekiyor. Örgütün Türkiye’ye karşı kullandığı aparatların ve yapının bulunduğu ülkeler Doğu’da, Güneyimizde, Batı’da mevcut. Bu imkanlara sahip PKK tek bir örgüt değil. DHKP-C yine aynı. Biz işimizi iyi yaparsak devlet olarak adalet sistemimiz, cezaevlerinde radikalleşme sadece DEAŞ’a özgü mü değil. Güneydoğu’da niye kız çocukları örgüt tarafından kolay devşirildi. Bunun sosyoljik, eğitim sistemiyle bir yanıtı var. Terörle mücadelede sadece güvenlik güçlerinin konusu değil. Terörle mücadele onkolojik kavramlar hepimizi ilgilendiriyor. Herkes işini iyi yaparsa bizim bu mücadeleyi uzun dönemde değil kısa dönemde kazanma imkanımız var. Bizim dostumuz kim düşmanımız kim bunu bilelim. Kime neyi ne zaman söyleyeceğimizi de bilelim. Bu konuyu biz çözeceğiz. Bize başkası yardım etmeyecek. Terörün kolu bacağı dışarda olmakla beraber çözüm yeri her zaman ülkenin içi” sözleriyle konuşmasını sürdü. – ÇORUM
]]>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları Oruç, bugün TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Toplantıya “Rezerv alana hayır”, “15 aydır yalnız bıraktınız, yetmedi evimizi yıkıyorsunuz”, “Depremzedeye ücretsiz konut istiyoruz” ve “Mülksüzleştirmeye hayır” yazılı dövizlerle Hatay Deprem Dayanışması üyeleri de katıldı.
“BİZLER DENİZ’LERİ HAKLARIN KARDEŞLİĞİ BAĞLAMINDA VERDİKLERİ GÜÇLÜ MESAJLA BİLİRİZ”
Sözlerine dün ölüm yıl dönümleri olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anarak başlayan Hatimoğlulları, “Katledilmelerinin üzerine 52 yıl geçti biz onları hiçbir zaman unutmadık ama onları dar ağacında sallandıranları şu an tarihin çöp sepetinde oldukları için insanlık tarihi hiçbir zaman hatırlamayacak. Ama onları katil olarak bu şekilde çöp sepetine atmıştır tarih. Bizler Deniz’leri Türkiye devrimci hareketinin önderleri ve cesur insanları olarak biliriz. Bizler Filistin halkıyla omuz omuza mücadele ederek biliriz. Bizler Deniz’leri hakların kardeşliği bağlamında verdikleri güçlü mesajla biliriz” dedi. İlk okuduğunda ‘Gülünün Solduğu Akşam’ kitabından çok etkilendiğini ifade eden Hatimoğulları, “Buradan diyoruz ki; siz güller hiçbir zaman solmayacaksınız” diyerek kürsüye 3 gül bıraktı.
Hıdırellez’i ve Paskalya bayramını da kutlayan Hatimoğlulları, “Bizler demokratik anayasa tartışmalarının gerçekleştiği bugünlerde diyoruz ki, bu ülkede yaşayan bütün halkın eşit hakkı vardır. Biz halklar olarak barış, kardeşlik hayallerini kurmaya devam edeceğiz. Seyit Rıza’nın dediği gibi bu da onlara dert olsun” diye konuştu.
Ülkenin ekonomide ithalata bağımlı bir ülke olduğunu belirten Hatimoğlulları, şunları dile getirdi:
“EKMEK KAVGASI BİZİM DE KAVGAMIZDIR HEP BERABER EKMEK KAVGAMIZI VERECEĞİZ”
“Enflasyon dizginlenememekte, sadece son 4 ayda 17 TL (bin) olan asgari ücretin alımı 14 bin 300 TL’ye inmiş durumdadır. Enflasyon almış başını gidiyor, asgari ücrete zam yapmayacağız diyorlar, yapsalar da hayat o kadar hızlı pahalanıyor ki ücret bunun karşısında pula dönüşmüş oluyor. Ortada apaçık bir kölelik, sefalet ücreti söz konusu. Halkı çökertmenize izin vermeyeceğiz. Ekmek kavgası bizim de kavgamızdır hep beraber ekmek kavgamızı vereceğiz. Ekonomik tablodan en çok etkilenen kesim emekliler oldu. İktidar emekçi ve emeklileri sefillerin sefili haline getirmiş durumda. Yolsuzluk ve israf bu iktidarın ana pusulası haline gelmiştir. İnsanlar peyniri gramla almaya başlamış durumdalar. Onlar işçiye, emekçiye değil saraya, şatafata yatırım yapmayı devam ediyorlar. Onlar kamuda tasarruf dedikçe ‘müsrifi Allah sevmez’ fetvası veren Diyanet İşleri Başkanlığı, iktidarın elitleri başta olmak üzere lüks ve şatafat içinde yaşamaya devam ediyor. Bunlar harun diye yola çıktılar ama karun oldular. İşçinin, emekçinin boğazından çalarak sermayedarın cebine koydukları her kuruş para onlara haram, zıkkım olsun.”
1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nın AYM kararına rağmen emekçilere açılmamasına ve alana girmek isteyenlere polisin uyguladığı şiddete dikkat çeken Hatimoğlulları, iktidar mensuplarının ABD’de akademisyenlere uygulanan ters kelepçeye tepki gösterdiklerini anımsatarak, şunları söyledi:
“1 MAYIS’I KENDİLERİ TERÖRİZE ETMEK İSTİYOR”
“Sen aynısını 1 Mayıs’ta yaptın, biz Amerika’dakine de karşıyız buradaki polis şiddetine de karşıyız. Dün Cumhurbaşkanı, bugün de küçük ortağı grup toplantısında 1 Mayıs’ı gündemlerinden düşürmüyorlar. 1 Mayıs’ın altında plan ve proje aramaktalar. Orayı kendileri terörize etmek istiyor. Polise karşı şiddet uygulanmış, siz nerede yaşıyorsunuz? Kaskı, kalkanı her türlü korumasını almış olan polise bir eylemcinin uygulayacağı şiddet ne ki? Siz insanların düşmanısınız, biz sizin bu rejiminize karşı savaşıyoruz savaşmaya da devam edeceğiz. 1 Mayıs’ta yoldaşlarımızın halk düşmanlarına karşı direnişini selamlıyorum. Ev baskınlarıyla göz altına alınan ve tutuklanan onlarca arkadaşımızın derhal serbest bırakılmalarını talep ediyoruz buradan.”
“EĞİTİMİ HALLAÇ PAMUĞUNA ÇEVİRDİNİZ BUNU GERİ DÖNDÜRECEĞİZ”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat projesini de ‘gerici’ olarak nitelendiren Hatimoğlulları, “Türkiye’de eğitim AKP’nin eliyle çökmüştür, her 4 çocuktan biri sınıfa aç giriyor. Bunların dertleri çocukların kaliteli, bilimsel, ana dilde eğitim alması değil; kendi ideolojik pencerelerine uygun, çağ dışı, bilim karşıtı nesiller yetiştirmek istiyorlar. Biz Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı yeni müfredatı kökten reddediyoruz. Bilimin b’sini bile taşımayan bu tekçi müfredatın Türkiye’nin geleceğine vurulan darbe olduğunu belirtiyoruz. Türkiye’nin geleceği sizin ideolojik esaretinize teslim olmayacaktır. Mülakatı kaldırmalılar çünkü mülakatla Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaya koyduğu bu müfredatı hayata geçirecek, ideolojik olarak kendilerine yakın insanları mülakatla onları işe alacaklar. Buradan onların bu tutumunu protesto ediyoruz. Eğitimi hallaç pamuğuna çevirdiniz bunu geri döndüreceğiz” dedi.
Hatimoğlulları şöyle devam etti:
“YILLARDIR TUTUKLADIĞINIZ ARKADAŞLARIMIZI DERHAL SERBEST BIRAKIN”
“Yargı yargıya darbe yapıyor. Erdoğan, AYM AİHM’yi tanımıyor. AYM kararlarına göre Can Atalay bizim aramızda olmalıydı. Can Atalay, derhal serbest bırakılmalıdır. AİHM kararlarına göre Gezi Davası tutukluları, Osman Kavala ve arkadaşları serbest bırakılmalıdır. Türkiye’nin kendi anayasaları gerçek anlamda uygulanıyor olsaydı Kobani kumpas davasından tutuklu bulunan bütün arkadaşlarımız serbest bırakılmalıydı. Kobani kumpas davası adı üstünde kumpas davasıdır. Bizler 16 Mayıs’ta Sincan’da görülecek olan karar duruşmasına Türkiye’nin bütün demokratik güçlerini bekliyoruz. Bu bir tarihi karar olacaktır. İnşallah yargı bizi şaşırtır oradan gülerek çıkarız. Buradan iktidara da sesleniyoruz yanlışınızdan dönün. Yıllardır tutukladığınız arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın. Bunu yargıdan talep etmiyoruz, kararın saraydan verildiğini bildiğimiz için adrese teslim mesaj veriyoruz.”
Yeni anayasa tartışmalarına değinen ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un bu kapsamdaki ziyaretlerini anımsatan Hatimoğlulları, şöyle konuştu:
“DEMOKRATİK ANAYASA YAPIM SÜRECİ İLE İLGİLİ KENDİ KOMİSYONLARIMIZI KURDUK”
“Biz DEM Parti olarak şunun net bir şekilde farkındayız; Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var 12 Eylül’den kalma askeri cuntanın anayasasının bu topraklara cevap olamayacağını hepimiz biliyoruz. Ancak Türkiye’nin acil gündemleri var. Böylesi bir atmosferde anayasa tartışmalarının bütün sorunların konuşulmasının üzerini örtmemesi gerekiyor. Biz demokratik anayasa yapım süreci ile ilgili kendi komisyonlarımızı kurduk. Anayasa tartışmalarının olduğu yerde kayyım tartışması yapılır mı ama yapıyorlar. Şimdi DEM Parti’nin kazandığı belediyelerde belediye eş başkanlarımızın ortaya çıkardığı bilançolar korkunç. Kayyımlar belediyeleri çalmış çırpmış, hizmet de sağlamamışlar. Üstüne üstlük belediyelerimizi borç batağının en dibine saplamış durumdalar.”
“DEM PARTİ BURADADIR ALNIMIZ AÇIKTIR, BELEDİYELERİMİZİ SONUNA KADAR SAVUNACAĞIZ”
İktidara yakın bir gazetecinin DEM Partili belediyelere kayyım atanacağını yazdığını anımsatan Hatimoğulları, “Günlerdir iktidar, yandaş medya algı yaratmaya çalışıyor. DEM Parti’nin belediyelerinin hiçbirinde bayrak sorunu olmamıştır. Bizim bayrakla, sembollerle hiçbir sorunumuz yoktur. Biz belediyelerimiz şeffaf bir biçimde yönetmek üzere bu görevleri üstlenmiş durumdayız. Kamuoyunu olası bir kayyım atama için hazırladığını düşünüyoruz. İktidarı bir kez daha uyarıyoruz; hem anayasa yapacağım diyeceksin hem de halkın seçme ve seçilme hakkını elinden alamazsın. DEM Parti yerel yönetimlerde ortaya bir seçim başarısı koymuştur. Kayyımdan geri almış üstüne yeni belediyeler eklemiştir. Van’da nasıl irademiz gasp etmelerine izin vermediysek bundan sonrada irademizi hiçbir yerde gasp etmelerine izin vermeyeceğiz. Bizim belediyelerimizin üzerinde ‘bayrak politikası’ güderek belediyelerimizin varlıklarına ve kaynaklarına konmak istediklerini ifade etmek istiyorum. Türkiye kamuoyunu bayrak üzerinden bizlere karşı kışkırtarak adım atacaklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar. DEM Parti buradadır alnımız açıktır, belediyelerimizi sonuna kadar savunacağız” diye tepki gösterdi.
Hatimoğlulları, “DEM Parti, Türkiye’de gerçek değişimi gerçekleştirmeye aday bir partidir. Bu çöküşten çıkış ortak mücadeleyle, 3. yol siyasetiyle mümkündür. Toplumu radikal demokrasi paradigmasıyla inşa edebiliriz bu çöküşten çıkışın zemini budur, 3.yoldur” dedi.
Grup toplantısını takip eden Hatay’lı depremzedeleri Arapça selamlayan Hatimoğlulları, rezerv alanla ilgili yasal düzenlemeyi de eleştirerek depremzedelerin bu yolla da mağdur edildiğine dikkat çekerek “Depremzedeyi bir müşteri olarak ondan para kazanılacak müşteri gözüyle bakılıyor. Kamu kaynaklarından o evler, iş yerleri yapılıp depremzedeye verilmelidir” diye konuştu.
]]>Akar, Meclis’te, Bangladeş Ulusal Savunma Koleji heyetini kabul etti.
Kabulün ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Akar, aralarında generaller, albaylar ve sivil personelin de bulunduğu Bangladeş Ulusal Savunma Koleji üyeleri ile bir araya geldiklerini söyledi.
Akar, heyetle uluslararası konularla alakalı Türkiye’nin görüşlerini paylaştıklarını ve bu konularda mutabık kalmalarını büyük bir memnuniyetle müşahede ettiklerini ifade etti.
Türkiye’nin Bangladeş ile ilişkilerinin tarihi, kültürel anlamda çok içerikli ve kapsamlı olduğunu belirten Akar, Milli Mücadele sırasında gösterdikleri ilgi ve desteğin unutulmayacağını dile getirdi.
Doğal afetlerde de iki ülkenin birbirine destek olduğunu hatırlatan Akar, iki ülke arasındaki ekonomik, ticari, kültürel, siyasi konulardaki işbirliğinin devam ettiğini vurguladı.
Son yıllarda iki ülkenin birlikte çalıştığı projelerle ilişkilerin daha da geliştiğini ifade eden Akar, “Gelişen ilişkiler arasında askeri eğitim işbirliğimiz ve bunun yanı sıra savunma sanayindeki işbirliğimiz önem arz etmekte. Biz, kendimiz için yaptığımız, ürettiğimiz savunma sanayi ürünlerini dost ve kardeş ülkelerle rahatlıkla paylaşıyoruz. Onların haklı davalarını destekledik, destekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu manada ciddi bir ilgi olduğunu dile getiren Akar, “Çeşitli fuarlarla çeşitli tatbikatlarla, kurumlarımızda eğitim-öğretim almalarıyla birlikte bu işbirliği daha artmakta.” dedi.
Milli Savunma Komisyonu Başkanı Akar, 3 bin Bangladeşli askeri personelin Türkiye’de eğitim aldığını belirterek, gelecek dönemde bu ilişkilerin daha da artacağına inandıklarını söyledi.
Başta Filistin, Ukrayna ve Akdeniz’deki gelişmeler olmak üzere uluslararası konularda da misafir heyetle görüştüklerini ve mutabık şekilde ayrıldıklarını aktaran Akar, “Filistin konusuna gelecek olursak Bangladeşliler, çok açık ve net bir şekilde bunun bir ‘genocide’ (soykırım) olduğunu söylediler.” diye konuştu.
Kendisinin de Gazze’de ciddi bir katliam ve insanlara karşı bir zulüm olduğunu, akan kanın bir an önce durması ve ateşkesin sağlanması gerektiğini söylediğini anlatan Akar, Türkiye’nin Uluslararası Adalet Divanındaki çalışmalara çok yoğun şekilde katıldığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda Türkiye’nin tavrını çok açık ve net şekilde ortaya koyduğunu dile getiren Akar, İsrail ile ticari ilişkilerin kesilmesi dahil alınan tedbirleri anlattı.
Bazı ülke yönetimleri sessiz kalmaya devam ederken, birazcık vicdanı olan herkesin İsrail’in saldırılarına karşı ayakta olduğunu belirten Akar şöyle devam etti:
“Bütün meydanlarda herkes bir an önce ateşkesin sağlanması için feryat ediyor. Niye? Çünkü orada gerçekten bir savaş değil orada bir zulüm var. Çaresiz, silahsız, korumasız, savunmasız insanlar katlediliyor. Bunun bir an önce durması lazım. Maalesef biz bir taraftan ateşkes beklerken, akan kanın durmasını beklerken işte bu sabahtan itibaren çeşitli haberler gelmeye başladı. Dün akşamdan itibaren Refah bölgesine hava saldırısı olduğu, daha sonra da karadan bir harekat olduğu, oradaki sınır kapısının İsrail tarafından Netanyahu ve idaresi tarafından ele geçirildiği ve orada da yirmiden fazla insanın katledildiği şeklinde bilgiler var. Olayları yakından takip ediyoruz. Bizim Türkiye olarak yaklaşımımız çok açık ve net, bir an önce akan kanın durması ve bir an önce ateşkesin sağlanması.”
Bu konularda da Bangladeşli heyet ile mutabık olduklarını memnuniyetle müşahede ettiklerini kaydeden Akar, görüşmenin gayet verimli, sıcak, samimi şekilde gerçekleştiğini, karşılıklı olarak bilgi ve görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti.
]]>CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, yaptığı yazılı açıklamada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını bile uygulamayan iktidarın şimdi uluslararası yargı yetkisini tanımadığı UAD’deki davaya müdahil olmasının tümüyle içe dönük siyasi propaganda olduğunu iddia etti. Toprak, müdahillik kararının bir kez daha gözden geçirilmesini istedi. Toprak, savaş sona erip barış geldiğinde, İsrail-Filistin anlaştığında, kendi ülkesinde bile protestolara maruz kalan Başbakan Netanyahu iktidardan gittiğinde de bu dava dosyasının Türkiye için bağlayıcı olacağın, İsrail ve destekçisi Yahudi lobilerinin, Rum ve Ermeni lobileriyle iş birliği yapıp UAD’de Türkiye’ye karşı sözde soykırım davaları açabileceklerine dikkat çekti.
Toprak açıklamasında şunları ifade etti:
“Gazze’de 7 Ekim’den bu yana Filistinlilere insanlığın tanık olduğu en acımasız katliamları sürdüren İsrail ile ticari ilişkilerin kesilmesi çağrılarına yedi ay kulak tıkadıktan sonra adım atmak zorunda kalan iktidar, şimdi de Güney Afrika Cumhuriyeti’nin geçen yıl 23 Aralık’ta UAD’de açtığı soykırım davasına beş ay sonra müdahil olmaya karar verdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davaya müdahillik konusunda ‘siyasi bir karar’ verdiğini, kendilerinin de bunun hukuki altyapısı için hazırlıklara başladıklarını açıkladı. Şu ana kadar davaya müdahillik yönünde hukuki bir hazırlık olmadığı, Cumhurbaşkanının ‘müdahil olalım’ talimatıyla hukuki çalışmanın başlatılması, devlet yönetimi açısından ciddi bir tutarsızlıktır.
Öncelikle Türkiye bu adımla; Hamas-İsrail ateşkes müzakereleri, Filistin devletinin uluslararası alanda tanınması, Hamas ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasındaki ayrılıkların giderilmesi, İsrail’in ateşkes ve barışa ikna edilmesi vb. pek çok konuda çözümün parçası olma, kurulması muhtemel barış masasında yer alma şansını yitirmektedir. UAD’deki davayı açan Güney Afrika Cumhuriyeti ve daha önce müdahillik başvurusunda bulunan Kolombiya ve Nikaragua Orta Doğu’ya çok uzak coğrafyalardaki ülkeler. İsrail lehine müdahil olmak isteyen Almanya dışında ne Batılı bir ülke ne GAC dışında bir Afrika ülkesi ne de Mısır, Ürdün, BAE, Katar vb. yıllardır doğrudan Filistin sorununun içinde yer alan Arap ülkeleri davaya müdahil oldu. Aksine İsrail ile Abraham anlaşmalarını imzalayan Arap ülkeleri, Gazze katliamına rağmen İsrail ile siyasi-diplomatik-ekonomik ilişkilerine bir şey olmamış gibi devam ediyor. Arap Birliği de müdahillik talebinde bulunmadı. Suudi Arabistan, ABD ile stratejik ortaklık, savunma iş birliği ve İsrail ile Abraham anlaşmalarına dahil olma müzakerelerine devam ediyor. Türkiye bölgede ve dünyada ağırlığı olan bir ülke. Hala savaşın sonlanmasında çok önemli siyasi ve diplomatik rol oynayabilir. UAD’deki soykırım davasında sergilenecek tavır resmi olarak dava dosyasına girecektir.
Savaş sona erip barış geldiğinde, İsrail-Filistin anlaştığında, kendi ülkesinde bile protestolara maruz kalan Başbakan Netanyahu iktidardan gittiğinde de bu dava dosyası Türkiye için bağlayıcı olacak, İsrail’le ilişkileri gölgeleyecektir. İsrail ve destekçisi Yahudi lobileri, Rum ve Ermeni lobileriyle iş birliği yapıp UAD’de Türkiye’ye karşı sözde soykırım davaları açabilirler. Türkiye UAD’nin uluslararası yargı yetkisini tanımasa bile uzun yıllar bu tür davalarla uğraşmak zorunda kalabilir. İsrail, küresel finans kurumlarını, lobileri Türkiye’ye karşı harekete geçirebilir, ticari-ekonomik ve siyasi amaçlı karşı hamlelerde bulunabilir. İçe dönük siyasi hesaplarla atılan bu adımda, tüm bu ihtimallerin göz ardı edilmemesi, ulusal çıkarlarımızın yanı sıra gerek uluslararası gerekse bölgesel ağırlık ve saygınlığın korunması açısından elzemdir.”
]]>CHP Bolu Milletvekili Türker Ateş, eğitimde uygulanan yanlış politikalar sonucu yaşanan sıkıntılara dikkat çekti. Ateş, OECD’nin 2022 yılı verilerine göre; Türkiye’de ne eğitimde ne istihdamda yer alan 15-19 yaş grubu gençlerin oranının yüzde 16,7 olduğunu belirterek, “Bu oran ile Türkiye, Şili ve Güney Afrika’yı bile geçmiş durumda; OECD sıralamasında 4. sırada. Erkeklerde oran yüzde 12,5 iken kızlarda yüzde 21,3’e ulaşıyor. Türkiye ayrıca, 20-24 yaş grubunda yüzde 33,3 oranıyla sıralamada Güney Afrika’nın ardından ikinci sırada yer alıyor. TÜİK’in 2023 yılı verileri 15-24 yaş grubunda ise bu oranın yüzde 22,5 olduğunu gösteriyor. Sadece bu veriler bile eğitim sistemimizdeki yetersizliklerin önemli bir yansıması” ifadelerini kullandı.
PİSA TESTİ ORTADA; ULUSLARARASI REKABET ŞANSIMIZ DÜŞÜK
Ülkeler arası rekabet için değişen dünyanın ihtiyaç duyduğu yeterlikler bir yana Türkiye’nin yeni kuşaklarına eğitimde temel becerileri bile kazandırmaktan uzak olduğuna dikkat çeken Ateş, “Bu durumu OECD’nin 15 yaş öğrencilerde yeni ekonomide ihtiyaç duyulan becerileri ölçen PİSA test sonuçları somut olarak gösteriyor. İleri seviyedeki öğrencilerimizin oranı matematik alanında yüzde 5, fen alanında yüzde 4 ve okuma alanında yüzde 2 oldu. Öğrencilerin büyük kısmı okuduğunu anlamıyor, problem çözemiyor. Bu göstergelerle uluslararası rekabette şansımız son derece düşük” dedi.
REFORM ÖNCESİNİN GERİSİNE DÜŞÜLDÜ
Ateş, iktidarın uygulamaya koyduğu 4+4+4 sisteminin de başarılı olmadığını vurguladı. Son açıklanan müfredat programını da eleştiren Ateş şunları dile getirdi:
“2015 yılında; 4+4+4 modeline geçiş sonrasında yapılan ilk PİSA testinde 2012 performansına kıyasla Türkiye, keskin bir gerileme yaşamış. 2012’de alınan okuma puanını 2022 yılı itibarıyla bile yakalayamamışız. Ülkemizde ideolojik yönü ağır basıp, ayakları yere basmayan reformlarla eğitimde geldiğimiz nokta içler acısı halde. 4+4+4 sisteminde okula başlayan kuşağın yüzde 17’sinin 10 yıl sonra ne eğitimine devam ettiği, ne de istihdam içinde yer aldığı görüldü. Hükümetin oldubittiye getirdiği, çağdaşlıktan uzak, değişen dünyanın ihtiyaçlarını dikkate almayan eğitim politikaları ve ekonomideki basiretsizlikle ev genci gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ekonomik krizlerle artan çocuk işçiler de cabası. Yeni reform iddiasıyla kimseyi kandırmayın, daha fazla insanın geleceğini çalmayın. Müfredatta radikal değişiklikler geri dönüşü olmayan sonuçlara neden olacak. Bir an önce genç kuşağa dünya ile rekabete uygun beceriler kazandırmaya başlayın.”
]]>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup Toplantısı’nda konuştu. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü intikam gününe tahvil etmenin ne emek ne de dayanışma olduğunu dile getiren MHP lideri Devlet Bahçeli, “Marx gibi, hayatlarında tek bir fabrikaya girmemiş, tek bir emekçinin elinden tutmamış bu güruhun aklı rehinli, iradesi ipotekli, vicdanı da tutsaktır. 1 Mayıs’ta yalnızca görevini yapan ve sağduyulu tavrı sebebiyle övgü alan Türk polisine düşmanca saldıranlar, nefretle muamele edenler, biliniz ki, haçlı kalıntısı ve düşman bakiyesidir. Emek gücü, bir kimsenin çalışma ve mal üretme kudretidir. Hayatları miskinlik, tembellik, hainlik ve tufeyli utanmazlıkla geçen küçük bir azınlığın 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde sahneye çıkıp Taksim’e yürüme ve burada gösteri yapma gayesi her şeyden evvel maksatlıdır, maşalıktır, madrabazlıktır. Emek ve Dayanışma Günü’nü ülkemin her yerinde kutlamak mümkündür. Peki bu Taksim ısrarı niyedir? Buradaki amaç nedir? Emek ve dayanışmayla Taksim’in ne alakası vardır? 1 Mayıs 1977’deki acıklı ve vahim hadiselerin tekrarı mı planlanmaktadır? Taksim inadının altında yatan hesap nedir? Emek kutsaldır, emekçilerimiz saygındır, hepsi de başımızın üstündedir. Ne var ki, emekle, emekçiyle, üretimle, alın teriyle, helal kazançla hiçbir bağ ve bağlantısı olmayan üç beş haydudun 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü terörize etme çabası, en başta emek ve emekçi düşmanlığına hizmettir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, DEM’in ve marjinal partilerin bu düşmanlığa çanak tutmaları kimin kiminle yol yürüdüğünün tevsik ve teyit edilmiş özetidir” ifadelerini kullandı.
“Dışişleri Bakanımızın İslam ülkelerine direkt söylediği ‘İsrail’i durdurmalıyız, ya barışla ya da zorla’ sözleri kararlı ve korkusuz bir mesajdır”
Türkiye’nin, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan soykırım davasına müdahil olmasını önemli bir adım olarak nitelendiren Bahçeli, “Geçen hafta İsrail’e yönelik ticaretin durdurulması da ülkemizin insani ve vicdani çerçevede ne alırım, ne kaybederim çetelesi tutmadan yaptığı muazzam bir siyasi hamledir. Böylelikle Türkiye’nin İsrail’le ticaretini diline dolayıp fitne çıkaranların hesabı bozulmuştur. 4-5 Mayıs 2024 tarihlerinde Gambiya’nın başkentinde yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı 15’inci Zirvesi’nde ülkemizin görüşleri açık yüreklilikle seslendirilmiştir. Bu kapsamda, Dışişleri Bakanımızın İslam ülkelerine direkt söylediği ‘İsrail’i durdurmalıyız, ya barışla ya da zorla’ sözleri kararlı ve korkusuz bir mesajdır. Netanyahu ve yönetimi için hesap günü yakındır. Bundan kaçış ve kurtuluş diye bir şey söz konusu değildir. 35 bin masumun dökülen kanı Netanyahu’yu inşallah boğacaktır. Dünyada en sağır edici ses acı çeken bir mazlumun suskunluğudur. Mazlumun suskunluğunu ise hiç kimse yanlışa yormamalıdır. Hem Türkiye hem de dünyada pek çok ülke zalim İsrail’e karşı ayaktadır” diye konuştu.
Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Cani Netanyahu lehine Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne baskı yapmaya başlayan Batılı ülkelerin insanlık değerleriyle çelişmek şöyle dursun, bu değerlere açık açık cephe aldığı bariz bir gerçektir. Bizim bu çifte standartçı ahlaksızlığa karnımız tok, yüzümüz dönüktür. Kim ne yaparsa yapsın, insanlık zulme karşı birleşmiş ve bilenmiştir. Bu gelişmeler yaşanıyorken, Kahire’de yürütülen ateşkes ve rehine takası anlaşmasının çıkmaza girmesi çok tehlikelidir. Refah’a operasyon tehdidinden geri adım atmayan Netanyahu müzakere sürecini dinamitlemektedir. Gazze’ye yönelik saldırıların kesilmesini açıkça ihtiva etmeyen bir anlaşmanın kalıcı ve kabul edilebilir olması elbette düşünülemeyecektir. İsrail yönetiminin ateşkes çabalarını sabote etmek için beyhude gerekçeler uydurması, esir takasına eşzamanlı olarak Gazze’ye saldırıları sonlandırma talebine kapalı durması soykırımın devamına işarettir. Gazze’de savaşın sona ermesine yanaşmayan Netanyahu’nun bedeli ödemesi artık bir insanlık ve hukuk namusudur. Birleşmiş Milletler çok acil devreye girmelidir. İsrail askerleri işgal edilen bölgelerden ön şartsız çıkmalıdır. Zira bölge bıçak sırtındadır. Masumlar adına inisiyatif üstlenmesi gereken ABD yönetiminin, Suudi Arabistan’la planlanan savunma anlaşmasına İsrail ile diyalog şartı koyması zulmü cesaretlendiren bir skandaldır. İki devletli çözüme bir destek verip bir burun kıvıran, bugün söylediğini yarın çiğneyen ABD yönetiminin güvenilmez politikaları cinayet ve katliamları maalesef teşvik etmektedir. Bazen yüksekte zannettiklerimizin, aslında eğilemeyeceğimiz kadar alçakta olduğunu görmek hayatın tuhaf bir cilvesidir. Gazze dünya için turnusol kağıdıdır ve bu süreç kimin medeni, kimin insani, kimin merhametli, kimin adil, kimin adalet ve hukuk yanlısı olduğunu gözler önüne sermiştir. Bugüne kadar hiçbir güç zulümle abat olmamış, olamamıştır. Türk milleti onun bunun ne diyeceğine aldırış etmeden, zalimlere ve zulüm tufanına sonuna kadar karşıdır. Çünkü Türk milleti tarih, kültür ve medeniyet açısından dünya çapında eşsiz ve rakipsizdir. Her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insandan mütevellit mazlumların sesi, nefesi, hatta demir yumruk olmak için Lider Ülke Türkiye diyoruz.”
“Kutuplaşmak yerine kucaklaşmak lazımdır”
Bahar aylarıyla beraber siyasette de bahar mevsiminin doğuşundan memnuniyet duyduklarını belirten MHP lideri Bahçeli, “Kutuplaşmak yerine kucaklaşmak lazımdır. Ortak akılla hareket ederek ülkemizin temel meselelerine kafa yormak, milli birlik ve dayanışmanın muteber imkanlarıyla mesafe almak bizim de arzu ve amacımızdır. İnsanı içtenlikle ve ilgiyle dinlemek yine insana en büyük ikramdır. Dinlenecek sözün doğru olması, milli ve manevi değerlerimize uygun düşmesi en makul ve mantıklı yoldur. Siyaset kavga arenası değil, konuşma ve düğümleri çözme sahasıdır. Sözün ateşiyle münakaşa ve muharebe etmek yerine; akıl ve ahlaki mutabakat ve müzakereyle Türkiye’mizin yükseliş sürecine herkes destek vermelidir. Türk ve Türkiye Yüzyılına müzahir tavır ve tutum geliştirmek her siyasi parti ve siyasetçi için milli sorumluluktur. DEM’lenmek yerine kantı, yani şekerli suyu tercih etmek, bundan da yudum yudum içmek akla en yatkın seçenektir. Cumhurbaşkanımızla CHP Genel Başkanı’nın görüşmesinin esasını es geçip boş koltukla meşgul olanların boşa ve boşluğa düşmeleri pek tabii kendi bilecekleri bir şeydir. Biz boşlukla ve boş yapanlarla değil, ülkesi ve milleti için dolu heves ve heyecanları olanların ne söylediğine, neyi hedeflediğine bakıyor, bununla ilgileniyoruz. Ancak bazı kilit mahiyetli tartışma konularıyla ilgili de görüşümüzü paylaşmak istiyoruz. Bir defa siyasetin yumuşama ve normalleşmesinin vasatı Türkiye ve Türk milletinin ortak değerleri, ortak çıkarları, ortak geleceğidir. DEM’lenenlerin ayılması bir başka düşüncemiz ve temennimizdir” şeklinde konuştu.
Türkiye’de yargı yetkisinin Türk milleti adına kullanan bağımsız ve tarafsız mahkemeler olduğunu hatırlatan Devlet Bahçeli, “Anayasa’nın 138’inci maddesine göre, hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” açıklamasında bulundu.
“Özel saati merak ederse, rahat olsun, bana sorabilir, köstekli saatimi açar, kendisiyle açık açık da paylaşırım”
Bahçeli konuşmasına şöyle devam etti:
“Neymiş, CHP Genel Başkanı, Avrupa Parlamentosu’nu ziyaret ettiğinde, ‘saati sorunca, sen önce Kavala’yı çıkar’ cevabını almış. Anlamadığımız şudur, Sayın Özel’in kolunda saati yok mudur? Haydi yok diyelim, beraberindeki arkadaşlarında da mı yoktur? Sayın Özel’in saati sormak yerine PKK’ya ve FETÖ’ye verilen destekleri muhataplarının yüzüne vurması gerekmez miydi? Türkiye hukuk devletidir, yargımız bağımsız ve tarafsızdır demesi taşıdığı sorumluluğa uygun düşmez miydi? AB’li politikacıların kara propagandasına kulak verip bunları ham haliyle ülkemize taşıyacağına Türkiye’nin egemen devlet onuruna korkusuzca sahip çıkması doğru olmaz mıydı? Bırakın Kavala’yı da kanun kaçağı FETÖ’cüleri ve PKK’lıları Türkiye’ye ne zaman teslim edeceksiniz sorusunu soramaz mıydı? Sayın Özel saati merak ederse, rahat olsun, bana sorabilir, köstekli saatimi açar, kendisiyle açık açık da paylaşırım. Kavala sevdalısı bazı kalemşörler de, ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamayan bir Türkiye, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan bir Türkiye, Avrupa Konseyi tarafından yaptırım tehdidi ile karşı karşıya olan bir Türkiye, peki bu kime yarar?’ diye adrese teslim bir soruyla gündem tayin etmeye hevesleniyor. Ne yapalım, boyun mu eğelim? Yarı sömürge bir ülke olmaya tamam mı diyelim? Avrupa istedi diye adalet ve hukuk şerefini iki paralık mı edelim? Şu iddialara bakar mısınız; ‘Gezi davasında ceza verilmesine esas teşkil eden ve ortadan kaldırılmak istendiği iddia edilen Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden kastedilen ‘Başbakan’ ve ‘Bakanlar Kurulu’muymuş. Eğer yapılan itirazlar reddedilirse Gezi sanıkları, karşı çıktıkları anayasa değişikliği ile getirilen sistemden yararlanacaklarmış. Yeni hükümet sisteminde yürütme gücü Bakanlar Kurulu tarafından değil, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi tarafından kullanılmaktaymış. Başbakan ve Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içinde yaşatılmıyormuş. Suçun mağduru olan hükümet, yasa ve Anayasa’dan çıkarılmış. Ortada mağduru olmayan bir suç kalmış. Mağduru olmayan suç olmazmış. Emin olunuz, bunları kaleme alan şahıs doğrudan doğruya Osman Kavala serbest bırakılmalıdır dese en azından daha tutarlı ve omurgalı bir açıklama yapmış olurdu.”
Devletin üç unsuru olduğuna dikkati çeken Bahçeli, “İlki millet, ikincisi ülke, üçüncüsü de egemenliktir. Bunların dayanağı da hukuktur. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Suç ‘eski sistemde işlendi, yeni sistemde geçersizdir’ demek, devleti ve milleti bilmeyen, bilse de hasıraltı eden tetikçilerin ve kimliksizlerin harcıdır. Mahut ve malum bir cinayet davasının hazırlanan 145 sayfalık iddianame dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarına iftira atan, kan ve çamur sıçratan alçaklar koalisyonu, ne hikmetse devlet ve millet karşıtlarına kucak açmakta, methiyeler düzmektedir” dedi.
“Mezkur iddianame ilgili mahkeme tarafından kabul edilip yargılama süreci derhal başlatılmalıdır”
Sinan Ateş davasında hazırlanan iddianameye ilişkin konuşan Bahçeli, “Hayatlarında tek bir defa Ülkücünün hakkını, hukukunu ve haysiyetini gözetmeyen mihrakların partimizi ve Ülkü Ocaklarını bir cinayetle anma teşebbüsleri ayrıca değerlendirilmesi gereken şerefsizce bir saldırganlıktır. Bugüne kadar niye iddianame hazırlanmadı diye sordular. İddianame hazırlandı, içi boş dediler. Davamızı yargılamak için kuyruğa girdiler. Milliyetçi Hareket Partisi olarak beklentimiz şudur; mezkur iddianame ilgili mahkeme tarafından kabul edilip yargılama süreci derhal başlatılmalıdır. Kimin elinde hangi belge ve bilgi varsa mahkemeye sunmalıdır. Hatta şahit olarak dinlenmek isteyenlere mahkeme kapısı açılmalıdır. CHP’sinden İP’ine kadar malum partiler neyi biliyorsa acilen mahkemeye yetiştirmelidir. Abdestten şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz. Çiğ süt içmeyenin karnı da ağrımaz. Bakalım hukuki süreç Ankara’da mı bitecek, yoksa Pensilvanya’ya mı dayanacak, hodri meydan, hep beraber göreceğiz. Bilinmesini özellikle isterim ki, ellerinde binlerce Ülkücü şehidimizin kanı olanların feriştahı gelse biz de yaprak dahi kımıldamaz, kımıldamayacaktır” açıklamasında bulundu.
Bahçeli, şöyle devam etti:
“Fuzuli’nin dediği gibi, ‘Herkesin bir derdi var, kimi anlatır dilini yorar, kimi susar yüreğini yakar’. Yüreğimiz yansa da dilimizi bunlara karşı artık yormayacağız. Devlette sürekliliği yok sayanların, devlet sisteminin hukuki, tarihi ve siyasi alt yapısını kurcalayanların iç işgal cephesinde konuşlandıklarını söylediğimizde, sorarım sizlere yanlış mı yapıyoruz? Hata mı ediyoruz? Türkiye’nin itibarını, istikbalini ve saygınlığını Osman Kavala’ya bağlayanlar korkunç bir bühtanın failleri değildir de nedir? Bize göre, bunlar Türkiye’nin istiklal haklarına kast eden azgınlaşmış işbirlikçilerdir. Mahkum olmuş Kavala’ya ‘içeride tutuluyor’ diye yazıp konuşanlar tek kelimeyle devlet ve millet muhalifidir. Bunların anlayışına göre Türkiye uluslararası baskı ve dayatmalara teslim olmalı, süngü düşürmeli, diz çökmelidir.”
“Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı şer ve şirret emel sahiplerine müsaade etmeyecek”
MHP ve Cumhur İttifakı’nın şer ve şirret emel sahiplerine sonuna kadar direneceğini belirten Bahçeli, “Bu sefillerin örneklerine maalesef her dönem tesadüf edilmiştir. Fakat Türk Devri’nde, Türkiye Yüzyılı’nda bunların suyu kesilecek, üredikleri ideolojik bataklık mutlaka kurutulacaktır. Bugün Kavala şakşakçılığı yapanların, yarın terörist Demirtaş’ı, diğer gün ise İmralı canisini gündeme taşımaları mukadderdir. Böylelikle geriye ne devletin hükümranlık kazanımları ne de Türkiye’nin varoluş hakları kalacaktır. İstenen budur. Hedeflenen budur. Proje budur. Ülkemizde siyasi iklimin değişmesi ve baharın gelmesine vurgu yapanların amacı devlet ve millet düşmanlarının serbest bırakılmasıdır. Bu bahar değil, kara kıştır, fırtınadır, devletin ve milletin ağır yara almasıdır. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı şer ve şirret emel sahiplerine müsaade etmeyecek, sonuna kadar direnecektir” diye konuştu. – ANKARA
]]>Sönmez, Kuveyt Emiri Şeyh Mişal El-Ahmed El-Cabir Es-Sabah’ın bugün Türkiye’ye yapacağı ziyarete ve Türkiye ile Kuveyt arasındaki ilişkilere dair AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Kuveyt Emiri Şeyh Mişal’ın ziyaretinin “tarihi” olduğunu vurgulayan Sönmez, Emir’in göreve yeni geldiğini, ilk önce Suudi Arabistan gibi komşu Körfez ülkeleriyle başlayan nezaket ziyaretlerinde bulunduğunu ifade etti.
Sönmez, Emir Şeyh Mişal’in Arap ülkeleri haricinde ilk ziyaretini Türkiye’ye yapacağına dikkati çekerek “Bu (ziyaret) hem bizim için hem bölgeye hem dünyaya küçük bir mesaj. Bu yıl 60. yıl dönümünü kutladığımız Kuveyt ile Türkiye arasındaki ilişkilerin ne kadar köklü, güçlü, muazzam ve gelecek vadeden bir zeminde olduğunu gösteriyor.” diye konuştu.
Tarihi olarak Kuveyt’le hem devlet düzeyinde ilişkilerin hem de halklar arası dostluk ve işbirliğinin muazzam seviyede ilerlediğine işaret eden Sönmez, bu noktada iki ülke liderliğinin kilit rol oynadığını belirtti.
Sönmez, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kuveyt Emiri Sabah’ın liderlikleriyle ülke ilişkilerine bulunduğu katkının iki ülke arasındaki köprüleri güçlendirdiğini belirterek tarihsel olarak var olan ilişkiler ve köprülerin liderlerin güçlü iradesiyle daha da derinleşmiş olduğunu dile getirdi.
Türk dizilerinin bölgede ve tüm dünyada kültürel anlamda etkili olduğunu ancak bilhassa Körfez’de büyük bir etkisi ve hayran kitlesi bulunduğunu aktaran Sönmez, Türk kültürü, dili ve geleneklerinin merak edilip araştırıldığını söyledi.
Sönmez, hem akademik düzeyde üniversitelerden hem de hobi olarak bireylerden araştırmaya yönelik talepler geldiğini belirterek Türk dili için Büyükelçilik olarak girişimlerde bulunduklarını ve Türk dili merkeziyle Yunus Emre Kültür Merkezi açılması için beklentileri olduğunu anlattı.
Bu ziyaret kapsamında çeşitli anlaşmalar yapılacağını ve bunlar arasında kültüre katkıda bulunan belgelerin de olacağını aktaran Sönmez, “Asıl önemli beklentimiz ticaret hacmini artırabilmek. İki ülke arasında halihazırda güzel bir rakam (yaklaşık 700 milyon dolar) olmakla beraber potansiyelin beklentinin altında kaldığını düşünüyoruz. O yüzden de ticaret hacminin gelişmesi için bu ziyaretin anlamlı bir katkısı olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Turizm ilişkilerdeki en önemli alanlardan biri
Sönmez, turizmin de iki ülke arasındaki ilişkilerde güçlü temellerden biri olduğuna işaret ederek ülkelerin ve insanların, birbirlerini ziyaret ederek tanıdığını ve iş ilişkilerine girdiğini söyledi.
İki ülke arasında hem kültür hem de sağlık turizmi bulunduğunu anlatan Sönmez, şöyle devam etti:
“Kuveyt’ten Türkiye’ye geçen yıl 400 bin civarında turist geldi. Sağlık sektörümüzle Kovid-19’dan beri tüm dünyaya ispatlanmış haklı bir şöhretimiz var. Devlet olarak bu alanda çok güzel yatırımlar yaptık, örnek projelere imza atıldı. Kuveyt’ten de diğer Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden olduğu gibi güvenle tedavilerini olmak amacıyla ülkemize gelen sağlık turizmi alanında vatandaşlar var.”
Savunma sanayisi, işbirliği alanlarından biri
Ticaret, kültür, sosyal ve ekonomik ilişkilerin her alanda artmaya devam edeceğini söyleyen Sönmez, “Bu ziyaretle beraber iki taraftan da savunma sanayisi işbirliğimizi artırmayı amaçlıyoruz. Kuveyt, geçen yıl Bayraktar TB2 insansız hava araçlarını satın aldı. Bu bizim için bu alanda Kuveyt’le yapılmış çok önemli bir adım oldu. Eminim de devamı gelecektir çünkü haklı bir şöhreti var savunma sanayimizin, ülkemiz bu alanda çok büyük hızlı ilerlemeler kaydetti. Kuveyt de çok yakından takip ediyor bu gelişmeleri, bu konu da bu ziyarette ele alınacak.” ifadelerini kullandı.
Sönmez, yatırım alanında karşılıklı ilişkileri geliştirmek istediklerini ve ziyarette yatırım işbirliği konularının da ele alınacağını belirterek şunları kaydetti:
“Ticaret hacminin artırılması, ticaret alanlarının çeşitlendirilmesi gündemimizde. Kuveyt pek çok alanda dışardan ürün tedarik etmek zorunda olan bir ülke. Türkiye, hem güvenilirliğiyle hem ürünlerinin kalitesiyle hem firmalarının profesyonelliğiyle tercih edilen ülkelerin başında geliyor. Altyapı, inşaat şirketlerinin çoğu da Türk şirketleri. Orada yapılan şu anda büyük bir havaalanı binası var, bu binayı da Türk şirket inşa ediyor. Bu anlamda bizim firmalarımıza güvenimiz tam. Türk şirketlerinin kalitesine olan inancımız, güvenimiz tam. Daha da ilerlemek istiyoruz hala potansiyelin çok altında kalan bir ticari işbirliğimiz var. Bu rakamların artması iki tarafın da kazanarak ilerlemesi.”
Sönmez, Türkiye’nin endüstriyel kapasitesi ve bilgi birikimiyle Kuveyt’in finansal uzmanlığı birleştiği zaman güzel bir ürün ortaya çıkacağına işaret ederek iki ülkenin örnek bir ilişki modeli oluşturacağını ifade etti.
Türkiye ve Kuveyt ilişkilerinin ve bu ziyaretin bölgesel anlamda güvenlik ve istikrara katkıda bulunacağına işaret eden Sönmez, son zamanlarda özellikle İsrail’in Gazze’ye saldırıları sonrasında Orta Doğu’da tedirginlik ve huzursuzluk hakim olduğunu belirtti.
Sönmez, Türkiye ve Kuveyt’in bölgedeki etkisine ilişkin, “Bölgesinde iki önemli aktör olan Türkiye ve Kuveyt’in işbirliğini artırması aynı zamanda bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrara da katkıda bulunacaktır.” dedi.
Kuveytliler Türkiye’yi seviyor
Sönmez, Kuveytlilerin Türkiye’yi sevdiğini ve çok iyi tanıdığını belirterek yaklaşık 5-10 yıldır Kuveytlilerin tatillerini Türkiye’de geçirdiğini, bazılarının mülk sahibi olduğunu ve sadece turist olarak değil, düzenli gelerek de dost ve komşu haline geldiklerini söyledi.
Kuveytlilerin Türkiye’yi daha yakından tanıdıkça daha çok sevdiklerini aktaran Sönmez, bu halklar arasındaki muhabbetin, güçlü bağın ve sevginin diğer alanlara da yansıyor olabileceğini ve iki devleti de diğer kurumları da daha çok işbirliğine sevk edebileceğini dile getirdi.
Sönmez, Kuveytlilere dair, “(Kuveytliler) Barışçıl, siyasi kültür anlamında da sosyal yaşamdaki kültür anlamında da itidalli, konuşmadan uzlaşmadan yana. Arabuluculuk rollerini üstleniyor hem bölgede hem uluslararası siyasette. Uluslararası normlara, kanunlara, kural ve kaidelere çok hürmet eden, özellikle uluslararası organizasyonlarda, Birlemiş Milletlerde birçok konuda ortak hareket ettiğimiz, aynı sayfada durduğumuz, benzer savları savunduğumuz bir ülke. Filistin’de, Gazze’de yaşanan insanlık dramında Türkiye ve Kuveyt ilk harekete geçen, ilk seslerini yükselten, aynı zamanda yardım kampanyalarında da öncü olan ülkelerden. Kendi ülkemizle gurur duyduğumuz kadar Türkiye’nin Kuveyt Büyükelçisi olarak diyebilirim ki yakından gözlemlediğimiz kadarıyla Kuveyt de insani yardım konusunda başa baş gittiğimiz ülkelerden bir tanesi.” değerlendirmesini yaptı.
6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde ilk yardıma koşan dost ülkelerden birinin Kuveyt olduğunu aktaran Sönmez, kendisinin de Kuveyt Sosyal Hizmetler Bakanı ile birlikte askeri yardım uçağıyla deprem bölgesine giderek yerinde gözlem yapabilme imkanı bulduğunu söyledi.
Sönmez, Kuveyt’in o dönemde ciddi miktarda maddi yardım da yaptığını hatırlatarak “Zor zamanda birbirinin yanında olan iki ülke Kuveyt ve Türkiye. Umarım güzel işbirliğimiz hiç bozulmaz ve artarak devam eder.” dedi.
“Barış limanı Kuveyt”
Kuveyt’in bölgesinde bir barış limanı olarak bilindiğinin altını çizen Sönmez, kendi yakın tarihinde işgal gibi acı olaylar yaşadıklarını ve hala bu acının taze olduğunu söyledi.
Sönmez, o nedenle Kuveyt’in, siyaseten çok hassas hareket ettiğine işaret ederek uluslararası hukukun ve uluslararası ittifakın gücüne inanan bir ülke olduğunu vurguladı.
Kuveyt’in insan hakları, Müslüman karşıtlığıyla (İslamofobi) mücadele ve sosyal adalet gibi birçok konuda Türkiye’nin ittifak halinde olduğu, uluslararası organizasyonlarda, BM’de oydaş olduğu bir ülke olarak nitelendirilebileceğini kaydeden Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı:
“(Kuveyt) Türkiye ile de şu ana kadar muazzam derecede olumlu seyreden bir ilişkisi var. Elbette başta ticaret ve karşılıklı yatırımlar olmak üzere işbirliğimizi ilerletebileceğimiz, gerçek potansiyelimizi hayata geçirebileceğimiz birçok alan bulunmakta. Bölgesel bağlamda ise maruz kaldığımız yeni sınamalar karşısında barış ve istikrar noktasında ortak vizyona sahip ülkelerimiz arasındaki dostluk bağını güçlendirmemiz büyük önem taşımakta. Kuveyt ile Türkiye arasındaki bu örnek ilişkinin pek çok ülkeye de bir rol model teşkil edeceği kanaatindeyim.”
]]>(ANKARA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bizim telkinlerimizle Hamas’ın ateşkesi kabul ettiğini açıklamasından memnuniyet duyduk. Şimdi aynı adım İsrail tarafından da atılmalıdır. Tüm Batılı aktörleri İsrail yönetimine baskı yapmaya çağırıyorum. Daha önce de pek çok kez ifade ettim, biz dostlarımızın sayısını arttırmanın peşindeyiz. Bölgemizdeki hiçbir ülkeyle çözülemeyecek sorunumuz yok. Diyalog ve müzakerenin açamayacağı kapı olmadığı inancındayız” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“HAMAS’IN ATEŞKESİ KABUL ETTİĞİNİ AÇIKLAMASINDAN MEMNUNİYET DUYDUK”
“Bizim telkinlerimizle Hamas’ın ateşkesi kabul ettiğini açıklamasından memnuniyet duyduk. Şimdi aynı adım İsrail tarafından da atılmalıdır. Tüm Batılı aktörleri İsrail yönetimine baskı yapmaya çağırıyorum. Daha önce de pek çok kez ifade ettim, biz dostlarımızın sayısını arttırmanın peşindeyiz. Bölgemizdeki hiçbir ülkeyle çözülemeyecek sorunumuz yok. Diyalog ve müzakerenin açamayacağı kapı olmadığı inancındayız. Yeter ki hüsnüniyetle yaklaşılsın, diplomasiye imkan tanınsın. Gerisi biraz gayret, biraz fedakarlıkla mutlaka gelecektir.
“MİLLETİN YÜREĞİNE ATEŞ DÜŞÜRENLER HUKUK ÖNÜNDE HESAP VERECEK”
2024 yılını can ve mal kaybı yaşamadan geçirebilmemiz devletimizin çabaları yanında vatandaşlarımızın da dikkatli olmasına bağlıdır. Dikkatsizlik, tedbirsizlik ve ihmaller sebebiyle son dönemde yüreğimizi yakan birçok hadise yaşadık. Beşiktaş Gayrettepe’de 29 işçi kardeşimiz göz göre göre hayatını kaybetti. Antalya’da bir insanımızın vefat ettiği, yedi kişinin yaralandığı teleferik faciası meydana geldi. Ardından İstanbul Küçükçekmece’de belediyenin açıp öylece bıraktığı su dolu çukura düşen beş yaşındaki bir evladımız boğularak can verdi. Öncesinde de benzer müessif olaylarla karşılaştık. Basit önlemlerle veya dönemlerde engellenebilecek insani dramları tekrar tekrar yaşamak istemiyoruz. Bu konuda hükümetiyle, belediyesiyle, vatandaşıyla hepimize sorumluluk düşüyor. İlgili bakanlıklarımız denetimlerini bundan sonra yoğunlaştıracak. Milletin yüreğine ateş düşürenler, hukuk önünde hesap verecek. Başka türlü bu acıların tekerrürünün önüne geçemeyiz.
“SARAÇHANE’DE YANSIYAN BAZI GÖRÜNTÜLER 1 MAYIS’IN RUHUNA GÖLGE DÜŞÜRMÜŞTÜR”
Açıkçası 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün Beşiktaş’taki gibi iş cinayetlerinin gündeme taşındığı bir gün olmasını beklerdik. Ancak birkaç vicdan sahibi kuruluş dışında bu konuları konuşan olmadı. 1 Mayıs, Türkiye’nin 78 ilinde 210 etkinlikle şölen havasında kutlandı. Lafa gelince emekçinin hakkını savunduğunu iddia eden kimi kuruluşlar, işçi bayramını polisimize taş ve sopalarla saldırarak kutlamayı tercih etti. Samimi çağrılarımıza rağmen Saraçhane’den yansıyan bazı görüntüler 1 Mayıs’ın ruhuna gölge düşürmüştür. Siyasette ve toplumda yumuşama istemeyen marjinal odaklara maalesef malzeme verilmiştir. Bundan kimsenin memnun olmadığına inanıyorum. Siyasetten emekliye sevk edilenler dahil, kimi çevrelerin 31 Mart sonrası yapıcı atmosferi zehirlemek için yoğun bir uğraş içinde olduğu anlaşılıyor. 15 Temmuz sonrası oluşan Yenikapı ruhunu kontrollü darbe iftirasıyla kısa sürede dinamitleyenlere fırsat vermememiz gerekiyor. Muhalefetin de sorumluluk bilinciyle hareket ederek tek sermayesi gerilim ve kutuplaşma olanların oyunlarına gelmemesini bekliyoruz. Bu vesileyle bir kez daha Türkiye yüzyılının inşasına alın terleriyle destek olan tüm işçi kardeşlerimin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü tebrik ediyorum. Şehir eşkıyalarının azgınlıklarına rağmen soğukkanlı duruşlarını koruyan polislerimizi kutluyor, hepsinin tek-tek alınlarından öpüyorum.
“EKONOMİ PROGRAMIMIZI KARARLILIKLA UYGULUYORUZ”
Bölgemizdeki savaşlar ve krizler bizi zorlasa da, ekonomi programımızı kararlılıkla uyguluyoruz. İstihdam oranlarında olumlu haberler gelmeye devam ediyor. Şubat ayında işsizlik oranımız yüzde 8,7 olarak gerçekleşti, ancak işgücü piyasamızda bir dengesizlik oluştuğunu görüyoruz. Özel sektörümüzün en çok şikayet ettiği konuların başında işçi bulamamak geliyor. Bundan sonra iş gücü piyasasında ihtiyaç duyulan beceri ve yetkinlikleri geliştirmeye odaklanacağız. 5 yıl aradan sonra toplanan 13. Çalışma Meclisi sorunların tespiti ve çözüm yolları bakımından gayet faydalı oldu.
“ENFLASYONU TEK HANEYE DÜŞÜRMEKTE KARARLIYIZ”
Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısını çözmek için gerekli adımları atıyoruz. Doğru politikalarla enflasyonu tek haneye düşürmekte kararlıyız. Bunu daha önce yaptık, inşallah yine başaracağız. Enflasyon geriledikçe milletimizin cebindeki paranın satın alma gücü de artacaktır. Bizim amacımız geçici rahatlamalarla sorunu ötelemek değil, 85 milyonun tamamı için kalıcı refah artışını sağlamaktır. Seçim döneminde popülizme meyil etmeyerek ekonomi politikamıza olan güvenimizi ortaya koyduk, bundan geriye dönüş olmayacaktır. Hedeflerimize ulaşmak için para, maliye ve gelirler politikalarımızı ahenk içinde yürütüyoruz. Verimliliği artırmak ve ekonomimizi daha rekabetçi kılmak için yapısal reformlara hız kazandıracağız. Teknolojik ve stratejik yatırımları teşvik için 3 yıllık periyotta toplam 300 milyar liralık yatırım taahhütlü avans kredisini devreye almıştık. Bugüne kadar toplam büyüklüğü 1 trilyon 281 milyar liraya ulaşan 210 yatırım için ön başvuru yapıldı. Enflasyon oranlarının genel olarak öngörülerimizle uyumlu, ancak gıda ve hizmetler gibi bazı alanlarda hala yüksek seyrettiğinin farkındayız. Yıllık enflasyon yaz aylarından itibaren inşallah düşüşe geçecektir. Konut ve araç piyasasında oluşan fiyat balonu sönmeye başlamıştır.
DIŞ TİCARET DENGESİ
Toparlanan büyüme sayesinde dış ticaret dengesi önemli ölçüde iyileşti. Şubat’ta yıllık cari işlemler açığı geçen senenin aynı dönemine göre 24,5 milyar dolar azalarak 31,8 milyar dolara geriledi. Altın ve enerji hariç cari denge ise Şubat ayında yıllık 36 milyar dolar fazla verdi. Turizmde ilk üç ayı rekorlarla tamamladık. 9 milyonu aşan ziyaretçi sayımızla yaklaşık 9 milyar dolar turizm geliri elde ettik. 2024 yılı için hedefimizi 60 milyon turist, 60 milyar dolar gelir olarak belirlemiştik. İlk 3 aylık rakamlara baktığımızda hedeflerimize doğru emin adımlarla ilerlediğimizi memnuniyetle ifade etmek isterim.
ORTA VADELİ PROGRAM
Orta Vadeli Programımız hamdolsun başarılı bir şekilde çalışıyor. Ülkemizin risk primi 700 baz puan seviyelerinden 290 baz puan seviyesine geriledi. Politikalarımızı uyguladıkça risk primimiz daha da düşecek. Son 1 yılda ülkemize 16,8 milyar dolar net portföy girişi oldu. Bankacılık sektörü ve reel sektörün dış borç çevirme oranları yükseliyor. Geçen yıl Mayıs ayında 97,1 milyar dolar brüt rezervlerimiz 27 milyar dolar artışla 124.1 milyar dolara çıktı. Dünya Bankası, İslam Kalkınma Bankası, Asya Altyapı ve Kalkınma Bankası’yla önümüzdeki dönem de 50 milyar dolara yakın kaynağı kalkınma projelerimizde kullanacağız.
“TÜRKİYE EKONOMİDE BELİRLEDİĞİ HEDEFLERE DAHA ÇOK ÜRETEREK, DAHA ÇOK İHRACAT YAPARAK VARABİLİR”
Kredi derecelendirme kuruluşları da teker teker not artırımına gidiyor. Burada kritik bir hususu ifade etmek istiyorum. Türkiye ekonomide belirlediği hedeflerine ancak daha çok üreterek, daha çok ihracat yaparak varabilir. Biz çevremizdeki ülkeler gibi zengin yeraltı kaynaklarına sahip değiliz. Petrolümüzü, doğal gaz ve madenlerimizi yeni yeni keşfetmeye, işlemeye, ülkemiz ekonomisine kazandırmaya başladık. Terörden temizlediğimiz Gabar’da petrol üretimimiz günlük 40 bin varili geçti. İnşallah yılsonuna doğru bu rakam 100 bin varile ulaşacak. Yenilenebilir enerjinin sepetimizdeki oranı da aynı şekilde artıyor. Ancak bunlar enerjide dışa bağımlı olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Enerji faturamız büyümemize paralel olarak kabarıyor. Dolayısıyla, bir taraftan üretip, yeni pazarlara ihraç ederken, diğer taraftan da içeride tasarruf kültürünü yaygınlaştırmamız gerekiyor. Daha az kaynak kullanarak, daha büyük etki oluşturacak projelere ağırlık vereceğiz. Buna kamu olarak inşallah biz öncülük ve rehberlik edeceğiz.
Kamuda taşıtlar, binalar, haberleşme giderleri, cari harcamalar, hizmet içi eğitimler, yurt dışı seyahatler, kamu istihdamı gibi pek çok alanda tasarruf kültürünü güçlendirecek adımlar atacağız. Burada amacımız kamuda verimlilikten taviz vermeden ülkemizin kaynaklarının katma değeri yüksek alanlara yönlendirilmesidir. Hem vatandaşlarımıza sunulan hizmetlerin kalitesini artıracağız hem de bunu bütçeye yük oluşturmadan, hatta tasarruf ederek gerçekleştireceğiz. Ekonomi yönetimimizi bu konuda gerekli çalışmaları tekemmül ettirmek üzere talimatlandırdım.
“TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİNİN EĞİTİM SİSTEMİMİZİN NİTELİĞİNİ HER AÇIDAN YÜKSELTECEĞİNE İNANIYORUM”
Son olarak bugünkü Kabine Toplantımızda ekonomi ve dış politika yanında eğitimi ve müfredat konusunu da değerlendirdik. Bakanlığımızın kamuoyunun inceleme ve önerilerine açtığı Türkiye yüzyılı maarif modeli inşallah evlatlarımızın geleceğe çok daha donanımlı, erdemli, başarılı ve şuurlu bir şekilde hazırlanmasını sağlayacaktır. Tek tipçi, yasakçı, formatlayıcı, katı ideolojik eğitim anlayışı yerine, eğitim modelimizi soran, sorgulayan, sanata, bilime, spora, edebiyata önem veren milli ve manevi değerleri kuşanmış bireylerin yetiştirilmesi hedefiyle zaman zaman güçlendirmemiz temel bir ihtiyaçtır. Türkiye yüzyılı maarif modelinin eğitim sistemimizin niteliğini her açıdan yükselteceğine inanıyorum. Bakanlığımızın web sayfasından teklif, tenkit ve kıymetli fikirlerini bize ileten 57 bini aşkın kurum, kuruluş ve kişiye gönülden teşekkür ediyorum.
Bugün ayrıca atama bekleyen öğretmen adaylarımızın durumunu da mütalaa ettik. Milli Eğitim Bakanımız, Hazine Bakanımız ve ekonomi kurmaylarımıza son bir kez daha görüşecek, ardından öğretmen adaylarımızı bilgilendirecek Bakanlığımız yarın atamaya esas branş dağılımlarını, başvuru takvimini ve süreci paylaşacaktır. Fazla zaman kaybına tahammülümüz yok, kısa zamanda inşallah atamayı da bilhassa Bakanımız açıklayacaktır.”
]]>Birleşik Krallık Türkiye Büyükelçisi Jill Morris ve beraberindeki heyet, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı makamında ziyaret etti. Jill Morris ile beraberinde Konsolos Neale Jones, Konsolos Yardımcısı Gill Karataş, İngiltere’nin İzmir Konsolosluğu yetkilileri, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Barış Karcı ve bürokratlar yer aldı.
TUGAY: “ÜZERİME DÜŞEN NEYSE YAPMAYA HAZIRIM”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, “Önümüzdeki 5 yıl için ilişkilerimizi geliştirmek, yeni bazı ilişki alanları açmak için üzerime düşen neyse yapmaya hazırım. Şehirleşme, çevre ve şehrin kalkınması ile ilgili var olan potansiyeli artırma konusunda yoğun bir çalışma planlıyoruz. İzmir tarihsel olarak Türkiye ve belki dünyanın en önemli tarım, ticaret, turizm ve kültür kentlerinden biri. O nedenle potansiyelini doğru şekilde kullanmak için çalışma planımız var” dedi.
“DOĞRU BİR İŞ BİRLİĞİ GELİŞEBİLİR”
Tarım, turizm ve gastronomide İzmir’in önemine dikkat çeken Tugay, “Bu bölgede sağlıklı tarım yapılmasıyla ilgili şartları sağlama konusunda çok istekliyiz. Belediye olarak bu konuda yoğun bir çalışma içinde olacağız. Sağlıklı ve güvenli gıda sadece Türkiye değil, Avrupa’da da önemi artan bir konu. Burada İzmir’den ne bekleniyorsa ona göre bilinçli şekilde çalışabiliriz ve doğru bir iş birliği gelişebilir. Biz sularımızı, topraklarımızı ve havamızı temiz tutmayı çok önemsiyoruz. Bu konularda iş birlikleri herkese çok yararlı olur. Genellikle ülkeler arası ilişkiler merkezi hükümetler üzerinden oluyor ama ben İzmir’in şehir olarak biraz daha doğrudan ilişki kurması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
“OFİSİ BİZ DE AÇABİLİRİZ”
İzmir’de yaşayan İngiliz iş insanları ile yakın ilişkiler kurmak istediğini belirten Tugay, “İzmir, Ege Bölgesi’nin lider şehridir. Ege Bölgesi’nin diğer bütün belediye başkanlarının CHP’li olmasının bize sağladığı avantajla önümüzdeki dönemde bölgesel planlama yapacağız, koordinasyon içinde çalışacağız. Bu anlamda da daha güçlü birliktelik içinde hareket edebiliriz. İzmir’de yaşayan İngiliz iş insanlarıyla tanışalım ve sorunları ile doğrudan ilgilenelim istiyoruz. Ayrıca özellikle sağlık turizmi için gelecek insanlara yardımcı olacak ofisi biz de açabiliriz. Doktor olduğum için bu konuda yaşanan sorunları biliyorum. Bu konuda da rol almak isterim” dedi.
“SAĞLIK TURİZMİ İÇİN GELENLERİN SAYISI GEÇEN YILIN İKİ KATI”
Birleşik Krallık Türkiye Büyükelçisi Jill Morris, odak noktasında yeşil dönüşüm ve çevre dostu projeler olduğunu ifade etti. Birleşik Krallık’ın coğrafi koşullar gereği rüzgar enerjisinde önemli yol kat ettiğini söyleyen Morris, Türkiye’nin güneş enerjisinde attığı adımların farkında olarak yeşil dönüşüm alanında iş birliği yapılmasının mümkün olduğunu belirtti.
Sağlık turizmiyle Birleşik Krallık’tan İzmir’e gelen insanların geçen yıla göre iki kat arttığına dikkati çeken Morris, İzmir’in bu konuda Türkiye’nin diğer illerini geride bıraktığını vurguladı. Morris ayrıca Büyükelçilik olarak İngilizce dil öğrenimine yönelik İzmir’de daha fazla proje yapılması ve kültür sanat alanında ortak işler gerçekleştirilmesi için destek vereceklerini belirtti.
]]>(MALATYA) -CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeyle ilgili “Herkes bilisin ki bu görüşme Türkiye’de mağdur kim varsa onlar için yapıldı. Ne konuşuldu diye merak ediyorsanız; mağdurlar, hukuksuzluk, emekliler, belediyeler, işsizlik, yoksulluk Türkiye’nin yararına ne varsa onlar konuşuldu” dedi.
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 31 Mart yerel seçimlerinde Arguvan Belediye Başkanı seçilen Ersoy Eren’i ziyaret etti.
“MİLLETVEKİLİMİZİN ARGUVAN İLE GÖNÜL BAĞI VAR”
Arguvan Belediye Başkanı Ersoy Eren, Ağbaba’ya Arguvan’a verdiği desteklerden dolayı teşekkür ederek, “Önemli bir seçim süreci atlattık. CHP Malatya Milletvekilim Veli Ağbaba’nın bu dönemde Arguvan adına çok önemli desteklerini gördük. İl yönetimimiz ve kadınlarımız, gençlerimiz bize en iyi şekilde destek verdiler. Bundan sonrada desteklerinin artarak devam edeceğine inanıyorum. Milletvekilimizin Arguvan’a bir gönül bağı var” ifadelerini kullandı.
“ARGUVAN’A VERDİĞİMİZ VAATLERİN HEPSİNİ FAZLASIYLA YERİNE GETİRECEĞİZ”
Veli Ağbaba ise yeni dönemin Arguvan Belediye Başkanı Ersoy Eren, belediye meclis üyeleri ve Arguvanlılara hayırlı olması temennisinde bulunarak “Umarım başarılı bir süreç geçirirler” dedi.
Arguvan’da seçimden önce verdikleri vaatlerin hepsinin fazlasıyla gerçekleşeceğini kaydeden Ağbaba, şunları söyledi:
“Arguvan’da atılan her adımda emeğimiz vardır. Belediye başkanı kim olursa olsun Türkiye’de bütün kapıları Arguvan adına açtık. Tabi seçim kampanyası döneminde haksız eleştiriler ve iftiralar oldu, bunları duymazdan geldik. Arguvan’da kardeşlik, barış ve hoş görünün hakim olması gerektiğini ifade ettik, bundan sonrada öyle olacak. Hızlı bir şekilde Arguvan Belediyesi bize bir yer tahsis edecek ve oraya kadın dinlenme merkezini inşa edeceğiz. Gençlerimiz için bir merkez yapacağız. Arguvan merkez ve köyler için her türlü desteği vereceğiz. Arguvan’da benim projem olan ama geçmiş dönemde hayata geçiremediğimiz Ozanlar Sokağı’nın mutlaka buraya yapılması gerekiyor. Malatya ve çevre illerden turist çekecek bir Ozanlar Sokağı’na ihtiyaç var. Bunun da hızlı bir şekilde projelendirilerek yapılmasını arzuluyoruz. Festivalle ilgili yapacağımız ne varsa her anlamda destek olacağız. Arguvan Belediyesi bu konuda çalışsın bizde sanatçı ve diğer konularda destekleyelim. Sponsora ve paraya ihtiyaç varsa onları da karşılayacağımızı söylemek isteriz.”
“HER 10 KİŞİDEN 4’ÜNE KARŞI SORUMLULUĞUMUZ VAR”
Malatya’da CHP’li belediye sayısının 5’e yükseldiğini hatırlatan Ağbaba, “Hem Türkiye hem de Malatya’da 1977’den sonra en büyük oy oranına ulaştık. Seçimi kazanacağımı bekliyordum, çok umutluydum ama koşullar böyle oldu. Malatya için çalışmaya devam edeceğim, sorumluluğumuz çok daha arttı. Önceden yüzde 18 ila 20’ye karşı sorumluluğumuz vardı ama şimdi her 10 kişiden dördüne karşı sorumluluğumuz var. Daha fazla çalışacağım, Malatya için uğraşacağım. Gençler ve çocuklar için çok daha fazla çalışacağım” dedi.
“TÜRKİYE’NİN YARARINA NE VARSA ONLAR KONUŞULDU”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çok önemli adımlar attığını dile getiren Ağbaba, “Cumhurbaşkanıyla görüştü. Herkes bilisin ki bu görüşme Türkiye’de mağdur kim varsa onlar için yapıldı. Ne konuşuldu diye merak ediyorsanız; mağdurlar, hukuksuzluk, emekliler, belediyeler, işsizlik, yoksulluk Türkiye’nin yararına ne varsa onlara konuşuldu. Türkiye’nin yararına olan her türlü çalışma yapılır. Yoksulların yararına her türlü şey müzakere edilir. Bunun yanında haksızlığa, yolsuzluğa, yoksulluğa, liyakatsizliğe karşı mücadele edilir. Devletin kurumlarında birçok atanamayan öğretmen, insan var ayrıca işe alımlarda hala mülakat devam ediyor. Bunlarla kararlı bir şekilde mücadele edeceğiz. Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı ile mülakatları, liyakatsizliği, atanamayan öğretmenleri, emeklileri, yoksulluğu ve yapılan hukuksuzlukları konuştu. Çok büyük alanda yapılan hukuksuzluk var, yargı bağımsız değil bu konular görüşüldü. Bunlar konuşulmaya devam edilecek” ifadelerine yer verdi.
]]>BTP Genel Başkanı Baş, resmi sosyal medya hesabından Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm yıl dönümlerinde bir açıklama yaptı. Hüseyin Baş, şunları kaydetti:
“İDAMLARINA ‘EVET’ DİYENLER BİLE DAHA SONRA PİŞMANLIKLARINI ORTAYA KOYDULAR”
“Deniz Gezmiş’in son cümleleri, ‘Kendimi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsızlığına adıyorum’ oldu. Hüseyin İnan’la birlikte idam ediliyorlar, ‘Hüseyin korkmuyor musun’ diyor. Hüseyin de ‘Biz korkuyu Kerbela’da bıraktık’ diyor. Yani böyle kendilerini bir fikre, bir düşünceye adamış insanlar ve bu Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığıyla ilgili. Türkiye’de milliyetçi ve milliyetçi kesim tarafından çokça hedef tahtasına konuldular. Bunu asla doğru bulmuyorum, muhafazakar milliyetçi bir birey olarak söylüyorum bunu. İşte banka soydu, adam kaçırdı, adam vurdu gibi… Bunların hiçbirinin tarihsel olarak ispatı yoktur. 23 yaşında bir gencin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne oluşturabileceği hiçbir tehdit de yoktur. Bunu da çok net bir şekilde söyleyeyim. Bugün Türkiye’deki 23 yaşında bütün gençleri toplayalım tamamı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bir tehdit oluşturamaz. Bu tamamen bir propagandanın eseriydi. O günün şartlarında idamlarına ‘evet’ diyenler bile daha sonra pişmanlıklarını ortaya koydular. Rahmetli Demirel bile ‘O günün şartlarında böyle olması gerekiyordu’ diye açıklama yapanlardan birisi. Bu şuna benziyor: Saraydan 19 tane bebek tabutu çıkıyor ve bugün tarihçiler ‘Devlet yönetmek böyle bir şey, ölmesi gerekiyor’ gibi saçma sapan hiçbir şekilde kabullenmeyeceğimiz bir tarih perspektifi ortaya koyuyor. Bu ne kadar saçma bir bakış açısı ise ‘O günün şartlarında böyle olması gerekiyordu’ demek de o kadar saçma bakış açısı. Dolayısıyla ben rahmet diliyorum, Türkiye için mücadele etmiş insanlardı.”
BİLAL ERDOĞAN’A KADİR MISIROĞLU ELEŞTİRİSİ
Baş, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın “Kadir Mısıroğlu hocamız bir mücadele insanıydı, bir nesle damgasını vurdu” sözlerini de eleştirdi. Baş, şunları söyledi:
“Kadir Mısıroğlu neyin mücadelesini veriyordu diye sormak lazım. Aslında bu vatandaş hayatını Atatürk’le ve Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’le mücadele etmeye adamış bir kişilik. Yani neyin mücadele insanı dediğinde Atatürk ile mücadele etmenin… Türkiye’de ismi söylenince akla gelen mücadele fikri bu ortaya çıkıyor. Bu açıklamayı yapan da Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in bugün Cumhurbaşkanlığı yapan kişinin oğlu, dolayısıyla çok talihsiz bir açıklama.
“İNGİLİZLERİN ATATÜRK’Ü KÖTÜLEME PLANININ SİMGE UYGULAYICILARINDANDI”
Bir Atatürk düşmanlığı ve Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’e karşı bir düşmanlık var. Bu düşmanlığı da Türkiye’de bugüne kadar körükleyen, alttan alta yürüten organizasyon tamamen bir İngiliz organizasyonu. İngiliz derken bugünkü İngiltere devletinden bahsetmiyorum. Türkiye’yi o günün şartlarında Osmanlı topraklarını işgal etmiş, paylaşmaya başlamış, toprakları parsel parsel ittifak ettiği devletlerle paylaşan, ülkenin topraklarını kaynaklarını paylaşmaya başlayan, insanlarının emeğini sömürmeye başlayan güçlere karşı büyük bir mücadele verip, o İngilizleri Türkiye’den, topraklarımızdan kovup egemenliği millete veren Atatürk’le, o günden beri kapanmamış bir hesaplaşma defteri var. O günden beri sürekli Atatürk’ün aleyhinde propagandalar oluşturuyorlar. Onun da Türkiye’deki son ve en simge isimlerinden birisi de işte o vatandaştır. Onun üzerinden Atatürk’ü kötüleme, Atatürk’ü küçümseme, Atatürk’e düşmanlık üretme planını uygulayan ve yürüten bazı güçler vardı. Yani onun mücadelesi her zaman Atatürk’le oldu. Bunun nesillerden nesillere aktarılması Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir tehdittir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın oğlunun bu tehdidi Türkiye’ye layık görmesi de Cumhuriyet’e ve Atatürk’e iktidar kanadının bakış açısının bir ispatı olmuş oluyor ama talihsiz açıklamalar.”
]]>
Dışişleri Bakanı Fidan, Dubai merkezli Al Arabiya televizyonuna verdiği özel röportajda İsrail-Hamas çatışmaları başta olmak üzere mevcut bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fidan’ın değerlendirmelerinden öne çıkanlar şöyle:
“MISIR VE KATAR TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN MÜZAKERE GÖRÜŞMELERİNİ DESTEKLİYORUZ”
(Filistin müzakereleri) “Mısır ve Katar tarafından yürütülen müzakere görüşmelerini destekliyoruz. Türkiye, 2008-2009’daki ilk Gazze savaşından itibaren bütün arabuluculuk ve ateşkes çalışmalarının içerisinde yer aldı. Cumhurbaşkanımız o dönem başbakandı. O dönem bu konuda beni görevlendirmişti. 2008’deki savaşta konunun içindeydik, daha sonraki Gazze savaşlarında da konu içindeydik.
Türkiye’nin bu konuda devam eden bir duruşu var. Şimdi bu meselede şu an için Katar ve Mısır’ın yürüttüğü müzakerelerin bir sonuç vermemiş olması ve şu an itibarıyla bir sonuç vermiyor gibi gözükmesi, bu iki ülkenin müzakere pozisyonlarının başarısız olduğu manasına gelmiyor. Bu meselenin zor olduğunu kabul etmek lazım. İsrail’in burada çok anlaşmaya, uyuşmaya yanaşmayan bir tavır içerisinde olduğunu kabul etmek lazım. Şu an kardeşlerimiz, iki tarafın isteklerini belirli bir noktaya getirmeye çalışıyor. Biz burada bu kardeşlerimize ve Hamas’a elimizden gelen desteği veriyoruz. Onlara müzakereler için Türkiye’nin olumlu ve yapıcı katkısını sunmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz.
Bu Gazze savaşında ise başta Türkiye olarak biz ilk günden itibaren hep şunu söyledik: Eğer bu trajediden bir ders çıkarmazsak, kalıcı bir çözüme yani iki devletli bir çözüme gitmeksek bu, bu son Gazze savaşı olmayacak. Tam tersine, gelecekte daha başka savaşlar, daha büyük yıkımlar ve gözyaşları bizi bekliyor olacak. Dolayısıyla bizim daha fazla çalışıp iki devletli çözüme ulaşmamız gerekiyor.
(Hamas) İsrail esas itibarıyla kendi amacını, kendi niyetlerini gizlemek için Hamas’ı sürekli bir öcü olarak kullanıyor. Uluslararası topluma Hamas’ı radikal, anlaşmaya yanaşmayan irrasyonel bir örgüt olarak sunuyor. İsrail böyle yaparak kendi asıl hedefini ve amacını kamuoyundan gizlemeye çalışıyor.
Bir defa İsrail’in şunu yapması lazım. Demeli ki, ‘Ben, 1967 sınırlarını, uluslararası toplumun kabul ettiği sınırları kabul ediyorum. Benim başkasının toprağında gözüm yok. Bu sınırlar benim toprağım ve ben devlet olarak bu sınırlar içerisinde kalmayı kabul ediyorum. Başkasının toprağı ile ilgilenmiyorum, Filistin toprağına bakmıyorum’ demesi lazım.
(Rehine takası) İsrail’in şu anda özellikle ilgilendiği tek konu rehinelerin geri alınması meselesi. Bu insani bir durumdur. Bu konuda biz de çok hassasız. Cumhurbaşkanımız rehinelerle ilgili olarak kendisine ulaşan talepler konusunda son derece hassas. Bu konuda hem istihbarat servisimize hem bizlere, gerekli çalışmaları yapma talimatı verdi. İsrail ile bu konuda temaslarımız var. İsraillilerden gelen, hatta başka ülkelerden gelen talepleri Hamas’a aktarıyoruz. Yani özellikle rehinelerin bırakılması konusunda temaslarımız devam ediyor. Fakat Hamas’ın rehinelerin bırakılmasıyla eş zamanlı olarak insani yardımların başlaması, Filistinlilerin tekrar kuzeye dönmelerine imkan tanınması gibi talepleri var. Biliyorsunuz esas itibarıyla uluslararası toplum da bunları istiyor.
“BU GERGİNLİK DAHA BÜYÜK BİR SAVAŞIN HABERCİSİ OLABİLİR”
(Çatışmaların bölgeye yayılması) İsrail ile İran arasında başlayan gerginlik bizim uyardığımız bir konuydu. Bu gerginlik daha büyük bir savaşın habercisi de olabilir. Şu an için durum sakinleşmiş görünse de bu potansiyel her zaman var. Gerginlik 1 Nisan’da İsrail’in Şam Büyükelçiliği’ne yaptığı saldırıyla başladı. Ki biz bu saldırıyı kınadık. Bu uluslararası hukukun ve geleneklerin ayaklar altına alındığı bir olaydı. İran açık bir provokasyona maruz kaldı. Bunun neticesinde yapılan misilleme harekatıyla, bölge büyük bir facianın eşiğinden döndü. Bu esnada taraflarla görüşme içerisinde olduk. Gerek Amerikalılarla gerekse İranlılarla görüştük. Bununla, her iki tarafın da yapmak istediklerinin yanlış anlaşılmasını, asıl niyetlerinin dışında bir senaryonun hayata geçmesini engellemeyi amaçladık.
(Türkiye- Suudi Arabistan ilişkileri) Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler, son derece iyi bir rotada ilerliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ile gerek Sayın Kral hem Sayın Veliaht Prens birçok kez bir araya geldiler. Bunların neticesinde alınan son derece stratejik kararlar var. En son biliyorsunuz, Gazze krizi başladıktan sonra, İslam İşbirliği Teşkilatı – Arap Ligi Ortak Zirvesi Cidde’de yapıldı ve burada alınan kararlar var. Orada Cumhurbaşkanımız ve Veliaht Prens bir araya geldiler.
“MISIR CUMHURBAŞKANI’NIN ZİYARETİNİN TARİHİ ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”
(Mısır Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti) Ziyaretin tarih üzerinde çalışıyoruz. Tüm bunlar, ilişkilerimizin geldiği seviyeyi gösteriyor. Tabii liderler düzeyinde varılan bu mutabakat, esas itibariyle biz bakanlara da bazı yükümlülükler doğuruyor. Bizler, özellikle siyasi konularda, askeri konularda, ekonomik konularda şu anda çok yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Mısır’la şu an gündemimizde olan belli başlı konular var. Bunlar üzerinde beraberce çalışıyoruz. Zaten Filistin meselesi, fevkalade önemli bir konu. Özellikle Refah üzerinden Gazze’ye yardım konusunda şu anda çok yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Biliyorsunuz Gazze’ye gönderdiğimiz yardım miktarı, 50 bin tona ulaştı. Gazze’ye yardım gönderen ülkeler sıralamasında, bazen birinci oluyoruz, bazen ikinci. Şu anda tüm yardımlar Refah üzerinden gidiyor, El Ariş Limanı’na götürülüyor. Bu konuda Mısır ile çok büyük bir işbirliği var. Onlara ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. Bugüne kadar oraya dokuz tane gemi yardım gönderdik. Çok sayıda uçakla da yardım sevkiyatı yaptık.
(Libya) Türkiye olarak Libya’da 2019’dan itibaren bizim birinci önceliğimiz, doğu ile batı arasında artık hiçbir silahlı çatışmanın olmamasıdır. Eğer silahlı çatışma olmazsa, biz ortadaki bu barış döneminin, özellikle siyasal çözüm için büyük bir fırsat sunacağına inanıyoruz. Şu anda da aslında olan o. Sizin dediğiniz gibi, bizim doğu ile olan temaslarımızın artması, doğunun batıyla temaslarının artması, bizim Mısır ile konuşmamız, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile bir araya gelmemiz, özellikle Libya konusunda görüş alışverişinde bulunmamız fevkalade önemli. Burada Mısır, BAE, Katar, Türkiye bir masa etrafına oturup, doğudaki ve batıdaki aktörlerle hep beraber meseleye bakarsak, aslında çözüme ne kadar yakın olduğumuzu da görürüz diye düşünüyorum.
(Libya ile deniz yetki alanları anlaşması) Mısır ile bizim kendi anlaşmalarımız var. Libya ile olan anlaşmamız ayrı bir anlaşma. Ama biz tabii ki Mısır ile Akdeniz’deki durumları tekrar oturup görüşmek, konuşmak, bir noktaya ulaştırmak isteriz. Burada başka aktörler de var Akdeniz’de, şu anda söylemek istemiyorum.
“SURİYE SINIRIMIZIN ÖTESİNDEKİ PKK VARLIĞINA MÜSAMAHA GÖSTEREMEYİZ”
(Suriye) Suriye meselesinde biz durduğumuz yerde duruyoruz, bizim pozisyonumuz çok net. İslam coğrafyasının bölünmüş, kavgalı, çatışmalı yerlerinde olduğu gibi Suriye konusunda da tıpkı Libya gibi, ülke içindeki siyasal düzenin tesis edilmesini diliyoruz. Temel hizmetlerin bu ülkedeki halkın tüm kesimlerine ulaşmasını arzu ediyoruz. Biz bu konuda elimizden gelen her türlü katkıyı sunmaya hazırız.
Türkiye’nin hassas olduğu birkaç konu var. Bunlardan birincisi, halen ülkemizde misafir etmekte olduğumuz 3,5 milyon Suriyeli kardeşlerimiz. Bunlar kendi ülkelerindeki iç savaştan kaçıp, Türkiye’ye gelmiş olan kardeşlerimiz. Kendileri 10 yıldan fazladır, bizim misafirlerimiz; bizim ülkemizde bizimle beraber yaşıyorlar. Bunların kendi ülkelerinde hayatlarını kurabilmeleri için Suriye rejiminin adım atması gerekiyor.
İkincisi, Suriye’de muhaliflerin kontrolü altında yaşayan 5 milyon Suriyeli kardeşimiz daha var. O bölgede bir çatışma yaşanması halinde, bu kardeşlerimizin bir kısmı Türkiye’ye gelmek zorunda kalabilir. Biz bunu önlemek için orada birtakım tedbirler almış durumdayız. O bölgedeki 5 milyon insanın beslenmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin yanı sıra güvenliklerinin sağlanması; dolayısıyla bu insanların vatanlarını terk etmeden orada yaşayabilmeleri için Türkiye’nin aldığı tedbirler var.
Bizim için önem arz eden bir diğer konu ise, 911 kilometrelik Suriye sınırımızın hemen öbür tarafında, terör örgütü PKK’nın varlığını devam ettirmekte olmasıdır. Buna müsamaha gösteremeyiz. Bu konuda bizim hiçbir tavizimiz olamaz. Terörle mücadelemize devam edeceğiz. Bunu Suriye rejimi ile koordinasyon içerisinde yapabilirsek, ne ala. Aksi taktirde biz kendimiz, bu mücadeleye devam ederiz.
(Irak temasları ve PKK ile mücadele) Özellikle Bağdat yönetimi, yakın zamana kadar, PKK’yı sadece Kürt bölgesindeki bir sorun gibi görüyor, o nedenle de merkezi yönetim olarak bu konuda herhangi bir inisiyatif geliştirmiyordu. Ama biz Sincar’da, Süleymaniye’de, Mahmur’da ve bazı tartışmalı bölgelerde PKK faaliyetlerinin varlığını kanıtlayınca, Bağdat yönetimi artık bu sorunun merkezi yönetim tarafından halledilmesi gerektiğine ikna oldu.
Cumhurbaşkanımızın Bağdat ziyaretinde, Irak’la Kalkınma Yolu Projesi imzalandı. Bu çok önemli bir proje. Bu proje hayata geçirildiğinde, Körfez’den gelen mallar, Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılacak. Hakeza Avrupa’dan gelecek mallar da aynı yol üzerinden Körfez’e ulaştırılacak. Muazzam bir proje. Bu hat üzerinde, sadece demiryolu ve karayolu olmayacak, burada petrol ve doğal gaz boru hatları da olacak. Bu, projeyi tabii ki daha stratejik bir hale getiriyor. Böylesine stratejik bir projenin güzergahı üzerinde, kontrolsüz silahlı terör örgütlerinin varlığı söz konusu olamaz. Zira güvenli bir ortam yoksa, o bölgeye uluslararası finans getiremezsiniz.
“KARA HAREKATLARIMIZ DEVAM EDİYOR”
(Irak ve Suriye’ye kara harekatı) Şu anda Irak hükümetiyle, PKK ile mücadelede ne türden somut adımlar atabiliriz, yani koordinasyon mekanizması nasıl olur, ona bakıyoruz. Bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyacımız var. Fakat koordinasyon mekanizmasından önce Türkiye olarak Irak tarafının da bu örgütü, tehdit olarak algıladığını ve bununla mücadele etme konusunda bir irade ortaya koyduğunu ve harekete geçtiğini görmemiz gerekiyor. Bunu gördükten sonra, koordinasyon süreci zaten kendiliğinden gelir. Koordinasyondan maksat, Türkiye’nin yapacağı operasyonlara engel çıkarmak ise, o zaman bunun adı koordinasyon değil başka bir şey olur.
Bizim, sınırımızın hemen ötesinde konuşlanmış durumdaki PKK’nın o bölgelerdeki mevzilerine yönelik kara harekatlarımız devam ediyor. Bunlar sürekli, kesintisiz ve planlı bir şekilde zaten devam etmekte olan harekatlar.”
]]>(ANKARA) – Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Siyasi yumuşama dönemi başlamıştır’ ifadesini tarihi bir açıklama olarak görüyor ve destekliyoruz. Hepimiz biliyoruz, Sayın Erdoğan bir siyasi taktik dehasıdır. Siyasi yumuşama kararınız ve ifadeniz çok doğrudur, içini stratejik olarak doldurmak şartıyla. Ama amacınız, ‘İkinci parti konumuna düştüm. Bir müddet tartışmaları benim alanımdan çıkarıp muhalefetin içine taşımak için muhalefetin bir liderini öne çıkarıp diğerlerini göz ardı edeyim ve içeride böylece bir tartışma çıkartayım gibi bir taktik manevraysa Türkiye bir yerden diğer yere yine savrulur” dedi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, bugün partisinin ‘Genişletilmiş İstişare Kampı’nın kapanış konuşmasını yaptı. Davutoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Kendi iklimini kurabilen, kendi kültürünü oluşturabilen siyasi partiler, kendi siyasi iklimini oluşturabilen ülkeler kalıcı kurumlar oluştururlar. ve sorunlarla karşılaştıklarında akılla, yürekle bu sorunları çözmeyi başarılar. Siyasi partileri de ülkeleri de ayakta tutan, ortak ruhtur. Kurallar önemlidir ama iklim yoksa kuralların nasıl baypas edildiğini yakın dönemde ülkemizde müşahede ettik. Kuralları uygulayacağız ama iklimi kuracağız. Kampımızda, dört soruya cevap aradık. Bir: 31 Mart seçimlerinden sonra Türkiye’nin siyasi iklimi, görüntüsü, tablosu nedir ve ülkemizin nereye doğru gitmesi konusunda milletimiz hangi mesajları vermiştir? İkincisi: Alandan gelen bilgilerle Türkiye’nin her yerinden bu tabloya bakış açısı nedir? Üçüncü sorumuz: Partimizin bu tablo içindeki konumlanması ne olmalıdır? Dördüncü soru: Bu konumlanma esnasında alınması gereken tedbirler nelerdir?
“TOPLUMDA OTOKRASİYE DOĞRU GİDİŞ KAYGISININ YERİNİ, ‘DEMOKRATİK BİR DÖNEM BAŞLAYABİLİR AMA SONRASI NE OLACAK’ KAYGISI ALDI”
Çok önemli sonuçlara ulaştık. İlk soru için hepimizi kaygılandırması ama ümitlendirmesi gereken bir olgu var. Türkiye’de siyasetin psikolojisi çok çabuk değişiyor. Geçen sene, 14 ve 28 Mayıs seçimlerinden sonra ülkede iktidarın mutlak egemen olduğu ve artık bazı demokratik kazanımların dahi tehlikeye düşebileceği, AK Parti kitlelerinin dahi ‘Acaba nereye gidiyoruz’ sorusunu sorduğu bir iklim mevcuttu. Muhalefet partileri dağınık, kafalar karışık, iktidar aşırı bir özgüvenle, kibir halinde geleceğe bakıyordu. 31 Mart seçimleri bunun tam tersi bir tablo ortaya koydu. Bu sefer iktidar partisi ilk kez ikinci kez parti konumuna geriledi. Muhalefet yaşadığı bütün travmaya rağmen, özellikle öfke oylarıyla ana muhalefet partisi öne çıktı. ve toplumda otokrasiye doğru gidiş kaygısının yerini, ‘Demokratik bir dönem başlayabilir ama sonrası ne olacak’ kaygısı aldı.
“YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR. SİYASET ÖZGÜRLEŞİYOR”
Dün ve bugün yaptığımız istişarelerde geldiğimiz sonuçları paylaşmak isterim. Birincisi: Yeni bir dönem başlıyor. Belki de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni, hatta 2016’dan bu yana ilk kez siyasetin tartışma alanı ve önü açılıyor. Bu önemli bir değişimdir. Geçmişte, son 8 yıldır ittifak partileri, Cumhur İttifakı düşmanlaştırma, şeytanlaştırma, terörle işbirliği iddiasıyla yöntemlediği bir kutuplaştırma stratejisi takip etti. Toplum karpuz gibi ortadan ikiye bölündü neredeyse. Birbiriyle konuşamaz niteliğe dönüştü insanlar. Siz iktidarı eleştirdiğinizde hain oldunuz, muhalefette olduğunuzda dış güçlerin ajanı oldunuz. Ama iktidar içindekiler de kendi hallerinden hiç memnun değillerdi. Çünkü ahlaki meşruiyetlerini kaybetmeye başlamışlardı. İktidar içindeki tartışmalar kapalı kapılar ardından yapılıyordu. İktidar bağımlılığı oluşmuştu, uyuşturucu gibi iktidarı ‘nasıl olsa güç bizde’ ataletine sevk etmişti. Şimdi siyaset özgürleşiyor. Bu, siyasi partilerin aldığı oyların ötesinde bir gerçektir. Belki de en önemlisi iktidar unsurları, AK Parti’nin içerisindeki kesimler ilk defa özgürleşiyorlar. Bu sağlık işaretidir. Muhasebe yapacaklar. ‘Neden 22 sene sonra, mutlak bir iktidar imkanına sahipken AK Parti ikinci parti konumuna düştü?’
“ERDOĞAN’IN ‘SİYASİ YUMUŞAMA DÖNEMİ BAŞLAMIŞTIR’ İFADESİNİ TARİHİ BİR AÇIKLAMA OLARAK GÖRÜYOR VE DESTEKLİYORUZ”
Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Millete küsmek olmaz. Oturup değerlendireceğiz’ sözünü ciddiye almıştık. Son attığı adımları, özellikle son cuma namazı çıkışı ‘Siyasi yumuşama dönemi başlamıştır’ ifadesini tarihi bir açıklama olarak görüyor ve destekliyoruz. Ancak içinin doldurulması lazım. Sayın Erdoğan’ın siyasi hayatının önemli bir kısmında yanında en yakın çalışma arkadaşı olarak bulunmuş, bir kısmında da yapılan yanlışlar karşısında hiç çekinmeden konuşmuş bir siyasetçi olarak şu soruyu sormak isterim kendisine: Bu siyasi yumuşama bir taktik manevra mı, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek stratejik bir dönüşüm kararı mı? Hepimiz biliyoruz, Sayın Erdoğan bir siyasi taktik dehasıdır. Ama stratejik hedefler konusunda bir uçtan diğer uca gidecek esnekliğe de sahiptir. AK Parti içindeki arkadaşlarıma seslenerek ifade ediyorum: Onların taktik olarak gücü koruma sorusuna verdiği cevaplar, Türkiye’nin stratejik hedeflerini bir uçtan bir uca savrulur hale dönüştürmüştür. 2002’de, ekonomik kriz sonrası yolsuzluklarla, hortumlamalarla, siyasi ahlak açısından yaşanan büyük zaaflarla, yasaklarla boğuşan bir Türkiye’den AK Parti kurulurken bunu alıp özgürlüklere, demokrasiye, insan haklarına dayalı yeni bir siyasal düzen, yoksullaşmayı durduracak sosyal adalet anlayışı, ve temiz siyaset anlayışıyla Türkiye’yi bir yere taşımayı hedeflemiştik. Sayın Erdoğan’ın ve iktidardakilerin taktik güçlerini koruma düşüncesi o stratejik hedefi yok etti.
“ERDOĞAN CHP’YE GİDECEKSE BİZDEN BİR KÜÇÜK ÖZRÜ BORCU VAR”
İktidara ve Sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum: Siyasi yumuşama kararınız ve ifadeniz çok doğrudur, içini stratejik olarak doldurmak şartıyla. Ama amacınız, ‘İkinci parti konumuna düştüm. Bir müddet tartışmaları benim alanımdan çıkarıp muhalefetin içine taşımak için muhalefetin bir liderini öne çıkarıp diğerlerini göz ardı edeyim ve içeride böylece bir tartışma çıkartayım gibi bir taktik manevraysa Türkiye bir yerden diğer yere yine savrulur. Çok doğru bir tavır, eleştirmek için söylemiyorum; Sayın Erdoğan CHP Genel Merkez’e gidecekse bizden bir küçük özür borcu var. Eğer 2016 darbesinden sonra Yenikapı ruhu korunmuş olsaydı Türkiye’de ‘tek millet’ çağrısını her alanda söylemek gibi bir ihtiyaç hissetmeden milleti tek bir ruhta birleştirmek mümkün olmaz mıydı? Üslubumuzu bunda sonra değiştireceğiz, siyasi yumuşamaysa biz de aynısını yapacağız ama samimiyet görmek istiyoruz.
“TERÖRLE İŞBİRLİĞİYLE SUÇLADIĞINIZ CHP İLE GÖRÜŞÜYORSUNUZ DA NİYE EN YAKIN ARKADAŞLARINIZLA GÖRÜŞMÜYORSUNUZ”
Arkasından atılması gereken adımların şunlar olduğunu düşünüyorum: Siyasi yumuşamanın bütün kesimlere aynı ölçüde yansıması. Eğer siyasi yumuşamaysa Sayın Erdoğan’ın Gazze konusunda bir özür dileme ihtiyacı var. bayramlarda bile bizimle bayramlaşmaktan kaçan AK Parti, neyin yumuşamasını yapmış olur? AK Partili kardeşlerime sesleniyorum: Dönün, Sayın Erdoğan’a sorun, Daha geçen sene terörle işbirliğiyle suçladığınız CHP, Erdoğan görüşmesinden bir gün sonra DEM ile de görüşme yapıp Erdoğan da şimdi orayı ziyaret edecek -ki bunların hepsi doğru- bir sene önce, ‘Masanın altında HDP var’ deyip terörle işbirliği yapmakla suçladığınız CHP ile görüşüyorsunuz -ve doğru da- niye en yakın arkadaşlarınızla görüşmüyorsunuz? Anayasa tartışmalarına siyasi yumuşamanın yansıması lazım. Siyasi yumuşama, dikte ettirilmiş anayasa değişikliği veya oyalama taktikleriyle olmaz. Numan Kurtulmuş, anayasa görüşmesinde grubumuzu ziyaret ettiğinde, ‘Usul için geldik, detaya girmeyeceğiz’ demiş. Siyasi yumuşama varsa anayasa tartışmalarına limit konmamalı. Türkiye gerçek anlamda sivil bir anayasaya kavuşmalı.
“SİNAN ATEŞ CİNAYETİNE BULAŞAN HERKES EŞKIYADIR”
Yumuşama varsa görüşlerini beğenmesek bile milli iradeyle seçilmiş milletvekillerine saygı göstereceğiz. AYM kararının gereği olarak Can Atalay’ın TBMM’de göreve başlamasının önünü açacaksınız. AYM üzerindeki tartışmaları bitireceksiniz. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin gereği olan bireysel başvuru hakkını ortadan kaldıracak her teşebbüse karşı çıkacaksınız. Biliyorum, Sayın Bahçeli bunların hepsinde size karşı çıkacak. O zaman yol ayrımına geleceksiniz. Basın ve düşünce özgürlüğü başlıklı olarak hapishanelerde bulunan herkesi serbest bırakacaksınız. TRT başta olmak üzere sizin kontrolünüzdeki bütün basın kuruluşlarına, ‘Bundan sonra diğer siyasi partilere de söz hakkı tanıyın’ diye küçük mesaj göndereceksiniz. Türkiye’yi Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi diye Goebbelsvari bir yapının algı operasyonu yaptığı bir ülke halinden çıkaracaksınız. Sinan Ateş cinayetine bulaşan herkes eşkıyadır. Savunan da eşkıyadır vuran da eşkıyadır, katildir. Sayın Erdoğan, eşkıyayı korursanız siyasette yumuşama falan olmaz, herkes eşkıyalığa özenir. Devlet, katilin cezasını verir, maktulun de hakkını sorar ve arar. Devlet demişken devleti kastediyorum, ismi ‘Devlet’ olanları değil.
“YUMUŞAMA İSTİYORSANIZ DARBECİLERLE İLTİSAKI OLMAYAN KHK’LILARIN HAKLARINI VERECEKSİNİZ”
Mafyatik yapılara karşı net bir tavır alın. Son beş yıldır siyaset mafyatik yapıların gölgesinde yapıldı. Sayın Erdoğan, o geçmişi bir temizleyin. Yumuşaması gereken en önemli unsurlardan biri yoksul halkla onun kanını sömürerek cebindeki son kuruşu çalarak oluşturulan rantiye sınıf arasındaki uçurumu kapatmalısınız. Bu halk, ıstakoz yiyenleri görüp nasıl yumuşasın? Niye siyasi ahlak yasasına hala ayak sürüyorsunuz? 15 Temmuz’un Çankaya’ya helikopterle inen darbecibaşını, kardeşini büyükelçi yapacaksınız; parasızlıktan burs alıp da o okullara giden çocukların anne-babalarını cezalandıracaksınız, sivil ölüme mahkum edeceksiniz. Yumuşama istiyorsanız darbecilerle iltisakı olmayan KHK’lıların da haklarını vereceksiniz. Özgür Özel ile bir resim verelim, demokrasi geri gelsin. Biz o resimleri çok gördük.
“ALTILI MASANIN OLUŞTURDUĞU YUMUŞAMA OLMASA YÜZDE 37’YE ÇIKABİLECEK MİYDİNİZ”
Altılı Masa’da bütün bu çabamızı sürdürdüğümüz için ve onun için bedeller ödediğimizi göre göre bize dönüp ‘Bizden şu kadar milletvekili aldınız’ diye hesaba çekenlere soruyorum şimdi: Eğer o masanın oluşturduğu yumuşama olmasaydı siz yüzde 37’ye çıkabilecek miydiniz? Oranlar değişir ama değişmeyecek olan tek şey ilkeleriyle davranan siyasetçilerin gün gelip halkın vicdanında hak ettiği yeri alacakları gerçeğidir.
“BÜTÜN PARTİLERE KAPIMIZ AÇIKTIR, BÜTÜN PARTİLERLE GÖRÜŞÜRÜZ”
Alanda bize büyük bir teveccüh vardı ama niye oya dönmedi? Bu önemli bir sorudur. İktidara yönelik öfkenin en büyük alternatife yönelmesi önemli bir sebeptir. Bunun bize uygulanan medya ambargolarıyla da ilgili sebepleri vardır. Yeni bir yönetime ihtiyacımız var. İstikametimiz doğrudur. Siz, Gelecek Partisi’nin milletvekillerini satılık mal, şahsiyetsiz insanlar mı zannettiniz? İşte buradan bu fitneyi çıkaran tilkilere, çakallara söylüyorum: Gelecek Partisi’nin neferleri, milletvekilleri, il başkanları, kurucuları aslanlar gibi burada. Bu yeni üslup içerisinde en zayıf tarafımızın iletişim olduğunu biliyoruz. Biz bu milletin yürekten yüreğe iletişimine talibiz. İlkesel olarak aldığımız kararı paylaşıyorum: Bütün partilere kapımız açıktır, bütün partilerle görüşürüz, milletten oy almış hiçbir partiyi dışlamayız. Bugün AK Parti ile CHP’nin böyle görüşüyor olması, bazı ipotekleri siyasetin üzerinden kaldırmıştır. Bizim AK Parti ile görüşmemiz halinde, -görüşme peşinde değiliz- hiçbir CHP’linin ‘AK Parti ile iş mi tutuyorsunuz’ deme hakkı yoktur.
“BİR SİYASİ TUTUM BELGESİ KALEME ALACAĞIZ”
Bundan sonra yolumuz açık ve nettir. Bizimle görüşmek, birleşmek, bir yapı kurmak, bir şekilde kurumsal ilişki kurmak isteyen bize gelecek. Biz ise doğru bildiğimiz yolda, hiçbir fire vermeden milletin ihtiyaç hissettiği konularda kararlı bir şekilde yürüyüşümüzü sürdüreceğiz. Üç kanatlı yapımızdan üçer temsilciyle bir koordinasyon kurulu kuracağız. Bu kurul, partinin gidişatıyla ilgili hem yön verici ve koordine edici çalışmalar yapacak hem de parti organlarının vazifesini ne kadar yaptığıyla ilgili denetim görevini üstlenecek. Bu bağlamda bütün bu tartıştıklarımızı, konuştuklarımızı ve özellikle de siyasi partimizin kimliğini kamuoyuyla açık ve net bir şekilde paylaşmak, bundan sonraki yol haritamızın ana unsurlarını milletimize açıklama üzere bir siyasi tutum belgesi kaleme alacağız. En geç bir ay içinde bir toplantıyla kamuoyumuzla paylaşacağız.”
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun davetlisi olarak, Fransa’nın başkentinde düzenlenen, “Avrupa Beledı·ye Başkanları Zı·rvesı·”ne katıldı.
“AVRUPA’DA YAŞANAN DEMOKRATİK KRİZİN TEMELİNDE, ‘KORKU SİYASETİ’ İLE ‘UMUT SİYASETİ’ ARASINDAKİ MÜCADELE YATMAKTADIR“
“Avrupa’da Demokratik Kriz” konulu oturumda konuşan İmamoğlu, “Avrupa’da ve ötesinde yaşanan demokratik krizin temelinde, ‘korku siyaseti’ ile ‘umut siyaseti’ arasındaki mücadele yatmaktadır. Kamusal alanda umut azaldığında, seçmenler, kendilerini korkmuş ve tehditlere karşı savunmasız hissederler. Bu hassasiyet, korku siyasetinin kök salması ve gelişmesi için verimli bir zemin sağlar. Sağ popülizm ve aşırıcılığın yükselişi, siyasi sistemlerimizin umut erozyonunu ele alma ve buna karşı koyma konusundaki başarısızlığının altını çizmektedir” dedi. İmamoğlu konuşmasına, “Avrupa’daki ilerici ve sosyal demokrat partilerin, bu çalkantılı dönemden çıkabilmek için, sağlam bir demokratik dönüşüm gerçekleştirmeleri şarttır. Bu da halkın talep ve ihtiyaçlarına cevap veren yeni ve etkili siyasi ve ekonomik kurumların tasarlanmasını gerektirmektedir. Sürecin temel taşı, halkın katılımını ve desteğini teşvik etmek olmalıdır” sözleriyle devam etti.
“YEREL SEÇİMLERİMİZ, DEMOKRASİNİN DAYANIKLILIĞININ GÜÇLÜ BİR GÖSTERGESİYDİ“
İstanbul’un yakın geçmişte yaşadığı yerel seçim deneyimini örnek olay olarak gösteren İmamoğlu, ” Türkiye, kendi içinde derinleşen bir demokrasi krizinden geçiyor. Ancak yerel seçimlerimiz, demokrasinin dayanıklılığının güçlü bir göstergesiydi. Zor zamanlarda İstanbullular, demokratik değerlere ve yönetişime olağanüstü bir bağlılık gösterdi. İstanbul’da geçtiğimiz 5 yıl boyunca, vaatlerimizi yerine getirme kabiliyetimizi, icraatlarımızla gösterdik. Seçmenler, başarılarımıza tanıklık etti ve karşılaştığımız zorlukları etkili bir şekilde ele alacağımız konusunda, bize güvendi. Belediye uygulamalarımızda kreşler ve belediye destekli restoranlar gibi, halkın talep ettiği hizmetlere öncelik verdik. Siyasi görüşü ne olursa olsun, İstanbulluların her kesimine hizmet götürdük ve ulaştık. Kutuplaşmanın ilacı buydu” diye konuştu.
“‘İSTANBUL İTTİFAKI” ADI ALTINDA KAPSAYICI BİR TOPLUMSAL HAREKET İNŞA ETTİK“
“İstanbul İttifakı” adı altında kapsayıcı bir toplumsal hareket inşa edildiğine vurgu yapan İmamoğlu, şunları söyledi:
“Dahası; halkın endişelerini dinlemenin ve bunlara uyum sağlamanın gücünü gösterdik. İstanbul’da ve ülke genelinde, iyi yapılandırılmış anketler ve diğer sosyal bilim yöntemlerinin yardımıyla, toplumun farklı kesimlerinin tutumlarını, görüşlerini ve duygularını inceledik. Toplumun tüm kesimleriyle güçlü ve samimi bir iletişim kurduk. Bu zemin sayesinde CHP, nitelikli adayları, kendinden emin olarak aday gösterdi. Örneğin; 1994’ten bu yana muhafazakarların yönettiği Üsküdar’da şu an, CHP’nin 40’lı yaşlardaki adayı, ilk sosyal demokrat kadın belediye başkanı olarak liderlik ediyor. Ülke genelinde CHP, her kesimden 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazanmıştır. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 65’inden fazlasını ve ekonomisinin neredeyse yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri, sosyal demokrat belediye başkanları yönetmektedir. CHP, Türk siyasetinin yeni ağırlık merkezi haline gelmiştir.
“AB İÇİNDEKİ DEMOKRASİNİN DİRENÇLİLİĞİ, TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRASİNİN DİRENÇLİLİĞİ İLE BAĞLIDIR“
Türkiye ve özellikle İstanbul, geniş Avrupa bağlamında özgün bir vaka çalışması görevi görmektedir. Avrupa, kendi demokratik ikilemleriyle mücadele ederken, Türkiye’nin rolü, sıklıkla göz ardı edilmektedir. Fakat AB’nin, ‘önce Avrupa’ vizyonunun demokratik bir Türkiye’yi kucaklaması gerektiğini fark etmesi elzemdir. AB içindeki demokrasinin dirençliliği, içsel bir biçimde Türkiye’deki demokrasinin dirençliliği ile bağlıdır. Bir kıta olarak Avrupa’ya yönelik varoluşsal tehditlerle mücadele, Türkiye’yi de içeren kapsamlı bir güvenlik yaklaşımı gerektirmektedir. CHP olarak bizler, Türkiye’yi hep Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak gördük ve kendimizi Avrupa meseleleri ve çözümlerinin paydaşı olarak konumlandırdık. Daha birleşik ve demokratik bir Avrupa, Türkiye’nin katılımı olmadan gerçekleştirilemez.
“EYLEMLERİMİZLE GÜVEN VE UMUT YARATMALIYIZ“
Sonuç olarak; Avrupa genelinde hepimizin ortak mücadelesi, halkın yönetişime olan ilgisini yeniden canlandırmak, seçimlere katılımı arttırmak ve demokrasinin yeniden canlanmasını sağlamaktır. Eylemlerimizle güven ve umut yaratmalı, sosyal demokratik değerlerin güncel zorluklarla mücadelede etkili olduğunu göstermeliyiz. Bu, kamu katılımının teşvik edilmesi, şeffaflığın arttırılması ve çeşitliliğin kucaklanması konularında kararlılık gerektirmektedir. Vatandaşlarımızın demokratik yönetişim ve daha iyi bir hayat arzuları çok güçlüdür. Tutarlı ve güvenilir politika alternatifleri sunulduğunda, seçmenler tercihlerini değiştirmeye ve popülist otoriterliği reddetmeye isteklidir. Yolumuza devam ederken, demokrasilerimizin temellerini güçlendirmek için, İstanbul’dan ve Avrupa’daki diğer şehirlerden aldığımız derslerden faydalanmalıyız. Hep birlikte, Türkiye de dahil olmak üzere, her ülkenin kendine özgü hayati rolünü oynadığı daha birleşik, demokratik ve kapsayıcı bir Avrupa için çaba göstermeliyiz. Hepimizin önem verdiği demokratik değerleri güçlendirmeye yönelik ortak çabalarımızı sabırsızlıkla beklemekteyim.”
]]>Hüseyin Baş, gündeme ilişkin açıklamalar yaptı. İktidarın yeni anayasa çalışmalarını değerlendiren Baş, “177 maddelik bir anayasamız var, bunun 134 maddesi zaten değişti. Mevcut hükümet birkaç kere Anayasa’yı değiştirdi. 2010 yılındaki referandumla ve 2017 yılındaki referandumla Anayasa’yı iki kere değiştiler. Ne istiyordun o gün yapamadın da bugün yapmaya çalışıyorsun, ne yapacaksın, hangi maddeyi değişeceksin? Biz şunu da biliyoruz; değişen anayasa içerikleri her zaman Erdoğan yasalarına dönüştü. Dolayısıyla hep Erdoğan’ın elini rahatlatacak değişiklikler yapıldı” dedi.
“ANAYASA’YA GÖRE ADAY OLMAMASI GEREKEN KİŞİ BUGÜN ÜLKEYİ YÖNETİYOR”
Mevcut Anayasa’da Türkiye’nin ihtiyacı olan her şeyin yer aldığını ifade eden Baş, “Bugün Türkiye’deki sorun Anayasa’nın yetersizliği değil, Anayasa maddelerinin uygulanmamasıdır. Bunu en son 14 Mayıs seçimlerinde tecrübe ettik. Anayasa’ya göre aday olmaması gereken bir kişi Anayasa’yı çiğneyip aday oldu ve bugün ülkeyi yönetiyor. Dolayısıyla ne yazabilirsiniz yeni anayasaya? Yazacağınız her şey yazılı zaten ama bu uygulamada bir problem yaşandığı için Türkiye’deki asıl eksiklik bu” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 1 Mayıs’ta Türk Tabibler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı ile birlikte görüntülenmesini de eleştiren Hüseyin Baş, şunları kaydetti:
“Şebnem Korur Fincancı isimli hanımefendi ile fotoğraf verilmiyor aslında sahip çıkılıyor yani o fikre, o düşünceye, o söyleme muhalefet sahip çıkıyor. Ne bu söylem; ‘TSK Kimyasal silah kullandı’ iftirası söylemi. Şimdi o fotoğrafı vermek bu iftiraya sahip çıkmaktır. Yine ajansa düştü Ermeni soykırım iddiasını sahiplenen bir söylem yani kadın bildiğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ana unsurlarının tamamına karşı, Türk milletinin birliğine beraberliğine tamamen karşı ve Türk milletini tarihi olarak zan altında bırakan, suçlayıcı ithamlarda bulunan bazı olayların sahiplenicisi. Siz bu insanla oturuyorsunuz poz veriyorsunuz yani ‘ben bu görüşlere, bu düşüncelere saygı duyuyorum ve sahip çıkıyorum’ anlamına gelen bir poz olmuş oluyor. Buradaki üzücü olan şey şu; topluma söylüyorum, kurtarıcı sandıklarınız felaketiniz olabilir.
“BİR 20 YILI ERDOĞAN’LA KAYBETTİK BİR 20 YIL DA BAŞKA ERDOĞANLARLA KAYBETMEMİZ DOĞRU DEĞİL”
Bir 20 yılı Erdoğan’la kaybettik çok açık söylüyoruz, bir 20 yıl da başka Erdoğanlarla kaybetmemiz doğru değil ama niye bunu yaşıyoruz. İşte bugün yine bakıyorum 2 bin 628 Türk doktor Almanya’da faaliyet yürütüyor, Almanya’da doktorluk yapıyor. Biz burada doktor arıyoruz, doktor yok doktor. Ülkede doktor kalmıyor, bunlar Tabipler Birliği Başkanı oluyor. Ülkede doktor kalmayınca meydan boş kalıyor. Bizim insanımızın da ülke dışına gitmesinin başka ülkelerde ekmek peşine düşmesinin sebebi de iktidar. Yani hem iktidardan gol yiyoruz, hem muhalefetten gol yiyoruz. Şimdi ikisi de çok yüksek oy alıyorlar diye kimse kusura bakmasın gözümde haklı değiller, birisi az oy alıyor diye de haksız anlamına gelmiyor. Dolayısıyla hakikati ortaya koyduğumuzda hem iktidar tablosu, hem muhalefet tablosu ne kadar bölücü unsur var, ne kadar tehlikeli unsur var birlikte poz veriyor, birlikte hareket ediyor adeta Türkiye’de iktidara gelmek için. Bunu biz AKP iktidarından önce de yaşadık.”
]]>Kılıç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, İsrail’in Gazze’deki savaş suçu niteliğindeki eylemlerine ilişkin Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Uluslararası Adalet Divanına açtığı soykırım konulu davaya müdahil olacağının açıklandığını anımsattı.
Açılan davada, Uluslararası Adalet Divanının, İsrail’in eylemlerini durdurması ve aldığı tedbirleri mahkemeye raporlaması yönünde karar aldığını anımsatan Kılıç, “Ama ne yazık ki o tarihten bugüne kadar İsrail yine savaş suçu niteliğindeki eylemlerini sürdürüyor.” dedi.
Saldırılarda çok sayıda Filistinlinin hayatını kaybettiğini belirten Kılıç, sağ kalanların ise yaşam mücadelesi verdiğini belirtti. Kılıç, bölgedeki insanların gıdaya erişim, barınma hakkına erişim noktasında ciddi anlamda bir ablukayla karşı karşıya kaldıklarını, açlıkla yüzleştiklerini ifade etti.
“21. yüzyılın ilk çeyreği biterken böylesi bir durumla karşılaşmak büyük bir trajedi ne yazık ki.” değerlendirmesinde bulunan Kılıç, dünya kamuoyunun İsrail’in soykırım eylemleri karşısında duyarsız kalmadığını dile getirdi.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin olayların başladığı 7 Ekim’den bu yana “Filistin’in bağımsızlığı ve ayrı bir devlet olarak varlığını sürdürme” noktasında irade ortaya koyduğunu belirterek, insani desteğini de sürdürdüğünü kaydetti.
Türkiye’nin son olarak açılan davaya müdahil olacağının açıklandığını dile getiren Kılıç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“(Türkiye) Bu trajedi sürecinde insani desteğini sürdürmüştü ve başından itibaren siyasi anlamda desteğini de sürdürdü. Boykot kararı aldı. Ticari ilişkileri bu noktada kesmişti. En son gelişme bu noktada Uluslararası Adalet Divanına söz konusu dava çerçevesinde müdahillik açıklamasında bulundu. Güney Afrika’nın açmış olduğu bu savaş suçuyla, soykırım suçu davasına müdahil olacak Türkiye. Türkiye’nin müdahil olmasının anlamı, değeri, bir kere hukuken zaten Uluslararası Adalet Divanının ilgili mevzuatı çerçevesinde baktığımız zaman taraf ülkelere buna imkan tanındığını görüyoruz. Türkiye bu yetkisini, taraf ülke olması hasebiyle kullanıyor. Bunu herhangi bir hukuki engel söz konusu değil.”
“Bu tarihi hadiselerin kayıt altına alınması ceza adaleti anlamında önemli”
TİHEK Başkanı Kılıç, Türkiye’deki sivil toplum örgütleri ile kamu kurumlarının Gazze’de yaşananları delillendirdiğini, kayıt altına aldığını bildirdi.
Anadolu Ajansının “Kanıt” isimli kitabında İsrail’in Gazze’deki katliamına yer verildiğini aktaran Kılıç, “Bu tarihi hadiselerin kayıt altına alınması, tarihe not düşülmesi noktasında önemli. Hakikatin ortaya çıkması açısından, ceza adaleti anlamında da önemli.” dedi.
Türkiye’nin, İsrail’in zulmünden kaçan Filistinlilere ev sahipliği yaptığını belirten Kılıç, “Türkiye’nin siyaseten bu süreçte müdahil olması hukuk tekniği açısından da önemli diyebilirim delilerin ispatı noktasında.” dedi.
“Türkiye’nin davaya müdahilliği İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerini motive edecek”
Prof. Dr. Kılıç, TİHEK’in Filistin’de yaşanan soykırım eylemleri ve insan hakları ihlallerine ilişkin bir komisyon oluşturduğunu, komisyonun raporlama faaliyeti çerçevesinde Türkiye’ye gelen Filistinlilerle görüşmeler gerçekleştirdiğini bildirdi.
İsrail zulmüne maruz kalan Filistinlilerin gözlemlerinin alındığı, yaşadıkları durumların tespit edildiğini aktaran Kılıç, “Bunları da biz raporumuza derç edeceğiz ve yakın zamanda komisyonumuz faaliyetini tamamladıktan sonra bütün dünya kamuoyuyla paylaşacağız.” dedi.
Türkiye’nin açılan soykırım davasına müdahil olmasının uluslararası diplomasındaki ağırlığı dikkate alındığında olumlu etki doğuracağını vurgulayan Kılıç, şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin bu davaya müdahil olmasının bir başka önemli boyutu da İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesindeki devletlerin harekete geçmesi, siyasi tutum sergilemesi, davaya müdahil olmaları, taraf olmaları noktasında bir motivasyon yaratacağını, bütün dünyada bir etki yaratacağını ifade etmeliyim. Malumunuz Kolombiya’nın müdahillik talebi söz konusuydu. İslam dünyası açısından da Türkiye hem diplomasi noktasında hem jeopolitik gücü ve uluslararası diplomasındaki ağırlığı çerçevesinde böyle bir davaya müdahilliği olumlu bir etki edecek. Bu soykırım eylemlerine, insanlığa karşı eylemlere karşı vicdanın sesi olarak, küresel adaletin sesi, nefesi olarak büyük önem arz ediyor.”
]]>Ticaret Bakanlığı’nın kararla ilgili yayımladığı yazılı açıklamada, “İsrail hükümetinin, Gazze’ye kesintisiz ve yeterli miktarda insani yardım akışına izin verinceye kadar Türkiye’nin yeni tedbirleri uygulayacağı” belirtildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Cuma namazı sonrası yaptığı açıklamada İsrail’i eleştirdikten sonra, “Aramızda 9,5 milyar dolarlık bir ticaret hacmi vardı. Bu ticaret hacmini de biz yok farz ederek bu kapıyı kapattık” diye konuştu.
Peki bu karar ne anlama geliyor? BBC Türkçe, İsrail-Türkiye ilişkilerini takip eden uzmanlara sordu.
Hükümet neden şimdi böyle bir karar aldı?
İsrail ile Türkiye arasındaki ticari ilişkiler, 7 Ekim’deki Hamas saldırıları ile başlayan süreçte Türkiye’deki kamuoyunda önemli tartışma başlıklarından birine dönüştü.
Bu tartışmalar yerel seçim sürecinde de devam etti ve başta Yeniden Refah Partisi (YRP) olmak üzere bazı siyasi partiler, hükümeti bu konuda gerekli adımları atmamakla eleştirdi.
Hükümet, 9 Nisan’da 54 ürün grubunun İsrail’e ihracatını kısıtladığını açıkladı.
Cuma günkü son açıklamayla ise bu kısıtlamalar tüm ihracat ve ithalat ürünlerini kapsayacak şekilde genişletildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuyla ilgili açıklamasında, bazı partilerin seçim atmosferi sırasında bu konuyu “çok acımasızca kullandıklarını” söyledi.
Erdoğan, “Biz de acele etmeden bu süreci değerlendirelim istedik. Şu anda seçimler de bitti ve bu adımı attık” diye konuştu.
Geçen yıl ABD’de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmesini hatırlatan Erdoğan, “bunu Türkiye-İsrail arasında bazı adımların atılabileceğini göstermek için yaptığını” ancak “Netanyahu’nun acımasız olduğunu” söyledi.
Erdoğan, “Ne yazık ki Filistin’in o garip gureba, fakir, yoksul insanları İsrail’in bu bombaları karşısında ölüme mahkum edildiler. Bunun karşısında artık biz daha sabredemezdik” diye konuştu.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında ticari ilişkilerinin neden şimdi tümüyle kesildiği konusunda ise 9 Nisan’da ihracatta kısıtlama kararı alındığı ancak İsrail’in tutumunda değişikliğe gitmediği belirtildi:
“İsrail hükümetinin saldırgan tutumunu sürdürdüğü, Filistin’deki insani trajedinin kötüleştiği müşahede edilmektedir. Bu itibarla, devlet düzeyinde alınan tedbirlerin ikinci aşamasına geçilmiş, İsrail’le ilgili ihracat ve ithalat işlemleri tüm ürünleri kapsayacak şekilde durdurulmuştur.”
BBC Türkçe’ye konuşan, İsrail konusunda uzman araştırmacı Oğuzhan Çağlıyan, “iç siyasetin hükümetin bu kararları almasında ve kararların zamanlamasında önemli bir etkisinin olduğu” görüşünü savunuyor.
Çağlıyan, “hem seçimlerde YRP’nin İsrail’le ticareti kesme çağrısının bir baskı yaratmasının hem de Türkiye-İsrail ilişkilerinde Türkiye’nin taleplerinin İsrail tarafından karşılanmamasının bu kararları etkilediği” görüşünde.
“Yerel seçimler geçse de Türkiye’nin önünde bir referandum süreci olabileceğini, 31 Mart’ta yüzde 6’dan fazla oya ulaşan YRP’nin oyunun da böyle bir durumda önemli olacağını” söylüyor Çağlıyan.
BBC Türkçe’ye konuşan, İngiltere’deki London School of Economics’ten (LSE) Türkiye uzmanı Selin Nasi ise öncelikle Mavi Marmara saldırısından itibaren Türkiye-İsrail ilişkilerinde kendini tekrar eden bir ilişki modeli olduğunu ama şimdi bir tavır değişikliğine gidildiğini vurguluyor.
Nasi, “Filistin meselesindeki sorunlara bağlı olarak iki ülkenin arası açıldığında Ankara İsrail’e karşı sert bir söylem belirliyor ama ikili ilişkilere kalıcı hasar verecek adımlar atmaktan da kaçınıyordu” hatırlatmasını yapıyor ve şöyle devam ediyor:
“Liderler arasında karşılıklı sert mesaj alışverişine rağmen iki ülke arasındaki ortak çıkarlardan dolayı güvenlik alanında istihbarat iş birliği devam ediyor, ticaret de bu siyasi çatışmalardan siyasi gerginliklerden etkilenmeden sürüyordu. Önümüzde söylemle pratik arasında bir makas görünümü veren bir ilişki modeli vardı.”
Nasi, yerel seçimler sonrasında tavır değişikliğinin nedenini de şöyle açıklıyor:
“Yerel seçimler sonrası ortaya çıkan siyasi tablo, Gazze’deki savaşın yıkımının yarattığı tepkilerle birleşince, bu statükonun devamı Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından daha maliyetli bir hale geldi.”
‘İdeolojik tercih’ ve ‘hayal kırıklığı’ etkisi
Nasi, yerel seçimlerdeki İsrail karşıtı söylemin etkisini de sonuçlar açısından “yan sebep” olarak değerlendiriyor:
“Yeni yapılan Metropol araştırmasının sonuçları, hükümetin İsrail politikasının seçmenin oy davranışında çok da belirleyici olmadığını ortaya koyuyor.
“Bana kalırsa AKP’den oy kaymasının arkasındaki ana etken kesinlikle hayat pahalılığıydı. Ancak alternatif bir parti arayışı içindeki muhafazakâr, dindar seçmene muhakkak ki YRP’nin İsrail karşıtı söylemi cazip gelmiştir diye düşünüyorum. Ama bunun bir yan sebep olduğu kanaatindeyim.”
Nasi, Ankara’nın İsrail’e yönelik tavır değişikliğinde sadece iç siyasetteki gelişmelerin etkili olmadığını, aynı zamanda bir ideolojik tercih de yapıldığı kanısında.
“Bu tavır değişikliği Ankara’daki siyaset yapıcılarının bölgenin güç dinamiklerini nasıl okuduğu, nasıl yorumladığı ve Türkiye’yi nasıl konumlandırmak istedikleriyle yakından ilgili.”
“Ankara 7 Ekim saldırılarından bu yana Türkiye’yi bölgede otonom bir bölge gücü ve aracılık rolü oynamaya muktedir bir ülke olarak konumlandırmaya çalışıyor.
“Ancak arabuluculuk girişimlerinin karşılıksız kalmasının yarattığı ciddi bir hayal kırıklığı söz konusu. İsrail’e karşı daha sert bir üslup belirlenmesinde bu hayal kırıklığının payı var.”
Sonuçları ne olur?
İki ülke arasındaki ticaret hacminde ihracatın ağırlığı nedeniyle son kararın asıl olarak İsrail’e ihracatı etkilemesi bekleniyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2023’te Türkiye’nin İsrail’e ihracatı 5,2 milyar dolar, İsrail’den ithalatı ise 1,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Bu bir yıllık dönemde iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 6,8 milyar dolar oldu.
TÜİK verilerine göre, 2023’te 5,4 milyar dolar ihracat ile Türkiye’nin ihracat listesinde İsrail 13’üncü sırada yer aldı.
2023’te İsrail’e ihracat bir önceki yıla göre yüzde 23’e yakın düştü.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, 2024 yılının ilk çeyreğinde Türkiye’nin İsrail’e ihracatı yüzde 21,6 oranında düşüş kaydetti.
Bir önceki yılın aynı çeyreğine kıyasla düşüş oranı yüzde 28 civarında gerçekleşti.
Türkiye’den İsrail’e ihraç edilen mallar arasında çelik, metal, makine, plastik, çimento ürünleri, tekstil ve motorlu taşıtlar bulunuyordu.
Son karar ardından Reuters haber ajansına konuşan ihracatçı firma sahipleri, Türkiye’nin ikili ticareti durdurma kararını şaşkınlıkla karşıladıklarını, ihracatçı Türk firmalarının siparişlerini üçüncü ülkeler üzerinden İsrail’e göndermenin yollarını aradığını söyledi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın basın toplantısına katılan bir ev eşyası ihracatçısı, malların gümrükte bekletildiğini ve alternatif yollar aramak zorunda kaldıklarını belirtti.
Reuters’a konuşan bir Türk ihracatçı, “Gün boyunca gümrüklerle uğraştık ve sorunun ne olduğunu anlamadık. Sistem, yasak kararı açıklanmadan önce kapatılmıştı” dedi.
Bir çikolata ve şekerleme ihracatçısı da şirketinin İsrail pazarı için özel olarak üretilen ve ambalajları tamamen İbranice olan ürünleri olduğunu söyledi.
Kararın kendileri için büyük bir maddi kayıp olduğunu belirten ihracatçı, “İsrail’de alacaklı olduğumuz ve borçlu olduğumuz şirketler var. Ticaret durduğunda bu alacaklar ne olacak?” diye sordu.
Aynı ihracatçı İsrail’deki ticari ortaklarıyla görüştükten sonra çözüm arayacaklarını da sözlerine ekledi.
Araştırmacı Çağlıyan, İsrail kamuoyunda ise konu tartışılırken “Bu kısıtlamalar ekonomik olarak bizim için çok ciddi sıkıntı yaratmaz ama bu bize ders olmalı, başka ülkelere fazla bağımlı olmamalıyız” söylemiyle ele alındığını belirtiyor.
Çağlıyan, “İsrail’in bir korkusu da Türkiye’nin boykotunun başka ülkelere örnek olması. Özellikle Norveç ve İrlanda ile sorunlar var” yorumunu yapıyor.
Filistinlileri etkiler mi?
Reuters’a konuşan bir Türk gıda ihracatçısı da ticaretin durdurulmasının Filistin topraklarına gönderilen ve İsrail gümrüklerinden geçmek zorunda olan malların da engellenmesi anlamına geldiğini belirterek “Filistin halkı da zarar görecek” dedi ve ekledi:
“Siparişleri Mısır, Ürdün ya da Lübnan üzerinden gönderip gönderemeyeceğimize bakacağız, bu durumdan nasıl kurtulacağımızı bilmiyorum.”
Araştırmacı Çağlıyan, Türkiye ile İsrail arasındaki ticaretin bir bölümünün Filistinlilerle ilgili olduğunu, son kararının Filistinlileri nasıl etkileyeceğinin en büyük soru işaretlerinden biri olduğu kanısında:
“İthalatı askıya almak daha kolay. Ama ihracatta mesela Filistin’e, Batı Şeria’ya bir ürün gönderdiğinizde bu ürünün İsrail gümrüklerinden geçmesi lazım. Siz İsrail mallarına boykot uygularken İsrail bunları sınırdan Filistin’e geçirir mi? Bu, soru işaretlerinden bir tanesi.”
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında ise Filistinlilerin, bu kısıtlamalardan etkilenmemesi için Ticaret Bakanlığı ile Filistin Milli Ekonomi Bakanlığı arasında gerekli çalışmaların koordine edileceği belirtildi.
Kısa süreli bir uygulama mı?
Türkiye’de hükümet, 9 Nisan’daki kararda İsrail Gazze’de derhal ateşkes ilan edene ve yeterli miktarda ve kesintisiz insani yardım akışına izin verinceye kadar kısıtlama tedbirlerinin yürürlükte kalacağını vurgulamıştı.
Ticaret Bakanlığı son kısıtlama açıklamasında ise “İsrail’in, Gazze’ye kesintisiz ve yeterli miktarda insani yardım akışına izin verinceye kadar Türkiye’nin yeni tedbirleri uygulayacağını” belirtti.
LSE’den Selin Nasi, ticari kısıtlamaların bir koşula bağlı olmasının özellikle altını çiziyor:
“Eğer hakikaten basına yansıyan haberler doğruysa, yani yakın zamanda bir ateşkes imzalanması söz konusu olursa veya İsrail tarafı Türkiye’ye yardımların gönderildiği yerlere sorunsuz şekilde gideceğine dair bir güvence verirse ne olur?”
Nasi, kararı bu açıdan şu sözlerle yorumluyor:
“Dolayısıyla bu karar açıkçası böyle bir beklentiye istinaden alınmış kısa süreli olabilecek bir çıkış mıdır değil midir? Bunu, açıkçası gelişmeleri izleyerek görmekte fayda var.
“Ben Türkiye’nin bu keskin tavır değişikliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinden emin değilim. Çünkü bir taraftan baktığımızda Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini düzeltme yoluna gittiği bir dönemdeyiz. Dolayısıyla İsrail ile ilişkileri de gerebileceği noktanın bir limiti olduğunu düşünüyorum.”
]]>Çeşme’de tarih ve doğanın bir arada olduğu rota üzerinde koşmak isteyenler bu sene ikincisi düzenlenecek Salomon Çeşme Yarı Maratonu’nda buluşacak. Çeşme, Ilıca ve Alaçatı’nın güzelliklerinde yarın gerçekleşecek yarışta 21 ülkeden bin 745 sporcu mücadele verecek.
‘Denizin Sesi, Adımların Ritmi: Çeşme’de Koş!’ sloganı ile Argeus Travel & Events tarafından organize edilen Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Atletizm Federasyonu, İzmir Valiliği, Çeşme Kaymakamlığı, Çeşme Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleşecek yarış, önemli sporcuları bir araya getirecek. Çeşme, Ilıca ve Alaçatı’daki organizasyon, 21K ve 10K parkurlarıyla yarışçılara zorlu bir deneyim sunacak. Çeşme Yarı Maratonu’na bu sene 21 ülkeden 1745 sporcu katılacak. Türkiye de dahil 21 ülkeden sporcuların yer alacağı organizasyonda, 21K’lık parkurda 1272, 10K’lık parkurda 473 olmak üzere toplamda 1745 sporcu ter dökecek. 21 K’lık Yarı Maratonda; 380’i erkek, 93’ü kadın olmak üzere 473 sporcu yer alacak. 10 K’lık yarışa; 749’u erkek, 523’ü kadın olmak üzere 1272 sporcu katılım sağlayacak. Yarışlarda en yaşlı erkek sporcu 77 yaşındaki Çınar Aybar, en yaşlı kadın sporcu 72 yaşındaki Aysel Ertuğ, en genç sporcular ise 16 yaşındaki Ali Yavuz ile Melis Okay oldu.
Organizasyonun basın toplantısı da bugün düzenlendi. Toplantıya İzmir Vali Yardımcısı Ünal Çakıcı, Çeşme Kaymakamı Mehmet Maraşlı, Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürü Murat Eskici, Salomon Türkiye Genel Müdürü Atilla Kuduoğlu, Argeus Travel & Events Kurucu Ortağı Aydın Ayhan Güney ve çok sayıda davetli katıldı.
Aydın Ayhan Güney: “Bin 745 sporcu ile çok iyi bir durumdayız”
Aydın Ayhan Güney, yaklaşık olarak 20 yıldır Türkiye’nin birçok noktasında spor organizasyonları yaptıklarını hatırlatarak, “Dürüstçe söylemek gerekirse iki destinasyonu çok seviyoruz. Biri Kapadokya kendi memleketimiz diğeri Çeşme. Çeşme ile tanışmamız amatörlere açık bisiklet yarışı ile başladı. Bisiklet yarışı ilk yılında Türkiye’nin en büyük yarışı oldu. Çeşme’den aldığımız cesaret ve daha önce birlikte çalışma fırsatı bulduğumuz Kaymakamımız ile birlikte yeni bir yarış yapma fırsatı bulduk. Geçen yıl ilkini gerçekleştirdik. Atletizm Federasyonu denetmeni, geçen yıl ilk defa not yazma gereği duydu ve bu da bizi gururlandırdı. Sayımız çok iyi, bu sene bin 745 sporcu ile çok iyi bir durumdayız. Sporu kullanarak turizmi canlandırmak istiyoruz. Hedefimiz büyük, bu daha ikinci yılımız. Orta vadede Türkiye’nin en önemli organizasyonları arasında yer almak istiyoruz. Katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Atilla Kuduoğlu: “Çeşme’de yarış düzenlemekten onur duyuyoruz”
Atilla Kuduoğlu da bu yarışa bir sohbet anında karar verdiklerini ifade ederek, “Sohbet sorasında Aydın Bey yol yarışı yapacağını söyledi ve söz kestik orada. Bizim gibi markalar sadece ticari şirketler değildir. Kamuya karşı da sorumluluklarımız var. Bu organizasyonları yaparken spor bilincini topluma aşılamak ve sürdürülebilirlik adına bir şeyler yapmak için bunları yapıyoruz. Bütün paydaşların bu tarz hedefleri var. 10 yıldır da bu işleri yapıyoruz. Türkiye’nin en değerli turizm beldelerinden Çeşme’de bunu yapmaktan onur duyuyoruz. Yarın yapacağımız yarışta yer alacak sporculara başarılar diliyorum” diye konuştu.
Murat Eskici: “Çeşme Yarı Maratonu’nun Türk sporuna büyük değer katacağına inanıyorum”
İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürü Murat Eskici, sporun olduğu her yerde bereket olduğunu dile getirerek, “İzmir’e yağmur yağmasa da bereketli bir hafta geçiyor. Her hafta birbirinden güzel sportif faaliyetler gerçekleştiriyoruz. Aydın Bey’i yıllardır tanıyoruz, başarılı bir ekibi var. Kayseri’de birlikte işler yaptık ve bayağı da ses getirmişti. Çeşme Yarı Maratonu’nun da Türk sporuna büyük değer katacağına inanıyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Başkan Denizli: “Toplumumuzun sporla birleştirilmesi çok önemli”
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, Aydın Ayhan Güney’e teşekkür ederek başladığı konuşmasında şunları dile getirdi:
“Spor severliğimiz doğru. İlk kadın belediye başkanı oldum ama ilk kadın sporcu belediye başkanı oldum da diyebilirim, Çeşme özelinde. Değerli markamızın sponsor olması çok kıymetli. Sizlerin büyük özverisi ile toplumumuzun sporla birleştirilmesi çok önemli. Markaların bu şekilde işlere destek vermesi, kamuya dokunan işler yapması çok kıymetli. Kapadokya’dan buraya uzanan bir macera diyelim. Organizasyona verdiğiniz emekten dolayı teşekkür ediyorum.”
Kaymakam Maraşlı: “Birlikte Çeşme’de yarı maratonu başlattık”
Bu yarışın seneye daha da büyüyerek devam etmesini dilediğini belirten Çeşme Kaymakamı Mehmet Maraşlı ise, “Bisiklet organizasyonu varken Çeşme’de yarı maratonu başlattık. Seneye de Çeşme Maratonu olarak göreceğimizi düşünüyorum. Çeşme ve spor birbirine çok uyuyor. Sporla gençlerimizin yetişmesi, sporla turizme katkının artmasını istiyoruz. Organizasyonda emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Yarın güzel bir yarış olmasını, seneye daha da büyümesini diliyorum” cümlelerine yer verdi. – İZMİR
]]>ANKARA – Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, “Ben dünkü toplantının Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu ifade etmek isterim. Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi için felaket olmuştur” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları Oruç ve Tuncer Bakırhan ile parti genel merkezinde bir araya geldi. CHP lideri Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ve Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer eşlik etti. DEM Parti Eş Genel Başkanları ve CHP Genel Başkanı Özel, 1,5 saat süren görüşmenin ardından ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.
“Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi için felaket olmuştur”
Kamuoyunun gündeminde olan meseleleri Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmelerinde konuşma imkanı bulduğunu dile getiren Özel, “Benim ortaya koyduğum gündemlerin tamamını kendisi dinledi ve heyetinde bulunan arkadaşlar not aldılar. Biz de Erdoğan’ın yapmış olduğu değerlendirmeleri dinledik. Ben dünkü toplantının Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu ifade etmek isterim. Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi için felaket olmuştur. 1977 ile 1980 arası iktidarla ana muhalefetin el sıkışmadığı, konuşmadığı bir dönemdi. Türkiye’de de ana muhalefetle iktidarın ve bütün siyasi partilerin birbirleriyle konuşabilen, el sıkışabilen, her şeyde anlaşmak mümkün değildir ama tartışabilen bir çizgide kalmalarını son derece önemli buluyoruz. Dünkü konuşmalar, tartışmaların bu anlamda nasıl sonuç verdiğini önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda biz de takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi öncesinde 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i ziyaret ettiğini aktaran Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürünün eski büyükelçi olması nedeniyle Sezer’den heyette bir büyükelçi görevlendirmesi tavsiyesi aldığını söyledi.
“İsim tercihini elbette ben yaptım”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmelerinde CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan’ın heyette bulunduğunu hatırlatan Özel, “İki büyükelçinin görüşme ile ilgili not tuttukları bir süreci hep birlikte yaşamış olduk. İsim tercihini elbette ben yaptım. Milletvekili grubumuzdaki tek büyükelçidir kendisi. Bir büyükelçiyi görevlendirme önerisi, kendi deneyimleriyle takdirleriyle Ahmet Necdet Sezer’in doğrudan bana teklifiyle olmuştur” dedi.
“Partimizden talep olduğu takdirde deprem bakanlığına bir bakan yardımcısı vermeyi sorumluluk olarak görüyorum”
Türkiye’nin beka sorununun deprem olduğunu vurgulayan Özel, deprem bakanlığı kurulmasını önemsediğini belirterek, “Türkiye’de herkes kendine göre bir beka sorunu tarifi yapıyor. Kimi CHP’yi beka sorunu görüyor, kimi bir siyasi partinin bir belediyeyi kazanmasını beka sorunu görüyor, kimi bir başkasında beka sorunu görüyor ama Türkiye’nin en önemli beka sorunlarından bir tanesi hazırlıksız yakalanılacak olan İstanbul depremidir. İstanbul depreminde milyonlarca kişi ölebilir. İstanbul depremi yaşandığında eğer tam hazır değilsek Türkiye ekonomisi çöker. Türkiye’nin finans dünyasıyla irtibatı kesilir. Türkiye’nin en önemli şirketlerinin yöneticilerini ve o şirketlerin yönetim merkezlerini kaybederiz. Türkiye’nin Avrupa’yla Asya arasındaki bağlantısı ortadan kalkabilir. O şehre insani yardım ulaştırmak da imkansız hale gelebilir. Bu mesele ne iktidarın tek başına bir meselesidir, ne o kenti yöneten belediyenin tek başına çözebileceği bir meseledir ne de muhalefete muhalefet alanı tanıyacak bir durumdur. Meselenin kendisi ülke için bir beka sorunudur. Bunun için de Erdoğan’a deprem üzerine ismi doğrudan ‘Deprem Bakanlığı’ olarak konur mu yoksa ‘Doğal Afetlerle Mücadele ve Depreme Hazırlık Bakanlığı’ mı olur? Ama bir bakanlık kurmasını önerdim, dahasını da önerdim. Mecliste grubu bulunan bütün siyasi partilerden birer bakan yardımcısı talep etmesi durumunda ben partimden bir bakan yardımcısını görevlendireceğimi, deprem meselesini siyaset üstü bir şekilde ele almanın, siyasetin kısır tartışmalarının dışına çıkarmanın ve bir beka sorununu el birliğiyle ortadan kaldırmanın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundum. Cumhurbaşkanı dikkatle takip etti, not aldırdı. Ancak bu konuda anayasa gereği, yeni bakanlık kurulması kendi yetkisindedir. Nasıl bir adım atacağını bilmiyorum. Partimizden talep olduğu takdirde deprem bakanlığına bir bakan yardımcısı vermeyi de siyasi açıdan değil, insani açıdan almamız gerekli bir sorumluluk olarak görüyorum” diye konuştu.
]]>CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir ve CHP Milletvekilleri ile bugün TBMM Çankaya Kapısı’ndan Milli Eğitim Bakanlığ’na yürüdü. MEB önüne gelen CHP’li vekiller burada Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, atanamayan öğretmenler ve Milli Eğitim Akademisi hakkında basın açıklaması yaptı. İlk olarak söz alan Murat Emir, şunları söyledi:
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adı altında Türkiye’ye dayttıkları kapalı kapılar ardında hazırladıklar ve kendi ideolojik saplantılarına hizmet edecek olan bu eğitim modelini reddettiğimizi ifade etmeye geldi. Çocuklarımızı,ihtiyacı bilimsek, laik ve çağdaş eğitimdir. Oysa geldikleri günden beri her gelen milli eğitim bakanı milli eğitimi yapboz tahtasına çevirdi, her geleni asıl maksadı milli eğitimi milli karakterinden uzaklaştırıp, dinsel ve gerici düşücelere bağlamaktı. Biz bu maarif modelinin ne ismini ne hazırlanış yöntemini ne de içeriğini kabul etmiyoruz. Bu modellerle Türkiye’yi adım adım geriye götürmek, Mustafa Kemal’i ve devrimlerini unutturmak kimsenin haddi ve hakkı değildir.”
Suat Özçağdaş da AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kaç milli eğitim bakanı, müfredat, eğitim sistemi değiştiğini bütçeden eğitime ayrılan payların yıllar içindeki düşüşünü kapsamlı bir şekilde anlattı.
Özçağdaş, eğitim sorununun sadece CHP’nin gündeminde olmadığını bugün yaşanan gelişmelerin Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil kimseyi memnun etmediğini ifade etti. Geçen hafta taslağı kamuoyu ile paylaşılan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin eğitim programı değil çağdışı bir eğitim manifestosu olduğuna işaret eden Özçağdaş, Bakan Yusuf Tekin ve kadrolarının eğitim için beka sorunu haline geldiğini söyledi. Ardından Özçağdaş, 6 madde halinde yeni eğitim modeli üzerine düşüncelerini ve sorularını paylaştı. Milli Eğitim Akademisi projesinin öğretmenleri mağdur etme projesi olduğunu da kaydeden Özçağdaş, akademi projesini bir öğretmen kıyımı olduğunu savundu.
“ÜCRETLİ ÖĞRETMEN VARSA ATANMAYAN ÖĞRETMEN VAR DEMEKTİR”
Atanmayan öğretmenler sorununa da dikkati çeken Özçağdaş, “Yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum ettiğiniz 1 milyon 155 bin öğretmenin sorunlarını çözün, onlara insanca yaşama şartları sağlayın. İktidarı devraldığınızda sayısı 68 bin olan, 1 milyona yaklaşan atanmayan öğretmen sorununu çözün. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik bir emek sömürüsüdür, devlet ayıbıdır, derhal bundan vazgeçin. Ücretli öğretmen varsa atanmayan öğretmen var demektir, söz verdiğiniz atamaları yapın” çağrısını yaptı.
“EĞİTİM TÜRKİYE’DE TEMEL SORUN, SORUMLUSU DA YUSUF TEKİN VE LİYAKATSİZ KADROLARI”
İlgili eğitim programının laiklik ilkesini hedef aldığını bu nedenle programı tümden reddettiklerini dile getiren Özçağdaş, “Bunu da sadece iktidar adayı bir muhalefet partisi olarak değil, toplumun tüm kesimlerini temsil etme gayretinde olan bir yaklaşımla tüm yurttaşlarımız, velilerimiz, öğretmenlerimiz ve geleceğimiz olan çocuklarımız adına yapıyoruz. Bu yaşadıklarımız bize göstermektedir ki eğitim Türkiye’nin beka sorunudur ve eğitimin temel sorunu da Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunu işgal eden Yusuf Tekin ve liyakatsiz kadrolarıdır” dedi.
“ÖZEL VE ERDOĞAN ARASINDA ATANMAYAN ÖĞRETMENLER VE MÜLAKAT SORUNU KONUŞULDU”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel, görüşmesinde, atanmayan öğretmenler, mülakat sistemi ile ilgili herhangi bir konuşma olup olmadığına dair soruya Özçağdaş, “Genel Başkanımız atanmayan öğretmenlerimizin, sorun yaşayan öğretmenlerimizin, Türkiye’de mağdur olan kesimlerin tamamının taleplerinği cumhurbaşkanıyla paylaşmıştır. Mülakata da vurgu yapılmıştır, mülakatın kaldırlması yönündeki toplum talebini net bir şekilde dile getirmiştir” yanıtını verdi.
MEB’DE PROTESTO SONRASI SİMİT SOHBETİ
CHP’li milletvekillerin açıklamasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı, açıklamaya gelen milletvekillerine ve takip eden basın mensuplarına simit, börek ve meyve suyu ikram etti. Murat Emir, MEB personeline ikramlar için teşekkür ederek, “Sayın bakanımıza selamlarımızı iletin” dedi. CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül de “Bakanımız bir daha ki sefer tulum peynirini yüzde 100 buraya getirsin, tulum peyniri olmadan bir daha gelmiyoruz” diye konuştu. Emir’in, “Burada tulum peynirini Mustafa başkanın getirmesi lazım”sözü üzerine Sarıgül de “Tulum peyniri olmadığı zaman da üzüldük, tulum peyniri bekliyoruz” karşılığını verdi.
]]>Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ı CHP Genel Merkezi’ne gelişlerinde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer karşıladı. Görüşmede, DEM Parti’den Özlem Gündüz, CHP’den ise Selin Sayek Böke ve Gamze Taşçıer de bulundu.
Yaklaşık 2 saat süren görüşmeden sonrası Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile CHP Lideri Özel ortak açıklama yaptı.
İlerleyen süreçte bütün muhalefet partileri ile daha sık bir araya geleceklerini söyleyen Bakırhan, açıklamasında şu noktalara değindi:
” Hem seçim sonuçlarını hem Türkiye ve bölgedeki gelişmeler üzerine konuştuk. Verimli bir görüşme oldu, görüş alışveişinde bulunduk. Aynı zamanda kendilerini yerel seçimlerde aldıkları sonuçlardan dolayı tebrik ettik, başarılarını diliyoruz. Siyaset kurumu arasında duvarlar örülmüştü bir kutuplaşma vardı. Bu kutuplaşmalar neticesinde aslında siyaset kurumu özgürce rahat bir ortamda hem Türkiye hem bölge meselelerini tartışamıyordu ya da yeterince tartışamıyordu. Ama 31 Mart’ta halk aslında siyaset kurumuna çok önemli bir mesaj vermiştir. Türkiye’de artık mevcut krizler mevcut iktidar yaklaşımıyla çözülmüyor daha da derinleştiriliyor. Demokrasi özgürlükler konusunda ciddi sorunlar var. Düşünceyi ifade konusunda her gün çeşitli örneklerle karşılaşıyoruz. Henüz seçim sonuçlarında ortaya çıkan siyasi iradeyi kabüllenmeme durumu söz konusudur. Tam da siyasetin bir araya gelmesinin sebepleri bunlardır. Ülkemizde ciddi sorunlar var bunları çözülmesi gerekiyor bu da aynı zamanda ana muhalefetin temel görevidir. Önümüzdeki günlerde biz muhalefet olarak daha çok bir araya geleceğiz. Meselelerin diyalogla müzakere ile çözülmesi için çaba içinde olacağız. Türkiye halkları seçimde bu mesajı bizlere vermiştir. Siyaset kurumu rol sorumluluk alsın diye. Bu konuda CHP’ye de büyük görevler düşüyor. Önümüzdeki günlerde halkın dili sesi olma halkın emekçilerin yaşamış oldukları sorunların çözümü için muhalefetin bir arada aynı zeminde buluşması ortak görüş alışverişinde bulunarak hareket etmesinin değerli olduğunu biliyoruz. Bu konuda Sayın başkan da yapıcı bir rol oynacağını içerde belirtti. Bugüne kadar uygulanan politikalar ülkeyi bir kriz içerisine götürmüştür.Gezi davası, Kobane davası yargı ve ekonomik anlamda yaşanılan meselelerin tamamı iyi bir durumda olmadığımızı gösteriyor. Başta CHP olmak üzere diğer siyasi partilerle bir araya gelerek bu sorunların çözümü konusunda görüş alışverişinde de bulunacağız.
Görüşmede Anayasa tartışmaları değerlendirdirildi. Bir samimiyete ihtiyaç var mevcut iklime bakıldığında bir samimiyet sorunu var. Bir normalleşmeye, yol temizliğine ihtiyaç var. Böylesi bir durumda biz DEM Parti olarak üzerine düşen bütün görev ve sorumlulukları yerine getireceğiz.”
“KAYYIM ATAMAK İÇİN ZEMİN…”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise hem görüşmeyi değerlendirdi hem de gazetecilerden gelen soruları cevapladı. DEM Parti belediyelerinde bayrak ve sembollerin hedef alındığı iddialarına cevap veren Hatimoğulları “DEM Parti olarak bayrakla, sembolle hiçbir sorunumuz yoktur” ifadelerini kullandı. Hatimoğulları, şöyle konuştu:
“Biz bugün hem CHP’nin 31 Mart seçimlerindeki başarısını kutlamak üzere hem de Türkiye ve bölgedeki gelişmeleri konuşmak için görüşmek istedik. Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik krizi, açlığı krizi başta kadınlar olmak üzere tüm kesimlerin yaşamlarına müdahale eden rejimleri muhalefete düşen görevleri değerlendirdik. Bizlerin bayrakla sembollerle hiçbir şekilde hiçbir sorunu yok ve yansıtılan haberler asla doğru değildir. Bunu kayyım atamak için zemin olarak okuyoruz, bir yönlendirme dezenformasyon olarak okuyoruz. Asla DEM Parti olarak bayrakla sembolle hiçbir sorunumuz yoktur. Bayrak başta olmak üzere bu ve benzeri dezenformasyonla DEM Parti’nin belediyelerine kayyım atamalarının zeminini hazırlama, Türkiye kamuoyunu bunn için hazırlama konusunda bayrağı dahi söz konusu eden anlayışın yanlışlığının altını bir kez daha çiziyoruz. 31 Mart’ta halk tercihini yapmıştır, DEM Parti’yi seçmiştir kayyım atanan yerlerde ve bu halkın iradesinin sonuna kadar tanınması gerekiyor.”
(SÜRECEK)
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları Oruç ve Tuncer Bakırhan ile parti genel merkezinde bir araya geldi. CHP lideri Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ve Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer eşlik etti. DEM Parti Eş Genel Başkanları ve CHP Genel Başkanı Özel, 1,5 saat süren görüşmenin ardından ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.
“Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi için felaket olmuştur”
Kamuoyunun gündeminde olan meseleleri Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmelerinde konuşma imkanı bulduğunu dile getiren Özel, “Benim ortaya koyduğum gündemlerin tamamını kendisi dinledi ve heyetinde bulunan arkadaşlar not aldılar. Biz de Erdoğan’ın yapmış olduğu değerlendirmeleri dinledik. Ben dünkü toplantının Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu ifade etmek isterim. Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi için felaket olmuştur. 1977 ile 1980 arası iktidarla ana muhalefetin el sıkışmadığı, konuşmadığı bir dönemdi. Türkiye’de de ana muhalefetle iktidarın ve bütün siyasi partilerin birbirleriyle konuşabilen, el sıkışabilen, her şeyde anlaşmak mümkün değildir ama tartışabilen bir çizgide kalmalarını son derece önemli buluyoruz. Dünkü konuşmalar, tartışmaların bu anlamda nasıl sonuç verdiğini önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda biz de takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi öncesinde 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i ziyaret ettiğini aktaran Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürünün eski büyükelçi olması nedeniyle Sezer’den heyette bir büyükelçi görevlendirmesi tavsiyesi aldığını söyledi.
“İsim tercihini elbette ben yaptım”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmelerinde CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan’ın heyette bulunduğunu hatırlatan Özel, “İki büyükelçinin görüşme ile ilgili not tuttukları bir süreci hep birlikte yaşamış olduk. İsim tercihini elbette ben yaptım. Milletvekili grubumuzdaki tek büyükelçidir kendisi. Bir büyükelçiyi görevlendirme önerisi, kendi deneyimleriyle takdirleriyle Ahmet Necdet Sezer’in doğrudan bana teklifiyle olmuştur” dedi.
“Partimizden talep olduğu takdirde deprem bakanlığına bir bakan yardımcısı vermeyi sorumluluk olarak görüyorum”
Türkiye’nin beka sorununun deprem olduğunu vurgulayan Özel, deprem bakanlığı kurulmasını önemsediğini belirterek, “Türkiye’de herkes kendine göre bir beka sorunu tarifi yapıyor. Kimi CHP’yi beka sorunu görüyor, kimi bir siyasi partinin bir belediyeyi kazanmasını beka sorunu görüyor, kimi bir başkasında beka sorunu görüyor ama Türkiye’nin en önemli beka sorunlarından bir tanesi hazırlıksız yakalanılacak olan İstanbul depremidir. İstanbul depreminde milyonlarca kişi ölebilir. İstanbul depremi yaşandığında eğer tam hazır değilsek Türkiye ekonomisi çöker. Türkiye’nin finans dünyasıyla irtibatı kesilir. Türkiye’nin en önemli şirketlerinin yöneticilerini ve o şirketlerin yönetim merkezlerini kaybederiz. Türkiye’nin Avrupa’yla Asya arasındaki bağlantısı ortadan kalkabilir. O şehre insani yardım ulaştırmak da imkansız hale gelebilir. Bu mesele ne iktidarın tek başına bir meselesidir, ne o kenti yöneten belediyenin tek başına çözebileceği bir meseledir ne de muhalefete muhalefet alanı tanıyacak bir durumdur. Meselenin kendisi ülke için bir beka sorunudur. Bunun için de Erdoğan’a deprem üzerine ismi doğrudan ‘Deprem Bakanlığı’ olarak konur mu yoksa ‘Doğal Afetlerle Mücadele ve Depreme Hazırlık Bakanlığı’ mı olur? Ama bir bakanlık kurmasını önerdim, dahasını da önerdim. Mecliste grubu bulunan bütün siyasi partilerden birer bakan yardımcısı talep etmesi durumunda ben partimden bir bakan yardımcısını görevlendireceğimi, deprem meselesini siyaset üstü bir şekilde ele almanın, siyasetin kısır tartışmalarının dışına çıkarmanın ve bir beka sorununu el birliğiyle ortadan kaldırmanın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundum. Cumhurbaşkanı dikkatle takip etti, not aldırdı. Ancak bu konuda anayasa gereği, yeni bakanlık kurulması kendi yetkisindedir. Nasıl bir adım atacağını bilmiyorum. Partimizden talep olduğu takdirde deprem bakanlığına bir bakan yardımcısı vermeyi de siyasi açıdan değil, insani açıdan almamız gerekli bir sorumluluk olarak görüyorum” diye konuştu. – ANKARA
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde çıkan olayları değerlendirdi. Baş, şunları kaydetti:
“1 Mayıs Türkiye’de hiçbir zaman bayram değil aksine hep gösterilere sahne olan, çekişmenin, kavganın had safhada olduğu bir gün olarak geçiyor.Bunun temelinde ne var? Sendikalar, işçiler Taksim’i istiyor, hükümet vermiyor. Ne olur işçiler Taksim’e çıksa, ne zararı var? Hiçbir zararı yok ama kayıkçı kavgası, yani ‘çıkamaz – çıkmayacak’ anlayışıyla Taksim’e izin verilmiyor. Kıbrıs’ın verilmesinde bile bir mahsur görmeyen iktidar, Taksim’in işçilere verilmesinde mahsur görüyor. Bu da iktidarın enteresan bir paradoksu.
“İŞÇİLERİN POLİS DÖVMEK GİBİ BİR DERDİ Mİ VAR?”
Türkiye’de işçiler haklarını elde etmek için bir şeyler yapabilirler, gösteri yapabilirler, tamam da işçilerin polis dövmek gibi bir isteği mi var? Orada toplanan grup polise saldırıda bulunuyor. Türkiye’deki bütün işçilere soralım; polis dövmek mi istiyorlar, olayların gergin olmasını mı istiyorlar? Dolayısıyla yapılan eylemle talepler farklı, böyle bir şeyin olduğunu gözlemliyoruz. Bu gergin ortam ülkemiz için riskli bir durum. Gerilim iki tarafın da istediği bir şey aslında. Türkiye iki partili sisteme oturtulmuş olsun isteniyor. Bir tarafını iktidar temsil etsin, bir tarafını muhalefet temsil etsin isteniyor. Bu iki görüş arasında kavgalar, gerginlikler devam etsin gibi bir beklenti var. Dolayısıyla iktidar sürekli muhalefetin istediği şeylere set çekiyor, muhalefet de bunları elde etmek için gerginlik oluşturuyor. Günün sonunda kazanan kim? Kazanan hiç kimse!
“MADENLER PEŞKEŞ ÇEKİLİRKEN HİÇ KİMSE BİR ŞEY SÖYLEMİYOR”
İşçiler Taksim’e çıksa ve miting yapsa bunun iktidara zararı ne, hiçbir şey! Peki bunun işçiye faydası ne, bu da hiçbir şey! Madenler peşkeş çekilirken hiç kimse bir şey söylemiyor, fabrikalar özelleştiriliyor, kapatılıyor, binlerce işçi işsiz kalıyor kimse bir şey söylemiyor. Nitekim buna karşı muhalefet partililerinin de bir şeyi yok. Bundan gayet mutlular, ‘evet özelleştirme yapmak durumundayız’ gibi bir düşüncesi var muhalefet partilerinin. Muhalefetin, ‘biz kaynaklarımızı kullanamayız veya bizim ülkemizde maden yoktur dolayısıyla bu madenleri işletemeyiz veya işletmesi için yabancılara verebiliriz’ görüşüyle ilgili muhalefetin bir kavgası, bir gürültüsü yok.”
“SENDİKALARIN İŞÇİ HAKLARINI ARAMAK DİYE BİR DERDİ YOK”
Sendikaların tavrını da eleştiren Hüseyin Baş, şöyle devam etti:
“Türkiye’de işçi haklarını arama diye bir gündem yok. İşçilerin haklarının teslim edilmesi diye Türkiye’de bir gündem yok. Sendikalar var ama ‘işçilerin haklarını temsil edelim’ diye bir gündemleri yok. Bugün iktidara yakın sendika var, muhalefete yakın sendika var. İşçileri bile sendikalar yoluyla ikiye böldüler. Birisi iktidarın sözcülüğünü yapıyor, diğeri muhalefetin sözcülüğünü yapıyor. Oradan iktidara ve muhalefete insan taşımakla meşguller, oy taşımakla meşguller. Başka bir gündemleri, başka bir dertleri yok.”
ASGARİ ÜCRET GÖRÜŞMELERİ NASIL YÜRÜYOR?
Asgari ücret gündemini de değerlendiren Hüseyin Baş, şunları söyledi:
“Asgari ücret görüşmeleri nasıl yürüyor? Şöyle yürüyor adeta; geliyor işveren diyor ki ‘ne vereyim abime?’ O da ‘ne verirsin bana’ diyor. ‘Ne vereyim abime – ne verirsin bana’ derken ne işçiyi mutlu eden, ne işvereni mutlu eden bir rakam çıkmıyor. Mesela asgari ücret Ocak’ta en son belirlendiğinde 17 bin 2 lira diye belirlendi. İşveren ortalığı ayağa kaldırıyor doğal olarak kendi penceresinden, ‘ben bunu nasıl vereceğim’ diyor. Tamam işveren mutsuz anladık bari işçi mutlu olsun ama daha 4 ay geçmeden açlık sınırının altında kalan bir ücret olmuş oldu. Temmuz’da asgari ücret artışı olmayacak. Eskiden en azından bir beklenti vardı; 3-4 ay acı çektik ama sonra Temmuz’da bir daha güncelliyoruz, birkaç ay da oradan kurtarıyoruz’ diye işçinin bir hesabı vardı. Şimdi seçimler bitti artık, seçimler bitince iktidar ‘daha artış falan yok’ dedi. Türkiye’de yoksulluk, açlık endeksleri var. Bence sefalet endeksi, sefillik endeksini de koymamız lazım, ciddi anlamda sefaletle yaşayan yani açlığı falan geçtim sefaletle sefillik içinde yaşayan bir toplum oluşturuluyor. İktidarın buna hiçbir çözümü yok, bunun karşılığında bununla ilgili pazarlık yapması gereken o sendikal faaliyetleri sürdüren örgütler de hiçbir çözüm ortaya koymuyor. Dolayısıyla sendikalar tamamen içi boşaltılmış hale geldi.”
]]>(İSTANBUL) – 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütü’nün 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından bulunduğu noktayı gözler önüne serdi. Türkiye, 180 ülkenin yer aldığı endekste basın özgürlüğü sıralamasında 158’inci sırada yer aldı. Örgütün Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, “Ne yazık ki Türkiye’de iktidar merkezli baskıların, yargı üzerinden tercüme edilen baskıların sektörü gerçekten işlevsiz hale getirmeye başladığını görüyoruz” dedi.
RSF örgütünün 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi açıklandı. Buna göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 158’inci sırada yer bulabildi. Geçen yıl 165’inci sırada olan Türkiye’nin yedi sıralık ilerleyişi, medya özgürlüğü açısından bir iyiye gidiş olarak yorumlanmadı, medya özgürlüğü durumu itibarıyla Türkiye “çok vahim” kategorisinde kaldı. Endekse göre, Norveç ilk sıradaki konumunu korurken son sırada Eritre yer aldı.
Türkiye’nin sırılamadaki yükselişinin, geçen yılki endekste Türkiye’nin önünde yer alan Hindistan, Azerbaycan, Rusya, Belarus ve Bangladeş gibi ülkelerin son bir yılda özellikle “politik” ve “güvenlik” göstergeleri bakımından daha büyük kayıp vermesinden kaynaklandığına vurgu yapıldı.
Ayrıca, seçim sürecinde kamu yayıncılığının tarafgirliğinin, onlarca gazetecinin tutuklanmasının ve cezasızlık gibi gelişmelerin Türkiye’yi, medyaya yönelik “politik” faktörler bakımından en çok gerileyen ülkelerden biri haline getirdiğine işaret edildi. Gazeteciler hakkında 6 Şubat merkezli Kahramanmaraş depremlerinin ardından “dezenformasyon” iddiasıyla yürütülen soruşturmaların ve kovuşturmaların da işlerin “yasal” alanda da iyi gitmediğinin gözler önüne serildiğine de hatırlatma yapıldı.
TÜRKİYE, 2002’DE 99’UNCU SIRADAYDI
Raporda, “Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya (EECA) bölgesinde siyasi gösterge olarak en ciddi gerileme yaşayan ülkelerden oldu. Genel skor olarak 2023’te 100 üzerinden 33,97 puan toplayan Türkiye, 2024’te 31,6 ile (2,37 puanlık kayıp) yetinmek zorunda kaldı” bilgisine yer verildi. Ayrıca, “Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin yeniden seçilmesi endişe kaynağı. Türkiye, gazeteci tutuklamaya devam ediyor, neredeyse sistematik online sansür ve yargı kontrolüyle medyayı zayıflatmayı sürdürüyor” tespiti de öne çıktı. Türkiye, 2002 yılında 99’uncu sırada kendine yer bulduğu sıralamada 2016’da 151, 2017’de 155, 2018 ile 2019’da 157’nciliğe kadar gerilemiş, 2020’de 154, 2021’de 153, 2022’de 149, geçen yıl da 165’inci sırada gösterilmişti.
EROL ÖNDEROĞLU: “ONLARCA GAZETECİNİN TUTUKLANDIĞINA ŞAHİT OLDUK”
Rapora ilişkin RSF örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, rapora ilişkin İstanbul’da ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. “Sıra olarak Türkiye’nin ilerlemesini yanılsama olarak” yorumlayan Önderoğlu, şunları söyledi:
“Türkiye’nin önünde ve arkasında yer alan ülkelerdeki durumla da bağlantılı. Sıralamaya baktığımız zaman bu gelişme, Türkiye’de medya özgürlüğü lehinde olup bitenlerle bir alakalı değil çünkü Türkiye’de bu yönde olumlu gelişme pek yaşanmadı. Oldukça zor bir yılı geride bıraktık ama Rusya, Suriye, Bangladeş, Hindistan gibi ülkelerdeki özellikle güvenlik ve politik parametrelerin daha da kötüye gitmesi nedeniyle, Türkiye’nin gerisine düşmüş olmalarıyla ilgili Türkiye’nin ilerlemesi. Tabii acı bir tablo çünkü yıllardan beri Türkiye, kendi kapasitesiyle, harekete geçen sivil toplum toplumuyla, medya özgürlüğünün sorunlarını canhıraş dile getiren muhalefet milletvekilleriyle ya da davalarda dayanışma gösteren gazetecilerin faktörüyle değil; ne yazık ki başka ülkelerin daha kötüye gidişiyle beslenen bir ülkeymiş gibi görüntü veriyor. Ne yazık ki Türkiye’de iktidar merkezli baskıların, yargı üzerinden tercüme edilen baskıların sektörü gerçekten işlevsiz hale getirmeye başladığını görüyoruz. Birkaç örnek vermek gerekir belki. İşte seçim döneminde, seçimler öncesinde ve sonrasında onlarca gazetecinin kitleler olarak tutuklandığına tanık olduk. Herkes seçim döneminde olumsuz bir şeylerin yaşanacağına düşüncesine kapılıyordu. Nitekim bu doğrulandı ve toplu gazeteci tutukluluğuna tanık olduk. Bu aynı zamanda hukukun bağımlılığına da işaret eden ve hukuk devletinin de ne kadar zayıflatıldığına da işaret.”
“GAZETECİLERE ŞİDDETTE CEZASIZLIK KURAL OLDU”
Sulh ceza hakimliklerinin erişim engelleme kararlarına da değinen Önderoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Diğer bir örnek, neredeyse günlük bir mesele haline gelen online sansür meselesi. Burada da aktör olarak sulh ceza hakimliklerini görüyoruz. Sulh ceza hakimliklerinin yargı mekanizması içerisinde yer aldığını biliyoruz fakat sulh ceza hakimlikleri, gerekçesiz ve seri sansür kararlarıyla aslında siyasi mekanizmanın bir aktörüymüş gibi devreye giriyorlar. Onun dışında özellikle politik temeli olan gazetecilere yönelik şiddette, buna dair soruşturma ve yargılamalarda aslında cezasızlığın çok belirgin bir kural olduğunu da görüyoruz. Tüm bu faktörlerden şunu söyleyebiliriz. Medya sektörüne uzanan politik el, sektörü oldukça tehdit eder bir noktaya geldi ve Türkiye’nin demokratik kurumsallığı açısından bunun bir göz boyamadan öteye gitmediğini görebiliyoruz. Dışarıdan da görülüyor. En belirgin kazanım olarak belki Türkiye’de canlı sivil toplum hareketliliği ve gazeteci dayanışması dışında halen temel özgürlüklerde aktif rol alan Anayasa Mahkemesi’ni görebiliyoruz. Dolayısıyla bunlar Türkiye’nin RSF endeksinde daha da dibe gitmesine engel olan kazanımlar fakat Türkiye’nin çok daha ileri ve hak ettiği yerlere gidebilmesi çok büyük bir siyasi iradeye ve çok büyük bir toplumsal uzlaşıya, Türkiye’de şeffaf toplumun tekrardan gündeme getirilmesi için çok daha büyük bir ittifaka ihtiyaç var. Demokrasi ve halkın haber alma hakkı ancak bu şartlarda temel olarak güvence altına alınabilir.”
“HER 3 AYDA 200 KİŞİ MAHKEMELERE ÇIKIYOR”
Erol Önderoğlu, gazetecilerin hukuksal açıdan yaşadığı zorlukları da dile getirerek, şunları anlattı:
“Türkiye’de her üç ayda bir 200’den fazla medya temsilcisi mahkemelere çıkıyor. Her üç ayda bir 10-15’i mahküm oluyor; 10-15’i beraat ediyor fakat bu yargılamaların sonunun gelmediğini görüyoruz. Dolayısıyla oldukça kutuplaşmış bir medya sektörü de gözlemliyoruz. İktidarın, medya sahiplerinin yüzde 85’ten fazlasını denetlediği, diğer eleştirel ya da bağımsız medya çevrelerinin, yüzde 10-15’le sıkıştırıldığı ama online sansür ve keyfi kovuşturmalarla boğuştuğu bir zehirli bir ortam diyebiliriz. Dolayısıyla buna dair kayda değer bir dayanışma var. Medyanın ne kadar Türkiye toplumu için önemli olduğunu bilen çevreler de var. Onların dayanışması da oluyor. Bu, insanları ayakta tutuyor. Bu inanç gazeteciliği çekici bir meslek olarak ayakta tutuyor fakat ekonomik darboğaz, mütevazı şartlarda yayın yapan gazeteleri de dize getirmeye yakın. O nedenle atılıma geçmemiz lazım çünkü sonsuza dek bir eleştirel ya da bağımsız çevresinin kendisini var etmesi mümkün olmuyor. Toplumun gazetecilere, gazetecilerin de kendi sektörlerine, yapay zekanın ve sosyal medya platformlarının müdahalesini iyi görmeleri için belirli hazırlıklara da girişmeleri zorunlu diye düşünüyorum.”
“DEZENFORMASYONU ÜRETENLER, SİYASİ AKTÖRLER”
Raporda yer alan diğer ülkelerdeki durumlara da değinen Önderoğlu, “Medya özgürlüğünü güvencesiz bırakan aktörlerin başında siyasi aktörler geliyor ve birçok ülkede asıl dezenformasyonu üreten faktörlerin başında da yine siyasi aktörlerin geldiğini görüyoruz. Medyaya belirli bir yasal ve belirli bir sektörel güven getirmesi gereken siyasilerin aslında en en başında rollerinden feragat ettiklerini görüyoruz. Bu da endişe verici tabii ki” diye konuştu.
Erol Önderoğlu, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü için Türkiye’deki meslektaşlarına “direnç ve dayanışma” dileğini iletti.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası Demokratlar Birliği Kapasite Geliştirme ve Eğitim Çalıştayı katılımcılarını Cumhurbaşkanlığı’nda kabul etti. Katılımcılara hitap eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Özellikle kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı, ayrımcılık hatta antisemitizmle mücadelede Birlik, Avrupa’da daima en ön saflarda yer aldı. Uluslararası Demokratlar Birliği Avrupa’daki kardeşlerimizin haklarının korunması, Avrupalı Türklerin entegrasyon süreçlerinin kolaylaştırılması, genç kuşakların asimile olmadan içinde yaşadıkları topluma katılımı, siyaset, ekonomi, sivil toplum ve akademide insanlarımızın desteklenmesi gibi çok geniş bir yelpazede kıymetli faaliyetler yürüttü, yürütüyor. Avrupa’daki Türk diasporasının karşılaştığı sınama ve tehditler değiştikçe, Birliğin faaliyet sahası da genişliyor.
Uluslararası Demokratlar Birliği’nin son dönemlerde kendi insanımızla birlikte kardeş topluluklara da el uzatmasını çok kıymetli buluyorum. Hak ve adalet eksenli yürüttüğü çalışmalarla 20 yılda bir marka haline dönüşen birliğimizi canı gönülden tebrik ediyorum.
“AVRUPA TÜRK TOPLUMU OLARAK SAFLARIMIZI SIKLAŞTIRMALIYIZ”
Sadece bizim değil, Avrupalı Türklerin yanı sıra kimliğini ve kültürünü koruma mücadelesi veren 10 milyonlarca kardeşimizin de Uluslararası Demokratlar Birliği’nden büyük beklentileri var. İslam düşmanlığından ırkçılığa, pek çok tehdidin Avrupa’da tırmandığı bir dönemde sizlerin omuzlarınızda gerçekten ağır bir yük bulunuyor. Çalışmak, daha çok çalışmak, daha fazla gayret etmek zorundayız. ‘Hak verilmez, alınır’ şiarıyla mücadele tempomuzu biraz daha artırmalıyız. Avrupa Türk toplumu olarak saflarımızı sıklaştırmalı, her zamankinden daha dinamik, daha kuşatıcı ve kucaklayıcı bir anlayışla hareket etmeliyiz. Her zaman söylüyorum, biz nerede yaşarsak yaşayalım milletçe güçlü olmak mecburiyetindeyiz. Asırlar boyu İslam’ın sancaktarlığını yapmış, tarihi şanlı zaferlerle dolu bir milletin evlatlarına zayıflık yakışmaz, geride olmak asla ve asla yakışmaz.
“ALMANYA’NIN ÇİFTE VATANDAŞLIĞI KOLAYLAŞTIRMASINI OLUMLU KARŞILIYORUZ”
Bugün yaklaşık 7 milyon insanımız Avrupa’da yaşıyor. Avrupalı Türklerin neredeyse yarısı Almanya’da ikamet ediyor. Vatandaşlarımız uzun yıllar haklarını kullanma noktasında sıkıntı çektiler. Alman makamları ile olan görüşmelerimizde sizden gelen taleplere göre biz de bu konuda yaşanan sıkıntıları pek çok kez gündeme taşıdık. Almanya’nın uzun yıl direndikten sonra çifte vatandaşlığı kolaylaştıran düzenlemeleri kabul etmesini şu anda olumlu karşılıyoruz. Bu imkandan yararlanmanız hak ve eşitlik mücadelenizde sizlere fayda sağlayacaktır. Bu konudaki yaklaşımımızı geçen hafta Külliye’de misafir ettiğimiz Almanya Cumhurbaşkanı sayın Steinmeier’e de ifade ettim. Solingen faciasından 31 yıl sonra 25 Mart’ta yine aynı yerde ikisi çocuk dört kardeşimize yönelik düzenlenen ırkçı saldırıyı gündeme getirdik. Bu saldırının hiçbir karanlık nokta bırakılmadan tamamen aydınlatılması ve sorumluların da mutlaka cezalandırılması gerektiğini kendisine söyledim. Yurt dışında yaşayan onlarca vatandaşını ırkçı teröre kurban vermiş bir ülke olarak bu menfur hadiseler karşısında sessiz kalamayız. Vatandaşlarımızla birlikte soydaşlarımızın haklarını da korumak devletimizin asli görevlerinden biridir. Büyükelçiliklerimizin ve Konsolosluklarımızın kapıları sizlere daima açıktır.
Antisemitizme karşı gösterilen hassasiyet ne yazık ki İslam düşmanlığı ve ırkçılık kaynaklı saldırılardan esirgenmektedir. Hatta bu suçlar güvenlik birimlerinin karıştığı cinayetlerde olduğu gibi dönerci cinayeti denilerek önemsiz hale getirilmeye çalışılıyor. Müslümanlara ve göçmenlere yönelik düzenlenen ırkçı saldırıların çoğunun daha soruşturma aşamasında örtbas edildiğini hepimiz biliyoruz.
“İÇERİDE KÖŞEYE SIKIŞAN SİYASETÇİLERİN AKLINA ÖNCE BİZE VE TÜRKİYE’YE SALDIRMAK GELİYOR”
Aşırı sağcı akımların kimi Avrupa ülkelerinde bizzat devlet tarafından himaye edilmesi Batı demokrasileri adına tam bir faciadır, utançtır, skandaldır. Meselenin daha vahim tarafı Türk ve Türkiye karşıtlığının son yıllarda bazı siyasetçiler ve medya eliyle körüklenmesi, teşvik edilmesi, vatandaşlarımızın hedef tahtasına konulmasıdır. İçeride köşeye sıkışan hangi siyasetçi varsa aklına önce bize ve Türkiye’ye saldırmak geliyor. Seçimde başarısız olan kabahati kendinde aramak yerine bize ve ülkemize saldırarak temize çıkmaya çalışıyor.
Şahsımızı ve bizim üzerimizden ülkemizi hedef alan kampanyaların son dönemde artması tesadüf değildir. Bu kampanyaların tek bir hedefi vardır. O da bizi ve Türkiye’yi susturmaktır. Çünkü Türkiye sadece İslam ve yabancı karşıtlığı meselesinde değil, 7 aydır devam eden Gazze krizinde de dirayetli ve cesur bir duruş sergilemiştir.
Yıllardır bize demokrasi ve özgürlük dersi veren batılı yöneticilerin Gazze katliamlarında takındığı ikiyüzlü politikaları ise ibretle takip ediyoruz. ‘Gösteri hakkı kutsaldır’ diyenlerin 7 Ekim’den sonra ilk icraatı kendi sokaklarında Filistin’e destek gösterilerini yasaklamak oldu. Sağa sola insan hakları karnesi düzenleyenler 15 bini çocuk toplam 35 bin Filistinlinin ölümünü sadece seyrettiler. Lafa her başladıklarında özgür basından dem vuranlar İsrail saldırılarında hayatını kaybeden 140’tan fazla gazeteci hakkında tek bir cümle kurmadılar.
Tüm bu vahşet sahneleri yaşanırken bir avuç vicdan sahibi devlet adamı dışında hiçbir batılı lider tepki göstermedi, sesini yükseltmedi. İsrail’e artık yeter diyecek bir cesur yürek maalesef çıkmadı. Aylarca ateşkes çağrısı yapacak cesareti dahi gösteremediler. Hiçbir şey olmamış, 35 bin masum insan ölmemiş gibi İsrail’in arkasında durmaya, diplomatik ve askeri destek sağlamaya devam ettiler. Bazı prestijli Amerikan üniversitelerinde aralarında antisiyonist Yahudilerin de olduğu vicdanlı öğrenciler ve akademisyenler katliama tepki gösteriyor. Bu insanlar ‘Gazze’de katliam dursun’ dedikleri için şiddete, zulme, eziyete, hatta işkenceye maruz kalıyor. Sırf Filistin’e destek verdikleri için rektörler, profesörler işten atılıyor, linç ediliyor. Ancak söz konusu Türkiye olunca başımıza demokrasi havarisi kesilenlerin hiçbirinin bu hadiseler karşısında gıkı dahi çıkmıyor. Ne kadar meşhur demokrasi savunucusu akademisyen, aydın, gazeteci ve siyasetçi varsa hepsi başını kuma gömmüş, olanların yatışmasını bekliyor.
“ANTİSEMİTİK LEKESİ BİZE YAPIŞMAZ”
Türkiye’yi düşmanlaştırarak hiçbir yere varamazsınız. Ne yaparsanız yapın antisemitik lekesi bize yapışmaz. İslam düşmanlığına, yabancı karşıtlığına ve küresel ırkçılığın her çeşidine nasıl karşıysak antisemitizmi de aynı şekilde reddediyoruz. Coğrafyamızda kargaşa, savaş, istikrarsızlık görmek istemiyoruz.
Bugün kabinemizde, partimizde, Meclis’te ve Cumhurbaşkanlığı’nda sizlerin içinden gelen pek çok başarılı arkadaşımız görev alıyor. 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde verdiğimiz sözlerin hepsinin arkasındayız. Bu sözleri de daha öncekiler gibi aşama aşama hayata geçireceğiz.
Yakında Avrupa Parlamentosu seçimleri olacak. Sizin sesinizin o salonlarda yankılanması çok ama çok önemlidir. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanmayı ihmal etmeyin. Seçimlerin şimdiden sizler ve Avrupa’daki kardeşlerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni anayasa çalışmaları kapsamında CHP’ye geçen hafta yaptığı ziyaretin ardından bugün de DEM Parti, Saadet – Gelecek grubu ve İYİ Parti’yi ziyaret etti. Kurtulmuş’un 13.00’de başlayan ziyareti yaklaşık 45 dakika sürdü. Görüşmede Saadet Partisi Grup Başkanı Selçuk Özdağ, Saadet Partisi Grup Başkanvekilleri Bülent Kaya ve İsa Mesih Şahin ile Gelecek Partisi Yönetim Kurulu Üyesi Serap Yazıcı Özbudun bulundu.
“YAPICI, OLUMLU BİR GÖRÜŞME OLDU”
TBMM Başkanı Kurtulmuş şunları söyledi:
“Genel çerçeveyi bu süreçteki usule yönelik görüşlerimizi ve özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi zemininde anayasa çalışmalarını en olgun tartışmalarla nasıl ilerletebiliriz ve sonuç alırız bunlarla ilgili ben görüşlerimi aktardım, değerli arkadaşlarımızın da görüşlerini alma fırsatımız oldu. Yapıcı, olumlu bir görüşme yaptığımızı ve inşallah bundan sonra diğer siyasi partilerle de görüşmeleri tamamlandıktan sonra bir usul, yöntem belirleyerek muhtemelen önümüzdeki ekim ayı gibi bu işin muhtevasına ilişkin tartışmalara başlanabileceğini düşünüyorum. Bir kere daha sürecin hayırlı olmasını diliyorum. Meclis’te grubu bulunan partilerin görüşlerini aldıktan sonra Meclis’te temsil edilen diğer siyasi partilerin de görüşlerini alacağız.”
“MÜZAKERE ZEMİNİNİN ÖNEMİNİ VURGULADIK”
Saadet Partisi TBMM Grup Başkanvekili Bülent Kaya da “Biz de Sayın Başkanımızın bu samimi çaba ve gayretlerinden dolayı kendisine teşekkür ediyoruz, verimli bir görüşme yaptık. Anayasanın sağlıklı siyasal zeminlerde daha sağlıklı sonuçlar vereceğini dolayısıyla ilk önce Türkiye’deki siyasal iklimi bütün sorunlarımızı müzakere edebileceğimiz bir zeminde konuşmanın önemine işaret ederek Saadet ve Gelecek Partileri olarak bu siyasal zemine katkı sunacak her türlü çabanın içinde olacağımızı ve sağlıklı bir zemin inşasının sorunları konuşmaktan daha önemli olduğunu ifade ettik” dedi.
“BİZLER DE BU SÜREÇ İÇERİSİNDE YOL ALACAĞIZ”
Saddet Partisi Grup Başkanı Selçuk Özdağ ise şunları söyledi:
“Biz bu anayasa değişikliği teklifini grubumuzla değerlendireceğiz. Usul esastan önce gelir biliyorsunuz. Mutlaka ki Türkiye’nin bir anayasa değişikliğine ihtiyacı var. Türkiye çok anayasa değiştirdi. Zaman zaman darbelerle değiştirdi zaman zaman olağanüstü şartlarda değiştirdi, zaman zaman da referandumlarla değiştirdi. Önemli olan şu; Türkiye’de mevcut bir anayasa var. Bu anayasa zaman zaman ihlal ediliyor, ilga ediliyor bunları görüyoruz. En önemli şey de şudur; bugünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesinin daha net bir şekilde ayrılacağı söylenmişti; yasama, yürütme ve yargının. Ama gördüğümüz şu ki burada ben bir parlamenter olarak grup başkanlığının ötesinde, vermiş olduğumuz soru önergelerinde dahi anayasa bakanlara diyor ki ’15 gün içerisinde cevap vermeniz gerekir’ cevap vermiyorlar. Cevap vermedikleri zaman peki TBMM’de Anayasa çiğnendiğinde ne oluyor? Bir cezai müeyyidesinin olması gerekiyor. Var mı var, ama uygulanmıyor. O zaman uygulanabilecek şeyleri yapmamız gerekiyor. Bununla ilgili de çalışmalar yapılmasında fayda var.
Mevcut anayasaya göre, Türkiye’deki problemlere anayasanın maddeleri engel değil. Engel olmadığına göre ne yapmamız gerekiyor; hep beraber daha çok konuşmamız, daha fazla demokratikleşmemiz, daha fazla hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ön plana çıkartan bir anayasa… Bu anayasa için çalışmalara birlikte destek vereceğiz beraber çalışacağız. Biz Türkiye’nin konuşan Türkiye olmasını istiyoruz, susan Türkiye değil ve dayatılan Türkiye de değil. Konuşan Türkiye ve konuştuktan sonra diyalogla birlikte uzlaşan bir Türkiye. O nedenle bu tür çalışmaların katkıda bulunacağı inancı içerisinde, bizler de bu süreç içerisinde yol alacağız.”
]]>Programda ayrıca Başkan Şahin’e, Ulaşımda Aklın Yolu Ödülleri kapsamında verilen Belediyecilik Ödülü Kategorisi’nde Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği Her Kart Gaziantep Kart çalışması ile ödül verildi.
Hacettepe Üniversitesi Tunçalp Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 4’üncü Uluslararası Akıllı Ulaşım Sistemleri Zirvesi, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve sektör temsilcilerinin katılımıyla başladı.
Şahin, Gaziray, hidrojenli otobüs ve ulaşım yatırımlarını anlattı
Açılış töreninde konuşan Başkan Fatma Şahin, Gaziantep’te Gaziray ve hidrojenli otobüs başta olmak üzere ulaşım alanında yapılan yatırımları anlattı. Ayrıca Şahin, konuşmasında yeni dönemde belediyecilikte yalınlığın ve veri yönetiminin vurgusunu yaparak, ulaşım alanında projelerin akıllı, yeşil dostu ve dirençli şehre destek verecek şekilde şekillenerek devam etiğini belirtti.
Açılış programının ardından her yıl farklı kategorilerde verilen “Ulaşımda Aklın Yolu Ödülleri” törenine geçildi. Belediyecilik Ödülü Kategorisi’nde, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve Türkiye’de ilk olan, kredi kartlarının Gaziantep Kart’a entegrasyonunu sağlayan Her Kart Gaziantep Kart aldı. Ayrıca günün anısına AUS Türkiye Başkanı Esma Dilek, Başkan Şahin’e hediye takdim etti.
Akıllı ulaşımda Türkiye’de ilk ve tek etkinlik
Akıllı ulaşım sistemleri alanında Türkiye’de ilk ve tek etkinlik olan Uluslararası Akıllı Ulaşım Sistemleri Zirvesi, sektöre liderlik eden isimler başta olmak üzere üst düzey yetkililerinin katıldığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı başta olmak üzere birçok kamu ve özel sektör kuruluşunca desteklenen, uluslararası akıllı ulşaım sistemleri yetkililerinin ve temsilcilerinin konuşmacı olarak katıldığı programlar sistemini kapsıyor. Zirve, Türkiye’de akıllı ulaşım alanında öne çıkan projelerin sergilendiği, start-uplarla, sektör uzmanlarıyla buluşma, görüş alışverişinde bulunma, ülkemizdeki başarılı projeleri ve saha uygulamalarını yerinde görebilme imkanı sunuyor.
Şehri nasıl ‘yeşil, dirençli ve akıllı’ yapacağız bunları çalıştık
Programın açılış töreninde yaptığı konuşmada Başkan Fatma Şahin, dünyanın sürdürülebilir kalkınma ve sosyal adalet konuları başta olmak üzere birçok insani konuda sınıfta kaldığını aktararak, “Büyükşehirlerin sağlıklı büyümesi gerek. Önce kendimizi yapılandırmamız ve şehrimizin sağlıklı bir dönüşüme geçirmemiz, vatandaş memnuniyetini öncelememiz gerekiyor. Bu anlamda özellikle analizler yaptığımızda fırsatların olduğu bir döneme şahitlik ediyoruz. Her krizin fırsatları var. Bu büyük milletin dayanışma koduyla aşılamayacak sorunumuz, çözülemeyecek problemimiz yok. Geçmiş beyannamemizde verilen sözlerin yüzde 80’i ulaşımla ilgiliydi. Yaparak vatandaşın yanına gittik, yüzlerine bakabildik, gönüllerine girebildik. Yeni dönemimizde verdiğimiz beyannamede bu şehri nasıl ‘yeşil, dirençli ve akıllı’ yapacağız bunları çalıştık” dedi.
Konuşmasında makro ölçekli çalışmaların yanı sıra mikro ölçekte mahalle bazlı çalışıldığını belirten Şahin, “‘Big Data’ yönetilirken siber güvenliği de sağlamak gerekiyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak açık veriye geçmiş bir şehiriz. Açık veriye geçmek büyük bir güven işidir. Verilerine güvenmek büyük bir iştir. Verilerin gücüne güvenmeyip o verileri girmediğinizde bunları yönetmek mümkün değildir. Dikey çalışma modelleri üzerinde hep çalıştık. Ama dünyadaki sorunlar artık yatay çalışma modelini, birlikte iş yapmayı gerektiriyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nde 3’üncü döneme başlarken önce kendimizi yalınlaştırıyoruz. Koordinasyonu ve verimliliği güçlü sağlayarak gelirlerimizi arttırıp giderlerimizi azaltmaya çalışıyoruz. Yeni dönemde kara tiren hattını hızlı tren hattına çevirdiğimiz Gaziray’ı uzatıyoruz. Sakarya’da üretilen yerli ve milli tren setlerini alıyoruz. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak hidrojenli otobüslere geçiyoruz. Aldığımız ilim, irfan ve hikmetle bu ülke için aynı yere bakıp hedefleyip bunu gerçekleştirmemiz gerek. Güçlü Türkiye’nin huzurlu, sağlıklı, akıllı, dirençli ve yeşil Türkiye olarak ta dönüştürmeyi bütün dünyaya ve 85 milyon insanımıza göstereceğimize inanıyorum” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve ED Fuarcılık ortaklığında bu yıl ikinci kez düzenlen MAST İzmir Boat Show – Tekne, Tekne Ekipmanları ve Deniz Aksesuarları Fuarı, Fuar İzmir’de kapılarını açtı. Tarihi liman ve denizcilik kenti İzmir’de, dünyaca ünlü tekne markaları, sektörün büyük yerli üretici tekne, ekipman ve aksesuar firmalarını buluşturan MAST İzmir Boat Show, 5 Mayıs 2024 tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. MAST İzmir Boat Show’un açılış törenine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı (EBSO) Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şube Başkanı Yusuf Öztürk, Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Başkan Vekili Cem Hüroğlu, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, sektör profesyonelleri ve çok sayıda ziyaretçi katıldı.
“Bu fuar çok daha fazla ilgiyi hak ettiğini gösterdi”
Açılış konuşmasında MAST İzmir Boat Show’un Marble Mermer Fuarı gibi dünya çapında başarı potansiyelinin olduğunu ifade eden Başkan Tugay, “İZFAŞ’ın ev sahipliği yaptığı tüm fuarları dikkatle takip ediyorum. Her birinden kendimize ödev çıkartıp, gelecekte çalışma yapacağımız alanlara yoğunlaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde mermer fuarımızı 39. kez açtık. İlk fuardan bugüne, kat ettiğimiz yolu ve fuarın dünyadaki prestijini konuştuğumuzda inandığımız yolda neleri başarabileceğimizi hissettik. Bugün ikincisini düzenlediğimiz MAST İzmir Boat Show, gördüğü ilgi ve katılımcı sayısıyla ve paydaşlarının vizyonuyla çok daha fazla ilgiyi, yatırımı ve çabayı kesinlikle hak ediyor” dedi.
Ortak akıl vurgusu
Konuşmasında ortak akıl vurgusu yapan Başkan Tugay, “İzmir bir deniz ticaret kentidir. Bu alanda çalışan insanları desteklemeli, yenilikçi anlayışı, vizyoner bakışı, açık görüşlülüğü ortaya koymamız gereklidir. İzmir’in gerçekten pek çok alanda önemli bir potansiyeli var. Cumhuriyet döneminde üzerimize düşeni yaptık mı, daha fazlasını yapabilir miydik? Bundan sonrası için neler yapmalıyız? Burada konuyu bilen, bize yol gösterecek insanları dinlemenin, kurumlar arası iş birliğini artırmanın önemine inanıyorum. Hep birlikte şehrimizin kalkınması için üzerimize ne düşüyorsa onu yapmamız gerektiğini düşünüyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlık görevimde bu anlayışla hareket edeceğim” diye konuştu.
“Körfez temizliği ve marina vaadim geçerli”
İzmir’in büyümesi, kalkınması ve zenginleşmesi için çalışacaklarını kaydeden Başkan Tugay, kentte yaşayan insanların mutluluğu ve refahı için bunun çok önemli olduğuna dikkat çekti. Bu fuarı daha da geliştirmek için çalışacaklarını kaydeden Başkan Tugay, “Başkanlığım döneminde Körfez’in temizliğini ve Körfez etrafında birkaç tane marina yapılmasını vadettim. Bu geçerlidir. Ben bu güzel şehrin insanlarına, potansiyeline inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“İzmir’de üretim yapabiliriz”
EBSO Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı (TOBB) Ender Yorgancılar, fuarın tüm holleri dolduracak potansiyele sahip olduğunu ve daha geniş bir alanda yapılabileceğini söyledi. Dünyada şehirlerin yarıştığına dikkat çeken Yorgancılar, “Bu fuar geliştikçe alanında dünyadaki önemli fuarlarla yarışacaktır. Üç tarafı denizle çevrili olan bir ülkede yaşıyoruz. Sektör çok büyüyor. Alacağımız daha çok yol var. Mega yatlar ve küçük boyutlu tekneleri İzmir’de yapabilecek imkanımız var; hepsini İzmir’de üretebilme kapasitesine sahibiz” şeklinde konuştu.
“Önümüzdeki yıllarda kabına sığmayacak”
İZTO Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, fuarın ilk yıla göre güzel bir ilerleme kaydettiğini belirterek, “Bu hepimiz için gurur verici. Düzenlendiği ilk yıl 73 katılımcıyı ağırlayan fuar bu yıl 113 katılımcıya ev sahipliği yapıyor. Katılımcı sayısındaki yüzde 50 üzerindeki bu artışı, önümüzdeki yıllarda kabına sığmayacak uluslararası bir etkinliğin habercisi olarak görüyoruz. Sektör kapsamında ülkemizin 2023 yılındaki yat ihracatı 2022’ye kıyasla yüzde 33 artarak 1,5 milyar dolardan 1 milyar 900 bin dolara yükseldi. 2023 yılındaki gemi, yat ve hizmetlerin ihracatı ise yüzde 100 artış kaydederek, 129 milyon dolardan yaklaşık 260 milyon dolara ulaştı. Bu yıl ise toplam ihracatın yaklaşık 3 milyar Euro civarında olması bekleniyor” ifadelerini kullandı.
“Turizm gelirinin 4’te 1’ini deniz turizminden elde ediyoruz”
Deniz Ticaret Odası İzmir Şube Başkanı Yusuf Öztürk, “İlk Türk denizcisi Çaka Bey’in vatanı olan İzmir, yakın tarihimize kadar Türkiye’nin en önemli gemi imalat noktalarından biri olmuştur. Türkiye birbirinden güzel koyları ve 20 bin yat bağlama kapasitesine sahip marinalarıyla önemli bir deniz turizmi kapasitesine sahiptir. Türkiye’deki turizm gelirinin 4’te 1’ini deniz turizminden elde ediyoruz. 2028 yılındaki turizm hedefimizin 100 milyar dolar olduğunu var sayarsak bunun 25 milyar doları deniz turizminden sağlanacaktır. Deniz araçlarımızla kaliteli hizmet vermeliyiz. İzmir deniz turizminin göz bebeğidir. Daha iddialı duruma gelebilmemiz için koylarımızı gözümüz gibi korumalıyız. Marinalardaki bağlama kapasitesini yükseltmeliyiz” şeklinde konuştu.
“Türkiye’de 750 kişiye bir tekne düşüyor”
Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Başkan Vekili Cem Hüroğlu, “Bu fuarın arkasında büyük bir emek olduğunu biliyoruz. YATED, 300 üyesiyle Türkiye’nin en büyük seslerinden birindir. Bu fuar sadece bot ve teknelerin değil, bir kültürün fuarıdır. 50 bin metrekarelik alanda 30 bine aşkın ziyaretçi beklentisiyle bu fuara giriyoruz. Denizcilik bir tutkudur. Biz denizlerle çevreli bir ülke olsak da, deniz turizminde maalesef lider bir ülke olamadık. Bugün Norveç’te 13 kişiye 1 tekne düşerken Türkiye’de 750 kişiye bir tekne düşmektedir. YATED olarak Türkiye’de denizciliğin gelişimi için tüm paydaşlarla çalışmalarımıza devam ediyoruz” dedi.
“Önümüzdeki yıllarda 4 holde bu fuarı yapmak isteriz”
ED Fuarcılık Kurucu Ortağı Dilek Günaydın ise, “İkinci kez bu fuarı düzenliyoruz. Geçen yıl 25 bin metrekarede 100 katılımcı ile yapmıştık. Bu yıl 50 bin metrekare ile 150 katılımcı ve 300 tekne ile fuarı yapıyoruz. Önümüzdeki yıllarda 4 holde bu fuarı yapmak isteriz. İzmir’de Türkiye’nin karada yapılan en büyük tekne fuarını yapabiliriz” diye konuştu.
Dev tekneler, yenilikçi su ekipmanları
Açılış töreninin ardından Başkan Tugay, protokol eşliğinde B ve C holünde sergilenen MAST İzmir Boat Show’u gezdi. İnsan gücüyle çalışan su motorlarından elektrikli sörf tahtalarına, sürat teknelerinden boyutu 16 metreleri bulan dev tekneleri ve sektörün gelişimi için tasarlanan inovatif ürünleri inceleyen Başkan Tugay, tasarımcılardan, firma yetkililerinden bilgi aldı. Başkan Tugay ile fuarda karşılaşan ziyaretçiler hatıra fotoğrafı çekildi. Fuar turu sırasında Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) standını ziyaret eden Başkan Tugay’a GSBİR Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Orhan Torlak ise plaket takdim etti.
Sanat ve Antika Fuarı ile eş zamanlı
Başkan Tugay, turun ardından MAST İzmir Boat Show ile eş zamanlı kapılarını açan İzmir Sanat ve Antika Fuarı’nı ziyaret etti. İstanbul ve Bodrum’dan sonra Fuar İzmir A Holü’nde kapılarını açan fuarda resim, heykel, rölyef, cam sanatı gibi çok sayıda eser ve birbirinden değerli antika eserler sergileniyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dev portresinin de yer aldığı fuarda Başkan Tugay eserlerin sahibi sanatçıları tebrik etti. 15 bin metrekarelik alanda kurulan fuarda 125 galeri, bin 500 sanatçı, 100 antikacının yer aldığı fuarda binlerce resim ve obje 5 Mayıs’a kadar İzmirlilerle buluşacak.
Sektörün profesyonelleri bir arada
MAST İzmir Boat Show, dünyaca ünlü tekne markaları, sektörün büyük yerli üretici tekne, ekipman ve aksesuar firmalarını bir araya getiriyor. Sektöre yön veren bir platform olma özelliğini taşıyan fuar, son trendleri ve yenilikleri yakından takip eden deniz tutkunları için de bir buluşma noktası olma niteliği taşıyor. Geçen yıl Almanya’dan Körfez ülkelerine, İtalya’dan Macaristan’a kadar birçok ülkeden ve Türkiye’nin dört bir yanından yerli ve yabancı toplam 20 bin 540 kişinin ziyaret ettiği MAST İzmir Boat Show’u, bu yıl 30 binden fazla kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.
300’den fazla tekne sergileniyor
Fuar alanı geçen yıla göre metrekare bazında yüzde 50 büyüdü. Fuarda; boyları 3 metreden 16 metreye kadar değişen motoryat, yelkenli, trawler, sürat tekneleri, son teknoloji botlar ile ekipman ve aksesuarları yer alacak. 300’den fazla teknenin sergileneceği, tekne ve yat sektörünün birçok anlaşmaya imza atacağı fuar, hem sektöre hem de şehrin ekonomisine katkı sağlayacak. Üretimde dünyada ilk üç ülke arasında yer alan, kaliteli üretimiyle dünyanın birçok noktasından talep gören Türkiye’nin, fuarla birlikte sektördeki iş hacminin artması da hedefleniyor. Fuar İzmir B ve C hollerinde düzenlenen MAST İzmir Boat Show, 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
MAST İzmir Boat Show; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB), İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO), Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR), Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED), İzmir Tekne İmalatçıları ve Tedarikçileri Dayanışma Derneği (TEKİMDER), TMMOB Gemi Mühendisleri Odası (GMO) tarafından destekleniyor. – İZMİR
]]>Samsun TSO Yönetimi, Macaristan’la karşılıklı işbirliği ve ticareti artırmak, yeni iş imkanları sağlamak amacıyla Budapeşte’de iş forumu organize etti. Koordinatörlüğünü Samsun TSO’nun yürüttüğü Avrupa İşletmeler Ağı Karadeniz Projesi kapsamında, Macaristan’da bu projeyi yürüten HEPA iş birliği ile düzenlenen iş forumunda, Macaristan ve Samsun arasındaki yatırım ve işbirliği fırsatları masaya yatırıldı. Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu başkanlığında, Meclis Başkanı Haluk Akyüz, Yönetim Kurulu Meclis Üyeleri ile meclis üyelerinden oluşan heyet ayrıca program kapsamında, çeşitli ziyaretlerde de bulunarak, Samsun’u tanıttı.
Samsun’u anlattı
Macar iş insanlarının büyük ilgi gösterdiği Samsun-Budapeşte İş Forumu’nun açılışında konuşan Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu, Samsun’un ekonomi, sanayi ve ihracat potansiyelinin yanısıra öne çıkan sektörlerini katılımcılarla paylaştı. Konuşmasında, geçmişten bugüne Türkiye ve Macaristan arasındaki ilişkilerin dostluk, iş birliği ve karşılıklı çıkarlar temelinde gelişmekte ve derinleşmekte olduğuna vurgu yapan Başkan Murzioğlu, “Bizler de bugün burada Atatürk’ün şehri Samsun’un iş camiasının temsilcileri olarak dost ülke Macaristan’da yüzyılı aşkın köklü bağların üzerine iş birliğimizi güçlendirmek, yeni işbirlikleri tesis etmek adına buradayız. Samsun, Türkiye’nin kuzey kıyısında alternatifli üretim ve hizmet altyapısına sahip, yaşamaya değer unsurlarla örülü ülkemizin parlayan şehirlerinden bir tanesi, Karadeniz Bölgesi’nin lokomotif şehridir. Samsun dört ulaşım aksının bir arada olduğu alternatifli depolama alanlarıyla birlikte önemli bir lojistik şehridir. Organize sanayi alanları ve buradan dünyanın dört bir yanına gönderdiği ürün çeşitliliğiyle sanayi şehridir. Samsun konumuyla, hizmet ağıyla, serbest bölgesiyle, limanlarıyla ve fuar merkeziyle bir ticaret merkezidir. Sosyal ve kültürel alanları, doğasıyla, konaklama alternatifleriyle görülmeye değer bir turizm kentidir. Gelişmiş insan kaynağı, iklimi, coğrafi koşulları, kültürel imkanları, eğitim olanakları ve sağlık hizmetleri ile yaşamaya değer bir cazibe merkezidir” dedi.
Murzioğlu: “Birlikte iş yapmak için çok sebebimiz var”
Samsun’u hem yaşamak için hem de iş yapmak için pek çok fırsatı bir arada sunan bir şehir olarak tanımlayan Başkan Murzioğlu, “Samsun’da tekstilden, ana metal sanayiye, tarımsal ürünlerden, su ürünlerine, mobilyadan otomotiv yedek parçaya, ilaç sanayiye kadar pek çok ürün üretiyoruz. Her iki ülkenin karşılıklı dış ticaretini incelediğimizde birbirine rakip bir yapıdan çok tamamlayıcı bir halde olduğumuzu görüyoruz. Dolayısıyla birlikte iş yapmak için çok sebebimiz var. Dış ticaret rakamlarımız da bunu doğruluyor. Samsun’dan dost ülke Macaristan’la yapmış olduğumuz alışverişte 2021 yılından bu yana anlamlı bir artış olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte çok daha büyük bir potansiyelin varlığına inanıyoruz. Bu bağlamda uluslararası hedefleri olan KOBİ’lere yönelik dünyanın en büyük destek ağı olan Avrupa Birliği Tek Pazar Programı kapsamında dünyada 40’tan fazla ülkede ve 450’den fazla kurum tarafından yürütülen Avrupa İşletmeler Ağı projesi çok önemli bir araçtır. Proje ortağımız KOSGEB Samsun Müdürlüğü’nün de destek verdiği bugünkü buluşmada, Samsun ve Macaristan arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek ve işbirliği fırsatlarını arttırmayı hedefliyoruz. Bu vesileyle 1923’te imzalanan Türk-Macar Dostluk Anlaşması’nın 100. yıl dönümü olması dolayısıyla ilan edilen 2024 yılı Türkiye ve Macaristan Kültür Yılını kutluyor, ekonomik anlamda işbirliğimizin de dostluk temelinde güçlenerek artmasını temenni ediyorum” şeklinde konuştu.
2 ülke arasındaki ilişkiler masaya yatırıldı
Ardından konuşma yapan, Türkiye Cumhuriyeti Macaristan Büyükelçisi 1. Müsteşarı Özkan Duman, Samsun TSO tarafından gerçekleştirilen iş forumu ve ikili iş görüşmeleri organizasyonundan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Macaristan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmekte olduğunu belirten Duman, 2024 senesinin Türk-Macar Dostluk Anlaşması’nın 100. yıl dönümü kapsamında büyükelçilik olarak birçok etkinlik yapıldığını söyledi. Duman, düzenlenen iş forumunun iki ülke liderleri tarafından belirlenen 6 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine de katkı sağlayacağını söyledi.
Daha sonra da Avrupa İşletmeler Ağı projesinin Macaristan’daki temsilcisi Macaristan İhracatı Destekleme Ajansı (HEPA) Genel Müdür Yardımcısı Andrea Nestor söz alarak, ajansın sunduğu hizmetleri kapsayan bir sunum gerçekleştirdi. Türk Macar Ticaret Odası/Türk Macar Ticaret Odası ve Türkiye Macaristan İş Konseyi Başkanı G.Suat Karakuş da yaptığı konuşmada, Macaristan ve Türkiye’nin ticari ve ekonomik işbirliğinin gelişmesi açısından forumun son derece faydalı bir etkinlik olduğundan bahsetti. Daha sonra söz alan Macaristan Ticaret ve Sanayi Odası ve Macar Türk Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi Gbor Kiss ise Macar-Türk Komitesi ve faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Son olarak kürsüye gelen T.C. Macaristan Ticaret Müşaviri Sedat Karaoğlu, Türkiye ve Macaristan Arasındaki Ekonomik İlişkiler konulu bir sunum yaptı. Samsun-Budapeşte İş Forumu, anı takdimi ile sona erdi.
70’e yakın ikili iş görüşmesi yapıldı
İş Forumu kapsamında ardından 35’e yakın Macar iş insanının katılımıyla, Samsunlu heyet arasında medikal, inşaat ve yapı malzemeleri, tekstil, gayrimenkul, mobilya, cam sanayi ve plastik sanayi sektörlerinde 70’e yakın ikili iş görüşmesi gerçekleştirildi. Heyet, üç gün süren program kapsamında Budapeşte Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaret etti. Heyeti Macaristan Ticaret ve Sanayi Odası ve Macar-Türk Komitesi Başkanı Andrs Rev ve Macaristan Ticaret ve Sanayi Odası Macar-Türk Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi Gabor Kiss ve beraberindeki heyet karşıladı. Toplantıda odalar ve bölgeler arası işbirliği imkanları görüşüldü. Heyet son olarak, Türkiye Cumhuriyeti Macaristan Büyükelçisi C. Gülşen Karanis Ekşioğlu’nu ziyaret ederek, karşılıklı iş birliği fırsatlarını görüştü. Ekşioğlu yaptığı konuşmada, Türkiye ile Macaristan arasından ticaret hacminin gelişmesi için Samsun TSO’nun yaptığı programın önemine işaret ederek, teşekkür etti. Oldukça yoğun geçen program, Büyükelçi C. Gülşen Karanis Ekşioğlu’nun büyükelçilik konutunda Samsun TSO heyeti onuruna verdiği akşam yemeği ile sona erdi. – SAMSUN
]]>Hollanda’nın milli günü dolayısıyla Marmaris’te bir otelde Hollanda Marmaris Fahri Konsolosluğu ev sahipliğinde “Kral Günü” resepsiyonu düzenlendi. Programa Muğla Valisi İdris Akbıyık, Marmaris Kaymakamı Nurullah Kaya, Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands ve eşi Carmen Van Toorenburg, ilçe protokolü, çok sayıda kamu kurum temsilcisi, turizmciler ve davetliler katıldı. İki ülkenin milli marşlarının okunmasının ardından bir konuşma yapan Büyükelçi Wijnands, Hollanda Kralı Willem Alexander’ın doğum gününü kutlamak için bir araya geldiklerini ve kraliyet ailesinin adının “turuncu” anlamına gelmesinden dolayı Hollanda’da bu rengin ulusal sembol olduğunu belirterek, hem Hollanda’nın hem de Türkiye’nin Avrupa Şampiyonası’nda karşılaşmasını ümit ettiğini, karşılaşma sırasında turuncu giyinmeyi sevdiklerini ifade etti. Wijnands, 100 yıl önce ülkesi ile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti arasında dostluk anlaşması imzalandığını hatırlatarak, “1612’den beri Türkiye ile temas halindeyiz. Diplomatik bağlarımız 400 yıldan daha eskiye dayanıyor ve yüzyıllar boyunca çok çok yakın ortaklar haline geldik. Türkler ve Hollandalılar yüzyıllardır ticaret yapıyoruz ve şu anda Hollanda 3 binden fazla şirketle temsil ediliyor. Hollanda olarak en büyük doğrudan yabancı ülke yatırımcısı olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.
Türkiye’nin Hollanda Başbakanının NATO Genel Sekreterliği görevine adaylığını destekleme kararının memnuniyet verici olduğunu belirten Büyükelçi Wijnands, “Bu destekten dolayı Türkiye’ye çok müteşekkiriz. Hollanda, Türkiye’yi bugünlerde tehlikede olduğumuz jeopolitik meselelerin çözümünde oynadığı büyük rol ve tabii ki NATO içindeki yakın işbirliği nedeniyle çok önemli bir ortak olarak görüyor. Hollandalılar ile Türkler arasında aile bağları var. Hollanda’da çok büyük, başarılı ve öne çıkan bir Türk topluluğumuz var. Hollanda’da yarım milyona yakın insan Türk kökenlidir. Bu, Almanya ve Fransa’dan sonra dünyanın üçüncü büyük Türk topluluğudur” diye konuştu.
Büyükelçi Wijnands, ülkesinin sembolünün turuncu rengi ve Hollanda’ya Osmanlı’dan getirilen laleler olduğunu belirterek, bu konuda müteşekkir olduğunu sözlerine ekledi. Marmaris Sanat Festivali’nde iki ülke arasındaki güçlü işbirliğinin devam edeceğini açıklayan Wijnands, Hollandalı sanatçı ve bestelerin festivalde yer alacağını ifade etti. Ülkeleri arasında çok yakın somut ve sıcak bağların olduğunu belirten Büyükelçi Wijnands, Hollanda’nın vize konusunda yardımcı olduğunu, sorunun siyasi değil salgın sonrasında yaşanan yoğunluktan kaynaklandığını da söyledi. Wijnands, “Hollanda-Türk Dostluk Ormanı’nın şekillenmesine yardımcı olan çifte vatandaşlarımıza harika çalışmaları için teşekkür ediyorum. Ormanı restore etmenin yanı sıra dostluğumuzu da geliştirmek için 10 bin ağaç bağışında bulunmuştuk. 10 bin ağaç bağışı daha yapıyoruz. 20 bin ağaç bağışı yapmaktan mutluyuz” dedi.
Wijnands, Türk iş adamlarının, Türk öğrencilerinin, Türk turistlerin Hollanda’ya gelmesini istedikleri gibi Hollandalı turistlerin de Türkiye’ye gelmesi için ellerinden geleni yaptıklarını sözlerine ekledi.
Hollanda’nın Marmaris Fahri Konsolosu Murat Azgun ise, yaptığı konuşmada Cumhuriyetin kurulmasından hemen sonra 1924 yılında imzalanan Hollanda-Türkiye Dostluk Anlaşması’nın 100. yılını kutladıklarına değinerek, “Geçen yıl deprem felaketi dolayısıyla kutlama yapmadık. Hollanda deprem bölgesinde arama kurtarma ve yardım konusunda aktif rol oynadı. 150 milyon euroluk yardım yaptı. Birçok sosyal faaliyet yürütüldü. Bu yıl da 100. yıl kutlamaları çerçevesinde konserler, sergiler ve kültürel etkinliklere destek olacağız” dedi.
Büyükelçi Wijnands, Valis Akbıyık’a 10 bin fidan dikimi için bağış çeki takdim ederek, Marmaris’in eskisinden daha yeşil olması dileklerini iletti. Vali Akbıyık, Hollanda’nın Milli Günü’nü kutlayarak, fidan desteğinden dolayı Wijnands’a teşekkür etti. – MUĞLA
]]>CHP MYK; 1 Mayıs İşçi Bayramı, Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) yeni müfredat taslağı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yapacağı görüşme gündemiyle toplandı. CHP Sözcüsü Deniz Yücel, toplantının ardından açıklama yaptı. Yücel’in açıklaması şöyle:
“Hafta sonu başkent Ankara’da 85 milyonu ilgilendiren iki önemli miting vardı. Cumartesi günü, Türkiye Barolar Birliği ve Barolar öncülüğünde, avukatlar ‘Büyük Savunma Mitingi’nde Ankara’da buluştu. 81 ilimizin baro başkanıyla binlerce avukat, yok sayılan savunma makamının sesi olmak için bir araya geldi. Hukuk fakültesinde okuyan öğrenciler kaygılı, genç avukatlar çaresiz. Avukatların, ekonomik sorunları günden güne artıyor. Avukatlık mesleği itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Avukatlar şiddete uğruyor, avukatlar öldürülüyor. ve bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitiren bir yargı sistemi içinde, savunma hakkı için mücadele veriyorlar. Bu onurlu mesleği yapan ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen meslektaşlarım yargı bağımsızlığı, adil yargı, hukuk devleti ve avukat hakları için ‘Büyük Savunma Mitingi’ndeydi. Güçlü savunma olmadan adalet olmaz, adalet olmazsa özgürlükler olmaz, özgürlükler olmazsa demokrasi olmaz. Adaletin, özgürlüklerin ve demokrasinin olmadığı bir ülkedeyse hiç kimse güvende değildir. İşte bu sebeple sadece barolar, avukatlar değil; 85 milyon olarak hep birlikte savunmanın gücüne güç katmalıyız.
“AKP İKTİDARINI UYARIYORUZ: YARGIYI ARKA BAHÇENİZ HALİNE GETİRMENİZE İZİN VERMEYECEĞİZ”
Bu mesele sadece özgürlükler meselesi de değil, ekonomik düzeni de tehlikeye atan bir meseledir. Ülkedeki adalet kavramının bekçisi avukatlar güçlü olmadıkça, en çok adalet yara alır. Adaletin yara aldığı bir ülkede ekonomik refahtan da bahsedemeyiz. Hukuk düzeni bozulmuş bir topluma güven duymayan yabancı sermaye uğramaz. Hukuk düzeni bozulmuş topraklara, kimse yatırım yapmak istemez. Eğer ülke ekonomisini en derinden, asıl yara aldığı yerden, en kalıcı şekilde düzeltmek istiyorsak önce yargı bağımsızlığını sağlamakla başlamalıyız. Bakın, haftalardır Yargıtay başkanı seçilemiyor. 28’inci tur seçim yapıldı ve başkan yine seçilemedi. Çok ciddi bir kutuplaşma olduğu ortada. Siyasi görüşlerin, hukuk ve adalet kavramlarının önüne geçtiği ortada. ve bu seçilememe durumunun cemaatlerin, tarikatların çatışmasından, çekişmesinden kaynaklandığı iddia ediliyor. Yargıtay başkanı seçilemedikçe işler aksıyor, davalar gecikiyor. Bu ülkede adalet bekleyen binlerce insan, Yargıtay’daki siyasetin gölgesinde sürdürülen güç savaşlarına kurban ediliyor. ve daha da acısı, Türkiye’de bir yüksek mahkemenin zaten yıpranmış olan imajı, daha da yıpratılıyor. Bakın; camiye, kışlaya, adliyeye siyaset sokulmasının bedellerini bu ülke yakın geçmişte çok ağır bir şekilde ödedi. Geçmişten ders çıkarmayan AKP iktidarını uyarıyoruz: Yargıyı arka bahçeniz haline getirmenize izin vermeyeceğiz.
“SUSMUYORUZ, HAYKIRIYORUZ: MÜLAKAT KALKSIN, ÖĞRETMENLER ATANSIN”
Tüm vatandaşlarımızın sahip çıkması gereken bir başka eylemse atanmayan öğretmenlerin eylemiydi. Binlerce öğretmen atanmayı bekliyor. Öğretmenlerin bu durumu, eğitimi tarikatların güdümünde yönlendirmeye çalışan Yusuf Tekin denen zatın umurunda değil. Bu Bakan, mülakatı savunacak hatta bu konuda kendisinin karar verici olacağını söyleyecek kadar hadsiz biri. Dünyanın en önemli mesleğini yapmak için eğitim alan yüz binlerce öğretmenin geleceği, bu hadsiz bakanın iki dudağının arasından çıkacak bir karara bırakılamaz. Bunu defalarca söyledik, buradan bir kez daha söylüyoruz: Liyakatsizliğin, adamcılığın, kayırmacılığın, nepotizmin anahtarı; mülakat uygulamasından derhal vazgeçilmelidir. Seçim öncesinde, ‘Mülakatı kaldıracağız’ diye vaatlerde bulunup sonra, ‘Mülakat gibi mülakat yapacağız’ diye kıvıranlar; şimdi mülakatın kaldırılmayacağını açıkça ifade etmekten hiç utanmıyorlar, sıkılmıyorlar. İşte öğretmenler de kendilerine yapılan bu haksızlığa karşı durmak ve sorunlarını bir kez daha dile getirmek için dün Ankara Ulus Meydanı’nda yağmur altında eylem yaptılar. İstekleri çok açık ve netti: Cumhuriyet’in 100’üncü yılında mülakatsız, 68 bin atama. CHP olarak atanan, ataması yapılmayan tüm öğretmenlerimizin yanındayız. Onlar gibi biz de susmuyoruz, haykırıyoruz: Mülakat kalksın, öğretmenler atansın.
“ERDOĞAN, 23 NİSAN’DA ANITKABİR’E GİTMEK YERİNE TARİKAT MENSUBUNUN CENAZESİNE GİTTİ”
Geçtiğimiz hafta, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 104’üncü kuruluş yıl dönümünü büyük bir coşkuyla kutladık. 23 Nisan’da, Meclis’te özel oturum yapıldı. Bu anlamlı günde, Anıtkabir’de yapılan törene giden tek lider Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’di. Peki AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anıtkabir’de düzenlenen törene katılmak yerine nereye gitti? Bir tarikat mensubunun cenaze törenine katıldı. Sayın Erdoğan’ın önceliğinin ulusal egemenliğin simgesi yüce Meclis olmadığını bir kez daha gördük. İşte tam da bu nedenle ülkede hangi taşı kaldırsanız altından tarikatlar ve cemaatler çıkıyor. Tam da bu nedenle AKP iktidarında aklın, bilimin, fennin yerine çoğu kez şeyhlerin, şıhların safsataları konuşuluyor. Cemaat ve tarikatların hayatın her alanındaki etkisi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ‘değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ nitelikteki laik devlet özelliğiyle asla bağdaşmıyor.
“YUSUF TEKİN SEN AKP PROPAGANDASI MI YAPIYORSUN, YOKSA MİLLİ EĞİTİM BAKANI MISIN”
Eğitim bir ülkenin gelişmesinin, ilerlemesinin ön koşuludur. Eğitimde müfredat da bir ülkenin eğitim politikasının anayasası gibidir. Eğitim politikasının içeriği, ideolojilere göre değil; evrensel değerlere göre belirlenir. Peki, nedir bu evrensel değerler? Akıldır, bilimdir, fendir. Eğitim, siyasi iktidarların deneme tahtası değildir. Çocuklarımız, gençlerimiz, evlatlarımız da AKP’nin denekleri değildir. Geçtiğimiz aylarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) başındaki zata akla, bilime, fenne, laiklik ilkesine aykırı uygulamaları nedeniyle birtakım uyarılarda bulunmuştuk. Çocuklarımızın geleceğini karartacak her adımda CHP’yi karşısında göreceği konusunda uyarmıştık. İki gün önce bu zat çıkmış ve yeni müfredat taslağını açıklamış. Bir de görüş ve önerileri beklediğini söylemiş. Bir kere müfredat diye açıkladığı metnin isminde hayır yok. Neymiş? ‘Türkiye yüzyılı maarif bilmem nesi.’ Yusuf Tekin, sen kendinde misin? Sen seçim kampanyası mı yürütüyorsun, yoksa Milli Eğitim Bakanlığı mı yapıyorsun? Sen AKP propagandası mı yapıyorsun, yoksa Milli Eğitim Bakanı mısın? Senin işgal ettiğin MEB’in başında ‘milli’ ibaresi var. Senin neren milli Allah aşkına? Tarikatlara, ‘sivil toplum kuruluşu’ diyen bir adamsın. Sen değil misin, başımıza ucube ÇEDES projesini çıkaran?
“MÜFREDATTAN ÇIKARILMASI GEREKEN TÜREV, İNTEGRAL YA DA EVRİM TEORİSİ DEĞİL; BU KARANLIK ZİHNİYETİN BAKIŞ AÇISIDIR”
Geçtiğimiz günlerde, eğitimden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Suat Özçağdaş, bu müfredat garabetiyle ilgili görüşlerini kamuoyuyla paylaştı. İçinde Cumhuriyet ruhu olmayan, çağdaş ve bilimsel eğitimin zerresini barındırmayan, yüzünü medeniyete dönmüş, aydınlık bir Türkiye vizyonundan eser bulunmayan ve Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği, ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller’ yetiştirecek anlayışla taban tabana zıt olan bu müfredat taslağı derhal geri çekilmelidir. Aslında değişmesi gereken sadece müfredat değil, MEB’in başındaki zattır. Müfredattan çıkarılması gereken türev, integral ya da evrim teorisi değil; bu karanlık zihniyetin bakış açısıdır. Cemaatleri, sivil toplum örgütü olarak gören MEB’in başındaki zatın uygulamaya koyduğu her proje; araştırma, sorgulama ve eleştiri gibi kavramlardan uzak. Ders kitaplarındaki sadeleştirme ve basitleştirme uygulamalarının bilhassa bilim, matematik, felsefe, tarih ve sanat derslerinde yoğunlaşması da dikkat çekici. MEB, milyonlarca çocuğumuzun geleceğini etkileyecek müfredatı, bir siyasi parti programı gibi yazmıştır. O yüzden bu taslak derhal geri çekilmeli; eğitimin tüm paydaşlarının dahil olduğu, bilimsel, nitelikli ve çocuklarımızın çağdaş dünyayla rekabet edebilecek seviyede, kaliteli bir eğitim alabilecekleri bir müfredat çalışması yeniden yapılmalıdır. ‘Yaptım oldu’ anlayışıyla eğitime darbe vurulamaz.
“ABD, İNSAN HAKLARI RAPORU YAYINLAYACAĞINA ÖNCE KENDİ SİCİLİNE BAKSIN”
Geçtiğimiz hafta, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 2023 İnsan Hakları Raporu yayınlandı. Tabii ABD’nin insan haklarına ne kadar saygılı olduğunu, insan hakları ihlallerinden ne kadar sakındığını, insan hakları sicilinin son derece temiz olduğunu bildiğimiz için biz de raporu sabırsızlıkla bekledik. Raporun sunumunu, Gazze Soykırımı başladığı sırada İsrail’e giden ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken yaptı. Raporda, yalnız iki ülke eleştirilmiyor: ABD ve tabii ki biricik kardeşi İsrail. Bütün dünyanın gözü önünde çocuk, kadın, yaşlı, hasta demeden bombalayan İsrail’in insan hakları ihlali yapıp yapmadığı, bu rapora göre henüz tespit edilememiş, incelemeler halen devam etmekteymiş. Zenginliklerini Afrikalı siyahilerin kan ve kemikleri üzerine kuran, demokrasi vadiyle ayak bastığı topraklara ölümden başka hiçbir şey getirmeyen ABD, insan hakları raporu yayınlayacağına önce kendi siciline baksın.
“GENEL BAŞKANIMIZ, STEINMEIER’E SIĞINMACI SORUNUNDA TÜRKİYE’NİN TAŞERON ÜLKE OLARAK GÖRÜLMEMESİ GEREKTİĞİNİ İLETTİ”
Almanya Cumhurbaşkanı Walter Steinmeier, geçtiğimiz hafta Türkiye’deydi. Üç günlük ziyareti kapsamında belediye başkanlarımız ve Genel başkanımız Sayın Özgür Özel ile de temaslarda bulunan Alman Cumhurbaşkanı’na, Genel Başkanımızca iletilen en önemli konulardan biri Türkiye’de bulunan sığınmacı ve kaçak göçmen sorunuydu. ‘Türkiye’nin mevcut yönetimine para verelim. Onlar da Suriyeli ve Afgan sığınmacıları durdursun’ anlayışını reddettiğimizi, sığınmacı sorununun çözümünde Türkiye’nin bir taşeron ülke olarak görülmemesi gerektiğini ve bu sorunun çözümü için Avrupa’nın Orta Doğu barışına katkı koyması gerektiğini kendilerine ilettik. Türkiye Cumhuriyeti pasaportu bugün ne yazık ki -değersiz demek istemiyorum ama- dünyanın en geçersiz pasaportlarından biri. Saygın bilim insanlarımız, sanatçılarımız, iş insanlarımız, gençlerimiz hiçbir ülkeden vize alamıyor. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in Almanya Cumhurbaşkanı’na ilettiği bir diğer önemli konuysa bu vize sorununun bir an önce çözülmesidir.
“CUMHURBAŞKANI, BAŞDANIŞMANINI DERHAL GÖREVDEN ALMALIDIR”
AKP, gerek genel seçimde gerek de yerel seçimde sürdürdüğü iftira siyasetine devam etmekte kararlı. Montaj videolardan sonra, ortaya şimdi de montaj fotoğraflar çıkmaya başladı. Seçim yenilgisinden sonra hala toparlanamayan AKP, halkın parasıyla sürdürdükleri şatafat ayyuka çıkınca çareyi yine yalan ve iftira yöntemlerine başvurmakta buldu. Seyhan Belediye Başkanımız Oya Tekin’e sosyal medya üzerinden montaj fotoğraflarla saldıran ve hedef gösteren ahlaksız, hala Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olarak görev yapmakta. Sayın Cumhurbaşkanı, bu başdanışmanı derhal görevden almalıdır. Afyon’da belediye binasına böcek koyanlar da Sayın Oya Tekin’e iftira atmak için fotoğrafa eklemeler yapanlar da pek çok yerde belediye hizmetlerine darbe vurmaya çalışanlar da zamanı geldiğinde hukuk önünde hesap verecek. AKP’lileri uyaralım: Sizin montajlarınızdan, yalanlarınızdan, iftiralarınızdan artık bu halk bıktı ve usandı. Aziz Türk milleti, sağduyusuyla bütün gerçekleri görüyor. Nasıl ki 31 Mart’ta bunu tüm Türkiye’de sandıklar açıldığında gösterdiyse, ilk genel seçimde daha etkili bir şekilde tekrar gösterecek.
“AKP’NİN HİZMET ANLAYIŞI HALKA HİZMET DEĞİL, BİZDEN OLANA HİZMET ANLAYIŞIDIR”
31 Mart yerel seçimlerindeki yenilginin hazımsızlığı, artık AKP’ye halka düşmanlık yaptıracak seviyeye geldi. AKP’den CHP’ye geçen belediyelerde, merkezi hükümete bağlı resmi kurumlar eliyle yeni seçilen CHP’li belediye başkanının halka hizmet etmesini engellemeye yönelik çalışmalar devam ediyor. Geçen hafta da söyledik, bu engellemeleri ve bu soygunu ifşa etmeye devam edeceğiz. Belediyeler üzerinden nasıl bir yağma düzeni oluşturduklarını tek tek ortaya çıkaracağız. Adana Aladağ Belediyesi, AKP’deyken AFAD tarafından Aladağ Belediyesi’ne üç adet kamyon tahsis edilmiş. Seçim oldu, Aladağ Belediyesi CHP’ye geçti, AFAD da kamyonları geri çekti. Çünkü AKP zihniyetinde, oy yoksa kamyon da yok. Bir benzer hikaye daha: İstanbul Ümraniye Belediyesi, Çorum Oğuzlar Belediyesi’ne iki yıl önce iki hizmet aracı göndermişti. Oğuzlar Belediyesi CHP’ye geçti, Ümraniye Belediyesi iki hizmet aracını çekicilerle geri aldı. Çünkü AKP zihniyetinde, oy yoksa hizmet de yok. Asıl amaç halka, vatandaşa hizmet etmek değil mi? Siz değil misiniz, ‘Bu millete efendi olmaya değil hizmetkar olmaya geldik’ diye seçim meydanlarında naralar atan? Belediyeler el değiştirse de halk, aynı halk değil mi? 31 Mart seçimi sadece lüks ve şatafatı, yolsuzlukları ortaya çıkarmakla kalmadı; AKP’nin sözde hizmet anlayışını da ortaya çıkardı. AKP’nin hizmet anlayışı halka hizmet değil, bizden olana hizmet anlayışıdır. 22 yıldır dillerinden düşürmedikleri ‘Milletin hizmetkarıyız’, ‘bizimki hizmet sevdası’ gibi boş laflarının artık halkımız üzerinde hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır.
“YUNUSEMRE BELEDİYESİ’NDEKİ ŞATAFATIN FATURASI TAM 4 MİLYON DOLAR”
Manisa Belediyelerine de değinmek istiyorum. Manisa’daki belediyeler CHP’ye geçince büyük bir telaşla kasayı boşaltanlar mı dersiniz, şatafatlı oyma kapılar mı dersiniz, altın varaklı makam odaları mı dersiniz, ne ararsanız var. 10 yıldır AKP’nin yönettiği ve son seçimde CHP’ye geçen Manisa Yunusemre Belediyesi’nin yeni binası ve başkanlık makam odasındaki şatafatın faturası tam 4 milyon dolar. Makam odası da altın varaklı mobilya ve süslemelerle döşenmiş. ‘İtibardan tasarruf olmaz’ anlayışının üstüne koca bir saray diken tek adam ve oymalı kapılardan geçmeye alışmış, altın varaksız koltuklarda oturamayan, jakuzisiz güne başlayamayan, tek adama bağlı belediye başkanları…
“BİR DİYANET İŞLERİ BAŞKANININ ALTI MAKAM ARACI OLUR MU? BU ZATIN O MAKAMDA BİR DAKİKA BİLE OTURMAMASI LAZIM”
Lüks ve şatafat deyince, biraz da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın başındaki şahıstan bahsedelim. Ali Erbaş’ın Irak ziyareti sırasında muhabirin sorduğu Arapça soruyu anlamaması zaten gündemde. Ama Ali Erbaş ile ilgili bizim öncelikli gündemimiz bu değil. Atatürk’ün adını hiçbir hutbede anmayan, camilerde siyasi mesajlar veren, yolsuzluklara ses çıkarmayan, israf sofraları kuran bir şahıs. Alçak gönüllü olmak yerine kibir sahibi olmayı tercih eden bir Diyanet Başkanı. 15 milyon liralık aracıyla, 10 bin lira maaş alan emeklilere hava atan bir şahıs. Diyanetin bütçesini, kendi kişisel banka hesabı gibi kullanan bir şahıs. Her adımı hatalı, her sözü yanlış, her tavrı çirkin. Bu kadar rezalet varken Arapça bilmemesi devede kulak kalıyor. Bu adam sadece yalancı değil. Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı, müsrif, kibirli, şatafat düşkünü bir şahıs. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu kurumun başında ama onun adını ağzına almaktan bile aciz, adını söyleyemeyecek kadar saygısız. Bir Diyanet İşleri Başkanı’nın altı makam aracı olur mu? Bu zatın o makamda bir dakika bile oturmaması lazım.
“İNSANLARIN YAŞAM TARZLARINA MÜDAHALE EDEN ANLAYIŞA GEÇİT VERMEYECEĞİZ”
Geçtiğimiz günlerde gazete olduğu iddia edilen bir kağıt parçası, orduevleri üzerinden Türk Silahlı Kuvvetlerini (TSK) hedef gösterdi. Neymiş, orduevlerinde alkol satılıyormuş. Ardından aynı karanlık zihniyetin temsilcisi, gazete demeye dilimin varmadığı bir başka paçavra; ‘CHP’li belediyeler ayyaşların emrinde’ diye haber yaptı. Buradan açıkça ilan ediyoruz: İnsanların özgürlüklerine, yaşam tarzlarına müdahale eden bu anlayışa geçit vermeyeceğiz. TSK’yı hedef alan, itibarsızlaştırmaya çalışan, belediyelerimizi karalayan, hedef gösteren, onların başarılarını ört bas etmeye çalışan bu kirli ve karanlık zihniyetin topluma kin ve nefret tohumları ekmesine de sessiz kalmayacağız.
“İKTİDARIN NEOLİBERAL EKONOMİ POLİTİKALARI VE İNADI YÜZÜNDEN ESNAF KEPENK KAPATIYOR”
Edirne’den Kars’a her kentimizde, her kesimin iliklerine kadar hissettiği büyük bir yangın var. Bu yangının adı hayat pahalılığı. Ülkemizde ekonomik krizin beraberinde getirdiği hayat pahalılığı, artık her geçen gün büyüyen ve önü alınamaz bir sorun haline geldi. İktidara geldiklerinde giydiklerini iddia ettikleri o sözde ateşten gömleğin düğmelerini, anlaşılan baştan yanlış iliklediler. Boşa koysalar dolmuyor, doluya koysalar almıyor. Yarattıkları enflasyon canavarı, her geçen gün daha da büyüyor. Bundan iki hafta önce, Merkez Bankası’nın Kur Korumalı Mevduat (KKM) ödemelerini üstlendikten sonra, açıkladığı tarihi zararın vatandaş üzerinde yaratacağı olumsuzluklara dikkat çekmiştik. Merkez Bankası, geçtiğimiz haftalarda 820 milyar liralık zarar açıklamıştı. Bu zararın kaynağı KKM hesapları. Ekonomist olduğunu iddia eden bir Cumhurbaşkanının ve gözlerinden ışık saçan eski hazine bakanının ülkemize hediyesi bu. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin uygulanmaya başlamasından itibaren gelir dağılımdaki adaletsizliğin arttığı gün gibi ortada. AKP’nin uyguladığı ekonomi politikaları sebebiyle gelir dağılımında, ücretliler ve bağımlı sınıflar aleyhine bozulmalar yaşanıyor. Küçük esnaf, devlet desteğinden yoksun. Krizin faturasını bütün ağırlığıyla hisseden küçük esnafımızın teşvik, destek ve hibe krediler yoluyla desteklenmesi gerekir. Halktan kopmuş olan iktidarın neoliberal ekonomi politikaları uygulamadaki ısrar ve inadı yüzünden esnaf kepenk kapatıyor.
“GRUP BAŞKANVEKİLLERİMİZ VATANDAŞIN OMUZLARINDAKİ YÜKÜ HAFİFLETMEK İÇİN KANUN TEKLİFİ VERDİ”
Hal böyleyken vatandaşın omuzlarındaki ekonomik yükü bir nebze olsun hafifletmek için; TBMM Grup Başkanvekillerimiz Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın ve Murat Emir; enflasyon nedeniyle asgari ücretin üç ayda bir güncellenmesi, en düşük emekli maaşının asgari ücret düzeyine yükseltilmesi ve küçük esnafa destek verilmesine yönelik düzenlemelerin olduğu kanun teklifini Meclis’e sundular. CHP olarak bu teklifle hedefimiz; asgari ücretle çalışan işçilerin satın alma gücünün korunması, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çıkarılması ve küçük esnafın üzerindeki vergi yükünün hazine desteğiyle azaltılmasıdır. Küçük esnafın hali ortada, çiftçilerimizin durumu da farklı değil. Rize, Artvin, Trabzon ve Giresun il başkanlarımız geçen hafta açıklama yaptı ve hükumeti uyardı: ‘Çay üreticilerini mağdur etmeyin.’ Biz de tekrarlıyoruz: 2024 yaş çay alım fiyatı en az 25 lira, destekleme primi de 3 lira olmalıdır. Çiftçileri sürekli mağdur eden, gelir kaybına neden olan tarım politikaları hızla değiştirilmeli, düzeltilmelidir.
“TÜRKİYE’DEKİ YASAL SENDİKALARI VE SİYASİ PARTİLERİ TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK MI GÖRÜYORSUNUZ”
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, son grup toplantımızda 1 Mayıs için açık çağrısını yapmıştı.
Sayın Genel Başkanımızın kefaletinde, işçilerle birlikte bir kişinin bile burnu kanamadan, kanlı 1 Mayısların yasına, matemine yakışan şekilde Taksim Meydanı’nda, 1 Mayıs’ta işçi ve emekçilerimiz için toplanacağız dedik. Bugün beklenen açıklama geldi. Taksim Meydanı, 1 Mayıs törenlerine kapatıldı. Taksim’de 1 Mayıs mitingi yapılırsa trafik aksarmış, Taksim 1 Mayıs’a uygun değilmiş, terör riski varmış. Buradan AKP hükümetine soruyoruz: Siz kararlarınızı terör örgütlerinin tehditlerine göre mi alıyorsunuz? Siz güvenlik önlemi alamayacak ve işçisini, emekçisini koruyamayacak kadar aciz bir hükümet misiniz? Yoksa Türkiye’deki yasal sendikaları ve siyasi partileri terör örgütü olarak mı görüyorsunuz? Taksim’den neden bu kadar korkuyorsunuz? Biz Taksim’den vazgeçmiyoruz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, İçişleri Bakanını arayarak Taksim kararının gözden geçirilmesini istedi. ‘Biz parti olarak teminat veriyoruz, sorunsuz geçecek’ dedi. Peki biz CHP olarak bu güvenceyi verirken yurt içindeki güvenlik teşkilatının en üstündeki isim bu güvenceyi neden veremiyor?
“EMEKÇİLERİN ELİNİ HAVADA BIRAKMAYIN. TAKSİM MEYDANI’NI 1 MAYIS’A AÇMAKTAN KORKMAYIN”
AKP iktidarının bir zamanlar ‘Taksim’i 1 Mayıs kutlamalarına biz açtık’ diyerek övündüğü Taksim Meydanı alerjisi görüyoruz ki devam ediyor. Taksim Meydanı, AKP iktidarı için bir travma. Ne zaman Taksim Meydanı’nda bir topluluk, toplantı ve gösteri hakkını kullansa bunu kendi bütünlüklerine bir saldırı olarak görüyorlar. Taksim Meydanı’nda toplanan herkes, sanırsınız ki AKP iktidarını devirmeye yeminli. Oysa Taksim Meydanı, hak arayan herkesin istediğinde çıkıp hakkını aradığı bir yer ve AKP de hak arayanların can güvenliğini sağlamak zorunda olan bir iktidar. Ama nasıl? Polisle, jandarmayla, TOMA’yla, tazyikli suyla demokratik hakkını kullananlara kuvvet kullanarak değil; toplantı ve gösteri hakkını kullanan topluluklara, Taksim Meydanı’nı elverişli hale getirerek. 31 Mart yerel seçimlerinin birinci partisi olarak açık çağrımızdır: Sayın Genel Başkanımızın da dediği gibi, ‘Emekçilerin elini havada bırakmayın. Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs’a açmaktan korkmayın.'”
“GÖRÜŞMENİN YERİ NETLEŞMEDİ”
Sözcü Yücel, 2 Mayıs Perşembe günü yapılacak olan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve CHP lideri Özel görüşmesinin yeri ve saatine ilişkin de şunları söyledi:
“Bendeki bilgiye göre görüşme öğleden sonra olacak. Tam saat ve yer önümüzdeki saatlerde veya yarın kamuoyuyla paylaşılır. Yer konusunun netleşmediğini biliyorum. Ama Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in CHP çizgisiyle toplumdaki belli hassasiyetleri dikkate alarak yer konusundaki tercihlerini ve önceliklerini kamuoyuyla paylaştıklarını hepimiz biliyoruz.”
]]>İstanbul’daki GSİM Tozkoparan Olimpik Yüzme Havuzu’nda 26-28 Nisan tarihleri arasında TSSF tarafından gerçekleştirilen Paletli Yüzme Kulüplerarası Büyükler Türkiye Şampiyonası’nda yeni Türkiye rekorları geldi. Türkiye2nin farklı şehirlerinden 21 spor kulübünün katılımıyla gerçekleşen şampiyonada kadınlarda İstanbul Su ve Doğa Sporları Kulübü’nden Masal Özgü Koyuncu, 100 metre çift palette yaptığı 50.77 saniyelik derecesiyle gençler 14-15 ve 16-17 yaş gruplarında iki ayrı yeni Türkiye rekorunun sahibi oldu. Erkeklerde Bakırköy Ata Spor Kulübü’nden Arda Karacabay 50 m. çift palet yarışmasını 20.13 saniyede tamamlayarak gençler 16-17 yaş grubunda Türkiye rekoru kırdı.
3 sporcu 12 şampiyonluğa imza attı
Dört gün süren şampiyonluk mücadelelerinde 89’u kadın, 130’u erkek olmak üzere toplam 219 sporcu su üstü, çift palet, dip ve tüp disiplinlerinde palet vurdu. Kadınlarda en çok şampiyonluğa Bakırköy Ata Spor Kulübü’nden Adasu Ramazanoğlu imza attı. Ramazanoğlu, 200, 400 ve 800 m. su üstü, 400 m. çift palette şampiyonluk kürsüsüne çıktı. Bakırköy Ata Spor Kulübü’nden Derin Toparlak ve Bakırköy Su Sporları Kulübü’nden Ömer Faruk Saydam ise 4 kez altın madalya ile şampiyonluk kürsüsüne en çok çıkan sporcular oldu. Derin Toparlak, 200, 400, 800 ve 1500 m. su üstü yarışlarında şampiyon olurken, Ömer Faruk Saydam 50 m. dip, 50 m. su üstü, 100 m. ve ilk kez yapılan 200 m. tüp yarışlarında altın madalya aldı. Bayrak yarışlarında Bakırköy Ata Spor Kulübü kadınlar ve erkek takımları, 4×100 ve 4×200 m. su üstü, 4×100 m. çift palet yarışlarında tüm şampiyonlukları kazanma başarısı gösterdi.
En başarılı spor kulüpleri
Şampiyonluk yarışlarına katılan kulüp sporcularının başarı puanlarına göre yapılan takım sıralamasında kadınlarda Bakırköy Ata Spor Kulübü en başarılı takım olurken, Smaç Spor Kulübü ikinci, İstanbul Su ve Doğa Sporları Kulübü üçüncü oldu. Erkeklerde ise Bakırköy Ata Spor Kulübü birinci oldu. İkinci sırada Tenis Yüzme Kayak Spor Kulübü yer alırken, Anadolu Yakası Spor Kulübü üçüncü sırada yer aldı. Dün yapılan kapanış ve ödül töreninde şampiyon sporcu ve takımlara madalyaları takdim edildi.
TSSF Başkanı Fatih Uysal yaptığı açıklamada, son derece başarılı bir şampiyonluk organizasyonu gerçekleştirdiklerini belirterek, “Paletli yüzme, uluslararası başarılara imza attığımız branşlarımız arasında yer alıyor. Altyapıdan yetişen başarılı sporcularımızın yeni Türkiye rekorlarına imza atması hepimizi gururlandırdı. Organizasyonlarımızı sürdüreceğiz. Madalya alan tüm sporcularımızı ve kulüplerimizi kutluyor, rekor kıran sporcularımızı alkışlıyoruz. Şampiyonaya katılan tüm sporcularımıza ve spor kulüplerine teşekkür ederiz” dedi.
TSSF Başkan Vekili Kadir Sağlam, madalya alan ve rekor kıran sporcuları yürekten kutladığını ifade ederek, “Gerçekten çok heyecanlı ve mutluyuz. Çok başarılı sporcularımız var. Spor kulüplerimizi kutluyorum böyle başarılı genç sporcuları yetiştirdikleri için. Federasyon olarak sporcularımıza ve kulüplerimize her türlü desteği vermeye devam edeceğiz” dedi.
Sağlam, desteklerini esirgemeyen Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak başta olmak üzere, Bakan Yardımcısı Hamza Yerlikaya’ya, Spor Genel Müdür Vekili Ömer Altunsoy’a, İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürü Muhittin Özbay’a, Güngören Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Remzi İlhan’a, tesis yöneticileri ve çalışanlarına, hakemlere ve organizasyon ekibine teşekkür etti. – İSTANBUL
]]>AB’nin 10 ülkeyi içine aldığı en büyük genişlemesinin 20. yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen Genişleme Günü etkinlikleri kapsamında, Avrupa Bölgeler Komitesi Türkiye Çalışma Grubu toplantısı yapıldı.
Toplantıda Türkiye’deki son gelişmeler ışığında AB-Türkiye ilişkileri ve 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında etkilenen bölgedeki durum ele alındı.
Bölgeler Komitesi Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Antje Grotheer’in moderatörlüğündeki programa, Türkiye’nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Kaymakcı, Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu, Kahramanmaraş’ın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör, Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Mukim Temsilcisi Louisa Vinton konuşmacı olarak katıldı.
Büyükelçi Kaymakcı, Türkiye’nin AB’ye aday ülke olmasının önemini vurgulayarak, aynı konumdaki diğer ülkelerle eşit muamele görmesi gerektiğini belirtti.
17-18 Nisan’da düzenlenen AB Zirvesi’nin Türkiye ile ilgili sonuç bildirisinin moral bozucu olduğunu ifade eden Kaymakcı, yüksek düzeyli diyalogların başlatılması, Avrupa Yatırım Bankasının Türkiye’de yeniden aktif hale gelmesi, vize kolaylığı sağlanması, Gümrük Birliği modernizasyonu gibi unsurların bir an önce sağlanması gerektiğine işaret etti.
Kaymakcı, zirvede Türkiye ile ilişkilerle ilgili çalışmanın, AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinden oluşan Coreper’e devredildiğini anımsatarak, bu çalışmanın bir an önce sonuçlanması gerektiğini dile getirdi.
AB’nin Türkiye ile ilgili her konuyu “Kıbrıs’a bağladığını” belirten Kaymakcı, “Tek taraflı politikalarla hiçbir çözüme varamayız.” dedi.
Kaymakcı, AB’nin depremlerin ardından gösterdiği dayanışmaya teşekkür ederek, taahhütlerin eyleme dönüştürülmesi gerektiğini de kaydetti.
“Türkiye, Avrupa’nın güvenlik kapısıdır”
Melikgazi Belediye Başkanı Palancıoğlu da Türkiye ve AB’den yerel yönetimlerin birlikte çalışmasının önemine değinerek, Ukrayna savaşı ve Gazze’deki durumun AB ve Türkiye arasındaki işbirliğinin önemini bir kez daha bölgesel seviyede ortaya koyduğuna dikkati çekti.
Palancıoğlu, Türkiye’nin enerji koridorlarına ev sahipliği yaptığını, güvenlik açısından da Avrupa için önemli bir konumda bulunduğunu belirterek, “Türkiye, Avrupa’nın güvenlik kapısıdır. Türkiye ile olan ilişkiler sadece Türkiye’nin faydasına değil, Avrupa’nın güvenliği açısından ve diğer birçok açıdan önemlidir.” ifadelerini kullandı.
AB Zirvesi’ne “hayal kırıklığı” yorumu
AP Türkiye Raportörü Amor da Türkiye’nin aday ülke olduğunun unutulmaması gerektiğini vurguladı.
Türkiye’de AB üyeliği konusunda siyasi irade eksikliği olduğunu, Türkiye’nin AB güvenlik ve dış politikasından uzaklaştığını savunan Amor, yerel seçimlerden sonra hükümetin üyelik süreciyle ilgili nasıl bir tutum takınacağı konusunda AB’nin Türkiye’yi ihtiyatla izlediğini söyledi.
Amor, AB Zirvesi’nde Türkiye ile ilgili alınan kararların hayal kırıklığı yarattığını vurgulayarak, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Kasım 2023’te hazırladığı raporda Türkiye ile çalışmak için birçok yolun zikredildiğini ancak AB liderlerinin bunları dikkate almadığını ifade etti.
Deprem sonrası kalkınma süreci
Kahramanmaraş’ın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Güngör de depremlerin akabinde bakan ve koordinatör valilerin görevlendirilmesiyle oluşturulan, yerel yönetimlerin dayanışmasıyla yürütülen süreçte Kahramanmaraş örneğiyle ilgili sunum yaptı.
Güngör, özenle yürütülen çalışmalarla 65 çadır kentte 537 bin kişinin barınmasının sağlandığını, 22 bin 425 konteynerde 70 bin kişini geçici olarak barındırıldığını, günlük 25 binin üzerinde sıcak yemek çıkarıldığını, 125 bin çadır dağıtıldığını, 4 bin prefabrik çarşı oluşturulduğunu, bir yandan da kalıcı konutlar için zemin etüdünün yapıldığını ve şimdiye kadar 25 bin konutun hak sahiplerine teslim edildiğini anlattı.
AB’ye deprem nedeniyle verdiği destekler, hibeler ve krediler için teşekkür eden Güngör, bunların kullanım süreçlerinin hızlandırılmasının deprem bölgelerindeki iyileşmeyi hızlandıracağını kaydetti.
UNDP Mukim Temsilcisi Vinton da depremle ilgili yaraları sarmak için birçok şey yapıldığını ancak halen yapılması gereken çok şey olduğunu söyledi.
Depremden etkilenen alanın Portekiz ve Avusturya gibi ülkelerin yüz ölçümünden fazla olduğuna dikkati çeken Vinton, 7 Mayıs’ta Brüksel’de düzenleyecekleri etkinlikte bu konuda farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini, uluslararası ortaklara bağış çağrısı yapacaklarını bildirdi.
]]>BTSO Ana Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen Kuzey Makedonya İş Forumu’nun açılış konuşmasını BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener gerçekleştirdi. Başkan Yardımcısı Şener, Türkiye’nin Balkan ülkelerinin tamamı ile ortak tarihi, kültürel ve toplumsal geçmişi olduğuna dikkati çekerek, “Türkiye ile Kuzey Makedonya, yüzyıllardan günümüze ulaşan ortak tarih, kültür ve medeniyet bağlarına sahip. Ancak bu ilişkilerimizi yalnızca kültürel ve tarihi bir yaklaşımla ele alamayız. Kuzey Makedonya’nın da içinde yer aldığı Balkan coğrafyası, ticaret hacmi ve barındırdığı fırsatlar itibariyle ülkemiz için stratejik bir bölge. Türkiye için Avrupa’ya ve dünyaya açılan bir kapı niteliğinde olan Balkan coğrafyası, uluslararası rekabette söz sahibi olmak isteyen firmalarımız için adeta bir sıçrama tahtasıdır” dedi.
“Kuzey Makedonya önemli bir çekim merkezi”
Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirleri arasında bulunan Bursa’nın bugünkü güçlü konumuna ulaşmasında Balkan kökenli iş insanlarının büyük payı olduğunu ifade eden BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odası olarak bizler de Balkan ülkeleriyle ticaret potansiyelini geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu noktada Kuzey Makedonya, Avrupa ortalamasının üzerinde bir büyüme oranı ve gelişmeye açık ekonomik yapısıyla, firmalarımız için önemli bir çekim merkezi olarak öne çıkıyor. Bursa’dan Kuzey Makedonya’ya ihracat yapan 169 firmamız bulunuyor. Geçen yıl Bursa’dan Kuzey Makedonya’ya gerçekleştirdiğimiz ihracat 50 milyon dolara ulaştı. Ülkelerimiz arasında yatırım ve ticari potansiyel çok yüksek. Biz bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmek istiyoruz. Bugünkü toplantımızın da Bursa ve Kuzey Makedonya arasındaki ilişkileri canlandırmak ve daha da ileriye taşımak için önemli bir fırsat oluşturduğuna inanıyorum” diye konuştu.
“Bursa ile Ticaret hacmi 55 milyon dolar”
Kuzey Makedonya Türkiye Büyükelçisi Jovan Manasijevski de karşılıklı üst düzey ziyaretler ile Türk şirketlerinin Makedonya’da stratejik altyapı ve sermaye projeleri alanında önemli projeleri üstlendiklerini söyledi. Manasijevski, “İki ülke arasındaki yakın ilişkiler, ikili işbirliğinin genel olarak sürdürülmesine ve geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Türkiye, Makedonya’nın 7. büyük ticaret ortağı. Türk firmaları, Makedonyalı üretici firmaların ana tedarikçileri arasında. Ülkelerimiz arasındaki toplam ticaret hacmi ise 1 milyar dolara ulaştı. Kuzey Makedonya’da kayıtlı 2 bine yakın Türk şirketi farklı sektörlerde faaliyet göstermekte. Ülkemizdeki toplam kayıtlı yabancı şirketler arasında yüzde 25 oranla Türkiye birinci sıraya yerleşti. Bursa ile Makedonya arasındaki toplam ticaret hacmi ise 2023 yılında önemli bir artış ile 55 milyon dolar oldu. Bizler bu rakamları çok daha yüksek bir düzeye çıkaracağımıza inanıyoruz” dedi.
Açılış konuşmalarının ardından Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Teknolojik Endüstriyel Geliştirme Bölgeleri Müdürlüğü Direktörü Jovan Despotovski, katılımcılara Kuzey Makedonya’daki iş fırsatları sunumu gerçekleştirdi. İş forumu, Şahterm CEO’su Faruk Şahin ve Pürplast Genel Müdürü Mehmet Şişmanoğlu’nun Kuzey Makedonya’daki başarılı iş hikayelerine ilişkin sunumlarıyla sona erdi. – BURSA
]]>CHP İstanbul İl Örgütü, 31 Mart’ta yapılan ve CHP’nin birinci parti olarak çıktığı yerel seçimlerdeki sandık görevlileri için Kadıköy Festival Park’ta sertifika töreni düzenledi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da katıldığı tören, Aybüke Albere’nin konseriyle başladı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik yaptığı konuşmada, sandık görevlilerine seslenerek “Gece gündüz demeden sandıklarda büyük ve tarihi bir mücadele verdiniz. Bugün de yağmur, soğuk demeden demokrasi kahramanları buluşmamıza geldiniz. Hepiniz hoş geldiniz. Hepinizin ayağına, yüreğine sağlık. 31 Mart’ta hep birlikte tarihi bir başarı elde ettik. Yeniden kazandık. Meclis çoğunluğunu sağladık. İstanbul’da 26 ilçe belediyesi kazandık ve partimiz Türkiye’de birinci parti oldu” ifadelerini kullandı.
“KISA ZAMANDA BÜYÜK İŞ BAŞARDIK”
Bu sonucun İstanbul, Türkiye ve büyük bir toplumsal ittifakın başarısı olduğuna vurgu yapan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İstanbul ittifakına güvenen bütün İstanbullulara sizlerin huzurunda sonsuz ve yürekten teşekkür ediyorum. Çok kısa bir zamanda hep birlikte büyük bir iş başardık. Üstelik bu başarıyı çok zorlu koşullarda elde ettik. 2023 seçimleri büyük bir karamsarlık ortaya çıkartmıştı. Seçmende bir umutsuzluk vardı. Parti örgütümüzde bir umut yorgunluğu vardı. Sandık görevlilerinin motivasyonu düşüktü. Avukatlarımızın motivasyonu düşüktü. Bu zor koşullarda İstanbul’da 33 bin 227 sandıkta sandık görevlilerimizle, avukat, okul kat sorumlularımızla, bilişim sorumlularımızla çok tarihi bir mücadele verdik. Ben 31 Mart’ta verdiğiniz büyük mücadele için öncelikle bütün sandıklarda görev alan sandık görevlilerimize, müşahitlerimize, okul kat sorumlularımıza, bilişim sorumlularımıza, avukatlarımıza büyük bir teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten çok önemli bir mücadeleydi.”
“ODAK NOKTASI İSTANBUL’DU”
İlçe başkanlarına, il yöneticilerine, kadın ve gençlik kollarına, belediye başkan adaylarına, genel başkan yardımcılarına, milletvekillerine, üyelere mücadeleleri için teşekkür eden Çelik, sözlerine şöyle devam etti:
“Hepimizin bildiği gibi 31 Mart günü Türkiye’nin 81 ilinde bir seçim gerçekleşti ancak Türkiye’nin gözü kulağı İstanbul’daydı. 31 Mart seçimlerinde odak noktası İstanbul’du. İstanbul’da bir kez daha büyük bir mücadele örneği sergileyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’na büyük bir teşekkür ediyorum ve kendisiyle yol yürümekten büyük bir onur ve mutluluk duyduğum partimizin genel başkanı Sayın Özgür Özel’e büyük bir teşekkür ediyorum. Hep birlikte büyük bir mücadele örneği sergiledik.”
“31 MART’TAN SONRA GEZİ PARKI’NIN YÜZÜ GÜLMEYE BAŞLADI”
İstanbul’da ve Türkiye’de insanların yüzünün gülmeye başladığını belirten Çelik, “Validebağ Korusu’nun da yüzü gülmeye başladı. Galata Kulesi’nin de yüzü gülmeye başladı. Taksim’de Gezi Parkı’nın da yüzü gülmeye başladı. Beton Kanal İstanbul’un tehdit ettiği Marmara Denizi’nin yüzü gülmeye başladı. Ormanların, ağaçların, barajların yüzü gülmeye başladı. Artık çocuklar geleceğe daha umutlu gözlerle bakıyorlar. Artık gençler geleceğini yurt dışında aramak yerine ülkesine daha sıkı sarılıyorlar. 31 Mart’tan beri kadınlar, kendileri için daha eşit bir dünyanın daha eşit bir ülkenin hayalini kuruyorlar. Her geçen gün ekmeği küçülen emekçiler, emekliler, işçiler, esnaf gelecek güzel günlere yeniden inanmaya başladı 31 Mart’tan sonra” dedi.
Seçimlerin umut yarattığının da altını çizen Çelik, “O umut, İstanbul’un 26 ilçesindeki belediye başkanlarımızdır. O umut, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’dur. Umut, Türkiye’de genel başkanımız Özgür Özel’in öncülüğünde kazandığımız belediyelerdir” ifadelerini kullandı.
“SEÇİMLER BİZE BÜYÜK GÖREV VE SORUMLULUK VERDİ”
“31 Mart’ın ortaya çıkarttığı bu umutla şimdi hepimizin sorumluluğu, görevi çok daha büyük” diyen Çelik, şunları söyledi:
“31 Mart seçimleri hepimize daha ve daha büyük görev ve sorumluluklar yükledi. Seçmen bize 31 Mart’ta çok önemli bir mesaj verdi. Seçmen bizi birinci parti yaparak eğer kazandığınız belediyeleri etkili bir biçimde yönetirseniz, halk belediyecilik uygulamalarını 2019’dan beri olduğu gibi etkili bir biçimde uygularsanız, çok çalışırsanız sizleri ilk genel seçimde iktidar yapacağız, dedi. Şimdi sorumluluğumuz çok daha büyük. Bu yönüyle 31 Mart seçimleri bizim için bir sonuç değil, yeni bir başlangıçtır. 31 Mart seçimleri, Türkiye demokrasi mücadelesinin en önemli başlangıcıdır. Hep birlikte yeni başlıyoruz ve çok çalışacağız. Emeklinin, emekçinin sesi olacağız. Yoksulluğu bu ülkenin kaderi olmaktan çıkartacağız. Bizlere Atatürk’ün emaneti olan Cumhuriyetimizin değerlerini geliştireceğiz. Demokrasimizi güçlendireceğiz. Ülkemizin toplumsal barışını sağlayacağız. Sosyal hukuk devletini hayata geçireceğiz. İnsanların refah, huzur, barış içerisinde yaşayacağı bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Bunu yine sizlerin mücadelesiyle gerçekleştireceğiz. Tekrar büyük mücadelemiz için hepinize sonsuz ve yürekten teşekkür ediyorum.”
Konuşmanın ardından program sandık görevlilerine sertifika verilmesi ve Kalben konseriyle program sona erdi.
]]>Destici, partisinin Altındağ Kültür Sarayı’nda düzenlenen Yerel Yönetimler ve Genel İstişare Toplantısı’ndaki konuşmasına 2009’da vefat eden kurucu genel başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nu anarak başladı.
Yerel seçimlerde gösterdikleri çaba dolayısıyla teşkilata teşekkür eden Destici, şunları söyledi:
“BBP olarak seçim sonuçlarını değerlendirdiğimizde, önemli bir yönüyle hedeflerimizi yakaladık. En önemi hedefimiz, Sivas Belediyesi’ni kazanmaktı ve Allah’ın izniyle kazandık. Sivas sadece Sivas’ta yaşayan 650 bin kişiden ibaret değildir. İstanbul’da en az 1 milyon kişi yaşamaktadır. Biz sadece bir il belediyesi almadık. Biz şehit liderimiz, Muhsin başkanımızın bize olan emanetini de kazandık. Kara sevdasını da aldık. Sivas Türkiye’nin nüfus olarak en büyük ikinci şehridir. Nüfus olarak saydıklarımızı topladığımızda Türkiye’nin 5’inci büyük kentini kazanmıştır Büyük Birlik Partisi.”
Yerel seçimlerin alınan oy oranlarının katılım durumuna göre değerlendirildiğini ifade eden Mustafa Destici, sözlerini şöyle sürdürdü:
“BBP olarak geçtiğimiz dönem yapılan yerel seçimlere göre daha başarılı olduğumuzu görüyoruz. Hem il genel meclisi sayımız hem belediye meclis üyesi sayımızda 2019 seçimlerine göre bariz bir şekilde bir artış da görüyoruz. Yine aldığımız oy oranlarını değerlendirdiğimizde, 51 ilde il genel meclisinde, geçerli oy 9 milyon 203 bin 994, BBP 201 bin 153 oy, yani yüzde 2,18 oy oranına ulaşmıştır. Büyükşehir belediye ve belediye meclis üyesinde 20 milyon 333 bin 220 seçmenin olduğu yerde partimiz 522 bin 751 oy almış ve oy ortalaması yüzde 2,57’dir. Belediye başkanlığı aday gösterilen 375 ilçede, il ve bölgede, 14 milyon 330 bin 193 seçmenin bulunduğu yerde 483 bin 90 oy almış ve yüzde 3,37 oranını yakalamıştır.”
Milletin tercihine saygı duyduklarını, milli iradenin tecellisinden razı olduklarını dile getiren Mustafa Destici, ittifakın hatası varsa konuşularak eksiklikleri bir dahaki seçimlere kadar gidermenin yollarının aranacağını söyledi.
Seçim sonrasında yaptığı Gabar ziyaretine değinen Destici, Gabar’daki cehennem deresinin adeta cennetten bir köşe haline geldiğine işaret etti.
Destici, “Gabar, artık terörden temizlenmiş ve huzur gelmiş, aynı zamanda da Gabar’ın Türkiye’nin enerji açığının önemli bir kısmını kapatacak noktada bir petrol rezervine sahip olduğu ortaya çıkarılmıştır.” diye konuştu.
Enerjideki dışa bağımlılığın azaltılmasının cari açığı ve borçlanmayı da azaltacağını, bunun enflasyonu düşüreceğini, hayat pahalılığını sona erdireceğini ifade eden Destici, “Onun için bu yatırımları önemsiyoruz.” dedi.
“Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir ferdiyiz”
Şırnak’taki ziyaretinde de halkla bir araya geldiğini söyleyen Destici, “Biz, Kürt’ü, Türkmen’i, Alevi’si, Sünni’si, Arap’ı, Boşnak’ı, Çerkez’i, hepimiz aynı ülkenin çocuklarıyız. Etnik kökenimiz, mezhebi anlayışımız ne olursa olsun, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir ferdiyiz, birinci sınıf vatandaşıyız ve daha da önemlisi kardeşiz ve kardeş kalmaya devam edeceğiz. Bunu kimsenin bozmasına bugüne kadar fırsat vermedik, Allah’ın izniyle, bundan sonra da fırsat vermeyeceğiz.” ifadesini kullandı.
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı tüm öğretim kademelerindeki zorunlu derslere ait “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” yeni müfredat taslağına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Özçağdaş, “Tespit edilmesi gereken en temel husus şudur ki: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli başlığı altında ülkemize dayatılan bu müfredat, STK kisvesi altında yutturmaya çalışılan tarikat ve cemaatlerin Türkiye hayali olabilir ama ‘Cumhuriyet sizden ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesiller ister’ diyen Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş eğitim programı olarak kabul edilemez.” sözleriyle eleştirdi.
Özçağdaş’ın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağı hakkındaki değerlendirmeleri şu şekilde:
“Müfredat bu haliyle, Türkiye’nin geleceğine hizmet eden bir eğitim programı değil, dindar ve kindar nesiller yetiştirme hedefinden bir gün bile vazgeçmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının çağdışı eğitim manifestosudur. Eğitimde Program Geliştirme dünyada 1930’lardan, Türkiye’de 1950’lerden beri bir bilim alanıdır. 2002’ye kadar Türkiye’de “müfredat” yerine program sözcüğü kullanılmaktaydı. ‘Maarif’ sözcüğü ise kullanımdan kalkmış bir sözcüktür. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkçenin gramer yapısına uygun olmayan sözcükler seçmesi, bunu telkin etmesi, daha başlangıçta eğitim programlarının nasıl bir zihniyetle hazırlandığını bize göstermektedir. Bilim alanlarını yok sayarak hazırlanan metinlere Öğretim Programı denmesi de zaten mümkün değildir.
“AKP ÇAPSIZLIĞININ BİR ÜRÜNÜ OLARAK TARİHE GEÇECEKTİR”
Milli Eğitim Bakanlığı UNICEF ile yapılan K12 Ulusal Beceri Geliştirme Programı kapsamında ‘Türkiye Bütüncül Modeli’ ismini benimsemişken, bu isim yerini, iktidar partisinin seçim sloganına, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ismine bırakmıştır. Bizim açımızdan içinde bulunduğumuz yüzyıl, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılıdır. Bu topraklara 10 yüzyıldan bu yana Türkiye denmektedir. Eğitim-öğretim yerine maarif gibi kullanılmayan eski bir sözcüğü seçmek, bunu iktidar partisinin seçim sloganı ile bezemek ancak AKP çapsızlığının bir ürünü olarak tarihe geçecektir.
“BECERİKSİZLİK, BİLİNÇLİ İHANET OLARAK ADLANDIRILABİLİR”
22 yıllık iktidarında Türkiye’yi hemen her alanda büyük sorunlar ve açmazlarla karşı karşıya bırakan, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığını kendisine şiar edinmiş AKP iktidarının, kendilerinin de kabul ettiği üzere, en büyük başarısızlık alanlarından biri, eğitimdir. Defalarca yapılan müfredat ve sistem değişikliklerini, halen aynı zihniyetle yeniden yeniden üretiyor olmak, ancak bu iktidarın başarabileceği türden bir beceriksizlik ya da bilinçli bir ihanet olarak adlandırılabilir.
“TÜRKİYE’NİN İHTİYACI LAİK EĞİTİM SİSTEMİDİR”
Yaklaşık 20 milyon öğrenci mevcudu ile neredeyse her aileden bir bireyin eğitim süreci içinde olduğu; toplumsal, kültürel, ekonomik ve çevresel çok sayıda çözülmesi gereken sorunları olan bir ülke için eğitim tam anlamıyla bir beka sorunudur. Türkiye’nin temel ihtiyacı, çocuklarının düşünen, sorgulayan, eleştiren, araştıran, çağdaş medeniyetler ile rekabet edebilen yurttaşlar olarak geleceğe güvenle hazırlandığı bilimsel, demokratik ve laik bir eğitim sistemidir.
“UZMAN BİREYLERDEN GÖRÜŞ TALEP ETMEMİŞTİR”
Program geliştirme ve değerlendirme süreci ‘Program Geliştirme Bilim Alanının’ ilkelerine uyularak hazırlanmalı ve disiplin alanının bilimsel bilgisini temele alarak oluşturulmalıdır. Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı Milli Eğitim Bakanlarından biri olan sayın Yusuf Tekin, kendi ideolojisi doğrultusunda, eğitim paydaşlarının görüşlerini almadan öğretim programlarını değiştirmektedir. Bakanlık, öğretim programlarının hazırlanış aşamasında AKP ideolojisine yakın görmediği, daha açık bir ifadeyle muhalif hiçbir STK’dan, üniversitelerin eğitim bilimleri bölümlerinden ya da alan uzmanı bireylerden görüş talep etmemiştir.
“GERİCİ NİTELİKTEDİR”
İçerik, ‘Erdem-değer-eylem’ modeli ile programı hazırlayanların ideolojik tutumlarını sonuna kadar yansıtmaktadır. Eğitim programları, çocukların aileden, çevreden edindikleri değerler karşısında taraf olamaz. Programların benimsediği değerler; test edilmiş, geçerliliği ortaya konulmuş, çocukların yararına, tarafsız ve evrensel değerler olmak zorundadır. Oysa hazırlanan program ‘değer telkini’ üzerine oturtulmuştur. Bu açıdan hayli otoriter, despotik, gerici niteliktedir.”
]]>(MANİSA)– CHP Genel Başkanı Özgür Özel, memleketi Manisa’nın Alaşehir ilçesinde halka seslendi. Özel, “Herkes şunu bilsin ki birileri kavga etmek istiyor, etmeyeceğiz. Birileri laf dalaşı istiyor. Yapmayacağız. Birileri gündem saptırmak istiyor, bu oyuna düşmeyeceğiz. Kavga isteyenler kavga şöyle olacak, öyle kimlik siyasetinde kavga, günlük siyasette kavga, atışma, hakaret, birbirine iftirada yarışma değil kavga edeceksek çiftçiler için edeceğiz, işçiler için edeceğiz. Kimsesizlerin kimsesi olmak bizim görevimiz. Ancak lüzumsuz tartışmalarla birilerinin bitmiş olan kredilerini yeniden kazandırmak, tükenmiş olan siyasi geleceklerine yeniden umut olmak niyetinde değiliz. . Bu ülke Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine ikinci yüzyılda görevi verecek. Yeniden Cumhuriyet ve demokrasi, yeniden güçlü, müreffeh, zengin bir Türkiye’yi hep beraber kuracağız. Size bunun sözünü veriyorum” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Alaşehir Belediyesi’ni ziyaret etti. Özel, ardından belediye binası önünde toplanan vatandaşlara hitap etti. Özel, “Bu coşku 31 Mart’ın coşkusudur. Bu coşku 47 yıldır birinci parti olmayı özleyen CHP’lileri coşkusudur” dedi.
Seçim çalışmaları nedeniyle ilçe yöneticilerine teşekkür eden Özel, Belediye Başkanı Ahmet Öksüzoğlu’nun aday gösterilme ve seçim başarısını şu sözlerle anlattı:
“Ahmet Öküzcüoğlu 2017 yılında adaşı ilçe başkanı Ahmet Başkanım tarafından bana dişhekimi Ahmet Öküzcüoğlu’nu ikna edersek biz Alaşehir’i alırız demişti. Ben de demiştim ki Alaşehir’i almak için çok önceden çok iyi bir adaya ihtiyaç var. Gittik, konuştuk. İkna ettik. Türkiye’nin ilan edilen ilk belediye başkan adayıydı. 1,5 yıla varan bir kampanya sürecinde gitmediği köy, mahalle, çalmadığı kapı, görüşmediği kimse kalmadı. Zaten geçmişten kayınpederi CHP’nin, kendi babası merkez sağın sevilen ve sayılan isimlerindendi. Erkin Türker bizim büyüğümüzdü. Öyle bir başarı elde etti ki geçen seçimlerde Manisa’nın en büyük sürprizini yaptı. Ama bu sene aday olduğunda kimileri Alaşehir’de zorluklar var diyordu. Ama ben şundan emindim. Ahmet Öküzcüoğlu, temiz belediyecilik yaptı. Çalışkandı, dürüsttü. Şeffaftı. Birileri gibi bir partiye üye olanların sadece kendi gençlik kollarının değil bütün Alaşehir’in belediye başkanlığını yapmıştı. İnancım ve güvenimi hiç biriniz boşa çıkarmadınız. Ahmet Öküzcüoğlu, bu sefer iki kişinin birinden de fazla, yüzde 53 oyla seçildi. Kendisini kutluyorum.”
“BENİM İŞİM VE GÜCÜM TÜRKİYE”
Alanda pankart açan gençlere de seslenen Özel, “Bizim Ahmet Başkanın işi gücü Alaşehir, benim işim ve gücüm Türkiye. Sizin de işiniz gücünüz okulunuz ve dersleriniz” dedi.
“HARAMDAN BIKAN, UZAKLAŞAN MUHAFAZAKAR DEMOKRATLARDAN OY ALDIK”
“Biz 31 Mart akşamı CHP olarak bir zafer elde etmedik. Kazanılan başarı hepimizindir” diyen Özel, şunları söyledi:
“Biz Alaşehir’de elbette siz aslan sosyal demokratlardan oy aldık. Ancak Alaşehir’de gönlünde ve gözünde güneş olan iyi insanlardan, geçmişte MHP’de olan demokrat ülkücülerden, milliyetçi demokratlardan oy aldık. Geçmişte AKP ile yola çıkan ama son zamanlarda yalandan ve haramdan bıkan, uzaklaşan muhafazakar demokratlardan oy aldık. Dünya kadar göç alan Alaşehir’imizde, biz vatanına, milletine, bayrağına saygılı Kürt demokratlardan oy aldık. Biz Alaşehir’de Alevi’sinden Sünni’sinden, Pomak’ından göçmeninden, Laz’ından, Çerkez’inden, biz Alaşehir’de bütün Alaşehir’den oy aldık. Alaşehir ittifakı kazandı, Türkiye ittifakı kazandı. Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bu seçim başarısı bizleri asla şımartmayacak. Bunu bir zafer olarak görmüyoruz. Bunu sadece ve sadece bizim omuzlarımıza yüklenmiş bir vazife ve geleceğe doğru Türkiye adına yakalanmış bir fırsat olarak görüyoruz. Bu fırsat bizlerin evlatlarını işe yerleştirme ya da yandaşlarını zenginleştirme, ona buna ihaleleri peşkeş çekme fırsatı değildir.
“TÜRKİYE’NİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEYE, ATATÜRK’ÜN PARTİSİNİ İKTİDAR YAPMAYA GELDİK”
Biz hep beraber Türkiye Cumhuriyetinin tarihini değiştirme, tarihini yeniden yazma fırsatını yakaladık. Bu tarih artık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletin efendisi dediği köylülere, al ananı da git diyenlere inat, köylüyü, çiftçiyi, hayvancılıkla uğraşanları, yalnız bırakmayan, onlara sahip çıkan Cumhuriyet tarihini, esnafı, Ahi Evran’ın torunlarını, dürüst ve çalışkan esnafı, siftahsız bırakanlara karşı onlara sahip çıkmak için, artık onlar için yeniden Cumhuriyetin temel değerlerini sahiplenmeyi, emekliye 10 bin lira verip açlığa ve yoksulluğa itenlerin, 10 bin lira ile kira verip aç kalacak, karnını doyursa aç kalacak emeklinin sesini duymak için, Atatürk’ün dediği gibi Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir. Kimsesizlere, sahipsizlere, unutulanlara, yoksullaştırılanlara, iflasa sürüklenenlere sahip çıkmanın fırsatını yakaladık hep beraber. Bunun için çok çalışacağız, kimseyi geride bırakmayacağız. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde elde ettiğimiz başarıyı Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk genel seçimlerinde yeniden birinci çıkarak, -bu haritada gördüğünüz kırmızı yerler yetmez- bütün Türkiye’yi kırmızıya boyayarak, ortasına ay yıldızlı al bayrağı koyarak, Türkiye’nin yüzünü güldürmeye, Atatürk’ün partisini iktidar yapamaya geldik.
“BİRİLERİ KAVGA ETMEK İSTİYOR, ETMEYECEĞİZ”
Herkes şunu bilsin ki birileri kavga etmek istiyor, etmeyeceğiz. Birileri laf dalaşı istiyor. Yapmayacağız. Birileri gündem saptırmak istiyor, bu oyuna düşmeyeceğiz. Kavga isteyenler kavga şöyle olacak, öyle kimlik siyasetinde kavga, günlük siyasette kavga, atışma, hakaret, birbirine iftirada yarışma değil kavga edeceksek çiftçiler için edeceğiz, işçiler için edeceğiz. Emekçiler için, emekliler için kavga edeceğiz. Elbette her geçen gün biraz daha meydanlarda bizimle olan, heyecanlanan, partimize koşturan gençlerin kaybolan umutlarını yeniden canlandırmak için, gençlerin dünyanın gelişmiş ülkelerinde değil bu güzel ülkede hayal kurmalarını sağlamak için, gençler ki Atatürk Cumhuriyeti onlara emanet etmiştir. Onların geleceğine sahip çıkmak için hep birlikte çalışacağız. Bundan sonra vatandaşın gündeminde olmayan hiçbir gündemle meşgul değiliz. Yoksulluk bizim gündemimiz. İşsizlik bizim gündemimiz. Kimsesizlerin kimsesi olmak bizim görevimiz. Ancak lüzumsuz tartışmalarla birilerinin bitmiş olan kredilerini yeniden kazandırmak. Tükenmiş olan siyasi geleceklerine yeniden umut olmak niyetinde değiliz. Bu ülke kendi kaderine kendi karar verecek. Bu ülke Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine ikinci yüzyılda görevi verecek. Yeniden Cumhuriyet ve demokrasi, yeniden güçlü, müreffeh, zengin bir Türkiye’yi hep beraber kuracağız. Size bunun sözünü veriyorum.
“TÜRKİYE İTTİFAKI ADINI GÜZEL ÜLKEMİZDEN, RENKLERİNİ AY YILDIZLI ŞANLI BAYRAĞIMIZDAN ALIR”
Biz bu seçimi söylediğim gibi Türkiye ittifakıyla kazandık. Türkiye ittifakı bir büyük ittifaktır. Ama partiler arasında kurulmuş değildir. Türkiye ittifakı sandıkta kurulmuştur. Türkiye ittifakı Alaşehir’in Cumhuriyet Meydanı’nda kurulmuştur. Türkiye ittifakı tarlalarda, fabrikalarda, Türkiye ittifakı köylerde kurulmuştur. Gönüllerde kurulmuştur. Türkiye ittifakı Türkiye’de milli takım gol atınca sevinen herkesin ittifakıdır. Türkiye ittifakı filenin sultanları şampiyon olunca, İstiklal Marşı ile şanlı bayrak gönlere çekilirken kızlarımız ile birlikte ağlayan herkesin ittifakıdır. Türkiye ittifakı adını güzel ülkemizden, renklerini ay yıldızlı şanlı bayrağımızdan alır. Kırımız, beyaz. En büyük Türkiye. Şundan emin olun ki günü gelince yine Türkiye ittifakı kazanacak. Günü gelince yine Türkiye kazanacak. Hiç kimse kaybetmeyecek. AKP’liler siz bizim milletimizin birer ferdisiniz. Biz sizi asla itmedik, asla itmeyeceğiz, asla bu memleketin ötekisi yapamayacağız.
“YENİ BİR SAYFA AÇIYORUZ”
MHP’liler geçmişte yaşanan her şey bir yana, son yıllarda yaşanan Alaşehir gerilimleri bir yana, biz temiz bir sayfa açıyoruz. Yeni bir sayfa açıyoruz. Bundan sonra tartışmaların, gerilimlerin değil bu güzel Alaşehir ve Manisa’da, bu güzelim memlekette hep birlikte barış içinde yaşamak için herkese kucaklarımızı açıyoruz. Belediyenin kapısı ardına kadar açıktır. Gönüllerimiz ardına kadar açıktır. CHP’nin kapıları ardına kadar açıktır. Zira CHP, herhangi bir siyasi parti değildir. CHP, savaş meydanlarında kurulmuş, kurucuları bu ülkenin de kurucuları olan kahramanlardır. CHP, o yüzden baba evidir. Baba evi herkesin içine doğduğu, kiminin ileride ayrıldığı, kiminin kaldığı, kiminin ırakta oturduğu, kiminin yakında oturduğu, kiminin büyüğünü aradığı, kiminin küçüğüne razı olduğu ama herkesin çayının demli olduğunu bildiği, çorbasının kaynadığını bildiği, bacasının tüttüğünü bildiği, başım sıkışırsa baba evi orada diye bildiği yerdir. Zorda kalırsam baba evine dönerim dediği yerdir. Şimdi gün o gündür. Baba evinin kapısı ardına kadar açıktır. Arkamda gördükleriniz bu partinin yöneticileri, üyeleri bugüne kadar o çorbayı kaynatanlardır. O baca tütsün diye odun çekenlerdir. Hepsinden Allah bin kere razı olsun.
“BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTE ARTIK SİYASİ KAVGALAR DEĞİL BİRLİKTE MÜCADELELERİN DÖNEMİDİR”
Ama baba evine, dün baba evinde olmayıp bugünden gelene içine girmese de yakınında durana, CHP üyesi olmasa da oyunu verene diyorum ki bu ev benim kadar senindir. Çünkü buranın tapusu ne bendedir, ne bir başkasındadır. Bu evin tapusu Ecevit’te de yoktu, rahmetli İsmet Paşa’da da. Bu evin tapusu bir kişiye kayıtlıdır. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bunun için bundan sonraki süreçte artık siyasi kavgalar değil birlikte mücadelelerin dönemidir.
“YARIN ARTIK KISA ÇÖPÜN UZUN ÇÖPTEN HAKKINI ALACAĞI GÜNDÜR”
“Atanmayan öğretmene de staj ve çıraklı mağduruna da, emeklilikte kademe bekleyene de, 9 bin gün yüzünden emekli olamayan Bağ-Kurluya da, hak ettiği primi alamayan, bugün üzümcünün ve bağcının sıkıntılarının çözülmediğini, yapraktaki ve üzümdeki sorunları biliyoruz. Çiftçinin mücadelesini hep birlikte yürüteceğiz. Esnafa da emekçilere de emeklilere de hep birlikte sahip çıkacağız. Bu ülke yoksulluk çekecek bir ülke değildir. Bu ülke işsizlik çekecek bir ülke değildir. 3 tarafı güzel denizler olan. Her zaman turizm için uygun bir yeri olan. Genç nüfusu olan. 600 yer altı zenginliği bulunan. Mineraliyle, vitaminiyle, cevherleriyle, madenleriyle, petrolüyle, her tarafından bereket fışkıran bu ülke kendinden çok daha mağdur ülkeler varken, onların 10’da biri emekli ücretine, 5’te biri asgari ücrete asla razı olamaz. Yarın birlikte mücadelenin günüdür. Yarın artık kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağı gündür. Yarın Alaşehirli üzüm üreticisinin, bağ üreticisinin, Alaşehirli çiftçinin hakkını alacağı gündür.
“SİZİN İÇİN ÇALIŞACAĞIM VE BU PARTİYİ İKTİDAR YAPIP SİZE BORCUMU ÖYLE ÖDEYECEĞİM”
Ben burada ilk kez size CHP’nin Genel Başkanı olarak hitap ediyorum. Hepinizin bugüne kadar vermiş olduğu tüm desteklere minnet duyuyorum. İyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz. İyi ki Manisalıyım. İyi ki sizin evladınızım. Örgütümüze, ilçe yönetimimize, belediye başkanımızı, onun hizmetlerini, kadrolarını emanet ediyorum. Belediye başkanıma Alaşehir’in yoksullarını, Alaşehir’in gençlerini, emeklilerini, çiftçilerini, güzel insanlarını emanet ediyorum. Alaşehirlileri, Evliya Çelebi’nin gelip de gördüğü ‘Ne ala şehir’ dediği, bu ala şehrin, ne ala insanlarını, en ala insanlarını Allah’a emanet ediyorum. Hep birlikte başaracağız. İyi ki varsınız. Hakkınızı helal edin. Sizin için çalışacağım ve bu partiyi iktidar yapıp size borcumu öyle ödeyeceğim.”
]]>Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği finansal desteği ile yürütmekte olduğu M4D Projesi kapsamında düzenlediği “Gazeteciliğin Dönüşümü ve Arayışlar” başlıklı 2024 Medya Konferansı başladı.
Litati Türkiye Barolar Birliği (TBB) Konuk Evi’nde düzenlenen konferansa yaklaşık 200 kişi katıldı. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de konferansı izleyenler arasındaydı. Konferansın açılışını M4D Direktörü Yusuf Kanlı yaptı. Açılış konuşmasını yapan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin ise “Gazeteciler Cemiyeti kurulduğu yıldan bu yana basın özgürlüğü için mücadele etmiştir. Çok dağınığız, çok örgütlüyüz ancak güçlerimizi bir araya getiremediğimiz için sesimizi çok duyuramıyoruz. Türkiye’de gazeteciliğin sorunları hiç bitmedi. Ne yazık ki mesleğimiz her dönemde suç sayıldı. Yeni çağdaş ve özgürlükçü yeni bir basın yasasına çok ciddi ihtiyacımız var. Sanıyorum bu konu yakında Meclis’e gelecek. Meslek örgütlerinden ricam bizi ilgilendiren bir yasanın siyasiler tarafından hazırlanmasına müsaade etmeyin. Bu konu başkalarına bırakılmayacak kadar önemlidir” dedi.
“2015 YILINDAN SONRA TÜRKİYE’DE CİDDİ BİR KÖTÜLEŞME OLDU”
Bilgin’in ardından konuşan AB Türkiye Delegasyonu Mali İşbirliği Bölüm Başkanı Odoardo Como, İtalya’da özgürlük gününde televizyonda yapılan bir konuşma nedeniyle bir televizyon kanalının kapatıldığını belirterek, “Medyanın ve basının özgürlüğü için yapılacak çok şey var ve bunları ancak birlikte yapabiliriz. Bir ülkede yaşananları ancak basın aracılığı ile duyurabiliriz bunu unutmamalıyız. İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü açısından Türkiye’de ciddi bir kötüleşme var. Bu istatistiklerde de kendisini göstermiş durumda. Özellikle 2015 yılından sonra Türkiye’de ciddi bir kötüleşme var. Türkiye ortalardayken en altlara doğru ilerliyor. Bunun için Avrupa Birliği’nde bizim yaptıklarımız çok önemli. Sivil toplum hala Türkiye’de çok iyi durumda, medya da hala kendi hakları ve özgürlükleri için savaşıyor” ifadelerini kullandı.
TBB BAŞKANI ERİNÇ SAĞKAN: “MADALYONUN BİR TARAFINDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KORUMAK DİĞER TARAFINDA DA TUTUKLU GAZETECİLER VAR”
Konferansa ev sahipliği yapan Türkiye Barolar Birliği’nin Başkanı Erinç Sağkan ise Anayasa’da bulunan haberleşme hürriyeti, düşünce ve kanaat hürriyeti, düşünceyi açma ve yayma hürriyeti, süreli ve süresiz yayın hakkı gibi maddeleri sıralayarak “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile düşünce ve ifade özgürlüğünden başlayıp basın araçlarının korunmasına kadar basın özgürlüğünü her yönüyle koruma altına alınmıştır. Madalyonun bir tarafında bu koruma varken diğer yüzünde ise onlarca gazeteci tutuklu olarak bulunuyor. Türkiye’de bir yeni anayasa değişikliği tartışmasından önce temelde hukuk devletini güçlendirmek ve demokrasinin içselleştirilmesinden yanayım” dedi.
HASAN TAHRAVİ: “GAZZE’DE ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLERİN SAYISI 141 OLDU”
Filistinli Gazeteci Hasan Tahravi de 7 aydan beri Gazze’de devam eden bir savaşın olduğunu vurguladı. Tahravi, “7 Ekim’den sonra Gazze’de yaşam tarif edilemez bir hale geldi. Her yerde ölüm ve yaralı var. Şu ana kadar İsrail güçleri 34 bin Filistinliyi öldürdü. Gazze’de öldürülen gazetecilerin sayısı 141 oldu. Filistinli gazetecilerin amaçları olup biteni dünyaya göstermek. Filistin’de gazeteci olmak ölümle her an karşı karşıya gelmektir. Filistinli gazeteciler baskı, tehdit ve tutuklamalardan geri adım atmayacaklar çünkü biz haklıyız ve gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz” şeklinde konuştu.
“SAHTE HABERLERE DAHA AZ, İYİ GAZETECİLİĞE DAHA ÇOK ODAKLANMAMIZ LAZIM”
Avrupa Gazeteciler Federasyonu Genel Sekreteri Ricardo Gutierrez ise “Gazze’deki mevcut soykırım karşısında şoktayım. Daha önce bizim mesleğimiz böyle bir soykırım görmedi. Bu kadar kısa sürede bu kadar fazla bir gazeteci kaybı yaşamamıştık. Bombaların altında, açlık içinde mesleklerini yapmaya çalışıyorlar. Onlara teşekkür ediyoruz ve hayatını kaybedenleri saygıyla anıyoruz.” dedi. Dezenformasyon ve ifade özgürlüğüne değinen Gutierrez, “Avrupa Birliği’nin dezenformasyona karşı politikasını anlatmak için geldim. İfade özgürlüğünün korunması demokrasinin en önemli değerlerinden biri. Sahte haberi ortadan kaldırmaya çalışırken nasıl ifade özgürlüğünü koruyabiliriz biraz bundan bahsetmek istiyorum. Sahte haberlere daha az, iyi gazeteciliğe daha çok odaklanmamız lazım” diye konuştu.
KENAN ŞENER: “BU YIL HALA RTÜK VERİLERİNE ULAŞAMADIK”
Açılış konuşmalarının ardından Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri ve ANKA Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener “2023 Medya İzleme Raporu”nu sundu. Raporun bu yıl geç çıktığını vurgulayan Şener, “Çünkü bu yıl bazı verilere ulaşamadık hala. RTÜK hala raporunu yayınlamadı. Gazetecilere beyzbol sopalı, bıçaklı saldırılar düzenleniyor. Korumalar arasına alıp gazeteci dövüyor. Sinan Aygül, Tatvan Belediye Başkanı’nın korumaları darp etti” dedi. Şener, özellikle küçük yerlerde yaşananların dikkat çekici olduğunu belirterek yerellerde meydana gelen gazetecilere dönük saldırıları anlattı.
“2023’TE GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLERİN YAKLAŞIK ÜÇTE İKİSİ YILIN İLK ALTI AYINDA GÖZALTINA ALINDI “
Cezasızlığın önemli sorunlardan biri olduğunu belirten Şener, “2024 yılında daha iyi şeyler yazabileceğimizi düşünüyorum bu rapora. 2023 yılında 85 gazeteci gözaltına alınırken bunların 56’sı yılın ilk 6 ayında yaşandı. İkinci 6 ayda bu durumlar daha da azaldı. Seçimden sonra ise öyle anlaşılıyor ki 2024’te siyaset daha fazla yerel zemine oturacak. İktidarın demokratik perspektifini artıracağını düşünmüyorum ancak basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskıların bir önceki dönem kadar yoğun olacağını düşünmüyorum” dedi.
“GAZETECİLER ÇOK ÇALIŞIYORLAR AZ KAZANIYORLAR”
53 ilden 401 gazetecinin katılımıyla gerçekleştirdiği ‘Gazetecilerin Mesleki Memnuniyeti Araştırması’nı sunan Dr. Çağrı Kaderoğlu Bulut, “Gazeteciler çok çalışıyorlar, az kazanıyorlar ve mesleki inançları günden güne azalıyor” dedi. Kadın gazetecilerin erkek gazetecileri sadece ‘işsizlik oranı’nda geçtiğini bildiren Bulut, “Kadınların durumu erkeklere göre daha vahim. Cam tavan kadınların önüne bir sorun olarak çıkartılıyor” değerlendirmesini yaptı ve “Her 3 gazeteciden 2’sinin haberini yaptıktan sonra yargılanma korkusu taşıdığını, yargılandıklarını, gözaltına alındıklarını görüyoruz. Otosansür çok derinleşmiş durumda. Gazetecilerin yarısından çoğu haberinin yayınlanmayacağını düşündüğü için haberi hazırlamaktan vazgeçiyor” ifadelerini kullandı.
Konferans bugün ve yarın sürecek oturumlarla devam edecek.
]]>(İSTANBUL) Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu 5. Konferansı’nda konuştu. Erdoğan, “Ellerindeki basın ve lobi gücüyle Gazze’de işledikleri cinayetlerin üstünü örtebileceklerini düşünüyorlar. Buradan onlara şu hakikati tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. Ne yaparsanız boş, ne kadar uğraşsanız da beyhude, Tayyip Erdoğan’ın kalbine de, kavline de zincir vuramazsınız. Sizin tehditlerinize ve baskılarınıza asla boyun eğmeyiz. Biz şartlara göre, esen rüzgara göre tavrını belirleyen tatlı su siyasetçilerinden değiliz. Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık” dedi. Erdoğan, Kürecik’teki radar merkezinin, Türkiye ve ittifakının güvenliği dışında hiçbir devletle ilişkisi ve bağı olmadığını da belirtti. Konferansa, platformun Türkiye Başkanı Nureddin Nebati ile Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da katıldı.
İstanbul Bahçelievler’de “Filistin için Özgürlük ve Bağımsızlık” temalı 5’inci Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Konferansı düzenlendi. Bir otelde düzenlenen konferansa Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Başkanı Hamid Abdullah Al Ahmar, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Türkiye Başkanı Nureddin Nebati, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve yerli ve yabancı 600’e yakın milletvekilinin yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ardından videolu tanıtım gösterimi ile başladı. Kur’an-ı Kerim, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi İmamı Bünyamin Topçu tarafından okundu.
Erdoğan, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu’nun faaliyetleriyle, toplantı ve konferanslarıyla Filistin davasının küresel ölçekte sesi ve nefesi olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:
“HAÇLI ZİHNİYETİNİN TEKRAR HORTLATILDIĞINI GÖRÜYORUZ. HİÇBİR GÜÇ KALBİMİZDEN KUDÜS SEVGİSİNİ SÖKEMEZ”
“Bilhassa ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın mahremine, tarihi statüsüne ve kutsiyetine yönelik tacizler giderek artıyor. İşgalci İsrail tarafından Kudüs’ün kadim kimliği adım adım yok ediliyor. Kandan ve gözyaşından beslenen haçlı zihniyetinin tekrar hortlatılmak istendiğini görüyoruz. Haçlı zihniyetinin tekrar hortlatıldığını görüyoruz. Hiçbir güç kalbimizden Kudüs sevgisini sökemez. Türkiye olarak Kudüs’e sahip çıkmayı bir görev biliyoruz.
“NE YAPSANIZ NAFİLE TAYYİP ERDOĞAN’IN KALBİNE ZİNCİR VURAMAZSINIZ”
Türkiye olarak Kudüs’e sahip çıkmayı bir görev biliyoruz. Kudüs’ü savunmanın insanlığı savunmak inancıyla mücadelemizi azimle sürdürüyoruz. İnsanlık ve barış adına yürüttüğümüz mücadeleye destek veren Kudüs Platformu’na şükranlarımı sunuyorum. Filistinli kahramanlara bir kez daha saygılarımı gönderiyorum. 7 Ekim’den bu yana yaşananları anlatmaya artık kelimeler yetersiz kalıyor. Modern dönem firavunlarını görmek isteyenler Filistinlileri katledenleri baksın. Nazi zihniyeti Gazze’de 35 bin insanı katletti. Günümüzün Hitler’i Gazze kasabıdır. İsrail yönetimi bizi susturabileceğini zannediyor. Buradan onlara şu hakikati tekrar hatırlatmak istiyorum. Ne yapsanız nafile Tayyip Erdoğan’ın kalbine zincir vuramazsınız. Sizin tehditlerinize ve baskılarınıza asla boyun eğmeyiz. Biz şartlara göre, esen rüzgara göre tavrını belirleyen tatlı su siyasetçilerinden değiliz. Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık.
“ESEN RÜZGARA GÖRE TAVRINI BELİRLEYEN TATLI SU SİYASETÇİLERİNDEN DEĞİLİZ”
Hiç kimse bizden soykırıma sessiz kalmamızı bekleyemez. Hamas’a terör örgütü iftirası atanlardan olamayız. Varsın birileri rahatsız olsun, biz işgalcilere karşı vatanlarını savunan Hamas’ı Filistin’in Kuvay-ı Milliye’si olarak görmeye devam edeceğiz. Gazzeli kardeşlerimizin direnişine destek vermeye devam edeceğiz. Duam şu; “Ya Rabb, Kahhar ismi şerifinle tecelli ederek başta Netanyahu olmak üzere bu siyonistleri kahru perişan eyle”. İsrail’le artık ilişkilerimizi ticari anlamda başta olmak üzere kestik, kesiyoruz. 2000 yılı aşkın tarihimizin hiçbir döneminde asla soykırım yapmadık, masumlara dokunmadık. Nazilerden kaçanlara biz sahip çıktık ey Netanyahu. Gazze’ye yardımlarda ilk sırayı Türkiye yer alıyor. Gönderdiğimiz yardımlar 50 bin tona yaklaştı.
“AHLAK DIŞI BİR SÜRÜ İDDİALAR GÜNDEME TAŞINDI”
Samimi bir üzüntümü paylaşmak istiyorum. Geçen ay seçim yapıldı. Bu konuda büyük bir haksızlığa maruz kaldık. Filistin’e verdiğimiz destek gölgelemeye çalışıldı. İsrail’e jet satışı yapıldı iftirası yapacak kadar gözlerini kararttılar. Jet yakıtı gönderdiler kadar ahlak dışı bir sürü iddia gündeme taşındı. Sizin vicdanınız var mı ya? Ahlak dışı bir sürü iddia gündeme taşındı. Ülkemiz aleyhine kullanılması çok yaralayıcı, yaralandık. Bu propagandanın içinin boş olduğu görüldü. Onlar bu iftirayı atsalar da biz yolumuza aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Kürecik’teki radar merkezinin, ülkemizin ve ittifakımızın güvenliği dışında hiçbir devletle ilişkisi ve bağı yoktur, olamaz da. Siyasi çıkar için bize iftira attılar. Yalan söylemeyin, kurtulamazsınız. Bunun hesabını da ebedi alemde vereceksiniz. Yalan üzerinden siyaset yapılmasın. Hukukun da siyasetin de temel kuralı bellidir, müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Varsa elinizde bir belgeniz çıkarsınız. Gündeme gelmek uğruna Türkiye’nin Filistin davasında duruşuna gölge düşürmeye hakkı yoktur.
“BUGÜNE KADAR KİMSENİN İNANCINA, KÖKENİNE, KİMLİĞİNE BAKMADAN BAŞI DARA DÜŞEN HERKESE BİZ KAPIMIZI AÇTIK”
Çok açık söylüyorum, çocuğunun doğum gününü Gazzeli sabileri öldürerek kutlayan bir zihniyetin insanlıkla, en temel insani değerlerle bağı kalmamış demektir. İsrail yönetimi bize laf söylemeden önce bu vahşetle yüzleşmeli, terör örgütü gibi değil hukukla mukayyet bir devlet mantığıyla hareket etmeyi öğrenmelidir. Bunu yapmadıkları müddetçe bizim de İsrailli yöneticilere karşı tavrımız değişmeyecektir. Son olarak daha yeni açıkladım. İsrail’le artık ilişkilerimizi ticari anlamda başta olmak üzere bunu Dışişleri Bakanım da açıkladı kestik, kesiyoruz. Şunun da özellikle altını çiziyorum, Türkiye iki bin yılı aşan tarihinin hiçbir döneminde asla soykırım yapmamış, sömürgeci olmamış, savaşta bile olsa masumlara dokunmamış bir ülkedir. Bugüne kadar kimsenin inancına, kökenine, kimliğine bakmadan başı dara düşen herkese biz kapımızı açtık.
“GEZİ OLAYLARINDA İSTANBUL’A KAMP KURANLARIN GAZZE PROTESTOLARINI GÖRMÜYOR”
1915 olayları üzerinden Türkiye’ye yönelik asılsız iddialar yerine ABD Gazze’ye bakmalı. İki yüzlü politikalarını reddediyoruz. Siyonizmin küresel ölçekteki tahakkümünü görmüş olduk. Ekonomiyi, ticareti, sanatı, akademi dünyasını nasıl esir aldığını ortaya çıkardı. Batı’nın demokrasi, özgürlük, hukuk, basın hürriyeti gibi değerleri işin ucu İsrail’e gelince unutuldu. Gezi olaylarında İstanbul’a kamp kuranların Gazze protestolarını görmüyor. Basın kuruluşları Gazze’de öldürülen meslektaşları hakkında tek bir cümle kuramıyor.
“BMGK GAZZE’DEKİ KATLİAMI ÖNLEYEMEDİ”
Kürecik’teki radar merkezinin ülkemizin ve ittifakımızın güvenliği dışında hiçbir devletle herhangi bir ilişkisi, bağı, irtibatı yoktur ve olamaz. Amerikan yönetimi İsrail’e verdiği koşulsuz askeri ve diplomatik destekle çözüme katkı sunmuyor. Sorunun daha da büyümesine vesile oluyor. BMGK, İsrail’e söz geçirememiş, Gazze’deki katliamın önüne geçememiştir. Bütün insanlığın kaderini 5 ülkenin kaderine bırakan mevcut yapıya bırakılması mümkün değildir. Gazzeli kardeşlerimizin yaşadığı dramların gündem düşürülmemesi için çok daha çaba harcayacağız”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel memleketi Manisa’da CHP’nin kazandığı ilçeleri ziyaret etmeye başladı. İlk ziyaretini Sarıgöl’e yapan Özel daha sonra Alaşehir ilçesini ziyaret ederek önce vatandaşlarla ardından da ikinci kez seçimi kazanan Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu ile buluştu.
“Atatürk’ün partisini iktidar yapmaya geldik”
Alaşehir Cumhuriyet Meydanında halka hitap eden CHP Genel Başkanı Özgür Özel seçim boyunca kendilerine destek olan herkese teşekkür ederek başladığı konuşmasında, “Ahmet Öküzcüoğlu 2017 yılında ilçe başkanımız tarafından bana ‘Diş hekimi Ahmet Öküzcüoğlu’nu ikna edersek Alaşehir’i alırız’ demişti. Gittik, ikna ettik. Türkiye’nin ilk ilan edilen belediye başkan adayı oldu. Kayınbabası CHP’nin kendi babası merkez sağın sevilen sayılan ismiydi. Öyle bir başarı elde etti ki geçen seçim Manisa’nın en büyük sürprizini yaptı. Ahmet Öküzücüoğlu çalışkan, dürüst, bütün Alaşehir’in belediye başkanlığını yapmıştı ve inancımı, güvenimi hiçbiriniz boşa çıkarmadınız. Ahmet Öküzcüoğlu be sefer yüzde 53 oyla seçildi. Kendisini kutluyorum. Biz 31 Mart akşamı CHP olarak bir zafer elde etmedik. Kazanılan başarı hepimizindir, kazanılan başarı adayımız Ahmet Öküzcüoğlu’nun Alaşehir ittifakını sağlamasıdır. Biz Alaşehir’de elbette aslan sosyal demokratların oyunu aldık ama biz Alaşehir’de göğsünde güneş olanlardan, milliyetçi demokratlardan, geçmişte AK Parti ile yola çıkan ama uzaklaşan demokratlardan oy aldık. Vatanını, milletini seven Kürt demokratlardan oy aldık. Bu seçim başarısı bizleri asla şımartmayacak. Bunu bir zafer olarak görmüyoruz bunu omuzlarımıza yüklenmiş bir vazife ve geleceğe doğru Türkiye adına yakalanmış bir fırsat olarak görüyoruz. Bu fırsat yandaşları zengin etme, ihaleleri ona buna peşkeş çekme fırsatı değil. Biz Türkiye’nin tarihini yeniden yazma fırsatı yakaladık. Bunun için çok çalışacağız, kimseyi geride bırakmayacağız ve cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde elde ettiğimiz başarıyı ilk genel seçimlerde yeniden birinci çıkarak bütün Türkiye’yi kırmızıya boyayarak, ortasına ay-yıldızlı bayrağı koyarak Atatürk’ün partisini iktidar yapmaya geldik. Birileri kavga etmek istiyor, etmeyeceğiz. Birileri laf dalaşı yapmak istiyor yapmayacağız. Kavga etmek isteyenle kavga şöyle olacak. Kavga edeceksek çiftçiler için, işçiler için, emekçiler için, emekliler için kavga edeceğiz. Elbette her geçen gün biraz daha meydanlarda bizimle olan heyecanlanan, partimize koşturan gençlerimizin heyecanlarını yeniden uyandırmak için, onların geleceğine sahip çıkmak için hep birlikte çalışacağız.” dedi.
“Vatandaşın gündemi bizim de gündemimiz”
“Bundan sonra vatandaşın gündeminde olmayan hiçbir gündemle meşgul değiliz.” diyerek konuşmasına devam eden Özel, “İşsizlik, yolsuzluk bizim gündemimiz. Lüzumsuz tartışmalarla birilerinin bitmiş olan kredilerin yeniden kazandırmak, bitmiş olan siyasi geleceklerine yeniden umut olma hedefinde değiliz. Bu ülke Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine ikinci yüzyılda yeniden görev verecek ve yeniden güçlü, zengin ve müreffeh Türkiye’yi hep birlikte kuracağız. Size bunun sözünü veriyorum. Biz bu seçimi Türkiye ittifakı ile azandık. Bu ittifak partiler arasında kurulmuş değildir. Bu ittifak sandıkta kurulmuştur, tarlalarda, farikalarda, köylerde, gönüllerde kurulmuştur. Milli takım gol atınca sevinen herkesin ittifakıdır. Filenin Sultanları şampiyon olduğunda kızlarımızla birlikte ağlayan herkesin ittifakıdır. Türkiye ittifakı adını güzel ülkemizden renklerini şanlı bayrağımızdan alır. Şundan emin olun ki günü gelince yine Türkiye ittifakı kazanacak, yine Türkiye kazanacak. Hiç kimse kaybetmeyecek. AK Parti’liler siz bu milletin birer ferdisiniz, biz sizi asla itmedik, asla itmeyeceğiz asla bu memleketin ötekisi yapmayacağız. MHP’liler geçmişte yaşananlar, son yıllarda Alaşehir’de yaşananalar bir tarafa biz yeni bir sayfa açıyoruz. Bundan sonra tartışmaların yeni gerilimlerin değil bu güzel memlekette hep birlikte barış içinde yaşamak için herkese kapılarımızı sonuna kadar açıyoruz. Belediyemizin kapıları, gönüllerimizin kapıları MHP’nin kapıları herkese açıktır. CHP herhangi bir siyasi parti değildir. Savaş meydanlarında kurulmuş, kurucuları bu ülkenin de kurucusu olduğu baba evidir. CHP herkesin baba evidir. Bu ev benim kadar senindir. Buranın tapusu ne bende ne bir başkasında. Bu evin tapusu ne Ecevit’te vardı ne de rahmetli İnönü’de. Buranın tapusu sadece bir kişiye kayıtlıdır o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür” şeklinde konuştu.
“Yarın birlikte mücadelenin günüdür”
Türkiye’nin bunca zenginliğine rağmen yoksulluğa mahküm olmaması gerektiğini kaydeden Özel, “Bundan sonraki süreçte artık siyasi kavgalar değil, birlikte mücadelenin günüdür. Atanmayan öğretmene de, staj ve çıraklık mağduruna da, emeklilikte kademe bekleyene de, 9 bin prim günü nedeniyle emekli olamayan Bak-Kur’luya da, hak ettiği primi alamayanların, çiftçinin sorunlarını biliyoruz. Esnafa da, emekçiye de emeklilere de hep beraber sahip çıkacağız. Bu ülke yoksulluk çekecek, işsizlik çekecek bir ülke değildir. Her tarafından bereket fışkıran bu ülke kendinden çok daha mağdur ülke varken onların onda biri emekli ücretine, beşte biri asgari ücrete asla razı olamaz. Yarın birlikte mücadelenin günüdür. Yarın artık kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağı gündür. Yarın Alaşehirli üzüm üreticisinin, çiftçisinin hakkını alacağı gündür. Ben buradan ilk kez size CHP’nin Genel Başkanı olarak hitap ediyorum. Hepinizin bugüne kadar vermiş olduğu tüm destekler için minnet duyuyorum. İyi ki varsınız, iyi ki Manisalıyım, iyi ki sizin evladınızım.” şeklinde konuşup helallik isteyerek partiyi iktidar yapıp vatandaşlara olan borcunu ödeyeceğini söyledi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu’nu makamında ziyaret ettikten sonra Kula ilçesine hareket etti. – MANİSA
]]>Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ile başlattığı güç birliğiyle Paris 2024 yolculuğunda Team Türkiye’ye desteklerini sürdüren İş Bankası, çocukları ve gençleri olimpik değerlerle buluşturmayı ve daha fazla gencin olimpiyatlarda ülkemizi temsil etmesine katkı sunmayı hedefliyor. Dünyanın merakla beklediği spor şöleninin başlamasına 3 ay gibi kısa bir süre kalırken, olimpiyat kotası için süren müsabakalarda şimdiye kadar 59 sporcumuz, Paris 2024’te olmayı garantiledi. Sporcularımız artistik cimnastik, atıcılık, atletizm, bisiklet, boks, güreş, halter, okçuluk, taekwondo, voleybol, yüzme ve yelken olmak üzere 12 branşta ülkemizi temsil edecek.
26 Temmuz – 11 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek Paris 2024 Olimpiyat Oyunları için heyecan dorukta. 17 Nisan’da Antik Olimpiyat oyunlarının doğduğu yer olan Olimpia’da yakılan Olimpiyat Meşalesi, 1896’da ilk modern oyunların düzenlendiği Atina’daki Panathenaic stadyumunda bugün Paris Oyunları organizatörlerine teslim edilerek yola çıkıyor.
Haziran ayına kadar sürecek kota müsabakalarında olimpiyata katılım gösterecek Team Türkiye’nin sporcu sayısının artması beklenirken, Mayıs 2022’de Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) ile güç birliğine giden İş Bankası, Paris 2024 yolunda Team Türkiye’ye destek çalışmalarında hız kesmiyor. Daha fazla gencimizin olimpiyatlarda ülkemizi temsil etmesi ve başarılarımızın artırılmasının yanında çocuklara spor alışkanlığı kazandırılması, daha fazla gencin bu yola çıkmasının teşvik edilmesi hedefiyle Team Türkiye’nin olimpiyat yolculuğuna eşlik eden İş Bankası, aynı zamanda farklı branşlardan sporculara bireysel destek de sağlıyor.
“Geri sayım başlarken ülke olarak sporcularımızın heyecanını paylaşıyoruz”
İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Suat Sözen, Türkiye’nin Paris 2024 Olimpiyat Oyunları yolculuğuna 3 ay gibi kısa bir süre kalmasının oluşturduğu heyecana vurgu yaparak şöyle konuştu: “Sporcularımızın büyük bir disiplin, özveri ve azimle uzun süredir hazırlandıkları Paris Olimpiyatları için geri sayım başladı. Başta sporcularımız olmak üzere antrenörleri, branşların federasyonları ve aileleri çok yoğun ve yorucu bir o kadar da heyecanlı bir sürecin içindeler. Ülke olarak sporcularımızın heyecanını paylaşıyoruz. Paris 2024 vizesi alan tüm sporcularımızı tebrik ediyor ve kota mücadelesi veren tüm sporcularımıza başarılar diliyorum. Biz ülkemizde birçok alanda olduğu gibi sporda da keşfedilmemiş cevherler olduğunu biliyoruz. Gençlerimizin kendilerine uygun imkanlar sağlandığında her zaman bizleri gururlandıracak, göğsümüzü kabartacak başarılara imza atacağına inanıyoruz. Gençlerimizin sporun gücüyle geleceğe sağlam adımlarla ilerlemelerine destek olmaya ve dünya spor arenasında ülkemizin genç yıldızlarının parlamasına katkı sağlamaya devam edeceğiz.”
İş Bankası ve Türkiye Cumhuriyeti’nin olimpiyat serüveni 100. yaşında
Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nın İş Bankası açısından güzel bir hikayesi olduğunu da vurgulayan Sözen, “1924, Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından İş Bankası’nın kurulduğu tarih. Türkiye Cumhuriyeti de ilk kez 1924’te Paris’te olimpiyatlara katılıyor. 2024’te İş Bankası 100. yılını kutlarken Olimpiyat Oyunları yine Paris’te düzenleniyor. Ülkemizin olimpik yolculuğunun 100. yılında yeni başarı hikayelerinin yazılacağı inancıyla aynı gurur ve heyecanı yaşıyoruz” diye konuştu.
Paris 2024 pek çok ilke imza atacak
Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’na 206 ülkeden 32 dalda 10 bin 500 sporcu katılacak. 306 madalya için sporcular rekabet edecek. Birçok alanda ilklerin yaşanacağı Paris 2024’te çevre, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık başlıklarına odaklanılacak.
Olimpiyat Köyü, düşük karbonlu çevre dostu binalar, yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanımı ve sıfır atık politikasının uygulanmasıyla bir “sürdürülebilir kalkınma modeli” örneği olacak. Sıfır emisyonlu araçlardan oluşan bir filo, yarışma boyunca köyde ulaşımı sağlayacak. Paris 2024’te ayrıca kadın ve erkek sporcuların sayısı eşitlenecek ve dev organizasyonda 5 bin 250 kadın sporcu ile 5 bin 250 erkek sporcu madalyalara ulaşabilmek için ter dökecek. Tören için seyircilerin çoğundan giriş ücreti alınmayacak Paris 2024’te, maraton yarışı da ilk kez halkın katılımına açık olarak gerçekleştirilecek. – İSTANBUL
]]>(DENİZLİ)- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Şunu bilin CHP’nin Genel Başkanıyım. Yapacağım her görüşmede, kuracağım her temasta, çıkacağım her kürsüde milletin sesi olacağım. Halkın sesi olacağım. Sizin sesiniz olacağım. Bize inandınız, güvendiniz. Bize sorumluluk verdiniz. Bundan sonra bir büyük mücadele başlıyor. Sizlere güç veren, sizlerden güç alan, sokaktan korkmayan, meydandan çekinmeyen, müzakere de eden mücadele de eden yepyeni, dinamik, sonuç alan bir siyaset için yola çıktık” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Denizli’de İl Başkanlığı ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı ziyaretinin ardından vatandaşlara seslendi. Özel, “Bugün seçimlerden sonra bu otobüsün üstünden ilk defa konuşma yapıyorum. Buradan hemşerilerime, Ege’nin bir evladına sahip çıkan ve sonuna kadar arkasında duran Denizli’nin güzel insanlarına yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız” dedi.
“23 Mart Cumartesi günü memleketim Manisa’dan sonra koşup buraya geldim” diyen Özel, şunları kaydetti:
“Sizinle Denizli’nin siyasi tarihinin en görkemli mitinglerinden birini yaptık. O gün önce bir çağrıda bulundum. Dedim ki biz siyasi partilerin liderleri Ankara’da ittifak yapamadık. Ama umudumuz var. Denizli’de, Denizli’nin sosyal demokratlarını, milliyetçi demokratlarını, muhafazakar demokratlarını, Türk’ü, Kürt’ü, Alevi’si, Sünni’si ile bu ülkenin bayrağına, topraklarına, devletine yürekten bağlı olan Denizli’nin güzel insanlarını, Denizli ittifakına davet etmiştim. O gün Denizli sesimizi duydu. O gün ben buradan ayrılırken, değerli il başkanım, Ali Osman Horzum’a ve Nuri Başkanıma dedim ki benim gördüğüm Denizli kararını vermiş dedim, 31 Mart akşamı en güzel haberi sizden aldık. Hepinize teşekkür ediyorum.”
Özel, şöyle devam etti:
“HER İKİ OYDAN BİRİNİ ALDI”
“Denizli’de sandık başına gidip her iki oydan bir tanesini Denizli ittifakına veren, her iki oydan bir tanesini Türkiye ittifakına veren ve Nuri Başkanı CHP’nin aday gösterdiği, Denizli ittifakının büyükşehir belediye başkanı yapan, Nuri Başkana destek veren herkese yürekten teşekkür ediyorum. Nuri Çavuşoğlu, karpuz tezgahından çıkmış, okumuş sağlıkçı olmuş. Yetmemiş yeni okullar okumuş. Emeği ile mücadele etmiş. Denizli’yi seven, çok güzel bir insan. Bundan sora Nuri Başkan kendisine oy versin, vermesin bütün Denizlililere sahip çıkacak. Oy veren kimseyi pişman etmeyecek. Oy vermeyenlerin güvenini kazanacak. Duasını alacak. Denizli’ye tarihi hizmetler yapacak. Yolu açık olsun canım başkanımın. Onun adaylığına ilk inanan, beni dahi önce o ikna eden, örgütünü birlik ve beraberlik içinde çalıştıran, adayların arkasında kaya gibi duran ve bu başarının mimarı, Atatürk’ün koltuğunun Denizli’deki bekçisi Ali Osman Horzum kardeşime teşekkür ediyorum. Bazı illere gidersiniz, yanınızda ve arkanızda belediye başkanı olmaz. Bazı illere gidersiniz, 3-4 başkan varsa, arkam sağlam dersiniz. Denizlililer size ne kadar teşekkür etsem az. Arkamıza 15 belediye başkanı dizen Denizli’ye helal olsun.
“SEÇİM SONUÇLARINI BİR VAZİFE GİBİ GÖRÜYORUM”
Büyükşehir, Nuri Başkan’a emanetti. Merkez ilçelerin her ikisi CHP’nin iki kıymetli başkanına emanetti. 15 ilçemiz CHP’ye emanetti. İçim rahattı. Bundan sonra artık birileri gibi sadece partime, yakınlarımıza, yandaşlarımıza değil bütün Denizli’de, nüfusun yüzde 96’sına hizmet ederken artık yoksullar yalnız değildi. Çiftçiler, işçiler yalnız değildi, esnaf yalnız değildi, emekliler yalnız değildi. Onlara emanetti hepsi. Bundan sonra CHP, Atatürk’ün vasiyetidir ki kimsesizlerin kimsesi olacak. Bundan sonra Atatürk’ün vasiyetindeki gibi CHP’nin yönettiği belediyelerde çiftçi milletin efendisi olacak. Emekliler bundan sonra açlığa, yoksulluğa terk edilen emeklilerin arkasında Denizli Büyükşehir Belediyesi olacak. Biz seçimle bir büyük zafer kazanmadık. Bunu bir zafer olarak görmüyorum. Ben bu seçim sonuçlarını bir görev, bir vazife, millet adına fırsat olarak görüyorum. Bu seçim bizim için sevinmenin, mutlu olmanın, birbirini tebrik etmenin yanında sorumluluğu hatırlamanın, kimseyi üzmemenin, kimseyi dışlamamanın, kimseyi öteki hissettirmemenin sorumluluğunu sırtımıza aldığımız ve Cumhuriyetin ikinci yüzyılında yapılacak ilk genel seçimlerde, milletin, halkın iktidarını kurup, Atatürk’ün partisini birinci parti yapmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Millet görev verdi, mahcup etmeyeceğiz. Oy verdi, pişman etmeyeceğiz. Oy vermeyenleri asla yalnızlaştırmayacağız. Bu seçimleri Türkiye ittifakı kazandı, Türkiye kazandı. Türkiye’nin yüzünü güldüreceğiz.
“DENİZLİ TEKSTİLİN BAŞKENTİDİR”
Dünden beri Denizli’deyim. Tekstilin başkentidir. Denizli geçmişte tekstile, tekstil ihracatı ile yüzü gülmüş, zenginleşmiş ve mutlu olmuş bir kentken, çok daha iyilerini hak ediyorken, maalesef yanlış politikalar sonucunda, önce dolar kurunu efendim enflasyon faiz ile düşmez, faiz sebeptir, sonuç değildir diyen, faizi inadına indiren, enflasyonu fırlatan, dolar fırladıkça kur korumalı mevduatı icat eden, hem milletin parasını bir avuç zengine veren, hem doları bizler için pahalı, tekstil için ucuz hale getiren, bu açmazda ihracatı baltalayan, yanlış politikalar büyük sıkıntı yarattı. Devamında tekstilde büyük istihdam düşüşleri, kapanan fabrikalar, atölyeler Denizli’de büyük bir işsizlik yarattı. Bu sorunların çözülebilmesi için mücadele ederken, işyeri sahiplerinin yurtdışına çıkışta yaşadıkları vize sorunları, fuarları gitmeyi, yeni anlaşmalar ve pazarlar bulmayı zorlaştırırken, bir yandan Denizli’deki işsizliği kalıcı hale getirdi. Bunun için hem iş dünyasının hem Denizli’nin vize sorununu geçtiğimiz günlerde görüştüğümüz Alman Cumhurbaşkanı Steinmeier’e aktardım. Kendisi elinden geleni yapacağını ve Türklerin öğrencisi, hastası, iş insanı, sanatçısı, kamyoncusu, TIR’cısı ile yaşadıkları bu büyük zulme çare arayacaklarının sözünü verdiler. Takip edeceğiz. Bu vize sorunu çözülene kadar bununla mücadele edeceğiz. Yine Denizli’deki çok sayıda sanayicinin, Türkiye’deki irili, ufaklı şirketlerin, KOBİ’lerin, esnafların önemli sorunlarından bir tanesi de bugünlerde çok konuşulan enflasyon muhasebesi. Bu yıllardır konuşulan, fayda getirecek diye istenen bir iş. Bu sene 2024 ile birlikte yürürlüğe girdi. Ancak varlıkların enflasyona göre yeniden değerlenmesi, finansal tabloların güncellenmesine evet derken, birileri tuttu enflasyonla değeri artan güncellenen varlıklardan kar etmişsiniz gibi hesaba katarak, vergi almaya kalktılar. Bu yok zamanda krediye muhtaç, ayakta duramayan firmalar varken, devletten alacağı KDV alacakları toplamda 10 milyar dururken, şimdi ellerindeki varlıkların enflasyona uyarlanması ile yüksek vergilerle karşılaşıyorlar. Ayrıca 3 ayda bir beyanname düzenlenmesi mali müşavirlerin sırtına eklenen yükler, hem o meslek alanında hem de vatandaşı inanılmaz şekilde zorluyor. Finansal tabloların güncellenmesine evet, yeni vergilere, kazanmadan vergi vermeye, alacaklıyken borçlu çıkmaya hayır diyoruz.
“ŞİRKETLER İFLASIN EŞİĞİNDE”
Çok sayıda şirket iflasın eşiğindedir. Konkordatonun eşiğindedir. İş bilmezler, size sesleniyoruz. Yeter artık, düşün milletin yakasından. Denizli’nin güzel insanları. 31 Mart seçimleri yeni bir siyasi hat çizmiştir. Bu siyasi hat CHP’ye yoksulun, kimsesizin, güvencesizin, unutulmuşun yanında durmayı, sesi olmayı, onların sesini çıkarırken lüzumsuz gündemlerle meşgul olmamayı. Beni biliyorsunuz, seçim döneminde de dedim ki vatandaşın gündemi olmayan hiçbir gündemle meşgul olmayacağım. Birileri istedi diye onlarla kavga etmeyeceğim. Gündemi değiştirmelerine izin vermeyeceğim. Vatandaşın sorunu söz konusuysa ben kavgayı emekliler için vereceğim. Ben kavgayı çiftçiler, esnaflar için vereceğim. Ben mücadeleyi her birimizin gözbebeği gençlerimizin geleceği için vereceğim. Gençlerimiz için vereceğim. Şunu bilsinler ki benim gündemim birilerinin kaybettiği siyasi mevzileri kazanmaları için, kaybedecekleri koltuklara çare bulmak için yaratacakları suni gündemler değildir. Ben atanmayan öğretmenin, staj, çıraklık mağdurlarının, emeklilikte kademe bekleyenlerin, 9 bin güne pranga ile mahkum edilmiş Bağ-Kurluların, emeği sömürülen ve sendikal hakları elinden alınan işçilerin, milletin efendisiyken al ananı da git denilen çiftçilerin. 272 Euro’ya, Almanya’daydım, Almanlara anlattım, tercüme hatası, yanlış söyledim sandılar. 272 Euro maaş alıyor Türkiye’de emekli dedim. Düzeltiyor, 2 bin 700’dür diyor. Yok dedim, Strazburg’taydım, Fransa’daydım. Tercüman kız yanlış söylüyor sandılar, bir sıfır eksik değil mi dediler. 2 bin 700 olsun dediler. O gün kendi kendime dedim ki, ey Özgür Özel Türkiye’deki 272 Euroluk emekli maaşının Almancaya tercümesi yok, İngilizceye tercümesi yok. Milletin bir sıfır eksik sandığı bu sefalete emeklilerimizi mahkum edenlere yazıklar olsun.”
“MÜZAKERE DE MÜCADELE DE EDEN…”
Şunu bilin CHP’nin Genel Başkanıyım. Yapacağım her görüşmede, kuracağım her temasta, çıkacağım her kürsüde milletin sesi olacağım. Halkın sesi olacağım. Sizin sesiniz olacağım. Bize inandınız, güvendiniz. Bize sorumluluk verdiniz. Bundan sonra bir büyük mücadele başlıyor. Dün Çorlu tren kazasında, evladını kaybeden annelerin, babaların, gözü yaşlı eşlerin, babasız kalmış evlatların yanındaydık. Pazar günü Ulus’ta atanmayan öğretmenlerle birlikte olacağız. Bundan sonra mağdur ve mazlumun yanında dimdik duracağız. Yakında ilan edeceğimiz emekli mitingiyle emeklilerin sesini duyuracağız. Siz oyunuzu attınız, göreviniz tamam, bundan sonra bekleyin, böyle bir şey yok. Bundan sonra bu ülkeyi kurtarmak için bize de hepimize de hepinize de önemli görevler düşüyor. Bugün burada olduğu gibi bundan sonra nereye çağrılırsak, hangi eyleme, hangi mitinge, hangi yürüyüşe çağrılırsak, oraya koşalım. Destek olalım. Hakkımızı söke söke alalım. Sizlere güç veren, sizlerden güç alan, sokaktan korkmayan, meydandan çekinmeyen, müzakere de eden mücadele de eden yepyeni, dinamik, sonuç alan bir siyaset için yola çıktık. Beraber miyiz? Bir kez daha söylüyorum. Bu ülkeyi seviyoruz. Sizleri seviyoruz. Beni seviyor musunuz? Beni seven arkamdan gelsin. Seçimden önce oy için söylemedik ama seçimi o güzel oylarınızla kazandık. Şimdi buradan, seçimden sonraki ilk büyük mitingimizde, Denizli’ye, belediyeye kahve içmeye gelip, burayı mitinge çeviren, ayrılan alana sığmayıp bir o kadar da arkada toplanan, dört bir yandan bize seslenen sizlere şunu söylüyorum, bizim ittifakımız siyasi parti ittifakı değildir. Bizim ittifakımız bir araya gelmiş, milletin canı yanarken, açlıktan kıvranırken, onları duymayan cumhur ittifakı değildir. Bizim ittifakımız adını memleketimizden, renklerini ay yıldızlı al bayrağımızdan alan Türkiye ittifakıdır. Kırmızı, beyaz, en büyük Türkiye. Türkiye ittifakı kazanacak, Türkiye kazanacak. Memleketimizi seviyoruz, sizlere güveniyoruz.”
]]>Altun, İstanbul’da bir otelde düzenlenen TRT İspanyolca Konuşulan Ülkeler 1. Yayıncılık Zirvesi ve TRT İspanyolcanın tanıtım programında yaptığı konuşmada, zirvenin, Uluslararası Gazetecilik Çalıştayı ile dün başladığını, bugün de alanında uzman panelistlerin katılacağı oturumlarla devam edeceğini belirtti.
Bugün, “TRT İspanyolca Dijital Haber Platformu”nun lansmanını gerçekleştirdiklerini söyleyen Altun, TRT İspanyolcanın hem Türkiye hem de İspanyolca konuşulan ülkeler nezdinde tüm insanlığa faydalı ve hayırlı olmasını umduğunu ifade etti.
TRT İspanyolcanın, inşa etmek için yoğun bir çaba sarf ettikleri Türkiye İletişim Modeli’nin pratik uzantılarından, somut çıktılarından biri olduğunu vurgulayan Altun, “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın başlattığı ‘iletişim seferberliği’ ile kurumsallaştırdığımız Türkiye İletişim Modeli, bir yandan küresel hak ve adalet mücadelemize katkı sunmak, diğer yandan da Türkiye’nin haklı tezlerini tüm dünyaya duyurmak hedefleri doğrultusunda şekillenmiştir. Bu model doğrultusunda İletişim Başkanlığımız, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumumuz, Anadolu Ajansımız ve Basın İlan Kurumumuz çalışmalarını sürdürmekte, ulusal ve uluslararası alanda büyük bir hak, adalet ve hakikat mücadelesi vermektedir.” diye konuştu.
Altun, 19. yüzyılda eser veren Batılı edebiyatçı Alfred de Musset’in kendi dönemini anlatırken kullandığı “Asrın bütün marazları iki sebepten ileri gelmektedir. Bir, vaktiyle ne var idiyse ortadan kalkmış. İki, gelecekteki hiçbir şey ise henüz meydana çıkmamıştır.” sözlerini anımsatarak, bu sözlerin esas itibarıyla modernliğin başlangıç döneminden bugüne modern insanın yaşadığı sıkışmışlığı, çaresizliği gözler önüne serdiğini aktardı.
Bütün modernist anlatılara rağmen bugün Batı dünyasında dahi toplumların, tarihin ve mekanın hızlanması karşısında kurumsal çözümler üretemediğinin altını çizen Altun, şunları kaydetti:
“Tarihin ve mekanın bu denli hızlandığı çağımızda toplumların önünde iki temel meydan okuma bulunmaktadır. Birincisi, istikrarlı sosyopolitik sistemler inşa edebilmek. İkincisi ise güven esasına dayalı, toplumsal ve toplumlararası ilişkiler ağı inşa etmek. Her iki meydan okumaya cevap verebilmek için toplumlar arasında sağlıklı iletişim köprüleri kurulması temel bir unsurdur.”
Bunu söylerken 19. yüzyıl sonrasında teşekkül eden, kurumsallaşan Batılı dünya sistemiyle birlikte kendisini var eden küresel sömürü düzenini görmezden gelemeyeceklerini belirten Altun, küresel hak ve adalet mücadelesi namına bir başlangıç yapacaklarsa, bunu karşılıklı ve iyi işleyen iletişim köprüsü sayesinde, toplumlararası ilişki ve etkileşimleri artırarak yapabileceklerini anlattı.
“Bizim mücadelemiz, bu sömürge düzenine son verme, küresel adaleti tesis etme mücadelesidir.”
Fahrettin Altun, “Bugün her ne kadar küresel adaletsizliği doğuran temel sebep sağlıklı bir toplumlararası iletişim sisteminin yokluğu olmasa da toplumlararası ilişkilerde karşılıklı ve iyi işleyen iletişim köprülerinin azlığı, zayıflığı küresel adaletsizliği derinleştirmektedir. Bugün, etrafımıza, küresel alanda karşı karşıya kaldığımız zulümlere bakalım. Eğer, zalimlerin kulakları sağır eden gürültüleri olmasa bu zulümler meşrulaştırılamaz. Mazlumlar daha fazla konuşabilse, seslerini daha fazla duyurabilse, insanlık mazlumları anlamak için onları dinlese bu zulüm düzeni devam etmez.” değerlendirmesinde bulundu.
İçinde toplumların gerçek ve sağlıklı bir şekilde iletişim kurabildikleri bir dünya sistemi kurmak zorunda olduklarını vurgulayan Altun, şöyle devam etti:
“Bunun için her şeyden önce toplumlar olarak birbirimizi daha yakından tanımaya ihtiyacımız var. Şunu açık ve net olarak söylememiz lazım. En büyük düşmanımız ön yargıdır. Ön yargı, sömürünün gıdasıdır. Ön yargısız sömürü sistemi kurulamaz. Bugün dünyadaki sömürü sistemi ne yazık ki ön yargılar üzerine bina edilmektedir. Sömürü sistemlerini yıkmak ön yargıları ortadan kaldırmakla mümkündür. Bunun içinse ihtiyacımız olan temel unsur sağlıklı iletişim köprüleridir. Burada tek taraflı değil, çok taraflı bir iletişimden bahsediyoruz. Batı’nın konuştuğu, Batı dışı dünyanın sustuğu ve sadece Batı’yı dinlediği, Batı’nın söylem imal edip Batı dışı dünyanın bu söylemleri tükettiği bir dünyada adalet olabilir mi? Olamaz. Sadece ve sadece Batılı sömürge düzeni derinleşir, kökleşir, daha fazla kurumlaşır. Bizim mücadelemiz, bu sömürge düzenine son verme, küresel adaleti tesis etme mücadelesidir.”
“TRT uluslararası dijital haber kanallarının takipçi sayısı 44 milyonu geçti”
İletişim Başkanı Fahrettin Altun, uluslararası yayıncılığı da TRT’nin farklı dillerde giderek artan oranda yaptığı yayınları da bu bağlamda değerlendirdiklerine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“TRT, son dönemde uluslararası yayıncılık alanında ciddi atılımlar gerçekleştirdi. Son iki yılda TRT Fransızcayı, 3 farklı dilde yayın yapan TRT Balkan’ı, 4 ayrı dilde yayın yapan TRT Afrika’yı kurdu, hayata geçirdi. Yeni açılan bu kanallar, görüyoruz ki çok kısa sürede milyonlarca takipçi kazandı. Arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre, TRT uluslararası dijital haber kanallarının takipçi sayısı 44 milyonu geçti. Ben inanıyorum ki bugün lansmanını gerçekleştirdiğimiz TRT İspanyolca Dijital Haber Platformumuz da aynı ilgiye mazhar olacaktır.”
Birbirinin derdine bigane kalan insanların yaşadığı bir dünyayı, insanlığın başına gelecek en büyük felaket olarak değerlendirdiklerini vurgulayan Altun, şunları dile getirdi:
“Wael B. Hallaq ‘Bizi kuran karşılaşmalardır, karşılaşmalardır bizi biz yapan. Dünyayı olduğu şey yapan da onlardır. Karşılaşma olmadan, insanların, toplumların, kültürlerin karşılaşması olmadan hiçbir şey mümkün olamaz.’ derken tam da buna dikkat çekmektedir. İnsanların birbirine bigane kaldığı bir dünyanın, esas itibarıyla ne kadar zor ve zulüm üreten bir dünya olduğundan bahsetmektedir. Dışlamadan ve ötekileştirmeden bu karşılaşmaları daha anlaşılır ve görünür kılmak zorundayız. İnsani etkileşimleri, kültürlerarası karşılaşmaları daha görünür kılmak mecburiyetindeyiz.”
Altun, İspanyolca gibi milyonlarca kişinin konuştuğu bir dilde yayın yapmanın, insanlara çeşitli düşünceler ve yeni kapılar aralanması anlamına geldiğini belirtti.
“Uluslararası yayıncılık alanında tek tip yayıncılık kabul edilemez”
Uluslararası medya düzenini çeşitlendiren dijital kamu yayıncılığının aynı zamanda sistematik dezenformasyonun kontrolsüzce yayılmasını, insanlara ve toplumlara zulmetmesini de engelleyen bir unsur olduğunu söyleyen Altun, şöyle devam etti:
“Entelektüel ve derinlikli yayınlarla dezenformasyonun uluslararası kaynakları çökertilebilir ve bu konuda daha fazla farkındalık oluşması sağlanabilir. Tam da bu sebeple öyle inanıyorum ki TRT İspanyolca, Batı merkezli uluslararası yayıncılık anlayışına güçlü bir alternatif teşkil edecektir. Uluslararası yayıncılık alanına birkaç Batılı büyük medya şirketinin hükmetmesini kabul edemeyiz, etmemeliyiz. Uluslararası yayıncılık alanında tek tip yayıncılık kabul edilemez.
Biz bu bağlamda TRT İspanyolca ile uluslararası yayıncılık alanında çeşitliliğe ve çok kültürlü yayıncılık anlayışına katkıda bulunacak, Türkiye’nin barış ve adaletten yana dış politikasını, haklı tezlerini daha fazla insana anlatma imkanına sahip olacak, ülkemizin ekonomik, kültürel ve beşeri potansiyelini daha görünür kılacak ve birçok Latin Amerika ülkesiyle kurduğumuz dostluk köprülerini daha da pekiştireceğiz.”
Altun, bazı Batılı dostlarının, meslektaşlarının bu girişimlerinden, küresel medya tekelini yıkmaya, uluslararası yayıncılık alanında adaleti tesis etmeye dönük girişimlerinden rahatsızlık duyduğunu ifade ederek, “Nitekim dün de bazı Batılı medya kuruluşlarında TRT İspanyolcanın kuruluşuna şüpheyle bakan, Türkiye’nin Batı medyasını ‘ayrımcı, ötekileştirici ve standardize edici’ bulduğu için bu türden girişimler içine girdiğini ifade eden çeşitli yayınlarla karşı karşıya kaldık. Rahatsızlıklarını elbette anlıyoruz, ancak bu rahatsızlıkları bizi haklı davamızdan vazgeçiremez.” değerlendirmesinde bulundu.
” Biz, dünyanın karamsarlığa mahkum edilmesini kabul etmiyoruz”
Altun, bugün küresel toplumun, bilgi kaynaklarının çeşitlenmesine, ülkeler arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesine, adil ve hakkaniyetli alternatif bakış açılarına hiç olmadığı kadar muhtaç olduğunu vurguladı.
Uruguaylı yazar ve gazeteci Eduardo Galeano’nun “Barış ve adalet haykırışıyla doğan 20’nci yüzyıl, kanın içinde boğulmuş olarak öldü ve bulduğundan çok daha adaletsiz bir dünya bıraktı geride. Yine barış ve adalet haykırışıyla doğan 21’inci yüzyılın durumu da öncekinden farklı değildir.” sözlerini anımsatan Altun, “Biz Türkiye olarak dünyanın, Galeano’nun tasvir ettiği bu karamsarlığına itiraz ediyoruz ve dünyanın karamsarlığa mahkum edilmesini kabul etmiyoruz. Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Dünya beşten büyüktür.’ ve ‘Daha adil bir dünya mümkündür.’ diyerek veciz bir şekilde ifade ettikleri küresel adalet çağrısı, bunun en açık göstergesidir. Bu küresel adaletsizliğe karşı çıkışımız esas itibarıyla insanlığın geleceğine dair bir umudun muştulanması anlamına da gelmektedir.” diye konuştu.
“Biz hakikat nöbeti tutuyoruz”
Bu doğrultuda, son örneğini Gazze’deki soykırımda gördükleri zalimin mazluma zulmettiği bir düzene karşı çıktıklarını söyleyen Altun, “Beklenileceği üzere küresel düzenin bu adaletsizliğine karşı durmamız, haksızlıklar karşısında hakikati haykırmamız, adaletten yana tavır takınmamız İsrail gibi kötücül amaçlara sahip mahfilleri rahatsız ediyor. Bu kötücül mahfiller, terörle soykırımla sistematik yalan ve dezenformasyon kampanyalarıyla hakikati çarpıtmaya, zulümlerini artırmaya çalışıyorlar.” ifadelerini kullandı.
Altun, bugün burada yeni bir medya kanalı kurduklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Medya kanalını kurduğumuz bugün de İsrail’in gazetecileri katletmesini lanetlemeliyiz. İsrail’in gazetecileri katlederek haberi, gerçeği tüm dünyaya duyurmak isteyen gazetecileri katlederek, hakikati katlettiğini burada sesli bir şekilde haykırmalıyız ve İsrail’i tedip etmeliyiz. Biz buradan Gazze’de şehit düşen 140’ı aşkın kahraman gazeteci kardeşimizi selamlıyoruz. Allah onlara rahmet etsin diyoruz. Onlar gerçek medya kahramanlarıdır.”
İsrail’in zulümleri dolayısıyla yargılanacağını ve cezalandırılacağını ifade eden Altun, “Ne yaparlarsa yapsınlar Filistin davası mevzubahis olduğunda yerimiz bellidir. Yerimiz, hakikatin yanıdır. Yerimiz katledilen o masum gazetecilerin yeridir. Türkiye, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, bağımsız ve toprak bütünlüğü haiz bir Filistin devletinin her zaman en büyük destekçisi olmuştur ve bu devletin kurulmasıyla bölgeye barış gelebileceğini güçlü bir şekilde vurgulamıştır, bunu vurgulamaya da devam edecektir. Zira, biz hakikat nöbeti tutuyoruz. Hakikat için savaşıyoruz ve buradaki gayretlerimiz de bununla ilgidir.” diye konuştu.
İletişim Başkanı Altun, TRT İspanyolca Dijital Haber Platformu’nun da bu çabayla ilgili olduğunu, hakikat nöbetini farklı kıtalarda, farklı ülke ve toplumlar nezdinde en güçlü şekilde sürdüreceğini vurguladı.
TRT İspanyolca yayın hayatına başladı
Programa, TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Hüseyin Can, AK Parti İstanbul Milletvekili Nilhan Ayan, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdürrahim Dusak ile ulusal ve uluslararası medyadan basın mensupları katıldı.
TRT İspanyolcayla ilgili tanıtım filmi izletilen programda, İletişim Başkanı Altun ve TRT Genel Müdürü Sobacı ile İspanyolca konuşulan 18 ülkenin medya kurumlarının üst düzey yöneticileri, TRT İspanyolca Dijital Platformu’nun açılışını gerçekleştirdi ve platformun ilk haberlerini paylaştı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, programda, bu kapsamda işbirliği yaptıkları kişilere plaket takdim etti.
TRT İspanyolcanın tanıtım programı, Altun ve beraberindekilerin aile fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi.
TRT İspanyolca Konuşulan Ülkeler 1. Yayıncılık Zirvesi ise oturumlarla devam ediyor.
]]>Türkiye’deki 31 Mart yerel seçimlerinin ardından yeniden Melikgazi Belediye Başkanı seçildiği için Başkan Palancıoğlu’nu tebrik eden AB Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Antje Grotheer, Aralık 2023’te Melikgazi’de ev sahipliği yaptığı çok başarılı Çalışma Grubu toplantısının ardından, bu toplantının AB’nin yerel ve bölgesel otoriteleri ile Türk mevkidaşları arasındaki iş birliğini geliştirmeye devam edeceğini belirtti. Ayrıca program çerçevesinde düzenlenecek olan Genişleme Günü etkinliğinde Başkan Palancıoğlu, bir konuşma yaparak, toplantının Türkiye ve AB’deki son gelişmelerin durumuna ilişkin, katılımcılara hitap edecek.
Antje Grotheer: “Palancıoğlu’nun Türkiye ile ilişkilerle ilgili bölgeler komitesi çalışma grubundaki mevcut rolü ve aktif katılımı, siyasi gelişmeler hakkında katılımcılara paha biçilmez bir fikir verecek”
Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Grotheer, Başkan Mustafa Palancıoğlu’na gönderdiği davet mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Sayın Başkan Palancıoğlu, Türkiye’de 31 Mart yerel seçimlerinin ardından yeniden Melikgazi Belediye Başkanı seçildiğiniz için sizi tebrik ediyorum. Avrupa Bölgeler Komitesi (BK), Türkiye ile İlişkiler Çalışma Grubu’nun 30’uncu toplantısını 29 Nisan sabahı gerçekleştirecek. Aralık 2023’te Melikgazi’de ev sahipliği yaptığınız çok başarılı Çalışma Grubu toplantısının ardından, bu Çalışma Grubu toplantısının amacı, AB’nin yerel ve bölgesel otoriteleri ile Türk mevkidaşları arasındaki iş birliğini geliştirmeye devam etmek olacaktır. Öncelikle AB-Türkiye ilişkilerinin mevcut durumunu yerel bir perspektiften ele alarak, hem AB-Türkiye Siyasi, Ekonomik ve Ticari İlişkilerinin Durumuna ilişkin yeni ortak Tebliğ’e hem de Türkiye’de 31 Mart 2024’de gerçekleşen yerel seçimlere odaklanacağız. Bu tartışmayı, Türkiye’de Şubat 2023’te yaşanan dramatik depremlerin ardından gösterilen dayanışmayı temel alarak, yerel ve bölgesel yönetimlerin doğal afet kurtarma ve hazırlık konusundaki rolüne ilişkin tematik bir oturum izleyecek. Çalışma Grubuna (ÇG) her zamanki gibi AB Üye Devletleri ve Türkiye’den yerel ve bölgesel düzeyde seçilmiş politikacılar katılacak. Bu Çalışma Grubu toplantısı, 30 Nisan’da ertesi sabah devam edecek olan Genişleme Günü etkinliği çerçevesinde düzenlenecek. Sizi etkinlikte konuşmaya ve toplantının Türkiye ve AB’deki son gelişmelerin durumuna ilişkin ilk tartışmasında katılımcılara hitap etmeye davet etmekten onur duyuyorum. Türkiye ile ilişkilerle ilgili Bölgeler Komitesi Çalışma Grubu’ndaki mevcut rolünüz ve aktif katılımınız, katılımcılarımıza en son siyasi gelişmeler hakkında paha biçilmez bir fikir verecektir. Çalışma Grubunun ana rolü, BK’nın bölgesel boyutun katılım sürecine dahil edilmesini artırmaya yönelik uzun süredir devam eden çabalarını güçlendirmek ve AB’nin yerel ve bölgesel otoriteleri ile Türk mevkidaşları arasında daha iyi bir siyasi diyalogu desteklemektir. Sizleri 29 Nisan 2024 tarihli Çalışma Grubu toplantısında görmeyi bekliyoruz. Saygılarımla.” – KAYSERİ
]]>(ANKARA) – Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, yarın yapılacak “Büyük Savunma Mitingi” öncesi ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. Sağkan, “Daha fazla kaybedecek zamanımız yok. Bizim mesleğimiz tıkandı. Bizim mesleğimiz artık nefes alamıyor, genç meslektaşlarımızın hayalleri yıkıldı, yerle bir oldular. O genç meslektaşlarımızın tekrar o cübbeyi onurla taşıyacakları bir düzeni hayata geçirmek zorundayız.” dedi.
Türkiye Barolar Birliği (TBB), “Şiddete ve angaryaya karşı meslek onurunu ve emeği savunmak için” diyerek 27 Nisan’da Ankara Anıtpark’ta “Büyük Savunma Mitingi” düzenleyecek.
Miting öncesi ANKA Haber Ajansı’na konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, mitingin 3 temel başlığı olduğunu, bunların avukatların sosyoekonomik sorunları, şiddet ve yargı bağımsızlığı olduğunu söyledi.
Avukatların sosyoekonomik sorunlarını anlatan Sağkan, “Türkiye’de 190 bin avukat var. Şu anda 26 bin 800 stajyer avukat 1 yılda sisteme kayıt oluyor. Yani senede yaklaşık 20 binin üzerinde avukat meslek örgütlerimize kayıt yaptırıyorlar. Bu ihtiyacın çok daha ötesinde bir sayı. Bir ihtiyaç analizi yapılarak uzun vadeli planlamalarla maalesef Türkiye’de hukuk sistemi geliştirilmiyor. 92 tane fakültenin nitelik olarak büyük oranda da sıkıntılı olduğunu biliyoruz. Bu bahsettiğimiz nicelik problemi aynı zamanda hukukçu niteliğinin de düşmesiyle beraber vatandaşlarımızın da yaşadığı ciddi bir soruna da dönüşüyor. Temelde biz bu anlamda planlamanın doğru yapılması gerektiğini bundan sonra da fakültelerin ciddi bir akreditasyon kriterleri belirlenerek bu kriterleri taşımayanların YÖK tarafından öğrenci kabul etmesinin engellenmesi; bu şekilde avukat sayısının ülkedeki nüfus ve ekonomik potansiyelle orantılı bir şekilde ilerlemesine dönük bir planlamanın yapılmasını talep ediyoruz” dedi.
“TÜM MESLEKTAŞLARIMIZ AÇISINDAN MESLEK ONURUNA YAKIŞIR BİR EKONOMİK DÜZEN SAĞLANMASINI İSTİYORUZ”
190 bin avukatın yüzde 50’ye yakınının 0-5 yıl kıdemli avukatlardan oluştuğu bilgisini veren Sağkan, “Yani çok genç arkadaşlarımız asgari ücretle dahi çalışacak iş bulamıyorlar. Bürolarını açamıyorlar. Maalesef home ofis şeklinde evlerinde mesleği yürütmeye çalışıyorlar. Biz tüm meslektaşlarımız açısından meslek onuruna yakışır bir ekonomik düzenin sağlanmasını istiyoruz. Biz bu anlamda kamu hizmeti boyutumuzu yansıtan CMK ücretlerinin angarya olmaktan çıkartılarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile eşitlenmesi, adli yardım ücretlerinin zamanında ödenmesi, genç meslektaşlar bakımından genç girişimci prim desteklerinin daha makul seviyelere çıkartılmasını istiyoruz. Depremden etkilenen meslektaşlarımız hiçbir katkıdan faydalanamıyorlar. Depremde 9 binin üzerinde meslektaşımız evini ve bürosunu yitirdi. Esnaflar için krediler verilirken, KOSGEB imkanları sağlanırken avukatlara tek bir lira dahi imkan sağlanmıyor. Ancak o meslektaşlarımız deprem bölgesinde yurttaşlarımızın hakkını savunmaya, tüm zorluklara rağmen devam ediyorlar. Bizim tek bir derdimiz var. Hiç kimseden bir lütuf talep etmiyoruz, ‘başka meslek gruplarına tanınan ayrıcalıklar ve bize neden tanınmıyor’ demiyoruz. Biz avukat güçlü olmazsa yurttaşın çok güçsüz olacağını biliyor ve görüyoruz. Bu sebeple bu mesleğin onuruna, emeğimizin karşılığına yaraşır ücret politikalarının ve avukat sayısının belirlenmesindeki politikanın ivedi bir şekilde ortaya konulmasına yönünden taleplerimiz var.”
“AVUKATLAR ŞİDDETE HAYATIN HER ALANINDA AÇIK”
İkinci başlığın ise avukata dönük şiddet olduğunu kaydeden Sağkan, “Avukata şiddet vakaları son dönemde inanılmaz oranda arttı. Buna artık bir ‘dur’ denilmesi gerekiyor. Bizim Adalet Bakanlığı’na çok somut taleplerimiz var. Çok somut, madde madde yazdık. Haciz mahallerine giden araçlarda muhakkak bir kolluk görevlisinin zorunlu olarak bulundurulması. Avukatlar şiddete hayatın her alanında açık. Bizim iş yerimiz sadece adliye içleri değil. Biz dışarıda, emniyette, kollukta, cezaevinde, haciz mahallinde ve sokakta her yerde işimizi yapıyoruz ve şiddete çok açık bir meslek grubuyuz. Maalesef ki vatandaşın algısında müvekkille özgürleştirilen, davanın tarafı yerine konulan avukat meslek grubu haline döndük. Haliyle kamu spotlarıyla vatandaşın avukatın davanın tarafı olmadığının anlatılması gerekiyor. Avukata dönük şiddetin CMK 100. Madde kapsamında ‘Katalog Suçlar’a alınması gibi taleplerimizin artık ivedi olarak hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“BİZİM MESLEĞİMİZ TIKANDI, ARTIK NEFES ALAMIYOR”
Sağkan şunları söyledi:
“Daha fazla kaybedecek zamanımız yok, bizim mesleğimiz tıkandı. Bizim mesleğimiz artık nefes alamıyor, genç meslektaşlarımızın hayalleri yıkıldı, yerle bir oldular. O genç meslektaşlarımızın tekrar o cübbeyi onurla taşıyacakları bir düzeni hayata geçirmek zorundayız. Sadece mitingle sınırlı kalmayacağız, bu taleplerimizin ısrarcı şekilde bundan sonra da takipçisi olacağız.”
“TEKRAR BU ÜLKEDE HUKUKA OLAN GÜVENİ TESİS ETMEK ZORUNDAYIZ”
Üçüncü başlığımız yargı bağımsızlığı. Tabii soyut gelebilir ancak hiç soyut değil. Türkiye’de hukuka olan güven azaldıkça avukata olan ihtiyacın da azaldığını, vatandaşın zihninde azaldığını görüyoruz. Çünkü ‘ne olursa olsun bu yargılamada avukat benim için hiçbir şey yapamaz’ algısı doğmaya başlıyor. Yargı bağımsızlığının altına çok şey ekleyebiliriz. Çok basit bir kira tahliye davasının bile 4 yıl 5 yıl sürdüğü; artık insanların hakkını aramak için hukuka gitmekten kaçındıkları ve kişinin kendi hakkını kendisinin aradığı sisteme büyük oranda zihinsel olarak yaklaşmanın varlığını da görüyoruz. Bu hepimizin sorumluluğu, yargının tüm bileşenlerinin sorumluluğu. Tekrar bu ülkede hukuka güveni tesis etmek zorundayız. Tabii Anayasa Mahkemesi kararına Yargıtay tarafından uyulmaması gibi çok ağır ihlallerin de hukuka olan güvenin sarsılmasında çok net etkisi olduğunu biliyoruz. O yüzden taleplerimizden birisi de yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığının gerçek anlamda sağlanması, içselleştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması olacak.
“KİMSE ORTADA YOKKEN BİZ ADLİYE KORİDORLARINDA, CEZAEVLERİNDE OLUYORUZ”
Biz hep vatandaşlar için sokağa çıktık. İfade hürriyeti için, basın emekçileri için basın özgürlüğünü savunduk. Çünkü basın özgürlüğü sadece basın emekçisinin hakkı değil bizim de aynı zamanda haber alma hakkımızı içeriyor. Hep böyle baktık. ‘Herkes için adalet, adalet için avukat’ diyorduk şimdi ‘Avukat için de adalet’ diyoruz. Ben yurttaşlarımızın belirli bir vadede aslında iyi bir politika ortaya konulursa savunmanın önemini çok kısa zaman içerisinde zihinlerine yerleştirebileceklerine inanıyorum. Çünkü gecenin ikisinde bir insan gözaltına alındığı zaman, sabahın beşinde kapısını polis çaldığında herkesin aklına gelen ilk meslek grubu ‘aman avukatım gelsin’ oluyor. Biz orada oluyoruz sabahın beşinde kimse ortada yokken, biz emniyet müdürlüklerinde oluyoruz, biz cezaevlerinde, adliye koridorlarında… Buna rağmen şiddete uğruyoruz, hakarete ve tehdide uğruyoruz. Bu kadar özveri ile görev yapmamıza rağmen mesleğin itibarına dönük saldırılarla karşılaşıyoruz.
“AVUKATIN GÜÇLÜ OLMADIĞI YERDE VATANDAŞ DA GÜÇLÜ OLMAZ”
Bundan uzun yıllar önce ekonomik olarak gerçekten belirli bir insan onuruna yaraşır bir şekilde karşılığı olan bu meslek grubu son yıllardaki bu orantısız artış nedeniyle özellikle genç meslektaşlarımız bakımından maalesef ki yapılabilir bir iş olmaktan çıktı. İnsanlar üzerlerine giydikleri cübbeleri çıkartıp maalesef başka bir meslek bakmak zorunda kalıyorlar. Biz tekrar kişilerin hedeflerindeki avukatlığın Türkiye’de yapılabilir olmasını sağlamak istiyoruz. Avukatın güçlü olmadığı yerde vatandaşın da güçlü olmasından söz edemeyiz. Bu taleplerimizin dokunduğu, temas ettiği bir yerde bir şekilde muhakkak ki adalete ihtiyaç duyan Türkiye’deki tüm yurttaşlarımızdır.”
]]>(ANKARA) – Hollanda’nın milli günü olan “Kral Günü” Ankara’da kutlandı. Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği Rezidansı’ndaki resepsiyona katılan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Hollanda’nın Türkiye’de bir numaralı doğrudan yabancı yatırımcı olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullanırken, Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands iHollanda Başbakanı Mark Rutte’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yarın yapacağı görüşmeye değinerek, “Bu temaslar, özellikle Türkiye’nin mevcut jeopolitik zorluklarla mücadelede oynadığı önemli rol ve NATO müttefikleri olarak iş birliğimizin önemi göz önüne alındığında yaşamsal önem taşıyor” diye konuştu.
Hollanda’nın milli günü olan “Kral Günü” dolayısıyla Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği Rezidansı’nda resepsiyon verildi. Çok sayıda yabancı misyon temsilcisinin yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da resepsiyona katıldı.
Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands, konukları kapıda karşıladı. Karşılamanın ardından iki ülkenin milli marşları okundu. Daha sonra konuşma yapan Büyükelçi Wijnands, “Dostluğumuz özellikle bu günlerde daha da yeşeriyor çünkü bu yıl, 1924 yılında Dostluk Anlaşması’nın imzalanmasının 100’üncü yıl dönümünü kutluyoruz” dedi.
Türkiye ile Hollanda’nın birçok alanda yakın ortak olduğunu söyleyen Büyükelçi Wijnands, şöyle devam etti:
“İki ülkenin de genlerinde ticaret var. Hollanda, burada faaliyet gösteren 3 binden fazla Hollandalı şirketle bir numaralı doğrudan yatırımcıdır. Ülkelerimiz arasındaki iş ilişkilerini güçlendirmek için iş birliğini daha da arttırmayı umuyoruz. Ayrıca kişisel ve ailevi pek çok bağ paylaşıyoruz. Bu gece burada bulunan pek çok konuk dahil Hollanda’da yarım milyondan fazla Türkiye kökenli yurttaş yaşıyor.
Geçen hafta Sayın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Lahey’i ziyaret etti. Ben de bu resepsiyonun ardından, yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşecek Başbakanımıza eşlik etmek üzere İstanbul’a gideceğim. Bu temaslar, özellikle Türkiye’nin mevcut jeopolitik zorluklarla mücadelede oynadığı önemli rol ve NATO müttefikleri olarak iş birliğimizin önemi göz önüne alındığında yaşamsal önem taşıyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi sarsan depremler sonrasında Kral Günü kutlamamızı iptal etmiş, onun yerine Kahramanmaraş’ta Lale Eğitim Merkezi’nin açılışını yapmıştık. Bu merkez, depremden etkilenen kadın ve çocuklara destek sağlayan bir yer.”
ŞİMŞEK: İKİ ÜLKE ARASINDA GÜÇLÜ KÖPRÜLER VAR
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
“Sayın Büyükelçinin de belirttiği üzere bu yıl Türkiye ile Hollanda arasındaki Dostluk Anlaşması’nın yüzüncü yıl dönümünü kutluyoruz. Aynı zamanda İşgücü Anlaşması’nın 60’ıncı yıl dönümünü de anıyoruz. Bu anlaşma, bugün Hollanda’da yarım milyona yaklaşan ve Hollanda yaşamının her alanında, ekonomide, siyasette, bilimde önemli bir rol oynayan Türk-Hollanda toplumunun temeliydi.
İki ülke arasında çok güçlü köprüler var. Bu vesileyle, geçen yıl yaşanan deprem felaketinde gösterdikleri dayanışma için Hollanda halkına, Büyükelçi’ye teşekkür etmek istiyorum. Arama-kurtarma ve yardım çalışmalarındaki dostluğunuza minnettarız.
Türkiye ile Hollanda arasındaki ticaret hacmi 5,5 kat artmıştır. Bu oldukça büyük bir sıçrama ve 12,5 milyar ABD dolarına ulaştı. Hollanda’nın Türkiye’de bir numaralı doğrudan yabancı yatırımcı olduğunu biliyoruz. Hollandalı işletmeleri, Hollandalı girişimcileri, yenilikçileri memnuniyetle karşılıyoruz.
Geçen yıl 1,2 milyon Hollandalı turisti ağırladık ve bu da onları yedinci en büyük turist grubu yapıyor. Geçen yıl Türkiye, küresel turizmde dördüncü en büyük destinasyon oldu. Dolayısıyla çok daha fazla sayıda Hollandalının ülkemizi ziyaret ederek bağlarımızı ve dostluğumuzu güçlendireceğini umuyoruz.”
“GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN GÜNCELLENMESİ HER İKİ TARAFIN DA YARARINA”
Mehmet Şimşek, “Ortaklığımızı güçlendirmek, bağlarımızı derinleştirmek, ticaret ve yatırımı arttırmak istiyoruz. Hollandalı dostlarımızın biraz daha yapıcı ve liderlik rolü oynamasını umduğumuz bir alan da Türkiye- Avrupa Birliği (AB) ilişkileridir. Bazı siyasi zorlukların üstesinden gelmek için Hollandalıların akılcılığına güveniyoruz. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi her iki tarafın da yararınadır. Gümrük Birliği’nin modernize edilerek güncellenmesinin Türkiye ve AB menfaatine olduğunu söyleyen 2015 tarihli bir Avrupa Komisyonu Raporu var. Dolayısıyla ilerlememiz gerektiğini düşünüyorum ve umuyorum ki Hollandalı dostlarımız burada daha güçlü bir rol oynayacaklardır.” ifadelerini kullandı.
]]>NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Türkiye’nin son yıllarının gündeminin ve en büyük sorununun ekonomi olması birçok kesim için tartışılmaz gerçekliğini koruyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben ekonomistim” diyerek uyguladığı ekonomi ve maliye politikaları, çalışanlar ve emekliler aleyhine gelir adaletsizliğinin artmasına neden oluyor. Bir yandan Merkez Bankası’nın “bağımsızlığı” tartışmaları devam ederken, politika faizinde uygulanan “nas” argümanı ve 2023 genel seçimlerinden sonra faiz politikasında yaşanan sert dönüşüm ekonominin gündemini belirlemeye devam ediyor.
Türkiye’de 2016 yılından beri hiçbir Merkez Bankası Başkanı dört yıllık görev süresini dolduramadı. 2017 yılından beri bozulmaya başlayan ve çift haneli rakamlara yükselen enflasyon, 24 Eylül 2021 ile 23 Haziran 2023 tarihleri arasında uygulanan faiz indirim politikası, kurda yaşanan dalgalanmalar, Türkiye ekonomisini çözülmesi zor bir cenderenin içine soktu.
Eski Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya döneminde yüzde 24’e kadar arttırılan politika faizi, Çetinkaya’dan sonra gelen Murat Uysal döneminde yüzde 10.25 seviyesine çekildi. Kasım 2020’ye kadar yüzde 10.25 seviyesinde seyreden politika faizi, eski Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanı olması ile 5 ay içinde yüzde 19 seviyesine kadar çıkarıldı. Ağbal, Yeni Şafak gazetesi tarafından 19 Mart 2021’de faizi yükselttiği için “Bu operasyonu kim adına çektiniz” manşetiyle hedef gösterildi. Son yıllarda 5 aylık görev süresiyle Merkez Bankası Başkanlığı koltuğunda en az kalan Ağbal, bu manşetten bir gün sonra, 20 Mart 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Erdoğan’ın kararıyla görevden alındı.
Ağbal’dan sonra göreve gelen Şahap Kavcıoğlu, Erdoğan’ın “faizi indirme” politikasını istisnasız uygulayan ilk Merkez Bankası başkanı oldu. Göreve geldikten ilk 6 ay sonra politika faizini sabit tutan Şahap Kavcıoğlu, Eylül 2021’de faiz indirimi serisine başladı. Kurdaki dalgalanmanın giderek arttığı 2021 yılının son aylarında Türkiye, kur-faiz denkleminde sert değişimlere imza attı. Erdoğan, 17 Kasım 2021’de partisinin grup toplantısında “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bunu farklı yere çevirme gayretine girenlere diyorum ki boşuna uğraşmayın. Biz faiz belasını bu milletin sırtından kaldıracağız. Hala kalkıp da bu yolda, mücadelede beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam” diye konuştu. Erdoğan’ın bu sözleri faiz politikasında nasıl bir değişim yaşanabileceğinin işaret fişeği oldu. Bu süreçte, Kavcıoğlu’nun başlattığı faiz indirimleri devam ederken, 2 Aralık 2021’de Nureddin Nebati Hazine ve Maliye Bakanı olarak Erdoğan tarafından göreve getirildi.
“NAS’LAR NEYİ GEREKTİRİYORSA…”
2021 yılının son ayları Türkiye ekonomisinin bugünlerini hazırlarken Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 Aralık 2021’de katıldığı İlim Yayma Ödülleri Töreni’nde; “Neymiş efendim? Faizleri düşürüyormuşuz. Benden başka bir şey beklemeyin. Bir Müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Elhamdülillah biz doğru yoldayız. Çünkü faiz, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapar hükmü bize öyle sıradan gelen bir hüküm değil” diye konuştu. Türkiye ekonomisindeki dönüm noktasının Erdoğan’ın ekonomi politikalarını İslamcı bir söylemle yeniden dizayn etmeye başladığı bu konuşma olduğunu söylemek mümkün. Bu günlerde hızla artan dolar 18 TL seviyesine yükselmiş, euro 20 TL’yi aşmıştı. Hatta bugünlerde yurttaşlar sokaklara çıkarak döviz kurunda yaşanan sert artışı, enflasyonu, ekonomi politikalarını, halkın yoksullaştırılmasını protesto etmişti.
Döviz kurunun hızla arttığı, Erdoğan’ın ‘nas’ diyerek faizleri indirme sinyali verdiği konuşmasının ardından 20 Aralık 2021’de Erdoğan başkanlığında yapılan kabine toplantısı ekonomi politikalarında yaşanacak tepetaklak dönüşümün başlangıcı oldu. Erdoğan, “Yeni bir finansal alternatif sunuyoruz” diyerek mevduat hesaplarının getirisinin döviz getirisi altında kalması durumunda aradaki farkın vatandaşlara ödeneceğini duyurdu. Bu sözler, uzun tartışmalara sebep olacak Kur Korumalı Mevduatın (KKM) ilanı oldu. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, 21 Aralık 2021’de dövize endeksli Türk Lirası mevduatları ile ilgili düzenlemeleri açıkladı.
KKM uygulaması ile Türk lirası üzerinden açılan mevduat hesaplarının döviz kuruna karşı güvence altına alınması planlandı. Bu sistem ile yatırımcıların, Türk lirasının değer kaybından korunması amaçlandı. KKM uygulamasının başlaması ile dolar 18,30 TL’den 12 TL’nin altına, euro kuru ise 20 TL’yi aşan seviyeden 13,50 TL’nin altına geriledi. KKM sistemi zengini daha da zengin eden yöntemi yüzünden eleştirilere konu oldu. Yaklaşık 2,5 yıldır sürdürülen KKM, doları ilk başlarda dizginlese de dolar şu an 32,51 TL, euro ise 34,97 TL seviyesinden işlem görüyor.
Bir yandan, döviz kurunun dizginlenmesi için KKM devreye sokulurken öte yandan politika faizinde sürekli indirimlere gidildi. Dönemin Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu döneminde politika faizi hiç artırılmayarak yüzde 19’dan yüzde 8,5 seviyesine kadar düşürüldü. Erdoğan’ın faiz için uygulanmasını arzu ettiği ‘nas’ söylemi Merkez Bankası’nın faiz politikasına giderek yerleşti. Türkiye’de faiz, 21 ay hiç arttırılmadı. Bu süreçte Türkiye ekonomisi giderek bozuldu ve enflasyon artmaya başladı. Yurttaşların alım gücü düştü, asgari ücrete yılda 2 kez zam uygulaması başlatıldı. Ev kiraları hiç olmadığı kadar artarken, mal ve hizmetlere her geçen gün zam geldi.
FAİZ DE ENFLASYON DA YÜKSELDİ…
Aralık 2021 – Haziran 2023 tarihleri arasında 21 ay boyunca sürdürülen düşük faiz politikasından Türkiye tarihinin en önemli seçimleri arasında sayılabilecek 2023 Genel Seçimlerinin ardından vazgeçildi. Gelir adaletsizliğinin ve sınıflar arasındaki eşitsizliğin cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerine çıkması, Erdoğan’ın ısrarla dile getirdiği ‘nas’ ve aylarca direttiği faiz politikasından dönmesine neden oldu.
Türkiye, 23 Haziran 2023’ten beri dönemin Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın başlattığı faiz artırım politikasını konuşuyor. Erkan yüzde 8,5 seviyesinden aldığı faizi yüzde 45 seviyesine yükseltti. Enflasyonla mücadele sürecinde sıkı para politikasını benimseyen yeni TCMB yönetimi, yıl sonu enflasyon tahminini tutturamadı. 2023 yılında yıllık enflasyon yüzde 64,8 olurken TCMB, yıl sonu enflasyonunu yüzde 22,3 olarak tahmin etmişti. Erkan yönetimi KKM’yi sonlandırmak istediğini ilan etti ve bu dönemde Hazine’den yapılan ödemelerin bütçe açığına verdiği yükü azaltmak amacıyla ödemelerin tamamı Merkez Bankası’na devredildi. Bu ödemelerin sonucu geçen günlerde açıklanan Merkez Bankası’nın zararıyla ortaya çıktı. Merkez Bankası, 2023’te 818,2 milyar TL zarar etti.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, hedefinin en başına enflasyonu düşürmeyi koydu. Bu süreçte Merkez Bankası Şubat Ocak 2024’e kadar her ay faiz artırdı. Şimşek, kamuda tasarruf yapılması gerektiğini vurgularken, dönemin Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın İstanbul’da ev bulamadıkları için annesinin yanına yerleştiği sözleri damga vurdu. Hayat pahalılığının Merkez Bankası başkanı tarafından bile dillendirilmesi kamuoyunda çok tartışıldı. Ayrıca, Erkan’ın ev kirası için Merkez Bankası tarafından 35 bin TL ödendiği iddia edildi. Erkan’ın ailesinin Merkez Bankası’nı işleyişine müdahale ettiği ve babasının bir çalışanı işten attırdığı iddiaları ortaya atılırken Erkan, 3 Şubat’ta Erdoğan tarafından görevden alındı.
Erkan’ın 9 aylık Merkez Bankası serüveni hakkında ortaya çıkan birçok iddianın ardından son buldu ve Merkez Bankası’nın yeni başkanı Fatih Karahan oldu. Karahan, 2,5 aydır Merkez Bankası Başkanlığı görevini yürütüyor. Karahan, 2,5 ay içinde faizi yüzde 45’ten yüzde 50’ye yükseltti. Merkez Bankası’nın bugün yapılan PPK toplantısının ardından faiz yüzde 50’de sabit tutuldu.
Fatih Karahan’ın Merkez Bankası Başkanlığı görevini ne kadar sürdürebileceği belirsiz. Bu söylemi son 8 yılın Merkez Bankası Başkanlarının görev sürelerine bakarak rahatlıkla söylemek mümkün. Şu an mart ayı enflasyonu yıllık yüzde 68,5. Politika faizi de yüzde 50’de sabit tutulmaya devam ediyor. Sert dönüşümlerin yaşandığı faiz politikasının ‘artış’ yönünde ne kadar sürdürüleceği de Erdoğan’ın açıklamalarına göre şekillenecek.
Faiz, enflasyon, kur üçlüsü arasında yaşanan sert değişim ve dönüşümler yurttaşları etkilemeye devam ediyor. Alım gücünde yaşanan sert düşüş nedeniyle 2022 yılından beri asgari ücrete yılda 2 kez zam yapıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise “Asgari ücrete ara zam yok” diyerek bu uygulamaya son verildiğini açıkladı. Milyonlar 17 bin 2 lirayla yaşam mücadelesi veriyor. Yerel seçimlerin ardından ekonomik politikasında yaşanan sert dönüşüm, ekonomik krizin faturasının hangi sınıfa kesileceğinin ipuçlarını içeriyor. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın 8 Şubat’ta düzenlenen yılın ilk enflasyon raporu toplantısında “Ücret ayarlamaları etkisiyle, aylık enflasyon tahminimizin üzerinde gelerek yükselmiştir. Asgari ücret artışının öngörülerimizin üzerinde gerçekleşmesinin etkisi hissedilmiştir” diye konuşması ve Merkez Bankası’nın 5 Nisan’da hükümete yolladığı açık mektupta asgari ücrete ara zam yapılmaması gerektiğini vurgulaması, bundan sonra uygulanacak politikalarda neler olabileceğini gösteriyor.
Milyonlarca işçi haftaya 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlamaya hazırlanırken ekonomik krizin çözümü şimdilik yüksek faiz politikasında görülüyor. Asgari ücretin 2024’ün sonuna kadar 17 bin 2 TL olmaya devam edeceği hükümet yetkilileri tarafından dillendirilirken milyonların hayat pahalılığı karşısında nasıl yaşayacağına dair bir politika ne hükümet ne de muhalefet tarafından sunulmuş değil. Ekonomik krizin gölgesinde yaşayan Türkiye’nin ilerleyen günlerde en çok tartışacağı konular yine hayat pahalılığı, asgari ücret, vergi adaletsizliği ve enflasyon olacak.
]]>
“Kazanın meydana geldiği tarihten 5,5 yıl sonra mahkeme kararını açıklayabildi. Ortaya çıkan sonuçlara göre, 13 sanıktan 9 sanığa mahkeme bir ceza verilmesini uygun gördü. Ailelerin ölüme sebebiyet vermekten ceza verilmesini yönelik talepleri yerine mahkeme olası kastan ceza vermeyi uygun gördü. Oysa şunu söyleyelim; tabii Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın bölge Müdürlüğünde çalışan insanlara ceza verilmesi, kusurları ve sorumlulukları çerçevesinde Ceza Kanununun bir gereğidir. Buna karşın şu durumu özellikle altını çizerek ifade etmek isterim. Ulaştırma Bakanlığından herhangi bir yetkilinin anlaşılan bu meselede herhangi bir suçu, kusuru yok ki hiçbir ceza verilmemiş. Bu demiryolunun yapımında, ihalesinde, uygulanmasında görev alanlar, yöneticiler demek ki hiçbir suç ve kusur sahibi değiller ki, onlara da ceza verilmemiş ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünden üst düzey herhangi bir yetkiliye de bir ceza yok. Bu çerçevede ben yaşamını kaybeden yurttaşlarımıza bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu kararın onların vicdanlarında yanan ateşi söndürüp söndürmediğini kendilerine sormak lazım. Ama Türkiye’de hukuk düzeninin gerçek sorumlularının üzerine gitme konusundaki tereddüttü herkesin dikkatini çekmeye maalesef devam ediyor.”
NUMAN KURTULMUŞ’A TEPKİ
Erzincan İliç’teki maden faciasını araştırmak için kurulan komisyonun çalışmalarına 71 gün sonra başlamasını da eleştiren Günaydın “Neden Amasra’da 12. günde toplanan komisyon bu kez 71 gün beklemek zorunda kaldı” dedi. İktidar milletvekillerinin bu durumu, TBMM’nin 31 Mart yerel seçimleri için ara vermesini gerekçe olarak sunduklarını dile getiren Günaydın, grubu bulunan tüm partilerin en geç 22 Şubat’ta komisyon üyelerini TBMM Başkanlığına bildirdiğini hatırlattı. Günaydın TBMM’nin çalışmalarına ara vermesinin herhangi bir facianın araştırılmasına engel olmaması gerektiğini vurgulayarak TBMM Başkanı Numan Kurutulmuş’e tepki gösterdi:
“22 Şubat’tan Meclis’in ara verdiği 1 Mart’a kadar olan bir haftalık zaman dilimi içerisinde Meclis Başkanı, sen bunu neden Meclis’te okutmadın? Neden bu komisyonun kurulup çalışmasına izin vermedin? Meclis’in ara vermesi ya da seçim takvimin başlaması böyle bir facianın araştırılmasını engellemez. Meclis Başkanı üzülerek söylüyorum ki resmi gezilere ailesiyle beraber özel jetlerle gitmek yerine bunu gündemine almak ve komisyonu çalıştırma konusunda herhangi eylemde bulunmadı. 7 çocuğumuz hala toprak altındayken 71 gün sonra komisyon kurulabildi.”
“BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ İLE YAPILAN ANLAŞMA”
TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi planlanırken İliç maden faciası sebebiyle geri çekilen ve dün görüşmelerine başlanan Maden Kanunu’nu da hatırlatan Günaydın, Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri ile yaptığı anlaşmanın hukuka aykırı olduğunu kaydetti:
“Bizim Meclis’te Dışişleri Komisyonu’nda gündeme alınmayı bekleyen bir anlaşma var. Türkiye’yle Birleşik Arap Arap Emirlikleri Arasında Enerji ve Doğal Kaynaklar Alanında Stratejik Ortaklık Çerçeve Anlaşması. Türkiye’nin kurulu enerji kapasitesinin yüzde 10’u kadar büyüklükte yeni enerji yatırımlarını Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaptıracaklar. Bu anlaşmayla taahhüt ediyorlar. Bu Birleşik Arap Emirlikleri’yle yapılan anlaşma ne ulusal ne uluslararası hukuka ne de tahkime atıf yapıyor. Dostane yollarla çözülecekmiş. Yani milyarlarca dolarlık yatırımlarla ortaya çıkan anlaşmazlıklar dostane yolla çözülemezse ne olacak? Herhangi bir cevabı yok. Çünkü memleket bir kabile devletine dönüştürülmüş durumda.
“BU RANT SEVİCİLİĞİNİZ 31 MART’TA SİZE YURTTAŞIN GEREKLİ DERSİ VERMESİNE NEDEN OLDU AMA AKILLANMIYORSUNUZ”
Şimdi bunun altyapısı yapılmaya, kurgulanmaya ve bir mıntıka temizliğini Meclis’e yaptırmaya çalışıyorlar. Örneğin madencilik açısından son derece önemli bir düzenleme var, UMREK. Yani madenciliğin uluslararası standartlarda, bilimsel ölçütlere göre bağımsız denetçiler tarafından denetlenmesine dayalı bir sistem. Soma faciasından sonra getirilmişti, şimdi UMREK’i ortadan kaldırıyorlar. Sebebi neymiş? Efendim, bürokratik zorluklara, gecikmelere ve bazı finansal kayıplara yol açıyormuş. Yani bize İliç’in 72 günü demek istiyorlar ki, ‘Biz bu şirketlere daha da kolaylık getireceğiz, bürokratik zorlukları da ortadan kaldıracağız.’ Sanki bürokratik zorluk demek işin gereğini yapmak değil de illa bir adama kasten zorluk çıkartmak gibi; yani liberalize etmek, şirket karını maksimize etmek… Ayıptır, çocuklarımız hala liç yığınları altında, ayıptır… Bu şirket seviciliğiniz, bu rant seviciliğiniz 31 Mart’ta size yurttaşın gerekli dersi vermesine neden oldu ama bir türlü akıllanmıyorsunuz.”
“EMEKLİNİN MAAŞININ 140 KATINI THY GENEL MÜDÜRÜ ALIYOR”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kemer sıkma politikasına da atıfta bulunan Günaydın, Türk Hava Yolları’nda çalışan bir genel müdürün 1 milyon 400 bin lira maaş aldığını gündeme getirerek bunu 10 bin TL olan emekli maaşları ile kıyasladı. Günaydın, “Emeklinin maaşının 140 katını THY Genel Müdür alıyor. O maaşı kazanabilmek için 1 milyon 400 bin TL’yi edinebilmek için emeklinin 12 yıl aylık alması gerekiyor ve bunu bize utanmadan normal bir düzenlemeymiş gibi anlatmaya çalışıyorlar. Bizim yurttaşlarımızın, emeklilerimizin açlıktan mutfaklarını kaynatamamaları durumundan hiç bahsetmiyorsunuz ama utanmadan ‘THY Genel Müdürü o maaşı alacak çünkü Swiss Air Genel Müdürü de o maaşı alıyor’ diyorsunuz” tepkisini gösterdi. Günaydın, ayrıca THY’de üst düzey görevli diğer çalışanların da yüksek maaşlarına da dikkat çekerek, “Ayıp değil mi, hiç utanmıyor musunuz? Türkiye’de açlık, sefalet bu boyutlara erişmişken üstelik de bu maaşları da utanmadan bize savunmaktan hiç hicap duymuyorsunuz. Artık insanlar ev alamıyor, araba alamıyor, kira ödeyemiyor, bu utanç bizim. 31 Mart’tan sonra Türkiye’nin önüne yeni bir ajanda açılmıştır CHP halkın sorunlarını kendine dert ederek bunların her birini teker teker çözme gücüne de kararlılığına sahiptir. Önümüzdeki dönemde bunlara tanıklık edecek” dedi.
“BİRİYLE GÖRÜŞMEK ONUNLA MÜCADELE ETMEMEK ANLAMINA GELMİYOR”
Günaydın, toplantının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. CHP 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün sosyal medya hesabından paylaştığı mesaja ilişkin bir soruya Günaydın, “Biriyle oturup toplantı yapmak, onu bir görüşmeye davet etmek ya da onun görüşmesine icabet etmek, onunla mücadele etmemek anlamına gelmiyor. CHP sıkılı yumruklarla değil, akılla ve rahat bir yürekle önündeki döneme bakıyor. Türkiye’yi temsil eden tüm siyasal partilerle görüşürüz ancak Cumhuriyet’in ilke ve devrimlerinden bir milim sapmayız. Herkes lütfen bu tavrımızı çok iyi bilsin” yanıtını verdi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in mülakat açıklamaları ile Şimşek’in kamuda tasarruf açıklamalarına ilişkin de Günaydın, şunları ifade etti:
“İSRAF EN YUKARIDAN SÜRDÜĞÜ SÜRECE KİMSEYİ TASARRUFA INANDIRAMAZSINIZ”
“Türkiye’de kamuda müthiş bir israfın olduğunu herkes biliyor. ‘İtibardan tasarruf edilmez’ diye diye başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bir saltanat düzenini kurdular ve bu saltanat düzenine tamamı uydu. Arkadaşlar, bugün herhangi bir spor bakanı Avrupa’daki bir maça özel jetle gidiyor. Meclis Başkanı Mardin’deki ziyaretine özel jetle gidiyor. Eğer inandırıcı olmak istiyorsa Cumhurbaşkanı -ben söyleyeyim- 13 uçağından 10 tanesini derhal açık artırmayla satar, biz de deriz ki çok ciddi bir tasarruf başlıyor. Bakanlar incileri dökülmez, bir yerlere gidecekleri zaman tarifeli uçaklarla giderler, Cumhurbaşkanı tarifeli uçağa bir kere biner, biz de deriz ki; ‘Ne güzel, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’nin siyasetçileri de tarifeli uçağa binmeye başlamışlar.’ ya da eğer bir siyasetçi özel jetle bir yere gidiyorsa, faturasını da ertesi gün yayınlar, o jetin parasını, uçuşunu kendi cebinden finanse ettiğini ortaya koyar, kimse de bir şey diyemez ona. Kamu kaynaklarının üzerine binmekten vazgeçsinler. Dolayısıyla bu israf en yukarıdan sürdüğü sürece, bu şatafat devam ettiği sürece kimseyi tasarrufa inandıramazsınız.
“MÜLAKATI KALDIRIN BU AYIP MEMLEKETİN ÖNÜNDEN KALKSIN”
Gelelim mülakat meselesine. Dün bize AKP Grup Başkanvekili diyor ki, aldığımız kanun, karar var. Mülakat gerekli olmazsa yapılmayacakmış. Her yerde şakır şakır yapıyorsunuz. Kimi kandırıyorsunuz? Dolayısıyla gelin bunu bir düzenlemeye konu edin; yerel yönetimlerden merkezi hükümete kadar ancak özel yetenek gerektiren durumlar hariç olmak üzere mülakatı kaldırın. Onun dışında istisnaları kaldırın, mülakatı kaldırın. Tüm belediyeler, tüm yerel yönetimler, tüm genel yönetim yazılı sınavla personel alsın ve bu büyük şaibe, büyük ayıp memleketin önünden kalksın.”
]]>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) binasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Kazakistan Başbakanı Olzhas Bektenov, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ve iş adamlarının katılımıyla Türkiye-Kazakistan İş Forumu düzenlendi. Forumda Türkiye ve Kazakistan arasında geçmişte yapılan ve gelecekte yapılması planlanan iş birlikleri ve ortaklık anlaşmaları ele alındı. Forumda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Türkiye ekonomisi küresel ve bölgesel zorluklara rağmen olumsuzlukların üstesinden gelmiş ve gelmeye devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl Türkiye ekonomisinde ilk defa 1 trilyon dolar eşiği aşıldı ve Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tarihte ilk kez 1,1 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Kişi başına düşen gelirimiz ise 13 bin dolar seviyesini geçti. Kazakistan’ın milli geliri ile bizim milli gelirimizi topladığımızda 1,4 trilyon dolarlık bir büyüklükten bahsediyoruz. Bu da hepimizi gururlandırıyor” diye konuştu.
“Türkiye ve Kazakistan’ın gösterdiği büyüme performansı takdire şayan”
Yılmaz, “Önümüzdeki dönem bir taraftan iki kardeş ülke olarak büyümeye devam edeceğiz. Diğer taraftan da aramızdaki ekonomik ilişkileri büyüteceğiz. 2023 yılında Orta Vadeli Programımız çerçevesinde az da olsa hedefimizin üstünde büyüdük. 4,5 oranında bir büyüme kaydettik. Kazakistan’da geçen yıl yanlış hatırlamıyorsam yüzde 5 oranında bir büyüme kaydetti. Dünyanın bu zor şartlarına rağmen Türkiye ve Kazakistan’ın gösterdiği büyüme performansı takdire şayan. Böylece 14 çeyrektir aralıksız büyümeyi sürdürüyoruz. Büyüme performansı açısından ülkemiz 2023 yılında Avrupa Birliği ülkeleri ve OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Dış ticaretimiz de yukarı yönlü ivmesini sürdürmektedir. Geçen yıl ihracatımız 256 miyar dolarla rekor bir seviyeye ulaştı. Bu yılki hedefimiz 267 milyar dolara ulaşmak. 2026 hedefimiz ise 300 milyar doları aşan bir ihracat performansı sergilemek” şeklinde konuştu.
“Türk ve Kazak iş dünyasını tebrik ediyorum”
Ticaret ve ekonomide yakaladıkları pozitif atmosferin dost ve kardeş ülke Kazakistan ile ikili ticaretlerine de olumlu yansıdığını gördüklerini belirten Yılmaz, “Sayın cumhurbaşkanlarımız geçmişte 10 milyar dolar ticaret hedefi koymuşlardı. 2023 yılında bu hedefi aşmış durumdayız. Artık yeni hedefler belirleme zamanı. Bir önceki yıla kıyasla yüzde 20 civarında bir atış oldu ticaretimizde. Bu konu da iş dünyamızın, ihracatçılarımızın, yatırımcılarımızın büyük bir katkısı var. Ben sizlerin huzurunda Türk ve Kazak iş dünyasını tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ise yaptığı konuşmada, “Biz Kazakistan ile ilişkilerimize tek millet iki devlet olarak bakıyoruz. Kazakistan’ın güçlü oluşu, zenginliği ve uluslararası arenadaki saygınlığı bize hep gurur vermiştir” değerlendirmesini yaptı.
“Türkiye ile Kazakistan ikili ve transit taşımacılık geçiş belgesi sayısı ihtiyaca cevap verecek düzeye mutlaka çıkarılmalıdır”
Hisarcıklıoğlu, “Biz TOBB ve Türk iş dünyası olarak ata yurdumuz Kazakistan’a daha fazla yatırım yapmaları için desteğimizi sürdüreceğiz. Rusya-Ukrayna savaşından sonra aslında Kazakistan enerji kaynaklarının daha iyi değerlendirilmesi için ciddi fırsatlar da ortaya çıkmıştır. Türkiye ile Kazakistan ikili ve transit taşımacılık geçiş belgesi sayısı ihtiyaca cevap verecek düzeye mutlaka çıkarılmalıdır” ifadelerini kullandı.
Yatırım çekme konusunda Kazak yetkililerin çok iyi çalıştığını belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Enerji dışı yatırımlarda Türkiye, Kazakistan’da 5 milyar doları bulan doğrudan yatırım sağladı şu ana kadar. Neredeyse her hafta bir firmamızdan Kazakistan’da yatırım haberleri alıyoruz. Ayrıca kurulan şirketler sıralamasında Kazakistan’da iki numaraya yükseldik. Kazakistan’da 5 bine yakın kurulu şirketimiz var. Kazak firmalarını da ülkemize sanayii üretimi dahil büyük ölçeklerde yatırım yapmaya davet ediyoruz.” – ANKARA
]]>(ÇORLU) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Çorlu Tren Kazası davasında çıkan karara ilişkin “Halktan, milletten güçlü kimse yoktur. Bundan sonra biz birlikte durdukça, birlikte mücadele ettikçe kötülük geri adım atmaya, mahkum olmaya ve kaybetmeye devam edecek. Bundan sonra hepimize düşen bir şey var: Kim hak arıyorsa yanında olalım, arkasında olalım. Soma’ysa Soma, Çorlu’ysa Çorlu, İliç’se İliç… Evladını orada bırakmış bu gencecik anneler, mücadelelerine omuz verenler sayesinde bu gece rahat uyuyacaklar. İlk kez acıdan değil, sevinçten gözyaşı döktü bu anneler. Bu başarı dayanışma gösterenlerindir. Bundan sonra hep beraber olacağız. Hep birlikte duracağız. Hep birlikte yürüyeceğiz. Birleşe birleşe biz kazanacağız. Halk kazanacak. Türkiye kazanacak” dedi.
Tekirdağ’ın Çorlu ilçesi Sarılar köyü yakınlarında 2018’de meydana gelen ve 7’si çocuk 25 kişinin yaşamını yitirdiği, 328 kişinin yaralandığı tren kazasıyla ilgili davada, 6 yılın sonunda karar açıklandı. Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi, kaza sırasında TCDD Bölge Müdürü olan Nihat Aslan’a 15 yıl, Bölge Bakım Müdürü olan Mümin Karasu’ya 17 buçuk yıl, Bölge Müdür Yardımcısı Levent Meriçli’ye 9 yıl 2 ay hapis cezası verdi. Duruşmaya katılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, karar sonrasında açıklama yaptı. Özel, şunları söyledi:
“Bugün, Çorlu Tren Katliamı’nın karar duruşması için buradaydık. Şubat ayında, hiç beklenmedik bir şekilde duruşma bugüne atıldığında büyük bir infial vardı. O gün ailelere söz vermiştik; ‘Günü geldiğinde, 25 Nisan’da buraya çok daha güçlü geleceğiz ve çok daha kalabalık olacağız’ diye. Defalarca ifade ettiler, buralarda kimsesiz kaldıkları tek başına yürüdükleri günler de oldu. Bugün burada büyük bir kalabalık ve büyük bir inançla yıllardır bu mücadeleyi gösteren ve bütün Türkiye’deki mağdurlara umut olan, hakkı yenenlere örnek olan bu büyük ailenin önünde öncelikle hepimiz, bütün Türkiye olarak saygıyla eğiliyoruz. Ardından başta Çağdaş Hukukçular olmak üzere -çünkü Türkiye tarihinin en büyük iş cinayetinde; Soma’da sadece iki tutuklu var birisi Selçuk Kozağaçlı, birisi sevgili Can Atalay. Soma’da o günkü şartlarda, bütün mücadeleleri sonucunda onları alıp içeriye attılar ve Soma’nın katillerini dışarıya bıraktılar. Bugün burada, belki de ilk kez kamu görevlilerinin ceza aldığı, tutuklandığı, 22 yıldır yerleştirilmiş cezasızlık kültürünün ilk kez geriletildiği, ülkeyi yönetenlerin ‘Benim bürokratıma, yöneticime, kamu görevlime dokundurtmam çünkü verdiğim kanunsuz emirleri onlar uyguluyor. Onlar yargılanırsa bundan sonra sözümü dinlemezler’ mantığıyla hiçbirini feda etmeyenlerin, bugün halkın göstermiş olduğu büyük dirayet, büyük dayanışma sonucunda geri adım attıklarını görüyoruz.
“SADECE BÖLGE MÜDÜRLÜKLERİ NEZDİNDEKİ CEZALANDIRMALAR YETERLİ DEĞİLDİR”
Mahkeme heyeti tarihe kendileri adına bir utanç değil, aslında hukuk için küçük ama Türkiye’deki mücadelelerin tümü için büyük bir adıma katkı sağladılar. Ben olası kast, taksir, bilinçli taksir tartışmalarını kıymetli hukukçulara bırakıyorum. Ama bildiğimiz bir şey var: Sadece bölge müdürlükleri nezdindeki cezalandırmalar ilk adımdır ama yeterli değildir. Bundan sonra hepimize düşen istinaf aşamasını, Yargıtay aşamasını titizlikle, dikkatle ve inatla takip etmektir. Buradaki kazanımın üst aşamalarda aşındırılmasına, geri gitmesine asla izin vermeyeceğiz. Sözümüze değer veren herkese şunu söylüyoruz: Bir olay ortaya çıktığında hep beraber ağlıyoruz, önemli. Büyük sözler söylüyoruz, ‘Unutursak yüreğimiz kurusun’ diyoruz, önemli. Ama süreci takip etmek; son güne, son ana kadar ilk günkü öfkeyi, ilk günkü acıyı unutmadan takip etmek önemlidir. Devlet Demir Yolları’nın genel müdürleri ve oradaki genel müdür yardımcıları ve tüm sorumluların yargılanması gerekmektedir. ve siyasi sorumluluk asla unutulmamalıdır.
“ÇORLU HEPİMİZE UMUT OLMUŞTUR”
Seçim öncesi, ‘hızla yetişsin, faaliyete geçsin, seçim vaadimiz yerine gelsin’ diye kanunsuz emir verenlerin, alelacele hakları devreye alanların, bir başka seçim öncesi ‘aman kesintiye uğramasın’ diye bakım-onarım meselesinin aksaltılmasına yönelik siyasi talimat verenlerin hesap verdiği günler gelmeden Çorlu için tam adalet sağlandı diyemeyiz. Ama Çorlu, hepimize umut olmuştur. Ben ilk günden beri bütün Türkiye’ye örnek, bir birlik ve dayanışma gösteren Çorlu annelerine, babalarına, dedelerine ve evlatlarına; bugün yolda benim boynuma sarılıp da ‘Özgür Amca, benim babam da burada oldu. İyi ki geldiniz’ diyen güzel kızlarımıza, bir maddi menfaat peşinde olmadan sırf adalet için onlara sahip çıkan tüm avukatlara, tüm avukatlarımızın kıymetli meslek örgütü barolarımıza ve ilk günden beri bu davayı takip eden -aileler yüz kere dedi diye boynumun borcudur- Çorlu’nun yeniden de seçilen Belediye Başkanı Ahmet Başkan’a -hiç yalnız bırakmadı dedikleri için- ve hangi siyasi partiden olursa olsun hem partimin hem diğer siyasi partilerin milletvekillerine, dün yaptığımız çağrıdan sonra yüzlerle gittiğimiz buradan binlerle, üç binlerle, beş binlerle destek için buraya koşup gelen, sözümüze değer veren herkese, İstanbul’un ve Trakya’nın tüm il başkanlarıma ve bu büyük mücadeleye katkı için burada olan herkese teşekkür ediyoruz.
“ANNELER, ‘EVLATLARIM BU GECE RAHAT UYUYACAK’ DİYORSA MÜCADELENİN ÖNEMİ BUDUR”
Türkiye’de yeni bir siyasi iklim vardır. Bu iklim bir siyasi partinin yarattığı, başardığı bir iklim değildir. Bu iklim mağdurların, mazlumların, unutulanların, yok sayılanların ve hakkı yenip yok sayılmaya çalışanların mücadelesine omuz veren, nefes veren herkesin yarattığı bir iklimdir. Yıllardır mahkemelere giderim. Soma’da 83 mahkeme takip ettim. Bu karar duruşmasında sağımda Can Atalay, solumda Evren İşler, etrafımızda aileler, biz hüngür hüngür ağladık. Bir tane tutuklu yoktu. O gün Selçuk tutukluydu, üstüne de Can’ı tutukladılar. Bugün buradan bu sonuç alınıyorsa bu bir kazanımdır. Direnenlerin, mücadele edenlerin, dayanışma gösterenleri başarısıdır, onların zaferidir. Orada raylar altında bırakan teyzem, burada adalet için geldiyse; torununu bırakanlar, evladını bırakanlar bugün buradaysa; ‘Bugün biz bir nebze olsun adaleti bulduk, yüreğimize su serpildi’ diyorsa avukatlar; anneler, ‘Evlatlarım bu gece rahat uyuyacak’ diyorsa dayanışmanın önemi, mücadelenin önemi budur.
“BU BAŞARI, DAYANIŞMA GÖSTERENLERİNDİR”
Halktan, milletten güçlü kimse yoktur. Bundan sonra biz birlikte durdukça, birlikte mücadele ettikçe kötülük geri adım atmaya, mahkum olmaya ve kaybetmeye devam edecek. İyiler kazanacak, anneler kazanacak, mağdurlar kazanacak. Bundan sonra hepimize düşen bir şey var: Kim hak arıyorsa yanında olalım, arkasında olalım. Soma’ysa Soma, Çorlu’ysa Çorlu, İliç’se İliç… Atanmayan öğretmense pazar günü Ulus’ta atanmayan öğretmen, açlığa mahkum emekliyse emekli, kim hak arıyorsa yanında olalım. Türkiye’deki herkese söylüyorum: Kolunu rayın altında bırakmış bu annem, size bu mücadeleye katkı sağlayanlara, ‘Allah razı olsun’ diyor. Evladını orada bırakmış bu gencecik anneler, mücadelelerine omuz verenler sayesinde bu gece rahat uyuyacaklar. İlk kez acıdan değil, sevinçten gözyaşı döktü bu anneler. Bu başarı dayanışma gösterenlerindir. Bundan sonra hep beraber olacağız. Hep birlikte duracağız. Hep birlikte yürüyeceğiz. Birleşe birleşe biz kazanacağız. Halk kazanacak. Türkiye kazanacak.”
]]>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Ankara’da coşkuyla kutlandı. Kutlamalar çerçevesinde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Başkent’teki büyükelçiler ve misyon şefleri için resepsiyon düzenledi. Yavaş’ın ev sahipliğinde Mogan Park Konuk Evi’nde gerçekleştirilen 23 Nisan resepsiyonuna Ankara Valisi Vasip Şahin, büyükelçiler ile yabancı misyon temsilcileri, Ankara ilçe belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, basın mensupları, Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve çok sayıda davetli katıldı.
Konuşmasına 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın anlam ve önemine değinerek başlayan Yavaş, “Bugün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zor şartlar altında milleti bir araya getirerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtığı ve ulusun geleceğini çocuklara adadığı özel bir gün. Bu anlamda dünyadaki ilk ve tek çocuk bayramını kutlamanın gururunu yaşıyoruz” dedi.
“Başarımızdaki en büyük rol yönetim anlayışımız”
Türkiye’deki son yerel seçimlerden bahseden Yavaş, yüzde 60,4 gibi rekor bir oy oranı ile tekrar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğini dile getirerek, “Bu başarıda hiç şüphesiz geçtiğimiz 5 yılda ortaya koyduğumuz adil, tarafsız, şeffaf, hesap verebilir, katılımcı, insan ve çevre odaklı yönetim anlayışımız önemli rol oynadı. Betona ve ranta değil, vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını merkeze alan projelerimiz Ankara halkı tarafından kabul gördü. Bundan dolayı önümüzdeki dönem de aynı anlayışla halkımıza hizmete devam edeceğiz” diye konuştu.
“Halkın refah ve mutluluğunu artırmaya yönelik çalışmalarımıza devam edeceğiz”
Ankara halkının refah ve mutluluğunu artırmaya yönelik çalışmalarına artan bir azimle devam edeceğinin altını çizen Yavaş, “Akıllı şehir, yeşil dönüşüm, kırsal kalkınma, kent turizmi ve termal turizm gibi alanlarda söz verdiğimiz projeleri gerçekleştirmek için azimle çalışacağız. Tüm bu çalışmaları yaparken dünyadaki gelişmeleri de dikkate alarak sizlerle yakın işbirliğimizi devam ettirmek istiyoruz. Sizlerin de bir Ankara sakini olarak ülkelerinizdeki tecrübeleri bizimle paylaşmanızdan ve iş birliklerimizi artırmaktan büyük mutluluk duyacağımızı bir kez daha belirtiyoruz” diyerek iş birliği çağrısında bulundu.
“Avrupa Birliği temel hedeflerimiz arasında”
Avrupa Birliği’ne girişi önemsediklerini belirten Yavaş, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin temel hedefleri arasında yer aldığını ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedef olarak gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda Avrupa Birliği’ne giriş projesine büyük önem verdiklerini, bunun Türkiye için vazgeçilmez olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin son dönemdeki Avrupa Birliği ile olan ilişkilerine de dikkat çeken Yavaş, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin üye statüsü yerine ‘dış ilişkiler’ çerçevesinde yer alması oldukça düşündürücüdür. Benzer şekilde geçtiğimiz hafta Avrupa Konseyi Liderler Zirvesi’nde Türkiye’nin Kıbrıs çözümü çerçevesinde ele alınması da cesaret kırıcıdır. Ne yazık ki, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik adımları geleceğe dair net bir yol göstermiyor ve ciddi bir jeostratejik vizyon veya tutarlı bir eylem planı içermiyor. Avrupa Birliği ve Türkiye’nin stratejik çıkarları, Gümrük Birliği’nin siyasi şartlara bağlı kalmadan ve daha fazla gecikme olmadan yeşil ve dijital politikalar doğrultusunda modernize edilmesini gerektiriyor. Bu, sadece Avrupa Birliği ve Türkiye’nin rekabet gücünü ve stratejik özerkliğini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda zorlu siyasi ve jeopolitik sorunların üstesinden gelinmesi için gerekli olan karşılıklı güvenin oluşmasına da destek olacak.”
“Milletimiz ‘mülteci tampon bölgesi’ işlevini reddetmektedir”
Yavaş, 18 Mart 2016’da gerçekleşen Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesi’nde alınan kararlarla ilgili de şunlara değindi:
“Türkiye’nin üzerindeki sığınmacı yükünü iyice artırdı ve kontrol edilemeyen bir göç akışına yol açtı. Türkiye artık sadece göçmenler için bir geçiş ülkesi olmaktan çıkıp, bir kalış ülkesi haline gelmiştir. Bunun oluşturduğu toplumsal huzursuzluk, demografik baskı, sosyo-kültürel ve ekonomik çatışmalar, mevcut durumun sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu bakımdan milletimizin endişeleri gözetilmelidir. Türkiye coğrafyasındaki müstesna rolünün bilincindedir. Tam da bu sebeple milletimiz ‘bir mülteci tampon bölgesi’ işlevini reddetmektedir. Ülkemizin üzerine yüklenen bu yük, hakkaniyetle ve rasyonellikle bağdaşmamaktadır. Bu bakımdan mültecilerin kendi ülkelerinde doğru bir planlama ve insan haklarına uygun şekilde yeniden iskan edilmesi konusunu önemsiyorum.”
“Filistin halkının yanındayım”
Atatürk’ün “Yurtta sulh, dünyada sulh” ilkesinin her zaman yol gösterici olduğunu söyleyen Yavaş, çocuk ve sivillere yapılan saldırılarda Filistin halkının yanında olduğunu belirterek, “21. yüzyılda çocukları, sivilleri öldürmek, susuz ve elektriksiz yaşamaya zorlamak sadece savaş değil, insanlık suçudur. Çocuk ve sivillere yapılan bu saldırılarda Filistin halkının yanında olduğumu belirtiyorum. İsrail hükümetini sağduyulu hareket etmeye davet ediyorum. Gazze’de, Filistin ve İsrail’in her yerinde en kısa sürede savaşın sona ermesini ve daha fazla çocuk ve sivilin hayatını kaybetmemesini umuyorum” diye konuştu.
“Uluslararası çatışmaların sebep olduğu insani dram tüm dünyayı etkilemektedir”
Zor zamanlarda belediye başkanları olarak etkilenen bölgelere ve insanlara yardım sağlamak için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyen Yavaş, sözlerine şöyle devam etti:
“Uluslararası çatışmaların sebep olduğu insani dram, sadece savaş bölgelerinde yaşayan insanları değil, tüm dünyayı etkilemektedir. Ayrıca Ankara’da yaşayan herkesin seslerinin duyulduğu ve endişelerinin dikkate alındığı bir istişare ortamı oluşturmak için buradayız. Savaşların gölgesinde barışın değerini bir kez daha anlamamız ve içselleştirmemiz gerekmektedir. Barışı korumak ve barışın yeniden tesisini sağlamak, sadece ulusal bir görev değil, aynı zamanda uluslararası bir sorumluluktur. Uluslararası toplumun bir parçası olarak Türkiye’nin barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları, dünya genelindeki barış çabalarını destekleyici bir role sahip olduğunu düşünüyorum. Bizler, belediye başkanları olarak bölgesel çatışmalara insani açıdan, barışçıl açıdan bakmaya devam edeceğiz.” – ANKARA
]]>Turan, yarın İstanbul’da başlayacak 5. Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Konferansı’na ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Yürütme Kurulu üyesi de olan Turan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde kurulan ve çalışmalarını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un himayesinde sürdüren Parlamenterler Arası Kudüs Platformunun düzenleyeceği konferansta önemli kararların alınacağını söyledi.
Turan, konferansın 26-28 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da yapılacağını bildirdi.
“Dünyanın ve Türkiye’nin gündemi değişse de biz Filistin ve Gazze’de yaşanan soykırımı ve zulmü gündemden düşürmeyeceğiz” diyen Turan, Filistin konusunun ilkesel duruşlarının ve temel prensiplerinin en belirgin maddesi olduğunu söyledi.
Türkiye’nin siyasi, diplomasi ve parlamenter düzeydeki çabalarının ve girişimlerinin devam ettiğini kaydeden Turan, “Filistin’de yaşanan mezalimi tüm dünyaya anlatmayı sürdüreceğiz. 70 yılı aşkın süredir devam eden bu insanlık dışı vahşet ne yazık ki tüm dünyanın gözü önünde Batılı ülkelerin de koşulsuz destekleriyle hız kesmeden devam ediyor.” diye konuştu.
“Ülkemizin hadsiz ve mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıya kalması siyonistlerin planı ve oyunudur”
Uluslararası düzeyde böyle kapsamlı ve geniş bir toplantının Türkiye’de yapılmasının içeride sürdürülmek istenen anlamsız tartışmalara da bir cevap olacağını ifade eden Turan şöyle devam etti:
“Parlamenterler Arası Kudüs Platformu olarak ülkemizde düzenlediğimiz beşinci konferansımız İstanbul’da yapılacaktır. Konferansa başta Asya, Avrupa, Latin Amerika ve Afrika olmak üzere 7 kıtadan 75 ülkeden 600’e yakın parlamenter katılacak. 15 ülkenin meclis başkanı, 10 parlamento başkan yardımcısı ve 5 ülkenin Filistin dostluk grubu başkanı siyonist saldırıların durdurulması, başta Gazze olmak üzere tüm Filistin’de ateşkesin sağlanması konusunda görüşlerini, duygu ve düşüncelerini paylaşacak. Yarın açılışı yapılacak ve pazar gününe kadar çeşitli oturumların, komite toplantıları ve sunumların olacağı konferansta TBMM Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş ile Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan yurt dışından gelen parlamenterlere hitap edecek ve önemli mesajlar verecek. Ayrıca konferansın birçok uluslararası haber ajansı ve medya kuruluşu tarafından ilgiyle izleneceğini umuyorum. Türkiye, jeopolitik konumu ve siyasi duruşuyla dünyada ve bölgesinde sözünün gücü, gücünün tesiri olan bir ülkedir. Her platformda Filistin halkının haklı davasını savunan Cumhurbaşkanı’mızın ve ülkemizin hadsiz ve mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıya kalması siyonistlerin planı ve oyunudur. Gazze ve Filistin konusunu iç politikaya alet etmeye çalışanlar, umarım Sayın Cumhurbaşkanı’mızın açıklamalarından, Filistin davasının ve mücadelesinin önemli isimlerinin ülkemize ziyaretlerinden ve şükran ifadelerinden gerekli dersleri almışlardır. Güneş balçıkla sıvanmaz.”
“Küresel iyilik, küresel kötülüğü yenecektir”
Türkiye’nin hiçbir zaman Filistin’e, Gazze’ye kayıtsız kalmadığını ve sırtını dönmediğini vurgulayan Turan, “Bunu en iyi Filistin Devleti, Filistin direnişi, Filistin halkı ve bu davaya gönül verenler bilmektedir.” dedi.
Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin “Bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilir” sözünü hatırlatan Turan, “Dünyanın her yerinden gelen milletvekilleri ve meclis başkanlarıyla İstanbul’da güçlü bir irade ortaya koyacağız ve İsrail’in insanlık dışı saldırılarının hesabının sorulması için çaba göstereceğiz. Küresel iyilik, küresel kötülüğü yenecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Turan, başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız, toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin varlığının kabulünün vazgeçilmez bir şart olduğunu vurguladı.
İşgalci siyonistlerin uluslararası platformlarda her yola ve yönteme başvurarak Türkiye’ye saldırdıklarını anlatan Turan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazzeli kardeşlerimize yardımların ulaştırılması ve saldırıların durdurulması için devlet-millet canla başla çaba sarf ederken; bu duygu ve durumun küçük siyasi hesapların malzemesi haline dönüştürülerek, parçalaması en çok da Gazze’ye ve Gazzeli kardeşlerimize zarar vermektedir.
İsrail’e yardım edildiği, İsrail’le ticari ilişkilerin arttığı, hatta onlara silah yapımında kullanılan ekipmanlar sağlandığı iddialarıyla zihinleri bulandırmaya ve sokakları ısıtmaya çalışanlara tavsiyemiz; Filistin direnişini ‘terör örgütü’ olarak tanımlayıp İsrail ve sahiplerinin ağzıyla konuşanlara seslerini çıkartmaları, gösterilerini onların merkezlerinin önüne taşımaları, 31 Mart yerel seçimlerden sonra işgalci İsrail’in Dışişleri Bakanının Ankara ve İstanbul seçim sonuçlarıyla ilgili sevinç ve tebrik açıklamaları, Erdoğan ve Türkiye düşmanlığını içeren cümlelerine bakmalarıdır.”
Türk milletinin bu çirkin oyunlara gelmediğini ve gelmeyeceğini kaydeden Turan, “Kudüs Gecesi düzenlenmesinin bile darbeye konu edildiği bir iklimden ve dönemden; devletin başkanının ve yol arkadaşlarının Kudüs ve Mescid-i Aksa sevdalılarına dönüştüğü bir iklime ve döneme gelindi.” diye konuştu.
Hasan Turan, “İsrail’in bir terör devleti olduğunu, Gazze’de tarihin gördüğü en kanlı soykırım suçlarından birisini işlediğini, Orta Doğu’da en büyük sorunun bizatihi İsrail olduğunu muhataplarının yüzüne söylemekten hiçbir zaman çekinmeyen, ‘one minute’ haykırışıyla siyonist çetenin dokunulmazlığını paramparça eden, tüm dünyanın gözlerinin içine bakarak hakikatleri her platformda haykıran lider; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Ne siyonistler ne de onların aparatları Türkiye’yi hak bildiği doğru yoldan ayıramayacaktır.” yorumunu yaptı.
]]>(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in görüşmesine ilişkin “Vize konusu çok önemliydi. Uzun süredir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa Birliği ülkesi zorluk çıkartıyor. Vatandaşlarımız çok mağdur bu konuda. İş insanları, sanatçılar, bilim insanları, kongreye gidecek olan, defalarca Almanya’ya gidip gelmiş insanlar, gençler, bazı öğrenciler var. Bunlar potansiyel irtica başvurusunda bulunacak insanlar değil. Bunlara da retler geliyor. Genel Başkanımız bunları tek tek sıraladı ve Alman Cumhurbaşkanı’ndan bu konuda inisiyatif almasını istedi” dedi.
Almanya ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 100’üncü yıl dönümü dolayısıyla Türkiye’ye resmi ziyarette bulunan Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştü. CHP Dışişleri Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Uzgel, Steinmeier-Özel görüşmesini ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Uzgel, şunları söyledi:
“SIĞINMACI MESELESİNİ DETAYLICA GÖRÜŞTÜK”
“Alman Cumhurbaşkanı’nın daveti üzerine bir heyet olarak Alman Cumhurbaşkanı Steinmeier ile görüştük. Kendisi eski İçişleri Bakanı’dır. Genel olarak söylemek gerekirse son derece verimli, samimi, dostane bir görüşme oldu. Türkiye’yle Almanya arasındaki birçok konu, bölgemizle ilgili birçok konu gündeme geldi. Genel hatlarıyla çok verimli bir görüşme olduğunu söyleyebilirim.
İki ülke arasındaki ilişkilerde başlıca konular konuşuldu ama Alman Cumhurbaşkanı öncelikle seçim başarısından dolayı Genel Başkanımız Özgür Özel’i tebrik ederek başladı. Seçimden sonra CHP’ye yönelik dışarıda çok büyük bir ilgi var, bilgi artışı var. Bunu gayet net olarak tespit ediyoruz. Çok sayıda ülke, büyükelçilik, cumhurbaşkanı, başbakan, siyasi parti liderlerleri neredeyse Genel Başkanımızı tebrik etmek için sıraya girmiş durumdalar, görüşme talepleri geliyor. Dolayısıyla da Alman Cumhurbaşkanı da bizi tebrik ederek başladı. Türkiye’yi çok yakından takip ettiklerini söylediler, hatta bizim onlara vermeyi planladığımız bazı verileri Alman Cumhurbaşkanı’nın bize aktardığını görmekten de biraz şaşkınlık duyduk. İkili ilişkilerde sığınmacı meselesi var, bunu detayıyla görüştük. Filistin meselesi var ki Almanların bu konudaki hassasiyeti hepimiz biliyoruz. Buna rağmen Genel Başkanımız gerek Berlin’de Alman Sosyal Demokrat Partisi kongresinde bu konuya gayet net, açık bir şekilde; Almanlar bundan çok hoşlanmasa da değindi. Gazze’de yaşanan sorunları dile getirdi. Yine Alman Cumhurbaşkanı’yla görüşmede de bu konular gündeme geldi ve bu konuda Türkiye’nin, CHP’nin tutumunu gayet açık bir şekilde ifade etti.
“VATANDAŞLARIMIZIN VİZE KONUSUNDAKİ MAĞDURİYETİNİ DİLE GETİRDİK”
Vize konusu çok önemliydi. Uzun süredir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa Birliği ülkesi zorluk çıkartıyor. Vatandaşlarımız çok mağdur bu konuda. Biz de hem ana muhalefet partisi hem de seçimlerden birinci çıkmış parti olarak bu konuda hassasiyetimizi dile getirdik. Elimizden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu zaten kamuoyuyla paylaşıyoruz. Alman Cumhurbaşkanı’na da Genel Başkanımız buradaki sıkıntıyı net olarak anlattı. ‘Bekleme süreleri çok uzun, ret oranları çok yüksek.’ Bu doğru değil. Çok sayıda vatandaşımız, bazıları Almanların şikayet edebileceği kategoride de değil yani. İş insanları, sanatçılar, bilim insanları, kongreye gidecek olan, defalarca Almanya’ya gidip gelmiş insanlar, gençler, bazı öğrenciler de var. Bunlar potansiyel irtica başvurusunda bulunacak insanlar değil. Bunlara da retler geliyor. Genel Başkanımız bunları tek tek sıraladı ve Alman Cumhurbaşkanı’ndan bu konuda inisiyatif almasını istedi. Haziran ayında Almanya’da Avrupa Futbol Şampiyonası var. Türk milli takımı katılacak şampiyonaya ve şimdiden bu konudaki başvurulara bile retler geldi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, futbolseverlerin Almanya’ya gidip Türkiye’nin milli maçlarını takip etmesi konusunda bile bir sorun yaşanacağı belli oldu. Genel Başkan bu konuda da şimdiden ön alıcı bir şekilde Alman Cumhurbaşkanı’yla bu futbol maçına gidecek olanlar için bile sorun çıkarılmaması konusunda inisiyatif alması çağrısında bulundu.”
Uzgel, Steinmeier’in görüşmedeki yaklaşımı ve cevaplarına ilişkin de şunları söyledi:
“Çok pozitifti. Kendisi de gayet açıktı Samimi bir şekilde cevap verdi. Bölgesel gelişmeleri, iç gelişmeleri merak etti. Bu konudaki görüşler paylaşıldı. Vize konusuna gelince, tabii bunun farkındalar. Aslında onlar da biliyorlar ne yaptıklarını. Bu konuda çok açık teminatlarda bulunmamakla birlikte ellerinden geldiğince destek olacaklarını bize söylediler.”
]]>
Ankara’nın yaptığı yazılı açıklamada, “ABD’nin insan hakları konusunda kendi siciline odaklanması ve terör örgütleriyle kurduğu ortaklıklar ile insan hakları konusunda izlediği çifte standartlı politikayı sonlandırması çağrımızı yineliyoruz” ifadesine yer verdi.
22 Nisan’da yayımlanan raporun özetinde, “Mayıs ayındaki cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri öncesinde toplanma, örgütlenme ve ifade özgürlüklerine getirilen kısıtlamalar, yıl içinde Türkiye’deki insan hakları durumunu olumsuz etkileyen önemli bir gelişme olmuştur” ifadesine yer verildi.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gözlemcilerinin, seçmenlerin “özgürce oy kullanma haklarını ifade edebildiklerini” bildirdiği, ancak “medyanın önyargısı ve toplanma, örgütlenme ve ifade özgürlükleri üzerindeki kısıtlamaların eşitsiz bir alan yaratarak iktidar için haksız bir avantaja katkıda bulunduğuna dair endişelerini” dile getirdikleri belirtildi.
Demokrasi, İnsan Hakları ve Emek Bürosu tarafından hazırlanan raporda, önemli insan hakları sorunları arasında şu başlıklara dikkat çekildi:
Zorla kaybetme; işkence; keyfi tutuklama veya gözaltı; yargının bağımsızlığı ile ilgili ciddi sorunlar; siyasi mahkumlar veya tutuklular; gazetecilere yönelik şiddet ve tehditler, gazetecilerin haksız yere tutuklanması veya yargılanması, sansür, ifade ve medya özgürlüğüne yönelik ciddi kısıtlamalar; internet özgürlüğüne yönelik ciddi kısıtlamalar; STK’ları kısıtlayıcı yasalar dahil barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik ciddi müdahaleler; mültecilerin kötü muameleye tabi tutulma riski olan bir ülkeye geri gönderilmesi; kadın cinayetleri ve LGBTİ bireyler dahil kapsamlı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet; mülteciler ve Kürt azınlıklar gibi ulusal veya etnik gruplara yönelik şiddet tehdidi içeren suçlar.
Raporda, hükümetin insan hakları ihlallerine karışmış bazı görevlilerin tespiti ve cezalandırılması için sınırlı adımlar attığı belirtilirken, terörle mücadele operasyonlarıyla bağlantılı sivil ölümlerine ilişkin olarak personelin soruşturulmasına yönelik çabalara dair bilgi vermediği vurgulandı.
Siyasi tutuklulara ilişkin olarak TİP’ten Hatay milletvekili seçilen Can Atalay’la ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin aldığı “seçme ve seçilme hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı”nın ihlal edildiğine ve cezaevinden tahliye edilmesi gerektiğine dair kararına rağmen cezaevinde tutulmaya devam ettiği hatırlatıldı.
“Adil ve açık yargılanma hakkının ihlali” başlıklı bölümde de “Yasa bağımsız bir yargı öngörmekle birlikte, yargı özellikle yürütme organının etkisine maruz kalmaya devam etmiştir” ifadesi yer alıyor ve iş insanı Osman Kavala ile ilgili dava örnek veriliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki iki ayrı kararına rağmen hapiste tutulmaya devam ettiği belirtiliyor.
“Sınır ötesi baskılar” başlığında, Fethullah Gülen hareketine mensup şüphelilerin başka ülkelerde öldürülme, kaçırılma veya farklı şiddet biçimlerine maruz kaldıkları iddia ediliyor. Bunlara ek olarak PKK’ya mensup olduğundan şüphelenilenlerin de “işkence ve insanlık dışı kötü muamele” görme olasılığının arttığı ifade ediliyor.
“Seçimler ve siyasi katılım” başlığı altında ise İstanbul’da CHP’den Ekrem İmamoğlu ve Canan Kaftancıoğlu hakkında açılan davalara ve insan hakları örgütlerinin bu davaların siyasi saiklerle açıldığı değerlendirmelerine yer veriliyor.
Ayrıca Kürt illerine kayyum atanması ve eski HDP eş başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ’ın cezaevinde tutulmasından söz ediliyor.
Dışişleri Bakanlığı’ndan tepki
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan , “‘2023 İnsan Hakları Raporu’nda, geçmiş yıllarda olduğu gibi, Türkiye’ye yönelik asılsız iddialara, gerçek dışı bilgilere ve ön yargılı yorumlara yer verildiği” kaydedildi.
Raporun “kaynağı belirsiz iddialar ile terör örgütleriyle iltisaklı çevrelerin söylemleri temelinde hazırlandığı” ifade edilerek, “Ülkemiz, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerine bağlılığını, karşı karşıya bulunduğu çok yönlü ve ağır terör tehditlerine rağmen kararlılıkla sürdürmektedir” denildi.
Raporda “Gazze’de devam eden ve yalnızca Filistin halkının asli haklarına değil aynı zamanda tüm insanlığın ortak değerlerine büyük bir darbe vuran insanlık dışı saldırılara layıkıyla yer verilmemesinin” büyük endişeyle karşılandığı kaydedilen açıklamada, “Bu durum, söz konusu raporun tarafsızlık ve objektiflikten uzak bir şekilde, siyasi saiklerle hazırlandığını açıkça göstermektedir” değerlendirmesi yapıldı.
Af Örgütü’nden eleştiriler:
Çarşamba günü yayımlanan Uluslararası Af Örgütü’nün, “Dünyada İnsan Haklarının Durumu” başlıklı 2023 yılı raporunda da yine Türkiye’ye yönelik eleştiriler yer aldı.
155 ülkenin insan hakları gelişiminin değerlendirildiği raporda Türkiye’deki insan hakları sorunları için özel bir bölüme yer verildi.
Raporda Türkiye’de “insan hakları savunucuları, gazeteciler, muhalif siyasetçiler ve diğerleri hakkında temelsiz soruşturmalar, yargılamalar ve mahkumiyet kararlarının devam ettiği” ifade edilirken, terörle mücadele ve dezenformasyon yasalarının da “ifade özgürlüğünü sınırlandırmak için kullanıldığı” yönünde bir değerlendirme yapıldı.
özetle şu ifadeler yer aldı:
]]>ERDOĞAN VE STEINMEIER’DEN ORTAK BASIN TOPLANTISI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier arasında Beştepe’de gerçekleşen kritik zirve sona erdi. Görüşmenin ardından iki lider kameralar karşısına geçerek basın toplantısı düzenledi.

“DÖNER ALMANYA’DAKİ ÇEŞİTLİLİĞİN BİR PARÇASI”
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, İstanbul’da döner kestiği için ülkesinde kendisine yöneltilen, “Federal Başkan’ın aklına gelen tek şey döner.” şeklindeki eleştirilerle ilgili soruya yanıt verdi. Steinmeier, “Döner çeşitliliğin bir parçası. Yeni Almanya’yı şekillendiren bir çeşitlilik bu. Bunun anlaşılmasını arzu ediyorum. Bu yüzeyselliği geride bıraktığımızı düşünüyorum.” dedi.
“HERHALDE İSTANBUL’DA DÖNER BİTTİ”
O sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Herhalde İstanbul’da döner bitti.” deyince salondakiler güldü. Erdoğan’ın esprisinin ardından Steinmeier de kahkaha attı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
“Savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de ikili ilişkilerimize ve müttefiklik ruhuna uygun şekilde ilerletmek arzusundayız. Türkiye ve Almanya’nın savunma alanında ortak üretim projelerini konuşacağını ümit ediyoruz.
“ALMANYA’DAKİ İNSALARIMIZIN SAYISI 3,5 MİLYONA ULAŞTI”
Turizm alanındaki işbirliğimiz her geçen gün gelişmektedir. 2023’te 6 milyon aşkın Alman turisti ülkemizde ağırladık. Almanya’yla ikili ilişkilerimizin en müstesna ortak paydası güçlü beşeri bağlarımızdır. 63 yıl önce Sirkeci Garı’ndan uğurladığımız insanlarımızın sayısı 3,5 milyona ulaştı. Türk toplumu gurbetçilikten çıkarak Almanya’nın sosyal, ekonomik, kültürel ve akademik hayatında kritik rolleri üstlenmeye başladı.
Vatandaşlarımızın kültürden sanata, siyasetten bilim ve ticarete kadar her alanda önemli başarılarına şahit oluyoruz. Alışılagelmiş kalıpları yıkan, önyargıları kıran Türkiye-Almanya arasında beşeri köprü vazifesi gören tüm vatandaşlarımızla gurur duyuyoruz.

“YENİ ALMAN VATANDAŞLIĞI YASASI KIYMETLİ BİR ADIM”
Türk toplumunun eşit katılımlı entegrasyonuna önem veriyor teşvik ediyoruz. Yeni Alman vatandaşlığı yasasını kıymetli bir adım olarak görüyoruz. Avrupa’yla birlikte Almanya’da yükselen İslam düşmanı, yabancı karşıtlığına karşı endişelerimiz artıyor. 25 Mart tarihinde yaşayan menfur hadisenin tamamen aydınlatılması, sorumluların cezalandırılması konusunda düşüncelerimi paylaştım. PKK, YPG, FETÖ gibi terör örgütlerle mücadelede daha çok işbirliğine ihtiyacımız bulunuyor.
“NETANYAHU TÜM BÖLGENİN GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE ATIYOR”
Alman makamlarından daha fazla destek ve dayanışma beklediğimizi ifade ettim. Türkiye-AB ilişkileri gündemimizde yer aldı. Gümrük Birliği, vize serbestisini ele aldık. Sayın Cumhurbaşkanıyla bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunduk. Gazze’de yaşanan benzeri görülmemiş zulmün son bulması çağrısını yineledim. Netanyahu tüm bölgemizin güvenliğini tehlikeye atıyor. İsrail yönetiminin insanlık suçlarını, katliamlarını gündemden düşürme çabalarına prim verilmemesi gerekiyor.
İsrail’in saldırıları devam ettikçe bölgesel ve küresel tehditlerinin arttığının herkes bilincindedir. Masumların ölüm, açlık ve sefalete mahkum edilmesinin ıstırabının unutulmayacağını biliyoruz. Türkiye olarak kararlı, vicdanlı ve cesur bir duruş sergiledik. Ateşkesin sağlanması, kesintisiz ve yeterli insani yardımın Filistin halkına yönelik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz.

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın finalleri Almanya’da düzenlenecek. Milli takımımız da bu turnuvada mücadele edecek. Turnuvada yer alacak tüm ekiplere ve takımlara şimdiden başarılar diliyorum.”
Steinmeier’in açıklamalarından satır başları şu şekilde:
“Burada misafiriniz olmaktan çok mutluyum. Hemşehrilerinizin konukseverliğini birebir yaşadım. İstanbul, Gaziantep, Ankara’ya davetiniz için teşekkür ederim. Görüşmelerim son derece yararlı oldu. 2 yıl önce Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı savaşından çok kısa süre önce görüştük. İkinci görüşmemiz Berlin’de, kasım ayında, Hamas’ın saldırısından 1 ay sonraydı.
“TÜRKİYE’YE GELMEK ÇOK ÖNEMLİYDİ”
Bu iki olay tehlikeli bir zamanda yaşadığımızı gösteriyor. Bu gerçekler bizim siyasi hayatımızı ne kadar da etkilese ilişkilerimiz zengin ve uzun geçmişe dayanıyor. Benim için diplomatik ilişkilerimizin başlamasının 100. yılında Türkiye’ye gelmek çok önemliydi.
“ALMANYA’NIN DÜNYADAKİ HİÇBİR ÜLKEYLE BU KADAR YOĞUN İLİŞKİLERİ YOKTUR”
Özellikle insani ilişkiler bizim bağlarımızı özel kılıyor. Dünyadaki hiçbir ülkeyle Almanya’nın bu kadar yoğun, dostane, ailevi ilişkileri yoktur. Yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli insan, 4 kuşak önce işgücü anlaşmasının 1961’de imzalanmasından sonra Almanya’da yaşıyor. Onların öyküleri bizim ülkemizi şekillendiriyor. Siyasi hayattan, ekonomi ve kültür hayatında bu kuşakların temsilcileri bana ziyaretimde temsil ediyor.

100 yılı aşkın bir süre önce zanaatkârlar Almanya’daki yoksulluktan kaçarak Türkiye’ye gelmişlerdi. 20’li yıllarda Alman bilim adamları, mimarlar gelmişlerdi. Nazi Almanyasında baskıya uğrayan çoğu Yahudi olan aileler buraya geldiler. Bugün Ankara Üniversitesi’nde bu konuda yeni bilgiler edindim. Tarihi bağlılığımız son derece güncel. 1 yıl önce güneydoğusunda yaşanan depremi yaşadık. İnsani yardım kuruluşları, doktorlar çok kısa sürede geldiler. Tabii ki Almanya’dan çok yoğun maddi destek de sağlandı.
“DEPREM BÖLGESİNDEKİ YENİDEN İNŞA ÇALIŞMALARI TAKDİRE ŞAYAN”
Dün deprem bölgesini ziyaret ettim. Orada yeniden inşa çalışmalarının ne kadar takdire şayan olduğunu ifade ettim. Burada aynı zamanda Suriyeli göç menler de depremin mağdurları oldular. Onlarla da konuştum. Almanya olarak depremzedeleri unutmayacağız, desteklemeye devam edeceğiz.
Hep birlikte iki ülke arasındaki ticaretin 55 milyar avro hacmiyle yeni rekor seviyeye ulaştığını söyledik. Türkiye’deki finans politikalarındaki reformlar Avrupa’da takdirle karşılanıyor. Bana refakat eden Maliye Bakanı da bilgi verdi. Ülkelerimiz zor dönemlerden geçiyoruz. Ekonomik ilişkilerimizi daha geliştirmek zorundayız. Türkiye-AB arasındaki ilişkiler konusunda basın özgürlüğü, hukuk devleti ilkeleri son derece önemli. Almanya, AB zirvesi sırasında bu konuda somut ilerlemelerinin kaydedilmesi konusunda çaba harcamamız gerektiğini söyledik.
“BİZ İKİ ÜLKE OLARAK BİRBİRİMİZ İÇİN VAZGEÇİLMEZİZ”
Türkiye’nin gayretli bir sivil toplumu var. Ülkelerin iyiliğini isteyen, çabalayan insanlar var. Türkiye’ye dinamik, demokratik Avrupa’ya yönelen gelişim diliyorum. Biraz önce söylediğim gibi dünyadaki gelişmeler hepimizi endişelendiriyor. Sayın Cumhurbaşkanıyla bunu da ele aldık. Özgüvenli yeni ülkeler ortaya çıkıyor. Türkiye ile Almanya aslında tek ortaklar değil. Biz özellikle iki ülke olarak birbirimiz için vazgeçilmeziz. Birbirimize ihtiyacımız var NATO’da, G20’de.
Ortak çıkarlarımızı ön plana çıkarmalı, ortak çözümler bulmalıyız. Kıbrıs konusunu ele aldık sayın Cumhurbaşkanıyla. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı savaşı da önemli konuydu. ABD’de uzun süredir beklenen siyasi kararların verilmiş olmasından memnuniyet duyduğumuzu ifade ettik.

“GAZZE’DEKİ İNSANİ DURUMU DÜZELTMEK ZORUNDAYIZ”
Türkiye’nin de Ukrayna’yı desteklediğini biliyoruz biz de aynı şekilde bu desteği vermeye çalışıyoruz. Bu desteği askeri ve ekonomik açıdan sürdüreceğiz. Hamas bu vahşice saldırıyla İsrail’e 1200 kadını, erkeği ve çocuğu öldürdü. 6 ayı süredir 300’ü aşkın rehineyi hala tutuyor. Bize göre 7 Ekim saldırısı olmasaydı Ortadoğu’daki bu savaş olmazdı. Aynı zamanda ortak hedeflerimizi tekrar vurguladık. Gazze’deki insani durumu düzeltmek zorundayız. Savaşın bölgeye yayılmasını engellemeliyiz. Bu konuda da Türkiye’nin önemli bir görevi var.
Sayın Cumhurbaşkanı ile birlikte hepimizin bölgedeki ilişkilerimizi kullanmamız gerektiğini konuştuk. Özellikle rehinelerin serbest bırakılması için. Hemfikir olduğumuz bir konu Filistinliler için siyasi perspektif olmadan orta ve uzun vadede İsrail için güvenlik sağlanamaz. Bu siyasi perspektif iki devletli bir çözüm olabilir. Bu konuda adım atmalıyız. Bu zor dönemlerde Türk-Alman ilişkilerine yeniden ivme kazandırmalıyız. Çok yoğun detaylı görüşmelerimiz sonrasında size tekrar davetiniz için tüm gönlümle teşekkür etmek istiyorum. Konukseverliğiniz ve açık sözlülüğünüz için teşekkürler.”
Daha sonra tekrar söz alan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“İsrail ile yoğun ticari ilişkileri artık ayakta tutmuyoruz. O iş bitti. Bunu da kısa zaman önce Dışişleri Bakanım açıkladı. Fakat şunu bilmenizi istiyorum; şu anda İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırılardaki ölüm sayısı ne yazık ki 45 bini buldu. Bu rakamı bir kenara koymamız söz konusu olamaz. Yaralılar 75 bini buldu.

“TÜM BATI İSRAİL’İN YANINDA YER ALIYOR”
Bu yaralılar içerisinde durumu ağır olanların bir kısmını ülkemizde tedavileri devam ediyor. Tabii çocuk, kadın, yaşlı büyük bir burada maalesef ağır manzara var. Bu manzarayı Alman dostlarımızın görmesi lazım. Bu kadar Gazze-Filistin tamamiyle yerle yeksan olmuş, her taraf yıkılmış, böyle bir durumda. Kaldı ki, İsrail’le Gazze’nin silah, mühimmat, araç gereç bunlar zaten mukayese edilmez. Bunları görerek değerlendirmeyi yapmak lazım. Tüm Batı kimin yanında yer alıyor? İsrail’in yanında yer alıyor.
İsrail’in acımasız saldırıları karşısında Gazze’nin böyle bir imkanı var mı? Yok. İmkansızlıklar içerisinde şu anda rehinelerin takası noktasında bir gayretin içerisindeyiz, bir mücadelenin içerisindeyiz. Temenni ederiz ki bu takasta başarılı oluruz.”
Tekrar sözü alan Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, şu ifadeleri kullandı:
“Bu iddianameden alıntı yaptınız. Bu bizim görüşümüz değil. Mahkeme nezdinde bu konuda Almanya’nın desteğinin bir soykırıma katkı olduğu izlenimine karşı biz de tabii ki girişimde bulunuyoruz. Bu fikri paylaşmıyoruz. Hukukçularımızla uluslararası mahkemede bu konumumuzu savunuyoruz.
Ben sayın Cumhurbaşkanı ile bu konuyu konuştum. Bahsettiğiniz olay beni de en az sizin kadar üzüyor dedim. Solingen’deki saldırının yıldönümünde bir konuşma yaptım. Bu kadar etkili bir etkinlikten sonra aslında benzer bir olayın tekrarlanabileceğini düşünemezdik. Yeni bir saldırı oldu maalesef. Alman güvenlik güçleri ve yargısı bu olayı faillere hak ettikleri cezayı verecekler.”
]]>İSHAK KARA
(VAN) – Vanlı iş insanları, Türkiye Tebriz ve Urumiye Başkonsolosluklarını ziyaret etti. Görüşmede Türkiye ile İran arasındaki ticaret konuları ele alındı. Urumiye Başkonsolosu Adil Cüneyt Akbal, “Kapıköy sınır kapısının bittiği noktada sosyal bir tesis yapılacak (yeme-içme-vs). İran’dan Türkiye’ye karayolu ile geçecek olan turistlerin koşullarını iyileştirecek önemli bir nokta adım olacaktır” dedi.
VATSO Derneği ve Yönetim Kurulu Başkanı Zahir Kandaşoğlu ve beraberindeki heyet, 5 günlük İran ziyaretleri kapsamında Türkiye Tebriz ve Urumiye Başkonsolosluğunu ziyaret etti. 20 kişilik iş insanı heyeti ilk olarak Urumiye Başkonsolosu Adil Cüneyt Akbal ile Ticaret Ateşesi Milad Khoshnoo daha sonra Türkiye Tebriz Başkonsolosu Çetin Taner ve Ticaret Ateşesi Tahir Dingil’i makamlarında ziyaret etti. Ziyarette Türkiye ve İran arasında iş birliği noktasında önemli adımların atılabileceği konusunda fikir alışverişinde bulunuldu.
İLK ZİYARET URUMİYE BAŞKONSOLOSLUĞUNA
İş insanı Zahir Kandaşoglu ve beraberindeki heyet, Urumiye Başkonsolosu Adil Cüneyt Akbal ile Ticaret Ateşesi Milad Khoshnoo tarafından karşılandı. Yapılan görüşmede Başkonsolos Adil Cüneyt Akbay Türkiye ve İran arasında ki ticareti hakkında açıklamalarda bulunarak, şunları söyledi:
“Biz de sizinle iş birliği yapmayı bekliyoruz. Razı Khoy yolu düzeltilmediği sürece ihracatın artması gerektiği dönemlerde oradan tır geçmediği zaman bunlar yetersiz kalır. Bazı şeyler daha da hareketlenecek daha iyi olacak. 7 ayda 5-6 toplantımız oldu. Sınır illeri ekonomi işbirliği, af güvenlik toplantıları gibi karşılıklı Dışişleri Bakanlığı’nın ziyaretleri ve Cumhurbaşkanı ziyareti oldu, aslında gerçekten olumlu gelişmeler oluyor. 10 tane anlaşma imzalandı. Bundan sonraki ilk hedef karma ekonomi komisyonu toplantısı. Esendere’de gümrük geçişleri arttı, Kapıköy Razı Khoy yolunda inşaat halen tam olarak tamamlanmadı ancak İran’dan Türkiye’ye 15 yıl sonra günde 30 tane tır geçişi gerçekleşmektedir.
“KAPIKÖY SINIR KAPISINA TESİS YAPILACAK”
Bizler İran’dan Türkiye’ye gelecek turistlerle ilgileniyoruz. Van bu konuda bölgenin öncüsüdür. Kapıköy için kamulaştırma yapıldı, Kapıköy sınır kapısının bittiği noktada sosyal bir tesis yapılacak (yeme-içme-vs). Nevruz ve tatil dönemlerinde 5-6 saat insanlar kapıda bekliyor. İnşallah bu sorunun çözümü için Temmuz – Ağustos aylarında inşaata başlanacak. İran’dan Türkiye’ye karayolu ile geçecek olan turistlerin koşullarını iyileştirecek önemli bir nokta adım olacaktır.”
VAN TURİZM MASTER PLANINI HAZIRLADIK
İş İnsanı Zahir Kandaşoğlu, “Bizler 2 yıl süre içerisinde yeni bakanımız ile birlikte Van’ın turizm master planını hazırladık. Kapıköy vs tesisleşme durumu o master planında yer aldı. Bütçesi çıktı, ihalesi yapıldı. Allah nasip ederse yıl sonuna doğru tesisimiz de bitecektir. Önemli bir heyetle geldik, içimizde her farklı meslek örgütünden iş insanları var” dedi.
İKİNCİ ZİYARET İSE TEBRİZ BAŞKONSOLOSLUĞUNA GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Van’dan giden İş insanları heyetini Türkiye Tebriz Başkonsolosu Çetin Taner ve Ticaret Ateşesi Tahir Dingil karşıladı. Görüşmede, konuşan iş İnsanı Zahir Kandaşoğlu, görüşmeden dolayı başkonsolos Çetin Taner’e teşekkür etti.
Türkiye Tebriz Başkonsolosu Çetin Taner ise, “Daha önce arkadaşlarla görüştük ilk defa bu kadar ağır toplarla bir araya gelmekten dolayı memnunuz. Van müstesna bir ilimiz potansiyeli büyük bunun da farkındayız. Potansiyelini gerçekleştirmesi gereken bazı adımlar var. Gayretleriniz takdire şayandır” dedi.
]]>
Soru: 10 yılın ardından bir Alman Cumhurbaşkanının ziyareti Türkiye için ne anlam ifade ediyor?
Akif Çağatay Kılıç: Sayın Steinmeier’den önce yanlış hatırlamıyorsam Sayın Gauck da gelmişti. Ondan sonra, yine cumhurbaşkanları ziyaretleri olmuştu ama 10 sene aradan sonra dediğiniz gibi ilk kez oluyor.
Tabii ki bir cumhurbaşkanının başka bir ülkenin cumhurbaşkanını ziyaret etmek için gelmesi, ilişkilerin de çok daha ivmelenmesinin istendiği bir noktayı ifade eder.
Aynı zamanda dediğim gibi tarihsel anlamdaki işgücü anlaşmasıyla ve karşılıklı vatandaşlarımızın birbirleriyle çok daha derinleşen tanışıklığıyla birlikte artık geldiğimiz noktada ziyareti, Türkiye-Almanya ilişiklerinin ne kadar derin ve yakın olduğunu ortaya koymak için bir gösterge olarak, bir nişane olarak da görebiliriz. Tabii ki geldiği esnada Steinmeier’in ziyaret edeceği yerler var. Anlaşamadığımız konular üzerinde de konuşacağız. Yani uluslararası ilişkilerde her şey üzerine anlaşacağınız bir durum mevzubahis değil. Farklı baktığımız, farklı okuduğumuz, farklı değerlendirdiğimiz konular var. Ama ortak gördüğümüz, beraberce hareket edebileceğimiz de birçok konu var. Ziyaret bizim için önemlidir.
Soru: AB ile ilişkilerin seyrinde Almanya’dan beklentiler nelerdir?
Akif Çağatay Kılıç: Bizim Almanya’dan beklentimiz açıkçası bağlı olduklarını dile getirdikleri AB müktesebatının içerisinde yer alan müzakere sürecinin uygulanmasıdır. Biliyoruz ki daha önceki siyasi iktidar döneminde yani Sayın Merkel dönemimde açık ve net bir çalışma ortamı olmakla beraber, Sayın Merkel aslında Türkiye’nin AB üyeliğini istemediğini her zaman dile getirdi. Dolayısıyla bu konuda “anlaşmalara bağlı kalacağız” söylemi var olsa da tabii ki AB üyeliği şevklendirilmedi. Almanya’da şu anda hükümette olan üçlü koalisyonda, yani SPD, Yeşiller ve Liberaller koalisyonunda Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu söyleyen bir duruş mevzu bahis değil. Ama müzakere sürecinin hızlılığı açısından baktığınızda burada da bir hızlanma görülmüyor.
Bu ziyaret çerçevesinde bu konuların da ele alındığı esnada karşı tarafın biraz daha net bir yaklaşım ortaya koyduğunu görebileceğimizi umuyorum.
Soru: AB Liderler Zirvesi’nde Türkiye ve KKTC ile ilgili alınan kararlar gündeme gelecek mi? Türkiye’nin özellikle Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki güvenlik açısından Almanya’dan beklentileri nelerdir?
Akif Çağatay Kılıç: Dışişleri Bakanlığımız bu konuda bir açıklama yaptı. Dışişleri Bakanımız da bu konudaki görüşlerini çok açık ve net bir şekilde dile getirmiş durumda.
Bizim burada görüştüğümüz, konuştuğumuz bilgiler ve geçmiş olaylar ışığında Almanya’dan tabii ki farklı bir beklentimiz var. Almanya’dan, Türkiye’ye karşı ön yargılı birtakım siyasi yaklaşımların müzakere süreci içerisinde ilerlemesine ve kullanılmasına izin vermemesini bekliyoruz. Edindiğimiz bilgilere göre çok daha ileri noktada istenen birtakım başlıklar ya da cümleler olmuş ve bunların olmaması için çalışmalar yapılmış. Ama yine dile getirmiş olduğunuz gibi raporun Türkiye’yle alakalı bölümünde maalesef ön yargılı birtakım yaklaşımların tezahür ettiği bir yazım dilini gözlemliyoruz.
Soru: Türkiye’ye uygulanan askeri blokajlara yönelik bir talep olacak mı?
Akif Çağatay Kılıç: Birincisi şunu söylememiz lazım: Türkiye ve Almanya NATO üyesi; biz NATO müttefikiyiz. NATO müttefiki olarak birbirimize karşı bazı sorumluluklarımız var. Türkiye olarak biz NATO müttefikliği çerçevesindeki sorumluluklarımıza çok önem veren, bunları en iyi şekilde yerine getirmek için gayret gösteren bir müttefikiz.
Maalesef bazı müttefiklerimizden, üzülerek söylüyorum ki Almanya bunun bir parçasıdır, zaman zaman yeterince müttefiklik desteğini göremiyoruz. Almanya’da çeşitli askeri malzemelerin tedariki açısından Türkiye’ye karşı uygulanan bazı blokajlar söz konusu. Bunun siyasi tarafının olduğunu biliyoruz. Bazı siyasi partilerin mecliste ortaya koydukları birtakım yaklaşımlardan dolayı ortaya çıkan bu duruş bizi üzüyor. Bunlar tabii ki masada olacak. İlerleme kaydettiğimiz bazı noktalar olmakla birlikte takıldığımız noktalar da oluyor. Bir NATO müttefikine askeri anlamdaki işbirliğinde, askeri araç gereçler olsun, savunma sanayi ürünleri olsun veya farklı alanlarda olsun, resmi ya da gayri resmi herhangi bir sınırlama getirmek doğru bir şey değil ve müttefiklik ruhuna da aykırı. Bunlar tabii ki konu olacak.
Soru: Almanya-Türkiye arasındaki esas meselelerden birisi de oradaki Türk varlığı. Son dönemde yaşanan gelişmelere baktığımız vakit Almanya’da genel olarak bir refah dağılmasıyla birlikte demokratik alanın daraldığını ve ifade özgürlüğü anlamında ciddi sıkıntılar yaşandığını görüyoruz. Bundan da en çok Türk toplumu etkileniyor. Bu konu da gündeme gelecek mi?
Akif Çağatay Kılıç: Maalesef son zamanlarda ırkçı yaklaşımlarda ve ırkçı saldırılarda, özellikle İslamofobik saldırılarda bir artış gözlemliyoruz.
Bazı sivil toplum örgütlerimize ve düşünce kuruluşlarımıza karşı ön yargılı birtakım yaklaşımlar var. Biz bunların arkasındaki fikri yapıyı görebiliyoruz. Bu konu da Sayın Cumhurbaşkanımızın Steinmeier’e dile getireceği konular arasında. Heyetler arasındaki görüşmelerde de farklı bakanlıklar, bakanlar ve kurumlar birbirleriyle iletişim içerisinde bu anlamdaki başlıkları paylaşacaklar.
Bunun çeşitli sebepleri olmakla birlikte en son Solingen’de tekrar yaşanan bir kundaklama oldu. konuyu yakından takip ediyoruz. Buradan da sizin aracılığınızla orada yaşayan vatandaşlarımıza ve Türkiye’de konuyu takip eden yakınlarına tüm şunu söylemek isterim:
Devlet olarak kurumlarımız, bizler ve Cumhurbaşkanımız, hükümetimiz en yakın şekilde oradaki gelişmelerin ve kundaklama öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmelerin yakinen takipçisidir. Oradaki makamlarla çok yakın irtibat halindeyiz. Görüş ve düşüncelerimizi çok açık bir şekilde, hiçbir çekince göstermeksizin paylaşıyoruz ve takipçisi olacağımızı da söylüyoruz. Dolayısıyla tüm vatandaşlarımızın haklarını sonuna kadar korumak üzere biz burada elimizden gelen her şeyi yapacağız ve yapmaya devam edeceğiz.
Soru: Ulusal güvenlik konusunda çalışan bir başdanışman olarak, biliyorsunuz şu anda Irak’ta bazı çalışmalar var. Almanya’nın terör örgütleriyle ilişkileri nasıl değerlendiriliyor?
Akif Çağatay Kılıç: Bu noktada şunu söylememiz lazım; terör konusundaki mücadelemizde Almanya’da terör örgütüyle ilgili olarak, PKK ve onun farklı versiyonları YPG/PYD terör örgütleriyle ilgili olarak durumun biraz daha iyiye gitme emareleri gösterdiğini görüyoruz. Birçok farklı noktada birtakım görsel unsurların yasaklandığını ve bazı paçavraların kullanılması noktasında izin verilmediğini gözlemliyoruz. Bu, Almanya’daki terör örgütünün varlığının tamamen sonlandırıldığı veyahut da herhangi bir şekilde tamamen Almanya’da bulunma imkanlarının yok edildiği anlamına gelmiyor. Ama PKK terör örgütü açısından baktığımızda birtakım adımların atıldığını, birtakım çalışmaların olduğunu müşahede ediyoruz. Ümit ediyorum ki bunlar çok daha net bir şekilde, daha yoğun bir şekilde devam eder.
FETÖ’yle ilgili olarak ise tüm dünyada bazı kaçtıkları ülkelerde olduğu gibi Almanya’da da FETÖ’ye karşı bir kafa karışıklığı var. Yani resmi Alman makamlarının FETÖ’yü terör örgütü olarak görmemesi, dolayısıyla ortaya çıkan birtakım durumlar mevzu bahis. Ama kendileri aynı zamanda bu yapının doğru bir yapı olmadığını da görüyorlar. Yani FETÖ mensuplarının birtakım suç unsurlarının içerisinde bulunduklarını, özellikle de finansal anlamda suç unsuru taşıdıklarını ve oradaki birtakım mali kaynakları da kanuna aykırı şekilde kullandıklarını görüyorlar. Yine aynı şekilde dünya ticareti içerisinde veya dünya finansal sistemi içerisinde FETÖ’nün kanunlara aykırı olarak para akladığını, zaten yalan haber yayma, dezenformasyon yapma, algı operasyonları diye tabir ettiğimiz yalanı sosyal medya üzerinden yaymaya çalıştıklarını da görüyoruz. FETÖ’yle mücadelemiz de sonuna kadar devam edecek. Burada tabii Türkiye açısından İletişim Başkanlığı’mızın ortaya koyduğu Dezenformasyon Merkezi’mizin çalışmaları çok önemli. Biz muhataplarımıza da FETÖ’nün bu şekilde yaklaşımları sonucunda tüm dünyada ciddi manada bir karışıklığın ortaya çıktığını ve FETÖ’nün suç unsuru içeren olayların içerisinde olduğu bilgisini iletiyoruz ve kendilerine de bunu görüp buna göre hareket etmelerini söylüyoruz. Bunların hepsi tabii ki masada olacak.
Soru: Bu ziyaretle birlikte ekonomi alanında yeni fırsat pencereleri açılabilir mi?
Akif Çağatay Kılıç: Ekonomik açıdan, ekonominin önemli mali kaynaklar içerisinde kullanılmasında yer alan ve genç bir nesile sahip olan vatandaşlarımız iş dünyasında zaten ciddi manada söz sahibi olmuş durumda. Yani ekonomik ilişkiler açısından Almanya’daki yerleşik Türk şirketlerine zaten çok ciddi bir yatırım var ve bunlar artık Alman siyasal yapısının içerisinde de temsil ediliyorlar, ediliyoruz. Alman şirketlerinin Türkiye’deki yatırımları da üst seviyede. Dolayısıyla bu işbirliğiyle aslında üçüncü, dördüncü ülkelerde ve farklı bölgelere beraber gidip yatırım yapma imkanları da mevzu bahis, ki bunlar yapılıyor.
Yani artık karşılıklı olarak ciddi manada yoğun bir ticari ilişki var. Bu tabii ki derinleşecek ve doğal olarak da ilerleyecek.
Ama siyasi bazı engellemelerle ortaya konan savunma sanayisindeki veya farklı alanlardaki engellemeleri de bir aşarsak çok daha rahat yürüyeceğiz. Dolayısıyla bu anlamda da inşallah ziyaret ön açıcı bir şekilde devam eder.
Soru: Almanya’nın Gazze Soykırımına verdiği destek de görüşmelerde gündeme gelecek mi?
Akif Çağatay Kılıç: Gazze’deki durum artık gerçekten tüm insanlığın kaldıramayacağı noktaya gelmiş vaziyette. Orada hunharca bir katliam, bir soykırım yaşanıyor. Bununla ilgili olarak 7 Ekim’i takip eden süreçte maalesef İsrail’in yanında şartsız ve hiçbir şekilde bir ön kabul olmaksızın yer alanların bugün gelinen noktada artık İsrail’i durdurmaya çalıştıklarını görüyoruz. Ama durduramıyorlar. İsrail, katliamlarına, cinayetlerine devam ediyor. Artık İsrail’in içerisindeki halk içerisinde de Netanyahu hükümetine karşı çok ciddi bir tepki var.
İnsanların hayatlarını kaybedişi, kadınların, çocukların, masumların katledilmesiyle bölgede tırmanan tansiyonu görüyorsunuz. Artık bu noktada, şu günden sonra İsrail’e karşı sesini çıkartmayanlarla konuşulacak çok da fazla bir şey kalmıyor.
Almanya’nın tarihsel anlamda ülkesinde yaşayan, Avrupa’da yaşayan Yahudilerle ilgili bir mazisi var. Bundan dolayı belki biraz daha dikkatli yaklaşım içerisinde olmasını anlayabilirsiniz. Ama şu anda geldiğimiz noktada İsrail hükümetinin yaptığına karşı sessiz kalmaktan ziyade az ses çıkarmak bile kabul edilebilir bir şey değil. Artık bizim tarihsel anlamdaki bir konunun değil güncel bir konunun üzerinde konuştuğumuzu, bugün bir katliam yaşandığını, bir soykırım yaşandığını görüp, anlayıp ve anlamayan varsa eğer bunu haykırmamız gerekiyor.
Sayın Cumhurbaşkanımızın 7 Ekim’den beri duruşu nettir ve bellidir. Biz başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere tüm dünyadan da bunu bekliyoruz. İsrail’e yeterince baskı yapıldığını, yeterince ses çıkartıldığını düşünmüyoruz; daha fazla ses çıkarılması lazım. Bu konu da tabii ki masada olacak.
]]>Yılmaz, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen TRT 46. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği Gala Programı’na katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle çocukları başkentte ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduğunu dile getirerek, dünyada başka örneği olmayan milli bayramı uluslararası düzeyde bir kardeşlik şölenine dönüştüren TRT’yi, TRT ailesini tebrik etti.
TRT’nin 1979 yılından bu yana 23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği’ne ev sahipliği yaparak kardeşlik iklimini dünyaya yayan önemli roller üstlendiğine dikkati çeken Yılmaz, bugüne kadar dünyanın 120 farklı ülkesinden 30 binin üzerinde çocuğu Türkiye’de misafir etmenin bahtiyarlığını yaşadıklarını dile getirdi.
Yılmaz, Türkiye’de ağırlanan çocukların buradan unutulmaz anılarla ülkelerine döndüğünü ve tüm dünyaya barış ve dostluk mesajları götürdüklerini belirterek, çocuğun olduğu yerde neşe, heyecan ve coşku olduğunu, bunu paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyduklarını kaydetti.
Bu yıl programa Filistin’in cesur çocuklarının onur konuğu olarak katıldığını ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm çocuklarımızla birlikte, bugün aramızda olan Filistinli evlatlarımıza da özellikle ‘hoş geldiniz’ diyor, her birinin gözlerinden öpüyorum. Biliyorsunuz dünyada savaşlar, çatışmalar, düşmanlıklar, acılar, korkular hep büyükler tarafından çıkarıldı. Burada size küçük bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Büyüdüğünüzde bugün büyüklerin yaptığı birtakım yanlışları yapmayın sevgili çocuklar. Sizler büyüklerin bugün yaptığı bu yanlışlardan dersler alıp daha güzel bir dünya inşa edin diyorum. Maalesef bugüne kadar krizlerin kurbanı çoğunlukla çocuklar oldu. Büyüklerin hatalarının bedelini maalesef masum çocuklar ödedi, ödüyorlar. Bu acı gerçeğe son 200 gündür Filistin’de şahitlik ediyoruz, Gazze’de şahitlik ediyoruz. İşgal altındaki Filistin topraklarında 7 Ekim’den beri son asrın en acımasız katliamlarından birini yaşıyoruz. Ne yazık ki dünyamızın barış ve huzurunu korumakla görevli kurumlar 14 binden fazla Filistinli çocuğun hayatını kurtarmayı başaramadı. Gazze’de 200 gündür yaşananlar açık söylüyorum insanlık tarihine bir kara leke olarak kazınmıştır. Sizlerin böyle bir vahşete tanık olmanızı asla istemezdik. Altını çizerek ifade etmek isterim ki savaşları bitirmek için verdiğimiz mücadelenin en önemli motivasyon kaynağı siz sevgili çocuklarsınız.”
“Zalimler günün sonunda kaybetmeye mahkumdur”
Çocukların kulaklarının bomba sesleriyle değil akranlarının neşeli sesleriyle çınlaması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, çocukların yüreklerinin tedirginlikle değil sevgiyle, coşkuyla, umutla çarpması; korkunun pençesinde değil huzurun kucağında uyuması gerektiğini söyledi.
Yılmaz, adaletin er ya da geç mutlaka tecelli edeceğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Zulümle abat olunmaz. Zalimler, zorbalar, katiller günün sonunda kaybetmeye mahkumdur. Sizlerden Gazze başta olmak üzere bütün o yetim ve öksüz çocuklar için akşam yatağa gittiğinizde dua etmenizi istiyorum. Sizlerden Gazzeli, Filistinli, Yemenli, Sudanlı, Somalili ve kalbi yaralı diğer tüm kardeşlerinizi dualarınızda unutmamanızı özellikle rica ediyorum. İsrail yönetiminin ve savaş lobilerinin baskılarına rağmen Gazze’deki katliamlara tepkisiz kalmayan herkese buradan teşekkür ediyorum. Biz de Türkiye olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde çocukların hayatına kastedenlerin hesap vermesi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Bunun yanında tüm dünyada barışın ve huzurun hakim olması için var gücümüzle çalışmaktan geri durmayacağız. Siz çocukların şu an burada sergilediği birlik ve beraberliğin Türkiye’den tüm dünyaya verdiğiniz mesajların çok kıymetli olduğuna inanıyorum.”
Bu kardeşlik tablosunun Balkanlardan Orta Asya’ya, Afrika’dan Avrupa’ya ve Latin Amerika’ya varıncaya kadar dünyanın her köşesindeki çocuklara umut ve ilham kaynağı olacağını belirten Yılmaz, yeryüzündeki tüm çocukların barış, huzur ve güvenlik içinde yaşadığı, oynadığı, anne ve babasından ayrı kalmadığı aydınlık bir dünya için hep birlikte mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
Yılmaz, bugünün aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 104. yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin ülke işgal altındayken “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diyerek bağımsızlık iradesini ortaya koyduğunu söyledi.
Meclisin ortaya koyduğu iradenin, tükendi denilen bir milletin küllerinden doğarak tarih sahnesinde adeta bir güneş gibi parlamasını ifade ettiğini vurgulayan Yılmaz, TBMM çatısı altında ortak bir gaye etrafında kenetlenen aziz milletin İstiklal Harbi ile geleceğine ve iradesine sahip çıktığını, bu uğurda genç, yaşlı, kadın, erkek demeden on binlerce vatan evladının şehit olduğunu kaydetti.
“Yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz”
Yılmaz, tüm imkansızlıklara, yokluk ve zorluklara rağmen bu mücadelenin zaferle taçlandırıldığını belirterek, şöyle konuştu:
“İstiklal Harbi’ni veren o yüce Meclisteki ruhu, aşkı, heyecanı bizler de bugün en coşkulu haliyle kalbimizde hissediyoruz. Tam 22 yıldır Milli Mücadele ruhuyla Türkiye ve istikbalimizin teminatı olan siz çocuklarımıza hizmet etmek için koşturuyoruz. Şehitlerimizin canları pahasına bize devrettiği emaneti daha da yücelterek bizden sonraki nesillere, sizlere devretmenin gayreti içindeyiz. Demokrasiyi, Cumhuriyeti, milli iradeyi güçlendirdikçe ülkenin daha çok kalkındığını, geliştiğini, büyüdüğünü 22 yıl boyunca pek çok kez gösterdik. Bundan sonra da daha güçlü devlet, daha güçlü millet, gücünü pekiştirmiş bir demokrasi idealiyle yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Devletimizin üniter yapısından, milletimizin ezeli ve ebedi kardeşliğinden, vatanımızın toprak bütünlüğünden asla taviz vermeyeceğiz. Türkiye Yüzyılı’nı inşa edene kadar durmadan, dinlenmeden, önümüze çıkan engellere aldırmadan azimle, kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Çocuklardan hem ülkelerinde hem dünyada kardeşliği, dostluğu ve dayanışmayı en güçlü şekilde savunmalarını beklediklerini belirten Yılmaz, “Sizleri böyle neşeli görmek biz büyükleri her zaman çok mutlu etmiş, mesut etmiştir. İnşallah ülkemizde bulunduğunuz süre içinde hayatınız boyunca unutamayacağınız güzel hatıralar biriktireceksiniz. Sizlerden birbirinizle iletişimi hiç koparmamanızı özellikle rica ediyorum. Her birinizden Türkiye’deki kardeşlerinizle irtibat halinde olmanızı, mektuplar yazmanızı, e-postalar, mesajlar göndermenizi bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Programdan notlar
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Kongre ve Kültür Merkezi alanında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ankara Valisi Vasip Şahin ve TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı ile Filistin, Güney Afrika, Azerbaycan ve Venezuelalı birer çocuk tarafından çiçeklerle karşılandı.
Karşılamanın ardından Kültür ve Kongre Merkezi’nin girişinde bayrakların bulunduğu alana dünya çocuklarından oluşan koridor boyunca yürüyerek ulaşan Yılmaz, devletlerin bayraklarının bulunduğu bölümde Türkiye’den bir çocukla birlikte Türk bayrağını göndere çekti.
Yılmaz, merkezdeki fuaye alanında şenliğe katılan dünya çocuklarının hazırladığı resim sergisini de gezdi.
Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş ve TRT Genel Müdürü Sobacı çocuklarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
Programda Türkiye’yi, “Türkiye Renkleri” isimli özel dans gösterisiyle Kültür Bakanlığı Ankara Devlet Halk Dansları Topluluğu temsil etti.
Şenliğin bu yılki onur konuğu Filistin oldu
TRT tarafından ilki 1979 yılında düzenlenen Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’nin bu yılki ana teması “Dünya Çocukları Barış İçin El Ele” oldu.
29 ülkeden 500 çocuğu Ankara’da buluşturan ve tüm dünyaya barış mesajı veren şenliğin bu yılki onur konuğu ise Filistin olarak belirlendi.
Farklı coğrafyalardan gelen ve Ankara’da bulundukları süre boyunca birçok etkinliğe katılan çocuklar, gala programında geleneksel kıyafetleriyle, kendi ülkelerine özgü dans gösterilerini sundu.
]]>Kurtulmuş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları kapsamında TBMM Başkanlığı makamını bir öğrenciye devretti. Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada, “Sevgili çocuklar sizleri burada TBMM’de ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Aysima Hanım’a dün başkanlığı devrettik. Meclis’i fevkalade bir oturum başkanlığı ile yönetti. Aynı şekilde katip üyelere de siz söz alan değerli evlatlarımız da geleceğin milletvekilleri de fevkalade bir oturum gerçekleştirdiniz” dedi.
“SİZLER TÜRKİYE’NİN VE DÜNYANIN GELECEĞİSİNİZ”
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın dünyada örneği olmayan büyük bayramlardan biri olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “Bütün dünyaya, dünya çocuklarına armağan edilmiş tek bayram 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’dır” diye konuştu. Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bayramının çocuk bayramı olarak genişletilmesinin önemli gerekçelerinden birisi de sadece bugünü ve geçmişi hatırlayıp konuşmak değil, aynı zamanda geleceğe de güçlü bir şekilde hazırlanmaktır. Sizler Türkiye’nin ve dünyanın geleceğisiniz. Hepinizin büyük özgüvenle, eğitimle çevrenize, ailenize sevdiklerinize faydalı insanlar olarak, vatana ve millete faydalı olarak insanlık ailesinin çok saygın birer ferdi olarak yetişmenizi ve gelişmenizi temenni ediyorum.
Bugün de bu temennilerimizin ve güvenin bir göstergesi olarak TBMM Makamı’nı sembolik olarak dün sizlerin oylarıyla seçtiğiniz Aysima Hanım’a devredeceğiz. Tekrar hoşgeldiniz, sizlere üstün başarılar diliyorum. Her alanda üstün gençler olarak yetişeceğinize inanıyorum. Bu vesileyle anne ve babalarınıza selamlarımızı iletmenizi istirham ediyorum.”
“TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ İÇİN UMUT DOLU ADIMLARLA İLERLEMEYE DEVAM EDELİM”
Meclis Başkanlığı makamına oturan 6. sınıf öğrencisi Aysima Arslan ise yaptığı konuşmasında, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 104. yılını sevinçle, coşkuyla ve gururla kutladığımız bu anlamlı günün tüm milletimiz ve insanlık için iyiliklere, esenliklere ve güzelliklere vesile olmasını diliyorum” dedi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın önemine dikkati çeken Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Genel Kurul’da yaptığım konuşmamda da belirtiğim gibi bugün TBMM’nin açılış tarihiyle birlikte egemenliğin millete verildiği mutlu bir gün. Bugün milli egemenliğin bayramıdır. Kutlu olsun. Dün ve bugün vatan için canını feda etmiş, başta cumhuriyetimizin kurucusu olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi şükranla ve saygıyla anıyoruz. Onlar Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar ve onun aziz Meclis’inin gök kubbe altında açılışına şahit olanlardır. Bugün onların mirasına sahip olmak ve gelecek nesillere daha güzel bir Türkiye bırakmak için çalışmak, her Türk evladının görevidir. Böylesine anlamlı bir günde Türkiye yüzyılında ilk defa gerçekleşen bir olaydan da bahsetmek istiyorum. Türkiye yüzyılına yakışan gurur dolu bir adım atıldı. Devletimizin aldığı sağlam kararlar ve milletimizin güçlü desteği sayesinde ilk insanlı uzay yolculuğumuzu gerçekleştirmiş bulunmaktayız. Bu fırsatı bize sunan herkese, ülkemin tüm çocukları adına minnettarım. Türkiye’nin geleceği için umut dolu adımlarla ilerlemeye devam edelim. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın tüm insanlığa barış, huzur ve mutluluk getirmesini diliyor ve bu anlamlı günü bir kez daha kutluyorum.”
“YARDIMA MUHTAÇ ÇOCUKLARA YARDIMDA BULUNURDUM”
Meclis Başkanı olarak Kurtulmuş’un koltuğuna oturan Arslan, “İlk icraatınız ne olacak?” sorusuna; “İlk icraatım çocukların mutlu ve huzurlu bir Türkiye’de yaşaması için çalışmak. Çocuklar için onların daha iyi bir eğitim aldığı okullar, sınıflar, kulüpler düzenlerdim. Yardıma muhtaç çocuklara da yardımda bulunurdum.” yanıtını verdi.
]]>İzmir’de Valilik tarafından düzenlenen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları, Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşti. Atatürk Anıtı’na İl Milli Eğitim Müdürlüğü çelenginin sunulmasıyla tören başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından bayraklar öğrenciler tarafından göndere çekildi. Törene İzmir Valisi Süleyman Elban, Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Orgeneral Kemal Yeni, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri, dernek ve STK temsilcileri ile çok sayıda öğretmen, öğrenci ve aileleri katıldı.
Günün anlam ve önemine ilişkin konuşmasını gerçekleştiren İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi, “Aziz milletimizin tarihinde önemli bir dönüm noktası olan ve ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ şiarıyla kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 104. yılına vasıl olmanın gururunu ve heyecanını paylaşıyoruz. Bir asır önce umutla, inançla ve dualarla açılan Gazi meclisimiz, vatanımızın işgal edildiği bir dönemde milletimizin hürriyet ve istikbal davasının kalbi olmuştur. İstiklali genlerine kodlamış, Hakimiyet-i Milliye anlayışını her zerresiyle yaşayan ve yaşatan milletimiz, bu iradesini nesilden nesle aktarmıştır. Uğruna dünyada emsali görülmemiş bedeller ödenen mukaddes vatan toprağının her karışında kahraman ecdadımızın hayalleri, rüyası, duası olduğunu biliyoruz” dedi.
“Çocuklar Türkiye yüzyılını Türkiye bin yılına taşıyacak”
23 Nisan’ın çocuklara armağan edilmesinin tesadüf olmadığının altını çizen Yahşi, “Milletimizin yaradılışındaki bu hasletleri en iyi şekilde tahlil eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu bayramı evlatlarımıza armağan etmesi asla bir tesadüf değildir. ‘Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır’ ifadesiyle tasavvur ettiği bu ruh kudreti aziz vatanımızın istikbalinin ve ikbalinin teminatıdır. Şüphesiz ki bu vatanın evlatları şanlı mazimizden aldıkları ilhamla bu coğrafyaya aidiyetimizi baki kılacak, güzel ülkemizin şarkısını dünyanın dört bir yanında duyuracaktır. Şüphesiz ki onlar, Türkiye yüzyılını Türkiye bin yılına taşıyacak, ay yıldızlı sevdamızı ebediyetin göğünde dalgalandıracaktır” ifadelerine yer verdi.
“Çocukların mutlu olmadığı bir dünyada yanlış giden bir şey vardır”
Velilere seslenen Ömer Yahşi, çocukların mutlu olmadığı bir dünyada, yanlış giden bir durumun olduğuna dikkat çekti. Sözlerini sürdüren Yahşi, Gazze’den Doğu Türkistan’a, birçok yerde zulme maruz kalan çocukların da dünyanın vicdan yarası olduğunun altını çizdi.
Konuşmasında son olarak Öğretmenlere de seslenen Yahşi, şunları kaydetti:
“Medeniyet kurucu bir nesil yetiştirmek üzere çıktığımız bu yolculukta evlatlarımız, sizlerin rehberliğinde insanlık tarihinde iz bırakan işlere imza atacaklar. İzmir eğitim ailesi olarak çocuklarımızın ışıl ışıl parlayan gözlerinden aldığımız ilhamla onlara daha iyi bir dünya, huzurlu ve müreffeh bir gelecek bırakmak için tüm gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz.”
Çocukların gösterileri bayrama renk kattı
Konuşmaların ardından Cumhuriyet Meydanı’nda sahne alan her yaştan öğrenci, yöresel kıyafetler ve kırmızı-beyaz flamalar eşliğinde renkli gösterilere imza attı. – İZMİR
]]>Bakan Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankasının Bahar Toplantıları ile çeşitli etkinliklere katılmak üzere yaptığı ABD ziyaretindeki temaslarını AA muhabirine değerlendirdi.
Toplantıların çok verimli geçtiğini ifade eden Şimşek, Dünya Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, Avrupa Yatırım Bankası gibi birçok uluslararası kuruluşla görüşmek için fırsat bulduklarını söyledi.
Şimşek, IMF ve Dünya Bankası toplantıları ile G20 toplantılarına da katıldıklarını belirterek, büyük gruplarla 20’den fazla yatırımcı toplantısı yaptıklarını ve yüzlerce yatırımcıyla bir araya geldiklerini anlattı.
“Yatırımcılara Orta Vadeli Program’ın (OVP) uygulamasını, elde edilen kazanımları ve bundan sonraki gidişatı hakkında kapsamlı sunumlar yaptık.” diyen Şimşek, şöyle devam etti:
“Türkiye’ye ilgi çok büyük. Sabah 7’den akşam 11-12’lere kadar toplantılara katıldığımız günler oldu. Cuma günü Washington’da 18 program yaptık. Dolayısıyla Türkiye’ye çok güçlü bir ilgi var. Çünkü hikayesi olan ve kredibilitesi olan nadir ülke programlarından bir tanesiyiz. Türkiye’nin hikayesi zaten güçlü, büyük, gelişen bir ekonomi. Dezenflasyonla, yapısal reformlarla, mali disiplinle makroekonomik temelleri güçlendiriyoruz ve bu çok ilgi çekiyor. Onun için yatırımcı ilgisi tek kelimeyle mükemmeldi.”
“Programa yönelik soru işaretleri ortadan kalktı”
Mehmet Şimşek, geçen yıl New York’ta düzenlenen yatırımcı konferansında, programın uygulanmasına yönelik şüpheler olduğunu anımsatarak, bu kapsamdaki soru işaretlerinin bittiğini dile getirdi.
Siyasi anlamda bu programa destek olup olmadığına yönelik soruların da bittiğini söyleyen Şimşek, “Belli ki programa olan güven de pekişti. Çok net bir şekilde mesajımız şu; maliye politikasını güçlendireceğiz, dezenflasyona destek vereceğiz, harcamaları gözden geçiriyoruz. Bu gözden geçirme bitince harcamalardan hangilerini kısacağız hangilerini donduracağız, nerelerde kesintilere gideceğiz, onlara bakacağız.” ifadesini kullandı.
Bakan Şimşek, kayıt dışılıkla mücadelenin de kendileri için en önemli konu olduğunu belirterek, o konuda da atılan önemli adımlara devam edeceklerini söyledi.
Şimşek, şöyle konuştu:
“Yani kayıt dışı faaliyetlerden, vergi ödemeyenlerden nasıl vergi toplarız yaklaşımıyla bir çerçeve çizeceğiz. Maliye politikasının ekonomi programına, dezenflasyona desteği güçlenecek. Zaten para politikasında Merkez Banka’mız çok iyi bir iş yapıyor. Cari açık öngördüğümüzden daha hızlı daralıyor. Bu bize rezerv birikimine imkan sağlayacak.”
“Yaz aylarında enflasyonun kalıcı bir şekilde düşüş trendine girdiğini göreceğiz”
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, bankaların ve reel sektörün de küresel finans sistemine erişiminin arttığına işaret ederek, sektörün geçen yıla kıyasla daha düşük faizler ve daha uzun vadede, daha fazla kaynak bulabildiğini anlattı.
Bu gibi gelişmelerin de programa olan güvenin arttığını gösterdiğine dikkati çeken Şimşek, gelecek 12 ay için enflasyon beklentilerinin de yüzde 35’e düştüğünü anımsattı.
Şimşek, ekonomide yeniden dengelenmenin de güçlü bir şekilde devam ettiğini belirterek, “Net ihracatın katkısı büyük ihtimalle ilk çeyrekte artıya döndü. İç talepte tabii ki önümüzdeki dönemde bir miktar yumuşama olacak. Bu yeniden dengeleme beraberinde cari açıkta, enflasyonda kalıcı düşüşü getirecek. Yaz aylarında sadece baz etkisinden dolayı değil, attığımız maliye ve para politikasındaki adımlarla enflasyonun nasıl kalıcı bir şekilde düşüş trendine girdiğini hep birlikte göreceğiz.” dedi.
“Ülkenin bu program etrafında kenetlenmesine ihtiyaç var”
ABD’deki açıklaması üzerinden gündeme getirilen iddialara da yanıt veren Şimşek, “yerel yatırımcılar” anlamında bir ifade kullandıklarına dikkati çekti.
Şimşek, uluslararası bir finans platformunda programa olan ilgiden bahsettiklerini, dolayısıyla yerel kelimesinin vatandaşlara yönelik olmadığını kaydetti.
Kelimenin finans jargonunda da yoğun olarak kullanıldığına işaret eden Şimşek, “Raporlarda, konuşmalarda, bunun hiçbir şekilde sosyal medyada veya şu anda muhalefetin dile getirdiği anlamda karşılığı yok. Türkiye’de uzun süre bakanlık yaptım. Milletimiz benim duruşumu bilir. Biz vatandaşımıza ve milletimize hizmetkarız. Bizim asla başkalarının iddia ettiği gibi durumumuz söz konusu olmaz.” dedi.
Şimşek, ülkenin bu program etrafında kenetlenmesine ihtiyaç olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Program sayesinde biz Türkiye’nin ekonomik geleceğini güçlü bir şekilde yeniden inşa edeceğiz. Büyüme potansiyelini arttıracağız. Makroekonomik sorunlarımızı kökten çözeceğiz. Enflasyonu tek haneye düşüreceğiz. Bütçe disiplinini sağlayacağız. Türkiye’nin cari açıklarını kalıcı bir şekilde aşağı çekeceğiz ve bunun sayesinde Türkiye’nin dış kırılganlıkları, dış şoklara karşı dayanıklılığını artıracağız. Bütün bunlar milletimizin, vatandaşımızın refahı için, Türkiye’mizin sürdürülebilir yüksek büyümeyi sağlaması içindir. Uluslararası bir finans platformunda anlamı çok net olan kelimeyi kullanmamın istismar edilmesi gerçekten bizi çok şaşırttı. Belli ki kötü niyetli çevreler var. Onun için biz programımıza odaklanacağız. Programımızı uygulayacağız, başaracağız inşallah. Bunun sayesinde milletimizin refahı artacak. Türkiye daha rekabetçi, daha güçlü olacak.”
]]>Adana Ticaret Odası’nın (ATO) yeni hizmet binasının açılışı, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirildi. 16 bin 800 metrekare oturum alanı ile yönetim binası ve kongre merkezi olmak üzere iki bölümden oluşan hizmet binasının 550 kişilik konferans salonu, 230 kişilik meclis salonu ve 140 araçlık otopark ile hizmet vereceği açıklandı. Yeni hizmet binası önünde gerçekleşen açılış töreninde dua edilmesinin ardından kurdele kesildi.
Törende konuşan Hisarcıklıoğlu, ATO üyelerine seslenerek, “Allah her şeyi size vermiş. Yok yok. Deniz var mı? Var. Tarım var mı? Var. Sanayi var mı? Var. Ticaret var mı? Var. Her şey var. Odalar, baktığımız zaman iş dünyamızın asli temsilcileri ve merkezleridir. Şehrine değer katan, güzelleştiren, hizmet üreten yerler haline gelmeleri gerekir. Ticaret odamız da bu yeni hizmet binası ile Adana ekonomisinin gelişmesine ve zenginleşmesine daha büyük katkılar vermeye devam edecek. Bugün Adana bir ticaret, sanayi, tarım ve eğitim merkezine dönüşmüştür” şeklinde konuştu.
“Uluslararası bağımsız kuruluş Adana’da 3 odamızı 5 yıldız ile değerlendirdi”
İçlerinde Adana Ticaret Odası’nın da bulunduğu 3 odanın dünya çapında kaliteye sahip olduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, akredite oda sistemini anlattı. Hisarcıklıoğlu, “Burada hizmet kalitesinin standardı için belirli bir seviyeye ulaşmak gerekiyor. Aynı otellerdeki gibi odalarımızda da dünya genelinde hizmet kalitesini ölçen akredite kuruluşları var. Bunlar da uluslararası kuruluşlar. Uluslararası bağımsız kuruluşun Adana’daki 3 odamıza da verdiği değerlendirme ne biliyor musunuz? Tam 5 yıldız. Bu şunu gösteriyor; Berlin, Londra oda ve borsaları üyelerine hangi standartta hizmet veriyorsa Adana’da aralarında Ticaret Odamızın da bulunduğu bu üç kuruluşumuz da bu standartta hizmet veriyorlar. Allah kendilerinden razı olsun” dedi.
“Türkiye’nin stratejik yatırımlarının artık bu bölgeye kaydırılması lazım”
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger ise coğrafik olarak Adana ve çevresinin deprem güvenli bölge olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de stratejik yatırımların Adana ve çevresinde gelişme kaydedeceğini aktaran Vali Köşger, “Türkiye’nin stratejik yatırımlarının artık bu bölgeye kaydırılması lazım. Devlet aklı bunu gördü, görüyor. Bundan sonra buraya yönelik başta savunma sanayii olmak üzere sanayi yatırımları buraya yönelecek” dedi.
“Büyük Türkiye idealinin peşindeyiz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası düzeyde önemli gelişmeler gerçekleştirdiğini de belirten Köşger, “Cumhurbaşkanımız bugün Irak’ta Bağdat’ta. Daha sonra Erbil’e geçecek. Çok önemli görüşmeler yapıyor. Bunun sıradan bir toplantı olmadığını ve sıradan bir ziyaret olmadığını Irak devlet yetkilileri söylüyor. Basra Körfezi’nden Adana’ya uzanan ekonomi yolu, hem demir yolu hem otoyol inşasıyla ilgili bir süreç devam ediyor. Adana’da konteyner limanı, kimya organize sanayi bölgesi, Ceyhan Organize Sanayi Bölgesi, Tarım OSB’leri ve turizmde yapacağımız şeyleri gerçekleştirdiğimiz zaman Adana’yı kimse tutamaz. Sadece bizim derdimiz Adana değil, bizim derdimiz Türkiye. Büyük Türkiye idealinin peşindeyiz. Büyük Türkiye için hep beraber hareket edeceğiz. Derdimiz, gücümüz, sevdamız Türkiye. Türkiye’yi hak ettiği yere getirmek, Türkiye’yi dünya milletleri arasında hak ettiği noktaya taşımak” diye konuştu.
“ATO kurulduğu günden bu yana Adana ve ülke ekonomisinin güçlenmesi için var gücüyle çalışmıştır”
Yeni hizmet binasının hayırlı olması temennisinde bulunan Adana Ticaret Odası (ATO) Başkanı Yücel Bayram da, “130 yıllık tarihe sahip olan dev çınar olan ATO, kurulduğu günden itibaren Adana ve ülkemizin ekonomisinin güçlenmesi için var gücüyle çalışmıştır, çalışmaya da devam edecektir. Attığımız her adımın tüccarımızın daha iyi bir şekilde ticaretini geliştirmesi için olduğunu ifade etmek isterim. Geçmişten aldığımız güçle odamızın üyelerini daha ileriye götürmek gayretimiz her geçen yıl daha fazlasıyla devam edecektir. Bugün yıllarca Adana’ya hizmet verecek çok modern binamızın açılışını gerçekleştiriyoruz” şeklinde konuştu.
Oda üyelerinin işlerini daha hızlı gerçekleştirmesi amacıyla birçok kurumla iş birliği içerisinde olduklarını belirten Bayram, yeni hizmet binasında Serbest Mali Müşavirler Odası irtibat ofisi, KOSGEB irtibat ofisi, İngiltere vize ofisi, Schengen vize ofisi, ihtiyaç haritası ile tarımsal destekleme ofisi kurduklarını ve en kısa sürede e-ticaret ve hibe destek bilgilendirme ofisini de hayata geçireceklerini söyledi. 1 yıldır üzerinde çalıştıkları mobil cep uygulamasını geliştirme çalışmalarının da tamamlandığını aktaran Bayram, “Türkiye’de bir ilki yapıyoruz. Artık üyelerimiz odaya gelmeden tüm işlemlerini bankada olduğu gibi cep telefonu ile yapacaklar. Yarın hizmete sunuyoruz” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından ATO Başkanı Bayram ve üyeler tarafından TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’na hediye takdim edildi. – ADANA
]]>Resepsiyona, İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Hasan Habibullahzade, İran’ın Ankara Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Pilot Albay Toraj Zeinoddin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, çok sayıda üst düzey yetkili ve davetli katıldı.
Askeri Ataşe Zeinoddin, etkinlikte yaptığı konuşmada, 18 Nisan’ın “İran Ordu Günü” olarak kutlandığını söyledi.
Zeinoddin, “İran İslam Cumhuriyeti Ordusu ve Silahlı Kuvvetleri, onlarca yıl ağır yaptırımlara rağmen, sadece bölgenin değil, dünyanın en güçlü ve kendine yeten ordularından biridir.” dedi.
İran ve Türkiye’nin askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda ikili iyi ilişkilere sahip olduğunu kaydeden Zeinoddin, iki ülkenin silahlı kuvvetlerinin de tehditler konusunda ortak bir anlayışla, bölge istikrarını ve ortak sınırların güvenliğini sağlamada gerekli işbirliğinin bulunduğunu ifade etti.
Bu işbirliği sonucunda iki ülke arasında uzun yıllar boyunca barış, istikrar ve dostluk olduğunu belirten Zeinoddin, iki ülkenin orduları arasındaki işbirliğinin gelişmeye devam ettiğini ve daha da güçlendirme konusunda azimli ve kararlı olduklarını söyledi.
Büyükelçi Habibullahzade de konuşmasında Gazze’de son 7 aydır çok sayıda masum çocuk ve kadının İsrail ve “Batılı müttefikleri” tarafından öldürüldüğüne dikkati çekti.
Habibullahzade, “Uluslararası toplumun son 70 yıldır siyonist rejimin Filistin’deki işgalini ve sistematik çeşitli insan hakları ihlallerini görmezden gelmesi ve ayrıca çocukların öldürülmesine, hastanelerin bombalanmasına, okulların yıkılmasına, gazetecilere ve uluslararası yardım kuruluşlarına saldırılmasına ve son olarak diplomatik ve her türlü dokunulmazlığa sahip İran İslam Cumhuriyeti’nin Şam Büyükelçiliğinin konsolosluk bölümüne yapılan saldırıya gözlerini kapaması büyük bir talihsizliktir.” ifadelerini kullandı.
İran’ın, Şam Büyükelçiliği’nin konsolosluk bölümüne yapılan saldırı konusunda oldukça itidalli davrandığını ve İsrail’in uygun bir yanıt aldığını kaydeden Habibullahzade, “İran’ın bağımsız ve yerli savunma gücü İran Silahlı Kuvvetlerinin kendi kendine yetmesi, bölge milletlerinin hizmetindedir.” dedi.
İran ve Türkiye’nin iki komşu ülke olarak bölgenin istikrar ve güvenliğinin korunması ve terörle mücadelede sürekli görüştüğünü ve görüş alışverişinde bulunduğunu dile getiren Habibullahzade, bölgenin güvenliğinin sağlanmasının hem İran hem de Türkiye açısından önemli olduğunu vurguladı.
Türkiye ve İran bölgenin kadim ve güçlü ülkeleri
Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Kadıoğlu da İran’ın Silahlı Kuvvetler Günü’nü kutlayarak Türkiye’nin komşusu İran’la ilişkilere önem atfettiğini belirtti.
Orgeneral Kadıoğlu, bölgenin iki kadim ve güçlü ülkesi Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin bölgenin istikrarı, güvenlik ve refahı bakımından da önemli olduğunu vurguladı.
Kadıoğlu, söz konusu bu ilişkilerin ortak tarih ve kültür temelinde siyasi ekonomik ve kültürel alanlarda her geçen gün daha da geliştiğini söyledi.
İki ülke arasında devam eden üst düzey ziyaretlerin, ilişkileri daha da güçlendirme yönündeki karşılıklı iradeyi yansıttığını kaydeden Kadıoğlu, bu mekanizmaların yakın iyi komşuluk ilişkilerine verilen önemin ve tarihe dayanan köklü ikili ilişkilerin tezahürü olduğunu ifade etti.
Gazze’deki gerilime atıfta bulunarak bölgenin kritik bir dönemden geçtiğini kaydeden Kadıoğlu, bölgesel gelişmeler karşısında İran ile güçlü bir diyalog sürdürdüklerine işaret etti.
Kadıoğlu, “Türkiye ile İran arasındaki yoğun temaslar Filistinli kardeşlerimize karşı devam eden mezalimin önlenmesi ve bölgemizdeki istikrarın sağlanması çabaları bakımından önemlidir.” dedi.
Ekonomik işbirliğini engelleyen tek taraflı yaptırımları ilke olarak tasvip etmediklerini kaydeden Kadıoğlu, gelecek dönemde İran ile ilişkilerin daha da ilerletilmesi için gerekli iradeye sahip olunduğunu söyledi.
]]>Yücel, parti genel merkezinde Genel Başkan Özgür Özel’in başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Yerel seçimde 14’ü büyükşehir 35 ilde belediyeyi kazandıklarını, 314 ilçenin de CHP’li belediye başkanları tarafından yönetileceğini belirten Yücel, yüzde 38 oy oranına ulaşarak CHP’yi hep birlikte birinci parti yaptıklarını söyledi.
CHP’nin artık toplumun her kesiminden oy alabilen bir siyasi parti olduğunu ifade eden Yücel, “31 Mart 2024 Yerel Seçimlerini Türkiye ittifakı kazanmıştır, Türkiye kazanmıştır. Göreceksiniz, iktidar yolunda ilerleyen Cumhuriyet Halk Partisi ve CHP’li belediyeler, önümüzdeki 5 yıl boyunca halkımıza en güzel hizmetleri götürecek.” ifadesini kullandı.
Kazandıkları belediyelerde inanılmaz bir israf tablosuyla karşılaştıklarını savunan Yücel, hemen hemen tüm belediyelerin milyonlarca liralık borcunun yeni belediye başkanlarının sırtına yüklendiğini öne sürdü. Yücel, “Bu kadar para nerelere harcandı? Hangi vakıf, hangi dernek, hangi medya gruplarına ne kadar kaynak aktarıldı? Kaç paralık çerez, kuru yemiş alındı? Kimlere hangi ballı ihaleler verildi? Bunların hepsi yeri ve zamanı geldiğinde kamuoyuyla paylaşılacak.” diye konuştu.
Hükümetin İsrail politikasını eleştiren Deniz Yücel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“AKP iktidarı ve yönetim kadrosu, İsrail konusunda konuştukça batıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 27 Mart’ta bir televizyon programında İsrail ile ticaret yapılmadığını savundu, bunu eleştirenleri de ‘MOSSAD ajanı’ olmakla suçladı. Aynı Ömer Bolat 28 Mart’ta, yani bir gün sonra katıldığı bir başka programda ‘Hükümet olarak kamu kurumları, devlet şirketleri asla İsrail firmaları ile ticaret yapmıyor.’ dedi. Hatta bir gazetede 8 Nisan 2024 tarihinde ‘İsrail ile ticaret koca bir yalan’ başlığıyla haber yapıldı.
Sonra ne oldu? Ticaret Bakanlığı 9 Nisan’da bir açıklama yaptı ve İsrail ile ‘olmadığını iddia ettikleri’ ticarete kısıtlama getirdi. Tarih 20 Nisan 2024’ü gösterdiğinde, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci katıldığı bir programda, İsrail’le yapılan ticareti ‘zarar veren’ ve ‘vermeyen’ diye ayırarak yaptıklarına iki yüzlülüğe kılıf bulmaya çalıştı.
Şu sözlere bakın, İsrail’in Müslümanlara yaptığı bebek katliamını nefretle kınıyorlarmış ama İsrail serbest ticaret anlaşmasından da vazgeçemezlermiş. Neden Çünkü, 6 satıp 1 alıyorlarmış. Ayıptır, günahtır. Bir taraftan Gazze mitingi yap, bir taraftan gelsin yeşil dolarlar. Bir taraftan büyük Filistin mitingi yap, diğer taraftan 6 sat, 1 al. AKP zihniyetine göre, masum insanlar ölebilir, çocuklar, siviller ölebilir ama ticaret devam eder.”
“Komisyon çalışmalarının adaletten sapmasına izin vermeyeceğiz”
Erzincan İliç’teki maden faciasının üzerinden iki ay geçtikten sonra Meclis’te araştırma komisyonu kurulabildiğini ifade eden Yücel, AK Parti Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman’ın da komisyonda yer aldığını söyledi.
Karaman’ın, 22 Temmuz 2004’te 41 yurttaşın yaşamını yitirdiği Pamukova tren kazasının yaşandığı dönemde TCDD Genel Müdürü olduğunu belirten Yücel, “AKP iktidarının bu ve benzeri facialarda izlediği bir yol var. Meclis’te kurulacak araştırma komisyonlarına, araştırılacak konuda sicili bozuk olan birini mutlaka atarlar. Kazaların gerçek nedeninin, yapılan ölümcül ihmallerin ve ihmaller silsilesinin üzerini örtecek, manipüle edecek birilerini mutlaka ama mutlaka bulurlar ve atarlar. İliç faciasını araştırmak için kurulan komisyon çalışmalarının adaletten bir gram sapmasına dahi izin vermeyeceğiz. Bu bizim İliç’te toprak altında kalan canlarımıza karşı boynumuzun borcudur, kimsenin şüphesi olmasın.” diye konuştu.
“Yerel halk değil, Türk halkı”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in adeta sömürge valisi gibi konuştuğunu savunan Deniz Yücel, “Yerel halk değil Sayın Şimşek, Türk halkı, Türk milleti. 100 yıllık Cumhuriyet ve vatansever Türk milleti bu tavrı hak etmiyor.” ifadesini kullandı.
Hükümetin ekonomi politikasını da eleştiren Yücel, şöyle devam etti:
“Mehmet Şimşek, birkaç gün önce IMF Başkan Yardımcısı ve Avrupa Direktörüyle görüştü. Görüşmenin ardından IMF Avrupa Direktörü Alfred Kammer, ‘Türkiye’de yürürlükte olan programı destekliyoruz.’ dedi. Buradan görüyoruz ve anlıyoruz ki Türkiye’de IMF’siz IMF programı uygulanıyor. AKP genel başkanından bakanlarına kadar hepsi kendileri dışında bir sorumlu bulma ve yanlış politikalarının bedelini başkalarına ödetme derdinde. Hazine Bakanı, ekonomik buhranın acı faturasını halka ödetmek istiyor. Utanmasalar, kiraların emlakçılar yüzünden, altın fiyatlarının da kuyumcular yüzünden arttığını iddia edecekler. AKP, istediği kadar hedef şaşırtmak istesin bu halk, derinleşen yoksulluğun sebebinin, ayyuka çıkan yolsuzluğun, artan işsizliğin, bir avuç yandaşı zenginleştirip, yaşadıkları şatafatlı hayatın, bu talan düzeninin sebebinin AKP olduğunu biliyor.”
“Halkın vekili, halk gibi yaşamalı”
Deniz Yücel, milli egemenlik ve bağımsızlığın sembolü olan TBMM’nin kuruluş gününün yarın kutlanacağını ifade ederek, TBMM’nin öncelikli görevinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerini korumak, Anayasa’ya sahip çıkmak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini işler hale getirmek ve Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine üzerine çıkarmak olduğunu bildirdi.
Bu görevlerin, milletin seçtiği her bir milletvekilinin asli sorumluluğu ve ödevi olduğunu dile getiren Yücel, şunları söyledi:
“Meclis, saygınlığı ile Türk ulusumuza örnek olmalı. Şatafat ve görgüsüzlük parlamentonun kapısından girmemeli. Milletvekilleri yedikleri pahalı yemeklerle, kollarına taktıkları pahalı saatlerle, lüks uçaklarla yaptıkları seyahatlerle gündeme gelmemeli. Halkın vekili, halk gibi yaşamalı. Bizim çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, saygın, her alanda temiz, eşit, özgür ve adil bir Türkiye’dir. Çocuklarımıza, saygınlığın şekil ile değil, özle kazanılacağını, bilgiyle kazanılacağını göstermeliyiz.”
Deniz Yücel, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını ve TBMM’nin 104. kuruluş yıl dönümünü kutladı.
]]>ERDOĞAN 13 YIL ARADAN SONRA IRAK’TA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 13 yıl aradan sonra Irak’a resmi ziyaret gerçekleştirdi. Erdoğan, başkent Bağdat’taki havaalanında resmi törenle karşılandı. İkili ve heyetler arası görüşmelerin ardından iki ülke arasında ticaret, turizm, eğitim, sağlık, güvenlik, bilim ve teknoloji, yatırım, gençlik ve spor gibi farklı alanlarda 26 işbirliği anlaşması imzalandı.
KALKINMA YOLU ANLAŞMASI İMZALANDI
Bunlardan birisi de Kalkınma Yolu Anlaşması oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile Kalkınma Yolu Anlaşması’nın imza törenine katıldı. İki liderin himayesinde; Irak, Türkiye, Katar ve BAE arasında, Kalkınma Yolu Projesi’nde iş birliğine ilişkin 4’lü mutabakat zaptı imzalandı. İşte anlaşmanın tüm detayları…

BÖLGENİN YENİ “İPEK YOLU”
Türkiye’yi Basra Körfezi’ndeki Faw Limanı’na bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi, ‘Yeni İpek Yolu’ olarak tanımlanıyor. Projenin getirisi ise 20 milyar dolar olması hedefleniyor. Kalkınma Yolu Projesi’nin ilk ayağı olan liman, aynı zamanda Fırat ve Dicle nehirlerinin denize dökülmeden önce birleştiği Şattülarap’ın ağzında yer alıyor. Limandan başlayarak Divaniye, Necef, Kerbela, Bağdat ve Musul’dan geçerek Türkiye sınırına uzanacak demir yolu ve kara yolu hatlarını ihtiva eden projenin, Türkiye sınırından Mersin Limanı’na erişim sağlaması ve karayoluyla İstanbul üzerinden Avrupa’ya ulaşması öngörülüyor.

AVRUPA’DAN KÖRFEZ’E KADAR GENİŞ BİR BÖLGEYİ ETKİLEYECEK
Projenin geçtiği güzergahın tasarımını PEG Infrastructure isimli İtalyan şirketin yürüttüğü Kalkınma Yolu, Musul’dan sonra Ovaköy üzerinden Türkiye’ye giriş yapacak. Kalkınma Yolu Projesi, 1200 kilometrelik demir yolu ve otoyol ile Türkiye’yi Basra Körfezi’ndeki Faw Limanı’na bağlayacak. Yeni İpek Yolu olarak tanımlanan proje, Avrupa’dan Körfez ülkelerine kadar geniş bir bölgeyi etkileyecek ve ortak fayda üretecek.

PROJENİN 2029’A KADAR TAMAMLANMASI BEKLENİYOR
Basra’dan başlayan bu güzergâh, Irak’ın önemli şehirlerinden geçtikten sonra Irak, Türkiye ve Suriye’nin temas noktasından Türkiye’ye girecek ve Mersin Limanı’ndan Avrupa’ya devam edecek. Maliyeti yaklaşık 20 milyar dolar olan projenin, plana göre 2029’a kadar tamamlanması bekleniyor. Irak böyle bir tutarı sağlama konusunda yetersiz ve dolayısıyla projenin gidişatı kesinlikle yabancı yatırıma bağlı.
PROJENİN BAŞ AKTÖRLERİ TÜRKİYE, BAE VE IRAK
Türkiye ve Irak arasında “Yeni İpek Yolu” olması hedeflenen projenin, Irak hükümetinin tek başına yüklenemeyeceği 17 milyar dolarlık devasa bir maliyeti bulunuyor. Bu nedenle Türkiye, Körfez ülkeleri ve Çin’in, projenin finansmanına ve tamamlanmasına katkısı bekleniyor.

“BÖLGESEL BARIŞA DA HİZMET EDECEK”
Nitekim şubat ayında BAE ziyareti esnasında konuya ilişkin temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “(Kalkınma Yolu Projesi ) Konunun baş aktörleri Türkiye, BAE ve Irak. Bu yol, bölgemizin yeni bir İpekyolu haline gelecek, bölgesel barışa da hizmet edecek.” yönündeki ifadeleriyle bölgesel aktörlerin projenin paydaşı olacağı mesajı vermişti. Dışişleri Bakanı Fidan da 13 Eylül 2023’te Irak, BAE, Türkiye ve Katar’ın proje konusunda yoğun görüşmeler içerisinde olduğunu söylemişti.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, mart ayında yaptığı açıklamada, projeyle ilgili Türkiye ile iyi bir görüşme içerisinde olduklarını ve büyük finansmana ihtiyaç duyulduğundan çeşitli ülkelerin projeye yatırım yapmaya katılabileceğine dikkati çekerek, projeye yatırım yapmayı düşünen Körfez ülkelerinin olduğunu kaydetmişti.

Kalkınma Yolu Projesi’nde Türk ve Irak hükümetleri, devam eden çalışmalara ek olarak 23,8 milyar dolarlık yatırım yapacak. Türkiye, bu yatımları demir ve kara yolları için gerçekleştirecek. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Kalkınma Yolu Projesi kapsamında yürüttüğü çalışmalarla ülkeden geçen 2 bin 88 kilometrelik demir yolu bağlantısı için 615 kilometrelik yeni hat, 1912 kilometrelik kara yolu koridoru içinse 320 kilometrelik yeni otoyol yatırımı planladı.

5,8 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM
Söz konusu demir yolu ağının 439 kilometresi mevcut durumda iken 1034 kilometresi devam ediyor, 615 kilometresi ise planlanıyor. Planlanan demir yolu ağları Gaziantep-Ovaköy arasında bulunuyor. Bu demir yolu için 5,8 milyar dolarlık yatırım yapılacak.
Proje kapsamında ülkeden geçen kara yolu 1912 kilometre olacak. Söz konusu kara yollarının 1592 kilometresi mevcut durumda bulunurken, 320 kilometresi için planlama yapıldı. Şanlıurfa-Ovaköy arasında planlanan kara yolunun yatırım tutarı 2 milyar dolar olarak öngörülüyor.
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu “Blue Talks”, üst düzey diplomatik katılım ve ortak çevresel eylem için önemli bir platform görevi görecek.
Bizim Dünyamız Vakfı Başkanı Kahraman Halisçelik’in moderatörlüğünde düzenlenen panele, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Ankara Büyükelçisi Said Sani ez-Zahiri, Kosta Rika’daki Barış Üniversitesinin (UPEACE) Somali temsilcisi Dr. Mohamed Osman, Dışişleri Bakanlığı Çevre, İklim Değişikliği ve Sınıraşan Sular Genel Müdür Yardımcısı Adnan Altay Altınörs ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülgen Aytan konuşmacı olarak katıldı.
Panelistlerin konuşmalarından önce, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’ne ilişkin kutlama mesajı davetlilere izletildi.
Büyükelçi Katsumata, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güçlü ve etkili bir ülke olduğunu, iklim değişikliğiyle mücadeleye sağladığı desteğin de büyük önem taşıdığını söyledi.
Japonya ve Türkiye’nin yeni enerji teknolojileri alanında yeni işbirliklerini hayata geçireceğini kaydeden Katsumata, denizcilik konusunda da Türkiye ile işbirliğinin önemini vurguladı.
Katsumata, Japonya’nın iklim değişikliğiyle mücadelede yasal bir çerçeve uyguladığını ifade ederek “Her ülkenin farklı ekonomik ve sosyal yapısı var. Afrika gibi daha hassas olan ülkelere Japonya destek sağlıyor, özellikle sera gazı salınımının önlenmesi noktasında.” dedi.
Büyükelçi Zahiri de iklim değişikliyle mücadele diplomasisinin gerekli olduğunu belirterek, bu konularda ülkeler arası köprüler inşa etmenin önemine işaret etti.
Geçen günlerde BAE’de iklim değişikliğine bağlı olarak şiddetli yağışların yaşandığını anımsatan Zahiri, biyolojik çeşitliliğin korunmasında ülkesinin sürdürülebilir projeleri desteklediğini aktardı.
“Sıfır Atık projesi küresel bir hareket halini aldı”
Osman da okyanuslarda sıfır atığa ulaşabilmek için çalışmalar yürüttüklerini anlatarak, okyanusların bakımı ve temizliğinden insanların sorumlu olduğunu dile getirdi.
Afrika’nın büyük okyanus kıyılarına ev sahipliği yaptığına işaret eden Osman, “Bizler için diğer önemli bir konu deniz ve liman güvenliği. Bu bağlamda sorunların anlatıldığı ve çözümlerin arandığı bu tarz etkinlikler oldukça önemli.” diye konuştu.
Altınörs, Türkiye’nin iklim alanında çok çeşitli çalışmalar yaptığına dikkati çekerek Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası işbirliğine destek verdiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde başlatılan “Sıfır Atık” projesinin “küresel bir hareket” haline geldiğini vurgulayan Altınörs, “Proje, giderek daha da güçlü bir hal alıyor. Bu tarz bir hareketin ev sahibi olmaktan gurur duyuyoruz.” dedi.
Aytan da katılımcılara plastiğin karmaşık yapısını anlatarak, “Okyanuslarda milyonlarca plastik atık bulunabiliyor. Özellikle denizlerdeki mikroplastik kirliliği su altı yaşamını da olumsuz etkiliyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de “Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı’nın” 2013’ten bu yana başarılı şekilde yürütüldüğünü ve denizlerin bu şekilde izlendiğini aktaran Aytan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde denizlerin korunmasına ilişkin yürütülen diğer programlar hakkında bilgi verdi.??????
Aytan, plastik kullanımının azaltılması noktasında uyarılarda bulunarak, yenilikçi çözümlere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Panelin moderatörlüğünü yapan Halisçelik, Anadolu Ajansına iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki katkılardan dolayı teşekkür etti.
“Blue Talks”
Bizim Dünyamız Vakfı tarafından Birleşmiş Milletler (BM) Barış Üniversitesi işbirliğiyle, Dışişleri Bakanlığı ve Kosta Rika’nın Ankara Büyükelçiliği destekleriyle düzenlenen “Blue Talks” etkinliğine, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay??????? ile Kosta Rika, Fransa, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi birçok ülkenin Ankara büyükelçileri katılıyor.
Her yıl düzenlenmesi planlanan ve okyanusların iklim dayanıklılığındaki önemine odaklanacak etkinlikte, üst düzey yetkililer ile uzmanların görüşlerine yer veriliyor.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere 13 yılın ardından gittiği Bağdat’ta Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüştü. Hükümet Sarayı’ndaki ikili ve heyetler arası görüşmenin ardından aralarında “Kalkınma Yolu Projesi”nin de bulunduğu çeşitli alanlara ilişkin 26 anlaşma imzalandı. Daha sonra ortak basın toplantısı yapıldı.
Irak Başbakanı Sudani, şunları kaydetti:
“Kalkınma Yolu Projesi köprü vazifesi görecek bölge halkları arasında. Bu, halkların birbirini daha iyi anlamasını sağlayacak. Bu proje bölgedeki güvenlik ve istikrara da katkıda bulunacak. Bu bölge güvenlik ve istikrara ihtiyacı olan bir bölge. Bu yol da bunu sağlayacak.
Çok farklı iş birliği konularını görüştük. Güvenlik konusundaki önümüzdeki engellerle mücadeleyi görüştük. Terörist unsurların varlığıyla mücadeleyi görüştük. Daha fazla kontrol ve istikrara ihtiyacı olan bölgeleri görüştük. Özellikle Türkiye-Irak sınır bölgesindeki güvenliği görüştük.
“IRAK TOPRAKLARININ HERHANGİ BİR KOMŞUMUZA KARŞI KÖTÜ NİYETLE KULLANILMASINA İZİN VEREMEYİZ”
Gazze konusunda da iş birliğimiz çok önemli. Her iki ülkenin de ilişkilerinin ideal koşullarda gerçekleşmesini istiyoruz. Bu konuda kararlıyız. Irak topraklarının hiçbir şekilde herhangi bir komşumuza karşı kötü niyetle kullanılmasına izin veremeyiz. Hiçbir grup Irak’ın topraklarını ve egemenliğini ihlal edemez.
Gazze’ye yönelik saldırıların devam ettiği bugünlerde sayın Cumhurbaşkanı’nın ziyareti son derece önemli. İslam dünyasının kutsal topraklarında yaşananlara gözlerimizi yumamamayız. Bu konuları da görüştük. Acilen derhal ateşkes ihtiyacı konusunda mutabık kaldık.”
ERDOĞAN: KALKINMA YOLU PROJESİ’NİN ÖNEMİNE DEĞİNDİK
Cumhurbaşkanı Erdoğan da şöyle konuştu:
“Ziyaretimin ve az önce imzalanan anlaşmaların Türkiye-Irak münasebetlerinde yeni bir dönüm noktasını teşkil edeceğine inanıyorum. Sayın Başbakan ile birlikte altına imza attığımız Ortak İşbirliği için Stratejik Çerçeve Anlaşması sağlam bir yol haritasını teşkil ediyor. Metin ile güvenlik, terörle mücadele, ekonomi, ticaret, enerji, ulaştırma, çevre, sınır aşan sular, sağlık, eğitim gibi pek çok alanda teknik müzakerelerin sürdürülmesini ve takibini sağlayacak ortak daimi komiteler kurulmasına karar verdik. Ayrıca güvenlikten ticarete, ulaştırmadan tarıma pek çok başlıkta aktedilen metinler ilişkilerimizin ahdi zeminini güçlendirirken yeni iş birliği imkanlarını da beraberinde getirecektir.
Güvenlik ve terörle mücadele işbirliği en önemli gündem maddelerimizden birini oluşturdu. Irak topraklarından Türkiye’yi hedef alan terör örgütü PKK’ya ve uzantılarına karşı alabileceğimiz müşterek adımları istişare ettik. PKK’nın Irak’ta yasaklı örgüt ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Resmen terör örgütü ilan edilerek Irak topraklarındaki varlığının en kısa zamanda sonlanacağına olan güçlü inancımı bu vesileyle mevkidaşlarımla paylaştım. Bu, komşuluk ve kardeşlik hukukumuzun da gereğidir. Irak hükümetinin bu doğrultuda atacağı her adımda ihtiyaç duyacağı tüm desteği sağlamaya hazırız. FETÖ ile ortak mücadeleye dair beklentimiz de bu kulvardaki gündem başlıklarımızdan birini teşkil etti.
Geçtiğimiz yıl 20 milyar dolar seviyesinde seyreden ticaret hacmimizi daha üst seviyelere taşımak istiyoruz. Sayın Başbakan ile bu çerçevede atılacak adımları ele aldık. Ticaretimizin önündeki suni engellerin ortadan kaldırılması noktasında yapılabilecekleri değerlendirdik. Kalkınma Yolu Projesi’nin bu hedef bakımından hayati önemine değindik. Başta Irak olmak üzere tüm bölgemizin istikrarına ve refahına büyük katkı sunacak bu stratejik planlamaya dair kararlılığımızı imzaladığımız mutabakat muhtırası ile perçinlemiş olduk.
“SU KONUSUNDA IRAK’IN YAŞADIĞI SIKINTILARIN FARKINDAYIZ”
Su konusunda Irak’ın yaşadığı sıkıntıların farkındayız. Şu bir gerçek ki, iklim krizi ve kuraklık Irak’a olduğu kadar Türkiye’yi ve tüm dünyayı olumsuz etkiliyor. Ayrıca su miktarı kadar israfın önüne geçilerek suyun verimli kullanılması da önemlidir. Tesis ettiğimiz Ortak Daimi Komite su alanındaki işbirliğimizi akılcı, bilimsel temelde ve ortak çıkarlarımızı dikkate alarak daha ileriye taşıyacak.
Gazze’de akan kanın durması için elimizden geleni yapıyoruz. Mevkidaşlarımla İsrail’in Filistin’de uyguladığı zulüm ve ihtilafın bölgemize etkilerini ele aldık. Atabileceğimiz müşterek adımlar hakkında istişarede bulunduk. İsrail ile İran ekseninde yaşanan gelişmeler savaşın yayılma ve tırmanma riskini artırmakta, dahası Filistin’deki katliamı gölgelemektedir. Bu gerilimden Iraklı kardeşlerimiz de olumsuz etkilenmektedir. Buradan ilgili tüm taraflara gerilimi tırmandırıcı adımlardan kaçınmaları telkinini tekrar hatırlatmak istiyorum. 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin devletinin kurulması bölge barışının anahtarıdır. Türkiye olarak bu amaç doğrultusunda çalışmaya devam ediyoruz.
“IRAKLI KARDEŞLERİMİZİN YANINDA OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”
Irak ziyaretimizin ikinci ayağı için birazdan Erbil’e geçeceğiz. Öncesinde Irak’ın asli unsurlarından Türkmen kardeşlerimizle de bir araya geleceğiz. Erbil’de ilave iş birliği imkanlarını ele alacağız. Bu vesileyle Irak’a yönelik siyasetimizde farklı etnik, mezhebi veya dini kesimler arasında ayrım gözetmediğimizin bilinmesini isterim. Hangi etnik kökene ve mezhebe mensup olursa olsun Irak halkı bizim kardeşimizdir, dostumuzdur.
Irak ile ilişkilerimize dostluk, kardeşlik ve komşuluk hukuku açısından bakmaya devam edeceğiz. Geçmişte olduğu gibi iyi ve kötü günlerinde Iraklı kardeşlerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz.”
]]>DEM Parti, Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantıları bugün yapıldı. Toplantıların ardından açıklama yapan Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, İçişleri Bakanlığı tarafından Mardin ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye meclisleri ile Diyarbakır Sur Belediyesi mazbata töreniyle ilgili inceleme başlatmasına ilişkin “Suçların ve günahların üstü hep marşla ve bayrakla örtülmeye çalışıldı. ‘Onlar sahip çıkmıyor, saygı duymuyor ortak sembollere ve değerlere’ denilerek yapıldı. Ama artık bununda miadı doldu. Buna kanacak Türkiyeli de Kürt de yok bu ülkede. Hiç kimse DEM Parti’ye bu şekilde parmak sallayarak, başka provokatif girişimlere heveslenmemeli ve bu yollara tenezzül etmemelidir” diye konuştu. Doğan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:
“BASKIYA RAĞMEN VAZGEÇMEDİLER”
“Her türlü baskıyı göze alarak, seçim çalışmalarında en güçlü, kararlı ve coşkulu bir şekilde yer alan kadınlara ve gençlere teşekkür ediyoruz. Tüm DEM Parti gönüllülerine minnettarız. Çok çeşitli baskı türleriyle karşı karşıya kalmalarına rağmen vazgeçmediler. Direndiler ve neticede böyle bir başarılı sonucu ortaya çıkardılar. Ortaya çıkan sonuç, DEM Parti’nin bu ülkenin umudu, demokratik gelecek, özgür ve onurlu bir arada yaşamın garantisi olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.
31 Mart yerel seçimlerine, müthiş bir umutsuzluğun ve yılgınlığın hakim olduğu bir ortamda gittik. İktidar neredeyse devletin bütün olanak ve imkanlarıyla sahadaydı. DEM Parti önceden de belirttiğimiz üzere bir siyasi partiyle rekabet halinde değildi. İşte devletin bütün olanaklarını ve imkanlarını kullanan bir blokla mücadele etti. Yarıştı diye bile diyemiyorum çünkü yarış eşit koşullarda olur.
“KİM NE HAKLA İRADELERİ GASP EDEBİLİR?”
Kayyum rejimi, bir nevi kayyum seçmenle başka türlü kalıcı hale getirilmek istendi. Bu fotoğraf en çarpıcı haliyle Şırnak’ta Tümgeneral Ömer Keçecigil Ortaokulu’nda tüm dünyanın gözü önünde ortaya çıktı. Orada 5 bin 940 taşımalı seçmen taşınarak, kolluk güçleri aracılığıyla Şırnak halkının iradesi gasp edildi. Yalnızca Şırnak değil. O gece sandıklarımız yakıldı, bazı yerlerde veri akışı durduruldu. Bitlis’de, Uludere’de taşımalı seçmenle halkın iradesi orada yaşamayan insanlar tarafından gasp edildi. Bu yerleri de DEM Parti kazandı. Bu eşit olmayan koşullardaki yarışta kolluk güçlerinin kullanılması suç olmasına rağmen ‘Konuş sen nerelisin?’ diyen Süleyman Salğucak hakkında seçim kanuna muhalefetten soruşturma açıldı. İfadeye çağrılan başka Şırnaklılar olduğunu da biliyoruz. Kim ne hakla orada yaşayan insanların iradesini bu şekilde gasp edebilir?
“İNSANLARIN KAYYUM REJİMİNİ İSTEMEDİKLERİ ORTAYA ÇIKTI”
Hem iktidar hem de muhalefet açısından öyle kolay yorumlanabilecek sonuçlar ortaya çıkmadı. Ama çok açık biçimde söylemek gerekirse iktidar bloku ağır bir yenilgiye uğradı. Türkiye halkları yerleştirilmek ve kalıcı hale getirilmek istenen bu rejime dur dedi. İtiraz edenler, itirazlarını sandıkta oy kullanarak itirazlarını dile getirdi. Yerel yönetimler seçimleri DEM Parti için sadece bir belediye seçimi değildir. Türkiye’de ülkenin bir yarısı, Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadıkları yerler, Kürt coğrafyası en az 10 yıldır kayyum rejimiyle yönetiliyordu. Bu kayyum rejimi her defasında çeşitli bahaneler bulunarak, sanki orada yaşayan insanların isteği doğrultusunda olmuş gibi anlatılmaya çalışılıyordu. İnsanların kayyum rejimini istemedikleri ortaya çıktı. Kayyum rejimi iflas etti.
“BUNA KANACAK TÜRKİYELİ DE KÜRT DE YOK”
Yıllarca bu ülkede her şeyin üstü, bütün suçların, bütün günahların üstü 80’lerde, 90’larda öncesinde ve sonrasında soygunların, yolsuzlukların, usulsüzlüklerin, hortumlamaların her şeyin üstü neyle örtüldü? Maalesef sözü edilen ve çok kutsandığı söylenen ama bu şekilde de değer verilmeyen, en çok bunu ifade edenlerin değer vermediği yani iktidarların da değer vermediği, sahip çıkmadığı, korumadığı, kollamadığı… Çünkü suçların ve günahların üstü hep marşla ve bayrakla örtülmeye çalışıldı. ‘Onlar sahip çıkmıyor, saygı duymuyor ortak sembollere ve değerlere’ denilerek yapıldı. Ama artık bunun da miadı doldu. Buna kanacak Türkiyeli de Kürt de yok bu ülkede. Hiç kimse DEM Parti’ye bu şekilde parmak sallayarak, başka provokatif girişimlere heveslenmemeli ve bu yollara tenezzül etmemelidir. Beklenen bu değildir. 31 Mart seçimleri totalinde Türkiye açısından baktığımızda aynı zamanda kutuplaştıran değil, uzlaştıran, ayrıştıran değil bir araya getiren, bölüştüren değil, birleştiren bir eşit, özgür, onurlu yaşam istediğinin de yansıması olarak de okumalı.”
]]>
Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu “Blue Talks” etkinliği, üst düzey diplomatik katılım ve ortak çevresel eylem için önemli bir platform görevi görecek.
Bizim Dünyamız Vakfı Başkanı Kahraman Halisçelik’in moderatörlüğünde düzenlenen panele, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Kosta Rika’nın Ankara Büyükelçisi Gustavo Campos Fallas, Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Isabelle Dumont, BM Barış Üniversitesi Daimi Gözlemcisi Büyükelçi David Fernandez Puyana ve İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesinden Prof. Dr. Bayram Öztürk konuşmacı olarak katıldı.
Bozay, burada yaptığı konuşmada, diplomasinin iklim kriziyle daha ilgili bir alan olması gerektiğini belirterek, bunun bütüncül ve kapsamlı şekilde ele alınmasının önemine işaret etti.
Karayipler’den Doğu Asya’ya, Fransa’dan Türkiye’ye bütün aktörlerin iklim kriziyle mücadelede rol almasının ehemmiyetine dikkati çeken Bozay, “İklim değişikliğine karşı mücadele ederken aynı safta olmalıyız.” dedi.
Bozay, küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlama hedefine ulaşılamama ihtimaline dikkati çekerek, iklim değişikliğinin gıda güvenliğiyle ilişkili olduğunu vurguladı
Fallas da okyanusların korunmasında özellikle komşu ülkelerle çalışmalar yürüttüklerini belirterek, Kosta Rika’nın batısında Büyük Okyanus, doğusunda ise Karayip Denizi’nin bulunduğunu anımsattı.
Ülkesinin okyanus konusunda ileri çalışmalar gerçekleştirmesine ilişkin Fallas, “En önemlisi bilinçlenmek. Okyanus ile insan ve toplum arasındaki ilişkinin ne olduğunu bilmek önemli. Okyanusları dikkatlice korumamız gerekir zira, günümüz ve geleceğimiz buna bağlı. Toplumları da bu tarz etkinliklere katılmaya ve bu konuları daha çok konuşmaya davet ediyorum.” diye konuştu.
“Türkiye’de ‘Sıfır Atık’ projesi yürütülüyor ve oldukça başarılı”
Dumont da Türkiye’nin bölgede son derece önemli bir ülke olduğunu söyleyerek, okyanus ve iklim değişikliği noktalarında Türkiye ile işbirliğinin büyük katkı sağladığını aktardı.
Okyanusların plastiklerle dolu olduğunu vurgulayan Dumont, “Türkiye’de ‘Sıfır Atık’ projesi yürütülüyor ve oldukça başarılı. Fransa’da ise bu tarz adımlar için yasal kararlar gerekiyor. İnsanlar, ‘gelin atıklar için faydalı bir şeyler yapalım’ diyemiyor.” diye konuştu.
Büyükelçi Puyana da iklim değişikliği ile mücadeleyi konu alan çalışmaların önemine değinerek, iklim değişikliğinin yol açtığı güvenlik kaygılarının dikkate alındığını aktardı.
İklim değişikliğiyle mücadeleyi ele alan, barış ve güvenliğin korunmasını sağlayan çok çeşitli çalışmaların olduğunu kaydeden Puyana, iklim krizinin sadece gelecek için tehdit oluşturmadığının, bugün de ciddi bir tehdit olduğunun altını çizdi.
Puyana, söz konusu tehdidin küresel istikrarsızlığı, iş dünyasını ve birçok alanı etkilediğini vurguladı.
Öztürk, Türkiye’nin kıyı şeridi, denizleri, ekosistemi ve ülkede yaşayan deniz canlıları hakkında katılımcılara bilgi vererek, Türkiye’de iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan sorunlara dikkat çekti.
Panelin sonunda iklim değişikliğine dikkat çeken video gösterildi.
Bizim Dünyamız Vakfı tarafından Birleşmiş Milletler (BM) Barış Üniversitesi işbirliğiyle, Dışişleri Bakanlığı ve Kosta Rika’nın Ankara Büyükelçiliği destekleriyle düzenlenen “Blue Talks” etkinliğine, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay??????? ile Kosta Rika, Fransa, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi birçok ülkenin Ankara büyükelçileri katılıyor.
Her yıl düzenlenmesi planlanan etkinlik, okyanusların iklim dayanıklılığındaki önemine odaklanacak ve etkinlikte üst düzey yetkililer ile uzmanların görüşlerine yer verilecek.
]]>Çin’de 22-26 Nisan 2024 tarihleri arasında düzenlenecek Dünya Wushu Şampiyonası’nda milli sporcular altın madalya için ter dökecek. Kastamonu Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü’nün milli sporcusu Asuman Çığlıoğlu da Kastamonu’daki hazırlık kampında antrenmanları tamamladı. Kariyerinde Wushu branşında Türkiye ve Balkan şampiyonlukları ile kick boks branşında dünya üçüncülüğünü bulunan 25 yaşındaki milli sporcu, Çin’deki şampiyona da Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etmek istediğini söyledi. Günde çift antrenman yaparak şampiyonaya hazırlanan Asuman Çığlıoğlu, 65 kilogramda altın madalya için ringe çıkacak. Ayrıca Wushu Türkiye Milli Takımı’ndan 7 sporcu da Asuman Çığlıoğlu ile birlikte Çin’de altın madalya kazanabilmek için mücadele edecek.
“Wushu Dünya Şampiyonası’nda şampiyon olacağıma inanıyorum”
2013 yılından bu yana kick boks ile ilgilenen Çığlıoğlu, “12 yıldır dövüş sporlarıyla uğraşıyorum. Wushu’da ilk defa Türkiye şampiyonu oldum. Ardından Balkan Şampiyonası’na gittim ve orada da şampiyon oldum. Şimdi de Wushu Dünya Şampiyonası’na katılmaya hak kazandım. Wushu branşında ülkemizi ilk defa böylesine büyük bir organizasyonda temsil edeceğimden ötürü çok mutluyum. Antrenörüm Emrah Şahanoğlu ile birlikte bu şampiyonaya çok iyi çalıştım. Güzel çalışmalar yaptık, verimli antrenmanlarımız oldu. Bazı günlerde çift antrenman, bazı günlerde de tek antrenman şeklinde çalışmalarımız oldu. Şu an şampiyonaya hazırız, kendimi çok iyi motive olmuş şekilde hazır hissediyorum. Çin’de düzenlenecek olan Wushu Dünya Şampiyonası’nda şampiyon olacağıma inanıyorum, kendime de güveniyorum. Kastamonu’ya ve ülkemize bu şampiyonluğu getireceğimden dolayı da çok heyecanlıyım. 65 kilogramda Wushu Sanda branşında yarışacağım” dedi.
“Wushu branşında ülkemizi temsil edeceğimden dolayı çok gururluyum”
“İlk kez Wushu Dünya Şampiyonası’na gideceğimden dolayı biraz heyecanlıyım” diyen Çığlıoğlu, şöyle devam etti:
“Wushu branşında ülkemizi temsil edeceğimden dolayı çok gururluyum. Bu branşta da ülkemize ve Kastamonu’ya şampiyonluk getireceğime inanıyorum. Bundan öncesinde kick koks şampiyonalarında 12 Türkiye şampiyonluğum var, 3 dünya üçüncülüğüm bulunuyor, 1 Avrupa üçüncülüğüm ile birçok uluslararası şampiyonluklarım var. Wushu branşında da kick boksta olduğu gibi başarılarımızı bir üst kademeye çıkartarak katlayacağımı düşünüyorum. Wushu Dünya Şampiyonası ile birlikte seviyemi daha üst seviyelere çıkartacağıma ve daha büyük başarılar elde edeceğime inanıyorum” diye konuştu.
Emrah Şahanoğlu: “Büyükler kategorisinde 8 sporcu ile milli takımımızı temsil edeceğiz”
2008 yılından itibaren milli takım antrenörlüğü yapan Emrah Şahanoğlu ise milli sporcuların şampiyonluk için kararlı olduklarını dile getirerek, “22-26 Nisan’da Çin’de yapılacak olan Wushu Dünya Şampiyonası için hazırlıklarımızı tamamladık. Takımımız toplam 8 wushu sanda sporcusundan oluşuyor. Bunlardan bir tanesi de yine Kastamonumuzun medarı iftiharı Asuman Çığlığoğlu’dur. Benim, yıldızlardan bu tarafa yetiştirdiğim sporcumdur. Kendisiyle gurur duyuyorum. İnşallah Çin’den dünya şampiyonluğuyla ülkemize dönüş yapacağız. Yoğun bir hazırlık süreci geçirdik. Bu hazırlık süreci çeşitli aşamalardan oluştu. Sporcumuz ilk kez 2023 yılında Türkiye şampiyonu oldu. Sonra da Balkan şampiyonu oldu. Daha önce Ordu’da bir kamp süreci geçirdik. Bu yıl yapılan Wushu Türkiye Şampiyonası’nda tekrar Türkiye şampiyonu oldu. Şu anda da Wushu Dünya Şampiyonası’na katılmaya hak kazandı. Bu şampiyona çok büyük bir organizasyon. Birçok ülkeden katılım olacak. Biz buradan şampiyonluk bekliyoruz ve milli takım bünyesinde bulunan 7 sporcumuzdan da şampiyonluk bekliyoruz” şeklinde konuştu.
“2028 yılında Olimpiyat Şampiyonluğunu hedefliyoruz”
Wushu branşının şu anda Olimpiyat Komitesi tarafından tanınan bir branş olduğunu anlatan Şahanoğlu, “Bu sporun önümüzdeki olimpiyatlara girmesi de söz konusudur. Bununla ilgili çalışmalar yapılıyor. Bu konuyu da takip ediyoruz. İnşallah bir sonraki hedefimiz 2028 yılında olimpiyat şampiyonluğu” cümlelerine yer verdi. – KASTAMONU
]]>Avvadi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 22 Nisan’da Irak’a gerçekleştireceği ziyaretin iki ülke ilişkilerine yansımaları ve ziyaretten beklentileri AA muhabirine değerlendirdi.

“İLİŞKİLERDE SIÇRAMA YAŞANACAK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ziyareti için hazırlıklara yaklaşık bir yıl önce başlandığını belirten Avvadi, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ziyaretiyle Irak- Türkiye ilişkilerinde önemli ve niteliksel bir sıçrama yaşanacak.” dedi. Avvadi, Erdoğan’ın Bağdat temaslarında masada olacak “su meselesi, Kalkınma Yolu Projesi, terör örgütü PKK’nın Irak’taki varlığı ve Türk şirketlerinin Irak’taki yatırımları” konularına ilişkin ortak komisyonların çalışmalarının sona erdiğini ifade etti.
“KALKINMA YOLU PROJESİ’NİN EN ÖNEMLİ MERKEZLERİ IRAK VE TÜRKİYE’DİR”
“Su meselesinde Başkan Erdoğan ile Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani arasında çok önemli ve stratejik anlaşma imzalanacak.” diyen Avvadi, “Türkiye, su yönetimi ve suyu değerlendirme konusunda dünyadaki başarılı ülkelerden biri ve bu alanda büyük tecrübeye sahiptir. Bu çerçevede büyük ve sürpriz bir anlaşmaya imza atılacak.” ifadelerini kullandı.
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani“TERÖRİSTLERİN HİÇBİR PARTİ VEYA SİYASİ FAALİYETLERİ OLMAYACAK”
Irak Ulusal Güvenlik Konseyi’nin terör örgütü PKK’yı Irak’ta “yasaklı örgüt” olarak tanımladığını anımsatan Avvadi, şunları kaydetti: “Onlara (PKK) Irak’ta Birleşmiş Milletler (BM) denetiminde ‘mülteci’ statüsü verilecek ve hiçbir parti veya siyasi faaliyetleri olmayacak. Bu, hemen hemen Irak ve İran arasında imzalanan güvenlik anlaşmasına benzer bir şekilde olacak.”
KALKINMA YOLU PROJESİ
Kalkınma Yolu Projesi’ndeki Irak ve Türkiye ortaklığına vurgu yapan Avvadi, bu projenin Erdoğan’ın Irak ziyaretinin en önemli ayağını oluşturduğunu söyledi. Avvadi, “Kalkınma Yolu Projesi’nin en önemli merkezleri Irak ve Türkiye’dir. Bu konuda da önemli anlaşmalar yapılacak. Türk şirketlerinin bu proje kapsamında Irak’taki rolü de değerlendirilecek.” ifadelerini kullandı.

Irak petrolünün yeniden Türkiye’ye ihracatı meselesinin Türkiye tarafından çözüme kavuştuğunu aktaran Avvadi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Petrol ihracatı meselesi Bağdat merkezi hükümetiyle Kürdistan Bölgesel Hükümeti (IKBY) arasında bir meseleye dönüştü. Esasen bu konudaki gecikme, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin petrol ihracatı konusunda orada faaliyet gösteren şirketlerle imzaladığı anlaşmalardan kaynaklanıyor. Bu şirketlerin artık Irak Federal Petrol Bakanlığı ve Irak Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO) ile müzakere aşamasına geçmesi gerekiyor. Petrol Bakanlığının da kendisine ait yasalarının yanı sıra Anayasa’ya karşı sorumluluğu söz konusu. Bu konu, Başbakan Sudani’nin Washington ziyareti sırasında genişçe tartışıldı.”
“ERDOĞAN’IN ZİYARETİYLE ORTAK TİCARET HACMİ ARTACAK”
Öte yandan Irak Ticaret Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Riyad Fahir el-Haşimi de Türkiye ile mevcut ticaret hacminin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bağdat ziyaretiyle artabileceğini ifade etti.

Erdoğan’ın Irak ziyareti sırasında iki ülke arasında “ortak ticaret komisyonu” kurulması için anlaşma imzalanacağını kaydeden Haşimi, şöyle konuştu: “Irak ile Türkiye arasındaki ortak ticaret hacmi şu an yaklaşık 16 milyar dolar. Bu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti sonrası oluşacak pazara göre artabilecek.”
“ÇOK UZUN ZAMANDIR BU ZİYARET HAZIRLIK YAPMAKTAYIZ”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, Moritanya Dışişleri Bakanı Muhammed Salim Merzuk ile Dışişleri Bakanlığı İstanbul Temsilciliğindeki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu. Bakan Fidan, konuşmasının ardından bir gazetecinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ziyaretine ilişkin sorusu üzerine, 2011’den itibaren ilk defa Cumhurbaşkanı düzeyinde Irak’a ziyaret gerçekleştirileceğini dile getirerek, “Çok uzun zamandır bu ziyarete hem Irak tarafı, hem Türkiye tarafı olarak büyük önem vermekte ve hazırlık yapmaktayız. Devam eden yoğun çalışmalar var.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ziyaretinin en verimli şekilde gerçekleşmesini hedeflediklerini söyleyen Fidan, Erdoğan’ın Türkiye-Irak ilişkilerindeki vizyonunun Türkiye’nin bölgeye ilişkin vizyonunu yansıttığını kaydetti. Fidan, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinin kalkınmayla ve siyasi istikrarla ilgili attığı adımları desteklediklerinin altını çizerek, “Irak, uzun yıllardır çok sıkıntılı dönemlerden geçti. Siyasi istikrarın sağlanması çok güç oldu. Siyasi istikrar olmadığı zaman da özellikle halkın ihtiyacı olan temel hizmetlerin götürülmesi konusunda da büyük problemler yaşandı.” dedi.
TÜRKİYE, IRAK’A DESTEK OLMAYA HAZIR
Irak’ın büyük potansiyele ve imkanlara sahip olmasına rağmen temel hizmetlerin halka ulaştırılması konusunda da büyük sıkıntılar yaşadığını belirten Fidan, mevcut Irak hükümetinin bu konuda büyük farkındalık geliştirdiğini söyledi. Fidan, Irak ve Türk hükümetlerinin, bu sıkıntıların giderilmesi için neler yapılabileceği konusunda görüştüğüne değinerek, Türkiye’nin, sulama sistemi, eğitim, sağlık, altyapı, ticaret ve enerji gibi alanların geliştirilmesi için “her türlü desteği” vermeye kararlı olduğunu vurguladı.

Uzun zamandır bakanlar, bürokratlar ve iş adamları düzeyinde Irak ile çeşitli temasların yoğun şekilde devam ettiğini bildiren Fidan, gelinen “olgunluk noktası” itibarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak’a ziyareti ve Stratejik Çerçeve Anlaşması’nın imzalanması konusunda mutabık kalındığını söyledi.
BÖLGEDE İSTİKRAR VE REFAH VURGUSU
Fidan, Stratejik Çerçeve Anlaşması’yla çok alanda ve aynı anda nasıl işbirliği yürütülebileceğinin stratejik vizyonunun ortaya konacağına dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Bu, iki ülke ilişkilerinin geleceği açısından önemli bir yol haritası teşkil edecek. İlişkilerimizi, daha önce de söylemiştim, kurumsallaştırarak ileriye götürmek, başarıyı bir tesadüf olmaktan çıkartmak, daha sistemli hale getirmek ve iki ülke arasındaki ilişkilerde kalıcı faydaları ortaya koymak arzusundayız.”

Bölgenin ve Irak’ın iç karışıklıklarla, savaşla ve çatışmayla anılmasını istemediklerinin altını çizen Fidan, bu sebeple, ekonomik kalkınmanın ve siyasal istikrarın esas olmasını temenni ettiklerini belirtti. Fidan, Türkiye’nin terörle mücadele konusundaki yoğun temaslara ve işbirliği arayışlarına işaret ederek, “Irak’taki mevcut siyasal dengeleri çok fazla rahatsız etmeden, terörle mücadelede nasıl büyük adımlar atılabileceği” hususunda Bağdat hükümetiyle çok yoğun görüşmeler içerisinde olduklarını kaydetti.
IRAK İLE TEMASLAR
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in koordinasyonunda Irak Savunma Bakanlığı, istihbarat ve diğer güvenlik kurumlarından Türkiye’ye gelen heyete işaret eden Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın ve İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu ile Irak’ı ziyaret ettiğini hatırlattı. Fidan, şunları söyledi: “Bu ziyaretimiz esnasında Cumhurbaşkanı’mızın Irak’a yapacağı ziyaretin stratejik çerçevesini de Iraklı muhataplarımızla uzun uzun tartışmıştık. Biz, Irak-Türkiye ilişkilerinin bölgemizde önemli bir örneklik teşkil edeceğine inanıyoruz. Özellikle Cumhurbaşkanı’mızın da çok önem verdiği Kalkınma Yolu Projesi’nin hayata geçmesi durumunda hem Irak halkı için, hem bölge halkları için çok önemli bir örnek teşkil edeceğine inanıyoruz.”

Dışişleri Bakanı Fidan, bölgenin çatışmalarla, karışıklıklarla ve istikrarsızlıklarla değil kalkınmayla, teknolojiyle, refahla, istikrarla, kültürle ve sanatla gündeme gelmesi gerektiğini dile getirdi.
IRAK’IN GAZZE KONUSUNDA TÜRKİYE’YE DESTEĞİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ziyaretinde İsrail’in Gazze’ye saldırılarının da ele alınacağını bildiren Fidan, Bağdat hükümetiyle Gazze konusunda aynı hassasiyetleri paylaştıklarına dikkati çekti. Fidan, Irak’ın uluslararası sistemde Gazze’ye ilişkin Türkiye’ye destek verdiğini, oylamalarda Türkiye ile hareket ettiğini vurgulayarak, “Cumhurbaşkanı’mızın Erbil ziyareti esnasında da özellikle bölgesel yönetim yetkilileriyle bir araya gelerek kendilerine verdiğimiz destek, aramızdaki ilişkinin artırılması, Irak iç istikrarının ve barışının sağlanmasında kendilerine düşen birtakım rollerinin hatırlatılması konusunda da kendileri eminim vizyonlarını paylaşacaktır.” ifadesini kullandı.
]]>Ziyaret sırasında ikili ilişkilerin stratejik bir çerçeveye oturtulmasını amaçlayan kapsamlı bir anlaşmanın imzalanması, özellikle ‘terörle mücadele’, su yönetimi ve Kalkınma Yolu projesiyle ilgili işbirliği adımlarının açıklanması bekleniyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, imzalanacak anlaşmaların 20’den fazla olduğunu kaydetti.
Erdoğan kimlerle görüşecek?
Cumhurbaşkanı Erdoğan Bağdat’ta önce Irak Cumhurbaşkanı Abdüllatif Reşid sonra Başbakan Muhammed al Sudani ile görüşecek. Erdoğan’a aralarında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da olduğu geniş bir heyet eşlik edecek.
Erdoğan, son Bağdat ziyaretini başbakan sıfatıyla 2012’de gerçekleştirmişti.
12 yıl aradan sonra yapılacak ziyaretin hem zamanlaması hem de içeriği açısından tarihi bir nitelikte olduğu, Türkiye-Irak ilişkilerinde yeni bir dönemi başlatacağı Ankara’da yapılan değerlendirmeler arasında. Tarafların birçok anlaşmaya imza atmaları ve aradaki diyaloğu daha kurumsal düzeye çıkarmaları öngörülüyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ziyaret öncesi yaptığı açıklamada, Türkiye-Irak ilişkilerinin her alanda geliştirilmesi ve derinleştirilmesini amaçlayan ziyarette Stratejik Çerçeve Anlaşması’nın yanı sıra 20’den fazla metnin imzalanacağını kaydetti. Fidan’ın verdiği bilgiye göre taraflar ulaştırma, sağlık, bilim, tarım, su, enerji gibi birçok alanda işbirliği için somut adımları içeren anlaşmalar imzalayacak.
Bu metinler arasında en önemlilerden birisi olarak görülen Stratejik Çerçeve Anlaşması’nın kapsamlı bir metin olması ve özellikle güvenlik ve “terörle mücadele” alanında önemli unsurları barındırması bekleniyor.
Ortak Harekat Merkezi’nin kurulması gündemde
Türkiye ve Irak, Aralık 2023’ten bu yana arka arkaya yapılan görüşmeler sonucunda Irak topraklarında varlığını sürdüren PKK’ya karşı beraber hareket etme konusunda belli bir noktaya ulaştı.
Bağdat hükümeti, Mart ayında yapılan Türkiye-Irak 2. Güvenlik Zirvesi sonrasında yapılan ortak açıklamayla ilk defa PKK’yı yasaklı örgüt olarak ilan ettiğini dünyaya duyurdu.
Savunma Bakanı Güler, geçen hafta Irak ziyaretine ilişkin yaptığı bir açıklamada, “Cumhurbaşkanımız pazartesi günü Irak’ta… Uzun yıllar sonra ilk defa böyle bir stratejik anlaşmayı imzalayacağız. Iraklı dostlarımız PKK ile ilgili ‘PKK terör örgütü’ demese de ona yakın bir ifadeyi ilk defa kabul ettiler,” diye konuştu. Güler’in aktardığı gibi Türkiye’nin asıl beklentisi PKK’nın Irak hükümeti tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanması.
Güvenlik işbirliği kapsamında ele alınacak diğer önemli bir unsur, Türkiye ve Irak silahlı kuvvetlerinin Ortak Harekat Merkezi kurmaları ve bu merkez sayesinde PKK’nın Irak topraklarındaki faaliyetlerinin sonlandırılması.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen aylarda yaptığı bir açıklamada, 2024 yazında Kuzey Irak’taki PKK varlığına ilişkin kapsamlı askeri adımların atılacağını, 2019’da başlayan Pençe-Kilit Operasyonu’nun tamamlanacağını açıklamıştı.
Türk yetkililer, operasyonlar sonunda Türkiye-Irak sınırında 30 kilometrelik güvenli hat oluşturulmasının, etkisini Irak’ın daha güney kısımlarına taşımayı amaçlayan PKK’nın o bölgelerdeki etkisinin kırılmasının hedeflendiğini belirtiyor.
PKK’nın son yıllarda İran sınırına yakın Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) kontrolündeki Süleymaniye, Asos gibi bölgelere etkisini taşırken, Suriye sınırındaki Sinjar bölgesinde de varlığını artırma amacında olduğu biliniyor.
Irak’ın önceliklerinden biri Fırat ve Dicle suları
Türkiye’nin güvenlik konusundaki hassasiyetine karşı Irak’ın da Fırat ve Dicle nehirlerinden akıtılan su miktarı konusunda yoğun bir beklentisi var.
Irak, her iki nehir üzerinde barajlar ve termik santraller kurulmasından dolayı Türkiye’nin akıttığı su miktarının yeterli olmadığını iddia ediyor.
Türkiye, 1980’lerde Irak’a saniyede 500 metreküp su bırakacağı güvencesini vermişti ancak Iraklı makamlar bu miktarın gerçekleşmediğini kaydediyorlar.
Erdoğan’ın ziyareti sırasında bu konuda da bir ilerleme olması bekleniyor. Türkiye ve Irak, geçen sene su konusunda iki ayrı komite kurmuşlar ve kapsamlı teknik çalışmalar yapmışlardı.
Irak, Türkiye’den her iki nehirden bırakılacak su miktarı konusunda yeni bir taahhüt bekliyor. Türkiye ise iklim değişikliği ve kuraklık gibi nedenlerden dolayı suyun azaldığını, miktar konuşmak yerine suyun verimli kullanılmasına ilişkin çalışmalara ağırlık verilmesini öneriyor.
Kalkınma Yolu uzun vadeli gündem
Türkiye-Irak görüşmelerinde önemli gündem maddeleri arasında Irak’ın geliştirmek istediği Kalkınma Yolu Projesi de yer alıyor.
Kalkınma Yolu Projesi, Körfez üzerinden denizden Basra’ya, oradan da karayolu ve demiryollarıyla Türkiye’ye ve Avrupa’ya uzanan, Irak ve Türkiye’yi birbirine bağlarken, küresel anlamda da önemli bir ticari koridor oluşturmayı amaçlıyor.
Kalkınma Yolu Projesi’nin yaşama geçirilmesi için güvenlik ortamının sağlanmış olması gerekliliği, Bağdat’ın Ankara ile PKK konusunda geçmişe oranla daha fazla işbirliği yapmak istemesinin nedenleri arasında sayılıyor.
Başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Körfez sermayesinin baş yatırımcılar olarak ilgi gösterdiği projeye Türkiye de katkı vereceğini, özellikle ulaştırma, enerji gibi alanlarda devrede olacağını kaydetti.
Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı açılacak mı?
Erdoğan’ın Bağdat’tan sonra geçeceği Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) başkenti Erbil’de yapacağı temaslarda; güvenlik, ekonomi ve ticaretin yanı sıra enerji işbirliğinin ele alınması ve bu kapsamda 2023 Mart ayından bu yana kapalı olan Kerkük-Yumurtalık boru hattının yeniden çalışmaya başlaması konusunun ele alınması bekleniyor.
Türkiye, Irak tarafına boru hattının çalıştırılmasına hazır olduğunu iletmiş ancak merkezi Bağdat yönetimi ile Bölgesel Yönetim arasındaki sorunların devam etmesi nedeniyle bu konuda bir adım atılamamıştı.
Bu ziyarette enerji konusundaki işbirliğinin geniş bir şekilde ele alınması ve somut adımların atılması öngörülüyor.
]]>Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesinin Türkiye ile Irak arasındaki petrol ihracatı konusunda verdiği karar sonrası 25 Mart 2023’te Irak’tan Ceyhan Limanı’na petrol akışı durdu.
Erbil ve Bağdat’ın petrol ihracatı konusunda henüz anlaşmaya varamaması nedeniyle Irak ekonomisinin bir yılda yaklaşık 14 milyar dolar zarar gördüğü tahmin ediliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Nisan’da gerçekleştirmesi beklenen Irak ziyaretinde, petrol ihracatının yeniden başlatılmasının önemli gündem maddelerinden biri olması bekleniyor.
AA muhabirine konuşan Iraklı enerji uzmanları, Irak’tan Türkiye’ye petrol ihracatının yeniden başlatılmasının hem iki ülke için hem de Bağdat-Erbil ilişkileri için olumlu etkileri olacağını düşünüyor.
-“Petrol sevkiyatının yeniden başlaması hem Irak hem de Türkiye için iyi olacak”
Enerji uzmanı Mazin es-Saad, Irak ve Türkiye arasında devam eden karşılıklı ziyaretlere işaret ederek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretiyle petrol ihracatı konusunun çözüme kavuşabileceğini söyledi.
“Irak ve Türkiye arasındaki olumlu hava bu konuyu (petrol sevkiyatı) birinci gündem maddesi yapabilir.” diyen Saad, “Erdoğan’ın ziyaretinden iki ülke çıkarına hizmet edecek sonuçların çıkmasını umut ediyor ve bekliyoruz.” diye konuştu.
Enerji uzmanı Hamza Cevahiri de Irak’ın Kerkük’ten Fişhabur’a giden petrol boru hattının onarımını tamamladığını ifade ederek, burada test amaçlı petrol sevkiyatının yapıldığını söyledi.
Cevahiri, “Petrol sevkiyatının yeniden başlaması hem Irak hem de Türkiye için iyi olacak ve iki ülke de bunu memnuniyetle karşılar. Bu konuda bir sorun görünmüyor.” ifadelerini kullandı.
“IKBY petrolünün sevkiyatı merkezi yönetimin bütçesinin faydasına olacak”
Irak Enerji Merkezi Başkanı Fırat Musevi de Irak’ın günlük 350 bin varil petrol transfer etme kapasitesine sahip olan boru hattını onarmayı sürdürdüğünü ifade etti.
“IKBY’den üretilen petrolün merkezi yönetimin denetimine girmesi lazım.” diyen Musevi, “Bu da Irak’ın petrolü Türkiye’ye sevk etmesinde elini güçlendirecektir.” yorumunda bulundu.
Musevi, “Irak petrol boru hattının yeniden çalıştırılması Bağdat ve Erbil arasında müzakerelere büyük bir kapı açar.” değerlendirmesinde bulunarak, şunları söyledi:
“Sonuçta IKBY petrolünün sevkiyatı merkezi yönetimin bütçesinin faydasına olacak. Nitekim Federal Mahkeme, tüm petrolün SOMO aracılığıyla sevk edilmesine karar verdi. IKBY’den yeniden petrol satışı meselesi, Erdoğan’ın Irak ziyareti sırasında yapılacak müzakerelere bağlı olacak.”
“Petrol ihracatının yeniden başlaması, IKBY’nin pazar ve ticaretine olumlu yansır”
Enerji uzmanı Rubin Semed de petrol ihracatının IKBY ekonomisi üzerinde ciddi etkisi olduğunu belirterek, petrol akışının durmasının bölgede çalışan çok sayıdaki petrol şirketleri için endişeye yol açtığını vurguladı.
Petrol ihracatının önünde petrol şirketleriyle yapılan anlaşmalar ve Irak ve IKBY’de petrolün çıkarılmasına ilişkin fiyatlandırmadaki farklılıklar gibi engeller olduğunu anlatan Semed, bunların kaldırılmasıyla birlikte ihracatın kolay bir şekilde yeniden başlayabileceğine işaret etti.
Semed, petrol akışının yeniden başlamasının bölgedeki petrol şirketlerinin faaliyetlerini motive edeceğini vurgulayarak, “Petrol arzının sürmesi ile bölge ile Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari ilişki daha iyi bir noktaya gider. (IKBY’deki) Pazar ve ticarette de olumlu yansır.” ifadelerini kullandı.
“İhracatının yeniden başlaması, Erbil-Bağdat arasındaki sorunların çözümüne katkı sunar”
Enerji uzman Şehriyar Şeyhler, petrol ihracatının IKBY ekonomisinin bel kemiği olduğunu belirterek, Bağdat-Erbil arasındaki en büyük siyasi sorunun da petrol sorunu olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Petrol ihracatının durması nedeniyle 13 aydır bazı şirketlerin IKBY’yi terk ettiğini belirten Şeyhler, ihracatın yeniden başlamasının hem bu şirketler hem de bölgedeki yatırımlar için olumlu yansımaları olacağını kaydetti.
Şeyhler, “Petrol ihracatının durmasıyla Kürdistan Bölgesi ekonomisi gün geçtikçe sekteye uğradı. Bana göre petrol arzının devam etmesi, ekonomiyle ilgili konulan planların uygulanmaya geçmesini de kolaylaştıracak.” ifadelerini kullandı.
Petrol ihracatının başlamasıyla Erbil ve Bağdat arasındaki sorunlu konulardan olan IKBY memur maaşlarına ilişkin sorunun da çözülebileceği yorumunda bulunan Şeyhler, şunları söyledi:
“(Erbil ve Bağdat arasındaki) Bazı sorunların da çözümüne katkı sağlayacak olan bu (petrol akışının yeniden başlaması) durum, Erbil-Bağdat’ın yakınlaşması ile Erbil-Türkiye arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin de daha çok gelişmesine imkan sağlayacak.”
]]>Dünya Atletizm Federasyonu İcra Kurulu’nda da görevi bulunan Arat, Dünya Yürüyüş Takımlar Şampiyonası için geldiği EXPO 2016 alanında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Türkiye’nin önemli bir organizasyonu düzenlediğini belirten Arat, şampiyonaya 52 ülkeden 432 sporcunun katıldığını anımsattı.
Gençlerin bu spora daha fazla teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden Arat, Türkiye bu organizasyonu da başarıyla anlatacağını dile getirdi.
“Takımımız Türkiye Kupası’nı alarak kendisini Beşiktaş taraftarına affettirecek”
Hasan Arat, futbol takımının şu anki durumuyla ilgili gelen bir soruyu şu şekilde yanıtladı:
“Futbolun her zaman iyi gitmesi lazım. Cuma akşamı oynadığımız MKE Ankaragücü maçında skordan önemlisi Muçi yerde yatarken Tayyip Talha Sanuç’un bir müdahalesi vardı. Beşiktaş o zaman takım oldu. Benim arzuladığım an o andı. O yüzden ben takımıma teşekkür ediyorum. Her zaman böyle mücadele etmelerini bekliyorum. 80. dakikada bile pres yapan bir Beşiktaş vardı. Biz Türkiye Kupası’nda hedefimize mutlaka ulaşacağız. Bunun için her türlü motivasyona hazırız. Takımımız da hazır. Takımımız Türkiye Kupası’nı alarak kendisini Beşiktaş taraftarına affettirecek. Bunun önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Önümüzde 3 tane maç var. İnşallah Beşiktaş kupayı alır.”
Yapılan transferlerin son maçtaki performansının kendisini mutlu ettiğine dikkati çeken Arat, “Al-Musrati, Muçi, Worrall, Svensson bunlar son maçta çok iyi oynadı. Beni en mutlu eden şeylerden biri maça Mustafa Erhan Hekimoğlu’nun girmesi oldu. Demir Ege Tıknaz girer girmez sahaya hakim oldu. Kalede Ersin Destanoğlu, Semih Kılıç var, Serkan Emrecan Terzi oynadı. Bizim 5-6 tane altyapıdan oyuncumuz sahada oynayabilecek durumda. Bu da Beşiktaş’ın gücünü gösteriyor. İyi takviyelerle Beşiktaş’ın iyi yere geleceğini düşünüyorum.” diye konuştu.
“İlk önce açıkçası odaklandığımız konu Serdar hocanın başarılı olması”
Antrenör çalışmalarıyla ilgili soruya ise Arat, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Antrenörle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Daha önce özellikle Fernando Santos gelmeden önce büyük bir görüşme trafiği geçirmiştim. O görüşme trafiğindeki birçok arkadaşla tekrar görüşme niyetinde değilim. İlk önce açıkçası odaklandığımız konu Serdar (Topraktepe) hocanın başarılı olması. Serdar hocanın başarısını görmek ana hedefimiz. Onu gördükten sonra karar vereceğiz. Acele etmeyeceğiz çünkü iyi çalışmalarımız var. Kampa gitmeden önce bütün çalışmaların hepsi bitecek. Transfer çalışmaları da aynı şekilde. İyi bir transfer komitemiz var. Bu komitemiz çok yoğun çalışıyor. Eksiklerimizi biliyoruz ayrıca gidecek oyuncuları da biliyoruz. Aşağı yukarı buna da çalışıldı. Bizim şu anki tek konsantrasyonumuz Türkiye Kupası. Beşiktaş’ta iyi şeyler olacak. Çok sıkıntılı günler geçirdik. Samimi söylememiz lazım. Biz geleli 4 ay oldu. Bu 4 ayda skor olarak, futbol olarak çok sıkıntılar yaşadık. Böyle kolay kolay kaldırabilecek bir mesele değil. Yeni yönetimin yaşadığı bir şoku düşünün. Sporcular sanırım artık bunun bilincindeler. Bunu toparlayacağımızı düşünüyorum.”
“Aboubakar’ın kendine geleceğini düşünüyorum”
Arat, Vincent Aboubakar geleceğiyle ilgili soruyu şu şekilde yanıtladı:
“Aboubakar çalışıyor. Gerekeni yapıyor. Gelecek planlamasıyla ilgili hocalarla birlikte karar vereceğiz. Kendim de eski bir sporcu olduğum için sporcularımın hiçbirisi hakkında negatif konuşmayı doğru bulmuyorum. Ligler henüz tamamlanmadı. Benim takımımın oyuncusu. Aboubakar için zamanında bir uyarıları yaptık. Almış olduğumuz kararlar doğruydu. Aldığımız kararlardan dolayı herhangi bir pişmanlığımız yok. O doğru karar ve uyarılar birçok neticeyi beraberinde getirdi. Bugün Ghezzal’a baktığımızda kontratını değiştirdi. Son maçlarda Ghezzal çok iyi oynuyor. Takımda gerçekten liderliği aldı. Aboubakar’ın da kendine geleceğini düşünüyorum.”
“Beşiktaş’ın basketbolda THY Avrupa Ligi sevdası bitmedi”
Beşiktaş Emlakjet Erkek Basketbol Takımı’nın THY Avrupa Ligi hayalinin devam ettiğini anlatan Arat, şunları kaydetti:
“Geçen hafta THY Avrupa Ligi CEO’suyla görüştüm. THY Avrupa Ligi için hala bekleme listesindeyiz. Bu sene olmazsa seneye mutlaka olmak istiyoruz. Beşiktaş’ın basketbolda Avrupa Ligi sevdası bitmedi ve vazgeçmeyecek. Teknik imkanlar olduğu takdirde bunu yapabiliriz. Şu anda listedeyiz bunu gayet net biliyorum. Biz kendilerine wildcard için hazır olduğumuzu ifade ettik. Erkek basketbol takımımız Avrupa kupasının ucundan döndü. Yakında play-off’lar başlayacak. Erkek basketbol takımımızın başarılı olacağına inanıyorum. Ayrıca Kadın basketbol takımımızla da gurur duyuyorum. Kupayı almalıydık hakikaten elimizden gitti. Gelecek sene aynı çerçevede kadın basketbolundaki yatırımımıza devam edeceğimi düşünüyorum.”
Hasan Arat, dün voleybolda Saliha Şahin’i transfer ettiklerini belirterek, “Saliha’nın gelmesi çok önemli işarettir. Bu benim seçim çalışmamda vardı. İleride kısmet olursa kadın hentbol takımı da kurabiliriz.” şeklinde görüş belirtti.
]]>İsrail’in Filistin’e saldırıları sonrası bazı İsrail ürünlerine yönelik vatandaşların gerçekleştirdiği boykotu değerlendiren Kavaz, Filistin için yapılan boykotu önemli bulduklarını söyledi. “Onlara sattığımız ürünlerden çok, onlardan aldığımız mallarda boykot daha önemli.” diyen Abdulkerim Kavaz, “Boykot ettiğimiz ürünleri biz kendi üretimimizle raflara koyabilmeliyiz. Bunu koyamıyorsak bu da iş adamları olarak bizim ayıbımız diyoruz. Bizim mutlaka boykot edilen ürünlerin daha kaliteli ve ekonomik olanını üretmemiz gerekiyor” dedi.
“Üyeleri arayıp, kiminle ticaret yapıyorsun deme yetkimiz yok”
İsrail ile ticaret eleştirileri yapılırken zaman zaman Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin de adının geçirilerek yapılan eleştirilerin hatırlatıldığı Kavaz, “İsrail ile ticaret konusunda hassasiyet ve tepki gösterenleri ikiye ayırmak lazım. Gerçekten Filistin’de yaşananlara yüreği yanan, kederlenen ve ne yapabiliriz derdine düşen samimi insanların gayretlerini çok önemsiyoruz. Bu insanların da bizi samimiyetle eleştirmesine hep hoşgörü ile baktık ve kendimizi de sorguladık. Ama manevi değerleri ön planda tutan hassas işadamlarından oluşan bir kurumu sırf eleştiri konusu yapmak için eleştirenleri ise art niyetli olarak algıladık. Bize gelene kadar o kadar kurum varken neden Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği’ni öne çıkardılar? Bizim 14 bin üyemiz, 60 bin üye iş yerimiz var. Bizim yönetim olarak tek tek üyeleri arayıp ‘Sen ne yapıyorsun, kiminle ticaret yapıyorsun’ diye sorma gücümüz de yok, bunu yapma yetkimiz de yok. Sonuçta devletin izin verdiği bir ticaret yapılıyor, gayrimeşru değil. Dolayısıyla bu açıdan bakınca Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin hedefe konmasını, seçim öncesi bu kampanyaların koro halinde dile getirilmesini iyi niyetli bulmadık. Ama iyi niyetle yapılan bütün eleştirilerin de, bu noktadaki feryatların da bizim için kıymetli olduğunu söylüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Keşke daha önce kısıtlama adımlarını atsaydık”
Hükümetin İsrail’e ihracatta 54 kalemde aldığı kısıtlama kararına da değinen Kavaz, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye, küresel ekonominin bir parçası. Dolayısıyla atılan tüm adımları devletimiz mutlaka artısını eksisini tartarak atar. Türkiye’nin attığı bu adım 25 Mart’taki BM Genel Kurulu’nda alınan ateşkes kararının devamı Çünkü yaptırımı olan, bağlayıcılığı olan bir ateşkes kararını bir ülke dikkate almıyorsa bir sonraki adım ekonomik yaptırımdır. Türkiye de BM kararına paralel bir adım atmıştır. Doğru da yapmıştır. Biz bunu destekliyoruz. Keşke daha önce bu adımları atmış olsak. Orada 7,5-8 milyon civarında Müslüman Filistinli yaşıyor; ama işgal altındaki topraklarda, ama İsrail kimliği taşıyarak Bu insanların orada yiyecek, içecek, giyecek ve temizlik ürünleri ile ilgili Türkiye’nin malına ihtiyaçları var. Ama bu noktada demirdir, bakırdır, çeliktir, boyadır, kablodur Bunun izahlı bir tarafı yok. Biz üyelerimize, ‘Vicdanı olan, Filistin hassasiyeti olan herkes kendi vicdanını sorgulasın. Bizim açımızdan şu zamanda bu doğru bir ticaret değildir’ demiştik.”
“Kamu tasarrufları izleme komitesi kurulsun”
Son günlerde enflasyonla mücadele konusunda kamunun tasarruf politikalarına yönelik çeşitli kesimlerde tartışmalar yapılırken konuyla ilgili konuşan Kavaz, daha önce kamu tasarruflarını inceleme komisyonu önerisi getirdiklerini, bu önerilerinin bugün de geçerli olduğunu kaydetti. OVP’nin hazırlık sürecinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve ekonomi kurmayları ile çeşitli istişareler gerçekleştirdiklerini hatırlatan Kavaz, “Dolmabahçe’deki bir toplantıda, yetkililerimize ilettik. Özel sektörden, piyasalardan kemer sıkması beklenirken ve ülkemizin gerçekleriyle ilgili tasarruflu davranılması teşvik edilirken, buna kamunun da öncülük etmesi gerektiğini söyledik. Bunu yaparken de bir kamu tasarruflarını izleme komitesi gibi bir birim kurulmasını, 2 aylık, 3 aylık, 6 aylık, bir yıllık tasarruf hedeflerinin konulmasını, bu hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediğinin de kamuoyuna deklare edilmesini söyledik. Bu teklifimiz hala geçerli. Çünkü ilçelerde bile genel müdür yardımcıların dahi ithal lüks arabalara bindiğini vatandaşlarımız, üyelerimiz bize söylüyor. Bu durum vatandaşları rahatsız ediyor tabii. Sonuçta tasarruf politikası topyekun olacak. Bu arada Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği olarak ‘İsraf ekonomisinden kanaat ekonomisine geçiş’ isimli bir rapor da hazırlıyoruz. Haziran sonuna kadar tamamlamayı düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Aslolan alım gücünü artırmak”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın asgari ücrete temmuzda herhangi bir ara zammın gündemlerinde olmadığına ilişkin sözlerini de değerlendiren Kavaz, “Çalışma Bakanı’nın fikrine biz de katılıyoruz. Türkiye’de maalesef yüksek enflasyonla birlikte ticari ahlakın dozu kaçtı. Maalesef birçok şeyi bahane edip zam yapan insanlar var. Asgari ücretteki 10 puanlık bir artış enflasyona en az 1,2 puan etki ediyor. Sene başında verilen zammın da hiç fena bir zam olmadığını düşünüyoruz. Yılın ikinci yarısında enflasyonun da azalmasını gördüğümüz zaman insanların alım gücünün çok fazla erimeyeceğini düşünüyoruz. Yılın ikinci yarısındaki bir ara zam hem OVP’de hem de birçok firmanın yıllık bütçelerini etkileyecek bir olumsuzluğa sebep verebilir. Aslolan alım gücünü artırmaktır, alım gücünü korumaktır. Yoksa asgari ücrete zam yapalım her şeye yeniden zam gelsin enflasyon tekrar artsın. Bir sarmala giriyoruz maalesef. Bu noktada enflasyonu düşürmek ve alım gücünü artırmak esas olmalıdır” şeklinde konuştu.
“Fedakarlık üretim şartlarını durdurarak olmamalı”
Ekonomik görünüme ilişkin olarak da belli göstergelerin OVP hedefleriyle uyumlu şekilde gerçekleştiğine işaret eden Kavaz, şöyle devam etti:
“İş dünyasının en büyük iki sıkıntısı vardı. Biri öngörülebilirlik olmayışı, ikincisi de döviz hareketliliği. OVP ve 12. Kalkınma Planı ile 5 yıllık bir program açıklandı. Para politikası ve mali politikalar belirlendi. Bu iki husus ortadan kalkmış durumda. Bizler iş adamları olarak Türkiye’de ekonominin 2024, 2025 ve 2026’da nerelere gideceğini, enflasyonda ne olacağını ve dövizin yaklaşık nerelere geleceğini görebiliyoruz. Ekonomiyi soğutacaksak büyümeden biraz fedakarlık yapmak gerekiyor deniliyor. Bu üretim şartlarını durdurarak olmamalı. Tüketimleri azaltarak olmalı. Bizler üretmeli, istihdam sağlamalı ve ihraç etmeliyiz. Türkiye’nin cari açığının azaltılmasının çok daha doğru olacağını düşünüyoruz. Bu doğrultuda yatırım yapanları, üretim yapanları destekleyecek mekanizmalar oluşturulmalı. Alınacak önlemler kademeli ve dengeli bir şekilde yapılmalı. Seçimsiz 4 yılımız var. Bu dönemde yapısal reformlar hayata geçirilmeli. Dijital dönüşüme, verimliliğe odaklanmamız lazım.” – ERZURUM
]]>Dünyanın tek kıtalararası bisiklet turu olan organizasyonun 59’uncusu, yarın Antalya’da koşulacak 134,7 kilometrelik etapla başlayacak. 8 etaptan oluşan TUR 2024’te mücadele edecek 25 takımdan 175 bisikletçi, 1188 kilometre boyunca pedal çevirecek.
TRT Spor ve Eurosport’tan canlı yayınlanacak organizasyonun tanıtım toplantısı, Antalya’daki bir otelde gerçekleştirildi. Toplantıya Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, Cumhurbaşkanlığı Destek ve Mali Hizmetler Genel Müdürü Mehmet Tuncer, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Tarık Hekimoğlu’nun yanı sıra Astana Kazakistan takımının Büyük Britanyalı yıldız sporcusu Mark Cavendish ile tura katılacak Türk takımlarının bisikletçilerinden Batuhan Özgür (Beykoz Belediyespor), Mustafa Tarakçı (Konya Büyükşehir Belediyespor), Burak Abay (Sakarya Büyükşehir Belediyespor) ve Tahir Buğra Yiğit (Spor Toto) katıldı.
Emin Müftüoğlu, yarın turun startının yanı sıra Dünya Takımlar Yürüyüş Şampiyonası’na da ev sahipliği yapacak Antalya’nın bir spor şehri olduğunu belirterek, “Dünyada ülke tanıtımına bisikletten daha iyi katkı sağlayacak başka bir spor yok. Çünkü bisiklet turuyla her yeri görüyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, ülkemizde bisiklet sporunun, kültürünün gelişmesi ve sporun tabana yayılması açısından çok önemli bir organizasyon.” diye konuştu.
Daha önce sadece ulaşım aracı olarak görülen bisikletin 2008 yılındaki televizyon yayınlarıyla birlikte bir spor olarak tanındığını ve bir yaşam biçimi haline geldiğini aktaran Müftüoğlu, “Veledrom yapılmasıyla ülkede bisikletin tarihi bir daha değişiyor. Bisiklet olimpiyatlarda en çok madalya veren branşlarından biri. Bugüne kadar olimpiyata gitme hedefiyle başladığımız bu yolda artık 2028 ve 2032’de veledromda madalya almak istiyoruz. Geçen yıl tarihi madalyalar aldık. Bir Avrupa 2’nciliği, bir Avrupa 3’üncülüğü aldık. Dört profesyonel bisiklet takımımız var. Bu da ilk defa oldu. 2010’a kadar profesyonel takım yoktu.” ifadelerini kullandı.
Müftüoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak başta olmak üzere emeği geçen herkese bisiklet sporu ve turun organizasyonuna verdiği destekten dolayı teşekkür ederek, “Bu yıl Pro Serisi seviyesine çıktık. Bundan sonra Dünya Turu hedefiyle yola devam edeceğiz.” dedi.
Katılımcıların görüşleri
Cumhurbaşkanlığı Destek ve Mali Hizmetler Genel Müdürü Tuncer, gençlerin bisiklet sporuna özendirilmesi, bisikletin hayatın içinde yer alması bakımından TUR’un çok önemli bir misyonu olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’nin çağdaş bir ülke olarak bisikletle iç içe yaşaması en büyük temennimiz. Sporun ve spor kültürünün insan sağlığına, huzura ve barışa olan katkısını bilen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, bu organizasyona gönülden sahip çıkmakta ve bu anlamlı etkinliğin her yıl sorunsuz gerçekleştirilmesine önem vermektedir.” şeklinde görüş belirtti.
Sporun insanlığın evrensel dili olduğunu dile getiren Tuncer, sözlerine şöyle devam etti:
“Farklı dil, anlayış, inanç ve kültürleri olan insanların aynı amaç doğrultusunda bir araya gelmesi, diğer dünya sorunlarına da çözüm sunabilecek bir örnektir. Sporun barış ve kardeşlik ikliminin güvencesi olduğunu yürekten inanıyor ve bu yolda önemli bir katkı sağladığını düşünüyoruz.”
Antalya Valisi Şahin de “Bu hafta sonu Antalya’da 17’nin üzerinde büyük organizasyon yapılıyor. Bunlardan biri Dünya Takımlar Yürüyüş Şampiyonası, diğeri 59’uncusunu düzenleyeceğimiz Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu. Turun başlangıcını ve ilk 2 etabını yapmaktan büyük memnuniyet ve gurur duyuyoruz.” diye konuştu.
TUR sayesinde şehirlerdeki bisiklet parkurlarının ve etkinliklerin arttığını paylaşan Şahin, şunları kaydetti:
“Antalya, muhteşem coğrafyası ve turizm kapasitesini kullanarak bundan aslan payını aldı. Antalya’da bisiklet turizmi, en önemli turizm dallarından biri halini aldı. Bu kış çok sayıda bisiklet takımını Antalya’da misafir ettik. Bundan çok ciddi bir ekonomik imkan sağladık.”
Yıldız bisikletçi Cavendish: “Bir etap daha kazanmam lazım”
Elde ettiği 11 etap zaferiyle Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun rekorunu Andre Greipel’le paylaşan 38 yaşındaki Büyük Britanyalı bisikletçi Mark Cavendish, “Buraya dönmek güzel. Bir tane daha kazanmam lazım.” dedi.
TUR’da yarışmanın her zaman iyi hissettirdiğini aktaran Cavendish, “Sanırım ilk kez 10 yıl önce katılmıştım. Burada harika anılarım var. Annem de iki ay önce Türkiye’de tatildeydi. İzmir, Marmaris, Bodrum ve İstanbul’a gitmeyi dört gözle bekliyorum.” ifadelerini kullandı.
Fransa Bisiklet Turu’nun en fazla etap kazanma rekoruna da ortak olan Cavendish, TUR’un da Fransa Turu’nun da rekorunu tek başına ele geçirmeyi umduğunu söyledi.
Türk bisikletçiler
Türkiye şampiyonu Burak Abay “Ev sahibi olduğumuz için en iyi şekilde hazırlanmamız lazım. Sakatlığıma rağmen buradayım. Elimden geleni yapacağım.” yorumunda bulundu.
2022 Türkiye güzellikleri mayosunun sahibi Batuhan da TUR’da en iyi şekilde mücadele edeceğini ifade ederken, pist bisikleti de yapan turun genç katılımcılarından Mustafa Tarakçı ise organizasyonda ilk defa yarışacağı için çok heyecanlı olduğunu anlattı.
TUR’un Türk sporcular için olimpiyatlardan sonra en yüksek mertebe olduğunu söyleyen Tahir Buğra Yiğit de iyi hazırlandıklarını ancak yarışın zorlu geçeceğini dile getirdi.
Parkurun, şampiyonluk kupasının, takımların ve sporcuların tanıtımıyla devam eden toplantı, katılımcılara plaket takdim edilmesi ve hatıra fotoğrafı çektirilmesiyle sona erdi.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen doğal taş sektörünün en büyük küresel buluşması Marble İzmir Uluslararası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı, bu yıl 29. kez ziyaretçilerine kapılarını açtı. Denizli Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan; AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi, AK Parti Denizli Milletvekilleri Şahin Tan ve Nilgün Ök ile birlikte fuarda çeşitli incelemeler yaparak, Denizli’den gelen firmaların standını ziyaret etti. Burada firmanın yetkilileri ile bir süre sohbet eden Erdoğan ve beraberindeki heyet, firmaların çalışmalarına dair bilgiler aldı.
“Türkiye ve bölge ihracatına büyük katkılar veriyor”
Tüm sektörlerin fuarlarına katıldıklarının altını çizen Denizli Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan, “Bugün burada da özellikle Mermer, Doğaltaş, aynı zamanda Traverten, dünyada cazibe noktası olan Türkiye’mizde fuarlar yapılıyor. Yapmış olduğumuz ziyaretlerde firmalarımızla da görüşerek, beklentilerimizin olduğunu görüyoruz. Fuarda özellikle nitelikli müşterilerin geldiğini, üyelerimizin söylemesi de bizim için son derece önemli. Bu sektörümüzün hem Türkiye ihracatına, bölge ihracatına çok ciddi katkı verdiğini biliyoruz” ifadelerine yer verdi.
“731 tane firmayı fuara gönderdik”
2024 yılından itibaren daha yoğun bir şekilde Türkiye’ye ve şehirlerine katkı vermek arzusu içerisinde olmaya devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Biz de sektör çeşitliliğini artırarak fuarlara katılmak istiyoruz. Geçen yıl 731 tane firmamızı birçok sektörle alakalı dünyanın dört bir tarafındaki fuarlara götürdük. Fuar demek ihracatı artırmak demek. Fuar demek istihdama katkı vermek, üretimi arttırmak demek. Onun için fuarları çok önemsiyoruz. Ticaret Odası olarak da en çok ilgi alanımız içerisinde fuarlar var.”
“Doğaltaş Türkiye için çok önemli”
Fuarın dünya için önemli bir konuma geldiğini ve yabancı firmaları da gördüklerini söyleyen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi, “Doğal taş ve mermer ihracatı Türkiye için son derece önemli. Çünkü doğrudan yüzde 100 katma değer olan bir ürün. Bir de kendi teknolojisini oluşturan bir sektör. Türkiye ihracat olarak bu sene gerek turizmde, gerekçe ihracatta başarılı bir sene olacak. Çünkü artık Avrupa’nın ekonomide durgunluktan çıkmaya başladığını görüyoruz. Amerika coğrafyasının toparlandığını ve çıktığını görüyoruz. İhracatta, dış ticarette dengenin pozitif anlamda ilerlediğini, toparladığını göreceğiz” diye konuştu.
Dünyadan birçok ülkeden fuara alıcıların geldiğini ifade eden AK Parti İzmir Milletvekili Şahin Tin de “İnşaat firmaları ve distribütör olan firmalar geliyor. Biz de buradaki firmalarımıza destek olmak amacıyla katıldık, yanlarında olduk. Katılanlara ve yatırım yapanlara teşviklerimiz var. İnşallah dünyadaki genel ekonomik krizde belirli bir durağanlığa uğraştığımız Türkiye’de aynı şekilde hayırlısıyla, üreticilerimizin daha iyi sonuçlara doğru gireceğine daha fazla üreteceği inancı içerisindeyiz” cümlelerini aktardı.
Firmaların yüzlerinin gülüyor olmasının kendilerini de mutlu ettiğini söyleyen AK Parti Denizli Milletvekili Nilgün Ök, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Baktığımızda nitelikli firmalar yer alıyor. Gerçekten bu işin alıcısı ve müşteriler bir araya gelmişler. Firmalarımız güzel. Ürünleri, Denizlili firmalarımızın aslında güzel çeyizleri olarak görüyorum. Hepsini bu fuarda bir arada görme fırsatı da yakaladığımızda şunu gördük; Denizli işlenmiş mermerde Türkiye’de birinci sırada ihracatı yapan. Bizim firmalarımız ürünlerini artık 15-20 sene önceki blok olarak mermer satışları yerine, yurt dışına işlenmiş, katma değerli, fark oluşturacak ürünleri bugün burada sergilemişler.” – DENİZLİ
]]>Yandex, haritalama çözümlerini tanıttı
Harita, jeo-uzamsal teknoloji ve yönlendirme hizmetleri geliştirmede 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Yandex Maps API, işletmelere üç ana başlıkta çözüm sunuyor. Rota planlama ve navigasyon, adrese göre koordinat belirleme ve yer arama, haritaları web siteleri ve uygulamalara entegre etmek için sunulan API çözümleri, aylık ortalama 4 milyon aktif kullanıcıya sahip olan Türkiye’nin popüler Yandex Navigator uygulamasının temelini oluşturuyor.

İlk kategoride yer alan rotalar ve navigasyon alanındaki ürünler, Mesafe Matrisi ve Ulaşım Rotası Ayrıntıları gibi çözümleri kapsıyor. Bu çözümler araba, kamyon, toplu taşıma veya yürüme gibi tüm ulaşım türleri için en uygun rotaları oluşturmak ve trafik tahminlerine, transferlere, merdivenlere ve hatta hava tahminlerine göre seyahat sürelerini tahmin etmek için kullanılıyor.
Yandex Reklam Ağı, yapay zeka desteğiyle hedefe ulaştırıyor
Ayrıca NaviKit SDK ise ücretsiz yollar, hız sınırları veya sürekli seyahat süresi kısıtlamaları gibi filtrelerin seçilerek; belirli iş ihtiyaçlarını karşılamak için özel navigasyon uygulamalarının geliştirilmesine olanak tanıyor. Böylece NaviKit SDK, şirketlerin sıfırdan özel bir navigatör oluşturmak için gereken yıllar süren geliştirme süresinden tasarruf etmesini sağlıyor.
İkinci kategoride bulunan adres girme ve yer arama alanındaki ürünler Geocoder, Arama İpuçları ve Kurum Arama çözümlerini içeriyor. Bu araçlar, adresle ilgili görevleri kolaylaştırmalarının yanı sıra sipariş formunun doğruluğunu artırıyor ve şehirleri, caddeleri, adları belirtirken hataları en aza indiriyor. Ayrıca teslimat maliyetlerinin hesaplanmasını da basitleştiriyor ve adrese, telefon numarasına ve hizmet türüne göre hızlı aramaları kolaylaştırıyor.
Üçüncü kategoride ise interaktif haritaların web sitelerine ve uygulamalara sorunsuz bir şekilde entegre edilmesinin yanı sıra müşteriler ve çalışanlar için teslimat bölgelerini işaretleme veya rakiplerin konumlarını gizlerken; ofisleri, mağazaları, teslim alma noktalarını öne çıkarma olanağı sağlayan JS API ve MapKit SDK bulunuyor.
Yandex Maps API Türkiye Ülke Müdürü Yasin Yılmaz konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Türkiye teknoloji, e-ticaret, mobilite ve lojistik alanlarında hızla ilerliyor. Bu yolculukta yerel işletmeleri desteklemekten heyecan duyuyoruz. Yandex Maps API çözümleri, süreçlerin otomasyonu ve şirket içi personel ile sipariş işleme uzmanları üzerindeki iş yükünün azaltılması yoluyla Türk şirketlerinin lojistiği optimize etmesine ve müşteri hizmetlerinin kalitesini artırmasına olanak tanıyor.
Dünya genelinde 50.000’den fazla şirket, her yıl 1,5 milyardan fazla rota planlamak için Yandex Maps API’yi kullanıyor. Yandex Maps API kullanan web siteleri 300 milyondan fazla tekil ziyaretçi çekiyor. Türkiye’de Yandex Maps API lisansları yıllık olarak sunuluyor. Çözümlerin fiyatlandırması esnek olup, günlük talep hacimlerine veya aylık aktif kullanıcılara göre belirleniyor ve belirli koşullar altında ücretsiz kullanım seçeneği sunuluyor.
]]>Türkiye Tanzanya İş Forumu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Devlet Başkanı Samia Suluhu Hassan’ın katılımı ile gerçekleşti. Toplantıda Türkiye ve Tanzanya arasında yapılacak olan ticari ilişkiler hakkında açıklamalarda bulunan Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımız 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara; ithalatımız ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara ulaşmıştır. Tanzanya’dan ülkemize Cumhurbaşkanı düzeyinde 14 yıl sonra yapılan bu ilk ziyaretin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacmimiz, 2023 yılında 346 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir” dedi.
“21’inci Yüzyıl Afrika ve Türkiye yüzyılı olacaktır”
Türkiye, Afrika kıtasının her alanda gelişmesine ve ilerlemesine katkıda bulunmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımız 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara; ithalatımız ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara ulaşmıştır. Tanzanya’dan ülkemize Cumhurbaşkanı düzeyinde 14 yıl sonra yapılan bu ilk ziyaretin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacmimiz, 2023 yılında 346 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
Türk müteahhitleri günümüze kadar Tanzanya’da 6,4 milyar dolar değerinde 14 adet proje üstlenmiştir. İyileşen yatırım ortamı ve olası iş birliği fırsatları, Türk firmalarının Tanzanya’ya olan ilgisini artırmaktadır. Ticaret hacmimizi ilk etapta 1 milyar dolar seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. 21’inci Yüzyıl Afrika ve Türkiye yüzyılı olacaktır. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bazı kıtaların bazı ülkelerin Avrupa gibi yaşlandığını görüyoruz. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bunu da Afrika’nın başaracağına inanıyorum. Tanzanya ekonomisi geçen yıl yüzde 6 büyüdü. Türkiye olarak biz de geçen yıl yüzde 4,5 büyüdük. Dünya ise 3 büyüdü” şeklinde konuştu.
“Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ilişkilerinde ulaşılan rakamların aşılacağına inanıyorum”
Ülkemiz firmalarının Tanzanya’da üstlendiği büyük çaplı projelerin gelecek vadetmekte ve örnek olmakta olduğunu belirten Yılmaz, “Özellikle Türk inşaat sektörü açısından özellikle konut, alışveriş merkezleri, kongre ve konferans merkezleri ile yol ve köprü inşasına yönelik iş imkanları olduğunu biliyoruz. Bu doğrultuda iş insanlarının aralarında kuracakları yeni bağlantılar önemlidir. Dün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettikleri gibi; Türkiye-Tanzanya ticari ilişkilerinde potansiyelimizi tam olarak kullanmanın zamanı artık gelmiştir.
Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirerek, Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ekonomik ve yatırım ilişkilerinde bugün ulaşılan rakamları önümüzdeki dönemde çok rahat bir şekilde aşacağınıza inanıyorum. Bu değerli iş forumu vesilesiyle Türk yatırımcıları Tanzanya’da yatırım yapmaya teşvik ediyorum” dedi.
Toplantıya, Tanzanya Endüstri ve Ticaret Bakanı Dr. Ashatu K. Kijaji, Büyükelçi Mehmet Güllüoğlu ve Iddi Seif Bakari, Ticaret Bakan Yardımcı Mustafa Tuzcu, DEİK/Türkiye-Tanzanya İş Konseyi Başkanı Erdem Arıoğlu, Tanzanya Özel Sektör Kurumu Başkanı Angelina Ngalula ve iş dünyasının temsilcilerinin katıldı. – İSTANBUL
]]>(ANKARA) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel bülten hazırladı. Buna göre; ekonomik krizin yarattığı etki çocuk işçi istatistiklerine de yansıdı. 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 18,7’den yüzde 22,1’e yükseldi. Çocuk işçi sayısı geçen yıla göre 3.5 puan arttı.
TÜİK, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel hazırladığı, 2023 yılına ilişkin verileri içeren “İstatistiklerle Çocuk” bültenini bugün yayımladı. Bültende, çocuk işçi, çocukların okullaşma, kız çocuk evliliği, devletin koruması altında olan çocuk oranları gibi istatistiklere yer verildi.
TÜRKİYE NÜFUSUNUN YÜZDE 26’SI ÇOCUK
Bültene göre; 2023 yıl sonu itibarıyla, Türkiye nüfusu 85 milyon 372 bin 377 kişi iken bunun 22 milyon 206 bin 34’ünü çocuklar oluşturdu. Çocuk nüfusun yüzde 51,3’ü erkek, yüzde 48,7’si kız çocuklardan oluştu. Birleşmiş Milletler tanımına göre 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970 yılında toplam nüfusun yüzde 48,5’ini oluştururken bu oran 1990 yılında yüzde 41,8 ve 2023 yılında yüzde 26 oldu.
Nüfus projeksiyonlarına göre çocuk nüfus oranının 2030 yılında yüzde 25,6, 2040 yılında yüzde 23,3, 2060 yılında yüzde 20,4 ve 2080 yılında yüzde 19 olacağı öngörüldü.
TÜRKİYE’NİN ÇOCUK NÜFUS ORANI AB ÜLKELERİNDEN YÜKSEK
Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2023 yılında çocuk nüfus oranının AB ortalaması yüzde 8 oldu. AB üye ülkeleri içinde en fazla çocuk nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla, yüzde 23,4 ile İrlanda, yüzde 21,1 ile Fransa, yüzde 20,9 ile İsveç olduğu görüldü. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla, yüzde 15,1 ile Malta, yüzde 15,4 ile İtalya, yüzde 15,9 ile Portekiz oldu. Türkiye’nin çocuk nüfus oranının yüzde 26 ile AB üye ülkelerinden daha yüksek olduğu görüldü.
ÇOCUK NÜFUS ORANI EN YÜKSEK ŞANLIURFA’DA
İllerin toplam nüfusları içindeki çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2023 yılında en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, yüzde 44,4 ile Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa ilini yüzde 40,5 ile Şırnak, yüzde 38,2 ile Ağrı ve Muş izledi.
Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu il, yüzde 16,5 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini yüzde 17,5 ile Edirne ve yüzde 18,3 ile Kırklareli izledi.
TÜRKİYE’DE 0-17 YAŞ GRUBUNDA EN AZ BİR ÇOCUK BULUNAN HANEHALKI ORANI YÜZDE 43,6
2023 yılında toplam hanehalkı sayısı 26 milyon 309 bin 332 oldu. Hanelerin yüzde 43,6’sında 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 69 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu ilin yüzde 29,1 ile Tunceli ve Sinop olduğu görüldü.
En az bir çocuk bulunan hanelerin yüzde 8,9’unda 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 15’inde iki çocuk, yüzde 6,3’ünde üç çocuk, yüzde. 2,1’inde dört çocuk, yüzde 1,2’sinde ise beş ve daha fazla çocuk bulunduğu görüldü.
ÇOCUK NÜFUSUN YÜZDE 29,6’SI 5-9 YAŞ GRUBUNDA
Çocuk nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2018 yılında çocuk nüfusun yüzde 28,3’ünün 0-4 yaş grubunda, yüzde 27,7’sinin 5-9 yaş grubunda, yüzde 27,7’sinin 10-14 yaş grubunda ve yüzde 16,3’ünün 15-17 yaş grubunda yer aldığı görülürken, 2023 yılında yüzde 24,1’inin 0-4 yaş grubunda, yüzde 29,6’sının 5-9 yaş grubunda, yüzde 28,8’inin 10-14 yaş grubunda ve yüzde 17,5’inin 15-17 yaş grubunda yer aldığı görüldü.
CANLI DOĞAN BEBEK SAYISI 2022 YILINDA 1 MİLYON 35 BİN 795 OLDU
Doğum istatistiklerine göre 2022 yılında canlı doğan bebek sayısı, 1 milyon 35 bin 795 oldu. Doğan bebeklerin 531 bin 946’sı erkek, 503 bin 849’u ise kız oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 96,8’ini tekil, yüzde 3,1’ini ikiz, yüzde 0,1’ini ise üçüz ve daha fazla çoğul doğumlar oluşturdu.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre hastanede gerçekleşen doğumların oranı, 2010 yılında yüzde 91,6 iken 2022 yılında yüzde 97,3 oldu. Beşli karma aşı (DPT+IPV+Hib) 3 doz ile aşılama oranı 2021 yılında yüzde 95 iken 2022 yılında yüzde 99,5 olarak gerçekleşti.
BEKLENEN YAŞAM SÜRESİ 15 YAŞINDAKİ ÇOCUKLAR İÇİN 63,5 YIL OLDU
Hayat Tabloları, 2020-2022 sonuçlarına göre doğuşta beklenen yaşam süresi, Türkiye geneli için 77,5 yıl, erkekler için 74,8 yıl ve kadınlar için 80,3 yıl oldu.
Türkiye’de 7 yaşına ulaşan bir çocuğun kalan yaşam süresinin ortalama 71,4 yıl, erkek çocuklar için 68,7 yıl ve kız çocuklar için 74,1 yıl olduğu görüldü. Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki çocuklar için bu süre 63,5 yıl oldu. Erkek çocuklar için bu süre 60,8 yıl iken kız çocuklar için 66,2 yıl olarak beirlendi. Bu yaş için kız ve erkek çocuklar arasındaki beklenen yaşam süresi farkının 5,4 yıl olduğu görüldü.
BEBEKLERE KONULAN EN POPÜLER KIZ İSMİ ASEL, ERKEK İSMİ ALPARSLAN
ADNKS sonuçlarına göre 2023 yılında doğan bebeklere konulan en popüler erkek bebek isimleri, Alparslan, Yusuf ve Göktuğ; en popüler kız bebek isimleri ise Asel, Zeynep ve Defne oldu. Doğan erkek bebeklerin 8 bin 957’sine Alparslan, 5 bin 538’ine Yusuf, 5 bin 361’ine Göktuğ, kız bebeklerin 8 bin 114’üne Asel, 7 bin 614’üne Zeynep, 6 bin 895’ine ise Defne ismi verildi.
Türkiye’de 2023 yılında 0-17 yaş grubundaki çocuklarda en çok kullanılan erkek çocuk isimlerinin Yusuf, Mustafa ve Mehmet; kız çocuk isimlerinin ise Zeynep, Elif ve Yağmur olduğu görüldü.
ÇOCUK BAĞIMLILIK ORANI 2023 YILINDA YÜZDE 31,4
Toplam yaş bağımlılık oranı, 15-64 yaş grubunda çalışma çağındaki her 100 kişi başına düşen, 0-14 ile 65 ve üzeri yaş grubundaki kişi sayısı olarak tanımlanıyor.
Buna göre 2023 yılında toplam yaş bağımlılık oranı yüzde 46,3 oldu. Yaş grubu 15-64 olan her 100 kişi başına düşen, 0-14 yaş grubundaki çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı ise yüzde 31,4 olarak gerçekleşti.
BEŞ YAŞINDAKİ ÇOCUKLARIN NET OKULLAŞMA ORANI YÜZDE 85
Milli Eğitim Bakanlığı örgün eğitim istatistiklerine göre okul öncesi eğitim seviyesinde beş yaş net okullaşma oranının, 2021-2022 öğretim yılında yüzde 81,6 iken 2022-2023 öğretim yılında yüzde 85 olduğu görüldü. Beş yaş net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklar için yüzde 85,2, kız çocuklar için yüzde 84,7 oldu.
İlkokul seviyesinde net okullaşma oranı 2022-2023 öğretim yılında yüzde 93,8, ortaokul seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 91,2 ve ortaöğretim seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 91,7 oldu.
EĞİTİM KADEMELERİNDE OKUL TAMAMLAMA ORANLARI ARTTI
Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı sonuçlarına göre eğitim kademesi ve cinsiyete göre okul tamamlama oranları incelendiğinde, yıllara göre bir artış gözlendi. İlkokul tamamlama oranı 2017-2018 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 98,4 iken bu oran 2022-2023 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 98,5 oldu. Ortaokul tamamlama oranı 2017-2018 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 90,2 iken bu oran 2022/2023 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 96,3 oldu. Ortaöğretim tamamlama oranı ise yüzde 65,1’den yüzde 80,3’e yükseldi.
Ortaöğretim okul tamamlama oranı cinsiyete göre incelendiğinde, 2022/2023 eğitim ve öğretim döneminde bu oranın erkek çocuklar için yüzde 78,8, kız çocuklar için yüzde 81,8 olduğu görüldü.
ÖZEL EĞİTİM ALAN ÖĞRENCİLERİN ORANI YÜZDE 2,6
Milli Eğitim Bakanlığı örgün eğitim istatistiklerine göre Türkiye genelinde 2022-2023 eğitim ve öğretim döneminde örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı 19 milyon 904 bin 679 oldu. Bu öğrencilerin yüzde 51,6’sını erkek öğrenciler, yüzde 48,4’ünü ise kız öğrenciler oluşturdu.
Özel eğitim gerektiren bireylere (işitme, görme, ortopedik ve hafif düzeyde zihinsel engelli) hizmet veren, özel olarak yetiştirilmiş personelin bulunduğu, geliştirilmiş eğitim programlarının uygulandığı özel öğretim kurumlarında örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı ise 507 bin 804 oldu. Özel eğitim alan öğrenciler örgün eğitimdeki öğrencilerin yüzde 2,6’sını oluşturdu. Özel örgün eğitime devam eden öğrencilerin yüzde 63,3’ü erkek öğrenciler, yüzde 36,7’sini ise kız öğrencilerden oluştu.
YAŞ GRUBU 2-14 OLAN ÇOCUKLAR EN FAZLA ÖĞRENMEDE VE YÜRÜMEDE ZORLUK ÇEKİYOR
Türkiye Sağlık Araştırması 2022 yılı sonuçlarına göre ailelerin beyanları doğrultusunda, 2-14 yaş grubundaki çocukların yüzde 1,5 ile en fazla öğrenmede ve yürümede zorluk çektiği görüldü. Aynı yaş grubundaki çocukların yüzde 1’inin konuşmada, yüzde 0,8’inin görmede, yüzde 0,4’ünün ise duymada zorluk çektiği belirtildi.
ÇOCUKLARDA EN FAZLA GÖRÜLEN HASTALIK ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU
Türkiye Sağlık Araştırması 2022 yılı sonuçlarına göre çocuklarda son 6 ay içinde görülen hastalık türleri incelendiğinde, 0-6 yaş grubunda yüzde 31,3 ile en çok üst solunum yolu enfeksiyonu görüldü. Bunu yüzde 29,4 ile ishal, yüzde 6,9 ile alt solunum yolu enfeksiyonu, yüzde 6,7 ile kansızlık izledi.
Yaş grubu 7-14 olan çocuklarda da yüzde 27,1 ile üst solunum yolu enfeksiyonu ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 19,8 ile ishal, yüzde 11,2 ile ağız ve diş sağlığı sorunları, yüzde 8,8 ile göz ile ilgili sorunlar izledi.
ÇOCUK İŞÇİ SAYISI ARTTI
Hanehalkı İşgücü Araştırması 2023 yılı sonuçlarına göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 22,1 oldu. İşgücüne katılma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oranın erkek çocuklar için yüzde 32,2 kız çocuklar için yüzde 11,5 olduğu görüldü.
Hanehalkı İşgücü Araştırması 2022 yılı sonuçlarına göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 18,7 olarak açıklanmıştı. Buna göre çocuk işçi sayısı geçen yıla göre 3.5 puan arttı.
RESMİ ‘KIZ ÇOCUK EVLİLİKLERİ’ AZALDI
Evlenme istatistiklerine göre 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002 yılında yüzde 7,3 iken bu oran 2023 yılında yüzde 1,9’a düştü. Böylece geçen yıla göre resmi kız çocuk evlilik oranı 0,1 düştü.
Diğer taraftan, aynı yaş grubunda olan erkek çocukların resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002 yılında yüzde 0,5 iken bu oran 2023 yılında yüzde 0,1 oldu.
BABASI VEFAT ETMİŞ ÇOCUKLARIN SAYISI 263 BİN 757
2023 yılında 22 milyon 206 bin 34 çocuk nüfusun içinde babası vefat etmiş çocuk sayısının 263 bin 757, annesi vefat etmiş çocuk sayısının 82 bin 291, hem annesi hem de babası vefat etmiş çocuk sayısının ise 5 bin 461 olduğu görüldü.
KORUYUCU AİLE YANINDA BAKIMI SAĞLANAN ÇOCUK SAYISI 9 BİN 806
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre 2023 yılında Türkiye genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısının 14 bin 435 olduğu görüldü. Mevcut koruyucu aile sayısı 8 bin 164, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı ise 9 bin 806 oldu. Evlat edindirilen çocuk sayısı 2023 yılında 637 olarak belirlendi.
BOŞANMA DAVALARI SONUCU, VELAYETİ ANNEYE VERİLEN ÇOCUKLARIN ORANI YÜZDE 74,9
Boşanma istatistiklerine göre 2023 yılında boşanan çiftlerin sayısı 171 bin 881 oldu. Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 171 bin 213 çocuk velayete verildi. Çocukların velayetinin yüzde 74,9’unun anneye, yüzde 25,1’inin ise babaya verildiği görüldü.
ÇOCUKLAR EN FAZLA DIŞSAL YARALANMA VE ZEHİRLENMELER SONUCU HAYATINI KAYBETTİ
Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre 2022 yılında 1-17 yaş grubunda en fazla çocuk ölümleri, dışsal yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle gerçekleşti. Söz konusu nedenle hayatını kaybeden 1-17 yaş grubundaki çocuk sayısı, 2022 yılında bin 275 oldu. Sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları nedeniyle 866 çocuk, iyi huylu ve kötü huylu tümörler nedeniyle 635 çocuk, dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle 385 çocuk hayatını kaybetti.
BEBEK ÖLÜM HIZI BİNDE 9,2 OLDU
Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre 2009 yılında bebek ölüm hızı binde 13,9 iken 2022 yılında binde 9,2’ye düştü. Bebek ölüm hızı cinsiyete göre incelendiğinde, 2009-2022 yılları arasında bebek ölüm hızının erkek bebekler için binde 14,6’dan binde 9,9’a, kız bebekler için binde 13,1’den binde 8,4’e düştüğü görüldü.
Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2009 yılında binde 17,7 iken 2022 yılında binde 11,2’ye düştü. Beş yaş altı ölüm hızı cinsiyete göre incelendiğinde, 2009-2022 yılları arasında beş yaş altı ölüm hızının erkek çocuklar için binde 18,5’ten binde 12,1’e, kız çocuklar için binde 16,8’den binde 10,2’ye düştüğü belirlendi.
]]>
Avdagiç, İTO’nun nisan ayı meclis toplantısındaki konuşmasında, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri sonrası gerek ekonomi yönetiminin gerekse de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamaları önemli bulduklarını ifade etti.
Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgusunun hem iç hem de dış piyasalar açısından hedefli mesajlar olduğunu kaydeden Avdagiç, “Bu mesajlar amacına ulaştı. Orta Vadeli Program’ın hedeflerine bağlılık ve yapısal reformlara vurgu da piyasaların güvenini pekiştirmesi açısından önemli bir işlev gördü.” değerlendirmesinde bulundu.
Avdagiç, 31 Mart seçimlerinin ardından siyasetin önünü gördüğüne dikkati çekerek, “Özel sektör de bundan sonraki dönem için en az siyaset kadar önünü görmek istiyor. Çünkü önünü göremeyen adımını atamaz. Aynı şekilde pusulası olmayan da açık denize yelken açamaz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye ekonomisinde özel sektör için de yeni bir süreç başladığını anlatan Avdagiç, “Belediye seçimlerini geride bıraktık ve seçim sonrası, dış dünyada yakından takip ettiğimiz gelişmeler dışında, tüm eforumuzu ve dikkatimizi ekonomiye vermiş durumdayız. En azından biz iş dünyası olarak bunu arzuluyoruz. Üçüncü çeyrekle birlikte enflasyondaki yavaşlamanın belirginleşmeye başlayacağını tahmin ediyoruz. Dış ticaret açığındaki daralma mart ayında da devam etti.” diye konuştu.
Osmanlı dönemi devlet adamı ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın bir sözüne atıfta bulunan Avdagiç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ahmet Cevdet Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun sanayileşmede niçin başarılı olamadığını analiz ederken der ki ‘Bir ıslahat düşüncesinin, bir sanayileşme hamlesinin başarılı olabilmesi için üç unsur gereklidir; ilim, irade ve kudret. Yani ne yapılacağını bilmek, onu yapma kararlılığını göstermek ve onu yapabilme gücüne sahip olmak. Bu üç unsur bir iktidarda ya da bir yöneticide toplandığında, o kişi ıslahatı başarıyla yapar, eğer biri eksik kalırsa o iş aksar’ diyor.
Türkiye o devirden bu devire, bu üç unsuru bir araya getirmekte hep güçlük çekti. Şimdi bu üç unsura sahibiz, o yüzden Türkiye ekonomisi için güzel bir başlangıç daha olacağına inanıyoruz. Çünkü gerek kamu, gerek özel sektör ve gerekse millet olarak ne yapacağımızı biliyoruz. Bunu yapmayı istiyoruz ve bunu yapacak güce sahibiz. Ekonomik programı bu bilinç ve kararlılıkla hükümetin uygulamasını istiyoruz.”
“Tüm toplumdan fedakarlık isterken, kamu birimlerinin bunun dışında kalması düşünülemez”
İTO Başkanı Avdagiç, kamunun harcama tasarrufuna dikkati çekerek, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bütçe disiplininden taviz verilmeyeceği, kamunun tasarruf yapacağı ve ek bütçe kullandırılmayacağı açıklamasını önemsediklerini dile getirdi.
Tüm toplumdan fedakarlık isterken, kamu birimlerinin bunun dışında kalmasının düşünülemeyeceğini vurgulayan Avdagiç, “Eminim ki kısa zaman içinde Türkiye, bu fedakarlıklarının karşılığını alacak, refahı tüm ülkeye yayacaktır.” ifadesini kullandı.
Avdagiç, konuşmasında İsrail’in Gazze katliamıyla başlattığı sorunun giderek büyüdüğünü belirterek, “Maalesef ki İsrail’in vahşeti, insanlığın vicdanını artık kanatmıyor, deyim yerindeyse yok ediyor.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin bu aşamada çok ciddi bir karar alarak bazı malların İsrail’e satışına kısıtlama getirdiğini hatırlatan Avdagiç, şu değerlendirmelerini paylaştı:
“İTO olarak, 6 aydır İsrail’in Gazze’deki insanlık dışı katliamını ve Filistinli masum insanlar ile çocukları açlığa mahkum etmesini sonlandırma çabalarının karşılıksız kalması üzerine Türkiye’nin İsrail’e karşı yürürlüğe koyduğu ihracat kısıtlamasını önemli bir adım olarak görüyor ve destekliyoruz. Biz insanlığın öldüğü yerde ticaretin yaşamasının mümkün olamayacağına inanıyoruz. Türkiye’nin bu tavrının kalıcı ateşkes ve kesintisiz insani yardım için tüm ülkelerin ortak hareketine vesile olmasını diliyoruz.”
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Oda’nın Nisan ayı Meclis toplantısında iş dünyasının gündemindeki konuları değerlendirdi. 31 Mart mahalli seçimleri sonrası gerek ekonomi yönetiminin gerekse de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamaları önemli bulduklarını belirten Avdagiç, “Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgusu, hem iç hem de dış piyasalar açısından hedefli mesajlardı ve bu mesajlar amacına ulaştı. Orta Vadeli Program’ın hedeflerine bağlılık ve yapısal reformlara vurgu da piyasaların güvenini pekiştirmesi açısından önemli bir işlev gördü” yorumunda bulundu.
31 Mart seçimlerinin ardından siyasetin önünü gördüğünü belirten Avdagiç, “Özel sektör de bundan sonraki dönem için en az siyaset kadar önünü görmek istiyor. Çünkü önünü göremeyen adımını atamaz. Aynı şekilde pusulası olmayan da açık denize yelken açamaz” ifadelerini kullandı.
Türkiye ekonomisinde özel sektör için de yeni bir süreç başladığını kaydeden Avdagiç, şöyle devam etti: “Belediye seçimlerini geride bıraktık ve seçim sonrası, dış dünyada yakından takip ettiğimiz gelişmeler dışında, tüm eforumuzu ve dikkatimizi ekonomiye vermiş durumdayız. En azından biz iş dünyası olarak bunu arzuluyoruz. Üçüncü çeyrekle birlikte enflasyondaki yavaşlamanın belirginleşmeye başlayacağını tahmin ediyoruz. Dış ticaret açığındaki daralma Mart ayında da devam etti.”
“Hükümetin Ekonomik Programı kararlılıkla uygulamasını istiyoruz”
Osmanlı dönemi devlet adamı ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın bir sözüne atıfta bulunan Avdagiç, “Ahmet Cevdet Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun sanayileşmede niçin başarılı olamadığını analiz ederken, der ki, ‘bir ıslahat düşüncesinin, bir sanayileşme hamlesinin başarılı olabilmesi için üç unsur gereklidir: ‘İlim, irade ve kudret’ Yani ne yapılacağını bilmek, onu yapma kararlılığını göstermek ve onu yapabilme gücüne sahip olmak… Bu üç unsur bir iktidarda ya da bir yöneticide toplandığında, o kişi ıslahatı başarıyla yapar; eğer biri eksik kalırsa o iş aksar, diyor Cevdet Paşa. Türkiye o devirden bu devire, bu üç unsuru bir araya getirmekte hep güçlük çekti. Şimdi bu üç unsura sahibiz, o yüzden Türkiye ekonomisi için güzel bir başlangıç daha olacağına inanıyoruz. Çünkü gerek kamu, gerek özel sektör ve gerekse millet olarak ne yapacağımızı biliyoruz. Bunu yapmayı istiyoruz ve bunu yapacak güce sahibiz. Ekonomik Programı bu bilinç ve kararlılıkla hükümetin uygulamasını istiyoruz.”
“Tüm toplumdan fedakarlık isterken, kamu birimlerinin bunun dışında kalması düşünülemez”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, kamunun harcama tasarrufuna dikkati çekerek, “Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bütçe disiplininden taviz verilmeyeceği, kamunun tasarruf yapacağı ve ek bütçe kullandırılmayacağı açıklamasını önemsiyoruz. Tüm toplumdan fedakarlık isterken, kamu birimlerinin bunun dışında kalması düşünülemez. Eminim ki, kısa zaman içinde Türkiye, bu fedakarlıklarının karşılığını alacak, refahı tüm ülkeye yayacaktır” dedi.
Avdagiç, Meclis konuşmasında İsrail’in Gazze katliamıyla başlattığı sorunun giderek büyüdüğünü kaydetti. Şekib Avdagiç, “Maalesef ki, İsrail’in vahşeti, insanlığın vicdanını artık kanatmıyor, deyim yerindeyse yok ediyor” dedi.
Türkiye’nin bu aşamada çok ciddi bir karar alarak bazı malların İsrail’e satışına kısıtlama getirdiğini hatırlatan Şekib Avdagiç, “İTO olarak 6 aydır İsrail’in Gazze’deki insanlık dışı katliamını ve Filistinli masum insanlar ile çocukları açlığa mahküm etmesini sonlandırma çabalarının karşılıksız kalması üzerine Türkiye’nin İsrail’e karşı yürürlüğe koyduğu ihracat kısıtlamasını önemli bir adım olarak görüyor ve destekliyoruz. Biz insanlığın öldüğü yerde ticaretin yaşamasının mümkün olamayacağına inanıyoruz. Türkiye’nin bu tavrının kalıcı ateşkes ve kesintisiz insani yardım için tüm ülkelerin ortak hareketine vesile olmasını diliyoruz” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından açıklanan son ihracat verilerine göre hazır giyim ve konfeksiyon sektörü mart ayı ihracatını 1 milyar 618 milyon 456 bin dolarla tamamladı. Ocak-Mart döneminde kaydedilen değer ise, 4 milyar 539 milyon 463 dolar. Sektör, bu rakamla geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,5’lik bir düşüş yaşadı. Ancak, Türkiye’den alımları azaltan Avrupalı sektör temsilcilerinin Türkiye’ye yeniden ‘yeşil ışık’ yakması, 2024 rakamları için sektöre umut verdi.
“Türkiye’nin artık ucuz değil, katma değeri yüksek marka üretmemiz gerekiyor”
Hazır giyimdeki ivmenin yükseldiğini yakından takip ettiklerini belirten DOSABSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Nilüfer Çevikel, “Ancak son dönemde, bilhassa tekstildeki spekülasyonlara çok fazla takılmamak gerektiğini düşünüyorum. Bizim derdimiz aslında, 3’üncü dünya ülkeleriyle değil, daha önceden de gündeme getirdiğimiz gibi, bizim acil bir şekilde artık markalaşmamız gerekiyor. Çünkü, Türkiye artık ucuz arazinin, ucuz işçiliğin ve devletin sübvanse ettiği enerji maliyetlerinin ve ham maddenin bulunduğu bir ülke değildir” şeklinde konuştu.
“Rakibimiz Avrupa ülkeleri”
Başkan Çevikel konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Bizim rakibimiz Avrupa ülkeleridir. Dolayısıyla böyle ortamda biz çok üretip çok kazanmak değil, aslında daha yenilikçi, daha teknolojik ve daha nitelikli ürünler üretip katma değeri yüksek ürünlerle marka olarak dünya liderliğine oynayabilecek durumdayız. Bugün tekstilin Mısır, Türkmenistan veya başka ülkelere taşınması konusu 10 sene sonrada konuşulacak. Bu ülkelerin yerini başka ülkeler alacaktır. Çünkü bu ticaretin bir gereğidir. Siz nerede ucuz ürün buluyorsanız, oradan alırsınız. Ancak Türkiye sanayi devrimini tamamlamaya yakın bir ülke olarak hedefi çok daha ileride olmalıdır. Bizim önümüzdeki en önemli süreç markalaşmadır. Hazır giyimde de elbette sektörün yukarı yönlü ivme kazanması çok normal olarak algılıyorum. Çünkü Türk sanayisi hem Avrupa’nın hem de diğer kıtaların gözbebeğidir.”
“Hedefimiz, dünya markalarına ürün üretmek değil, dünya markası olmak”
Bursa’nın kumaş üretiminde öncü olduğunu ifade eden Başkan Çevikel, “Bursa, Türkiye’nin tekstil ve kumaşta kalbi olduğu gibi, dünya içinde önemli bir bölgedir. Çünkü bu bölge, her kalitede ürünü, yenilikçi ve katma değeri yüksek ürünleri üretebiliyor. Bu düşüncede Bursa, hem Türkiye’ye hem de diğer ülkelere örnek olmuştur. Ben önümüzdeki dönemde, yakın zamanda inanıyorum ki, Türkiye’den ciddi markalar çıkacaktır. Ucuz üretim istediği yere kaysın. Doğu veya 3’üncü dünya ülkelerine kaysın. Bizim ilgilendiğimiz nokta, dünyanın en iyi markalarına artık ürün üretmek istemiyoruz. Hedefimiz, dünya markası olmaktır. Dünyadaki üreticilere, bizim ürünleri yaptırmak istiyoruz. Bu çerçevede, Türk tekstil sektörünün şuanda bir dönüm noktasında olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF)- Dünya Bankası Bahar Toplantıları kapsamında düzenlenen ” Türkiye: Değişken Küresel Ekonomide İleriye Doğru Gitmek” başlıklı etkinlikte konuştu.
Yurt içinde en büyük zorluğun yüksek enflasyon olduğunu yineleyen Şimşek, fiyat istikrarını sağlamanın ve enflasyonu tek haneye indirmenin en büyük öncelikleri olduğunu söyledi.
Şimşek, mali disiplinin sağlanmasının da bir diğer önemli hedef olduğunu, dezenflasyon sürecinin kamu maliyesi desteği gerektirdiğini aktardı.
Bakan Şimşek, rekabetçiliğin ve üretkenliğin artırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, iklim değişikliği ile mücadele, yeşil ve dijital dönüşüm gibi alanlara yönelik kapsamlı bir yapısal reform programlarının olduğunu anlattı.
Küresel borçlanmanın önemli bir sorun olduğuna da dikkati çeken Şimşek, Türkiye’nin bu anlamda daha iyi bir konumda olduğunu ancak yurt içinde fiyat istikrarının bir numaralı zorluk olduğunu kaydetti.
“Para politikasında sadeleşme ve normalleşme süreci devam ediyor”
Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zaferiyle sonuçlarının başkanlık seçimlerinin ardından ekonomi politikasında rotanın düzeltilmesine ihtiyaç olduğunu belirten Şimşek, yeni ekonomi ekibinin oluşturulması sonrası 3 yıllık kapsamlı bir programın hayata geçirildiğini dile getirdi.
Şimşek, programın temel dayanaklarından birinin para politikasının normalleşmesi olduğunu kaydederek, para politikasında sadeleşme ve normalleşme sürecinin devam ettiğini aktardı.
Programın bir diğer bileşeninin ise kamu maliyesi disiplinin yeniden sağlanması olduğuna işaret eden Şimşek, enflasyonu düşürmek için Merkez Bankası’na daha fazla destek sağlamak amacıyla mali duruşu sıkılaştırmaları gerektiğini dile getirdi.
Şimşek, programın bir başka bileşenin de yapısal reformlar olduğunu belirterek, kaynakları daha verimli alanlara yönlendirmek istediklerini ifade etti.
“Uluslararası yatırımcıların güvenini yeniden kazandığımızı düşünüyorum”
Sağlam politikalar ve yapısal reformların birleşiminin yatırımcıların güveninin yeniden kazanılmasına yardımcı olacağını vurgulayan Şimşek, “Geçen yıl programının ömrü konusunda pek çok soru işareti vardı. Ancak son birkaç gündür yatırımcılarla olan görüşmelerime dayanarak size şunu söyleyebilirim ki bu sorular ortadan kalktı. Sorular artık daha çok makro konularla ilgili.” dedi.
Şimşek, “Uluslararası yatırımcıların güvenini yeniden kazandığımızı düşünüyorum. Bu durum kredi risk primindeki (CDS) önemli düşüşe de yansıyor.” diye konuştu.
Orta Vadeli Program’da (OVP) enflasyonun bu yıl yüzde 36’ya gelecek yıl yüzde 14’e ve 2026’da tek haneli rakamlara düşmesinin beklendiğini anımsatan Şimşek, “İddialı olsa da bu hedeflerin ulaşılabilir olduğunu düşünüyoruz çünkü desteklenen sıkı bir para politikamız var. Deprem harcamalarını dışarda tuttuğumuzda, uluslararası standartlara göre sıkı bir maliye politikamız da var. İlerleme var, sonuçları göstermek için zamana ihtiyacımız var.” dedi.
“Kamu harcamalarında verimli alanlar önceliklendirilecek “
Şimşek, cari açığın düştüğünü, bütçe açığının daralacağını ve para politikasının tamamen işlevsel hale geleceğini vurguladı.
Enflasyondaki zorluklara değinen Şimşek, gelişen piyasalarda özellikle de Türkiye’de para politikası aktarım mekanizmasının istenildiği kadar etkili olmadığını düşündüğünü ve bunun güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını söyledi.
Şimşek, selektif kredi sıkılaştırması ile niceliksel sıkılaştırmaya gittiklerine işaret ederek, geleneksel sıkılaştırmanın sınırları olduğunu anlattı.
Maliye tarafında, geçen yıl düzenlemelerin çoğunun vergi artışlarıyla, yani gelir yönüyle ilgili olduğunu anımsatan Şimşek, “Bu yıl harcamaları incelemeye başladık. Harcama kontrolüne ve olası harcama kesintilerinin ne olabileceğine, aynı zamanda harcamalarda verimli alanların önceliklendirilmesine bakıyoruz.” diye konuştu.
Şimşek, isteğe bağlı olmayan harcamalar söz konusu olduğunda, genellikle gelişmekte olan piyasaların çoğunun bütçelerinde sınırlı yer olduğunu anlattı.
Harcamaların kontrol edilmesine dair bir beklenti olduğunu dile getiren Şimşek, “Biz de bunu gerçekleştireceğiz, harcamaları mümkün olduğu ölçüde kontrol edecek ve kesintiye gideceğiz.” dedi.
?”Bir maliye bakanının para politikası duruşu hakkında yorum yapması uygun olmaz”
Parasal sıkılaşma döngüsünün bitip bitmediğine ilişkin bir soruya Şimşek, “Bir maliye bakanının para politikası duruşu hakkında yorum yapması uygun olmaz. Bir ekonomist olarak elbette kendi görüşlerim var ama bunu ifade etmek doğru olmaz.” yanıtını verdi.
Moderatörün “Yani merkez bankasının bağımsızlığına saygı gösteriyorsunuz” demesi üzerine ise Şimşek, “Kesinlikle.” dedi.
?”Yeşil dönüşüm bir zorunluluk”
İklim değişikliğinin önemli bir sorun olduğuna değinen da Şimşek, Türkiye açısından yeşil dönüşümün bir tercih değil zorunluluk olduğunu kaydetti.
Şimşek, ülkenin enerjide büyük ölçüde ithalata bağımlı olduğunun altını çizerek, bu alanda daha az bağımlılık olsaydı Türkiye’nin cari fazla verebileceğini anlattı.
Avrupa’nın karbon vergisi planına da işaret eden Şimşek, “Birkaç sektörle başlayacaklar ama sonunda muhtemelen genişletecekler. Dolayısıyla buna hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bu nedenle karbon ayak izini azaltmanın, daha fazla yenilenebilir enerjinin hayata geçirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
Öte yandan Şimşek, Orta Doğu’da yaşananların “endişe verici” olduğunu belirterek, kurallara dayalı sisteme ve uluslararası insani hukuka saygının açıkça zayıf olduğunu düşündüğünü kaydetti.
Jeopolitik gerilimler söz konusu olduğunda, doğrudan işin içinde olunmasa da yüksek enerji fiyatları gibi etkileri olduğuna dikkati çeken Şimşek, Türkiye’nin 2022’de enerji ithalatının 97 milyar dolar düzeyinde olduğunu hatırlattı. Şimşek, çatışmaların belirsizlik yaratması nedeniyle risklerin daha yüksek olma eğiliminde olduğunu ifade ederek, bölgenin barış ve refaha ihtiyacı olduğunu söyledi.
Ticarette parçalanma ve korumacılığın kimsenin çıkarına olmadığını dile getiren Şimşek, dünyanın kurallara dayalı, kapsayıcı ve adil bir düzene dönmesi gerektiğini ifade etti.
]]>Kurtulmuş, Mardin’de bir otelde düzenlenen “Sivil Toplum Buluşmaları Programı”nda yaptığı konuşmada, Anadolu’nun Mezopotamya’ya açılan kapısı Mardin’in, çok kültürlülüğün, farklı din ve inançlara mensup insanların bir arada yaşamasının tarih boyunca sembol şehirlerinden biri olduğunu söyledi.
Mardin’in bu özelliklerini bugün de yarın da yaşayacak olan ülkenin önemli kentlerinden biri olduğunu kaydeden Kurtulmuş, Mardin halkının ileride çok daha güzel gelişmelere imza atabilecek bir kabiliyete, bir kararlılığa sahip olduğunu görmekten mutluluk duyduğunu belirtti.
Dünyanın zor ve karmaşık bir süreçten geçtiğini dile getiren Kurtulmuş, Türkiye’nin, dünyadaki bütün yeni gelişmelerin, tartışmaların, gerilimlerin, çatışmaların tam da ortasında olan bir yerde bulunduğunu kaydetti.
Türkiye’nin hemen yanı başında, hem ülkeler arasındaki gerilim ve çatışmalar hem de bu bölgede faaliyet gösteren terör grupları üzerinden ortaya çıkartılan bazı çatışmalar ve gerilimlerin bölgeyi hassas hale getirdiğini belirten Kurtulmuş, “Her şeyden evvel, altı ayı aşkın bir süredir İsrail hükümetinin saldırgan tutumlarıyla Gazze halkına karşı işlenen insanlık suçları hepinizi derinden etkiliyor ve hepimizin kalbini buruk bir hale getiriyor.” diye konuştu.
Gazze’de kundaklardaki bebeklerin çırpına çırpına ölmesine, yaşlı insanların, kadınların hayattan koparılmasına dünyanın sessiz kaldığını, bu nedenle altı aydır bir acının yaşandığını ifade eden Kurtulmuş, modern zamanların en büyük katliamı, en acı insanlık suçlarının işlendiği bir bölgede olduklarını dile getirdi.
Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Ne yazık ki arkasını dünyadaki bazı güçlü ülkelere ve çevrelere yasladığı için İsrail’in bütün bu saldırganlıkları, acımasız tavırları ve ortaya koyduğu insanlık dışı davranışlar bir şekilde karşılıksız kalmaktadır. İşte biz Türkiye olarak, başından itibaren Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, bütün kurum ve kuruluşlarımızla Gazze’nin masum ve mazlum halkının yanında yer aldık. Başkaları için Filistin ve Gazze, çok uzakta bir yer olabilir. Başkaları için Filistin ve Gazze halkının acıları kendilerini hiç ilgilendirmeyen acılar olabilir. Orta Doğu coğrafyası dedikleri bu coğrafya onlar için çok uzakta, film izler gibi izledikleri bir gelişme olabilir. Bizim için ise Orta Doğu’nun her tarafı izlerimizin, tarihi ve kültürel birlikteliklerimizin, gönülden gönüle bağlarımızın olduğu şehirlerdir, beldelerdir.”
Bu coğrafyanın neresinde bir şey olursa Türkiye’nin bundan birinci derece etkileneceğini ve bununla ilgileneceğini belirten Kurtulmuş, bölgede son olarak İsrail ve İran arasında bir çatışma ortamının belirdiğini, aynı şekilde bölgenin başka yerlerinde Yemen, Suriye, Lübnan ve başka ülkelerde bu savaşın yayılma potansiyelinin olduğunun görüldüğünü bildirdi.
Kurtulmuş, “Türkiye olarak diyoruz ki ateşi daha fazla büyütmeden bir an evvel bu bölgedeki ateşi söndürmek ve Filistinlilerin haklı davasında iki devletli çözümü esas alan bir anlayışla özgür ve bağımsız bir Filistin devletinin yolu açılmalıdır. Türkiye olarak halkıyla devletiyle birlikte bu istikametteki kararlılığımızı sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Karadeniz’de iki yılı aşkın süredir devam eden Rusya- Ukrayna savaşının da bölgenin ve dünyanın içinde bulunduğu durumun en hassas göstergelerinden olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, Rusya-Ukrayna savaşının aynı şekilde genişleme potansiyeli taşıdığını, yeni bölgesel ve küresel bir çatışmanın ilk işaretleri olmasının muhtemel olduğunu anlattı.
Kurtulmuş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Burada Türkiye’nin ilk andan itibaren söylediği şey, Rusya-Ukrayna arasındaki bu gerilimin sona erdirilmesi; hakkaniyetli, adaletli bir çözüm ortaya konulması ve bu savaşın bir an evvel sona erdirilmesidir. Yaşanılan coğrafya ve dünya gelecek dönemde de büyük türbülanslara gebe. Kendi vatanımız ve ülkemiz olan Türkiye’nin son derece ayrıcalıklı bir yeri olduğunu hepimiz biliyor ve buna inanıyoruz. Bu coğrafyada bizim iki ayağımızın da yere sağlam bir şekilde basmasından başka hiçbir çıkar yolumuz yoktur. Bu bölgede sözü dinlenen bir Türkiye olmak, gücünden çekinilen bir Türkiye olmak mecburiyetindeyiz.”
Terör örgütleri başta olmak üzere ülkenin birliğine, esenliğine kasteden yerli ve yabancı hiçbir unsura fırsat verilmemesi çağrısında bulunan Kurtulmuş, et tırnak gibi olmuş bu milleti ayırmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini vurguladı.
Kurtulmuş, konuşmasının ardından sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin taleplerini dinledi, sorularını yanıtladı.
Programda, Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, AK Parti Mardin milletvekilleri Faruk Kılıç ve Muhammed Adak, AK Parti İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı, AK Parti Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu, Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Özcoşar, Mardin- Diyarbakır Metropoliti Saliba Özmen, İl Müftüsü Enver Türkmen, ilçe belediye başkanları, şehit yakınları ve gaziler ile sivil toplum kuruluşu temsilcileri yer aldı.
]]>Özel, Bilkent Üniversitesi Sosyal Demokrasi Topluluğunca, üniversitenin konser salonunda düzenlenen etkinlikte gençlerle bir araya geldi.
CHP’nin, 31 Mart’taki yerel seçimde, 47 yıl aradan sonra Türkiye’nin birinci partisi olduğunu belirten Özel, seçimin ardından katıldığı ilk programda gençlerle buluşmanın kendisi açısından çok anlamlı olduğunu ifade etti.
Her seçim sonucunun siyasilere yazılan birer mektup olduğunu kaydeden Özel, bu mektubu doğru okuyanların siyasette iyiye, okuyamayanların da kötüye gittiğini söyledi. Özel, “Seçmenin mesajını alırsan doğruyu yaparsın, almazsan tükenme sürecin başlar.” diye konuştu.
CHP genel başkanlığına seçildiği kongre sürecine değinen Özel, değişime inanan genç bir kadroyla yola çıktıklarını, parti tabanındaki değişim talebinin zaman içinde delegeleri de etkilediğini bildirdi.
CHP Parti Meclisi üyelerinin yaş ortalamasının 43, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin yaş ortalamasının ise 46 olduğunu belirten Özel, Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği gençlere ve Avrupa ülkelerinden yıllar önce seçme-seçilme hakkı kazanan Türk kadınına güvendiklerini, bu sayede siyasetin başarı kapısının kendilerine açıldığını söyledi.
Başarıyı getiren diğer anahtarın ise bilim ve fen olduğunu, cumhuriyetin kurucularının da bu değerlere sarıldığını anlatan Özel, seçimdeki başarının bir nedeninin de kullandıkları bilimsel yöntemler olduğunu ifade etti.
“Bu seçimi gençler kazandı, kazandırdı”
Özgür Özel, “Bu seçimi, yok sayılanlar, unutulanlar, ötekileştirilenler kazandı. Emeklisi ve emekçileriyle, esnafı, çiftçisiyle ama bu seçimi, en çok seslendiğim ve bir yerden sonra sesimi duyduklarını gördüğüm gençler kazandı ve kazandırdı.” ifadesini kullandı.
Bir sonraki seçimde de aynı şekilde hareket edeceklerini belirten Özel, “Bugün nasıl cesur, kararlı bir adımla gençlere, kadınlara ve liyakate yatırım yaptık, adım attık, güvendik, sonuç aldıysak aynı sonucu alacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.” dedi.
Ülkenin yetişmiş, iyi eğitim almış gençlerinin başka ülkelere gitme planları yaptığını, bunun da en büyük beka sorunu olduğunu belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Beka sorunundan bahsediyorlar. Bu ülkenin beka sorunu, her 4 gençten 3’ünün bavulları zihninde toplamış olmasıdır. En kötüsü yüzde 62, en yükseği yüzde 78 olmak üzere 5’ten fazla ankette gençler, ‘İmkanım olursa yurt dışına gitmek, oraya yerleşmek ve orada yaşamak istiyorum.’ diyor. Bu ülkenin yetişmiş, iyi eğitim almış ya da hak ettiği halde o fırsat eşitliğinden yararlanamamış pırıl pırıl gençleri, maalesef dünyanın başka ülkelerine gidiyor. Beka sorunu, dünyanın başka ülkelerinin Türkiye üzerinde hesap, plan yapması, hayal kurması değildir. O hayalleri geri püskürtmesini bildik, biliriz. Bir ülkenin gerçek sorunu, o ülkenin gençlerinin dünyanın diğer ülkelerinde hayal kurmasıdır.”
“Türkiye ittifakı ile farklı kesimleri bir araya getirdik”
Özgür Özel, toplumun farklı kesimlerinden vatandaşları Türkiye ittifakı ile bir araya getirdiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Sadece sosyal demokratları davet etmedik. Yalandan ve haramdan bıkmış muhafazakar demokratları da bu ülkenin yarınlarına, birliğine, bütünlüğüne önem veren milliyetçi demokratları da bu ülkenin toprak bütünlüğüne saygılı Kürt demokratları da ortak bir gelecek hayali kurabilen bu ülkedeki herkesi Türkiye ittifakına davet ettik. Bu ülkede, ayrılıkları, farklılıkları değil, ortaklıkları önemseyenlerin, farklılıkları risk, tehdit, öteki gibi değil, güç olarak görenlerin bir arada olmasını önemsedik.”
CHP Genel Başkanı Özel, konuşmasının ardından gençlerin sorularını yanıtladı. Etkinliğin bu bölümü basına kapalı gerçekleşti.
]]>2024 Modern Pentatlon Dünya Kupası’nın Ankara’da düzenlenen ikinci etabının basın toplantısı, Ankara Atlı Spor Kulübü’nde yapıldı.
Toplantıya Spor Hizmetleri Genel Müdürü Veli Ozan Çakır’ın yanı sıra Uluslararası Modern Pentatlon Birliği (UIPM) Başkanı Klaus Schormann, uluslararası federasyon delegeleri ve basın mensupları katıldı.
Veli Ozan Çakır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Paris 2024 Olimpiyat Oyunları hazırlıklarının tüm hızıyla devam ettiğini söyledi.
Türkiye’nin yer aldığı ilk olimpiyatın 1924 yılındaki Paris Olimpiyat Oyunları olduğuna dikkati çeken Çakır, “Yüz yıl sonra olimpiyatlardaki yüzüncü yılımızı yine Paris’te kutluyor olacağız. O Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk olimpiyatıydı, bu da birçok ilkleri yaşadığımız bir olimpiyatımız olacak. Umutlu gidiyoruz, mutlu geleceğiz.” dedi.
Türkiye’nin Paris’te birçok branşta ilk olimpiyat ve paralimpik oyunları madalyasını almaya yakın olduğunu dile getiren Çakır, “Sporcularımız sadece bizim tarafımızdan değil, uluslararası kuruluşlar tarafından da favori gösteriliyor. Ben Paris’te madalya aldığımız spor dallarına en az bir tane ekleyeceğimize inanıyorum. Yani daha önce olimpiyat madalyası kazanmadığımız bir spordan da madalya geleceğine ve olimpik madalya alınan spor branşımızın en az bir artacağına inanıyorum.” diye konuştu.
Paris’te ülke olarak en az 3 altın madalya almayı hedeflediklerini vurgulayan Çakır, “Tokyo’dan 2’si altın, 13 madalyayla dönmüştük. Madalya sayısında 10’un altına düşmemeliyiz. Ama altın madalya sayımızı arttırmak istiyoruz. Ülke sıralaması buna göre yapılıyor.” ifadelerini kullandı.
Olimpik sporcuların gelişimlerinin yakından takip edildiğini dile getiren Çakır, şöyle devam etti:
“İyi bir kadromuz var. Tüm federasyonlarımız zaten artık bu bilinçte. Olanaklarımız çok iyi. Cumhurbaşkanımıza, Bakanımıza teşekkür ediyorum. Gerçekten bize çok güzel olanaklar sunuyorlar. Bu olanakları federasyonlarımıza çok iyi bir şekilde, adil bir şekilde dağıttık. Zaten tesisleşme anlamında 20 yılda gelinen nokta biliniyor. Bize düşen tüm bunları en iyi şekilde koordine edip, kaynakları en doğru şekilde yönlendirmek.”
Veli Ozan Çakır, Paris Olimpiyat Oyunları’nın birçok konuda Türkiye için dönüm noktası olacağına inandığını söyledi.
Paris’ten çok mutlu dönüleceğine ve sonraki hedefleri çok daha yükseğe taşıyacaklarına yürekten inandığını anlatan Çakır, “Biz Dünya Kupası’nda 3 yıldır hem bir etap hem de finali organize ediyoruz. Bunu yapan tek ülkeyiz ve iki yıldır da en iyi organizasyon ödülünü kazandık. Yani buraya gelen sporcular da çok memnun. Düzenlediğimiz organizasyonlar sporcu performansına da olumlu yansıyor.” diye konuştu.
Modern pentatlon camiasından milli takım antrenörlerine ya da teknik direktörlere “Paris’te kadınlar kategorisinde kim madalya alabilir?” diye sorulsa verecekleri ilk cevabın İlke Özyüksel olacağını dile getiren Çakır, sözlerini şöyle tamamladı:
“Çünkü İlke, Tokyo Olimpiyatları’nın beşincisi. İlk kez Rio’da yarışmıştı ve 35. olmuştu. Tokyo’da kıl payı kaçırdık ama madalya zamanı geldi. İlke’nin hedefi zaten altın madalya. Altın madalya olursa tabii biz de çok seviniriz. İlk madalyayı alabilirsek bu sadece modern pentatlonda değil çoklu spor dallarında da aldığımız ilk olimpiyat madalyası olacak. Böyle bir tarihi önemi var. Bunun da Türkiye’nin olimpiyat geçmişinin yüzüncü yılında olması büyük gurur verecek. İlke buna hazır. Modern pentatlonda ikinci, üçüncü kotayı da alacağız diye umuyorum. Madalya da inşallah gelecek.”
Klaus Schormann’ın açıklamaları
UIPM Başkanı Klaus Schormann, Türkiye’nin modern pentatlonda çok önemli bir ülke durumuna geldiğini ifade etti.
Dünya Kupası organizasyonunda üç yıldır Ankara’da bulunmaktan duyduğu memnuniyetle açıklamalarına başlayan Schormann, “Türkiye, modern pentatlonda çok önemli bir ülke durumuna geldi. Dünya Kupası finali de yine burada düzenlenecek. Türkiye, Mısır, Bulgaristan ve Macaristan’da düzenlenen etaplarda en iyi puanı toplamış 36 erkek ve 36 kadın sporcu, yine Ankara’da yarışacak.” dedi.
Modern pentatlonda binicilik branşının yerini alan engel parkurunun ilk kez Türkiye’de denendiğini hatırlatan Schormann, Türkiye Modern Pentatlon Federasyonu ve Türk modern pentatlon camiasının uluslararası modern pentatlon ailesinin çok güçlü ve etkin bir üssü olduğunu aktardı.
Schormann’ın basın toplantısındaki konuşmasının çevirisini ise Veli Ozan Çakır yaptı.
2024 Modern Pentatlon Dünya Kupası’nın ikinci etabı, 21 Nisan Pazar gününe kadar Ankara Atlı Spor Kulübü ve Yenimahalle Spor Kompleksi’nde devam edecek.
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Mali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Abdoulaye Diop, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda baş başa ve heyetler arası görüşmeler yaptı. Görüşmelerin ardından Kacır ve Diop’un eş başkanlıklarında Türkiye-Mali KEK 4. Dönem Toplantısı düzenlendi.
Toplantı sonrasında, 4. Dönem KEK Protokolü ve buna ilişkin eylem planları imzalandı.
Bakan Kacır, yaptığı konuşmada, protokolle yatırım ortamını iyileştiren yasal mevzuatlar, ticaret hacmini artıracak hamleler, altyapı hizmetlerinin genişletilmesi ve savunma sanayi başta olmak üzere sektörel işbirlikleri için uzlaşıya vardıklarını söyledi.
Bilim ve teknolojiden enerji ve madenciliğe, tarım ve hayvancılıktan su kaynaklarının yönetimine, sağlıktan ulaştırmaya kadar geniş bir yelpazede bir yol haritası oluşturduklarının altını çizen Kacır, karşılıklı ekonomik fayda esasıyla milletlerin refahını hedefleyen alanlarda işbirliklerinin daha fazla geliştirilmesi hususundaki kararlılıklarını yinelediklerini ifade etti.
Kacır, bu toplantının Türkiye ve Mali arasında siyasi, ekonomik ve ticari işbirliğini daha da geliştireceğine inandıkları vurgulayarak, ikili görüşmelerin ve imzalanacak protokolün yeni projeleri, yatırımları ve işbirliklerini teşvik etmesini diledi.
50 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi
Afrika kıtasındaki ülkelerle ilişkilere son 22 yılda kayda değer bir ivme kazandırdıklarını aktaran Kacır, yurt dışındaki misyonlar aracılığıyla Afrika’da son derece proaktif bir dış politika yürüttüklerini dile getirdi.
Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 31 Afrika ülkesine gerçekleştirdiği 50’den fazla ziyaret, kıtada faaliyet gösteren 44 büyükelçilik ve Türkiye’deki 38 Afrika ülkesinin büyükelçiliklerinin bu aktif dış politikanın en önemli göstergeleri olduğunu belirtti.
Türk Hava Yollarının (THY) kıtada 62 noktaya sefer düzenlediğine işaret eden Kacır, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleriyle kurulan iş konseylerinin sayısının 47’yi geçtiğini bildirdi.
Kacır, Afrika ülkeleriyle ilişkilerin günden güne gelişmesi için çaba harcadıklarını vurgulayarak, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) kıtada 22 ofisi olduğunu kaydetti.
Afrika açılımı ve müteakiben Afrika ortaklık politikalarının kıta ülkeleriyle ilişki ve işbirliklerinin geliştirilmesi bakımından başarılı sonuçlar verdiğini ifade eden Kacır, “Afrika ülkeleriyle pozitif seyreden ilişkilerin en somut örneği ‘kazan-kazan’ ilkesi temelinde katlanarak artan ticaret verileridir. Kıtayla toplam ticaretimiz 2003’te 5,4 milyar dolar düzeyindeyken 2023’te 37 milyar dolara yükselttik. Önümüzdeki yıllarda ticaret hacmimizi 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika kıtasındaki ticari faaliyetlerimize ek olarak, müteahhitlik ve yatırım faaliyetlerimizin gelişmesi için işbirliklerimizi genişletiyoruz. Bu çerçevede, Afrika’daki Türk yatırımları 10 milyar dolara ulaştı. Sektörde kendini ispat etmiş ve Afrika ülkelerinde de deneyim kazanmış müteahhitlik firmalarımız, kıtada bugüne dek bin 885 projeyi başarıyla üstlendiler.” diye konuştu.
Mali ile 255 milyon dolarlık ticaret
Kacır, coğrafi konumu ve bölgede oynadığı önemli rolü göz önüne alarak, Batı Afrika’da güçlü bir potansiyel ortak olarak gördükleri Mali ile ticari ve ekonomik bağlamda sağlam temeller kurmaya ayrı bir önem atfettiklerini söyledi.
Erdoğan’ın 2018’deki Mali ziyaretini anımsatan Kacır, “Bu ziyaret sırasında ikili ticaret hacmimizin 500 milyon dolar değerine ulaşması hedefinde mutabık kalınmıştı. Türkiye-Mali arasındaki ticaret hacmi bu tarihten sonra sürekli artarak 2023’te tarihinin en yüksek seviyesine ulaşarak 255 milyon doları aştı. Gelecek yıllarda, hedeflediğimiz ticaret hacmine ulaşacağımızdan eminim.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, ikili ticari ilişkilerinde sürdürülebilir bir artış sağlanması için karşılıklı yatırımlara ve altyapı projelerine odaklanılması konusunda mutabık kaldıklarını aktardı.
Ülkeler arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri ortak fayda ve kazan-kazan ilkeleri temelinde ilerletmenin ve diğer alanlarda da işbirliği geliştirmenin nihai amaçları olduğunun altını çizen Kacır, yatırımların bu hususta ticaretin gelişmesi için anahtar rol üstlendiğini vurguladı.
Kacır, Türk müteahhitlerinin Mali’de bu zamana kadar altyapı ve üstyapı, rehabilitasyon gibi alanlarda 450 milyon dolar değerinde 10 proje üstlendiğini dile getirdi.
Ülkeler arasındaki iktisadi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için ciddi bir potansiyel olduğuna işaret eden Kacır, şöyle devam etti:
“Bu potansiyelin değerlendirilmesi ve ticari ve ekonomik ilişkilerimizin artırılması sadece ülkelerimizin ortaklığını güçlendirmekle kalmayacak, milletlerimizin refahına da büyük katkı sağlayacak. Türk ve Malili iş insanlarının daha güvenli bir iş ortamında hareket etmeleri ve yatırım yapabilmeleri için bazı temel anlaşmaların da yürürlükte olması gereklidir. Bu bağlamda yine Cumhurbaşkanımızın 2018’deki Mali ziyaretinde imzalanan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın onay sürecinin en kısa sürede tamamlanması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması’nın müzakerelerinin bir an önce tamamlanarak imzalanmasını arzuluyoruz.”
Çok yönlü işbirliği
Kacır, bunların yanı sıra TİKA’nın, özellikle su sanitasyonu, insani yardımlar, kültürel mirasın korunması gibi alanlarda Mali’de aktif rol oynadığını belirti.
Bugünkü toplantının pek çok alana yönelik işbirliği kararlarını kapsaması nedeniyle gelecek dönem adına önemli bir yol haritası sunduğunu vurgulayan Kacır, şunları kaydetti:
“Barış, istikrar, dostluk ve karşılıklı fayda ilkeleri üzerinde temellenen Türkiye-Mali ilişkilerinin sağlam ve uzun ömürlü olacağından hiçbir şüphem yok. Türkiye sahip olduğu imkan ve kabiliyetleri kullanarak, Mali ile her türlü işbirliğini değerlendirmekte kararlıdır. İkili ekonomik ve ticari ilişkilerimizi geliştirebilecek her projenin takipçisi olacağımızdan ve KEK toplantılarında mutabık kalınan hususları gerçekleştirmedeki kararlılığımızdan şüpheniz olmasın. İki dost ülkenin birlikte atacağı her adım, başlayacağı her yatırım, bitireceği her proje sadece Mali’nin ve Türkiye’nin ekonomilerini değil, kardeşliklerini de güçlendirecektir. Bugün attığımız somut adımlar, gelecekte ülkelerimizin dostluğunun gelişmesine vesile olacaktır.”
Malili Bakan’dan SİHA’lara övgü
Bakan Diop ise ticaret hacmini 500 milyon dolara çıkarma hedefini çok rahatlıkla yakalayabileceklerini ifade ederek, çalışmalarının da bunu gösterdiğini söyledi. 3. KEK toplantısının ardından çok çeşitli alanlarda Türkiye ile işbirliği yaptıklarına dikkati çeken Diop, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bizler savunma ve güvenlik konusunda da ciddi bir işbirliğine sahibiz. Özellikle SİHA teknolojisinin kullanılması, gerçekten durumu değiştirerek bugün takdir edilecek neticeler elde etmemize ve topraklarımızı kontrol edebilmemize imkan sağladı. Değişen dünyada herkes barış için çözümler arıyor ama uluslararası alanda istikrar da istiyor. Bu doğrultuda Türkiye’nin de önemine değinmek isterim. Ayrıca Mali hükümeti olarak Türk firmalarının olumlu ortamlarda çalışması için her türlü çalışmayı sürdüreceğiz. Karşılıklı özel sektörlerimiz görüşmelerde bulunacak, işbirlikleri gerçekleştirecekler. Türk ve Mali devleti de iş insanlarına nasıl yardımcı olabileceği konusunda değerlendirme yapıyor. Mali ve Türkiye bölgesel olarak da önemli ülkeler.”
Diop, özellikle tarım, tekstil ve madencilik gibi alanlarda yapacakları dönüşümü de Türkiye gibi güvenilir, dost ve stratejik ortaklarla gerçekleştirmek istediklerini sözlerine ekledi.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Vize serbestisinin önündeki üç engeli aşmak, CHP iktidarında 15 günlük iştir. veya CHP gibi düşünenlerle birlikte 15 günlük iştir Meclis’te bu işleri halletmek. Ama temel hedefimizin AB’ye tam üyelik olduğunu, bu yoldaki yürüyüşün her adımının biraz daha demokratik bir Türkiye yaratacağını, hukukun üstünlüğü arayışının Türkiye’nin bugünkü ekonomik sıkıntıları aşma noktasında hukuk güvencesi açısından yabancı yatırımcı çekmek, Türk şirketlerine yabancı ortaklar bulmak, Türkiye’de mal ve can güvenliği noktasında bir hukuk güvencesi ve hukuki öngörülebilirlik açısından değerlendirildiğinde ne kadar kıymetli olduğunu böyle kıymetli bir topluluğa hatırlatmama dahi gerek yok” dedi.
(STRAZBURG) CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Strazburg temasları kapsamında CHP Strazburg Birliği üyeleriyle bir toplantı yaptı. Burada Özel’e Genel Sekreter Selin Sayek Böke, Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu ve CHP Strazburg Birliği Başkanı Burak Özkuzucu eşlik etti. Özkuzucu’nun açış konuşmasının ardından Özel, üyelere hitap etti. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Türkiye için yeniden demokrasi, yeniden hukuk devleti, yeniden kuvvetler ayrılığı ve ileride yeniden Avrupa Birliği’nin (AB) tam üyesi olabilmeyle ilgili bir iddiayı ortaya koyabilme umudu ilk kez yeniden yeşerdi. Ben, seçildiğimiz kurultayda birçok söz verdim. Ama o sözlerden bu burayla ilgili en önemli kısmı; CHP’nin dış ilişkilerine emek veren, bir tanesi AKPM’deki en genç üyelerinden biri olan Aysu Bankoğlu olmak üzere, şu andaki Genel Sekreterimiz geçmiş dönemlerde çok önemli görevler yapan Selin Sayek Böke olmak üzere delegasyon düzeyinde çok önemli emekleri var. Ama lider düzeyinde hem dış ilişkilerde, dış politika noktasında çok daha aktif bir siyaset izleyeceğimizi ifade etmiştim. Ben bugün AKPM’de ilk kez bulundum ve bir dizi görüşme gerçekleştirdim. Sosyalist grupta bir konuşma yaptım, Türkiye’de çok sayıda televizyon canlı yayında verdi. Orada Filistin meselesinden Azerbaycan’ın konseyde yaşadığı sorunları, hepimizin ortak halletmesi gereken neoliberal politikaların her geçen gün yarattığı yoksulluğa ve o yoksulluğun ve birtakım korkuların yönetimiyle aşırı sağın yükselmesini, bunun hem bizim hem diğer ülkelerde yaşayan göçmenler için yeniden hortlattığı riskleri, sol, sosyal demokrat bir parti olarak kazandığımız yerel seçim zaferinin sırrı, anahtarları, kilometre taşlarına ilişkin deneyim paylaşımına kadar bir konuşma yaptım. Ardından İYİ Parti’nin de temsil edildiği Liberallerin grubunu ziyaret ettim, başkanlarıyla görüştüm. Yine DEM Parti’nin mensubu bulunduğu grubu ziyaret ettim ve o grubun başkanıyla bir toplantı gerçekleştirdim.
Bunun yanı sıra, hiçbir partiyi ayırmaksızın Türkiye Delegasyonu’nu ziyaret ettim ve onlarla bir sohbet gerçekleştirdim. Tabii Sayın Büyükelçi’yi, büyükelçiliğimizde ziyaret ettiğimi hatırlatmama gerek yok. ve son olarak Meclis Başkanını ziyaret ederek karşılıklı beklentilerinizi, iyi ilişkilerin arttırılmasını ve hep birlikte yapabileceğimiz çok şeyin olduğunu konuştuk. Tabii kendisi görevi gereğince Yunanistan’ı temsil etmiyor, tüm AKPM’yi temsil ediyor. Ama Türkiye-Yunanistan ilişkilerini, Kıbrıs sorununu, bunun aşılmasıyla ilgili diyalog, diplomasi ihtiyacına yönelik karşılıklı görüş alışverişimizi de çok değerli ve yeni bir dönemin ilk adımlarını atabilecek bir ortak irade beyanı olarak karşılıklı ifade ettik. Çok verimli AKPM temasları oldu. Buradan kendi adımıza, partimiz adına mutlu ayrılıyoruz ve gelecek açısından son derece önemli gördüğümüz adımları attığımızı değerlendiriyoruz.
“AB ÜYELİĞİNİ ÇOK UZUN SÜREDİR BEKLİYORUZ”
Bundan sonra buraya daha çok geleceğim. Daha aktif bir siyaset, dış politika ve dış ilişkiler yürüteceğiz. Türkiye’nin AB üyeliği üçüncü Genel Başkanımız ve dönemin Başbakanı Ecevit zamanında tam üyelik başvurusu yapılmıştı. Çok uzun süredir bekliyoruz. Karşılıklı hatalar, karşılıklı eksiklikler var. Sorunun tümünü Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten hükümetlere yükleyemeyeceğimiz gibi, sorunu AB’ye de tek başına yüklemek doğru değil. Ama bugün Türkiye’de insanlar çok önemli bir vize sorunu yaşıyorlar. Gizlenmiş bir ambargo uygulanıyor. Bu konuyu da bugün dile getirdim. Ülkelerin liderlerine elbette bu sorunun aşılmasıyla ilgili katkı talep ettik, bu benim görevim. Ama bu sorunun esas çözüm alanı, 2015 yılında o zaman partisinin genel başkanı değil, tarafsız cumhurbaşkanıyken, o dönem Sayın Davutoğlu vize serbestisi için çalışıyorken, biz bunun için AK Parti’ye kayıtsız şartsız destek vereceğimizi söylemişken iş Siyasi Ahlak Yasasına gelince, Kişisel Verileri Koruma Kanununa (KVKK) gelince, terör tanımının AB standartlarında -her düşüneni, her konuşanı, her gazeteciyi, her öğrenciyi terörist ilan etmemesi için- netleştirilmesine gelen son üç kanun noktasına geldiğimizde, Erdoğan’ın dönüp ülkenin başbakanına, ‘Bunları çıkarırsan bir tane il başkanı, bir tane ilçe başkanı bulamazsın.’ Bu önemli bir itiraftı. ‘Bunu çıkarırsan cezaevlerindeki bütün teröristler dışarı çıkar, kimseyi zapt edemezsin’ deyip önce set çekmesi sonra da onu Siyasi Ahlak Yasası ve ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu koparırım’ lafından sonra partiyi de Erdoğan’a rağmen yönetmeyi çalışacağını düşününce, alıp adeta kapının önüne koyup Türkiye’yi de Binali Yıldırım’a teslim ettiği süreci hep birlikte yaşadık.
“ÜÇ KANUNU ÇIKARMADILAR, ÜLKENİN BAŞBAKANINI DAHİ DEĞİŞTİRDİLER”
O günlerde bu üç kanunu çıkarmadılar ve ülkenin Başbakanını dahi değiştirdiler. Gitgide despotlaşan bir yönetim var. Örneğin İstanbul seçimlerini KVKK Avrupa standartlarında olmadığı için, İstanbul’daki bütün psikiyatri raporlarını üç bavula doldurup, YSK’ya götürüp ‘Bunların içinde kısıtlı seçmenler var. Akıl hastası oldukları için oy kullanamazlardı. Oy kullandılar, seçimi iptal edin.’ Seçimlerde, Siyasi Ahlak Yasası olarak bilinen yasaya karşı çıkıp daha sonra o günlerde ve devamında siyasetini hangi maden şirketlerini, hangi uluslararası şirketlere, başka ülkelerin Türkiye’deki yatırımlarına finanse ettirdiğini gördüğümüzde o kanunu niçin istemediğini hep birlikte anladık ve yaşamış olduk. Elletmediği ve her geçen gün daha da sertleştirdiği terör tanımı yüzünden nasıl gazetecileri, öğrencileri, siyasetçileri mahkum ettiğini, hapse attığını ve nasıl bir siyaset izlediğini hep beraber gördük. O yüzden örneğin vize serbestisinin önündeki bu üç engeli aşmak, CHP iktidarında 15 günlük iştir. veya CHP gibi düşünenlerle birlikte 15 günlük iştir, Meclis’te bu işleri halletmek. Ama temel hedefimizin AB’ye tam üyelik olduğunu, bu yoldaki yürüyüşün her adımının biraz daha demokratik bir Türkiye yaratacağını, hukukun üstünlüğü arayışının Türkiye’nin bugünkü ekonomik sıkıntıları aşma noktasında hukuk güvencesi açısından yabancı yatırımcı çekmek, Türk şirketlerine yabancı ortaklar bulmak, Türkiye’de mal ve can güvenliği noktasında bir hukuk güvencesi ve hukuki öngörülebilirlik açısından değerlendirildiğinde ne kadar kıymetli olduğunu böyle kıymetli bir topluluğa hatırlatmama dahi gerek yok. ve yine kuvvetler ayrılığı dediğimiz; yasama, yürütme, yargının birbirinden kesin bir şekilde ayrılması, bunun kesin olarak ayrı olduğu dünyada en güçlü 10 ekonominin 9’unun güçlü parlamentolar ve katı kuvvetler ayrılığıyla yönetildiği ve hukukun üstünlüğü endeksinde de en üst sıralarda olan ülkeler olduğunu ve siz hukuku üstün kıldıkça Türkiye’nin daha zenginleşeceğini herhalde ifade etmeye bile gerek yok.
“BİZİM BUNDAN SONRAKİ ÇIPAMIZ AB’YE TAM ÜYELİK HEDEFİDİR”
O yüzden biz, AB için attığımız tam üyelik için her adım Türkiye’yi daha çok güvenilen, daha çok ziyaret edilen, daha çok turist olarak gidilen, yatırımcı olarak gidilen, iş yapmak için gidilen bir ülke haline getireceği muhakkak. O yüzden bizim bundan sonraki çıpamız AB’ye tam üyelik hedefidir. ve bu noktada çok kararlı bir yürüyüş sergileyeceğimizi ifade etmek isterim. Biz yurt dışı seçim çevresi olmasını ve o seçim çevresinden partilerin adaylar göstermesini, aldıkları oy nispetinde de milletvekili çıkarmalarını ve Türkiye’deki parlamentonun mensubu olmalarını savunuyoruz. Bu konuda kanun teklifimiz var. Burada vatandaşın sahipsizlik, kimsesizlik, buradaki Türk toplumunun arkasında durulmadığına ilişkin duygu durumuyla ilgili bugün çok şey duydum. Bu konuda üzerimize ne düşüyorsa yapmamız lazım. Biz artık Türkiye’nin en çok oy alan birinci partisiysek bir muhalefet refleksiyle değil, birinci parti kararlılığıyla ve özgüveniyle buralara daha çok gelmeli, daha çok temas etmeli, sorunları hem buradaki muhataplar nezdinde çözmeli, hem burayı daha kendilerini yakın ve ilgili hissettirme noktasında üzerimize düşeni mutlaka yapmalıyız. Emeklilere yurt dışında çalışma izni noktasındaki sorunlardan haberdarım. Türkiye’de bir erken emeklilik, daha doğrusu borçlanarak emeklilik yerine geldiyse burada çalışma izninin olmaması ve sosyal yardımların alınılmamasının büyük bir problem olduğu bize hep rapor ediliyordu. Ayrıca bir diğer sorun olarak da Türkiye’de borçlanarak emekli olma şartlarının inanılmaz ağırlaştırıldığını ve fiilen artık bu imkanın ortadan kalktığını da biliyoruz. Parlamentoda bu konuda arkadaşlarımız zaman zaman konuşmalar yapıyorlar.
Askerlikle ilgili Türkiye’deki bedelli askerlik ücretine sabitlenmesi gerekiyor. Çünkü artık Türkiye’de isteyen bedelli askerliği yapabiliyorken böyle yüksek ücret uygulanmasının önemli bir haksızlık olduğunu ifade eden bir araştırma komisyonu teklifi sunulabilir. Belki diğer partilerle diplomasi yapılabilir. AKPM’deki üyeler üzerinden ve partilerine böyle bir komisyonun kurulmasını onlar da telkin ederlerse komisyon çok faydalı bir çalışma yapıp üç ay içinde rapor yazabilir. O raporlar Meclis tarafından ve yürütme tarafından kanunlarımıza göre dikkate alınması gereken raporlar oluyor. Her ne kadar Soma raporu o kadar ciddiye alınmamış olsa da ve birçok kez teklif etsek de hep reddedilip reddedilip facialardan sonra kullanılan komisyonlar maalesef çok üzücü. Bugün de İliç Komisyonu kuruldu şimdi. Ama Soma Komisyonu, Soma faciasından önce reddedilmişti. Bugün, Hekime Karşı Şiddeti Önleme Günü. Bu konuda CHP’nin 11 tane sağlık emekçilerine karşı şiddetin araştırılması önergesi reddedilip Gaziantep’te Ersin doktorumuzunkarnına koca bir bıçak sokulduğu günün ertesi günü oy birliğiyle kurulmuştur bu komisyon. Bir kez daha hem Ersin’i hem hayatını kaybeden bütün sağlık çalışanlarını rahmetle anıp, bugün çalışan sağlık çalışanlarımıza duyduğumuz minneti ifade edip, Türkiye’den yurt dışına en çok giden nitelikli göçün doktorlar ve sağlık emekçileri olduğunu hatırlatıp, iktidarımızda ve iktidar olana kadar da yapacağımız yapıcı muhalefet sürecinde bu sorunu hep dile getireceğimizi ve onların yeniden Türkiye’ye dönmesi, Türkiye’ye katkı sağlamalarının çok önemli olduğunu ifade etmek istiyorum. Erdoğan’ın, ‘Yurt dışına gideceklermiş. Giderseniz gidin. Gerekirse biz bu profesörlerin yaptığı işi, asistanlarıyla yaparız’ yaklaşımının tam bir Erdoğan yaklaşımı olduğunu, burada her görüşten siyasi partiden değerli dostlarımızın olduğu bir ortamda ne kadar yıkıcı, ne kadar yıpratıcı, ne kadar gerçekten uzak ve ne kadar yanlış bir politika olduğunu ifade etmek isterim.”
]]>Turizm sektörünün temsilcileri “Turizm Haftası” dolayısıyla AA muhabirine açıklama yaptı.
Bağlıkaya, turizmin ülkeler ve insanlar arasında barış köprüleri oluşturulmasında önemli bir role sahip olduğuna vurgu yaparak, “Günümüz dünyasında yıllık bazda 1,5 milyara yakın uluslararası seyahat gerçekleşiyor. İstihdam yaratan ve katma değer oluşturan yapısıyla son derece stratejik bir sektör olan turizmde, dünya genelinde rekabet her geçen gün daha da artıyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin turizmdeki yükselişinin 2024’te de devam etmesini beklediklerini aktaran Bağlıkaya, kaynak pazar olarak Türkiye rezervasyonlarında önemli artışlar olduğunu, ziyaretçi sayısındaki dağılımın ağırlıklı olarak 3-4 şehirde yoğunlaştığını belirtti.
Firuz Bağlıkaya, şöyle devam etti:
“Bunu değiştirmemiz, ayrıca harcama düzeyi yüksek gelir grubundan ziyaretçileri ülkemize çekmemiz gerekiyor. Yine gelirlerimizin artırılması için kültür, sağlık, kongre, gastronomi gibi katma değeri yüksek turizm çeşitlerinin payının daha da yükselmesi önem arz ediyor. Bu düşünceden hareketle hayata geçirdiğimiz ‘Turizm Yüzyılı’ projesi ile ülke ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olan turizmin ülkemizin dört bir yanına ve yıl geneline yayılmasını sağlamayı hedefledik. Turizmi 12 aya ve yurt geneline yayarak hem yurt dışından ülkemize daha çok turist gelmesi hem de turizm gelirimizin artması için gerekli adımları atmaya devam edeceğiz.”
“Turizm, ülkemizde geleceği belirleyen sektörlerin başında geliyor”
TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, uluslararası turizm rekabetinin yoğun bir şekilde yaşanacağı öngörülen 2024 yılında turizm sektörünün önem ve görevinin daha da artacağını belirterek, “Biz TÜRSAB olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın da açıkladığı 60 milyar dolar gelir 60 milyon turist hedefine ulaşmak için üye seyahat acentelerimizle birlikte var gücümüzle çalışıyoruz. Görev ve sorumluluklarımızın bilincinde çalışmalarımızı hız vererek sürdüreceğiz.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin gelecekte 100 milyon ziyaretçi sayısına ulaşma hedefi göz önüne alındığında turizmin Türkiye’deki öneminin daha da artacağını kaydeden Bağlıkaya, şöyle konuştu:
“Türkiye genelinde 1,5 milyon düzeyinde bulunan turizm istihdamının ise bu hedeflerle en az ikiye katlanacağını öngörüyoruz. Dolayısıyla turizm, ülkemizde geleceği belirleyen sektörlerin başında gelmeye devam edecektir. Hep birlikte yeni başarılara imza atacağımıza olan inancımızla turizmin tüm paydaşlarının Turizm Haftasını en içten dileklerimizle kutluyor, başarılı bir sezon diliyoruz.”
“Turizm yatırımlarının toplam maliyeti yaklaşık 90 milyar dolar”
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin ise “Turizm Haftası”nı yine ümit dolu duygularla kutladıklarını anlattı.
Eresin, “Türk turizminin rekabet gücünü artıran ve bu gücü sürdürülebilir hale getiren öncü temelleri birlikte atmış olmaktan büyük mutluluk duyduğumuzun altını çizmek isterim. Türk turizmi toplam 2 milyon turist sayısından 50 milyona, 85 bin yatak kapasitesinden 1,5 milyon yatak kapasitesine ulaştı. Turizm yatırımlarının günümüzde toplam maliyeti yaklaşık 90 milyar dolara, istihdamdaki kişi sayısı ise yaklaşık 1,5 milyona çıktı.” diye konuştu.
Türkiye için 2024 yılı ziyaretçi sayısı ve turizm geliri hedeflerinin Kültür ve Turizm Bakanlığıyla aynı doğrultuda olduğuna dikkati çeken Eresin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu yıl 60 milyar dolar turizm geliri, 60 milyon turiste ulaşmak hedefimiz. Turizm sektörünün hedeflerine ulaşarak cari açığın kapatılmasına, ülke ekonomisi, istihdamı ve kalkınmasına güçlü desteğini vermeye devam edeceğine inanıyoruz. İstanbul’a Avrupalı ilgisi yeniden yavaş yavaş başlıyor. Japonya ve Çin pazarlarındaki yüksek oranlı artışlar da pandemi zamanı duran Uzakdoğu pazarlarında dönüş başladığını gösteriyor. Bu yılın ilk 2 ayında Türkiye’ye gelen ziyaretçi sayısındaki yüzde 12’lik artış da beklentilerimizi destekliyor. Uluslararası turizm fuarlarından gelen işaretler olumlu. Yılın ilk döneminde gerçekleştirilen fuarlar oldukça başarılı geçti. 2024 yılında otel doluluklarında artış olacağını umuyoruz.”
“Avantajları olan bir ülkeyiz”
Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Derneği (USTUD) Başkanı Adviye Bergemann da Türkiye’nin dinamikleri çok farklı bir ülke olduğunu aktararak, “Sektör 2024’te daha temkinli hedefler ve planlamalar yaptı.” dedi.
Bergemann, “Arzumuz daha iyi bir sene geçirmek ve yüksek doluluklarla seneyi tamamlamak. Lüks turizmde Avrupa geçtiğimiz yıllara göre çok daha iyi gidiyor. Talepler artan yönde bir ivme gösteriyor. Rakip destinasyon sayısının çokluğuna rağmen biz avantajları çok olan bir ülkeyiz, bunlara odaklanarak tüm turizmcilere harika bir sezon diler tüm meslektaşlarımın da turizm haftasını kutlarım.” dedi.
]]>Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirilen olağanüstü AB Liderler Zirvesinin ilk gün oturumlarının ardından Türkiye, Ukrayna ve Orta Doğu’ya ilişkin sonuç bildirisi yayımlandı. Bildirinin Türkiye ile ilişkiler hakkındaki bölümünde, ” Avrupa Konseyi, Yüksek Temsilci ve Komisyonun AB ile Türkiye arasındaki siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerinin durumu hakkındaki ortak raporunu dikkate alarak Türkiye-AB ilişkilerine dair stratejik bir tartışma gerçekleştirmiştir. Avrupa Birliği’nin, Doğu Akdeniz’de istikrarlı ve güvenli bir ortam ile Türkiye’yle iş birliğine dayalı ve karşılıklı yarar sağlayan bir ilişkinin geliştirilmesinde stratejik çıkarı vardır” ifadeleri kullanıldı.
Bildiride, AB Daimi Temsilciler Komitesi’ne (COREPER) AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile Avrupa Komisyonu’nun ortak raporunda yer alan tavsiyeler üzerinde çalışmaya devam etmesi görevi verildiği kaydedildi. Ayrıca, bu çalışmanın Avrupa Konseyi’nin daha önceki sonuç bildirilerine paralel bir şekilde ve gerektiğinde Avrupa Konseyi’nin ilave rehberliği çerçevesinde aşamalı, orantılı ve geri dönülebilir şekilde yürütülmesi gerektiğine dikkat çekildi. Bildiride, “Türkiye’nin yapıcı katılımı, ortak raporda belirlenen çeşitli iş birliği alanlarında ilerleme sağlanmasına yardımcı olacaktır” denildi.
Kıbrıs vurgusu
Bildiride, “Bu çerçevede Avrupa Birliği, AB-Türkiye iş birliğinin daha da geliştirilmesi amacıyla Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlatılmasına ve ilerlemesine özel önem vermektedir. Avrupa Konseyi, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde ve BM Güvenlik Konseyi kararları ile birliğin kuruluş ilkeleri ve mevzuatına uygun olarak kapsayıcı bir çözüme kavuşturulmasına bağlılığını bütünüyle devam ettirmektedir” ifadelerini kullanıldı. Bildiride Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’ta BM öncülüğündeki sürecin tüm safhalarını uygun araçlarla destekleme konusunda aktif bir rol üstlenmeye de hazır olduğu ifade edildi.
Orta Doğu
Bildirinin Orta Doğu’ya ilişkin bölümünde ise Avrupa Konseyi’nin İran’ın İsrail’e yönelik saldırısını güçlü ve net bir şekilde kınadığı, İsrail halkıyla tam dayanışmasını, İsrail’in güvenliğine ve bölgesel istikrara olan bağlılığını yinelediği ifade edildi. İran ve İran’a bağlı silahlı grupların tüm saldırıları durdurmaya ve bölgede gerilimi artıracak eylemlerden kaçınmaya çağrıldığı bildiride, “Avrupa Birliği, özellikle insansız hava araçları ve füzelerle alakalı olarak İran aleyhinde ilave kısıtlayıcı tedbirler alacaktır” denildi.
AB zirvesi sonuç bildirisinde ayrıca Gazze’de krizin derhal sona erdirilmesi için BM Güvenlik Konseyi 2728 sayılı kararının uygulanması için ortaklarıyla çalışma taahhüdün yinelendi. Bildiride, “Bu, ateşkesin derhal sağlanması, tüm rehinelerin şartsız serbest bırakılması ve Filistinlilerin tam, hızlı, güvenli ve engelsiz bir şekilde ihtiyaç duydukları insani yardıma erişmelerini de içermektedir. Avrupa Birliği, iki devletli çözüm prensibine dayalı kalıcı ve sürdürülebilir bir barışa sıkı sıkıya bağlıdır” ifadeleri kullanıldı.
Ukrayna
Bildirinin Ukrayna’ya ilişkin bölümünde ise Avrupa Konseyi’nin Ukrayna’ya acilen hava savunma sistemi sağlanması gerektiği ve Ukrayna’ya topçu mühimmatı ile füzeler de dahil olmak üzere tüm askeri yardımların hızlandırılması ve yoğunlaştırılması gerektiği vurgusu yapması dikkat çekti. Bildiride ayrıca, “Avrupa Konseyi, Rusya’nın dondurulan varlıklarından elde edilen gelirlerin Ukrayna’nın istifadesi için yönlendirilmesi tekliflerindeki ilerlemeyi memnuniyetle karşılar ve bunların hızlı bir şekilde kabul edilmesini talep eder” denildi. – BRÜKSEL
]]>Hırvatistan’ın Porec kentinde düzenlenen Gençler Avrupa Boks Şampiyonası’nda mücadele eden 2006 doğumlu milli sporcu Hüseyin Ege Tekdemir bronz madalya kazandı. Çocukluğundan bu yana boks maçlarını ilgiyle seyrettiğini anlatan Tekdemir, bu spora mahallede boks ile ilgilenen büyükleri sayesinde başladığını söyledi. Mücadele sporu olması nedeniyle boksu kendisine çok yakın bir spor olarak hissettiğini belirten Tekdemir, ilk uluslararası turnuvasında Avrupa 3.’lüğü elde etmesiyle de dikkat çekti.
“İnşallah Dünya Şampiyonası’nda şampiyonluk nasip olur”
Boks ile 4 senedir ilgilendiğini belirten Tekdemir, geçen sene Muğla’da düzenlenen Türkiye şampiyonasında 3. olduğunu bu sezon ise Mersin’de Türkiye şampiyonu olarak Avrupa Şampiyonası’na katılmaya hak kazandığını söyledi. Bu yıl kazandığı Türkiye Şampiyonluğu ile milli takıma seçildiğini ve Gençler Avrupa Şampiyonasında mücadele ettiğini kaydeden milli boksör Tekdemir, “Geçen sene Türkiye Şampiyonası’nda 3. olurken, bu sene ise şampiyon oldum. Sonrasında ise milli takıma seçilerek Avrupa Şampiyonası’na gittim. İlk uluslararası şampiyonamdı. 3.’lük nasip oldu orada. Eksiklerimizi gördük. İnşallah ekim ayında düzenlenecek olan Dünya Şampiyonası’na daha iyi hazırlanıp şampiyon olacağım” şeklinde konuştu.
Avrupa Şampiyonası’nda yarı finale gelene kadar Çekya, Romanya ve Ukraynalı sporcularla karşılaştığını belirten Tekdemir, “Yarı finalde maçı Ukraynalı rakibime kaybettim. Güzel bir tecrübe oldu. Hedefim inşallah ilk önce Avrupa ve Dünya şampiyonu olmak. Daha sonra Türkiye’yi olimpiyatlarda temsil etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
“Boksu kendime yakın olarak gördüm, tam mücadele sporu”
Boks ile tanışma hikayesini anlatan Tekdemir, “Adana’da bizim mahallede boks ile ilgilenen abiler vardı. Ben de onların peşinden giderek salona yazıldım. Boksu kendime yakın olarak gördüm. Tam mücadele sporu, bu nedenle sevdim. Çocukluktan beri televizyonda boks maçlarını izliyorum. Oradan heveslenmiştim boks maçlarıma. 3 senedir de Serdar hocamın yanındayım. Beni çok destekledi” diye konuştu.
Serdar Beycioğlu: “Hüseyin’i ekim ayında dünya şampiyonu olarak görmek istiyoruz”
Hüseyin Ege Tekdemir’in antrenörü Serdar Beycioğlu ise, “Hüseyin yaklaşık 3 yıldır yanımızda çalışıyor. Hırvatistan’da düzenlenen Gençler Avrupa Şampiyonasında 86 kilogramda Avrupa 3.lüğü elde etti. Bununla ilgili de gerekli çalışmaları burada fazlasıyla yaptık. İlk şampiyonası olduğu için biraz heyecan da oldu. Ona istinaden de 3’lük madalyası aldı” sözlerini kaydetti.
Hüseyin’in bu sene Türkiye Şampiyonası’nda çok ciddi başarılar elde ettiğine dikkat çeken Beycioğlu, “5 maçtan 4 tanesinde ilk rauntta nakavt ile bitirdi. 5. maçı da yalnızca 3 raunt oynadı. Büyük bir gelişim sağladı. Biz Avrupa şampiyonluğu bekliyorduk. Ama bundan sonra ekim ayında Dünya Şampiyonası var. İnşallah dünya şampiyonu olarak görmek istiyoruz” dedi.
Hüseyin’in ilerleyen yıllarda büyük başarılar kazanarak Adana’yı gururlandıracağını düşündüğünün altını çizen Beycioğlu, “Hüseyin Türkiye ile birlikte Adana’yı da temsil ediyor. Biz Hüseyin’i sadece Adana’da değil, değişik illerde de mücadele ederek tecrübesi artsın diye maçlara gönderiyoruz. Neticede de böyle bir başarı elde ettik” şeklinde konuştu. – ADANA
]]>“Belediyeler ‘yüzde 100 yenilenebilir enerji’ konusunda adım atmalı”
İSTANBUL – Türkiye’nin yüzde 55-60 oranında yenilenebilir enerjiye geçtiğini belirten Avrupa Yenilenebilir Enerjiler Birliği Türkiye Başkanı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, bunun kısa sürede yüzde 100’e çıkabileceğini söyledi. Yapılacak çalışmalarla 2030’a kadar ‘yüzde 100 yenilenebilir enerji’ kullanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Uyar, “Ama kömür santrali kurmayıp nükleeri durdurmalı. Çünkü nükleerin elektriği için Rusya’ya 14 buçuk sent verecekmişiz. Halbuki bu enerji, güneşten bir sente üretiliyor” dedi.
IRENEC 2024 14. Uluslararası %100 Yenilenebilir Enerji Konferansı, 17 Nisan’da İstanbul Beykent Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştiriliyor. 3 gün sürecek olan konferansta; ulusal ve uluslararası birçok katılımcı yer alırken alanında uzman kişiler ‘yenilenebilir enerji’ hakkında çeşitli bilgilendirmelerde bulunuyor. Etkinliğin moderatörlüğünü yapan Avrupa Yenilenebilir Enerjiler Birliği Türkiye Başkanı ve İstanbul Beykent Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar da konu hakkında çeşitli bilgilendirmelerde bulundu.
Her yıl 8,7 milyon kişi sadece hava kirliliğinden ölüyor
İlk olarak yüzde 100 yenilenen enerji hakkında konuşan Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, “Fosil yakıtlardan arınmış, sadece doğal olan güneş ışığı, rüzgarın kinetik enerjisi ve suyun potansiyel enerjisinden yararlanarak bütün enerji ihtiyaçlarının karşılanabilmesidir. 14 yıldır bunu yapıyoruz. Çünkü diğer kullanılan yakıtlar hem atmosferi kirletiyor hem de her yıl 8,7 milyon kişi sadece hava kirliliğinden ölüyor. Bu sorunları halletmek için bütün dünya ülkeleri; Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler 2015’ten beri bu sorunu gündeme aldılar. Dünyada bunun için çalışan alanında uzman hocalarımız ise burada konuşuyor. Fosil yakıtlar, temizmiş gibi her yerde. Üniversitemiz ise dünyada tek olan bu konferansa ev sahipliği yaparak sorunların çözümü için liderlik yapmış oluyor” şeklinde konuştu.
Konferansa asıl belediyelerin katılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, “Çünkü bu konuları bilmiyorlarsa enerji ve iklim alanlarında 30-40 yıl geride kalmışlar demektir. Şimdi burada Bağcılar Belediyesi’nden insanlar var. Yenilenebilir enerji için belediyelere büyük sorumluluk düşüyor” dedi.
1 trilyon euro ayırdılar
Dünyada yapılan çalışmalar hakkında konuşan Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar şunları söyledi:
“Avrupa, 2019’da Yeşil Mutabakat ile ‘bütün bu sorunları’ aşalım dedi. 27 ülkenin parlamentolarından gelen, Avrupa Parlamentosu’nun onayladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı diyor ki ‘2050 yılında Avrupa’yı iklim nötr ilk kıta yapacağız.’ Bunun için bir trilyon euro ayırdılar. Çalışmaları sürüyor. Avrupa’da yaklaşık 112 şehir seçtiler. 33’ü bu işi yapabileceğini kanıtladı, belge aldılar. Hedeflerine ulaşmak için 5 görev belirlediler. Bunlardan birincisi iklim değişikliğine adaptasyon. İklim değişiyor ama ‘insan ölsün’ diyemeyiz. Sel, yangın gibi durumlara önlem almak gerekir. İkincisi, şehirler bir an önce fosil yakıtsız hale getirilmelidir. Üçüncüsü kanser misyonu, dördüncüsü toprakların korunmasıdır. Beşincisi ise deniz ve suların korunmasıdır. Birleşmiş Milletler de ise yenilenebilir enerji kuruluşu yoktu, kuruldu. O da bütün ülkelere yenilenebilir enerji konusunda nasıl daha çok adım atabileceklerini anlatıyor.”
“Yenilenebilir enerjiyi kullanınca savaşmanıza gerek kalmıyor”
Türkiye’nin bütün enerjisini rüzgardan sağlamanın mümkün olduğunu da belirten Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, “Zaten herkes güneşlenmeye Türkiye’ye geliyor. Ama Almanya’nın bizden 5 misli fazla güneş paneli var. Yani Türkiye’nin bu konuda potansiyeli çok iyi. Sadece karar vericilerin tercihini önemli. Yenilenebilir enerjiyi sınırsız, en ucuza, kimseyi öldürmeden kullanabiliyorsunuz. İnsanlar; doğal gaz, petrol, kömürle ilgili savaşıyor. Güneş enerjisini kullanmak için kimseyi öldürmeniz gerekmiyor” diyerek sözlerini sonlandırdı.
]]>Şimşek, Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından düzenlenen Küresel Görünüm Forumu’nda Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin politika önceliklerini anlatan Şimşek, OVP’nin “güçlü ve güvenilir” bir çerçeveye sahip olduğunu söyledi.
Şimşek, “Program, fiyat istikrarını ve kamu maliyesi disiplinini yeniden sağlamayı aynı zamanda cari açığın azaltılması gibi diğer bazı makroekonomik zorlukları da ele almayı amaçlıyor. Nihai hedef sürdürülebilir yüksek büyüme oranı ve herkes için refah sağlamak.” dedi.
Kısa vade en önemli zorluğun yüksek enflasyon olduğunu belirten Şimşek, ” Maliye politikasıyla merkez bankasının enflasyonla mücadele çabalarını desteklemeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
Şimşek, programın temel amaçlarının fiyat istikrarının sağlanması, rekabetçilik ile verimliliğin artırılması ve yapısal reformlar olduğunu anlattı.
Türkiye’de geçen yıl meydana gelen depremlerin bütçede büyük bir açığa neden olduğunu anımsatan Şimşek, açığın azaltılmasına yönelik önemli tedbirler aldıklarını kaydetti.
“Enflasyonun düşürülmesi öncelikli hedefimiz”
Türkiye’nin ana ticaret ortaklarının büyüme beklentilerindeki iyileşmenin dış talebi destekleyeceğini belirten Şimşek, “Cari açık program hedeflerimizin ötesinde daralıyor.” diye konuştu.
Şimşek, aylık enflasyonun yavaşladığını ve yıllık enflasyonun ise bu yılın ikinci yarısından itibaren düşmeye başlayacağını kaydetti. Bakan Şimşek, “Enflasyonun düşürülmesi öncelikli hedefimiz. Bunun işaretlerini zaten aydan aya görüyoruz, ancak yıllık bazdaki eğilimi yılın ikinci yarısında göreceğiz. 2026 yılına kadar enflasyonun tek haneli rakamlara indiğini görmek istiyoruz ve o zamana kadar oldukça kapsamlı yapısal reformları uygulamaya koyacağız.” diye konuştu.
Yatırımcıların soruları artık daha çok programın detaylarına ilişkin
Şimşek, yatırımcılarla çok sayıda toplantı yaptıklarını belirterek, “Yatırımcıların Türkiye’ye bakış açısı geçen seneye göre değişti. Geçen yıl yatırımcıların ortodoks politikalardan geri adım atılması, programın uygulanmaması ihtimali konusunda şüpheleri vardı. Bu yıl bu konuda neredeyse hiç soru gelmedi. Yani programın sürekliliğine dair soru gelmiyor, artık sorular daha çok programın detaylarına ilişkin oluyor.” dedi.
Kamu maliyesi alanında Merkez Bankası’nı destekleme konusunda kararlı olduklarını vurgulayan Şimşek, “Programı güçlendireceğiz, ileriye dönük yapısal reformları hızlandıracağız.” dedi.
Şimşek, “Türk varlıklarına çok güçlü bir ilgi var. Halkı enflasyonun düşeceğine ikna etmemiz gerekiyor. ” diye konuştu. Bakan Şimşek, piyasanın enflasyon beklentilerinin ise gelecek 12 ayda yaklaşık yüzde 36 civarında olduğunu belirtti.
“Program sonuçlarını almak için istikrarlı bir dönem var”
Türkiye’de Haziran 2028’e kadar seçim olmadığına işaret eden Şimşek, bunun da program sonuçlarını almak için siyasi istikrar açısından bolca zaman vereceğini söyledi.
Şimşek, Türkiye ekonomisinin dayanıklı olduğunu belirterek, ülkede canlı bir özel sektör ve güçlü girişimcilik kültürü bulunduğunu vurguladı.
Türkiye’nin emsal ülkelerle karşılaştırıldığında uzun vadede avantajları olduğuna dikkati çeken Şimşek, küresel borçluluğun büyümenin önünde hız kesen bir faktör olduğunu ve Türkiye’nin borcunun gayrisafi yurt içi hasılasına oranının gelişmekte olan ülke ortalamasına kıyasla düşük seyrettiğini kaydetti.
Şimşek, ticaretteki parçalanmalara değinerek, jeostratejik rekabet ve jeopolitik gerginliklerin parçalanmalara neden olduğunu anlattı.
Türkiye’nin bundan faydalanabilecek en iyi adaylardan biri olduğunu vurgulayan Şimşek, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya ile yakın ilişkilerden bahsetti.
?”Türk ekonomisini karbondan arındırmaya kararlıyız”
Yeşil dönüşümün Türkiye’nin en büyük önceliklerinden biri olduğuna dikkati çeken Şimşek, geçen yıl itibarıyla kurulu güç kapasitesinin yüzde 55’inin rüzgar, güneş ve hidroelektrik enerjiye dayandığını, inşaatı devam eden nükleer santralin de devreye gireceğini kaydetti.
Şimşek, dolayısıyla fosil yakıtlara bağımlılığın giderek azaldığına işaret ederek, “Yeşil dönüşüm ile rekabet gücü ve üretkenliği artırmaya yardımcı olacak yatırımlar yoluyla Türk ekonomisini karbondan arındırmaya kararlıyız.” diye konuştu.
]]>CHP Grurubu, 15 Temmuz sonrasında dağıtılan silahlar ile bu süreçten sonra ülkedeki mafya düzeninin tespiti için verilen Meclis araştırma önergesinin öne alınarak görüşülmesi için TBMM Genel Kurulu’na öneri sundu. Önergenin gerekçesini açıklayan CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, dün Ankara’da Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasında görülen duruşmada Kaplan’ın 15 Temmuz’da TRT önündeki silahlı fotoğraflarına ilişkin yaptığı savunmayı anımsatarak şunları söyledi:
“NEREDE KAYIP SİLAH, MAFYAYLA İLİŞKİ KURAN SİYASETÇİ VAR ÜZERİNE GİTMEK TBMM’NİN BOYNUNUN BORCU”
“Son dönemde bu suç örgütü liderinin iktidar tarafından kollanan hangi sözde hukukçulara destek verdiği iddiaları ortada uçuştu; hangi siyasetçilerle, hangi Emniyet müdürleriyle ilişkisi olduğu iddiaları ortada uçuştu ama bugüne kadar bu iddialar konusunda siyaset kurumu nedense ciddi bir tutum almadı, ciddi bir tavır almadı. Türkiye, Küresel Organize Suçlar Endeksi’nde 193 ülke içerisinde 14’üncü sıraya gelmiş. 193 ülke içerisinde 14’üncü sıraya gelmişiz, bu tesadüfi bir şey mi? Türkiye, uluslararası suç örgütlerinin, baronların, mafya babalarının hesaplaştığı kavşak noktası olmuş, uyuşturucu ticaretinin kavşak noktası olmuş, üstüne üstlük yetmiyormuş gibi bunlara Türkiye’de 250-300 bin dolarlık gayrimenkul alımı karşılığı vatandaşlık vermeye başlamışsınız. Daha yeni çıktı, kırmızı bültenle aranan uyuşturucu baronuna Türkiye Cumhuriyeti devletinin pasaportu verilmiş. Türkiye Cumhuriyeti devleti pasaportunu mafya babalarının ayakları altında paspas yapan bir anlayış bu. Ali Yerlikaya İçişleri Bakanı olduktan sonra operasyonlar artmış ama bir önceki yıla bakıyoruz, 2022 yılında 488 operasyon var. Yani ‘Mafyadan 10 bin dolar rüşvet alan milletvekili var’ deyip bunu saklayan anlayıştan, bugüne kadar Türkiye’yi mafya düzenine teslim eden anlayıştan hesap sormadan, bu ilişkilerin nasıl mayalandığını ortaya koymadan sadece rakamlarla yapılan operasyonlarla bunu çözmek mümkün değil. Onun için, nerede kayıp silah var, nerede kirli ilişki var, nerede mafyayla ilişki kuran siyasetçi var, kararlı bir şekilde bunun üzerine gitmek TBMM’nin boynunun borcudur.”
CHP’nin grup önerisi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz alan Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu, şunları kaydetti:
“GAYRİMEŞRU FETÖ ÇOCUĞUNUN BABASI SİZSİNİZ”
“15 Temmuz sonrasında dağıtılan silahlar ve memlekette ulu orta cirit atmaya başlayan mafya gruplarının varlığı maalesef, devletin sokağa halen tam anlamıyla hakim olamadığını gösteriyor. Dava dosyasına yansıyan ifadeler ne yazık ki organize suç örgütü liderleri ve üyelerinin bazı kamu görevlileriyle girift ilişkiler içinde olduğunu gösteriyor. Ayhan Bora Kaplan’ın duruşma hakimine ‘Burada söyleyemem, yan odaya geçelim, orada özel söylerim’ pervasızlığı dahi bu ilişkilerin hangi boyutta yaşandığını ortaya koyuyor. siz ‘Ne istediniz de vermedik?’ dediniz, onlar ‘Biz her şeyi istiyoruz’ dediler ve 15 Temmuzda sizi istediler. 15 Temmuzda küpün içindekiler dışarıya sızdı ve sayenizde ‘FETÖ’ isimli gayrimeşru bir çocuk doğdu. O gayrimeşru FETÖ çocuğunun babası sizsiniz. Ders aldınız mı? Hayır, 15 Temmuz’dan sonra da devletin bürokrasisini, hazinesini cemaatlere, vakıflara, tarikatlara art arda peşkeş çekmeye devam ettiniz.”
DEM Parti Grubu adına söz alan Mersin Milletvekili Perihan Koca da şöyle konuştu:
“O SİLAHLARIN NEREDE GÖMÜLÜ OLDUKLARINI SİZ BİZDEN ÇOK DAHA İYİ BİLİYORSUNUZ”
“15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’nin egemen mimarisini temelden sarstı ve önceden ortak olduğunuz cemaatle yollarınızı ayırmak zorunda kaldınız. Devletin içerisinde oluşan krizi ise mafya, çete düzeniyle aşmak istediniz ve bu sayede mafya devletini ellerinizle ilmek ilmek var ettiniz. Sizin iktidarınız döneminde ülke ekonomisinin ayrılmaz parçası olan yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama uygulamaları tek tek hayata geçirildi. Ayhan Bora Kaplan Operasyonu ve ardından gelen bazı kara para operasyonlarıyla sözüm ona bu kirli ilişkileri açığa çıkardınız. Oysa bu kirli ilişkiler bu düzenin kiri değil, ta kendisi olarak bugün karşımızda duruyor. Öyle ki operasyonlar hakim yapıya zarar vermiyor. O yüzden, bu önergeyi biraz sonra reddedeceksiniz çünkü sizin kayıp silahları bulmak gibi bir derdiniz yok çünkü o kayıp silahlar tehdit olarak kullanılıyor. Zaten ‘kayıp’ değil ‘gömülü silah’ demek daha doğru olur çünkü o silahların nerede gömülü olduklarını siz bizden çok daha iyi biliyorsunuz.”
CHP Grubunun önerisi AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel Strazburg’da, “Bu seçimlerde birinci partiyiz ama yurt dışına çıktığımızda Türkiye’nin partisiyiz. Türkiye’nin hakları, menfaatleri ve dostları için birlikte çalışmak durumundayız. Önümüzdeki süreçte Sayın Erdoğan’la yüz yüze bir görüşmemiz de olacak. Orada da konuşacağız. Bizim bazı devlet geleneklerine hızla geri dönmemiz lazım” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AKPM Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller (SOC) Grubu Başkanı Frank Schwabe’nin daveti üzerine geldiği Strazburg’da, AKPM oturumunda SOC Grubu’na hitap ettikten sonra bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric ile görüşen Özel, AKPM Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller grup yönetimiyle de bir araya geldi.
Özgür Özel ayrıca, AKPM Türkiye Delegasyonu ile bir toplantı yaptı. Görüşmede Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ile milletvekilleri Aysu Bankoğlu ve Yunus Emre eşlik etti. AKPM Türkiye Delegasyonu heyetinde AKPM Türk Delegasyonu Başkanı ve AKP Milletvekili Tuğrul Türkeş ile İYİ Parti, Saadet Partisi ve AKP milletvekillerinin bulunduğu temsilciler yer aldı.
Görüşmenin basına açık kısmında Tuğrul Türkeş, yerel seçimlerle ilgili yaptığı değerlendirmede yerel yönetim seçimlerinde kazanan kaybeden dengesinin değişmesine rağmen belediyelerin devir tesliminin medeni şekilde yapılmasının önemli olduğunu belirtti.
“BAZI DEVLET GELENEKLERİNE HIZLA GERİ DÖNMEMİZ LAZIM”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel de şunları söyledi:
“Ben Sayın Cumhurbaşkanı ile bayramda telefonlaştığımızda da söyledim. Biz Türkiye’nin ana muhalefet partisiyiz. Bu seçimlerde birinci partiyiz ama yurt dışına çıktığımızda Türkiye’nin partisiyiz. Türkiye’nin hakları, menfaatleri için birlikte çalışmak durumundayız. Bunun için önümüzdeki süreçte Sayın Erdoğan’la yüz yüze bir görüşmemiz de olacak. Orada da konuşacağız. Bizim bazı devlet geleneklerine hızla geri dönmemiz lazım. Bundan 20 yıl öncesine kadar liderler talep ettiklerinde, ki önemli ziyaretlerinden önce mutlaka talep ederlerdi, Dışişleri Bakanlığı tarafından brifing verilirdi ve döndüklerinde de ziyaretlerini rapor ederlerdi Dışişleri Bakanlığı’na. Bizim bunu Türkiye Cumhuriyeti’ne hızla geri getirmemiz lazım.
Biz şu anda Türkiye’de nüfusun yüzde 65’ine, ekonominin yüzde 80’ine hizmet veren bir yerel seçim başarısı elde ettik ama dünyada örneğin Almanya’da Olaf Scholz bizim siyasi akrabamız… İspanya’da şimdi Filistin için çok önemli adım atmak üzere olan Sanchez hepimizin çok yakın dostu ve iyi ilişki içinde olduğumuz birisi.
Bunun yanında, Filistin için yazdığım mektubu, 140 ülkedeki liderlere yolladım. Bunların 18’i cumhurbaşkanı, başbakan, birkaçı da bakan olarak yürütmede bulunuyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu gücünden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mahrum kalmaması lazım. İslamofobi ile mücadeleden tutun, Filistin meselesine veya diğer konulara kadar Türkiye’nin, elbette Türkiye’de bazı konularda farklı düşünce tartışacağız. Dış politikada da ayrıştığımız noktaları olacak. Ama birleştiğimiz noktalarda, ülkenin menfaatilerinde biraz önce sizin ifade ettiğiniz gibi bir milli takım ruhuyla oynamak lazım. Milli takımda efendim iki tane santraforumuz veya iki tane kanat oyuncumuz var, sağdakileri oynatalım, soldakileri oynatmayalım diye bir şey olmaz. Bunların bir arada sahada olmaları gerekir. Ben bu konuda bugüne kadar şu şu hatalar yapıldı yerine, bugünden sonra hangi doğrular yapıldıysa onlara odaklanmanın doğru olacağını değerlendiriyorum.”
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), kur korumalı mevduatların (KKM) da etkisiyle 2023 yılı için 818 milyar 182 milyon 863 bin 710 lira zarar açıkladı. ANKA Haber Ajansı’na konuşan Başkentli bir yurttaş, ” ‘Kur Korumalı Mevduat’ diyerek vatandaşa zulüm ediyorlar. Yoksuldan alıp zengine verdiler” dedi. Bir emekli ise ” Merkez Bankası’nın içini boşalttılar. Boşaltınca bu hale geldi. Zaten çok kötü bir yönetim var. Türkiye, Türkiye olalı böyle bir yönetim görmemiştir” değerlendirmesini yaptı.
Merkez Bankası, kur korumalı mevduat uygulamasının (KKM) da etkisiyle 2023 yılı için 818 milyar 182 milyon 863 bin 710 lira zarar açıkladı. Başkentli yurttaşlar, Merkez Bankası’nın zararını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Başkentli bir yurttaş, “Türkiye aynı olayı 1980’li yıllarda yine yaşamıştı. Bunun acısını yaşadığımız halde yeniden aynı şekilde ‘Kur Korumalı Mevduat’ diyerek vatandaşa zulüm ediyorlar. Yoksuldan alıp zengine verdiler” dedi.
“MERKEZ BANKASI’NIN İÇİNİ BOŞALTTILAR”
“Merkez Bankası sürekli başkan değiştiriyor, yönetim çok kötü. Bankanın başına işi bilenler gelmiyor” diyen emekli kadın şöyle konuştu:
“Bunların çok büyük etkisi var. Ekonomi çöktü, üretim yok. Dışarıya bağımlı bir ülkeyiz. Bütün bunlar olurken tabii ki burada Merkez Bankası etkileniyor. Halk çok etkileniyor. 10 bin lira maaşla yaşayamaz hale geldik, dibe vurduk. Gerçekten emekli perişan durumda, faizler çok yüksek. İnsanların alım gücü yok, evine et alamıyor, süt alamıyor, ev alamıyor, taşınamıyor, evlenemiyor. İnsanlar çok çaresiz. Merkez Bankası’nın içini boşalttılar tabii ki. Boşaltınca bu hale geldi. Zaten çok kötü bir yönetim var. Türkiye, Türkiye olalı böyle bir yönetim görmemiştir.”
“HEP AF İSTİYORLAR, AFFEDİLİYORLAR”
Merkez Bankası’nın sürekli başkan değiştirdiğine dikkat çeken emekli kadın, “Böyle önemli bir kurumun sürekli başkan değiştirmesi zaten bu ekonominin bu durumda olmasından dolayı. Öyle önemli bir kurumda bir başkan sürekli değişmez” diye konuştu. Emekli kadın, önceki Merkez Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın görevden affını istediğini hatırlatarak, “Zaten hep af istiyorlar, affediliyorlar” dedi.
Emekli kadın açıklamasının devamında şunları kaydetti:
“Emekliyim, kiramı ödeyemiyorum. Oğlum var bekar evlenemiyor. Emekli maaşı 10 bin lira, kiralar 15 bin lira. İnsanlar ne yiyecek ne içecek? Elektriğini, suyunu, doğal gaz faturasını nasıl ödeyecek, gıdasını nasıl olacak? Bir kilo et 600-700 lira olmuş. Ne yapacak bu Türk halkı? Türkiye, Türkiye olalı böyle bir enflasyon, böyle bir pahalılık, böyle bir yönetim görmedi.”
“MERKEZ BANKASI İYİ YÖNETİLEMİYOR”
Kasanın ekside olduğunu belirten emekli yurttaş, “İyi bir şey değil. Merkez Bankası iyi yönetilemiyor. İşin ehli insanların gelmesi lazım. Sağ-sol partiye bakmaksızın orayı kim iyi yönetirse o kişinin yapması lazım” ifadelerini kullandı.
10 bin lira emekli maaşı aldığını söyleyen emekli kadın, “Bütün sıkıntıyı vatandaş çekiyor, olan vatandaşa oluyor. Geçinemiyorum, kızımla oturuyorum” diye tepki gösterdi.
“DOĞRU EKONOMİ POLİTİKALARIYLA İYİ YÖNETİLEBİLİRDİ”
Emekli olduğunu ve çalıştığını belirten bir başka yurttaş da Kur Korumalı Mevduat’ın bakan Nureddin Nebati döneminde hayata geçtiğini anımsatarak “Adam kendini göstermek için aralardan çıkıp bir yerlerde kendini göstermeye çalıştı. Böyle siyaset olmaz” dedi.
Üniversite mezunu iş arayan genç ise şöyle konuştu:
“Merkez Bankası’nın bu kadar açık vermesi çok üzücü. Avrupa’daki veya Amerika’daki yaşıtlarımızın alabildikleri bizim yaşımızdayken şeyleri göz önümüzde bulundurduğumuz da tabii ki insan üzülüyor. Ammavelakin Avrupa’da yaşamıyoruz, coğrafyamız ne yazık ki buna çok elverişli bir coğrafya değil. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Daha doğru ekonomi politikalarıyla iyi yönetilebilirdi. Fakat elimizdeki bu bir genç olarak üzgünüm.”
]]>Beşiktaş Başkanı Hasan Arat:
“Futbol takımımız bu sene talihsiz bir dönem geçiriyor”
“Yapay zeka ile data okunabilirliği konusunda Arsenal ile de görüşeceğiz”
“İyi bir takımımız var aslında ama moraller bozuk, adaptasyon sorunu var”
“Türkiye’de federasyonlar içinde en iyi yönetilen federasyon, voleybol federasyonu”
İSTANBUL – Beşiktaş Kulübü Başkanı Hasan Arat, Türkiye Kupası süresince yeni teknik direktöre dair herhangi bir isim konuşmayacaklarını dile getirdi.
Uluslararası Yapay Zeka Zirvesi, Bahçeşehir Üniversitesi Futu Kampüsü’nün ev sahipliğinde 16-17 Nisan tarihleri arasında düzenleniyor. Etkinliğin Al in SPORTS oturumu, Beşiktaş Kulübü Başkanı Hasan Arat ve İkinci Başkan Hüseyin Yücel’in katılımıyla gerçekleştirildi. Organizasyonla ilgili düşüncelerini aktaran Başkan Arat, “Bu kampüsü çok merak ediyordum. Kapıdan girdiğim anda gördüğüm enerji beni çok etkiledi. Türkiye’de uzun yıllardır görmediğim genç nüfusun, girişimcilerin, geleceğin müjdesi olduğunu düşünüyorum. Bu kampüsün değerini bilin. Dünyada böyle güzel yerler çok yok. Burada çok güzel şeyler üretilir” ifadelerini kullandı.
“Yapay zeka ile data okunabilirliği konusunda Arsenal ile de görüşeceğiz”
Yapay zekanın Türk futboluna nasıl bir katkı sağlayacağına yönelik Hasan arat, “Kullanıcıların spordan gelmesi gerekmez. Tarafsız olması gerekir. Bugün bir futbolcunun ismini girdiğiniz zaman muhtemel sakatlıkları, koşu dakikaları, pasları gibi analizler ortaya çıkıyor. Muazzam bir gelişme var. En önemli konu datanın okunabilirliği. Teknik direktörler arasında bunları analiz edemeyenlerin çok şansı yok. Klasik yöntemlerin dışına çıkıldı. Bunu dünyada en iyi uygulayan kulüpler Manchester City, Liverpool, Barcelona, Arsenal’dir. Arsenal, yazılım şirketini satın almış ve 20-23 yaşındaki gençler bu yazılımı yönetiyorlar. Biz de Beşiktaş’ta bunu yapmak için çalışmalara başlayacağız, Arsenal ile de görüşeceğiz” diye konuştu
“Futbol takımımız bu sene talihsiz bir dönem geçiriyor”
Beşiktaş Futbol A Takımı’nın bu sezon neyden kaynaklı olarak kötü bir sezon geçirdiğiyle alakalı sorulan soruya ise Başkan Hasan Arat, “Biz çok sürdürülebilir bir yönetim hazırlığıyla göreve geldik. Bunları değiştirmek de kolay değil. Ama her şey dönüp dolaşıp futbol takımının aldığı sonuca dönüyor. Yani o top kaleye girmiyorsa, yaptıklarınızın pek değeri kalmıyor. Futbol takımımız bu sene talihsiz bir dönem geçiriyor. Bu dönemi atlatmak için de hazırlıklarımıza başladık. Teknik direktör ve oyuncu planlamasını yapmaya çalışıyoruz. Zor bir durum olduğunu biliyoruz. Biz de bu zor durumu aşmak için göreve talip olduk. Zaten her şey yolunda gitseydi böyle bir seçim olmazdı. Spordan gelen tecrübeniz yoksa bu işlere hiç girmemek lazım. Zor günlerde ayakta kalabilmek önemlidir. Omuz omuza tüm arkadaşlarımızla bu mücadeleye devam ediyoruz. Sporda umutsuzluk olmaz. Sporda vazgeçme yoktur. O nedenle camiamız için doğrusu ne ise onu yapacağız. Burada bizi izleyen ezeli rakibimiz ve ebedi dostlarımızın taraftarlarına da başarılar diliyorum” cevabını verdi.
“Türkiye Kupası hedefi süresince teknik adam ismi konuşmayacağız”
Siyah-beyazlı kulübün başkanı, geçtiğimiz günlerde yolların ayrıldığı Teknik Direktör Fernando Santos’un ardından takımın başına geçecek teknik adam konusunda yerli ve yabancı alternatifler belirlediklerini aktararak, “Takıma uyum sağlayıp sağlayamayacağı konusunda çalışmalar yapıyoruz. Bütçe dışında hareket etmek istemiyoruz. Kırılgan bir dönemdeyiz. Alacağımız karar çok kritik olacak. Bu sebeple hassas davranacağız. Türkiye Kupası hedefi süresince isim konuşmayacağız” şeklinde konuştu.
“İyi bir takımımız var aslında ama moraller bozuk, adaptasyon sorunu var”
Takım olarak bir performans sıkıntısının olduğundan bahseden Hasan Arat, “Tarihte olmadığı kadar yüksek sayıda antrenör değişikliği. Bu sıkıntıları gizlemenin kimseye bir faydası yok. Ama başarılar, sıkıntıları büyük ölçüde çözümleyebilir. Önümüzde iki aşamalı bir kupa, bu kadar yakınken morali yüksek tutmalıyız. İyi bir takımımız var aslında ama moraller bozuk, adaptasyon sorunu var. Ama kupayı kazanınca ben durumun düzeleceğini düşünüyorum. Sporda ümitsizlik olmaz” dedi.
“Türkiye’de federasyonlar içinde en iyi yönetilen, voleybol federasyonu”
Mevcut Türkiye Futbol Federasyonu yönetiminin nasıl olduğunu yapay zekaya sorup sormadığıyla ilgili Arat, “Yapay zekaya sordum şu anda. Anlamakta zorlanıyor. TFF hatırlarsanız, ‘Hakem atamalarını yapay zeka yapacak’ demişti ama buna da müdahale ettiler. Biz yapay zekayı kullanırken müdahale etmemeliyiz. Yazılımcılar altyapıyı hazırlayabilirler, yöneticiler bu yapıyı yönlendirmeye kalkarsa güvenilirlik kaybolur. Güvenin kaybolduğu yerde seçimler çözümdür. Bunu her alanda düşünebilirsiniz. Burada eğer bir sıkıntı varsa seçimlere fazla uzatmadan gitmek yerindedir. Bu işlere sporun içinden gelen insanların gelmesi lazım. ‘Ben iş adamıyım, gelip TFF’ye başkan olayım’ gibi bir durum yok. Bütün sıkıntıları bilmeniz lazım. Demokratik şekilde olmalı, çok aday olmalı. Kurullar atamayla gelmemeli. VAR’da yabancı hakem olması olumlu, bu da rekabetten geliyor. Yönetimler örnek olmak zorunda. Türkiye’de federasyonlar içinde en iyi yönetilen federasyon, voleybol federasyonu. Voleybolun içinden gelen bir federasyon. Dünyada takım sporlarında madalya şansı olarak gösterilen tek takım. Voleybol lisesini kurmuşlar, devamlı oyuncu çıkıyor. Bu da iyi yönetim ilkesinden kaynaklanıyor. Bir de futbolda harcanan paralara bakın. Buna kulüpler de dahil. Burada yönetimlerin revizyon yapması lazım, gençlerin devreye girmesi lazım. Başkan adayı için, ‘Şu kadar imza lazım’ diyorlar. Bu imza tekelini bile vermemek lazım. Çıksın gençler aday olsun. Türkiye’deki en başarılı model olan voleybol federasyonunu herkesin takip etmesi lazım” diye sözlerini sonlandırdı.
]]>Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında toplandı. Cumhurbaşkanlığı’ndaki toplantının ardından Erdoğan açıklama yaptı, özetle şunları kaydetti:
ANTALYA’DAKİ TELEFERİK KAZASI
Bayramın üçüncü günü teleferik kazasıyla hepimizin yürekleri dağlanmıştır. 174 insanımız kabinlerde saatlerce mahsur kaldı. AFAD ve Silahlı Kuvvetler’imizin başta olmak üzere devletimizin birimlerinin yoğun gayretiyle 174 vatandaşımızın tamamını burunları kanamadan kurtardık. Gece gündüz demeden büyük bir titizlikle 2 bin 200’den fazla personelimize teşekkür ediyorum. Yaşanan ihmalle ilgili kusuru, sorumluluğu olanlarla ilgili yargımız süratle harekete geçmiştir. Ana muhalefet yöneticilerinin daha olayın ilk anından itibaren hadiseyi sulandırma ve asıl sorumluları koruma çabaları gözden kaçmamıştır.
“TÜRKİYE BİR SEÇİMİ DAHA DÜNYAYA ÖRNEK OLACAK OLGUNLUKLA GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR”
Seçimler sonrasında muhalefet partilerinin bir kısmının sergilediği sorumlu ve ağırbaşlı tavrı takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Yarınki toplantımızda seçim toplantılarımızı değerlendireceğiz. Bir süredir istisnasız her seçim öncesinde tedavüle konulan son seçim propagandasının tamamen safsatadan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Türkiye bir seçimi daha dünyaya örnek olacak olgunlukla gerçekleştirmiştir. 31 Mart seçimlerinin ilk kazananı sandıktır. Sandığın namusu ve itibarıdır. Rüştünü, gücünü ve yetkinliğini tartışmasız bir şekilde tekrar ispat eden Türk demokrasisi bu seçim sürecinin en büyük galibidir. Ülkemiz, milletimiz ve gelecek kuşaklar adına kıymetli bir kazanım olarak görüyorum. Muhalefetin de gerekli dersi çıkaracağını, bir daha böyle temelsiz, basit ve zarar veren argümanların arkasına sığınmayacağını ümit ediyorum.
“DÜNYANIN EN BÜYÜK 11. EKONOMİSİYİZ”
Covid-19 salgınıyla başlayan ve gelişmelerle derinleşen küresel ekonomik kriz, enflasyon boyutuyla halen devam ediyor. Gelişmiş ekonomiler dahil hemen herkes ciddi sıkıntılar yaşıyor. Türkiye olarak yakın çevremizdeki gerilim ve çatışmaların etkisiyle bu olumsuzlukların yansımasını maalesef biz de hissediyoruz. Bir taraftan bölgesel krizleri yönetirken diğer taraftan ekonomideki yol haritamıza sıkı sıkıya bağlı kalıyoruz. Orta vadeli programın müsbet sonuçlarını görmeye başladık. 2023 yılını yüzde 4,5’luk büyüme oranı ile kapattık. Milli gelirde 1,1 trilyon doları, kişi başına düşen gelirde ise 13 bin doları aşmış olduk. Satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük 11. ekonomisiyiz.
“YILLIK ENFLASYONUN DÜŞÜŞE GEÇMESİNİ BEKLİYORUZ”
Özellikle istihdam piyasamız güçlü bir ivme gösteriyor. Şubat ayı rakamlarına göre istihdam yıllık bazda 1 milyon 156 bin artışla, 32.4 milyona ulaştı. İşsizlik oranı yüzde 8,7 olarak gerçekleşti. Tüm dünya gibi bizim de temel sorunumuz hayat pahalılığı ile katmerleşen enflasyon baskısı. Emeklilerimiz başta olmak üzere enflasyonun ücretli kesimlerde yol açtığı sıkıntıları biliyoruz. Kendimiz bedel ödesek dahi ülkemize, milletimize, gelecek nesillere bedel ödetecek her türlü popülist adımdan uzak durduk, duracağız.Yıllık enflasyonun düşüşe geçmesini bekliyoruz. Cari açıkta daralma başladı. Ocak ayında 15 milyar dolar azalarak 37,5 milyar dolara geriledi. Altın ve enerji hariç tutulduğunda cari fazla gerçekleşti. Gabar petrolü, Karadeniz doğal gazı keşiflerimizle bu sektörde ilk defa özgüven kazandık.
“TÜRKİYE, İSRAİL’E ASKERİ AMAÇLA KULLANABİLECEK HİÇBİR MALZEME SATIŞINA İZİN VERMEMİŞTİR”
7 Ekim’den sonra İsrail’e yönelik ihracat kısıtlamasına öncülük eden ülke Türkiye’dir. Bu hakikate rağmen hükümetimiz haksız, insafsız, buram buram fırsatçılık kokan ithamlara maruz kalmıştır. Jet yakıtı konusunda Türkiye’ye iftira atanları asla ve asla unutmayacağız. Türkiye, İsrail’e askeri amaçla kullanabilecek hiçbir malzeme satışına izin vermemiştir. Bunun arkasında hangi hesapların ve odakların bulunduğu ortaya çıkacaktır. 13 sene önce çatışmalar ilk başladığında Suriyeli komşularımıza nasıl kucak açtıysak, Ukrayna’daki savaştan kaçanlara nasıl sırtımızı dönmediysek, DEAŞ terör estirdiğinde nasıl imkanlarımızı seferber ettiysek, Gazze krizinde de kardeşlik vazifemizi hakkıyla yerine getirmeye devam edeceğiz.
“ŞAM’DAKİ İRAN BÜYÜKELÇİLİĞİNİ HEDEF ALMASI BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA OLDU”
İsrail’in Şam’daki İran Büyükelçiliğini hedef alması bardağı taşıran son damla oldu. İsrail’in saldırgan tutumuna ses çıkartmayanlar İran’ın cevabı karşısında hemen kınama yarışına girdiler. Burada öncelikle kınanması gereken Netanyahu’nun ta kendisidir. 34 binden fazla masumu katleden, haber yapma dışında gayesi olmayan basın mensupları öldüren; okul, kilise, cami, mülteci kamplarını, yardım malzemesi almak için sıra bekleyen insanları bombalayan, tüm dünyanın gözü önünde soykırım uygulayan, her türlü şımarıklığı sergileyen Netanyahu’dan başkası değildir. Siyasi ömrünü uzatmak adına hem kendi vatandaşları hem de bölge halkının canını tehlikeye atmaktadır. 13 Nisan gecesi yüreklerimizi ağzımıza getiren gerilimin birinci müsebbibi Netanyahu ve gözünü kan bürümüş rejimidir.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı’nın ardından millete sesleniş konuşmasını gerçekleştirdi. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan bir Ramazan-ı Şerif’in, bayramın geride bırakıldığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, rahmet, bereket ve yardımlaşma ayı olan ramazanın manevi iklimini en güzel şekilde teneffüs etmek için gayret gösterdiklerini belirtti. Ramazan Bayramı’nı da ruhuna uygun şekilde, kırgınlıkların giderildiği, birlik ve beraberliğin perçinlendiği bir kardeşlik şölenine dönüştürüldüklerini söyleyen Erdoğan, İdari izinle 9 güne çıkan bayram tatili boyunca tüm Türkiye genelinde ciddi insan ve araç trafiğinin yaşandığını ifade ederek, “Kara, hava ve demir yollarımızı kullanan kişi sayısı 120 milyonu geçti. Gerek yollarımızın kalitesi gerekse emniyet birimlerimizin aldığı tedbirler sayesinde bu yoğun süreci geçmiş yıllara göre az bir kayıpla atlattık. Muhalefetten gelen eleştirilere rağmen hizmete aldığımız köprülerin ve otoyollarımızın trafiği ne kadar rahatlattığını bir kez daha görmüş olduk” diye konuştu.
Sadece Osmangazi Köprüsü’nden 5-14 Nisan arasında geçen araç sayısının 941 bini aştığını ifade eden Erdoğan, “İstanbul Havalimanında 2 milyon 213 bin yolcuya hizmet verildi. Antalya Havalimanımız 14 Nisan Pazar günü 11 bin 260 yolcuyla 2024’ün en yüksek rakamına ulaştı. Yüksek hızlı trenlerle 1 milyon insanımız seyahat etti. Benzer rakamlar diğer ulaştırma projelerimiz için de geçerlidir. Kamu-özel işbirliğiyle devletin kasasından tek kuruş çıkmadan hayata geçirdiğimiz projelerimizin milletimizin hayatını kolaylaştırma yanında ülkemiz ekonomisine de katkı sağlamasından memnuniyet duyuyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Çalışma, Turizm ve İçişleri Bakanlıkları vasıtasıyla tedbir ve denetimleri yoğunlaştıracaklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bayramın üçüncü günü Antalya’da meydana gelen teleferik kazasıyla herkesin yüreklerinin dağlandığını söyledi. Erdoğan, 1 vatandaşın yaşamını yitirdiği, 17’sinin yaralandığı elim kazada 174 insanın kabinlerde saatlerce mahsur kaldığını, AFAD ve Silahlı Kuvvetler başta olmak üzere devletin birimlerinin yoğun gayretleri neticesinde 23 saat süren bir tahliye operasyonuyla 174 vatandaşın burunları kanamadan kurtarıldığını kaydetti. Kurtarma çalışmalarını gece gündüz demeden büyük bir titizlikle sürdüren 2 bin 200’den fazla personelin her birine teşekkür eden Erdoğan, kurtarılan vatandaşlara “geçmiş olsun” dileklerini iletti, yaralılara acil şifalar diledi.
“Maalesef aynı vicdansızlığın bayramdan hemen önce Beşiktaş’ta yaşanan yangın faciasıyla ilgili de sergilendiğini gördük”
Yaşanan olayla ilgili ihmali, kusuru ve sorumluluğu olanlara dair yargının süratle harekete geçtiğini, bilirkişi oluşturularak bir ön rapor hazırladığını vurgulayan Erdoğan, soruşturma kapsamında bu hattı işleten firma ile bakımdan sorumlu firma yetkililerinin aralarında yer aldığı 5 kişinin tutuklandığını, 8 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildiğini belirtti. Ana muhalefet partisi yöneticileri ve medya organlarının daha olayın ilk anından itibaren hadiseyi sulandırma, devletin kurumlarını töhmet altında bırakarak asıl sorumluları koruma çabalarının olduğunu kaydeden Erdoğan, “Maalesef aynı vicdansızlığın bayramdan hemen önce Beşiktaş’ta yaşanan yangın faciasıyla ilgili de sergilendiğini gördük. İhmaller ve skandallar zincirinin bir sonucu olarak, rızkının peşindeki 29 emekçi kardeşimiz İstanbul’un göbeğinde hayatını kaybetti. Ancak ne sendikalardan ne basın yayın kuruluşlarından ne de muhalefet cephesinden kayda değer hiçbir tepki gelmedi. Güya hak, hukuk ve adalet adına Van’a koşanlar, Beşiktaş’ta göz göre göre can veren işçiler için tek bir adım dahi atmadılar. Bunun adı sadece vicdansızlık değil, aynı zamanda iki yüzlülüktür” dedi.
Hiç kimsenin siyasi kimliğini öne sürerek, sorumluları adaletten kaçıramayacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hem Antalya’daki hem de Beşiktaş’taki cinayetlerin faillerinin yargıya hesap vermesi için üzerimize düşeni yapacağımızın bilinmesini özellikle istiyorum. Birilerinin ihmali veya sorumluluğu dolayısıyla benzer acıların tekrar yaşanmaması için Çalışma, Turizm ve İçişleri bakanlıklarımız vasıtasıyla tedbirlerimizi ve denetimlerimizi daha da yoğunlaştıracağız” dedi.
“31 Mart seçimlerinin ilk kazananı sandıktır, sandığın namusu ve itibarıdır”
Yüksek Seçim Kurulunun 2 Ocak tarihli açıklamasıyla başlayan 31 Mart Mahalli İdareler seçim maratonunun suhuletle tamamlandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimlerin huzur içinde, en ufak bir şaibeye mahal vermeden neticelenmesinin demokrasinin kazanç hanesine yazıldığını bildirdi. Erdoğan,” Bu başarı tablosunun oluşmasında hizmeti geçen her kademedeki kamu görevlilerini ve siyasi partilerimizi tekrar tebrik ediyorum” dedi.
Milletin takdiriyle göreve gelen belediye başkanları, meclis üyeleri ve muhtarlara muvaffakiyetler dileyen Erdoğan, “Seçimler sonrasında muhalefet partilerinin bir kısmının sergilediği sorumlu ve ağır başlı tavrı takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Yarınki grup toplantımızda seçim sonuçlarını tüm yönleriyle, kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz. Burada bir hususa değinmekte fayda görüyorum. Bir süredir istisnasız her seçim öncesinde tedavüle konulan ‘son seçim’ propagandasının 31 Mart’la beraber tamamen safsatadan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Türkiye, tüm menfi kampanyalara rağmen, bir seçimi daha alnının akıyla, dünyaya örnek olacak bir olgunlukla gerçekleştirmiştir. 31 Mart seçimleri son 22 yıldaki 18’inci demokrasi bayramı olarak siyasi tarihimize geçmiştir. 31 Mart seçimlerinin ilk kazananı sandıktır, sandığın namusu ve itibarıdır” ifadelerini kullandı.
Rüştünü, gücünü ve yetkinliğini tartışmasız bir şekilde tekrar ispat eden Türk demokrasisinin, bu seçim sürecinin en büyük galibi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunu ülkemiz, milletimiz ve gelecek kuşaklar adına kıymetli bir kazanım olarak görüyorum. Muhalefetin de artık bu konuda gerekli dersi çıkaracağını, bir daha böyle temelsiz, basit ve demokrasimize faydadan çok zarar veren argümanların arkasına sığınmayacağını ümit ediyorum” açıklamasını yaptı.
Hükümet ve siyaset kurumu olarak son 21 yıldır olduğu gibi gelecekte de demokrasinin standartlarını yükseltmeye devam edeceklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu iradenin yakın zamandaki en net tezahürünün bugün 7’nci yıl dönümü idrak edilen 16 Nisan 2017’deki Anayasa Değişikliği halk oylaması olduğunu hatırlattı.
Türkiye’nin, bu halk oylamasıyla yaklaşık 200 yıllık bir tartışmaya nihai noktayı koyduğunu, yönetim modeli tercihini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden yana kullandığını belirten Erdoğan, “16 Nisan halk oylaması, modern dönem siyasi tarihimizin en büyük milli irade devrimlerinden biri olarak demokrasi mücadelemizde yerini almıştır. 14-28 Mayıs seçimleriyle de parlamenter sisteme geri dönüş tartışmaları bir daha açılmamak üzere yine milletimiz tarafından kapatılmıştır. Siyaset kurumunun, eskiye dönüş tartışmalarıyla vakit kaybetmek yerine mevcut sistemin daha da iyileştirilmesine mesai harcamasının Türkiye için çok daha faydalı olacağına inanıyorum” dedi.
Böyle bir adım atılması halinde uygulamadaki 6 yıllık tecrübeler ışığında kendilerinin de bu sürece gerekli katkıyı sunmaktan memnuniyet duyacağını belirten Erdoğan, Türkiye’nin son 10 ayına damga vuran seçim gündeminin geride kaldığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ekonomi, güvenlik, deprem, hak ve özgürlükler ile terörle mücadele başta olmak üzere acil sorunlarımıza odaklanmış bulunuyoruz. Kovid-19 salgınıyla başlayan, sonrasındaki gelişmelerle derinleşen küresel ekonomik kriz, özellikle enflasyon boyutuyla halen devam ediyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, üretim, istihdam, yatırım ve enflasyonu kontrol altına alma konusunda gelişmiş ekonomiler dahil hemen herkesin ciddi sıkıntılar yaşadığını kaydetti.
“Ekonomideki yol haritamıza sıkı sıkıya bağlı kalıyoruz”
Yakın çevredeki gerilimlerin ve çatışmaların da etkisiyle olumsuzlukların yansımalarının Türkiye’de de hissedildiğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir taraftan her gün bir yenisi patlak veren bölgesel krizleri yönetirken diğer taraftan da ekonomideki yol haritasına sıkı sıkıya bağlı kaldıklarını dile getirdi. Geçen sene uygulamaya koydukları Orta Vadeli Programın (OVP) müspet sonuçlarını görmeye başladıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2023 yılını yüzde 4,5’lik büyüme oranıyla kapattık. Tarihimizde ilk kez milli gelirde 1,1 trilyon doları, kişi başına düşen gelirde ise 13 bin doları aşmış olduk. Satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük 11’inci ekonomisiyiz. 2024’ün ilk çeyreğine ait veriler net ihracatın büyümemize önemli katkı sağladığını ortaya koyuyor. 2024 yılının ocak-mart arasında ihracat, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3,6 oranında artışla 63,7 milyar dolara yükseldi” dedi.
Mart ayı ihracatının ise 22 milyar 578 milyon doları bulduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu rakamla en yüksek 3’üncü mart ayı ihracat değerine ulaşıldığını söyledi. İthalatta ağustos ayından bu yana aylık azalış trendinin devam ettiğini kaydeden Erdoğan, “İhracatın ithalatı karşılama oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 1,3 puan artışla yüzde 75’i yakaladı. İhracatın da pozitif etkisiyle büyüme oranımızın yıl sonunda yüzde 4’e yaklaşacağına inanıyoruz” açıklamasını yaptı.
Özellikle istihdam piyasasının güçlü bir ivme gösterdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün açıklanan şubat ayı rakamlarına göre istihdam mevsim etkilerinden arındırıldığında yıllık bazda 1 milyon 156 bin artışla 32,4 milyona ulaştığını İşsizlik oranını ise yüzde 8,7 olarak gerçekleştiğini açıkladı.
“Enflasyonun ücretli kesimde yol açtığı sıkıntıları yakinen biliyoruz”
Tüm dünya gibi Türkiye’nin de temel sorununun hayat pahalılığıyla katmerleşen enflasyon baskısı olduğunu belirten Erdoğan şunları söyledi:
“Emeklilerimiz başta olmak üzere enflasyonun ücretli kesimde yol açtığı sıkıntıları yakinen biliyoruz. Bu konuda tavrımız palyatif tedbirlerle günü kurtarmak yerine enflasyonu düşürerek kalıcı refah artışını sağlamaktır. Kendimiz bedel ödesek dahi ülkemize, milletimize ve gelecek nesillere bedel ödetecek her türlü popülist adımdan uzak durduk, duracağız. Abuk sabuk vaatlerin adeta havada uçuştuğu 31 Mart seçim sürecinde maruz kaldığımız onca baskıya rağmen seçim ekonomisi uygulamayarak milletimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirdik.”
“Bu kararlı duruşumuzun Türkiye ve Türk ekonomisi için ne kadar kıymetli olduğunu inşallah zamanla hep birlikte daha da iyi göreceğiz” diyen Erdoğan, yıllık enflasyonun senenin ikinci yarısından itibaren piyasa beklentileriyle de uyumlu bir şekilde düşüşe geçmesini beklediklerinin altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, uygulanan politikaların etkisiyle cari açıkta daralmanın başladığını söyleyerek, “Ocak ayında yıllık cari açık geçen seneye kıyasla 15 milyar dolar azalarak 37,5 milyar dolara geriledi. Altın ve enerji hariç tutulduğunda 34,6 milyar dolarlık cari fazla gerçekleşti. Olağanüstü bir durum olmaması halinde sene sonunda cari açığın milli gelire oranla yüzde 2,5 seviyesinde gerçekleşmesini öngörüyoruz. Kendi enerji kaynaklarımızı devreye aldıkça inşallah bu oranlar daha da iyileşecek. Gabar petrolü ve Karadeniz doğal gazı keşiflerimizle uzun yıllar sonra bu sektörde ilk defa özgüven kazandık. Bayramın ikinci günü Gabar’daki petrol üretiminde günlük 40 bin varilin üzerine çıkmayı başardık. 2024 sonu hedefimiz günlük 100 bin varile ulaşmak. Bunun için de gece gündüz demeden çalışıyoruz. Van ve Hakkari’deki yeni kuyularımızda yapacağımız keşiflerle üretim rakamlarını çok daha yukarılara taşıyacağız. Yeni dönemde Orta Vadeli Programımızı güçlendirecek adımlar atacağız. Ekonomi ekibimiz bununla ilgili hazırlıklarını yaptı. İnşallah çok yakında bunları kamuoyuyla paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
“Böyle olmadığını bildikleri halde jet yakıtı konusunda iftira atanları asla ve asla unutmayacağız”
İsrail’e yönelik ihracat kısıtlamasına öncülük eden ülkenin Türkiye olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hakikate rağmen hükümetin haksız ve buram buram fırsatçılık kokan ithamlara maruz kaldığını söyledi. “Özellikle böyle olmadığını bildikleri halde jet yakıtı konusunda iftira atanları asla ve asla unutmayacağız” diyen Erdoğan,”Türkiye katliamların çok öncesinde İsrail’e askeri amaçla kullanılabilecek hiç bir malzemenin satışına izin vermemiştir” dedi.
İran-İsrail gerilimi ile ilgili değerlendirmede bulunan Erdoğan, “İsrail hükümeti ateşi bölgeye yaymak için provakatif adımlar atmaktadır. İsrail’in uluslararası hukuku ve Viyana Sözleşmesi’ni çiğneyerek Şam’daki İran büyükelçiliğini hedef alması bardağı taşıran son damla oldu. Bir kaç ülke dışında tepki veren çıkmadı. İran’ın cevabı karşısında hemen kınama yarışına girdiler. Öncelikle kınanması gereken Netanyahu’nun ta kendisidir. 13 Nisan gecesi yüreklerimizi ağzımıza getiren gerilimin müsebbibi Netanyahu ve gözünü kan bürümüş yönetimidir. Türkiye olarak özellikle son 2 gündür Gazze’deki katliamların geri plana itilmemesi için temaslarımızı daha da artırdık. Tüm aktörleri artık saldırılara son vermeye ve sorumluluk içinde hareket etmeye davet ediyoruz. Gazze’de zulüm ve soykırım durmadıkça bölgemizin yeni gerilimlere gebe olduğu açıktır” şeklinde konuştu.
Savunma sanayii ürünlerini ihraç ettiğimiz ülke sayısı 185’e çıktı
Savunma sanayii ürünlerini ihraç ettiğimiz ülke sayısının 185’e çıktığını söyleyen Erdoğan, “İHA ve SİHA’lar kara araçları, deniz platformları başta olmak üzere ihraç edilen ürün çeşidi ise 230’u buldu. 2012’den bugüne kadar toplam 50 ülkeyle 770 adet insansız hava aracı için sözleşme imzaladık. Sadece 2023 yılı İHA ihracatımızın toplam tutarı 1,8 milyar dolara ulaştı. Bir dönem tabanca dahi verilmeyen ülkemiz 110’dan fazla ülkeye yüksek kaliteli hafif silahlar ve tabanca ihraç ediyor. Geçtiğimiz Şubat ayında beşinci nesil savaş uçağımız KAAN ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. KIZILELMA ve ANKA-3 ile artık bu alanda farklı bir lige yükseliyoruz. Bundan on sene, on beş sene, yirmi sene önce tohumlarını serptiğimiz projelerin hamdolsun bugün meyvelerini toplamaya başladık. Türkiye’nin gurur kaynağı olan savunma şirketlerini ahlaksızca hedef alınmasının gerisinde işte bu eşsiz başarı hikayesi vardır. Zihni sömürge haline getirilmiş beşinci kol elemanları yerli ve milli firmalarımıza ülkemizin yüz akı teknoloji projelerine saldırarak iplerini ellerinde tutanlara karşı diyet borçlarını ödemeye çalışıyor. Maalesef ülkemizde muhalefet aktörleri de bunlara destek veriyor, sahip çıkıyor, müfterilerin gönüllü avukatlığını üstleniyor. Savunma şirketlerimize yönelik bu hayasız akınlar karşısında elbette biz teslim olmayacak, asla geri adım atmayacağız. Terör örgütlerine nefes aldırmayan, güvenlik güçlerimizin eli, kolu, gözü olan, Türkiye’nin itibarını ve nüfuz alanını artıran, Türk ekonomisine katma değer üreten, hasılı her alanda iftihar vesilemiz olan şirketlerimizin yanında olmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar durmadan, dinlenmeden mücadele edeceğiz” açıklamasını yaptı. – ANKARA
]]>TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, seçim sonuçlarının her siyasi partiye açık mesajlar verdiğini, her siyasi partinin bu mesajları doğru okuması gerektiğini belirterek, “Elbette biz de vatandaşımızın mesajını doğru okuyup vatandaşımızın arzu edeceği, güçlü, yeni bir siyasi aklı, yeni bir hikayeyi ortaya koyacağız.” diye konuştu.
Türkiye’de hükümet sisteminin 16 Nisan 2017 referandumunda değiştiğini hatırlatan Şahin, “Eğer Türkiye bu sistemle yoluna devam edecekse bu sistemin revizyona uğraması şarttır. Ben, buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bizim eleştirilerimiz, itirazlarımız var zaman zaman ancak Sayın Cumhurbaşkanının bu ülkeye önemli hizmetleri olmuştur, bir önemli hizmeti daha olsun. Sistemin en önemli sancısı olan şu partili cumhurbaşkanlığı uygulamasına son verilmesi, tarafsız bir cumhurbaşkanlığı makamının olması ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin güçlenmesi için Sayın Cumhurbaşkanımızdan tarihi bir adım beklediğimizin altını çizmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta da 31 Mart seçimlerinde milletin verdiği mesajı doğru okumak gerektiğini belirterek, “14-28 Mayıs seçimlerinde milletimiz Sayın Cumhurbaşkanına ve AK Parti’ye bir imkan tanımıştı. Aradan geçen 11 aylık süre içerisinde fahiş zamlar, önü alınamayan enflasyon milletimizi canından bezdirmiştir. İktidar, milletimizin haklı taleplerine kulağını tıkamıştır ve bunun sonucunda da bu seçimlerde büyük bir hezimet yaşamıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail ile İran arasındaki gerilimin tedirginlikle takip edildiğini belirten Usta, “Dış politikadaki birinci esas, hepimizin bildiği gibi ülkemizin milli menfaatleridir. Bu kapsamda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, İsrail ile İran arasındaki gerilimi devlet aklının gerektirdiği tecrübeyle okuyup milli menfaat çerçevesi içerisinde yorumlayarak pozisyon alması tartışmasız bir gerçek olarak kabul edilmelidir.” diye konuştu.
“Demek ki oylar çalınmıyormuş”
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay ise Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç’ın bugün itibarıyla MHP Grup Başkanvekilliği görevine başladığını belirterek, kendisini tebrik etti ve başarılar diledi.
Türkiye’nin 31 Mart mahalli idareler seçimlerini demokrasiye yakışır bir olgunlukla tamamladığını vurgulayan Akçay, milletin sandık vasıtasıyla mesajını verdiğini söyledi.
MHP’nin bu seçimde 227 belediye başkanlığı kazandığını ve seçimlere katıldıkları 51 ilde, il genel meclislerinde yüzde 16’yı aşkın bir oy potansiyeline sahip olduğunu kaydeden Akçay, şöyle devam etti:
“31 Mart seçimleri bütün herkese, bilhassa demokrasiye ve kendi ülkemize inancı zayıf olan kesimlere de çok önemli mesajlar vermiştir. Kaybettiği seçimlerden sonra kendisi hariç herkesi suçlayan, seçimlerin meşruiyetini tartışmaya açmaya çalışan, demokrasiyi ve milli iradeyi hazmedemeyen bazı kesimler bu defa seçim sonuçlarına itiraz etmemiştir. Demek ki neymiş? Türkiye güvenilir seçimler yapıyormuş. Türkiye, bu konuda dünyanın önde gelen ülkeleri arasındadır. Demek ki oylar çalınmıyormuş, trafolara kedi girmiyormuş, Anadolu Ajansı manipülasyon yapmıyormuş.”
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in iktisat fakültesi mezunu olduğundan şüphe ettiğini belirterek, “Bir demeç vermiş, demiş ki; ‘Belediyeler kendi yağıyla kavrulsun’. Bizim kazandığımız belediyeler, 5 sene kayyımlarla yönetildi ve kazandığımız belediyelerin bir kısmı da AKP belediyeleriydi. Dolayısıyla biz o belediyelerden içeriye girdiğimizde; hatırlarsınız 2019’da halıyı alıp götürmüşlerdi; şimdi girdiğimizde orada yağ filan yok, kavrulacak yağ kalmamış durumda. Soyup soğana çevirmiş, dünya kadar da borç bırakıp gitmiş durumdalar. Biz kendi yağımızla kavruluruz ama siz kendi belediyelerinizin ve kayyımların tahribatını, yani borçlarını bir an önce üstlenmek zorundasınız.” diye konuştu.
“Memleketin sıkabileceği bir kemer kalmamıştır, bunu bilin”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, 31 Mart’ta yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde CHP’nin yüzde 37,7 oyla kendisinden sonra gelen partiye 2 puan fark atıp birinci parti olduğunu belirterek, CHP’nin 14 büyükşehir, 21 il, 337 ilçe, 48 belde olmak üzere toplam 420 belediye kazandığını anlattı.
Günaydın, CHP’nin hiç kimseyi ayırt etmeden ülkesi için çalışmaya devam edeceğini söyledi.
Türkiye’nin resmi gıda enflasyonuna işaret eden Günaydın, “Biz bunları size gösterdik, ‘dış güçler’ dediniz. Saraylarda yatlarda yaşamaya o kadar alıştınız ki hayattan koptunuz.” yorumunu yaptı.
Günaydın, 2026’nın ilk çeyreğinde enflasyonun düşmeye başlayacağına yönelik açıklamaları hatırlatarak, “Bu zaman dilimi içerisinde kemer sıkacakmış memleket. Kemeri sıkacağınız göbekleriniz önünüzde duruyor. Memleketin sıkabileceği bir kemer kalmamıştır, bunu bilin. Artık emeklinin, işçinin, işsizin sırtına binmekten vazgeçin.” ifadelerini kullandı.
Bugün Genel Kurul’da görüşülecek ve 14 maddeden oluşan turist rehberleri ve seyahat acentelerine ilişkin kanun teklifinin bir günde görüşülebileceğini ama görüşmelerin 3 güne bölündüğünü söyleyen Günaydın, “Gündeminiz yok. Çünkü halkın sorunlarıyla ilgilenmiyorsunuz.” dedi.
Günaydın, “10 bin lira olan asgari emekli maaşını asgari ücretle eşleyelim 17 bin lira yapalım; asgari ücreti enflasyona göre her üç ayda bir güncelleyelim, var mısınız?” diye sordu.
“Türkiye’de insanlarımız, seçmenimiz hakiki temyiz kudretine sahiptirler”
AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, MHP’de Grup Başkanvekili olarak göreve başlayan Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç’ı tebrik ederek, “Bir kadın arkadaşımızın daha grup başkanvekili görevini almış olması Meclisimiz için bir şanstır.” dedi.
31 Mart’ta yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimlerinin önemine işaret eden Zengin, yerel seçimlerin karakterinin oldukça farklı olmasının en önemli sebebinin 500 bin 155 kişinin seçilmesi olduğunu söyledi.
Bütün siyasi partilerin seçim sonuçlarını okuyacağını, kendilerinin de öyle yaptığını söyleyen Zengin, 1999 seçimlerinde yerel seçimler ve genel seçimlerin birlikte yapıldığını, sandıklardan çıkan her bir sonucun farklı olduğunu dile getirdi.
Temyiz kudretine sahip olmanın önemine işaret eden Zengin, “Siyasi manada Türkiye’de insanlarımız, seçmenimiz, hakiki temyiz kudretine sahiptirler. Her yaşam tarzından, her eğitim seviyesinden insan son derece özenle neye, niçin oy kullandığını bilerek sandığa gitmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
Meclisi kapattırmaktan mutluluk duyan milletvekilleri olduğunu söyleyen Zengin, “Eğer bir çağrıları varsa bugün çalışalım, 14 madde bir şey değil, bugün bitirelim. Ertesi gün de elimizde başka bir kanunumuz var enerjiyle alakalı, o kanunu çalışalım. Sonuna kadar çalışmaya biz varız.” ifadelerini kullandı.
AK Parti’nin tam 22 yıldır Türkiye ve dünya tarihinin en başarılı partisi olduğunu ifade eden Zengin, bundan sonra da bu başarılarını devam ettireceklerini söyledi.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de 31 Mart’taki yerel seçimlerin ardından ilk grup toplantısında milletvekillerine ve partililere seslendi. Grup salonunda hem CHP’lilerin hem de gazetecilerin ilgisi oldukça yoğundu. Özel, kürsüye çıkarken “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları atıldı.
“Bugün tarihi bir toplantıyı gerçekleştiriyoruz” diye sözlerine başlayan Özel, tüm örgüt üyelerine seçim sürecindeki başarılarından ötürü teşekkür etti. Özel, ayrıca belediye başkanı seçilen milletvekilleri Burcu Köksal, Abdurrahman Tutdere, Hasan Baltacı ve Ahmet Önal’ı da selamladı. Özel, “İllerinde tek milletvekilleriydiler, o ilin sesini Türkiye’ye duyurdu ve bu zor coğrafyalarda her biri her iki kişiden birini oyunu alarak bu gruptan ayrıldılar ama o illerin belediye başkanı oldular” dedi. Özel, ayrıca Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan ama seçilemeyen Veli Ağbaba’ya da “İsmet Paşa’nın yüreğine su serpti memleketinde, milliyetçileri, muhafazakarları ayırmadı” diyerek teşekkür etti.
Özel, ayrıca partisinin önceki dönemde görev yapan ve yeniden seçilen belediye başkanlarına da teşekkür ederek, “Bize oy veren hiç kimseyi pişman etmeyeceğimize buradan söz veriyoruz” ifadesini kullandı.
“BİZE DÜŞEN FİLİSTİN DAVASINA SAHİP ÇIKMAK”
AKPM’de yarın konuşma yapacağını ifade eden Özel, konuşmasında İsrail’in mezalimini dile getireceğini söyledi. İlk işinin en kısa zamanda Filistin’e gitmek oradaki halkın sesini dünyaya duyurmak olduğunu belirten Özel, “33 bin çocuk, kadın, genç ölüyor kimse kılını kıpırdatmıyorsa orada bize düşen 3. Genel Başkanımız Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’la kurduğu ilişki, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının davası olan Filsitin davasına sahip çıkmaktır” dedi.
“KUSURU OLAN KİM VARSA GÖZÜNÜN YAŞINA BAKILMASIN”
Antalya’da meydana gelen teleferik kazasına da konuşmasında yer veren Özel, hayatını kaybeden yurttaşa rahmet dileyerek, “Memleketlerine döndüğünde oradaki belediyemiz talimatlandırldı, çocuklar evladımızdır, aile ailemizdir. Tüm yaralılara acil şifalar diliyorum. Kusuru olan kim varsa gözünün yaşına bakılmasın, adli soruşturmayı takip ediyor, denetim mekanizmalarımızı işletiyoruz. Ancak bugün Antalya’da büyük bir kanunsuzluk, vicdansızlıkla karşı karşıyayız” diye konuştu.
“SOMA’DA 301 MADENCİ ÖLDÜ BİR KAMU GÖREVLİSİ YARGILANMADI”
Özel, soruşturma kapsamında tutklanan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün durumunu, “Bugün hiçbir kusuru, günahı olmadığı halde göz altına alındığı yetmezmiş gibi tutukluluk gibi tedbire başvurulması… Allah’tan korksunlar. Soma’da 301 maden görevlisi öldü bir kamu görevlisi yargılanmadı. 22 yıllık iktidarlarında 1 kişiye yargılanma izni verilmemişken yaşanan olayı suçsuz başkanımı Mesut Kocagöz’e yıkanlara yazıklar olsun buna izin vermeyeceğim” diye değerlendirdi.
Hatay seçimleri için YSK’ya “tam kanununsuzluk” başvurusu yaptıklaranı hatırlatan Özel, şunları kaydetti:
“HATAY HALKININ İRADESİNE SAHİP ÇIKMAYA BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
“31 Mart’ta millet bizi 1. parti yaptı, bu hükümete de oylarıyla bir mesaj yolladı. Geçmiş dönemlerde yaptıkları hataları misliyle tekrar etmeye çalışanların sandıktan ders almadığı anlaşılıyor. Eğer geçen 31 Mart seçimi AK Parti’nin o başvurusuyla yenilendiyse bizim bu dosyamıza göre Hatay seçiminin en az 8 kez yenilenmesi gerekir. 108 seçmen çeşitli sebeplerle haklarında kısıtlılık kararı var oy kullanamazken oy kullandıklarını ispatladık. 3 bin 389 seçmen ölmüş oldukları halde yerlerine oy kullanıldı. CHP Hatay’da geçersiz oyların aradaki farkın 15 katı olmasına rağmen yapmış olduğu başvurular ilçede, ilde ve YSK’da reddedilmiştir. imdi aynı başvuruyu bir kez daha yapıyoruz. Tam kanunsuzluk burada ölü, kısıtlı seçmenin oyunda, emniyet görevlilerinin sandık başkanı olmasında yoksa bu kanunun neresinde yazmaktadır. Bu tam kanunsuzluk haline susacak olanlar kendi vicdanlarına, 31 Mart’ta attıkları imzalara, bu itirazları reddedenler şimdi tam kanunsuzluğun daniskansına bakalım ne cevap vereceklerdir. Halkın iradesi sakatlanmıştır. Hatay halkının iradesine sahip çıkmaya bu işin peşini bırakmamaya devam edeceğimizin altını bir kez daha kalın çizgilerle çiziyorum. Hatay bizim kişisel, milli meselemizdir.”
Özel’in bu sözlerinin ardından grup salonunda “Hak, hukuk,adalet” sloganları atıldı. Merkez Bankası’nın zararına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, şöyle devam etti:
“Merkez Bankası 2023’te 818 milyar lira zarar etti. Bu banka bu yıla kadar Kur Korumalı Mevduata (KKM) Merkez Bankası ne kadar ödüyor diye… Gizledikleri yapılan ödemelerin yarattığı zarardır. Bakın Merkez Bankası bundan önceki 10 yılda 2013’ten 2023’e kadar tam 320 milyar lira kar etmiştir. Bir yıllık zarar 10 yıllık karın iki buçuk katıdır. Yani bu hesapla Merkez Bankası 25 yıldaki kardan Merkez Bankası zarar eder mi? 25 yıllık karını bir senede bir avuç zengine verdiler. Bakın Merkez Bankası’nın yaptığı ödemeye Hazine’nin yaptığı ödeme de eklendiğinde toplam rakam 1 trilyon 332 milyardır. Bu para en düşük emekli maaşını 17 bin lira yapalım dediğimde ‘yapamayız para yok’ dedikleri paranın tam iki katıdır. Türkiye’deki 16 milyon emekliye bir asgari ücret maaş vermenin iki yıllık maliyetini bir avuç zengine verenlere yazıklar olsun. Deprem konutlarının toplam maliyeti 1.1 milyar lira. Cumhurbaşkanlığı’nın kendi internet sitesindeki rapor. Koskoca asrın felaketi dedikleri depremin tüm yıkımın parası kadar parayı ‘ben ekonomistim, en iyisini ben bilirim diyen’ bütün dünya pandemisden çıkışta yükselen enflasyonu doğru enstrümanlar kullanarak hemen düşürmüşken yüzde 120 enflasyonlara götürüp ülkeyi perişan eden kişi 4 liralık doları 20 lirayı geçmesin diye KKM’ye çeviren kişi bu hasarın sorumlusur. Recep Tayyip Erdoğan manevi kayıplarımız yüreğimizde hep beraber paylaşıyoruz ama depremin yarattığı toplam asrın felaketininin maliyeti kadar maliyeti inadı, iş bilmezliği ve liyakatsız kişilere verdiği emirler sonucu hepimize ödetmiştir. Yoksulun, garibanın, esnafın hakkını ondan soracağız söke söke alacağız.
“OY VERENLERİ PİŞMAN ETMEYECEĞİZ”
31 Mart seçimlerinde çok önemli bir başarıyı yüzde 38 ile birinci parti olmayı, Türkiyenin en çok büyükşehiri olan en çok il belediyesi olan… Türkiye’de toplam 35 ilde birinci parti olan en çok ilçe belediyesi olan parti olmayı hep birlikte başardık. Şimdi nüfusun yüzde 65’in ekonominin yüzde 80’nine hizmet etme yükümlülüğümüz var. Dün MYK toplantımızı yaptık. Grubumuzla perşembe günü Parti Meclisi’mizle cuma günü İl başkanlarımızla ve Türkiye’den seçilen tüm belediye başkanlarımız ve il başkanlarımızla cumartesi ve pazar günü bir araya gelerek bu tarihi sorumluluğun yükünü nasıl taşıyacağımızı bize oy veren hiç kimseyi nasıl pişman etmeyeceğimizi cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk genel seçimlerinde nasıl iktidar yapacağımızı konuşmaya başlıyoruz.
“BABA EVİNİN TAPUSU NE BENDE NE BENDEN ÖNCEKİ GENEL BAŞKANLARDA…”
Her birimiz genel başkandan en yeni üyeye kadar her birimiz şu sormluluğu omuzlarımızda hissetmeliyiz. CHP bir çağrıda bulundu. Siyasi partilerle ittifak yapamadık. Ancak ittifakı milletin vicdanında sandıkta yapmaya çalıştık. Ay yıldızlı al bayrağımızdan adını ülkemizden alan Türkiye ittifakıyla kimseyi ayırmadan kimseyi ötekileştirmeden bir büyük mutakabatı bir büyük ittifakı sağladık. CHP bir kez daha hatırlatmak isterim ki hiçbirimizin tapulu malı değildir. Bu parti baba ocağıdır. Bu parti kimse baba ocağı sözünü ataerkil bir söylem olarak düşünmesin. Bu parti herkesin içine doğduğu herkesin içinde büyüdüğü günü gelenin ayrılıp ama başım sıkışırsa baba evi orada dediği, çayı demlidir çorbası kaynar bacası tüten bir yerdir. Baba evinin tapusu ne bendedir ne benden önceki genel başkanlarımızdadır. Baba evinin tapusu bir kişide kayıtlıdır o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Baba evine biz çağırdık liberal demokratlar geldi. Baba evine biz çağırdık solun tüm renklerinden destek geldi. Sosyal demokratlar, zaten oradaydık. Ama baba evine milliyeetçi demokratlar geldi. Yakasında olmasa gönlünde, gözünde güneş olan iyi insanlar geldi. Baba evine MHP’nin kayıtsız, şartsız desteğinden bu kadar zulme, açlığa bıkmış ülkücüler MHP’ye geçmişte gönül verenler geldi. Baba evine yalandan ve haramdan tiksinmiş muhafazakar demokratlar geldi. Baba evine onları ötekileştirmeyen şeytanlaştırmayan en zor günde hükümetin arkasına hizalanmayıp doğru bildiğini söyleyen bizlere güveniyle Kürt demokratlar geldi. Hiçbirini bir diğerinden ayırmadan hiçbirini pişman etmeyeceğiz. Türkiye ittifakı milli takım gol attığında sevinen ayağa kalkan herkesi kapsar… Hakkı yenen, hor görülen kim varsa onların öyle arkasında değiliz yanında değiliz. Onların önlerinde yürüyeceğiz haklarını alana kadar. Söz verdik emeklilerin sesi olmaya devam edeceğiz. Esnafın sesi olmaya devam edeceğiz. Çiftçinin partisi olacağız. Atanmayan öğretmen de staj mağduru da çıraklık mağduru da EYT mağduru 9 bin gün mağduru BAĞ-KUR’lu da emeklilikte kademe bekleyen kardeşlerimde, asgari ücret zamlanınca elindeekine bakan üç ayda bir asgari ücret güncellemesini hak eden emekçi kardeşlerim de bilsinler ki Türkiye’de milletin gerçek sorunu olmayan, onların yarattığı hiçbir suni gündemin peşine takılmayacak onların iktidarını onlarla birlikte kurana kadar hep birlikte gece gündüz çalışacağız söz veriyoruz.
“HERKESİ KUCAKLAYACAĞIZ”
Eğer bize oy verenlerden birisi derse ki ‘Keşke elim kırılsaydı oy vermeseydim’ derse bilin ki vebali hepimizin boynunadır. Biz belediyeleri birileri gibi çocuklarımızı, evlatlarımızı işe sokmak için değil, geldiği günleri unutup saraylarda oturup millete dayattığı adayları millet açlıktan kıvranırken ıstakoz yiyenler gibi ihaleleri yandaşlara dağıtmak için değil, biz belediyeleri partizanlık yapmak için değil, tüm bunları bir kenara itip temiz dürüst yöneterek Türkiye’yi de nasıl yöneteceğimizi göstermek ve cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk genel seçimlerinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iktidar yapmak üzere aldık. Buna zarar verecek kim varsa ne ben ne kadrolarımız ne partimiz gözünün yaşına bakmayacağız. Bu millete eşit ve adil hizmet sunacak, inançlara saygılı olacak tüm farklılıkları renkleri zenginlik kabul edecek ve herkesi kucaklayacağız.”
BİTTİ
]]>Maratonda birinciye 15, ikinciye 10 üçüncüye ise 8 bin avro para ödülü verilecek.
Organizasyon öncesi Maltepe Kenan Onuk Atletizm Pisti’nde düzenlenen tanıtım toplantısına İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Can Akın Çağlar, İBB Spor İstanbul Genel Müdürü İ. Renay Onur, Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Fatih Çintimar ve Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle katıldı.
Renay Onur, yarı maraton koşanların sayısının maratona oranla daha fazla arttığını dile getirdi.
Maratona katılım için yaş sınırının daha önce 18 olduğunu vurgulayan Renay Onur, “Bu yıl bir ilke imza attık. 16 yaş ve üstü çocuklar, gençler de maratonu koşabilecek.” şeklinde konuştu.
Organizasyonda 72 ülkeden sporcuların yer alacağını belirten Onur, “Geçen yıl 12 bin olan katılımcı sayısı bu sene 16 bine çıktı. Hem yurt içinden hem yurt dışından ciddi bir katılım olduğunu görüyoruz. Rekor katılımla koşuyor olacağız.” ifadelerine yer verdi.
Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun (Tour of Türkiye-TUR 2024) final etabının da 28 Nisan’da İstanbul’da yapılacağını hatırlatan Onur, sporseverler için keyifli bir gün olacağını söyledi.
Fatih Çintimar: “Dileğim bu sene de parkurda bir dünya rekoru görmek”
Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Fatih Çintimar, İstanbul Yarı Maratonu’nun dünyanın en hızlı yarışlarından birisi olduğuna değinerek, “Türkiye’nin ve dünyanın en güzel mekanlarından birinde, boğazda koşulan bu yarı maraton hepimiz için, dünya için, atletizm için, elit sporcular için son derece önemli.” dedi.
Olimpiyat kotası için erkeklerde puana ihtiyacı olan elit düzeydeki sporcuların maratonu tercih edeceğine dikkati çeken Çintimar, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu yılı Gençlik ve Spor Bakanlığımız hareketlilik yılı ilan etti. Hareketlilik yılı içerisinde de maratondan daha hareketli bir şey olacağını düşünmüyorum. Hareketliliğin temel anlamı zaten atletizm. Onun için atletizme ne kadar yatırım yaparsak, insanımızın hareket edebilmesini sağlayacağımızı düşünüyorum.”
Antalya’nın 21 Nisan’da Yürüyüş Dünya Şampiyonası’na ev sahipliği yapacağını vurgulayan Çintimar, “Yürüyüş Dünya Şampiyonası da atletizmin bir branşı ve bu şampiyona bugüne kadar Türkiye’de düzenlenmiş, kota veren en büyük organizasyondur. 80 kota verilecek, bunlardan 25 takım olimpiyatta yarışacak, 23’ü ülkemizde seçilecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Çintimar, 2013 yılından sonra İstanbul Yarı Maratonu parkurunun daha da geliştirildiğini hatırlatarak, “Rekorların koşulduğu bir alan oldu. Dileğim inşallah bu sene de bu parkurda bir dünya rekoru görürüz.” temennisinde bulundu.
Fatih Çintimar, 19’uncu İstanbul Yarı Maratonu’nda en iyi fotoğrafı çeken sporseverin federasyon tarafından İtalya’da haziran ayında düzenlenecek Avrupa Atletizm Şampiyonası’na götürüleceğini sözlerine ekledi.
Sezgin Lüle: “Cumhuriyetten bir yıl sonra kurulan Türkiye İş Bankası’nın 100. yılını kutluyoruz”
Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, sponsorluktan mutluluk duyduklarını vurgulayarak, “Geçen sene 100. yılda bu maratona isim sponsoru olarak ilk adımı atmıştık. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürütülen milli mücadeleyi de bir maratona benzetebiliriz. Geçen sene ‘100 yılın koşusu’ temasıyla bir araya geldik. Bu yıl yine Atatürk’ün vizyonuyla cumhuriyetten bir yıl sonra kurulan Türkiye İş Bankası’nın 100. yılını kutluyoruz.” ifadelerini kullandı.
Organizasyon için 18 yaş bariyerinin kaldırılmasının önemli olduğuna dikkati çeken Lüle, “Sporun, kitlelere ulaştırılması ve gençler tarafından benimsenmesinde yaş sınırının kaldırılmasını çok kıymetli buluyorum.” dedi.
İş Bankası’nın spordaki desteğinin farklı alanlarda da devam ettiğini vurgulayan Lüle, “Türkiye Satranç Federasyonu ile 19 yıldır devam eden bir birlikteliğimiz var. Artık orada sponsorluğun ötesine geçmiş, satranç sporuyla güçlü bağlar oluşturmuş durumdayız. Umarım maratonla da sponsorluk ilişkimiz böyle uzun soluklu olur.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu yaz Paris’te gerçekleştirilecek olimpiyat oyunlarında da sporcuları destekleyeceklerini belirten Lüle, “Ülkemizi, bayrağımızı temsil edecek genç sporcularımıza yol arkadaşı olmak, özellikle onların gençlere ilham verecek başarı hikayelerine tanıklık etmek için yanlarında olacağız. Sporun bu alanına da destek vermeye başladık. Ülkemizin olimpiyatlara katılışının 100. yıldönümünde yine Paris’te bir araya geliyoruz. 100 gün var, onun da heyecanını yaşıyoruz. Umarım sporcularımız başarılar getirirler.” ifadelerini kullandı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Can Akın Çağlar ise maratonun Türkiye’nin, dünyanın en güzel manzaralarından birinde koşulacağına dikkati çekerek, “Tüm İstanbulluları harekete, spor yapmaya, kentin güzellikleriyle buluşmaya davet ediyoruz.” dedi.
Yarı olimpiyat olarak ifade edilen 2027 Avrupa Olimpiyatları’na İstanbul’un ev sahipliği yapacağını hatırlatan Çağlar, “Böylece kentimiz ilk kez farklı spor branşlarını tek çatı altında toplayan devasa bir organizasyonu da yapmış olacak.” şeklinde konuştu.
En önemli hedeflerden bir tanesinin 2036 Yaz Olimpiyat Oyunları’nı İstanbul’a kazandırma çabası olduğunu kaydeden Çağlar, “Dünyanın en iyi 11 maratonundan birisi olan maratonumuzun yeni rekorlarla dillendireceğimiz bir organizasyon olmasını diliyorum. Herkese başarılar diliyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>Uluslararası Yapay Zeka Zirvesi, Bahçeşehir Üniversitesi Future Kampüsü’nün ev sahipliğinde 16-17 Nisan tarihleri arasında düzenleniyor. Etkinliğe katılan Beşiktaş İkinci Başkanı Hüseyin Yücel, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Şu an için takım halinde Türkiye Kupası’nı kazanmaya odaklandıklarını söyleyerek sözlerine başlayan Yücel, “Şu an için tüm teknik kadro, hocamız Serdar Topraktepe, Samet hocamız, Feyyaz hocamız ve yönetim kurulu olarak Türkiye Kupası’na odaklandık. Geçmiş günlerde açıklama yapmıştık, transfer komitesi kurulduğuyla alakalı. Bu komite hiç vakit kaybetmeden hem yerli hem yabancı hoca alternatiflerini çıkartıyor. Önümüzdeki günlerde, Türkiye Kupası’nı atlattıktan sonra görüşmelere başlayacağız. Benim taraftarlarımızdan ricam, sosyal medyada çok fazla isim yazılıyor. Şöyle bir boyuta bile gidebiliyor; şu yöneticiyle konuştum, bu teknik hocayı sordular, bu yöneticiyle konuştum, bununla anlaşıyormuş gibi söylemelere kesinlikle itibar etmesinler. Transfer komitemizde 5 arkadaşımız mevcuttur. Onların ya da başkanımızın ağzından duymadıkları bir sözü bizim taraftarlarımız hiçbir şekilde itibar etmesinler. Dediğim gibi, Türkiye Kupası’na odaklanmış durumdayız” ifadelerini kullandı.
“Bazı kulüpler gibi sabah ayrı, akşam ayrı demeçler vermiyoruz”
Türkiye Futbol Federasyonu’nun, 18 Temmuz olarak belirlediği seçim genel kurulla ilgili düşüncelerini aktaran Yücel, “Biz ilk gün hangi noktadaysak yine aynı noktadayız. Çünkü Beşiktaşlılık duruşu bunu gerektirir. Geçtiğimiz hafta Kulüpler Birliği’ne gittiğimizde bunu dile getirmiştik. Bazı kulüplerimiz gibi sabah uyanınca farklı, akşam yatarken farklı demeçler vermiyoruz. Bunu ne etik buluyoruz ne de düzgün bir davranış olarak görüyoruz. O yüzden Beşiktaş kulübü olarak ilk günkü yerdeyiz” diye konuştu.
“Semih sadece Beşiktaş için değil, Türkiye için de çok kıymetli bir oyuncu”
Genç futbolcu Semih Kılıçsoy’la alakalı basında yer alan transfer dedikodularına da açıklık getiren Hüseyin Yücel, “Bunlar şu an sadece dedikodu, ortada hiçbir somut gelişme yok. Somut bir teklif yok. Hatta şifahi bir şey bile yok. Ama Semih bizim çok kıymetli oyuncumuz. Sadece Beşiktaş için değil, Türkiye açısından çok kıymetli bir oyuncu. Çok gelecek vaat eden bir oyuncu. Bu zamana kadar Avrupa’ya gönderdiğimiz oyunculardan daha fazla bonservis bedeliyle gönderebileceğimiz oyunculardan bir tanesi. O yüzden ona sımsıkı sarılmalıyız. Şu an onun kafasını olup olmadık PSG, Chelsea gibi takımlarla meşgul etmemek lazım. Biraz daha pişmesini beklemek lazım diye düşünüyorum” cümlelerine yer verdi.
“Demek federasyonumuz Beşiktaş maçlarını önemsemiyor”
İkinci Başkan Yücel, Süper Lig’de geride kalan haftada Beşiktaş’ın evinde oynadığı Samsunspor maçına yabancı VAR hakemi atanmamasını eleştirerek, “Şaşırdık mı, şaşırmadık. Demek federasyonumuz Beşiktaş maçlarını önemsemiyor diyeyim. Hasan Başkan ile bugün Kulüpler Birliği toplantısına gideceğiz. İnşallah orada en doğru kararları alırız” dedi.
Yabancı VAR hakemlerinin Türk futboluna nasıl katkı sağlayacağına yönelik soruyu Hüseyin Yücel, “Çok daha sağlıklı, en azından insanların içi ve psikolojisi rahat. Tabii hakem arkadaşlar da hata yapabilirler ama insanların kafasında bir şüphe kalmadı. Bu bile çok büyük bir ilerleme, Türk futbolu açısından büyük bir faydalıdır” diye cevaplandırdı.
Beşiktaş Kulübü İkinci Başkanı Hüseyin Yücel, bu sezon Türkiye Kupası’nın kalan bölümünde de yabancı VAR hakemi uygulamasının sürdürülmesi için talepte bulunacaklarını belirtti. – İSTANBUL
]]>-MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli:
“Kasten uzatılan HDP’nin kapatma davası sonuçlanmalı, sıra DEM’e gelmeli, nitekim bölücü partilerin kapısı kilitlenmeli, başka isimlerle açılmaları anayasal çerçevede engellenmelidir”
ANKARA – Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “31 Mart yerel seçimlerinden sonra el değiştiren, birisinin çıkıp diğerinin indiği bir iktidar yapısı yoktur. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra rota değiştiren, hedeflerinden sapan, iddialarından cayan, yerinde sayan bir Türkiye yoktur, olması da mevzu konusu değildir. ‘Yerelde iktidar olduk’ diyenler hayal alemindedir. Türkiye’de iktidar tektir ve o da Cumhurbaşkanlığı Kabinesidir” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısında konuştu. Bugünün sosyal ve ekonomik temelli ihtiyaç ve isteklerin aksine siyaset yapılamayacağını belirten MHP lideri Devlet Bahçeli, “Geleceğin tasarım ve planlamasını ihmal ederek de asla mevzi ve mesafe alamayız. Biz görevimizin farkındayız. Yapacaklarımızın da şuurundayız. Vizyonu yetişmeyenlerin nefeslerinin tükendiği yerde terk etmeleri, hatta farklı tesirlerin sonucu yılmaları, umutsuzluk ve yılgınlık çarkına kapılmaları bundan sonra da muhtemeldir. Ancak Milliyetçi Hareket Partisi’nin inanmış, irade göstermiş, ahlaki ve fikri olgunluğa erişmiş hiçbir mensubunun devşirilip yarı yolda devrilmesi artık söz konusu değildir. Türkiye’mizi hak ettiği gelişmişlik statüsüne mutlaka çıkarmalıyız. Türk milletini layık olduğu yüksek mevkie muhakkak ulaştırmalıyız. Bütün bunları yaparken siyaset önceliğimiz sınıflara, zümrelere, şahıslara hiçbir ayrıcalık tanımadan yalnızca milletimizin tamamını tarihi perspektif içinde kucaklayan ve onun devamını amaçlayan bir kavrayışla hareket etmektir” diye konuştu.
“Yeni yüzyılda Türkiye ekonomisini zincirlerinden kurtarmalıyız”
“Siyaset, medya ve ekonomi ilişkilerini demokratikleştirmeli” diye konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, şunları söyledi:
“Türk devrinde insanımızın mutlu, müreffeh ve güvenli olacak bir dönemin kapılarını el birliğiyle, ortak değerler etrafında kenetlenerek açmalıyız. Sosyal ve ekonomik ihtiyaçlara köklü cevaplar hazırlayarak, Türk ve Türkiye Yüzyılına temel olacak kalıcı ve güçlü reformları peş peşe hayata geçirmeliyiz. Üreterek, yabancı sermayeyi özendirerek, tasarrufu artırarak, fiyat ve finansal istikrarı kurumsallaştırarak, ihracat ve yatırım seferberliğini teşvik ederek, bilhassa adil ve insani paylaşımı canlandırarak yeni yüzyılda Türkiye ekonomisini zincirlerinden kurtarmalıyız. Milletler mücadelesinin acımasız rekabetinde Türk milleti ortak paydasında buluşmalı, hiç kimseyi ötekileştirmeden, hiç kimseyi yabana atmadan geçmişin muzaffer hatıralarını geleceğin ufkuyla eklemleştirmeliyiz. Bunu yapacak irade, inanç ve itibar Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’nda mevcuttur.”
“Türkiye ve Türk milleti 2071’de cihan ve uzay hakimiyeti mefküresini Allah’ın izniyle başaracaktır”
Geleceğin süper gücünün Türkiye olduğunu söyleyen Bahçeli, “İstanbul’un fethinin 600’üncü yıldönümü olan 2053’te bu ideal gerçekleşecektir. İstiklalin ve istikbalin güvencesi Cumhur İttifakı’dır ve varlığını kararlılıkla devam ettirecektir. Tarihte büyük devletler kurmuş ve bu potansiyeli defalarca göstermiş olan Türk milletinin bugün her evde, her ocakta, her ailede, her ana yüreğinde yaşattığı medeniyet kudreti, onu saklı durduğu yerden çıkaracak samimiyeti, marifeti ve cesareti beklemektedir. Beklenen o samimiyet, o marifet, o cesaret şükürler olsun ki, Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı’nda tecessüm ve tecelli etmiştir. Gelen Türk asrıdır, Türkiye ve Türk milleti 2071’de cihan ve uzay hakimiyeti mefküresini Allah’ın izniyle başaracaktır. Zafer sabredenlerin ve inananlarındır” dedi.
“Yeni yüzyılın ilk seçimi tamamlanmış, seçimsiz geçecek 4 yılın önü açılmıştır”
31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimi’ne ilişkin değerlendirme yapan MHP lideri Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
“Türk milleti hükmünü vermiştir. Önümüzdeki beş yılın yerel yöneticileri seçilmiştir. Geldiğimiz bu aşamada, Milliyetçi Hareket Partisi’nin 31 Mart seçimleriyle ilgili görüş ve değerlendirmeleri 3 madde halinde şunlardan müteşekkildir. 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerinden yaklaşık 10 ay sonra milletimiz bu defa da yerel seçimler için sandık başına gitmiştir. Yeni yüzyılın ilk seçimi tamamlanmış, seçimsiz geçecek 4 yılın önü açılmıştır. Milletimizin hür iradesiyle verdiği demokratik karara saygılıyız, seçim sonuçlarının ülkemize, milletimize ve siyasi partilere hayırlı olması da temennimizdir. Yerel seçimlerin doğasıyla genel seçimlerin doğası elbet farklıdır. İkisini birbirine karıştırmak fahiş bir yanlıştır. Yerel seçimlerde özne ve öncelik adaylar olduğu halde, genel seçimlerde partilerdir, bununla mündemiç ülkenin ve uluslararası ilişkilerin bütününü kapsayacak program ve projeleridir. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra el değiştiren, birisinin çıkıp diğerinin indiği bir iktidar yapısı yoktur. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra rota değiştiren, hedeflerinden sapan, iddialarından cayan, yerinde sayan bir Türkiye yoktur, olması da mevzu konusu değildir. ‘Yerelde iktidar olduk’ diyenler hayal alemindedir. Türkiye’de iktidar tektir ve o da Cumhurbaşkanlığı Kabinesidir. Fazladan üç beş belediye başkanlığı kazanmakla yerel iktidar tantanası koparanların siyasetin nesnel gerçeklerine, milletin irade künhüne vakıf olmadıkları ayan beyan ortadadır.”
“Milli irade tam ve eksiksiz olarak sandığa yansımamıştır”
“Kendi partilerinde disiplini tesis edemeyenlerin, birlik ve beraberlik vasatını kaybedenlerin, üstelik hiçbir projeleri olmayanların, hasbelkader, konjoktürel sebeplerle ulaştıkları sonuçlara güvenip zafer nutukları atmaları sadece mizahi bir yanılgıdır” diye konuşan Bahçeli, şunları kaydetti:
“Şımarıklığın alemi hiç yoktur. Çünkü bugün şımaranların yarın milletten şamarı yemeleri mukadderdir. 2- 31 Mart seçimlerine katılım oranı diğer seçimlerle mukayese edildiğinde çarpıcı şekilde düşüktür. Nitekim 31 Mart 2019 seçimlerinde yüzde 84,1 olan katılım oranı, 31 Mart 2024’te yüzde 78,11’e inmiştir. 31 Mart’ta yaklaşık 13 milyon 300 bin vatandaşımızın sandığa gitmediği anlaşılmaktadır. Bundan dolayı milli irade tam ve eksiksiz olarak sandığa yansımamıştır. CHP Genel Başkanının ‘yüzde 25’lik cam tavanı çatlatma’ masalını anlatmasının dayanağı da budur. Tavanı çatlamış bir partinin ayağı yere basmayacaktır. Kaldı ki, tavanı çatlak olanın temeli çürüktür, ayakta kalması mucizelere bağlıdır. ‘Sokağın sesini duyduk, değişim sandığa yansıdı, sandık ittifakı işliyor, rehavet yok, şimdi icraat vakti’ diyerek böbürlenen, kendilerini dev aynasında gören DEM’lenmiş siyasi garabetlerin; ne bir dünya görüşü, ne de mütekamil bir fikir ve siyaset çizgisi vardır. Tesadüflerin ve tepkiselliklerin bileşkesinde elde edilen gelip geçici seçim başarısının nasıl ağır bir yüke dönüşeceğine her insanımız yakın bir vadede şahit olacaktır. Geçmişinden ibret almayanların geleceği de hüsrandır. 31 Mart seçimlerine tesir eden olgulardan birisi ekonomik sıkıntılar ve emeklilerimizin yaşadığı sorunlar, diğeri ise mahalli özellik ve şartlara muvafık adayların tespitindeki bazı açmazlardır. Parti olarak milletimizin mesajını aldık ve gerekli çalışmaları başlattık. Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı’nın çok güçlü bir şekilde millete hizmet yolculuğunu sürdüreceğinden herkesin emin olması başlıca arzumdur. 31 Mart seçimlerinden sonra müfteriler yine boş durmadılar. Partimizin oy oranının düştüğünü, tabanımızın kaydığını, seçmen kaybettiğimizi, eridiğimizi, dibe çöktüğümüzü utanmadan, sıkılmadan, yüzleri kızarmadan yazanlar, söyleyenler, televizyon televizyon gezip boş keseden sallayanlar, ulu orta atıp tutanlar oldu. Hepsini takip ve not ettik. Kötürüm emel sahibi bu bay ve bayanların Milliyetçi Hareket Partisi’ni tanımadıklarını, tanısalar bile karalamak için her yola saptıklarını gayet iyi biliyoruz.”
“51 ili kapsamına alan il genel meclis seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi’nin oy oranı yüzde 16,62’dir”
Yerel seçimlerde parti oylarının doğru ve sağlıklı anlaşılması için il genel meclisi seçim sonuçlarına bakılmasının kaçınılmaz bir mecburiyet olduğunu belirten Bahçeli, “51 ili kapsamına alan il genel meclis seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi’nin oy oranı yüzde 16,62’dir. Hani nerede yüzde 5’in altına inen oy oranımız? Hani nerede zayıflayan seçmen desteğimiz? Hani nerede küçülen, kaybeden, tekleyen ve gerileyen Milliyetçi Hareket Partisi? 31 Mart seçimlerini işlerine geldiği gibi okuyanlar, keyfi olarak yorumlayanlar, ilkel ve ideolojik dürtülerle asıl bağlamından koparanlar zillettedir, ziyandadır, kalpleri de kaskatı kesilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinden başarıyla çıkmıştır. Hiç kimse bu gerçeği karalamaya ve kapatmaya teşebbüs etmemelidir, zira buna güç yetiremeyecektir. Türk milleti sevdalılarına sahip çıkmıştır. Türk milleti geleceğini Cumhur İttifakı’nda görmüştür” şeklinde konuştu.
“Bölgesel bir savaşın patlak vermesi zincirleme felaketleri tetikleyecektir”
Rusya ile Ukrayna, İsrail ile Filistin arasındaki savaş ve çatışmaların önce ateşkes, sonra barış ve siyasi çözümle düğümlenmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, şunları aktardı:
“Kiev ile Moskova, İstanbul’da el sıkışmalı, üçüncü dünya savaşı senaryosunu tedavüle sokan, nükleer savaştan bahseden zalimlerin tezgahı boşa çıkartılmalıdır. Yeni bir dünya savaşı cinayettir, Allah muhafaza beşeriyetin sonunu hazırlayacaktır. Rusya ile NATO’yu çatıştırma, Fransa’nın Ukrayna’ya asker yollama ihtimalleri ateşe benzin dökmektir. Barış herkesin yararına, her ülke ve millet için hayat memat konusudur. İsrail ile İran arasındaki yoğunlaşan gerilimin, karşılıklı çatışma ve silaha sarılma tercihinin son bulması, Ortadoğu’ya barış, sağduyu ve sükünetin hakim olması dileğimizdir. Bölgesel bir savaşın patlak vermesi zincirleme felaketleri tetikleyecektir. Buna hiç kimsenin, hiçbir devletin hakkı yoktur. İsrail’in 1 Nisan’da İran’ın Şam diplomatik misyonunu hedef alması, İran’ın da 13 Nisan’ı 14 Nisan’a bağlayan gece yarısı 100 balistik füze, 30 seyir füzesi, 170 İHA ile misilleme de bulunması herkesin gözü önünde cereyan etmiştir. ABD ve Batı Avrupa ülkeleri İsrail’e destek vererek ikiyüzlü siyasetlerini teyit etmişlerdir. İran’ın, operasyonun başarıyla tamamlandığı açıklaması, dahası bu operasyonda fırlatılan füze ve uçurulan İHA’ların tamamıyla etkisiz hale getirilmesi, tek bir kişinin dahi burnunun kanamaması başka bir tartışma konusudur. Adeta Gazze katliamının perdelenmesi ve dikkatlerin farklı yöne çekilmesi için iki devletin ön planda olduğu bir tiyatro gösterisi sahnelenmiştir. İsrail’in Gazze’deki soykırım suçuna tahammül etmek, sabır göstermek, alttan almak hiçbir vicdan sahibinin yapacağı bir şey de değildir. Netenyahu canidir, istifa etmelidir, hesap vermelidir, barış yanlısı bir hükümet kurulmalıdır.”
“HDP’nin kapatma davası sonuçlanmalı, arkasından sıra DEM’e gelmeli”
“Tavsayan ve kasten uzatılan HDP’nin kapatma davası sonuçlanmalı” diye konuşan Bahçeli, “Arkasından sıra DEM’e gelmeli, nitekim bölücü partilerin kapısı kilitlenmeli, başka isimlerle açılmaları anayasal çerçevede engellenmelidir. İttifak sistemi gözden geçirilerek siyasi ve demokratik istikrarı zaafa uğratan ve uygulamada şahit olunan bazı çarpıklıklar ilerleyen süreçte giderilmelidir. Önümüzdeki sıcak gündemlerden birisi de sivil, demokratik ve kapsayıcı yeni anayasa hazırlığı olmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, 100 maddelik anayasa teklifiyle mezkur hazırlığa katkı vermek için samimi çağrısını yineleyerek herkesi sorumluluk bilinciyle hareket etmeye davet etmektedir. Biz hazırız, darbe anayasasını rafa kaldırmanın sadece zaman, emek, sabır, sağduyu ve ahlaki uzlaşma gerektirdiğine inanıyoruz. Türkiye’nin tarihsel varlığı, Türk milletinin istikbal umudu sekteye uğratılmayacaktır. Milletimizin her talebi başımızın üstündedir, çözülmesi de acildir.”
]]>NERO, başta Kapadokya olmak üzere faaliyet gösterdiği Nevşehir, Kayseri, Sivas, Niğde, Aksaray, Yozgat ve Kırşehir’deki turizm merkezlerinde yerli ve yabancı turistlere eşlik edecek rehberlere yerinde eğitim veriyor.
Rehberlik hizmetinin profesyonel sunulmasını amaçlayan NERO yönetimi, mesleğini sürdüren turist rehberlerinin bilgilerini tazelemesi ve tanıtım faaliyetini eksiksiz yerine getirebilmesi için çalışmalar yürütüyor.
Çeşitli turizm merkezlerinde tecrübeli rehberlerce verilen mesleki eğitimlerin yanı sıra NERO tarafından kaçak rehberlere karşı denetimlere ilişkin bilgi aktarılıyor.
“Rehber, Türkiye turizminin aynasıdır”
NERO Başkanı Özay Onur, AA muhabirine, turist rehberlerinin, yabancı turist kafilelerine ülkenin en iyi şekilde tanıtılması için gayret eden meslek gruplarının başında geldiğini söyledi.
Odaya bağlı 7 ildeki 514 profesyonel turist rehberinin, turizm sezonu boyunca milyonlarca ziyaretçiye tarihi, doğal ve kültürel mirasları tanıtacağını kaydeden Onur, şöyle konuştu:
“Hizmet içi eğitime çok önem veriyoruz. Rehberlerin hem bilgilerini tazelemek hem de yeni bilgiler öğrenmeleri için seminerlerin yanı sıra 15 günlük süreçlerle uzmanlık eğitimi veriyoruz. Türkiye Yüzyılı’na rehberlerimiz hazır. Rehber, Türkiye turizminin aynasıdır. Rehber en doğru bilgiyi verir çünkü bu işin eğitimini almıştır. Mesela, Kapadokya bölgesi dünyanın önde gelen turizm destinasyonudur. Turistler buraya geldiklerinde, bakmak ile görmek arasındaki farkı turist rehberi yaratır. Bu ülkede en önemli meslek kuruluşlarından biri ve turizmin omurgasıyız. Bizler bu mesleği koruyamaz ve çalışma şartlarını devam ettirmezsek turizm yara alır. NERO yönetimi olarak sahte rehberlere karşı da turizm sezonu boyunca mücadele edeceğiz. Görevli arkadaşlarımız, haftada 2 gün denetim faaliyetlerinin yanı sıra meslektaşlarımız veya turizm sektöründekilerin sahte rehber ihbarlarını değerlendirmektedir.”
Turist rehberleri yeni turizm sezonu için heyecanlı
Turist rehberlerinden Yunus Kervan da eğitim ve denetim çalışmalarından dolayı oda yetkililerine teşekkür ederek, “Rehber, misafirin gözü kulağı olup farkındalık oluşturuyor. Rehber olmazsa nitelikli bilgiler edinilemez. Rehber olmazsa turist burayı anlayamaz. 2024 yılında da rehberlere büyük iş düşüyor. Ülkemizi tanıtmaya devam edeceğiz.” dedi.
Aylin Başak ise yabancı turistlere Türkiye’nin değerlerini tanıtmak için rehberlerin önemli çalışmalarda bulunduğunu kaydetti.
Meslek odalarınca rehberlere yönelik sürdürülen çalışmaları kıymetli bulduğunu dile getiren Başak, “Bu yıl beklediğimiz turizm canlılığını görmeyi umuyoruz. Bizler, turistlerin Türkiye’yi çok iyi tanımalarına yardımcı oluyoruz. Türkiye’nin sadece tarihi yerlerini değil, kültürümüzü, ahlakımızı, değerlerimizi de tanıtıyoruz. İnsanlar tarihi kitaptan öğrenebilir ama kültürümüzü ve ahlakımızı bizden öğreniyor. Bu konuda önemli bir görev üstlendiğimize inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Mesleği 2011’den beri sürdüren Mehmet Emin Çevik, turist rehberlerinin göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir faaliyet yürüttüğünü vurgulayarak, “2024 yılından umutluyuz. NERO ile turizm sezonuyla ilgili gerekli hazırlıkları yaptık. Rehber arkadaşlara yönelik eğitim gezileri oldu. Önümüzdeki süreçte Türkiye Yüzyılı’nın en önemli yapı taşlarından biri de turizm olacaktır.” diye konuştu.
Soner Menekşe de alınan eğitimle ülkeye gelen turistlere daha iyi hizmet sunulabildiğini söyledi.
]]>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup Toplantısında konuştu. Bugünün sosyal ve ekonomik temelli ihtiyaç ve isteklerin aksine siyaset yapılamayacağını belirten MHP lideri Devlet Bahçeli, “Geleceğin tasarım ve planlamasını ihmal ederek de asla mevzi ve mesafe alamayız. Biz görevimizin farkındayız. Yapacaklarımızın da şuurundayız. Vizyonu yetişmeyenlerin nefeslerinin tükendiği yerde terk etmeleri, hatta farklı tesirlerin sonucu yılmaları, umutsuzluk ve yılgınlık çarkına kapılmaları bundan sonra da muhtemeldir. Ancak Milliyetçi Hareket Partisi’nin inanmış, irade göstermiş, ahlaki ve fikri olgunluğa erişmiş hiçbir mensubunun devşirilip yarı yolda devrilmesi artık söz konusu değildir. Türkiye’mizi hak ettiği gelişmişlik statüsüne mutlaka çıkarmalıyız. Türk milletini layık olduğu yüksek mevkie muhakkak ulaştırmalıyız. Bütün bunları yaparken siyaset önceliğimiz sınıflara, zümrelere, şahıslara hiçbir ayrıcalık tanımadan yalnızca milletimizin tamamını tarihi perspektif içinde kucaklayan ve onun devamını amaçlayan bir kavrayışla hareket etmektir” diye konuştu.
“Yeni yüzyılda Türkiye ekonomisini zincirlerinden kurtarmalıyız”
“Siyaset, medya ve ekonomi ilişkilerini demokratikleştirmeli” diye konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, şunları söyledi:
“Türk devrinde insanımızın mutlu, müreffeh ve güvenli olacak bir dönemin kapılarını el birliğiyle, ortak değerler etrafında kenetlenerek açmalıyız. Sosyal ve ekonomik ihtiyaçlara köklü cevaplar hazırlayarak, Türk ve Türkiye Yüzyılı’na temel olacak kalıcı ve güçlü reformları peş peşe hayata geçirmeliyiz. Üreterek, yabancı sermayeyi özendirerek, tasarrufu artırarak, fiyat ve finansal istikrarı kurumsallaştırarak, ihracat ve yatırım seferberliğini teşvik ederek, bilhassa adil ve insani paylaşımı canlandırarak yeni yüzyılda Türkiye ekonomisini zincirlerinden kurtarmalıyız. Milletler mücadelesinin acımasız rekabetinde Türk milleti ortak paydasında buluşmalı, hiç kimseyi ötekileştirmeden, hiç kimseyi yabana atmadan geçmişin muzaffer hatıralarını geleceğin ufkuyla eklemleştirmeliyiz. Bunu yapacak irade, inanç ve itibar Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’nda mevcuttur.”
“Türkiye ve Türk milleti 2071’de cihan ve uzay hakimiyeti mefküresini Allah’ın izniyle başaracaktır”
Geleceğin süper gücünün Türkiye olduğunu söyleyen Bahçeli, “İstanbul’un fethinin 600’üncü yıl dönümü olan 2053’te bu ideal gerçekleşecektir. İstiklalin ve istikbalin güvencesi Cumhur İttifakı’dır ve varlığını kararlılıkla devam ettirecektir. Tarihte büyük devletler kurmuş ve bu potansiyeli defalarca göstermiş olan Türk milletinin bugün her evde, her ocakta, her ailede, her ana yüreğinde yaşattığı medeniyet kudreti, onu saklı durduğu yerden çıkaracak samimiyeti, marifeti ve cesareti beklemektedir. Beklenen o samimiyet, o marifet, o cesaret şükürler olsun ki, Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı’nda tecessüm ve tecelli etmiştir. Gelen Türk asrıdır, Türkiye ve Türk milleti 2071’de cihan ve uzay hakimiyeti mefküresini Allah’ın izniyle başaracaktır. Zafer sabredenlerin ve inananlarındır” dedi.
“Yeni yüzyılın ilk seçimi tamamlanmış, seçimsiz geçecek 4 yılın önü açılmıştır”
31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimi’ne ilişkin değerlendirme yapan MHP lideri Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
“Türk milleti hükmünü vermiştir. Önümüzdeki beş yılın yerel yöneticileri seçilmiştir. Geldiğimiz bu aşamada, Milliyetçi Hareket Partisi’nin 31 Mart seçimleriyle ilgili görüş ve değerlendirmeleri 3 madde halinde şunlardan müteşekkildir. 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerinden yaklaşık 10 ay sonra milletimiz bu defa da yerel seçimler için sandık başına gitmiştir. Yeni yüzyılın ilk seçimi tamamlanmış, seçimsiz geçecek 4 yılın önü açılmıştır. Milletimizin hür iradesiyle verdiği demokratik karara saygılıyız, seçim sonuçlarının ülkemize, milletimize ve siyasi partilere hayırlı olması da temennimizdir. Yerel seçimlerin doğasıyla genel seçimlerin doğası elbet farklıdır. İkisini birbirine karıştırmak fahiş bir yanlıştır. Yerel seçimlerde özne ve öncelik adaylar olduğu halde, genel seçimlerde partilerdir, bununla mündemiç ülkenin ve uluslararası ilişkilerin bütününü kapsayacak program ve projeleridir. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra el değiştiren, birisinin çıkıp diğerinin indiği bir iktidar yapısı yoktur. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra rota değiştiren, hedeflerinden sapan, iddialarından cayan, yerinde sayan bir Türkiye yoktur, olması da mevzu konusu değildir. ‘Yerelde iktidar olduk’ diyenler hayal alemindedir. Türkiye’de iktidar tektir ve o da Cumhurbaşkanlığı Kabinesidir. Fazladan üç beş belediye başkanlığı kazanmakla yerel iktidar tantanası koparanların siyasetin nesnel gerçeklerine, milletin irade künhüne vakıf olmadıkları ayan beyan ortadadır.”
“Milli irade tam ve eksiksiz olarak sandığa yansımamıştır”
“Kendi partilerinde disiplini tesis edemeyenlerin, birlik ve beraberlik vasatını kaybedenlerin, üstelik hiçbir projeleri olmayanların, hasbelkader, konjonktürel sebeplerle ulaştıkları sonuçlara güvenip zafer nutukları atmaları sadece mizahi bir yanılgıdır” diye konuşan Bahçeli, şunları kaydetti:
“Şımarıklığın alemi hiç yoktur. Çünkü bugün şımaranların yarın milletten şamarı yemeleri mukadderdir. 31 Mart seçimlerine katılım oranı diğer seçimlerle mukayese edildiğinde çarpıcı şekilde düşüktür. Nitekim 31 Mart 2019 seçimlerinde yüzde 84,1 olan katılım oranı, 31 Mart 2024’te yüzde 78,11’e inmiştir. 31 Mart’ta yaklaşık 13 milyon 300 bin vatandaşımızın sandığa gitmediği anlaşılmaktadır. Bundan dolayı milli irade tam ve eksiksiz olarak sandığa yansımamıştır. CHP Genel Başkanı’nın ‘yüzde 25’lik cam tavanı çatlatma’ masalını anlatmasının dayanağı da budur. Tavanı çatlamış bir partinin ayağı yere basmayacaktır. Kaldı ki, tavanı çatlak olanın temeli çürüktür, ayakta kalması mucizelere bağlıdır. ‘Sokağın sesini duyduk, değişim sandığa yansıdı, sandık ittifakı işliyor, rehavet yok, şimdi icraat vakti’ diyerek böbürlenen, kendilerini dev aynasında gören DEM’lenmiş siyasi garabetlerin; ne bir dünya görüşü, ne de mütekamil bir fikir ve siyaset çizgisi vardır. Tesadüflerin ve tepkiselliklerin bileşkesinde elde edilen gelip geçici seçim başarısının nasıl ağır bir yüke dönüşeceğine her insanımız yakın bir vadede şahit olacaktır. Geçmişinden ibret almayanların geleceği de hüsrandır. 31 Mart seçimlerine tesir eden olgulardan birisi ekonomik sıkıntılar ve emeklilerimizin yaşadığı sorunlar, diğeri ise mahalli özellik ve şartlara muvafık adayların tespitindeki bazı açmazlardır. Parti olarak milletimizin mesajını aldık ve gerekli çalışmaları başlattık. Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı’nın çok güçlü bir şekilde millete hizmet yolculuğunu sürdüreceğinden herkesin emin olması başlıca arzumdur. 31 Mart seçimlerinden sonra müfteriler yine boş durmadılar. Partimizin oy oranının düştüğünü, tabanımızın kaydığını, seçmen kaybettiğimizi, eridiğimizi, dibe çöktüğümüzü utanmadan, sıkılmadan, yüzleri kızarmadan yazanlar, söyleyenler, televizyon televizyon gezip boş keseden sallayanlar, ulu orta atıp tutanlar oldu. Hepsini takip ve not ettik. Kötürüm emel sahibi bu bay ve bayanların Milliyetçi Hareket Partisi’ni tanımadıklarını, tanısalar bile karalamak için her yola saptıklarını gayet iyi biliyoruz.”
“51 ili kapsamına alan il genel meclis seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi’nin oy oranı yüzde 16,62’dir”
Yerel seçimlerde parti oylarının doğru ve sağlıklı anlaşılması için il genel meclisi seçim sonuçlarına bakılmasının kaçınılmaz bir mecburiyet olduğunu belirten Bahçeli, “51 ili kapsamına alan il genel meclis seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi’nin oy oranı yüzde 16,62’dir. Hani nerede yüzde 5’in altına inen oy oranımız? Hani nerede zayıflayan seçmen desteğimiz? Hani nerede küçülen, kaybeden, tekleyen ve gerileyen Milliyetçi Hareket Partisi? 31 Mart seçimlerini işlerine geldiği gibi okuyanlar, keyfi olarak yorumlayanlar, ilkel ve ideolojik dürtülerle asıl bağlamından koparanlar zillettedir, ziyandadır, kalpleri de kaskatı kesilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinden başarıyla çıkmıştır. Hiç kimse bu gerçeği karalamaya ve kapatmaya teşebbüs etmemelidir, zira buna güç yetiremeyecektir. Türk milleti sevdalılarına sahip çıkmıştır. Türk milleti geleceğini Cumhur İttifakı’nda görmüştür” şeklinde konuştu.
“Bölgesel bir savaşın patlak vermesi zincirleme felaketleri tetikleyecektir”
Rusya ile Ukrayna, İsrail ile Filistin arasındaki savaş ve çatışmaların önce ateşkes, sonra barış ve siyasi çözümle düğümlenmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, şunları aktardı:
“Kiev ile Moskova, İstanbul’da el sıkışmalı, üçüncü dünya savaşı senaryosunu tedavüle sokan, nükleer savaştan bahseden zalimlerin tezgahı boşa çıkartılmalıdır. Yeni bir dünya savaşı cinayettir, Allah muhafaza beşeriyetin sonunu hazırlayacaktır. Rusya ile NATO’yu çatıştırma, Fransa’nın Ukrayna’ya asker yollama ihtimalleri ateşe benzin dökmektir. Barış herkesin yararına, her ülke ve millet için hayat memat konusudur. İsrail ile İran arasındaki yoğunlaşan gerilimin, karşılıklı çatışma ve silaha sarılma tercihinin son bulması, Ortadoğu’ya barış, sağduyu ve sükünetin hakim olması dileğimizdir. Bölgesel bir savaşın patlak vermesi zincirleme felaketleri tetikleyecektir. Buna hiç kimsenin, hiçbir devletin hakkı yoktur. İsrail’in 1 Nisan’da İran’ın Şam diplomatik misyonunu hedef alması, İran’ın da 13 Nisan’ı 14 Nisan’a bağlayan gece yarısı 100 balistik füze, 30 seyir füzesi, 170 İHA ile misilleme de bulunması herkesin gözü önünde cereyan etmiştir. ABD ve Batı Avrupa ülkeleri İsrail’e destek vererek ikiyüzlü siyasetlerini teyit etmişlerdir. İran’ın, operasyonun başarıyla tamamlandığı açıklaması, dahası bu operasyonda fırlatılan füze ve uçurulan İHA’ların tamamıyla etkisiz hale getirilmesi, tek bir kişinin dahi burnunun kanamaması başka bir tartışma konusudur. Adeta Gazze katliamının perdelenmesi ve dikkatlerin farklı yöne çekilmesi için iki devletin ön planda olduğu bir tiyatro gösterisi sahnelenmiştir. İsrail’in Gazze’deki soykırım suçuna tahammül etmek, sabır göstermek, alttan almak hiçbir vicdan sahibinin yapacağı bir şey de değildir. Netanyahu canidir, istifa etmelidir, hesap vermelidir, barış yanlısı bir hükümet kurulmalıdır.”
“HDP’nin kapatma davası sonuçlanmalı, arkasından sıra DEM’e gelmeli”
“Tavsayan ve kasten uzatılan HDP’nin kapatma davası sonuçlanmalı” diye konuşan Bahçeli, “Arkasından sıra DEM’e gelmeli, nitekim bölücü partilerin kapısı kilitlenmeli, başka isimlerle açılmaları anayasal çerçevede engellenmelidir. İttifak sistemi gözden geçirilerek siyasi ve demokratik istikrarı zaafa uğratan ve uygulamada şahit olunan bazı çarpıklıklar ilerleyen süreçte giderilmelidir. Önümüzdeki sıcak gündemlerden birisi de sivil, demokratik ve kapsayıcı yeni anayasa hazırlığı olmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, 100 maddelik anayasa teklifiyle mezkur hazırlığa katkı vermek için samimi çağrısını yineleyerek herkesi sorumluluk bilinciyle hareket etmeye davet etmektedir. Biz hazırız, darbe anayasasını rafa kaldırmanın sadece zaman, emek, sabır, sağduyu ve ahlaki uzlaşma gerektirdiğine inanıyoruz. Türkiye’nin tarihsel varlığı, Türk milletinin istikbal umudu sekteye uğratılmayacaktır. Milletimizin her talebi başımızın üstündedir, çözülmesi de acildir” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, TBMM’de; “Demokratik çözümden kaçanlar hem Türkiye’yi hem Orta Doğu’yu hem Filistin halkını hem de diğer halkları aslında bu girdaba sürüklediler. Bu anlamıyla Türkiye devleti, yaşanan gelişmelerden sorumludur. Sorumludur çünkü çözmesi gereken sorunları çözmek yerine sorunları derinleştirmiştir” dedi. Temelli, 17 Nisan Salı günü karar duruşması yapılacak Kobani Davası’na ilişkin ise “Gelin Sincan’a, Kobani kumpas davası dediğimiz bu kumpası hep birlikte mahkum edelim ve bu kumpasa son verelim” çağrısında bulundu.
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, bugün TBMM’de gündemdeki konulara ilişkin basın toplantısı düzenledi. Temelli, özetle şöyle konuştu:
“ŞIRNAK BELEDİYE BAŞKANI OLSA OLSA GARNİZONUN ÇAVUŞU OLUR”
“Bu dönemin en önemli özelliği kayyumların yaratmış olduğu tahribatları ortadan kaldırmak, halkın, toplumun beklediği hizmetleri yerine getirmek ve siyasi katılımın, doğrudan demokrasinin gereklerini hayata geçirmek olacak. 31 Mart yerel seçimler öncesi ve sonrası artık Türkiye çok farklı bir siyasi zemine oturmuştur.
Seçimlere aylar kala seçmen kütüklerindeki yolsuzluklar teşhir edilmişti ve bunlarla ilgili başvurularda bulunmuştuk. Bölgede tespit ettiğimiz, Kürt illerinde, Kürt coğrafyasında tespit ettiğimiz rakam 55 bini buluyordu. Bu 55 bin kişiyle ilgili itirazlarımızı yaptık ama maalesef çok az, sadece 250 kişinin itirazı karşılık buldu. Yaklaşık 55 bin kişinin oy kullanmasında YSK bir engel bulmadı. YSK’nın bu kararı sonucunda 31 Mart’ta sandıklara gidince neyi gördük; özellikle Şırnak örneğinde olduğu gibi aslında seçime kimlerin girdiğini, seçim sonuçlarının nasıl belirlendiğine dair önemli bir fotoğraf karşımıza çıktı. Seçimlere genelkurmay partisi de girmiş meğerse. Dolayısıyla, seçimleri garnizonda çavuş seçimi gibi anlayan zihniyet Şırnak’ta belediye başkanı seçtiğini sanıyor. Şırnak Belediye Başkanı Şırnak’ta hiçbir meşruiyete sahip değildir, Şırnak sokaklarında dolaşamaz. Olsa olsa Şırnak’ta garnizonun içinde dolaşır ki, olsa olsa Şırnak’ta o garnizonun çavuşu olur, Şırnak Belediye Başkanı olamaz. Bu tür yolsuzlukları biz Bitlis’te de yaşadık, Kars’ta da yaşadık, birçok ilçemizde de yaşadık.
Şırnak örneğinde olduğu gibi bu tür hilelerin, yolsuzlukların olduğu yerde hak mücadelemize devam edeceğiz. Bu seçimlerin yenilenmesi gerekir. Çünkü bu tür taşıma askerlerle alınmış seçimlerin halk nezdinde de siyasette de hiçbir karşılığı söz konusu olamaz.
Yerel demokrasi güçlendiği sürece Türkiye’de siyasi krizleri sonlandırmak mümkün. Yerel demokrasi güçlendiği sürece Türkiye’de çoklu krizleri mümkün. Ama siz bırakın yerel demokrasiyi güçlendirmeyi, krizleri çözmeyi, siz daha çok krizlerin üzerine benzin dökerek yol almaya çalışırsanız Türkiye’de demokrasi adına adım atmanız mümkün olamaz, olmamıştır da.
Önümüzdeki dönemde hiçbir şey 31 Mart seçimlerinin öncesinde olduğu gibi devam etmeyecektir. Mayıs seçimleri sonucuna göre biçimlenmiş, aritmetiği şekillenmiş Meclis, 31 Mart seçimlerini dikkate almak zorundadır. 31 Mart sonucunda ortaya çıkmış olan siyasi tabloyu dikkate alan bir Meclis ancak sağlıklı çalışmaları hayata geçirebilir.
“DAHA BÜYÜK BİR SAVAŞ KAPIMIZIN EŞİĞİNDE”
Savaş Orta Doğu’yu sarıp sarmalamaya devam ediyor, derin acılar bırakmaya devam ediyor. İran ile İsrail arasında son yaşanan kriz, son yaşanan savaş görüntüleri aslında daha da büyük bir savaşın kapımızın eşiğinde olduğunu gösteriyor. İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım ve buna karşılık İran’ın göstermiş olduğu tepkiler iki devletin birbiriyle savaş üzerinden giriştikleri bu ilişki hiç kuşkunuz olmasın, Orta Doğu halkları adına büyük bir zalimliktir, büyük bir zulümdür, büyük bir yıkımdır. Her iki devlet de baskıcı, otoriter, faşizan rejimlere sahip devletlerdir. Kendi halklarına zulüm yapmaktan geri kalmayan, Filistin halkına zulüm yapmaktan geri kalmayan, İran halkına zulüm yapmaktan geri kalmayan rejimlerdir.
Kürt sorununun demokratik çözümünden kaçan, savaş senaryoları içinde sürekli Orta Doğu’da dolaşan bir diplomasi anlayışı, bir Dışişleri Bakanı, bir MİT Başkanı, bir Savunma Bakanı izledik. Hala savaştan medet uman bir siyasi gelecek, ikbal meselesini çözüme kavuşturmak isteyen bir anlayış şimdi bütün Orta Doğu’daki yangına adeta körükle yaklaşmaktadır. Oysa Kürt sorunu çözülebilseydi, Kürt sorununun demokratik çözümü mümkün olabilseydi, bugün Rojava statüsüne kavuşmuş olsaydı, bugün Kuzey Irak’ta federe Kürt devleti özerkliğini çok daha sağlam zeminlere oturtmuş olsaydı bugün Gazze halkının başına bunlar gelmeyecekti, bugün Orta Doğu çok daha büyük acılara sürüklenmeyecekti.
Demokratik çözümden kaçanlar hem Türkiye’yi hem Orta Doğu’yu hem Filistin halkını hem de diğer halkları aslında bu girdaba sürüklediler. Bu anlamıyla Türkiye devleti, yaşanan gelişmelerden sorumludur. Sorumludur çünkü çözmesi gereken sorunları çözmek yerine sorunları derinleştirmiştir. O yüzden Türkiye’de demokratik bir gelişim ve barışçıl bir gelişimin önünü açmak Kürt sorununun çözümünden geçiyor, bunun da adımı kuşkusuz tecridin sonlandırılmasıyla mümkün.
“EKONOMİDE GİDİŞAT FELAKET SENARYOSU İÇİNDE GELİŞİYOR”
Bütçe ilk çeyrekte 500 milyar lira açığı aşmış durumda, bu yaklaşık 20 milyar dolar yapıyor. Daha ilk çeyrekte böyle bir rakamla karşı karşıyayız. Dolayısıyla ekonomideki gidişatın ne denli bir felaket senaryosu içinde geliştiğini hep beraber izliyoruz.
Her ne kadar Hazine ve Maliye Bakanı Dünya Bankası’ndan 18 milyar dolarlı bir kaynak bulduğunu Türkiye’ye müjdelese de bu bir proje kaynağıdır. 2024-2028 dönemi için tahsis edilmiş bir kaynaktır. Bu kaynağın bu meseleler ile mücadele etmeye, bu meseleler ile ilgili krizi atlatmaya yarayacak istikrarı sağlayacak bir kaynak olmadığını çok iyi biliyoruz. Dünya Bankası’ndan, IMF’den gelecek hayır asla Türkiye halklarının hayrına bir gelişme sağlamaz. Bu, sermaye lehine ancak bir gelişme sağlar.
Faiz ve zamlarla istikrar sağlamaya çalışan, halkı daha da yoksullaştıran bu anlayış aslında esas neşter vurması gereken yere neşter vuramadığı sürece ekonomi bugünden çok daha kötü yere gidecektir. Neşter nereye vurulmalıdır? Neşter bütçenin savaşa değil halka hizmet edecek şekilde düzenlenmesine. Neşter nereye vurulmalıdır? Sermayeye kaynak aktarmak yerine sermayeyi, serveti, rantı vergilemeye vurulmalıdır. Bunlar yapılmadığı sürece ekonomide istikrara kavuşmak mümkün olamayacaktır.
17 Nisan Çarşamba günü Kobani kumpas davasının karar duruşması var. Aslında buna bir dava demek hukuka ihanet olur. Tam bir kumpas vakasıyla karşı karşıyayız. Biliyorsunuz, bu mahkemenin ilk yargıcı bir çete mensubu çıktı. Bu iddianameye baktığınızda iddianamenin nasıl, kimler eliyle hazırlandığını 15 Temmuz sürecine dönüp baktığınızda çok iyi anlarsınız.
“MÜTALAAYI DA DAVAYI DA KABUL ETMİYORUZ”
Arkadaşlarımız, eş başkanlarımız, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel, Gülten Kışanak ve birçok arkadaşımız, bu davada yargılanan arkadaşlarımız bu iddianameyi paramparça etmişlerdir. Bu hukuksuz düzeni, bu yasa dışı düzeni yargılamışlardır. Dolayısıyla bu dava yok hükmündedir, bu iddiname yok hükmündedir, bu mütalaa yok hükmündedir. Biz bu mütalaayı da bu davayı da kabul etmiyoruz.
Gelin Sincan’a, Kobani kumpas davası dediğimiz bu kumpası hep birlikte mahkum edelim ve bu kumpasa son verelim.”
“FOTOĞRAFIN YANSIMASI YOKSULLUKTUR”
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Temelli, AKP İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı’nın Monaco Yat Kulübü’nde yediği ıstakozu sosyal medya hesabından paylaşması üzerine başlayan tartışmaya ilişkin soru üzerine “Bizi kimsenin özel hayatı ilgilendirmez. İsteyen istediği yere gider, istediğini yer, istediğini içer. Özel hayat ile genellikle AKP ilgilenir, kim ne yedi, nerede yedi, ne içti o onların işi. Bu bizi ilgilendirmiyor. Buradaki tepkinin esas nedeni Türkiye’nin yaşadığı yoksulluktur, Türkiye’deki asgari ücret düzeyidir. Asgari ücret eğer bir ülkede açlık sınırının altındaysa sizin yediğiniz, içtiğiniz göze batar. Eğer emeklilerin aldığı ücret, maaş 10 bin liraysa ve bunu 6 milyondan fazla emekli bu maaşa katlanmak zorundaysa işte o zaman bu fotoğraf başka bir fotoğrafın yansımasıdır. Bu fotoğrafın yansıması yoksulluktur” dedi.
]]>“BİR TEK ANKARA SESSİZ VE ISSIZDI”
Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, X hesabından İran-İsrail arasındaki gerilime ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı; “Uyan Ankara uyan! Dün bölgemiz için de dünya için de uzun bir geceydi. Bütün başkentler ayakta iken ve açıklamalarla tutumlarını ortaya koyarken bir tek Ankara sessiz ve ıssızdı. Gece boyu ne bir açıklama ne de bir kriz toplantısı yapıldı.
“ABD ZİYARETİ ÖNCESİ…”
Şu ana kadar da bir açıklama gelmedi. Bunun izahı mümkün değil. Ama devlet tecrübesi bana iki ihtimal olduğunu düşündürüyor. İlki, yetkili kurumların açıklama hazırlamış ama Cumhurbaşkanı’ndan onay alamamış olması. İkincisi, Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaklaşan ABD ziyareti öncesi Washington’daki çevreleri rahatsız edecek bir açıklamadan kaçınmış olması.
“PASİF BİR YAKLAŞIM ÜLKEMİZİN İTİBARINI YOK EDER”
Birinci gerekçe Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin devlet kurumlarını etkisiz kılarak devlet reflekslerini dumura uğratmış olmasının vahim bir sonucudur. İkinci gerekçe geçerli ise durum daha da vahimdir. Türkiye bölgesel konulardaki tutumunu ne kadar güçlü olursa olsun başka bir küresel güce endeksleyemez. Önce kendi tutumunu belirler. Daha sonra da bölgesel ve küresel aktörler nezdinde bu çerçevede aktif girişimde bulunur. Edilgen ve pasif bir yaklaşım ülkemizin itibarını da etki gücünü de yok eder.”
ATILMASI GEREKEN ADIMLARI 15 MADDEDE SIRALAMIŞTI
Davutoğlu, konuyla ilgili bir başka paylaşımında da İsrail’in Şam’daki İran Büyükelçiliğine yaptığı saldırı ve İran’ın İHAlarla yaptığı misilleme ile bölgede tırmanan gerilim konusunda atılması gereken acil adımları 15 maddede sıralamıştı. Davutoğlu şu ifadeleri kullanmıştı; “İsrail’in Şam’daki İran Büyükelçiliğine yaptığı saldırı ve bu gece İran’ın İHAlarla yaptığı misilleme ile bölgede tırmanan gerilim konusunda atılması gereken acil adımlar:
CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel, İsrail- İran arasındaki gerilime ilişkin hükümetin sessizliğini eleştirerek, ” Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütleri harekete geçirmesi gerekiyor. Türkiye’nin diplomatik kanalları kullanması gerekiyor. Bu bölgedeki tansiyonun düşürülmesi gerekiyor” dedi.
CHP’nin Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Uzgel, İran-İsrail arasındaki gerilime ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmede bulundu. Türkiye’den konuyla ilgili şu ana kadar herhangi bir açıklama yapılmadığını söyleyen Uzgel, “Bölgemizde bu kadar önemli bir gelişme yaşanmışken neredeyse 1973 yılından Ekim savaşından bu yana ilk kez İsrail’e bir başka devletten askeri saldırı gelmişken hükümetin bu tırmanmanma karşısında bölgede büyük bir gerilim yaratan, endişeleri arttıran, bu gerilim karşısında hiçbir ses çıkarmaması, hiçbir açıklama yapmaması başta Dışişleri Bakanı olmak üzere bir tane yetkilinin bu konuda herhangi bir yorumda bulunmamasını şaşkınlıkla izliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“TANSİYONU DÜŞÜRÜCÜ GİRİŞİMLERDE BULUNUN”
“Türkiye Cumhuriyeti bölgenin en önemli ülkelerinden biri tanesi. Bölgenin olmazsa olmazı. Aşağı yukarı her gelişme Türkiye’yi etkiliyor” diyen Uzgel, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin eylemleri bölgesel gelişmeleri etkileme potansiyeline ve gücüne sahip. AKP hükümeti ve Erdoğan yıllardır Türkiye’nin bölgede ne kadar etkili bir ülke olduğunu anlattı. Hatta bazen öyle yorumlar oldu ki ‘Bizden habersiz bölgede yaprak kıpıldayamaz’ dediler. Erdoğan dünya liderlerine ayar veren bir liderdi, meydan okuyordu, İsrail’e çok sert çıkıyordu. Ama Türkiye’nin hem objektif güç parametreleri açısından hem de AKP hükümetlerinin iddiası açısından baktığımızda bu kadar etkisizlik, bu kadar sessizlik anlaşılır da değil, doğru da değil. Hükümetimizin en azından sözlü olarak açıklama yapması lazım. Burada Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’a görev düşüyor. Kendisinin istihbartçı bir geçmişi var. MİT Başkanı’ydı. Belki orada işler daha arka kapıdan, daha sessizce, daha görünmez bir şekilde yürüyordu ama dış politika böyle değil. Türkiye bölgedeki varlığını hissettirmeli, pozitif rolünü güçlendirmeli. Buralarda bu kadar sessiz olmak doğru değil, hükümetimiz açısından da çok eksi bir puan yazılıyor. Buradan Sayın Hakan Fidan’a çağrıda bulunuyorum. Lütfen hem sözlü olarak bir açıklama yapın, hem de Türkiye adına bölgede tansiyonu düşürücü girişimlerde bulunun.”
Özgür Özel’in konuya ilişkin paylaşımını hatırlatan Uzgel, “Bakın genel başkanımız Özgür Özel son derece anlamlı bir açıklama yaptı. Bu gelişmelerden duyduğu endişeyi dile getirdi, çözüm önerisinde bulundu. Ana muhalefet partisi lideri gayet net açıklamalar yaparken Dışişleri Bakanlığının, AKP hükümetinin bu konudaki sessizliği acz gibi algılanır, yetersizlik olarak görülür. Dolayısıyla bu görüntüyü ortadan kaldırmak gerekiyor.” dedi.
Türkiye’nin birçok uluslararası örgüte üye olduğuna ve diplomatik birikimine işaret eden Uzgel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama bir taraftan siz Türkiye’yi etkisiz bir ülke haline getirirseniz, uluslararası alanda güvenilmez bir hale getirirseniz, ne Ukrayna Savaşı’nda ne Gazze’deki savaşta ve insani dramda kimse hükümetin, Erdoğan’ın kapısını çalmıyor. Kimse Erdoğan’a mikrofon uzatmıyor. Bu doğru bir şey değil. Dış politikada Türkiye gibi bir ülke bir böyle sanki çok bölgenin lideriymiş gibi davranıp sonra bu kadar içeri çekilemez, bu kadar savrulamaz. İki uç arasında hareket edemez. Buradan tekrar sesleniyorum; inisiyatif alınması gerekiyor, Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütleri harekete geçirmesi gerekiyor. Türkiye’nin diplomatik kanalları kullanması gerekiyor. Bu bölgedeki tansiyonun düşürülmesi gerekiyor. Çünkü bu gerilim, bu kuvvet kullanımı yani İsrail sürekli Suriye’yi, Irak’ı vuruyor. Buna karşılık olarak da İran buna cevap veriyor. Uzun menzilli füzelerini, dronlarını kullanıyor. Buradan bir çıkış yok. Buna bir şekilde müdahale edilmesi gerekiyor diplomatik olarak. Türkiye’nin elinde daha fazla araç var bu araçların kullanılması lazım.”
]]>Türkiye Kültür Yolu Festivali başladı
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy:
“Festivale yeni şehirler dahil edeceğiz”
“Uluslararası kurum ve kuruluşlara daha fazla yer veriyoruz”
ADANA – Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Kültür Yolu Festivali’ni Adana’da düzenlenen etkinlikle başlattı. Bakan Ersoy, “Adana’da bin sanatçı, Türkiye genelinde 40 bin sanatçı katılacak. 8 ayda 7 bine yakın etkinlik gerçekleşecek” dedi.
Türkiye Kültür Yolu Festivali, 13 Nisan’dan 10 Kasım’a kadar 16 farklı şehirde, 8 aya yayılmış bir kültür-sanat maratonuyla ülkeye adeta bir festival iklimi yaşatacak. Anadolu’nun yedi farklı bölgesinde gerçekleşecek etkinlikler aracılığıyla Türkiye’nin tarih ve kültür zenginliği ışığında herkese görsel, işitsel ve duygusal açıdan zengin bir deneyim yaşatılacak.
Festival’in ilk durağı Adana’da bünyesine dahil edilen 12’nci Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı oldu.
Bu sene 13-21 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek karnaval bugün düzenlenecek etkinliklerle başladı.
“Karnaval her sene daha fazla insana ulaşıyor”
Adana Müze Kompleksi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, her sene katılımcı sayısının daha fazla arttığına dikkat çekerek, “Bir bölgede, bir şehirde 4 sene önce başlattığımız kültür yolu yolculuğuna bugün Anadolu’nun 7 bölgesinde 16 şehirde devam ediyoruz. Söz verdiğimiz gibi her yılda Kültür Yolu Festivali’ne dahil ettiğimiz şehirlerin sayısını artırıyoruz. 2028’de ise 35 şehre festivali yaymaya çalışacağız. Kültür yolu festivalleri birçok amaca hizmet ediyor. Her yaş ve her kesimden vatandaşımıza sanatın her türlüsüne rahat bir şekilde ulaşması asıl amacımız. Festivalin gerçekleştiği şehrin başta Türkiye olmak üzere tüm dünyada bilinilirliği artırmak ikinci hedefimiz. Festivali gerçekleştirirken hem kültür ve sanatı desteklemiş hem de sanatçılarımıza destek oluyoruz. Şehirlerimizin markalaşmasını sağlıyoruz. Kültür Yolu Festivali’ni gerçekleştirirken şehrin mevcut devam eden festivalleriyle entegre olmasını sağlıyoruz. Kendi isimleriyle daha zengin, daha etkili bir şekilde gelişmesini sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Antalya ile noktalayacağız”
Kültür Yolu Festivali kapsamında birçok ilde düzenlenecek programı anlatan Bakan Ersoy, “Kültür Yolu Festivali, Portakal Çiçeği Karnavalı ile birlikte gerçekleşiyor. Gaziantep’te Uluslararası Gastronomi Festivaliyle, Konya’da müzik festivali, Nevşehir’de balon festivaliyle beraber festivallerimizi gerçekleştiriyoruz. Adana’nın önemi bu sene kültür yolu festivali Adana ile başlıyor. 8 aya yakın bir süreyle festival devam edecek. Adana’yı Şanlıurfa izliyor oradan Bursa, sonra da Samsun’a geçiyoruz. İlk 4 şehir bu sene festival ile ilk kez tanışan şehirlerimiz. Kültür Yolu Festivali’ni bu sene Antalya ile noktalayacağız” dedi.
“Türkiye genelinde 40 bin sanatçı katılacak”
Adana’da bin, Türkiye’de 40 bin sanatçının festival kapsamında etkinlikler düzenleyeceğini aktaran Bakan Ersoy, “Özellikle Merkez Park ve Atatürk Parkı’nda sahneler kurduk. Bu sahnelerimizde Türkiye’nin önemli sanatçıları konserler verecek. 30 noktada etkinlikler olacak ve yaklaşık 500’e yakın etkinlik olacak. Adana’da bin sanatçı, Türkiye genelinde 40 bin sanatçı katılacak. 8 ayda 7 bine yakın etkinlik gerçekleşecek” diye konuştu.
“Uluslararası kurum ve kuruluşlara daha fazla yer veriyoruz”
Dijital etkinliklere de önem verdiklerini anlatan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, daha sonra şunları söyledi:
“18 metre yüksekliğinde holoflaks gösterisi olacak. Atatürk olmazsa olmazımız. Atatürk Kültür Yolu’nda dijital performansını da karnaval sırasında sanatseverlerle buluşturmayı planlıyoruz. 7’den 70’e her kesimden vatandaşımıza hitap eden birçok etkinlikle vatandaşlarımızı buluşturacağız. Kültür Yolu Festivali 8 ay boyunca dünyada en uzun süreli, en fazla sanatçı ve katılımcısıyla bir marka haline geldi. Bu nedenle artık uluslararası kurum ve kuruluşlara daha fazla yer veriyoruz. Bundan sonrada bu şekilde devam edeceğiz. Hem katılan şehir sayısını hem de katılımcı sayısını artırmayı planlıyoruz.”
Bakan Ersoy, konuşmasının ardından basın mensuplarıyla festival hakkında toplantı gerçekleştirdi.
]]>Matematik tutkunu Hasan, uluslararası yarışmaya davet aldı
KOCAELİ – Kocaeli’de Uluslararası Amerika Copernicus Matematik Yarışması’nın ilk elemesine katılan lise öğrencisi Hasan Ensari Ay, Türkiye’den 3 bin 500 öğrenci arasından gümüş madalya kazanarak, New York’a final maçı için davet edildi. Matematik tutkunu Hasan Ensari, 35 farklı ülkeden yarışmaya katılacak öğrencilerle kıyasıya mücadele edecek.
Kartepe Ertuğrulgazi Anadolu Lisesi 12. sınıf öğrencisi Hasan Ensari Ay, 3 yıldır katıldıkları olimpiyatlar ve yarışmalarla başarısına bir yenisini daha ekledi. Matematiğe olan ilgisi sayesinde öğretmenin tavsiyesi üzerine Uluslararası Amerika Copernicus Matematik Yarışması’nın ön elemesine katılan Ay, Türkiye’den 3 bin 500 öğrenci arasından gümüş madalya kazandı. Başarısı sayesinde Hasan Ensari, Uluslararası Amerika Copernicus Matematik Yarışması’nın finali için New York’a davet edildi. 14 Temmuz’da New York’a gidecek olan Hasan Ensari, 35 farklı ülkeden katılan öğrencilerle kıyasıya yarışacak.
6 gün sürecek final programında New York City, Harvard ve MIT kampüsleri, Boston, Washington DC, Niagara Falls turu gerçekleştirilerek yarışma tamamlanacak. Olimpiyatlarda dereceye giren öğrencilere altın, gümüş ve bronz madalya verilecek. Gece gündüz demeden yarışmaya çalışan Ay, hedefinin şampiyon olup Türkiye’yi gururlandırmak olduğunu söyledi.
“Copernicus Matematik Olimpiyatları’na 35 farklı ülkeden öğrenci katılıyor”
3 yıldır çalışmalarını sürdürdüğünü söyleyen Hasan Ensari Ay, “Bu sürece 3 yıl önce Tales Matematik Yarışması’na katılarak başladım. 4 kişilik ekiple Tales’in ikinci aşamasına katılmaya hak kazandık. Ben o yarışmada Türkiye 8’incisi oldum. Ertesi yıl 2 farklı yarışmaya daha katıldık. Bunlardan başarı olarak güzel bir sonuç alamasak da bize tecrübe kazandırdı ve bu tecrübe beni bu sene Amerika’ya götürüyor. Copernicus Matematik Olimpiyatları’na 35 farklı ülkeden öğrenci katılıyor. İkinci tura seçilen yaklaşık 150 öğrenci var ve bu öğrencilerden biri de benim. Bu yarışma bir haftalık süreç. Bu süreç içerisinde Harvard, New York, Washington DC’de seyahatlerimiz olacak. Şampiyonluk herkesin hedefi ama bu hedef uğrunda çalışmadıktan sonra hiçbir şekilde sonuç alamayız. Ben elimden geldiğini yapacağım” dedi.
“Astrofizik alanına yönelmeyi düşünüyorum”
Hedeflerini anlatan Ay, “2 yıl boyunca ulusal turnuvalara katıldım. Ulusal turnuvaların sonucunda da uluslararası turnuvada başarı elde ettiğimi düşünüyorum. Meslek hedefi olarak öncelikli olarak psikiyatr olmak gibi düşüncem vardı ancak matematik alanında aldığım başarılar ve fizik alanında olan düşüncelerimden dolayı astrofizik alanına yönelmeyi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“Hasan, 3 bin 500 kişi arasından seçildi”
3 yıl boyunca Hasan’a danışmanlık yaparak destek veren matematik öğretmeni Esra Tuğçe Bal, “Hasan 3 yıldır olimpiyat takımında olan öğrencilerden biri. Farklı kulvarlarda farklı sınavlara girdi. 2 yıllık süreci ulusal sınavlardan yanaydı, Tales, Türkiye Matematik Yarışması, kanguru gibi sınavlara girdi. Hasan Tales’te Türkiye 8’inciliği elde etmiş, Kanguru’da da yine yüzde 5’lik dilime girmişti. Hasan bu sene de uluslararası alanda kendini geliştirmek istedi. Kendisine Copernicus Matematik Olimpiyatlarını duyurdum. Şansını denemek istediğini söyledi ve böyle bir yola girdi. Çetrefilli bir süreç. Hasan, Copernicus’un ilk aşamasından gümüş madalya ile geri döndü. Hasan 3 bin 500 kişi arasından seçilerek New York’a kabul aldı. Temmuz ayında inşallah New York’ta final sınavına girmeye hak kazandı. Oradaki sınava girip ülkemize de gerekli dereceyle dönecektir diye düşünüyoruz” dedi.
]]>İYİ Parti, siyasi partiler arasındaki bayramlaşma ziyaretleri kapsamında Saadet Partisi, Demokrat Parti, CHP, AKP, Milli Yol Partisi, BBP, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Yeniden Refah Partisi ve Bağımsız Türkiye Partisi’ni ağırladı. Bayramlaşma ziyaretlerinde gündem, 31 Mart yerel seçim sonuçları ve İsrail- Filistin oldu. İYİ Parti Siyasi İşler Başkanı Oktay Vural, “Artık seçim geçti. Bütün siyaset dünyasının bundan sonraki süreç içerisinde vatandaşın verdiği mesajlar doğrultusunda hareket etmesi gerekiyor” dedi.
Ramazan Bayramı dolayısıyla siyasi partiler arasında bugün bayramlaşma ziyaretleri yapılıyor. İYİ Parti heyeti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, CHP, AKP, Milli Yol Partisi, BBP, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Yeniden Refah Partisi ve Bağımsız Türkiye Partisi’ni genel merkezde ağırladı. Bayramlaşmalardaki gündem, 31 Mart yerel seçimleri, Filistin-İsrail ve deprem bölgesi oldu.
İYİ Parti heyetinde İYİ Parti Siyasi İşler Başkanı Oktay Vural, Manisa Milletvekili Şenol Sunat ve Gençlik Kolları Genel Koordinatörü Erdi Mert Türk yer aldı. İYİ Parti’yi ilk olarak Dış İlişkiler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya, Genel İdare Kurulu Üyesi Mehmet Fatih Akdağoğlu ve Seçim İlişkileri Başkan Yardımcısı Furkan Kılıçoğlu’ndan oluşan Saadet Partisi ziyaret etti.
“BAYRAMDA İNSANLAR KUCAKLAŞMALI”
Abdülbaki Mert, Saadet Partisi, MHP ve Büyük Birlik Partisi’nin bayramlaşmama kararıyla ilgili “Bazı partiler bayramlaşmama kararı almış. Farklı görüşlerde olabiliriz ancak tokalaşmamıza engel değil. Bu tavır yanlış. Bayramda insanlar kucaklaşmalı” dedi.
İYİ Parti’yi ziyaret eden CHP heyetinde, CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir, Kadın Kolları MYK Üyesi Armağan Akyüz ve Gençlik Kolları MYK Üyesi Batuhan Cakcak yer aldı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir, bayramın öncelikle deprem bölgesindeki vatandaşların yaralarının sarılmasına ve Filistin’deki masum insanların bir an önce insani yardıma erişmesine, bu durumun sona ermesine vesile olması dileğinde bulundu. Demir, yerel seçim hakkında; “Bu yerel seçimde halkımızın bize verdiği yetkiyi sorumlulukla kullanacağımıza eminiz ama umarım iktidar da halkımızın verdiği bu mesajı iyi anlar. Çünkü biliyorsunuz yerelde ancak geçici çözümlerle kent yoksulluğunu ortadan kaldırmaya çalışabilirsiniz. Ancak, ülkemizde yoksulluğu ortadan kaldırmamız lazım. Bu da ancak siyaset yoluyla, siyasette iletişimle olur. İletişim kanallarımızın hep açık olması lazım. Birlikte konuşuyor ve siyaset üretiyor olmamız lazım. Bu vesileyle bu bayram ziyaretlerini çok kıymetli görüyoruz” dedi.
MKYK üyesi Hasan Sert, Genel Merkez Kadın Kolları MKYK Üyesi Sena Aktürk ve Derya Çıraklı’dan oluşan AKP heyetinin ziyaretinde 31 Mart yerel seçimleri konuşuldu. AKP’li Hasan Sert, “Türkiye’nin güç ve kuvvetini artırmamız gerekiyor. Bu güç ve kuvvetin artması sadece ekonomik olarak yetmez, stratejik, teknolojik, bilgi birikimi ve entelektüel olarak birçok alanda biz iyi şeyler yapmamız lazım. Birbirimize destek olarak, ülkemizin başını eğmeden, güçlü bir şekilde çalışmamız gerekiyor. Türkiye bir yıl önce genel seçimleri yaşadı, şimdi de yerel seçimleri yaşadı. Bir takım matematiksel değişikliklerin olması önemli değil. Birlik ve beraberliğimizi koparmaması lazım. Özellikle mazlum coğrafyaların Türkiye’den beklemiş olduğu umudu yeşertmek ve büyütmek adına Türkiye’deki çatışmaların durması adına tüm siyasi partilerin katkı yaparak sağlaması lazım. Onun için biz de elimizden geleni yapacağız. Bundan sonraki süreçte kendi eksikliklerimizi telafi edip daha güzel neler yapabiliriz bunun çalışmasını yapacağız” dedi.
Oktay Vural ise “Parlamentoda her zaman için İYİ Parti bu eksende siyaset felsefesine sahip. Böyle bakıldığı zaman bundan toplumun kazanacağını düşünüyoruz. İyileri çoğaltmamız lazım, belki daha iyiye gitmemiz lazım. Umarım bu sürecin devamında parlamentodaki çalışmalar aziz milletimizin hayrına olacak işlerde birlikte karar almaya doğru götürmesine vesile kılsın. Artık seçim geçti, bundan sonraki süreç içerisinde vatandaşın verdiği mesajlar doğrultusunda bütün siyaset dünyasının bu çerçevede hareket etmesi gerekiyor” dedi.
Milli Yol Partisi, Büyük Birlik Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Yeniden Refah Partisi ve Bağımsız Türkiye Partisi de İYİ Parti’ye bayram ziyaretinde bulundu. Ziyaretçi heyetler çikolata, tatlı ve çiçek getirdi, İYİ Parti’de de konuklara çay, kahve, kuru pasta ve baklava ikram edildi. Konuk parti heyetleri ve İYİ Parti heyeti birlikte fotoğraf da çektirdi.
]]>
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, geleneksel bayramlaşma programında; “31 Mart sadece bir sonuç değildir. 31 Mart’ta çok tarihi bir yerel başarı elde ettik. Belediye başkanlarımız hem İstanbul’da hem ülkemizin dört bir yanında halkçı belediyecilik uygulamaları gerçekleştirecekler. Ama 31 Mart aynı zamanda yeni bir başlangıçtır. Türkiye demokrasi mücadelesinin yeni bir başlangıcıdır. Artık bu şehirde insanlar geleceğe dair umutlanmaya başladı. Artık bu şehirde gençler geleceğini yurt dışında aramak yerine güzel ülkemizin, demokrasi mücadelesini bizlerle birlikte vermeye karar verdiler. Artık gençler geleceğini yurt dışında aramak istemiyor. Gençler kendi ülkesine değer katmak istiyor. Ben bunu aldığım telefonlarda, sokaktan önümüzü çeviren gençlerde görüyorum” dedi.
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın geleneksel bayramlaşma programı, Seyrantepe’de bulunan İl Başkanlığı binasında yapıldı. Programa ilçe başkanları, yeni seçilen belediye başkanları ve bir çok partili katıldı. “Çifte Bayram yaşıyoruz İstanbul’da ve Türkiye’de” diyerek sözlerine başlayan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, şunları söyledi:
“ÇİFTE BİR BAYRAM YAŞIYORUZ İSTANBUL’DA VE TÜRKİYE’DE”
“Aramızda çok kıymetli belediye başkanlarımız var, yeni göreve başlayan. Gençlik kollarımızı onlara İstanbul’un muhafızları diyor. Çok kıymetli İstanbul’un muhafızları, belediye başkanlarımız, kadın kolu başkanlarımız, gençlik kolu başkanlarımız, mahalle birim sorumlularımız çok kıymetli meclis üyelerimiz, değerli il yöneticisi arkadaşlarım, çok kıymetli partililerimiz, hepinizin bayramınızı kutluyorum. Nice güzel bayramlarda hep birlikte olmak dileğiyle. Bayramın dayanışma ruhunun, bayramın, kardeşlik ruhunun, bayramın sevgi duygularının bütün günlere yayılmasını diliyorum. Çifte bir bayram yaşıyoruz İstanbul’da ve Türkiye’de. Birincisi Ramazan Bayramı’nda sizlerle birlikteyiz. Ramazan Bayramı’nın tabi dünyaya barış getirmesini diliyorum öncelikle. Ne yazık ki dünyada vekalet savaşları devam ediyor. Ülkemizin kuzeyinde bir savaş halen devam ediyor. Orta Doğu halen yangın yeri. Orta Doğu’da Gazze’de Filistin’de masum çocuklar, insanlar katlediliyor. Dolayısıyla Ramazan Bayramı’nın bütün dünyaya barış getirmesini diliyorum. Dünyadaki savaşların bir an önce sona ermesini diliyorum ve Ramazan ayının birlik beraberlik duygularının ülkemizin birlik beraberlik duygularına katkı sunmasını diliyorum. Birliğe, beraberliğe içinde bulunduğumuz coğrafyada bu zamanlarda her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Çünkü kendi içerisinde birlik beraberliğini sağlayamayan ülkelerin ne hale geldiğini yanı başımızdaki ülkelerden görüyoruz. Dün Suriye’de gördük. Daha önce Irak’ta gördü. Eğer bir ülke kendi içerisinde çeşitli ayrışmalar yaşıyorsa, sosyal, siyasal, etnik, mezhepsel bölünmeler yaşıyorsa birileri oraya barış getireceğim diye geliyorlar. Milyonlarca insanı katlediyorlar, şehirleri yok ediyorlar. Şehirlerin kültürünü yok ediyorlar. Bu yönüyle birlik beraberliğimizin daim olmasını diliyorum. Ramazan bayramının birlik ve beraberliğimizi pekiştirmesini diliyorum.
“31 MART’TA TÜRKİYE BÜYÜK BİR DEMOKRASİ BAYRAMI YAŞADI”
Tabi bir yönüyle çifte bayram yaşıyoruz dedik. 31 Mart’ta Türkiye büyük bir demokrasi bayramı yaşadı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak hem İstanbul’da hem yurdun dört bir yanında tarihi bir başarı elde ettik. Partimiz çok uzun yıllar sonra birinci parti oldu. İstanbul’da büyükşehir belediyesini yeniden kazandık. 26 ilçe belediyesi kazandık ve meclis çoğunluğunu sağlamış olduk. 31 Mart’tan beri İstanbul’da insanların yüzü gülmeye başladı. Daha önce bir konuşmada ifade etmiştim. 31 Mart’tan beri bu şehirde çocukların yüzü gülüyor, gençlerin, kadınların, emeklilerin, emekçilerin yüzü gülüyor ama İstiklal Caddesi’nin de yüzü gülüyor demiştim. Galata Kulesi’nin de yüzü gülüyor demiştim. Üsküdar’da Validebağ Korusu’nun da yüzü gülüyor ve Taksim’de Gezi Parkı’nın da yüzü gülüyor 31 Mart’tan bu yana. ve demir parmaklıklar arkasında Gezi mücadelesinde hep birlikte omuz omuza mücadele verdiğimiz ama bugün demir parmaklıklar arkasında olan yol arkadaşlarımızın da yüzü gülüyor. Mesela Tayfun Kahraman’ın yüzü gülüyor şu anda.
“ARTIK GENÇLER GELECEĞİNİ YURT DIŞINDA ARAMAK İSTEMİYOR”
Hani demiş ya şair; ‘Haberin var mı taş duvar, demir kapı kör pencerem… Yastığım ranzam, zincirim uğruna ölümlere gidip geldiğim zulamdaki masum resim, haberin var mı? Görüşmecim yeşil soğan göndermiş, dağlarına bahar gelmiş memleketimin….’ Memleketine bahar geldi. Dağlarına bahar geldi memleketimizin 31 Mart’tan bu yana. 31 Mart’tan sonra Genel Başkanımızı İstanbul’da bir ses tellerinden bir operasyon geçirdi. Ziyaret etmeye gittiğimde 25 yaşında bir hanımefendi önümü çevirdi. Kadıköy İlçe Başkanımızla beraberdik. Şişli İlçe Başkanımız da yanımızdaydı. Dedi ki ‘Başkanım Allah hepinizden razı olsun. Ben Almanya’ya gidecektim. Bütün işlemlerimi yaptırdım pasaportu vizesi her şey tamam. Artık gitmek istiyordum. Ama 31 Mart gecesi bu ülkede gitmemeye karar verdim. Çünkü çok umutlandım’. 31 Mart sadece bir sonuç değildir. Evet 31 Mart’ta çok tarihi bir yerel başarı elde ettik. Belediye başkanlarımız hem İstanbul’da hem ülkemizin dört bir yanında halkçı belediyecilik uygulamaları gerçekleştirecekler. Ama 31 Mart aynı zamanda yeni bir başlangıçtır. Türkiye demokrasi mücadelesinin yeni bir başlangıcıdır. Artık bu şehirde insanlar geleceğe dair umutlanmaya başladı. Artık bu şehirde gençler geleceğini yurt dışında aramak yerine güzel ülkemizin, demokrasi mücadelesini bizlerle birlikte vermeye karar verdiler. Artık gençler geleceğini yurt dışında aramak istemiyor. Gençler kendi ülkesine değer katmak istiyor. Ben bunu aldığım telefonlarda, sokaktan önümüzü çeviren gençlerde görüyorum.
“TÜRKİYE’NİN DEMOKRASİ MÜCADELESİ YENİ BAŞLAMIŞTIR”
Bir mutluluk daha Cumhuriyet Halk Partisi için. Dün büyük mutluluk duyduğum bir telefon konuşması yaptım. Kıymetli bir yol arkadaşımız beni aradı. Çok duygulu bir sesle bana şunu söyledi, ‘Dün babamı ziyaret ettim mezarlıkta. Mezarının başında babama dedim ki, baba gözün aydın, partin Türkiye’de birinci parti oldu.’ Hem Cumhuriyet Partisi’nin her bir bireyi olarak hem de bu ülkede yaşayan gençler olarak bu ülkenin insanları olarak çok mutluyuz, çok gururluyuz, çifte bir bayram yaşıyoruz. Ancak yeni başlıyoruz. Türkiye’nin demokrasi mücadelesi yeni başlamıştır ve sizlerle birlikte kıymetli yol arkadaşlarımızla birlikte Türkiye’nin demokrasi mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Sizleri güneşin altında biraz beklettik. Gelenekselleşmiş bir durumdur bayramlaşma törenlerinin il binasında yapılması. Her bayramda bayramın ikinci günü ilçe binalarında yapılır bayramlaşma töreni. Sonrasında da il binasında bir bayramlaşma töreni yapılır. Partililer birbirleriyle bayramlaşırlar. Ama belki bu geleneği de önümüzdeki Kurban Bayramı’nda değiştirebiliriz. Şimdi belediye başkanı arkadaşlarımla konuştum. Kurban Bayramı’nda bir salonda bir bayramlaşma töreni düzenleyelim. Onu da bir belki sahne gösterimiyle, belki bir konserle pekiştirelim. Hep birlikte güzel ve keyifli anlarımız olsun. Bu güneşin altında da sizleri bekletmemiş olalım. Tabi aramızda çok değerli büyüklerimiz var. Çok kıymetli yol arkadaşlarımız var. Bayramlar hep büyüklerimizi ziyaret ettiğimiz, onların ellerini öptüğümüz günlerdir. Aramızda önceki dönem il başkanlarımızdan, önceki dönem genel başkan yardımcılarımızdan ve önceki dönem milletvekillerimizden Mustafa Özyürek başkanımız var. Ben izin verirseniz bu anlamlı günde Mustafa Özyürek başkanıma mikrofonu takdim etmek istiyorum ve duygularını sizlerle paylaşmasını istiyorum.”
İl Başkanı Özgür Çelik’ten sonra söz alan Mustafa Özyürek ise şunları söyledi:
CHP İSTANBUL ESKİ İL BAŞKANI MUSTAFA ÖZYÜREK: “BU SEFER İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ TAMAMLAYACAĞIZ”
“Ben 89 seçimlerini yöneten İl Başkanı Mustafa Özyürek. O zaman da Büyükşehir’i Allah selamet versin Nurettin Sözen’den ve diğer bütün ilçeleri aşağı yukarı kazanmıştık. Büyük bir coşkuydu büyük bir başarıydı. O zaman da planımız şuydu. Rahmetli Erdal İnönü ve rahmetli Deniz Baykal’la birlikte bu başarıyı perçinleyelim genel seçimlerde bu başarımızı devam ettirelim ve partimizi iktidara taşıyalım istedik. Fakat ne yazık ki parti içindeki bazı tartışmalar, parti içindeki bazı karşılıklı suçlamalar ve arkasından belediyelerimizdeki başarısızlık bizi iktidara gitmekten alıkoydu. O olaylardan, o günlerden de dersi olarak öyle inanıyorum ki bu sefer bu iktidar yürüyüşümüzü tamamlayacağız. Türkiye artık Cumhuriyet Halk Partisi’ni özledi. Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesini istiyor. Bütün Anadolu’da bunun emarelerini görüyoruz. Bunun uyanışını görüyoruz. İstanbul’dan başlayan bu mücadele Ekrem İmamoğlu ve il başkanımızın başlattığı değişimle başlayan bu mücadele bizi öyle inanıyorum ki iktidara götürecek. Benim gibi geçmişte il başkanlığı yapmış, geçmişte görevlerde bulunmuş, artık 85 yaşına gelmiş birisinin sizlerin başarısı dışında hiçbir dileği olamaz. Bize ne düşerse elimizden ne gelirse sonuna kadar yapmaya hazırız. İl Başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Bütün belediye başkanlarımızı kutluyorum. Belediye meclis üyelerimizi kutluyorum. İnanıyorum ki İstanbul’u en iyi şekilde yönetecekler ve bizi iktidara taşıyacaklar” dedi.
]]>
Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde bir araya gelen MHP’ye gönül verenlere seslenen MHP Genel Sekreteri ve Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman, “Milletimizin kararı ne olursa olsun her zaman başımızın üzerindedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu seçimlerde milletimizin verdiği mesajı doğru okumak, tüm boyutlarıyla değerlendirmek ve milletimize daha iyi hizmet edebilmek üzere çalışmalarımıza başladık. Ekonomik sorunların sosyal ve siyasal hayata olan yansıması sonucu ortaya çıkan tepkilerin farkındayız. Bu anlamda bir önceki seçimlere göre sandığa gitme oranının da düştüğünü görüyoruz. Aziz milletimiz yerel seçimler vasıtasıyla sıkıntılarını paylaşmış, önümüzdeki sürecin gündemini belirlemiştir. Cumhur İttifakı olarak milletimizin sandığa yansıttığı tüm sorun ve sıkıntıları dikkatle inceleyecek ve inşallah her vatandaşımızı refaha kavuşturacak bir vizyonla çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdüreceğiz” dedi.
“Türkiye, erken seçim söylemleri üzerinden oluşturulmak istenen istikrarsızlığa teslim olmayacaktır”
Seçim sonuçlarında sadece yerel yöneticilerin belirlendiğinin altını çizen Büyükataman, “Şunu unutmamak gerekir ki, Türkiye bu seçimlerde önümüzdeki beş yılın yerel yöneticilerini seçmiştir. Yani Türkiye’de bir iktidar değişikliği yoktur. Cumhurbaşkanımız ve Kabinesi görevinin başındadır. Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yoluna devam etmekte ve Cumhur İttifakı’nın sarsılmaz iradesi ile yükselişini sürdürmektedir. Mahalli idareler seçimleri sonrası oluşan atmosferde siyasi fırsatçılığa soyunup erken seçim çığırtkanlığı yapanlar, Türkiye’de bir kriz ortamı oluşturmaya çalışanlar büyük bir yanılgı içerisindedir. Aziz milletimiz bu zihniyete ülkenin emanet edilemeyeceğinin kararını, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinde çok net vermiştir. Sanki iktidar değişikliği olmuş gibi yaygara koparıp milli ve manevi değerlerimize saldırmak için el ovuşturanlar bilsinler ki bu sinsi arayış hüsrana uğramaya mahkümdur. Türkiye, erken seçim söylemleri üzerinden oluşturmak istenen istikrarsızlığa teslim olamaz ve olmayacaktır. 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin hemen ardından DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan adayının CHP’li İmamoğlu’na yönelik ‘aldığı oylar benim demesin sakın, aldığı oylar bizim seçmenimizindir’ şeklindeki sözleri her şeyi gözler önüne sermiş, seçimlerden önce işaret ettiğimiz sinsi ittifakın adeta itirafı olmuştur. Kendi seçmeninin iradesini DEM’lendiği kapılara peşkeş çeken CHP’nin maskesi bir kez daha düşmüş, sözde ‘Kent Uzlaşısı’nın esasında ‘PKK İttifakı’ olduğu tüm açıklığı ile ortaya çıkmıştır. Ayrıca seçimlerin hemen ardından sokakları karıştırmak için ortaya çıkan, şehirlerimizi savaş alanına çevirmeye yeltenen terör yandaşlarının karanlık emelleri yine en büyük desteği CHP yönetiminde bulmuştur. Ne yazık ki CHP, terör örgütü PKK’nın çağrısı ile sokaklara çıkan bu anarşist güruha hiç zaman kaybetmeden can suyu olmuştur” ifadelerini kullandı.
MHP Bursa İl Başkanı Muhammet Tekin ise, “Geldiğimiz gelenek itibarıyla siyaseti, adanmışlık psikolojisi, inançlarımızla yapan ve kendisini hayata dair anlamlandırış biçimini idareler silsilesi çerçevesinde yorumlayan insanlarız. O itibarla bize ülkücü diyorlar. Başarı oranı sıfır veya sıfırın altında olan yerlerde ‘ben başarmak istiyorum, başaracağım’ diyen idealistler Atatürk’ün, Enver Paşa’nın ve liderimiz Devlet Bahçeli’nin ve onların çığırını açtığı siyasetin mücadelecileri yarının müjdecileri olarak siyaset bizim için daha yeni başlıyor” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>Şırnak’ın dağlarında sağlanan huzur ve güven ortamıyla birlikte bölgede yapılan sismik ve sondaj çalışmaları sonrasında günlük 40 bin varil petrol üretimine ulaşıldı. Gabar Dağı’nda şehit Astsubay Esma Çevik ve şehit Öğretmen Aybüke Yalçın’ın adlarının verildiği iki sahada günlük yaklaşık 40 bin varil petrol üretimi seviyesine ulaşıldı. Üretimi 2024 yılı sonunda 100 bin varile çıkarmak üzere çalışmalar yoğun şekilde devam ediyor.
Gabar Dağı’ndaki Şehit Aybüke Yalçın 26-29 petrol kuyusunda konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Bugün Şırnak’ta Gabar’dayız. Bir kez daha burada Türkiye Petrollerinin Şehit Aybüke Yalçın ve Şehit Esma Çevik’in petrol sahalarında buradaki çalışmaları yerinde görmek, buradaki arkadaşlarımız ile bayramlaşmak için buraya geldik. Bugün bizim için müstesna bir gün. Hem Ramazan Bayramı’nı idrak ediyoruz ama aynı zamanda bugün Cumhuriyet tarihinin rekoru ile buradayız. Allah’a hamdolsun bugün itibari ile 40 bin varil günlük üretimi burada geçmiş bulunuyoruz. Bu, Türkiye’de en kaliteli petrolü ürettiğimiz ve en çok petrolü ürettiğimiz gün olarak açıkçası tarihe geçen bir gün” dedi.
Bugünün Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde önemli bir gün olduğunu belirten Bakan Bayraktar, “Bugün itibari ile Türkiye’de üretimimiz 100 bin varili toplam da geçmiş olduk. Tabii, Şırnak açık ara Türkiye’nin artık net bir şekilde petrol şehridir, petrol başkentidir. İnşallah daha gidecek yolumuz var. Daha önce de ifade etmiştim. Yılbaşı gecesi buraya geldiğimizde, bu yılbaşında hatırlarsanız demiştik ki, 2024 sonu hedefimiz 100 bin varil günde çıkabilmek. Bunun içinde gece gündüz çalışıyoruz. Şu anda 33 kuyuda bu üretimi gerçekleştirdik. Kuyu başı ortalama üretimimiz bin 200 varili geçmiş durumda. Dolayısı ile inşallah biz hedefimiz olan 95 kuyuya geldiğimizde yılsonunda bu rakamlara ulaşmış olacağız. Bu Türkiye’nin özellikle enerjideki dışa bağımlılığında fevkalade önemli. Dolayısı ile buradaki çalışmalar aralıksız kesintisi bir şekilde devam edecek” diye konuştu.
“200’ün üzerinde tanker ile bu ham petrolü taşıyoruz”
Yeni keşif kuyularının olduğunu ifade eden Bakan Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu yıl içerisinde Hakkari’de yine Van sınırında yeni kuyularımız olacak. Onlarda da yapacağımız keşifler ile, onlarda da yeni rezerveler bulduğumuzda bu üretim rakamları inşallah çok daha ileri gidecek. Dolayısı ile biz bu çalışmaları yoğun bir şekilde devam ettiriyoruz. Burada yer yer 2 bin 500 metre, yer yer 2 bin 800 metre ama özellikle Şehit Teğmen Akdeniz bölgesinde o sahada da 4 bin 500 metrelere varan derinliklerde biz bu üretimi gerçekleştiriyoruz. Yönlü sondajlar yapıyoruz. Bir kilometreye yakın yaklaşık 30 derece açı ile yönlü sondajlar bu üretimi yapıyoruz. Teknik olarak da çok önemli bir faaliyet gerçekleştiriyoruz. Dolayısı ile tüm bu faaliyetler ile bu gün 200’ün üzerinde tanker ile bu ham petrolü taşıyoruz. Ama şu anda yapımı devam eden yaklaşık yüzde 50’sini bitirdiğimiz 35 kilometrelik bir petrol boru hattı ile de inşallah bu petrolü BOTAŞ’ın İdil istasyonuna götüreceğiz. Oradan da Ceyhan’a Dörtyol’a kadar ulaştıracağız. Yoğun hummalı bir çalışma burada devam ediyor.”
“Burada Eylül 2021 tarihinden itibaren çalışmalarımız yaklaşık 10 milyon varillik toplam petrol üretimi getirdi”
Türkiye’nin en kaliteli petrolünün burada üretildiğini kaydeden Bakan Bayraktar, “Burada Eylül 2021 tarihinden itibaren çalışmalarımız yaklaşık 10 milyon varillik toplam petrol üretimi getirdi. 3 bine yakın arkadaşımız burada çalışıyor. Burada bu faaliyetler arttıkça inşallah Şırnak’a bu bölgeye çok ciddi istihdam katkısı olacak. Bu beraberinde diğer ekosistemi de buraya getirecek. Şırnak bir dönem terör ile anılan Gabar, Şırnak bu bölge hakikaten artık zenginlik ve istihdam artışı ile anılacak. Hem bu bölgeye hem de ülkemizin ekonomisine güç katmaya, can katmaya devam edecek. Ben daha önce geldiğimde de ifade etmiştim. Şırnak Türkiye için, dünya için petrol güzergahında aynı zamanda. Irak-Türkiye petrol boru hattı buradan geçiyor. İnşallah Şırnak o petrol boru hattında kendi petrolümüz ile dünya piyasalarına ve Türkiye’nin ihtiyaçları için kullanılacak. Dolayısı ile bu anlamda bu bölge çok gelişecek. Daha çok kardeşimize istihdam sağlanacak. Ben bu anlamda bir kez daha burada emeği geçen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Biz bakanlık olarak her zaman 7/24 burada bu faaliyetleri takip ediyoruz, destekliyoruz. İnşallah yeni keşifler ile hem burada hem de Karadeniz’de oradaki doğal gaz keşiflerini milletimiz ile paylaşırız. Bu gün bayram. Bu bayramı 40 bin varili aşarak bir anlamda kutlamış oluyoruz” diye konuştu.
Bakan Bayraktar, konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı telefon ile arayarak bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Sevgili işçi kardeşlerim, her şeyden önce bugün ulaştığınız seviye sebebiyle sizleri şahsım, milletim adına tebrik ediyorum. Sizler gerçekten 100 bin varil hedefine inanıyorum ki en kısa zamanda ulaşacaksınız. Çünkü sizlerin idealleri var. ve bu ideallerden şu ana kadar hiçbir taviz vermediniz. ve her gün de bu hedefe doğru yürüdünüz, yürüyorsunuz. İnanıyorum ki Gabar artık bu işin öncüsü olacak. ve petrol üretiminde inşallah en kısa zamanda bu hedefe varmak suretiyle bizim gücümüze güç, milletimizin iradesine farklı bir irade koyacaksınız. Kaldı ki istihdam noktasında da Gabar’da istihdamı daha da artıracaksınız. Şu anda milletvekili arkadaşlarım tüm işçi kardeşlerim el ele vermek suretiyle oranın zenginliğine zenginlik katacaksınız. Gözlerinizden öpüyorum. Sizleri bu mübarek bayram gününde en kalbi duygularla selamlıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun” dedi.
Bakan Bayraktar’a Vali Cevdet Atay, Emniyet Müdürü Cemal Dalman, AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, TPAO Genel Müdürü Ahmet Türkoğlu, TPAO Şırnak Bölge Müdürü Oğuz Şahin eşlik etti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar Şırnak merkeze geçerek AK Parti il başkanlığın düzenlediği geleneksel bayramlaşma programına katılarak partililerin ve vatandaşların bayramını kutladı. – ŞIRNAK
]]>Şırnak’ta Gabar Dağı bölgesindeki Şehit Aybüke Yalçın Petrol Üretim İstasyonlarında incelemelerde bulunan Bayraktar, yetkililerden çalışmalara ilişkin bilgi aldı.
Çıkarılan petrolü de inceleyen Bayraktar, burada basın mensuplarına yaptığı açıklamada, herkesin Ramazan Bayramı’nı kutladığını belirtti.
Bayramın ikinci gününde Şırnak’ta Gabar’da olduklarını ifade eden Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye petrollerinin şehit Aybüke Yalçın ve Şehit Esma Çevik petrol sahalarındaki çalışmaları yerinde görmek, buradaki arkadaşlarımızla bayramlaşmak için geldik. Bugün bizim için müstesna bir gün. Hem Ramazan Bayramı’nı idrak ediyoruz. Ama aynı zamanda bugün Cumhuriyet tarihinin bir rekoruyla buradayız. Allah’a hamdolsun bugün itibarıyla 40 bin varil günlük üretimi burada geçmiş bulunuyoruz. Bu, Türkiye’de en kaliteli petrolü ürettiğimiz ve en çok petrolü ürettiğimiz gün olarak açıkçası tarihe geçen bir gün.”
“Bugün Türkiye tarihinde önemli bir gün”
Petrol üretim sahalarında çalışan herkesi tebrik eden, burada gece gündüz vazife yürüten güvenlik güçlerine, jandarma ekiplerine de teşekkür eden Bayraktar, bu üretimde onların büyük emekleri olduğunu vurguladı.
Bu yolda ilk günden bu yana kendilerini destekleyen ve çalışmaları gece gündüz takip eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da şükranlarını sunduğunu dile getiren Bayraktar, kendilerine dualarıyla destek olan millete de teşekkürlerini iletti.
“Bugün Türkiye tarihinde önemli bir gün. Bugün itibarıyla Türkiye’de üretimimiz 100 bin varili toplamda geçmiş oldu. Şırnak açık ara Türkiye’nin artık net bir şekilde petrol şehridir, petrol başkentidir. İnşallah daha gidecek yolumuz var. Yılbaşında ‘2024 sonu hedefimiz günde 100 bin varile çıkabilmek.’ demiştik. Şu anda 33 kuyuda bu üretimi gerçekleştirdik. Kuyu başı ortalama üretimimiz 1200 varili geçmiş durumda. Hedefimiz olan 95 kuyuya geldiğimizde yıl sonunda bu rakamlara ulaşmış olacağız.” ifadelerini kullanan Bayraktar, bu gelişmenin Türkiye’nin özellikle enerjideki dışa bağımlılığını düşürmek için fevkalade önemli bir gelişme olduğunu vurguladı.
Bayraktar, çalışmaların aralıksız, kesintisiz devam edeceğini belirterek, yeni keşif kuyularının da olduğunu aktardı.
Hakkari’de, Van sınırında yeni kuyular olacağına işaret eden Bayraktar, bu yıl içerisinde o kuyularda da yapacakları keşiflerle bu üretim rakamlarının çok daha ileri seviyeye ulaşacağını söyledi.
“Türkiye’nin en kaliteli petrolünü burada üretiyoruz”
Bayraktar şunları kaydetti:
“Burada yer yer 2 bin 500 yer yer 2 bin 800 metre ama özellikle Şehit Teğmen Akdeniz bölgesinde o sahada da 4 bin 500 metrelere varan derinliklerde bu üretimi gerçekleştiriyoruz. Yönlü sondajlar yapıyoruz. Bir kilometreye yakın yaklaşık 30 derece açıyla yönlü sondajlarla üretiliyor. Hakikaten teknik olarak da çok önemli bir faaliyet gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla bütün bu faaliyetlerle bugün 200’ün üzerinde tankerle bu ham petrolü taşıyoruz. Ama şu anda yapımı devam eden, yaklaşık yüzde 50’sini bitirdiğimiz, 35 kilometrelik ham petrol boru hattıyla da inşallah bu petrolü BOTAŞ’ın İdil istasyonuna götüreceğiz ve oradan da Ceyhan’a Dörtyol’a kadar ulaştıracağız. Dolayısıyla yoğun hummalı bir çalışma burada devam ediyor. Türkiye’nin en kaliteli petrolünü burada üretiyoruz. Burada 13 Eylül 2021’den itibaren çalışmalarımız yaklaşık 10 milyon varillik toplam petrol üretimini bizi getirdi. 3 bine yakın arkadaşımız burada çalışıyor. Dolayısıyla burada bu faaliyetler arttıkça inşallah Şırnak’a bu bölgeye çok ciddi bir iş, istihdam katkısı da olacak. Bu beraberinde diğer ekosistemi de buraya getirecek ve hakikaten bir dönem terörle anılan Gabar, Şırnak, bu bölge hakikaten artık zenginlikle ve istihdam artışıyla anılacak. Hem bu bölgeye hem de ülkemizin ekonomisine güç katmaya, can katmaya inşallah devam edecek.”
“Bayramı günlük 40 bin varil üretimi aşarak kutlamış oluyoruz”
Şırnak’ın Türkiye ve dünya için önemli bir petrol geçiş güzergahı olduğunu dile getiren Bayraktar, Irak- Türkiye petrol boru hattının buradan geçtiğini, o petrolün ülkenin ihtiyacı olarak kullanılacağını, dünya piyasalarına ulaşacağını, bölgenin gelişeceğini belirtti.
Bayraktar, “İnşallah yeni keşiflerle hem burada hem de Karadeniz’de doğal gaz keşiflerimizle de milletimize yeni müjdeleri paylaşırız. Bayramı günlük 40 bin varil üretimi aşarak kutlamış oluyoruz. Sayın Valimiz, vekilimiz, güvenlik güçlerimiz bütün bir ekip olarak burada büyük bir uyum içerisinde çalışmalarımızı yapıyoruz, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Günlük 100 bin varil hedefine inanıyorum ki en kısa zamanda ulaşacaksınız”
Bakan Bayraktar buradan telefonla Cumhurbaşkanı Erdoğan ile de görüştü.
Gabar’daki incelemelerine ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bilgi veren Bayraktar, “Bugün bizim için ayrı bir bayram. Hamdolsun bugün 33 kuyuda 40 bin varilin üzerine ilk kez çıktık. İnşallah zatıalinizin koyduğu 100 bin varil hedefine bu yıl sonuna kadar ulaşmak için gece gündüz burada yaklaşık 3 bin kişilik bir ekip, güvenlik güçlerimiz hep beraber çalışıyoruz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da bugün ulaşılan seviye için şahsı, ailesi ve milleti adına emeği geçen herkesi tebrik ettiğini söyledi.
Erdoğan şunları kaydetti:
“Günlük 100 bin varil hedefine inanıyorum ki en kısa zamanda ulaşacaksınız. Çünkü sizin idealleriniz var ve bu ideallerden şu ana kadar hiç taviz vermediniz ve her geçen gün de bu hedefe doğru yürüdünüz, yürüyorsunuz. İnanıyorum ki Gabar bu işin artık mühendisi olacak ve petrol üretiminde inşallah en kısa zamanda bu hedefe varmak suretiyle bizim gücümüze güç, milletimizin iradesine farklı bir irade koyacaksınız. Gabar’da inşallah istihdamı daha da artıracaksınız. Şu anda milletvekili arkadaşlarım ve tüm işçi kardeşlerim el ele vermek suretiyle buranın zenginliğine zenginlik katacaksınız. Sizleri gözlerinizden öpüyorum, bu mübarek bayram gününde en kalbi duygularla selamlıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun. Sizleri Allah’a emanet ediyorum.”
AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar da “Sayın Cumhurbaşkanım, bayramınız mübarek olsun, saygılarımızı arz ediyoruz. 100 bin varile ulaştığımızda sizi burada ağırlamaktan şeref duyarız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Şimdi 100 bin hedefinin takvimi nedir?” sorusu üzerine Bakan Bayraktar, yıl sonuna kadar hedeflerinin 95 kuyuya çıkmak olduğunu aktardı.
Bakan Bayraktar’a Gabar’daki temaslarında, Şırnak Valisi Cevdet Atay, İl Emniyet Müdürü Cemal Dalman, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Murat Bulut, TPAO Genel Müdürü Ahmet Türkoğlu, TPAO Şırnak Bölge Müdürü Oğuz Şahin, AK Parti il Başkanı İbrahim Halil Erkan da eşlik etti.
]]>MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz başkanlığındaki heyet CHP’ye bayram ziyaretinde bulundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka’nın sohbet sırasında, “Seçimden sonra umudun yeniden yükseldiği günleri kucaklıyoruz. Onun için iyilik ve dayanışma içinde umudu beraber yükseltelim, ülkemizin sorunlarını hep beraber çözelim. Bir sonraki bayramımız, Kurban Bayramı’mızda bu açlık, yoksulluk, yoksunlukla ilgili yaşanan sorunların bir nebze daha çare üretilmiş şekilde olmasını umut edelim” sözleri üzerine MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, “Bu seçimde CHP çok sayıda belediye aldı. Bu açlık, yoksulluk ve yoksunluk, umut edelim ki belediyeler aracılığı ile destek sağlanmış da olsun. Biz de öyle umut edelim.” dedi.
Ramazan Bayramı dolayısıyla siyasi partilerde bayramlaşma ziyaretleri yapılıyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz başkanlığındaki MHP heyeti CHP’ye ziyarette bulundu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, MYK Üysi Esma Özdaşlı ve MYK Üyesi Fatih Çetinkaya’nın yer aldığı heyeti, CHP Genel Başkan Yardımcısı, Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka başkanlığındaki Ankara Milletvekili ve CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Aliye Timisi Ersever, CHP PM Üyesi Mehmet Alkım Denizaslanı ile CHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı Onur Topkül karşıladı.
“HERKESİN TOK OLDUĞU BİR TÜRKİYE’NİN İNŞASI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
Bayramın daha güzel günlere vesile olmasını dileyerek sözlerine başlayan Nazlıaka, “Büyük Türkiye ittifakı kurmak istedik. Bu ittifakın içinde her siyasi partiden, her görüşten yurttaşlarımız var. Her birine karşı çok büyük bir sorumluluğumuz var.” dedi.
Bundan sonraki süreçte de kendilerine oy veren vermeyen, bu ittifaka dahil olan, ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunan her kim varsa, halkın ittifakını kuran herkese hizmet vereceklerini söyleyen Nazlıaka, “Eşit, adil, özgür ve herkesin tok olduğu bir Türkiye inşası için mücadele edeceğiz. Ortaklaştığımız tüm değerler üzerinden de büyük Türkiye ittifakını büyütmek ve daha fazla yurttaşımıza hizmet sunmak istiyoruz. Böyle önemli bir sürecin başlangıç noktasındayız. Önceki dönemdeki çahlışmaları halkımızı bir şekilde değerlendirdi, halkımız teveccüh gösterdi. ‘Bu seçimin bir kaybedeni yok, kazananı var, o da halktır’ diyoruz. halkın bize göstermiş olduğu bu güvene layık olmak çin elimizden geleni yapacaeğız. İnşallah daha aydınlık günleri hep birlikte kucaklayacağız” şeklinde konuştu.
“İSTİKRARA İHTİYAÇ VAR”
MHP Genel Başkan Yardımcısı Durmaz da şunları söyledi:
“Sizinle ittifak edenler de umarım sizin bu hissiyatlarınıza aynı şekilde katılırlar. Bu bizi ziyadesiyle mutlu eder. Elbette ortak paydamız ülkemizin birliği, bütünlüğü, dirliği ve düzeni. Bizim bu konularda ne kadar hassas olduğumuzu bütün kamuoyu biliyor. Bunun yanı sıra Sayın Özgür Özel’in seçim sonrası yaptığı değerlendirmeyi de anlamlı ve kıymetli buluyoruz. Tabii biraz espri de olsun, bu seçimde ilk defa ‘Tek adam rejimiydi o yüzden böyle oldu’ gibi değerlendirmeler duymadık. ‘Trafolara kediler girdi vs’ gibi şeyler olmadı. Bu da bir güzellik yani işin esprisi.. Seçimlerin çok fazla insanımızın mağdur olmadan, burnu kanamadan sonuçlanmış olması da son derece önemliydi. Ortaya çıkan sonuca da hem Sayın Cumhurbaşkanı hem de başta Genel Başkanımız olmak üzere, seçimin milli iradenin tecellisini herkesin samimi şekilde saygı duyması gerektiği ifade edildi. Seçimler inşallah ülkemize, milletimize, partimize hayırlı sonuçlar getirir. Şu aşamadan sonra Türkiye’nin dünyanın ve etrafımızda cereyan eden çok ciddi sıkıntılarla, karşı karşıya olduğu bir süreç var. Ama aynı zamanda 4 yıl seçimsiz bir süreci de istikrar içinde iyi yönetebildiğimiz takdirde inşallah bu sıkıntılardan en az etkilenen ülke oluruz. Bu istikrara da ihtiyaç olduğunu da düşünüyorum. Hep birlikte buna da katkı veririz diye ümit ediyorum.”
“BU SEÇİMDE ÖLÜLER OY KULLANDI”
Durmaz’ın sözleri üzerine Nazlıaka “Ama yoksullukta istikrar olmasın istiyoruz, yoksulun daha yoksul zenginin daha zengin olduğu bir düzen istikrarlı bir şekilde devam etmesin istiyoruz” diyerek, şöyle devam etti:
“Bu seçimde kediler trafolara girmedi dediniz ama bu seçimde ölüler oy kullandı. Her koşulda biz demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Yapılan yanlışları da söylemeye devam edeceğiz. Birtakım yanlışlar yapıldı mı yapıldı. Her seçimde bir sürprizle kardşılaşmaktan artık halk yoruldu. Her seçimde bunları deneyimlemek gerçekten yorucu ama artık halk da çok idmanlı. Oyuna sahip çıkıyor. Artık 18’ini yeni dolduran gençler dahi müşahit olmak için sorumluluk alıyorlar. Herkes bir şekilde sandıklara sahip çıkmak istedi. Buna rağmen ne yazık ki sizin de itirazlarınız oldu, bizim de itirazlarımız oldu. Ama itirazları değerlendirme noktasında kocaman bir soru işaretini halkın vicdanına bırakıyoruz.”
Sadir Durmaz da “Türkiye belli bir olgunluk seviyesine erişti. Seçimde ciddi kayda değer bir olay yaşanmadan sonuçlandı.” diye konuştu. Türkiye’de üst üste seçim yapıldığına işaret eden Durmaz, “Vatandaşlar da yoruldu, siyasetçiler de yoruldu. O yüzden önümüzdeki dönemin istikrarlı bir şekilde seçimsiz bir dönem olmasını istiyoruz. Ama tabi şartlar ne getirir onu Allah bilir” ifadelerini kullandı.
“UMUT EDELİM Kİ BELEDİYELER ARACILIĞI İLE DESTEK SAĞLANMIŞ OLSUN”
Bunun üzerine Nazlıaka, “Sandığa gitmeyen kesim daha çok ‘Ne kadar oy verirsek verelim yaşam kalitemiz yükselmeyecek, eğiteme sağlıklı gıdaya erişimimiz söz konusu olamayacak, sağlık hizmetlerine erişemeyeceğiz. onun için sandığa gitmeyelim’ umutsuzluğunda olan bir kesimdi ama öyle görünüyor ki seçimden sonra umudun yeniden yükseldiği günleri kucaklıyoruz. Onun için iyilik ve dayanışma içinde umudu beraber yükseltelim, ülkemizin sorunlarını hep beraber çözelim. Bir sonraki bayramımız, Kurban Bayramı’mızda bu açlık, yoksulluk, yoksunlukla ilgili yaşanan sorunların bir nebze daha çare üretilmiş şekilde olmasını umut edelim” şeklinde konuştu.
Durmaz, Nazlıaka’nın bu sözlerine “Bu seçimde CHP çok sayıda belediye aldı. Bu açlık, yoksulluk ve yoksunluk, umut edelim ki belediyeler aracılığı ile destek sağlanmış da olsun. Biz de öyle umut edelim.” karşılığını verdi.
MHP’nin kırmızı çizgilerinin belli olduğunu vurgulayan Durmaz, “Biz bayrak yere düşmesin, ezan susmasın diye mücadele eden bir partiyiz. Türkiye ilk defa ekonomide birtakım sıkıntılar yaşıyor değil. Ekonomideki sıkıntılar bugün olur yarın alınan tedbirlerle daha rahat bir zemine kavuşabiliriz. Ama Allah korusun ülkenin birliğini ve beraberliğini tehdit edecek gelişmelere hep birlikte karşı durmalıyız. Atatürk’ün kurduğu partinin en az diğer partiler kadar bu konuda duyarlı olmasını istemek de her bir vatandaş gibi bizim de hakkımız.” ifadelerini kullandı.
“BASININ ÖZGÜR OLDUĞU GÜNLERİ KUCAKLAMAYA İHTİYACIMIZ VAR”
Nazlıaka da “Sizin hassasiyetleriniz bizim de hassasiyetimiz. Elbette bu ortak değerlerde birleşiyoruz. Bu ortak değerler için mücadele ederken de Atatürk’ümüzün demokrasiye olan inancını ve bu yöndeki sağlam iradesini de tekrar hatırlatmak istiyorum. Yani Cumhuriyet’imizi demokrasi ile taçlandırmamız gerek. O yüzden basının özgür olduğu, üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğünü olduğu, güçler ayrılığı ilkesinin olduğu günleri kucaklamaya ihtiyacımız var.” dedi.
]]>Bakan Bayraktar konuşmasında, “Bugün itibarıyla 40 bin varil üretimi geçmiş bulunuyoruz. Bu Türkiye’de en kaliteli petrolü ürettiğimiz gün olarak tarihe geçen bir gün. Bunun için öncelikle burada çalışan kardeşlerimizi tebrik ediyorum. Onların büyük emekleri var. Burada onlarla beraber gece gündüz vazife yapan güvenlik güçlerimize teşekkürlerimi sunuyorum.
Bu yolda bizi ilk günden destekleyen, burayı gece gündüz takip eden sayın Cumhurbaşkanımıza milletim adına şükranlarımı sunuyorum.” ifadelerini kullandı
“KUYU BAŞI ÜRETİM BİN 200 VARİLİ GEÇTİ
Bakan Bayraktar, bugünün Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde önemli bir gün olduğunun altını çizerek, “Bugün itibarıyla Türkiye’de üretimimiz toplamda 100 bin varili geçmiş oldu. Şırnak açık ara Türkiye’nin petrol başkentidir. Daha gidecek yolumuz var. Yılbaşı gecesi buraya geldiğimizde demiştik ki 2024 sonu hedefimiz 100 bin varile çıkabilmek bunun için de gece gündüz çalışıyoruz. 33 kuyuda üretimi gerçekleştirdik. Kuyu başı ortalama üretimimiz 1200 varili geçmiş durumda. İnşallah hedefimiz olan 95 kuyuya geldiğimizde yıl sonunda bu rakamlara ulaşmış olacağız.” dedi.
BAKAN BAYRAKTAR’DAN ‘YENİ KUYU’ AÇIKLAMASI
Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını düşürmek için fevkalade önemli. Yeni keşif kuyularımız var. Hakkari’de, Van sınırında yeni kuyularımız olacak. Yapacağımız keşiflerle rezervler bulduğumuzda üretim rakamları çok daha ileri gidecek. Bu çalışmayı yoğun bir şekilde devam ettireceğiz.
‘TÜRKİYE’NİN EN KALİTELİ PETROLÜNÜ BURADA ÜRETİYORUZ’
Türkiye’nin en kaliteli petrolünü burada üretiyoruz. Eylül 2021 tarihinden itibaren burada çalışmalarımız yaklaşık 10 milyon varillik toplam petrol üretimine bizi getirdi.
Bir dönem terörle anılan Şırnak zenginlikle istihdam artışı ile anılacak. Ülkemizin ekonomisine güç katmaya inşallah devam edecek. Şırnak Türkiye için ve dünya için önemli bir petrol geçiş güzergahı. Irak-Türkiye petrol boru hattı buradan geçiyor. İnşallah o petrol boru hattında kendi petrolümüz dünya piyasaları için kullanılacak. Bugün bayram, bu bayramı 40 bin varili aşarak kutlamış oluyoruz.”
HEDEF 2024 YILI SONUNA KADAR 100 BİN VARİL
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2 Mayıs 2023 yılında yaptığı açıklamada Şırnak’ta bulunan Gabar Dağı bölgesinde, günlük 100 bin varillik üretim kapasitesine sahip yeni bir petrol rezervi keşfedildiğini duyurdu. Erdoğan, 5 Mayıs’ta da Van mitinginde, “Bundan sonra Gabar terörle anılmayacak, bundan sonra Gabar, o bölgede ayrı bir petrol zenginliğiyle anılacak” sözlerini kullanmıştı.
O günden bu yana geçen sürede bölgedeki çalışmalar hız kesmeden aralıksız olarak devam ediyor. 2024 yılına gelindiğinde üretim 35 bin varili geçmişti. 2024 yılı sonunda ise Gabar’daki günlük petrol üretim miktarının 100 bin varile çıkması hedefleniyor.
]]>İstanbul’da yurttaşlar Ramazan Bayramı’nda da ekonomik sıkıntılardan şikayet etti. Bir emekli, “İki tane oğlumu üniversitede okuttum, bir tanesi liseye kadar okudu. Şu anda birisi Amerika’da. Şimdi bu emekli maaşıyla iki kişi kaldık, geçinemiyoruz. Masrafım da yok benim. Eskiden öğrenci okuttuğum halde birikim yapabiliyordum, ev, araba alabiliyordum. Şimdi yapamıyorsun. İki tane kız torunum var. Mesela onları giydiremedim. Bunun üzüntüsünü yaşıyorum” dedi.
Ramazan Bayramı, ilk gününde İstanbul’da sakin devam ediyor. ANKA Haber Ajansı, şehirdeki trafiği görüntüledi. Kentin en merkezi yerlerinden biri olan Mecidiyeköy’de de yurttaşlar, bayram duygularını ve yaşadıkları ekonomik sıkıntıları anlattı.
Bir emekli, “Eskide bayramlar, örf ve adetlere göre daha güzel oluyordu” diyerek geçim sıkıntısına vurgu yaptı. Asgari ücretin altında maaş aldığını belirten yurttaş, şunları söyledi:
“İki oğlumu üniversitede okuttum, bir tanesi liseye kadar okudu. Şu anda birisi Amerika’da. Şimdi bu emekli maaşıyla iki kişi kaldık, geçinemiyoruz. Bir oğlum kirada zaten, elimden geldiği kadar ona yardımcı oluyorum. Geçim zor. Üç tane erkek çocuk okuttum, evlendirdim onları da. Şimdi yapamıyorum onu. Tek emekliliğim var, iki kişiye yetmiyor. Masrafım da yok benim. Eskiden öğrenci okuttuğum halde birikim yapabiliyordum, ev, araba alabiliyordum. Şimdi yapamıyorsun. Bayram alışverişi de yapmadım. 1-2 kilo tatlı aldık. Onu da mecbur alacaksın. İki tane kız torunum var. Mesela onları giydiremedim. Bunun üzüntüsünü yaşıyorum. Böyle durum. Ülkemiz güzel. Türkiye’de çok yabancı var. Gençlerimiz Türkiye’de kalmak istemiyor. Şartlar çok zor. Bugün 18 bin lira kırsal bölgede kira olursa, bu insan 17 bin lira asgari ücret alırsa nasıl verecek, nasıl geçinecek, ne alıp ne yiyecek? Emekli ne yapsın? Eskiden fabrikalar vardı. İnsanlar çalışıyordu, mutluydu, para birikimi yapabiliyordu, ev alabiliyordu. Şimdi mümkün değil. Ortanca oğlum 16 bin lira kira veriyor. Aldığı para belli. İnşallah düzelir. Türkiye güzel bir ülke. Bizim bizden başka dostumuz yoktur.”
“EMEKLİNİN MAAŞINDAN KISMAYLA OLMAZ”
Emekli olduğunu ve çalıştığını söyleyen başka bir yurttaş da ekonomik krizden herkes gibi etkilendiğini belirtti. Yurttaş, sorunlarını şöyle anlattı:
“Büyükşehirlerde daha çok hissediliyor, bilhassa emekliler. 10 bin lira emekli maaşı alıyoruz maalesef. Ülke şartları çok kötü. Biz çalışıyoruz da çalışamayan yaşlı emeklilerimiz var. Onların durumunu göz önünde bulundurursak şu anda durumlar içler acısı. Ev kendimin. Bir de kira ödeyenleri düşünün, Allah yardımcıları olsun. Çok zor. Şu anda ekonomi bitik durumda. Bakıyorum, kimsenin yüzü gülmüyor artık. Eski neşe, eski sevinçler yok, o bayram heyecanları yok. Ekonominin bundan sonra düzeleceğine inanmıyorum. 2009’dan sonra her gün daha kötüye gitti. Kim gelse düzeltemez artık bu saatten sonra. Biraz başımızdakiler kendi keyiflerinden kısarlarsa düzeleceğine inanıyorum. Emeklinin maaşından kısmayla bu iş olmaz. Bugünkü şartlarda 10 bin liranın hiçbir değeri kalmadı. Sadece mutfak masrafına yetmiyor o. Allah herkesin yardımcısı olsun.”
AZERBAYCAN’DAN GELEN AKADEMİSYEN: TÜRKİYE’DE İŞ OLANAĞI ÇOK AZ
Akademisyen Elvin Abdurahmanlı ise öğrencilerin yaşadığı sıkıntılara dikkati çekti. Bayram dolayısıyla Azerbaycan’a gidemediğini söyleyen Abdurahmanlı, şöyle konuştu:
“Burada kalmayı düşündük. Bayramın çok sönük olduğunu görüyorum. Son yıllarda pandeminin de verdiği o etkiyle bayramın daha da ailelerden uzak olduğun hissediyorum. Çoğu gencimiz gitse bile yarısı burada. Hem masraf hem de ekonomik krizler maalesef vurdu Türkiye’yi. Dünyayı vurdu aslında. Uzak mesafelerde olan öğrencilerimiz kendi biletlerini karşılamakta zorluk yaşıyorlar. Türk dünyasından gelen öğrencilerin sorunları çok. Staj alma sorunları var. Türkiye’nin kendi öğrencilerine baktığımız zaman onların sorunları da iş olanağı çok az. Mesela tıp fakültesi açılırsa iş olanağına göre kontenjan açılmasını öneririm. Herkesin bir yerlere atanmakta zorluk yaşadığını görüyorum Türkiye’de. Kaç bin öğretmen bekliyor açıkta… Bu gibi sorunlar için devlet planlamasının 5 yıl değil de 10-15 yıllık yapılması gerekiyor.”
]]>İsrail’le ticaret başlığı üzerinden seçim döneminde muhalefetten gelen eleştirilerle karşı karşıya kalan iktidar, İsrail’in Türkiye’nin Gazze’ye havadan yardım yapmasına engel olmasından sonra 54 ürün grubunda İsrail ile ticareti kısıtladı.
İsrail ise “Türk ekonomisine zarar verecek karşı tedbirler alınacağını” açıkladı.
Birçok gazete, Türkiye’nin İsrail’e koyduğu ticari kısıtlamaları Amerikan Associated Press Haber Ajansı’nın (AP) müşterilerine geçtiği haberle sayfalarına taşıdı.
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz de “İlişkiler daha da kötüleşirken, İsrail ve Türkiye karşılıklı ticari misillemeye başladı” başlıklı AP haberine yer veriyor.
Haberde “Önce, İsrail’in Gazze’de giriştiği askeri hamlelerin başlıca karşıtlarından Türkiye, İsrail’e 54 tür ürünün ticaretinin derhal kısıtlanacağını duyurdu. Bu ürünler arasında alüminyum, çelik, inşaat ürünleri, jet yakıtı ve kimyasal gübreler var. İsrail Türkiye’nin ticaret kısıtlamalarına, Türk ürünlerine yasakla karşılık vermeye hazırlandığını duyurdu” deniliyor.
Yine İsrail’de yayımlanan Jerusalem Post gazetesi de Türkiye’nin kısıtlamalarını ve İsrail’in karşılık vermeyi planladığını söylediği haberinde “Savaşa dek İsrail ve Türkiye, Ankara’nın Filistinlilere verdiği güçlü destek yüzünden 10 yıldan uzun süredir gerilen ilişkileri tamir etmeye çalışıyordu” diyor.
Gazete, İsrail-Hamas savaşı başladığından bu yana da Türkiye ve İsrail’in bir yandan karşılıklı olarak büyükelçilerini geri çektiklerini ve birbirlerine karşı iğneleyici sözler sarf ettiklerini söylüyor.
Gazete, Türk İhracatçılar Meclisi’nin verilerine göre İsrail’e ihracatın 7 Ekim’den bu yana düştüğünü, ancak 2024’te aydan aya arttığını vurguluyor. Yılın ilk çeyreğindeki toplam ihracatın 1,1 milyar dolar olduğunu ve bunun geçen yılın aynı dönemine göre % 21,6’lık bir düşüş anlamına geldiği belirtiliyor.
‘Alüminyumda Bosna seçeneği’
Jerusalem Post, Türkiye’nin ticari kısıtlamalarını ele aldığı bir başka haberinde de, Bosna Hersek’te alüminyum işi yapan Aluminij şirketinin İsrailli Kurucusu ve CEO’su Amir Gross Kabiri’nin görüşlerine yer veriyor.
Kabiri, İsrailli tüketiciler Türkiye’den alüminyum ithal etmeyi tercih etmediği için İsrail’den gelen talepte artış olduğunu belirtiyor.
Kabiri ayrıca, şirketinin Türkiye’nin kısıtlamalarının yaratabileceği boşluğun doldurulmasına yardımcı olabileceğini belirtiyor ve “Yılda 250 bin ton alüminyum üretme kapasitemiz var ve bu İsrail’in ihtiyacının büyük kısmını karşılayabilir” diyor.
‘İsrail’deki giyim ve elektronik ürünler sektörlerine darbe’
Times of Israel gazetesi ise Yedioth Ahronot gazetesinin internet sitesine dayandırdığı haberinde İsrailli yetkililerin kısıtlamaların Türk hava sahasının kapatılması ve bölgesel petrol faaliyetlerini etkilemesinden kaygılandığını belirtiyor.
İsrael Hayom gazetesinin de kısıtlamalardan en büyük darbeyi, birçok ürününü Türkiye’de yaptıran giyim ve elektrikli ürünler sektörünün almasının beklendiğini belirtiliyor. Çocuk bezi, sabun ve şampuan gibi uluslararası şirketlerin Türkiye’de imal ettiği ürünlerin de İsrail’e ithal edildiği vurgulanıyor.
Amerikan New York Times gazetesi Türkiye’nin İsrail’e yönelik ihracat kısıtlamalarının, İsrail’den misilleme tehdidi aldığını vurguluyor.
Gazete, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze Savaşı’nda Hamas’ı savunduğunu ve İsrail’i kasten sivillere saldırmakla suçladığını aktarırken, buna karşın hükümetin şimdiye dek İsrail’e karşı somut ekonomik adımlar atmadığını söylüyor.
FT: Kısıtlamalar nasıl uygulanacak bilinmiyor
Financial Times da Türkiye’nin kısıtlamaları nasıl uygulayacağına dair ayrıntı vermediğini ve bu nedenle etkisini hesaplamanın zor olduğunu ifade ediyor.
Gazete, geçen yıl metal ve metal ürünlerinin Türkiye’nin İsrail’e yönelik başlıca ihracat kalemlerinden biri olduğunu ve bu alanda yüzmilyonlarca dolarlık ticaret yapıldığını söylüyor.
Bu arada, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bakanlığının, İsrail’e ticarette kısıtlama getirildiğini açıklamasından sonra, Türkiye’nin bu adımı atan ilk ülke olduğunu söyledi.
Ticaret Bakanı, TRT Haber yayınında “ Birleşmiş Milletler nezdinde veya başka bir platformda İsrail’e karşı toplu ya da bireysel bir ambargo kararı alınmadığını” belirtti.
Bakan Bolat: Türkiye İsrail’e ticaret ambargosu koyan ilk ülke
“Türkiye’nin dünyada, İsrail’e ilk ambargoyu uygulayan ülke olduğunu” belirten Bolat, “İsrail’in Türkiye’nin yardım çalışmalarına karşılık vermemesi bizim açımızdan sabır taşını çatlattı. En son Ürdün üzerinden havadan yardım girişimimize engel olundu” diye konuştu.
Bolat İsrail’e uçak yakıtı satışı iddialarına da değindi.
Ticaret Bakanı“ Türkiye’de uçak yakıtı satan iki özel akaryakıt şirketi var. İsrail’den Türkiye’ye çok sayıda turist geldi. Sivil uçuşlar bir müddet devam etti. Uçuşlar, birkaç ay önce iptal edildi. İsrail’e satılan yakıt, İsrail’in turist getiren hava yolu şirketlerinin uçaklarına satılan yakıttır. Türkiye’ye geliyorlar, benzini dönüş için alıyorlar. Bu, Türkiye’nin ihracatı gibi yazılıyor. Jet yakıtı iddiası büyük bir iftiradır.”
‘Jet yakıtı satışı’ iddialarına yalanlama
Jet yakıtı iddialarına İletişim Başkanlığı’nın Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden de yalanlama geldi.
Kuruluşun X platformunda paylaştığı mesajda “ Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) verilerinde de görülen jet yakıt satışının İsrail savaş uçaklarıyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır” denildi.
Bahse konu yakıtın, “İsrail’e gönderilen bir yakıt olmadığı, tamamen Türkiye topraklarındaki havalimanlarında İsrail’e ait sivil uçaklar için satın alınan jet yakıtı olduğu” kaydedildi.
“Yakıt alan uçakların tamamının yolcu uçağı olduğu” da özellikle vurgulandı.
]]>TÜRKİYE’DEN İSRAİL’E İHRACAT KISITLAMASI
Türkiye, Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda ve kesintisiz insani yardım akışına izin verilinceye kadar 54 ürün grubunda İsrail ile ticaretini kısıtlama kararı aldı. Kararın ardından Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’dan dikkat çeken bir açıklama geldi.
İhracat kısıtlamasının tek başına yeterli olmadığını belirten Erbakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendi. Erbakan şunları söyledi: “7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yaşanan soykırım karşısında ‘Uçak Benzini ve Jet Yakıtı’ başta olmak üzere, Türkiye’den İsrail’e sevk edilen 54 maddeye kısıtlama getirilmesi bugüne kadar çocuk katili Siyonist rejim ile yapılan ticaretin boyutunu, olayın vahametini açıkça gözler önüne sermiştir. Aziz milletimizin bu konudaki hassasiyetinde ne kadar haklı olduğu görülmüştür.
“SON DERECE GEÇ KALINMIŞ KARAR”
Özellikle de Gazze katliamlarında kullanılmış olması kuvvetle muhtemel olan ‘Uçak Benzini ve Jet Yakıtı’nın Türkiye’den gönderilmiş olması tam bir felakettir. Diğer taraftan bu karar 35 bin masum insan katledildikten sonra alınmış, son derece geç kalınmış bir karardır. Hükümetin sadece bu ilan edilen 54 madde ile yetinmeyip, diğer tüm ticari alanlarda da İsrail’e yönelik kısıtlama getirmesi, İsrail’i füze saldırılarına karşı korumak için kurulmuş olan Malatya Kürecik Radar Üssü’nün kapatılması ve İncirlik Üssü üzerinden İsrail’e yönelik muhtemel silah ve mühimmat sevkiyatının da durdurulması konusunda önleyici tedbirleri acilen alması gereklidir.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan“İSRAİL’E TİCARETE İZİN VERİLMEMELİ”
Ayrıca İsrail’e Türkiye üzerinden sevkiyat yapması muhtemel diğer ülkelere karşı gerekli önlemleri alarak tüm hava sahamız, karayollarımız ve denizlerimiz üzerinden İsrail’le ticarete izin verilmemesi gerekmektedir. Türkiye öncülüğünde D-8 ülkeleriyle acil olağanüstü toplantı yapılarak İsrail’e yönelik kapsamlı önleyici tedbirlerin alınması da sağlanmalıdır.
“CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN GÖREVLERİ BİR AN EVVEL İADE ETMELİ”
Bütün bunlarla birlikte, 2004 yılının haziran ayında ABD’nin Georgia eyaletinde yapılan G-8 zirvesinde ABD’nin, ‘Genişletilmiş Büyük Ortadoğu’ projesi kapsamında ortaya koyduğu ‘Demokrasi Yardım Diyaloğu’nun eş başkanlığı ve ‘Ilımlı İslam’ kavramının sözcülüğü görevlerini üstlenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın bu görevlerini bir an evvel iade etmesi de milletimizin arzusudur.”

Türkiye’den İsrail’e ticareti kısıtlanan ürün grupları:
ERBAKAN, AK PARTİ’YE 3 ŞART SUNMUŞTU
Yeniden Refah Partisi yerel seçim sürecinde İstanbul adayını çekmek için AK Parti’ye 3 şart sunmuş, Genel Başkan Fatih Erbakan İsrail’le ticaretin sonlandırılması, Malatya’daki Kürecik Radar Üssü’nün kapatılması, emekli maaşının ise 20 bin TL’ye çıkarılması durumunda adayını geri çekeceğini söylemişti.
]]>Ebu Zuhri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye ile Hamas arasındaki ilişkiler ile Türkiye’nin, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’ne yönelik yardımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin Gazze’yle resmi ve halk düzeyindeki dayanışmasını takdir eden Ebu Zuhri, “Resmi olarak Türk hükümetinin yürüttüğü diplomatik ve yardım çabaları oldukça iyi, bunu takdir ediyoruz ve bu desteğin geliştirilmesi çağrısında bulunuyoruz çünkü Gazze’yi hedef alan bir Batılı koalisyonla karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı.
Savaşın şiddetli olduğunu ve İsrail’in Batı’nın tam desteğiyle her türlü korkunç silahı kullandığını, Türkiye’nin bu savaşın durmasını sağlamak için İslami bir koalisyona liderlik edebileceğini kaydeden Ebu Zuhri, “Bunu, Türkiye’nin konumunu takdir ettiğimizden, bu rolden duyduğumuz gururdan ve Türkiye’nin bölgede ileri ve öncü bir ülke olduğuna ve çok şey yapabileceğine olan inancımızdan dolayı söylüyoruz.” diye konuştu.
Ebu Zuhri, Türkiye’nin Gazze’ye resmi ve halk düzeyinde yaptığı insani yardımların tür- miktar itibarıyla iyi ve seçkin olduğunu, miktarların artırılması konusunda Türklerle koordinasyon halinde olduklarını aktardı.
“Hamas’ın Türk liderliğiyle ilişkisi ileri düzeydedir ve Filistin direnişinin meşru bir direniş, Hamas’ın da bir Filistin ulusal kurtuluş hareketi olduğunu vurgulayan Türkiye’nin tutumu, gurur duyduğumuz ileri ve seçkin bir tutumdur.” diyen Ebu Zuhri, ABD ve Batı’nın Haması terörizmle ilişkilendirmeye yönelik her türlü girişimlerinin engellenmesine katkıda bulunan bu pozisyonun önemli olduğunu ve Hamas ile Filistin halkına büyük hizmet ettiğini vurguladı.
Ebu Zuhri, Hamas’ın Türkiye’nin Gazze’de yapılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasının garantör ülkeleri arasında yer alması yönündeki talebine ilişkin de “İşgal devleti (İsrail) hiçbir anlaşmaya uymuyor, dolayısıyla bu anlaşmanın uygulanmasını sağlayabilecek tarafların bulunması gerekiyor. İşte Türkiye, bu muhtemel anlaşmanın uygulanmasının sağlanmasında ana taraflardan biri olabilir.” dedi.
İsrail’in başarısızlığının ilanı
İsrail’in Gazze Şeridi’ne 6 aydır aralıksız saldırılarını sürdürdüğüne dikkati çeken Ebu Zuhri, “İşgal devleti, geçtiğimiz gün (7 Nisan), güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekildiğini duyurdu ve bu, (27 Ekim’de başlayan) Gazze’ye yönelik kara harekatının başarısızlığının ilanıdır.” diye konuştu.
İsrail ordusu, 7 Nisan’da yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’tan çekildiğini duyurmuştu.
Açıklamada, Han Yunus’taki saldırıyı yürüten 98. Komando Tümeni’nin bölgedeki görevini tamamladığı ve önceki gece buradan tamamen çekildiği, sadece Nahal Tugayı’nın Gazze Şeridi’nde kalmaya devam edeceği aktarılmıştı.
Ebu Zuhri, İsrail’in attığı bu adımın savaşın durduğu anlamına gelmediği ve savaş uçaklarının Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde sivillerin evlerini hedef almaya devam ettiğine dikkati çekerek şunları söyledi:
“Dolayısıyla savaş, öldürme ve yıkım açısından aynı hızla devam ediyor. Açlık da devam ediyor ve Gazze Şeridi’nin sakinleri (yaklaşık 2,3 milyon Filistinli) hala bunun acı boyutunu yaşıyor.”
Direnişin talepleri net
Ebu Zuhri, Hamas ile İsrail arasında dolaylı olarak devam eden ateşkes ve esir değişimi müzakerelerine dair “Hamas olarak her türlü temastaki amacımız Gazze’deki savaşı durdurmak ve Filistin halkımıza yönelik saldırıları durdurmaktır.” dedi.
Müzakerelerin Mısır’ın başkenti Kahire’de sürdüğünü ve Hamas olarak bu müzakerelere daha pozitif bir tavırla yaklaştıklarını vurgulayan Ebu Zuhri, bu çabaların bir sonuca ulaşarak anlaşmanın sağlanmasını İsrail’in engellediğini kaydetti.
Ebu Zuhri, “İşgal devleti İsrail, direnişin ve halkımızın özellikle Gazze’deki savaşın durdurulması yönündeki hiçbir talebine yanıt vermiyor. Direnişin talepleri açıktır.” diye konuştu.
Bu taleplerin içeriği hakkında ise Ebu Zuhri, şunları söyledi:
“Savaşın durdurulması, yerinden edilenlerin kuzeye dönmesinin engellenmesinin durdurulması, insani yardım ve imar malzemelerinin Gazze Şeridi’ne açılan sınır kapılarından serbestçe girmesinin sağlanması ve İsrail’in Gazze Şeridi’nin içinden çekilmesi. Ancak işgal devleti bu taleplerin hiçbirine onay vermiyor. İşte bu müzakerelerin ilerlemesini engelleyen de budur.
Ebu Zuhri, ABD ve İsrail’in tutumunun Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın devam etmesi yönünde olduğunu ve ateşkese dair hiçbir kararın olmadığını belirterek, bu nedenle Gazze Şeridi’nde ateşkese ilişkin müzakerelerin bir sonuca ulaşamayacağını vurguladı.
İsrail’in sadece esir değişimine odaklandığına dikkati çeken Ebu Zuhri, “İşgal devleti, hala müzakerelerin yalnızca esir değişimiyle sınırlandırılmasında ve güneyden kuzeye yerlerinden edilmiş bazı insanların geri dönüşüne izin verilmesinde ısrar ediyor. Bu da anlaşmanın başarıya ulaşmasına yol açamaz.” görüşünü dile getirdi.
İsrail çok büyük bedeller ödüyor
Ebu Zuhri, İsrail’in Gazze Şeridi’nde Filistin direnişine yönelik hedeflerini gerçekleştiremediğini belirterek, “İşgal devleti, gizleyemeyeceği kadar büyük bedeller ödüyor ve Filistin direnişinin gücüyle ilgili herhangi bir stratejik hedefe ulaşamadığı için de sivillere yönelik katliam yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in kara operasyonunda büyük kayıplar verdiğini ifade eden Ebu Zuhri, bunun için İsrail’in bazı güçlerini çekmek zorunda kaldığını ve savaş uçaklarıyla yetindiğini aktardı.
Ebu Zuhri, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki üçüncü aşama olarak nitelediği Refah kentine saldırısına ilişkin “İsrail’in Refah’a yönelik tehdidi devam ediyor. Bu nedenle Refah’a saldırmasına karşı işgal devletini uyarmaları konusunda arabuluculara ve taraflara çağrıda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Direniş güçlüdür ve şiddetlidir”
Hamas yetkilisi, Filistin direnişinin İsrail işgaline karşı hala dimdik ayakta olduğunu vurgulayarak, “Filistin direnişi sahada, işgalcilere karşı çok güçlüdür ve şiddetlidir.” dedi.
Filistinli direnişçilerin Han Yunus’ta İsrail ordusuna yönelik “kahramanca operasyonlar” gerçekleştirdiğine işaret eden Ebu Zuhri, tüm bunların direnişin hazırlığını, planlarını, savaşa devam etme ve mücadele kudretini ortaya koyduğunu kaydetti.
İslam dünyasına mesaj
Ebu Zuhri, “Gazze’deki savaş bir yılın ikinci yarısına giriyor. Filistin halkımıza yönelik saldırıyı durdurabilecek bir adım atmaksızın ümmetin gelişmeleri izlemekle yetinmesi zor ve zalimcedir.” ifadeleriyle İslam dünyasına mesaj verdi.
Ramazan ayının bittiğini, Gazze Şeridi’nin ise ölüm, yıkım ve açlık başta olmak üzere her türlü acıyı tattığını vurgulayan Ebu Zuhri, İslam dünyasının hem halklar hem devletler düzeyinde istisnai bir tavır takınarak harekete geçmesi gerektiğini söyledi.
Ebu Zuhri, İslam dünyasına ABD ve İsrail’e karşı yeni baskı mekanizmaları oluşturması çağrısı yaparak şunları kaydetti:
“ABD’nin tutumu işgal devletiyle aynıdır. ABD Başkanı Joe Biden’ın tek istediği, Filistin direnişinin elindeki (İsrailli) esirleri geri getirmeye çalışmak ve Filistin halkını mücadele etmekten alıkoymaktır.
Onun için savaş durmayacaktır ancak biçimi değişebilir. Bu nedenle biz ümmet olarak bu gelişmeyle başa çıkmak ve Gazze halkına yönelik saldırının gerçek anlamda durdurulmasını sağlamak için konumlarımızı ve mekanizmalarımızı değiştirmeliyiz.”
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“FİLİSTİNLİLERİN YARDIMA ULAŞMALARI ENGELLENMEKTEDİR”
“İsrail’in, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana, 6 ayı aşkın süredir Gazze Şeridi’nde yürüttüğü ve ayrım gözetmeden masum Filistin halkına ve sivil yerleşim yerlerine yönelik topyekün katliamda hayatını kaybeden Filistinli kardeşlerimizin sayısı 33 binin, yaralı sayısı yüzbinlerin üzerindedir. Bunların büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Gazze Şeridi yerle bir olmuş, büyük bir yıkıma uğramıştır.
“Gazze Şeridi’nde hayata tutunmaya çalışan Filistin halkı, çağımızda benzeri görülmemiş biçimde açlıkla ve her türlü yoklukla mücadele etmekte, en temel gıda maddelerine, tıbbi yardım ve malzemeye ulaşmaları İsrail tarafından engellenmektedir. Açlıktan ölümler artmakta, salgın hastalıklar yayılmaktadır.”
Açıklamada, Türkiye’nin 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana çatışmaların durdurulması, insani kayıp ve fiziki yıkımın engellenmesi, önce kalıcı ateşkes ve diplomatik çözüm arayışlarının hâkim olması ve Gazze’nin yeniden imarı için, gerek taraflar nezdinde, gerekse uluslararası arenada ve İslam dünyası bünyesinde siyasi ve diplomatik çalışmaları en üst düzeyde yapıldığı bildirildi.
“TÜRKİYE FİLİSTİN’E YARDIMDA EN ÖNDE GELEN 2 ÜLKEDEN BİRİ”
Açıklamanın devamında, “Türkiye, İsrail’in saldırıları başladıktan sonra Gazze’ye ve Gazze halkının yardımına koşarak, başta gıda, sağlık, tıbbi yardım ve binlerce hasta tahliyesi olmak üzere, gemilerle ve uçaklarla on binlerce ton yardımları ulaştırmış ve bu alanda dünyada en önde gelen iki ülkeden biri konumunda olmuştur.
Bununla beraber, İsrail, uluslararası hukuku alenen çiğnemeye devam etmekte, uluslararası camianın sayısız siyasi ve hukuki ateşkes ve kesintisiz insani yardım sağlama çağrılarını yok saymaktadır.
İsrail bugüne kadar uluslararası hukukun ve düzenin temel yapıtaşları olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu, BM İnsan Hakları Konseyi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın bu yönde almış oldukları hiçbir kararı maalesef uygulamamıştır” denildi.
Bakanlık, kısıtlama kararını duyurduğu açıklamada ayrıca şunları belirtti:
Bu kapsamda,
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2728, 2720 ve 2712 sayılı kararları,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun ES-10/21 ve ES-10/22 sayılı kararları,
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin A/HRC55/L.30 sayılı kararı,
Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail aleyhinde soykırım sözleşmesini ihlal iddiasıyla açılan dava kapsamında aldığı 26 Ocak ve 28 Mart 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararları,
İsrail’e çok açık biçimde ateşkese varması, ve BM ile tam işbirliği içinde, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere ihtiyaç duydukları tıbbi malzeme ve sağlık hizmetleri dahil olmak üzere tüm temel insani yardımların kesintisiz şekilde sağlanmasına izin vermesi yükümlülüğü getirmiştir.
Özellikle BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın söz konusu kararları hukuken bağlayıcıdır.
Türkiye, tüm bu kararların uygulanmasının takipçisi olacağını defaatle açıklamıştır.
9 NİSAN’DAN İTİBAREN İSRAİL’E İHRACAT KISITLAMASI
Bu doğrultuda, Türkiye, 9 Nisan 2024 tarihinden itibaren, ilk aşamada Ek’te belirtilen ürün grupları altında yer alan ürünlerin İsrail’e ihracatını kısıtlama kararı almış bulunmaktadır. Bu kararın gerekleri Ticaret Bakanlığı tarafından derhal yürütülecektir.
Bu karar, İsrail, uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri çerçevesinde, Gazze’de derhal ateşkes ilan edene ve Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda ve kesintisiz insani yardım akışına izin verinceye kadar yürürlükte kalacaktır.
Esasen, çok önceden bu yana, İsrail’e askeri amaçla kullanılabilecek herhangi bir ürün veya hizmetin satışına ülkemizce izin verilmemiştir ve verilmemektedir.
Gazze Şeridi’nde gelinen vahim aşama çerçevesinde, uluslararası camianın tüm üyelerine çağrımız, İsrail’in uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerine uymasını teminen, üzerine düşenleri yerine getirmeleridir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve halkı olarak, bugüne kadar olduğu gibi Filistin’in ve halkının yanında yer almaya ve desteklemeye devam edeceğiz.”
İsrail’e ticareti kısıtlanan ürün grupları şu şekilde:
Useyli, Türkiye ile Filistin arasındaki ticari ilişkilere dair AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’yi bakan olmadan önce de bakanlığı döneminde de yılda en az iki üç kez Türkiye’yi ziyaret ettiğini kaydeden Useyli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk hükümeti ve Türk halkıyla ilişkilerinin çok iyi olduğunu vurguladı.
Useyli, Türkiye ile kardeş olduklarını belirterek, her zaman Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan güzel destek aldıklarını söyledi.
58 İslam ülkesinin katıldığı bir toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok güçlü bir açılış konuşması yaptığını kaydeden Useyli, burada gösterilen Gazze’deki katliamı ve soykırımı anlatan iki dakikalık videonun da önemli olduğunu aktardı.
Useyli, Erdoğan’ın bu konuşmada Gazze’de ateşkesin durdurulması için çaba gösterilmesini ve Gazze halkına insani yardımın artırılmasını istediğini hatırlattı.
“Filistin ile Türkiye arasındaki resmi ticaret hacmi 1 milyar dolar gerçek rakam belki de iki katı”
Türkiye ile Filistin arasındaki ticari ilişkinin her geçen yıl arttığına işaret eden Useyli, rakamların gerçek hacmi yansıtmadığını söyledi.
Görev süresi boyunca son 5 yılda Filistin ile Türkiye arasındaki ticaret yılda ortalama yüzde 15 arttığına dikkati çeken Useyli, “2020’yi 2023’le kıyaslayacak olursam ticarette yüzde 48’lik bir artış yaşadık. Filistin ile Türkiye arasında neredeyse 1 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaştık.” dedi.
Useyli, Türkiye ve Filistin arasındaki ticaretine ilişkin resmi rakamların gerçek hacmi yansıtmadığına dikkati çekerek, “Filistin ve Türkiye arasındaki resmi ticaret hacmi 1 milyar dolar. Ama asıl olan belki de bunun iki katı. Bunun nedeni de İsrail’in konşimentoda varış noktası İsrail olması konusundaki ısrarı. Eğer ki buraya Batı Şeria ya da Filistin yazılırsa, yaklaşık yüzde 12 fazladan vergi ödenmesi gerekiyor. İthalatçılarımız varış noktasını İsrail olarak yazıyor ki maliyeti düşürerek rekabet etmeye çalışıyor. Bu rakamların gerçeği yansıtmamasının arkasındaki nedenlerden birisi de bu.” diye konuştu.
Filistin’in en yüksek ticaret hacminin işgal nedeniyle İsrail ile olduğunu belirten Useyli, onun ardından Filistin’in bir numaralı ticaret ortağının Türkiye olduğunu vurguladı.
“Buradaki ürünlerin büyük bir kısmının Türk olduğunu göreceksiniz”
“Buradaki herhangi bir süpermarkete, perakende satış mağazalarına giderseniz ürünlerin büyük bir kısmının Türk olduğunu göreceksiniz.” diyen Useyli, son birkaç yıldır bakanlığı döneminde özel sektörden ve iş dünyasından Türk şirketlerin buradan resmi bayilikler vermeye teşvik ettiğini söyledi.
Useyli, Filistin’de birçok Türk markasının görülebileceğini belirterek, bakanlık döneminde Türkiye ile ilişkilerin artmasından memnuniyet duyduğunu, ticari ilişkilerin daha da artacağını dile getirdi.
Bakanlık döneminde Türkiye’deki tüm bakanlarla ilişkilerinin çok iyi olduğunu, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile de yakın çalıştıklarını kaydeden Useyli, “Son toplantıda Türkiye’ye hurma kotasının 3 bin tondan 5 bin tona çıkarılmasını istemiştim ki 5 yıl önce göreve geldiğimde bu rakam Türkiye’de yüzde 25 vergi muafiyetiyle yılda 1000 tondu.” ifadelerine yer verdi.
Useyli, bu artışın parlamentoda kabul edilmesini beklediklerini belirterek, “O zaman yılda 5000 ton olacak, bu da neredeyse dünyaya hurma ihracatımızın yüzde 50’sine denk gelecek.” dedi.
Öte yandan Cenin Sanayi Bölgesi’nin inşa edilmesiyle ilgili Useyli, bu nihayete erdirildiğinde Türk şirketlerinin Türkiye’deki avantajlarından buradaki üretimde de yaralanabileceğini söyledi.
İki ülke arasındaki ticaretin boyutlarının sorulması üzerine Useyli, “Endüstriyel makineler dahil ithal ettiğimiz tüm ürünler, her şeyimiz var. ya İtalyan makineleri alırdık, ya Alman makineleri, hatta Uzak Doğu’dan, Çin’den makineler alırdık. Bunları Türk makineleriyle değiştirdiler. Burada şunu görüyoruz, şunu söyleyebilirim, Türk ürünleriyle, Türk makineleriyle ‘Alman kalitesini Türk fiyatına’ aldık. Bu son derece önemli.” diye konuştu.
Useyli, Filistin’deki fabrikalar ziyaret edildiğinde Türkiye’de üretilen birçok makinelerin görülebileceğine işaret ederek, “Gıda maddeleri, inşaat malzemeleri ve deri dahil olmak üzere diğer tüm ürünler neredeyse burada. Türk ürünlerini alıyoruz” ifadelerini kullandı.
Useyli, öte yandan bazı projelerin TİKA finansmanıyla yapıldığını belirterek, inşaat malzemelerinin çoğunun Türkiye’den geldiğini aktardı.
“Gazze piyasası, Filistin piyasasının yüzde 40’ını temsil ediyor”
Useyli, Filistin’de üretimin düştüğünü belirterek, bazı şirketlerin kapandığını ve iflas ettiğini söyledi.
Turizm ve diğer sektörlerde küme halinde yüzde 50’den fazla bir düşüş yaşandığına işaret eden Useyli, “Çünkü Gazze piyasası, Filistin piyasasının yüzde 40’ını temsil ediyor. Bu Gazze piyasasındaki yüzde 40’ı kaybettik. Aynı şey Gazze için de geçerli. Gazze, Batı Şeria’ya birçok ürünü ihracat yapardı ancak savaş süresince bu artık yok. Gazze’de işsizlik şu anda yüzde 95 oranında.” diye konuştu.
Useyli, Gazze’de işsizlik oranın önceden yüzde 25 olduğunu dile getirerek, birçok şirketin varlığını sürdüremediğine de işaret etti.
Gelirin birçoğunun kaybedilmesi nedeniyle nakit para akışı ve dövizin de kısıtlı olduğunu anlatan Useyli, önceden ürünlerin ithalatından elde edilen vergi ödemelerinin yüzde 80’ini de İsrail’in aldığını söyledi.
Useyli, Filistin parasının da alındığını kaydederek, “Bu bir tür hırsızlık. Buradaki para akışı daha az, insanlar daha az para harcıyor ve fabrikalardaki tüm ürünleri de bu durum etkiliyor.” dedi.
Bazı ürünlerin yurt dışından satın alınması için ithalat izin lisansı gerektiğine işaret eden Useyli, bunu sağladıklarını çünkü İsrail’in bu izin belgesini görmesi gerektiğini anlattı.
İthal edilen tüm ürünler İsrail üzerinden gelmek zorunda
Useyli, “İthal edilen tüm ürünler İsrail limanına geliyor ve gümrüğünden geçiyor. Yani İsrail üzerinden gelmek zorundalar. Bazı ürünler İsrail standart kurumu tarafından kontrol ediliyor ve İsrailli ithalatçılar için bu bir günden daha az sürüyor. Bu bizim için haftalar alabiliyor. Haftalar sürdüğünde daha fazla pahalı ve maliyetli oluyor. Rekabet edemiyoruz çünkü ekstra maliyetimiz oluyor.” ifadelerini kullandı.
Bazen sağlık sertifikası gibi belgeler istediklerini anlatan Useyli, kargo faturasında da Filistin’e gelecek olsa bile son varış noktasının İsrail olarak gösterilmesi gerektiğine dikkati çekti.
Useyli, İsrail vatandaşı Filistinlilerin de İsrail’e ithalat yapacakları zaman, İsrail kurumlarına gittiklerini ama onların da aynı süreci izlemeleri gerektiğini söyledi.
“Filistin için istisna var”
Useyli, Türkiye’den birçok bakanı tanıdığını ve bir şey istediklerinde bakanların izin verdiklerini anlatarak, Kovid-19 salgını süresince yasak olsa bile ihtiyaç duyulan ürünlerin ihracına ya da ithalatına Türkiye’nin Filistin’i istisna tutarak izin verdiğini söyledi.
Salgın döneminde “dünyada eksikliği çekilen ve birçok ülke tarafından ihracat yasağı getirilen hammaddelere” Türkiye’nin Filistin için izin verdiğini kaydeden Useyli, “Tüm sağlık ürünlerini ve ilaçları burada üretiyoruz, buna ihtiyacımız vardı ve bize izin verdiler, bunu sağladılar. Bu istisnai bir ihracat. Her şeyi, her zaman, Türkiye’den aldık. Tüm bakanlar ‘Filistin için istisna var, ne isterseniz verebiliriz’ dediler.” diye konuştu.
]]>Dava dilekçesinde, Hollanda’nın AB Dönem Başkanlığı sırasında Türkiye ile yapılan anlaşma nedeniyle, onbinlerce sığınmacının Yunan adalarındaki kamplarda korkunç koşullar altında mahsur kaldığı savunuldu.
Uluslararası örgütler, anlaşmayı imzalayan AB üyesi ülkeleri de, “mülteci korumasını Türkiye’ye yaptırarak, uluslararası hukuk kapsamındaki sorumluluklarından kurtulmaya çalışmakla” suçluyor.
Hollanda hükümeti, sivil toplum kuruluşlarının suçlamaları üzerine geçen yol Eylül ayında, Türkiye ile imzalanan anlaşmaya ilişkin sorumluluk kabul etmediğini açıklamıştı.
Bunun üzerine üç insan hakları örgütü, konuyu yargıya taşımaya karar verdi.
Dava, Uluslararası Af Örgütü, Tekne Mültecileri Vakfı ve Uluslararası Çocuk Savunma Örgütü (DCI) tarafından açıldı.
Dava şu gerekçelere dayandırıldı:
Davacı kuruluşlar göre, Hollanda, AB Dönem Başkanı sıfatıyla imzaladığı anlaşma nedeniyle uluslararası yasalar ve AB mevzuatını ihlal etti.
Bu nedenle Yunan adalarında yıllardır yaşanan insanlık dışı koşullardan Hollanda devleti sorumlu tutuluyor.
Hollanda’nın, zararlı sonuçlarını bile bile binlerce insan ve çocuk için affedilemez sonuçlar doğuracak bir anlaşmayı imzaladığını belirten üç örgüte göre, bu süreç, küresel mülteci koruma sistemini baltaladı ve buna benzer daha fazla anlaşma için tehlikeli bir örnek haline geldi.
Dava dilekçesinde Türkiye’nin anlaşma kapsamında, sığınmacıların Avrupa’ya gitmesini engelleyecek tedbirleri alma sözü verdiği anımsatıldı.
Bunun karşılığında AB tarafından, Türkiye’de kalan mültecileri desteklemek amacıyla 2016’da 6 milyar euro, 2021 yılında da 3 milyar euro kaynak aktarıldığına işaret edildi.
Anlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre sonra, Yunan adalarındaki durumun kontrolden çıktığını vurgulayan örgütlere göre, Midilli’de 2 bin 800 kişilik bir kampta 20 binden fazla kişi barındırıldı.
Sığınmacılar, yiyecek, barınak, tıbbi ve sıhhi eksiklikler bulunan, güvensiz ve pis kamplarda kalmaya zorlandı.
‘Açık göstergeler görmezden gelindi’
Anlaşmadan 8 yıl sonra, koşulların çok az değiştiğini ve kampların, gözaltı koşullarının geçerli olduğu, sıkı güvenlik önlemlerine sahip kapalı merkezlere dönüştürüldüğünü dile getiren örgütler,
İnsan ve çocuk hakları ihlallerine ilişkin raporlara rağmen Hollanda’nın anlaşmayı desteklemeye devam ettiğini vurguluyor.
Davacı kuruluşlara göre, belgeler, Hollanda hükümetinin, Yunanistan’ın sığınma ve kabul sistemindeki ciddi eksikliklerin farkında olmasına rağmen, anlaşmayı mümkün olduğu kadar çabuk hayata geçirmekte ısrar ettiğini gösteriyor.
Örgütlere göre, Hollanda hükümeti, Türkiye’nin anlaşmayı imzalarken “AB’nin güvenli üçüncü ülkelere dayattığı şartları yerine getiremeyeceğine dair açık göstergeleri” görmezden geldi.
Davacı kuruluşlar, Hollanda’nın anlaşmanın sonuçlarından doğan sorumluluğunu üstlenmesini ve insan hakları ihlallerine son verilmesi için gerekli çabayı göstermesini istiyor.
AB ile Türkiye arasında 18 Mart 2016’da imzalanananlaşma, Türkiye’den Yunanistan’a yönelen yasa dışı kitlesel göçe son vermeyi amaçlıyordu.
Anlaşma, Avrupa’ya yönelik sığınmacı akınının önlenmesi için düzensiz olarak Yunanistan’a geçen göçmenlerin Türkiye’ye geri gönderilmesini de öngörüyor.
Uluslararası Af Örgütü Hollanda Genel Müdürü Dagmar Oudshoorn, “AB ülkeleri ile Türkiye arasındaki bu felaket anlaşmanın bir sonucu olarak, on binlerce sığınmacı Yunan adalarında, kamplarda ve kapalı kabul merkezlerinde korkunç koşullar altında mahsur kaldı” dedi.
Tekne Mültecileri Vakfı Müdürü Esther Vonk da, Midilli’deki kliniklerinde her gün, insanların tarif edilemez acılarına tanıklık ettiklerini belirterek, “AB-Türkiye anlaşmasının gelecekteki göç anlaşmaları için bir plan olarak kullanılmasının önüne geçmeliyiz. Bu tür anlaşmalar bir daha asla yapılmamalı” diye konuştu.
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre başkanlık tarafından, Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği’nde “Türkiye- Birleşik Krallık İlişkileri Paneli” gerçekleştirildi.
Türkiye ve Birleşik Krallık’ın Brexit sonrası ilişkilerinde değişen dinamikler ve iki ülke ilişkilerinin değerlendirildiği panele çok sayıda akademisyen, düşünce kuruluşu temsilcileri, gazeteci ve iş insanı katıldı.
Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Altun da panelin açılışında katılımcılara video mesajla hitap etti.
Dünyanın karanlık bir girdaptan geçtiğini ve farklı sınamalarla karşı karşıya kalındığını belirten Altun, bu süreçte bölgesel ve küresel krizlere, çatışmalara sık sık tanık olunduğunu ifade etti.
Son dönemde yaşanan Ukrayna- Rusya savaşının bu krizlerden biri olduğuna işaret eden Altun, “Türkiye olarak bizler, en başından beri taraflara itidal çağrısı yaptık. Onurlu bir barışın kaybedeni olmayacağı şiarıyla ihtilafların savaşla değil, müzakereyle çözülmesi gerektiğini belirttik. Ukrayna-Rusya savaşının gıda krizi gibi küresel sonuçları da oldu. Tahıl Koridoru Antlaşması ile dünyanın bir gıda krizi yaşamasının önüne geçtik.” ifadesini kullandı.
Altun, bugün küresel sonuçları olan bir diğer sorunun da İsrail’in Filistin’e saldırıları olduğuna dikkati çekti.
Yıllardır devam eden İsrail zulmünün şu anda farklı bir merhaleye işaret ettiğini belirten Altun, İsrail’in 6 aydır devam eden saldırılarında açlığı bir silah olarak kullandığını, bölgeye sağlıklı bir insani yardım bile yapılamadığını ifade etti.
İnsani felaketlerin yanı sıra ırkçılık, ayrımcılık, İslamofobi gibi özellikle Müslümanların yaşadığı sorunların da günden güne arttığını anlatan Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle Batı ülkelerinde son yıllarda yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, devletlerin giderek kendi içine kapanmasına neden olmaktadır. Küresel alanda korumacılığın artması da mazlum ve muhtaç durumdaki binlerce kişiyi en temel insani yardımlardan mahrum bırakmaktadır. Biz Türkiye olarak, ırkçılığın ve ayrımcılığın her türlüsüne karşıyız. Tüm dünyanın yüzleşmesi gereken mülteci sorununda en iyi sınavı veren ülkelerden biriyiz. Mülteci sorununa kalıcı bir çözüm bulunması ancak küresel refahın adil bölüşümüne dayanan bir sistem kurmakla mümkündür.”
“Filistinlileri ve hakikati savunmak, bir anlamda insanlık onurunu savunmak demektir”
Altun, söz konusu tüm bu sorunları daha kaotik hale getirenin ise dezenformasyon sorunu olduğuna işaret ederek, çağın vebası haline gelen dezenformasyon sorununun toplumları ve kurumları ifsat eden en tehlikeli salgın olduğunu bildirdi.
Dezenformasyonu sadece ulusal değil, küresel ölçekte bir sorun olarak gördüklerinin altını çizen Altun, şöyle konuştu:
“Bu yüzden bölgesel çatışmalardaki dezenformatif faaliyetleri de ifşa etmekten kaçınmıyoruz. İsrail’in acımasız saldırılarını örtbas etmek için kullandığı sistematik dezenformasyon kampanyalarıyla da ilgili kurum ve kuruluşlarımız aracılığıyla mücadele ediyoruz. Çünkü İsrail hem Filistinlileri hem de bizatihi hakikati katlediyor. Filistinlileri ve hakikati savunmak, bir anlamda insanlık onurunu savunmak demektir. Türkiye, Filistin başta olmak üzere, bölgesel ve küresel sorunlarda İngiltere ile her türlü işbirliğine açıktır.”
Londra’da Türkiye Yüzyılı Sergisi
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca Londra Yunus Emre Enstitüsü’nde de Türkiye’nin doğal ve tarihi güzelliklerini yansıtan “Türkiye Yüzyılı Sergisi” düzenlendi.
Öte yandan, İngiltere’de 2011 yılından bu yana her yıl düzenlenen Ramazan Çadırı Projesi kapsamında Londra Trafalgar Meydanı’nda bir iftar programı da gerçekleştirilecek.
]]>TÜRK VATANDAŞLARI VE ŞİRKETLERİ GÜNDEN GÜNE İSRAİL’E SATIŞLARINI SONA ERDİRİYOR
Türkiye vatandaşları ve şirketleri, İsrail’in insanlık dışı saldırıları sonrası bu ülkeye satışlarını günden güne sona erdirirken ve siparişleri iptal ederken, ülkeden mevcut ticaret, devlet şirketleri tarafından değil, aralarında uluslararası firmaların da bulunduğu şirketler tarafından gerçekleştiriliyor. İsrail’e yönelik olarak transit ticarete konu ürünlerde Türkiye limanlarına uğrayan gemilerin sonraki destinasyonları da bu çerçevede yer alıyor.
Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) kapsamında bulunan yaptırımları tanıyor. Bu kapsamda İsrail’in terör saldırıları ile ilgili olarak da bu ülkeye karşı BM’de alınacak tüm kararlara da öncülük ediyor.
FİLİSTİN’E GÖNDERİLEN MALLAR, İSRAİL ÜZERİNDEN GEÇİŞ YAPIYOR
Türkiye’den Filistin’e yönelik gönderilen mallar, Filistin’in kendine ait gümrüklerinin olmaması nedeniyle İsrail üzerinden ve İsrail gümrükleri aracılığıyla Filistin’e geçiş yapıyor. Filistin’e gelecek mallarda varış noktası olarak İsrail’in gösterilmesi veya “via Israel” ibaresinin bulunması zorunlu tutuluyor. Ayrıca İsrail tarafından Oslo anlaşmaları gösterilerek, Üçüncü ülkelerin Filistin ile doğrudan kurduğu yasal ilişkiler de İsrail tarafından tanınmıyor.
Filistin’e ağırlıklı olarak deniz yoluyla yapılan ihracat (yüzde 96,5) Hayfa ve Aşdod limanları üzerinden İsrail’e giriyor ve Hayfa limanına gelen mallar Filistin/ Batı Şeria’ya gönderiliyor. Filistin’e giden Türk mallarının bir kısmı doğrudan Batı Şeria veya Gazze’de kurulu şirketlere İsrail üzerinden yapılıyor. Yine bu bölgelerde bulunan bazı büyük tüccar ve iş insanları, İsrail’de İsrail mevzuatına uygun bir şirket kurarak ya da bir İsrailli acente üzerinden malları millileştiriyor. Millileştirilen mallar iç ticaret gibi görünerek İsrail üzerinden Filistin’e geçiriliyor.
İsrailli tüccarlar, Filistinli tüccarlara satmak üzere Türkiye’den mal alırken bazı Filistinliler de İsrail’e satmak üzere Türkiye’den ithalat yapıyor. İsrail vatandaşı olan Filistinliler, Türkiye’den aldıkları malların bir bölümünü İsrail içinde tüketirken diğer bölümünü de Batı Şeria ve Gazze’ye satıyor. Bu sebeplerden dolayı, ulusal istatistiklere yansıyan verilerde Filistin’e yapılan ticaretin hemen hemen tamamı İsrail olarak görünüyor.
İsrail’in, üçüncü ülkelerin Filistin ile yaptığı ticareti Gazze özelinde yasaklamış olması, Gazze’den Mısır’a açılan Refah Sınır Kapısı’ndan ticari işlemlere müsaade etmemesi nedeniyle şu andaki durumda, Filistin ile ticaret mutlaka İsrail üzerinden gerçekleştirmek zorunda kalınıyor.
TÜRKİYE’DEN FİLİSTİN’E İNSANİ YARDIM
Türkiye, Filistin’in haklı davasını desteklerken ve bu desteği siyaset üstü niteliğiyle de süreklilik arz ediyor. Türkiye’den şu ana kadar Gazze’ye ulaştırılmak üzere El Ariş’e yaklaşık 7 bin 400 ton insani yardım gönderildi. Ambulanslar, ilaç ve tıbbi malzemelerle sahra hastanesi ekipmanlarından, jeneratörler ve taşınabilir güç kaynakları, seyyar aşevleri ve barınma malzemelerine kadar geniş bir skalada yardımlar sürdürülüyor.
İsrail saldırıları nedeniyle faaliyetlerini durdurmak zorunda kalan Gazze Türk-Filistin Dostluk Hastanesi’nde tedavi gören kanser hastaları başta olmak üzere çok sayıda hasta ve yaralı da Türkiye’ye getirilerek, tedavilerinin burada yürütülmesi temin ediliyor. Bunların arasında çok sayıda çocuk da yer alıyor.
Öte yandan Gazze’de sahra hastanesi kurma çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. İnsani durumun vahameti göz önünde bulundurularak, geçen yıl yapılan 10 milyon dolara ilave olarak Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na 1 milyon dolar daha katkı sağlandı.
]]>Europol’e göre Avrupa’da faaliyet gösteren suç örgütleri içerisinde Türkiye vatandaşları ile Türkiye kökenli göçmenler de etkin bir role sahip.
AB Komisyonu’nun talebi doğrultusunda Europol ilk kez Avrupa’daki en tehlikeli suç ağlarının haritasını çıkardı.
Rapor, AB üyesi 27 ülke ile aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 17 ortak ülkenin emniyet birimlerinden elde edilen veriler ışığında hazırlandı.
Lahey’deki Europol Genel Merkezi’nde, AB ülkelerinin yanı sıra, Türkiye ve diğer 16 ortak ülkeden irtibat görevlileri bulunuyor.
Rapordaki bulgular neler?
Europol Genel Müdürü Catherine De Bolle ve AB yetkilileri tarafından açıklanan 60 sayfalık raporda, 112 farklı ülkeden 25 binden fazla kişinin yer aldığı 821 suç ağının varlığına işaret ediliyor.
Rapora göre suç örgütlerinin yarısından fazlası uyuşturucu ticaretinde etkin, yüzde 71’i yolsuzlukla ilişkili, yüzde 68’i de şiddete başvuruyor.
Kara para aklama, kaçakçılık, insan ticareti, dolandırıcılık, gasp, vergi dolandırıcılığı ve hırsızlık gibi suçlar da Avrupa’nın güvenliğini etkileyen unsurlar arasında.
Europol’e göre, suç örgütlerinin yüzde 86’sı yasal ekonomiye sızmayı başarmış durumda.
Suç örgütleri, yasa dışı yollardan elde edilen paraları, yiyecek içecek ve emlak sektörü aracılığıyla aklıyor.
AB yetkilileri, suç örgütlerinin “kamu güvenliğine, hukukun üstünlüğüne ve ekonomiye ciddi zarar verebileceğini” vurguluyor.
Türkiye kökenli suç örgütleriyle ilgili tespitler neler?
Rapora göre, Türkiye kökenli “kilit üyeler” genellikle Belçikalı, Hollandalı ve Alman suçlulardan oluşan suç ağlarının çekirdeğini oluşturuyor.
Bu örgütleri, milliyet, ortak köken, dil, aile veya alt kültür gibi etkenler güçlendiriyor.
Bu suç örgütleri esas olarak kokain ve esrar ağırlıklı uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklamayla uğraşıyor.
Suç örgütleri başlıca faaliyetlerini Belçika, Kolombiya, Ekvador, Fransa, Almanya, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçre ve Türkiye’de yürütüyor.
Raporda, Avrupa’ya kokain girişinin iki önemli noktası olan Anvers ve Rotterdam limanları çevresinde faaliyetlerini sürdüren “Belgo-Hollanda suç ağları”na da işaret ediliyor.
Europol, bu suç ağlarının Belçika veya Hollanda uyruklu bazı kilit üyelerinin, başta Türkiye ve Fas olmak üzere diğer ülkelerden geldiğini belirtiyor.
Europol’e göre bu örgütler AB vatandaşı olanlar hariç aynı zamanda Arnavut, İngiliz, İtalyan, Faslı ve Türk kimliğine sahip önemli üyeler bulunduruyor.
Çoğunlukla uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklama ile uğraşan bu kişiler, AB içinde Belçika, Almanya , Hollanda ve İspanya’da; AB dışında ise, Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere 40’tan fazla ülkede faaliyet gösteriyor.
Europol raporuna göre, insan kaçakçılığı konusunda da Türkiye kökenli suç örgütü üyeleri aktif konumda.
Göçmen kaçakçılığı faaliyetlerine en yaygın olarak Türkiye, Irak, Moldova, Romanya, Suriye ve Ukrayna vatandaşları karışıyor.
Rapora göre, son dönemlerde AB sınırları içerisinde yaygın biçimde ve büyük miktarlarda, tamamen orijinal olmayan, sahte ateşli silahlar ele geçirilmeye başlandı.
Europol, bu sahte ateşli silahların çoğunlukla Türkiye’de üretildiğine ve daha sonra Türkiye’deki suç şebekeleri tarafından AB ülkelerine satıldığına inanıyor.
Rapora göre, Avrupa vatandaşlarına yönelik telefon ve dijital dolandırıcılık faaliyetlerinin bir bölümü de Türkiye kökenli suç örgütleri tarafından gerçekleştiriliyor.
Suç örgütleri hangi ülke vatandaşlarından oluşuyor?
Rapora göre, Avrupa’da faaliyet gösteren suç örgütlerinin büyük bölümü, Arnavutluk, Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Polonya, İspanya, Türkiye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşuyor.
Suç ağlarının AB uyruğuna sahip olmayan üyelerinin çoğunluğu Türkiye, Arnavutluk, Bosna Hersek, Çin, Gürcistan, İzlanda, Nijerya, Sırbistan, İngiltere ve Ukrayna’dan geliyor.
AB üyesi ülke vatandaşlarının oluşturduğu homojen suç ağlarında çoğunlukla İtalyanların yanı sıra Fransız, Polonyalı ve Romenler yer alıyor.
İtalyan mafya tarzı suç ağları genellikle yalnızca İtalya vatandaşı olan kilit üyelerin çevresinde şekilleniyor.
İtalya’nın en eski ve büyük mafyalarından ‘Ndrangheta, uyuşturucu kaçakçılığı, ateşli silah kaçakçılığı ve vergi kaçakçılığı gibi çeşitli suç faaliyetleriyle uğraşan bir suç ağı oluşturmuş durumda.
Ancak 45’ten fazla ülkede faaliyet gösteren İtalyan mafyası, çoğunlukla Belçika, Almanya, Hollanda, Malta, Romanya, İspanya, Kolombiya, İsviçre ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de çok geniş bir erişim alanına sahip.
Bu suç örgütleri uyuşturucu kaçakçılığının yanı sıra, gasp ve şantaj, atık kaçakçılığı, sigara kaçakçılığı ve kara para aklamayla da uğraşıyor.
Romen suç örgütleri, Avrupa’da hırsızlık, motorlu taşıt suçları ve soygunlar gibi organize mülkiyet suçları ile mali yardımlarda ve KDV dolandırıcılıklarında ve cinsel istismara yönelik insan kaçakçılığı konularında aktif.
Polonya’daki örgütler ağırlıklı olarak kaçakçılık konusunda faaliyet gösteriyor.
Neredeyse her suç örgütünde İspanya vatandaşlarının bağlantısı bulunuyor.
Her 10 suç örgütü üyesinden biri Latin Amerika vatandaşı.
Pek çok suç şebekesinde Alman üyeler yer alıyor. Bu ağların kilit üyeleri arasında, başta Hollandalı, İtalyan, Polonyalı, Rus ve Türk olmak üzere 48 farklı milletten oluşan geniş bir yelpaze yer alıyor.
Raporda İtalya merkezli suç örgütlerinin yanı sıra, “Batı Balkan mafyasına” da vurgu yapılıyor.
AB yetkilileri ne diyor?
Europol Genel Müdürü Catherine De Bolle, tüm AB üyeleri ile 17 ortak ülkenin katkılarıyla hazırlanan raporu, Avrupa düzeyinde şimdiye kadar kilit suç ağları üzerine gerçekleştirilen en kapsamlı çalışma olarak değerlendirdi.
De Bolle, “Suçlular gizlilik içinde gelişirler ama biz bunu değiştiriyoruz” diyerek, suç örgütlerine, “Kim olduğunuzu, ne yaptığınızı, kiminle çalıştığınızı biliyoruz. Artık saklanamazsınız” mesajını verdi.
AB Dönem Başkanı Belçika İçişleri Bakanı Annelies Verlinden, Avrupa açısından bir kilometre taşı olan çalışmanın, toplumun güvenliğini korumaya yönelik kararlılığın bir ifadesi olduğunu söyledi.
AB Komisyonu’nun Avrupa İçişleri’nden Sorumlu Üyesi Ylva Johansson da, “Organize suç, bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehditlerden biridir ve toplumu yolsuzlukla, aşırı şiddetle tehdit etmektedir. Neyle mücadele ettiğimizi bilmemiz gerekiyor” dedi.
AB Komisyonu’nun Adalet’ten Sorumlu Üyesi Didier Reynders, bu bulguların, Avrupa genelindeki adalet sistemleri ve hukukun üstünlüğü üzerinde önemli etkileri olacağını dile getirdi.
]]>9 ÜLKEYE YENİ BÜYÜKELÇİ ATANDI
Gine Cumhuriyeti Büyükelçiliğine, Güney ve Batı Avrupa Genel Müdür Yardımcısı Rifat Cem Örnekol, Şili Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Ahmet İhsan Kızıltan, Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Büyükelçiliğine, Doğu Asya Genel Müdür Yardımcısı Korhan Kemik, Guatemala Cumhuriyeti Büyükelçiliğine, Enformasyon Genel Müdür Yardımcısı Beliz Celasin Rende, Bulgaristan Cumhuriyeti Büyükelçiliğine, Uluslararası Hukuk İçtihatları Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Saik Uyanık, Kosta Rika Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Naciye Gökçen Kaya, Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Semih Lütfu Turgut, Ekvator Ginesi Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Dışişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Üyesi Ahmet Ergin atandı.

ABD BÜYÜKELÇİLİĞİNE ATANAN SEDAT ÖNAL KİMDİR?
Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği görevi tebliğ edilen BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Önal, 11 Ağustos 1963’te Kayseri’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden 1985’te mezunu olan Önal, Dışişleri Bakanlığındaki görevine Aralık 1989-Temmuz 1990’da Personel Dairesi Başkanlığında Aday Meslek Memuru olarak başladı. Daha sonra İstihbarat ve Araştırma Dairesinde de aday meslek memurluğu görevini yürüten Önal, ardından 1991-1993 tarihlerinde Türkiye’nin Kuveyt Büyükelçiliğinde Üçüncü Katip olarak çalıştı.
Ekim 1993-Ocak 1997’da Münster Başkonsolosluğunda Muavin Konsolos olarak görev yapan Önal, daha sonra bazı daire başkanlıklarında görev aldı. Önal, 1998-2002’de New York Başkonsolosluğundaki Muavin Konsolos ve konsolos olarak görevini yürüttükten sonra, 2002-2005 yılları arasında Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliğinde Müsteşar olarak görev yaptı. Buradaki görevinin ardından, Ortadoğu Genel Müdürlüğünde daire başkanlığı, Viyana Başkonsolosluğu ve Ortadoğu Genel Müdür Yardımcılığında çeşitli görevlerde bulunan Önal, Temmuz 2012- Kasım 2016 tarihlerinde Türkiye’nin Amman Büyükelçisi olarak görevini yürüttü. Önal, Kuzey Afrika ve Ortadoğu Genel Müdürlüğü ve Müsteşar Yardımcılığı görevlerinin ardından 2018-2023 tarihleri arasında Bakan Yardımcılığı görevinde bulundu. Önal, Şubat 2023’ten bu yana ise Türkiye’nin New York’taki BM Daimi Temsilciliği pozisyonundaydı.
BM DAİMİ TEMSİLCİĞİNE AHMET YILDIZ GETİRİLDİ
Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre Birleşmiş Milletler nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Daimi Temsilciliğine, Dışişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı Ahmet Yıldız getirildi. Atama kararları 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2, 3, ve 4’üncü maddeleri gereğince yapıldı.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCIVEKİLLİĞİNE RIDVAN GÜNDOĞDU YENİDEN SEÇİLDİ
Yargıtay üyesi Rıdvan Gündoğdu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine yeniden seçildi. Buna göre Yargıtay üyesi Gündoğdu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 154’üncü ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 30’uncu ve 32’nci maddeleri gereğince Yargıtay Büyük Genel Kurulunca gösterilen adaylar arasından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine seçildi.
DİĞER ATAMA KARARLARI
Diyanet İşleri Başkanlığında açık bulunan Malatya İl Müftülüğüne Ramazan Dolu atandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında açık bulunan Osmaniye İl Müdürlüğüne Tolga Nacar, Trabzon İl Müdürlüğüne Hüseyin Mollaoğlu getirildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında açık bulunan iş başmüfettişliklerine 137 iş müfettişinin ataması yapıldı.
]]>Bakan Yumaklı, Girişimci İşadamları Vakfı (GİV) tarafından Bahariye Mevlevihanesi’nde düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, 2050’lerde dünya nüfusunun 10 milyar, Türkiye nüfusunun da 105 milyonu aşmış olacağına işaret ederek, daha çok gıdaya ihtiyaç duyulacağını söyledi.
BM Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) bir araştırmasına göre 2050 yılında, bugüne göre yüzde 55 daha fazla suya, yüzde 65-70 civarında da daha fazla gıdaya ihtiyaç olacağını anlatan Yumaklı, tarımın stratejik bir sektör olduğuna dikkati çekti.
Yumaklı, eşsiz bir konuma sahip Türkiye’nin üçte birinin ormanlarla, üçte birinin tarım arazileriyle, beşte birinin de çayır ve meralarla kaplı olduğunu anımsattı.
Türkiye’nin tarım arazisi varlığında 14’üncü, orman alanı bakımından 27’inci, mera varlığı bakımından da 44’üncü sırada olduğunu dile getiren Yumaklı, “Türkiye su stresi altında bir ülke ve dünyada bu bakımdan 39’uncu sırada.” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, Türkiye’nin 1313 metreküplük kişi başına kullanılabilir suyu ölçülmüş bir ülke olarak su stresi altında olduğunun altını çizerek, hiçbir değişiklik yapılmazsa 2030’da 1000 metreküpün altına düşerek su fakiri ülke konumuna geleceğini kaydetti.
“Dünyada un üretiminde birinci, makarna üretiminde ikinci sırada”
Türkiye’nin tohumda dünyanın ilk 10 ülkesi arasında olduğu ve 117 ülkeye ihracat yapıldığı bilgisini paylaşan Yumaklı, “Türkiye’de kullanılan her 100 kilogramlık tohumun 97 kilogramı bu ülkenin topraklarında üretiliyor.” ifadesini kullandı.
Sertifikalı tohum ya da milli tohum konusunda alınması gereken mesafeler olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Çünkü hepsinde istediğimiz aşamada değiliz. Dolayısıyla bu konuda bizim son dönemde özellikle özel sektörümüzün ciddi bir aşama kaydettiğini de söylemem gerekir.” şeklinde konuştu.
Yumaklı, ülkenin dünyada un üretiminde birinci, makarna üretiminde de ikinci sırada olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“Bütün bunlar güllük gülistanlık bir ortamda yakalanmıyor. Çünkü konjonktürel değişiklikler var, birçok risk faktörü var. Bunlar hayatımızın bundan sonraki döneminde bu tür riskleri düşünmek ve göz önüne almakla alakalı bir görevimiz olduğunu da gösteriyor. 2024 yılında Devlet Su İşlerinin bütçesinin neredeyse tamamına yakını sulama sistemlerine ayrılmış durumda. Önümüzdeki 5 yıllık hedeflerimizin nirengi noktası gıda arz güvenliğinin teminat altına alınmasıdır. Dolayısıyla bütün projeksiyonlarımızı bunların üzerine yapıyoruz.”
“Türkiye çok güçlü bir ülke”
GİV Genel Başkanı Mehmet Koç ise huzur içerisinde güzel bir seçim dönemi geçirildiğini söyledi.
Girişimciler ve vatandaşlar açısından ülkenin stabil olmasının önemine işaret eden Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu anda iş başında güçlü bir hükümet var. Çok senkron çalışan bir hükümetimiz var. Önümüzde çok güzel, pırıl pırıl bir 4 yıl var. Seçimsiz bir dönem. Burada hem iş adamlarımıza hem de girişimcilerimize büyük fırsatlar var. Türkiye çok güçlü bir ülke. İster doğudan bakın, ister batıdan bakın, çok güçlü bir ülke. Masalarda olmayan değil, masalara davet edilmeyen değil, ülkemiz artık masa kuran bir ülke. Türkiye coğrafi konumu, nüfusu, ekonomik büyüklüğü ve özellikle üretim kabiliyeti itibarıyla çok büyük bir ekonomi ve fırsatlar ülkesi.”
]]>Pakistan Milli Günü dolayısıyla Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yousaf Junaid’ın ev sahipliğinde büyükelçilik rezidansında resepsiyon düzenlendi. Resepsiyona, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, kuvvet komutanları, Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmet Yıldız, eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman, eski bakan Mehdi Eker, Recep Akdağ, Efkan Ala’nın yanı sıra başkentteki misyon şefleri ve askeri ateşeler katıldı.
“Pakistan’ın kutsal şehitlerini ve yiğit gazilerini saygıyla anıyorum”
Pakistan’ın Milli Günü’nü kutlayan Bakan Güler, “Dost ve kardeş Pakistan halkına sizler adına saygı ve selamlarımı sunuyorum. Bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da iletmek istiyorum. Başlangıç olarak, Pakistan’ın bağımsızlığı ve bütünlüğü için cesurca savaşan ve en büyük fedakarlığı yapan Pakistan’ın kutsal şehitlerini ve yiğit gazilerini saygıyla anıyorum” ifadelerini kullandı.
“Türkiye Pakistan’ın bölgelerdeki ağırlığından son derece memnun”
Pakistan’ın bölgesinde ve dünyada stratejik bir öneme sahip olduğunu dile getiren Bakan Güler, “Özellikle son yıllarda her alanda gelişip güçlenen Pakistan, bölgesinde ve dünyada barış, istikrar ve güvenin inşasında bölgesinde ve dünyada önemli bir rol üstleniyor. Türkiye de Pakistan’ın bu bölgelerdeki ağırlığından son derece memnun. Aynı şekilde Pakistanlılar da Türk halkının kalplerinde ve akıllarında müstesna bir yere sahip olacak ve olacaktır. Nitekim Türkiye ile Pakistan arasında tarihe uzanan köklü, sarsılmaz bağlar, ortak değerler, dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunmaktadır” diye konuştu.
“Pakistan’ı uluslararası ilişkilerde en güvenilir ve güvenilir ortaklarımızdan biri olarak görüyoruz”
Bakan Güler konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Geçmişten günümüze taşınan bu bağlar, ülkelerimiz arasında çok yönlü işbirliğine ve üst düzey ilişkilere sağlam bir zemin hazırlarken, ortak geleceğimize de yön vermektedir. Bizler en zor zamanlarda birbirine destek olmuş, sevinçleri ve üzüntüleri paylaşmış, ortak idealleri en güçlü şekilde içselleştirmiş iki ülkeyiz. Maruz kaldığımız vahim olaylar ve doğal afetler karşısında iki ülkenin birbirine yardıma koşması, ülkelerimiz arasındaki birlikteliğin ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Dost ve kardeş ülke Pakistan’ı uluslararası ilişkilerde en güvenilir ve güvenilir ortaklarımızdan biri olarak görüyor, ikili ilişkilerin mükemmel düzeyde olmasına önem veriyoruz. Son yıllarda giderek gelişen ilişkilerimizi daha büyük ve kapsamlı işbirlikleri ile güçlendirme irade ve kararlılığını taşıyoruz. Bunların başında askeri işbirlikleri ve savunma sanayi geliyor.”
“Pakistan’la güçlü bağlarımızı geliştirmeye ve işbirliği yapmaya kararlıyız”
Pakistan ile savunma sanayii alanında hayata geçirilen projelerin ortaya koyduğu yüksek sinerji ve karşılıklı deneyim paylaşımının, yeni ve kapsamlı işbirliklerinin önünü açacağına dikkati çeken Bakan Güler, “Karşılıklı güven ve birbirimize destek, önümüzdeki dönemde işbirliğimizin katlanarak artmasının en büyük güvencesidir. Bölgesel ve küresel barış ve istikrar için Pakistan’la güçlü bağlarımızı geliştirmeye ve işbirliği yapmaya kararlıyız. Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluk ve kardeşliğin buradan sonsuza kadar güçlü bir şekilde devam edeceğine yürekten inanıyoruz. Bu vesileyle dost ve kardeş ülke Pakistan’ın Milli Günü’nü bir kez daha tebrik ediyor, yarın mübarek olacağımız Kadir Gecesi’ni tebrik ediyorum. Ayrıca Kurban Bayramınızı da şimdiden tebrik etmek istiyorum” şeklinde konuştu.
Bakan Güler konuşmasını “Pakistan Zindebad, Türkiye-Pakistan Bahaiçara Zindebad” ifadeleriyle sonlandırdı.
“Ülkelerimiz, bin yılı aşkın geçmişi olan tarihi köklere dayanan ilişkilere sahiptir”
Türkiye ve Pakistan’ın bin yılı aşan geçmişi ve tarihi kökleri olduğunu dile getiren Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “Türkiye ve Pakistan; dünyanın önde gelen, büyük ve güçlü imparatorluklarının mirasına sahiptir. Ülkelerimiz arasında, eşsiz ve kalıcı bir kardeşlik bağı vardır. Bu bağ, diplomasinin ötesine uzanır; ortak değerlere, ortak hedeflere ve birbirlerinin tarihine ve kültürüne dair derin bir anlayışa dayanır. Bu anlayışla da dostluğumuz, her geçen gün güçlenerek devam ediyor. Tarihten bahsetmişken, Muhammed Ali Cinnah’ın ileri görüşlü liderliğini anmamak olmaz. Onun mirası, Pakistan’ın egemen bir ulus olarak büyümesine ve gelişmesine tanık olduğumuz bugün, bize ilham vermeye devam ediyor. Ayrıca, Pakistanlı kardeşlerimizin Kurtuluş Savaşımız sırasında ülkemize sağladığı desteklerini de her zaman hatırlayacağız” diye konuştu.
“Liderlerimizin belirlediği 5 milyar dolarlık ikili ticaret hacmine orta vadede ulaşmayı hedefliyoruz”
Türkiye ile Pakistan arasındaki ekonomik iş birliğinin mevcut durumundan büyük memnuniyet duyduğunu belirten Bolat, “Son üç yıl içerisinde ticaret hacmimiz, 1 milyar dolar seviyesinin üstünde gerçekleşti. İnanıyorum ki, geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren Mal Ticareti Anlaşmamız, ikili ticaretimize ciddi bir ivme kazandırmaya başlayacaktır. Bu ivme sayesinde, liderlerimizin belirlediği 5 milyar dolarlık ikili ticaret hacmine orta vadede ulaşmayı hedefliyoruz. Diğer taraftan, Türkiye, 1 milyar doları aşan doğrudan yabancı yatırımıyla Pakistan’daki en büyük yabancı yatırımcılardan biri konumundadır. Çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren çok sayıda Türk şirketinin Pakistan’da yatırımları var ve bunların hem ihracat hem de istihdam açısından Pakistan ekonomisine katkılarını görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Ayrıca, müteahhitlik hizmetleri de giderek artan bir şekilde önde gelen iş birliği alanlarımızdan biri haline geliyor. Müteahhitlerimiz, bugüne kadar 3,4 milyar dolar değerinde 72 proje üstlenmiştir. Önümüzdeki dönemde, Türk müteahhitlik şirketlerinin Pakistan’ın kalkınmasına ve yeşil dönüşümüne büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Bu vesileyle, önümüzdeki dönemde Türk iş insanlarımızdan oluşan büyük bir heyetle birlikte Pakistan’ı ziyaret etme niyetimi belirtmek isterim. Bu ziyaret kapsamında, Ortak Görev Gücü platformumuzun 2. toplantısını gerçekleştireceğiz. Başbakan Sayın Şahbaz Şerif’in teklifi olarak bu Platform, ekonomik iş birliğimiz kapsamındaki potansiyel alanların koordinasyonunda hayati bir rol oynayacaktır” ifadelerini kullandı.
“Türkiye ve Pakistan olarak, savunma sanayimizi geliştirmek için el ele çalıştık”
Bir diğer önemli iş birliğinin savunma sanayii alanında olacağına dikkati çeken Bolat, “Türkiye ve Pakistan olarak, savunma sanayimizi geliştirmek ve daha da güçlendirmek için el ele çalıştık. Pakistan’daki Babür sınıfı korvetlerin sonuncusu olan, MİLGEM projesinin 4’üncü gemisi geçen yıl teslim edildi. Diğer taraftan, Pakistan’ın Süper Mushshak eğitim uçakları da ülkemize teslim edildi. İki ülke arasında halihazırda devam eden birçok projenin bulunduğunu görmekten de mutluluk duyuyoruz. Bu ortaklıklar, uluslarımızın güvenlik çıkarlarının korunmasına yönelik karşılıklı güven ve kararlılığımızı yansıtmaktadır şüphesiz” açıklamasında bulundu.
“Önümüzdeki dönemde bu iş birliğini her alanda daha da genişletmeye kararlıyız”
Türkiye ve Pakistan’ın küresel düzeydeki zorlukların üstesinden gelme konusunda, birçok uluslararası platformda bir arada duran sadık müttefikler olduğunu aktaran Bolat, “Bölgede barış ve istikrara yönelik ortak taahhüdümüz, terörle mücadele, bölgesel güvenlik ve insani yardım da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda yakın iş birliğimizi desteklemektedir. Önümüzdeki dönemde bu iş birliğini her alanda daha da genişletmeye kararlıyız. Pakistan Milli Günü’nü kutlarken, Türkiye ile Pakistan arasındaki köklü dostluğa olan bağlılığımızın buradan bir kez daha altını çizmek istiyorum. İki dost ve kardeş ülke olarak, ortak tarihimizden gelen muvaffakiyetlerimiz bizlere yol gösterirken, aynı zamanda daha yakın bir iş birliği sağlanması ve refah düzeyine ulaşılması için azmimizi artırmaktadır. Ülkelerimizin daha müreffeh bir geleceğe ulaşması için, ortak tarihimizden gelen bilinçle, gayretle çalışacağımıza ve muvaffak olacağımıza canı gönülden inanıyorum. Yevmi Pakistan Mubarek Türkiye Pakistan Dosti Zindabad” diye konuştu.
Pakistan’ın kuruluşunda zorluklara rağmen dayanıklılık ve kararlılık sergilediğini belirten Pakistan Büyükelçi Junaid, uluslar topluluğu arasında hak ettikleri yeri almak için çok yol kat ettiklerini kaydetti. Türkiye-Pakistan ilişkilerinin asırlık bağlara dayandığını aktaran Büyükelçi Junaid, kardeşlik bağlarının bayrağını gelecek nesillere aktarmak için birlikte çalışmaya devam edeceklerini söyledi. – ANKARA
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i, Adnan Menderes Havaalanı’nda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, ilçe belediye başkanları, milletvekilleri ve partililer karşıladı.
Özel, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 14 büyükşehir belediyesini kazandığını ve 15’inci büyükşehir için hukuk mücadelesi içerisinde olduklarını söyledi. “Cumhuriyet Halk Partisi 35 il kazanmıştır. En yakın rakibinden 11 il ileridedir” diyen Özel, “3’ü Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere 35 kadın belediye başkanımız geçen dönemki 11 olan sayıyı 35’e çıkarırken, bu konuda en önemli katkı İzmir’de gösterdiğimiz 9 kadın adaydan 8’ini seçen İzmir’in seçmenlerine aittir. Türkiye’de neredeyse tamamı gençlik örgütlerimizden gelen 58 genç belediye başkanımız vardır” dedi.
“Aday belirleme süreçlerinde kimsenin hakkını yemedik”
“Aday belirleme süreçlerinde kimsenin hakkını yemedik” diyen Özel, “Eğer kusurumuz hatamız varsa, kastımız yoktur. Ancak İzmir’in memnuniyet anketlerinde en üst düzeyde yer alan üç arkadaşımızla devam ettik. Diğer arkadaşlarımıza da şunu anlattık; İzmir’in notu kıt. Haksız mı haklı. En iyisini hak ediyor mu ediyor. En büyük desteği veriyor mu veriyor. Biz İzmir’in beklentilerini gördük. Sesini duyduk. O sese kulak veren, yanıt veren bir listeyle İzmir’in karşısına çıktık ve İzmir, değişime, dönüşüme, gençleşmeye, kadınların siyasetteki eşit temsili noktasındaki büyük adıma ve bundan sonraki gelecek güzel günlere oy verdi. Bundan sonra İzmir hak ettiğini alacak. İzmir iyi belediyecilik uygulamalarını sürdürecek. Yapılanların üstüne koyacak ama o büyük beklentiye de cevap verecek” dedi.
“Belediye başkanını yıpratmaya girişen ilçe başkanlarının karşısında olacağım”
CHP örgütlerine çağrıda bulunan Özel, “Örgüt-belediye dengesini doğru kuran, birbirine destek olan, yapılan icraatları doğru anlatan örgüte, örgütüne hakkıyla sahip çıkan belediye başkanına sonuna kadar ben de sahip çıkacağım. Eski hastalıklarla, bir ilçe seçimini almak üzerinden yapılabilecek her türlü müdahalede belediye başkanının, kamu hizmetinin sunumunda olmadık taleplerle yıpratmaya girişen ilçe başkanının da karşısında olacağımdan kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü herhangi bir 5 yıla talip değiliz. Bu 5 yıl kim hata yaparsa Atatürk’ün partisinin girdiği ilk yerel ve ilk genel seçimde birinci parti yapma ve Atatürk’ün partisini ikinci yüzyılın ilk seçiminde iktidar yapma hedefimize engel olur. Bu yolda engel tanımayacağız.”
“Bir tane AK Partili’yi kırarsak, bir tane MHP’liyi üzersek yanlışların en büyüğünü yapmış oluruz”
Özel, “Sakın bu zaferin bize kazandırdığı özgüvenle bir tane AK Partili’yi kırarsak bir tane MHP’liyi üzersek ve pek çoğu bize destek vermiş olan Cumhur İttifakı’ndan gençlere, bu partide kendilerini yabancı hissettirirsek yanlışların en büyüğünü yapmış oluruz. Burası baba evidir. Baba evinde gelen herkes huzur içinde oturabilir. Kardeşin biri başını açar öbürü kapar. Baba kimseye karışmaz. Baba evinin bir odasında biri oturur, eğlenir, biri bir odasında namaz kılar, ibadet eder. Baba evi böyle bir yerdir. İzmir birlikte yaşamanın, birlikte yönetmenin kendinden olmayana da kendi hakkından fazla sahip çıkan hoşgörü ve özgürlüklerin kentidir” dedi.
Özel, Hamza Dağ’ın da İzmir’e katkı sağladığını belirterek, “Büyükşehir Belediye Başkanı adayının her ne kadar kampanyasında partisinden kopma çabasını samimi bulmasak da kullandığı dille, yapmış olduğu kampanyayla, İzmir’e etmiş olduğu iltifatlarla olumlu bir iklime bugüne kadar katkı sağlamıştır. Biz bir kusur ettiysek herhangi bir üyemin kalbini kırdıysam, genel başkan olarak sorumluluğu alıyorum. Tüm seçim döneminin varsa bilinmeden yapılmış hataları için örgütü bazına bizzat özür diliyorum. İzmir’de İzmir İttifakı, Türkiye’de Türkiye İttifakı kazandı. Türkiye kazanacak” açıklamalarında bulundu.
Özel daha sonra memleketi Manisa’da, Milliyetçi Hareket Partisi’nden Cumhuriyet Halk Parti’ye geçen Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret etmek üzere havaalanından çıkış yaptı. – İZMİR
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İran’da temaslarına devam ediyor. İran Petrol Bakanlığının ardından İran Enerji Bakanlığını ziyaret eden Bakan Bayraktar, İran Enerji Bakanı Ali Ekber Mehrabian ile ikili ve heyetlerarası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Mehrabian, “Türkiye Enerji Bakanı Sayın Bayraktar ile enerji alanında işbirliğini artırma ve geliştirmeye yönelik olumlu bir görüşme gerçekleştirdik. İki ülke enerji ve özellikle elektrik alanında çok iyi potansiyellere sahip. Türkiye elektriğe ihtiyaç duyan ve tüketen bir ülke. Diğer yandan elektrik tüketimi fazla olan Avrupa ülkeleri ile de bağlantısı bulunmakta. İran elektrik üreten ve tüketen ülke olarak bu alanda önemli işbirliği potansiyeli olan bir ülkedir” dedi.
Yapılan görüşmelerde söz konusu potansiyeller ve işbirliği fırsatlarının ele alındığını belirten Mehrabian, “Görüşmeler neticesinde iki ülke arasında elektrik alışverişinin sağlanması konusunda olumlu anlaşmalara varıldı. En kısa zamanda iki ülke uzman heyetleri varılan anlaşmaların uygulanması noktasında gerekli çalışmaları başlatacaklar” ifadelerini kullandı.
“Elektrik ticaretinde de iki ülke arasında çok önemli fırsatlar olduğunu söyleyebiliriz”
Bakanı Bayraktar ise, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak İran’a ilk resmi ziyaretimizi yapmış oluyoruz. Esas itibariyle bu ziyaretimizin temel amacı, ocak ayında Sayın Devlet Başkanı Reisi’nin Cumhurbaşkanımızı Ankara’da ziyareti, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin 8’inci toplantısı vesilesiyle alınan kararları takip etmek, uygulamaya geçilecek projeleri birlikte değerli meslektaşlarımızla müzakere etmek ve konuşmak için buraya geldik” dedi.
Bakan Bayraktar, “Enerji dediğimizde sadece doğalgaz ağırlıklı, petrol ve petrol ürünleri ağırlıklı alanın yanında, aynı zamanda elektrik ticaretinde de iki ülke arasında çok önemli fırsatlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda Türkiye aslında tüm komşuları ile ama dost ve kardeş ülke İran ile de elektrik iletim şebekesini birbirine bağlayan ve bu kapasiteyi artıran çok önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Türkiye’ye İran’dan elektrik iletimi ve zaman zaman da Türkiye’den ihtiyaç duyulan saatlerde İran’a elektriğin ihraç edilmesi noktasında görüşmelerimiz devam ediyor. İnşallah en kısa süre içerisinde, belki birkaç ay içinde bu çalışmalarımız neticesinde elektrik ticareti iki ülke arasında başlayacaktır” ifadelerini kullandı.
“Şirketlerimiz vasıtasıyla inşallah İran’ın çok önemli yenilenebilir kapasitesini, potansiyelini hayata geçirme noktasında da çalışmalarımızı sürdürme kararı aldık”
Bakan Bayraktar, “Bugün Sayın Bakan ile üzerinde konuştuğumuz iki önemli konu daha var. Bunlardan bir tanesi yenilenebilir enerji alanında işbirliği. Türkiye’de bugün ulaştığımız, rüzgarda ve güneşte toplam 25 bin megawattlık kapasite ile oluşturduğumuz bu müktesebatı ve buradaki tecrübeyi şirketlerimiz vasıtasıyla inşallah İran’ın çok önemli yenilenebilir kapasitesini, potansiyelini hayata geçirme noktasında da çalışmalarımızı sürdürme kararı aldık. Son olarak diğer alanımız da enerji borsamız EPİAŞ’ın kazanımları ve tecrübelerini de yine İran’da oluşturulması planlanan enerji borsasına aktarabilmek ve burada da iki kurumun bir arada işbirliğini önümüzdeki süreçte daha da artırarak devam ettirmek” dedi. – TAHRAN
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, çeşitli temaslarda bulunmak üzere İran’ın başkenti Tahran’a geldi. Ziyareti kapsamında ilk olarak İran Petrol Bakanlığı’nı ziyaret eden Bakan Bayraktar’ı Petrol Bakanı Cevad Ovci karşıladı. İki bakan, ikili ve heyetlerarası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. İran Petrol Bakanı Cevad Ovci, “Cumhurbaşkanımızın (İbrahim Reisi) Türkiye ziyaretinde gerçekleştirilen görüşmelerde iki ülkenin enerji alanında iş birliğini artırması kararlaştırılmıştı. Bu kapsamda Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar Bey ile görüştük. Görüşmemizde Türkiye ile mevcut doğal gaz sözleşmesinin uzatılmasına ilişkin müzakerelerin yapılması kararlaştırıldı. Söz konusu sözleşme 2026 yılında sona eriyor. Sözleşme kapsamında bizim Türkiye’ye günlük 30 milyon metreküp doğal gaz göndermemiz gerekiyor. İki ülkenin sözleşmenin uzatılması talebi doğrultusunda bugün resmi olarak İran Milli Gaz Şirketi ve BOTAŞ arasında bu konu müzakere edilecek” ifadelerini kullandı.
“İş birliğini artırmaya hazırız”
Ovci ise, “Ayrıca Türkiye ile İran arasında enerji iş birliğini artırmak, Türk şirketlerinin İran’da enerji alanına yatırım yapabilmeleri konularını ele aldık. Bu konuda Türkiye’nin önde gelen şirketleri bize tanıtıldı ve biz de bugünden itibaren iş birliğini artırmaya yönelik çalışmalarımıza başlayacağız. Sayın Bayraktar ile görüşmemizde, petrol ve doğal gaz sahalarının kalkındırılması, petrol tesisleri ve petrokimya sektörlerinde iş birliğini artırmaya Tahran olarak hazır olduğumuzu belirttik” şeklinde konuştu.
“Türkiye ile İran’ın ticaret hacmini orta vadede 30 milyar dolara çıkarma hedefi koyuldu”
Bakan Bayraktar ise konuşmasında Tahran’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirerek, “Buraya birçok kez geldim. Ama şimdi burada Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak bulunuyorum. Bu çalışma toplantımızın esas sebebi ocak ayında Sayın İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin ülkemizi ve Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyareti ve Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantılarında alınan kararların ve orada imzalamış olduğumuz enerji mutabakatı anlaşmasının takibi ve onun kararlarını yerine getirmek için burada bulunuyoruz” dedi.
Bayraktar, “Çok kıymetli kardeşim ve meslektaşım Cevad Bey’in belirttiği gibi iki ülke sayın cumhurbaşkanları Türkiye ile İran’ın ticaret hacmini orta vadede 30 milyar dolara çıkarma hedefini koydular. Dolayısıyla bu ticaret hacmine ulaşılabilmek için özellikle bizim alanımızda, enerji ve tabii kaynaklar alanında, petrol, doğal gaz ve elektrik alanında iki ülkenin yapacakları birçok iş birliği alanları var” ifadelerini kullandı.
“İran, bizim çok önemli bir tedarikçimiz”
Doğal gaz alanında İran ile 30 yıla yaklaşan ticaret işbirlikleri olduğunu belirten Bayraktar, “Doğal gaz Türkiye için oldukça önemli. Çünkü biz doğal gazı sanayide, evlerimizde ve elektrik üretiminde kullanıyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nın doğal gaz arzını kesintisiz bir şekilde sağlaması için birçok farklı kaynaktan doğal gaz ithalatı söz konusu. İran da bu anlamda bizim çok önemli bir tedarikçimiz. İnşallah bundan sonraki dönemde bugün itibariyle başladığımız müzakereleri hızlı bir şekilde sonuçlandırıp, bu gaz tedarik anlaşmamızı daha da ileri götürecek adımları atmış oluruz” dedi.
Bayraktar, “Bugün bu projelerin hem teknik olarak çalışma grupları arasında müzakerelerin başladığı ve özellikle ticaret hacmini daha ileri götürecek adımları atmakla alakalı bir çalışma ziyareti bugün gerçekleştirmiş oluyoruz. Özellikle konuştuğumuz konulardan bir tanesi, doğal gaz sahalarının, doğal gaz üretiminin geliştirilmesi ve doğal gaz altyapı projelerine yatırım yapılması, bu projelerin gerçekleştirilmesi. Dolayısıyla bu konular da gündemimizdeydi. Hem sayın bakanla hem de ilgi şirketlerle bu projeleri de görüştük ve görüşmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. – TAHRAN
]]>Türkiye Büyük Büyük Millet Meclisi (TBMM) NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Türk Delegasyonu Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu, temaslarda bulunmak üzere dün Azerbaycan’a geldi. Çavuşoğlu, Başkent Bakü’deki Azerbaycan’ın ulusal lideri Haydar Aliyev’in mezarı ile Azerbaycan Şehitliği ve Türk Şehitliği’ni ziyaret ederek çelenk bıraktı. Türk Şehitliği’nde hatıra defterini imzaladıktan sonra gazetecilere açıklama yapan Çavuşoğlu, Azerbaycan’da bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğunu belirterek, “Azerbaycan Milli Meclisi’nin Başkanı Sahibe Gafarova hanım ve NATO Parlamenter Asamblesi heyeti Başkanı Ziyafet beyin daveti üzerine geldik. Sabah umumi milli liderimizin mezarını ziyaret ettik ve merhume eşleri Zarife hanımın mezarını ziyaret ettik, dualar yaptık. Şimdi de şehitlerimizi ziyaret ediyoruz. Hem 1990’da burada direniş gösteren hem de 1992’de Karabağ’da şehit düşen ve 1918’de Kafkas Türk İslam Ordusu’yla buraya gelip Azerbaycan topraklarını kurtarmak için savaşırken şehit düşen Türk şehitlerini ziyaret ettik. Dualarımızı ettik” dedi.
Azerbaycan Milli Meclisi’ne gideceklerini belirten Çavuşoğlu, “Bugün yine kardeşim, çok kıymetli kardeşim Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’la da görüşeceğiz. İnşallah Cumhurbaşkanımızla da görüştükten sonra ülkemize döneceğiz” şeklinde konuştu.
“Bölgemizin kalıcı barışı için barış anlaşmasının imzalanması gerekiyor”
Türkiye olarak her zaman Azerbaycan’ın yanında olduklarını vurgulayan Çavuşoğlu, “44 gün süren Karabağ Savaşı zamanında da can Azerbaycan’ın yanındaydık. Başta Cumhurbaşkanımız Erdoğan olmak üzere. Şimdi barış sürecinde de can Azerbaycan’ın yanındayız. Bölgemizin istikrarı, bölgemizin kalıcı barışı için bir an önce bu kapsamlı barış anlaşmasının imzalanması gerekiyor. Bunu Antalya Diplomasi Forumu’nda görüştüğüm Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat beye de söyledim. Her fırsatta kendilerine de tüm yetkililerimiz söylüyor” ifadelerini kullandı.
Ermenistan’a baskı yapmayan ülkelere değinen Çavuşoğlu, “Bu bölgenin barışı, istikrarı özellikle batı ülkelerinin yararına. Dünyanın enerji krizi çektiği ve yaşadığı bir dönemde ve özellikle ticaret ve nakliyatta önemli bir koridoru olan Orta Koridor bölgesinde olan Güney Kafkasya’nın istikrarı Batı’nın da yararına. O nedenle bu bölgede barışı istemeleri gerekiyor ve barış için çalışmaları gerekiyor” diye konuştu.
“Azerbaycan hiçbir zaman yalnız değildir”
Başta Fransa olmak üzere bazı ülkelerin Ermenistan’ı barış anlaşmasının tam tersine teşvik ettiğini belirten Çavuşoğlu, “Yani barış anlaşmasını imzalamaması yönünde telkinlerde bulunduğunu biliyoruz. Bunun yanlış olduğunu Fransızlara da her fırsatta başta Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan olmak üzere Cumhurbaşkanımız ve tüm yetkililerimiz muhataplarımıza, biz de parlamenterlere NATO’da da söylüyoruz” dedi.
Ermenistan’ı başka yollarla desteklemeye çalışanlara seslenen Çavuşoğlu, “Şunu hiçbir zaman unutmasın Azerbaycan hiçbir zaman yalnız değildir, yalnız kalmayacaktır. Biz barış istiyoruz. Azerbaycan barış için çaba sarf ediyor. Cumhurbaşkanımız İlham Aliyev, Karabağ Savaşı’nı kazandıktan sonra barış istediğini söyledi. Terörle mücadele operasyonlarından sonra da söyledi, şimdi de söylüyor. Azerbaycan ve Türkiye barış istiyor. Ermenistan’ın da buna olumlu cevap vermesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
“Bunlar Yunanistan’a destek verirken hedef Türkiye değil gibi söylemlerde de bulundular”
Azerbaycan ve Ermenistan’ı barışa gördürecek sürece özellikle ikili görüşmelerin daha etkili olacağını belirten Çavuşoğlu, “Evet, farklı ülkeler. Avrupa Birliği bu görüşmelere arabuluculuk yapmak istiyor. Kolaylaştırıcı rolü oynamak istiyorlar. Fakat ikili düzeyde görüşmelerden daha iyi netice çıkacağını düşünüyorum. O yüzden son görüşmelerden de memnun olduğumuzu Türkiye olarak söylemek isterim. Bundan sonra da ikili düzeyde devam etmelerinde fayda olduğunu düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Şuşa Beyannamesi ile beraber ilişkilerin müttefiklik düzeyine çıkarıldığını aktaran Çavuşoğlu, “Yani kardeşlik ilişkilerimizi, bağlarımızı hukuki olarak da güçlendirdik. Bu beyanname çerçevesinde Türkiye, Azerbaycan’ın neye ihtiyacı varsa o konuda her zaman olduğu gibi bundan sonra da yardım edecektir. Bu ülkelerin efendim bizim hedefimiz siz değilsiniz. Ermenistan’a destek verirken hedef Azerbaycan değildir söylemlerine de biz inanmıyoruz. Bunlar Yunanistan’a ve Rum kesimine de destek verirken hedef Türkiye değil gibi söylemlerde de bulundular. Aynı şeyleri tekrar ediyorlar. ‘Hedef Rusya veya başka sebeplerden dolayı destek veriyoruz’ diyor” diye konuştu.
Ülkelerin bölgeye ekonomik destek verebileceklerini vurgulayan Çavuşoğlu, “Projeleri destekleyebilirler. Bölgenin ekonomik kalkınmasının önemini biraz önce söyledim. Ama özellikle silah ve diğer alanlarda verdikleri desteklerin Ermenistan’a da kendilerine de bölgeye de bir faydası olmaz. Bunu daha önce denediler, faydası olmadığını gördüler. Bundan sonra bu tür olumsuz adımlar yerine barışı desteklemeleri herkesin yararına, özellikle de Ermenistan’ın yararınadır diye düşünüyorum” dedi.
“Ermenistan’a faydası olacak”
Başta Zengezur olmak üzere Ermenistan’ın da imzaladığı üçlü bildiri çerçevesindeki tüm projelerin hayata geçmesi gerektiğini ifade eden Çavuşoğlu, “Defalarca defalarca söyledik. Türkiye’nin de yararına, Azerbaycan’ın da yararına ama en çok Ermenistan’ın yararına. Çünkü en çok ekonomik entegrasyona, bölgedeki ekonomik entegrasyona ve bu tür projelere entegre olmaya Ermenistan’ın ihtiyacı var. Biz zaten farklı koridorlarla, Bakü-Tiflis-Kars demiryoluyla, boru hatlarıyla ve nakliyat koridorları ile biz bu konularda önemli adımlar attık. Ama bu koridorun da, Zengezur koridorunun da adına ne derseniz onlar geçiş diyor, koridor diyor fark etmez. Bu projenin de herkese, özellikle de Ermenistan’a faydası olacak ve anlaşmalara uymak gerekiyor. O projenin de hayata geçmesini biz de destekliyoruz Türkiye olarak.” diye konuştu.
Çavuşoğlu, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile görüşecek
Çavuşoğlu, Bakü temasları kapsamında Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile görüşecek. Azerbaycan Milli Meclis NATO PA heyeti ve Milli Meclis AKPM heyeti üyeleriyle de görüşecek olan Çavuşoğlu, ziyareti kapsamında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edilecek. Çavuşoğlu, Bakü’deki tamamladıktan sonra yarın akşam saatlerine doğru Azerbaycan’dan ayrılacak. – BAKÜ
]]>Çakaroğlu, arkadaşlarıyla, TEKNOFEST aracılığıyla geliştirdiği “Kutup Gözlemleri ve İklim Değişikliği Analizi için Yerli Mikro Uydu Geliştirilmesi” projesiyle, 2022’de TÜBİTAK’ın düzenlediği Lise Öğrencileri Arası Kutup Araştırma Projeleri Yarışması’nda Türkiye üçüncülüğü elde etti.
Projeyle TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Enstitüsüne davet edilen Çakaroğlu, yaklaşık bir yıldır İstanbul Teknik Üniversitesi Geomatik Mühendisliği bölümünde araştırma asistanı olarak çalıştı. Çakaroğlu bu sürede okyanus tabanlarının topoğrafik ölçümlemesi (batimetri) üzerine geliştirdiği projelerle, iklim ve deniz bilimlerindeki tecrübesini artırdı.
Çakaroğlu, yürüttüğü faaliyetleri sayesinde, Japonya’daki Sasakawa Barış Vakfı (SPF) çatısı altındaki Okyanus Politikası Araştırma Enstitüsü (OPRI) tarafından düzenlenen “Uluslararası Okyanus Bilinci Geliştirme Projesi”ne davet edildi.
“Batı Pasifik Bilim Seferi” ismiyle 8-24 Mart’ta gerçekleştirilen proje kapsamında Çakaroğlu, dünya genelinde lise ve üniversitelerden seçilen 25 kişilik ekiple Batı Pasifik Okyanusu’nda yaklaşık iki hafta süren yolculuğa katıldı.
Çakaroğlu, Türkiye’den Japonya ve Batı Pasifik’e uzanan serüveninin detayları ile geleceğe yönelik düşüncelerini AA muhabirine anlattı.
2 bin deniz mili yol
İki hafta süren yolculuğun “kimi zaman kolay, kimi zaman zor” geçtiğini kaydeden Çakaroğlu, bu sürede yaklaşık 2 bin deniz mili yol katettiklerini belirterek, ulaştıkları ada ülkesi Palau’da halkın kendilerini sevinçle karşıladığını söyledi.
Çakaroğlu, “Çok renkliydi. Çiçekli kolyeler verdiler, bizim için pankart açtılar. Kapanış seremonisine eski devlet başkanı ve bakanları ile bürokrasi ve iş dünyası temsilcileri katıldı. Palau Çevre Bakanı direkt bana telefon numarasını verdi. Bir bakanın şahsi telefon numarasını alabilmek beklemediğim bir gelişmeydi.” dedi.
Ada ülkesine vardıklarında, Türkiye ve Japonya’nın bulunduğu Kuzey Yarımküre’deki kış mevsimi ortalamasının oldukça üstünde, 32 derece sıcaklıkla karşılaştıklarını söyleyen Çakaroğlu, sefer boyunca 3 projeye odaklandıklarını kaydetti.
Seferdeki üç proje
Düşük maliyetli GNSS modülü vasıtasıyla “troposferik su buharı kestirimi” projesi için teknenin üstüne kurduğu antenle veri kaydını kesintisiz 14 gün boyunca yaptığını belirten Çakaroğlu, “Türkiye’ye döndüğümüzde veriler, Antarktika’da kaydettiğimiz verilerle karşılaştırılacak. Bu sayede farklı bölgelerdeki iklim değişikliğinin dünyamızı nasıl etkilediğini bileceğiz. İlk projem çok başarılı geçti.” dedi.
Çakaroğlu, farklı sensörlerle barometrik basınç, bağıl nem ve sıcaklık dahil meteorolojik verilerin ölçümü projesi için kaydettiklerini ise sadece Antarktika ile sınırlı kalmayıp, dünyanın farklı yerlerindeki verilerle karşılaştırmayı planladıklarını belirterek, “Geçmiş yıllara kıyasla, 2024’teki değişikliğin etkisini daha net anlayabileceğiz.” ifadesini kullandı.
İklim bilinci amacıyla sefer boyunca mini video blog çekimi projesi yürüttüğünü de anlatan Çakaroğlu, “Genç arkadaşlarımıza ilham olmak için her gün video çekmeye çalıştım. Anlatabileceğim çok anı biriktirdim.” diye konuştu.
“Okyanus zorlu koşullara sahip”
Çocukluğundan beri yelkencilik ve denizcilikle ilgilendiğini ve 14 yaşından beri tüplü dalış yaptığını belirten Çakaroğlu, Türkiye’yi çevreleyen denizlerle, sefere çıktığı okyanusu kıyasladı:
“Pasifik Okyanusu çetin koşullara sahip. Yokohama’dan çıktığımızda ilk 2 gün ‘yerimizden kalkamadık’ desek yeridir. Yaklaşık 25 kişilik ekipten en az 15 kişi deniz tutması yaşadı. Dalga boyu yüzünden 2 gün boyunca Mikawa koyuna sığınmak zorunda kaldık. Koydan ayrılınca karşı rüzgar nedeniyle tekrar koya sığındık. Okyanus zorlu koşullara sahip. Hiç beklemediğiniz anda yağmur yağıyor, fırtına çıkıyor, dalga vuruyor.”
Türkiye’yi çevreleyen iç denizlere kıyasla okyanus koşullarının daha zor olduğunu dile getiren Çakaroğlu, “Aynı zamanda da mükemmel bir canlı yaşamına sahip. Türkiye’de nadir görebileceğimiz canlılara, deniz yaşamına tanıklık etmiş olduk. Yolculuk boyunca balinalar, yunuslar gördük. Rüzgar sakin olduğunda, deniz sakin olduğunda çok keyifli. 14 gün hem motor hem yelken açarak seyahat ettik.” dedi.
Sefer boyunca “beklemedikleri birçok şeyle karşılaşmalarının” ekip çalışmasını öğrenmelerinde fayda sağladığını ifade eden Çakaroğlu, “Yelken eğitimi aldık. Sabah 06.30’da kalkıp sabah egzersizi yaptık, güverte yıkadık. Yarım Hindistan cevizleriyle güverte yıkıyorduk. ‘Happy hour’ dediğimiz bir temizlik saati vardı. Bir buçuk saat boyunca herkes farklı bölümleri temizliyordu. Hepsi bize bir şeyler kattı, ekip çalışmasını öğretti. Orada öğrendiklerimi kendi projelerimde de kullanıp arkadaşlarıma da anlatacağım.” şeklinde konuştu.
TEKNOFEST fırsatı
Teknolojiye ilgisinin TEKNOFEST’le başladığını ve TEKNOFEST sayesinde TÜBİTAK’taki bilim insanlarıyla tanışıp çalışma imkanı bulduğunu kaydeden Çakaroğlu, bilim seferi projesini, TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü (KARE) aracılığıyla öğrendiğini söyledi.
Projeye katılmasında, TEKNOFEST’in sunduğu “iletişim ağı fırsatının önemini” vurgulayan Çakaroğlu, “TEKNOFEST’in birçok ödülü var ama ödülden daha çok TEKNOFEST ‘network imkanı’ sağlıyor. İlk katılımda belki bir şey elde edemeyebilirsiniz ama her katılımınızda yeni bir şey öğreneceğimiz garanti.” dedi.
Daha önce Antarktika’da denedikleri projede sonuç elde ettiklerini belirten Çakaroğlu, “Türkiye’nin Pasifik’e seferi olmadığı için daha önce Pasifik Okyanusu’nda bu deneyleri yapamamış ve veri karşılaştırma imkanı elde edememiştik. Temel motivasyonum, bu deneyleri burada gerçekleştirmek oldu.” şeklinde konuştu.
Türkiye’deki arkadaşlarını teşvik edecek
Aynı bilim seferine Türkiye’den katılan lise öğrencisi 15 yaşındaki Eylül Ünal, proje dolayısıyla kültür ve bilgi alışverişi yaptıklarını ve yeni çevre edindiğini belirterek, “Hedefim, günümüzdeki sorunlara yeni bir çözüm yöntemi geliştirmek. Öğrendiklerimi uygulayabilmek güzel olacak.” ifadelerini kullandı.
Bilim seferi boyunca katıldığı aktiviteler vesilesiyle sertifikalar kazandığını kaydeden Ünal, “Zevkli bir projeydi. Bana çok şey kattı. Çevre sorunları sadece benim değil bütün insanların öğrenmesi gereken bir şey.” dedi.
Ünal, benzer bilim seferleri ve projelerine katılmaları için Türkiye’deki öğrenci arkadaşlarını teşvik edeceğini söyledi.
“Okyanus okur yazarlığı” ve “liderlik kabiliyeti”
“Batı Pasifik Bilim Seferi”ne uzman eğitmen olarak katılan OPRI Araştırma Görevlisi Tanaka Hajime de katılımcı öğrencilere iki hafta boyunca çeşitli alanlarda eğitim verdiklerini anlattı.
Katılımcı öğrencilerin, sefer esnasında “okyanus okur yazarlığı” geliştirme fırsatı bulduklarını ve “liderlik kabiliyeti” kazandıklarını kaydeden Tanaka Hajime, “Bilim seferine Türkiye’den katılan gençlerin projemize büyük katkı sağladığını düşünüyorum.” dedi.
]]>Üniversitede 2 yıl önce doktora tezi hazırlamaya başlayan Şahin, yaptığı çalışmalar sırasında, oyun ve teknoloji birleştirilerek tasarlanan artırılmış gerçeklik sporu HADO ile tanıştı.
Çocukların yıllar önce sokaklarda oynadığı popüler oyunlardan biri olan yakan topun dijital haline benzeyen bu sporu gençlere tanıtmak isteyen Şahin, Muş Alparslan Üniversitesi bünyesinde HADO takımı kurmaya karar verdi.
Tezinin yayınlanmasının ardından HADO antrenörü olarak görevlendirilen Şahin, 8 kişilik takım kurarak, Türkiye Üniversite Sporları Federasyonunca 1-5 Mayıs’ta düzenlenecek HADO Üniversiteler Arası 1. Lig Türkiye Şampiyonası’nın hazırlıklarına başladı.
Kentin ilk HADO takımında yer alan üniversite öğrencileri, Türkiye Şampiyonası’ndan derece ile dönmeyi hedefliyor.
Şahin: “3 bin öğrenci arasından en iyi 8 kişiyi takımımıza seçtik”
Öğretim görevlisi Mehmet Furkan Şahin, AA muhabirine, HADO’nun yeni gelişmekte olan bir teknoloji sporu olduğunu söyledi.
Fiziksel aktiviteyi de içinde barındıran HADO’yu federasyon vasıtasıyla üniversite öğrencileriyle buluşturduklarını ifade eden Şahin, şöyle konuştu:
“Teknoloji günlük hayatın her alanında olduğu gibi artık spor alanında da var. Teknoloji yeni branşları hayatımıza katıyor. HADO’da bu sporlardan biri. HADO ile ilk doktora tezimde tanıştım. Daha sonrasında rektörümüzün girişimleriyle HADO ekibini üniversitemize davet ettik. İlk kez üniversiteler arasında yarışacak HADO takımımızı da bu sayede oluşturduk. Üniversiteler Arası 1. Lig Türkiye Şampiyonası’na Muş Alparslan Üniversitesi olarak katılacağız. Antrenmanlarımıza devam ediyoruz. Federasyon sayesinde HADO ekibi, üniversitelere giderek takımların antrenman yapmasını sağlıyor. Ayrıca öğrencilere bu sporu tanıtıyor.”
Amaçlarının HADO sporuna daha çok yoğunlaşıp, milli takıma oyuncu kazandırmak olduğunu belirten Şahin, “HADO ekibi üniversiteye sistemi kurduktan sonra, öğrencilerin bu sporu deneyimlemesi için duyuru yaptık. Çok güzel bir ilgiyle karşılaştık. Yaklaşık 3 bin öğrencimiz gelip bu sporu deneyimledi. Bunlar arasından en iyi 8 kişiyi takımımıza seçtik. Türkiye Şampiyonası’nda 8 sporcuyla mücadele edeceğiz. Antrenmanlarımız sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Demirci: “Oynamaya başladığımda tam bana göre olduğunu anladım”
HADO sporcusu Şevval Demirci, Muş Alparslan Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Beden Eğitimi Öğretmenliği bölümünde okuduğunu, hocası sayesinde HADO ile tanıştığını dile getirdi.
Takımın oluşturulacağını öğrendiklerinde başvuru yaptıklarını anlatan Demirci, “Bu kadar kişinin önünde oynamak çok heyecanlıydı. Sanal gözlükler takılıyordu, bambaşka bir deneyim ve heyecan vardı. Oynamaya başladığımda tam bana göre olduğunu anladım. Arkadaşlarımla 1-5 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek yarışmalara katılacağız. Üç gündür burada eğitim alıyoruz. Güzel, heyecanlı ve eğlenceli geçiyor.” şeklinde konuştu.
Antrenörlük bölümü öğrencisi Yunus Önder de “Bu sporla ilgili duyuru yapıldığında merak ettim. İlk başta çok ön yargılı yaklaştım. İlk deneyimden sonra bir heyecan yaratmaya başladı. Şimdi oynadıkça insanın oynayası geliyor. Seçmelerde takıma katıldım. Şimdi üniversite adına yarışacağız.” diye konuştu.
Duraslan: “Yarışmaya 40’ın üzerinde üniversite takımını bekliyoruz”
HADO Türkiye Operasyon Direktörü Can Duraslan, bu branşı üniversitelere tanıtmak ve takımlar kurmak için faaliyet yürüttüklerini anlattı.
Muş Alparslan Üniversitesi öğrencilerine HADO’yu tanıtma ve deneyim yaşatma fırsatı bulduklarını ifade eden Duraslan, şunları kaydetti:
“HADO artırılmış gerçeklik teknolojisiyle yapılan bir spordur. Aslında geleneksel sporların yenilenmiş ve güncellenmiş bir versiyonu olarak düşünebiliriz. Çocukluğumuzda oynadığımız yakan topun 2024’e güncellenmiş versiyonu olarak düşünebilirsiniz. Sınırsız topla hareket ederek ve son teknolojiyi kullanarak yaptığımız yüksek aktiviteli eğlenceli bir faaliyet. Üniversite öğrencisi sporcular ve antrenörler yetiştirmeyi hedefliyoruz. Onların HADO’nun neferi olmalarını istiyoruz. Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu tarafından düzenlenen yarışmaya 40’ın üzerinde üniversite takımının katılmasını bekliyoruz. Bunların bir kısmı Süper Lig takımları ve daha önce katılmış olanlar. Bir kısmı ise bu yıl ilk defa katılacak. Muş Alparslan Üniversitesi de ilk kez katılacaklar arasında.”
Geleneksel yakan topun dijital versiyonu HADO, 3’er kişiden oluşan 2 takımın 80 saniyede karşılıklı teknolojik ekipmanlar takarak 3 set üzerinden mücadele ettiği bir oyun.
Türkiye E- Spor Federasyonu bünyesinde faaliyet gösteren artırılmış gerçeklik oyunu HADO’ya olan ilgi, son dönemde giderek artıyor.
]]>Karabük Valiliği bahçesinde saygı duruşundu bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törende, Vali Mustafa Yavuz, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu, öğrenciler şiir ve kompozisyon okudu.
Yavuz, burada yaptığı konuşmada, 3 Nisan 1937’de çeltik tarlalarında temeli atılan, gücünü emek ve çelikten alan KARDEMİR’in yaktığı mavi ateş ile adeta Karabük’ün doğuşunu müjdelediğini söyledi.
Yakılan o ateşin sadece fabrikaların bacalarında değil aynı zamanda umutların da ateşleyicisi olarak küllerinden yeniden doğan bir milletin yüreklerinde yankılandığını belirten Yavuz, şunları kaydetti:
“Çünkü 3 Nisan’da yazılan bu hikaye, bir kentin değil aksine koskoca bir milletin azminin, emeğinin ve kararlılığının da hikayesidir. Kurtuluşunu değil kuruluşunu kutlayan Karabük, Cumhuriyet tarihinde ülkemizin sanayileşme, kalkınma ve ilerleme mücadelesi adına en önemli kilometre taşlarından olmuştur. Bugün bu çelengi sunarken, Karabük’ün değerli geçmişine olan bağlılığımızı ve saygımızı yineliyor, Karabük’ün gelecek yolculuğunda ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonu doğrultusunda, birlik ve beraberlik içinde daha güzel yarınlara yürüme kararlılığımızı hatırlatıyoruz.”
“KARDEMİR, Cumhuriyetimizin kıymetli sınai miraslarından birisidir”
KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Demir, fabrikanın, kuruluşundan bu yana Türkiye’nin demir çelik sektöründe öncü rol üstlendiğini, metalürjiyle ilgilenen herkesin geçtiği mektep olduğunu anlattı.
Fabrika mühendislerinin çoğunun ilk göz ağrısı olduğunu dile getiren Demir, “Ekonomiye ve istihdama sağladığı katkılarla ülkemizin kalkınmasına büyük destek vermiş, temel harcını atmış bir şirketimiz. Ülkemizin sanayileşme adına attığı en büyük adımlardan birisi KARDEMİR, Cumhuriyetimizin kıymetli sınai miraslarından birisidir.” dedi.
Demir, 3 Nisan 1937’de Türkiye’nin ilk entegre sanayi kuruluşu olarak temelleri atılan KARDEMİR’in adını tarihe demirden harflerle yazdırdığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“9 Eylül 1939’da ateşlenen fırın ile 10 Eylül 1939’da dökülen demir, bugün hala ilk günkü gibi değerini korumaktadır. Bu dökülen demir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sanayileşme yolculuğunun da ilk harcı olmuş diyebiliriz. Bu ilklerimizden aldığımız gücü, ‘Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez’ anlayışıyla Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına taşımayı hedefliyoruz.
KARDEMİR ve Karabük’ün beraber yazılmış tarihi, inşallah bundan sonra yeni ufuklara yelken açacak. KARDEMİR’le Karabük de yeni açılımların ufkuna doğru yol alacaktır. Geleceğe daha güçlü adımlarla ilerlemek için çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz, devam edeceğiz. KARDEMİR’in bu köklü tarihi yanında oluşan atmosfer ve gayretli çabalarla oluşacak yeni adımların hep beraber atılacağını, KARDEMİR ve Karabük birlikteliğinin daha da önemli fonksiyon görmeye başlayacağını belirtmek gerekir. Hem Karabük Türkiye’ye açılacak hem de Türkiye Karabük’ü daha iyi tanıyacak.”
Konuşmaların ardından İl Milli Eğitim Müdürlüğünce düzenlenen şiir, kompozisyon ve resim yarışmasında dereceye giren öğrencilere Vali Yavuz tarafından ödülleri verildi.
Halk oyunları gösterisiyle sona eren törenin ardından protokol üyeleri, Karabük Valiliği fuaye alanındaki “Fotoğraflarla Cumhuriyetin Sanayileşme Öyküsü” sergisini gezdi.
Programa, AK Parti Karabük Milletvekilleri Cem Şahin ve Durmuş Ali Keskinkılıç, CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, Cumhuriyet Başsavcısı Koray Kesgin, kurum müdürleri, sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti temsilcileri ile öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
]]>FIBA Kadınlar EuroLeague’de Final Four heyecanı, 12-14 Nisan tarihleri arasında Mersin Servet Tazegül Spor Salonu’nda yaşanacak. ÇBK Mersin, Fenerbahçe, Fransa’dan Villeneuve d’Ascq LM ve Çekya’dan USK Prag’ın mücadele edeceği organizasyonun tanıtım toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıya Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, Vali Yardımcısı İbrahim Küçük, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Türkiye Basketbol Federasyonu Genel Sekreteri Serhan Antalyalı, Gençlik ve Spor İl Müdürü Ökkeş Demir, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ile Çukurova Basketbol Kulübü Başkanı Serdar Çevirgen de katıldı.
Vali Ali Hamza Pehlivan, Dörtlü Final’e ev sahipliği yapacak olmanın memnuniyetini ve heyecanını yaşadıklarını söyledi. Basketbolun en çok takip edilen kitle sporlarından biri olduğunu ifade eden Pehlivan, ÇBK Mersin’in kurulduğu 2017 yılından bugüne kadar başarı hikayesi yazdığını vurgulayarak, “Buna sizler de tanıksınız. Son 1,5-2 yılına da bizler tanığız” dedi.
“Organizasyona ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyuyoruz”
Dörtlü Final’in daha önce İstanbul’da yapıldığını hatırlatan Vali Ali Hamza Pehlivan, “Dörtlü Final ülkemizde ilk kez Anadolu’da ve ilk kez Mersin’de yapılıyor olması bizler için ayrı bir önem ve değer ifade ediyor. Burada da bunun yapılıyor olmasının en önde gelen nedenlerinden birisi Çukurova Basketbol Takımı’nın elde etmiş olduğu başarıdır” diye konuştu.
Sporda altyapı ve tesislerin önemine işaret eden Vali Pehlivan, Mersin’in bu konuda önemli bir konumda olduğunu belirtti. Kentteki tesisler hakkında da bilgi veren Pehlivan, “Dolayısıyla bu tesislerin varlığı bizim her branşta faaliyet göstermemize, turnuvalar düzenlememize, şampiyonalara ev sahipliği yapmamıza da vesile oluyor” cümlelerine yer verdi.
Avrupa’nın en prestijli, hatta dünyanın en prestijli organizasyonlarından birinin Mersin’de yapılacağını dile getiren Ali Hamza Pehlivan, şöyle devam etti:
“12-14 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek organizasyonun güzel Türkiye’mizin Akdeniz’de yıldızı her geçen gün parlayan güzel ilimiz Mersin’de yapılıyor olması ilimizin tanıtımı açısından da ziyadesiyle elbette ki önemli. Böyle bir uluslararası organizasyonda gerek ulusal düzeyde gerekse uluslararası düzeyde misafirlerimiz olacak. Buradaki müsabakalar vesilesiyle yayınlar yapılacak. Her aşamasında Mersin’iminizin adı geçecek. Dolayısıyla biz birçok boyutuyla bu organizasyona ev sahipliği yapmaktan memnuniyet ve mutluluk duyuyoruz.”
“İki Türk takımından biri finalde olacak”
Organizasyonda ÇBK Mersin ve Fenerbahçe Alagöz ile Fransa’nın Villeneuve d’Ascq LM takımı ve Çekya temsilcisi USK Prag’ın mücadele edeceğini aktaran Mersin Valisi Pehlivan, “Tabii iki Türk takımının olması ve ilk müsabakayı da iki Türk takımının yapıyor olması, bir Türk takımının finalde olacağı anlamına geliyor. Elbette Mersin’deyiz, Mersinliyiz. Burada genel tanıtım yapıyoruz ama pozitif yorum da yaparak takımımız şampiyon olsun diyoruz ve gönülden arzu ediyoruz. Ama bununla birlikte katılacak tüm takımlara başarılar diliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Vali Pehlivan, ayrıca organizasyonun gerçekleştirileceği Servet Tazegül Spor Salonunda çalışmaların sürdüğüne işaret ederek, “Son halini görünce biraz da belki şaşıracaksınız. Çünkü uluslararası organizasyon yapılacak nitelikte bir formata çevirdik” açıklamasını yaptı.
Vahap Seçer: “Mersin’in bu tip organizasyonlara uygun bir kent”
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de ÇBK Mersin’i kutlayarak başladığı konuşmasında, Dörtlü Final’in kente getirilmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. Kendilerinin de organizasyona destek verdiklerini söyleyen Seçer, “Spor çok şey ifade ediyor. Mutlaka insan sağlığıyla alakalı çocuklarımızın, gençlerimizin kötü alışkanlıklardan uzak kalması açısından son derece önemli ama toplumsal birlikteliği de pekiştiriyor, zenginleştiriyor diye düşünüyorum. Mersin farklı renklerden oluşan bir kent. Bu anlamda da spor, kültür, sanat gibi bu tip etkinliklerin insanları bir araya getiren etkinlikler olduğunu unutmamamız lazım” dedi.
Mersin’in bu tip organizasyonlara uygun bir kent olduğunu sözlerine ekleyen Başkan Seçer, belediye olarak sonuç alıcı organizasyonlara her zaman katkı verdiklerini ve vermeye de devam edeceklerini kaydederek, şöyle konuştu:
“Mersin’de insanlar bir araya gelsin, organizasyonlar olsun ve kentin tanıtımına, mutluluğuna, huzuruna ve ekonomisine katkı sunulsun. Mersin doğal güzellikleri olan tarihi güzellikleri olan, enerjisi yüksek bir kent. Mersin üreten bir kent, her sektörün olduğu bir kent, kazanan bir kent. Bu organizasyonun birçok faydayı beraberinde kente getireceğinden şüphemiz yok. Tam da bu noktada bunları düşünerek kulübümüze destek olma kararı aldık.”
Kamil Novak: “Dörtlü Final iyi bir başlangıç”
Milli takım ve kulüpler bazında birçok etkinlik gerçekleştirdiklerini belirten FIBA Genel Sekreteri Kamil Novak ise, “Ulusal basketbol federasyonları açısından Türkiye Basketbol Federasyonu ve Türkiye’nin basketbol anlamında çok aktif olduğunu söylemek sürpriz olmayacaktır” dedi.
Türkiye Basketbol Federasyonu’nun FIBA öncülüğünde organize edilen birçok etkinliğe katkı sunduğundan bahseden Novak, “FIBA ve Türkiye Basketbol Federasyonu’nun yakın ortaklar olduğundan bahsetmeme gerek yok. Türkiye’de, dünya şampiyonası bazında 2010 yılında erkekler, 2015 yılında da kadınlar şampiyonası düzenlendi. Türkiye’de gerçekleştirilecek Dörtlü Final çok önemli ancak biz çok yatırım yapıyoruz ve amacımız bunu daha da üst seviyeye, mümkün olan en üst seviyeye çıkarmak. Dörtlü Final bu bakımdan iyi bir başlangıç” diye konuştu.
“Basketbol dünyasının ışıkları Mersin’in üzerinde olacak”
Novak, gerçekleştirilecek organizasyonla bütün basketbol dünyasının ışıklarının Mersin’in üzerinde olacağını vurgulayarak, “Çukurova bölgesi tanıtılacak, Mersin’in tanıtımı olacak ve tüm bu sporseverlerin gözü kulağı Mersin’de olacak” dedi.
Mersin’de birçok genç sporcunun Çukurova Basketbol altyapısında mücadele ettiğinden haberdar olduğunu da dile getiren Novak, “Daha önceki konuşmalarda edindiğim bilgilere göre şahsi fikrim altyapıdaki gençlerin sayısının özellikle çok olması beni çok etkiledi. Burada yüzlerce ve binlerce genç çocuktan bahsediyoruz. Bu basketbolcular, onlara rol model ve iyi bir örnek olacaklar. Belki çocukların hepsi profesyonel basketbolcular olamayacak ama hayatları boyunca sporla uğraşacaklar, basketbol ile uğraşacaklar ve bu çok önemli. 3 ülkeden en iyi 4 takım burada olacak. Bunu biliyoruz ama basketbol festivali olarak yaşanmasını istiyoruz. Çocuklar, kadınlar, aileler, hep birlikte izlesinler istiyoruz. Biz herkesi bir arada görmekten mutluluk duyacağız” ifadelerini kullandı.
TBF Asbaşkanı ve FIBA Avrupa Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Beşok da takımlara başarılar dileyerek, temennisinin kupanın Türkiye’de kalması olduğunu söyledi. – MERSİN
]]>Dünya Aferez Birliği tarafından, 1-7 Nisan “Ulusal Kanser Haftası” dolayısıyla basın toplantısı düzenlendi.
Birlik Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, vücutta her gün oluşan DNA hasarının onarılamaması, bağışıklık sisteminin fonksiyonelliğini yitirmesiyle birlikte kontrolsüz çoğalan hücrelerin kansere neden olduğu bilgisini verdi.
Altuntaş, “Son yıllarda kansere yönelik çok etkin sonuçlar veren ilaçların keşfiyle kanser artık kronik bir hastalığa evrilmektedir.” dedi.
Altuntaş, yakın gelecekte ilerleyen teknoloji ve yapay zekanın sağlık alanında uygulanmasıyla birçok kanser türünde erken teşhisin daha az iş gücüyle ve daha doğru sonuçlarla yapılacağı değerlendirmesinde bulundu.
Yeme içme alışkanlıklarına dikkat edilmesi, sigara ve alkol tüketilmemesi ve düzenli spor yapılmasının kanserin önlenmesine önemli katkı sunduğunu vurgulayan Altuntaş, belli kanser türlerinde yapılan taramaların da erken teşhis için büyük önem taşıdığını söyledi.
Altuntaş, “Kanser gelişimini önlemek için sigara kullanmamak ve alkol içmemek, kilomuzu kontrol altına almak, düzenli spor yapmak, aşırı güneş ışığından sakınmak, stresi iyi yönetmek, meyve ve sebze ağırlıklı doğal beslenmek önemlidir. Bu şekilde kanserler üçte bir oranında azaltılabilir.” uyarısında bulundu.
Tarama programlarına ilişkin bilgi veren Altuntaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkemizde kolon kanseri ya da kansere dönüşecek öncül poliplerin tespiti ve çıkarılması için 50 yaş ve üzeri vatandaşlar kolonoskopi tarama programında yer almaktadır. Bir diğer kanser taraması ise 40 yaş üzeri kadınlarda mamografi ile meme kanserinin erken tespit edilmesidir. Yine kadınlarda rahim ağzı kanseri için HPV ve smear testleri son derece önemlidir. Tüm bu saydığımız kanser tarama tetkikleri ülkemizde Sağlık Bakanlığına bağlı KETEM kuruluşlarında ücretsiz bir şekilde yapılmaktadır. Bu nedenle kanserden korkmayalım geç kalmaktan korkalım diyor ve tüm vatandaşlara Sağlık Bakanlığının belirlemiş olduğu kanser tarama programına katılmalarını öneriyoruz.”
“2023’te yaklaşık 6 bin nakil işlemi gerçekleşti”
Altuntaş, Türkiye’nin kanser, hematolojik kanserler ve kök hücre nakli uygulamaları bakımından dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle yarıştığını ifade ederek, “Örneğin, kök hücre nakli bakımından sayısal ve niteliksel olarak Avrupa Birliği ülkelerinin ortalamasının üzerindedir. Klinik araştırma düzeyindeki ilaçlar dahil kanıta dayalı uygulamalar ışığında her türlü kanser ilacına ulaşmak mümkündür.” dedi.
Hematolojik kanserlerin tedavisinde önemli tedavi seçeneklerinden birinin kök hücre nakilleri olduğuna dikkati çeken Altuntaş, kök hücre naklinin uygun hastaya uygun zamanda yapıldığında etkin sonuçlar alındığını bildirdi.
Altuntaş, şöyle devam etti:
“Türkiye’de dünya standartlarında kök hücre nakli merkezleri açıldı. Türkiye verilerine göre, ülkemizde 2023’te 100’ün üzerinde merkezde yaklaşık 6 bin nakil işlemi gerçekleşmiştir. Ülkemize, kök hücre nakli için önemli oranda hasta da yurt dışından gelmektedir. Eskiden ülkemizden kök hücre nakli için yurt dışına gidilirken, bugün yurt dışından hasta ülkemize gelmektedir. Türkiye, bu alanda sağlık turizmi açısından dünyanın amiral gemisi olmuştur. Bu açıdan, Türkiye kök hücre nakillerinde örnek bir ülkedir.”
Kan kanserinde kök hücre naklinin de etkili tedavi yöntemlerinden biri olduğunun altını çizen Altuntaş, “Günümüzde lösemi tedavi edilebilir ve tamamen yenilebilir bir hastalıktır. Ülkemizde her yıl 1500-2 bin yeni lösemi vakası görülmektedir. Her ne kadar lösemi görülme sıklığı artmış olsa da güncel tedaviler ile uzun süreli yaşam yüzde 60’lara kadar çıkmıştır. Bazı çocukluk çağı lösemilerinde bu oran yüzde 90’lara kadar ulaşmaktadır.” ifadelerini kullandı.
]]>Balkan Rumeli Göçmenleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turhan Gençoğlu, Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Eş Genel Başkanı Doç. Dr. Cevdet Çakırov’u kabul etti. Penguen Gıda Tesisleri’nde gerçekleşen ziyarette HÖH Genel Başkanı Çakırov’a, Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Türkiye’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Aysel Rufat, Hak ve Özgürlükler Hareketi Haskova İl Başkanı Mehmet Ataman da eşlik etti. Gençoğlu’na geçmiş olsun dileklerini de ileten Cevdet Çakırov, yaptığı açıklamada “Sorumluluklarımızı biliyoruz, bu nedenle çok çalışmaya hazırız” ifadelerini kullandı.
Çakırov: “Bulgaristan-Türkiye ilişkileri daha da gelişmeli”
Turhan Gençoğlu’na geçmiş olsun dileklerini ileten ve Bulgaristan’dan Türkiye’ye kucak dolusu selamlar getirdiklerini dile getiren Çakırov, “İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı, tüm kardeşlerimize kutlu olsun. Yaklaşan Ramazan Bayramı’nın da şimdiden hepimize hayırlı olmasını diliyorum. Gelecek seçimler için çok ümitliyiz, hep birlikte çok çalışmamız gerekiyor. Kendimizi iyi izah etmemiz gerekiyor. Çözülmesi gereken çok sayıda sorun var. Öncelikle Bulgaristan’ın kalkınması konusunda toplumun ciddi ihtiyaçları var. Bulgaristan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin daha yüksek seviyeye gelmesi gerekiyor, bu noktada daha aktif çalışmalar yapılabilir. Sorumluluklarımızı biliyoruz, bu nedenle çok çalışmaya hazırız. Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunun açık olmasını temenni ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen yerel seçimlerin de tüm Türkiye’ye hayırlı olmasını diliyoruz. Demokrasilerde toplum ne derse o olur. Bizim için de önemli olan Türkiye’nin daha yüksek seviyelere gelmesidir, tüm kalbimizle bunun gerçekleşmesini istiyoruz. Tüm dünyada barış olması umudunu paylaşıyoruz” dedi.
Gençoğlu: “Desteğimiz devam edecek”
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Balkan Rumeli Göçmenleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turhan Gençoğlu ise, “Etimiz, tırnağımız olan Bulgaristan Türklerinin tek temsilcisi olarak nitelendirdiğimiz Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi’nin çok değerli eş genel başkanı ve misafirlerimizi ağırlamaktan büyük bir onur duyuyorum. Asimilasyon sırasında bulunduğumuz topraklardan kopartılarak göçe zorlanmış ve parçalanarak yaşamaya mecbur bırakılmış bir toplum olarak gerek Bulgaristan’da gerekse yaşadığınız yerlerde hiçbir engele tabi olmaksızın seçme ve seçilme hakkına sahip olarak bizlerin Bulgaristan’da en güzel bir şekilde temsil edilmesi gerekiyor. Bu yüzden her zaman bölünmeden, birlik ve beraberlik içerisinde ortak hareket ederek sorunlarımızın daha kolay çözümlenebilmesi için gerek yerel yönetimlerde ve gerekse komşumuz, dostumuz, ortak çıkarlarımız olan Bulgaristan Parlamentosu’nda söz sahibi olabilecek bir şekilde temsil edilmemiz gerekmektedir. Hak ve Özgürlükler Hareketi partimizde son zamanlarda bizlerin yanı sıra çok daha geniş kitleleri temsil edebilme amacıyla bazı önemli adımlar atıldığını da memnuniyetle gözlemlemekteyiz. Sayın Genel Başkanımıza ziyaretinden dolayı tekrar minnet ve şükranlarımı sünüyor önümüzdeki Ramazan Bayramı’nın da hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum” diye konuştu. Ziyaret, Gençoğlu’nun Çakırov’a kitap hediye etmesi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi. – BURSA
]]>Marmara Üniversitesi Anadoluhisarı Yerleşkesi Spor Bilimleri Fakültesi’nde düzenlenen etkinlikte konuşmacı olarak; A Milli Kadın Futbol Takımı Teknik Direktörü Necla Güngör Kıragası, yardımcıları Hilal Başkol, Begüm Üresin, futbolcular Arzu Karabulut ve Ece Türkoğlu ile Ülker Kurumsal İletişim Direktörü Mehmet Uçan yer aldı.
Açılış konuşmasını yapan Marmara Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Yorulmazlar, kadın futboluna uzun yıllar hizmet verdiğini belirterek, “Milli takımın İsviçre’ye gitmeden önce okulumuzu ziyaret etmesi bize mutluluk veriyor. Turnuva öncesi başarılar diliyorum. İyi ki varsınız, yolunuz açık olsun.” dedi.
Kıragası: “Bizlerin en büyük isteği, kadın futbolunun tanıtımı”
Teknik direktör Necla Güngör Kıragası, kadın futbolunu öğrencilere aktarabilme şansı buldukları için mutluluk duyduğunu dile getirdi.
Son 4 senedir Türkiye’de kadın futbolunun biraz daha gündemde olduğuna dikkati çeken Kıragası, “Bizlerin en büyük isteği, kadın futbolunun tanıtımı. Çünkü futbolu sadece futbol olarak görmüyoruz. Kadın futbolu denildiği zaman, işin içine fırsat eşitliğinin girdiğini, kadınların sesinin futbol aracılığıyla kitlelere ulaştırabileceğini görüyoruz. O yüzden aldığımız her başarı, attığımız her adım, olumlu anlamda yaptığımız tüm iletişim, bizler için son derece önemli.” ifadelerini kullandı.
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) bünyesinde 10 senedir görev aldığını dile getiren yardımcı antrenör Begüm Üresin, “Bizlerin buradaki amacı, özellikle alt yapıdan, Ülker firması gibi bize değer veren sponsorlarla, oyuncuları keşfetmek ve futbolcuların A takıma kadar yükselmesini sağlamak.” derken, yardımcı antrenör Hilal Başkol ise 3 senedir milli takımlarda görev aldığını, kadın futbolu hakkında konuşmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Futbol hayatına Almanya’da başlayan orta saha oyuncusu Arzu Karabulut, “En büyük şansım, Almanya’da doğup büyümek. 16 yaşıma kadar erkeklerle oynadım, ondan sonra kadın-erkek ayrımı oluyor. Bu çok büyük bir avantaj çünkü kas gelişimi o yaş grubunda oluyor. Keşke Türkiye’de de böyle bir şey olsa. Ancak 15 yıl öncesiyle kıyaslarsam, çok büyük bir fark var. Türkiye’nin her ilinde genç kızlarımız keşfediliyor. Umarım böyle devam eder ve ilerleyen zamanlarda bizim gibi başarılı olurlar.” değerlendirmesinde bulundu.
24 yaşındaki futbolcu Ece Türkoğlu, “2010’dan beri kadın futbolunun içerisindeyim. Bu yola Ülker Futbol Köyleri’nden Necla Hoca ile birlikte çıktım. Bugün burada kadın futbolunu konuşmaktan çok mutluyum.” şeklinde görüş belirtti.
Ülker Kurumsal İletişim Direktörü Mehmet Uçan da paneldeki konuşmasında, “2020 yılından beri Ülker grubunda çalışıyorum. O seneden beri TFF ile altyapı çalışmalarında birlikte projeler üretiyor, hayata geçiriyoruz. Son dönemde de Geleceğin Yıldız Kızları projesini hayata geçirdik. Genç yetenekleri bulmak, milli takımın havuzunu geliştirmek ve kızlarımıza fırsat eşitliği sunmak amacıyla hareket ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Geleceğin Yıldız Kızları projesinin tanıtım videosunun da izletildiği panel, soru-cevap etkinliğiyle tamamlandı.
]]>Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Mete Vardar tarafından Civarda Kuruçeşme’de başkan Hasan Arat ile yönetim kurulu üyelerine iftar yemeği verildi.
Başkan Arat, iftar yemeğinin ardından basın mensuplarının gündeme dair sorularını yanıtladı.
Türk futbolunun sıkıntılı bir süreçten geçtiğini belirten Arat, “Türkiye Futbol Federasyonunun her zaman çok adaylı bir seçime gitmesi gerektiği görüşündeyiz. Kurulların da seçimle gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kurullar seçimle geldiği takdirde daha farklı davranacaklardır. Kurullar bağımsız olmadığı müddetçe Türk sporu bu sıkıntıları yaşamaya devam eder. Kavgacı bir tutum içinde değiliz. Yol gösteriyoruz. Göreve geldiğimizden bu yana 4 ay boyunca Türk spor tarihindeki en enteresan olayları yaşadık. Hakem tokatlandı, takım sahadan çekildi, taraftarlar sahaya indi, VAR kayıtları dramatik bir şekilde açıklandı. Bunlara tepkisiz kalamazsınız. Beşiktaş, kendi asil duruşu çerçevesinde hakkını aramaya ve doğruları söylemeye devam edecek. Kapalı kapılar ardında konuşmayacağız. Türk futbolunda inanılmaz olaylar yaşanıyor. Çok dikkat etmek lazım. Kulüp yöneticilerinin sadece bir galibiyet uğruna birbirlerini kırmaktan vazgeçmesi lazım. Sahada adaleti gösteremiyorsanız ve bunun bariz sonuçları kamerayla sızan VAR görüntüleriyle ve tartışmalarıyla ortaya çıkıyorsa çok vahim bir durum vardır.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin son 2 ayda dünyadaki görüntüsü endişe vericidir”
Türkiye’de futbolu yöneten kurumların denetlenebilir ve hesap verebilir noktaya gelmesi gerektiğinin altını çizen Hasan Arat, “Beşiktaş, hakemlerin emekli olduktan sonra özür dileyecekleri bir kulüp değildir. Teknolojiyi bile kendi yöntemlerimizle halletmeye çalıştık. Bu dramatik şeyleri düzeltmeleri lazım. Yönetimler, denetlenebilir ve hesap verebilir noktaya geldiğinde Türk futbolu kurtulabilir. Bu yıl, son 20 senede yaşananların toplamından daha fazla olay yaşadık. Çok dramatik. Bu sezon kim şampiyon olursa olsun sıkıntılı olacak. TFF tüzüğünün ve spor yasasının gözden geçirilmesi lazım. Türkiye’nin son 2 ayda dünyadaki görüntüsü endişe vericidir. Bu görüntüler Türkiye’yi rencide etmektedir. Bu işi yönetenler sorumlu davranmalıdır.” şeklinde konuştu.
“Semih meselesi Beşiktaş’ın kırmızı çizgisidir”
Başkan Arat, Beşiktaş’ın 18 yaşındaki futbolcusu Semih Kılıçsoy’un A Milli Takım’a davet edilmesine rağmen Ümit Milli Takım’a gönderilmesini eleştirerek, şu görüşleri paylaştı:
“Semih meselesi Beşiktaş’ın kırmızı çizgisidir. Türk evladı olarak herkesin ona sahip çıkması lazım. Sürekli böyle oyuncu çıkaran bir ülke değiliz. Israrımız sadece oyuncu (Semih Kılıçsoy) takıma girsin şeklinde değil. Yetişen bir Türk evladının haklarının korunmasıdır. 17 yaşında İspanya ve Brezilya’da çocuklar gol atıyor, maç sonuçlarını değiştiriyor. Baştan 2 maçta Ümit Milli Takım’da oynayacaksın dersen problem yok. Feyyaz Uçar ‘Bu çocuk 10 yaşından beri gol atıyor.’ dedi. Hakkımızı aramak, bağırmak demek değildir. Gelir gelmez Semih’in 2028’e kadar kontratını uzattık. Altyapıdaki Beşiktaş değerini daha fazla hissetmeye başlayacaksınız. Semih’i Türkiye olarak korumak zorundayız.”
“En kritik safha kupaya (Türkiye Kupası) ulaşmak”
Göreve geldikten sonraki ilk 2 ayın çok zor geçtiğini kaydeden Hasan Arat, “İlk 2-3 ayımız çok sıkıntılı geçti. Çok üzüldük. Bunu kamuoyuyla çok paylaşamadık. Çok şükür, etkili bir yönetim kurulumuz var. Çalışmaları beni bile mahcup ediyor. Öğrenmeye de başladık. Eksiklerimizi biliyoruz ve tamamlamaya çalışıyoruz. Bundan sonra en kritik safha kupaya ulaşmak ve doğru transferi yapmak. Gelecek sezon UEFA’da büyük bir değişim olacak. Transfer komitemiz kuruldu. Samet Aybaba ile çalışıyorlar. İyi bir şeyler yapacağız. Moralimiz daha iyi. Hedefimizi yakalamalıyız. Çok zor bir 2 ay geçirdik. Çok iyi olmak zorundayız. Hedefimizi lig üçüncülüğü ve kupa üzerine kurduk. Bu hedeflere ulaşmak önceliğimiz.” diye görüş belirtti.
“Kulüpler Birliği Vakfında tüzük değişikliğine ihtiyaç var”
Arat, Kulüpler Birliği Vakfının şu an hiçbir yaptırım gücü olmadığını anlatarak, “Kulüpler Birliği Vakfı, 2000 yılında Anadolu kulüpleri öncülüğünde kuruldu. Tüzük olarak hiçbir yaptırım gücü yok. Kendisini tüzük olarak tamamen yenilemesi gerek. Türk futbolunda böyle yön değişimine neden olamaz. Hukuki anlamda Kulüpler Birliği Vakfının etkin olması gerekir. Mutlak bir tüzük değişikliğine ihtiyaç vardır. Belki anonim şirkete gitmelidir. Türkiye bu açıdan komple bir kabuk değişimine gitmelidir. Başka çaresi yok.” değerlendirmesinde bulundu.
“Beşiktaş’ı üzmemeleri için mücadelemizi sonuna kadar vereceğiz”
Siyah-beyazlı kulübün haklarını korumak için ilkelerinden asla taviz vermeyeceklerini vurgulayan Hasan Arat, şunları kaydetti:
“Beşiktaş, hakemlerin emekli olduktan sonra özür dileyecekleri bir kulüp değildir. Beşiktaş’ın hakları yıllardır yenmiştir. Cevabımızı çok iyi vermeliyiz. Hala teknolojiye inanıyorum. Hakemlerin VAR’a gittiği anda ekranda görüneceği inancındayım. Yayıncı kuruluşun da anında o görüntüleri vermesi lazım. Hakkımız olmayan hiçbir şeyi istemeyeceğiz. Beşiktaş halkın takımıdır. İlkelerimizden taviz vermeyeceğiz. Beşiktaş’ı üzmemeleri için mücadelemizi sonuna kadar vereceğiz. İyi işler yapacağımıza inanıyorum. Sportif olarak başarıyı sağlamak zorundayız çünkü tüm bilançonun sonu sportif başarıya dayanıyor. İnşallah mahcup olmayız. VAR kayıtlarının sızmasından sonra yeni bir dönem başlayacağını düşünüyorum. VAR yönetimi ile ilgili saklanacak bir şey yok. Türkiye, bu değişimi yapmak zorunda. Eğer yapmazsa finansal ve sosyolojik olarak devam edemez. Medyanın da şeffaf olması lazım.”
Hasan Arat’ın ardından söz alan ikinci başkan Hüseyin Yücel ise gelecek sezonun transfer çalışmalarına başladıklarını belirterek, “Stoper ve sağ bek için önemli haberlerimizi duyacaksınız. Bitmek üzere olan iki transfer var.” ifadelerini kullandı.
]]>Kesin olmayan sonuçlara göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Cemil Tugay, 31 Mart yerel seçiminin ardından CHP İzmir İl Başkanlığı’nı ziyaret etti. Tugay, şu anda resmi olmayan sonuçlara göre Türkiye’de 420 belediyeyi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kazandığını belirterek, “Önümüzde ne zaman olacaksa o genel seçimi bekliyoruz. İktidarı alacağız ve Türkiye’deki o adil insanlarımızın hak ettiği yönetimi, insanlara umut verecek yönetimi gerçekleştireceğiz” dedi. CHP İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ise “Bugün 1 Nisan Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara yürüyüşünün ilk günüdür” diye konuştu.
31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Cemil Tugay, CHP İzmir İl Başkanlığı’nı ziyaret etti. CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, şunları söyledi:
“CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN İKTİDARA EMİN ADIMLARLA İLERLEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
“Çok güzel bir sabaha uyandık. 14 Mayıs’tan sonra umudunu yitirmiş gençlerimiz bu sabaha büyük bir umutla gözlerini açtılar. Dünden beri gelen tüm telefonlarda vatandaşlarımızdan halkımızdan o kadar güzel duygular bize akıyor ki bu duyguları vatandaşlarımıza yaşatan başta Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel, genel başkan yardımcılarımız, parti emekçilerimiz, parti yöneticilerimizin hepsine canı gönülden teşekkür ediyoruz. Bundan sonra iktidar her sabah hangi gün gideceğini düşünerek güne uyanacaktır. Cumhuriyet Halk Partili tüm arkadaşlarımız seçimi bildiğiniz gibi bir seçim biter, öteki seçimin başlangıç günüdür. İktidara, Cumhuriyet Halk Partisi’nin emin adımlarla ilerlediğini düşünüyoruz. Bu dönem boyunca partiye, partinin emekçilerine, partili kimliğine hep üst planda tutan bir adayımız oldu. Onunla gurur duyuyoruz. İlk günden bu yana partiyle birlikte partili arkadaşlarıyla birlikte mücadele etmenin değerini çok iyi bildi. Aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi kimliğini tüm vatandaşlarımıza da doyasıya yaşattı. Biz de yoldaşı olmaktan onur, gurur duyduğumuz Cemil Başkanımızı tebrik ediyoruz bir kez daha. İzmir’e çok yakışacaksınız başkanım. Cemil Başkanımız aynı zamanda adaylığı dönemi boyunca çok çalışkandı, basmadık alan bırak bakmadık, toprak bırakmadı. Kiraz’dan Bergama’ya, Kınık’tan Bayındır’a her yerde müthiş bir enerjiyle, müthiş bir coşkuyla örgütlerimizle birlikte çalıştı. Emekleriniz için de çok teşekkür ederiz ve her zaman örgüte verdiği değerle ilk ziyaretini, teşekkür ziyaretini, il başkanlığımıza yaptı. Nazik ziyareti için de kendisine çok teşekkür ederiz. Yolu açık olsun. Yolumuz açık olsun.”
“RESMİ OLMAYAN SONUÇLARA GÖRE TÜRKİYE’DE 420 BELEDİYEYİ CUMHURİYET HALK PARTİSİ KAZANMIŞ DURUMDA”
Cemil Tugay ise şu anda resmi olmayan sonuçlara göre Türkiye’de 420 belediyeyi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kazandığını belirterek, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyeleri, Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş tüm yol arkadaşlarımız, büyük bir mücadeleyi dün çok büyük bir zaferle neticelendirdiler. Dün hem İzmir’de hem Türkiye’nin pek çok yerinde gerçekten hepimize gurur veren ama aynı zamanda umut aşılayan bir sonuç elde ettik. Şu anda resmi olmayan sonuçlara göre 14 tane büyükşehri, 20 tane ili 337 tane ilçeyi ve 48 tane beldeyi kazanmış durumdayız. Toplamda 420 belediyeyi Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’de kazanmış durumda” dedi.
“VATANDAŞ 30 İLÇEDE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDE EN FAZLA OYU YİNE BANA VERDİ”
Başarılı olmak için çok çalışmaya hazır olduklarını vatandaşlara anlatmak için çok çaba sarfettiklerini vurgulayan Tugay, “Ben İzmir’den her zaman emin oldum. Bunu konuşmalarımın hepsinde anlattım. İzmir’de neyi temsil ettiğimizi biliyoruz. İzmir Cumhuriyet’in kalesi olduğu için, Atatürk ilkelerine bağlı insanların kalesi olduğu için, çağdaş yaşamı, laikliği benimsediği için, kendisine sosyal adaleti istediği için halk, her zaman kendisini temsil etmeye en yakın parti olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ni desteklemiştir. Bundan vazgeçmeyeceğini biliyorduk. O nedenle ben dünkü sonucu bekliyordum. Emindim. Hayalimiz isteğimiz tüm ilçe kazanmaktı. Sadece 2 tane ilçeyi ne yazık ki küçük farklarla kaybettik. Ama şunu da gördüm. 30 ilçede büyükşehir belediyesine en fazla oyu yine bana verdi. Halkımıza bu teveccühleri için minnettarım. Bu aynı zamanda bir beklentinin ifadesidir. Büyükşehir belediyesinde benden çok iyi bir hizmet beklediklerinin ifadesidir. Bana inandıklarının ifadesidir. Onun için minnettarım. Bana verdikleri görevin anlamını biliyorum. Bu görevin gereğini yerine getireceğim” şeklinde konuştu.
“HİZMETTE ADALETLİ OLACAĞIZ”
Tugay, “Biz bu görevleri tabii ki tek başımıza yapmıyoruz. Öncelikle belediye çalışanı arkadaşlarımızdan ama arkamızda her zaman dev bir ordu gibi duran parti örgütümüzle bize gönül veren seçmenlerimizle halkımızla beraber yapıyoruz bu görevleri. Bize inanan insanlarla beraber yapıyoruz bu görevleri. Ama hizmette adaletimizin olacağını defalarca dile getirdim. Bugün itibariyle benim için nereden, ne kadar oy aldığımızın hiçbir önemi yok. Önümüzdeki dönem şehrimize vereceğimiz hizmetlerdir esas olan ve bize insanlarımızın verdiği bu sorumluluğun neleri kapsadığını gayet iyi biliyorum. Bu güvenin devamını diliyorum” ifadelerini kullandı.
“MUTLULUĞU İNSANLARIMIZIN YÜZÜNDE GÖRDÜK”
1 Nisan sabahı Karşıyaka’da ve Alsancak’ta vatandaşlarla bir araya geldiğini söyleyen Tugay, “Daha önce bir süredir kaybedilmiş olan umudu insanlarımızın yüzünde gördük. Mutluluğu insanlarımızın yüzünde gördük. Bize dokunuşları, bize sarılışları çok farklıydı. Bunların hepsi çok özel şeyler, anlamları çok büyük. Bize yüklediği sorumluluklar da çok büyük. Bunun gereği yerine gelecek. Türkiye çok büyük ve güzel bir ülke. Milletimiz çok iyi şeyleri hak ediyor. Üzerimize düşen şey çalışmak, ilkelerimizden asla ödün vermemek, dürüstlüğümüze bir gram leke sürdürmemek. Böyle bir belediye hizmeti dönemi görecek İzmir’imizin 30 ilçesi ve Türkiye’mizin dört bir köşesi” dedi.
“BUGÜNDEN SONRA TÜRKİYE UMUTLA DOLU BİR ÜLKEDiR”
Bu süreçte katkı veren tüm parti üyelerini de kutlayan Tugay, “Her birisine çok büyük minnet borçluyuz. Her birisine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Önümüzdeki günlerde de bize verdikleri bu desteği, bize duydukları bu güveni boşa çıkarmamak, onları mahcup etmemek için ne gerekiyorsa bunu ben ve arkadaşlarım yapacağız. Bunun sözünü veriyorum. Bugünden sonra Türkiye başka bir ülkedir. Bugünden sonra Türkiye umutla dolu bir ülkedir. Özellikle gençlerimizin bu umuda ihtiyacı olduğunun çok farkındayız. O nedenle çok çalışacağız. O nedenle bizden beklenen sorumluluğu yerine getireceğiz. En başta Cumhuriyet Halk Partisi örgütüne bütün bireylerine, üyelerine dün sandıklarda görev alan tüm değerli arkadaşlarımıza, vatandaşlarımıza bize oy veren tüm seçmenlere ve tabii ki oy vermeyenlere de çok çok teşekkür ediyoruz. Güzel günlerin başlangıcı olsun dedik. 1 Nisan’ın güzel günlerin başlangıcı olduğuna yürekten inanıyorum. Hepimize kutlu olsun diyorum. Tüm Türkiye’ye, tüm dostlara, Türkiye’nin iyiliğini isteyen herkese selam olsun diyorum” diye konuştu.
“İKTİDARI ALACAĞIZ”
Açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Tugay, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kiraz ilçesindeki oy oranı artışına ilişkin soru üzerine şunları söyledi:
“Önce ilçe adaylarımız gerçekten çok çalıştılar. Yoğun olarak kendi ilçelerinde, beldelerinde, köylerinde çok çaba gösterdiler. Kiraz’da da şu anda orada artık yeni dönem belediye başkanı olacak Sayın Nasuh Coşkun çok büyük emek harcadı. Onun dışında geçen dönemde biliyorsunuz böyle düşük oy alındı diye büyükşehir belediye başkanımız oraya ziyaretlerde bulunmuştu. Onun da etkisi olmuştur. Ama Türkiye’nin genelinde şöyle bir şey var. İki şeyden bahsedebiliriz. Birisi mevcut iktidardan onun yönetim şeklinden çok büyük rahatsızlık var. İnsanlarımız adaletsizliğe uğradıklarını, Türkiye’nin kötüye gittiğini, insanlarımızın refah düzeyinin düştüğünü, yoksullaştıklarını, işsizliğin arttığını görüyorlar, bunu yaşıyorlar. Emeklilerin durumu ortada, çiftçilerin durumu ortada. Emekçilerin durumu ortada. Bunu insanlar yaşıyor ve buradan memnuniyetsizlik var ama diğer taraftan şunu da var olduğunun farkına varmak lazım. Çünkü muhalefet partilerine baktığınız zaman hemen hepsi küçüldüler. Ama Cumhuriyet Halk Partisi büyük bir oy artışıyla birinci parti oldu. Bu tamamen değişim hareketinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin sadece kadrosu değil aynı zamanda söylemleriyle de halka ulaştığını gösteriyor. Bunun sadece İzmir’de değil, Kiraz’da dokuzlar köyünde değil, bütün Türkiye’de olduğunu unutmamak lazım. Ama bunun bize yüklediği sorumluluğun da farkındayız. Ülkemizi içinde bulunduğu bu sıkıntılardan açıkçası bu bataklıktan çıkaracağına inanıyorum partimizin. Burada Genel Başkanımızı özel olarak tebrik etmemiz gerektiğini, alkışlamamız gerektiğini düşünüyorum. Ama tabii ki onun önderliğinde milletvekillerimiz, parti meclisimiz, il örgütlerimiz, ilçe örgütlerimiz, herkes inanarak mücadele etti. Bunu 14 ve 28 Mayıs seçimlerinden sonra yaşamak bizim için çok değerli. Halkımıza tekrar buluştuk, tekrar kenetlendik. Önümüzdeki seçimi bekliyoruz artık bir taraftan. Ben bundan sonra iyi belediye başkanlığı yapacağım. Benimle beraber çalışan arkadaşlarımız yerel yönetimlerde üzerine düşeni yapacak. Milletvekillerimizle daha çok çalışacak. Parti örgütümüzde daha çok çalışacak. Biz yürekten inanıyoruz. Önümüzde ne zaman olacaksa o genel seçimi bekliyoruz. İktidarı alacağız ve Türkiye’deki o adil insanlarımızın hak ettiği yönetimi insanlara umut verecek yönetimi gerçekleştireceğiz.”
“BUGÜN 1 NİSAN CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN İKTİDARA YÜRÜYÜŞÜNÜN İLK GÜNÜDÜR”
Aslanoğlu ise “Oylarımızın sadece İzmir’de değil tüm Türkiye’de ciddi bir şekilde arttığını ve vatandaşın Adalet ve Kalkınma Partisi ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı yönetiminin bir an önce bitmesini arzuladığını gözlemliyoruz. Bugün 1 Nisan Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara yürüyüşünün ilk günüdür” dedi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
1.VİDEO
BASIN AÇIKLAMASI
2.VİDEO
ZİYARETTEN DETAY GÖRÜNTÜ
]]>İzmir’de 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde resmileşmeyen sonuçlara göre; CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir İl Başkanlığını ziyaret etti. Burada önemli açıklamalarda bulunan Cemil Tugay, dünkü gerçekleşen yerel seçimlerde büyük bir zafer kazandıklarını dile getirerek, “Hem İzmir’de hem Türkiye’nin pek çok yerinde şu anda resmi olmayan sonuçlara göre 14 tane büyükşehir, 20 tane il, 337 tane ilçeyi ve 48 tane beldeyi kazanmış durumdayız. Toplamda 420 belediyeyi Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’de kazanmış durumda” diye konuştu.
“İzmir, Cumhuriyet’in kalesi”
Bu görevleri ne kadar istediklerini halka anlatmaya çalıştıklarını ifade eden Tugay, “Başarılı olmak için çok çalışmaya hazır olduğumuzu, insanlarımıza anlatmak için çok çaba gösterdik. Ama yıllar içerisinde beklemediğimiz sonuçlar ala ala biz de açıkçası acaba beklemediğimiz bir sonuç olur mu diye endişe içerisindeydik. Ben İzmir’den her zaman emin oldum. Bunu konuşmalarımın hepsinde anlattım. İzmir’de neyi temsil ettiğimizi biliyoruz. İzmir, Cumhuriyet’in kalesi olduğu için Atatürk ilkelerine bağlı insanların kalesi olduğu için, çağdaş yaşamı, laikliği benimsediği için, kendisine sosyal adaleti istediği için halk, her zaman kendisini temsil etmeyi en yakın parti olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ni desteklemiştir. Bundan vazgeçmeyeceğini biliyorduk. O nedenle en dünkü sonucu bekliyordum. Emindim” dedi.
“Halkımıza bu teveccühleri için minnettarım”
Hayallerinin ve isteklerinin tüm ilçeleri kazanmak olduğunu dile getiren Tugay, “Sadece iki tane ilçeyi ne yazık ki küçük farklarla kaybettik. Ama şunu da gördük, şunu da gördüm. 30 ilçede Büyükşehir Belediyesine en fazla oyu yine bana verdi. Halkımıza bu teveccühleri için minnettarım. Bu aynı zamanda bir beklentinin ifadesidir. Büyükşehir Belediyesinde benden çok iyi bir hizmet beklediklerinin ifadesidir. Bana inandıklarının ifadesidir. Onun için minnettarım. Bana verdikleri görevin anlamını biliyorum. Bu görevin gereğini yerine getireceğim. Biz bu görevleri tabii ki tek başımıza yapmıyoruz. Öncelikle belediye çalışanı arkadaşlarımızdan ama arkamızda her zaman dev bir ordu gibi duran parti örgütümüze, bize gönül veren seçmenlerimizle, halkımızla beraber yapıyoruz bu görevleri. Bize inanan insanlarla beraber yapıyoruz. Ama hizmette adaletimizin olacağını defalarca dile getirdim. Bugün itibariyle benim için nereden, ne kadar oy aldığımızın hiçbir önem yok. Önümüzdeki dönem şehrimize vereceğimiz hizmetlerdir esas olan. Bize insanlarımızın verdiği bu sorumluluğun neleri kapsadığını gayet iyi biliyorum. Bu güvenin devamını diliyorum” ifadelerini kullandı.
“Türkiye çok büyük ve güzel bir ülke”
Kaybedilmiş olan umudu insanların yüzünde tekrar gördüğünü vurgulayan Tugay, “Bugün mutluluğu insanlarımızın yüzünde gördük. Bize dokunuşları, bize sarılışları çok farklıydı. Bunların hepsi çok özel şeyler, anlamları çok büyük. Bize yüklediği sorumluluklar da çok büyük. Bunun gereği yerine gelecek. Türkiye çok büyük ve güzel bir ülke milletimiz çok iyi şeyleri hak ediyor. Üzerimize düşen şey çalışmak, çalışmak, çalışmak. İlkelerimizden asla ödün vermemek, dürüstlüğümüze bir gram leke sürdürmemek. Böyle bir belediye hizmeti dönemi görecek İzmir’imiz. İzmir’imizin 30 ilçesi ve Türkiye’mizin dört bir köşesi. Ben bu süreçte her biri ayrı ayrı çok değerli katkılar veren tüm parti üyelerimizi sayın il başkanımızın ve il yönetimimizin nezdinde kutluyorum, her birisine çok büyük minnet borçluyuz. Her birisine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Önümüzdeki günlerde de bize verdikleri bu desteği, bize duydukları bu güveni boşa çıkarmamak, onları mahcup etmemek için ne gerekiyorsa bunu ben ve arkadaşlarım yapacağız bunun sözünü veriyorum. Bugünden sonra Türkiye başka bir ülkedir. Bugünden sonra Türkiye umutla dolu bir ülkedir. Özellikle gençlerimizin bu umuda ihtiyacı olduğunun çok farkındayız. O nedenle çok çalışacağız” dedi.
“Güzel bir sabaha uyandık”
Çok güzel bir sabaha uyandıklarını ifade getiren CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu “14 Mayıs’tan sonra umudunu yitirmiş gençlerimiz bu sabaha büyük bir umutla gözlerini açtılar. Dünden beri gelen tüm telefonlarda halkımızdan o kadar güzel duygular bize akıyor ki bu duyguları vatandaşlarımıza yaşatan başta Genel Başkanımız Özgür Özel, genel başkan yardımcılarımız, parti emekçilerimiz ve parti yöneticilerimizin hepsine canı gönülden teşekkür ediyoruz” diye konuştu. – İZMİR
]]>AKP ile CHP’nin kıyasıya yarışın yaşandığı Fatih’te CHP Fatih Belediye Başkan Adayı Mahir Polat, ilçedeki son duruma ilişkin sabaha karşı açıklama yaptı. Kesin olmayan sonuçlara göre Fatih’i az bir farkla kaybettiklerini açıklayan Polat, “Türkiye artık değişmiştir. Türkiye’nin değişimi bugün akşam Türkiye’nin dört bir yanında herkese nakşolmuştur. Türkiye artık zümrelerin, particiliğin ve bir avuç insanın değil, Türkiye toplumunun özgür, paylaşımcı, adil bir toplum hasretinin siyasi yansımasını bulmuştur. Bizimle beraber koşturan binlerce insana canı gönülden teşekkür ediyorum.” dedi.
CHP Fatih Belediye Başkan Adayı Mahir Polat, sabah saatlerinde partisinin Fatih’teki seçim koordinasyon merkezinden ilçedeki son duruma ilişkin açıklamada bulundu.
“TÜRKİYE’NİN ÖZLEM DUYDUĞU VE İNSANLARIN HASRET OLDUĞU BİR DEVLET ADAMLIĞI GELENEĞİNİ GÖSTERDİK”
Kesin olmayan sonuçlara göre Fatih’i az bir farkla kaybettiklerini açıklayan Polat şöyle konuştu:
“Fatih’te bizim açtığımız ve ulaştığımız sandık sayısı 781. Sandıkların 98.74’ü açılmış oldu. Bu sonuçla beraber 44.27 puan bizim aldığımız oy, 47.8 puan rakibimizin aldığı oy.
83 bin 973 halkımızın bize verdiği oy, 90 bin 663 oy rakibimize giden oy. Böylelikle Fatih’te seçimin büyük oranda sonucuna ulaşmış olduk. Burada dört aydır sürdürdüğümüz çalışma, şu an sizin göremediğiniz kameranın arkasındaki yüzlerce arkadaşımızın emeği ve Fatih’de kapı kapı, sokak sokak dolaşarak taşıdığımız ses büyük bir yankı buldu. Biz yüzde 45 ile Türkiye’de kaleler, duvarlar, mahalleler algısının tamamını aşmış, yepyeni sözler söyleyebilecek, Türkiye toplumunun özlem duyduğu bir siyaseti ve insanların hasret olduğu bir devlet adamlığı geleneğini gösterdik. Bu seçimin sonucu inşallah ilk önce Fatih’imize hayırlı olsun, sonra İstanbul’umuza hayırlı olsun. Bu bizim için olgunlukla karşılanacak bir sonuçtur. Halkın iradesine saygı gösteriyoruz. İstanbul’da çok büyük bir zaferle ayrıldık. İstanbul’un dört bir köşesinde bugün Cumhuriyet Halk Partisi çok önemli kazanımlar elde etti. Bu kazanımlar için başta başkanımız Ekrem İmamoğlu’na, Genel Başkanımız Özgür Özel’e şimdiden canı gönülden tebriklerimi sunuyorum. Bununla beraber yeni kazanılan belediyelerdeki belediye başkanlarımıza başarılar diliyorum. Her zaman onların yanındayız”
“TÜRKİYE ARTIK DEĞİŞMİŞTİR”
Toplumcu ve halkçı belediyeciliğin seçimlerde galip geldiğini vurgulayan Polat, “Toplumcu belediyecilik, halkçı belediyecilik, dün küçümsenen yoksulun, garibanın yanında olma tutumuyla anlatılan halkçı belediyecilik, İstanbul’un dört bir köşesinde ve Türkiye’nin dört köşesinde galip gelmiştir. Bu duygularla büyük bir zafer gecesi yaşadığımızı, hiçbir kişisel başarının aslında bu büyük başarıdan daha değerli olmayacağının bilinciyle bize gösterilen teveccühe, bize gösterilen ilgiye, halkımızın, vatandaşlarımızın Fatih’e gösterdiği ilgiye çok teşekkür ediyoruz. Türkiye artık değişmiştir. Türkiye’nin değişimi bugün akşam Türkiye’nin dört bir yanında herkese nakşolmuştur. Türkiye artık zümrelerin, particiliğin ve bir avuç insanın değil,Türkiye toplumunun özgür, paylaşımcı, adil bir toplum hasretinin siyasi yansımasını bulmuştur. Bizimle beraber koşturan binlerce insana canı gönülden teşekkür ediyorum. Bu zafer herkese hayırlı uğurlu olsun. Çünkü Türkiye buna hasretti ve artık daha güzel günler, daha iyi bir Türkiye yolda” dedi.
]]>Resmi olmayan sonuçlara göre yeniden Kırşehir Belediye Başkanlığı’na seçilen CHP’li Ekicioğlu, dün gece Cacabey Meydanı’nda vatandaşlara seslendi. Ekicioğlu, tüm sosyal medya hesaplarından da “DünyanınMerkeziKırmızı” etiketiyle “Dünyanın merkezi kırmızı; Türkiye’nin kalbi Kırşehir’de atıyor” paylaşımı yaptı.
CHP Kırşehir Milletvekili Metin İlhan ve İl Başkanı Baran Genç ile Cacabey Meydanı’nda vatandaşlara seslenen Başkan Ekicioğlu, şunları kaydetti:
“Sevgili hemşehrilerim, Kırşehir gerçekten tarih boyunca demokrasiye, adalete inanmış bir şehirdir. Bunu da seçim süresi boyunca hep söyledim. Demokrasi gazisi bir kentte böyle bir demokrasi dersi verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü duruşu olmayanın oluşumu olmaz. Duruşumuz vardı oluşumuzda. Bizim hedefimiz kentte bütün insanların mutlu olması; gülmesi, eğlenmesiydi. Biz, çıtayı o kadar yükselttik ki bir daha siyaseti kimse belli bir seviyenin altına çekemeyecek. Çünkü biz şunu söylemiştik seçim çalışmalarında; Kırşehir’den Türkiye’ye hem sosyal demokrat bir Belediyecilik, hem de siyaset ihraç edeceğiz demiştik.
“TÜRKİYE’NİN BİRÇOK İLİNDE KIRMIZILAR YANDI”
Bugün Türkiye’nin birçok ilinde Kırmızılar yandı. Çünkü Kırşehir buradan bir mesaj veriyor. Horasan Erenlerinin merkezinden Türkiye’ye demokrasi dersi veriyor. Bunu sizler başardınız. Aramızda bütün siyasi partilerden bu meydana toplananlar var. Hepsine teşekkür ediyorum. Bütün siyasi partililere demokrasi gereği, sandıktan kim çıkarsa elini sıkacağımızı söyledik. Buradan Ülkücü arkadaşlarımıza, AK Partili arkadaşlarımıza ve diğer siyasi partili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum; öyle bir demokrasi dersi verdiniz ki; siyasetin kirlenmemesi gerektiğinin dersini verdiniz. Çünkü siyaset halk için yapılır; siyaset vatandaş için yapılır. Ülkemizin geldiği noktada, siyasetin belli bir seviye kazanması gerekiyordu. Algıyla, şununla bununla siyaset yapılmaması gerektiğini gösterdiniz. Biz bu şehrin tutkalı olduğumuzu söyledik. Kimse bize bir tutkal, bir bileşen olduğumuza inanmamıştı. Ama bugün gördük ki Cacabey Meydanı’nda ve sandıklardan çıkan sonuçları gördüğümüzde işte biz tutkalız; biz şehrin bileşeniyiz. Herkese eşit mesafedeyiz. Hiç kimseyi ötelemedik, hiç kimseyi dışlamadık. Biz kardeştik ve bu kardeşliğimizi kimsenin bozamayacağını gösterdik.
“İNSANİ DEĞERLERE ÖNEM VERDİK”
Biz barışın başkentiyiz artık. Biz Ahi Evran’ların, Yunus Emre’lerin, Hacı Bektaş-ı Veli’lerin, Aşık Paşa’ların memleketlisiyiz; Osman Bölükbaş’ların memleketlisiyiz. Çünkü bize bu yakışırdı ve biz de yakışanı yaptık. Sizler daha çok yakışanı yaptınız. Öyle bir ders verdiniz ki; Türkiye’ye öyle bir ders verdiniz ki gerçekten siyasetçilerin, bilim insanlarının, sosyologların, siyaset bilimcilerin, buradan bir araştırma yapması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu coğrafyada farklı bir kültür var. Bunu seçim çalışmalarında söylemiştim. Binlerce yıl öncesinden gelenler ve bir gün önce gelenler bu kentin bileşenleriydi. Bu kentin, toplumun değerleriydi. Çünkü biz bu değerlere sahip çıktık, insani değerlerle siyaset yaptık, insani değerlere önem verdik. Siyasetimizi inşallah olumsuz durumlardan kurtaracağız. Herkes bundan bir ders çıkaracak. Bizim ilkeli duruşumuzun bizi nerelere taşıdığını hep birlikte gördük. Buradan şunu söylemek istiyorum. Hep, seçim çalışmalarında söylemiştik; biz, hep birlikte dünyayı değiştirmeye adaysak, Kırşehir’i değiştiremiyorsak burada bir terslik var demektir. Çünkü Kırşehir’i değiştirmeden Türkiye’yi değiştirmek olmuyor; dünyayı değiştirmek olmuyor. ve Kırşehir’i değiştirdik; bütün Türkiye’yi değiştirdik şu anda.
“DOMİNO ETKİSİ”
Bu ülkeye bu coğrafyada bir Domino Etkisi yaptık. Edirne’den Kars’a, Anadolu’nun Bozkırından bir ışık saçtık. Bu ışığı sizler saçtınız. Şunu yapmıştık biz, Türkiye’nin en genç 18 yaşında Belediye Meclis Üyesini koymuştuk. Kadınların sayısını iki katına-üç katına çıkardık. Demek ki kadınların önünü açarsak, gençlerimizin önünü açarsak işte Türkiye’yi değiştiriyoruz. İnşallah iktidarımızda, önümüzdeki süreçte Kırşehir’e gençler, kadınlar damgasını vuracak. Biliyorsunuz, bugün sandık görevlilerine bir konuşma yapmıştım, orada olanlar hatırlar; ‘Tarih sizleri yazacak’ demiştim. Gerçekten tarih sizleri yazdı, bu gençleri yazdı, kadınları yazdı, Kırşehirlileri yazdı. Cumhuriyet ve demokrasi tarihimizde gerçekten Kırşehir’in yeri önemliydi ama bu seçim daha da önemli olduğunu gösterdi. Niçin, işte gençlerimize, kadınlara güvenirsek sonuç böyle oluyor. Sizlerle gurur duyuyoruz. Biz sizler için, çocuklarımız için mücadele ediyoruz; torunlarımız için mücadele ediyoruz. Çocuklarımıza sevgi aşılayacağız, torunlarımıza dostluk aşılayacağız. Gelecek kuşaklara güzel bir ülke bırakacağız. Ne bırakacağız biliyor musunuz? Hoşgörüyü, sevgiyi, paylaşmayı öğreteceğiz. Bilgiyi paylaşacağız, sevgiyi paylaşacağız. Sevgili hemşehrilerim…
“TOPLUM AYRIŞMAK KUTUPLAŞMAK İSTEMİYOR”
Bu seçimin kaybedeni yok; kazananı var. Kim kazandı? Bütün Kırşehir kazandı; herkes kazandı, sizler kazandınız. Toplum, 160 bin nüfus kazandı. Çünkü toplum ayrışmak, kutuplaşmak istemiyor, toplum bütünleşmek istiyor. Toplum sevgi istiyor, hoşgörü istiyor, anlayış istiyor, demokrasi istiyor, adalet istiyor, barış istiyor. Sizleri seviyoruz; sizlerle biz varız. Sizlerle Kırşehir’iz. Dostlarla, kardeşlerle, çocuklarla, bütün siyasi partilerdeki farklı kişilerle kardeşiz. Biz dostuz. Ben, bütün siyasi partilerin Belediye Başkanı’yım. Seçildikten sonra bir Belediye Başkanı rozetini çıkartır. 5 yıl boyunca ben partimin rozetini çıkardım, bütün mahallelere hizmet ettik. Bütün mahallelere hizmete devam edeceğiz. Hiçbir mahalleye ‘Niye bana oy vermedi’ demedik. Onlar hangi siyasi partiye oy verirse versinler biz onlara hizmet etmek zorundayız. Çünkü onların da vergisiyle bu kentin ekonomisiyle hizmet görülüyor.
“İNCİNSEN DE İNCİTMEYECEKSİN”
Biz, demokrasiye ve hukuka inanan bir siyasi görüşe bağlıyız. Bizim ilkelerimiz var, geleneklerimiz var. O gelenekler nedir? ‘İncinsen de incitmeyeceksin’ diyen bir kültürün temsilcileriyiz. Şunu da herkes bilsin: Ahi Evran ne demiş, ‘Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir.’ Biz, akıl ve ahlak ile çalıştık; hiç kirlenmedik, kimseyi de kirletmedik. Bundan sonra da ne kirleneceğiz, ne de kirleteceğiz. Değerli dostlar, sizlere hayırlı olsun. İnşallah 5 yıl boyunca şartlar ne olursa olsun sizlere hizmet etmeye devam edeceğim. Bedeli ne olursa olsun sizlere hizmet edeceğim. Siyasette yeni bir sayfa açıldı. Bu sayfa tertemiz bir sayfa olacaktır. Özellikte tüm siyasi partilerden; Cumhuriyet Halk Partisi de dahil, diğer siyasi partiler de dahil artık şapkamızı önümüze koyup bir düşüneceğiz. Siyasetin nasıl yapılması gerektiğini hep birlikte öğrettiğimizi düşünüyorum. Kırşehir nefes alacak. Kırşehir’de 2019’da baskıları kaldırmıştık. Yine bütün kamu kurumlarına bir rahatlama gelecek. Çünkü biz kenti seviyoruz, insana hizmeti seviyoruz. Bunun için sizler rahat bir şekilde gidin, dinlenin, sevinin; kimseye ne sosyal medyadan ne de başka bir yerden karışmayın çünkü biz hoşgörünün memleketiyiz. Değerli dostlar, hep birlikte Kırşehir için yola çıktık, demek ki doğru politikalar üretilirse, doğru işler yapılırsa Türkiye değişir. 160 bin nüfuslu Kırşehir’in Belediye Başkanı’yım. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”
]]>Büyükelçi Janjgava, ekonomi başta iki ülke arasındaki ilişkileri AA muhabirine anlattı.
Türkiye’nin Gürcistan için iyi komşu ve dost ülke olduğunu dile getiren Janjgava, aynı zamanda da stratejik ortağı olduğunu kaydetti.
Janjgava, iki ülke arasındaki ilişkilerin, ortak gayretlerle daha da pekiştirilerek, birçok alanda başarılı şekilde gelişmeye devam ettiğini, 2021’de, Gürcistan’ın ilk Ankara Büyükelçiliğinin açılışının 100’üncü, 2022’de de iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin yeniden tesisinin 30’uncu yıl dönümünün kutlandığını hatırlattı.
“Büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim ki özellikle siyasi ilişkilerimiz ikili düzeyde fevkalade seyrediyor. Bunun yanı sıra ekonomi, siyasi, kültür, eğitim ve diğer alanlardaki işbirliğimiz ve insani dayanışmamız aksamadan sürüyor.” diyen Janjgava, ikili ilişkilerin geliştirilmesinde üst düzey ikili ziyaretlerin önemine işaret etti.
Janjgava, 2023’te Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili’nin iki defa Türkiye’yi ziyaret ettiğini anımsatarak, ülkesinin, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde Türkiye’nin yardımına koşan ilk ülkelerden olduğunu söyledi.
Hem Gürcistan devletinin hem kurumların hem de vatandaşların depremzedelere insani yardım ulaştırılması için seferber olduğunu ifade eden Janjgava, deprem bölgesindeki arama kurtarma çalışmalarına, ülkesinden dönüşümlü olarak 200’e yakın özel eğitimli personelin katıldığını belirtti.
“2023’te iki ülke arasındaki dış ticaret hacmi 3 milyar dolara ulaştı”
Janjgava, iki ülke arasındaki işbirliğine değinerek, “Türkiye ve Gürcistan, Azerbaycan ile, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu (BTK), Bakü-Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC), Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP), Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı gibi bölgesel ve küresel enerji ile ulaşım projelerinde etkili iş birliği sergiliyor.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin Gürcistan’ın en büyük ticari ortağı konumunda bulunduğuna dikkati çeken Janjgava, iki ülke arasındaki serbest ticaret anlaşmasının bu alanda ilişkilerin gelişmesine vesile olduğunun altını çizdi.
Janjgava, 2021’de Türk menşeli ham madde ile Gürcistan’da üretilen ürünlerin Avrupa Birliği pazarlarına satılmaya başlandığını aktararak, Gürcistan’ın yakın zamanda Avrupa Birliği (AB) adaylık statüsü kazanmasıyla ticari ilişkilerin daha da ileri seviyeye taşınmasını temenni ettiğini söyledi.
“Geçen sene iki ülke arasındaki dış ticaret hacmi önceki yıla göre yüzde 6 artarak yeni rekora, 3 milyar dolara ulaştı. Bu rakam Gürcistan’ın tüm yıllık dış ticaret hacmi 22 milyar doların yüzde 13,5’ini oluşturuyor.” diyen Janjgava, Gürcistan Dışişleri Bakanı Darchiashvili’nin mevkidaşı Hakan Fidan ile yaptığı temaslar sonucunda dış ticaret hacminin 5 milyar dolara ulaştırılması hedefini hatırlattı.
“Türk Hava Yolları sadece Tiflis’e haftalık uçak sefer sayısını 32’ye çıkartacak”
Janjgava, 2022’ye kıyasla, 2023’te Gürcistan’a gelen ziyaretçi sayısının yüzde 50 attığını ve Türkiye’den 1 milyon 400 bin kişinin Gürcistan’ı ziyaret ettiğini, Türkiye’den Gürcistan’a giden ziyaretçi sayısının ise bu rakamın yüzde 20’sini oluşturduğunu anlattı.
İki ülke arasında 2023’teki uçak sefer sayısında da artış yaşandığını vurgulayan Janjgava, “Ankara, İstanbul ve Antalya’dan Gürcistan’ın Tiflis, Kutaisi ve Batum şehirlerine Türk Hava Yolları, Pegasus ve Anadolu Jet tarafından haftalık 72 sefer yapıldı. Bu sene, Türk Hava Yolları sadece Tiflis’e haftalık uçak sefer sayısını 32’ye çıkartacak.” şeklinde konuştu.
Janjgava, Sarp Sınır Kapısı’ndan geçişlerde de rekor kırıldığına dikkati çekerek, “Geçen sene içerisinde Sarp kara gümrüğünden 6,3 milyon yolcu geçiş yaptı. Küresel ekonomik dinamikler ışığında, sürdürülebilir ekonomik büyüme için yatırım ortamının iyileştirilmesi elbette ki hayati öneme sahip. Gürcistan hükümeti şeffaf, öngörülebilir, elverişli ve istikrarlı yatırım ortamı oluşturmaya özel gayret gösteriyor. Bu bağlamda, Gürcistan’daki Türk yatırımları 200 milyon dolara ulaşmış olup ülkemizde faaliyet gösteren Türk şirket sayısı 2 bin 500 olmuştur.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin arabuluculuk rolü
Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye’nin arabulucu rolüne işaret eden Janjgava, Türkiye’yi hem bölgesel hem de genel anlamda “önde gelen devlet” olarak niteledi.
Janjgava, “Güçlü yönetimi ve ekonomisi ile Türkiye bölgesel barışa ve dünya barışına olumlu katkıda bulunmak için gereken çabayı gösteriyor. Biz, Gürcü tarafı olarak Türkiye’nin barışçıl tutumuna büyük önem veriyoruz. Gürcistan olarak, bölgedeki barışı ve istikrarı sağlamlaştıracak tüm girişimlerde etkili işbirliği sergilemeye hazır olduğumuzu buradan tekrar söylemek istiyorum.” dedi.
Türkiye’nin Kafkaslar’daki rolüne ilişkin değerlendirme yapan Janjgava, Türkiye’nin arabulucu rol üstlendiğinde, barışçıl müzakereleri destekleyen önemli aktör olduğunu gösterdiğini yineledi ve ülkesinin de tüm ülkelerin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyulması ilkesini savunduğunu aktardı.
Janjgava, “Bölgemizdeki ülkelerin refahı için el ele vermemiz gerektiğine inanıyoruz.” diyerek, Gürcistan’ın her zaman barışçıl sürecine katılmaya hazır olduğunun altını çizdi.
Gürcistan’ın “Barışçıl Komşuluk” girişimini başlatarak bölgede barış ve istikrarın desteklenmesi açısından önemli adımlar attığına dikkati çeken Janjgava, “(Girişim) Ermenistan ile Azerbaycan arasında müzakereler için platform haline geldi denilebilir. Bu tutumumuzu devam ettirmeye kararlıyız.” ifadesini kullandı.
Gürcistan’ın Güney Osetya ve Abhazya’daki politikalarını ve Avrupa-Atlantik hedeflerini Türkiye’nin desteklediğini dile getiren Janjgava, uluslararası platformlarda da bu kararlı tutumunu her daim gösteren Türkiye’ye teşekkürlerini sundu.
Janjgava, şöyle devam etti:
“Gürcistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin her yönde başarıyla gelişmesi bizleri ziyadesiyle mutlu ediyor. Bundan sonraki dönemlerde de ortak çabalarla siyasi ve ticari ilişkilerimiz başta olmak üzere, her alandaki işbirliğimizi daha da güçlendirmeye devam etmek konusunda kararlıyız. Ülkeler arası potansiyelin tam kapsamlı şekilde kullanılabilmesi yönünde ilgili kurumlarımız arasındaki gerekli çalışmalar yoğun olarak devam edecektir.”
]]>Opel’in 2024 yılına dair hedeflerinin ve öngörülerinin paylaşıldığı basın toplantısı, İstanbul’da gerçekleştirildi.
Yiğit Yantaç, toplantıda yaptığı konuşmada, Opel’in dünya çapındaki büyüme ivmesini 2023 yılında da sürdürdüğünü söyledi.
Türkiye’nin Opel pazarları arasında satış adedi açısından en büyük üçüncü ülke olduğunu dile getiren Yantaç, 2023’ün Opel için rekorlar yılı olduğunu ve 2024’ün de aynı devam edeceğine inandıklarını vurguladı.
Yantaç, elektrikli araç pazarında satış yaptıkları ilk yılda yüzde 5,7 pazar payı aldıklarını kaydederek, “Bu tam performans verdiğimiz bir yıl için, ilk yıl için gerçekten de güzel bir sonuç. Bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Toplam satış adedimiz 3 bin 745’e ulaştı. Niye bu çok önemli? Çünkü toplam binek satışlarımızın içerisinde yüzde 6,1’lik paya ulaştık ki model ve versiyon olarak çok daha sınırlı olan bir araç gamında bu payı elde etmek gerçekten başarı diyebiliriz.” İfadelerini kullandı.
“Elektrikli araçlarda 2024’te ilk 5’te yer almak istiyoruz”
Yiğit Yantaç, Türkiye otomotiv pazarında 2024 yılı beklentilerine ve Opel Türkiye’nin 2024 hedeflerine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2023’te aldığımız başarılı sonuçları 2024 yılında da üzerine koyarak devam ettirmek istiyoruz. Biz pazar beklentisi noktasında yine iyimser taraftayız. Tıpkı 2023’te olduğu gibi 2024 yılında da pazarı 1 milyon adet ve bir tık üzerinde bekliyoruz. Opel Türkiye olarak ise 70 bin civarında ve üzerinde bir satışımız olacak. Pazar payı olarak yüzde 7’nin üzerinde pazar payına erişmeyi planlıyoruz ve elektrikli araçlarda marka sıralaması olarak 2023’te 6’ncı kapatsak da 2024’te ilk 5’te yer almak istiyoruz.”
“Elektrikli araç pazar beklentilerimiz bu yıl için 100-120 bin adet civarında”
Opel Türkiye Genel Müdürü Yantaç, Türkiye’de elektrikli araç pazar beklentilerinin bu yıl için 100-120 bin adet civarında olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Opel olarak toplam satışımızın yüzde 15’lik kısmını da elektrikli araçtan gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Yani geçtiğimiz yılın aslında daha da üstüne koyarak neredeyse iki katı bir payı elektrikli araçlarda almak istiyoruz. Önemli bir nokta, elektrikli model sayımızı 7’ye çıkarmayı düşünüyoruz. Şu an 3 modelimiz mevcut. Bu da 2024 yılında 4 model daha getireceğimiz anlamına geliyor.”
“Opel Frontera Türkiye’de tanıtılacak”
Yiğit Yantaç, Opel’in Frontera modelinin global lansmanının 14 Mayıs’ta Türkiye’de yapılacak olmasının kendileri açısından çok önemli olduğunu söyledi.
Yantaç, “Sadece bizim için değil, Türkiye adına değil, globalde de dönüp baktığımızda Frontera modeli, Opel markası için 2024’teki en önemli gelişmelerden bir tanesi. Tabii Opel için bu kadar önemli iken globalde Türkiye’de global lansmanının yapılıyor olması da bizim için çok kıymetli. Sunumun başında ilettiğim gibi üç ana ülkeden, ana pazardan biri olarak seçilmiş olmamız tabii ki de burada yapılacak olan etkinliğin Türkiye’de olması adına bizim için önem teşkil etti.” diye konuştu.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bugün elde ettiğimiz başarının en önemli mesajı şudur: CHP artık başının üzerindeki görünmez yüzde 25’lik tavanı söz verdiğimiz gibi kırmıştır, tuzla buz etmiştir. TRT’nin bize yaptığı onca haksızlığa, adaletsizliğe karşın onlara bir sürprizimiz var, demiştim. Onlara sürprizim 1977’den beri ilk kez, TRT ekranlarında CHP’nin şu anda birinci parti olmasıdır. Bu seçimlerde, hiçbir siyasi partiyle ittifak kurulmadığı halde CHP’nin gücü ve seçmenin vicdanının sandıkta kurduğu Türkiye İttifakı, 2019 başarısını daha da büyütmüştür” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, memleketi Mansi’dan döndükten sonra parti genel merkezinde ilk açıklamayı yaptı. CHP lideri Özel, konuşmasına başlarken gözyaşlarını tutamadı. Özel’in konuşması şöyle:
“SEÇMEN, TÜRKİYE’DE YENİ BİR SİYASETİN KURULMASINA KARAR VERDİ”
“Bugün, 81 ilimizde sandık başına giderek oylarıyla demokrasimize sahip çıkan tüm vatandaşlarımıza parti tercihlerine bakmaksızın yürekten teşekkür ediyorum. 206 bin seçim sandığında, tüm partilerden görev alan sandık kurulu üyelerine, müşahitlerine, gönüllülere şükranlarımı sunuyorum. Adaylardan önce, aday adaylarımıza aday gösterilmedikleri halde partisini terk etmeyen adaya adaydan çok çalışarak destek veren, var gücüyle bu partinin bayrağı dalgalansın diye emek veren aday adaylarına, kazansınlar/kaybetsinler büyük bir mücadele veren tüm adaylarımıza ve aday olmak, ismi bilinmek, kampanya yapmak çok önemli ama bu örgütün isimsiz kahramanlarına, sabah erkenden kalkıp parti binasını açanlara, birazdan gelirler diye çayı koyanlara, direklere bayrak asanlara, broşür dağıtanlara, kapı çalanlara, bütün parti emekçilerine, baba evinin bekçilerine, çorbasını kaynatanlara, bacısı tütsün diye odun çekip ocağı taşıyanlara, CHP örgütüne teşekkür ediyorum. Bugün, seçmenlerimiz çok önemli bir karar verdiler. Seçim sonuçları göstermiştir ki bugün seçmen, Türkiye’de yeni bir siyasetin kurulmasına karar verdi. Bugün seçmen 22 yıllık Türkiye fotoğrafını değiştirmeye, ülkemizde yeni bir siyasi iklime kapı aralamaya karar verdi. Bugün seçmen, Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk seçimlerinde iktidarın orantısız gücünü yerelden dengelemeye karar verdi.
“TÜRKİYE İTTİFAKI, BU SEÇİMLERDE TARİHİ BİR SONUÇ ELDE EDİLMİŞTİR”
CHP ve milletimizle kurduğumuz Türkiye İttifakı, bu seçimlerde tarihi bir sonuç elde edilmiştir. Milletimiz sadece yerel yöneticilerin kim olacağına karar vermemiş, Ülkemizin ve belediyelerin nasıl yönetilmesi gerektiğine, nasıl yönetilmemesi gerektiğine dair de önemli bir karar ve mesaj vermiştir. Milletimiz ekmeğini küçütenlere, huzurunu bozanlara, demokrasiyi ezenlere, hukuk devletini çökertenlere açık bir mesaj vermiştir. Yok sayılanlar, bugün ülkeyi yönetenlere açık bir mesaj vermiştir. Bu mesaj benim okumamla, bizlerin okumasıyla şu şekildedir: Biz ülkemizin bir hukuk devleti olarak kalmasını, kaybedilen hukuk devleti vasfının geri gelmesini istiyoruz. Biz ülkemizde her türlü ayrımcılığa karşı çıkıyoruz. Biz bütün renklerimizle Türkiye Cumhuriyeti’yiz. Farklılıklarımız, zenginliğimizdir. ve 31 Mart öncesi yaşananlar ne kadar haksız, ne kadar adaletsiz, ne kadar ötekileştirici olursa olsun, biz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları olarak birlik ve beraberlik istiyoruz. Birileri öyle söylüyor diye, kimseyi milli; birileri öyle göstermeye çalışıyor diye kimseyi de gayri milli görmüyoruz. Biz, milletimizin verdiği bu mesajı bir kutsal emanet olarak alıyor ve tüm CHP’liler başımızın üzerine koyuyoruz. Ülkemizin gelecek yıllarda hakkı, hukuku, adaleti tanımayan siyasete bundan sonra geçit vermeyeceğini bugün gördük.
“İSTANBUL, ANKARA, MERSİN, ADANA VE ANTALYA BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ BUGÜNKÜ ZAFERİN BAŞ MİMARLARIDIR”
Bilinmesini isterim ki bu galibiyetin bir kaybedeni yoktur. Bizim başarımız kimsenin hezimeti olmayacaktır, kimsenin hezimeti değildir. Bugün hangi partiye oy vermiş olursa olsun, kimsenin kaybetmiş hissetmesini istemiyoruz. Halkımız iyi hizmeti ödüllendirmiş, kötü hizmeti ve kötü niyeti cezalandırmıştır. Burada örgütümüzden sonra bir özel teşekkürü CHP’nin 2019 yılında, AK Parti’den aldığı; İstanbul, Ankara, Mersin, Adana ve Antalya belediye başkanlarımıza özel olarak teşekkür etmek isterim. Olmazsa olmazdı. Onlar iyi kriz yönetiminin, merkezi yönetimin desteği olmasa da kösteği de olsa, hatta belediye meclis çoğunlukları olmasa bile mazeret üretmeden, iyi icraatın ve ‘CHP iyi belediyecilik yapar, CHP temiz ve dürüst yönetir’ algısının yerleşmesine yaptıkları katkıyla bugünkü zaferin baş mimarlarıdır. Ayrıca zaten elimizde olup geçen seçimde de kaybetmediğimiz belediye başkanlarımız, en zor günlerde sancağı ellerinde taşıdıkları için ve hiçbir zaman yere indirtmedikleri için ayrıca övgüyü ve takdiri hak ediyorlar. Bu belediye başkanlarımızın dışında, ‘Biz büyükşehirleri CHP’li belediyeler gibi yönetiriz’ iddiasını ortaya koyan, o cesareti ve o özgüveni gösteren bütün adaylarımıza, bütün il adaylarımıza, ilçe adaylarımıza belde belediye başkan adaylarımıza da ayrıca teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
“TRT’YE, ANADOLU AJANSI’NA RAĞMEN…”
Şehirlerimiz emin ellerin teslim edilmiş, halkımızın yaşam alanlarını bir beş yıl daha halk için yönetecek belediye başkanları seçilmiştir. Seçmenlerimizin partimizin yaşadığı değişimi onayladıklarını, desteklediklerini, yüreklendirdiklerini ve kendi şehirleri ve Türkiye için de istediklerini ifade etmek gerekiyor. Geçen Mayıs ayında yaşadığımız büyük üzüntüden sonra seçmenimizde ortaya çıkan büyük duygusal kopuşa, CHP’nin kurultayı ve o kurultayda genel başkanı ve yönetimi seçimle değişebilen bir partinin Türkiye’de var olduğunu gösteren başta Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na ve CHP’nin kimi desteklemiş olurlarsa olsun bütün delegelerine hepimiz çok şey borçluyuz. Bundan sonraki süreçte de bu seçimin kaybedeni olmadığı gibi bu seçim sonuçlarının seçimi kaybetmiş olmalarına rağmen iktidar partisine de önemli katkılar yapacağını, bir öz eleştiri imkanı sunacağını, dünyadaki Türkiye algısının burada kamu yayıncılığını terk eden TRT’ye rağmen, bir partinin ajansına dönüştürülmeye çalışılan Anadolu Ajansı’na rağmen bütün dünyaya Türkiye’de halen demokratik yollarla iktidarların değişebilme ihtimalini ortaya koyması açısından Türkiye’ye hatta Türkiye ekonomisine yapılan önemli bir katkıdır.
“SİLAHLI KUVVETLER PERSONELİNİN KULLANILMAYA ÇALIŞILMASINA KİM TALİMAT VERDİYSE…”
Seçimde bizim başarı elde etmiş olmamız, bu seçimin hakkaniyetli bir seçim olduğunu ispatlamaz. Zira Doğu ve Güneydoğu illerinde taşınan seçmenlerle bir yerel seçim sonucunu değiştirilmeye çalışılması, daha önce o seçmenlerin seçtiği belediyelere kayyum atanması kadar kötü bir girişimdir. Kesinlikle doğru bulmadığımızı, o şehirde hiç yaşamamış ve belki de o şehirde hiç yaşamayacak kişilerin orada oy kullanmaya zorlanmasının ve böyle bir demokrasi ayıbına alet edilmeye çalışılmasının bütün yükümlülüğü; partiyi devletin, devleti partinin sanan anlayışa aittir. Cep telefonlarımızda hepimizin onlarca, yüzlerce zorla orada oy kullanmaya yönlendirilen Silahlı Kuvvetler personelinin yakınmaları vardır. Silahlı Kuvvetler personeli, bireysel olarak bu ayıptan sorumlu değildirler. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal ve anayasal düzenlemelerle bir şehirde oy kullanmak için o şehirde yaşamak ve o şehirde yaşayacak olmanın teminat altına alınması zorunluluğunu da görüyoruz. ve Silahlı Kuvvetlerin bir kısım personelinin bu işe alet edilmesine, bu işte kullanılmaya çalışılmasına kim emir ve talimat verdiyse bu ülkenin toplumsal barışına çok büyük bir kötülük yapmıştır. Affedilir tarafı yoktur.
“CHP ARTIK TÜM DEMOKRATLARIN PARTİSİDİR”
Kampanya boyunca CHP olarak seçmenin gündemiyle kurduğumuz bağın emeklilerden, gençlerden ve toplumdan yok sayıldığını hisseden atanmayan öğretmenlerden staj mağdurlarına, sesini duyurmak isteyen toplumun tüm kesimlerine kadar kurulan bu ilişkinin karşılık gördüğünü hep birlikte müşahede ediyoruz. Bugün elde ettiğimiz başarının en önemli mesajı şudur: CHP artık başının üzerindeki görünmez yüzde 25’lik tavanı söz verdiğimiz gibi kırmıştır, tuzla buz etmiştir. TRT’nin bize yaptığı onca haksızlığa, adaletsizliğe karşın onlara bir sürprizimiz var, demiştim. Onlara sürprizim 1977’den beri ilk kez, TRT ekranlarında CHP’nin şu anda birinci parti olmasıdır. Bu seçimlerde, hiçbir siyasi partiyle ittifak kurulmadığı halde CHP’nin gücü ve seçmenin vicdanının sandıkta kurduğu Türkiye İttifakı, 2019 başarısını daha da büyütmüştür. Bu sonuçları bizleri rehavete sevk edecek bir galibiyet olarak asla değil, seçmenin bize açtığı biz kredi olarak gördüğümüzü ifade etmek isterim. Tüm seçmen gruplarından gelen Türkiye siyasetinin akışını esastan değiştiren bu desteğin partimize büyük bir sorumluluk yüklediğinin farkındayız. CHP artık tüm demokratların partisidir. CHP sosyal demokratların partisidir ama aynı zamanda; milliyetçi demokratların, muhafazakar demokratların, Kürt demokratların aynı anda, birlikte oy verebildikleri bir partidir. Bunu, ‘Bu seçmenleri CHP’li yaptık’ olarak okumuyoruz. Bu seçmenlerin bize verdikleri bir kredi, bize verdikleri bir görev olarak adlediyor, bu emaneti alıyor ve başımızın üstüne koyuyoruz. Yeni seçmen kitlelerimizle bundan sonra kurulan yakın teması sürdürecek, bizden beklentilerinin detaylarına kadar dinleyecek, detaylarına kadar ineceğiz.
“SİYASİ RAKİPLERİMİZİ DAHİ YILLARDIR YAPTIKLARI ALAYCI ZAFER KONUŞMALARINDAN MAHRUM TUTACAĞIZ”
Bu seçimlerde, ilk kez CHP’ye oy veren seçmenimiz emin olsunlar ki bu verdikleri destekten dolayı hiçbir zaman pişman olmayacaklar, hiçbir zaman mahcubiyet duymayacaklar. Bu sonuçlar bizi kibirlendirmeyecek. Bugüne kadar taşıdığımızdan daha büyük bir sorumluluk altında olduğumuzu hissettirecek. Asla böbürlenmeyeceğiz. Aldığımız yükü sorumlulukla taşıyacağız. Siyasi rakiplerimizi dahi daha önce, yıllardır yaptıkları alaycı zafer konuşmalarından mahrum tutacağız. Çünkü ben çocukken duyduğum bir hikayenin bütün siyaset hayatınmda bana rehber olmasını hep diledim, hep istedim, hep dikkat ettim. Beşiktaş maçı kazanmıştır. Soyunma odasında büyük kıyamet kopmaktadır. Kapı açıldığında Süleyman Seba’nın koşup onlara sarılacağını düşünen bütün oyuncular, o büyük futbol adamının tarihi dersini almak üzere orada olduklarını birazdan öğreneceklerdir. Süleyman Saba onlara şunu demiştir: ‘Siz kazandınız ama yan odada sizin sevinciniz kadar büyük bir üzüntüyü yaşayan rakiplerimiz var. Centilmenliğe bu sığmaz.’ Ben, bütün CHP’lilerden köylerde davul çalmaktan tutun havai fişek atmaya, gürültü yapmaya, gürültülü konvoylarla diğer partililerin, adaylarının evin önünden geçmesine, bugüne kadar bize ne yapıldıysa tamamını unutmalarını, sevinçlerini mümkün olan en sessiz şekilde yaşamalarını ve özellikle silahlardan, patlayıcılardan, havai fişeklerden uzak durmalarını partinin Genel Başkanı olarak, özel olarak rica ediyorum. Bu seçim, gelecekte kazanacağımız çok daha büyük zaferlerin bir ilk adımıdır. ve bugün bize bakanlar; kibirli değil tevazuyu, böbürlenmeyi değil başarıyı bölüşebilmenin erdemini hissetmelidirler. Demokrasi bunu gerektirir. Kötü örnekler, geçmişte bize yapılanlar, içimizdeki rövanş almaya ilişkin özlemi içimize gömüyoruz. ve gerçek demokratların hazmettikleri gibi, hazmetmeleri gerektikleri gibi bu başarıyı bize oy seçmenlerinizle de paylaşmak üzere sevincimizi içimizden ve mümkün olduğu kadar sessiz yaşıyoruz.
“BAVULLARI ZİHİNLERİNDE TOPLADILAR VE BİR GÜN GİDECEKLER’ DENEN GENÇLER, BİR SEÇİM DAHA BEKLEMEYE KARAR VERMİŞLER”
31 Mart seçimlerinin Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan herkes için olduğu gibi, tüm siyasi partiler açısından da bir milat olduğunu, seçim sonuçlarının CHP’li ve CHP belediyeciliğinin halkçı belediyecilik anlayışımızın benimsendiğini gösterdiğini, seçimlerin şehirlerimizi koruyan, güçlendiren, insanlarımıza güven ve huzur veren belediyecilik anlayışının kazandığını da buradan altını çizerek hatırlatmak isterim. Seçim sonuçları bir milattır çünkü seçim haritasının da gösterdiği üzere CHP, artık her bölgenin, her şehrin, her kesimin ve her vatandaşın partisidir. CHP artık Akdeniz ve Ege kıyılarında değil, Türkiye’nin her köşesinde vardır. Siyasi partilerle değil, Türkiye’nin demokratlarıyla büyük bir birlikteliği kuran Türkiye İttifakı kazanmıştır. Hak arayanlar ve yok sayılanlar kazanmıştır. Yok sayılan ve çağrımızla her geçen gün daha kalabalıklaşarak miting meydanlarına koşan emekliler kazanmıştır. Hayalleri kırılan gençler yeni bir umuda tutunarak sandığa koşmuşlardır. Atanmayan öğretmenler, staj ve çıraklık mağdurları, emeklilikte adalet isteyenler kazanmıştır. Sorunlarıyla boğuşan üreticiler, çiftçiler, hayvancılar, arıcılar, balıkçılar kazanmıştır. Beyaz, mavi, gri yakalı emeği sömürülen emekçiler kazanmıştır. ve onları yok sayanlar ve ‘Her ne olursa olsun bizi iktidardan bunlar uzaklaştıramazlar’ diyenler kaybetmiştir. Türkiyeyi, ‘biz ve onlar’ diye bölmeye çalışanlar kaybetmiştir. ‘Biz bölünmeyiz, bir ve bütünüz. Ötekinin hakkını kendiminki kadar çok savunurum’ diyenler kazanmıştır. Bunu en çok da yüzde 80’e varan desteğiyle kendi hakkı kadar diğerinin hakkını savunmayı bilen gençler kazanmıştır. ‘Onlar bu ülkeden ümidi kestiler, bavulları zihinlerinde topladılar ve bir gün gidecekler’ denen gençler, bir seçim daha beklemeye karar vermişler.
“YENİ BAŞLIYORUZ”
Biz gücümüzü milletimizden aldık, şimdi milletimize güç verme zamanıdır. Milletin bize yüklediği sorumluluğun gereği olarak yarından itibaren Türkiye’de büyük bir mücadele başlatacağız. Bu hükümete itiraz eden kim varsa onların hakkını aramak için durmadan, yorulmadan mücadele edeceğiz. Hakkını arayanların yanında, arkasında değil; gerektiğinde önlerinde yürüyeceğiz. Bugün elde ettiğimiz başarıyla genel seçimlere giden yolda elbette daha güçlüyüz. Artık az değiliz, daha çoğuz. Yarın daha da çok olacağız. Bugün yerelde kurduğumuz iktidarı, yeni seçimlerde daha da büyüteceğiz. Bugün hep birlikte kazandık. Ülkemizin geleceğini hep birlikte kuracağız. Bundan önce sorulduğunda hep şöyle söylemiştim: Bir siyasi partinin ve bir genel başkanın kendisinden önceki genel başkanlara göstereceği vefa onların partisini iktidar yapmakla olur. Onların partisini birinci parti yapmakla olur.’ Yeni başlıyoruz. Biraz önce genel merkezimizdeki hemen bütün çalışanları katlarında ziyaret ettim. Onlara teker teker teşekkür ettim. Bir kez daha sizlerin huzurunda partimizin emekçilerine, örgütümüzle birlikte teşekkür ediyorum.
“CUMHURİYET TARİHİNDE İLK KEZ; MANİSA, AFYONKARAHİSAR, KIRIKKALE, KİLİS, KÜTAHYA, UŞAK VE ZONGULDAK’I KAZANDIK”
Şu anda bizdeki verilere ve tüm kaynaklardan desteklenen verilere göre; Adana, Ankara, Antalya Aydın, Eskişehir, Mersin, Muğla, Tekirdağ, İzmir ve İstanbul’u yeniden kazandık. Balıkesir, Bursa, Manisa ve Denizli’nin büyükşehir belediyelerini kazandık ve ilçe belediyelerinde çok önemli başarılar elde ettik. 1989’dan sonra ilk kez Adıyaman’ı, Cumhuriyet tarihinde ilk kez Manisa gibi Afyonkarahisar’ı, 1977’den beri Amasyayı, Bartın’ı, Giresun’u, Kastamonu’yu; Cumhuriyet tarihinde ilk kez Kırıkkale’yi, Kilis’i, Kütahya’yı, Uşak’ı ve Zonguldak’ı kazandık. Ardahan’ı, Artvin’i, Bilecik’i, Bolu’yu, Burdur’u, Çanakkale’yi, Edirne’yi, Kırşehir’i, Sinop’u ve Yalova’yı kazandık. Kırklareli, Hatay ve Çorum’da başa baş bir yarış devam ediyor. Dikkatle takip ediyoruz. Bu illerimizde sayımın uzama ihtimaline karşı o illere yönelik milletvekili görevlendirmelerimiz olacak. Ordu merkez ilçe Altınordu’yu, Trabzon Ortahisar’ı ve Samsun Atakum Belediyesi’ni kazanarak Karadeniz’deki merkez ilçelerde çok önemli başarılar elde ettik. İstanbul’da, elimizdeki 14 belediyenin tamamını korurken şu ana kadar buna 12 belediye ilave ettik. İl başkanımızı taahhüdü olan iki ilçe için yarış kıyasıya devam ediyor. İki ya da dört ilçeyi daha kazanmamız olası. Buradan sandık görevlilerimize, belediye meclis sonuçlarının çok önemli olduğunu, bunun için ıslak imzalı tutanaklar konusunda hassasiyetlerini sürdürmelerini istiyorum.
“BU GECE HER GELEN HABER BİR ÖNCEKİNDEN İYİ OLACAK”
Bugün sabah 08.30’da, tüm Türkiye’deki sandıklarımızdan yüzde 98 buçuk oranında kalktılar, gittiler, görev yerlerine oturdular. Oturmayanın yerine yedeği oturdu. ‘Sandıklar güvende’ bilgisini veren CHP’de bu seçimi yöneten, seçim ve hukuk işleri, genel sekreterlik ve bilgi teknolojileri başta olmak üzere örgütlerden sorumlu, yerel yönetimlerden sorumlu, bilgi iletişimden sorumlu olan tüm arkadaşlarımıza kampanyayı tüm Türkiye’de başarıyla ve bütün zorluklara rağmen yürüten sayman arkadaşımıza ve geniş ekibine yürekten teşekkür ediyorum. Biz geceyi takip ediyor olacağız. Taşkınlık yapmadan, kimseyi üzmeden, bu geceye leke getirebilecek bir üzüntü yaşamadan bu geceyi tamamlamak istiyoruz. ‘Her geçen anket bir öncekinden iyi geldi’ demiştim. Her gittiğimiz meydan bir öncekinden iyiydi. Bu gece de her gelen haber bir öncekinden iyi olacak.”
]]>Adana’nın merkez Seyhan ilçesindeki Namık Kemal Mahallesi’nde 5 yıl okuduğu Lütfiye Kısacak İlkokulu’na gelen Çelik, önce seçmenler ve sandık görevlileriyle tokalaştı. Okuldaki 1072 nolu sandıkta oyunu kullanan Ömer Çelik, çıkışta gazetecilere açıklama yaptı.
“Bütün siyasetçilerin sicil amiri aziz milletimizdir”
Çelik, “Bu seçim milletimize hayırlı olsun. Bir kere daha demokrasimizin gücünü göstereceğimiz yüksek katılımlı olmasını umduğumuz bir seçime gidiyoruz. Türkiye etrafındaki bütün istikrarsızlıklara rağmen, dünyadaki bütün problemlere rağmen, demokrasinin gücünü koruyan, istikrarını koruyan bir ülke olarak sandık yoluyla hem genel yönetimi, hem yerel yönetimleri belirleme kabiliyetine yüksek bir şekilde sahip. Yine bu seçim boyunca da ufak tefek meseleler haricinde yüksek bir güvenlik içerisinde bütün demokratik usullere uygun olarak bütün siyasi partilerin kampanyalarını rahatça yaptığı demokratik bir biçimde kendisini ifade ettiği bir kampanya dönemi geçirdik. Tabi bütün siyasi partiler giderler, bütün adaylar giderler millete görüşlerini arz ederler. Milletin taleplerine uygun olarak bir siyasi temsil üretme konusundaki kabiliyetlerini sergilerler ama sonuç olarak kararda, sözde milletimizindir. Bütün siyaset kurumunun ve bütün siyasetçilerin sicil amiri aziz milletimizdir” ifadelerini kullandı.
“Büyük bir demokrasi şöleni var”
Sandık yoluyla yönetimi seçmenin Türkiye’nin en büyük gücü olduğunu vurgulayan Ömer Çelik, daha sonra şunları söyledi:
“Bugün bir kere daha demokrasimizi ayakta tutan, siyasete güç veren milletimizin iradesi sandık başına gidiyor. Sandık yoluyla bu yönetimleri seçmek hem genelde hem yerelde Türkiye’nin en büyük gücüdür. En büyük kapasitesidir. Bunu titizlikle korumaya devam ediyoruz. Bir kere daha gördük ki demokrasimiz son derece güçlüdür. Şimdi de huzur içerisinde oy kullanmaya devam ediyoruz. İnşallah herhangi bir sıkıntı olmadan bu süreçte tamamlanacak. Tabi sandıkların başında bekleyen bütün arkadaşlarımıza, görev yapanlara şükranlarımızı sunuyoruz. Bütün siyasi partilerden vatandaşlarımız milli iradeye sahip çıkıyorlar. Sokaklarda görüldüğü gibi büyük bir demokrasi şöleni var. Bu demokrasi şöleninin bu şekilde kutlanması siyasi geleneğimizin ve siyasi gücümüzün bir göstergesi. Bütün vatandaşlarımızın oy kullanarak demokrasimize güç vermesi ve bunu dünyaya göstermesi son derece kıymetli.”
“Türkiye’de kaybeden kimse yoktur”
Seçimlerdeki rakiplerin birbirleriyle hasım olmaması gerektiğini aktaran Çelik, “Seçim bir rekabet dönemi ama hep şunu aklımızda tutalım. Rakip olabiliriz ama hasım değiliz. O sebeple herkesin şiddet olaylarından, birbirini incitici davranışlardan uzak durması gerekir. Herkes kendi adayının kazanmasını istiyor. Sonuç olarak yarın uyandığımızda biz her zaman kazandıktan sonra şunu söyleriz. Türkiye’de kaybeden kimse yoktur. Biz yine aynı şuurla, aynı bilinçle şimdiye kadar olduğu gibi bu seçime de bu şekilde bakıyoruz” dedi. – ADANA
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, eşi Sevgi Kurtulmuş ile oylarını kullanmak için Fatih Gelenbevi Anadolu Lisesi’ne geldi. Okul bahçesinde kendisini karşılayan vatandaşları selamlayan Kurtulmuş, daha sonra “1245” numaralı sandığın bulunduğu sınıfa geldi. Sandık görevlileriyle tokalaşan Kurtulmuş, daha sonra kabine geçerek oyunu kullandı. Seçimlerin hayırlı olmasını dileyen Kurtulmuş, sandık görevlilerine de başarılar diledi.
“Seçimin bu ana kadar geldiğimiz süreç içesinde büyük bir olgunlukla geçmiş olmasından memnuniyet duyuyoruz”
Seçim kampanyası sürecinin olgunluk içinde geçtiğini söyleyen TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Bugün Türkiye sandık başına gidiyor. Seçim kampanyası gerçekten fevkalade demokratik olgunluk içerisinde şölen havasında geçti. Türkiye’nin her yerinde mitingler, toplantılar, bütün adaylar, siyasi partiler görüşlerini dile getirdiler. Bu bir yerel seçim olduğu için adaylar, kendi ilçelerine yapacakları hizmetleri, seçmenleri ile paylaştılar. Bugün öz sırası seçmende. Sandıkta oy kullanacak olan 65 milyonu aşkın vatandaşımız, Türkiye’nin her yerinde sandığa giderek bugün oylarını kullanacaklar. Ülkemize ve milletimize 5 yıl boyunca yönetecek olan yerel yöneticileri seçeceğiz. Seçimin bu ana kadar geldiğimiz süreç içesinde büyük bir olgunlukla geçmiş olması da memnuniyet duyuyoruz” dedi.
“Her seçimden sonra dünyaya söylediğimiz gibi dünyada güçlü bir yapabilen ve güzel bir sonuçla yapabilen önemli ülkelerden birisiyiz”
Türkiye’nin her seçimi güzel bir ortamda geçirdiğini söyleyen Başkan Kurtulmuş, “Ümit ediyorum ki bugünde Türkiye’nin her yerinde büyük bir güvenlik içerisinde, olgunluk içerisinde olaysız bir şekilde seçimler tamamlanır. Her seçimden sonra dünyaya söylediğimiz gibi dünyada güçlü bir yapabilen ve güzel bir sonuçla yapabilen önemli ülkelerden birisiyiz. Türkiye bu yerel seçimi de geride bırakır. Seçimin sonuçlarının şimdiden hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Seçilecek bütün yerel yöneticilere, belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine, il genel meclisi olan illerde il genel meclisi üyelerine ve mahalle muhtarlarımıza başarılar diliyorum” şeklinde konuştu.
“Türkiye bu seçimi de geride bıraktıktan sonra Türkiye Yüzyılı hedeflerine çok hızlı bir şekilde çok daha güçlü bir şekilde yürüyecektir”
Türkiye Yüzyılı hedeflerine doğru yüründüğünü söyleyen TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Önümüzdeki 5 yıl içerisinde vatana ve millete en güzel şekilde hizmet edebilecek bir hizmet dönemi diliyorum. Seçimler hayırlı olsun. Seçimlerin sonucu Türkiye’nin geldiği demokratik olgunluğu göstermesi açısından da inşallah hayırlı olacaktır. Türkiye bu seçimi de geride bıraktıktan sonra Türkiye Yüzyılı hedeflerine çok hızlı bir şekilde çok daha güçlü bir şekilde yürüyecektir. Özellikle dünyadaki gelişmeler ve bölgemizdeki gelişmeler, bu coğrafyada Türkiye’nin çok güçlü bir şekilde ayaklarının yere sağlam basması gerektiğini gösteriyor. Bu seçimler, bizim için bu anlamda bir göstergedir. İçeride birliği ve dirliği sağlayacak beraberlik, bütünlük içerisinde milli hedeflerimize odaklanarak yolumuza devam edeceğiz. Hayırlı uğurlu olsun. Bütün seçilecek arkadaşları tebrik ediyorum. Buradayım İstanbul’dayım. Seçimi İstanbul’dan takip edeceğiz. Yarın Ankara’ya geçeceğiz” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un seçimi İstanbul’da takip edeceği, yarın da Ankara’ya geçeceği öğrenildi. – İSTANBUL
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel eşi Didem ve kızı İpek Özel ile birlikte memleketi Manisa’da Yunusemre ilçesi 23 Nisan Ulusal Egemenlik İlkokulu 1174 Nolu sandıkta kullandı. Oyunu kullanacağı okula vatandaşların alkışları altında giren Özel ve ailesi oy kullanacakları sandıkta sıralarını bekledikten sonra sırasıyla oylarını kullandı.
“Taşkınlıklardan uzak durmalıyız”
Oy kullanma işleminin ardından okul bahçesinde basın mensuplarının karşısına geçen CHP Lideri Özel, “İyi bir pazar diliyorum. Siz bugün çalışıyorsunuz. Vatandaşlarımız da ülkenin beş yıllık geleceğindeki yerel yöneticilerini seçmek için sandık başındalar. Öncelikle bu demokrasi şölenine katkı veren herkese teşekkür ediyoruz. Türkiye’deki başta muhtar adayları olmak üzere hangi siyasi partiden olursa olsun yönetim noktasında iddia koyan, aday olan ve seçmenden oy isteyen herkese başarılar diliyoruz. Seçim geçmiş süreçlerde elbette siyasi tartışmalar oldu. Şikayet ettiğimiz haksızlıklar oldu. Ancak çok büyük aksilikler olmadan, çok büyük kaza olmadan, çok üzücü olaylar olmadan bugüne kadar geldik. Dün Bursa’da yaşanan bir olayda hayatını kaybeden bir vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yüksek Seçim Kurulunu takip ediyoruz. Başkanın ifadesiyle şu ana kadar Türkiye’de seçimin sorunsuz ilerlediği söyleniyor. Seçimlerde tansiyon yükselebilir. İstenmeyen olaylara gebe birtakım durumlar ortaya çıkabilir. Herkese bugün sakinliğini koruması, itidalli davranmaları, seçimin huzur ve güven içinde gerçekleşmesini temenni ediyorum. Sandıklar açıldığı andan sonuçlar ilan edilene kadar süreçte özellikle kazanma sevinciyle kutlamalarla ilgili noktada tüm vatandaşlarımızı en önce silahlardan uzak durmaya davet ediyoruz. Olmadık bir sevinç gösterisindeki kullanılan bir kurşun bir hayatın kaybedilmesine bir evladımızın kaybedilmesine sebebiyet verebiliyor. Silahlardan uzak durmayı öneriyorum. Yine partimize mensup veya bize oy atıp sonuçlardan memnun olacak kişiler olacaktır, elbette sevinç gösterileri olacaktır. Taşkınlıktan uzak durmayı ve bu seçimin kaybedeninin olmadığını hatırlatmak isterim. Sevinç gösterileri sırasında başkalarını üzmek, rencide etmek Türkiye’nin birliğine, beraberliğine zarar verir. Biz bugün belki sandıkta 20 milyon kişiyiz. 30 milyon kişiyiz. Ama yarın Türkiye’de hep beraber 84 milyon kişiyiz. Yarın yüz yüze bakacağız. Siyasiler de böyle yapacak. Vatandaş da böyle yapacak. Seçim geride kalacak. Hep birlikte önümüze bakacağız” dedi.
“Oy namustur, karar milletin”
Açıklamasının devamında oy kullanılana kadar vatandaşın, kullanıldıktan sonra da partilerin namusu olduğuna dikkat çeken Özel açıklamasını şöyle tamamladı: “Biz bir tanesi yanımda olmak üzere, Türkiye’de her birinin Türkiye üstlendikleri görevi dört dörtlük yapacaklarına inandığım adaylarla halkımızın karşısındaydık. Dilimiz döndüğünce kampanyamızı yaptık. Ama bundan sonra karar milletin ve hepimiz bu karara saygılı olacağız. Bundan sonraki süreçle ilgili de dikkatle takip ediyoruz. Özellikle biraz önce gencecik okul sorumlularımız, kat sorumlularımız, sandık sorumlularımızla merhabalaştık. Bu sabah saat 08.30 itibariyle partimden yapılan raporlamada Türkiye genelinde yüzde 98,5 oranında birinci sandık görevlilerinin gelip yerlerine oturduklarını, ortaya çıkan boşlukların hastalık çeşitli aksiliklerden dolayı yedek arkadaşlarımızla doldurduk ve şu anda adayımızın olduğu hiçbir yerde eksik sandık görevlimizin olmadığını öğrenmiş durumdayım. Bu benim adıma çok önemli bir veridir. Bunun tüm siyasi partiler açısından da olmasını ümit ederiz. Çünkü oy sandığa atılana kadar vatandaşın namusudur. Atıldıktan sonra hangi partiye atıldıysa o partinin namusudur. O şekilde oylar korunacak. Bundan sonraki süreçte hep birlikte başarılı olacağımızı düşünüyorum. Bugün aramızda Ankara’dan İstanbul’dan çok sayıda Misafir var. İlk kez genel başkan sıfatıyla oy kullanıyorum. Manisa yerel basınına 2009 yerel seçimlerinde kullandığım oydan beri bizi takip eden çok kıymetli arkadaşlara teşekkür ederim. O günden 15 yıl sonra bugün bu sefer genel başkan olarak oy kullandık. Ulusal basının çok değerli emekçileriyle birlikte buradayız hep beraberiz. İlerleyen süreçte çok güzel bir ülkede, çok güzel bir Manisa’da hep birlikte yaşamayı, sizleri misafir etmeyi ümit ediyoruz. Bir kez daha bugün bize eşlik eden herkese çok teşekkür ediyorum. Sonuçlar hayırlı uğurlu olsun.” – MANİSA
]]>Sağlam, Iğdır’da Zübeyde Hanım Bulvarı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, her şeyin başının huzur olduğunu söyledi.
Türkiye’de huzuru ve güvenliği temin etmek için her türlü çalışmayı yaptıklarını belirten Sağlam, “Geldiğimiz ilk günden beri terörle ilgili mücadeleye amansız bir şekilde devam ediyoruz ve kararlılıkla devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın talimat olarak belirttiği gibi son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar mücadele devam edecek. Kahraman polisimiz ve askerimiz bu mücadeleye devam edecekler.” dedi.
Sağlam, Bakanlık olarak şehir eşkıyalarına karşı da mücadele ettiklerini dile getirerek, “Suç örgütlerine yönelik mücadelemizi kararlı bir şekilde devam ettiriyoruz. Türkiye genelinde operasyonlarımız devam ediyor, bundan sonra da devam edecektir. Hiç kimse vatandaşın alın teriyle kazandığı paraya çökemeyecek, hiç kimse devletten büyük değildir. Biz devletin gücünü bunlara bir kez daha göstereceğiz. Türkiye’nin ve Iğdır’ın en büyük sorunlarından biri de uyuşturucudur. Zehir tacirleriyle de mücadelemizi yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Zengezur Koridoru’nun Iğdır için tarihi bir fırsat olduğunu vurgulayan Sağlam, şunları kaydetti:
“Bu koridor açıldığında Iğdır, bırakın Türkiye’yi dünyanın bildiği bir şehir haline gelecek. Bir yandan ihracat, bir yandan transit geçişler, zaten toprakları bereketli burası doğunun Çukurova’sı. Ben de önce garipsedim fakat gerçekten toprak yapısıyla, insanıyla gerçekten Çukurova’ya benziyor. Bütün bunlar yapılır zor değil, fakat bütün bunların yapılabilmesi için kentte büyük bir uyum ve huzur gerekiyor. Kimlik siyaseti yapanlar bir tarafa diğeri bir tarafa çekecek ve Ankara’ya geldiğinde muhatap bile bulmayacaklardır. Bunun için bu fırsatı iyi değerlendirmemiz lazım, daha doğrusu Iğdırlı’nın iyi değerlendirmesi lazım.”
AK Parti Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz de iyi ki Iğdırlı olduğunu ve vatandaşlarla bir araya gelmekten dolayı mutlu olduğunu aktararak, “Hainler niye çoğaldı biliyor musunuz? Umutla doğrulduk, anladılar bu şehrin geleceğinde umutla dolu, yıkmaya çalışacaklar ama yıkamayacaklar. Benim için kimlik yoktur, biz bizi yaratan Allah’a güveniyoruz. Türk’üz, Kürt’üz, Terekeme’yiz. Basit insanlar kimlik siyasetine sığınır, hizmet üretmeyi bilmeyen, hizmetle işi olamayan tek bir işi olur, bir yerden beslenmeye çalışacak, bu şehirden beslenemeyeceksiniz, doğrular beslenecek, hizmet odaklı çalışanlar beslenecektir.” diye konuştu.
AK Parti Iğdır Belediye Başkanı Adayı Ülkü Öcal da kentteki her evin kapısını çalıp vatandaşların gönüllerine dokunmaya çalıştıklarını anlattı.
Amacının Iğdır’a hizmet etmek olduğuna dikkati çeken Öcal, şunları kaydetti:
“Kimileri sizlerin huzurunda hiçbir projemiz yok diyor, ey şehrimizin güzel insanı gerçekten siz buna mı layıksınız. Sizin oyunuzu çantada keklik görenler proje bile üretmeye tenezzül etmiyorlar. Ben hizmet adamı olarak sizlere projelerle geliyorum. Yapacağımız projelerin 33 kalem başlıkla lansmanımızı yaptık, tanıtımımızı yaptık. Çünkü, bizim derdimiz Iğdır ve Iğdırlı. Çünkü biz Türkiye Yüzyılı’nda Iğdır olarak yarışmak zorundayız.”
]]>Altun, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’ne ilişkin değerlendirmelerini içeren bir makale kaleme aldı.
Altun’un makalesi İtalya’nın İl Messaggero gazetesi, Yunanistan’ın Kathimerini gazetesi, ABD’nin Harlem Times haber portalı, Rusya İnterfax ajansı, Fransız Musulmans en France haber portalı, Çin’in Sina ve Sohu internet portalları, İsviçre’de Türk diasporasına ait Post Gazetesi, Malezya’nın Astro Avani haber portalı, Bosna Hersek, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, KKTC’nin önde gelen gazete ve haber portallarında olmak üzere 14 ülkede 50’den fazla mecrada yayımlandı.
Seçimlere katılım oranı
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, makalesinde, adil, şeffaf ve düzenli yapılan seçimlerim modern demokrasilerin en temel unsuru olduğunu belirtti.
Demokrasilerin asgari şartının yönetenlerin yetki ve otoritelerini seçmenlerden yani yönetilenlerden alması olduğunu ifade eden Altun, düzenli yapılan seçimlerle bu yetkilerin yenilendiğini kaydetti.
Seçimler vasıtasıyla, yönetilenlerin, yönetenlerin politikalarını ve performanslarını oyladığını, olumlu ya da olumsuz anlamda yönetenleri değerlendirdiğini aktaran Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“1946 yılında çok partili hayata geçilmesinden bu yana Türkiye düzenli, adil ve şeffaf seçimlerin yapıldığı ülkelerin başında gelmektedir. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gibi ihdas edilen kurumlar vasıtasıyla Türkiye’deki seçimler bağımsız yargıçlar nezaretinde yapılmaktadır. Bu yüzden de seçim güvenliğinin sağlanması, vatandaşların sandığa duyduğu güven noktasında Türkiye gelişkin bir siyasal kültüre sahiptir. Türkiye’deki seçim ve sandıklara olan güveninin tecellisini seçimlere katılım oranlarında görmek mümkündür. Seçimlere katılım oranı itibarıyla Türkiye, 14 Mayıs 2023’te yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleriyle Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri arasında seçime katılımın en yüksek gerçekleştiği 3. ülke olmuştur. YSK verilerine göre, 14 Mayıs’taki seçimlerde yurt içinde katılım oranı yüzde 88,92, Cumhurbaşkanlığı seçimleri için ikinci turun yapıldığı 28 Mayıs’taki seçimlerde de 85,72 olarak gerçekleşmiştir. OECD ile Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsünün (IDEA) verilerine göre, Türkiye, 14 Mayıs’ta yurt içi seçimlere katılım oranıyla ABD, Fransa, Almanya, İngiltere gibi birçok Batılı OECD üyesini geride bırakmıştır. Bu verilerin bir diğer çarpıcı tarafı ise Türkiye’deki seçime katılım oranının seçimlere katılımın yüzde 80’lerde seyrettiği İsveç, Danimarka, Yeni Zelanda, İzlanda, Hollanda ve Norveç gibi ülkelerden bile yüksek olmasıdır.”
“Türkiye bölgede önde gelen demokratik olgunluğa sahip ülkelerden biri”
Fahrettin Altun, Türkiye’nin 31 Mart Pazar günü Mahalli İdareler Genel Seçimleri için tekrar sandık başına gideceğini anımsattı.
Türkiye’nin demokratik değerlere bağlılığı ve yerel yönetimlere dair yenilikçi vizyonunu öne çıkaran, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ulusal ve uluslararası alanda büyük bir önem teşkil ettiğini anlatan Altun, “Aynı zamanda bu seçim sürecinde güvenli ve adil şartlarda yapılan kampanyalar, yerel yönetimlere gösterilen ehemmiyet açısından Türkiye’nin bölgede önde gelen demokratik olgunluğa sahip ülkelerden biri olduğunun nişanesidir.” değerlendirmesini yaptı.
Altun, halkın ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasında birincil muhataplar olan yerel yönetimlerin çağın şartlarına uygun bir vizyon ve perspektife sahip olmasını çok önemsediklerini belirterek, şöyle devam etti:
“Bu sürecin halkın demokratik katılımı ile yerel yönetimlerle olan iletişiminin güçlenmesinde etkili bir rol oynadığı kaçınılmaz bir gerçektir. Yıllardır sahip olduğumuz yenilikçi belediyecilik anlayışını farklı kılan, teknoloji ve sürdürülebilir kalkınma projeleriyle halkın yaşam kalitesini yükseltmeyi, şeffaflığı, her koşulda hesap verebilirliği ve en önemlisi de vatandaş odaklı yönetimlerin inşasını hedefliyor olmasıdır. Bu vizyonun ilk adımı ve somut bir örneği olan 1994 yerel seçimleriyle İstanbul Büyükşehir Belediyesini yönetme görevini üstlenen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, Türkiye belediyecilik alanında halkın yaşam kalitesinin artmasına yönelik önemli adımlar atmıştır. 30 yıl önce Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu hizmet siyasetini ve vizyonunu sürdürmek belediyelerimizin temel politik tasavvurunu teşkil etmektedir. Bu nedenle, önümüzdeki yerel seçim ile benzer bir vizyonu ve hizmet anlayışını sürdürmenin ulusal ve uluslararası alanda demokratik değerlerimizi ve toplumsal bütünlüğümüzü daha da güçlendireceği inancındayız.”
“Seçimlerden sonra 4 yıl içinde yeni bir seçim yapılmayacak”
İletişim Başkanı Altun, 31 Mart 2024 yerel seçimlerini Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olarak gördüklerini bildirdi.
Bu seçimin aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel liderlik vizyonunun güçlenmesinin bir diğer adımı olduğunu düşündüğünü ve evrensel açıdan Türkiye’nin demokratik olgunluğunu ve toplumsal katılımını artıran önemli bir faaliyet olarak kabul ettiklerini dile getiren Altun, şunları kaydetti:
“Bundan önceki tüm seçimler gibi bu seçimler de Türk halkının demokratik süreçlere katılımını daha etkin bir şekilde sağlayacak, böylece demokrasimizin güçlenmesine katkı sunacaktır. 31 Mart seçimlerinin bir diğer önemli tarafı da bu seçimlerden sonra 4 yıl içinde yeni bir seçimin yapılmayacak olmasıdır. Bu 4 yıl içerisinde Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlatmış olduğu kalkınma atılımlarına hız kesmeden devam edecektir. Son yıllarda iletişimden diplomasiye, ekonomik kalkınmadan altyapı yatırımlarına kadar her alanda yapılan hizmetler devam ettirilecektir. Ayrıca Türkiye Yüzyılı’na yeni ve sivil bir anayasayla girme amacı da gelecek 4 yılın en önemli ülküsü ve gündemi olacaktır. Bu vizyon çerçevesinde Türkiye, demokratik standartlarını yükseltmiş, gelir ve refah düzeyini artırmış, bölgesel ve küresel bir aktör olarak Türkiye Yüzyılını inşa etmenin çabası içerisinde olacaktır. Batılı müttefiklerimizle ortak çıkarlarımızı geliştirmek, yeni ve stratejik işbirliklerini artırmak bu dönemdeki önceliklerimiz olmaya devam edecektir. PKK, FETÖ, DAEŞ gibi terör örgütleriyle mücadele başta olmak üzere Türkiye’nin politik hassasiyetlerinin gözetilmesi müttefiklik hukukunun bir gereği olarak en temel beklentimizdir. 31 Mart seçimleriyle Türkiye hem demokratik kültürüne başarıyla gerçekleştirdiği yeni bir seçim ekleyecek hem de İstanbul ve Ankara gibi şehirler başta olmak üzere tüm vilayetlerini Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacaktır.”
Ulusal kalkınma, 6 Şubat depremindeki şehirlerin ihyası ve inşası, İstanbul gibi deprem riski yüksek şehirlerin dirençli kentlere dönüştürülmesinin seçim sonrasındaki en önemli vizyonları olacağını aktaran Altun, şu ifadeleri kullandı:
“Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye demokratik usuller çerçevesinde seçimlerini yapacak, iktidarı ve muhalefetiyle sandıktan çıkan sonuçlara itibar edecek ve en önemlisi uluslararası arenada istikrarlaştırıcı bir güç olarak Türkiye Yüzyılı inşasına devam edecektir. Bu yüzden 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nin iç ve dış dinamikleri itibarıyla Türkiye’nin gelecekteki on yıllarını etkilemeye matuf bir seçim olduğunu söylemek mümkündür.”
]]>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart yerel seçimlerine saatler kala İzmir’e geldi. Balçova’da otobüsle vatandaşları selamlayan Özel, ardından CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay ve CHP Balçova Belediye Başkan Adayı Onur Yiğit ile birlikte Balçova Belediyesi önünde basın açıklaması düzenledi. Buradaki konuşmasında özellikle gençleri sandığa davet eden Özel, “Yarın 61 milyon seçmen Türkiye’de sandık başına gidecek. İki önemli karar verecek. Bunlardan birincisi seçmen, yerel yöneticilerine karar verecek. Geçen seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi bir büyük ittifakla çok sayıda belediyeyi kazanmıştı. 5 yıl boyunca arkadaşlarımız hizmet ettiler. Yarın sandıklar açıldığında iki şey belli olacak. Bir israf yerine hizmet yapan halkçı belediyeciliğin halktan gördüğü teveccühü sandık sonuçlarında görmek isteriz. İkincisi de genel seçimlerde montaj kasetlerle, videolarla, korkuları yöneterek, ‘eğer biz gelmezsek felaket olur’ diyerek çok küçük bir farkla devletin televizyonunu, ajanslarını kendisine alet ederek seçimi kazananlar, 10 aydır Türkiye’ye kan kusturuyorlar” diye konuştu.
Gençlere çağrı
Genç seçmenlere de çağrıda bulunan Özel, şunları kaydetti: “Genç seçmenlerimiz maalesef özgürlükleri kısıtlayan, hayat biçimlerine karışan, üniversitelerine kayyum atayan, konserleri yasaklanan, festivalleri yasaklanan ve her geçen gün istedikleri gibi değil, istemedikleri bir ülkeye zorlanan gençlerimiz bu iktidara tepkilerini yarın sandık başında gösterecekler. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendilerine emanet ettiği cumhuriyete sahip çıkmak isteyen gençleri yarın istisnasız, firesiz sandık başına bekliyoruz. Demokrasi özgürlük demektir. Özgürlüğü isteyen demokrasiye sahip çıkmalıdır. Demokrasiye sahip çıkmak sandığa gitmekle olur. Tüm gençleri siyasi görüşleri ne olursa olsun ülkesini seven, yarınından endişe duyan tüm gençleri yarın sandık başına gelmeye, geleceklerine sahip çıkmaya devam ediyorum.”
“Herkesi sağduyuya davet ediyorum”
“Yarın sandık başındaki tüm görevlileri demokrasiye sahip çıkacakları için bir kez daha tebrik ediyorum” diye sözlerini sürdüren Özel, şu ifadelere yer verdi:
“Partimizin görevlilerine, bütün sonuçlar alınana, son ıslak imza teslim edilene, son seçim sandığından son sonuç kaydedilene kadar görev yerlerini terk etmemelerini bekliyorum. Bugüne kadar kazasız, belasız bir şekilde geldik. Herkes çok dikkatli olsun, yarın ufak tefek gerginlikler olabilir. Mutlaka sabırlı olunsun, hoşgörülü olunsun. Seçimde istenmedik olaylar yaşanmadı, çok az yaşandı. Bundan sonra da seçim sonuçları alınana kadar herkesi sağduyuya davet ediyorum.”
“Türkiye’de demokrasi kazanacak”
Kendi galibiyetlerinin kimsenin mağlubiyeti olmadığına değinen Özel, “Mutlu olacağız, sevineceğiz. Taşkınlık yapmamaya, kimseyi rencide etmemeye, kimseyi kaybettik hissiyatına sevk etmemeye davet ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi kazanacak. Türkiye’de Türkiye ittifakı kazanacak. Sonuçta Türkiye kazanacak. Bu seçimin kaybedeni kimse olmayacak. Türkiye’de demokrasi kazanacak, siyasete bir denge gelecek. Onun için sevinç gösterileri ve kutlamalarda, ölçülülük prensibini asla terk etmemeyi, hastaları düşünmeyi, küçük çocukları, bebekleri düşünmeyi, belli bir saatten sonra yüksek ses gürültü yapmamayı ve centilmenlik içinde galibiyeti karşılamayı bütün örgütümüze bir talimat olarak iletiyorum” cümlelerini aktardı.
Özgür Özel ve beraberindeki partililer açıklamanın ardından vatandaşları selamladı. – İZMİR
]]>Kastamonu’nun Cide ilçesinde bir kafede vatandaşlarla bir araya gelen Tunç, ilçeye yapılacak yatırımlardan bahsetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde İstanbul’da yaptıklarının ortada olduğunu vurgulayan Tunç, “Recep Tayyip Erdoğan’a, İstanbul’u kurtardığı gibi milletimiz, ‘Türkiye’yi de sen kurtarırsın’ dedi ve iktidara getirdi. 22 yıldan beri iktidardayız. Dünya siyaset tarihinde böyle bir başarı yok. Art arda 17 seçimi kazanan başka bir lider Türkiye ve dünya siyaset tarihinde yok. Çünkü biz iktidarda milli iradeyi temsil ediyoruz. O nedenle siz AK Parti’ye ve Cumhurbaşkanı’mıza güvenmeye devam ettiniz.” diye konuştu.
Savunma sanayisinde önemli yatırımlar yapıldığını dile getiren Tunç, şöyle devam etti:
“Savunma sanayisinde yüzde 80 yerlilik oranını yakaladık. Daha önce yüzde 20 idi. Yabancı insansız hava araçları ile terörle mücadele yapmak istiyorduk ama koordinatlar yanlış verildiği için dağ taş bombalanıyor, başarı sağlanamıyordu. Ne zaman yerli ve millilik oranımızı yakaladık, terörle mücadelede başarılı olduk. Azerbaycanlı kardeşlerimizi 30 yıl süren işgalden kurtardık. CHP’liler ne dedi? ‘Recep Tayyip Erdoğan Azerbaycan’a cihatçı gönderiyor’ dediler. Türkiye’yi dünyaya karalamaya çalışan bir ana muhalefet var maalesef. Rusya ile Ukrayna savaşı çıktığında, ‘Bir tarafı tutalım’ dediler. Türkiye’yi savaşın içerisine sürüklemek istediler. Sayın Cumhurbaşkanı’mız ‘Hayır’ dedi. ‘Komşularımızın savaşı bize zarar verir, Türkiye’nin menfaatini düşünmemiz lazım, onların savaşı sonlandırması lazım’ dedik ve dengeli dış politikamızla arabulucu vazifesi üstlendik.”
AK Parti’nin emeklilerin yanında olduğuna işaret eden Tunç, “Emekli maaşları ile ilgili bu yerel seçimlerde sürekli konuşuyorlar. ‘Bunu söyleyerek oy kazanabilir miyiz, belediyeleri alabilir miyiz?’ diye propaganda yapıyorlar. Muhalefetin adayları bu şehre ne yapacaklarını anlatmıyor. ‘Emekli maaşları, şunlar, bunlar’ diyorlardı. AK Parti’den önce, Recep Tayyip Erdoğan’dan önce emekliler maaşlarını alamayacak duruma gelmişti. IMF önünde el pençe duran bir Türkiye vardı. 22 banka batmıştı. Biz bu ülkeyi çift haneli enflasyondan tek haneye düşürdük. Halkımızın alım gücünü yükselttik. Emeklimizin alım gücünü artıracak olan yine Recep Tayyip Erdoğan’dır, AK Parti’dir.” ifadelerini kullandı.
Muhalefetin, cumhurbaşkanı yapmak istediği Kemal Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlığa layık görmediğini ifade eden Tunç, şöyle devam etti:
“Muhalefetin içinde bulunduğu durumu hep beraber görmüyor muyuz? 10 ay önce milletin huzuruna cumhurbaşkanı olsun diye Cumhuriyet Halk Partisinin genel başkanını çıkardılar. ‘Yetmez, 8-9 yardımcı olsun’ dediler. Sonra ne oldu? Seçimi kaybetti. Kendi partilerine genel başkanlığa bile layık görmediler. Hani siz bunu cumhurbaşkanlığına layık görüyordunuz. Ne oldu da bir anda kendi partinizin genel başkanlığına layık görmediniz de attınız bir kenara?”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın 2023 yılındaki genel seçimde Türkiye’yi dolaştıklarını belirten Tunç, “Tüm ülkeyi yardımcı diye dolaştılar. Belediye çalışmalarını bıraktılar. 81 vilayette, ‘Yardımcıyız’ diye dolaştılar. Şimdi İstanbul’da da Ankara’da da kaybedecekler. İş yapmayan, İstanbul’a 5 yıl kayıp yıllar yaşatan, çivi çakmayan, eser üretmeyen o İstanbul Belediye Başkanı da 31 Mart’ta sandığa gömülecek.” dedi.
“Millet tatili çok seveni değil, millet için çalışanı sever.” diyen Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Utanmadan, sıkılmadan, ‘Ben tatili çok seviyorum….’ Millet donacak yolun ortasında, insanlar yollarda donma tehlikesi geçiriyor, sen gelmişsin balıkçıda, balık keyfi. İnsan utanır. Hem de yabancı bir büyükelçi ile. Elazığ’da deprem var, kayak keyfi. İnsan bir sıkılır, arlanır. Olacak bir şey mi? İnsanlar enkaz altında, sen kayak yapıyorsun. İstanbul’u sel basmış, sen Bodrum’da tatildesin. Geliyorsun bir saatliğine basın toplantısı yapıp ‘Ben tatili çok seviyorum, çocuklar hala Bodrum’da, onların yanına gidiyorum’ diyorsun. Hemen ilk uçakla Bodrum’a kaçıyorsun. Böyle bir kişi İstanbul’a yakışmaz. Yakışmayacak.”
“Biz seçimden seçime sahada olanlardan değiliz”
Kastamonu ve Bartın’da yaşanan sel felaketlerinde AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’un gece gündüz çalıştığını aktaran Tunç, Kurum’un vatandaşların derdiyle dertlendiğini söyledi.
Bakan Tunç, şöyle konuştu:
“Bugünlerde bir moda çıkarmışlar, ‘Bakanlar niye sahada?’ Bakanlar zaten sürekli sahada. Bakanlar sürekli milletin arasında. Biz seçimden seçime sahada olanlardan değiliz. Biz bu ülkenin sadece Ankara’dan masa başından yönetilmeyeceğini her zaman söylüyoruz. Biz Ankara’daki işlerimizi de aksatmadan 22 yıldır sürdürüyoruz. Sahada da milletimizi dinlemeye devam ediyoruz. Biz milletimizi dinlediğimiz için, biz sizinle beraber olduğumuz için 22 yıldır iktidardayız. 17 seçimdir bu millet boşuna mı AK Parti, boşuna mı Recep Tayyip Erdoğan diyor?”
Bakanların sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin her yerinde olduğunu dile getiren Tunç, “Çünkü şehirlerimiz daha iyi yönetilsin, daha fazla kalkınsın, hükümet olarak bizlerle uyumlu çalışacak belediye başkanlarımız işbaşı yapsın, şehirlerine faydalı olsunlar diye elbette ki sahadayız. Senin de milletvekillerin sahada. Senin milletvekillerin nerede? Parlamento şu an açık mı? Neredeler? Topyekun senin peşindeler. Onlar için neden bir şey demiyorsun? Demez, çünkü yaptıkları bir eser yok. Çaktıkları bir çivi yok. Bir icraat yok. O beceriksizliklerine bu şekilde bir perdeleme, karalama politikası izliyorlar. Karalayamazsınız. Bugüne kadar çok uğraştınız siz. Recep Tayyip Erdoğan’ın icraatını karalamak mümkün değildir.” diye konuştu.
CHP İstanbul İl Başkanlığında çekildiği öne sürülen para sayma görüntülerine ilişkin konuşan Tunç, şunları kaydetti:
“O İstanbul’a yaşattığınız kayıp yıllara üzülmeniz lazım. Utanmanız, sıkılmanız lazım. Çanta çanta, valiz valiz paraları nereden aldığınızın hesabını veremiyorsunuz bir kere. Savcı soruyor, ‘Nereden aldın?’, ‘Bilmiyorum’ diyor. ‘İçinde ne kadar vardı?’, yine ‘Bilmiyorum’ diyor. Her yerinden para çıkıyor. Ceplerinden de çıkıyor. Sıkıştırmışlar avrolar, dolarlar hepsi. ‘Makbuzları nerede?’ diye soruyor savcı, ‘Bilmiyorum’ diyor. Böyle bir şey olabilir mi? 1994’te İstanbul’da İSKİ skandalı vardı. Suları akmayan o İstanbul’un İSKİ skandalı Cumhuriyet Halk Partisini sandığa gömmüştü. Bu kez de para kuleleri Cumhuriyet Halk Partisini sadece İstanbul’da değil, bütün Türkiye genelinde sandığa gömecek. Bunu hep beraber göreceğiz.”
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye’ye resmi ziyaret gerçekleştiren Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Peter Katjavivi ile bir araya geldi. Kurtulmuş, Katjavivi ile gerçekleştirdiği baş başa görüşmede yaptığı konuşmada, birçok bölgesel ve uluslararası alandaki konularda müşterek görüşlere sahip olunan Namibya’nın Meclis Başkanını Türkiye’de ve İstanbul’da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduklarını söyledi. Kurtulmuş, “Bugün Türkiye-Namibya ilişkileri bakımından tarihi bir güne tanıklık ediyoruz. Bu ziyaret, Namibya tarafından Türkiye’ye yapılan en üst düzey ziyaret olması bakımından tarihi bir önem arz ediyor. Sayın Başkana hoş geldiniz diyorum” ifadesini kullandı.
Namibya’nın, bağımsızlık mücadelesi başladığı 1960’lardan itibaren Türkiye olarak Namibya halkının yanında yer aldıklarını ve bağımsızlık mücadelesine destek verdiklerini belirten Kurtulmuş, Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi’nin de Namibya’nın kurtuluş mücadelesinin önemli figürlerinden birisi olduğunu, kendisini bu özelliği bakımından da Türkiye’de ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını söyledi. Namibya’nın, Güney Afrika apartheid rejiminin yıkılmasında çok önemli katkıları olduğunu dile getiren Kurtulmuş, bugün de Namibya hükümetinin özellikle Filistin davasına verdiği destekleri fevkalade önemli bulduklarını vurguladı.
Kurtulmuş, “Gazze’de İsrail’in altı aya yaklaşan bir süredir devam ettirdiği insanlık suçlarını, artık soykırım boyutlarına varmış olan bu katliamlarına karşı Namibya’nın uluslararası alanda göstermiş olduğu tavrı, Türk milleti olarak büyük bir takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Ümit ediyoruz ki nasıl birinci apartheid rejimi Güney Afrika’da yıkıldıysa şu anda insanlığa karşı büyük suçlar işleyen İsrail’deki Netanyahu hükümeti ve onun çetesi de ikinci apartheid rejimi olarak yıkılacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye olarak son 20 yıllık süre içerisinde fevkalade ciddi bir Afrika açılımı gerçekleştirdiklerini bildiren Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Afrika’ya karşı yeni bir yaklaşım içerisindeyiz. Bu çerçevede Türkiye’nin şu anda Afrika’nın hemen hemen her bölgesiyle çok yakın ilişkileri giderek daha da gelişmektedir. 38 büyükelçiliğimizin Afrika kıtasında artık çok aktif bir şekilde çalıştığını görüyoruz. Kısa süre içerisinde bu büyükelçilik sayısını da 50’ye çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika’daki temel prensibimiz, Afrika halklarıyla işbirliği esasında, kazan kazan prensibi çerçevesinde her alanda işbirliğini geliştirmektir. Bu anlamda ticari ilişkilerimizin, kültürel ilişkilerimizin, eğitim alanındaki ilişkilerimizin, kalkınma alanındaki ilişkilerimizin çok güçlü hale getirilmesini temin etmek için gayret sarf ediyoruz. Afrika’ya karşı yaklaşımımız asla ve asla bazı kolonyalist devletlerin yaptığı gibi üstenci bir yaklaşımla Afrika halklarına buyurgan bir edayla yaklaşmak değil. Tam tersine dostça, kardeşçe elimizi uzatmak ‘Buyurun hep beraber elimizi tutun, hep birlikte dünyada gelişen, kalkınan, birlikte büyüyen ülkeler olalım’ teziyle hareket ediyoruz. Bunda da inşallah başarılı olacağız.”
Türkiye-Namibya arasındaki ilişkileri istenen düzeye çıkarmak için mücadele edeceklerini belirten Kurtulmuş, özellikle parlamenter diplomasi alanındaki imkanları sonuna kadar kullanmak gerektiğini vurguladı. TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu amaçla bugün Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi ile iki ülke parlamentosu arasında işbirliği mutabakatını imzalayacaklarını ifade ederek, “Bu mutabakatla iki ülke parlamentosunun parlamenter diplomasi alanındaki faaliyetlerinin daha yakın bir ilişki içerisinde sürdürülebilmesini temin edeceğiz. Bu düzeyde ilkini gerçekleştirdiğimiz bu toplantıların verimli olmasını ve güzel sonuçlar çıkarmasını temenni ediyorum” dedi.
“Dünyada yeni bir küresel sistem nasıl kurulabilir bunun üzerine çalışmamız lazım”
Dünyada yaşanılan gelişmelere işaret eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Gazze’de yaşanan insanlık suçları, ağır insani kayıplar, Birleşmiş Milletler’in kararına rağmen İsrail’in durdurulamayan saldırganlığı ve bir soykırım, dünyanın gözü önünde işleniyor ve bütün dünya buna seyirci kalıyor, hiçbir şekilde bunu önleyemiyor. Aynı şekilde Rusya-Ukrayna arasında devam eden savaş, iki yılı aşmış olmasına rağmen, bu savaşı durdurmak için Birleşmiş Milletler’in en ufak bir etkisinin olmadığı görülüyor. Dünyadaki kitlesel göç meselesi, açlık meselesi, sağlık sorunları, hangi sorunu alırsanız alın, uluslararası sistemin tamamıyla fonksiyonsuz olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bizim hep beraber çalışıp dünyada yeni, adil, barışı esas alan insancıl bir küresel sistem nasıl kurulabilir bunun üzerine çalışmamız lazım. Her uluslararası platformda söylediğimiz, ‘Dünya beşten büyüktür’ sözü de buna işaret etmektedir.”
Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi ise, Türkiye’de ve İstanbul’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke parlamentosunun birlikte daha fazla çalışması, ilişkileri daha fazla derinleştirmesi arzusunda olduklarını söyledi. Namibya ve Türkiye ilişkilerini ve işbirliğini her anlamda derinleştirmeyi arzuladıklarını ifade eden Katjavivi, Türkiye’nin kendileri için son derece önemli ve kıymetli bir partner olduğunu, bu anlamda kendilerinin sürdürdüğü çok önemli çabalarda Türkiye’nin desteğini her zaman gördüklerini belirtti. Katjavivi, iki ülkenin parlamentosu arasındaki işbirliğini ve dayanışmasını daha da artıracak çalışmaları somutlaştıracaklarını söyleyerek, bunun da geleceğe yönelik atılacak önemli bir adım olacağını bildirdi. Namibya’nın Türkiye’ye atadığı ilk büyükelçinin de kendisinin olduğunu ifade eden Katjavivi, bu görevinde iki ülke işbirliğinin tesis edilmesi konusunda da önemli bir rol oynadığını düşündüğünü de kaydetti.
Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanlığıyla da önemli temaslarının olduğunu aktaran Katjavivi, şimdi Namibya Ulusal Meclisi Başkanı olarak iki ülke dostluğunu daha da ileri götürecek adımları atmanın büyük bir gurur olduğunu belirtti.
Kurtulmuş ve Katjavivi, daha sonra heyetler arası toplantıya başkanlık etti. İki ülke parlamentosu arasında işbirliği protokolü imzalandı. Heyetler arası toplantının sonunda TBMM ve Namibya Ulusal Meclisi arasında işbirliği protokolü imzalandı. Buna göre, iki ülke ve halkları arasındaki ilişkileri daha da geliştirmek için çeşitli alanlarda parlamenter işbirliğinin geliştirilmesine katkıda bulunulacak.
Görüşmede, Türkiye-Namibya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Ömer Oruç Bilal Debgici, AK Parti İstanbul Milletvekili Oğuz Üçüncü, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun, TBMM Dış İlişkiler ve Protokol Başkanı Ali Murat Nas da yer aldı. – İSTANBUL
]]>Kurtulmuş, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunan Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi ile bir araya geldi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Katjavivi ile gerçekleştirdiği baş başa görüşmede yaptığı konuşmada, birçok bölgesel ve uluslararası alandaki konularda müşterek görüşlere sahip olunan Namibya’nın Meclis Başkanı’nı Türkiye’de ve İstanbul’da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduklarını söyledi.
Kurtulmuş, “Bugün Türkiye-Namibya ilişkileri bakımından tarihi bir güne tanıklık ediyoruz. Bu ziyaret, Namibya tarafından Türkiye’ye yapılan en üst düzey ziyaret olması bakımından tarihi bir önem arz ediyor. Sayın Başkan’a hoş geldiniz diyorum.” ifadesini kullandı.
Namibya’nın bağımsızlık mücadelesinin başladığı 1960’lardan itibaren Türkiye olarak Namibya halkının yanında yer aldıklarını ve bağımsızlık mücadelesine destek verdiklerini belirten Kurtulmuş, Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi’nin de Namibya’nın kurtuluş mücadelesinin önemli figürlerinden biri olduğunu, kendisini bu özelliği bakımından da Türkiye’de ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını dile getirdi.
Namibya’nın, Güney Afrika apartheid rejiminin yıkılmasında çok önemli katkıları olduğunu aktaran Kurtulmuş, bugün de Namibya hükümetinin özellikle Filistin davasına verdiği destekleri fevkalade önemli bulduklarını vurguladı.
Kurtulmuş, “Gazze’de İsrail’in altı aya yaklaşan bir süredir devam ettirdiği insanlık suçlarına, artık soykırım boyutlarına varmış olan bu katliamlarına karşı Namibya’nın uluslararası alanda göstermiş olduğu tavrı, Türk milleti olarak büyük bir takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Ümit ediyoruz ki nasıl birinci apartheid rejimi Güney Afrika’da yıkıldıysa, şu anda insanlığa karşı büyük suçlar işleyen İsrail’deki Netanyahu hükümeti ve onun çetesi de ikinci apartheid rejimi olarak yıkılacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye olarak son 20 yıllık sürede fevkalade ciddi bir Afrika açılımı gerçekleştirdiklerini bildiren Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Afrika’ya karşı yeni bir yaklaşım içerisindeyiz. Bu çerçevede Türkiye’nin şu anda Afrika’nın hemen hemen her bölgesiyle çok yakın ilişkileri giderek daha da gelişmektedir. 38 büyükelçiliğimizin Afrika kıtasında artık çok aktif bir şekilde çalıştığını görüyoruz. Kısa süre içerisinde bu büyükelçilik sayısını da 50’ye çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika’daki temel prensibimiz, Afrika halklarıyla işbirliği esasında, kazan-kazan prensibi çerçevesinde her alanda işbirliğini geliştirmektir. Bu anlamda ticari, kültürel, eğitim, kalkınma alanındaki ilişkilerimizin çok güçlü hale getirilmesini temin etmek için gayret sarf ediyoruz. Afrika’ya karşı yaklaşımımız asla ve asla bazı kolonyalist devletlerin yaptığı gibi üstenci bir yaklaşımla Afrika halklarına buyurgan bir edayla yaklaşmak değil. Tam tersine dostça, kardeşçe elimizi uzatarak, ‘Buyurun hep beraber elimizi tutun, hep birlikte dünyada gelişen, kalkınan, birlikte büyüyen ülkeler olalım.’ teziyle hareket ediyoruz. Bunda da inşallah başarılı olacağız.”
Türkiye-Namibya arasındaki ilişkileri istenen düzeye çıkarmak için mücadele edeceklerini belirten Kurtulmuş, özellikle parlamenter diplomasi alanındaki imkanları sonuna kadar kullanmak gerektiğini vurguladı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu amaçla bugün Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi ile iki ülke parlamentosu arasında işbirliği mutabakatını imzalayacaklarını ifade ederek, “Bu mutabakatla iki ülke parlamentosunun parlamenter diplomasi alanındaki faaliyetlerinin daha yakın bir ilişki içerisinde sürdürülebilmesini temin edeceğiz. Bu düzeyde ilkini gerçekleştirdiğimiz bu toplantıların verimli olmasını ve güzel sonuçlar çıkarmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.
“Dünyada yeni bir küresel sistem nasıl kurulabilir, bunun üzerine çalışmamız lazım”
Bugün dünyada yaşanılan gelişmelere işaret eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Gazze’de yaşanan insanlık suçları, ağır insani kayıplar, Birleşmiş Milletler’in kararına rağmen İsrail’in durdurulamayan saldırganlığı ve bir soykırım dünyanın gözü önünde işleniyor ve bütün dünya buna seyirci kalıyor, hiçbir şekilde bunu önleyemiyor. Aynı şekilde Rusya-Ukrayna arasında devam eden savaş iki yılı aşmış olmasına rağmen bu savaşı durdurmak için Birleşmiş Milletler’in en ufak bir etkisinin olmadığı görülüyor. Dünyadaki kitlesel göç meselesi, açlık meselesi, sağlık sorunları… Hangi sorunu alırsanız alın, uluslararası sistemin tamamıyla fonksiyonsuz olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bizim hep beraber ‘Dünyada yeni, adil, barışı esas alan insancıl bir küresel sistem nasıl kurulabilir?’, bunun üzerine çalışmamız lazım. Her uluslararası platformda söylediğimiz ‘Dünya beşten büyüktür’ sözü de buna işaret etmektedir.”
“Türkiye bizim için son derece önemli”
Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi de Türkiye’de ve İstanbul’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke parlamentosunun birlikte daha fazla çalışması, ilişkileri daha fazla derinleştirmesi arzusunda olduklarını söyledi.
Namibya ve Türkiye ilişkilerini ve işbirliğini her anlamda derinleştirmeyi arzuladıklarını ifade eden Katjavivi, Türkiye’nin kendileri için son derece önemli ve kıymetli bir partner olduğunu, bu anlamda kendilerinin sürdürdüğü çok önemli çabalarda Türkiye’nin desteğini her zaman gördüklerini belirtti.
Katjavivi, iki ülkenin parlamentosu arasındaki işbirliği ve dayanışmayı daha da artıracak çalışmaları somutlaştıracaklarını, bunun da geleceğe yönelik atılacak önemli bir adım olacağını bildirdi.
Namibya’nın daha önce Türkiye’ye atadığı ilk büyükelçinin de kendisi olduğunu hatırlatan Katjavivi, bu görevin de iki ülke işbirliğinin tesis edilmesi konusunda önemli bir rol oynadığını düşündüğünü kaydetti.
Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanlığıyla da önemli temaslarının olduğunu aktaran Katjavivi, şimdi Namibya Ulusal Meclisi Başkanı olarak iki ülke dostluğunu daha da ileri götürecek adımları atmanın büyük bir gurur olduğunu belirtti.
Kurtulmuş ve Katjavivi, daha sonra heyetler arası toplantıya başkanlık etti.
İki ülke parlamentosu arasında işbirliği protokolü imzalandı
Heyetler arası toplantının sonunda TBMM ve Namibya Ulusal Meclisi arasında işbirliği protokolü imzalandı.
Buna göre, iki ülke ve halkları arasındaki ilişkileri daha da geliştirmek için çeşitli alanlarda parlamenter işbirliğinin geliştirilmesine katkıda bulunulacak.
Denetim ve parlamentonun diğer faaliyetlerine ilişkin tecrübe ve bilgi paylaşımını güçlendirmek amacıyla ihtisas komisyonları, parlamenter dostluk grupları ve idari teşkilatlar arasında düzenli temaslar, karşılıklı ziyaretler ve ortak toplantılar yapılması teşvik edilecek.
Görüşmede, Türkiye-Namibya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Ömer Oruç Bilal Debgici, AK Parti İstanbul Milletvekili Oğuz Üçüncü, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve TBMM Dış İlişkiler ve Protokol Başkanı Ali Murat Nas da yer aldı.
]]>Kırıkkale Belediyesi Meclis Salonu’nda kentteki iş insanlarıyla bir araya gelen Işıkhan, Kırıkkale’nin tarihi, konumu, tarımı ve endüstrisiyle önemli illerden biri olduğunu söyledi.
Bakan Işıkhan, iş insanlarının fikir, görüş ve değerlendirmelerinin kendileri için yol gösterici olduğunu dile getirdi.
Çalışma hayatından sosyal güvenliğe kadar inisiyatif aldıkları her konuda her daim istişareyi, iletişimi ve diyaloğu ön planda tutmaya gayret ettiklerini anlatan Işıkhan, “Birlik ve beraberlik ruhuyla başta çalışma hayatı olmak üzere Türkiye’yi, küresel anlamda hak ettiği konuma taşıyacak her alanda geliştirmeye devam edeceğiz. Kırıkkale’nin büyük bir potansiyeli var ve Türkiye Yüzyılı’nda çok önemli bir merkez haline geleceğine yürekten inanıyorum.” diye konuştu.
2023’te istihdam edilenlerin sayısı 31 milyon 632 bine ulaştı
Işıkhan, 2023’e ilişkin iş gücü verilerinin açıklandığını, geçen yıl işsizlik oranının 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine gerilediğini anımsattı.
Toplam işsizlik ve genç işsizlik oranının son 10 yılın en düşük seviyesine geldiğine dikkati çeken Işıkhan, şöyle devam etti:
“İşsiz sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azaldı. Hem kadın hem genç hem de toplam istihdam ve iş gücüne katılım oranı son 22 yılın en yüksek düzeyine ulaştı. Geçen yılın özeline baktığımızda ise 2023 yılında toplam istihdam edilenlerin sayısı 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bine ulaşmıştır. Türkiye ekonomisinde 2005 yılına göre, 12 milyon 275 bin kişilik yeni istihdam meydana gelmiştir. Yıllar içerisinde işsizlik oranının azalması noktasındaki olumlu ivme 2023 yılında da devam etmiş, istihdam oranımız bir önceki yıla göre 0,8 puan artarak yüzde 48,3 olarak gerçekleşmiştir.”
Bakan Işıkhan, 2005’ten 2023 yılına gelindiğinde istihdam oranının 8,3 puan arttığı bilgisini verdi.
Sanayi istihdamının 2005’te 4 milyon 140 bin kişiyken 2023’te 6 milyon 711 bin kişi olarak gerçekleştiğini kaydeden Işıkhan, şunları söyledi:
“Ülkemizin sanayi alanındaki atılımlarının iş gücü istatistiklerine önemli bir yansıması olduğunu görmekteyiz. Hizmet sektöründe 2005 yılında hizmetler istihdamı 9 milyon 176 bin kişiyken 2023 yılında ise 18 milyon 230 bin kişi olarak gerçekleşmiştir. Bu veriler, hizmetler alanındaki ekonomik büyümenin net bir göstergesi olarak karşımıza çıkmıştır. Ayrıca 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüyerek AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. Dolar bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına düşen gelir de 13 bin 110 dolarla tarihin en yüksek seviyelerini görmüştür.”
“Kalkınma yerelden başlar”
Işıkhan, Kovid-19 salgınına, bölgedeki savaşlara ve geçen yıl yaşanan asrın felaketine rağmen doğru yolda olduklarını ve vatandaşları asla mağdur etmeden hizmetleri kesintisiz sürdürdüklerini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı vizyonunu vatandaşların desteğiyle başaracaklarını dile getiren Işıkhan, “Bu yüzyılı emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız. Ülkemizin gücü büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. ‘Kalkınma yerelden başlar’ gerçeğine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatlarımızın da o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki kalkınma, büyüme ve gelişim yerelden başlar.” ifadelerini kullandı.
Bakan Işıkhan, Türkiye’nin lideri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetim vizyonunun da belediyecilikten geldiğine dikkati çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde AK Parti’nin, ülkede belediyecilik anlayışını değiştirdiğini ve milleti gerçek belediyecilikle tanıştırdığını belirten Işıkhan, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bu farkındalıkla inşallah 31 Mart akşamı itibarıyla İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere tüm şehirlerimizin gerçek belediyecilikle ülkemizin kalkınmasına köstek değil, destek olacağı yeni bir döneme başlayacağımızı ümit ediyorum. İnşallah 31 Mart’ta Kırıkkale merkez ve tüm ilçelerin de gerçek belediyecilikle yola devam edeceğine inanıyorum. Mehmet Saygılı başkanım, bir Kırıkkale sevdalısı olarak bu şehre emeğini ortaya koyan çok kıymetli bir yol arkadaşımız. Kırıkkale’nin bir kez daha bu görevi AK Belediyecilik vizyonuyla Mehmet başkanımıza vereceğine inanıyorum.”
Toplantı, Bakan Işıkhan’ın konuşmasının ardından basına kapalı devam etti.
Toplantıya, Vali Mehmet Makas, AK Parti Kırıkkale Milletvekili Mustafa Kaplan, Kırıkkale Belediye Başkanı Mehmet Saygılı, AK Parti İl Başkanı Engin Pehlivanlı, Kırıkkale Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Varlı, kamu kurumlarının temsilcileri ile iş insanları katıldı.
Öte yandan, Vali Mehmet Makas’ı da ziyaret eden Bakan Işıkhan, Valilik önünde çiçekle karşılandı, Şeref Defteri’ni imzaladı.
Işıkhan, bir süre görüştüğü Vali Makas’tan kentteki çalışmalar hakkında bilgi aldı.
]]>AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, şirketlerin dünya çapındaki belirli pazarlarda veya bölgelerde büyüme ve görünürlük elde etmelerine yardımcı olmak için tasarlanan etkinlik 13-15 Mayıs’ta düzenlenecek.
Toplam 300’ü aşkın katılımcı, deneyimli sektör profesyonellerine ve devlet kurumlarından uzmanlara erişim imkanı yakalamanın yanı sıra ABD’nin “ticari diplomatları” ile birebir görüşme, en iyi endüstri potansiyellerini keşfetme, ABD’li ve küresel şirketlerle yeni bağlantılar kurma gibi imkanları yakalayacak.
ABD Ticaret Bakanlığının Türkiye ve İstanbul’u konum olarak seçmesi, yatırımcılara ve iş dünyasına önemli, güçlü ve teşvik edici bir mesaj olarak görülüyor.
Trade Winds’e katılacak ABD’li firmaların çoğunlukla enerji, havacılık ve savunma, güvenlik, elektronik, sağlık ve uydu teknolojileri sektörlerinden olması bekleniyor.
Trade Winds, ABD’nin en büyük etkinliklerinden biri
Etkinliğe ilişkin, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, Kıdemli Avrasya Bölgesi Ticari Müsteşarı Heather Byrnes ve Ekonomi Müsteşarı Etienne LeBailly değerlendirmede bulundu.
Byrnes, Trade Winds’in ABD Ticaret Bakanlığının en büyük küresel yıllık etkinliği olduğunu ve her yıl farklı ülkelerde yapıldığını söyledi.
İlk etkinliğin 2008’de İstanbul’da gerçekleştirildiğini anımsatan Byrnes, “Etkinlik İstanbul’a geri dönüyor. Toplamda 120-150 ABD’li şirket gelecek. ABD Ticaret Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı da etkinliğe katılıyor. Ayrıca bölgedeki 30 farklı pazardan ticari ilişkiler alanında çalışan ziyaretçiler de ağırlanacak. Burada öne çıkan pazar Türkiye olacak. Daha sonra Avrupa ve Kazakistan’da yan etkinlikler gerçekleştirilecek. Etkinlik, iki taraflı fayda sağlıyor, Türk şirketlerinin ABD pazarına girmesine de yardımcı oluyor.” dedi.
Byrnes, çok iyi bilinen “Fortune 500” şirketlerinin hemen hepsinin Türkiye’de bir varlığı veya faaliyeti olduğuna işaret ederek, ABD-Türkiye ticari ilişkilerinin çok eskilere dayandığını dile getirdi.
Türkiye’nin jeopolitik olarak çok merkezi bir konumda bulunduğunu vurgulayan Byrnes, bunu ciddi bir potansiyel olarak gördüklerini bildirdi.
Byrnes, şöyle konuştu:
“ABD’li firmalar bu etkinlik için hangi pazarın seçileceğini her yıl merakla takip ediyorlar. ABD Ticaret Bakanlığının bu konudaki yönlendirmesine de önem veriyorlar. Seçilen ülke büyük fırsatlar sunan ve ilgi gösterilmesi gereken bir pazar olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle bence İstanbul’un tekrar seçilmesi Türkiye’nin sunduğu fırsatlara dikkat çeken bir işaret olarak algılanıyor.”
“Türkiye ve İstanbul’un seçilmesi tesadüf değil”
Ekonomi Müsteşarı LeBailly de Türkiye’nin coğrafi konumu itibarıyla son derece merkezi bir noktada bulunduğunu söyledi.
Etkinliğin önemine dikkati çeken LeBailly, şunları kaydetti:
“ABD’li ve Türk firmalar farklı bölgelerde de birlikte çalışabilecek ortak noktalara sahip. Türkiye’nin coğrafi konumunun sağladığı avantaj Avrupa ve Asya ile aynı anda çalışılabilmesi. Buna bir de üretim sanayisindeki yüksek kalite de eklendiğinde, Türkiye ABD’li firmalar için daha çekici hale geliyor. Trade Winds’e ev sahipliği yapmak büyük rekabet gerektiren bir süreç. Bu anlamda Türkiye ve İstanbul’un seçilmiş olması tesadüf değil. Türkiye, ABD’li firmalar için başlı başına ideal bir pazar.”
]]>Haliç Kongre Merkezi’nde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz anısına düzenlenen “Hakim ve Cumhuriyet Savcıları” iftar programında bir konuşma yapan Tunç, şehit savcı Kiraz’ın şehadete ulaşmasının 9. yılı dolayısıyla farklı programlara katıldığını söyledi.
Terörle mücadeledeki kararlılıklarından hiçbir zaman taviz vermediklerini belirten Tunç, “(Mehmet Selim Kiraz) Ona sıkılan kurşun Türkiye’ye, adalete ve hukuka sıkılan kurşundur. Bundan sonraki hakim ve savcılarımız, yargı mensuplarımız şehidimizin emanetine sahip çıkma noktasında hep beraber mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
Tunç, bugün Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesindeki hukuk fakültesi öğrencilerinin şehit savcı Mehmet Selim Kiraz’ı andıklarını dile getirerek, “Geleceğimizin ne kadar güvencede olduğunu o öğrencilerimizle gerçekleştirdiğimiz sohbette gördük. Onun idealine nasıl sahip çıktıklarını, Türkiye’de hukuk mücadelesi, adalet mücadelesi noktasında gençlerimizin nasıl kararlı olduğunu da üniversitedeki o programda görmüş olduk.” ifadesini kullandı.
Yargı mensuplarının adaletin tecellisi için fedakarca çalıştığını aktaran Tunç, İstanbul’un Türkiye’deki hem iş yükü, hem de hakim ve savcı sayısı bakımından yüzde 20’sini oluşturduğunu söyledi.
Fiziki mekanların teknolojiyle donatılmasının önemli olduğunu ama en önemlisinin ise kürsüde görev yapan hakim ve savcıların yani insan unsurunun adaletin tecellisi noktasında her şeyden önemli olduğunu belirten Tunç, şöyle devam etti:
“Fedakarca çalışan, 24 bin hakim ve savcımız var. Bütün ülke genelinde İstanbul’umuzda da 4 binden fazla hakim, savcımız var. Gece gündüz çalıştığınızın farkındayız. Bu çalışmalarımızda bizler sizlere ne kadar destek olabiliyorsak o kadar da mutlu olacağız. Hep beraber vatandaşlarımızın yargıya güvenini yargı hizmetlerinden memnuniyeti en üst noktaya çıkarmanın gayreti içerisinde çalışmamızı sürdüreceğiz. Adalet mümkün temelidir. Adalet insan onurunu korumaktır. Adalet haklıya hakkını vermektir. Bu derece kutsal bir mesleğin, kutsal bir vazifenin sahiplerisiniz sizler. Bu kutsal vazifeyi yaparken bizler de teşkilat olarak sizlere ne kadar destek olabiliyorsak sizin o adaletin tecellisi yolunda sizlere ne kadar katkı sağlayabiliyorsak o kadar biz de görevimizi yapmış olmanın rahatlığı içerisinde olacağız.”
Türkiye’nin son 22 yılda özellikle güvenilir adalet sisteminin tesisi, fiziki mekanların ve kapasitenin artırılması bakımından önemli mesafeler katettiğini anlatan Tunç, “Müstakil adliye sarayları bakımından baktığımız zaman çok önemli bir ilerleme sağlandığını görüyoruz. 500 bin metrekare kapalı alandan bugün 6 milyon metrekare kapalı alana çıktık. Türkiye genelinde müstakil adalet sarayları bakımından ve binaların içerisindeki teknolojinin vatandaşlarımızın, yargı mensuplarımızın hizmetine sunulması bakımından da önemli mesafeler aldık. UYAP sistemi, görüntülü duruşmalara varıncaya kadar, teknolojinin imkanlarından yararlanmanın gayreti içerisindeyiz.” şeklinde konuştu.
Yargı Reformu Stratejisi Belgesi’ni seçimden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklayacağını belirten Tunç, şunları kaydetti:
“2028 yılına kadar geçecek sürenin Yargı Reformu Stratejisi Belgesi kapsamında ortaya konulacak hedefler doğrultusunda hem mevzuatın iyileştirilmesi hem de uygulamaya yönelik vatandaşlarımızdan gelen öneriler doğrultusunda mevzuatın ve uygulamanın iyileştirilmesi noktasındaki çalışmalarımızı da önümüzdeki süreçte devam ettireceğiz.”
Programa, Adalet Bakan Yardımcıları Niyazi Acar, Hurşit Yıldırım, Akın Gürlek, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım, Hakimler Savcılar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çetin Arslan, Hakimler Savcılar Kurulu 2. Daire Başkanı Mehmet Akif Ekinci, İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı Bekir Altun, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı Zafer Koç, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Gümüş, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çiğdem, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcı Vekili Necip Sarı, çok sayıda hakim ve savcı katıldı.
Ayrıca Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın ailesi de iftara katıldı.
]]>Mollaismailoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, “Milli Görüş’ün önerdiği ‘Adil Düzen’ o zaman kurulabilseydi, yaşanabilir bir dünya inşa edilecek, bugün başta Filistin olmak üzere hiçbir yerde zulüm ve soykırımlar yaşanmayacaktı.” değerlendirmesinde bulundu.
Egemen güçlerin, Türkiye’nin böyle bir dünyaya öncülük etmesini bugüne kadar hep engellediklerini belirten Mollaismailoğlu, şöyle devam etti:
“Ancak ülkemiz, son dönemde attığı adımlarla bu yolda ciddi bir ivme kazandı. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra yakalanan her alandaki yükseliş, içerde ve dışarda Türkiye düşmanlarını panikletmiştir.”
“Projelerin üzerlerine betonların döküldüğü günler geride kaldı”
Demirağların, Hürkuşların, Killigillerin karada, denizde, havada hayata geçirmek istedikleri projelerin üzerlerine betonların döküldüğü günlerin geride kaldığına dikkati çeken Mollaismailoğlu, artık İHA ve SİHA’ların, uçakların, gemilerin tıpkı üretimleri gibi milli adlarla karada, denize ve havada boy göstermeye başladığına işaret etti.
Milli savunma sanayisi alanında yerlilik oranının yüzde 80’lere ulaştığını anımsatan Mollaismailoğlu, “Bütün bu gelişmelerin, rahmetli Hocamızın Ayasofya’nın minarelerinden ezanların yükseldiği bir Türkiye tahayyülüyle aynı döneme denk düşmesi, asla tesadüf değildir.” ifadesini kullandı.
Milli Görüş çizgisinin her gün biraz daha uzağına savrulan bir partiden umutlarını keserek kurdukları Erbakan Vakfı’yla Türkiye genelinde teşkilatlandıklarını hatırlatan Mollaismailoğlu, daha sonra da Yeniden Refah Partisi’ni kurduklarını belirtti.
Partilerinin ilk seçime Cumhur İttifakı ile girdiğini hatırlatan Mollaismailoğlu, Genel Başkan Fatih Erbakan’ın, Cumhur İttifakı’nı neden desteklediklerini birçok kez “Parti olarak bizler, yedili masa denilen bu yapının Türkiye’de iktidar olmaması, buna vesile olmamak için Cumhur İttifakı çatısı altında seçimlere girme kararı aldık. Türkiye’nin yeniden 28 Şubat sürecine dönmemesi için inanç özgürlüğü alanındaki kazanımların kaybedilmemesi için, Türkiye’nin yedi başlı bir yönetimin kaosuna, karmaşasına sürüklenmemesi için, Ayasofya’nın yeniden müze haline getirilmemesi için LGBT’nin önünün açılmaması için… Destekçisi FETÖ olan, LGBT örgütleri olan bu yapıdan ülkeye hayır gelmesi mümkün değil. Bu felakete yol vermemek için Cumhur İttifakı’na destek vermemiz gerekiyor.” sözleriyle açıkladığını kaydetti.
Türkiye’de şartların ve ittifakların değişmediğini ifade eden Mollaismailoğlu, Türkiye’nin yürümek istediği yol ile onu tersine çevirmek isteyenlerin niyetlerinin de ortada durduğuna vurgu yaptı.
“Hiçbir Milli Görüşçü bu vebali yüklenmez”
Türkiye karşıtlarının bu seçimlerin özellikle İstanbul ayağını “2028 seçimlerinin provası” olarak değerlendirdiğini dile getiren Mollaismailoğlu, şöyle devam etti:
“Eğer bu seçimi alırlarsa 2028 seçimlerinde Türkiye’mizi girdiği bağımsızlık mücadelesinden döndürebilecek şansı yakalayacaklarını düşünüyorlar. Hiçbir Milli Görüşçü onların değirmenine su taşıyamaz, hiçbir Milli Görüşçü bu vebali yüklenmez. Hiçbir Milli Görüşçü Devrim Otomobili’nin üzerine beton dökenlere ‘Buyurun KAAN’ın kanatlarını da kırın’ diyemez. Hiçbir Milli Görüşçü Yunanistan’ın hatrına Ayasofya’da okunan ezandan vazgeçemez. Hiçbir Milli Görüşçü bunların eliyle KKTC’de Annan Planı’nın yeniden sahneye sokulmasına izin veremez. Tabii ki sorunlarımız var. Başta ekonomi olmak üzere her alanda var olan sorunları ve çözümlerini Yeniden Refah Partimizle dile getireceğiz ve gerekirse en sert muhalefeti yapacağız. Hayırda motor, şerde fren vazifesi üstleneceğiz.”
Daha önce Cumhur İttifakı’na verilen desteğin tabanda ciddi bir dalgalanmaya yol açarak partilerini Meclis’e taşıdığını aktaran Mollaismailoğlu, partilerinin bu tutarlılığı devam ettirebilirse Türkiye’nin geleceğinde çok önemli vazifeler üstleneceğini bildirdi.
Mollaismailoğlu, şunları kaydetti:
“Ne yazık ki Genel Başkanımızın etrafındaki küçük bir azınlık, Milli Görüş’ün bizden beklediği şeylere değil, süfli dünyalıklara tamah ederek partimizi ilerlediği doğru çizgiden çıkartmış, 14 Mayıs seçimlerinde kamuoyunda kazandığı büyük teveccühü tam tersine çevirmiştir. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde Cumhur İttifakı’nda yer almak, Milli Görüş’ün geleceği için hayati öneme sahiptir. Vakit bütünüyle bitmeden bu yanlıştan vazgeçilerek Cumhur İttifakı’nın desteklendiği açıklanmalıdır. Yoksa bir, iki kişinin ihtirası yüzünden Türkiye siyasetine ikinci bir Saadet Partisinin kazandırılması kaçınılmazdır.”
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Sultanbeyli’de sivil toplum kuruluşları ile iftar yemeğinde bir araya geldi. Salon Semazen’de gerçekleşen programa Kurtulmuş’un yanı sıra, Sultanbeyli Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, AK Parti Sultanbeyli Belediye Başkan Adayı Ali Tombaş, meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve iş adamları katıldı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan iftar programı oruçların açılmasıyla birlikte konuşmacıların açıklamalarıyla devam etti.
STK temsilcileriyle iftarda buluşan Kurtulmuş, “Türkiye olarak dünyanın en önemli çatışma gerilim alanlarının tam merkezindeyiz. Dünyamız hızla maalesef şer güçler tarafından dünyayı istedikleri gibi yönetmek ve kendilerinden başkasına bu dünyayı bir şekilde dar etmek için ortaya çıkmış olan güçler dünyayı süratle neredeyse bir 3. Dünya Savaşı’na doğru sürüklüyorlar. işte 6 aya yaklaşan bir süre içerisinde Gazze’de yaşananların modern zamanlarda karşılaştığımız en büyük insani kıyım olduğunu, en büyük katliam olduğunu, artık bir soykırım boyutlarına çoktan vardığını ve bu olurken insanlığında ne yazık ki derin bir gaflet uykusuyla buna karşı seyirci kaldığını görüyoruz. Aynı şekilde hemen Rusya- Ukrayna arasında devam eden 2 yılı aşkın savaş sırasında yüz binlerce insanın ölümü şehirlerin yakıldığı bu savaş sırasında da en son Moskova’daki terör saldırısıyla birlikte meselenin yeni bir boyuta taşınmak üzere olduğunu görüyoruz. Karadeniz’de, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da içinde bulunduğumuz, merkezinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekten büyük gerilimlerin büyük çatışmaların olduğuna şahidiz. Türkiye olarak bu coğrafyada hem güçlü bir şekilde ayakta durmak, ama hepsinden önemlisi millet olarak birlik beraberlik içerisinde sosyal dayanışmamızı tam manasıyla gerçekleştirmiş ve bir kardeş millet olarak hep beraber kardeşçe hareket eden 85 milyon olarak dünyaya karşı sağlıklı bir duruş sergilemek mecburiyetindeyiz” dedi.
“Bu coğrafyada zayıf olanın tutunma ihtimali yoktur. Onun için biz güç kuvvet derken hele hele Cumhuriyetimizin ikinci asrını sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’nin yüz yılı haline getirelim derken kastettiğimiz budur” diyen Kurtulmuş, “Tam manasıyla her alanda güçlü olan bir Türkiye. Güvenlik ve istikrar içerisinde yolda devam eden bir Türkiye. İnşallah Türkiye olarak sağladığımız bu güvenlik ve istikrar iklimini daha kuvvetlendirerek devam ettireceğiz” diye konuştu.
“Dünyada zalime dur diyecek bir sistemin kurulması şarttır. Bunun için de Türkiye öncülük yapacaktır”
Kurtulmuş, “Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde Türkiye Gazze meselesinin ilk gününden itibaren bu meselenin çözülebilmesi için büyük bir güçle mücadele veriyor. Öncelikle acil ateşkes ve bununla birlikte insani yardımın Gazze’ye ulaştırılması yapılan bütün temaslarda Türkiye’yi öne koyduğu ana fikirdir. İsrail’in Netanyahu ve çetesinin durdurulması uluslararası alanda en çok mücadele verdiğimiz konuların başında geliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız bendeniz meclis başkanınız olarak yüzün üzerinde meclis başkanı, hükümet başkanı ve devlet başkanıyla bu süre içerisinde görüşmelerimiz oldu. Ancak maalesef öyle görünüyor ki bundan sonra bu konuyla ilgili olarak arkasına aldıkları destekleri de artık yavaş yavaş kaybediyor Netanyahu ve çetesi, bundan sonra yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemde Türkiye’nin öncülüğüne ihtiyaç var. Türkiye olarak yeryüzünde yeni bir düzenin kurulabilmesi, yeni bir siyasal sistemin kurulabilmesi için mücadele etmeye mecburuz. Dünya 5’ten büyüktür derken laf olsun diye başkalarına ayar vermek için bu sözü söylemiyoruz. Bu dünya bu şekliyle devam etmez. İsrail’i kim durduracak? Onun için dünyada zalime dur diyecek, mani olacak bir sistemin kurulması şarttır. Bunun için de Türkiye Allah’ın izniyle öncülük yapacaktır” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Sultanbeyli’de sivil toplum kuruluşları (STK), iş insanları ve kanaat önderleriyle buluştuğu iftar programında konuşan Kurtulmuş, Sultanbeyli’deki vatandaşlarla bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, ramazanın hayırlı olmasını diledi.
Kurtulmuş, ramazanda dünyanın dört bir yanında yiyecek ekmeği, içecek suyu olmayan hatta sofralarına emniyet içerisinde oturamayan yüz milyonlarca Müslümanın varlığının herkesin yüreğini burktuğunu vurgulayarak, “Bu vesileyle, bu iftar sofrasında da Gazze’nin direnişçi halkını, Gazze’nin insanlarını saygıyla, sevgiyle selamlıyoruz. Onlara Cenabıallah’ın katından görünmez ordularıyla nusret indirmesini temenni ediyoruz. İnsanlık dersi veren Gazze’nin bütün halkına Cenabıallah’tan ve insanlıktan destek bekliyoruz.” diye konuştu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye olarak dünyanın en önemli çatışma, gerilim alanlarının tam merkezinde olunduğunu belirtti.
Kendilerinden başkasına bu dünyayı bir şekilde dar etmek için ortaya çıkan güçlerin, dünyayı süratle Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru sürüklediğini ifade eden Kurtulmuş, 6 aya yakın süredir Gazze’de yaşananların, modern zamanlarda karşılaşılan en büyük insani kıyım ve katliam olduğunu kaydetti.
Gazze’de bir soykırım yaşandığını, insanlığın da buna karşı seyirci kaldığını dile getiren Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Aynı şekilde Rusya-Ukrayna arasında devam eden, yüz binlerce insanın öldüğü, şehirlerin yakıldığı bu savaş sırasında, en son Moskova’daki terör saldırısıyla birlikte meselenin yeni bir boyuta taşınmak üzere olduğunu görüyoruz. Karadeniz’de, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da merkezinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekten büyük gerilimlerin, büyük çatışmaların olduğuna şahidiz. Türkiye olarak bu coğrafyada güçlü bir şekilde ayakta durmak zorundayız. Ekonomik, siyasi bütün alanlarda güçlü olmak, savunma sanayinde güçlü olmak zorundayız. Ama hepsinden önemlisi millet olarak birlik, beraberlik içerisinde, sosyal dayanışmamızı tam manasıyla gerçekleştirmiş ve bir kardeş millet olarak hep beraber hareket eden, 85 milyon olarak dünyaya karşı sağlıklı bir duruş sergilemek mecburiyetindeyiz. Ayrılığı gayrılığı, aramızdaki farklılıkları bir şekilde ayrılık vesilesi kılarak değil, bunları bir zenginlik vesilesi olarak görüp, milli hassasiyetlerimiz etrafında bütünleşmek mecburiyetindeyiz.
Bu coğrafyada zayıf olanın tutunma ihtimali yoktur. Onun için biz ‘güç-kuvvet’ derken, ‘Cumhuriyetimizin ikinci asrını sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’nin yüzyılı haline getirelim.’ derken kastettiğimiz budur. Tam manasıyla her alanda güçlü olan bir Türkiye, güvenlik ve istikrar içerisinde yoluna devam eden bir Türkiye… Türkiye olarak sağladığımız bu güvenlik ve istikrar iklimini daha da kuvvetlendirerek devam ettireceğiz.”
Sultanbeyli’nin her zaman Türkiye’nin manevi iklimine sahip olduğunu, Anadolu irfanını bütünüyle bugün de zengin bir şekilde taşıdığını, Türkiye’nin birliğinin, dirliğinin sembolü olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bu özelliğinizle Türkiye’nin istikrarlı yürüyüşüne sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum. Türkiye’nin güvenlik içerisinde daha güçlü yarınlara doğru ilerlemesi için var gücünüzle destek vereceğinizden hiç şüphemiz yoktur.” dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye’nin bu bölgede güçlü durmasının, bölgedeki sorunların çözülebilmesi için gereklilik ve bir avantaj olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin Gazze diplomasisi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde Türkiye’nin ilk günden itibaren Gazze meselesinin çözülebilmesi için büyük bir mücadele verdiğini belirten Kurtulmuş, tüm temaslardaki ana konunun acil ateşkesin sağlanması ve insani yardımın Gazze’ye ulaştırılması olduğunu söyledi.
Kurtulmuş, İsrail’in, Netanyahu ve çetesinin durdurulmasının uluslararası alanda en çok mücadele verdikleri konuların başında geldiğini ifade etti.
Kendisinin de bu sürede 100’ün üzerinde meclis başkanı, hükümet başkanı ve devlet başkanıyla görüşmeler yaptığını, 6 uluslararası toplantıya katıldığını çok sayıda ikili görüşme gerçekleştirdiğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Tüm bu görüşmelerimizde Türkiye’nin barış perspektifini, bu coğrafyanın selamet içerisinde olması için ortaya koyduğu fikirleri hep muhataplarımıza anlattık. Özellikle Gazze diplomasisi diyebileceğimiz; Gazze’nin durumunun iyileştirilmesi, oradaki baskıların ortadan kaldırılması için var gücümüzle mücadele ettik. Ancak öyle görünüyor ki Netanyahu ve çetesi bundan sonra bu konuyla ilgili olarak arkasına aldıkları destekleri yavaş yavaş kaybediyor. Bundan sonra yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemde Türkiye’nin öncülüğüne ihtiyaç vardır. Türkiye olarak yeryüzünde yeni bir düzenin, yeni bir siyasal sistemin kurulabilmesi için mücadele etmeye mecburuz. ‘Dünya 5’ten büyüktür.’ derken laf olsun diye, başkalarına ayar vermek için bu sözü söylemiyoruz. Bu dünya bu şekliyle devam etmez.”
“Türkiye çok mesafe almıştır ama daha gideceğimiz çok yol var”
Birleşmiş Milletler’de, neredeyse milletlerin çoğunluğunun İsrail’in karşısında yer almasına rağmen başta Amerika olmak üzere bazı devletler siyonist rejime destek olduğu için hiçbir sonuç alınamadığını aktaran Kurtulmuş, “En son Amerika, dünya kamuoyundan ve özellikle kendi kamuoyundan çekindiği için çekimser kaldı. Mahcup bir şekilde, ‘Bu konuda benim fikrim yok.’ dedi. Aslında sadece kendisini, Netanyahu ve çetesinin işlediği insanlık suçlarından uzak tutmak için bu manevrayı yapıyor. Ama bu bile bir adımdır. Yeter ki sonuç alalım.” diye konuştu.
Kurtulmuş, dünyada zalime ‘dur’ diyecek, mani olacak bir sistemin kurulmasının şart olduğunu belirterek, “Bunun için de Türkiye, Allah’ın izniyle öncülük yapacaktır.” dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, hem İsrail’in Gazze’deki zulüm ve katliamının hem de diğer bölgelerdeki çatışmaların sona erdirilmesinin tüm insanlığın hayrına olacağını söyledi.
Barışa, adalete, hakkaniyete ve insanlığa dayalı güçlü bir küresel sisteme ihtiyaç olduğunun altını çizen Kurtulmuş, “Bütün devletlerin egemen eşitliği.” ve “İnsanların yaratılışta eşitliği” prensibinin dünyada mutlaka sağlanması gerektiğini vurguladı.
Gelecek dönemde Türkiye’nin öncelikli meselesinin güvenlik ve istikrar olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Türkiye çok mesafe almıştır ama daha gideceğimiz çok yol var. Bu mesafeyi de hep birlikte yürüyeceğiz. Güçlü bir şekilde, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, milli hedefler istikametinde kenetlenerek, küresel ölçekte ortaya koyduğu hedeflerine de inşallah ulaşacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Uşak programı kapsamında Vali Turan Ergün’ü makamında ziyaret eden Bayraktar, İsmet Paşa Caddesi’nde esnafla bir araya geldi, Uşak Belediye Başkanı ve AK Parti adayı Mehmet Çakın’a ziyarette bulundu, ilçe belediye başkanlarıyla buluştu.
Uşak Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen Sektör Temsilcileri ile İstişare Toplantısı’na katılan Bayraktar, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin önemli altın madeni yatırımlarından birinin kentte yer aldığını söyledi.
Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak adına 22 yıldır çalışmalarını sürdürdüklerini kaydeden Bayraktar, son 22 yılda hidrolik kaynakların yanına 12 bin megavatın üzerinde rüzgar, 10 bin megavatın üzerinde güneş enerjisi kattıklarını, gelecek 12 yılda her yıl mutlaka 5 bin megavat güneş ve rüzgar enerjisi yatırımı yapılması gerektiğini belirtti.
Yenilenebilir enerji ve maden yatırımlarında izin süreçlerini sadeleştirme ve hızlandırma için kanuni düzenleme hazırlığı yaptıklarını ifade eden Bayraktar, Türkiye’nin doğal gaz ve petrol arama programı hakkında bilgi verdi.
Türkiye’nin 2016’dan bu yana dünyanın en gelişmiş sismik ve derin deniz sondaj gemilerinin bulunduğu filosu ve kendi mühendisleriyle mavi vatanda doğal gaz aradığını hatırlatan Bayraktar, “2020 yılında Cumhuriyet tarihinin en büyük keşfini çok şükür yaptık. Sakarya gaz sahasında bugün 3,7 milyon metreküp günlük gaz üretiyoruz ama daha yolun başındayız. İnşallah oradaki gaz üretimimizi günlük 40 milyon metreküpe çıkaracağız. Bu sayede bugün 1,4 milyon haneye yeten oradaki doğal gaz üretimimiz 15 milyon haneye kadar çıkacak yani nerdeyse 60 milyonluk nüfusun kullanabileceği doğal gazı kendimiz üreteceğiz.” diye konuştu.
Yeni doğal gaz rezervi umudu
Bayraktar, yeni doğal gaz kaynaklarını arama çalışması kapsamında Sakarya gaz sahası yakınlarında yeni bir kuyu açıldığını bildirerek şöyle devam etti:
“Dün akşam itibarıyla ‘Göktepe 1’ adını verdiğimiz yeni bir kuyu kazmaya başlıyoruz. Ramazan ve Uşak’ın bereketiyle, bu kuyumuzdan önümüzdeki birkaç hafta içerisinde yeni bir keşif ve ilave bir rezerv buluruz inşallah. Bütün çalışmamız, gayretimiz bu yönde olacak. Göktepe 1 kuyumuz da bu anlamda hayırlı olsun. Bu bir keşif kuyusudur, arama kuyusudur. Şu anda Sakarya gaz sahasının daha kuzeybatısında bir sahada bu arama faaliyetimize başladık. Çok yeni başladık.”
Gabar’da günlük 37 bin varil petrol üretildiğini, sene sonunda 100 bin varilin hedeflendiğini dile getiren Bayraktar, Akkuyu’daki nükleer santralin yapımının hızla devam ettiğini, bu yatırımların Türkiye ekonomisine güç katacağını, cari açığı bir sorun olmaktan çıkaracağını kaydetti.
Bakan Bayraktar, Uşak’ın Sivaslı ve Karahallı ilçelerine 2024 yılı içerisinde doğal gaz getirileceğini de sözlerine ekledi.
Toplantıda konuşan Uşak Belediye Başkanı Mehmet Çakın da yeni dönemde hayata geçirmeyi öngördükleri projeleri hakkında bilgi verdi.
Toplantıya Vali Turan Ergün, AK Parti Uşak milletvekilleri İsmail Güneş ve Fahrettin Tuğrul, Uşak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Selim Kandemir ve AK Parti Uşak İl Başkanı Himmet Yaşar da katıldı.
Bakan Bayraktar, programın ardından Uşak Belediyesi öncülüğünde hayırseverler tarafından yapımı tamamlanan Uşşak Aşevi’ndeki iftar programına katıldı.
]]>Etkinliğe Türkiye’nin UNESCO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gülnur Aybet, UNESCO’nun 42. Genel Konferansı Başkanı Simona-Mirela Miculescu, UNESCO Yönetim Kurulu Başkanı Vera El Khoury Lacoeuilhe ile UNESCO’nun Ekolojik ve Yer Bilimleri Bölümü Direktörü ve İnsan ve Biyosfer Sekreteri Antonio de Sousa Abreu’nün yanı sıra çok sayıda davetli katıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da etkinliğe video mesaj gönderdi. Türkiye’de farklı belediyelerin sıfır atık girişimi kapsamında yaptığı projeleri anlatan videonun gösteriminin yapıldığı etkinlikte, katılımcılar, Emine Erdoğan’ın önderlik ettiği Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanını imzaladı.
Büyükelçi Aybet burada yaptığı konuşmada, 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’nü kutlamak için bir araya geldiklerini ve bunu ikinci kez UNESCO merkezinde kutladıklarını ifade etti. Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün atık üretim konusunda farkındalık oluşturmayı ve atıkların çevre üzerindeki etkisini en aza indirmeyi amaçladığını kaydeden Aybet, bu önemli günün, sürdürülebilir tüketim ve üretimin tanıtımı için iyi bir fırsat olduğunu vurguladı. Aybet, “Her yıl dünya çapında topraklarımızı, suyumuzu ve havamızı kirleten milyarlarca ton atık üretiliyor” diyerek, sıfır atık konusunda insanların dünya kaynaklarıyla olan bağlarını da tekrar gözden geçirmesi gerektiğine işaret etti. Sıfır atık konusundaki girişimlerin benimsenerek doğal kaynakların muhafaza ve iklim değişikliğiyle mücadele edildiğini belirten Aybet, bunu benimsemenin ayrıca ekonomik bir fırsat olduğunu aktardı. Aybet, Sıfır Atık Projesinin Emine Erdoğan himayesinde 2017’de başlatıldığına dikkati çekti. Sıfır Atık Projesi’nin ana hedefinin, atıkların geri kazanım oranını 2035’e kadar yüzde 60’a taşınması olduğunun söyleyen Aybet, bu projenin, başlangıcından bu yana Türkiye ekonomisine 185 milyar Türk Lirası kazandırdığını ifade etti. Aybet, ayrıca proje sayesinde 490 milyon ağacın kesilmekten kurtarıldığını ve 5,9 milyon ton sera gazı emisyonunun önlendiğini aktardı.
“Sıfır Atık Projesi artık küresel bir hareket haline geldi”
Sıfır Atık konusunda 21 milyon kişiye eğitim verildiğini dile getiren Aybet, “Türkiye’nin başarılı Sıfır Atık Projesi artık küresel bir hareket haline geldi” dedi.
UNESCO’nun 42. Genel Konferansı Başkanı Miculescu da Birleşmiş Milletler (BM) rakamlarına göre, dünyada her yıl 2,24 milyar ton kentsel katı atık, 37 milyon plastik atık üretildiğini, ve 931 milyon ton gıdanın atığa dönüştüğünü belirtti. Miculescu, “Bu plastik atıkların her yıl parçalanarak okyanuslara karışması bekleniyor” diyerek, söz konusu atıkların ekosistemlere zarar verdiğinin altını çizdi. Söz konusu atıkların ekosistemlere zarar verdiğini ifade eden Miculescu, Emine Erdoğan’a, ülkesinin atık ve çevre sorunlarıyla ilgili paradigma değişimine sağladığı katkıdan ötürü hayranlığını dile getirdi.
UNESCO Yönetim Kurulu Başkanı Lacoeuilhe de herkesin satın aldığı ürünlerin nereden geldiğine ve etkilerine dikkat etmesi gerektiğini vurguladı. Lacoeuilhe, mümkün oldukça ürünleri yeniden kullanmak ve geri dönüştürmek gerektiğini belirterek, bu bilincin çocuklara da kazandırılmasının önemine dikkati çekti.
Kadınların sürdürülebilir tüketim konusunda önemli bir rolü olduğuna işaret eden Lacoeuilhe, kadınların çevreyi muhafaza etmek konusunda öncü rol oynadığının altını çizdi.
Antonio de Sousa Abreu de dünyada her yıl milyarlarca ton atık üretildiğini vurgulayarak, “Bu nedenle UNESCO, sıfır atığa doğru ilerlemenin hayati önemini vurgulayan bu girişimi üstlenen Türkiye delegasyonuna çok minnettar” ifadesini kullandı.
Sıfır Atık Projesi
Emine Erdoğan’ın himayelerinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca 2017’de başlatılan Sıfır Atık Projesi, sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde atıkları kontrol altına alma, gelecek nesillere temiz ve gelişmiş bir Türkiye ile yaşanabilir dünya bırakma amacı taşıyor.
Sıfır Atık Projesi kapsamında sıfır atık yönetim sisteminin kurulmasına ilişkin genel ilkelerin ve uygulama esaslarının belirlenmesini sağlayarak sıfır atık yaklaşımının ülke genelinde benimsenmesi, uygulanması ve yaygınlaştırılması amacıyla hazırlanan Sıfır Atık Yönetmeliği 12 Temmuz 2019 tarihli ve 30829 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Türkiye 2018’den bu yana çevre ve sürdürülebilirlik alanlarında ulusal ve uluslararası uzman isimlerin, kurum ile kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının, özel sektör temsilcileri ile bireylerin aynı platformda buluştuğu Sıfır Atık Zirveleri gerçekleştirildi.
BM Genel Kurulunda kabul edilen “sıfır atık” kararı
Eylül 2022’de BM 77. Genel Kurulu görüşmeleri sırasında New York’ta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir araya gelen Emine Erdoğan, ikili iklim kriziyle mücadele kapsamında “Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı”nı imzaladı.
BM Genel Kurulu, 14 Aralık 2022’de Türkiye’nin ana sunucusu, 105 ülkenin ise ortak sunucu olduğu “sıfır atık” kararını fikir birliği ile kabul etti.
Genel Kurulun bu kararla 30 Mart’ı Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan etmesinin yanı sıra BM Genel Sekreteri Guterres’ten, yerel ve ulusal sıfır atık girişimlerini teşvik etmek için bilgi, deneyim ve uzmanlığa dayalı, cinsiyet dengesi ve adil coğrafi temsil dikkate alınarak gönüllü ve seçkin kişilerden oluşan 3 yıl görev yapacak bir danışma kurulu kurması istendi.
Sıfır atık girişimleri, çevreye duyarlı atık yönetimi, sürdürülebilir tüketim ve üretim konularının BM bünyesinde ele alınmasına devam edilmesi gerektiği vurgulanan kararla, üye devletler, BM ile diğer uluslararası ve bölgesel örgütler, sıfır atık girişimlerini uygulamaya teşvik edildi. – ANKARA
]]>Etkinliğe Türkiye’nin UNESCO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gülnur Aybet, UNESCO’nun 42. Genel Konferansı Başkanı Simona-Mirela Miculescu, UNESCO Yönetim Kurulu Başkanı Vera El Khoury Lacoeuilhe, UNESCO’nun Ekolojik ve Yer Bilimleri Bölümü Direktörü, İnsan ve Biyosfer Sekreteri Antonio de Sousa Abreu’nün yanı sıra çok sayıda davetli katıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da etkinliğe video mesaj gönderdi.
Türkiye’deki belediyelerin sıfır atık projesi çerçevesindeki çalışmaları anlatan videonun gösteriminin yapıldığı etkinlikte, katılımcılar, Emine Erdoğan’ın önderlik ettiği Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanını imzaladı.
Büyükelçi Aybet, burada yaptığı konuşmada, 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’nü kutlamak için bir araya geldiklerini ve bunu ikinci kez UNESCO’nun merkezinde kutladıklarını ifade etti.
Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün atık üretim konusunda farkındalık oluşturmayı ve atıkların çevre üzerindeki etkisini en aza indirmeyi amaçladığını kaydeden Aybet, bu önemli günün, sürdürülebilir tüketim ve üretimin tanıtımı için iyi bir fırsat olduğunu vurguladı.
Aybet, “Her yıl dünya çapında topraklarımızı, suyumuzu ve havamızı kirleten milyarlarca ton atık üretiliyor” diyerek, sıfır atık konusunda insanların dünya kaynaklarıyla olan bağlarını da tekrar gözden geçirmesi gerektiğine işaret etti.
Sıfır atık konusundaki girişimlerin benimsenerek doğal kaynakların muhafaza ve iklim değişikliğiyle mücadele edildiğini belirten Aybet, bunu benimsemenin ayrıca ekonomik bir fırsat olduğunu aktardı.
Aybet, Sıfır Atık Projesinin, Emine Erdoğan himayesinde 2017’de başlatıldığına dikkati çekti.
Sıfır Atık Projesi’nin ana hedefinin, atıkların geri kazanım oranını 2035 yılına kadar yüzde 60’a taşınması olduğunu söyleyen Aybet, bu projenin, başlangıcından bu yana Türkiye ekonomisine 185 milyar Türk lirası kazandırdığını ifade etti.
Aybet, ayrıca, proje sayesinde 490 milyon ağacın kesilmekten kurtarıldığını ve 5,9 milyon ton sera gazı emisyonunun önlendiğini aktardı.
“Sıfır Atık Projesi artık küresel bir hareket haline”
Sıfır Atık konusunda 21 milyon kişiye eğitim verildiğini dile getiren Aybet, “Türkiye’nin başarılı Sıfır Atık Projesi artık küresel bir hareket haline geldi.” dedi.
UNESCO’nun 42. Genel Konferansı Başkanı Miculescu da BM rakamlarına göre, dünyada her yıl 2,24 milyar ton kentsel katı atık üretildiğini, 931 milyon ton gıdanın atığa dönüştüğünü ve 37 milyon ton plastik atığın okyanuslara karıştığını anlattı. ???????
Söz konusu atıkların ekosistemlere zarar verdiğini ifade eden Miculescu, Emine Erdoğan’a, ülkesinin atık ve çevre sorunlarıyla ilgili paradigma değişimine sağladığı katkıdan ötürü hayranlığını dile getirdi.
UNESCO Yönetim Kurulu Başkanı Lacoeuilhe de herkesin satın aldığı ürünlerin nereden geldiğine ve etkilerine dikkat etmesi gerektiğini vurguladı.
Lacoeuilhe, mümkün oldukça ürünleri yeniden kullanmak ve geri dönüştürmek gerektiğini, bu bilincin çocuklara da kazandırılmasının önemine dikkati çekti.
Kadınların sürdürülebilir tüketim konusunda önemli bir rolü olduğuna işaret eden Lacoeuilhe, kadınların çevreyi muhafaza etmek konusunda öncü rol oynadığının altını çizdi.
Antonio de Sousa Abreu de dünyada her yıl milyarlarca ton atık üretildiğini vurgulayarak, “Bu nedenle UNESCO, sıfır atığa doğru ilerlemenin hayati önemini vurgulayan bu girişimi üstlenen Türkiye delegasyonuna çok minnettar.” ifadesini kullandı.
Sıfır Atık Projesi
Emine Erdoğan’ın himayelerinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca 2017’de başlatılan Sıfır Atık Projesi, sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde atıkları kontrol altına alma, gelecek nesillere temiz ve gelişmiş bir Türkiye ile yaşanabilir dünya bırakma amacı taşıyor.
Sıfır Atık Projesi kapsamında sıfır atık yönetim sisteminin kurulmasına ilişkin genel ilkelerin ve uygulama esaslarının belirlenmesini sağlayarak sıfır atık yaklaşımının ülke genelinde benimsenmesi, uygulanması ve yaygınlaştırılması amacıyla hazırlanan Sıfır Atık Yönetmeliği 12 Temmuz 2019 tarihli ve 30829 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Türkiye 2018’den bu yana çevre ve sürdürülebilirlik alanlarında ulusal ve uluslararası uzman isimlerin, kurum ile kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının, özel sektör temsilcileri ile bireylerin aynı platformda buluştuğu Sıfır Atık Zirveleri gerçekleştirildi.
BM Genel Kurulunda kabul edilen “sıfır atık” kararı
Eylül 2022’de BM 77. Genel Kurulu görüşmeleri sırasında New York’ta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir araya gelen Emine Erdoğan, ikili iklim kriziyle mücadele kapsamında “Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı”nı imzaladı.
BM Genel Kurulu, 14 Aralık 2022’de Türkiye’nin ana sunucusu, 105 ülkenin ise ortak sunucu olduğu “sıfır atık” kararını oydaşmayla kabul etti.
Genel Kurulun bu kararla 30 Mart’ı Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan etmesinin yanı sıra BM Genel Sekreteri Guterres’ten, yerel ve ulusal sıfır atık girişimlerini teşvik etmek için bilgi, deneyim ve uzmanlığa dayalı, cinsiyet dengesi ve adil coğrafi temsil dikkate alınarak gönüllü ve seçkin kişilerden oluşan 3 yıl görev yapacak bir danışma kurulu kurması istendi.
Sıfır atık girişimleri, çevreye duyarlı atık yönetimi, sürdürülebilir tüketim ve üretim konularının BM bünyesinde ele alınmasına devam edilmesi gerektiği vurgulanan kararla, üye devletler, BM ile diğer uluslararası ve bölgesel örgütler, sıfır atık girişimlerini uygulamaya teşvik edildi.
]]>Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Hukuk Fakültesi ve Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı bünyesindeki İdeal Hukuk Kulübü tarafından şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz anısına düzenlenen 5. Makale Yarışması Ödül Töreni, üniversitenin Haliç Kampüsü’nde yapıldı.
Törende konuşan Bakan Tunç, savcı Kiraz’ın adalet nöbeti tutarken, adaletin tecelli etmesi için görev başındayken kurşunların hedefi olduğunu söyledi.
Tunç, şöyle devam etti:
“Savcı Mehmet Selim Kiraz’a sıkılan o kurşun, onun şahsına yönelik bir kurşun değildi. Türkiye’nin geleceğine yönelik, hukuka, adalete sıkılan bir kurşundu. Ama o hainler hiçbir zaman bu ülkede emellerine ulaşamayacaklar. Türkiye’yi huzurlu bir geleceğe kavuşturmak için mücadelemiz sonuna kadar devam edecek. Terörün her türlüsüyle mücadele etmeye ve bu mücadeleden hiçbir zaman taviz vermeden, bu çabamızı millet olarak Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde sürdürmeye devam edeceğiz.”
Üniversiteden yetişen genç hukukçuların savcı Kiraz’ın idealini sürdüreceklerine dikkati çeken Tunç, “Hiç endişeniz olmasın Hakkı Kiraz amcamız, burada binlerce Mehmet Selim Kiraz’lar var. Türkiye genelinde onun idelini sürdürecek, Türkiye Yüzyılı mücadelesini adaletin de yüzyılı yapacak genç, idealist hukukçularımız var. Türkiye’nin geleceğinin parlak olduğunu ifade etmek istiyorum ve buna yürekten inanıyorum.” diye konuştu.
Yarışmadaki makalelerin ve panelin konusunun Filistin’deki soykırım olduğuna işaret eden Bakan Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Maalesef Filistin’de bir asırdan bu yana devam eden işgal söz konusu. Filistin toprakları İsrail tarafından sürekli işgal edile edile oradaki Filistinli kardeşlerimiz küçücük topraklarda, açık hava hapishanesine mahkum edilmiş durumdalar. Yerlerinden, yurtlarından edildiler. Toprakları ellerinden alındı. Vatanları ellerinden alınmak isteniyor. Tüm dünyanın gözü önünde yok edilmeye çalışılan bir millet ve bir Filistin söz konusu. Uluslararası hukuku, uluslararası kuruluşların aldığı kararları tanımayan bir devlet söz konusu. Ona devlet denmez, adeta bir terör örgütü gibi bir asırdan bu yana orada soykırım yapan, insanlık suçu işleyen işgalci bir örgüt söz konusu.”
Tunç, 7 Ekim’den bu yana yaşananlara dünyanın sessiz kaldığını, adaletsiz bir dünyanın söz konusu olduğunu dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür.” derken hep bugünlere işaret ettiğine dikkati çeken Tunç, şöyle devam etti:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mız, başından beri her platformda, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmalarda o haritayı göstererek, oradaki zulmün, işgalin nerelere vardığını yüksek sesle dile getirdi. 7 Ekim’den bu yana da bir diplomasi çalışmasıyla Dışişleri Bakanı’mız, Sayın Cumhurbaşkanı’mız tüm bölge ve dünya liderleriyle bu konuları konuştu. Bir an önce ateşkes sağlansın diye çok gayret gösterdik. İnsani yardımlarımızı sürdürdük, sürdürmeye de devam ediyoruz. Türkiye olarak İsrail’in karşısında olmaya ve bu soykırımı bir an önce sona erdirmesi noktasındaki sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.”
Tunç, önceki gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bir karar aldığını, söz konusu kararın ABD’nin çekimser oyuyla alınabildiğini anımsattı
Bakan Tunç, “Dünyanın gözü önünde bir terör faaliyeti işleniyor. Bir örgüt gibi hareket eden bir devlet var. Türkiye olarak haklının, adaletin yanında olmaya devam edeceğiz. Filistinli mazlumların hakkını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Bu sorunun çözümü yok mu? Var. Bir bağımsız Filistin devletinin kurulması lazım. Başkenti Kudüs olan bir Filistin devleti kurulmadan oradaki problemin çözülemeyeceğini hep söylüyoruz. Orada bağımsız bir Filistin devletinin kurulması noktasındaki mücadelemizi de Türkiye olarak sürdürmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
Ödüller sahiplerini buldu
Törende daha sonra bu yıl “Soykırım Suçu” başlığıyla düzenlenen makale yarışmasında dereceye girenlere ödülleri verildi.
Lisans düzeyindeki öğrenciler arasında birinciliği Ticaret Üniversitesinden Okan Yarat, ikinciliği Marmara Üniversitesinden Recep Sütçü, üçüncülüğü İstanbul Üniversitesinden Muhammet Aşantuğrul kazandı.
Lisansüstü ve doktora düzeyindeki öğrenciler arasında Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesinden Hasibe Sulak birinci, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinden Alp Kaan Ertan ikinci, Türk-Alman Üniversitesinden Osman Ahmet Kömürcü üçüncü oldu.
Birinciler, ödüllerini Adalet Bakanı Tunç’un elinden aldı.
Törende, FSMVÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Mevlüt Uysal, Adalet Bakanı Tunç’a, Rektör Prof. Dr. Nevzat Şimşek de şehit savcı Kiraz’ın babası Hakkı Kiraz’a hediye takdim etti.
Bakan Tunç, ödül alan öğrenciler ve katılımcılarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan:
“Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, gönül verdiğimiz partiler, kökenimiz, meşrebimiz farklı olabilir ama Türkiye bizlerin ortak yurdu, ortak çatısı, ortak yuvasıdır. Sandık, 85 milyon olarak hepimizin namusuna emanettir”
“‘Her seçim öncesi petrol buluyorlar’ diyerek bizimle alay edenler, bugün Gabar’daki günlük 37 bin varil üretimimizi takdir etmek zorunda kalıyorlar”
KOCAELİ – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kocaeli mitinginde vatandaşlara seslendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Uğruna bedel ödediğimiz bu kazanımların elimizden kayıp gitmesine izin veremeyiz. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, gönül verdiğimiz partiler, kökenimiz, meşrebimiz farklı olabilir ama Türkiye bizlerin ortak yurdu, ortak çatısı, ortak yuvasıdır. Sandık, 85 milyon olarak hepimizin namusuna emanettir.
Kocaeli sahilde bulunan miting alanında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı dinlemek için yaklaşık 85 bir kişi alanı doldurdu. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı ve adayı Tahir Büyükakın, Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, AK Parti Kocaeli ilçe Belediye Başkan adayları, MHP Kocaeli İl Başkanı Murat Nuri Demirbaş, Büyük Birlik Partisi Kocaeli Bölge Koordinatörü Metehan Küpçü’de alanda hazır bulundu.
Alanda kendisini dinleyenlere konuşan Erdoğan, “Burada 31 Mart gecesi kazanılacak zaferin müjdesini görüyorum. İnanıyorum ki Kocaeli, bir kez daha ‘Eser ve hizmet’ diyecek. Büyükşehirde ve ilçelerde bir yol kazasına mahal vermeyeceğinize inanıyorum. Yatırım ve kalkınma hamlelerimizi kesintiye uğratmadan sürdüreceğiz. İşte bizi asla yalnız bırakmayan vefa abidesi Kocaeli bu. Rabbim sizlerden razı olsun. Tabii içeri girerken emniyete dedim ki, ‘Sorun bakalım şu anda meydanda katılım ne kadar?’ Hadi ben söyleyeyim. 85 bin. İyi değil mi? Şuraya bak. CHP nereden bilsin? Hiç seçim kazanmamış ki… Biliyorsunuz artık 2 gün kaldı. Hayatta pek çok şeyin telafisi olur ama sandığın telafisi olmaz. Pazar günü hep birlikte, sabah erkenden sandıklara koşacağız. Tercihimizi bize hizmet edecek, verdiği sözleri unutmayacak, göreve geldiğinde vaatlerinin arkasında duracak isimlerden yana kullanacağız. AK Parti ve Cumhur İttifakına kaybettirerek, CHP’ye kazandırmak için mesai harcayanlara karşı yakınlarımıza uyaracağız” diye konuştu.
“Son il mitingimizi burada yapıyoruz”
Efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldiklerini ifade eden Erdoğan, “Kocaeli halkının en doğru kararı vereceğine yürekten inanıyorum. 2 ay önce başladığımız mahalli idareler seçim maratonumuzda doğudan batıya, kuzeyden güneye 52 farklı şehrimize gittim. Son il mitingimizi burada yapıyoruz, final. Bu 2 aylık dönemde Diyarbakır’dan Trabzon’a, Hatay’dan Samsun’a, Muğla’dan Çorum’a kadar ülkemizin dört bir ucundaki vatandaşlarımızla kucaklaştık, gençlerimizle selamlaştık, yaşlılarımızın hayır duasını aldık. Hanım kardeşlerimizle hasbihal ettik, üreticilerimizle bir araya geldik. Emeklilerin, emekçilerimizin sesine kulak verdik. Yeni yuvasına kavuşan depremzedelerimizin sevincini paylaştık. Hiçbir ayrım yapmadan, milletimizin tamamıyla dertleştik, hasret giderdik. Gittiğimiz yerlerde gördüğümüz manzara şudur; bizler tüm farklılıklarımızla, 85 milyonu burada gördüğünüz gibi büyük bir aileyiz. Görüş farklılıklarımıza rağmen hepimiz kardeşiz. Biriz, beraberiz” şeklinde konuştu.
“Sandık, 85 milyon olarak hepimizin namusuna emanettir”
“Kardeşliğimize ne kadar sıkı yapışırsak, sorunların üstesinden o derece rahat geliriz” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin en büyük gücü, vatandaşlarının birliği, beraberliği ve sarsılmaz bağıdır. Bu bağı hem korumamız, hem de perçinlememiz gerekiyor. Seçim döneminde yükselen siyasi tansiyonu, farklı yerlere yönlendirmek isteyen odaklara karşı dikkatli olmalıyız. Türkiye olgun bir demokrasiye sahiptir. Seçim sistemimiz dünyaya örnek olacak seviyededir. Uğruna bedel ödediğimiz bu kazanımların elimizden kayıp gitmesine izin veremeyiz. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, gönül verdiğimiz partiler, kökenimiz, meşrebimiz farklı olabilir ama Türkiye bizlerin ortak yurdu, ortak çatısı, ortak yuvasıdır. Sandık, 85 milyon olarak hepimizin namusuna emanettir. Sandığın itibarın korunmasında siyasetçisi, kamu görevlisi ve seçmeniyle hepimize sorumluluklar düşüyor. Hem sandığa gidip oy kullanarak, hem de oyumuza sahip çıkarak demokrasimize karşı mesuliyetimizi yerine getireceğiz. Bu konuda adaylarla birlikte tüm vatandaşlarımın gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“Kazanımlarımızın hiçbiri bize altın tepside sunulmadı”
Türkiye olarak bugünlere, büyük mücadeleler neticesinde ulaştıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kazanımlarımızın hiçbiri bize altın tepside sunulmadı. Demokraside, ekonomide, hak ve özgürlüklerde sahip olduğumuz hiçbir imkan bize lütuf olarak verilmedi. Son 21 yılda milletçe pek çok kez kazandık. Nice zorlukla karşılaştık. Nice sabotaja maruz kaldık. Bir başka ülkenin milletin başına gelse bir daha yeniden ayağa kakamayacağı büyü felaketler yaşadık. Son olarak 6 Şubat’ta bir gecede 53 binden fazla canımızı toprağa verdiğimiz, 104 milyar dolarlık hasara yol açan asrın felaketi depremle imtihan olduk. Allah’a sonsuz şükürler olsun. Tüm bu badirelerin üzerinden alnımızın akıyla çıkmayı başardık. Geçtiğimiz 21 yıl boyunca darbecileri püskürttük, terör örgütlerine tarihlerinin en ağır bedellerini indirdik, çevresindeki savaşlara rağmen Türkiye’yi bölgesinin istikrar ve güven adası haline dönüştürdük. Depremin üzerinden 1 sene geçmeden şehirlerimizi ayağa kaldıracak çalışmaları tamamlamaya başladık. Şimdiye kadar 80 bine yakın konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim ettik. İnşallah yıl sonuna kadar bu rakamı 200 bine çıkaracağız. Deprem bölgesinin imarı yanında, Marmara’dan başlayarak riskli yerleşim yerlerini de depreme hazırlıklı haline getireceğiz. Bu bizim İstanbul ve Kocaeli’nin de içinde yer aldığı Marmara Bölgesine karşı öncelikli görevimizdir. TOKİ vasıtasıyla bugüne kadar attığımız adımların hayat kurtardığını 6 Şubat depreminde bir kez daha gördük. Yıkılan yapıların yüzde 90’dan fazlası 1999 öncesi inşa edilenlerdi. Burada şu gerçeği tüm samimiyetimle ifade etmek isterim; tarihin tekerrür etmesini istemiyorsak, hangi siyasi partiye gönül verirsek verelim, deprem meselesini beka sorunu olarak görmek zorundayız. Bunu sadece kendimiz için değil, gözümüzden sakındığımız evlatlarımız için yapmalıyız. Önümüzdeki 5 yıl boyunca gündemimizin ilk sırasında depreme hazırlık başlığı olması bizim açımızdan hayati önemdedir. Biz tüm planlarımızı bu gerçeklerin ışığında yapıyoruz. Seçim sürecinin neticelendirilmesiyle kentsel dönüşüm projelerine hız vereceğiz. Bilim insanlarının uyardığı deprem, kapımızı aniden çalmadan mümkün olan en üst seviyede hazırlıklarımızı tamamlayacağız” dedi.
“Her seçim öncesi petrol buluyorlar’ diyerek bizimle alay edenler, bugün Gabar’daki günlük 37 bin varil üretimimizi takdir etmek zorunda kalıyorlar”
Hiçbir zaman tribünlere oynayanlardan olmadıklarını belirten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kısa vadeli kazanımlar uğruna, milletimize ve devletimize bedel ödetecek adımlar atmadık. Türkiye’nin bugünüyle birlikte, geleceğini de kurtarmaya inşa etmeye çalıştık. Hep ileriye baktık. Gözümüzü ufuktan hiçbir zaman ayırmadık. Bundan 15-20 yıl önce savunma sanayinde projelerimizi başlatırken bizi hayalperestlikle suçlayanlar, bugün başarımızı gıptayla takip ediyor. Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki sondaj faaliyetlerine ‘israf’ diyenler, tarihimizin en büyük keşfi karşısında mahcubiyet yaşıyorlar. ‘Her seçim öncesi petrol buluyorlar’ diyerek bizimle alay edenler, bugün Gabar’daki günlük 37 bin varil üretimimizi takdir etmek zorunda kalıyorlar. Yerli ve milli markamız TOGG’dan, 5. nesil savaş uçağımız KAAN’a, şehir hastanelerinden köprülere, yollara tren hatlarına, havalimanlarına kadar, her konuda aynı durumla karşılaşıyoruz. Geriye baktığımızda şunu çok net görebiliyoruz; şayet Türkiye son 20 yıldır muhalefetin takoz siyasetine teslim olsaydı bugün bunların hiçbiri olmaz, ülkemiz yerinde saymaya devam ederdi. Ne savunma sanayisinde yerli ve milli üretimin payı yüzde 80’e çıkardı, ne ihracatta 256 milyar doları yakalayabilirdik. Ne turizmde 54,5 milyar dolarla rekor kırabilirdik, ne istihdamı artırabilir, ne de milli gelirimizi 1,1 trilyon doların üzerine taşıyabilirdik. Bunların ve daha saymaya kalksak saatler sürecek hamlelerimizin hiçbirini gerçekleştiremezdik. Biz ne yaptıysak CHP’nin sabotaj siyasetine rağmen yaptık. Neyi başardıysak bu zihniyetin çelmelerine rağmen başardık. Engelleri tek tek aşarak, zincirleri parçalayarak, zorlukları göğüsleyerek Allah’a hamd olsun bugünlere geldik” şeklinde konuştu.
]]>Kocaeli sahilde bulunan miting alanında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı dinlemek için yaklaşık 85 bir kişi alanı doldurdu. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı ve adayı Tahir Büyükakın, Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, AK Parti Kocaeli ilçe Belediye Başkan adayları, MHP Kocaeli İl Başkanı Murat Nuri Demirbaş, Büyük Birlik Partisi Kocaeli Bölge Koordinatörü Metehan Küpçü’de alanda hazır bulundu.
Alanda kendisini dinleyenlere konuşan Erdoğan, “Burada 31 Mart gecesi kazanılacak zaferin müjdesini görüyorum. İnanıyorum ki Kocaeli, bir kez daha ‘Eser ve hizmet’ diyecek. Büyükşehirde ve ilçelerde bir yol kazasına mahal vermeyeceğinize inanıyorum. Yatırım ve kalkınma hamlelerimizi kesintiye uğratmadan sürdüreceğiz. İşte bizi asla yalnız bırakmayan vefa abidesi Kocaeli bu. Rabbim sizlerden razı olsun. Tabii içeri girerken emniyete dedim ki, ‘Sorun bakalım şu anda meydanda katılım ne kadar?’ Hadi ben söyleyeyim. 85 bin. İyi değil mi? Şuraya bak. CHP nereden bilsin? Hiç seçim kazanmamış ki… Biliyorsunuz artık 2 gün kaldı. Hayatta pek çok şeyin telafisi olur ama sandığın telafisi olmaz. Pazar günü hep birlikte, sabah erkenden sandıklara koşacağız. Tercihimizi bize hizmet edecek, verdiği sözleri unutmayacak, göreve geldiğinde vaatlerinin arkasında duracak isimlerden yana kullanacağız. AK Parti ve Cumhur İttifakına kaybettirerek, CHP’ye kazandırmak için mesai harcayanlara karşı yakınlarımıza uyaracağız” diye konuştu.
“Son il mitingimizi burada yapıyoruz”
Efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldiklerini ifade eden Erdoğan, “Kocaeli halkının en doğru kararı vereceğine yürekten inanıyorum. 2 ay önce başladığımız mahalli idareler seçim maratonumuzda doğudan batıya, kuzeyden güneye 52 farklı şehrimize gittim. Son il mitingimizi burada yapıyoruz, final. Bu 2 aylık dönemde Diyarbakır’dan Trabzon’a, Hatay’dan Samsun’a, Muğla’dan Çorum’a kadar ülkemizin dört bir ucundaki vatandaşlarımızla kucaklaştık, gençlerimizle selamlaştık, yaşlılarımızın hayır duasını aldık. Hanım kardeşlerimizle hasbihal ettik, üreticilerimizle bir araya geldik. Emeklilerin, emekçilerimizin sesine kulak verdik. Yeni yuvasına kavuşan depremzedelerimizin sevincini paylaştık. Hiçbir ayrım yapmadan, milletimizin tamamıyla dertleştik, hasret giderdik. Gittiğimiz yerlerde gördüğümüz manzara şudur; bizler tüm farklılıklarımızla, 85 milyonu burada gördüğünüz gibi büyük bir aileyiz. Görüş farklılıklarımıza rağmen hepimiz kardeşiz. Biriz, beraberiz” şeklinde konuştu.
“Sandık, 85 milyon olarak hepimizin namusuna emanettir”
“Kardeşliğimize ne kadar sıkı yapışırsak, sorunların üstesinden o derece rahat geliriz” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin en büyük gücü, vatandaşlarının birliği, beraberliği ve sarsılmaz bağıdır. Bu bağı hem korumamız, hem de perçinlememiz gerekiyor. Seçim döneminde yükselen siyasi tansiyonu, farklı yerlere yönlendirmek isteyen odaklara karşı dikkatli olmalıyız. Türkiye olgun bir demokrasiye sahiptir. Seçim sistemimiz dünyaya örnek olacak seviyededir. Uğruna bedel ödediğimiz bu kazanımların elimizden kayıp gitmesine izin veremeyiz. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, gönül verdiğimiz partiler, kökenimiz, meşrebimiz farklı olabilir ama Türkiye bizlerin ortak yurdu, ortak çatısı, ortak yuvasıdır. Sandık, 85 milyon olarak hepimizin namusuna emanettir. Sandığın itibarın korunmasında siyasetçisi, kamu görevlisi ve seçmeniyle hepimize sorumluluklar düşüyor. Hem sandığa gidip oy kullanarak, hem de oyumuza sahip çıkarak demokrasimize karşı mesuliyetimizi yerine getireceğiz. Bu konuda adaylarla birlikte tüm vatandaşlarımın gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“Kazanımlarımızın hiçbiri bize altın tepside sunulmadı”
Türkiye olarak bugünlere, büyük mücadeleler neticesinde ulaştıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kazanımlarımızın hiçbiri bize altın tepside sunulmadı. Demokraside, ekonomide, hak ve özgürlüklerde sahip olduğumuz hiçbir imkan bize lütuf olarak verilmedi. Son 21 yılda milletçe pek çok kez kazandık. Nice zorlukla karşılaştık. Nice sabotaja maruz kaldık. Bir başka ülkenin milletin başına gelse bir daha yeniden ayağa kakamayacağı büyü felaketler yaşadık. Son olarak 6 Şubat’ta bir gecede 53 binden fazla canımızı toprağa verdiğimiz, 104 milyar dolarlık hasara yol açan asrın felaketi depremle imtihan olduk. Allah’a sonsuz şükürler olsun. Tüm bu badirelerin üzerinden alnımızın akıyla çıkmayı başardık. Geçtiğimiz 21 yıl boyunca darbecileri püskürttük, terör örgütlerine tarihlerinin en ağır bedellerini indirdik, çevresindeki savaşlara rağmen Türkiye’yi bölgesinin istikrar ve güven adası haline dönüştürdük. Depremin üzerinden 1 sene geçmeden şehirlerimizi ayağa kaldıracak çalışmaları tamamlamaya başladık. Şimdiye kadar 80 bine yakın konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim ettik. İnşallah yıl sonuna kadar bu rakamı 200 bine çıkaracağız. Deprem bölgesinin imarı yanında, Marmara’dan başlayarak riskli yerleşim yerlerini de depreme hazırlıklı haline getireceğiz. Bu bizim İstanbul ve Kocaeli’nin de içinde yer aldığı Marmara Bölgesine karşı öncelikli görevimizdir. TOKİ vasıtasıyla bugüne kadar attığımız adımların hayat kurtardığını 6 Şubat depreminde bir kez daha gördük. Yıkılan yapıların yüzde 90’dan fazlası 1999 öncesi inşa edilenlerdi. Burada şu gerçeği tüm samimiyetimle ifade etmek isterim; tarihin tekerrür etmesini istemiyorsak, hangi siyasi partiye gönül verirsek verelim, deprem meselesini beka sorunu olarak görmek zorundayız. Bunu sadece kendimiz için değil, gözümüzden sakındığımız evlatlarımız için yapmalıyız. Önümüzdeki 5 yıl boyunca gündemimizin ilk sırasında depreme hazırlık başlığı olması bizim açımızdan hayati önemdedir. Biz tüm planlarımızı bu gerçeklerin ışığında yapıyoruz. Seçim sürecinin neticelendirilmesiyle kentsel dönüşüm projelerine hız vereceğiz. Bilim insanlarının uyardığı deprem, kapımızı aniden çalmadan mümkün olan en üst seviyede hazırlıklarımızı tamamlayacağız” dedi.
“Her seçim öncesi petrol buluyorlar’ diyerek bizimle alay edenler, bugün Gabar’daki günlük 37 bin varil üretimimizi takdir etmek zorunda kalıyorlar”
Hiçbir zaman tribünlere oynayanlardan olmadıklarını belirten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kısa vadeli kazanımlar uğruna, milletimize ve devletimize bedel ödetecek adımlar atmadık. Türkiye’nin bugünüyle birlikte, geleceğini de kurtarmaya inşa etmeye çalıştık. Hep ileriye baktık. Gözümüzü ufuktan hiçbir zaman ayırmadık. Bundan 15-20 yıl önce savunma sanayinde projelerimizi başlatırken bizi hayalperestlikle suçlayanlar, bugün başarımızı gıptayla takip ediyor. Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki sondaj faaliyetlerine ‘israf’ diyenler, tarihimizin en büyük keşfi karşısında mahcubiyet yaşıyorlar. ‘Her seçim öncesi petrol buluyorlar’ diyerek bizimle alay edenler, bugün Gabar’daki günlük 37 bin varil üretimimizi takdir etmek zorunda kalıyorlar. Yerli ve milli markamız TOGG’dan, 5. nesil savaş uçağımız KAAN’a, şehir hastanelerinden köprülere, yollara tren hatlarına, havalimanlarına kadar, her konuda aynı durumla karşılaşıyoruz. Geriye baktığımızda şunu çok net görebiliyoruz; şayet Türkiye son 20 yıldır muhalefetin takoz siyasetine teslim olsaydı bugün bunların hiçbiri olmaz, ülkemiz yerinde saymaya devam ederdi. Ne savunma sanayisinde yerli ve milli üretimin payı yüzde 80’e çıkardı, ne ihracatta 256 milyar doları yakalayabilirdik. Ne turizmde 54,5 milyar dolarla rekor kırabilirdik, ne istihdamı artırabilir, ne de milli gelirimizi 1,1 trilyon doların üzerine taşıyabilirdik. Bunların ve daha saymaya kalksak saatler sürecek hamlelerimizin hiçbirini gerçekleştiremezdik. Biz ne yaptıysak CHP’nin sabotaj siyasetine rağmen yaptık. Neyi başardıysak bu zihniyetin çelmelerine rağmen başardık. Engelleri tek tek aşarak, zincirleri parçalayarak, zorlukları göğüsleyerek Allah’a hamd olsun bugünlere geldik” şeklinde konuştu. – KOCAELİ
]]>Ala, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla partisinin Bursa’da Gökdere Meydanı’nda düzenlenen mitinginde, 31 Mart Pazar günü yapılacak Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin, geçen yıl mayıs ayında elde edilen istikrarın yerel yönetimde de sürdürülmesi için önemli olduğunu söyledi.
Ankara’da üretilecek politikalarla uyumlu işler yapacak yerel yöneticilerin iş başına getirilmesiyle Türkiye’nin hedeflerine doğru emin adımlarla yürüyeceğini anlatan Ala, Türkiye Yüzyılı’nda ülkenin her alanda dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasına girmesi hedefiyle çalıştıklarını vurguladı.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a seçimlerde destek isteyen Ala, “Önümüzde merkezi idare için 4 yıl, mahalli idareler için 5 yıllık seçimsiz bir dönem var. Önümüzdeki 4-5 yılı inşallah Cumhurbaşkanı’mıza hediye edeceksiniz, yerel yönetimlerde de Cumhur İttifakı’nın adaylarını iş başına getirip ‘yola devam’ diyeceksiniz. Ben bundan eminim. İşte o zaman Türkiye emin adımlarla yoluna devam edecek.” ifadesini kullandı.
Sandıktan yine istikrarın çıkması gerektiğini kaydeden Ala, “Türkiye’nin gecikmeye tahammülü yok. Türkiye, hedeflerini yakalamak zorunda. Geciken her gün yani bir gün geciktiğinizde dünyada yarıştığınız şehirlerden bir yıl geri kalırsınız. O gün yapılması gereken altyapı o gün yapılmalı. Yoksa o gün o altyapıyı yapmazsanız, o yıl o yatırımı yapmazsanız onlarca yıl geri kalırsınız. Çünkü dünya ülkeler rekabeti içinde. Ülkeler rekabetinin yanında inanılmaz bir şehirler rekabetinin içinde.” diye konuştu.
Efkan Ala, muhalefetin durumunun içler acısı olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi muhalefet pazartesi günü iç kargaşaya, iç tartışmaya başlayacak. O hançerlemeler henüz bitmiş değil. Onun hesabı görülmüş değil. Yani biz pazar akşamı mazbataları alıp pazartesi ‘Ya Allah, bismillah’ deyip, hizmet üretmeye başlayacağız. ‘Hizmete devam’ diyeceğiz ama bu bir kehanet değil, bütün siyasi emareler şunu gösteriyor; muhalefet pazartesi günü bir iç çatışmaya, iç kargaşaya ve iç hesaplaşmaya başlayacak. Daha kendi partisinin içinde genel başkan kim, belediye başkanı kim, grup başkanı kim, yardımcısı kim belli değil. Her kafadan bir ses çıkıyor. Peki daha partilerini yönetemeyenlerin memleketin yönetimine ne gibi bir katkıları olabilir? Bunu düşünmek zorundayız. Onun için önümüzdeki 4-5 yılı siyasi çatışmalarla, kargaşalarla, iç çekişmelerle, didişmelerle geçirecek siyasilere değil, istikrar içinde kendine güvenerek, partisinin, liderinin arkasında durarak, projelerinin yanında durarak, üretilen projeleri kendi ürettikleri projelerle illerinde uygulayarak Türkiye’yi hedeflerine doğru emin adımlarla taşıyacak kadrolara ‘evet’ diyelim.”
Bursa’nın her zamanki gibi Türkiye’yi hedeflerine götürecek kadroları tercih edeceğini belirten Ala, “Ben her birinizin bu 2 günü de çok hummalı bir çalışma içinde geçireceğinize inanıyorum. Özellikle hanımefendilerin ev ev dolaşarak bu meseleleri vatandaşlarımızla paylaşıp onlara hatırlatacaklarına duyduğum inancı yineliyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Muhalefet kayıkçı kavgası siyasetini sürdürmeye devam ediyor”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın da seçimlere 3 gün kaldığını, tüm Türkiye’de belediyelerin yeniden belirleneceğini anımsattı.
Bursa’da seçmenlerin AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na verdiği desteği herkesin bildiğini söyleyen Yalçın, şöyle devam etti:
“Önümüzdeki dönemde de inşallah bu destek eksiksiz devam edecektir. Görüyorsunuz 3 gün gibi kısa bir süre kaldı ama şu ana kadar muhalefetin adayları veya muhalefet partileri kendi aralarındaki çekişmeden kafalarını kaldırıp, boş laf siyasetinden kafalarını kaldırıp şehirlerimize ne gibi hizmetler verebileceklerine dair iki satır laf etmiş değiller. Buna karşılık biz AK Parti belediyeciliğinin ne olduğunu, ne anlama geldiğini tüm Türkiye’ye anlatmaya çalışıyoruz. ‘Gerçek belediyecilik’ dediğimiz şey de işte tam budur. Birçok şehirde, birçok belediye başkanı adayı herhangi bir icraat ortaya koymamış olmasına rağmen muhalefet adına vatandaşın önünde sadece demagojik ve polemik sözlerle oy istemeye devam ediyorlar. Biz AK Parti olarak bütün şehirlerde gerçek belediyeciliğin taahhüdünü veriyoruz, şehirlerimizdeki kentsel dönüşüm meselelerini çözmek için projeler üretiyoruz. Şehirlerimizdeki trafik sorunlarının üstesinden gelmek için kavşak, köprü, yol çalışmalarımızı vatandaşa tanıtıyoruz. Muhalefet maalesef buna benzer bir çaba ortaya koymak yerine kayıkçı kavgası siyasetini sürdürmeye devam ediyor.”
Yalçın, Bursa’nın uzun zamandır AK Parti belediyeciliğinin gerçek belediyecilik hizmetlerini almış büyük ve önemli bir kent olduğuna işaret ederek, kentin yeni dönemde de AK Parti belediyeciliğini almaya devam edeceğinden kimsenin şüphesinin olmadığını dile getirdi.
Boş polemikleri bir kenara bırakıp şehirlere nasıl hizmet edeceklerini anlatmakla uğraştıklarını bildiren Yalçın, “Ülkemizin güncel bir sürü meselesi olabilir. Ekonomik meseleler olabilir. Başka gündemlerimiz de olabilir. İşte bunları fırsat bilenler Türkiye’de belediyelerden başlayarak Türkiye’nin istikrarını bozmaya yönelik çabalar ortaya koyuyorlar. Hep beraber bunlara karşı sağlam bir duruş sergilemek mecburiyetindeyiz. İşte bu nedenle gerçek belediyeciliğin önemini hepimiz kavrıyoruz.” diye konuştu.
Mitingde, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ve AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan da katılımcılara hitap etti.
]]>Işıkhan, Tokat Belediyesi Nikah Salonu’nda düzenlenen “Türkiye Yüzyılı’nda Çalışma Hayatı Buluşmaları” programında iş insanlarıyla bir araya geldi.
Çalışma hayatına ilişkin açıklamada bulunan Işıkhan, Türkiye’de iş gücüne katılım oranının son 21 yılın en yüksek düzeyine yükseldiğini belirtti.
Türkiye’nin 2023 yılında yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında ekonomisi en çok büyüyen ülke olduğuna işaret eden Işıkhan, “Dolar bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına milli gelir de 13 bin 110 dolarla tarihin en yüksek düzeyini gördü. Bu veriler gösteriyor ki pandemiye rağmen, bölgemizdeki savaşlara rağmen, geçtiğimiz yıl yaşadığımız asrın felaketine rağmen, doğru yoldayız. Son 5 yılda yaşadığımız bunca afete ve felakete rağmen, vatandaşlarımızı asla mağdur etmeden hizmetlerimize kesintisiz devam edebiliyoruz. Artık bu güçte bir devletiz. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı vizyonunu inşallah sizlerin desteğiyle başaracağız.” ifadesini kullandı.
Bu yüzyılı, emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacaklarını dile getiren Işıkhan, “Şurası çok önemli, ülkemizin gücü büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. Kalkınma yerelden başlar hakikatine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatlarımızın da o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki gelişim, ilerleme ve kalkınma yerelden başlar. Bildiğiniz gibi ülkemizin lideri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim vizyonu da belediyecilikten geliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde AK Parti, ülkemizde belediyecilik anlayışını değiştirmiş, milletimizi gerçek belediyecilikle tanıştırmıştır.” diye konuştu.
Belediyelerin, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) olan borçlarına da değinen Işıkhan, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz gün belediyelerin SGK’ya olan borçları hakkında bir açıklama yapmıştık. Bu açıklamamız oldukça ses getirdi. Milletimizin de bir hayli dikkatini çekti. Dedik ki, SGK’ya en fazla borcu olan 5 belediyenin 5’i de CHP belediyesi ve her geçen gün CHP’li belediyelerin borçları giderek artıyor. Hatta Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin borç durumu o kadar vahim hale geldi ki toplam borcu son 5 yılda 20 katına çıkmış. Ankara Büyükşehir iflasa sürükleniyor. Biz bu gerçeği ortaya koyunca, 30 büyükşehir belediyesinin borcunu açıklamamız yönünde bir talep geldi. Ben de şimdi, büyükşehir borçları ile ilgili bilgileri vermek istiyorum. Aziz milletimiz, görsün, takdir etsin. Ankara, İzmir, İstanbul, Adana büyükşehir belediyelerinin borcu tüm büyükşehirleri aşmış durumda. Türkiye’de 30 büyükşehir belediyesi var. Bu 30 belediyenin toplam borcu 20 milyar lira. Otuz büyükşehirden 11’i CHP’li ve bu 11 CHP’li belediyenin toplam borcu 15 milyar lira. Yani, 30 büyükşehirden yalnızca 11’i CHP’li olmasına rağmen, 30 büyükşehir belediyesinin toplam borcunun yüzde 75’i tek başına CHP’ye ait. Ankara için durum daha da vahim. Otuz büyükşehrin toplam borcunun yüzde 25’i tek başına Ankara Büyükşehir Belediyesine ait. Sadece Ankara Büyükşehir Belediyesinin borcu 4,5 milyar lira ve CHP’li olmayan 19 büyükşehir belediyesinin tamamının borcu toplamına eşit düzeyde. ??????Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de yaşayan vatandaşlarımızın dikkatini çekmek istiyorum. Ortada, borcunu 20 kata kadar artıran bu belediyelerin yaptıkları elle tutulur bir hizmet de yok, yatırım da yok. Peki bu kadar parayı nereye harcıyorlar? Bu çok haklı ve yerinde bir soru. Bu kritik sorunun cevabını da ben aziz milletimizin takdirine bırakıyorum.”
“Ülkemizin de bu vizyonsuzluktan artık kurtulmaya ihtiyacı var”
Bakan Işıkhan, ilçe belediyelerinin SGK borçlarıyla ilgili ise şunları kaydetti:
“Diğer yandan, büyüklükleri bakımından önemli olan büyükşehirlerin CHP’li ilçeleri için de tablo, Ankara’yla, İstanbul’la, İzmir’le aynı derecede kötü vaziyette. Bu kadar yatırım, hizmet olmayıp da bu kadar borca batmanın tek bir açıklaması olabilir, ‘belediyeyi talan etmek’. Bir de şunu söylüyorlar, neden seçim öncesinde bu konuda açıklama yapmışız. Bu konu, sık sık gündeme gelen bir konu ve herkesin az çok bildiği bir şey. Bu kez ciddi bir şekilde kamuoyunda yankı bulmuş olması, gerçeği değiştirmiyor. CHP’nin, böyle bahanelerin arkasına sığınmak yerine artık bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacı var. Ülkemizin de bu vizyonsuzluktan artık kurtulmaya ihtiyacı var. Biz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak, bu borçların tahsili noktasında elbette ki gereğini yapıyoruz, bundan sonra da yapacağız. Devletimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı hedefine ulaşmak için, onca felakete, onca badireye rağmen var gücüyle çalışırken, bizi paçalarımızdan aşağı çeken her ne varsa o engellerden kurtulmamız gerekiyor. Bu farkındalıkla inşallah 31 Mart akşamı itibarıyla, İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere tüm şehirlerimizin gerçek belediyecilikle, ülkemizin kalkınmasına köstek değil destek olacağı, yeni bir döneme başlayacağımızı ümit ediyorum.”
Daha sonra toplantı, basına kapalı olarak devam etti.
Toplantıya, AK Parti Tokat milletvekilleri Yusuf Beyazıt, Mustafa Arslan, Cüneyt Aldemir, Tokat Belediye Başkanı Eyüp Eroğlu, AK Parti İl Başkanı Ali Özer ve iş insanları katıldı.
]]>Bir dizi ziyaretlerde bulunmak üzere Tokat’a gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Belediye Nikah Salonu Kültür Sarayı’nda düzenlenen “Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı Buluşmaları” toplantısına katıldı.
“Son 5 yılda yaşadığımız afete rağmen vatandaşımızın yanındayız”
Burada konuşan Bakan Işıkhan, “Biliyorsunuz bu hafta 2023 yılı işgücü verileri açıklandı. 2023 yılında işsizlik oranı 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine geriledi. Toplam işsizlik oranı ve genç işsizlik oranı son 10 yılın en düşük seviyesine geldi. İşsiz sayısı 2023 yılında, bir önceki yıla göre 318 bin kişi azaldı. Hem kadın hem genç hem de toplam istihdam oranı ve iş gücüne katılım oranı son 21 yılın en yüksek düzeyine yükseldi. Ayrıca; 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. Dolar bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına milli gelir de, 13 bin 110 dolarla, tarihin en yüksek düzeyini gördü. Bu veriler gösteriyor ki; pandemiye rağmen, bölgemizdeki savaşlara rağmen, geçtiğimiz yıl yaşadığımız asrın felaketine rağmen, doğru yoldayız. Son 5 yılda yaşadığımız bunca afete ve felakete rağmen, vatandaşlarımızı asla mağdur etmeden hizmetlerimize kesintisiz devam edebiliyoruz. Artık bu güçte bir devletiz. Dolayısıyla; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı vizyonunu inşallah sizlerin desteğiyle başaracağız. Bu yüzyılı; emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız. Şurası çok önemli; ülkemizin gücü büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. Kalkınma yerelden başlar hakikatine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icra atlarımızın de o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki; gelişim, ilerleme ve kalkınma yerelden başlar” dedi.
“SGK’ya en çok borçlu 5 belediyenin 5’i de CHP belediyesi”
SGK’ya en fazla borcu olan 5 belediyenin 5’inin de CHP Belediyesi olduğunu hatırlatan Bakan Işıkhan, “Her geçen gün CHP’li belediyelerin borçları giderek artıyor. Hatta Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin borç durumu o kadar vahim hale geldi ki, toplam borcu son 5 yılda 20 katına çıkmış. Ankara büyükşehir iflasa sürükleniyor. Biz bu gerçeği ortaya koyunca, 30 büyükşehir belediyesinin borcunu açıklamamız yönünde bir talep geldi. Ben de şimdi, büyükşehir borçları ile ilgili bilgileri vermek istiyorum. Aziz milletimiz, görsün, takdir etsin. Ankara, İzmir, İstanbul, Adana Büyükşehir Belediyelerinin borcu tüm büyükşehirleri aşmış. Türkiye’de 30 Büyükşehir Belediyesi var. Bu 30 belediyenin toplam borcu 20 milyar lira. 30 Büyükşehir’den 11’i CHP’li ve bu 11 CHP’li belediyenin toplam borcu 15 Milyar lira. Yani; 30 Büyükşehir’den yalnızca 11’i CHP’li olmasına rağmen, 30 Büyükşehir Belediyesinin toplam borcunun yüzde 75’i tek başına CHP’ye ait. Ankara için durum daha da vahim. 30 Büyükşehir’in toplam borcunun yüzde 25’i tek başına Ankara Büyükşehir Belediyesine ait. Sadece Ankara Büyükşehir Belediyesinin borcu 4,5 milyar lira ve CHP’li olmayan 19 büyükşehir belediyesinin tamamının borcu toplamına eşit düzeyde. Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de yaşayan vatandaşlarımızın dikkatini çekmek istiyorum. Ortada borcunu 20 kata kadar artıran bu belediyelerin yaptıkları elle tutulur bir hizmet de yok, yatırım da yok. Peki bu kadar parayı nereye harcıyorlar? Bu çok haklı ve yerinde bir soru. Bu kritik sorunun cevabını da ben aziz milletimizin takdirine bırakıyorum” diye konuştu. – TOKAT
]]>***
Son dönemde Türkiye ve Irak arasında önemli gelişmeler yaşanıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Ağustos 2023’te geniş kapsamlı Bağdat ve Erbil ziyaretinin ardından iki ülke arasında yoğun bir diplomasi trafiği başladı. Son olarak, Hakan Fidan’ın yanı sıra Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu’nun oluşturduğu Türk heyeti 14 Mart 2024’te Bağdat’a giderek Iraklı muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşme sonunda yapılan ortak açıklamada ortaya konan maddeler, iki ülke ilişkilerinin olumlu anlamda bir öteki aşamaya taşınması noktasında ciddi bir umut vermiş gibi görüyor. Özellikle terör örgütü PKK’ya karşı ortak bir tavır benimsenerek, Irak’ın PKK’yı yasaklı bir örgüt olarak ilan etmesi ve başta askeri işbirliği olmak üzere, ticaret, enerji, su, sağlık, tarım ve ulaştırma alanlarında ortak komitelerin kurulması yönünde karar verilmesi iki ülke arasında önümüzdeki süreçte somut adımlar atılabileceğini gösterir nitelikte oldu. Nisan ayı içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak’a ziyaretiyle de pek çok konuda önemli imzaların atılması bekleniyor.
Sudani hükümetinin dengeli adımları
Türkiye-Irak ilişkilerinde yaşanan bu olumlu yönelim Irak iç politikasındaki süreçle birlikte okunduğunda hem Irak hem de bölge için istikrar üretmeye aday görünüyor. Nitekim özellikle Muhammed Şiya es-Sudani hükümetiyle son birkaç yılda nispeten rahatlayan ve istikrara kavuşan bir Irak’tan bahsedilebilir. Her ne kadar neredeyse 40 yıldan fazla bir süredir bilfiil savaşın içinde olan ülkenin üzerindeki savaş izlerini kısa bir sürede silmek mümkün olmasa da ülke içerisinde atılan adımlar Iraklılar için bir umut oldu. Ülke içerisinde zaman zaman yükselen siyasi tansiyon, terör örgütü DEAŞ’ın hücre saldırıları, terör örgütü PKK’nın etkinliği, milis grupların varlığı, dış müdahaleler gibi olumsuzluklar sürüyor. Bununla birlikte mevcut Sudani hükümetinin kazandığı ivme, Iraklıların geleceğe dair daha olumlu bir bakış açısına sahip olmalarının yolunu açıyor gibi görünüyor.
Ülkenin görünen yüzü ve nüfus olarak en kalabalık şehri olan başkent Bağdat başta olmak üzere şehirlerdeki altyapı ve üstyapı çalışmalarının halkı heyecanlandırdığı açık. Özellikle Bağdat’taki gelişmeler dikkat çekici boyutta. Daha önce güvenlik riskleri nedeniyle tenhalaşan Bağdat sokaklarında şimdi 24 saat canlı akan bir hayat var. Halkın da özgüvenini yeniden kazanmaya başladığı ve halk arasında yükselen bir Iraklılık kimliği ve bilincinin oluştuğu görülüyor. Bunda Sudani hükümetinin iç ve dış politikada attığı “dengeli” adımların etkisi var. Bu dengede hem Iraklı siyasilerin hem de halkın Türkiye ile ilişkilere verdiği önem oldukça açık.
Irak’ın iç dinamikleri Türkiye ile gelişen ilişkilerden memnun
Irak’ta hangi tarafla konuşursanız konuşun zaman zaman Türkiye’nin politikalarına karşı çıkanlar olsa da Türkiye ile yürütülen sürece olumlu bakıldığını söylemek yanlış olmaz. Bunu Türkiye’ye karşı en sert açıklamaları yapan gruplardan biri olan Şii milis grubu Asaib Ehlil Hak isimli örgütün lideri Kays el-Hazali’nin değişen tavrında dahi görmek mümkün. Kays el-Hazali Türkiye’yi Irak’ın kuzeyinde yürüttüğü terör operasyonları nedeniyle “işgalci” olarak suçlayan ve Irak’taki Türk unsurlarını hedef alabileceğini ima eden açıklamalar yapan bir profildi.
Türkiye’nin Irak’a yönelik yıllardır sürdürdüğü istikrarlı dış politika çizgisi karşılık bulmuş gibi görünüyor. Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin korunması, Irak’ın istikrarının desteklenmesi, Irak’taki her grupla dengeli ilişkiler sağlanması temelinde yürüttüğü dış politika meyvelerini veriyor.
Erbil-Bağdat denkleminin önemi
Aynı zamanda, Türkiye’nin Erbil-Bağdat dengesinde oynadığı rol de önemseniyor. Bilindiği gibi bütçe, petrol gelirlerinin paylaşımı, enerji transferi, idari meseleler gibi konularda halen Erbil ve Bağdat arasında sorunlar yaşanıyor. Ancak Türkiye’nin Irak’taki istikrarı yakalamak adına Erbil ve Bağdat arasındaki uyuma ve uzlaşıya katkı sunabileceği biliniyor.
Bu noktada, her ne kadar Türkiye’nin Irak merkezi hükümetiyle geliştirdiği ilişkiler bazı çevreler tarafından Ankara’nın Erbil ile arasına mesafe koyacağı yönünde bir algıya ve söyleme neden olsa da Türk heyetinin 14 Mart’taki son ziyaretinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) İçişleri Bakanının da yer alması ilişkiler için rahatlatıcı bir görüntü verdi. Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliği kapsamında Erbil ve Bağdat’a ayrıştırıcı değil tamamlayıcı bir gözle baktığı söylenebilir. Erbil ve Bağdat arasında oluşacak uzlaşı ve denge sadece Irak iç politikası açısından değil, Türkiye-Irak ilişkileri ve bölgesel denklem açısından da önemli. Zira, Türkiye ve Irak arasında gelişen süreç ve atılacak somut adımların bölgesel bir işbirliğine dönebileceğine dair konuşmalar artık yüksek sesle ifade ediliyor. Anlaşılan o ki, Türkiye ve Irak arasındaki gelişmeler bölgesel istikrar için bir model olabilir.
[Dr. Bilgay Duman, ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörüdür.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Yılmaz, Bahçelievler’de bir otelde gerçekleştirilen Asrın İşadamları Derneği (ASRİAD) İftar Programı’nda, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları dolayısıyla ramazanı buruk yaşadıklarını söyledi.
Uluslararası kurum ve kurulların sorun çözme kapasitesinin olmadığının bu vesileyle bir kez daha görüldüğünü belirten Yılmaz, söz konusu kurum ve kurulların gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını ve ramazan tebriklerini salondakilere ileten Yılmaz, iş dünyası ile her fırsatta istişare etmeyi önemsediklerini dile getirdi.
Küresel ortama bakıldığında çok iyi durumda olunmadığını vurgulayan Yılmaz, Kovid-19’un yıkıcı etkilerinin halen devam ettiğini, dünyanın büyümesi ve ticaretinin tarihsel ortalamanın altında olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin temel ihraç pazarı olan Avrupa ülkelerinin durgunluk içerisinde olduğunu aktaran Yılmaz, bütün bunlara rağmen Türkiye’nin yoluna güçlü şekilde devam edebilmesi için gayret ettiklerini ifade etti.
Ekonomide, siyasi ve politika belirsizliklerinin önemli kavramlar olduğuna dikkati çeken Yılmaz, Türkiye’de geçen yıl mayıs ayında genel seçimlerin yapıldığını, bu seçimle 5 yıl için siyasi belirsizliklerin ortadan kalktığını belirtti.
“Tüketimin aşırısı ekonomik bünyemize zarar veriyor ve ithalatımızı körüklüyor”
31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler kapsamında “genel seçim yapılıyormuş gibi” bir hava oluşturulmaya çalışıldığını, bunun doğru bir yaklaşım olmadığını anlatan Yılmaz, “Genel seçimler oldubitti, ikinci defa yapacak halimiz de yok. Halkımız, aziz milletimiz, seçmenimiz, başkanımıza, Meclisimize gerekli yetkileri verdi. Dolayısıyla ülke düzeyinde, makro düzeyde politikaların yerel seçimle değişmesini beklemek eşyanın tabiatına aykırı. Yerel seçime gidiyoruz, yerel seçim makro politikaları değil, yerel düzeydeki politikaları etkileyen bir seçim. Bu çok açık bir gerçek.” diye konuştu.
Türkiye ekonomisindeki gelişmelere değinen Yılmaz, “Reel tarafta oldukça iyi bir performansımız var. Büyümemiz son 20 yılda 5,4 civarı. Son yılda dünya 3,6 hızla büyürken, Türkiye yıllık ortalama 5,4 ile büyümüş. Dolayısıyla dünyada 1,8 puan daha yüksek bir büyüme performansımız olmuş.” değerlendirmesini yaptı.
İthalatı tahrik edici tüketimi ılımlı hale getirmeye çalıştıklarına işaret eden Yılmaz, “Tüketim demek sosyal refah demek bir taraftan ama bir taraftan her şeyin aşırısı gibi tüketimin aşırısı da ekonomik bünyemize zarar veriyor ve ithalatımızı körüklüyor. Dolayısıyla daha ılımlı bir tüketim, büyümenin kompozisyonunda ise ihracatın, yatırımın daha fazla pay sahibi olduğu bir büyüme stratejimiz var. İşin özü bu.” ifadesini kullandı.
İç talep ile dış talep arasındaki dengelenmeyi arzuladıklarını dile getiren Yılmaz, ihracatın artmaya cari açığın ise gerilemeye devam ettiğini söyledi.
Son dönemlerde döviz üzerinden yapılan spekülasyonların anlamsız olduğundan ve ilerleyen dönemde bunun çok daha net görülebileceğinden bahseden Yılmaz, Türkiye’de siyasi ve ekonomi temellerinin sağlam olduğunu ifade etti.
Sürdürülebilir büyüme ve sosyal dengeler için enflasyonu indirmek durumunda olduklarını kaydeden Yılmaz, “Enflasyonu düşürmediğiniz bir ortamda çeşitli kesimlerin refah koşullarını iyileştirmek için ne yaparsanız yapın bunlar bir süre sonra eriyor ve etkisini kaybediyor. Dolayısıyla enflasyonu düşürdüğünüz zaman kalıcı sosyal refah artışını da sağlamış oluyorsunuz. Bu açıdan da enflasyonu düşürmeyi öncelikli konumuz olarak görüyoruz. Bu konuda da bir taraftan para politikalarıyla, bir taraftan maliye politikalarıyla, diğer taraftan yapısal reformlarla, üç ayaktan oluşan bir programı hayata geçiriyoruz. Detaylarına şimdi inmek istemiyorum ama kararlı bir şekilde bunu uygulamaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin önceki dönem kaynaklarının büyük oranda yatırıma ayrıldığını belirten Yılmaz, “Diyelim 100 lira geliri var İBB’nin, bir önceki dönem bunun 55 lirasını yatırıma ayırmış, yatırım yapmış. Geçen dönem bu oran ne olmuş? Yüzde 38’e düşmüş. 17 puan azalmış. Bu hakikaten çok ciddi bir rakam. Bütün büyükşehirler içerisinde en fazla yatırımı azalan İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Kusura bakmayın bunun bir izahı yok. Bu kadar büyük yatırım ihtiyaçları var ve yatırımlar geriye gidiyor. Bunlar rakamsal olarak ortada. Üstelik öz kaynaklarını da düşürmüş.” şeklinde konuştu.
“İstanbul için deniz bitti.” diyen ve İstanbul’un bir dönem daha yatırımsızlığa tahammülünün olmadığını ifade eden Yılmaz, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimler için Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’a destek istedi.
Programda konuşma da yapan ASRİAD Genel Başkanı Cemil Yıldız, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a hediye verdi. Yılmaz, program sonunda bazı iş insanlarına derneğin rozetini taktı, dernek üyeleriyle fotoğraf çektirdi.
]]>“Türkiye ekonomisi en çok büyüyen ekonomi oldu”
TEKİRDAĞ – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Kapaklı’da bir dizi ziyarette bulundu. Gün içerisinde esnaf ve vatandaş ziyaretlerinin ardından Kapaklı Belediyesi’nde iş insanlarıyla bir araya gelen Işıkhan, kişi başı milli gelirde tarihin en yüksek seviyesine geldiklerini ifade etti.
Işıkhan, cadde üzerinde esnaf ve vatandaş ziyaretlerini tamamlamasının ardından Kapaklı Belediyesi’nde iş insanlarıyla ‘Türkiye Yüzyılı’nda Çalışma Hayatı Buluşmaları’ adlı toplantıya katıldı.
“Her alanda geliştirmeye devam edeceğiz”
Burada bir konuşma yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan; “Neredeyse her gün bir başka ilimizde vatandaşlarımızla milletimizle bir araya gelmeye devam ediyoruz. Rabbim güç verdikçe de vatanımızın her karış toprağını adım adım gezmeye; 81 il, 922 ilçemizin tamamını Türkiye Yüzyılı’na hazırlamaya devam edeceğiz. Tekirdağ, gerek tarımı, gerek sanayisi, endüstrisi, ticaretiyle hem ülkemiz hem de dünya için büyük önem taşıyan şehirlerimiz arasında yer alıyor. Binlerce yıldır, medeniyetlere ev sahipliği yapmış, üretimin alın terinin yurdu olmuş bir yer burası. Maşallah Tekirdağ’ın büyük bir potansiyel var, Tekirdağlılarda muazzam bir dinamizm var. Bu noktada sizlerin fikirleri ve önerileri bizler için, şehri yönetenler için yol gösterici olmalıdır. Bizler; Devlet millet el ele yürümenin, ülkemizi ve milletimizi birlikte büyütmenin en güzel örneklerinden birisini Tekirdağ’da ortaya koyalım istiyoruz. Çalışma hayatından sosyal güvenliğe kadar inisiyatif aldığımız her konuda her daim sizlerle istişareyi, iletişimi, diyaloğu ön planda tutmaya devam edeceğiz. Birlik ve beraberlik ruhuyla, başta çalışma hayatı olmak üzere Türkiye’yi küresel anlamda hak ettiği konuma taşıyacak her alanda geliştirmeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. Dolar bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına Milli Gelir de, 13 bin 110 dolarla, tarihin en yüksek düzeyini gördü. Bu hafta 2023 yılı işgücü verileri açıklandı. 2023 yılında işsizlik oranı bir önceki yıla göre 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine geriledi. İşsiz sayısı 2023 yılında, bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişiye geriledi. Toplam işsizlik oranı ve genç işsizlik oranı son 10 yılın en düşük seviyesine geldi. Hem kadın, hem genç, hem de toplam istihdam oranı ve işgücüne katılım oranı son 21 yılın en yüksek düzeyine yükseldi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu yüzyılı; emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız inşallah. Bunu nasıl gerçekleştireceğiz? Tabi ki sizlerle” dedi.
“Bayram ikramiyelerini yüzde 50 artırdık”
Ramazan Bayramı’nda emeklilere ikramiye uygulamasının ilk kez AK Parti döneminde başlatıldığını ifade eden Işıkhan; “Biliyorsunuz muhalefetin aklına milletimiz seçimden seçime geliyor. Biz ise her daim imkanlarımız ölçüsünde, milletimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz hafta, Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı emekli ve ölüm aylığı hak sahiplerine banka promosyonunu 2017’de biz başlattık. Önümüzde Ramazan Bayramı var. Bayramlarda emeklilerimize bayram ikramiyesi uygulamasını da biz başlattık. Bu yıl ikramiyeyi yüzde 50 artırdık. Emeklilerimize bu dönemde Banka Promosyon tutarlarını kamu bankalarında 2 katına çıkardık. Milletimiz pek farkedemeyebiliyor ancak; vatandaşlarımızın dünyanın en ileri seviyesinde sağlık hizmeti almasının arkasında da önemli bir harcama var. AK Parti döneminde, SGK tarafından ödenen ilaç sayısını 3 katına çıkardık. Geçtiğimiz 1 yılda Sosyal Güvenlik Kurumumuz tarafından yapılan sağlık ve ilaç harcaması tam tamına 553 milyar lira oldu. Bu çok ciddi bir rakam. Emekli aylıklarına ödediğimiz tutarın yarısına yakınını ayrıca sağlık harcamaları ve sağlık hizmetleri için ödüyoruz. Bunun dışında yine SGK tarafından son 1 yılda 206 Milyar lira, teşvik ve destek ödemesi yaptık. Son 5 yılda yaşadığımız Pandemiyi, bölgemizdeki savaşları ve asrın felaketini dikkate alırsanız, vatandaşlarımızı asla mağdur etmeden hizmetlerimize kesintisiz devam edebildiğimizi, bu güçte bir devlet olduğumuzu görürsünüz. Şurası çok önemli; ülkemizin gücü büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. Kalkınma yerelden başlar hakikatine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatlarimizin de o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki; gelişim, ilerleme ve kalkınma yerelden başlar” diye konuştu.
]]>Kurtulmuş, Kadıköy’deki TBMM Filizi Köşk Sosyal Tesisi’nde sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldiği iftar programında yaptığı konuşmada, Türkiye’de sivil toplum alanında önemli çalışmaları olan, değerli ve öncü hizmetler yapan kuruluşların temsilcileriyle bir arada olmanın kendilerine güç verdiğini söyledi.
En başından itibaren siyasetin, sadece siyasi partiler vasıtasıyla yapılan bir çalışma olmanın ötesinde, Türkiye’nin demokratikleşmesinin de göstergesi olarak sivil toplumla birlikte, sivil toplumu da güçlendirerek yapılmasının en doğru yol olduğuna inandıklarını belirten Kurtulmuş, sivil toplumun önünün açılmasını, sivil toplumun daha güçlü, her bir kuruluşun kendi alanında önder kuruluşlar haline gelmesini önemli hedeflerinden birisi olarak telakki ettiklerini dile getirdi.
Demokrasinin sadece beş yıldan beş yıla oy verme rejimi olmadığının altını çizen Kurtulmuş, demokrasinin aynı zamanda seçim arası dönemlerin tamamında halkın bütün kesimlerini kuşatacak güçlü sözü söyleyebilme, güçlü faaliyetleri ortaya koyabilme rejimi olduğunu ifade etti.
Kurtulmuş, “En az siyasi partiler kadar sivil toplum kuruluşlarının da önemli olduğu, hatta sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarıyla siyaseti de yönlendirebilme becerisine sahip olması gerektiğini biliyor ve buna inanıyoruz. Onun için her birinize yaptığınız hizmetleriniz dolayısıyla teşekkür ediyoruz.” diye konuştu.
Devrim arabasının tasarımcılarından Gündüz Sait Güngen için başsağlığı mesajı
Türkiye’nin ilk yerli otomobili Devrim’in üretim ekibinde yer alan yüksek mimar mühendis Gündüz Sait Güngen’in bugün vefat ettiğini dile getirerek kendisine Allah’tan rahmet dileyen Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Devrim arabalarının baş tasarımcısı, Devrim arabalarını yapan, bunun için güzel bir kariyerini bırakıp kolları sıvayarak Türkiye’nin gerçekten önemli projelerinden birisi olan Devrim arabalarını gerçekleştiren tasarımcı ekibin başındaki yüksek mimar, mühendis bir ağabeyimiz, bir büyüğümüzdü. Bugün vefat etti. Allah rahmet etsin. Bu vesileyle onun şahsında Devrim arabaları meselesini bir kere daha anmak ve hatırlamak durumundayız. Gerçekten Türkiye’nin sanayileşme tarihi, bir tarafından baktığınız zaman da Türkiye’deki ihanet tarihidir. Türkiye’nin sanayileşmesinin nasıl engellendiği, nasıl bunun önüne iç ve dış birtakım vesayet odaklarının engel olarak bunun önüne geçtiklerinin en tipik örneklerinden birisi Devrim arabalarıdır. Çalıştırılmış, projesi oluşturulmuş, başarılı bir şekilde sonlandırılmış bir proje maalesef hain ihanetler zincirinin sonunda çalışamaz hale getirilmiş, ‘Nasılsa bunlar araba üretemez’ diyerek kenara atılmıştır.”
Kurtulmuş, dün Devrim arabalarında ve birçok alanda engellenen Türkiye’nin teknolojik gelişimimin, bugün belli bir noktaya geldiğini de ifade ederek, “Bugün yerli arabası Togg’u üretebilen, özellikle savunma sanayii alanında üstün teknoloji ürünleri dünyada bir marka haline gelmiş olan bir ülkeyiz. Allah bu istikametteki yürüyüşümüzü sürdürmeyi nasip eylesin. Gündüz Sait Bey’in şahsında Türkiye’nin sanayileşme davasına emeği geçen herkesi şükranla, hayırla yad ediyoruz.” şeklinde konuştu.
“Türkiye, güven ve istikrar içerisinde yoluna devam etmek mecburiyetindedir”
Türkiye’nin ve dünyanın tarihi bir süreçten geçtiğine işaret eden Kurtulmuş, bugün gelinen noktada dünyanın neredeyse üçüncü dünya savaşının eşiğinde olduğunu söyledi.
Kurtulmuş, küresel çatışmalara vesile olabilecek bölgesel çatışmaların tamamının da Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada yer aldığını kaydetti.
Ukrayna-Rusya krizinin, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği, bütün insanların kanını donduran insanlık dışı vahşet ve soykırımın, Kafkaslardaki meselelerin, Doğu Akdeniz’deki gerilimlerin dünyayı zor bir sürece doğru sürüklediğini belirten Kurtulmuş, “Bizim bu coğrafyada ve tarihin bu diliminde, Türkiye olarak güçlü bir şekilde ayağımızı yere basmaktan başka bir şansımız yoktur. Türkiye, güven ve istikrar içerisinde yoluna devam etmek mecburiyetindedir. Önümüzdeki en önemli meselemiz budur.” değerlendirmesinde bulundu.
“Sivil toplumun gücünün siyasi sorunları aşabilmekte muktedir bir araç olduğunu biliyoruz”
Sivil toplumun Türkiye’nin siyasetinin demokratikleşmesine katkı sağlaması gerektiğini düşündüklerini söyleyen Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sivil toplumun gücünün aslında çok zor zannedilen, aşılmaz zannedilen siyasi sorunları da aşabilmekte muktedir bir araç olduğunu fevkalade iyi biliyoruz. En son örneğini özellikle hükümetlerinin, İsrail hükümetinin gölgesinde durmayı bir marifet zanneden Batılı ülkelerdeki birçok insanın sokaklara çıkması, gösteriler yapması, büyük bir şekilde Filistin davasına destek vermesi ve İsrail’in bu zulümlerine karşı ‘Yeter artık, durun’ diyecek feraseti gösterebilmesinin arkasındaki en büyük güç, o ülkelerdeki sivil toplumun gücüdür.”
Gazze konusunda Türkiye’de hükümet ve millet olarak, devlet ve millet olarak aynı paralelde, aynı istikamette yürüdüklerini dile getiren Kurtulmuş, “Arkadaşlarımızı bir kere daha tebrik ediyorum. 31 Aralık akşamı, 1 Ocak sabahına karşı İstanbul’da sivil toplumun değerli katkılarıyla oluşan o gösteri, dosta güven, düşmana da endişe vermiştir.” dedi.
“Türkiye olarak her platformda güçlü bir şekilde durduk”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, en başından itibaren, herkesin ayaklarının titrediği bir zamanda Filistin meselesine sahip çıkarak bütün uluslararası platformlarda, acil ateşkes ve eşzamanlı olarak da insanı ve tıbbi yardımların gönderilmesi konusundaki Türkiye’nin tavrını söylediğini aktaran Kurtulmuş, bu süreçte kendisinin de 100’ün üzerinde meclis başkanı, devlet başkanı, başbakan ve bakanlarla görüştüğünü ve bu konuları gündeme getirdiğini hatırlattı.
Kurtulmuş, Türkiye olarak her platformda güçlü bir şekilde duruşlarını ortaya koyduklarını bildirdi.
Siyonist lobinin baskılarına rağmen son Birleşmiş Milletler oylamasında, ABD’nin çekimser kaldığına dikkati çeken Kurtulmuş, “Bunun en temel nedenlerinden birisi Amerika kamuoyunun ortaya koyduğu kararlılıktır. Önemli bir neden de Netanyahu çetesinin işledikleri insanlık suçlarının artık hiçbir hükümet tarafından taşınamayacak bir noktaya gelmiş olmasıdır.” dedi.
Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bir kez daha söylüyorum, İsrail’in katliamlarına, bu insanlık dışı suçlarına bir şekilde göz yumanlar, kuvözlerde 30-40 bebek aynı hastane içerisinde ölürken sevinç çığlıkları atanlar ya da çığlıklarını belli etmeden ‘Oh ne güzel Müslümanlar ölüyor’ diye bir şekilde bundan sevinç duyanlar, Netanyahu ekibini bir kenara koyarak, ellerini yıkayarak bu işten çıkamazlar.”
Gazze’de yaşananlar üzerinden bütün küresel sistemin büyük bir imtihan verdiğini bildiklerini ve sonunda bir hesaplaşmaya gidildiğinin görüldüğünü vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Artık çivisi çıkmış, hiçbir konuda çözüm üretemeyen, hiçbir sorunu çözemeyen, dünyanın hiçbir yerinde bir milletin hayrına bir çözüm üretmeyen bu küresel siyasal sistem zaten çökmüştü, Gazze’deki katliamlar dolayısıyla bunun iflası ilan edilmiştir. Bu salonda bulunanlar, yakın zamanda dünyada yeni bir küresel mimarinin kurulduğunu göreceklerdir. Türkiye de ‘Dünya 5’ten büyüktür’ diyerek yıllardır uluslararası sistemin ağlarına bir şekilde posta koyan o üslubuyla bunu daha somut teklifler haline getirerek bu sürecin öncüsü olacaktır. Dünyada yeni bir Birleşmiş Milletlerin, diğer kurum ve kuruluşlarıyla birlikte yeni bir küresel sistemin kuruluşuna inşallah hep beraber şahit olacağız.”
Türkiye’nin bu yoluna devam etmesi için içeride de çok güçlü olması gerektiğine dikkati çeken Kurtulmuş, içeride halkının birliğini, beraberliğini sağlayarak, millet olarak ortak milli hedeflere yürümeyi başararak yola devam etmek mecburiyetinde olduklarını söyledi.
Yeni anayasa çağrısı
Kurtulmuş, yeni anayasa konusunda da çağrıda bulunarak, şöyle konuştu:
“Güçlü Türkiye’nin önemli ayaklarından birisi, içeride yeni bir anayasayla toplumsal yapısını güçlendirmeyi başarması olacaktır. Bu çerçevede yeni bir anayasa yapılması ya da anayasanın yenilenmesi meselesi bir fantezi değildir, bir ya da birkaç partinin isteyebileceği bir şey değildir. Yıllardır Türkiye’de bir ihtiyaç olarak ortadadır ve artık vakti gelmiştir. Türkiye, bu yeni anayasa meselesini önümüzdeki dönemde hallederek içerideki birliğini, beraberliğini, kardeşliğini, milli bütünlüğünü tahkim edecek bir şekilde yoluna devam etmek mecburiyetindedir.”
Bazıları yeni anayasa denildiğinde, zaman zaman “Kurucu meclis olmak lazım” gibi bazı şeyler söyleyebildiğini, bu sözlere hiç itibar etmediklerini belirten Kurtulmuş, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yeni anayasadan bahsedildiği zaman kurucu meclisten bahsedenler, 1960 darbesinden sonra rahmetli Menderes’in katili olanların nasıl anayasa yaptıklarını ve anayasayı yapanların nasıl bir kurucu meclis olduklarını söylüyor ve buna inanıyorlar. Yine aynı şekilde, 12 Eylül’de hayatta kalmalarına müsaade edilmelerine rağmen siyaseten tasfiye edilmelerine çalışılan rahmetli Ecevit’in, Erbakan’ın, Demirel’in, Türkeş’in siyasi alanlarını kapatanların nasıl bir kurucu meclis olarak anayasa yaptıklarını düşünüyorlar ve bunu bir demokratik anayasa zannediyorlar. Çok açık söylüyorum, bu memlekette anayasa yapma gücü sadece ve sadece milli iradenin sembolü olan Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu süreçte üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek, inşallah düzgün bir şekilde bu anayasa yapım süreçlerini yönetmesi gerekiyor. Buradaki kilit kavramın ‘doğru zeminde, doğru yöntemlerle anayasanın tartışılması’ olduğunu düşünüyorum. Doğru zemin, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Doğru yöntemlerse, burada bütün siyasi partiler kendi anayasa çalışmalarını hazırlarlar. Hiçbir partinin anayasası olmaz. Partilerin anayasa teklifleri olur. Partiler bu anayasa çalışmalarını çalışırlar. Yöntemini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tartışır, buluruz. Ayrıca sadece Meclis’te grubu bulunan partiler ya da Meclis’teki diğer partiler değil, sivil toplum kuruluşları, akademi, yargı camiası, Türkiye’de sözü olan, ‘Benim de bu konuda söyleyecek bir sözüm var.’ diyen kim ya da kimler varsa, herkesin sözlerini açık, net ve sarih bir şekilde masaya getirebileceği bir sürecin yönetilmesi gerekir ki, biz burada inisiyatif olarak bu sürecin en güzel şekilde işlemesi için gayret sarf edeceğiz.”
Kurtulmuş, en yüksek mutabakatla, partiler arasında bir anlayış ortaya konulmasını ümit ettiğini dile getirerek, siyasi partilerin, milletin istediği istikamette sivil, demokrat, kuşatıcı, kapsayıcı, milli bir anayasa yapma imkanına bu milleti kavuşturması temennisinde bulundu.
]]>Bakan Işıkhan, cadde üzerinde esnaf ve vatandaş ziyaretlerini tamamlamasının ardından Kapaklı Belediyesi’nde iş insanlarıyla ‘Türkiye Yüzyılı’nda Çalışma Hayatı Buluşmaları’ adlı toplantıya katıldı.
“Her alanda geliştirmeye devam edeceğiz”
Burada bir konuşma yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “Neredeyse her gün bir başka ilimizde vatandaşlarımızla milletimizle bir araya gelmeye devam ediyoruz. Rabbim güç verdikçe de vatanımızın her karış toprağını adım adım gezmeye 81 il, 922 ilçemizin tamamını Türkiye Yüzyılı’na hazırlamaya devam edeceğiz. Tekirdağ, gerek tarımı, gerek sanayisi, endüstrisi, ticaretiyle hem ülkemiz hem de dünya için büyük önem taşıyan şehirlerimiz arasında yer alıyor. Binlerce yıldır, medeniyetlere ev sahipliği yapmış, üretimin alın terinin yurdu olmuş bir yer burası. Maşallah Tekirdağ’ın büyük bir potansiyel var, Tekirdağlılarda muazzam bir dinamizm var. Bu noktada sizlerin fikirleri ve önerileri bizler için, şehri yönetenler için yol gösterici olmalıdır. Bizler; devlet millet el ele yürümenin, ülkemizi ve milletimizi birlikte büyütmenin en güzel örneklerinden birisini Tekirdağ’da ortaya koyalım istiyoruz. Çalışma hayatından sosyal güvenliğe kadar inisiyatif aldığımız her konuda her daim sizlerle istişareyi, iletişimi, diyaloğu ön planda tutmaya devam edeceğiz. Birlik ve beraberlik ruhuyla, başta çalışma hayatı olmak üzere Türkiye’yi küresel anlamda hak ettiği konuma taşıyacak her alanda geliştirmeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. Dolar bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına Milli Gelir de, 13 bin 110 dolarla, tarihin en yüksek düzeyini gördü. Bu hafta 2023 yılı işgücü verileri açıklandı. 2023 yılında işsizlik oranı bir önceki yıla göre 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine geriledi. İşsiz sayısı 2023 yılında, bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişiye geriledi. Toplam işsizlik oranı ve genç işsizlik oranı son 10 yılın en düşük seviyesine geldi. Hem kadın, hem genç, hem de toplam istihdam oranı ve işgücüne katılım oranı son 21 yılın en yüksek düzeyine yükseldi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu yüzyılı; emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız inşallah. Bunu nasıl gerçekleştireceğiz? Tabi ki sizlerle” dedi.
“Bayram ikramiyelerini yüzde 50 artırdık”
Ramazan Bayramı’nda emeklilere ikramiye uygulamasının ilk kez AK Parti döneminde başlatıldığını ifade eden Işıkhan, “Biliyorsunuz muhalefetin aklına milletimiz seçimden seçime geliyor. Biz ise her daim imkanlarımız ölçüsünde, milletimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz hafta, Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı emekli ve ölüm aylığı hak sahiplerine banka promosyonunu 2017’de biz başlattık. Önümüzde Ramazan Bayramı var. Bayramlarda emeklilerimize bayram ikramiyesi uygulamasını da biz başlattık. Bu yıl ikramiyeyi yüzde 50 artırdık. Emeklilerimize bu dönemde Banka Promosyon tutarlarını kamu bankalarında 2 katına çıkardık. Milletimiz pek fark edemeyebiliyor ancak vatandaşlarımızın dünyanın en ileri seviyesinde sağlık hizmeti almasının arkasında da önemli bir harcama var. AK Parti döneminde, SGK tarafından ödenen ilaç sayısını 3 katına çıkardık. Geçtiğimiz 1 yılda Sosyal Güvenlik Kurumumuz tarafından yapılan sağlık ve ilaç harcaması tam tamına 553 milyar lira oldu. Bu çok ciddi bir rakam. Emekli aylıklarına ödediğimiz tutarın yarısına yakınını ayrıca sağlık harcamaları ve sağlık hizmetleri için ödüyoruz. Bunun dışında yine SGK tarafından son 1 yılda 206 Milyar lira, teşvik ve destek ödemesi yaptık. Son 5 yılda yaşadığımız Pandemiyi, bölgemizdeki savaşları ve asrın felaketini dikkate alırsanız, vatandaşlarımızı asla mağdur etmeden hizmetlerimize kesintisiz devam edebildiğimizi, bu güçte bir devlet olduğumuzu görürsünüz. Şurası çok önemli; ülkemizin gücü büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. Kalkınma yerelden başlar hakikatine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatlarimizin de o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki; gelişim, ilerleme ve kalkınma yerelden başlar” diye konuştu. – TEKİRDAĞ
]]>Işıkhan, Kapaklı Belediyesi’ni ziyaretinde yaptığı konuşmada, 81 il, 922 ilçenin tamamını Türkiye Yüzyılı’na hazırlamaya devam edeceklerini söyledi.
Tekirdağ’ın tarımı, sanayisi, ticaretiyle hem Türkiye hem de dünya için büyük önem taşıyan şehirlerden olduğunu dile getiren Işıkhan, “Tekirdağ’da büyük bir potansiyel var. Tekirdağlılarda muazzam bir dinamizm var. Bu noktada sizlerin fikirleri, önerileri bizler için özellikle şehir yönetenler için çok önemlidir kıymetli kardeşlerim. Bizler devlet, millet el ele yürümenin, ülkemiz ve milletimizle birlikte yürümenin ve ülkemizi büyütmenin en güzel örneklerden birisini de inşallah Tekirdağ’da siz kardeşlerimizle birlikte gerçekleştireceğiz.” ifadesini kullandı.
Işıkhan, çalışma hayatından sosyal güvenliğe kadar inisiyatif aldıkları her konuda her daim vatandaşlarla istişareyi, iletişimi ve diyaloğu ön planda tutmaya gayret ettikleri söyledi.
“İşsiz sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre azaldı”
2023 yılında Türkiye’nin yüzde 4,5 ile Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduğuna işaret eden Işıkhan, “Dolar bazında milli gelir Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aşmış durumda. Kişi başına düşen gelirde 13 bin 110 dolarla tarihin en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda. Bu hafta 2023 yılı iş gücü verileri açıklandı. 2023 yılında da işsizlik oranı bir önceki yıla göre bir puan düşerek 9,4 seviyesine geriledi. İşsiz sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişiye gerilemiş durumda. Toplam işsizlik oranı ve genç işsizlik oranı son 10 yılın en düşük seviyesine gerilemiş durumda.” diye konuştu.
Işıkhan, istihdam oranı ve iş gücüne katılım oranının son 21 yılın en yüksek seviyelerinde olduğunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu yüzyılı emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacaklarını belirtti.
“Bayram ikramiyelerini yüzde 50 artırdık”
Her fırsatta milletin yanında olmaya devam edeceklerini söyleyen Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz hafta Sayın Cumhurbaşkanı’mızın açıkladığı emekli ve ölüm aylığı hak sahiplerine banka promosyonlarını 2017 yılında biz başlattık. Önümüzde Ramazan Bayramı var. Bayramda emeklilerimize bayram ikramiyesi uygulamasını da hatırlarsanız biz başlatmıştık. Bu yıl ikramiyeleri yüzde 50 oranında artırdık. Emeklilerimize bu dönemde banka promosyon tutarlarını kamu bankalarında 2 katına çıkardık. Vatandaşlarımızın dünyanın en ileri seviyelerinde sağlık hizmeti almasının arkasında önemli bir harcamamız var. AK Parti döneminde SGK tarafından ödenen ilaç sayısını 3 katına çıkardık. Geçtiğimiz bir yılda SGK tarafından yapılan sağlık ve ilaç harcaması tam tamına 553 milyar lira olmuştur, bu çok ciddi bir rakam. Emekli aylıklarına ödediğimiz tutarın yarısına yakınını ayrıca sağlık harcamaları ve sağlık hizmetleri için de ödüyoruz. Bunun dışında yine SGK tarafından son bir yılda 206 milyar lira teşvik ve destek verdik. Son 5 yılda yaşadığımız, hatırlarsanız pandemiyle bölgemizdeki savaşları ve asrın felaketini de dikkate aldığımızda, vatandaşlarımızı asla mağdur etmeden, hizmetlerimize kesintisiz bir şekilde devam edebildiğimizi ve yürütebilecek güçte olduğumuzu görüyorsunuz.”
“Kalkınma yerelden başlar”
Işıkhan, kalkınmanın yerelden başladığını dile getirerek şunları kaydetti:
“Yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatımızda o derece başarılı oluruz. Çünkü şunu hepimiz biliyoruz ki gelişim, kalkınma, ilerleme yerelden başlar. Bildiğiniz gibi ülkemizin lideri Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim vizyonu da belediyecilikten gelmektedir.
Şu an ‘dünya beşten büyüktür’ diyerek sadece Türkiye’nin geleceğini değil aynı zamanda dünyanın geleceğini de inşa etme gayretinde olan liderimizin 40 yıllık başarı hikayesinin belediyecilik vizyonuyla, sosyal belediyecilikle, gönül belediyeciliğiyle başladığını da unutmamamız gerekiyor.”
Belediye Başkanı Mustafa Çetin ile bir süre görüşen Işıkhan, daha sonra Pınar Bulvarı’nda esnaf ziyareti yaptı.
Programa, AK Parti milletvekilleri Mestan Özcan, Gökhan Diktaş, Çiğdem Koncagül ve İl Başkanı Ali Gümüş ile partililer katıldı.
]]>Erdoğan, partisinin Valilik önünde düzenlenen Batman mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Batmanlıların 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde iradelerine ipotek koyulmasına rıza göstermeyeceğini söyleyen Erdoğan, “Sadece Batman değil, İstanbul, Ankara, Mersin başta olmak üzere diğer illerimizdeki vatandaşlarımız da bunlara artık ‘yeter’ diyecektir.” şeklinde konuştu.
Miting alanındakilere “Batman, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız, kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençler, hanımlar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Batman ile birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” diye soran Erdoğan, vatandaşlardan “evet” yanıtını aldı.
Batman’da gösterilen kararlı tavrın diğer illere de yayılması gerektiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“Batmanlı, İstanbul’u arayacak. İstanbul’daki kardeşlerine, hemşehrilerine ne diyecek? Oylar Murat Kurum’a. Ne diyecek Ankara? Oylar Turgut Altınok’a, altı oka değil. Sizlerden diğer vilayetlerimizdeki Batmanlı kardeşlerimizi aramanızı, bu hakikatleri onlara da mutlaka anlatmanızı istiyorum. Sandıkta Cumhur İttifakı’na verilecek her oyun çok önemli olduğunu, eşe dosta, nazımızın geçtiği her bir kardeşimize izah edeceğiz.
Kırılan varsa gönlünü alacağız, kızan varsa teskin edeceğiz, yanlış anlaşılma varsa düzelteceğiz. Bir şekilde herkesin sandığa gitmesini sağlayacağız. Hiçbir iddiası, hiçbir projesi ve kazanma ihtimali olmayanlara oy vererek, oylarını ziyan etmemeleri gerektiğini anlatacağız. Önümüzdeki son 4 günü bu şekilde değerlendirdiğimizde şehirlerimizle birlikte tüm Türkiye için güzel bir netice alacağımıza inanıyorum.”
“Bölücü örgütün topraklarımızdaki varlığı bitme noktasına geldi”
Türkiye’nin, etrafı çatışmalar ve savaşlarla çevrili olmasına rağmen hedeflerine doğru kararlılıkla ilerlediğini vurgulayan Erdoğan, Türkiye’yi birçok ülkeyi saran yangından uzak tuttuklarını ve bunun yanında tüm terör örgütlerine karşı başarılı bir mücadele yürüttüklerini anlattı.
Bölgede bölücü terör örgütüne karşı yürütülen çalışmalar sonucunda, insanların huzurunun arttığını, güvenlik ortamının iyileşmesiyle bölgeye yatırımın ve barışın geldiğini, turizmin canlandığını belirten Erdoğan, “Bölücü örgütün topraklarımızdaki varlığı bitme noktasına geldi. Suriye’den ülkemize yönelen tehdit önemli ölçüde kontrol altına alındı. Bu yaz itibarıyla Irak sınırımızın güvenliğini de temin etmiş olacağız.” ifadelerini kullandı.
“Eski karanlık ve kaotik günleri kimse geri getiremeyecek”
Terör kaybederken Batman ile birlikte 85 milyon vatandaşın kazandığını kaydeden Erdoğan, “Ağır bedelleri ödeme pahasına elde ettiğimiz bu kazanımlardan asla taviz vermeyeceğiz. Hak ve özgürlükler alanında son 21 yılda sessiz devrimi gerçekleştirmiş bir kardeşiniz olarak buna kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Şunu çok iyi bilmenizi istiyorum. Biz görevde olduğumuz sürece eski karanlık ve kaotik günleri kimse geri getiremeyecek. AK Parti ve Cumhur İttifakı güçlü olduğu sürece hiç kimse Türkiye’yi terör örgütleri vasıtasıyla yönlendiremeyecek.” değerlendirmesinde bulundu.
“Ekonomi programının olumlu yansımalarını daha net göreceğiz”
Ekonomiye ilişkin de açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Ekonomide gerçekten yetkin isimlerden oluşan güçlü bir kadro kurduk. Batman’ın bir evladı olan Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’e bu konuda tam itimadım var. İnşallah yılın ikinci yarısından itibaren uyguladığımız ekonomi programının olumlu yansımalarını daha net göreceğiz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayat pahalılığından en fazla etkilenen emeklilerinin sıkıntılarının da farkında olduklarının altını çizerek, şöyle devam etti:
“Bu sıkıntıların hafifletilmesiyle ilgili samimiyetimizi bugüne kadar attığımız adımlarla ortaya koyduk. Tüm emeklilerimize bir defaya mahsus 5’er bin liralık ödeme yaptık. Yılın ilk 6 ayı için maaşlara yaklaşık yüzde 50 oranında yani enflasyonun üstünde zam yaptık. İlk defa bizim getirdiğimiz bayram ikramiyelerinde de yüzde 50 artışa gittik. Ramazan Bayramı ikramiyesini 2 Nisan’dan itibaren hesaplara yatırıyoruz.”
Toplam 87 milyar liralık doğrudan doğal gaz desteği verildi
Kamu bankalarıyla görüşerek banka promosyonlarının da güncellenmesini sağladıklarına dikkati çeken Erdoğan, “Kamu bankalarımız, emeklilerimize 8 bin lira ile 12 bin lira arasında promosyon ödemesi yapacak. İnşallah bundan sonra da emeklilerimize destek olmayı sürdüreceğiz.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tüm hanelere sağladığımız 25 metreküplük ücretsiz doğal gaz desteğimiz geçen sene nisan ayından beri devam ediyor. Bu çerçevede toplam 87 milyar liralık doğrudan destek vermiş olduk. Enflasyon düştükçe ve depremle ilgili yükümüz azaldıkça, bütçede elimiz biraz daha rahatlayacak. Muhalefet her seçim dönemi gibi yine atıp tutarak, yine yalan yanlış söyleyerek emeklilerimizi bize karşı kışkırtmaya çalışıyor. Ama kendilerine geçen seçimdeki sözleri sorulunca ‘hatırlamıyoruz’ diyerek işi arsızlığa vuruyorlar.
Her gün haktan, hukuktan, yetim hakkından bahsediyorlar. Ancak valizler dolusu dolarlar, avrolar, paraların nereden geldiği, nereye gittiği belli değil. Gelin bunu da açıklayın, açıklayamıyorlar. Emeklilerimizin 6-7 kişinin saatlerce saymakla bitiremediği kara paranın hesabını veremeyenlerin sözlerine itibar etmeyeceğine inanıyorum.”
Batman’a 21 yılda 91 milyar lira kamu yatırımı yapıldı
Batman’a son 21 yılda 91 milyar lira kamu yatırımı yaptıkları bilgisini veren Erdoğan, 4 bin 920 yeni derslik inşa ettiklerini, kentte üniversiteyi faaliyete geçirdiklerini söyledi.
2 bin 554 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 39 spor tesisiyle 15 bin kişilik Batman Stadyumu’nu yaptıklarını, şehirdeki ihtiyaç sahiplerine 9 milyar liralık kaynak aktardıklarını anlatan Erdoğan, 810 yataklı eğitim ve araştırma hastanesi başta olmak üzere toplam 1220 yataklı 8 hastane dahil 43 sağlık tesisinin yapımını tamamlayıp hizmete açtıklarını bildirdi.
Erdoğan, 500 yataklı Batman Devlet Hastanesi ile 2 tesisin inşasının sürdüğünü ifade eden Erdoğan, TOKİ aracılığıyla 6 bin 352 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, riskli yapı olarak belirlenen 10 bin 720 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Batmanlı çiftçilere 13 milyar lira tarımsal hibe desteği
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batman’daki 3 millet bahçesi projesinden birinin bittiğini, birinin yapımının, bir diğerinin ise proje çalışmalarının devam ettiğini belirterek, Batman’da bölünmüş yol uzunluğunu 13 kilometreden 163 kilometreye çıkardıklarını, Batman-Hasankeyf yolunda Hasankeyf 1 ve 2 köprüsünü ve Hasankeyf Tüneli ile yolun 30 kilometrelik kesimini bölünmüş yol olarak tamamladıklarını bildirdi.
Yolun kalan 9 kilometrelik kesimini de bu yıl bitirdiklerini kaydeden Erdoğan, Batman-Diyarbakır yolu, Diktepe geçişi, Kozluk-Ayrım-Baykan 11’inci Bölge Hududu Yolu, Gercüş Kırkat Göleti yollarında çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
Batman Havalimanı’nın terminal binasını yaparak yolcu trafiğini yıllık 2 milyon kişiye çıkardıklarına işaret eden Erdoğan, gövde uzunluğu bakımından dünyanın en büyük barajı olan Ilısu Profesör Doktor Veysel Eroğlu Barajı ve hidroelektrik santralini şehre kazandırdıklarını anlattı.
Batman’a bir içme suyu tesisi, 6 sulama tesisi, 1 arazi toplulaştırma projesi, 27 taşkın koruma tesisi ve 2 hidroelektrik santrali kazandırdıklarını kaydeden Erdoğan, Batmanlı çiftçilere 13 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdiklerini söyledi.
“Batman’daki işverenlerimize toplam 5 milyar lira prim teşviki verdik”
Sanayi ve teknolojide bir araştırma geliştirme merkezi ve bir teknopark kurduklarını belirten Erdoğan, şu ifadelere yer verdi:
“Batman Organize Sanayi Bölgesi’ni 200 hektar büyütecek altyapı inşaatını 2023 yılı sonu itibarıyla tamamladık, sanayicimizin hizmetine sunduk. Böylece yaklaşık 5 bin kişiye daha ilave istihdam imkanı getirdik. Şimdi Batman Organize Sanayi Bölgesi’ni 430 hektar daha büyütüyoruz. İstihdamı desteklemek için Batman’daki işverenlerimize toplam 5 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide, Batman’a Beşiriye ve Kozluk’a doğal gaz arzını sağladık. Önümüzdeki dönemde Gercüş, Hasankeyf ve Sason’a da doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz. 8 bin metrekarelik alana sahip Batman Şehit Şenay Aybüke Yalçın Halk Kütüphanesi’ni yapıp hizmete açtık. 31 Mart’tan sonra bunlara belediyelerimizle iş birliği içerisinde, Cumhurbaşkanınız olarak, grup yönetimi olarak hep beraber sizlere çok daha güzel hizmetleri getireceğiz.”
Mitingden notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitingdeki konuşmasının ardından partisinin Batman il ve ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırarak vatandaşları selamladı.
Erdoğan, “Bizi bölemeyecekler, kardeşliğimizi parçalayamayacaklar. 20 yıl önce geldiğimde Batman neyse, inşallah ‘yeniden Batman’ diyeceğiz. Pazar günü sizden müjdeler bekliyorum.” dedi.
Miting alanına, “Tenzile Annemizin emaneti Türkiye’nin lideri seni asla yalnız bırakmayacağız” yazılı pankart asıldı.
Mitinge Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve milletvekilleri de katıldı.
(Bitti)
]]>Erdoğan, partisinin Valilik önünde düzenlenen Batman mitinginde vatandaşlara hitap etti.
11 aylık aranın ardından bir kez daha Batmanlılarla kucaklaşmanın bahtiyarlığı içinde olduğunu ifade eden Erdoğan, Batman’a olan muhabbetinin karşılıksız olmadığını, mitinge katılımın bunu gösterdiğini söyledi.
Erdoğan, mitinge 50 bin kişinin katıldığını belirterek, “Meydanlara sığmayan sevdanız için her birinize teşekkür ediyorum. Mevla aramızdaki muhabbeti daim eylesin.” ifadesini kullandı.
“Gazzeli kardeşlerimizin huzura kavuşması için her türlü çabayı sergileyeceğiz”
Vatandaşların ramazan ayını tebrik eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kendimiz için dua ederken gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizi de unutmuyoruz. Terör devleti İsrail’in Filistin halkına yönelik katliamları hepimizin yüreğini kanatıyor. Tüm barbarlığına, Batılı devletlerden aldığı askeri desteğe rağmen İsrail, Gazzeli kardeşlerimizin direniş azmini tam 173 gündür kıramadı. Filistin halkı destansı direnişleriyle tüm dünyaya insanlık, onur ve cesaret dersi verdi. Neredeyse 6 aydır aralıksız süren katliamın ardından, önceki gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil ateşkes kararı aldı. Batı’nın şımarık ve hukuk tanımaz çocuğu olan İsrail’in alınan karara uyması için bu ülke üzerindeki baskının artırılması gerekiyor. Olumlu karşıladığımız bu kararın yerine getirilmesi noktasında Türkiye olarak üzerimize düşeni yapacağız. Gazzeli kardeşlerimizin bir an önce barışa ve huzura kavuşması için her türlü çabayı sergileyeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Varsın birileri devletimize iftira atacak kadar gözünü karartsın, varsın birileri Filistinli kardeşlerimize ‘terörist’ diyecek kadar hoyratlaşsın. Biz, yarım asrı bulan siyasi hayatımızın her döneminde olduğu gibi bugün de yarın da zalimler karşısında baş eğmeyeceğiz. Dünyanın neresinde bir mazlum ve mağdur varsa imdadına koşmaktan hiçbir zaman geri durmayacağız.” dedi.
Batmanlılarla en son 14-28 Mayıs 2023’teki seçimlerinden hemen önce yine aynı noktada buluştuklarını anımsatan Erdoğan, 10 Mayıs 2023’teki mitingde Batmanlılarının kendisini muhabbetle ve heyecanla bağrına bastığını söyledi.
Türkiye’nin en kritik seçimlerinden birini suhuletle atlattıklarını anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İktidara giden yolu milletin tertemiz iradesinde değil de terör örgütlerinin desteğinde arayanlara girdikleri yolun çıkmaz sokak olduğunu gösterdik. Bu seçimlerde Cumhur İttifakı ile tüm Türkiye kazandı. 81 vilayetimizin hepsi kazandı, 85 milyonun her bir ferdi kazandı. Millete ballandırarak anlattıkları ittifakın ve adayının temelinin çürük olduğu böylece ortaya çıktı. ‘Altılı masa’ dediler ne çıktı? Şu anda hiçbiri parlamentoda değil. Masanın altına birilerini soktular ne çıktı hiç. Bugün siyaset arenasına baktığınızda Cumhur İttifakı yoluna kararlı bir şekilde devam ederken altılı masanın yerinde yeller esiyor. Siyaset mühendisliklerinin ürünü olarak kuruldular, sonra da aynı siyaset mühendisleri tarafından tek hamleyle yıkıldılar. Milletimizin verilmiş sadakası varmış. Allah Türkiye’nin yüzüne bakmış da bunlar iktidara gelmemiş. Zaten bunlar ‘iyi ki kazanmamışız’ diyerek bunu kabul ediyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim sürecindeki dirayetli duruşlarıyla, milletin hançerlenmesinin önüne geçtiklerini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Aslında altılı masa denilen yamalı bohçayı millete umut diye pazarlayanlar, bunların içlerinin boş olduğunu çok iyi biliyor. Benim Kürt kardeşlerim dahil seçmenlerine, masaya ve adaylarına oy verdirdiler. Sırf kendi ihtirasları için tapulu mülkü olarak gördükleri seçmenlerinin iradesini sağa sola peşkeş çektiler. Aynı küstahlığı, aynı milli irade simsarlığını bu seçimlerde de sürdürüyorlar. CHP’li ve DEM’li bir avuç kompradorun dışında ne olup bittiğinden kimsenin haberi yok. Her iki partiye gönül verenlerin ne düşündüğünü, ne istediğini zaten kimse umursamıyor. Bizim belirlediğimiz adaylara gidip tıpış tıpış oy vereceksiniz dediler. Milletimizin bu çirkin dayatmayı kabul etmeyeceğine inanıyorum. 31 Mart’ın, Türkiye’nin bu işportacı siyaset anlayışından kurtuluşuna vesile olmasını diliyorum.”
(Sürecek)
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Batman Valiliği önündeki Turgut Özal Bulvarı Adalet Caddesi’nde halka hitap etti. Batman ilçeleri ve köylerini selamlayarak konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 ay sonra yeniden Batman’a gelmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi. Batman’a olan muhabbetlerinin karşılıksız olmadığını söyleyen Erdoğan, “Şu anda Batman’daki katılım bunu gösteriyor. Meydana gelmeden önce sorun dedim katılım ne kadar, 50 bin olduğunu söylediler. Meydanlara sığmayan sevdanız için her birinize teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“Birileri devletimize iftara atsa da yarım asırdır hep mazluma yardım eli uzattık”
Türkiye Cumhuriyeti devletinin Filistin’e sahip çıkmadığını ileri sürüp iktidarı hedefe alanlara seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör devleti İsrail’in Filistin halkına yönelik katliamları yüreğimizi yakıyor. 173 gündür İsrail Filistin halkının direnişini kıramadı. Yapılan müzakerelar sonucu ateşkes ilan edildi. Filistin halkı tüm dünyaya bu destansı direnişiyle kendini göstermiştir. Gazzeli kardeşlerimizin barışa kavuşması için her türlü çabayı sergileyeceğiz. Varsın birileri devletimize iftira atacak kadar gözünü karartsın. Biz yarım asrı bulan siyasi hayatımızın her döneminde olduğu gibi dün de bugün de yarın da zalimlere boyun eğmeyeceğiz” şeklinde konuştu.
“Altılı masadan eser kalmadı”
Birilerinin zorla, milleti bilmediği ve istemediği siyasi tercihlere zorladığını dile getiren Erdoğan, 6’lı masanın da böyle yaptığını ancak darmadağın olduğunu söyledi. Erdoğan, “Altılı masa dediler şu anda hiç birisi parlamentoda değil. Masanın altına birilerini soktular ne çıktı hiç. Bugün siyaset arenasına baktığınızda Cumhur İttifakı kararlı bir şekilde devam ederken 6’lı masa yerle bir oldu. Şimdi birbirlerine kurdukları kumpasları gördükçe bizde hicap duyuyoruz. Allah Türkiye’nin yüzüne bakmış da bunlar iktidara gelmemiş. Zaten ne diyor bunlar, iyi ki kazanmamışız diyorlar. Bunları millete pazarlayanlar, bunların içlerinin boş olduğunu çok iyi biliyorlar. Benim Kürt kardeşlerime dahi o masaya oy verdirdiler. Aynı küstahlığı aynı milli irade simsarlığını bu seçimde de sürdürüyorlar. CHP ve DEM’li bir avuç dışında kimse bir şey bilmiyor. Milletimize dayatma yapıyorlar. Batmanlı kardeşlerim inanıyorum ki iradelerine ipotek koydurmayacaklardır. Vatandaşlarımız bunlara artık yeter diyecektir. Karar da tercih de benim diyen insanlarımızı meydanlarda görüyorum. İradesini pazarlık masasında meze etmeyecek Batmanlı kardeşlerimi karşımda görüyorum. İdaresine ve geleceğine sıkı sıkı sahip çıkanlar işte bu meydanlarda var. Sandıkta cumhur ittifakına verilen her oyun çok değerli olduğunu herkese izah edeceğiz, kırılan varsa gönlünü alacağız, bir şekilde her kesin sandığa gitmesini sağlayacağız. Hiçbir projesi olmayan siyasilere oyunu verip boşa gitmelerini engelleyeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Terör örgütünün yurt içindeki varlığı bitme noktasına geldi”
Açıklamalarında terör örgütlerine vurulan darbelerden de bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülke sınırları içerisinde hiçbir terör örgütünün barınamaz hale geldiğini söyledi. Erdoğan, “Türkiye olarak etrafımız çatışmalar ve savaşlarla çevrili olmasına rağmen hedefimize doğru kararlılıkla ilerliyoruz. Biz oyunlara gelmedik. Türkiye’yi bölgesindeki birçok ülkeyi saran ateşten uzak tuttuk. Bölücü örgütünün topraklarımızdaki varlığı bitme noktasına geldi. Suriye ve Irak’tan ülkemize tehditler bitmek üzere. Bölücü terör örgütünün buradaki varlığı bittikçe bölge ayaklandı turizm arttı, bölgedeki insanlarımızın tamamı kazandı. İnşallah bunu muhafaza edeceğiz. Ağır bedeller ödeme pahasına bundan taviz vermeyeceğiz” dedi.
“Enflasyon rakamları yılın ikinci yarısından sonra düzelme eğilimi gösterecektir”
Dünyayı etkileyen enflasyonun Türkiye’yi de olumsuz etkilediğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunu yenmek için güçlü bir kadro kurduklarını ve bu kadronun başına da Mehmet Şimşek’i getirdiklerini söyledi. Erdoğan, “Eski karanlık günleri kimse geri getiremeyecek. Bölgemizde bu kritik adımları atarken dünyayı etkileyen ve ülkemizi de etkileyen enflasyon meselesini göz ardı etmiyoruz. Güçlü bir kadro kurduk, bu kadronun başında da Batman’ın evladı Mehmet Şimşek var. Mehmet Şimşek’e tam itimadımız var İnşallah yılın ikinci yarısından sonra göstergeler düzelmeye doğru eğilimde olacaktır. Tüm hanelere sağladığımız 25 metreküplük ücretsiz doğalgaz desteğimiz bu yıl da devam ediyor. Enflasyon düştükçe ve deprem yükümüz düştükçe bunu daha çok programlı olarak halka destek sunacağız. Biz ne kimlik ne istismar siyaseti yapıyoruz sadece millete hizmet etmeye çalışıyoruz bu amaçla son 21 yılda Batman’a 91 milyar lira yatırım yaptık” diye konuştu. – BATMAN
]]>BAKAN ŞİMŞEK ÜZERİNDEN EMEKLİYE MESAJ
Erdoğan açıklamasında “Ekonomimizde güçlü bir kadro kurduk. Batman’ın evladı olan Hazine Bakanımız olan Mehmet Şimşek’e tam itimadım var. Emeklilerin sıkıntılarının farkındayız. Samimiyetimizi attığımız adımlarla ortaya koyduk. Bir defaya mahsus 5’er bin liralık ödeme yaptık. Maaşlara yüzde 50 oranında zam yaptık. Bizim getirdiğimiz bayram ikramiyelerinde de yüzde 50 artışa gittik. Banka promosyonlarını güncellenmesini sağladık. Kamu bankalarımız 8-12 bin lira arasında promosyon ödemesi yapacak. Ücretsiz doğal gaz desteğimiz nisan ayından veri devam ediyor. Yükümüz azaldıkça bütçede elimiz rahatlayacak” dedi.
MUHALEFETE YÜKLENDİ
Açıklamasının devamında muhalefete sert sözlerle yüklenen Erdoğan, “Muhalefet yine atıp tutarak, emeklilerimiz bize karşı kışkırtmaya çalışıyor. Sözleri sorulunca hatırlamıyorum deyip işi arsızlığa vuruyorlar. Yetim hakkından bahsedip valizler dolusu paraların nereden gelip nereye gittiği belli değil. Gelin bunu açıklayın. Kara paranın hesabını veremeyenlerin sözlerine güvenmeyin.” ifadelerine yer verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
“Yaklaşık 11 aylık aranın ardından bir kez daha sizlerle kucaklaşmanın bahtiyarlığı içindeyim. Batman, bizim kalubeladan beri kardeşimiz, sırdaşımız… Biz Batman’ı ve Batmanlı kardeşlerimizi her şeyin ötesinde sadece Allah için seviyoruz. Bundan sonra da kalplerimizin kapılarını birbirimize açık tutmaya devam edeceğiz.
Meydana gelmeden önce ‘sorun’ dedim ‘katılım ne kadar’? 50 bin dediler… Meydanlara sığmayan sevdanız için her birinize teşekkür ediyoruz. Mevla aramızdaki muhabbeti daim eylesin diyorum. Milletçe ve İslam alemi olarak 11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’i idrak ediyoruz. Sizlerin nezdinde Batman halkının Ramazan-ı Şerif’ini tebrik ediyorum. Rabbim tuttuğunuz oruçları, yaptığınız ibadetleri bu mübarek günler hürmetine daha da artırdığınız hayır ve hasenatınızı kabul buyursun. Rabbim hepimizi sağlık ve afiyetle Ramazan-ı Şerif’e nasıl kavuşturduysa inşallah bayramına da öylece kavuştursun.
“TÜRKİYE OLARAK ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPACAĞIZ”
Tabii kendimiz için dua ederken gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizi de unutmuyoruz. Terör devleti İsrail’in Filistin halkına yönelik katliamları hepimizin yüreğini kanatıyor. Tüm barbarlığına, batılı devletlerden aldığı askeri desteğe rağmen İsrail, Gazzeli kardeşlerimizin direniş azmini tam 173 gündür kıramadı. Filistin halkı, destansı direnişleriyle tüm dünyaya insanlık, onur ve cesaret dersi verdi. Neredeyse 6 aydır aralıksız süren katliamın ardından önceki gün BM Güvenlik Konseyi acil ateşkes kararı aldı. Batının şımarık ve hukuk tanımaz çocuğu olan İsrail’in alınan karara uyması için bu ülke üzerindeki baskının artırılması gerekiyor. Olumlu karşıladığımız bu kararın yerine getirilmesi noktasında Türkiye olarak üzerimize düşeni yapacağız. Gazzeli kardeşlerimizin bir an önce barışa ve huzura kavuşması için de her türlü çabayı sergileyeceğiz. Varsın birileri siyasi çıkar uğruna bize bühtan etsin, varsın birileri devletimize iftira atacak kadar gözünü karartsın, varsın birileri Filistinli kardeşlerimize terörist diyecek kadar hoyratlaşsın, biz yarım asrı bulan siyasi hayatımızın her döneminde olduğu gibi bugün de yarın da zalimler karşısında baş eğmeyeceğiz. Dünyanın neresinde bir mazlum ve mağdur varsa imdadına koşmaktan geri durmayacağız.
“ALTILI MASA DEDİLER, ŞU ANDA HİÇBİRİSİ PARLAMENTODA DEĞİL”
Sizlerle en son 14-28 Mayıs seçimlerinden hemen önce yine burada buluşmuştuk. Valilik önünde yaptığımız 10 Mayıs’taki mitingimizde Batmanlı kardeşlerim bizi muhabbetle, heyecanla bağırlarına basmıştı. Türkiye’nin en kritik seçimlerinden birini suhuletle atlattık. İktidara giden yolu, milletin tertemiz iradesinde değil de terör örgütlerinin desteğinde arayanlara girdikleri yolun çıkmaz sokak olduğunu gösterdik. Bu seçimlerde Cumhur İttifakı’yla birlikte tüm Türkiye kazandı. 81 vilayetimizin hepsi kazandı. 85 milyonun her bir ferdi kazandı. Millete ballandırarak anlattıkları ittifakın ve adayının temelinin çürük olduğu böylece ortaya çıktı. Altılı masa dediler, şu anda hiçbirisi parlamentoda değil. Masanın altına birilerini soktular, ne çıktı? Hiç…
“MİLLETİMİZİN VERİLMİŞ SADAKASI VARMIŞ”
Bugün siyaset arenasına baktığınızda Cumhur İttifakı yoluna kararlı bir şekilde devam ederken altılı masanın yerinde yeller esiyor. Siyaset mühendisliklerinin ürünü olarak kuruldular, sonra da aynı siyaset mühendisleri tarafından tek hamleyle yıkıldılar. Şimdi birbirleri hakkında söylediklerini, birbirlerine kurdukları kumpasları gördükçe onlar adına inanın biz de hicap duyuyoruz. Milletimizin verilmiş sadakası varmış. Allah Türkiye’nin yüzüne bakmış da bunlar iktidara gelmemiş.
“MİLLETİZİN BU ÇİRKİN DAYATMAYI KABUL ETMEYECEĞİNE İNANIYORUM”
Biz seçim sürecindeki dirayetli duruşumuzla milletimizin hançerlenmesinin önüne geçtik. Aslında altılı masa denilen yamalı bohçayı millete umut diye pazarlayanlar, bunların içlerinin boş olduğunu çok iyi biliyorlar. Benim Kürt kardeşlerim dahil seçmenlerine, masaya ve adayına oy verdirdiler. Sırf kendi ihtirasları için tapulu mülkü olarak gördükleri seçmenlerinin iradesini sağa sola peşkeş çektiler. Aynı nobranlığı, aynı küstahlığı, aynı milli irade simsarlığını bu seçimlerde de sürdürüyorlar. CHP’li ve DEM’li bir avuç komprador dışında ne olup bittiğinden kimsenin haberi yok. Her iki partiye gönül verenlerin ne düşündüğünü ne istediğini zaten kimse umursamıyor. Bizim belirlediğimiz adaylara gidip tıpış tıpış oy vereceksiniz dediler, verdiler mi? Vermediler… Milletimizin bu çirkin dayatmayı kabul etmeyeceğine inanıyorum. 31 Mart’ın Türkiye’nin bu işportacı siyaset anlayışından kurtuluşuna vesile olmasını diliyorum.”
]]>73 Selamet Kuşağı Akıncıları Grubu tarafından Birlik Vakfı Ankara binasında 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’ne ilişkin basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda açıklamalarda bulunan 73 Selamet Kuşağı Akıncıları Grubu Genel Koordinatörü Ahmet Tanrıverdi, seçimlerde Cumhur İttifakı adaylarını destekleyeceklerini açıkladı. Seçimlerin yerel olmasına rağmen İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde çıkacak sonuçların genel etkisinin olacağını söyleyen Tanrıverdi, “Cumhur İttifakı’nın elde edeceği başarı, önümüzdeki dönemde hükümetin başta ekonomide ve dış politikada olmak üzere elini daha da güçlendirecektir. Diğer yandan DEM ile ittifak yapan CHP’nin kısmi başarısı ise Türkiye siyasetinin kurguya açık hale gelmesine yol açacak, eski vesayet sistemini özleyenlere umut ve özgüven verecektir” dedi.
Seçime fikri yapıları birbirlerine yakın olan siyasi partilerin ittifak halinde girmesini sağlamak için 73 Selamet Kuşağı Akıncıları Grubu imzasıyla bir bildiri yayınladıklarını hatırlatan Tanrıverdi, bu bildiride AK Parti ile Yeniden Refah Partisi’ne eşit mesafede durarak, 14-28 Mayıs seçimlerinde oluşan ittifakın devamından yana olduklarını ve yerel seçimlerde de bu ittifakın korunması çağrısında bulunduklarını söyledi. Bütün çabalarına rağmen gelinen noktada ittifakın sağlanamadığını ifade eden Tanrıverdi, şunları söyledi:
“Erbakan hocamızın sağlığında dile getirdiği Türkiye vizyonu ve projeleri o günlerde bazı kesimler tarafından istihza ile karşılanmış olsa da, bugün ilmek ilmek inşa ettiği siyaset ve yetiştirdiği talebeleri eliyle bu vizyon ve projeler büyük oranda gerçeğe dönüşmüştür. Milli silah hamlesi, milli savaş uçağı, savaş gemisi, insansız hava araçları, atom santrali, yerli otomobil, İstanbul’a 3. köprü, Çanakkale Boğazı ve İzmit Körfezi’ne köprü, Boğaz’da tüp geçit, Taksim’e cami yapılması, havalimanları, otoyollar ve daha nice proje merhum hocamız tarafından dile getirilmiş, projeleri hazırlanmış, tüm bu vizyon ve projeler başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere talebeleri tarafından tek tek hayata geçirilmiştir. Vesayet rejimi ortadan kalkmış, milli iradenin tam hakimiyeti sağlanmıştır. Türkiye, başta Azerbaycan ve Libya olmak üzere kardeş ülkelerde oyun kurucu bir dış politika izlemiş, Filistin davasını en cesur şekilde savunarak dünya gündeminde tutmuştur. Her şeyden önemlisi dindar kesim üzerindeki baskılar kalkmış, Ayasofya açılmış, imam hatiplerin önündeki engel kaldırılmış, başörtüsü ile üniversiteye dahi giremeyen kız çocuklarımız bugün başörtüleriyle valilik, öğretim görevliliği, subaylık, polislik, hakimlik, savcılık görevlerini ifa edebilir konuma yükselmiştir.”
“Ayasofya’nın zincirlerini kırdığı için bile Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan vefayı ziyadesiyle hak etmektedir”
Yaklaşık 1 asırdır dışlanan, horlanan, hakir görülen, hakları gasp edilen, milli manevi değerlerine sahip milletin son 22 yılda eşsiz kazanımlar elde ettiğini söyleyen Tanrıverdi, “Merhum Erbakan hocamızın hayalini kurduğu ve bir ömür mücadelesini verdiği bir Türkiye, onun izinden gidenler tarafından inşa edilmiştir. Bütün bu kazanımları görmezden gelmek, Türkiye’nin nereden nereye geldiğini inkar etmek ya da küçümsemek küfran-ı nimet olacak, haksızlık, adaletsizlik olacaktır. Bütün bu kazanımların lokal, anlık, gelip geçici başarı hevesleri uğruna veya günlük bazı sıkıntılar bahanesiyle heba edilmesi, en başta bizleri üzecek, derin bir hüsrana sevk edecektir. Sadece Ayasofya’nın zincirlerini kırdığı için bile bu hükümet ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan vefayı ziyadesiyle hak etmektedir” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>CHP Malatya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Veli Ağbaba, Malatya ittifakının adayı olduğunu ifade ederek, “Bu ittifakta sağcı da var solcu da var, Kürt’te var Türk’te var. Bu, Türkiye’de olabilen bir şey değil. Çok farklı siyasi görüşü olan insanlar bir noktada buluşmuşlar. Buna vesile olduğum için kendimle gurur duyuyorum ama en çok bu ittifakı sağlayan büyün Malatya’yla gurur duyuyorum” dedi.
CHP Malatya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Veli Ağbaba, seçim çalışmaları kapsamında Kemal Özalper’de vatandaşlarla buluştu. Toplantının ardından konuşan Ağbaba, şunları söyledi:
“Malatya’da tarihi bir sonuç çıkmış. Malatya’nın Türkiye’ye örnek olacağı, yarın Türkiye siyasi tarihine yazılacak bir şey çıkmış. Tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verenler, ‘Veli Ağbaba’ya oy vereceğiz’ demişler. 14 Mayıs’ta MHP’ye oy veren milliyetçi ve ülkücüler ‘Veli Ağbaba’yı başkan olarak görmek istiyoruz’ cevabını vermişler. 14 Mayıs seçimlerinde AK Parti’ye verip, bu seçimde Veli Ağbaba diyen hatırı sayılır bir kitlede var. Bu ittifakta sağcı da var solcu da var, Kürt’te var Türk’te var. Bu, Türkiye’de olabilen bir şey değil. Çok farklı siyasi görüşü olan insanlar bir noktada buluşmuşlar. Buna vesile olduğum için kendimle gurur duyuyorum ama en çok bu ittifakı sağlayan büyün Malatya’yla gurur duyuyorum. Durumumuz her açıdan pek iç açıcı değil ama umudumuz var, heyecanımız yüksek. Umudunuz varsa sakın korkmayın.”
“AFAD’IN O GENELGESİNİ MECLİS KÜRSÜSÜNDE YIRTIP ATTIM”
Malatya’nın Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde büyük yıkım yaşadığına dikkati çeken. Ağbaba, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu büyük deprem bizi fiziken yıktı ama ardından yaşananlar bizi üzdü, kırdı. Birileri maalesef yukarıdakiler üzülmesin diye ‘Malatya’da her şey yolunda’ açıklamasında bulundular. Malatya’da her şeyi güllük gülistanlık gösterdiler. Oysa en çok ağır hasar alan ve kent merkezi yıkılan il, Malatya. Maalesef birileri bunu görmedi, görmemezlikten geldi. ‘Veli Ağbaba’yı niye sağcılar, solcular istiyor’ diye soruyorlar. Veli Ağbaba ne yaptı? AFAD bir genelge yayınladı ve ‘Malatya depremden az etkilenen iller arasında’ dedi. Veli Ağbaba, Meclis kürsüsünde AFAD’ın o genelgesini yırtıp attı. Türkiye’ye Malatya’nın ne hale geldiğini gösterdi. Ben bir makama ya da mevkiye aday değilim. Milletvekilliğini bıraktım, Malatyalıların taşıyamayacağı o ağır yüke omuz vermeye geldim. Malatyalıların sorumluluğuna ortak olmaya, sahipsiz Malatya’ya sahip çıkmaya geldim. Beş yıl boyunca Malatya’nın her kesimine dokunan, her kesimiyle ilgilenen bir belediye başkanı olacağım. Türkiye’ye nasıl milletvekilliği yapılacağını gösterdik. Malatya’da da nasıl milletvekilliği yapılacağını birilerine öğrettik. Hala öğrenemediler ama milletvekilliğini öğrettik. Türkiye’nin en çalışkan belediye başkanı olacağım. Türkiye’nin en başarılı belediye başkanı olacağımın sözünü veriyorum.”
“MİLLETİN MALI MİLLETİN OLACAK”
Ağbaba, vaatlerini ise şöyle sıraladı:
“Ekonomimiz kötü, Malatya’da sosyal belediyeciliği herkesin hissettiği şekilde uygulayacağız. Malatya’da ihtiyaç sahiplerine Halk Kart vereceğiz. Çocuklarımız üniversite sınavına hazırlanıyor ama kursa gönderemiyorsunuz. Malatya Büyükşehir Belediyesi kurs merkezleri açacak ve atanamayan öğretmenleri istihdam edeceğiz. Beş yılın sonunda size söz veriyorum; tabletsiz çocuğumuz kalmayacak. Yerinde dönüşümü çok hızlı bir şekilde yapacağız. Kemal Özalper Okulu da yapılacak. Okul ve ibadethanelerin temizliğini belediye yapacak. Okulların boyasını belediye yapacak. Çevre düzenlemelerini biz yapacağız. Çocuklarımızın okulların önündeki güvenliğini belediye sağlayacak. Kiracılar bir ömür kiracı kalmayacak. Bunu bir yere yazın; kiracılar için konut yapacağız, kira öder gibi ev sahibi olacaklar. Malatya bilsin; Veli Ağbaba buraya bir rant elde etmeye gelmiyor, belediyenin bir santim yerinde gözüm olursa gözüm kör olsun. Şelale gibi guruplara rant sağlarsam gözüm kör olsun. Sadece yoksullar, fakirler için çalışacağız. Milletin malı milletin olacak. Beş yılın sonunda 10 bin konut yapacağız. Ciddi bir afet merkezi kuracağız. Deprem ve tarımla ilgili ciddi bir daire başkanlığımız olacak.”
]]>Bakan Bayraktar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Diyarbakır’da İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, kentte bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde yeni bir vizyonla, Türkiye Yüzyılı vizyonuyla çok daha büyük ve güçlü bir ülke olma yolunda hızla ilerlediğini söyledi.
Enerjide Türkiye’yi ve ekonomiyi daha güçlü kılacak adımları hep birlikte attıklarını kaydeden Bayraktar, bugün Türkiye’de 81 ilde 860 yerleşim yerinde doğal gaz bulunduğunu belirtti.
“Cumhurbaşkanı’mız bundan 22 yıl önce çok önemli bir hedef ortaya koydu ve ‘Biz her hane halkına, Türkiye’deki bütün illerimize doğal gazı götüreceğiz. Bu kolay, konforlu yakıtla tüm insanımızı, ticarethanelerimizi, sanayimizi buluşturacağız.’ dedi. Bizler bu büyük hedefi hamdolsun gerçekleştirdik, gerçekleştiriyoruz.” ifadelerini kullanan Bayraktar, Diyarbakır ve birçok ilçesinde doğal gaz olduğunu bildirdi.
Diyarbakır’da doğal gaz bulunmayan bir iki ilçe kaldığını, o ilçelere de önümüzdeki dönemde doğal gazı ulaştıracaklarını kaydeden Bayraktar, şöyle konuştu:
“Elbette doğal gazı ilçelerimize, illerimize, hanelerimize götürürken başka bir hedefimiz daha var. Bu doğal gazı kendi doğal gazımız olarak ülkemizde, kendi karalarımızda ve denizde ürettiğimiz doğal gaz olarak sizlere ulaştırmak istiyoruz. Bunun için bir yola çıktık. Bunun için bir hedef koydu Cumhurbaşkanı’mız. Türkiye Akdeniz’de, Karadeniz’de kendi doğal gazını arayacak, bulacak ve bunu vatandaşının evine getirecek. Biz hamdolsun, Karadeniz’de 2020 yılında doğal gaz keşfi yaptık. Sakarya gaz sahasından bugün 1,5 milyon haneye yetecek kadar doğal gazı üretiyoruz. Bunu 15 milyon haneye çıkarana kadar gece gündüz durmadan, duraksamadan çalışmaya, gayret etmeye devam edeceğiz. İnşallah geçen sene olduğu gibi orada Cumhurbaşkanı’mız, ‘Doğal gazı bir ay boyunca ücretsiz vereceğiz. Bir yıl boyunca 25 metreküp gaz yine bedava olacak.’ dedi. Biz imkanlarımız arttıkça yeni keşifler oldukça daha fazla doğal gaz ürettikçe bu imkanlardan sizleri mutlaka yararlandıracağız. Bu imkanları sizlerin kullanımına açacağız.”
Diyarbakır’a önem verdiklerini belirten Bayraktar, Diyarbakır’ın günde 15 bin varil petrol ürettikleri bir şehir olduğunu, bu rakamları arttıracak çalışmaları yaptıklarını aktardı.
Bakan Bayraktar, “Diyarbakır’da, Batman’da, Şırnak’ta Türkiye’yi enerjide Türkiye Yüzyılı’na yaraşır bir şekilde bağımsız kılmak için çalışmaya, gayret etmeye devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
AK Parti’nin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden de hep birlikte kendine yetebilen, gelişim odaklı, değer üreten bir Diyarbakır kuracaklarını belirterek, kente yönelik projelerini anlattı.
Mimarisiyle özgün, estetik, akıllı ve dijital, çevreye duyarlı, havası suyu ve toprağı temiz bir Diyarbakır kuracaklarını dile getiren Bilden, tek bir metrekare tarım toprağını asla imara açmayacaklarını kaydetti.
Kente ve tüm değerlere sahip çıkacaklarını anlatan Bilden, şöyle konuştu:
“Diyarbakır peygamberler, evliyalar, sahabeler şehri. Siz daha rahat bir şehirde, dirençli bir şehirde yaşayasınız diye, siz daha huzurlu bir şehirde yaşayasınız diye proje üretiyoruz. Birilerinin tek bir projesi yok. Ben bir aydır her çıktığım programda bu kesime çağrıda bulunuyorum. Lütfen projelerinizi açıklayın. Tek bir proje açıklayamıyorlar. Arazide de hiç kimseyi görmüyoruz.”
]]>Wyndham Grand Levent Otel’de yapılan kura çekimine Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, FIBA Başkanı Şeyh Saud Ali Al Thani, FIBA Avrupa Başkanı Jorge Garbajosa, FIBA Genel Sekreteri Andreas Zagklis, Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) Başkanı Hidayet Türkoğlu, TBF Başkan Vekili Ömer Onan ve eski milli basketbolcu Kerem Tunçeri de katıldı.
Kura çekiminde birinci torbada yer alan Türkiye, C Grubu’nda Arjantin, Yeni Zelanda ve İtalya ile eşleşti.
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Türkiye’nin organizasyonlar için önemli bir ülke olduğunu belirterek, “Türkiye’de son 22 yılda bir spor devrimi yaşanmaktadır. Dünyanın en önemli spor tesislerini ülkemize kazandırmaya devam ediyoruz. Yapılan stadyumlar, büyük spor salonları, yüzme havuzları ve tesisler, ülkemizin dört bir yanında yükselmeye devam ediyor. Yapılmakta olan Basketbol Gelişim Merkezi, gerçekten çok özel bir tesis. Büyük bir kompleks olacak. Burada geleceğin basketbolcuları yetişecek. Spora yaptığımız yatırımların karşılığını ileride çok güçlü bir şekilde alacağız.” ifadelerini kullandı.
Birçok organizasyonu başarıyla gerçekleştirdiklerini vurgulayan Bakan Bak, “Çok güzel bir jenerasyon yakaladık. ’12 Dev Adam’ ülkemizde çok güzel karşılık buldu. Cumhurbaşkanımız, gençlere çok değer veriyor. Eminim ki bu organizasyonda sporcularımız, çok önemli tecrübeler kazanacak. Yapmakta olduğumuz Basketbol Gelişim Merkezi, Türk basketbolu için önemli bir hedeftir. Çok kısa süre sonra açılışını gerçekleştireceğiz. Bu merkezde önemli organizasyonlar ve kamplar gerçekleşecek. Türkiye, basketbolda önemli bir yere sahip olacak. Cumhurbaşkanımıza ve bu merkezde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
Şeyh Saud Ali Al Thani: “Genç sporcular, uluslararası kariyerine bu etkinlikle başlıyor”
FIBA Başkanı Şeyh Saud Ali Al Thani ise bu önemli etkinliğin parçası olduğu için mutluluk duyduğunu dile getirerek, “Türkiye, FIBA’nın birçok başarısına ev sahipliği yaptı. Genç sporcular, uluslararası kariyerine bu etkinlikle başlıyor. Eminim ki hiçbir zaman bu etkinliği unutmayacaklar. Bir önceki turnuvada ABD-İspanya finali çok güzeldi. Eminim ki İstanbul’da da aynı anlar yaşanacak. Sinan Erdem Spor Salonu’nun değerini biliyoruz. Geleceğin yıldızlarının burada olmasını değerli buluyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Hidayet Türkoğlu: “FIBA ile önemli bir ortak haline geldik”
TBF Başkanı Hidayet Türkoğlu da böyle bir organizasyona ev sahipliği yaptıkları için mutlu olduklarını dile getirerek, şunları söyledi:
“Federasyon, gençlerin gelişimine büyük önem vermektedir. Bu turnuva, genç oyuncularımızın bir Dünya Kupası deneyimi yaşaması açısından önemli. Bu turnuva, 2007-2008 jenerasyonundaki oyuncularımızın gelişimine katkı sağlayacaktır. Türkiye, basketbolun gelişimini sağlayan organizasyonlara destek vermeye devam edecektir. FIBA ile önemli bir ortak haline geldik. FIBA Başkanı Şeyh Saud Ali Al Thani’nin de bugün burada olması organizasyonun değerini gösteriyor. Basketbol Gelişim Merkezi, dünya çapında bir tesis haline gelecek. Başkan da tesisi gezdi ve çok etkilendi.”
Kura çekimi sonucu ise gruplar şu şekilde oluştu:
A Grubu: İspanya, Litvanya, Filipinler, Porto Riko
B Grubu: Çin, ABD, Fransa, Gine
C Grubu: Arjantin, Türkiye, Yeni Zelanda, İtalya
D Grubu: Mısır, Almanya, Kanada, Avustralya
Organizasyonda karşılaşmaların Sinan Erdem ve Ahmet Cömert spor salonlarında oynanacağı açıklandı.
Ayrıca Hidayet Türkoğlu, Şeyh Saud Ali Al Thani’ye kura çekimi öncesi plaket takdim etti.
]]>T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın destekleriyle, Türkiye Bisiklet Federasyonu tarafından gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, 59. yılında 21-28 Nisan 2024 tarihleri arasında düzenlenecek. Uluslararası Bisiklet Birliği’nin (UCI) Avrupa Turları takviminde yer alan ve Türkiye’nin ‘ProSeries’ kategorisindeki tek bisiklet yarışı olan 59. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, dünyaca ünlü profesyonel takım ve sporcuların katılımıyla 21 Nisan 2024 Pazar günü Antalya’dan başlayıp, 28 Nisan 2024 Pazar günü İstanbul’da sona erecek.
TUR 2024 Parkuru
59. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu; 8 gün, 8 etapta; Antalya’dan Kemer ve Kaş’a, Fethiye’den Marmaris’e, Bodrum’dan Kuşadası’na, Manisa ve İzmir’in ardından İstanbul’a uzanacak. Yarış, güzergah boyunca dünyaca ünlü pedalların mücadelesine sahne olacak. 7. Etap sonunda takımların İzmir’den İstanbul’a havayolu ile transferinin ardından İstanbul etabı ile sona erecek.
Dev organizasyon kurumsal destekçilerinden büyük güç alacak
59. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun kurumsal destekçileri olarak, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) ve Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) organizasyona güç verecek. Parkurun geçtiği illerdeki valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, emniyet birimleri, jandarma birimleri, karayolları, il kültür ve sağlık birimleri ve pek çok kurum ekipleri ile organizasyona destek ve güç katacak.
59. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun 1.253,3 kilometrelik 2024 parkuru şu şekilde olacak:
1. Etap: Antalya – Antalya 135 km (21 Nisan 2024)
2. Etap: Kemer – Kaş (Kalkan) 190.4 km (22 Nisan 2024)
3. Etap: Fethiye – Marmaris 154.4 km (23 Nisan 2024)
4. Etap: Marmaris – Bodrum 136.8 km (24 Nisan 2024)
5. Etap: Bodrum – Kuşadası 181.9 km (25 Nisan 2024)
6. Etap: Kuşadası – Manisa (Spil Dağı) 165.8 km (26 Nisan 2024)
7. Etap: İzmir – İzmir 179 km (27 Nisan 2024)
8. Etap: İstanbul – İstanbul 110 km (28 Nisan 2024)
59. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’na katılacak takımlar şöyle:
1 – Bora-Hansgrohe World Tour Team (Almanya)
2 – Dsm-Firmenich: World Tour Team (Hollanda)
3 – Alpecin-Deceuninck: World Tour Team (Belçika)
4 – Astana Qazaqstan Team: World Tour Team (Kazakistan)
5 – Q36.5 Pro Cycling Team: ProTeam (İsviçre)
6 – Caja Rural-Seguros RGA: ProTeam (İspanya)
7 – Team Polti Kometa: ProTeam (İtalya)
8 – Burgos-BH: ProTeam (İspanya)
9 – VF Group-Bardiani CSF-Faizane: ProTeam (İtalya)
10 – Bingoal WB: ProTeam (Belçika)
11 – Corratec Vini Fantini: ProTeam (İtalya)
12 – TDT-Unibet: ProTeam (Hollanda)
13 – Team Novo Nordisk: ProTeam (ABD)
14 – Terengganu Polygon: Continental Team (Malezya)
15 – China Glory-Mentech: Continental Team (Çin)
16 – Tarteletto-Isorex: Continental Team (Belçika)
17 – Bike Aid: Continental Team (Almanya)
18 – Beykoz Belediyesi Spor Kulübü: Continental Team (Türkiye)
19 – Rembe Pro Cycling Team Sauerland: Continental Team (Almanya)
20 – Sakarya BB Pro Team: Continental Team (Türkiye)
21 – Kinan Racing Team: Continental Team (Japonya)
22 – Adria Mobil: Continental Team (Slovenya)
23 – Mazowsze Serce Polski: Continental Team (Polonya)
24 – Spor Toto Cycling Team: Continental Team (Türkiye)
25 – Konya Büyükşehir Belediye Spor: Continental Team (Türkiye) – İSTANBUL
]]>Henry Jose, Paris 2024 Olimpiyatları ve Tayland’da düzenlenecek Dünya Kupası’nın hazırlıklarını Eryaman Stadyumu içerisinde yeni açılan sporlar salonunda sürdüren Venezuela Halter Milli Takımı’nın çalışmalarını, AA muhabirine değerlendirdi.
İkisi kadın 9 sporcu ve 5 antrenörle Paris 2024 Olimpiyatları hazırlıkları için Ankara’ya geldiklerini belirten Venezuelalı idareci, “Tayland’daki Dünya Kupası ve olimpiyat hazırlıkları kapsamında adaptasyon süreci için geldik. Sekiz gündür Ankara’da antrenmanlarımızı yapıyoruz. Ankara’da otelden ve antrenman salonundan çok memnunuz. Burada bizi ağırladığınız için de ayrıca mutluyuz. Türkiye Halter Federasyonuna ve Türkiye Cumhuriyeti devletine teşekkür ediyoruz.” diye konuştu.
Paris 2024 Olimpiyatları’na kadar Ankara’da hazırlanmayı sürdüreceklerini belirten Henry Jose, “Venezuela olarak Paris’e 5 kız, 2 erkek sporcumuzla katılacak durumdayız. Ancak erkek sporcu sayımızı da 5’e tamamlamaya çalışıyoruz. Bugünkü performansımızla kendimizi hazır hissediyoruz. Önümüzdeki süreçte daha iyi ve hazır olacağız. Paris’te bir olimpiyat madalyası, 3-4 sporcumuzun da 5-6’ncılık gibi sıralamada yer almasını bekliyoruz.” dedi.
Rakipleri olarak Türk milli halterciler Muhammed Furkan Özbek ve Yusuf Fehmi Genç’i değerlendiren Henry Jose, “73 kilo sıkletinde iki Türk halterci de bizim sporcumuzun rakibi. Hem Muhammed Furkan’ın hem de Yusuf Fehmi’nin performansı çok iyi. İkisinin de aynı kiloda yer alması bizi biraz mutlu ediyor çünkü olimpiyata birisi gelemeyecek. Tayland’daki Dünya Kupası’ndan sonra tekrar Türkiye’ye dönerek olimpiyat hazırlıklarımızı burada sürdürmek istiyoruz. Bir kaç antrenmanımızı da Türk milli sporcularla birlikte yapmak istiyoruz.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin halter tarihine damga vurduğunu da belirten Henry Jose, “Türk halteri, hatta halter denildiğinde tarihin en iyisi Naim Süleymanoğlu’dur. Türkiye denilince aklımıza Naim Süleymanoğlu gelir.” diyerek sözlerini tamamladı.
Ünlü: “Venezuela’nın burada kamp yapma talebi sevindirici”
Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Talat Ünlü, Venezuela Halter Milli Takımı’nı başkent Ankara’da ağırlamaktan dolayı mutlu olduklarını belirterek, “Türkiye’mizi bir çok ülke federasyonu hazırlık çalışmaları için tercih ediyor. Fakat biz yeterlilik durumuna göre program yapmaya çalışıyoruz. Venezuela’nın burada kamp yapma talebi sevindirici. Eryaman Stadyumu’nun altındaki bu salon yeni yapıldı. Gençlik ve Spor Bakanlığı’mız burayı bize tahsis etti. Son derece güzel ve modern bir salon.” ifadelerini kullandı.
Venezuela ekibinin antrenmanını ziyaret ederek Henry Jose’den bilgi alan Talat Ünlü, “Venezuela ekibi son derece mutlu. Kampta kaldıkları otelden, yemeklerden, antrenman salonundan ve federasyonumuzun onlarla kurduğu iletişimden son derece memnun olduklarını söylediler. Şimdi Tayland’da Dünya Kupası var. Paris 2024 Olimpiyatları’nın son kota müsabakasına katıldıktan sonra da yine Ankara’da olimpiyat hazırlıklarına devam etmeyi düşünüyorlar. Aynı zamanda Dünya Gençler Halter Şampiyonası’nın hazırlıklarını da burada yapmayı düşünüyorlar. Bunlar tabii federasyonumuz ve ülkemiz adına sevindirici, güzel bir gelişme.” değerlendirmesinde bulundu.
Birçok ülkeyle ortak kamp yapmayı istediklerini, Azerbaycan’la ikili dostluk gereği kamplar yaptıklarını aktaran Ünlü, şu görüşlerini paylaştı:
“Azerbaycan ekibi de geçtiğimiz Avrupa Şampiyonası öncesi Ankara’da kamp yapmıştı. Şu anda Antalya’da birçok ülkeden gelen sporcular hazırlıklarını yapıyor. Öyle ümit ediyorum, ilerleyen zamanda çok daha fazla ülkeyi misafir edeceğiz. Şu ana kadar Almanya, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Gürcistan’dan talep geldi ancak bunları bir anda karşılamamız mümkün değil. Çünkü bizim de kendi sporcularımızın hazırlıkları var. Bu nedenle imkanlar ölçüsünde yer tahsis etmeye çalışıyoruz. Bu durum tabii ki ülke turizmi ve prestiji açısından da çok önemli.”
]]>Bakan Kacır, AK Parti İl Gençlik Kollarının kentteki bir restoranda düzenlediği sahur programına katıldı.
Kacır, burada yaptığı konuşmada, yurdun dört bir yanında gençlerle bir araya geldiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci asrına, üretim gücü ve Milli Teknoloji Hamlesi ile girdiğini aktaran Kacır, teknolojinin tüm alanlarında gençlerle birlikte çok büyük işler yapacaklarının altını çizdi.
Türkiye Yüzyılı’nın, gençlerin yüzyılı olacağına işaret eden Kacır, “Üretimin yüzyılı olacak. Milli teknolojinin yüzyılı olacak ve bu ülke bu zor coğrafyada tarih boyunca olduğu gibi başı dik, alnı açık, kimseye el avuç açmadan tam bağımsızlık iddiasıyla yoluna devam edecek.” ifadesini kullandı.
Kacır, 40 yıla yakındır ülkede terörle mücadele sonucunda şehitler verildiğini ve teröristlerin Karadeniz’e kadar gelmeye cüret eder hale geldiğini dile getirerek, “Biz Eren Bülbül kardeşimizi nerede şehit verdik? Trabzon Maçka’da şehit verdik ama Allah’a hamdolsun, işte milli teknolojiyle milli savunma sanayimizle terörü topraklarımızdan kazıdık, sildik artık. Şimdi kafalarını çıkarmaya bile cüretleri, cesaretleri yok Allah’ın izniyle.” diye konuştu.
Ülke sınırları ötesinde kurulmaya çalışılan “teröristan” haritalarını silip attıklarını vurgulayan Bakan Kacır, şöyle devam etti:
“Sırtlarını hangi ağababalarına yaslamış olurlarsa olsunlar Türkiye’nin sınırlarında bir teröristan kurulmasına izin vermedik, vermeyeceğiz ve 70 kilometre öteye kadar süpürüyoruz oradan teröristleri. Daha da süpüreceğiz inşallah. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin geleceği için tehdit oluşturabilecek bir terörist dahi o bölgede kalmayana kadar inşallah mücadelemizi sürdüreceğiz. Ama bu mücadele Türk gençliğinin mücadelesidir. Bu mücadele sizin öncülüğünüzde başarıya ulaşacağımız, tamama erdireceğimiz bir mücadele. Hangi alanda olursak olalım, hangi cephede mücadele ediyor olursak olalım, Allah’ın izniyle bu mücadelede alın teriyle akıl teriyle el ele, omuz omuza başarıya ulaşacağız. Yeri geldiğinde cephede, yeri geldiğinde bilgisayarda kod yazarak, sizler bu mücadelenin sahibi olacaksınız.”
Samsun’un her alanda potansiyelinin yüksek olduğunu ve son 8-9 ayda yeni organize sanayi bölgesinin temellerini attıklarını anlatan Kacır, şunları kaydetti:
“Organize sanayi bölgelerimizi geleceğe hazırlamaya yönelik genişleme projelerini başlattık. Lojistik yatırımları, ulaştırma yatırımlarıyla taçlanacak ve inşallah Türkiye’de Marmara Bölgesi’nde yoğun olarak gerçekleşen sanayinin Anadolu’ya yayılma sürecinde Samsun- Mersin hattı önümüzdeki dönemde giderek yükselen bir üretim hattı haline gelecek ve Samsun, liman potansiyeli ile birlikte inşallah önümüzdeki dönemde bu bölgenin yeni üretim hattı olacak.”
TEKNOFEST ile birlikte Samsun’a geleceği için çok kıymetli izler bıraktıklarının altını çizen Kacır, dünyanın hiçbir yerinde Türk gençliğinin sahip olduğu heyecan, coşku, azim ve gayretin görülmediğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Türk gençliğine hamilik yapan TEKNOFEST kuşağını himaye eden bir sağlam irade var. Allah’ın izniyle Cumhuriyeti’n 100. yılında Türkiye Yüzyılı’nı inşa etme kararlılığında olan bir güçlü irade var. Allah’ın izniyle her daim Türk gençliğinin önünü açan, gençlere sahip çıkan bir liderimiz var. Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan var. Birlikte gayret ettiğimiz, Türkiye’nin geleceği için birlikte çalıştığımız, Türkiye’yi geleceğe birlikte taşıdığımız, bütün mücadelede omuz omuza, el ele olduğumuz bir Cumhur İttifakı’mız var. Sizlerden Cumhur İttifakı’na ve Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’a desteğinizi en güçlü şekilde göstermenizi bekliyoruz.”
Programa Vali Orhan Tavlı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş ile AK Parti Samsun Milletvekilleri Orhan Kırcalı, Ersan Aksu, MHP Samsun Milletvekili İlyas Topsakal, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, AK Parti İl Başkanı Mehmet Köse, MHP İl Başkanı Burhan Mucur, AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan adayı Halit Doğan ve AK Parti Gençlik Kolları İl Başkanı Mücahit Yılmaz da katıldı.
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Muş ziyaretinin ardından Bingöl’ün Solhan ilçesine gelerek vatandaşlara hitap etti. Yerel seçimlerde hizmetin ön plana çıktığını aktaran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Mayıs ayında bir masa kurmuşlardı hatırlarsanız, 6’lı masa. Ne oldu masaya şimdi? Dağıldı, gitti. Çünkü sağlam temeller üzerinde oluşturulan bir masa değildi bu. Karşıtlık üzerinden oluşturulan, yıkma üzerine oluşturulan bir masaydı. Cumhur İttifakı ise öyle değil, geniş bir mutabakata sahip, temel değerlerde bir araya gelmiş mutabakat. Yerel seçimler, siyasetten ziyade hizmetin ön plana çıktığı seçimlerdir. Genel politikalar artık belirlendi, meclisimiz seçildi, hükümetimiz seçildi. Hemen sonrasında hükümet kuruldu, yeni hükümet sistemimizin de avantajıyla hiç vakit kaybetmeden işlerimizi yapmaya başladık. Güçlü bir kabinemiz var. Bütün meselelerde elimizden gelen tüm gayreti sarf ediyoruz. Kolay bir dönemde değiliz, dünyanın ekonomi olarak, ticari olarak, tarihi ortalamalarının altında seyrettiği bir dönemdeyiz. Bir taraftan da çatışmalar, kavgalar var bölgemizde. Kuzey tarafta Ukrayna, Rusya savaşı çok yıkıcı bir savaş olarak devam ediyor. Güneyimizde hepimizin içini burkan, hepimizin içine büyük acılar salan Gazze’deki hadiseleri izliyoruz. Tam olarak istediğimiz istikrar hiçbir şekilde oluşmuş değil. Bütün bunlara rağmen, Türkiye yoluna devam ediyor” dedi.
“104 milyar dolar ilk hesaplarımıza göre bir maliyetle karşı karşıya kaldık”
6 Şubat depremlerinin ardından ilk hesaplamalara göre 104 milyar dolarlık bir maliyet olduğunun altını çizen Yılmaz, “Geçen sene bir de tarihimizin en büyük deprem afetini yaşadık. 11 vilayetimiz, 14 milyon nüfusumuz bu büyük afetten etkilendi. 104 milyar dolar ilk hesaplarımıza göre bir maliyetle karşı karşıya kaldık. Allah’tan böyle güçlü bir devletimiz var, güçlü liderimiz var ve bu yükün altından Türkiye olarak kalkıyoruz. En gelişmiş dediğimiz ülkeler bile böyle bir durumla karşılaştıklarında sıkıntı yaşarlar. Biz çok şükür bu yükü de kaldırıyoruz, depremzede kardeşlerimizin yaralarını sarıyoruz. Şuana kadar 80 bine yakın konut, hak sahiplerine teslim edildi. Daha üzerinden bir yıl geçti bu hadisenin, bu yılın sonuna kadar 200 bin konutu teslim edeceğiz ve inşallah önümüzdeki yıldan itibaren daha da hafifleyerek bu yükü kaldıracağız” diye konuştu.
Savunma sanayinde ihracat hedefi 7 milyar dolar
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, açıklamasını şu şekilde tamamladı:
“Bütün bunlara rağmen, dünyadaki ekonomik krizlere rağmen, bölgemizdeki savaşlara rağmen, depreme rağmen Türkiye geçen sene yüzde 4,5 büyüdü. Dünya yüzde 3 büyüdü, Türkiye yüzde 4,5 büyüdü. Geçen istihdam rakamları açıklandı 9.4, işsizlikte bir puan geçen yıla göre düşüş oldu. İhracatımız artıyor, turizm gelirimiz artıyor, savunmaya sanayinde yeni yeni başarılar ortaya çıkıyor. En son KAAN da uçtu. Mavi göklerle buluştu. Geçen sene sadece savunma sanayinde 5,5 milyar dolar Türkiye ihracat yaptı. Geçmişte paramızı vererek alamazdık bu takım ürünleri, şimdi Türkiye artık dünyaya teknolojik ürünler satıyor. Bu sene inşallah, 7 milyar dolar bekliyoruz. Bu yıl savunma sanayi ihracatından sadece. Dolayısıyla Türkiye yoluna devam ediyor.”
Programa, AK Parti Bingöl milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata, Bingöl Belediye Başkanı Erdal Arıkan, AK Parti İl Başkanı Yılmaz Seven, Solhan Belediye Başkanı Abdulhakim Yıldız, AK Parti İlçe Başkanı Nazmi Çalışan, Arokonak Belediye Başkanı Mustafa Döner ve vatandaşlar katıldı. – BİNGÖL
]]>Yılmaz, Bingöl’ün Solhan ilçesinde AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi önünde partililerle bir araya geldi.
Burada konuşan Yılmaz, Solhan’ın her zaman AK Parti’ye destek olduğunu ve güçlü bir duruş sergilediğini söyledi.
Her geçen yıl ülkeyi büyüterek, geliştirerek demokrasi ve kalkınmada mesafeler almaya devam edeceklerini belirten Yılmaz, altılı masanın sağlam temeller üzerinde oluşturulan bir masa olmadığı için dağıldığını dile getirdi.
Cumhur İttifakı’nın ilkeler üzerinde birleşmiş, geniş mutabakata sahip, temel değerlerde bir araya gelmiş bir mutabakat olduğunu ifade eden Yılmaz, “O dönem yapılan birtakım gizli anlaşmalar, masa altındaki birtakım oyunlar sonradan ortaya çıktı. Bazı insaflı muhalifler bile, ‘İyi ki bizi seçmemiş bu millet. Bizi seçseydiniz bu ülkeyi nasıl yönetirdik?’ dediler. Partiler içinde, partiler arasında kargaşa. Çok şükür o günleri aziz milletimizin basiretiyle, ferasetiyle atlattık. Şimdi yerel seçimlere gidiyoruz.” diye konuştu.
Yerel seçimlerin siyasetten ziyade hizmetin ön plana çıktığı seçimler olduğuna dikkati çeken Yılmaz, kolay bir dönemde olmadıklarını, dünyanın ekonomik ve ticari olarak, tarihi ortalamalarının altında seyrettiği bir dönemde bulunduklarını anlattı.
Yılmaz, bölgede çatışmalar, savaşlar ve kavgaların olduğuna işaret ederek konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kuzey tarafta Ukrayna- Rusya savaşı çok yıkıcı bir savaş olarak devam ediyor. Güneyimizde hepimizin içini burkan, hepimizin içine büyük acılar salan Gazze’deki hadiseleri izliyoruz. Yine komşu ülkeler Suriye’de, Irak’ta tam olarak istediğimiz istikrar hiçbir şekilde oluşmuş değil. Bütün bunlara rağmen Türkiye yoluna devam ediyor.”
Geçen yıl tarihin en büyük deprem afetini yaşadıklarını, 11 vilayetin, 14 milyon nüfusun bu büyük afetten etkilendiğini anımsatan Yılmaz, ilk hesaplamalara göre 104 milyar dolar maliyetle karşı karşıya kaldıklarını, güçlü bir liderle bu yükün altından Türkiye olarak kalktıklarını kaydetti.
“200 bin konutu teslim edeceğiz”
Yılmaz, “En gelişmiş ülkeler bile böyle büyük afetle karşılaştıklarında sıkıntı yaşarlar. Biz çok şükür bu yükü de kaldırıyoruz. Depremzede kardeşlerimizin yaralarını sarıyoruz. Şu ana kadar 80 bine yakın konut hak sahiplerine teslim edildi, üzerinden bir yıl geçti bu hadisenin. Bu yılın sonuna kadar 200 bin konutu teslim edeceğiz. İnşallah önümüzdeki yıldan itibaren daha bir hafifleyerek bu yükü kaldıracağız.” ifadelerini kullandı.
Dünyadaki ekonomik krizlere, bölgedeki savaşlara, depreme rağmen Türkiye’nin geçen yıl yüzde 4,5 büyüdüğünü, dünyada ise yüzde 3 büyüme gerçekleştiğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Daha geçen istihdam rakamları açıklandı. 9,4 işsizlikte bir puan bir önceki yıla göre düşüş oldu. İhracatımız, turizm gelirimiz artıyor. Savunma sanayiinde yeni yeni başarılar ortaya çıkıyor. Geçen sene sadece savunma sanayiinde 5,5 milyar dolar Türkiye ihracat yapmış. Geçmişte paramızı vererek alamazdık birtakım hizmet, ürünleri, şimdi Türkiye artık dünyaya teknolojik ürünler satıyor. Bu sene inşallah sadece savunma sanayi ihracatından 7 milyar dolar bekliyoruz.”
“2026’da tek haneli rakamlara yeniden ulaşacağız”
Yılmaz, vatandaşın sorunu neyse önceliklerinin o olduğunun altını çizerek şunları kaydetti:
“Sorunumuz nedir, sorunumuz enflasyon. Halkımızın da sorunu enflasyon, reel ekonomide gayet iyi gidiyoruz ama fiyat istikrarında henüz istediğimiz yerde değiliz. Enflasyon konusunda da programlarımızı kararlı bir şekilde hayata geçiriyoruz. Planımızı, programımızı yapmış durumdayız. Bir anda düşmüyor. Bütün dünyada da bizde de böyle. Bu zaman alıyor biraz. Bu yılın ortalarından sonra ikinci yarısında belirgin bir şekilde düşüşü göreceğiz. 2025’te yüzde 15’ler seviyesi diyoruz. 2026’da ise tek haneli rakamlara yeniden ulaşacağız inşallah. İnşallah bu meseleyi de Türkiye’nin gündeminden bir süre sonra çıkaracağız. Vatandaşımız o zaman refah artışına kavuşacak. Kalıcı bir şekilde geniş kesimlere, daha müreffeh bir geleceği hazırlayacağız.”
Daha sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’a, Ayak Tenisi Milli Takımı kaptanı Serdar Demir tarafından ay-yıldızlı forma takdim edildi.
Programa, AK Parti Bingöl milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata, Bingöl Belediye Başkanı Erdal Arıkan, AK Parti İl Başkanı Yılmaz Seven, Solhan Belediye Başkanı Abdulhakim Yıldız, AK Parti İlçe Başkanı Nazmi Çalışan ve Arokonak Belediye Başkanı Mustafa Döner de katıldı.
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Her sofrada Gazzeli kardeşlerimizi hatırlıyor, onlar için dua ediyoruz. Onları insanlık tarihinin görmediği bir vahşetle öldüren İsrail’in Siyonist rejiminin durdurulması için dua ediyoruz. Gazze tüm insanlığın ortak sorumluluğudur” dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Darülaceze’de düzenlenen iftar programında Darülaceze sakinleri, gönüllüleri ve personeliyle bir araya geldi. Kurtulmuş’un yanı sıra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da katıldı. Programda Darülaceze sakinleriyle yakından ilgilenen Kurtulmuş tek tek sohbet etti.
Yaşlılara hürmet etmenin toplumsal yapımızın en temel unsurlarından biri olduğunu belirten Kurtulmuş, “Hepimiz içinde bulunduğumuz müessesenin önemini biliyoruz. Darülaceze ecdadımızdan kalan en önemli kurumlarımızdan biridir. Çünkü toplumsal hayatın devamlılığı bakımından, insanlara yaşlılıklarından hürmet, ikram göstermek bizim toplumsal yapımızın en temel unsurlarından birisidir. Esas itibariyle baktığımızda Osmanlı döneminden bize kalan 2 önemli kurum vardır. Bunlardan biri Darülaceze bir diğeri ise Darüleytam dediğimiz, yetimlerle ilgili müesseselerdir. Yetimlerin başının okşamak, yetimlere yardım etmek, sevgi ve şefkat göstermek aslında toplumun geleceğine yapılan bir yatırımdır. Darülaceze, yaşlı ve bakıma muhtaç kişilere karşı toplumun ödevini hatırlatmak açısından örnek olsun diye kurulmuş bir kurumdur. Dünyada nüfus yaşlanıyor, Türkiye’de de nüfus yaşlanıyor. Bununla birlikte post-modern dünyada yaşlılar bu kalabalık hayatın içinde yalnız kalıyorlar. Bizim toplumsal dokumuzda gencin yaşlının, annenin, babanın, dedelerin büyüklerin bir şekilde birbirinden ayrı noktalarda durması yoktur. Evet, eskiye nazaran o eski geleneksel geniş aileyi belki kaybettik ama hala toplumun belli zamanlarda aile değerlerinin ve geniş ailenin fertlerini hatırladığı ve onlara şefkatle yaklaştığı bir geleneği sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.
“Gazze tüm insanlığın ortak sorumluluğudur”
Gazze’de yaşanan zulmün bir an önce son bulması için gereken adımların atılmasını ümit ettiklerini ve Türkiye ve dünyanın geleceği için Türkiye’nin istikrarının önem arz ettiğini dile getiren Kurtulmuş, “Bu ramazan ayında biz bolluk bereket içerisinde sofralarımızda bulunup iftarımızı açıyor dualarımızı yapıyoruz. Lokmalarımızı yemeye başladığımızda boğazımıza tıkanıyor. Çünkü bizim kadar şanslı olmayan, dünyanın dört bir tarafında milyonlarca Müslüman olduğunu hatırlıyoruz. Kiminin iftar sofrasında orucunu açacak kadar yiyeceğinin olmadığını, bir lokma ekmeğinin bir bardak temiz suyunun olmadığını biliyoruz. Hemen yanı başımızda Filistin’de Gazze’de bizimle aynı saatlerde oruçlarını açan Gazzeli Müslümanların böylesine bir sofraya sahip olmadığını biliyoruz. Her sofrada Gazzeli kardeşlerimizi hatırlıyor, onlar için dua ediyoruz. Onları insanlık tarihinin görmediği bir vahşetle öldüren İsrail’in Siyonist rejiminin durdurulması için dua ediyoruz. Ümit ederiz ki yeryüzünü kana bulayan bu çetenin insanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük soykırımı gerçekleştiren bu yapının bir an önce durdurulması ve ortaya koymuş olduğu bu zararların da giderilmesi gerekir. Önce acilen ateşkes ve buna eş zamanlı olarak da insani yardımların Gazze’ye ulaştırılması sadece bizim değil tüm insanlığın ortak sorumluluğudur. Bunun için Türkiye olarak ilk andan itibaren bu savaşın bir an önce durdurulabilmesi için gayret sarf ediyoruz. Türkiye’nin sadece 85 milyondan ibaret olmadığını, Türkiye’nin sadece 780 bin kilometre kareden ibaret olmadığını hepimiz biliyoruz. Türkiye’nin tüm dünyada hakkı adaleti, insanlığı, vicdanı ve insafı canlı tutmak gibi bir ödevi olduğunun farkındayız. Bunun için Türkiye’nin daha güçlü olması, daha muktedir olması, daha istikrarlı bir şekilde yoluna devam etmesi Türkiye’nin ve dünyanın geleceği için şarttır” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a, Darülaceze Başkanı Hamza Cebeci tarafından hediyeler takdim edildi. – İSTANBUL
]]>Ala, AK Parti Bursa İl Başkanlığınca Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Cumhur İttifakı Hukukçuları ile İftar Programı”nda yaptığı konuşmada, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin önemine dikkati çekti.
Seçimlerde Türkiye’nin istikrarına desteğin yinelenmesi halinde bunun Cumhurbaşkanlığı merkezi idarede 4,5 yıl, yerel yönetimlerde 5 yıllık tam istikrarlı bir dönem olacağını belirten Ala, şöyle devam etti:
“Bu döneme şundan çok ihtiyacımız var: Türkiye’nin hedeflerine varabilmesi için eş zamanlı çok alanlı reformlar yapmak zorundayız. Reformlarla sistemi beslemek, değiştirmek zorundayız. Gecikmenin maliyeti tarihte hiç olmadığı kadar yükselmiştir. Geç kalmanın maliyeti tarihte eşit görülmedik biçimde yükselmiştir. Onun için yapmanız gereken işi bugün yapmazsanız önümüzdeki dönemde onu yapabilme ihtimaliniz de çok azalıyor. Bugün yetişmeniz, baş etmeniz gereken sorunu çözmezseniz yarın daha da zorlaşıyor. Bugün geri kalırsanız, ülkelerin yarıştığı, şehirlerin yarıştığı, insanların rekabet ettiği, sosyal medyada artık sınırların tamamen kalktığı bir dünyada üreticilerin neredeyse buradaki bir üreticinin, Meksika’daki üreticiyle aynı sosyal medya platformunda elektronik ortamda buluşup, rekabet ettiği bir çağda gecikmenin maliyeti sürekli geri kalmak olabilir.”
Ala, hukukçuların seçim güvenliğindeki önemine işaret ederek, mesleğin mensuplarından sandık kurullarında hukukun, adaletin, doğru işin işlemesini temin etmelerini istedi.
Seçimlerde sandık kurullarında bulunan kişilerden daha yetkili kimsenin olmadığını dile getiren Ala, “Daha önceki dönemlerde gördük ki kendisine ‘hukukçu’ diyen bazı insanlar sandık başında yasaların vermediği bir yetkiyi kötüye kullanmaya çalıştılar. Burada hukukçuların görevi, vazifesi; hukukun tesis edilmesi, işlemesidir. Hiçbir hukukçu, hukukçu kimliğine dayanarak hukuku ihlal edemez.” değerlendirmesinde bulundu.
“Bu seçimle beraber Türkiye’de bir dönem kapanacak”
Eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop da milletin geçen yıl mayıs ayındaki genel seçimlerde Türkiye’nin yönetimiyle ilgili nihai kararları verdiğini vurguladı.
Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde yerel yöneticilerin seçileceğini kaydeden Şentop, “Bir taraftan hem 14 Mayıs’taki hem de 28 Mayıs’taki yenilginin hazmını henüz tamamlayamamış olanlar yerel seçimleri bazı yerlerde biraz genel seçim havasına çevirmek için gayret gösteriyorlar.” ifadesini kullandı.
CHP’nin İstanbul Esenyurt’ta gösterdiği belediye başkanı adayını geri çektiğini hatırlatan Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi birini aday gösterdiler ama aday gösterdikleri kişi Cumhuriyet Halk Partili değil, DEM Parti’den. Herkes bunu söylüyor. Seçim sonrasında ayrılıp kendi partisine geçecek. Uzun süre meclis listesini açıklamadılar. Resmi olarak verildikten sonra ancak liste görülebildi. Neden? Bir ittifak yapmışlar ama kendileri de utanıyorlar ittifakı gün yüzüne çıkarmaya, halkın önüne koymaya. Esenyurt’ta Cumhuriyet Halk Partisinin bir adayı var ama Cumhuriyet Halk Partili değil. Cumhuriyet Halk Partisinin bir genel başkanı var ama aslında genel başkan değil, hepimiz biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin İstanbul’da bir büyükşehir belediye başkanı var ama aslında büyükşehir belediye başkanı değil. Bir gözü genel başkanlıkta, bir gözü cumhurbaşkanlığında, cumhurbaşkanı yardımcılığında falan oralarda gezinen bir adam. Böyle bir tuhaf kadrolarla yarışıyoruz.”
Şentop, AK Parti, Cumhur İttifakı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyasetin ulaşabileceği son noktayı geçen sene mayıs ayında gördüklerini anlattı.
Bu seçimde bazı yerlerde bunun uzantılarının görülebileceğini dile getiren Şentop, “Bu seçimle beraber Türkiye’de bir dönem kapanacak. Ne olacak? Yeni sistemle beraber 2018 seçimlerinden sonra başlatmış olduğumuz süreç Türkiye’de yerleşmiş olacak. Herkes kendi yerinde, kendi evinde olacak. Milletimiz bunun farkında. Bu dönem kapandıktan sonra bu seçim itibarıyla inşallah Türkiye yeni bir siyasi döneme ve atmosfere girecek. Bu seçimden sonra önümüzdeki yıllarda her şey yerli yerine oturmaya başlayacak.” diye konuştu.
İftara, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, eski Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, önceki dönem Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu, eski AK Parti Bursa milletvekilleri, hukukçu öğretim elemanları, öğrenciler ve partililer katıldı.
]]>Yerlikaya, Şişli’de bir otelde düzenlenen “Roman Vatandaşlarımızla İftar Buluşması”nda yaptığı konuşmada, Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir vatandaşının özel ve baş tacı olduğunu söyledi.
Geçmişte ayrımcılıklardan dolayı Romanların ne türlü acılar çektiğini yakinen bildiğini belirten Yerlikaya, “Ama onların sorunlarını çözmek bizim görevimiz. Bu anlayışla devletimiz bütün vatandaşlarımızın olduğu gibi Roman kardeşlerimizin sorunlarına da büyük bir hassasiyetle yaklaşıyor, sosyal politikalar geliştiriyor.” diye konuştu.
Yerlikaya, 22 yıldır Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 85 milyon vatandaşa hizmet edildiğini vurgulayarak, “Roman kardeşlerimize yönelik geçmişte yapılan yanlışlıkları ortadan kaldırmakla kalmadık, 2009 yılında, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında, döneminde ‘Roman Açılımı’nı başlattık. Bu kapsamda Roman vatandaşlara yönelik Strateji Belgesi ve 1. Eylem Planı Nisan 2016’da yayımlandı. İkinci Aşama Eylem Planı ise Aralık 2019’da yürürlüğe girdi.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de ilk defa Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde Roman Merkezi kurulduğunu dile getiren Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Şehirlerimizi yenilerken, kentsel dönüşüm kapsamında Roman kardeşlerimizin yaşadığı yerleri, onların kültürüne göre inşa edelim istedik. Ayrıca Roman kardeşlerimiz Allah’ın bir lütfu olarak başta müzik olmak üzere sanatın her dalına doğuştan yetenekliler. Biz de bu yeteneklerinin daha da gelişmesi için mesleki eğitim görebilecekleri okullar açtık. Çünkü sizin dertleriniz bizim dertlerimizdir, sizin mutluluğunuz bizim mutluluğumuzdur. Biz her durumda her şartta Roman kardeşlerimizle biriz, beraberiz. Bizler de hem kapımızı hem de gönlümüzü sonuna kadar sizlere açmış durumdayız. Şunu da çok iyi biliyoruz ki, Romanın öfkesi mendil kuruyana kadar, dostluğu ve kardeşliği okyanuslar kuruyana kadardır. Biz sizlerle okyanuslar kuruyana kadar biriz, beraberiz ve kardeşiz. Huzurla ve güvenle yolumuza devam edeceğiz. Büyük ve güçlü Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz. Türkiye Yüzyılı’nda, ille de sevgi, ille de kardeşlik, ille de huzur olsun. Türkiye Yüzyılı’nda, birlik ve beraberliğimiz daim olsun.”
“‘Türkiye’nin huzuru’ diyorsak, İstanbul’un, tüm şehirlerimizin huzurunu sağlamamız lazım”
Yerlikaya, yaklaşık 10 aydır İçişleri Bakanı olarak görev yaptığını, o günden bugüne 600 bin mesai arkadaşıyla Türkiye’nin huzuru için çalıştıklarını kaydetti.
Huzur ve güven için yola çıktıkları yolda tüm terör örgütleri, organize suç örgütleri, zehir tacirlerine hayatı zehir ettiklerini, nefeslerini kestiklerini, onları adalete teslim ettiklerini vurgulayan Yerlikaya, “Huzur yerelde başlıyor. Eğer ‘Türkiye’nin huzuru’ diyorsak, İstanbul’un, tüm şehirlerimizin huzurunu sağlamamız lazım. Biz bunu kahraman güvenlik güçlerimizle sağlıyoruz.” dedi.
Yerlikaya, belediyelerin huzurun başlangıç yerleri olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:
“Belediyelerde, şehre ait tüm hizmetleri birine teslim ediyoruz. O birinin eskiden, kadim geleneğimizde ismi ‘şehir eminiydi’. Şimdi İstanbul Büyükşehir’i, şehirlerin sultanı İstanbul’un tüm hizmetlerini, İstanbul’a ait bütün hizmetlerini öyle birine teslim edelim ki, zor günde, dar günde sizin yanınızda olsun, her anınızda hep sizinle beraber olsun. Aranızdan seçerek gönderdiğimiz meclis üyeleri arkadaşlarımızla beraber istişare ile muhtarlarımızla, koordinatörlerimizle, sizlerle, hepinizle, İstanbul’u İstanbul yapan 16 milyonla kalpten kalbe, gönülden gönüle konuşsun. Çözüm bulduğu zaman, işini yaptığı zaman da ‘ben diyen’ değil, ‘beraber yaptık’ diyen, ‘biz ‘diyen bir şehir emini olsun. Biz böyle birini bulduk, haberin olsun İstanbul. O kardeşimiz Allah’ın izni ile İstanbul’u muradına erdirecektir. Oy veren vermeyen, genç yaşlı, şehir ayrımı yapmadan, madem ki İstanbul’un hemşehrisisin başım gözüm üstüne anlayışıyla gayret gösteren bir kardeşiniz.”
Programa, Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, sanatçı Orhan Gencebay ve çok sayıda kişi katıldı.
]]>MUŞ – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Demokraside, hukuk alanında, hak hürriyetlerde birçok adım attık. Vesayet yapılarıyla mücadele ettik. Türkiye’yi vesayetlerden kurtardık. Milli iradeyi hakim hale getiren çok önemli reformlara imza attık” dedi.
Muş’ta İstasyon Caddesi üzerinde bulunan AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi önünde vatandaşlara hitaben bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Muşluların kadirşinas bir halk olduğunu ve kendisine hizmet edenleri hiçbir zaman unutmadığını belirtti. Türkiye olarak Gazze başta olmak üzere nerede bir mazlum varsa hepsinin yanında olduklarını söyleyen Yılmaz, “Cumhurbaşkanımız, yola çıkarken bazı şeyler söylemişti. Bugün de onlar bizim temel düsturumuz. ‘Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız’ dedi ve gerçekten yapılmadı. Son 20 yılda Doğu’ya, Güneydoğu’ya yapılan hizmet, yatırım hiçbir dönemle mukayese edilemez. Gerçekten önemli hizmetler yapıldı. Duble yollardan, üniversitelere, havalimanlarından altyapıya, kentsel dönüşümden eğitim ve sağlık tesislerine kadar çok önemli projeler hayata geçirildi” dedi.
Türkiye’yi vesayetlerden kurtararak milli iradeyi hakim hale getirdiklerini söyleyen Yılmaz, “Eskiden sağlık hizmeti almak için Türkiye’den yurt dışına insanlar giderdi. Hastanelerde insanlar rehine kalırdı. Şimdi onlara son verdiğimiz gibi dünyadan Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyorlar. Sağlık turizmi diyoruz. Türkiye sağlık sektöründen milyarlarca dolar kazanmaya başladı. Böyle bir noktaya geldik. ABD’den, Avrupa’dan, İngiltere’den Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyorlar. Çok şükür bugünleri gördük. Demokraside, hukuk alanında, hak hürriyetlerde birçok adım attık. Vesayet yapılarıyla mücadele ettik. Türkiye’yi vesayetlerden kurtardık. Milli iradeyi hakim hale getiren çok önemli reformlara imza attık. Başörtüsünden ana dile varıncaya kadar birçok alanda tabu olmuş konuları birer birer önümüzden kaldırdık. Biz şuna inanıyoruz. 85 milyon, 81 vilayet, biriz beraberiz, kardeşiz” ifadelerini kullandı.
Başka partilerin verdikleri vaatleri unuttuklarını söyleyen Yılmaz, Muşlulardan destek isteyerek, “Başka partilere bakın. Bırakın vadettiklerini yapmayı neyi vaat ettiklerini dahi hatırlamıyorlar. Bizim öyle bir anlayışımız yok. Biz ne yapacaksak onu söylüyoruz, yapamayacağımızı söylemiyoruz. Bu vaatlerimizin sonuna kadar arkasındayız. Bizim siyasetimiz birlik siyaseti AK Parti ve Cumhur İttifakı bu ülkenin ana damarını temsil etmektir. Bu siyaset milletin bağrından çıkmış bir siyasettir. Sırtını millete yaslamış bir siyasettir. İnanıyorum ki bu Muş Türkiye Yüzyılı’na da Muş’tan çok güçlü bir destek verecektir. Çok yaklaştık artık. Seçimler geliyor. Ne olur bu günleri değerlendirelim. Seçim günü sandık namustur. Sen seçim günü sandıklara sahip çıkacağız. Sandıklar kapanana kadar sayımlar tamamlanıp tutanaklar hazırlanıp seçim kurullarına götürülünceye kadar irademize milli iradeye sahip çıkacağız. Hazırız. Her zaman sizin hizmetinizdeyiz. Efendilik değil Hizmetkarlık yapmaya devam edeceğiz diyorum” şeklinde konuştu.
AK Parti Muş Milletvekili Mehmet Emin Şimşek, Muş Belediye Başkanı Feyat Asya ve AK Parti İl Başkanı Melik Emre birer konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Seçim Koordinasyon Merkezi’nde yaptığı konuşmanın ardından öğretmenevinde düzenlenen iftar programında kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve iş dünyasıyla bir araya geldi.
]]>Bakan Fidan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve diğer ilgililerin katılımıyla Yüreğir ilçesi Akıncılar Mahallesi’nde düzenlenen iftar programına katıldı.
Fidan, burada yaptığı konuşmada, ramazanda vatandaşlarla bir araya gelmekten mutluluk duyduğunu söyledi, onlara Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını iletti.
Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gece gündüz demeden milleti için çalıştığını, mücadele ettiğini belirterek “Yaptıklarımız yeter mi? Elbette ki hayır. Zira bir milli şahlanış dönemindeyiz. Bu şahlanışın ismi Türkiye Yüzyılı’dır. Formülü ise gücünü de odağını da bu topraklar ve milletten alan, her türlü ekti alanından bağımsız milli bir politikadır. Bu stratejinin Türkiye’mizi nerelere getirdiğini, her alanda nasıl çığır açtığını hep birlikte, her gün görüyor ve yaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin, stratejik bir öngörüyle ilk nükleer enerji santralinin temelini Akkuyu’da attığını belirten Fidan, şöyle konuştu:
“Bu hamleyle zor bir coğrafyada, zor bir denklemde enerji güvenliğimizi sağlamayı hedefliyoruz. Temiz enerjiye kavuşmayı amaçlıyoruz. Adana’yı çok etkileyen küresel ısınmayla mücadele etmeye çalışıyoruz. Ne var ki muhalefet, bu büyük hamleyi, güzel hizmeti de eleştirmekten geri durmadı ama ne derse desinler, biz doğru olanı yapmaya devam edeceğiz. “
Fidan, Belçika’da düzenlenen Birinci Nükleer Enerji Zirvesi’ne değinerek “35 kadar ülke bir nevi ‘nükleer enerji ligi’nde bir araya geldi. Türkiye de 10 yıl önce attığı öngörülü adımlar sayesinde nükleer masada yerini alan ülkeler arasındaydı. Nükleer enerji hamlesi, ülkemizde 21 yıldır verilen mücadelenin bir somut tezahürüdür. Sadece çok önemli bir konuda örnek verdim. Bu ne demek? Artık Türkiye olarak her sahada, masada varız.” dedi.
“Terör koridoruna izin vermedik, izin vermeyeceğiz”
Adanalıların mertliği ve yiğitliğiyle bilindiğini söyleyen Fidan, vatandaşların her zaman Milli Mücadele ruhuna sahip çıktığını vurguladı.
Fidan, gelecek süreçte de milli egemenliğe hep birlikte sahip çıkmaya devam edeceklerini belirterek şöyle devam etti:
“Bölgemizi hatta bütün dünyayı ilgilendiren jeopolitik gelişmeleri bir düşünün. Doğu Akdeniz’de bekamızı ilgilendiren konular, Kıbrıs davası, Suriye krizi, Gazze’deki savaş, Ukrayna’nın etkileri, enerji hatları, bunların ortak noktası nedir? Bunların hepsi Adana’nın da parçası olduğu bu coğrafyayı yakından ilgilendirmekte. Milli güvenlik sistemimizi güçlendirmek için Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde attığımız bu adımlar işte bu yüzden çok önemli.”
Savunma sanayisinde yerlilik ve millilik oranının yüzde 80’lere çıkarıldığını anımsatan Fidan, “Güçlü bir siyasi irade, artan milli imkan ve kabiliyetlerle birleşince yurt içinde başta PKK ve FETÖ olmak üzere bütün terör örgütlerinin belini kırdık. Terör örgütleri, Türkiye’de bulamadıkları alanı artık başka ülkelerde arıyorlar ama biz dostlarımız ve komşularımızla işbirliği içinde oralarda da onlara dünyayı dar etmeye devam edeceğiz. Suriye ve Irak’ta arkasında her kim olursa olsun bir terör koridoruna izin vermedik, izin vermeyeceğiz.” diye konuştu.
“Diplomasinin bütün imkanlarını seferber ediyoruz”
Bakan Fidan, dünyanın karmaşık ve zor bir süreçten geçtiğini anlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün her türlü zorlu koşula rağmen Ukrayna, Gazze, Güney Kafkasya, Irak, Libya ve Balkanlar’da bir yandan barış için çabalıyoruz diğer yandan bekamızı, soydaşlarımızı ve din kardeşlerimizi korumak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Diplomasinin bütün imkanlarını, yeni ve denenmemiş yöntemlerle seferber ediyoruz. Bunu yaparken bölgesel sahiplenme meselemize sahip çıkma anlayışını ön plana çıkartıyoruz. Yeni, denenmemiş bütün yöntemlerle kendi kaderimize kendimiz sahip çıkıyor, kendi sorunlarımıza kendimiz çözümler üretiyoruz. Biz büyük Türk dünyasını, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında işte böyle birleştirdik.”
Fidan, Filistin davasına sahip çıktıklarını belirterek “Bütün İslam Alemi adına hareket eden bir temas grubu kurduk. Türkiye olarak biz de elbette grupta yerimizi aldık. Kurduğumuz uluslararası baskı sonuç veriyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden nihayet ateşkes ve acil insani yardım çağrısı yapan bir karar çıkması da bunun bir tezahürü oldu. Kararın çıkmasını bu kez Amerika bile engelleyemedi. İsrail, zalimliğiyle bir başına kaldı. Bizler, Gazze’deki mezalimin sona ermesi ve Filistin devletinin ayakları üstüne kalkacağı adil bir barışın tesis edilmesi için her platformda Filistinlilerin sesi, nefesi olmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin farkı tam da buradadır. Konu veya mekan fark etmez, biz söylem ve eylemlerimizde hegemon güçlere hoş gözükme derdinde değiliz. Doğru ve adil olan neyse onu dile getiriyoruz, öyle davranıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“En büyük ve stratejik yatırım gençler”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde verilen mücadelenin milletin desteğiyle mümkün olduğunu dile getiren Fidan, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin topyekun şahlanmasının yolu milletimizin teveccühünden geçmekte. Güçlü bir Adana, Türkiye istiyorsak yapmamız gerekenler çok açık. Adana ile Ankara arasındaki uyum ve anlayış işbirliğini yeniden sağlamak zorundayız. Geleceğimize yapılacak en büyük ve stratejik yatırım gençlere yapılan yatırımdır. Adana’mızın gençlerini geleceğe hazırlamamız, geleceği onlarla birlikte inşa etmemiz gerekiyor.”
Fidan, Cumhur İttifakı’nın Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir ve Yüreğir Belediye Başkan adayı Halil Nacar’ın kenti çok daha iyi seviyelere taşıyacağını, 31 Mart’ta Adana’nın yiğit insanlarının en doğru kararı vereceğini kaydetti.
“Büyük zafere doğru ilerliyoruz”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Çelik de Bakan Fidan ile dünyanın her yerinde temaslarda bulunduklarını, Fidan’ın kente gelişinin çok kıymetli olduğunu ifade etti.
Yerel seçime büyük coşkuyla ilerlediklerini belirten Çelik, “Önümüzde iki bayram var. Biri Ramazan Bayramı, Allah ailelerinizle, sağlıkla kutlamayı nasip etsin. Diğeri demokrasi bayramı. Demokrasi bayramını kutlamak için Türkiye’nin her yerinde hazırlanıyoruz. Yüreğir’de kutlamak için Halil Nacar’ı başkan yapıyoruz. Adana’da Fatih Mehmet Kocaispir, Yüreğir’de Halil Nacar ile bütün ilçelerimizde, Türkiye’nin her tarafında bu büyük zafere doğru ilerliyoruz. İnşallah 31 Mart akşamı Sayın Cumhurbaşkanı’mıza buraların müjdesini vereceğiz. 31 Mart akşamı demokrasi bayramımızda görüşmek üzere.”
Programa milletvekilleri, belediye başkan adayları ve vatandaşlar katıldı.
]]>Muş’ta İstasyon Caddesi üzerinde bulunan AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi önünde vatandaşlara hitaben bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Muşluların kadirşinas bir halk olduğunu ve kendisine hizmet edenleri hiçbir zaman unutmadığını belirtti. Türkiye olarak Gazze başta olmak üzere nerede bir mazlum varsa hepsinin yanında olduklarını söyleyen Yılmaz, “Cumhurbaşkanımız, yola çıkarken bazı şeyler söylemişti. Bugün de onlar bizim temel düsturumuz. ‘Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız’ dedi ve gerçekten yapılmadı. Son 20 yılda Doğu’ya, Güneydoğu’ya yapılan hizmet, yatırım hiçbir dönemle mukayese edilemez. Gerçekten önemli hizmetler yapıldı. Duble yollardan, üniversitelere, havalimanlarından altyapıya, kentsel dönüşümden eğitim ve sağlık tesislerine kadar çok önemli projeler hayata geçirildi” dedi.
Türkiye’yi vesayetlerden kurtararak milli iradeyi hakim hale getirdiklerini söyleyen Yılmaz, “Eskiden sağlık hizmeti almak için Türkiye’den yurt dışına insanlar giderdi. Hastanelerde insanlar rehine kalırdı. Şimdi onlara son verdiğimiz gibi dünyadan Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyorlar. Sağlık turizmi diyoruz. Türkiye sağlık sektöründen milyarlarca dolar kazanmaya başladı. Böyle bir noktaya geldik. ABD’den, Avrupa’dan, İngiltere’den Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyorlar. Çok şükür bugünleri gördük. Demokraside, hukuk alanında, hak hürriyetlerde birçok adım attık. Vesayet yapılarıyla mücadele ettik. Türkiye’yi vesayetlerden kurtardık. Milli iradeyi hakim hale getiren çok önemli reformlara imza attık. Başörtüsünden ana dile varıncaya kadar birçok alanda tabu olmuş konuları birer birer önümüzden kaldırdık. Biz şuna inanıyoruz. 85 milyon, 81 vilayet, biriz beraberiz, kardeşiz” ifadelerini kullandı.
Başka partilerin verdikleri vaatleri unuttuklarını söyleyen Yılmaz, Muşlulardan destek isteyerek, “Başka partilere bakın. Bırakın vadettiklerini yapmayı neyi vaat ettiklerini dahi hatırlamıyorlar. Bizim öyle bir anlayışımız yok. Biz ne yapacaksak onu söylüyoruz, yapamayacağımızı söylemiyoruz. Bu vaatlerimizin sonuna kadar arkasındayız. Bizim siyasetimiz birlik siyaseti AK Parti ve Cumhur İttifakı bu ülkenin ana damarını temsil etmektir. Bu siyaset milletin bağrından çıkmış bir siyasettir. Sırtını millete yaslamış bir siyasettir. İnanıyorum ki bu Muş Türkiye Yüzyılı’na da Muş’tan çok güçlü bir destek verecektir. Çok yaklaştık artık. Seçimler geliyor. Ne olur bu günleri değerlendirelim. Seçim günü sandık namustur. Sen seçim günü sandıklara sahip çıkacağız. Sandıklar kapanana kadar sayımlar tamamlanıp tutanaklar hazırlanıp seçim kurullarına götürülünceye kadar irademize milli iradeye sahip çıkacağız. Hazırız. Her zaman sizin hizmetinizdeyiz. Efendilik değil Hizmetkarlık yapmaya devam edeceğiz diyorum” şeklinde konuştu.
AK Parti Muş Milletvekili Mehmet Emin Şimşek, Muş Belediye Başkanı Feyat Asya ve AK Parti İl Başkanı Melik Emre birer konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Seçim Koordinasyon Merkezi’nde yaptığı konuşmanın ardından öğretmenevinde düzenlenen iftar programında kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve iş dünyasıyla bir araya geldi. – MUŞ
]]>Muş’ta, kent merkezindeki Seçim Koordinasyon Merkezi ziyaretinde konuşan Yılmaz, Türkiye olarak Gazze başta olmak üzere nerede bir mazlum varsa hepsinin yanında olduklarını söyledi.
Muşluların kadirşinas bir halk olduğunu ve kendisine hizmet edenleri hiçbir zaman unutmadığını belirten Yılmaz, bölgenin ideolojilerden, sloganlardan, boş laflardan çekişmelerden çok zarar gördüğünü dile getirdi.
Eser ve hizmet siyasetine ihtiyaçlarının olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Cumhurbaşkanımız, yola çıkarken bazı şeyler söylemişti. Bugün de onlar bizim temel düsturumuz. ‘Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız’ dedi ve gerçekten yapılmadı. Son 20 yılda Doğu’ya, Güneydoğu’ya yapılan hizmet, yatırım hiçbir dönemle mukayese edilemez. Gerçekten önemli hizmetler yapıldı. Duble yollardan, üniversitelere, havalimanlarından altyapıya, kentsel dönüşümden eğitim ve sağlık tesislerine kadar çok önemli projeler hayata geçirildi.” diye konuştu.
“Türkiye’yi vesayetlerden kurtardık”
Sağlık alanında Türkiye’de büyük bir devrimin yaşandığını vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Eskiden sağlık hizmeti almak için Türkiye’den yurt dışına insanlar giderdi. Hastanelerde insanlar rehin kalırdı. Şimdi onlara son verdiğimiz gibi dünyadan Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyorlar. Türkiye sağlık sektöründen milyarlarca dolar kazanmaya başladı. Böyle bir noktaya geldik. ABD’den, Avrupa’dan, İngiltere’den Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyorlar. Çok şükür bugünleri gördük. Demokraside, hukuk alanında, hak hürriyetlerde birçok adım attık. Vesayet yapılarıyla mücadele ettik. Türkiye’yi vesayetlerden kurtardık. Milli iradeyi hakim hale getiren çok önemli reformlara imza attık. Başörtüsünden ana dile varıncaya kadar birçok alanda tabu olmuş konuları birer birer önümüzden kaldırdık. Biz şuna inanıyoruz. 85 milyon, 81 vilayet, biriz beraberiz, kardeşiz.”
Bir belediye başkanının en önemli iki görevinden birinin halkın yaşam kalitesini artırmak, yoksula ve yetime sahip çıkmak olduğunu vurgulayan Yılmaz, iş ve yatırım ortamına katkı sağlamanın da en önemli görevleri arasında yer aldığını kaydetti.
“Bu siyaset milletin bağrından çıkmış bir siyasettir”
Yerel kalkınmanın belediye ile başladığına dikkati çeken Yılmaz, “Bu iki görevi bir belediye başkanı yaptığı zaman o il gelişir, güçlenir. Dolayısıyla pazar günü oy verirken herkesin şunu düşünmesi lazım. Kim Muş’un yaşam kalitesini daha çok artıracak? Kim Muş’un kalkınmasını daha çok hızlandıracak? Onun adresi belli. Feyat Asya.” dedi.
Diğer partilerin adaylarının neyi vadettiklerini bile hatırlamadığını ifade eden Yılmaz, şunları söyledi:
“Biz ne yapacaksak onu söylüyoruz, yapamayacağımızı söylemiyoruz. Bu vaatlerimizin sonuna kadar arkasındayız. Bizim siyasetimiz birlik siyaseti. AK Parti ve Cumhur İttifakı, bu ülkenin ana damarını temsil etmektir. Bu siyaset milletin bağrından çıkmış bir siyasettir. Sırtını millete yaslamış bir siyasettir. İnanıyorum ki Muş, Türkiye Yüzyılı’na çok güçlü bir destek verecektir. Ülkemiz, kalkınma ve demokrasi atılımlarını sürdürecektir. Seçimler geliyor. Ne olur bu günleri değerlendirelim. Sandıklar kapanana kadar, sayımlar tamamlanıp tutanaklar hazırlanıp seçim kurullarına götürülünceye kadar irademize, milli iradeye sahip çıkacağız.”
Programda, AK Parti Muş Milletvekili Mehmet Emin Şimşek, Muş Belediye Başkanı Feyat Asya ve AK Parti İl Başkanı Melik Emre de konuşma yaptı.
]]>Seçim öncesi mitinglerini sürdüren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aksaray mitinginden sonra Yozgat’ta halka hitap etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan Yozgat mitinginde, Türkiye’nin milli gelirinin 1 trilyon doların üzerine çıktığını belirterek, “Bugün 70 sente muhtaç olan değil 1 trilyon dolardan fazla milli geliri olan Türkiye’ye var. Düne kadar toplu iğneyi ithal eden bir Türkiye vardı. Tabancasını bile yurt dışından satın alan değil 5.5 milyar dolar ihracatla savunma sanayinde destek yazan bir Türkiye var” dedi.
“Bugün, Boraltan köprüsünde olduğu gibi kardeşlerine sırtını dönen bir Türkiye değil, kardeşlerinin haklarını korumak için her türlü adımı atabilen bir Türkiye var”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçmişte Türkiye’de Boraltan köprüsünde soydaşlarımıza sırt dönüldüğünü hatırlatarak, “Bugün, Boraltan köprüsünde olduğu gibi kardeşlerine sırtını dönen bir Türkiye değil, kardeşlerinin haklarını korumak için her türlü adımı atabilen bir Türkiye var. Bugün Balkanlarda barışın korunmasında, Karabağ’da 30 yıllık işgalin sonlandırılmasında, Libya’da darbenin engellenmesinde aktif rol alan, güçlü, cesur, dirayetli bir Türkiye var. Türkiye’yi bu günlere sizlerle birlikte getirdik. Ekonomiden ihracata, turizmden istihdama ülkemizi her birlikte 4-5 kat büyüttük. Eli kanlı terör örgütlerine Irak ve Suriye’nin kuzeyini beraberce dar ettik. Ülkemizi birçok başlıkta parmakla gösterilir konuma birlikte getirdik. El ayranı ciğer soğutmaz diyerek başta savunma olmak üzere birçok alanda kendi göbeğimizi kendimiz kestik” dedi.
“Yüzde 4.5 oranında büyüme kaydedildi”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, deprem felaketine rağmen yüzde 4.5 oranında ekonomik büyüme sağlandığını ifade ederek, “Ekonomimizin ihracat, istihdam ve büyüme tarağında hiçbir sorunumuz yok. Deprem nedeniyle oluşan 104 milyar dolarlık ilave yüke rağmen geçtiğimiz yıl yüzde 4.5 gibi çok büyük oranda büyüme kaydettik. Milli gelirimiz ilk kez 1.1 trilyon doların üzerine çıktı. İşsizlik oranımız yüzde 9.4 ile son 10 yılın en düşük seviyesini gördü. Turizmde 57 milyon turist ve 54.5 milyar dolar geliri yakaladık. Enflasyon konusunda da yılın 2. yarısından itibaren olumlu haberler gelmeye başlayacak. Nasıl daha önce enflasyonu tek haneye düşürdüysek aynı başarıyı tekrarlayacağız” dedi.
“İçerisinde bulunduğumuz çağa Türk’ün mührünü vuracağız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, içerisinde bulunulan çağa Türk’ün mührünü vuracaklarının altını çizerek, “İçinde bulunduğumuz asra Türk’ün mührünü hem de çok güçlü, çok kararlı bir şekilde vurmadan durmayacağız. Bunun için yapmamız gereken bellidir. Kimsenin bizi bölmesine, aramıza fitne sokmasına, aramıza nifak tohumları ekmesine izin vermeyeceğiz. En bu meydanda ezeli ve ebedi kardeşliğine sıkı sıkı sahip çıkan bir Yozgat görüyorum. Ben size inanıyorum. Fitneye, fesada yer vermeyeceğinize inanıyorum” dedi.
“Muhalefet eski taş eski hamam devam ediyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında “muhalefetin eski taş eski hamam devam ettiğini” belirterek, “Biz sadece iş yapmanın, eser ortaya koymanın sizlere layıkıyla hizmet etmenin, şehirlerimizi mamur etmenin peşindeyiz. Muhalefetin içler acısı halini sizler de görüyorsunuz. Son seçimlerde yaşadıkları yenilgiden sonra güya bir değişime gittiler. Ama 13’üncü Cumhurbaşkanımız diyerek yere göğe sığdıramadıkları genel başkanları dışında hiçbir şeyi değiştirmediler. Darbe severlikten ayrımcılığa, milletle ve milletin inanç değerleriyle kavga etmekten, faşizme kadar eski tas, eski hamam devam ediyor” dedi.
“Şaft kaydı, dingil kırdı”
Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e de göndermede bulunarak, “Bay Kemal’in yerine bin bir umutla getirdikleri çırak genel başkan selefinden bile fason çıktı. Daha 5 ay bile demeden, muazere kayboldu, şaft kaydı, dingil kırıldı. Motor su kaynattı. Özgür Efendi! Bu eziyet bir an önce bitse de kurtulsak havasında 31 Mart’ı adeta iple çekiyor. Her gün konuşuyor. Bir şeyler söylüyor. Hatta arada CHP’li belediyeleri eleştirip bizim ulaştırma yatırımlarımızdan övgüyle bahsettiği de oluyor. Hatta bazen belediye başkan adayını sahneye bile çıkaramıyor. Ama ne hikmetse, bavullarla, çantalarla taşınan, deste deste dolarlar, avrolar hakkında ağzını bıçak bile açmıyor. Akıllı telefondan, banka uygulamasıyla otuz saniyede halledebilecekleri bir işlem için altı yedi adamı neden bu kadar yorduklarını açıklamıyor. Daha kapalı kapılar ardında DEM’le kurdukları ve içini deştikçe sürekli farklı şeyler çıkan matruşka ittifakını saymıyorum. Sorsan ittifak mittifak yok diyorlar. Ama neden belediye başkanı meclis üyesi olarak devşirme adaylar gösterdiklerinin sebebini söylemiyorum. Yani ortada tam anlamıyla bir siyasi dalavere ancak bundan her iki partinin seçmeninin de haberi yok. Kendilerine oy veren seçmenlerinin iradesini işporta malı gibi sürekli birilerine peşkeş çekiyorlar. 31 Mart seçimleri Türk siyasetinin bu kirli ve kibirli zihniyetten kurtuluşunun inşallah miladı olacak. Tabii bunun için sandıktan çıkacak sonuç çok çok önemli” şeklinde konuştu. – YOZGAT
]]>Kacır, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı ile Kırıkkale Üniversitesi Türkiye Yüzyılı Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Gençlik Buluşması”na katıldı.
Türkiye’nin en önemli gücünün inançlı, dinamik ve çalışkan Türk gençliği olduğunu vurgulayan Kacır, “Başka ülkelerin sahip olmadığı kadar genç ve dinamik nüfusa sahibiz. Avrupa’dan 10, Almanya’dan 15 yaş daha genç nüfusa sahibiz. Bu çok değerli çünkü dünyayı değiştiren, yenilikçi teknolojilerin tümünü sizler gibi gencecik insanların kurduğu teknolojik girişimler ve takımları ortaya çıkarıyor.” diye konuştu.
Bakan Kacır, Türkiye’nin kritik teknolojilerde tam bağımsızlık iddiası adına sürdürdüğü yenilikçi teknolojileri rekabetçi olarak dünyaya ihraç edebilme iddiasıyla devam ettirdiği milli teknoloji hamlesinin sahibi ve öznesinin TEKNOFEST kuşağı Türk gençliği olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde milli teknoloji hamlesi adına yapılan her çalışmanın merkezinde Türk gençliğini gördüklerini dile getiren Kacır, “Türk gençliği, imkan verildiğinde ve önündeki engeller kaldırıldığında ne kadar büyük işlere imza atacağını büyük ölçüde ispat etti. Son yıllarda savunma sanayinde elde ettiğimiz kazanımlar, havacılıkta gerçekleştirdiğimiz başarı hikayeleri, önlerindeki engellerin kaldırılması halinde bu ülkenin evlatlarının neleri başarabileceğini bütün dünyaya gösterdi.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin tüm sanayileşme tarihinin adeta akamete uğratılmış hikayeler tarihi olarak geldiğini aktaran Kacır, şöyle devam etti:
“2000’li yıllara kadar ama 2000’li yıllarda sağlam bir irade ‘bu milletin evlatlarının neye ihtiyacı varsa kendi imkanlarıyla geliştirecek, üretecek biz de onların önünü açacağız.’ dedi ve bu milletin öz evlatları, kendi alın ve akıl teriyle BAYRAKTAR, AKINCI, AKSUNGUR, ANKA, HÜRKUŞ, HÜRJET ATAK, GÖKBEY, KIZILELMA ve KAAN’ı üretti ve gökyüzüyle buluşturdu. Türk milleti adeta gökyüzüne imzasına attı. Bu milletin evlatlarının önü açıldığında ne kadar büyük başarılar elde edebileceklerinin apaçık ispatıdır.”
“Ay’a milli hibrit roket motorumuzla erişeceğiz”
Bakan Kacır, savunma sanayisi ve havacılıktaki başarılarını şimdi uzay bilimi ve teknolojilerine taşımayı hedeflediklerini vurguladı.
Bu hedef ve anlayışla 2018’in sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye Uzay Ajansını kurduğunu anımsatan Kacır, 2021’de dünyaya milli uzay programını ilan ettiklerini hatırlattı.
Uzay bilimi ve teknolojilerinde de son 20 yılda adım adım gelişme kaydettiklerini anlatan Kacır, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İnşallah 8 Temmuz 2024’te ilk milli haberleşme uydusu TÜRKSAT 6A’yı uzaya göndereceğiz. Türkiye, kendi haberleşme uydularını geliştiren, üreten 11 ülkeden biri olacak. Daha sonra hedef daha ileride. İMECE 600 kilometrede görev yapıyor. Yaklaşık 600 kilogramlık bir uydu. TÜRKSAT 6A, 36 bin kilometrede sabit yörüngede görev yapacak. 4 bin 250 kilogramlık daha sofistike bir uydu. Ama hedef Türkiye’nin kendi geliştirdiği teknolojiyle Ay’a erişmesi. 380 bin kilometre yol yapacağız ve Ay’a milli hibrit roket motorumuzla erişeceğiz. Bunu başarabilecek gençlerimiz ve insan kaynağımız var.”
“Türkiye’yi uzay sanayiyle buluşturacağız”
Bakan Kacır, “Hibrit roket motoru teknolojisinde Türkiye bugün dünyada ilk dört ülkeden biri. Eğer bu teknolojiyi Ay programımız kapsamında uzayda gerçekleştirmeyi başarırsak, bunu başaran ilk ülke olacağız. İnşallah bu teknolojiyi ticarileştireceğiz ve uyduların yörüngeler arası transferlerini yapan uzay araçlarını Türkiye’de geliştireceğiz. Uzay ekonomik olarak büyüyen bir alan. Yıllık uzay ekonomisinin büyüklüğü yaklaşık 600 milyar dolara geldi ve birkaç yıl içinde 1 trilyon dolara yükselmesi öngörülüyor. Türkiye’yi uzay sanayiyle buluşturacağız. Bunları yapmak için hem iradeye hem imkana hem de kabiliyete sahibiz.” diye konuştu.
Uzay gözlemi konusunda sadece Türkiye’nin değil, bu coğrafyanın en önemli gözlem altyapılarından birini Erzurum’da kuracaklarına dikkati çeken Kacır, Doğu Anadolu Gözlemevi’nde 4 metre çapında bir teleskop kurulduğunu ve bu yıl devreye alacaklarını aktardı.
Ankara’da da Uzay Teknolojileri Geliştirme Bölgesi kuracaklarını anlatan Kacır, şunları kaydetti:
“Hem uydu geliştirme faaliyetlerinden elde ettiğimiz kazanımı daha iyi bir noktaya taşıyacağız hem de inşallah başarılı olduğumuzda Türkiye’nin küresel uzay ekonomisinden pay almasını sağlayacak bir teknolojik kabiliyet geliştirmiş olacağız. Biz istiyoruz ki Türkiye’de hiçbir bilim insanı, hiçbir araştırmacı çalıştığı alanda başka milletlerin ve ülkelerin bilim insanlarının yürüttüğü çalışmalardan geri kalmasın. Yurt dışında yaşayan Türk bilim insanları bilsinler ki bu devlet ve ülke eğer Türkiye’de araştırmalarını sürdürürlerse en ileri düzeyde araştırma yapmaları için yanlarında olmaya devam edecektir. Bu misyon aslında Türk gençlerinin, çocuklarının öz güven kazanması açısından çok kıymetli.”
Bakan Kacır, “Bu ülkenin hiçbir genci ve çocuğu artık başka ülkelerin çocuklarına ait olduğu gerekçesiyle hiçbir hayali kurmaktan asla vazgeçmeyecek. Türkiye’nin insanlı ilk uzay bilim misyonunun amacı budur. Biz sizin heyecanınızın, umudunuzun, geleceğinizin ve istikbalinizin yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.
Konuşmalar sonrası Bakan Kacır ve Türkiye’nin ilk astronotu Gezeravcı, gençlerle fotoğraf çektirdi. Gezeravcı, daha sonra gençlerle havacılık ve uzay konularında söyleşi yaptı.
Programa, Vali Mehmet Makas, AK Parti Kırıkkale Milletvekili Mustafa Kaplan, Belediye Başkanı Mehmet Saygılı, Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersan Aslan, protokol üyeleri ve öğrenciler katıldı.
Bakan Kacır, buradaki programın ardından Vali Mehmet Makas’ı makamında ziyaret ederek, Valilik Şeref Defteri’ni imzaladı. Kacır, bir süre görüştüğü Makas’tan kentteki çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Daha sonra Kırıkkale Belediyesi Bilim Merkezi’ni gezen Kacır, Belediye Başkanı Mehmet Saygılı ve yetkililerden merkez hakkında bilgi aldı, öğrencilerle sohbet etti.
Kacır, son olarak Kırıkkale Organize Sanayi Bölgesi’nde basına kapalı olarak gerçekleştirilen programda sanayicilerle istişare toplantısına katıldı.
]]>Cumhurbaşkanlığı YİK Üyesi Köksal Toptan, AK Parti Devrek Belediye Başkan adayı Özcan Ulupınar’a seçim çalışmalarında destek vermek için Devrek ilçesine geldi. Burada seçim irtibat bürosunu ziyaret eden Toptan, Ulupınar’a seçim sürecinde başarılar diledi.
Köksal Toptan partililere hitap ederek, “Cumhuriyet tarihinde yerel ve genel seçimleri tahlil ettiğimiz zaman bu kadar zoru belki de hiç görmemişizdir. Seçim sonuçları itibariyle değil Türkiye’nin gelmiş olduğu kritik noktanın geleceğiyle ilgilidir. Onun için Cumhurbaşkanımız her zaman söyledi. Hemen hemen her konuşmasında dile getirdi. Beka sorunuyla Türkiye karşı karşıya. Yine kendi ifadeleriyle bu AK Parti sorunu değildir. Tayyip Erdoğan sorunu da değildir” dedi.
Türkiye’nin dört bir yanında sorun olmasına rağmen ayakta durmaya çalıştığına dikkat çeken Toptan, “İçinde bulunduğu şartları itibariyle Türkiye’nin ne kadar güçlü olması lazım geldiğini ilgili herkesin düşünmesi gerektiğidir. Kuzeyimizde sorunlar var. Güneyimizde sorunlar var. Doğuda sorunlar var. Batı’da Trakya olmak üzere Balkanlar olmak üzere zaten hep sorun yumağı olan bir coğrafyada Türkiye ayakta durmaya çalışıyor. Bu topraklarda binlerce yıl egemenlik kuran, yaşayan ve yaşatan kavimler geldi geçti” şeklinde konuştu.
“Türkiye bütün oyunları şu ana kadar bozarak geldi”
Türkiye’nin göç yolları üzerinde bir ülke olduğunu ifade eden Köksal Toptan, “Göç yolları üzerinde bir ülkeyiz. Bin yıldan beri biz buradayız. Öncesinde çeşitli medeniyetler buradaydı. Şimdi Türkiye’yi zorluyorlar ama Türkiye’de bütün oyunları şu ana kadar bozarak geldi. O bakımdan bizim kim ne isterse istesin, kim ne derse desin bu toprakları birine bırakıp bir yere gidecek halimiz yok. Gidecek yerimiz de zaten yok. O bakımdan Türkiye ve bu coğrafya üzerinde yaşayanlar, yaşamak isteyenler bizim uzattığımız elimizi tutması, Türklerin sevgi, merhamet, saygı ve kardeşlik duygularını paylaşmasını dileriz” dedi.
“Bu seçimler, bu çizmeye çalıştığım tabloya katkı sağlayacak bir sonuç doğuracak”
Toptan, “Topraklar burada yaşayan herkese yeter. Yeter ki iyi, hakkaniyetli kullanalım, birbirimizi sevelim, sayalım ve daha zengin olmak için kardeşçe, dostça yaşayalım. İnşallah bu seçimler, bu çizmeye çalıştığım tabloya katkı sağlayacak bir sonuç doğuracak ve Türkiye’nin geleceği, istikrarı için yeni bir ümit kapısı aralayacaktır. Biz buna inanıyoruz. Ben de uzun yıllar siyaset yapmış bir kişi olarak hem memleketime hem de ilçeme mutluluğumu, saadeti için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Arkadaşlarıma dua ediyorum. İnşallah herkesi mutlu edecek sonuçlarla biten bir seçim gerçekleştireceğiz” ifadelerine yer verdi.
Köksal Toptan’a, asaletin simgesi kabul edilen Devrek Bastonu hediye edildi. Toptan, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden eski ilçe milli eğitim müdürü Satılmış Tunçkaya’nın cenaze törenine katıldı. – ZONGULDAK
]]>Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları;
“Sevgili Aksaraylılar, kıymetli hanımefendiler, gençler, aziz kardeşlerim hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Medeniyet mirasımıza sahip çıkmasıyla her gelişimizde bu eşsiz şehre kalbimizi bırakıyoruz. Aksaray gönlümüzün baş köşesinde yer alıyor. Aksaray her zamanki gibi inşallah rekoru da kıracak. Aksaray’ın bize olan sevgisinden zerre şüphemiz yok. Geçtiğimiz yılki seçimlerde coşkunuzu sandığa yansıttınız. Verdiğiniz destek için her birinize şükranlarımı sunuyorum. Aksaray aslan gibi kükreyerek dost gönüllere huzur düşman gönüllere korku verdi. Yanımızda yer aldığınız için Aksaray’a teşekkür ediyorum.

“ÖNCELİK ENFLASYONU DÜŞÜRMEK”
Sizler yanımızda olduğunuz müddetçe bize durmak, duraksamak yok. Milletimize sözümüzü hep yerine getirdik. 21 yıldır gece gündüz çalışıyoruz. Üretimde, büyümede tarihimizin en iyi seviyesini gördük. Savaşların, krizlerin olumsuz etkilerini göğüslüyoruz. Can yakan enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığı ile boğuşuyoruz. Tüm emeklilerimize bir defaya mahsus 5 bin lira ödeme yaptık. Yılbaşında emeklilerimizin ve çalışanlarımızın maaşlarını yüzde 50 oranında artırdık. Emeklilerimizin ikramiyelerinde de aynı şekilde yüzde 50 artışa gittik. Son olarak, banka promosyon ödemelerini 8 ilâ 12 bin lira arasına yükselttik. Yılın ikinci yarısında enflasyonun düşmesi ile elimiz rahatlayacak. Öncelik enflasyonu düşürmek. Enflasyon ortamında ne verirsek verelim dipsiz kuyu misali kaybolup gidiyor. Alım gücündeki düşüşü telafi için adımlar atıyoruz.
“KARAMSARLIK BATAKLIĞINA SÜRÜKLEMEK İSTİYORLAR”
Bugün katılım ne kadar diye sordum, 35 bin… Aksaray’a da bu yakışır. Zaten Aksaray bunun dışında kabul etmek. Hep birlikte sabredeceğiz. Ülkemizin gücünden ve potansiyelinden rahatsız olanlar muhalefeti de kullanarak milletimizi karamsarlık bataklığına sürüklemek istiyor. Gelip geçici sıkıntıları asırlık hedeflerin önüne koyarak milletimizle aramızı açacaklarını sanıyorlar. FETÖ’den PKK’ya terör örgütlerinin saldırılarına karşı koyarken gördük bu oyunu. Geçmişte Türkiye’yi nasıl 2023’e hazırladıysak şimdi de fazlasını yaparak Türkiye Yüzyılı’nı inşa edeceğiz.

“TÜRKİYE’Yİ 2 KAT DAHA BÜYÜTECEĞİZ”
Ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getireceğiz. Türkiye’yi 2 kat daha büyüteceğiz. Sadece belediye başkanları seçmekle kalmayacaksınız, diğer mücadelelerimizde de işimizi kolaylaştıracaksınız. Aksaray’la birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mısınız? Bayram gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramını birlikte kutlayacağımıza inanıyorum.
“EKONOMİMİZİ DAHA DA GÜÇLENDİRECEĞİZ”
Pazar gününe kadar durmak yok, yola devam. Dünya ile yarış halindeyiz ancak istediğimiz yerde değiliz. Başarmamız gereken çok mücadele var. Bir yanımızda Rusya Ukrayna savaşı alevlenerek sürüyor. Diğer yandan Gazze’deki vahşet giderek derinleşiyor. Uluslararası kuruluşların kimseye hayrının dokunmadığına şahit oluyoruz. Son 10 yıldaki maruz kaldığımız sayısız saldırı ile bu felaket tablosuna çekilmek isteniyoruz. Beraberliğimizi muhafaza ettiğimiz için badireleri atlatarak bu günlere geldik. Bir takım muhterislerin keyfi öyle istiyor diye şimdi pes edemeyiz. Tam tersine mücadele bayrağını daha yukarıya taşıma vaktidir. Devletimizi daha da güçlendireceğiz. Ekonomimizi daha da güçlendireceğiz. Aile yapımıza sıkı sıkıya sahip çıkacağız. Medeniyet mirasımıza daha sıkı sahip çıkacağız. Hep ileri gideceğiz, büyüyeceğiz. Önümüzdeki asrı kendi çağımız yapmakta kararlıyız.
Son 21 yılda Aksaray’a 88 milyar liralık yatırım yaptık. Cumhurbaşkanı olarak bu kardeşiniz, yerel yönetimlerle le ele vererek hizmetlerimizi beldelerimize kadar ulaştıracağız.”
]]>Kurtulmuş, İstanbul Göztepe’deki TBMM Filizi Köşk Sosyal Tesisi’nde medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldiği iftar programında soruları da yanıtladı.
Moskova’daki terör saldırısına ilişkin değerlendirmesi anımsatılarak, “Acaba nasıl bir analiz yapıyorsunuz da küresel savaş riski görüyorsunuz?” sorusuna karşılık Kurtulmuş, Rusya’nın özellikle Ukrayna konusunda daha sert bir tutum almasını sağlayacak bir saldırı olduğunu söyledi. Rusya’dan gelen ilk tepkilerin bu yönde olduğunu belirten Kurtulmuş, bu örgütlerin hiçbirinin tek başına olmadığına işaret etti.
Numan Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Kendi ülkelerinin başkentinin sokaklarında dolaşmayı doğru dürüst bilmeyen adamların dünyanın en büyük metropollerinden birisi olan Moskova’da böylesine büyük bir eylemi yapabilmesi, çok üstün bir istihbarat desteğiyle mümkün olabilir. Bunu siyasetten azıcık anlayan herkes biliyor. Dolayısıyla birtakım istihbarat birimlerinin, devletlerin terör örgütüne en azından koruyucu, yol gösterici, lojistik veya istihbari destekler sağladığı belli oluyor. Rusya bu saldırıyı sadece bir terör tehdidi olarak değil, kendi varlığına ilişkin bir tehdit olarak algılıyor. Fail olarak ilk Ukrayna’yı göstereceği de belli. Öyle görünüyor ki Netanyahu ve hükümeti bir şekilde gözden çıkarılmış olabilir. Onların da bir şekilde arka planda bu eyleme destek verdiği düşünülebilir. Amerika’nın BM’deki oylamada çekimserliği de öyle kolay bir şey değil. Ama bütün bunlar bizim dışarıdan okumalarımız. Çok net olan bir şey var; Rusya da bunu bu şekilde algılıyor. Bu doğrudan doğruya Rusya’nın bölgedeki varlığına, daha doğrusu bu kadar güçlü olmasına karşı yapılmış bir şey.”
“Rusya, ister istemez bu saldırıyı hayati bir mesele olarak görüyor”
Batı’nın, Rusya ile mücadelede, 2014 yılında Kırım’ın ilhakı konusunda “ağzını açmayarak” başarısız olduğunu ifade eden Meclis Başkanı Kurtulmuş, “O zaman bir tek Merkel bir şeyler söylemeye çalıştı. Onun da gücü yetmedi. O sıralar ABD’nin stratejisi de çok fazla bu işlere bulaşmamak, kenarda durmaktı. Hatta Avrupa’da NATO varlığının zayıflatılmasını da öngören bir stratejiydi.” diye konuştu.
Rusya-Ukrayna savaşında her iki tarafın büyük kayıplar verdiğini dile getiren Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rusya, belki ilan ettiğinin çok üstünde kayıplar verdi. Öyle anlaşılıyor ki bu savaşın Ukrayna tarafından da nihai bir zaferle bitirilmesini, en azından şimdilik istemeyen bir klik, bir tez var. Bu çok net görülüyor. Aksi takdirde en başında İstanbul’daki barış görüşmelerine destek verirlerdi. Biz, mesela iki alanda çok başarılı olduk. Bunlardan ilki esir takası, ikincisi de tahıl koridoru. Zaman zaman her ikisinde de tıkanmalar olmasına rağmen Türkiye defaatle tıkanan bu süreçleri aştı. Ama bizim gösterdiğimiz çabanın tam tersine çabalar da oldu. Bunların bir kısmı barış istiyormuş görüntüsü altında aslında savaşın devamından yanaydı. Dolayısıyla Rusya, ister istemez bu saldırıyı hayati bir mesele olarak görüyor. Sadece bir terör saldırısı olarak gördüğünü zannetmiyorum. Ben de bu saldırının, aynı 11 Eylül saldırıları gibi, oyunu değiştirmek için bazılarının Rusya’da kurguladığı bir saldırı olduğuna inanıyorum.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İsrail’in Gazze’de uyguladığı şiddeti engellemeye yönelik çalışmalarının sorulması üzerine de Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Türkiye ilk andan itibaren Gazze’deki katliam ve İsrail’in saldırganlığı karşısında tavrını çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Daha birçok ülke Hamas’ın ismini anmakta tereddüt ederken Türkiye Cumhurbaşkanı büyük bir cesaretle Hamas’ın bir terör örgütü olmadığını, kendi vatanlarını savunan insanlar olduğunu ifade etmiştir ki zaten İsrail’in bu süreçteki en büyük kabuslarından birisi bu oldu. İlk andan itibaren bütün platformlarda bu konudaki görüşlerimizi dile getirdik. Biz başından itibaren mücadele ediyoruz. BM’den bir karar çıkarabilmek için mücadele verdik. İkincisi garantörlük imkanı için mücadele ettik. Kıbrıs’a nasıl müdahale ettik? Kıbrıs’a müdahale edebilmemiz için bir garantörlük mekanizması kurulmuştu. Burada da böyle bir mekanizma kurulabilir mi? Bunun için çok mücadele ettik. Zaman zaman müzakerelerde buna yakın bir noktaya gelindi. Ama sonuç alınamadı. Türkiye, İsrail’in bu saldırgan tavırlarına karşı uluslararası camiayla birlikte bir fiili müdahalenin zorunlu olduğuna inanmıştır ve bunu her platformda dile getirmiştir. Ama maalesef bugünkü şartlar içerisinde gerçekleşemedi.”
“Artık Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması lazım”
Numan Kurtulmuş, “Sayın Davutoğlu’nun Suriye’ye götürdüğü anayasa değişikliği gibi Türkiye’den istenilen, ABD’nin istediği bir anayasa değişikliği mi, yoksa Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda istenilen bir değişiklik mi?” sorusu üzerine, bütün siyasi partilerin anayasa konusunda aynı şeyi söylediğini ifade etti.
Türkiye’nin kendi inisiyatifleri ve kendi ihtiyaçlarıyla oluşturduğu, demokratik, kapsayıcı, kuşatıcı ve sivil bir anayasaya ihtiyacının olduğunun altını çizen Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
“Ne zaman yeni bir anayasa yapımı tartışılsa bazı çevrelerden, ‘Anayasa yapabilmek için kurucu meclisin olması lazım’ tepkisi geliyor. Kusura bakmayın 1960 darbesinin anayasasını onaylayan Meclis, kurucu meclis oluyor; 1982 Anayasası’nı kabul eden Meclis, kurucu meclis oluyor da bu milletin seçtiği Meclis niye anayasa yapamıyor? Biliyorsunuz en az iki asra yakın bir süredir anayasacılık tecrübemiz var bizim. Artık Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması lazım. Bu savsaklanamaz, ötelenemez, üstü örtülemez bir meseledir. Dolayısıyla hiçbir şekilde, içeriden, dışarıdan, başka birilerinden sufle edilerek söylenecek bir anayasa teklifine ihtiyacımız yok. Bu millet bütün farklı siyasi farklılıklarıyla kendi görüşlerini toplar ve olgun bir sürecin sonunda da kendi ihtiyacı olan bir anayasayı, yeni bir anayasayı gerçekleştirebilir.”
“Çözüm süreci ve anayasa tartışmaları birbiriyle bağlantılı değil”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, yeni anayasada ne gibi değişiklikler hedeflendiği, “çözüm süreci” gibi bir sürecin yeniden yürütülüp yürütülmeyeceği ile bazı sosyolojik meselelerin yeni anayasaya girip girmeyeceği sorularını da yanıtladı.
Yeni anayasa konusunda partilerin fikirlerinin bu nedenle önemli olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Kimisi çok eskilerin tabiriyle mufassal bir anayasa yapmayı uygun görebilir. Kimisi daha kısa bir anayasa teklif edebilir. Bunların hepsi tartışılır. Mevcut anayasada da aslında yer almaması gereken, yasalarla düzenlenebilecek bazı hükümler yer alıyor. Bana şahsen fikrimi sorarsanız ben tek maddelik bir anayasa yazardım. ‘Devlet, adaleti sağlamakla yükümlüdür.’ Bütün devletin sistemini bunun içerisine yerleştirirsiniz. Ama bizim şahsen ne düşündüğümüzün, nasıl bir anayasa teklifi yapacağımızın ötesinde aslolan nasıl olgun bir tartışma zemininin oluşmasını sağlayabileceğimizdir.” dedi.
“Çözüm süreci ve anayasa tartışmalarının birbiriyle bağlantılı olmadığını” belirten Kurtulmuş, yeni anayasa konusunda ihtiyacın belli olduğunu söyledi. İki sürecin birbirine karıştırılmaması gerektiğine işaret eden Kurtulmuş, “Özellikle bu bölgede Türkiye’nin artık terör diye bir meselesinin kalmaması lazım. Çukur eylemlerinden sonra devletin başarılı olmasının temel sebeplerinden birisi örgütle vatandaş arasındaki ayrımı yapabilmiş olmasıdır. Terörün arkasındaki bütün destekler ortadan kaldırılıncaya kadar Türkiye’nin terörle mücadelesi devam etmek mecburiyetindedir. Bunu yaparken içeride vatandaşlarımızın özgürlüğünü artırmak, bireysel hak ve inisiyatiflerini daha yüksek seviyede kullanmasını temin etmek için ileri adımlar, demokratik adımlar atılmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Irak ile inşallah kalıcı bir sonuç elde edileceğini düşünüyorum”
Meclis Başkanı Kurtulmuş, Türkiye-Irak ilişkilerinde bir yakınlaşma olduğu anımsatılarak, “Bağdat yönetiminin PKK’yı terör örgütü ilan edip etmemesi gibi bir mesele var. Bunun için de Irak Parlamentosunun kararı gerekecek. Ama onların da çok parçalı bir yapısı var. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı’nın nisan ayında bir Irak ziyareti olması bekleniyor ama sizin Irak Meclis Başkanıyla, o parçalı yapıyla görüşmeniz, buna dair yürüteceğiniz bir diplomasi olacak mı?” sorusu üzerine şöyle konuştu:
“Özellikle terör meselesinde Türkiye’nin ciddiyetini görmüş vaziyetteler. Ama esasında terör örgütlerinin Irak’a da çok büyük bir zarar verdiği ortadadır. Irak, fiilen parçalanmış, dağılmış vaziyettedir, yönetilemez durumdadır. Türkiye’nin hem Irak konusunda hem Suriye konusunda başından itibaren yaptığı en olumlu işlerden birisi iki ülkenin de toprak bütünlüğünün temini için çaba göstermesidir. Irak tarafı bunu çok net bir şekilde görüyor. Bu terör örgütlerinin kendilerine de zarar verdiğini görüyor. Zor bir iş tabii dediğimiz gibi her bir terör örgütü aslında başka bir ülkeyle de dış teması, diplomatik teması yürütmeyi zorunlu kılıyor. Çok hassas, çok fazla da gürültülü olmayan bir süreç yürütülüyor. İnşallah hem Türkiye’nin sahadaki varlığı hem de diplomasi masasındaki başarılarıyla belli bir noktaya gelinebilir.
Irak paramparça hale, Suriye yönetilemez hale getirildi; Libya, Yemen parçalandı, Lübnan aynı şekilde. Türkiye, bir taraftan güncel siyasi meseleleri takip ederken diğer taraftan da bölgenin bütünlüğü perspektifine de dikkat çekiyor. Bütün muhataplarımıza bunu anlatıyoruz. Önümüzde iki yol var. ya emperyalistlerin bu bölgede çizdiği yeni neo-emperyal tezler çerçevesinde sıramızın gelmesini bekleyeceğiz ya da hep beraber kendi ortak menfaatimize olan sonucu elde edeceğiz. Onun için ben Irak ile inşallah kalıcı bir sonuç elde edileceğini düşünüyorum. Evet, çok parçalı bir yapı var orada ama bunu aşacağımızı düşünüyorum. İyi bir istikamette gidiliyor, detaylı görüşmeler yapılıyor.”
Numan Kurtulmuş, İran’ın bölücü terör örgütü PKK’ya karşı tutumuna yönelik değerlendirmesinin sorulması üzerine, “Tüm bölge ülkelerine bu terör örgütlerinin şu ya da bu şekilde zararı var. Zaten İran ile de teröre karşı, PKK-PJAK terörüne karşı ortak hareket de ediliyor. Ben yoğun bir çalışmayla sonuç alınabileceğini görüyorum.” diye konuştu.
“Önce Meclis’teki tansiyonun düşürülmesi, diyaloğun kurulması lazım”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, yeni anayasaya ilişkin “Meclis tarafından yapılabilecek mi yoksa biz, bir daha sandığa gidecek miyiz?” sorusuna karşılık şu yanıtı verdi:
“Bayramdan sonra nasip olursa partilerimizi de ziyaret edeceğim. Bundan da hiç çekinmem. Tek tek hepsiyle görüşürüm, inisiyatif alırım. Mühim olan partilerimizin kendilerinin anayasa değişikliği konusunda hazır olabilmesidir. Hazır olan partiler var, sürece ihtiyacı olan partiler var. Sonra sivil toplum, üniversite, hukuk camiası ile görüşülmeli, buralardan da fikir ve öneriler alınmalı ve sonuçta hepsinin müzakere edileceği resmi bir platform Meclis’te oluşturulmalı. Ben adının nasıl şekilleneceğinin üzerinde durmuyorum. Burada esas olan iyi niyettir. ‘Yapmak istiyorum.’ Evet, herkes bunu söylüyor. ‘Yapmak istiyorum’ diyen, iyi-kötü yapar. Hiç kimsenin dediklerinin yüzde yüz hepsi olmayabilir. Partiler için söylüyorum. Ama sonuçta iyi niyetli bir şekilde yaklaşılırsa ben sonuç alınacağından eminim. Bunun için de tabii önce Meclis’teki tansiyonun düşürülmesi, diyaloğun kurulması lazım.”
Kendisini ziyarete gelen bütün parti gruplarına iadeiziyarette bulunduğunu, grubu olmayan partilerin temsilcilerini de ziyaret ettiğini hatırlatan Kurtulmuş, diyalog zemininin sağlam ve güçlü bir şekilde kurulması gerektiğine işaret etti. Kurtulmuş, “‘Yapmak istemiyorum’ diyene de yaptıracak bir şey yok. Kimseyi zorlayamayız. Hiçbir siyasi partiye, ‘İlla sen bu sürecin içerisinde yer alacaksın’ diyemeyiz. Ama ben Meclis Başkanı olarak herkese açık davetimi, bu konunun önemini bir kere daha hatırlatarak, kaçınan partilerin milletçe bir şekilde görüleceğini ve olumlu katkı sağlamalarını temin etmekle kendimi vazifeli atfediyorum.” diye konuştu.
Numan Kurtulmuş, Anayasa’nın ilk dört maddesi konusunda siyasi partiler arasında anlaşmazlık oluştuğu belirtilerek, “Bu konuda herhangi bir gevşeme ya da herhangi bir esneme söz konusu olabilir mi?” sorusuna, “Önce ittifak edilecek hususların gündeme getirilmesi lazım. İlk dört madde konusunda partilerin bir ittifak halinde olmayacağı aşikardır. Dolayısıyla tartışmalı olduğu belli olan bir konunun gündeme getirilmesi lüzumsuz yere gündemi işgal etmektir. Onun için ilk dört maddenin bu tartışmalarda gündeme alınmayacağı aşikardır.” karşılığını verdi.
(Sürecek)
]]>Kurtulmuş, İstanbul Göztepe’deki TBMM Filizi Köşk Sosyal Tesisi’nde medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle iftar programında bir araya geldi, soruları yanıtladı.
Dünya sisteminin çökmüş olmasının, ABD’nin forse ettiği Batı hakimiyetinin dağılmış olmasının, 1940-1945 sonrasında oluşan küresel kurumların çökmüş olmasının, evrensel olarak söyleyecek sözü olanların sözünün daha fazla geçerli olabildiği bir dönemi işaret ettiğini ve Türkiye’nin bu anlamda büyük bir avantaj elde ettiğini dile getiren Kurtulmuş, “Hiç kimsenin eksenine girmek mecburiyetimiz yoktur. Türkiye zaten kendi eksenini inşa ediyor, gerçekleştiriyor. Özellikle milli savunma sanayindeki başarılarımız artarak devam ederse zaten Türkiye’nin çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edeceği açıktır. Biz kendi eksenimize, kendi köklerimize döner, kendi milli karakterimiz üzerinden yükselebilirsek Türkiye’nin geleceği açıktır.” diye konuştu.
İslam dünyasının özellikle Gazze meselesindeki duruşunu eleştiren Kurtulmuş, İslam ülkelerinin mevcut durumunun çok kötü ve yürek parçalayıcı bir halde olduğunu söyledi.
“Avrupa Birliği’ne laf söylüyoruz, NATO’ya laf söylüyoruz. Birleşmiş Milletlere laf söylüyoruz. Eyvallah, bunlar bizim sorumluluğumuz. Ama İslam İşbirliği Teşkilatı da nerede? Bunu sormak da herhalde sorumluluğumuzdur.” ifadelerini kullanan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Maalesef bu süreçte çok derli toplu bir vaziyette duramadık. Ben gittiğim ya da konuştuğum İslam ülkelerinin temsilcilerine hep şunu söylüyorum; hoca camide namaza durduğu zaman geriye döner, ‘Ey cemaat saflarınızı sık tutun. Safların sıklığı namazın sıhhatinin şartlarındandır. Çünkü safları sık tutmazsanız araya şeytan girer.’ der. Siyasi olarak farklılıklarımız olabilir ama sonuçta biz saflarımızı sık tutmazsak araya başkaları girer. Mevcut durumumuz bu.”
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ardından Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cesaretle kalkıp gerekenleri söyleyebilmesinin, birçok ülkeyi cesaretlendirdiğinin altını çizen Kurtulmuş, Gazze meselesinde bundan sonrası için yapılması gereken üç konu olduğunu belirtti. İlkinin, İsrail Başbakanı Netanyahu ve hükümetinin yalnızlaştırılması olduğunu anlatan Kurtulmuş, ikincisinin İslam dünyasının birliğinin, beraberliğinin temin edilmesi; üçüncüsünün de insanlık cephesinin tahkimi olduğunu söyledi.
Kurtulmuş, “Böyle yapabilirsek İslam dünyasının içinde bulunduğu durumda da süratle bir iyileşme sağlanacaktır. Türkiye cesaretle öne çıktı. İslam ülkeleri kendi iç problemleriyle uzunca bir süredir meşguller. İlk sefer dışarıda büyük bir tehdidin olduğunu bu kadar net algıladılar.” diye konuştu.
Dünyadaki birçok ülkeden, siyasilerden ve milletvekillerinden Filistin davasını destekleyen, Gazze’de yaşananlara tepki gösteren seslerin yükselmeye başladığını aktaran Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Yüz milyonlarca insan, beklenenin çok üstünde insan sokaklara çıktı. Bir reaksiyon halinde şu anda. Bir siyasal bilince dönmüş değil. Burada da Türkiye ön alabilir. Yeni küresel, siyasal mimari tezimizin fevkalade önemli bir politik argüman olduğunu görüyorum. Dünya beşten büyüktür diye özetliyoruz; Afrika, İslam ülkeleri, Latin Amerika niçin temsil edilmiyor? Niye beş ülkenin veto yetkisi var? Böyle bir sistem nasıl ayakta durabilir? Dünya şu noktaya geldi; buna seyirci mi kalacak, reaksiyon mu gösterecek? Bunu sürdürmek lazım, uzun süre devam edecek bir mücadele haline getirmek lazım. Tabii bunun ilk adımı Netanyahu ve çetesinin tasfiye edilmesi, tasfiyeyle de kalmayıp uluslararası ceza mahkemesinde hesap vermeleri, öyle olmasını temenni ediyoruz.”
“Avrupa genişlemek istiyorsa dikkate alacağı en önemli ülke Türkiye’dir”
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin hiçbir zaman doğrusal bir şekilde yürümediğini, hep inişli çıkışlı olduğunu belirten Kurtulmuş, ilişkilerin çok gergin olduğu zamanlardaki sorumlunun da hiçbir zaman Türkiye olmadığını vurguladı.
Avrupa Birliği’nin çok açık çifte standartlar uyguladığını; bunlardan birinin de tam üyelik sürecinde gösterdiği tavır olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Türkiye’nin bu konularda hiç taviz vermediğini, tam üyeliğin, karşılıklı müzakereler ile yürütülecek bir şey olduğunu söyledi. Şu anda esas tartışmanın, Türkiye-AB ilişkilerinin nasıl olacağından ziyade Avrupa’nın kendi içerisinde olduğunu dile getiren Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birinci tartışma, AB genişleyecek mi, daralacak mı? İkinci tartışma, AB, Amerika’nın boyunduruğu altında mı kalacak, daha bağımsız bir yol mu izleyecek? Üçüncü tartışma ise Alman inisiyatifi mi, Fransız inisiyatifi mi baskın olacak? İngilizler kendilerini dışarı çekerek tartışmaların biraz dışında konumlandılar. Benim şahsi kanaatim Avrupa Birliği Kırım’ın işgaline bir şey diyemeyerek zaten politik olarak birkaç adım geriye çekilmiştir. Şimdi NATO, aracılığıyla derlenip toparlanmaya çalışıyorlar. Bu süreç Avrupa’nın kendi iç tartışmalarını belirleyecektir. Avrupa genişlemek istiyorsa dikkate alacağı en önemli ülke Türkiye’dir. Türkiye çok kültürlülüğü, farklı fikirleri barındırabilme potansiyelini Avrupa’ya kazandırır.”
Dünyanın geleceği için çok büyük tehlikelerden birisinin de Avrupa’da yükselen aşırı sağ, ırkçılık ve faşizm olduğunu belirten Kurtulmuş, bu tür politik kaymaların Avrupa’nın ana akım damarlarını zehirlediğini söyledi.
Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Yabancı deyince tüyleri diken diken olan kayda değer bir kitle var. Bu kitlenin oyunu almak için ana akım siyasetçiler bile o dile yakın mesajlar vermektedir. Dolayısıyla bu kitlenin bakışında Türk, kötü bir şey… Üstüne son 10-15 yıldır devam eden İslamofobi artık aleni bir İslam düşmanlığına dönüşmüştür. Demokrasi, fikirlere saygı, dinlere, inançlara hürmet gibi AB’nin en temel tezleri, değerleri çiğnenmiştir. Bence Türkiye ile Avrupa ilişkilerini konuşurken önce Avrupa’nın bu durumunu müzakere etmek lazım. Biz bu sürecin başından itibaren hiç bu oyunu bozan olmadık. Yetmiş küsur yıl devam eden bir süreç. Türkiye buna razı olmaz. AB, eğer iyi bir gelecek tasarlayacaksa Türkiye’yle iyi ilişkiler kurmaya muhtaçtır. Bu anlamda hem AB’nin kurumsal yapısıyla hem de ikili olarak iyi ilişkilerimizi sürdürüyoruz. Her gittiğimiz platformda yetkililerle görüşüyoruz, konuşuyoruz. Onlara da bu uyarılarımızı yapıyoruz. Yani orada da makul siyasetçiler, artan İslamofobi ve ırkçılığın ne büyük tehlike olduğunu görüyorlar.”
“Bu tartışma ve çatışmayı ortadan kaldıracak şey Meclis’in iradesidir”
Yeni anayasa çalışması konusundaki tartışmalara ilişkin soru üzerine Meclis Başkanı Kurtulmuş, bu konuda iktidarla muhalefet arasında bir konsensüs sağlanabileceğini belirterek, “İyi niyetle başlanırsa, herkes eteklerindeki taşları dökerse sonuç alınır.” dedi.
Yürürlükteki Anayasa’nın 12 Eylül darbesinin ardından hazırlandığına dikkati çeken Kurtulmuş, “Bu anayasayı yapanlar çok açık söyleyeyim, hiçbir şeyi öyle tesadüfen yapmamışlar. Anayasa’nın içinde birtakım mayınlı alanlar bırakmışlar. Bunlardan birisi de yargı organlarının arasındaki olası tartışma ve çatışma meselesi. Bu tartışma ve çatışmayı ortadan kaldıracak şey Meclis’in iradesidir, yani milletin iradesidir. Niye partiler bu konuda oturup anlaşamasınlar, uzlaşamasınlar? Bunlar konuşulabilir.” ifadelerini kullandı.
Anayasa Mahkemesinde şu anda 165 bin dosya bulunduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Tarla sınırlarının ihlali bile bireysel başvuru dolayısıyla Anayasa Mahkemesine geliyor. Belki bu alan bireysel haklar, siyasi özgürlükler gibi alanlarla çerçevelenebilir. Yeter ki doğru, olumlu adım atılabilsin. Ben sonuç alacağımızı düşünüyorum.” dedi.
“İsrail’in fiilen uluslararası hukuka aykırı attığı bu adımları önleyecek bir mekanizma mutlaka kurulmak zorundadır”
Kurtulmuş, “Gazze’de ateşkese varılmasının ardından çok uluslu bir barış gücü oluşturulması durumunda Türkiye de barış gücü içinde yer almalı mı?” sorusu üzerine şunları söyledi:
“İsrail’in fiilen uluslararası hukuka aykırı attığı bu adımları önleyecek bir mekanizma mutlaka kurulmak zorundadır. Barış gücü, en önemli tedbirlerden birisidir. Bizim garantör olmak dediğimiz şey bu. Türkiye’nin de içinde bulunduğu, tercihen bölge ülkelerinden bir barış gücü oluşturulabilirse İsrail bu kadar rahat adım atamaz. Biliyor ki dünyanın kılı kıpırdamayacak. Adam bombaları yağdırıyor, orayı uçuşa yasak bölge ilan et, bir tane İsrail uçağı kalksın bakalım. Dolayısıyla bunun uluslararası bir mekanizma içerisinde önlenmesi mümkündür. Türkiye’de böyle bir barış gücünde yer alır.”
(Bitti)
]]>BTP Genel Başkanı Baş, İstanbul’da düzenlenen iftar programında, partililerle bir araya geldi. Hüseyin Baş konuşmasında, seçim sürecindeki temsil adaletsizliğine dikkati çekti. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kendilerine tahsis ettiği reklam alanlarının kullanılmasına izin verilmediğini belirten Baş, tanesi 1,5 milyon liradan fazla olan üst geçit reklamlarının bir aday tarafından kullanıldığını söyledi. BTP lideri Baş, şunları kaydetti:
“İSTANBUL’DA ÜST GEÇİT REKLAMLARI İŞGAL EDİLMİŞ DURUMDA”
“İstanbul’da 3 aydan fazla süredir üst geçit reklamları işgal edilmiş durumda. O reklamların tanesinin maliyeti 1,5 milyon liradan fazla. İstanbul’da bunlardan yüzlerce var ve hepsinde bir kişinin ismi var. Normalde seçime giderken Yüksek Seçim Kurulu ‘Sokakları kullanma hakkı bütün siyasi partilere eşit olarak dağıtılabilmeli’ der ve bunun için bir kura çeker. Bu kurada, ‘Şu şu noktaları belediye iştiraki fark etmeksizin şu partiye tahsis etmek zorundadır’ der. Çünkü bunu yapmazsanız hiç kimse kendi sesini hiçbir yerde duyuramaz. YSK’nın bize belirlediği ve sunduğu bir reklam alanını alabilmek için ne mahkeme, ne YSK, ne belediye kapıları çürüttük biliyor musunuz arkadaşlar! Hakkımızı alabilmek için seferber olduk, hakkımızı bize vermiyorlardı. Bize, ‘Orayı veremeyiz’ diyorlardı. Niye veremiyorsunuz? Bir açıklaması yok! Hak bizim, hukuk bizim ama bizim hukukumuza riayet edilmiyordu. Bunu kim yaptı arkadaşlar? Sanırsınız ki iktidar yaptı, yok bunu muhalefet yaptı biliyor musunuz?
“SENİN DİKTATÖRÜN, BENİM DİKTATÖRÜM YARIŞINA GİRDİLER”
Türkiye öyle bir kıskaçta ki, iktidarı da aynı olmuş muhalefeti de aynı olmuş. Şimdi bir yarışa düştüler yarışın konusu şu; ben senin diktatörünü beğenmiyorum, kendi diktatörümü iktidar edeceğim! Bize demokrasi lazım, bize gerçekten Cumhuriyet lazım. Herkesin ağzında bir Cumhuriyet, nedir bu Cumhuriyet? Atatürk bu ülkeyi Cumhuriyet rejimine geçirdi diye mi Cumhuriyeti istiyoruz? Cumhuriyeti niye istiyoruz? Çünkü Cumhuriyet her bir vatandaşın kendi özgür ve hür iradesini yönetime yansıtabilme hürriyetiydi. Cumhuriyet buydu ama biz son zamanlarda ne duyuyoruz? Oylarınızı bölmeyin diyorlar. Oylarınızı bölmeyin demek, ‘sizin düşüncenizin bizim nazarımızda hiçbir önemi yok, sizin ideallerinizin bir kıymeti yok. Siz oylarınızı istediğiniz insanlara değil, dönün dolaşın yine de bize verin’ demek. Oylarınızı bölmeyin demenin Türkçe anlamı bu. Sen ne istiyorsun, ne düşünüyorsun, ne hayal ediyorsun önemli değil.
“100 YILLIK CHP’NİN ERDOĞAN KARŞITLIĞINDAN BAŞKA FONKSİYONU YOK MU”
Neye üzülüyorum biliyor musunuz, 100 yıllık bir siyasi parti, Atamızın kurduğu siyasi parti ve şu an Türkiye’de var olabilmesini tek bir şeye borçlu; Erdoğan’ı yıkma hedefine. Bu CHP’nin başka bir fonksiyonu yok mu acaba? Gerçi 20 yıldır bunu da beceremediler ama… Diyelim ki Erdoğan’ı yıktın peki ya sonra? Sonrası yok, sonrası yeni Erdoğanlar… Çünkü dayattıkları sistem bu. Türkiye’de alışılmış bir durum oluşturdular. Ne bu alışılmış durum; Türkiye’de bir kişi çıkar ve bütün hususlara kendi menfaatince karar verir ve bunu hayata geçirir. Türkiye’de buna alışıldı ve buna yeni isimler hazırlamaya çalışıyorlar. Biz BTP olarak bu düzenin A partisine de karşıyız, B partisine de karşıyız. Biz tam anlamıyla gerçek Cumhuriyetin yanındayız.
“‘CEKETİMİZİ ASSAK KAZANIRIZ’ ZİHNİYETİNDELER, RAHATLARINI BOZACAĞIZ”
Sorsan hepsi gençlerin yanında. Bir tanesi kritik bir noktaya bir tane genç getirebilmiş mi? Getirememiş. Niye böyleler biliyor musunuz? Çünkü hiçbir şey yapmasak bile, ceketimizi assak da şu belediyeyi alırız zihniyetindeler. Biz ceketimizi assak bile 100-180 milletvekilini alırız diye huzurları, konforları yerinde. Ben aylar önce bir cümle söyledim, tekrar edeyim; biz bu siyaseti rahatlatmaya değil rahatsız etmeye geldik. Zannediyorlar ki bunlar biraz gerilse, düşük oy alsa, morallerini bozsak bunlar oyundan düşer zannediyorlar. Halbuki bilmiyorlar ki bizim mücadelemiz dünyada bir şeyler kazanmak için değildir. Bizim mücadelemiz yarınlara dair insanımıza, çocuklarımıza bir mantığı bırakabilmek üzerine bir mücadeledir. Dostlarım, siz hiç kaybedeceğinizi bile bile savaşa girdiniz mi? Kimdir kaybedeceğini bile bile savaşan? Size iki tane örnek vereyim; Kerbala’da Hz. Hüseyin’dir, Anadolu’da Mustafa Kemal’dir. O yüzden sizin üzerinizde büyük bir vazife var. Girdiğiniz hiçbir savaşın sonucuna bakmayacaksınız. Girdiğiniz savaşları kazanmak için yapacaksınız ama kaybetmek pahasına savaşacaksınız.
“BİZ LAİKLİK DEDİĞİMİZDE ŞAŞIRANLAR; ATATÜRK SİZİN GİBİ DEĞİL BİZİM GİBİYDİ”
Bu bir mücadeledir. Bu mücadele Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir hukuk devleti olarak kalabilmesinin mücadelesidir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik bir devlet olarak kalabilmesinin mücadelesidir, Türkiye devletinin demokrasisinin ayakta kalabilmesi için bir mücadeledir. Bunu başkaları da söyler ama yalan söyler. Onların hiçbiri Türkiye’nin demokrasisi için bugüne kadar hareket etmedi, hiçbiri laiklik için bugüne kadar hareket etmedi. Biz bunu söylediğimizde şaşkınlıkla karşıladılar niyeyse? Halbuki baktığınız zaman laikliği bu ülkeye bir hediye olarak sunan Atatürk de aslında bizim gibi biriydi, onlar gibi değildi bizim gibi biriydi. Atatürk dualarla Meclis’i açan, büyük taarruzuna başlamadan önce, ‘Ya Rabbi sen bu Müslüman ordunun düşman postalları altında ezilmesine müsaade etme’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk bize laikliği armağan etti ve bizler bugün laiklik dediğimizde şaşıranlar aslında Atatürk’ün bu ülkeye getirdiğine şaşırıyorlar. Atatürk onlar gibi değildi bizim gibiydi, bizim değerlerimize sahipti. Atatürk’ün hayatını açıp okuyun bunu göreceksiniz.
“VATANDAŞI OY DEPOSU YAPMIŞLAR”
Türkiye’de birisi Kürt vatandaşlarımızı oy deposu yapmış, birisi Alevi vatandaşlarımızı oy deposu yapmış, birisi muhafazakar vatandaşlarımızı oy deposu yapmış, birisi milliyetçi vatandaşlarımızı oy deposu yapmış. Ne bir tanesi Aleviliği bilir, ne bir tanesinin dinle diyanetle alakası var, ne diğerinin milliyetçilikle alakası var, ne diğerinin Atatürkçülükle alakası var ama buraları oy deposu yapmışlar hunharca kullanıyorlar. Biz ne yapacağız; böleceğiz. Neyi böleceğiz? Oyları böleceğiz. Neyi böldürmeyeceğiz? Vatanı böldürmeyeceğiz.
“BTP KURULDUĞU GÜNDEN BERİ ÇİZGİSİNDEN GRAM ŞAŞMAMIŞTIR”
BTP kurulduğu günden bugüne savunduğu değerler bir gram şaşmamıştır, değişmemiştir. BTP dün söylediğini bugün inkar etmemiştir, başta ne söylediyse her zaman aynı yolda ilerlemiştir. BTP kurulduğu günden beri Atatürk demiştir, Cumhuriyet demiştir, milli bir ekonomi demiştir ve demokrasi demiştir. Bu ülkenin ihtiyaçlarını doğru bir şekilde ortaya koyabilen, sorunlarını doğru bir şekilde tespit edebilen bir tane parti vardır O da BTP’dir.”
]]>Yazıcı, Rize’nin Fındıklı ilçesindeki parti binasında eski ve yeni dönem parti yöneticilerinin katıldığı toplantıda, Türkiye’nin en zor zamanlarında AK Parti’nin göreve geldiğini ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşması için büyük gayretle çalıştığını söyledi.
Teşkilatların her zaman belirlenen aday etrafında toplandığını ve gayret gösterdiğini belirten Yazıcı, milletin sandıkta projesi olan, iş yapacak kadroları göreve getirmeye gayret gösterdiğini, seçimlerin denetleme ve sorgulama zamanları olduğunu ifade etti.
Yazıcı, belediyelerin kaynaklarının belli olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Esas belediyelerin o kaynaklarla önemli işler yapması, elbette ki yetmediği zamanlarda hükümet ile koordine içerisinde kaynakları getirme potansiyeli avantajıdır, önemlidir. Seçtiğiniz belediyelerin bu işleve sahip olması gerekir. Türkiye’yi dönüştürdük, geliştirdik. Bizim siyasi referanslarımız çok. Bölgede de Türkiye’de neler yaptığımızı anlatacağız. Dünyadaki en büyük siyasi hareketlerden biriyiz. 11 milyonu aşkın üyemiz var.”
AK Parti’nin Türkiye’nin her bir bölgesinde yetki ve destek aldığını aktaran Yazıcı, “Gerçekten biz Türkiye partisiyiz. Türkiye’nin her yerinde örgütlenmişiz. Her taraftan yetki ve destek almış konumda olmak, hizmetini her yere götüren bir parti olmak önemlidir. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü, milletimizin bölünmezliği bizim kırmızı çizgimizdir.” diye konuştu.
Yazıcı, AK Parti’nin sadece bina ve havalimanları yapmadığını belirterek, “Milletimizi bölen davranış biçimi uygulamalarını da tasfiye ettik. Temizlik yaptık siyaset alanında. Hani genel başkanımız söyler ya ‘Dikleşmeden dik durmak.’ Bu ülkenin başbakanını askeri hastaneye sokmadıklarını hatırlayın. Başbakanın eşi GATA’ya giremedi. Bu ülkenin evlatları askerlik yapar, eşlerinin başında eşarp varsa, kapalıysa yemin törenine giremezdi. Bu alanları biz temizledik. Sizlerin desteğiyle yaptık.” ifadelerini kullandı.
“Gazze’de olup bitenlere karşı en gür sesi çıkaran bir ülkeyiz”
Türkiye’nin dünya coğrafyasında stratejik öneme sahip bir ülke olduğuna işaret eden Yazıcı, şöyle konuştu:
“Böylesi ülkeleri ileri taşıyan liderdir. Türkiye böylesi lideri bulmuş, onun ismi Recep Tayyip Erdoğan’dır. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen bir üslubumuz var. Bu çok saygındır uluslararası ilişkilerde. ‘Değerler New York’ta ne ise Bağdat’ta da odur.’ diyoruz. ‘Paris’te ne ise Şam’da da odur.’ diyoruz. Topluluğun ister Müslüman olsun, ister gayrimüslim olsun, özneye göre değişmez haklı olup olmama. Hak üstündür. Gazze’de olup bitenlere karşı en gür sesi çıkaran bir ülkeyiz. Cumhurbaşkanı’mız her platformda bunu dillendiriyor. Doğruları hatırlatıyor. Belki ‘Dünya beşten büyüktür.’ söylemi anlaşılmıyordu, şimdi çok daha iyi anlaşılıyor.”
Devlet terörü yapan İsrail’e karşı Birleşmiş Milletlerin birçok kez toplanmasına rağmen karar alamadığını kaydeden Yazıcı, “Veto edildi ve bunları dile getiriyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin güçlü olması başta Türkiye için elbette ki bölgemiz için, dünya sulhu için hayati derecede önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
Hayati Yazıcı, 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerine de değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu şehirleri yeniden imar ve inşa ediyoruz. Çok hızlı şekilde bu işleri yapıyoruz. Pratiğimiz güçlü. Bunları gerçekleştiriyoruz. Bizi koşturacak icraatlarımız fazla. Tek eksiğimiz enflasyon. Herkes hissediyor bunu. En fazla hisseden emeklilerimizin bir kısmı. Bunları görüyoruz. Bunlar hükümetimizin günlük çalışma ajandasının başında. Hedefimiz enflasyonu tek haneli rakama çekmek. Tek haneli rakama indirmeden kime ne verirseniz verin enflasyon azgınlaşıyor. Belki pansuman ölçüsünde birtakım destekler sağlanıyor. İnşallah o muvazeneyi sağlayınca desteğimizi daha iyi, daha anlamlı hale getireceğiz.”
]]>Kurtulmuş, İstanbul Göztepe’deki TBMM Filizi Köşk Sosyal Tesisi’nde medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle iftar programında bir araya geldi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, İslam aleminin ramazan ayını buruk idrak ettiğini, bu ramazanda Müslümanların odağının, İsrail’in Gazze’de katliam boyutlarına varan insanlık dışı saldırıları olduğunu belirtti.
Kurtulmuş, Rusya’nın başkenti Moskova’daki terör saldırısının gündemde olduğunu anımsatarak, “Epeydir zaten diken üstünde olan, hatta çoktan çivisi çıkmış dünyanın nereye doğru gittiğine dair bize çok derin soru işaretleri çağrıştıran bir saldırıyla karşılaştık.” ifadesini kullandı.
Moskova’daki terör saldırısını bir kere daha lanetlediklerini dile getiren Kurtulmuş, “Terörden çok çekmiş bir milletin çocukları olarak, terörün her türlüsünün insanlığa düşmanlık olduğunu biliyoruz. Bu saldırının arkasında kim varsa büyük bir insanlık suçu işledikleri aşikardır. İnşallah terör saldırısının nedenleri ve arkasındaki güçler de bütünüyle ortaya çıkarılır.” diye konuştu.
Numan Kurtulmuş, Moskova’daki terör saldırısıyla, uzunca süredir devam eden olayların yeni bir evreye gideceğinin anlaşıldığını belirterek, şöyle devam etti:
“Başbakan Yardımcısı iken bir basın toplantısında ‘Üçüncü dünya savaşı çoktan başladı’ diye bir açıklama yapmıştım. Gerçekten de önce vekalet savaşları üzerinden, arkasından ticaret savaşlarıyla, dünyadaki büyük güçler, güç mücadelelerini sadece kendi etki alanlarında değil, dünyanın her tarafına yayacakları yeni bir tür hibrit savaşlar dönemini başlattılar. Şimdi bunun sonuçlarını görüyoruz. Bundan en çok zarar gören ülkelerden birisi de biziz. Türkiye, hem DEAŞ hem PYD/YPG hem de PKK üzerinden bu vekalet savaşlarının ne manaya geldiğini, çok somut bir şekilde bilen bir ülkedir. Ne yazık ki artık ‘vekil örgütler’ bazı ülkeler tarafından ‘uluslararası ilişkiler enstrümanı’ haline dönüştürülmüştür. Bir kere daha görüyoruz ki burada kullanılan vekil örgüt üzerinden bir dizayn yapılmaya, yeni bir denge oluşturulmaya çalışılıyor. Eğer bu vekalet savaşlarına bir son verilemezse artık çok daha yüksek düzeyde, küresel bir savaşın da fitilini ateşlemeye müsait bir zemin oluşacağını görüyoruz.”
“Vekil örgütler” devrinin de geride kaldığını, şimdi “vekil devletler” üzerinden uluslararası sistemin dizayn edilmeye çalışıldığını vurgulayan Kurtulmuş, “Ben şahsen İsrail’in Gazze’de yaptıklarıyla, Rusya-Ukrayna savaşı ile ortaya çıkan durumun aslında birbirine benzer bir nitelik arz ettiğini düşünüyorum. Burada da bazı ülkeler ‘vekil ülkeler’ olarak kullanılıyor, başka bir senaryonun parçası haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Türkiye olarak başından itibaren bütün bu tehlikeleri gördüğümüz için; başta Sayın Cumhurbaşkanımızın, Rusya-Ukrayna krizinde aldığı inisiyatifler olmak üzere her iki meselenin çözümünün de insani diplomasi çerçevesinde gerçekleşeceğini uluslararası topluma gösterdik.” değerlendirmesinde bulundu.
“Dolmabahçe’de Rusya ve Ukrayna arasında bir barış anlaşmasının imzalanmasına ramak kalmıştı”
Ukrayna-Rusya savaşını sadece iki ülke arasında bir savaş olarak görmediklerini dile getiren Kurtulmuş, başından itibaren bu savaşın, Rusya ile Batı arasında bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıdığını, onun için de Rusya-Ukrayna savaşının bir an evvel sona erdirilmesi için gayret sarf ettiklerini kaydetti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dolmabahçe’de Rusya ve Ukrayna arasında bir barış anlaşmasının imzalanmasına ramak kalmıştı. Her iki tarafın da kabul edeceği, adil, hakkaniyetli bir barışın yapılması mümkündü. Türkiye bunu gerçekten belli bir noktaya getirdi. Ama gördük ki bu savaşın bitmesini istemeyen bazı güçler, Dolmabahçe’de nihai bir anlaşmanın gerçekleşmesine engel oldular. Rusya-Ukrayna arasındaki gerilimin sadece Karadeniz, Doğu Avrupa değil, belki çok daha geniş bir bölgeye yayılma potansiyeli taşıdığı ortadadır. Dolayısıyla bu krizin sonlandırılabilmesi için Türkiye’nin barışçıl inisiyatifi sonuna kadar kullanacağı, diplomasi masasında her iki ülke arasında barışın temin edilmesi için gayret sarf edeceği açıktır.”
Gazze’de süren katliamın Gazze halkına karşı yapılan bir saldırı olmanın çok ötesinde, Netanyahu ve çetesi tarafından bölgesel bir savaşa dönüştürülme tehlikesi taşıdığını belirten Kurtulmuş, bu saldırıların daha büyük sonuçlara yol açmaması için bir an evvel sonlandırılması gerektiğini vurguladı.
ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki Gazze oylamasında çekimser kalması
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde, “Gazze’de acilen ateşkes sağlanması” yönünde kabul edilen karar tasarısına ABD’nin çekimser kalmasının iyi bir haber olduğunu kaydeden Kurtulmuş, “Çünkü artık şunu görüyorlar; Netanyahu’yu sırtlarından atarak, ellerini temizleyerek buradan çıkmaları mümkün değil. Çekimser kalarak, yeni bir barış imkanının, en azından ateşkes imkanının ortaya çıkması için bir adım atılmış oldu.” ifadesini kullandı.
Kurtulmuş, İsrail’in Gazze’deki saldırıları ile Rusya-Ukrayna savaşının belli açılardan benzerlik taşıdığını vurgulayarak, “Her ikisi de hem bölgesel çatışmaların fitilini ateşleyebilecek bir potansiyele sahip hem de insanlığı yeni bir küresel savaşın eşiğine getirmiştir.” görüşünü paylaştı.
“Seçimden sonra da ağırlıklı olarak dış politika, Türkiye’nin gündemini belirleyecektir”
Numan Kurtulmuş, bu hafta sonu yerel seçimlerin gerçekleşeceğine işaret ederek, “Seçim kampanyası şimdiye kadar nezaketli ve olgun bir şekilde devam ediyor. Ümit ederiz ki sonuna kadar böyle devam eder. Seçim günü de büyük bir demokratik olgunlukla ve çok büyük bir katılımla yerel seçimleri geride bırakmış oluruz.” dedi.
Kurtulmuş, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana yurtdışı ziyaretlerinde ve katıldığı uluslararası konferanslarda 100’e yakın cumhurbaşkanı, başbakan, meclis başkanı ve üst düzey devlet yöneticisiyle görüştüğünü anımsatarak, görüşmelerinde dünyadaki sorun alanlarına ilişkin Türkiye’nin perspektifini anlattığını aktardı.
Gazze başta olmak üzere Rusya-Ukrayna savaşı, Kıbrıs meselesi, Kafkaslar’daki tehlikeli gelişmelerin çözümüne ilişkin Türkiye’nin tekliflerini gündemde tutmaya gayret ettiklerini dile getiren Kurtulmuş, “Seçimden sonra da ağırlıklı olarak dış politika, Türkiye’nin gündemini belirleyecektir.” diye konuştu.
Yeni anayasa ve iç tüzük
Kurtulmuş, yeni anayasa meselesinin, “Bu anayasadan artık bıktık, bu geride kaldı, bunun yerine yeni bir metin yazalım” konusu olmadığının altını çizerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Aslında mesele, bir metin yazmak da değil; bunun ötesinde, 12 Eylül’ün getirmiş olduğu bu antidemokratik yapıdan, o ruhtan Türkiye’nin kurtulması… Hakikaten siviller eliyle yapılmış, parlamentoda yapılmış, demokrat, kuşatıcı bir anayasanın yapılması Türkiye için elzemdir. Bunun için gayret edeceğiz. Tabii hemen seçimden sonra, belki de anayasa sürecinden daha kolay sonuç alabileceğimiz bir süreç, Meclis’te yeni bir iç tüzüğün hazırlanmasıdır. Meclis Başkanlığı olarak; öncelikle daha rahat, daha kolay alan olduğu için iç tüzükten başlayarak Meclis’teki demokratik standartları yükseltecek, yasama kalitesini güçlendirecek, Meclis’in etkisini ve ağırlığını artıracak bir iç tüzüğü Meclis’te grubu bulunan partilerle görüşerek gündeme almayı, eş zamanlı olarak da anayasa çalışmalarını sürdürmeyi düşünüyoruz.”
Meclis’te altı siyasi parti grubu ve 14 siyasi partinin bulunduğunu aktaran Kurtulmuş, oy verenlerin yüzde 95’inin parlamentoda temsil edildiğini belirtti.
Numan Kurtulmuş, şu görüşleri dile getirdi:
“Parlamentoda iyi bir şekilde bu müzakereleri sürdürmeyi başarırsak bundan sonuç alabileceğimizi ümit ediyorum. Ben de şahsen seçimden sonraki dönemde yeni anayasa meselesini başta grubu bulunan siyasi partilerle görüşerek takip edeceğim. Bazı siyasi partilerin anayasa hazırlıkları var ama bütün siyasi partilerin bu süreçte yeni anayasaya ilişkin hazırlıklar yapmalarını bekliyorum.
Meclis Başkanı olarak akademinin, hukuk çevrelerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve yeni bir anayasa ihtiyacını hisseden, sözü olan herkesin sözünün dinleneceği ve bundan istifade edileceği bir anayasa yapım sürecini demokratik bir hassasiyetle başlatacağız. Ümit ediyorum ki ön yargısız bir şekilde Meclis’te grubu bulunan partiler ve diğer kanaat oluşturacak sivil toplum kesimleri bu sürece katkıda bulunur.”
Geçmişteki çalışmalarda siyasi partilerin 64 madde üzerinde uzlaştığı bir metnin bulunduğunu hatırlatan Kurtulmuş, “Bugün tahmin ediyorum çok daha fazla maddede partilerin uzlaşmaları mümkündür. Burada esas olan şey, bu tartışmanın doğru zeminde ve doğru yöntemlerle sürdürülmesidir. Doğru zemin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. TBMM’nin inisiyatifinde, halkın ihtiyaçları neyse, hangi konular gündeme geliyorsa bunları ön yargısız bir şekilde tartışmaktır.” dedi.
Anayasa hazırlığının biraz uzun vakit alabileceğini kaydeden Kurtulmuş, Meclis yeni yasama dönemine başladığında anayasa tartışmalarının Meclis’te yapılabileceğine inandığını söyledi.
(Sürecek)
]]>22 Mart Cuma günü Rusya’nın başkenti Moskova’da tarihin en büyük terör saldırılarından biri meydana geldi. Crocus City Holl-Belediye Kültür Merkezi konser salonuna 4 kişi tarafından düzenlenen silahlı saldırı ve binada çıkan yangın sonucu 137 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi de yaralandı. Saldırıyı gerçekleştiren 4 kişi kısa sürede Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınında yakalandı. Terör örgütü DEAŞ’a bağlı Amaq haber ajansı, Telegram’da yayınladığı kısa bir açıklamayla saldırının sorumluluğunu üstlendi. Tacikistanlı olduğu tespit edilen şahısların yapılan ön sorgulamada “Türkiye’den Rusya’ya geçtikleri” sözleri, Rus basını başta olmak üzere birçok yayın kuruluşunda yer aldı.
Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgilere göre, söz konusu eylemi yapan Tacik şahısların aslında uzun süredir Moskova’da ikamet ettikleri, ikamet sürelerinin bittiği, ikamet sürelerini uzatmak için Türkiye’ye kısa süreliğine giriş-çıkış yaptıkları, Rusya’ya yakın olması sebebi ile Türkiye’yi tercih ettikleri tespit edildi. Güvenlik kaynaklarından alınan bilgilere göre şahısların Türkiye’de geçirdikleri süreye ilişkin detaylar şöyle;
“Shamsidin Farıdunı, 20.02.2024’te Rusya Federasyonu üzerinden havayoluyla Türkiye’ye giriş, 02.03.2024’te ise İstanbul Havalimanı’ndan Rusya Federasyonu’na çıkış yapmıştır. 21.02.2024’te İstanbul Fatih’te bulunan bir otele giriş yapmış, 27.02.2024’te otelden ayrılmıştır. Yakalandığında yapılan ön mülakatında ‘Vizesi bittiği için Türkiye’ye gidip geldiğini’ itiraf etmiştir. Shamsidin Farıdunı’nin sosyal medya hesabından 23.02.2024 günü aynı anda sekiz gönderi yayınladığı, ‘Aksaray İstanbul’ konumunu işaretlediği, Fatih Camii’nde çekildiği iddia edilen fotoğrafları paylaştığı görülmüştür.
Saıdakram Rajabalızoda, 05.01.2024’te İstanbul’a gelmiş, aynı gün İstanbul Fatih’te bulunan bir otele giriş, 21.01.2024’te de otelden çıkış yapmıştır. 02.03.2024 tarihinde Shamsidin Farıdunı ile aynı uçakta Moskova’ya dönmüştür. Bu iki şahsın Rusya’da radikalleştiği, Türkiye’de geçirdikleri sürenin kısalığı göz önüne alındığında ‘radikalleşme’ için yeterince uzun olmadığı değerlendirilmektedir. Ayrıca haklarında aranırlık kaydı bulunmamasından dolayı pasaportlarını kullanarak Türkiye ve Rusya arasında seyahat edebilmişlerdir.”
“DEAŞ’ın saldırılarından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir”
Güvenlik kaynakları tarafından yapılan açıklamada, “DEAŞ, kurulduğu günden bugüne yaptığı saldırı ve eylemler sonucunda birçok ülke tarafından en kanlı terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Özellikle ABD karşıtı bir örgüt olan DEAŞ’ın eylemlerinin adresi ise hep aynı olmuştur. Son zamanlarda DEAŞ’ın sözde Horasan Vilayeti kolunun yaptığı eylemlere baktığımızda aynı coğrafya üzerinde gerçekleştirildiği dikkat çekmektedir. DEAŞ’ın saldırılarından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. DEAŞ’ın sözde Horasan Vilayeti kolu, son olarak 2024 yılının başında İstanbul Sarıyer’deki Santa Maria Kilisesi’nde saldırıda bulunmuştur. Bir kişinin hayatını kaybettiği bu saldırıda şans eseri saldırganın silahının tutukluk yapması sonucu yaralanan olmamıştır. Terör örgütünün Afganistan ve çevre bölgelerde faaliyet gösteren kolu olarak bilinen DEAŞ-Horasan Vilayeti, 2022’nin Ekim ayında İran’ın Şiraz kentinde bulunan Şah Çerağ Camii’ne saldırı düzenlemiş, 15 kişi hayatını kaybetmiş, 40 kişi de yaralanmıştır. DEAŞ, 2022’nin Aralık ayında Afganistan’ın başkenti Kabil’de Çinlilere ait bir otele silahlı ve bombalı saldırı düzenlemiştir. Bu saldırıda da 3 kişi hayatını kaybetmiş, 15 kişi yaralanmıştır. Aynı örgüt 2024’ün başında İran’ın Kirman kentinde İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin 4’üncü ölüm yıl dönümünde de bir saldırı düzenlemiş, 84 kişi hayatını kaybetmiş, saldırıda 284 kişi de yaralanmıştır” denildi.
“Türkiye PKK, DEAŞ ve El Kaide gibi örgütler arasında ayrım yapmaksızın mücadelesine hız kesmeden devam edecektir”
Güvenlik kaynakları tarafından yapılan açıklamada, “Tüm bu değerlendirmeler ışığında akıllara DEAŞ’ın hedefindeki ülkeleri nasıl seçtiği gelmektedir. Hangi planlar devreye sokuluyor ki terör örgütünün hedefinde Batı dünyası ve ABD yer almıyor. DEAŞ’lılar Rusya Federasyonu, Türkiye, İran ve Afganistan gibi güzergahları kullanırken, bu bölgelerde eylem yapmayı tercih etmektedir. DEAŞ örgütünün arkasındaki derin güç odakları taşeronluk yaptıkları güçlerin himayesinde hareket etmeye devam etmektedir. Eylemlerini de bu doğrultuda gerçekleştirmektedir. Türkiye PKK, DEAŞ ve El Kaide gibi örgütler arasında ayrım yapmaksızın mücadelesine hız kesmeden devam edecektir” ifadeleri kullanıldı. – ANKARA
]]>Ala, İnegöl ilçesi Orhaniye Mahallesi’nde partisinin mahalle buluşması etkinliğinde yaptığı konuşmada, AK Parti’nin kurulduğu günden bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde çok iyi işler başardığını söyledi.
Başörtüsü yasağının kaldırılmasından Ayasofya’nın açılmasına kadar inanılmaz başarılar elde ettiklerini hatırlatan Ala, geleceğe baktıklarında ise alacakları çok mesafenin olduğunu ifade etti.
Ala, görevde olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediye başkanlarının 5 yılda 5 tane iş yapmadığını belirterek, şunları kaydetti:
“Biz saatlerce konuşsak hepsini anlatabiliriz. Marmaray’ı mı köprüleri mi otobanları mı bahsedelim ama bunları geçiyorum. Hedefimiz ne? Yani varmak istediğimiz hedef ne? Güçlü, müreffeh, kalkınmış ve dünyanın en gelişmiş 10 ülkesi arasına giren bir Türkiye istiyoruz. Türkiye hedefimizi koyduk. Beraber oraya götüreceğiz. Cumhur İttifakı olarak hedefimiz bu. Onun için Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılını biz Türkiye Yüzyılı olarak tanımladık. Dedik ki bu yüzyıl Türkiye Yüzyılı olacak. Ne demek? Dünyanın en güçlü 10 ülkesi arasına Türkiye’yi sokacağız. Çünkü buna mecburuz. Balkanlar bunu bekliyor, Kafkaslar bunu bekliyor, Orta Doğu bunu bekliyor.”
“Onların kavgası bizim değerlerimizle”
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Bursa’yı ziyaretinde mega proje olarak Alinur Aktaş’ı değiştirmeyi açıkladığını hatırlattı.
Alinur Aktaş’a sonuna kadar sahip çıkacaklarını ifade eden Varank, “Onların dertlerinin ne olduğunu sizler gayet iyi biliyorsunuz değil mi? Onlar sizin gibi düşünen, sizin gibi inanan, sizin gibi yaşayan, sizin aranızdan çıkmış belediye başkanlarına karşılar. Onların kavgası bizim değerlerimizle, bizim bayrağımızla, bizim inançlarımızla. Gevşeklik göstermeyeceğiz. Gönlümüzün kırıldığı, kızdığımız hususlar olabilir. Onların hepsini evelallah biz düzeltiriz. Şimdiye kadar yaptık Allah’ın izniyle bundan sonra da yaparız.” diye konuştu.
“Onlar kazanmak için yola çıkmadılar”
Daha önce AK Parti ile yol yürüyen bazı partilerin bugün farklı siyasi yollara düştüğünü vurgulayan Varank, şöyle konuştu:
“Koltuğu verince iyi, koltuk altından gidince ‘Ben oynamıyorum’ diyorlar. Makamları olunca ‘Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın neferiyim’ diyenler koltuk altlarından gidince hemen başka yollara sapıyorlar. Biz pazara kadar değil evelallah mezara kadar Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasındayız. Onun davasının arkasındayız. Bir önceki seçimde bizimle beraber hareket edip şimdi farklı yollara sapanlar ne istiyorlar biliyor musunuz? Onların tek derdi var, kaybettirmek. Onların kazanma gibi bir şansı yok. Yüzde 10 oy alamazsanız meclis üyesi bile çıkarma şansınız yok. Onlar kazanmak için yola çıkmadılar. Onlar kaybettirmek için yola çıktılar. Siyaset kazanmak için yapılır. Kazanacaksın. İlçene, şehrine, ülkene, milletine kazandıracaksın ama onların derdi ne? ‘Biz bu AK Parti’ye, Cumhur İttifakı’na nasıl kaybettiririz?’ Sakın onlara yüz vermeyin.”
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ve İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban da yeni dönemde göreve gelmeleri durumunda hayata geçirecekleri projeleri anlattı.
Etkinliğe AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, AK Parti ile MHP ilçe başkanları, partililer ve vatandaşlar katıldı.
]]>İran’ın Ankara Büyükelçiliğince, ramazan ayı dolayısıyla basın temsilcileri için iftar programı düzenlendi.
Büyükelçi Habibullahzade, bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Habibullahzade, Moskova’da Crocus Hall City konser salonuna düzenlenen terör saldırısına ilişkin, buna benzer bir saldırının İran’ın Kirman eyaletinde 3 Ocak’ta Kasım Süleymani’nin mezarının bulunduğu kabristanın yakınında gerçekleştiğini söyledi.
ABD’nin bu hadiselerden haberdar olduğunu ve uyarıda bulunduğunu söyleyen Habibullahzade, Moskova’daki saldırı için de aynı durumun geçerli olduğunu ve Kirman ile Moskova’daki saldırıları yapanların milliyetlerinin de birbirine yakın olduğunu öne sürdü.
İsrail’in Gazze’deki “cinayetleri” durdurmayı kabul etmediğini belirten Habibullahzade, “Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasını önlemek cinayetten ve soykırımdan başka bir şey değildir.” dedi.
“Filistin halkı üstü açık bir hapishanede yaşamaktadır”
Habibullahzade, Gazze Şeridi’nin abluka altına alınmasının, Filistin halkının yerinden edilmesinin ve topraklarının elinden alınmasının 70 yıldır devam ettiğini kaydederek “Filistin halkı üstü açık bir hapishanede yaşıyor.” ifadesini kullandı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Gazze’de kalıcı ve sürdürülebilir ateşkese dönüşecek şekilde ramazan ayında acilen ateşkes sağlanması talep edilen karar tasarısının kabul edilmesine ilişkin Habibullahzade, savaşın bir gün bile durdurulmasının hayat kurtaracağını ve bunu destekleyeceklerini söyledi.
Habibullahzade, ramazanın ilk yarısının geçtiğini ve kararın şimdi alınabilmesinin üzücü olduğunu ifade etti.
Uluslararası düzenin tamamıyla işlevsiz halde olduğunu savunan Habibullahzade, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in bile Refah sınır kapısından girerek insani durumu göremediğini anımsattı.
Habibullahzade, 1948’den bu yana BM içerisinde alınan Filistin’e ilişkin kararlar alınsa da İsrail’in adım adım Filistin topraklarını “ele geçirmeye çalıştığını” belirtti.
“ABD’nin Suriye’den çıkmasını memnuniyetle karşılarız”
ABD’nin Suriye’deki durumuna ilişkin Habibullahzade, “Biz, ABD’nin Suriye’den çıkmasını memnuniyetle karşılarız. Onlar Suriye devletinin davetiyle gelmediler. Bölgedeki karışıklığın sebebi de zaten ABD.” dedi.
Habibullahzade, bölgedeki ülkelerin kendilerinin güvenliğini sağlayabileceklerine inandıklarını vurguladı.
İran ve Türkiye’nin çeşitli düzeylerde ve konularda devamlı görüşme halinde olduklarını aktaran Habibullahzade, iki ülkenin 550 kilometrelik sınıra sahip olduğunu ve 500 yıldır bu sınırın değişmediğini söyledi.
Habibullahzade, iki ülkenin 30 milyar dolarlık ticaret hacmi hedeflediğini kaydederek, iki ülkenin 3 sınır kapısı sayısının 5’e çıkarılmasını hedeflediklerini ve turizmin de geliştiğini ifade etti.
“Bölgesel işbirliğinden yanayız”
Türkiye ile Irak arasındaki görüşmelere dair bu diyalogdan memnuniyet duyduklarını aktaran Habibullahzade, bölgenin güvenliğinin bölge ülkeleri ve onların arasındaki diyalog sayesinde tesis edilmesi gerektiğine inandıklarını dile getirdi.
Türkiye ile Irak işbirliğindeki Kalkınma Yolu Projesi’ne ilişkin Habibullahzade, ülkesinin “bölgesel işbirliğinin peşinde” olduğunu belirterek “İran, Türkiye, Irak ve Suriye işbirliği çok doğal ve gerçekçi bir işbirliğidir.” dedi.
Habibullahzade, bölgede kalkınmayı, refahı ve işbirliğini sağlayacak ticaret ve bağlantı yollarına ilişkin projelere destek vereceklerini aktararak, bölgedeki güvenliği artıracak ve istikrarı sağlayacak çalışmaları da destekleyeceklerini ifade etti.
Türkiye ile de devamlı güvenliği sağlamak için bölgede diyaloğun devam ettiğini söyleyen Habibullahzade, Azerbaycan ile Ermenistan konusunda da iki ülkenin de toprak bütünlüğünü desteklediklerini dile getirdi.
Habibullahzade, ülkesinin bağlantı yollarının kurulmasından yana olduğunu kaydederek, “İran’ın karşı olduğu şey bölgenin jeopolitiğinin değişmesidir. Ekonomik refah kalkınması bölgenin jeopolitiğinin değişmesiyle elde edilmemesi gerekir ama bağlantı yollarının artırılmasından yanayız.” diye konuştu.
Bağlantı yollarının kurulması ve transit yolların sağlanmasının bölgenin refahına ve kalkınmasına yararlı olduğunu belirten Habibullahzade, bağlantı yolları kurulacaksa bir ülkenin topraklarının diğer ülkelerle bağlantısının kesilmemesi gerektiğini söyledi.
Habibullahzade, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin geleceğine dair iyimser olduğunu aktararak, farklı ya da ortak bakış açıları olabileceğini diyalog ve görüşmelerin devam edeceğini dile getirdi.
]]>Bakan Kacır, beraberinde Alper Gezeravcı ile katıldığı Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi 15 Temmuz Milli İrade Salonu’ndaki öğrenci buluşması programında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin tarihiyle, kültürüyle en güzel şehirlerinden Erzurum’da, öğrencilerle beraber olmaktan ve ilk astronot Alper Gezeravcı’yı buluşturmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Nuri Demirağ’ın Türkiye’yi milli havacılıkla tanıştırmak istediğini, ürettiği uçakların üzerine isim ve soy isminin ilk harflerini yazdığını anlatan Kacır, şöyle konuştu:
“Nuri Demirağ İstanbul ve memleketi Sivas’ta gök okulları açmış, birlikte uçaklar geliştirecekleri mühendisler, teknisyenler, uçakları uçuracak pilotlar yetişsin istemiş. İstanbul’da Atatürk Havalimanı’nda tam TEKNOFEST’leri düzenlediğimiz meydanda gök şenlikleri düzenlemiş ve 7’den 77’ye herkes oralara gelmiş. Kitaplarda bütün bunların fotoğrafları var. Fakat dünya gözüyle Nuri Demirağ’ın ürettiği uçakları görme şansınız maalesef yok çünkü hepsi toprağa gömülmüş. Bundan 83 yıl önce Ankara Etimesgut Havalimanı’nda bir uçak fabrikası da kurulmuş, 9 yıl boyunca üretime devam etmiş ve 1949’da bu uçak fabrikasında 950 kişi çalışıyormuş. Uçak fabrikası sonra kapatılmış çünkü Türkiye’ye 1948’de Marshall yardımları gelmeye başlamış. Bu yardımları Batı ülkelerinin Türkiye gibi ülkelere verdikleri sözüm ona kalkınma yardımları.”
Kacır, Vecihi Hürkuş’un da TBMM tarafından 3 kez takdirname verilmiş bir İstiklal Savaşı kahramanı olduğunu hatırlatarak, Hürkuş’un, sözüne güvenilen bir şahsiyet olduğunu dile getirdi.
“Türk milleti adeta yitik sevdasıyla buluşurcasına milli havacılıkla yeniden buluştu”
Hürkuş’un ürettiği uçakları uçurmak istediğini ancak sertifikalarının olmadığı gerekçesiyle uçuşa izin verilmediğini anlatan Kacır, şunları kaydetti:
“Adeta akamete uğratılmış havacılık tarihimizi 2 binli yıllardan sonra bir sağlam irade sayesinde yeniden ayağa kaldırdık. Türk milleti adeta yitik sevdasıyla buluşurcasına milli havacılıkla yeniden buluştu. ve Türk gençleri, bu milletin öz evlatları alın teri döktüler, akıl teri döktüler. BAYRAKTAR, ANKA, AKINCI, AKSUNGUR, HÜRKUŞ, HÜRJET ATAK, GÖKBEY, KIZILELMA ve KAAN ile Türk’ün imzasını gökyüzüne atıyoruz. Demek ki bu milletin evlatları önlerindeki engeller kaldırıldığında dünyanın en iyisini başarabiliyorlarmış. Şimdi iddiamız, amacımız, gayemiz bütün bu başarı hikayesini daha ileri düzeylere çıkarmak ve teknolojinin tüm alanlarına hızla yaygınlaştırmak. İşte bunu yapacak olan sizlersiniz. Bizlere düşen sizin önümüzdeki engelleri tek tek kaldırmak.”
Bakan Kacır, Türkiye’nin kendi uydularını üretebilen bir ülke olduğunu, 20 yılda adım adım bu alanda önemli mesafe aldıklarını aktardı.
Turgut Özal’ın 1984’te TÜBİTAK’ın Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nü kurduğunu ancak 1980 ve 90’larda Türkiye’nin 2000’li yıllara kadar maalesef siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla heba edildiğini söyleyen Kacır, şöyle devam etti:
“Sağlam irade 2000’li yıllarda Türkiye’nin milli uydu geliştirme projelerini başlattı. Önce bizzat görüntüleme uydusunda ortak üretim faaliyetlerine dahil olduk. Sonra RASAT görüntüleme uydusunu, sonra GÖKTÜRK’ü, sonra İMECE uydusunu ürettik ve 2023’te uzaya gönderdik. Şimdi 8 Temmuz 2024 haftasında Türkiye’nin ilk milli haberleşme uydusu TÜRKSAT 6A’yı uzaya göndereceğiz. İMECE yaklaşık 600 kilometrede 600 kilogramlık uydu. TÜRKSAT 6A 36 bin kilometrede görev yapacak yaklaşık 4 bin 250 kilogramlık uydu. Sonra Ay’a erişeceğiz, 380 bin kilometre yol yapacağız ve Ay projesini de milli hibrit roket motorumuzu ateşleyerek gerçekleştireceğiz. O alanda dünyada ilk 4 ülkeden biriyiz bugün. Hedefimiz o teknolojide dünya lideri olmak ve o teknolojinin uzay ekonomisinde pay sahibi olmasını sağlamak. Uzay ekonomisi yıllık 600 milyar dolara geldi. Bu ekonomiden (uzay) Türkiye pay alabilir. Elde ettiğimiz kabiliyetler, Türkiye’ye stratejik kazanımlar getirecektir. Bütün bu projeleri gençlere başlatıyor ve sürdürüyoruz. Türkiye uzayın tüm alanlarında iddia sahibi bir ülke olacak.”
“Artık hayallerimizi, hedeflerimizi sınırlayan bir şey yoktur”
Bakan Kacır, Türkiye’nin ve coğrafyanın en gelişmiş teleskoplarından birinin Erzurum’da kurulduğunu anımsatarak, “Erzurum’a bir daha geleceğiz ve Doğu Anadolu Gözlemevi’nde ilk ışığı birlikte alacağız. Bütün bunlar Türkiye’nin teknolojide geldiği yeri gösteriyor. Türkiye, insanlı uzay bilim misyonlarını önümüzdeki yılar boyunca sürdürecek. Türkiye sürdürdüğümüz roket projeleri başarıya ulaştığında kendi uydularını kendi imkanlarıyla uzaya gönderebilen ülkelerden biri olacak. Türkiye yeni uzay istasyonları kuruluş sürecinde teknolojik paydaş olacak. Bütün bunları hep birlikte başaracağız. Artık hayallerimizi, hedeflerimizi sınırlayan bir şey yoktur, Alper bey bu misyonu gerçekleştirdi.” diye konuştu.
Konuşmalar sonrası öğrencilere havacılık ve uzay konularında söyleşi yapan Alper Gezeravcı da sorularını yanıtladığı gençlerle fotoğraf çektirdi.
Programa, Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, AK Parti İl Başkanı İbrahim Küçükoğlu, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, kurum müdürleri, akademisyen ve binlerce öğrenci katıldı.
]]>Erdoğan, AK Parti’nin Kadeş Barış Meydanı’nda düzenlenen Çorum mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Konuşmasına tarımın, sanayinin, kültürün ve turizmin şehri Çorum’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlayan Erdoğan, “Aşkınız, sevdanız ve kadirşinaslığınız için sizlere teşekkür ediyorum. Ne diyor o meşhur Çorum manisinde? ‘Yarimin güzelliği satın alır dünyayı.’ Çorum’un güzelliğini, siz değerli kardeşlerimin şu güzelliğini satın almaya dünyanın gücü yetmez.” ifadelerini kullandı.
Miting alanında 40 bin kişinin bulunduğunu dile getiren Erdoğan, “Maşallah bugün yine Çorum bir başka muhteşem. Çorum ile bizim aramıza kimse giremez.” diye konuştu.
Çorum ile yol ve dava arkadaşlıklarının yerinin ayrı olduğunu belirten Erdoğan, Çorum’un, kurulduğu günden beri AK Parti’yi bağrına bastığını hatırlattı.
Erdoğan, bugüne kadar girdikleri 17 seçimin hepsinde Çorum’un desteğini, duasını, sevdasını yanlarında gördüklerini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“14/28 Mayıs seçimlerinde de hamdolsun bu gelenek değişmedi. Türkiye’nin en kritik seçimlerinden birinde Çorumlu kardeşlerimiz bize ve Cumhur İttifakı’na sahip çıktı. Cumhur İttifakı’na milletvekilliğinde yüzde 64,5 ve cumhurbaşkanlığında yüzde 65’i bulan oy oranlarıyla destek veren Çorum’a şükranlarımı sunuyorum. Biz, Çorum’dan razıyız, Allah da sizlerden razı olsun. Siz, nasıl bize sahip çıktıysanız, inşallah biz de size teşekkür borcumuzu daha fazla hizmet ederek yerine getireceğiz. Çorum’un her meselesi, her sıkıntısı, her talebi bizim meselemizdir. Bugüne kadar el ele, omuz omuza verdik, Çorum’u bölgesinin en gözde, en güzel şehirlerinden birine dönüştürdük.”
Artan ihracatıyla, üretimiyle, sanayisiyle, dinamik ekonomisiyle Çorum’un, bir başarı örneği olarak tüm Türkiye’de kendinden söz ettirdiğini belirten Erdoğan, “Yapacağımız ilave yatırımlarla Çorum’un bu vasıflarını inşallah daha da güçlendireceğiz.” diye konuştu.
“31 Mart zaferinin ayak seslerini duyuyorum”
Erdoğan, Çorum’un elde ettiği başarılarda, hükümetin icraatlarının yanı sıra belediyenin çalışmalarının da önemli payı olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:
“Şehrimizde, rahmetli Arif Ersoy Hocamızla başlayan hizmet ve eser siyaseti, sonraki gelen arkadaşlarımız tarafından da devam ettirildi. Rabb’im hepsinden razı olsun diyorum. Sanayicisi, tüccarı, üreticisi, çiftçisiyle tüm Çorumlu kardeşlerimiz de bu çabalarımızda bizlere omuz verdi. Çorum’un başarı hikayesini hep beraber yazdık. Sizler çalıştınız, didindiniz, kabuğunuzu kırmak için mücadele ettiniz. Biz de her alanda sizleri destekledik, önünüzü açtık, işinizi kolaylaştırdık. İnşallah 31 Mart’ta bu birlikteliğimizi daha da perçinleyeceğiz. Çorum’un yeni başarılara imza atması için ne gerekiyorsa yapacağız. Tabii bunun için öncelikle 31 Mart imtihanını vermemiz gerekiyor.”
Erdoğan, 31 Mart’ta Çorum’un yine destan yazacağından şüphe duymadığını vurgulayarak, “1994’den beri tam 30 yıldır sürdürdüğümüz güzel geleneği, inşallah yine bozmayacağız. Çorum’da gerçek belediyecilikle durmak yok yola devam. Karşımdaki şu meydanda 31 Mart zaferinin ayak seslerini duyuyorum.” dedi.
“Oyuna gelmemeleri için ikaz edeceğiz”
Alandakilere, “Şimdi öyle bir ses verin ki yankısı ta Ankara’ya ulaşsın. Çorum, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Çorum’la birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” diye soran Erdoğan, “Evet” yanıtını alınca, “İşte milli iradenin ve demokrasinin kalesi Çorum budur. İşte benim yol ve dava arkadaşım Çorum budur.” karşılığını verdi.
Erdoğan, Çorum’u tekrar rekor oylarla kazanmanın yeterli olmadığını belirterek, şunları kaydetti:
“Ankara ve İstanbul başta olmak üzere diğer vilayetlerdeki tüm hemşehrilerimizi de telefonla aramaya var mıyız? İstanbul’u, Ankara’yı arayacağız değil mi? Nazımızın geçtiği ne kadar tanıdık varsa mutlaka bir şekilde ulaşacağız. Onları da AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın adaylarına oy vermeleri için ikna edeceğiz. Bilhassa bir dönem bizim yanımızda, yöremizde durup da beklentileri karşılanmayınca hemen başka yerlere dümen kıran cambazlara karşı dostlarımızı uyaracağız. AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na kaybettirmek için çalışanların oyunlarına gelmemeleri için onları da iyi niyetle ikaz edeceğiz. Rabb’im emeklerinizi zayi etmesin. Rabb’im muhabbetimizi, dayanışmamızı daim eylesin.”
“Teröristlerin inlerini başlarına geçirdik”
Erdoğan, bugün bölgesinin parlayan yıldızı olan Çorum’un, geçmişte çok acı olaylar yaşadığını anımsatarak, milletin birliğini, dirliğini, huzurunu hedef alan karanlık çevrelerin, Maraş’ta, Çorum’da, daha sonra Sivas’ta provokasyonlar denediğini hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti:
“Alevi-Sünni diyerek bizi bölmek istediler. Kürt-Türk diyerek aramıza nifak sokmaya çalıştılar. Laik-antilaik diyerek sosyal barışımızı bozmaya yeltendiler. Maalesef bunların bir kısmında başarılı da oldular. 1980 darbesine giden yol, 28 Şubat müdahalesinin ortamı, ne idiği belirsiz tiplerin sağda solda arzıendam etmesiyle hazırlandı. İktidarlarımız döneminde Cumhuriyet mitingleri kılıfı altında yapılan darbe çağrılarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Gezi hadisesinde ağaç bahanesiyle sokaklarımızın ateşe verilmesinden FETÖ’cü alçakların 15 Temmuz ihanetine kadar bu saldırıların ardı arkası hiç kesilmedi. Bunda başarılı olamayınca bu sefer Suriye’de bir terör koridoru kurarak, bizi kuşatmak istediler. Ardından DEAŞ’ı üzerimize saldılar. Suriye’ye düzenlediğimiz askeri harekatlarla tüm bu saldırıları püskürttük, oyunları bozduk, vatanımızı bölme planlarını yırtıp attık. Ülkemizin üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade etmedik.”
Erdoğan, sadece bununla kalmayıp, terörü kaynağında yok etme stratejisini uygulayarak, teröristlerin inlerini başlarına geçirdiklerini vurguladı. Bunu Gabar’da, Tendürek’te, Bestler Dereler’de yaptıklarına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Şu anda terör örgütlerinin kaçacak delik aradıklarını görüyoruz. Artık Silahlı İnsansız Hava Araçlarıyla sınırımızdan 300-350 kilometre ötede hainleri tespit ediyor ve dünyayı başlarına yıkıyoruz. Türkiye’yi, bölücü terör belasından kurtarıncaya kadar bu mücadelemizi devam ettireceğiz.”
(Sürecek)
]]>Tokat Hüseyin Akbaş Spor Salonu yanında halka seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşmasına, 15 yıl önce bugün seçim çalışmaları sırasında içerisinde bulunduğu helikopter düşerek vefat eden eski Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nu anarak başladı. Erdoğan, “Bugün vefatının 15. seneidevriyesi olan merhum Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimi rahmetle yad ediyorum. Merhum Yazıcıoğlu’nu cesaretiyle, yiğitliğiyle, dava adamlığıyla ve milli iradenin yanındaki sarsılmaz duruşuyla her zaman hatırlayacağız. Rabbim Muhsin kardeşimin ruhunu şad mekanını cennet eylesin” dedi.
“İstanbul’u CHP zulmünden kurtaracağız”
Erdoğan konuşmasında Tokatlılardan İstanbul içinde destek isteyerek, “31 Martta Tokat’ta çıkacak sonuçla sadece Tokat’ın yerel yöneticilerini seçmekle kalmayacaksınız. Aynı zamanda sandıkta yapacağınız tercihle tüm Türkiye’ye ve tüm dünyaya da önemli bir mesaj vereceksiniz. Geçen yılki seçim sürecinde gördünüz. Ben sizden bir şey daha isteyeceğim. İstanbul’da Tokatlı nüfusu yüksek. Öyleyse İstanbul’da ki tüm hemşerilerinizi sizden aramanızı rica ediyorum. Zira Tokatlılar ağırlığını koyarak İstanbul’da Murat kardeşimizi seçtirerek İstanbul’u CHP zulmünden kurtaracağız” dedi.
“Mesele Tayyip Erdoğan meselesi değildir, mesele doğrudan Türkiye’dir”
Erdoğan konuşmasında bu coğrafyadaki Türk varlığından rahatsız olanların aradan geçen bin yıla rağmen kinlerinin diri olduğunu ifade ederek, “Türkiye’nin ilkeli ve adil duruşuyla bölgesinde ve dünyada artan gücünü hazmedemeyenler şu anda pusuda bekliyor. Biz Türkiye 100 yılı hedefiyle daha ileri noktalara gözümüzü dikmişken birileri ülkemizi elimizdeki kazanımlardan etmek için tökezlememizi bekliyor. Akıl ve irfan sahibi herkes biliyor ki Mesele Tayyip Erdoğan meselesi değildir. Mesele AK Parti değildir. Mesele Cumhur ittifakı değildir. Mesele doğrudan Türkiye’dir. Türk milletidir. Bunların nezlinde somutlaşan hak ve hakikat davasıdır. Milletimizin dünyanın bu müstesna coğrafyasında varlığından öylesine rahatsızlar ki aradan bin yıl geçmiş olmasına rağmen kinleri halen dipdiri. Bu gerçeği bizzat yüzümüze söyleyen batılı devlet adamları gördüm. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle her saldırıyı savuşturarak, mücadeleyi asla bırakmayarak bu hevesleri boşa çıkarttık. İnşallah 31 Mart’ta bir kez daha milletimizin desteğini alarak Tokat’ta da, İstanbul’da da Ankara’da da Türkiye’ye bu namı salacağız. Ülkemizin Türkiye 100 yılı yolculuğunu hızlandıracağız” şeklinde konuştu.
“Kandilden talimat alıyorlar”
CHP’nin DEM ile ittifakına değinen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kaldin’den talimat aldıklarını ifade ederek, “Menfaat hesabını her şeyin üzerinde tutarak ülkeye de zarar veriyorlar. Sırf üç beş belediye fazla almak uğruna DEM’le girdikleri ittifaka kimlerin hoşnut ettiğini görüyorsunuz değil mi? Talimat nereden geliyor? Kandil’den. Uygulama Ankara’da, İstanbul’da, Mersin’de ortaya çıkıyor. Zaten DEM dediğiniz yapı geçmişten beri partiymiş gibi davranan bir örgüt aparatı. Sahne önünde olanların bu partide yetkisi ve sözünün ağırlığı yok. Bu parti Ankara’daki genel merkezinden değil İstanbul’daki sapkın ideolojik yapılar ile Kandil’deki terör baronları tarafından yönetilmektedir. Bu gerçek ortadayken kendilerini meşru muhatap yapma gayretleri beyhudedir. Parti yönetiminin Önce her ülke hem millete hatta hem de kendi tabanına siyasi irade sahibi olduğunu ispatlaması gerekiyor. Biz terör meselesini bitirmek için her yol ve yöntemi denerken bunların kapını da gördük. Örgü militanları tarafından tokatlanan siyasetçilerle, particilik, belediyecilik yapılamaz. CHP’nin böyle bir partiyle birlikte yol yürüme belediye başkanlığı verme, belediye bürokrasisini paylaşma hesabına girmesi, anlaşılır gibi değil. İnşallah 14, 28 Mayıs’ın tamamlayıcısı olacak. 31 Mart’tan sonra ülkemiz bu çorak ve çarpık muhalefet anlayışının da tasfiyesine şahitlik edecektir” dedi.
“Emeklilerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz”
Erdoğan konuşmasında emeklilere sağladıkları desteklere değinip emeklinin yanında olmayı sürdüreceklerine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Sıkıntılı dönemlerde en büyük refah kaybına, çalışanlar ile biliyorsunuz, emeklilerin yaşadığının farkındayız. Emeklilerimizin yükünü hafifletmek için bir defaya mahsus beş bin lira ödenmesinden yüzde 50’yi bulan maaş artışlarına bayram ikramiyelerinin yüzde 50 artırılmasından banka promosyonlarına kadar elimizden geleni yapıyoruz. Son olarak kamu bankalarımız aylık miktarına göre promosyon tutarını 8 ila 12 bin liraya kadar yükselti. Bbugün itibariyle başvuruları da almaya başladı. Özel bankalar da bu tutarların altında zaten kalmayacaktır. Emeklilerimizin Ramazan Bayramı ikramiyesini ise 2 ila 5 Nisan arasında hesaplarına yatırıyoruz. İnşallah bundan sonra da emeklilerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Ülke olarak yaşadığımız sıkıntıların, muhalefetin yaptığı gibi lafla çözülmeyeceği açıktır. Fiyat istikrarını sağlamadan yapılan maaş zam daha cebe girmeden nasıl eridiğini en iyi sizler biliyorum. İnşallah yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonun düşmeye başladığını göreceğiz. Bütçe imkanlarını genişletmek için hazırlıklarımız var. Önümüzdeki yıldan itibaren çalışanlarımızın ve emeklilerimizin alım gücünü eskisinin üstüne çıkartmaya başlayacağımıza inanıyoruz.”
Erdoğan konuşmasının ardından il ve ilçe belediye başkan adaylarını tanıttı. – TOKAT
]]>Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen tanıtım toplantısına katılan Ersoy, Kültür Yolu Festivali’nin Türkiye’nin en büyük ve en zengin marka projelerinden biri olduğuna dikkati çekerek, “2021 yılında ‘olmazcıları, yapılamazcıları, ne gerek varcıları’ aşıp, İstanbul’da o ilk adımı attığımız günün üzerinden geçen bu dört yılda, Avrupa’nın en seçkin kültür sanat festivallerini bünyesinde barındıran Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine kabul edilmiş, Türkiye’nin 7 bölgesinde, 16 şehrimizde düzenlenecek yaygınlığa ulaşmış ve büyümeye devam eden bir Türkiye Kültür Yolu Festivali başarı hikayesi yazılmıştır.” dedi.
Bakan Ersoy, yıllar içinde halkın festivallere büyük teveccüh gösterdiğinin altını çizerek, “Ne mutlu bize ki komşu şehirlerden sitemler duyuyoruz. ‘Bizde de olsun’ talepleri alıyoruz. Demek ki oluyormuş, yapılabiliyormuş ve gerekliymiş.” ifadesini kullandı.
Turizmde ürün çeşitliliği ve markalaşmanın, Bakanlığın en ciddi hedeflerinden biri olduğuna vurgu yapan Ersoy, şunları kaydetti:
“Aslında söz konusu hedefe ulaşmamızı sağlayacak her şeyi, yaşadığımız bu muazzam coğrafya ve medeniyetimizin binlerce yıllık birikimini barındıran kültürel değerlerimiz bize sunuyor. Mesele bunları doğru şekilde kullanmayı bilmekte yatıyor. Türkiye Kültür Yolu Festivali bu doğrulardan biridir. Eğer öyle olmasaydı yaşayarak tecrübe ettiğimiz büyüme ve ilgi artışı kesinlikle mümkün olmazdı. Zira hiçbir başarı tesadüf değildir. Geldiğimiz bu nokta, ‘Kültür ve sanatla bütünleşmiş turizm’ vizyonuyla her adımını ince ince hesapladığımız kültür politikalarımızın sonucudur. Hep söylüyoruz; sürdürülebilirliği gözeterek, turizm ile kültür sanatın birbirini beslediği bir ekosistem bina ettik. Bunu sadece kültür sanat etkinliklerinin ve sebep oldukları turizm hareketinin birbirlerine karşılıklı fayda sağlaması ile sınırlandırmayın. Festival güzergahında restore edilen ve yeniden işlev kazanarak hayata dahil olan tarihi eserleri düşünün. Görünür ve bilinir hale gelen kültür sanat kurumlarını, parçası ve varisi olduğu kültür sanat mirasını yaşayarak öğrenen çocuklarımızı, hem milli hem evrensel değerlerin etrafında sağlanan sosyal birliktelik ve bütünleşmeyi düşünün.”
Mehmet Ersoy, kültür ve sanat temelinde bireysel ve toplumsal fayda sunan bir etkinlik silsilesini, uluslararası bir markayı Türkiye’ye kazandırdıklarının altını çizdi.
2024’te 40 bin sanatçı, 600 mekan, 6 bin etkinlik
Festivalin kapsamını bu yıl daha da genişletmeyi planladıklarını aktaran Ersoy, “2021’de 2 binden fazla sanatçının katılımıyla başladığımız festivalimize her geçen dönem Türkiye ve dünyadan farklı sanatçıları ve sanat kurumlarını dahil etmeyi sürdürdük. 2023’e geldiğimizde festivale katılan sanatçı sayımız 34 bin’e ulaştı. Bu yılki hedefimiz ise 40 bin sanatçı.” diye konuştu.
Ersoy, festival mekanlarının da her yıl arttığını vurgulayarak, 2024’te mekan sayısını 600’ün üzerine çıkarmayı planladıklarını ifade etti.
Festival kapsamında geçen yıl 5 bin etkinlik düzenlendiğini kaydeden Ersoy, bu yıl etkinlik sayısını 6 bine çıkarmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Festival Adana’da başlayacak
Ersoy, bu yıl 8 aya yayılacak festival programının 13-21 Nisan’da Adana’daki Portakal Çiçeği Karnavalı ile başlayacağını söyledi.
Festivalin 25 Mayıs-2 Haziran Şanlıurfa, 1-9 Haziran Bursa, 8-16 Haziran Samsun, 22-30 Haziran Trabzon, 29 Haziran-7 Temmuz Van, 3-11 Ağustos Nevşehir, 17-25 Ağustos Erzurum, 31 Ağustos-8 Eylül’de Çanakkale’de yapılacağını vurgulayan Ersoy, Gaziantep Uluslararası Gastronomi Festivalini (Gastroantep) de kapsayan Gaziantep Kültür Yolu Festivali’nin ise 14-22 Eylül’de gerçekleştirileceğini aktardı.
Mehmet Ersoy, 21 Eylül’de başlayacak Ankara ayağı ile programa dahil olan Konya Mistik Müzik Festivali’nin 29 Eylül’de sona ereceğini dile getirdi.
İstanbul Kültür Yolu Festivali’nin 28 Eylül-6 Ekim’de yapılacağını sözlerine ekleyen Ersoy, 12-20 Ekim’de Diyarbakır, 26 Ekim-3 Kasım’da İzmir, 2-10 Kasım’da ise Antalya’da festivalin gerçekleşeceğini aktardı.
Picasso ve Salgado’nun eserleri sergilenecek
Pablo Picasso’nun ölümünün 50. yılı dolayısıyla, ünlü ressamın 80’den fazla orijinal eserinin yer aldığı serginin 3 ay boyunca farklı şehirlerde sanatseverlerin beğenisine sunulacağını söyleyen Ersoy, bu kapsamda Sebastiao Salgado, Güvenç Özel, Refik Anadol ve Frida Kahlo gibi sanatçıların eserlerine de yer verileceğini ifade etti.
Ersoy, yapay zeka algoritması kullanarak üretilen “Atatürk Kültür Yolunda” dijital yerleştirmesiyle, “Atatürk bugün hayatta olsaydı, festivalin hangi duraklarından kareler verirdi?” sorusuna yanıt veren dijital bir sergi açılacağını da aktardı.
Festivale konuk olacak topluluklarla sanatçılara da değinen Ersoy, şu bilgileri verdi:
“Uluslararası iş birliklerimiz ve büyükelçiliklerimizle yapılan görüşmeler neticesinde Avrupa, Latin Amerika, Asya ve Afrika ülkeleriyle hem görsel sanatlar hem de sahne sanatları alanlarında iş birlikleri gerçekleştirmekteyiz. Deutsches Senfoni-Orkestra Berlin, Estonya Orkestrası ve Korosu, Çin Sahne Performansları ve daha birçok uluslararası sürpriz ekibi ve orkestrayı sahnelerimizde ağırlayacağız. Caz müziğinin en büyük isimlerinden, Grammy ödüllü trompet sanatçısı Chris Botti, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) ile sanatseverlere muazzam dinletiler sunacak. Başta CSO olmak üzere, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğümüze bağlı orkestralarımız ile koro ve topluluklarımız, sanatın evrensel dilini müzik ve dansla sahneye taşıyacak.”
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, festivalin bu yıl yeni logoyla tanıtılacağını belirterek, “Kültür ve sanatın bunca zenginliğini bünyesinde buluşturan Türkiye Kültür Yolu Festivalinin yeni logosu 7 farklı renk içeriyor. Renk, sanatın varoluşsal bir parçasıdır. Tuvalde, seste, sözde, sahnede ya da nesnede renk sanatçının düşün dünyasından süzülüp eserine geçer. Sanatın kendisi zaten hayatın bir rengidir. Belki herkes için farklıdır ama biliyoruz ki kimin gözünden bakarsak bakalım sanat hep göz alıcıdır. O yüzden biz de renkleri kullandık.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>“Almanya Kuzey Ren- Vestfalya Eyaleti’nin Bir Yatırım ve Ticaret Merkezi Olarak Sunduğu Fırsatlar” toplantısı, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener ve Almanya Federal Cumhuriyeti İzmir Başkonsolosu Ralf Manfred Schröer’in açılış konuşmalarıyla başladı. NRW Global Business Türkiye Temsilcilik Müdürü Dr. Adem Akkaya ve NRW Global Business Türkiye Yatırımcı İlişkileri Yöneticisi Akın Okumuş’un bir sunum gerçekleştirdiği toplantıya, T.C. Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Naciye Gökçen Kaya, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Mahmut Erkoç, İzmir Ticaret Odası Meclis Katip Üyesi Ali Yaramışlı ve 100’ün üzerinde İzmir Ticaret Odası üyesi katıldı.
Özgener: “Birlikte çalışarak rakamları büyütebiliriz”
Türkiye ile Almanya arasındaki ticaretin son 5 yılda hız kesmeden büyüdüğüne dikkat çeken İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Bu bağlamda, 2023 yılında ülkelerimiz arasındaki ticaret hacminin 49.6 milyar dolar ile bu zamana kadarki en yüksek seviyesine ulaştığını memnuniyetle belirtmek isterim. Toplam hacme baktığımızda, Türkiye’nin Almanya’ya ihracatının 21 milyar dolar, ithalatının ise 28.6 milyar dolar olduğunu görüyoruz. İzmir özelinde değerlendirdiğimizde ise; İzmir’in Almanya ile olan ticaretinde ihracat fazlası veren bir kent olduğunu görüyoruz. Aynı tabloyu ulusal verilere yansıtmak bizlerin elinde. İki ülke arasındaki ticari ilişkileri birlikte çalışarak karşılıklı denge içerisinde büyütebiliriz” dedi.
Türkiye-Almanya arasındaki sağlık turizmini güçlendirelim
İki ülke arasında iş birliği gerçekleştirebilecek sektörler hakkında bilgi veren Özgener, sözlerini şöyle sürdürdü: “Alman vatandaşlarının yaşam süresinin uzun olması ile birlikte; ülkede sağlık yatırımlarının kısıtlılığının tedaviye ulaşma sürelerinin uzamasına neden olduğunu görüyoruz. İzmir, nitelikli kamu ve özel sağlık kuruluşları, uygun iklim şartları termal tedavi ve konaklama imkanlarına sahip bir kent. Kentimizin “iyi yaşam” temasından hareket ederek dünyada sayılı sağlık turizm merkezlerinden biri haline gelme potansiyeline sahip olduğunu düşünüyoruz. Bu noktada İnciraltı bölgesinin bu vizyon doğrultusunda değerlendirilmesiyle önemli bir adım atılacağı kanaatindeyiz. Bu durumdan kendimize görev çıkararak, Türkiye ile Almanya arasındaki sağlık turizmini güçlendirecek girişimlere destek verebileceğimizi ve birlikte projeler geliştirebileceğimiz kanaatindeyim.”
Schröer: “100 milyon tüketiciye ulaşmak mümkün”
Konuşmasında Almanya’nın Türkiye’nin en büyük ihracat partneri konumunda olduğuna dikkat çeken Almanya Federal Cumhuriyeti İzmir Başkonsolosu Ralf Manfred Schröer, “Binlerce Türk şirketi Almanya’da faaliyet gösterirken, Türkiye’de de 8 bin Alman şirketi bulunuyor. 18 milyonluk nüfusu ile GSYİH’nın yüzde 22’sine sahip olan ve Almanya’nın sanayi merkezi niteliğindeki Kuzey Ren-Vestfalya Eyaletinde 300 Türk şirketi ve 4 Türk Konsolosluğu mevcut. Avrupa’nın tam ortasında yer alan eyalette yatırım yapmak isteyen firmalar, 100 milyonluk tüketiciye ulaşarak dünyanın en büyük pazarına girme şansını elde edebilir” ifadelerini kullandı. – İZMİR
]]>Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) Konferans Salonu’nda Dünya Su Günü Kutlama Programı gerçekleştirildi. Program, DSİ tarafından hazırlanan ‘su’ konulu tanıtım filmi ile başladı. Filmde ‘su varsa hayat da var’ vurgusu yapıldı.
Devamında sanatçı Tolga Saraçoğlu’nun ‘ney’ ile çaldığı su şiiri okundu. Programa katılan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, suyun doğru kullanımı ve sürdürülebilirliğe dikkat çekti.
Bakan Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, 31 yıl önce Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 22 Mart gününün Dünya Su Günü olarak ilan edildiğini hatırlattı.
Dünya Su Günü’nün teması: Barış için sudan faydalanmak
Buradaki amacın hızla büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek olduğunu söyleyen Bakan Yumaklı, “Her yıl farklı bir tema vurgusu ile idrak edilen Dünya Su Günü’nün bu yılki teması ‘Barış için sudan faydalanmak’ olarak belirlendi. Hayatın var oluş nedeni olan su, tarih boyunca tüm medeniyetlerin varlığının ve gelişmesinin sebebi olmuştur” ifadesini kullandı.
“En değerli hazinemiz su bizlere emanet”
Tarım ve Orman Bakanlığının onlarca disiplinden binlerce çalışma arkadaşıyla Türkiye’nin tarımsal üretimine, gıdası ve ormanına yön verdiğini ifade eden Yumaklı, “Bu üçlü sacayağının var olma sebebi olan suyun yönetimi de bakanlığımıza ait. Yani en değerli hazinemiz su bizlere emanet. Bu emaneti koruyup, kollayıp, verimli şekilde kullanmak için, tüm zor şartlara karşı yoğun bir mesai harcıyoruz” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Vatandaşımıza evlerinde 7/24 temiz ve kullanma suyu ulaştırıyoruz. Sanayicimizin ürünlerini üretmek için ihtiyacı olan suyu her daim temin ediyoruz. Gıdamızı üreten çiftçilerimizin ihtiyaç duyduğu suyu onlarla kavuşturuyoruz. Burada; büyük bir emek, bir gayret ve büyü bir yatırım olduğunun altını çizmek istiyorum.”
Suya gelecekte bugünden daha fazla ihtiyaç olacağına dikkati çeken Bakan Yumaklı, bu gerçeğin farkında olduklarını aktardı.
“Tarihteki en sıcak 10 yıl oldu”
Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin başta su kaynakları olmak üzere birçok konuyu yakından ilgilendirdiğine vurgu yapan Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO), dünyanın son 10 yılını değerlendirdiği rapordan birkaç veri vermek istiyorum. Tarihteki en sıcak 10 yıl oldu. Aşırı iklim olaylarında rekor artış gerçekleşti. Sıcak hava dalgaları, sel, kuraklık ve orman yangınlarının insan hayatını olumsuz etkiledi. Milyarlarca dolar ekonomik zarara sebep oldu.”
2023’te Türkiye’nin su kaynaklarında yüzde 20 azalma bekleniyor
Söz konusu durumun bir yansıması olarak Türkiye’de bir yandan kuraklık, bir yandan orman yangınları ve diğer yandan da sel felaketleriyle sık sık karşılaşıldığına dikkati çeken Bakan Yumaklı, şu ifadelere yer verdi:
“2030’da ülkemizde su kaynakları yüzde 20 azalırken, nüfusumuzun yüzde 10 oranında artacağını bekliyoruz. 2050’de durum çok daha farklı. Artan nüfusla birlikte gıda ihtiyacını karşılamak için yüzde 65 ile 70 daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağını, bu gıdayı üretmek için de yüzde 55 daha fazla suya ihtiyaç duyulacağını öngörüyor uzmanlar.”
“Türkiye su zengini bir ülke değildir”
Şu anda bin 313 metreküp kişi başı su kullanım potansiyeliyle su stresi çeken bir Türkiye olduğunu anlatan Bakan Yumaklı, bu oranın yıldan yıla azalmaya devam ettiğini belirterek, “Hiçbir şey yapmazsak 2030 yılında bin metreküpün altına düşerek su stresi çeken bir ülke olmaktan su fakiri olan bir ülkeye dönüşmek son derece mümkün. Türkiye su zengini bir ülke değildir. Biz de su kaynaklarımızın korunması ve verimli kullanılması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” açıklamasında bulundu.
Mavi Vatan için bin 744 baraj ve gölet inşa edildi
Su ve sulama alanında yapılan projelere değinen Bakan Yumaklı, “Güncel rakamlarla 2 trilyon 400 milyar lira yatırım ile 10 binden fazla projeye imza attık. Mavi vatanımızı korumak için; bin 744 baraj ve gölet inşa ettik. İçme ve kullanma suyu ihtiyacı için, içme suyu tesisleri hizmete aldık. Sulama projeleri ile bereketli topraklarımızı suya buluşturuyoruz” ifadelerine yer verdi.
Tarımsal sulamada; su kaynağından bitkiye kadarki mesafede suyu kapalı sistemde götürmek için büyük gayret gösterdiklerini söyleyen Bakan Yumaklı, “Şu anda yüzde 35 kapalı devre sulama sistemlerini yüzde 50’ye öncelikle yüzde 60 ve 70 oranlarına çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Ulusal Su Kurulu’nun teşkil etmesinin Türkiye’nin bütün kurumlarıyla birlikte söz konusu alanlardaki kararlılığının bir göstergesi olduğunu ifade eden Yumaklı, TarımCebimde uygulamasını işaret ederek, “TarımCebimde uygulamasına eklediğimiz yeni modülle çiftçimizin ekeceği ürünle ilgili karar alma sürecini kolaylaştıracağız. Artık üreticilerimiz, yetiştirilen bitki, toprak ve sulama yöntemlerini de seçerek en doğru sulama programına en kısa yoldan ulaşabilir. Eğer bu yatırımları ve çalışmaları yapmazsak, su sıkıntısı yaşayan ülkeler arasında yer alma tehdidiyle karşı karşıya kalacağız” açıklamasında bulundu.
Programın sonunda Devlet Su İşleri Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya su testisi içinde kelimeyi şehadet yazan yazılı bir tablo hediye etti. – ANKARA
]]>Akar, partisince merkez Altıeylül ilçesine bağlı Sütlüce Mahallesi’nde düzenlenen mitingde, Cumhur İttifakı olarak büyük Türkiye için çalıştıklarını söyledi.
Teröre hiçbir şekilde geçit vermeyeceklerini belirten Akar, şöyle konuştu:
“Biz sizler için çalıştıkça bazıları bizim paçamızdan çekmeye çalışıyor, yavaşlatmaya, durdurmaya çalışıyor. Bizi durduramayacaklar, engelleyemeyecekler. Bunun için 15 Temmuz hain darbe girişimine rağmen çok şükür bunları ülkemizden sürdük, gönderdik. İlçelerimizde, illerimizde, dağlarda Mehmetçiğe karşı koyamayanlar, kazdıkları çukurlara gömüldüler. Daha sonra Irak’ın Suriye’nin kuzeyine gittiler. Orada bir terör koridoru yapmaya çalıştılar. Sizlerin duası, Allah’ın yardımıyla Mehmetçik onları kazdıkları çukurlara gömdü ve gömmeye devam ediyor. Irak’ın kuzeyindeki barınakları, sığınakları, korunakları ne varsa başlarına yıkıldı, yıkılmaya devam ediyor. Bunlara kim destek sağlarsa sağlasın, Allah’ın izniyle en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar bu mücadele devam edecek, 40 yıldan beri başımıza musallat olan bu beladan hep birlikte kurtulacağız.”
Akar, Türkiye’nin tek yürek olduğunu dile getirerek “Biz 85 milyon olarak biriz, tek yumruk, tek yüreğiz. Birliğimiz ve beraberliğimiz inşallah daim olacak. Yüzyıllardan beri biz beraber yaşadık, beraber ekmeğimizi, suyumuzu paylaştık, kız aldık, kız verdik. Türkler, Kürtler, Araplar Türkiye’de yaşayan 85 milyondan kim varsa herkes kardeş, herkes birinci sınıf vatandaştır. Bunu herkes böyle bilsin, hiçbir fitneye, fesada fırsat vermeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Teröristlerin hevesleri kursağında kaldı”
Irak ve Suriye’de yapılan müdahalenin Türkiye’yi büyük belalardan kurtardığını belirten Akar, şöyle devam etti:
“Allah’a çok şükür zamanında Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifiyle başlattığımız operasyonlar başarılı bir şekilde gerçekleşti. Teröristlerin hevesleri kursağında kaldı, kazdıkları çukurlara gömüldüler. Onlara kimlerin yardım ettiğini, destek sağladığını, biliyoruz, görüyoruz, anlıyoruz. Bunların hepsi beyhude gayret. Ne yaparsanız yapın, kim desteklerse desteklesin, bu işin iki yolu var, ya bulundukları yere gömülecekler ya da gelip adalete teslim olacaklar. Artık söz dinleyen Türkiye yok, sözü dinlenen Türkiye var. Türkiye uluslararası ortamda ve üç kıtada şu anda söz sahibi, bütün dünyayla da ilgi sahamız var. Biz sadece kendi ülkemiz için çalışmıyoruz, aynı zamanda dostlarımız ve kardeşlerimizin de haklı davalarını destekledik, destekliyoruz. Kıbrıs bizim milli meselemiz, hiçbir şekilde vazgeçmemiz mümkün değil. Ege’de ve Akdeniz’de dostluk istiyoruz, iyi komşuluk ilişkileri istiyoruz. Hiçbir şekilde bugüne kadar olduğu gibi haklarımızı çiğnetmedik, çiğnetmeyeceğiz. Libya ve Azerbaycan da bizim kardeşimiz, onların da haklarını koruduk ve korumaya devam edeceğiz.”
Akar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde savunma sanayisinde önemli yol katettiklerini vurguladı.
Mitinge AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur, AK Parti Balıkesir İl Başkanı Mehmet Aydemir, MHP Balıkesir İl Başkanı Niyazi Tunç, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, Karesi Belediye Başkanı Dinçer Orkan, AK Parti Altıeylül Belediye Başkan Adayı Mesut Eray da katıldı.
]]>Bartın Belediyesince Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen iftar programına katılan Tunç, burada yaptığı konuşmada, hükümet olarak 22 yıldan bu yana önemli eserler kazandırdıkları kentin üniversite şehri olma yolunda hızla ilerlediğini söyledi.
Bartın’ın tünelleri, barajları, okulları, organize sanayi bölgesindeki yeni fabrikalarıyla gelişmesini, kalkınmasını sürdürdüğünü belirten Tunç, 31 Mart yerel seçimlerinde Bartın’da Cumhur İttifakı olarak seçime girildiğini anımsattı.
Tunç, birliğin gücüyle Bartın’ın kazanmasını hep beraber sağlayacaklarını anlatarak, “Adayımız Hüseyin Fahri Fırıncıoğlu. Tabii babası Davut Fırıncıoğlu da yıllarca burada belediye başkanlığı yapmış. Bartın’ımızda belediyecilik hizmetleri noktasında onun projelerinin bir bir hayata geçmesi ve Bartın’ın güzel eserlere kavuşması konusunda hep ona destek olacağız. Burada hükümet belediye uyumunu tam şekilde sağladık. Bartın’ımızda Cumhur İttifakı’nın tam bir kardeşliği var. İnşallah bu sinerji Bartın’ımıza değer katacak, yatırımları da beraberinde getirecek.” diye konuştu.
İktidarları döneminde eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adaletten güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanı güçlendirmek için çalıştıklarını aktaran Tunç, Türkiye’nin enerjide bağımsız, savunma sanayinde güçlü, teröre ve dış tehditlere karşı dirayetli ülke olarak yoluna devam edeceğini vurguladı.
Bakan Tunç, terörün her türlüsünün kökünü kazıyıncaya kadar mücadelelerini sürdüreceklerini, çocukları, gençleri huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde çalışmaya devam edeceklerine değinerek, “Dünyada da adaleti, hakkaniyeti savunmaya, dengeli dış politikamızla Türkiye eksenini kurmaya devam edeceğiz. Mazlumun hakkını, Filistinli mazlumları savunmaya devam edeceğiz. ‘Dünya 5’ten büyüktür’ demeye devam edeceğiz. Dünyada insan haklarının savunucusu bir ülke olarak öne çıkmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.
Temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri birer birer kaldırdıklarını ve ülkenin demokrasi standardını yükselttiklerini belirten Tunç, şöyle devam etti:
“Darbelere, muhtıralara karşı daha dirençli olmasının yolunu açtık. Gerçekleştirdiğimiz o büyük reformlarla, Anayasa değişiklikleriyle, sizlerin verdiği ‘evet’ oylarıyla bu reformlar hayata geçti ve bugün Türkiye her zamankinden demokrasisi ve cumhuriyeti daha güçlü bir ülke. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçerek de büyük reform yaptık. Krizler üreten, koalisyonlar üreten, siyasi krizlerden ekonomik krizlere, ekonomik krizlerden anarşiye, oradan vesayetçi darbeci anlayışların üretilmesine yol açan, teröre yol açan o darbeci anlayışı yeşerten, doksanlı yıllarda bu ülkeye büyük sıkıntılar çektiren, 1,5 yılda bir hükümetlerin değiştiği o krizler üreten sistemi geride bıraktık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ‘Türkiye Yüzyılı’nın inşasına başladık, temellerini attık. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı inşallah dünyada ‘Türkiye Yüzyılı’ olacak. Bundan hiç şüpheniz olmasın.”
Tunç, Bartın’ın son seçimde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yüzde 60’ın üzerinde destek verdiğini anımsatarak, gece gündüz çalışarak eser üstüne eser kazandırmaya devam edeceklerini, 31 Mart’ta seçmenlerin vereceği kararla gerçek belediyecilik hizmetlerinin artarak devam edeceğine inandıklarını dile getirdi.
Daha sonra AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, Bartın Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın MHP’den Belediye Başkan adayı Hüseyin Fahri Fırıncıoğlu, AK Parti İl Başkanı Yaşar Arslan, MHP İl Başkanı Ercüment Özçelik, MHP MYK Üyesi Cemal Akın da birer konuşma yaptı.
Bakan Tunç, programın ardından vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>Erdoğan, Atatürk Havalimanı’nda düzenlenen Yeniden Büyük İstanbul Mitingi’ndeki konuşmasında, İstanbul’un temel sorununun imkan ve kaynak kıtlığı değil, vizyon ve beceri eksikliği olduğunu söyledi.
Bununla yüzleşmek yerine kabahatlerini örtmek için bir de “engelleniyoruz” yalanına sarınıldığını dile getiren Erdoğan, “Bunların hepsi belgelidir. Engellenme diye bir şey yok, tüm belediyeler ne alıyorsa İstanbul fazlasıyla bunu almıştır. Halbuki rahmetli Barış Manço’nun dediği gibi, ‘Usta terzi dar kumaştan bol gömlek diker.’ Son 5 yılda 5 katına çıkartılan belediye borçlarıyla gelen kaynak, şahsi ihtiraslara hizmet edecek işlere harcanırsa elbette oradan eser çıkmaz. Yaşanan diğer rezillikler bakımından da bu şehir 30 yıl geriye gitti.” diye konuştu.
Erdoğan, bütün olanları İstanbulluların da gördüğünün altını çizerek, şöyle devam etti:
“Balya balya, bavul bavul paralar bir yerlerden geliyor, bir yerlere gidiyor. ‘Hatırlamıyorum, unuttum’ diyerek, şu ana kadar kimse bu görüntülerin makul, mantıklı, tutarlı bir izahını yapamadı. Partiye bina alınmasından vergi kaçırmaya pek çok şey söylendi. Ama hala maşeri vicdanı tatmin eden bir açıklama duyamadık. Tam tersine her konuşanla iş biraz daha karmaşık hale geliyor, çirkinleşiyor, biraz daha dal budak sarıyor. Tüm bu rezilliklerle siyaset kirlendi. Namuslarına emanet edilen oyları kirlettiler. Şehr-i İstanbul’u kirlettiler. İstanbul’u bunların eline bırakmamak, hem bu şehre hem bu şehirde yaşayanlara inanın vicdan borcumuzdur. Bakınız bugün İstanbul bir yol ayrımında bulunuyor. Bir tarafta ‘Sadece ben’ diyenler var, diğer tarafta ‘Sadece İstanbul’ diyenler var. ‘Sadece İstanbul’ diyenler olarak bu işi hafta sonunda hallediyor muyuz? ‘İstanbul’u nimet’ olarak görenlere, gereken dersi 31 Mart günü veriyor muyuz? İstanbul’a hizmet için gereken adımı haftaya bugün atıyor muyuz? Kardeşlerim, bunun için bir hafta çok çalışacağız ve gayret edeceğiz. Adımı da inşallah en güzel şekliyle atıp, 1 Nisan’dan itibaren ‘Yeniden İstanbul’ diyerek yola devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin Ana Kademe, Gençlik Kolları ve Kadın Kolları teşkilatına seslenerek, “Bu adımı atmaya var mıyız? Bir tarafta yaklaşan deprem tehlikesini umursamayanlar var, diğer tarafta İstanbul’u depreme hazırlamak için programı, projesi hazır olanlar var. Bir tarafta şehrin trafiğini rahatlatmak için kılını kımıldatmayanlar var, diğer tarafta metrosundan tüneline tüm ulaşım projelerini seferber edenler var. Allah’ın izniyle 31 Mart’ta bu düğümü çözecek ve İstanbul’un ‘Türkiye Yüzyılı’ yürüyüşünü biz başlatacağız.” ifadelerini kullandı.
“Biz, eksiğini ve hatasını asla inkar etmeyen bir ekibiz”
“Türkiye Yüzyılı” için söz istediğini kaydeden Erdoğan, “Ev ev, dükkan dükkan, sokak sokak, semt semt, ilçe ilçe İstanbul’u, düğüne, şölene, toya hazırlar gibi 31 Mart’a hazırlamaya söz veriyor musunuz? Erkeği ve kadınıyla, genci ve yaşlısıyla, çalışanı ve işvereniyle, ülkemizin neresinden gelirse gelsin, geleceğini bu şehirde kuran her bir ferdiyle, İstanbul’a sahip çıkmaya söz veriyor musunuz? Seçim günü hem sandığa gitmeye hem sandığı namusumuz gibi korumaya söz veriyor musunuz?” diye sordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’un mert olduğunu ve sözünü tuttuğunu, bugüne kadar ne kendilerinin İstanbul’a ne de İstanbul’un kendilerine mahcup olduğunu söyledi.
Muhalefet gibi yanlışı, kusuru ve kabahati millette arayanlardan olmadıklarının altını çizen Erdoğan, şunları belirtti:
“Biz, eksiğini ve hatasını asla inkar etmeyen bir ekibiz. Milletimize kulak veriyoruz, sizden gelen geri dönüşlere göre kendimizi sürekli yeniliyor, ufkumuzu genişletiyoruz. Bugün de hem İstanbul’da hem tüm Türkiye sathında bizden daha dinamik, bizden daha enerjik, bizden daha vizyon sahibi bir kadro göremezsiniz. Varsın onlar karınlarında kırk tilki dolaştırıp kırkının da kuyruğunu birbirine değdirmeyecek ihtiraslar ve cinlikler peşinde koşsunlar. Biz hasbi ve harbi duruşumuzla, tevazumuzla, hüsnüniyetimizle daima milletimizin emrinde, hizmetinde, huzurunda olacağız.”
“Milletimizin bizatihi kendisi bizim referansımızdır”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, referansın nereden verildiğinin bir kişinin nereden beslendiğini gösterdiğini aktararak, milletin bizatihi kendisinin referansları olduğunu, millete inandığını, onların da kendisine inandığını bildiğini ifade etti.
İstanbul’la birlikte diğer 80 vilayette kazandırdıkları eserlerin kendilerinin referansı olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Hak ve özgürlükler alanında hayata geçirdiğimiz tarihi reformlar, bizim referansımızdır. Demokrasimizi vesayetin sultasından kurtararak güçlendirmemiz, bizim referansımızdır. Milli iradenin önündeki engelleri kaldırarak ülkemizde hakim kılmamız bizim referansımızdır. Dünyadaki tüm mazlumların umudu haline gelen bir Türkiye gerçeği, bizim referansımızdır. Girdiğimiz 17 seçimin hepsinden zaferle çıkmamızı da aynı şekilde bu referanslarımıza borçluyuz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Ayrımcılığın her çeşidini elimizin tersiyle ittik”
Erdoğan, her seçim öncesinde insanları korkutmak için kendileriyle ilgili ortaya bir sürü yalan ve iftira atıldığını fakat iftira atanların bir kez olsun haklı çıkmadıklarını, onların hiçbir zaman akıllanmadığını ve kendilerini düzeltmediğini dile getirdi.
“Onlar ne derse desin biz asla istismar siyaseti yapmadık. Kimlik siyaseti gütmedik. Kimsenin meşrebiyle, kökeniyle, hayat tarzıyla ilgilenmedik.” diyen Erdoğan, bu kişilerin sandıkta hangi partiye oy verdiğine bakmadıklarını, bunun çetelesini tutmadıklarını vurguladı.
Ayrımcılığın her çeşidini ellerinin tersiyle ittiklerinin altını çizen Erdoğan, “Belediyelerimizin ve kamu kurumlarının kapılarını, Türkiye’ye vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese açık tuttuk. Siyasi rekabetin, siyasi husumete dönüştürülerek, insanlarımız arasında bir fitne unsuru haline getirilmesine müsaade etmedik. Hele hele kazanma değil, sadece kaybettirme şantajıyla siyaset yapma fırsatçılığına hiç dönüp bakmadık.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, açık ve net ifade etmek istediğini anlatarak, “Biz, 1994’te bu şehrin emanetini devralırken neredeysek, 2002’de Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu üstlenirken hangi gayeyle hareket ediyorsak, bugün de aynı prensiplere bağlıyız. Tüm renkleriyle, tüm farklılıklarıyla, güzellikleriyle Türkiye’yi kucaklayan bir anlayışla 85 milyona aşkla hizmet ediyoruz.” dedi.
(Sürecek)
]]>Almanya’da özel bir şirkette çalışan Alman çift merak ettikleri Türkiye’yi görmek için iş yerlerinden 5 ay izin alarak yola çıktı. Bir çok Avrupa ülkesini gezen Sımone Schwarz ile Martin Brosig Türkiye’de de bir çok yer gezdi. “Muhteşem gün doğumları ve gün batımları, dalgaların sesi ve sadece denizin harika manzarasıyla biz mükemmel bir anı biriktirdik” diyen Alman çift, Şubat ayı başında işten 5 ay ücretsiz izin alıp, geçmiş yılların birikimini yaparak yola çıktılarını ifade etti. Ana varış noktaları olan Türkiye hakkında çok şey okuduklarını ve gezilecek çok fazla doğal güzelliğin olduğu söyleyen Alman çift, ” İtalya’dan feribotla Yunanistan’a gittik ve orada 1 ay geçirdik. Daha sonra feribotla Sakız Adası’na doğru devam ederek 7 Mart’ta Çeşme’ye vardık. Oradan Pamukkale, Salda Gölü ve sahil boyunca Itzuzu Plajı, Kayaköy, Pataras Plajı, Kaş, Olympos, Taki Kanyonu ve şimdi de Meke Gölü’ne geldik. Daha sonra masmavi suları ile Acıgöl’ü gezdik. Burada suyun yansıması harikaydı. Soğuk olduğu için yüzemedik ve buna üzüldük. 2.5 haftadır yollardayız ve toplamda 5-6 haftayı Türkiye’de geçirmeyi planlıyoruz. Nisan ayı ortalarına kadar Türkiye’nin eşsiz güzelliklerini gezeceğiz” dedi.
“Gölün susuz olması bizi üzdü”
Pek çok Almanın yalnızca sahildeki plaj tatillerini tercih ettiğini söyleyen çift, “Ancak ülkenin sunabileceği çok daha gezilecek yerleri var, özellikle de Avrupa’da hiç görmediğimiz manzaralar ve doğa harikaları burada. Doğada olmaktan keyif alıyoruz ve kamp alanlarımızı bulduğumuzdan daha temiz bırakmak bizim için önemli; Vardığımız her yerde daima çöpleri temizleriz. Türk insanının konukseverliklerini daha önce de duymuştuk, Almanya’da da Türk arkadaşlarımız var. Bu Türkiye’deki seyahatlerimiz boyunca doğrulandı. El sallayarak veya korna çalarak karşılanıyoruz ve herkes çok açık ve bizimle ilgileniyor. Köpeğimizle seyahat ediyoruz ve birçok insanın köpeklere büyük saygı duyduğunu veya onunla birlikte bir şehirde yürürken bizi izlediğini fark ettik. Ama kendisi çok genç ve arkadaş canlısı, çoğu zaman insanlar bize geliyor ve onu da yanlarında götürmek istiyorlar. Diğer ülkelerden farklı olan şey, kampçılarla seyahat eden gezginlerin burada hala memnuniyetle karşılanmasıdır; bu nedenle, yerel olarak alışveriş yaparak, dışarıda yemek yiyerek ve arkamızda çöp bırakmayarak iyi bir izlenim bırakmak istiyoruz. Türk yemeklerini seviyoruz ve bu konuda önceden araştırma yapıp heyecanlanmıştık. Türk kreplerinden, geleneksel Türk kahvaltısındaki geniş seçeneklere, pideden lahmacuna kadar her şeyin tadını çıkarıyoruz. Meke Gölü’nün harika fotoğraflarını sosyal medyada gördük, gezi bloglarında okuduk ve burada bir gece geçirmeye karar verdik. Olağanüstü doğa olaylarını seviyoruz; sadece deniz kenarında olmak sıkıcı olurdu. Gerçi burada gece -3 dereceydi, çok soğuktu. Ama gölün susuz olması bizi üzdü” şeklinde konuştu.
Alman çift, Xavi adını verdikleri köpekleri göl kenarında gezinti yapıp daha sonra Kapadokya’ya hareket etti. – KONYA
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, “Bir yönetim değişikliğini bu seçimde hayata geçirmemiz mümkün olmayabilir ama yöneticilere ‘dur’ mesajını verebiliriz, yöneticilere bu kadar rahatlıkla hareket edemeyeceklerini gösterebiliriz ve gençlerin hem Türk siyasetinde, hem bütün dünya sahnesinde aktif olabileceğini bütün dünyaya Türkiye üzerinden gösterebiliriz” dedi.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, partisinin İstanbul İl Teşkilatı’nda seçim süreci ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Rusya’nın başkenti Moskova’daki terörist saldırısını, İsrail’in Gazze’deki soykırımını ve Türkiye’deki seçim sürecini değerlendirdi. Genel Başkan Baş, şunları kaydetti:
“SAVAŞLAR BİR AVUÇ YÖNETİCİNİN İHTİRASININ SONUCU”
“Malumunuz Rusya’da bir terör saldırısı gerçekleşti. Bu saldırıda 100’den fazla insanın hayatını kaybettiği söyleniyor. Bölgemizde bir terörize faaliyetin uzun yıllardan beri hem kuzeyimizde hem güneyimizde hem doğumuzda yaşandığını biliyoruz. Bu durum sadece kendi ülke topraklarımızda değil coğrafyanın tamamında yaşanıyor. İsrail ile Filistin arasındaki gerginlik ortada. Bugünlerde İsrail’in Lübnan’a ciddi anlamda bir bombalı saldırı yaptığı, oraya füzeler yolladığını biliyoruz. Suriye’nin karışıklığı ortada, Irak ortada, Libya’nın hali ortada. Bölgede ciddi anlamda bir karmaşa söz konusu. Bütün analizcilerin ortak görüşü dünyanın bir yeni savaşa doğru hızla ilerlediği yönünde. Bu, gelecek nesiller açısından hem ürkütücü hem de endişe verici bir durum. Bunun sebebine indiğimiz zaman şunu gözlemliyoruz; aslında bir avuç yönetici şahsi ihtiraslarını başka başka kılıflar adı altında ortaya koyarak, kimisi milliyetçilik, kimisi kamu güvenliği, kimisi doğal rezervler adı altında diğer ülkelerle savaşmaya kalkışıyor. Bu da bu yöneticilerin aslında ihtiraslarından kaynaklanıyor. Ben Türkiye ve bütün dünyada bu yönetici güruhun, yıllardan beri bütün dünyayı yöneten aynı insanların değişmesi tarafında duran biriyim. Zaten siyasi yolculuğumuzu da bunun üzerine kurgulamaya çalışıyoruz. Bir anlayışın değişmesi gerekiyor. Çünkü bu gidişatla gerçekten bir savaş kaçınılmaz gibi görünüyor. Bu toplumların, milletlerin, halkların istediği bir durum değil. Bu, halkların üzerinden spekülasyon yapan onları başka başka saiklerle kendi etrafında kenetleyen bir avuç insanın aslında ihtirasların sonucu. Bunu bütün dünyada değiştirmemiz lazım, bütün dünyanın geleceği açısından. Bu sadece ülkemizi değil bütün dünya insanlığını ilgilendiren bir durum. Bunu Türkiye’de başlatabiliriz. Önümüzdeki seçimler bunun için büyük bir fırsat esasında. Bir yönetim değişikliğini bu seçimde hayata geçirmemiz mümkün olmayabilir ama yöneticilere ‘dur’ mesajını verebiliriz, yöneticilere bu kadar rahatlıkla hareket edemeyeceklerini gösterebiliriz ve gençlerin hem Türk siyasetinde, hem bütün dünya sahnesinde aktif olabileceğini bütün dünyaya Türkiye üzerinden gösterebiliriz. O yüzden biz teşkilatımızla yaptığımız toplantılarda da sürekli bunun üzerinde duruyoruz, altını çiziyoruz. Arkadaşlarımız da bu konuda çok motiveler ve saha çalışmalarına aralıksız devam ediyorlar.
“ÜLKEMİZDEN AÇTIĞIMIZ BİR DEĞİŞİM RÜZGARINI BÜTÜN DÜNYADA SERGİLEMEKTEN BAHSEDİYORUM”
Ülkemizden açtığımız bir değişim rüzgarını bütün dünyada sergilemekten bahsediyorum. Eğer Türkiye bu noktada gerçek ve doğru bir tutum izleyebilirse bölgesini huzura kavuşturabilir. Türk gençliği olarak biz bunu yapabiliriz. Bunun ardından bütün dünyayı huzura götürebiliriz. Başkalarının kaynağına göz dikmiş bazı yöneticilerin ihtiraslarının ortaya çıkardığı savaşlar… Aslında kendi kaynakları, kendi imkanları o ülkelere yetebilirdi ama bununla yetinmediler ve hep başkalarının mallarında, başkalarının kaynaklarında gözleri oldu. Bütün dünyaya şunu göstermek bizim asli vazifemizdir; bütün ülkelerin, her birimizin kendi kaynağı, kendi iş gücü, kendi insan gücü, kendi ülkesine yeterli olabilecek derecededir. Bunu Türkiye’den başlatmak istiyoruz. Bu seçim bu meşaleyi yakmak için büyük bir fırsat.
“FIRSAT PUSULASI: 3 PUSULADAN EN AZ BİRİNDE DESTEK İSTİYORUZ”
Ben bütün seçmenimize şunu da söylemek istiyorum; bu yerel seçimde, özellikle Anadolu’da insanımızın bazı ikili diyalogları, bazı ikili ilişkileri, bazı oy sözleri, bazı bağlı olduğu mecburiyetler olabilir. Yıllardan beri oy verdiği insanlara veya partilere oy vermeye devam devam etme zorunluluğu hissedebilirler. Bunu normal karşılıyorum aslında ama bütün seçmenimize de şu mesajı vermek isterim; gençlerin yarınlarına yapacakları yatırımlar, onlara kar olarak, getiri olarak dönecektir. Biz BTP olarak ülkeyi düşünen, ülkenin yarınlarını düşünen bir siyasi partiyiz. Bu seçimde vatandaşlarımızın önlerine aslında bir fırsat pusulası geliyor. İl belediyesi, ilçe belediyesi ve encümen listelerinin olduğu bir pusula gelecek bütün seçmenlerimize. Biz BTP olarak bütün pusulalarda, Türkiye’nin her yerinde varız. Dolayısıyla mutlaka o üç pusuladan üçünde de, olmadı ikisinde, olmadı mutlaka en az bir tanesinde seçmenimizin desteğini parti olarak istiyoruz, bekliyoruz. Bütün pusulalarda var olacağız. BTP bütün illerde ve bütün ilçelerde ve bütün beldelerde logosuyla, adayıyla var olacak. Ben vatandaşlarımızdan mutlaka en az birinde BTP’yi desteklemelerini de rica ediyorum.”
]]>Çocukluktan itibaren dövüş sporlarıyla ilgilenen 51 yaşındaki Murat Akaltun’un, tekvando, boks, muay thai ve kick boksta çok sayıda dünya, Avrupa, Balkan, Akdeniz ve Türkiye şampiyonluğu bulunuyor.
Kick Boks Milli Takımı’nda 15 yıldır antrenörlük yapan Akaltun’un 3 çocuğu da babalarının izinden giderek bu spora başladı.
Yaklaşık 12 yıldır kick boks yapan 18 yaşındaki Fatma Nursev Akaltun, bir dünya, bir Avrupa ve 6 Türkiye şampiyonluğu yaşadı. 17 yaşındaki Muhittin Akaltun da bir kez dünya, bir kez Avrupa ve 5 kez Türkiye şampiyonu oldu. Ailenin en küçüğü 8 yaşındaki Mehmet Muratcan Akaltun da alt minik kategorisinde Türkiye şampiyonu olmayı başardı.
Murat Akaltun: “Çok gurur verici bir durum”
Murat Akaltun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yıllardır sporun içerisinde olduğu için çocuklarının da kendisinden etkilendiğini söyledi.
Çocuklarının neredeyse spor salonunda büyüdüğünü anlatan Akaltun, şunları kaydetti:
“Çocuklarının uluslararası platformlarda Türkiye’yi temsil ederek, şanlı bayrağı göndere çektirme şerefine nail olması herkesin rüyası, hayalidir. Hakikaten de tarifi imkansız bir duygu. Mesela biz ailecek ilk şampiyonluğu Fatma ile tattık. O gün ağlamıştım yani. Sevincimden, gururumdan ağlamıştım. Muhittin’de de aynı sevinci yaşayıp, ağladık. Sonuç itibarıyla hem ülkemiz hem ilimiz hem ailemiz adına çok gurur verici bir durum. Yetiştirdiğim çocuklarım ülkemizi temsil etmiş, bayrağımızı göndere çektirmişler. Bu tarifi imkansız bir duygu. Biraz aşka benzer, anlatılmaz yaşanır.”
Fatman Nursev: “Aramızdaki rekabet bizi hırslandırıyor”
Fatma Nursev Akaltun da turnuvalara kardeşleriyle evde, babasıyla da salonda hazırlandığını ifade etti.
Şu an Avrupa Şampiyonası için hazırlık yaptığını belirten Fatma Nursev, “Doğal olarak kardeşlerimle de aramızda bir rekabet oluşuyor. Kendi aramızda evde de maçlar yapıyoruz. Aramızdaki rekabet de bizi daha çok hırslandırıyor, daha çok teşvik ediyor ve daha iyi hazırlanmamızı sağlıyor.” diye konuştu.
Muhittin Akaltun: “Babam sağ olsun, her şeyimizi ona borçluyuz”
Muhittin Akaltun da kardeşleriyle aynı sporu yapmanın faydalarını gördüğünü belirterek, “Babamın başarıları hem benim gurur kaynağım hem de spora başlangıç sebebimdir. Yani babam olmazsa biz şu anda buralara gelemezdik. Biz zaten gözümüzü spor salonunda açtık. Küçüklüğümüzden beri bu sporu yapıyoruz. Babam sağ olsun, her şeyimizi ona borçluyuz.” ifadelerini kullandı.
Mehmet Muratcan Akaltun ise iyi bir boksör olmak istediğini belirterek, “Çok çalışacağım. Ağabeyimi ve ablamı geçeceğim.” dedi.
Annelerinin heyecanı başka
Anne Birsen Akaltun da ailesinin başarısıyla gurur duyduğunu dile getirdi.
Şampiyona dönemlerindeki heyecanlarının farklı olduğunu anlatan Birsen Akaltun, “Çok heyecanlı geçiyor. Onları dışarı maçlara göndermek güzel. Gelmelerini beklemek daha heyecanlı. Çok şükür sonucunu da güzel alıyoruz Murat hoca sayesinde. Güzel evlatlarım, güzel sonuçlara doğru gidiyorlar. Darısı daha güzel yerlere inşallah.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Kurtulmuş, Bağcılar’daki Kadir Topbaş Halk Sarayı’nda düzenlenen ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Geleneksel İftar Programı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’de başarılı olmuş bir camianın mensupları olarak, iftarda bir arada olduklarını ifade ederek dernek yönetimine teşekkür etti.
İmam hatip okullarının mimarlarından biri olan Celaleddin Ökten ile Yahya Kutluoğlu’nun kurduğu bu camianın faaliyetlerinin bugün belli bir noktaya geldiğini dile getiren Kurtulmuş, İlim Yayma Cemiyeti ile İlim Yayma Vakfının ise işin en başından itibaren bir motor gücü oluşturduğunu söyledi.
İmam hatip camiasının bu noktaya gelmesinde emeği geçenlere şükranlarını dile getiren Kurtulmuş, “Onların çabaları, gayretleri olmasaydı, maddi imkanlar yokluğu ve her bakımdan zorlukların yaşandığı dönemlerde mücadele azimleri olmasaydı, bugüne gelmemiz belki de mümkün olmazdı. Hepsinin emeği var olsun. Bugün de gayretle bu mücadeleyi sürdüren arkadaşlarımızdan da Cenabıallah razı olsun.” diye konuştu.
Türkiye’deki imam hatip davasının ne kadar başarılı olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek olmadığını belirten Kurtulmuş, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir imam hatip mensubudur, bir imam hatip mezunudur ve imam hatip davasına gönül vermiş bir öncüdür. Bu bile tek başına bu projenin ne kadar başarılı olduğunu göstermek bakımından yeterlidir. Ayrıca Türkiye’nin her yerinde millete hizmet için gayret sarf eden, ömrünü vakfeden, yüzlerce, binlerce imam hatip mensubu ve mezun olduğunu biliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Dünyada artık İsrail’in zulümlerine seyirci kalmayan milyonlarca insan var”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, iftarların buruk bir şekilde idrak edildiğini belirterek İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım boyutlarını çoktan aşan katliamın bütün insanlık için yüz karası olmaya devam etiğini vurguladı.
Aldığı birtakım siyasi ve daha ötesindeki desteklerle bu zulme devam eden Netanyahu ve çetesinin, yaptıklarının yanına kar kalacağını zannettiğini ifade eden Kurtulmuş, “Ancak şunu açıklıkla ifade etmek isteriz ki dünyada artık İsrail’in yapmış olduğu bu zulümlere seyirci kalmayan milyonlarca insan var. Dinleri bizim gibi olmayan, dilleri bize benzemeyen, renkleri bizim gibi olmayan bu milyonlarca insan, dünyanın birçok yerinde adalet ve hakkaniyet adına sokağa çıkıyorlar ve bu zulmün durdurulmasını talep ediyorlar.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ilk andan itibaren milletin hemen hemen tamamının ortak duygusunun tercümanı olarak Gazze’de acil ateşkesin sağlanması, İsrail’in zulmünün durdurulması ve oradaki mazlumlara yardım elinin ulaştırılması için bütün uluslararası platformları sonuna kadar zorladıklarını anlatan Kurtulmuş, Türkiye’nin bu konudaki duyarlılığı ve ortaya koyduğu kararlılığının ne kadar haklı olduğunun her gün biraz daha teyit edildiğini söyledi.
Rusya’nın başkenti Moskova’daki terör saldırısı
Kurtulmuş, dün Rusya’nın başkenti Moskova’daki “Crocus City Hall” adlı konser salonunda düzenlenen terör saldırısına da değinerek şunları kaydetti:
“Dün Rusya’da yaşadığımız olayla, Gazze’de yaşanan olaylar arasında bir bağlantı kurarak değil ama iki olayın bizim önümüze koyduğu vahim durumu hatırlatmak için söylüyorum. Türkiye olarak biz, nasıl Gazze’de ilk andan itibaren acil bir ateşkes sağlanması, Gazze’de İsrail’in bu saldırganlığının çevre ülkelere yayılmaması için hayati bir iş olduğunu savunuyorsak aynı şekilde Ukrayna-Rusya Savaşı süresince de Sayın Cumhurbaşkanı’mız defaatle devreye girerek Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın adil, kalıcı ve her iki tarafın da razı olabileceği bir şekilde sonlandırılması için gayret sarf etti. Türkiye bu gayreti ortaya koydu.
Ukrayna ve Rusya, Dolmabahçe’deki toplantıda neredeyse masada anlaşma noktasına gelmişti. Ancak birileri bu savaşın devam etmesini istedi. Şimdi Netanyahu ve çetesi ne olursa olsun ‘Ben Refah’a gireceğim’ diyor ya… Savaşı devam ettirmek istiyor. Çünkü bu savaşın devam etmesi bölgede ve dünyada yeni istikrarsızlıklar demektir. Bunu biliyor. Diğer tarafta da Rusya-Ukrayna Savaşı’nın bitmesini istemeyen güçler, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı sadece iki ülke arasında bir savaş olarak değil, Rusya’yla topyekun Batı arasında bir savaşa döndürmek arzusundalar. Korkarak ifade ediyorum, üçüncü dünya savaşının fitilini ateşliyorlar.”
Terör örgütlerinin dünyada bir dış politika kartı olarak kullanılarak dünyanın dizayn edilmeye çalışıldığını belirten Kurtulmuş, “Allah aşkına, kendi ülkesinin başkentini bile doğru dürüst bilmeyen insanlar nasıl oluyor da dünyanın en büyük başkentlerinden birisi olan Moskova’da en modern silahlarla böyle bir terör eylemini ortaya koyuyorlar? Bunun bir tane açıklaması vardır. Demek ki Rus istihbaratının da üstünde büyük bir istihbarat aklıyla bu olaylar ortaya çıkıyor.” dedi.
Türkiye’deki Reina saldırısını unutmadıklarını da aktaran Kurtulmuş, terör örgütlerinin arkasındaki büyük güçlerin, desteklerinden vazgeçmesi halinde bir ayda dünyada terör kalmayacağını vurguladı.
Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu sorunun cevabı verilsin. Bunlara bu silahları kim veriyor? Bu lojistiği kim sağlıyor? Bu istihbaratı kim veriyor? Kimin lehine çalışıyorlar? Yaptıkları eylemler kime yarıyor? Böyle baktığınız zaman bir şeytani akıl, dünyaya hakim olmak adına dünyayı hızla bir üçüncü dünya savaşına doğru sürüklüyor. Buna ‘Dur’ demek lazım. Türkiye, ‘Ukrayna-Rusya Savaşı bir an evvel bitsin’ derken, bunun için gayret ederken, çırpınırken en önemli motivasyon noktalarımızdan birisi burasıydı. Biz Filistinli kardeşlerimizin çektiği bu zulüm bitsin, İsrail’deki zulüm mekanizması sonlandırılsın, durdurulsun derken aynı duyguyla hareket ediyoruz.
Şunu üzülerek ifade ediyorum ki son dönemde terör örgütlerini, kendi vekilleri olarak kullananlar, yani terör örgütleri üzerinden vekalet savaşlarını sürdüren güçler artık bir safha daha yukarıya çıktılar. Şimdi vekil devletler üzerinden savaşlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu, çıkar yol değildir. Burada bu iftar sofrasında bütün insanlığı hayırlı ve yararını düşünen bir milletin mensupları olarak ve bütün insanlık için iftar sofralarımızda esenlik, barış ve adalet duaları eden bir inancın mensupları olarak diyoruz ki bu gittikleri yol doğru yol değildir. Terörün her türlüsünün lanetli olduğunu, her bir terör örgütünün motivasyonu ne olursa olsun şeytani bir yapı olduğu ama o terör örgütlerine destek verenlerin de en az bu terör örgütü mensupları kadar çok daha fazla hatta şeytani bir zihin içerisinde olduğunu ifade etmek istiyorum.”
Bu coğrafyada sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’ye ihtiyaç olduğunun altını çizen Kurtulmuş, Türkiye Yüzyılı’nın da ancak böyle bir Türkiye’yle kurulabileceğini belirtti.
Kurtulmuş, “Türkiye’nin öncülüğünde dünyada barış ve adalet ortaya konulabilir. Sözümüzün doğru, hakkaniyetli, adil, güçlü olması ne kadar önemliyse o sözün arkasına güç koymamız gerektiği de en az onun kadar önemlidir.” diye konuştu.
“Gençlik yıllarımızda neyi tasarladıysak hepsi gerçekleşmiştir”
Türkiye’de milli mefkureye sahip olan, milli siyaset anlayışını benimsemiş olan insanların verdiği mücadelenin, on yıllar süren büyük bir mücadele olduğunu ifade eden Kurtulmuş, şunları kaydetti.
“Hemen hemen bizim gençlik yıllarımızda neyi tasarladıysak, ‘Şu şöyle olsun’ dediysek, neyi hedef olarak ortaya koyduysak hepsi gerçekleşmiştir ama bir şey eksik kalmıştır. İnşallah onu da önümüzdeki dönemde gerçekleştirmek sizin temsil ettiğiniz kitleye nasip olacaktır. O da yeni, hakkaniyetli bir dünya sisteminin kuruluşunu temin etmek, buna öncülük etmektir. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Ayasofya’nın açılışını ilan ettiği konuşmasındaki bir cümle, bu söylediğimin şifresidir… Orada şunu ifade etmiştir. ‘Nasıl Ayasofya’yı yıllar süren temenniler, dualar, dilekler sonucu açtıysak inşallah Ayasofya’nın açılışı, Ayasofya’nın özgürleşmesi, Mescid-i Aksa’nın özgürleşmesinin öncüsüdür, Mescid-i Aksa’nın özgürleşmesinin habercisidir.’ Allah yardımcımız olsun, sözümüz kuvvetli olsun, gücümüz tesirli olsun, yolumuz açık olsun.”
Konuşmaların ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, ÖNDER Genel Başkanı Abdullah Ceylan ve Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir katılımcılarla fotoğraf çektirdi.
Kurtulmuş, Sivaslılar iftar programına katıldı
Öte yandan Kurtulmuş, Bağcılar’daki Kadir Topbaş Halk Sarayı’nın diğer bölümünde gerçekleşen Sivaslılar İftar Buluşması’na da katıldı.
TBMM 26. Başkanı İsmet Yılmaz ve iftar programına öncülük eden Sivaslılar, TBMM Başkanı Kurtulmuş’a hediye takdim etti.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen ‘Her Anında Hep Yanında İstanbul İftar Buluşması’na katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan programda yaptığı konuşmasında, “Gazze’de vuku bulan hadiseler bu mübarek günlerin sevincini layıkıyla idrak etmemize engel oluyor. İnsanlıktan nasibini almamış terör devleti İsrail, tam 168 gündür Gazzeli kardeşlerimizi çocuk, kadın, yaşlı, sivil demeden alçakça katlediyor. 2. Dünya Savaşındakilerden daha vahşi bir soykırım uyguluyor. Türkiye ve birkaç ülke dışında İsrail’e ve batılı destekçilerine karşı sesini yükselten aktör neredeyse yok. Türkiye olarak Gazzeli mazlumlara yardım etmeye çalışıyoruz. Ülkemiz bu vicdanlı, yürekli duruşunun bedelini ödemiştir ve ödemektedir. İsrail’den özür dileyen değil, dik ve dirayetli tavrıyla İsrail’e özür dileten Türkiye gerçeği ülkemizdeki kimi çevreleri öteden beri rahatsız ediyor. Biz bunların arkasında hangi lobilerin olduğunun farkındayız. İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı sergilediği vahşete tavrımızı en sert şekilde ortaya koymayı sürdüreceğiz” dedi.
“Deprem sebebiyle 104 milyar dolarlık ilave yükle karşılaşmış olsak da yüzde 4,5 oranıyla ekonomimiz büyümesini sürdürdü”
“Yakın tarihimizde yaşanan krizleri hepimiz çok iyi hatırlıyoruz. Başımıza gelen her hadisenin ülkemize ağır faturaları oldu” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’yi içine düştüğü kriz girdabından biz kurtardık. Ülkemiz kalkınma yolculuğunda önemli bir avantaj elde etti. Zaman zaman kasisler ile karşılaşsak da hedeflerimize doğru sabırla ama emin adımlarla ilerliyoruz. Çevremizde yaşanan onca sıkıntıya hatta savaşa rağmen rotamızdan sapmadık. Sadece deprem sebebiyle 104 milyar dolarlık ilave yükle karşılaşmış olsak da yüzde 4,5 gibi çok iyi bir oranla ekonomimiz büyümesini sürdürdü. Milli gelirimiz ilk kez 1,1 trilyon doların üzerine çıktı. İşsizlik oranı yüzde 9.4 ile son 10 yılın en düşük seviyesini gördü. Şubat ayında 21.1 milyar dolarla en yüksek ihracat rakamına ulaştık. Türkiye’nin sağlık turizminden aldığı pay da günden güne artıyor. Geçen sene bu kapsamda hastanelerimize 1,2 milyon başvuru yapıldı. Yapımı devam eden şehir hastanelerimizin de devreye girmesiyle bu sayının daha da yükseleceği kanaatindeyiz. Bu sene mal ve hizmet ihracatında hedefimiz 375 milyar dolar, turizmde hedefimiz ise 60 milyar dolardır. İş dünyamızın çabalarıyla daha öncekiler gibi bu hedeflerimize de ulaşacağımızdan şüphe duymuyorum” ifadelerini kullandı.
“Türkiye ve Türk ekonomisi için en doğrusunu yapmanın çabasındayız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tüm dünya gibi bizim de en büyük sıkıntı kaynağımız enflasyondur. Enflasyona ilave olarak biz bir de tamahkarlıkla mücadele ediyoruz. Hiçbir ekonomik temeli olmayan saiklerle milletimizin ekmeğine kan doğramaya çalışan fırsatçılara göz açtırmamakta kararlıyız. İlgili bakanlıklarımız vasıtasıyla bu tür gayri ahlaki yollara tevessül edenleri takip ediyoruz. Hem aldığımız tedbirleri hem de uyguladığımız ekonomi programının etkisi ile yılın ikinci yarısında enflasyonda hızlı bir düşüşe şahit olacağız. Enflasyonun düşüşe geçmesi ile birlikte inşallah sağlık çalışanlarımızdan, emeklilerimize işçilerimizden, çiftçilerimize kadar toplumumuzun tüm kesimlerinin refahı da artacaktır. Hatırlarsanız 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde de milleti panikletmek için her yolu denediler ama muvaffak olamadılar. Biz ekonomi programımıza ve ekibimize güveniyoruz. Bu konudaki sağlam duruşumuzu açıkça ortaya koyduk. Eleştirileri göğüslememe pahasına ülkemize ve milletimize ileride çok ağır bedeller ödetecek yollara girmiyoruz. Şunu çok iyi bilmenizi isterim; biz sadece günü kurtarmanın değil Türkiye ve Türk ekonomisi için en doğrusunu en hayırlısını yapmanın çabasındayız. Karşımızdakilerin böyle bir dertlerinin olmadığını en iyi siz biliyorsunuz” dedi.
“İstanbul’u muradına kavuşturarak belediyecilik hizmetlerinde zirveye taşıyacağız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerel seçimlerle ilgili, “İstanbul aç, İstanbul şu anda hizmeti aç. Bunu yakalamak için evet 5 yılı kaybettik ama bir 5 yıl daha bekleyemeyiz. Bu kardeşiniz İstanbul’da görevi kimden almıştı? CHP’den almıştı. O zaman İstanbul çöp, çukur, çamurdu. Ben Kasımpaşa’da doğmuş, Kasımpaşa’da büyümüş bir İstanbul çocuğu olarak aslen ne kadar Rizeli olsam da buraların durumunu çok çok iyi bilirdim. Haliç doluydu, pislikten geçilmiyordu. Biz Haliç’i bu şekilde aldık önce temizledik. Buradan çıkardığımız bütün pislikleri 9,5 km ötede Alibeyköy’deki taş ocağına aktardık. Haliç eğer kokmuyorsa işte bizim sayemizde. Ama şurada birkaç kilometre ötede şu andaki mevcut başkan temelsiz temel atma törenine gitti. Çünkü bunlar bu işlerden anlamaz. Bunlara bir sorun soruşturun, geldin gidiyorsun acaba kaç tane metro yaptın? Kaç tane İstanbul’a hizmetkar olacak adım attın? Hiçbir şey yok. Yapmazlar, yapamazlar. Bunların geçmişinden bugüne attıkları bu tür adımlar yok. Hiçbir zaman da olmayacak. Çünkü bunlarda böyle bir aşk yok, heyecan yok, coşku yok. Bizde ise yatırım, istihdam, üretim, cari fazla yoluyla ülkeyi kalkındırmak var. Biz İstanbul’a aşığız. Türkiye’ye yeni bir heyecan getirmek istiyoruz. İstanbul’u muradına kavuşturarak Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan bu şehri belediyecilik hizmetlerinde de tekrar zirveye taşıyacağız” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Haliç Kongre Merkezi’ndeki “Her Anında Hep Yanında İstanbul İftar Buluşması”na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, iş insanları, Dünyagöz ailesinin doktorları ve yakınları ile iftar vesilesiyle bir araya geldiklerini söyledi.
Katılımcıların Ramazan-ı Şerifi’ni tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek ramazanın neredeyse artık sonlarına yaklaşıyoruz. Rabb’im tuttuğunuz oruçları, yaptığınız ibadetleri katında kabul eylesin. Mevla bizleri sağlık, huzur ve afiyetle Ramazan-ı Şerif’e kavuşturduğu gibi bayrama da kavuştursun niyazında bulunuyorum.” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de, Irak’ta, Sudan’da ve son olarak Gazze’de vuku bulan hadiselerin, bu mübarek günlerin sevincinin layıkıyla idrak edilmesine mani olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“İnsanlıktan nasibini almamış terör devleti İsrail, tam 168 gündür Gazzeli kardeşlerimizi, çocuk, kadın, yaşlı, sivil demeden alçakça katlediyor, İkinci Dünya Savaşı’ndakilerden daha vahşi bir soykırım uyguluyor. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler ve sağlık çalışanlarının, ibadethanelerin işgal güçleri tarafından özellikle hedef alındığını görüyoruz. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar ise İsrail yönetiminin bu barbarlığını basit tepkiler dışında sadece seyrediyor. Türkiye ve birkaç ülke dışında İsrail’e ve Batılı destekçilerine karşı sesini yükselten aktör neredeyse yok. Türkiye olarak bölgedeki dostlarımızla işbirliği içinde Gazzeli mazlumlara yardım etmeye, bir nebze de olsa acılarını hafifletmeye çalışıyoruz. Peygamber Efendimizin hadisişerifine uygun şekilde elimizle, dilimizle ve kalbimizle zulme karşı duruyor, Gazzeli kardeşlerimizi destekliyoruz.”
“İsrail’in Filistinlilere karşı sergilediği vahşete tavrımızı en sert şekilde ortaya koymayı sürdüreceğiz”
Gazzeli mazlumların dramını, Türkiye karşıtlarının ellerine tutuşturduğu argümanlar üzerinden siyaset malzemesi yapanlara üzülerek baktığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sırf eleştirmek, sırf AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na vurmak için aslı astarı olmayan ithamlarda bulunanları Rabb’imize havale ediyoruz. Onlar bilmese de Mevla bizim gayretlerimizi ve yardımlarımızı biliyor. Onlar görmese de Filistin halkıyla birlikte Afrika’dan Asya’ya dünyadaki tüm mazlumlar, Türkiye’nin samimi çabalarının en yakın şahididir. Ülkemiz bu vicdanlı, merhametli ve yürekli duruşunun bedelini ödemiştir, ödemektedir. Zulme ve işgalcilere karşı direnen Filistinli kardeşlerimize terörist iftirası atanların söylediklerini ise zaten dikkate bile almıyoruz.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakan olmadan önce ABD’ye yaptığı bir ziyarette kendisine yöneltilen bir soruya verdiği yanıtı hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Henüz başbakan olmamıştım, Amerika seyahatindeydim. Orada Amerika’nın o belli tipleri bana şu soruyu sordular, ‘Siz özellikle Filistin’e nasıl bakıyorsunuz?’ Onu aştılar dediler ki, ‘Siz Filistin’deki bu kişilere nasıl bakıyorsunuz?’ ‘Sizin baktığınızın tam aksiyle bakıyorum, ben Müslümanım onlar da Müslüman. Dolayısıyla onlara elimizden gelen destek neyse, o desteği de sonuna kadar vermeye varız.’ demiştim. Tabii bu işin arkasında nelerin olduğu artık çok açık net ortada. Bunlar Suriye meselesinde olduğu gibi burada da mazluma karşı zalimin yanında esas duruşa geçmişlerdir. İsrail’den özür dileyen değil, dik ve dirayetli tavrıyla İsrail’e özür dileten Türkiye gerçeği ülkemizdeki kimi çevreleri öteden beri rahatsız ediyor. Biz bunların ve arkasında hangi lobilerin olduğunun elbette farkındayız. Bugüne kadar bu lobilere boyun eğmedik, bundan sonra da eğmeyeceğiz. İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı sergilediği vahşete tavrımızı en sert şekilde ortaya koymayı sürdüreceğiz.”
(Sürecek)
]]>Mücadeleye hızlı başlayan Trabzonspor, karşılaşmanın 14. dakikasında Paul Onuachu'nun attığı güzel golle 1-0 öne geçti. Bu golün ardından baskısını arttıran Beşiktaş, ilk yarının uzatma dakikalarında bordo-mavili futbolcu Enis Bardhi'nin eline çarpan top sonrasında penaltı kazandı. Kazanılan penaltıyı 45+3. dakikada gole çeviren Rachid Ghezzal, ilk yarının skorunu belirledi ve ilk 45 dakika 1-1 beraberlikle tamamlandı.
İkinci yarıda da baskılı oyununu sürdüren Beşiktaş'ta Salih Uçan, Jackson Muleka'nın ortasında düzgün bir kafa vuruşu yaparak topu filelere yolladı ve takımını 2-1 öne geçirdi. Bordo-mavililer, bu gole 89. dakikada Nicolas Pepe ile karşılık verdi ve skor 2-2 oldu.
Son bölümde yediği golün şokunu atlatan Kartal, 90+4. dakikada Al-Musrati'nin golüyle yeniden deneme bonusu veren siteler öne geçmeyi başardı. Savunmanın uzaklaştıramadığı topu ceza sahası dışında önünde bulan Al-Musrati, gelişini düzgün bir vuruşla Uğurcan Çakır'ımağlup ederek takımını 3-2 üstünlüğe taşıdı. Beşiktaş, bu sonuçla Ziraat Türkiye Kupası'nı müzesine götürdü.
17. kez finalde mücadele eden Beşiktaş, Trabzonspor'u 3-2 mağlup ederek 11. kez Ziraat Türkiye Kupası'nı müzesine götürmeyi başardı. Siyah-beyazlı ekip, bu sezon 62.'si düzenlenen 1974-1975, 1988-1989, 1989-1990, 1993-1994, 1997-1998, 2005-2006, 2006-2007, 2008-2009, 2010-2011 ve 2020-2021 sezonlarında kupanın sahibi oldu.
Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanan Beşiktaş, gelecek sezon UEFA Avrupa Ligi'ne Play-Off Turu'ndan katılacak. Ligde 3. sırayı garantileyen Trabzonspor ise Avrupa Ligi'ne ön eleme turundan katılmayı garantilemişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzonspor'u 3-2 mağlup ederek Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanan Beşiktaş'ı tebrik etti. Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "2024 Ziraat Türkiye Kupası Şampiyonu Beşiktaş'ı, tüm camiasını ve taraftarını canıgönülden tebrik ediyorum" ifadelerini kullandı.
]]>Bolat, Çorlu Ticaret ve Sanayi Odasında düzenlenen iş dünyası ile buluşma toplantısında, organize sanayi bölgelerinin çok olmasının Türkiye’nin dönüşümünü gösteren önemli göstergeler olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin büyümeye devam ettiğini ifade eden Bolat,”Milli gelirimizin 2002’de 230 milyar dolar olduğunu düşünürsek geçen yıl 1 trilyon 118 milyar doları aştığımız söylersem bu milli gelirin yaklaşık dört buçuk katı arttığının delilidir. Yani, bir Türkiye’ye dört buçuk Türkiye ekonomisi daha eklenmiş demektir üretim anlamında. Bu kendiliğinden olmadı ki. Siyasi istikrarla oldu. Güçlü siyasi istikrar, güçlü ekonomi yönetimiyle oldu. Halkımız bunu görüyor. Gördüğü için de 17 tane seçim zaferi hediye etti. Allah’a şükür. Çalışan, üreten, halka hizmet edeni, halkımız daima baş tacı ediyor.” ifadelerini kullandı.
Bolat, gelişen ve büyüyen Türkiye’de halkın refah düzeyinin arttığını, 2002 yılında 3 bin 608 dolar olan milli gelirin geçen yıl 13 bin 110 dolar olarak dört katı artış gösterdiğini aktardı.
Türkiye’de son 20 yılda ortalama yıllık 1 milyon ile 1 milyon 400 bin arasında daire satıldığını aktaran Bolat, şunları kaydetti:
“Bu daireleri Avrupalılar veya dışarıdakiler gelip almıyor. Bizim insanımızı alıyor. Türkiye’de 2002 yılında 4 milyon otomobil toplam 7 milyon araç varken şu anda 15 buçuk milyonu otomobil toplam 27 milyon araç tescili var. Bu araçlar yollarımızda. Zaten trafik sıkışıklıklarını görüyoruz. 30 bin kilometre duble yollar yapıldı. Binlerce kilometre otoyol yapıldı. Binlerce kilometre hızlı trenler yapılıyor. 400 tane tünel yapıldı, viyadükler yapıldı. Tüp geçitler yapıldı. Onlarca büyük köprüler yapıldı. Bunlar niçin yapılıyor? Ticaret artsın diye. Vatandaşımız rahatça ulaşım yapabilsin, işine gitsin, memleketine gitsin, ticaretine gitsin, tatiline gitsin diye yapıldı.”
Bolat, Trakya’nın Türkiye’nin Avrupa’ya ve dünyaya açılan kapısı olduğunu dile getirdi.
Türkiye ihracatının yüzde 45’inin bölgedeki gümrüklerden yapıldığını vurgulayan Bolat, “Türkiye’nin ihracatının yüzde 45’i Çorlu’dan geçiyor Tekirdağ’dan geçiyor, Edirne’den geçiyor, Kırklareli’nden geçiyor. Bu şehirlerimize büyük değer kazandırıyor. İş yapılıyor, ticaret, lojistik, Türkiye’nin lojistik sektörü değerli arkadaşlar 100 milyar dolara ulaştı. Lojistikten kazandığımız para, döviz 40 milyar dolara ulaştı.” dedi.
Türkiye’nin ihracatının 256 milyar dolar olduğunu bunun yüzde 94’ünü de sanayi ürünlerinin oluşturduğunu belirten Bolat, ürünlerin Avrupa ülkeleri, ABD ve Kanada gibi ülkelere satıldığını aktardı.
Bolat, ürünlerinin kaliteli olması nedeniyle önemli ülkelerin ihracat için Türkiye’yi tercih ettiğini, Türkiye’nin 12 bin ürün ihraç ettiğini belirtti.
Türkiye’nin üretmeye, yatırım ve ihracat yapmaya, döviz kazanmaya devam ettiğini anlatan Bolat, şunları kaydetti:
“Bizim 2022’de 97 milyar dolar, 2023’te 69 milyar dolar bir enerji faturamız var. Sanayi büyüyor, ülke büyüyor, gelişiyor. Bundan 20 sene önce evlerde klima yoktu, iş yerlerinde klima yoktu. Artık her yerde klima var. Klima nasıl çalışır? Elektrikle çalışıyor. Bu elektriği nasıl üreteceğiz? Doğal gazla üretiyoruz, kömürle üretiyoruz, rüzgarla, güneşle, hidrolik suyla üretiyoruz, jeotermalle üretiyoruz. Bir ülkenin gelişmesinin en önemli göstergelerinden birisi de elektrik üretimidir. Bakın arkadaşlar elektrik yıllık üretimimiz 2002’de yaklaşık 90 milyar kilovatsaatteyken, 330 milyar kilovatsaatte yükseldi 20 senede.”
Türkiye’nin önemli krizleri başarıyla atlattığını da ifade eden Bolat, hep birlikte çalışarak problemlerin üstesinden geleceklerini anlattı.
Toplantıya, AK Parti Milletvekilleri Mestan Özcan, Gökhan Diktaş, Çiğdem Koncagül, İl Başkanı Ali Gümüş oda başkanları ve iş insanları katıldı.
]]>Bir dizi programa katılmak için Eskişehir’e gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, AK Parti Eskişehir İl Başkanlığı binasında partililerle bir araya geldi. Burada açıklamalarda bulunan Bakan Işıkhan, “Eskişehir Anadolu’nun yeşil bozkırı, medeniyetlerin kadim yolu. Alimler, liderler şehri, aynı zamanda eğitimin ve üretimin de merkezi olan Eskişehir ülkemizin en genç şehirlerinden birisidir. Biliyorsunuz 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. Dolar bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına milli gelir de, 13 bin 110 dolarla, tarihin en yüksek düzeyini gördü. Tüm bunları sizlerle başardık. İlimiz bu anlamda büyük bir potansiyele ve dinamizme sahip. Bu potansiyele güvenerek ilimize son 21 yılda genel bazda 147 Milyar lira yatırım yaptık. Sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın yaptığı yatırım ve vatandaşlarımıza aktardığı destek tutarı ise 7,5 milyar lirayı bulmuş durumda. Bakınız bu rakamlar, yeni yatırımlar, yeni üretimler demektir” dedi.
“Türkiye’nin köhne muhalif zihniyetlerinden, çöp, çukur, çamur siyasetinden bıktı usandı”
Eskişehir’in dinamizmine dikkat çeken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “Biz diyoruz ki artık bu yeniliği bu dinamizmi gerçek belediyecilikle taçlandırma vaktidir. Bu şehir; artık eski Türkiye’nin köhne muhalif zihniyetlerinden, çöp, çukur, çamur siyasetinden bıktı usandı. Eskişehir’i yıllardır mevcut potansiyeli ezberle bastırılmış; mağdur bir şehir olmaktan çıkarıp, gerçek belediyecilikle buluşturma vakti gelmiştir. Vakit artık AK belediyeciliğin farkıyla ilimizin çehresini, atmosferini Türkiye Yüzyılına yakışır hale getirme vaktidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle bu seçimler sıradan bir belediye seçimi değil, aynı zamanda Türkiye Yüzyılı şehirlerinin Gerçek Belediyecilikle buluşacağı önemli bir eşiktir. AK Parti 2002’den bu yana girdiği tüm yerel ve genel seçimlerde milletimizin sevgisini kazanarak alnının akıyla ve zaferle çıkmayı başarmış bir partidir. 1 Nisan sabahı da yine aynı zaferle, Cumhur İttifakı olarak tüm il ve ilçelerimizde yeni bir sayfa açacağız inşallah. Çünkü Türkiye’nin ve AK Parti’nin milletine gönül vermiş; cesareti ve ferasetiyle Türkiye’yi emin adımlarla 2023 hedeflerine taşımış ve önümüzdeki yüzyılın hedeflerini belirlemiş Sayın Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü, vizyoner bir lideri var, hamdolsun. Aynı zamanda Eskişehir’in zafere inanmış, davası için gece gündüz demeden çalışan, gayret eden fedakar bir teşkilatı var. Maşallah ziyaret ettiğimiz tüm illerde teşkilatlarımız büyük bir heyecanla, gayretle, büyük bir özveriyle çalışmalarını sürdürüyor. AK Parti belediyeciliğiyle bütün şehirlerimizi, ilçelerimizi ve mahallelerimizi; çağımıza uygun yeni projelerle, her alanda dünya standartlarının üzerine çıkaracağız. Bu dava için ortaya koyduğunuz özverinin şahidi olarak, Eskişehir’in belediyecilik tarihinde yeni bir sayfa açacağımıza, şehrimizi AK Parti Belediyeciliğine, Cumhur İttifakı’nın milli duruşuna kavuşturacağımıza inanıyorum. Nebi Hatipoğlu vekilimiz; Eskişehir’i gerçekten hak ettiği büyük hizmetlerle inşallah buluşturacak. Sefer bizden, zafer Allah’tandır. Bu duygularla 31 Mart yerel seçimlerinin ülkemize, milletimize hayırlı hizmetlere vesile olmasını Allah’tan temenni ediyorum” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Zonguldak ziyareti çerçevesinde Gökgöl Mağarası mevkisinde Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu, AK Parti Zonguldak milletvekilleri Muammer Avcı, Ahmet Çolakoğlu, Zonguldak Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahim Alan, AK Parti Zonguldak İl Başkanı Mustafa Çağlayan, Zonguldak Belediye Başkanı Ömer Selim Alan ve protokol üyeleri tarafından karşılandı.
Bakan Tunç, karşılamanın ardından Kilimli ilçesine hareket etti. İlçede esnaf gezisi gerçekleştiren Bakan Tunç, vatandaşlarla da görüşerek 31 Mart yerel seçimlerinde Kilimli Belediye Başkanı ve Başkan adayı Kamil Altun için destek istedi.
Merkez Mahallesi Atatürk Caddesi üzerindeki seçim irtibat bürosunda vatandaşlara hitap eden Bakan Tunç, “Gezdiğimiz her yerde pek muhalif kimliğe rastlayamadık. Herkes Kamil başkanla yola devam diyor. Hayırlı uğurlu olsun. Kilimli’den rekor bir oy bekliyoruz. Kilimli’den inşallah bu birinci dönem daha bu ilk dönem. Şimdi ikinci dönem Kilimli daha çok kazanacak, daha çok eser üretilecek. Gerçek belediyecilik demek eser ve hizmet üretmek demek. Gerçek belediyeciliğin mimarı Recep Tayyip Erdoğan’dır. 1994’te İstanbul’da yaşanılmaz hale getiren Cumhuriyet Halk Partisi’nden devraldı belediyeyi; kısa bir süre içerisinde yaşanılır hale getirdi. O başarı onu Başbakanlığa taşıdı. Parti kurmasını sağladı. Milletimiz İstanbul’u kurtardın, Türkiye’yi de kurtarırsın. O 90’lı yıllar boyunca çekilen sıkıntılardan bu ülkeyi sen kurtarırsın dedi. Adeta AK Parti’nin kurulmasını sağladı millet. AK Partili kadrolar belediyecilikten gelir. Dolayısıyla gerçek belediyecilik derken biz bunu icraatımızla, eser siyasetimizle gösterdik. ve 2002 yılından bu yana da tüm ülke genelinde o gerçek belediyecilik eser ve hizmet siyasetine dönüştü, bir marka haline geldi, bir ekol haline geldi. Yerel kalkınmayla, ülke kalkınmasını bir arada getirdik. Şimdi Kilimli’de inşallah Kamil Altun’un yeni projeleri var. Bu ilk dönemi, projeleri, yaptıkları, yapacaklarının teminatı. İkinci dönem projelerine sonuna kadar destek vereceğiz. Hükümet olarak, kabine üyesi olarak, bölgenin bir evladı olarak, sizin kardeşiniz olarak bakandan öte beraberiz zaten sizlerle. ve inşallah el ele, kol kola milletvekillerimizle birlikte uyum içerisinde Kilimli kazanmaya devam edecek. 31 Mart Bayram olsun inşallah, Milli İrade Bayramı olsun” dedi.
“17 sandık kuruldu önünüze ‘AK Parti’ dediniz”
Kilimli ziyaretinin ardından Gelik beldesine hareket eden Bakan Tunç, burada Belediye Başkan adayı Hikmet Bektaş için destek istedi. Bakan Tunç, “İnşallah 31 Mart’ta Hikmet Bektaş belediye başkanı olacak ve gerçek belediyecilik birlikte inşallah Gelik’te sizlerin kararıyla devam edeceğiz. 1994’te gerçek belediyecilik İstanbul’da başladı. Recep Tayyip Erdoğan’la başladı. ve oradaki başarı onu Başbakanlığa taşıdı. AK Parti’nin kurulmasına neden oldu o başarı. ve 2002’den bu yana da Türkiye genelinde Zonguldak’ımız da dahil olmak üzere eser ve hizmet siyasetine dönüştü. ve bu eser ve hizmet siyaseti yirmi 22 ülkemizin 81 vilayetini geliştirdi, kalkındırdı. Sadece Türkiye’nin fiziki kalkınmasını, altyapı problemlerini halletmekle kalmadık. Türkiye’nin demokrasisini de güçlendirdik. Yüksek standartlı bir demokrasiye kavuşmak için çok çalıştık Cumhurbaşkanımızın liderliğinde. Sizler hep destek verdiniz. On yedi sandık kuruldu sizin önünüze. On yedisinde de ‘AK Parti’ dediniz. ‘Recep Tayyip Erdoğan’ dediniz. ‘Cumhur İttifakı’ dediniz” şeklinde konuştu.
“Her partinin başkanı, Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktı. Neredeler şimdi?”
Son 22 yılda 17 kez sandık kurulduğunu ve 31 Mart’ta 18. kez halkın sandık başına gideceğini ifade eden Bakan Tunç, muhalefete yüklendi. Tunç, “18. sandık gelirken muhalefetin bulunduğu durumu hep beraber görüyoruz değil mi? Nelerle uğraşıyorlar? Birbirlerine sataşmalar. Hani bunlar on ay önce Türkiye’nin yönetimine taliplerdi beraber. Cumhurbaşkanı adayları vardı, Cumhurbaşkanı adaylarını Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığına layık görürken kendi partilerine genel başkan olmaya bile layık görmediler. Cumhurbaşkanı yardımcıları vardı. Her partinin başkanı, Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktı. Neredeler şimdi? Birbirlerine düştüler. Allah korusun bir iktidar olmuş olsalardı bunlar acaba iktidarı nasıl paylaşabilirlerdi? Memleketi kaosa sürüklerlerdi bunlar. İşte millet bunu gördü ve Cumhur İttifakı dedi. Recep Tayyip Erdoğan’la yola devam dedi Şimdi 18. sandık konuluyor milletimizin önüne. Milletimiz inşallah yine en doğru kararı verecek” dedi.
“Farklı farklı sebeplerle, farklı yerlere bu oyları bölmeyelim”
AK Parti’nin ampulünün altında birleşilmesi çağrısında bulunan Bakan Yılmaz Tunç, “Farklı farklı sebeplerle, farklı yerlere bu oyları bölmeyelim. Ne yapalım? AK Parti’nin ampulünün altında birleşelim. Işığın altında birleşelim. Karanlık iyi değildir. Hep aydınlık olsun inşallah. Türkiye’nin geleceği hep aydınlık olsun. Türkiye Yüzyılını yerel kalkınmayla beraber ülke kalkınmasıyla beraber yürüttüğümüz zaman Türkiye vizyonunu çok daha hızlı inşa etme süreci inşallah olacak. Çocuklarımızın, gençlerimizin geleceği için hep önce insan demeye devam edeceğiz. İnsanımızı güçlendirmeye devam edeceğiz. Eğitimden, sağlığa, kültürden, sosyal politikalara, adalete, güvenliğe varıncaya kadar güçlü insan için çalışıyoruz. 22 yıldan beri insanımızı güçlendirmek için çalıştık. İnsan güçlü olacak ki aile güçlü olsun. Toplum güçlü olsun istikrarlı kalkınma hamleleriyle 81 bir vilayetimizi yatırımlarla donattık. Ülkemizin altyapı problemlerini çözdük. Altyapı problemlerini çözerken aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin alanınıza genişlettik. Demokrasimizi güçlendirdik. Türkiye’yi darbeci, vesayetçi anlayıştan kurtardık. Sizler sayesinde bunu gerçekleştirdik. Bundan sonra bu ülkede darbeci, vesayetçi anlayış tarihe karışmıştır. Birileri çıkıp, ‘yok gençler yaparsa başımızın üstünde yeri var darbeyi’ diyenler bile var. Bunlar ne yapıyor? Böyle bir siyaset olabilir mi? Böyle bir demokrasi olabilir mi? Bunlar demokrasiye inanmaz. Bunlar milli iradeye inanmaz. Hep darbelerden vesayetçi anlayıştan medet umarak iktidara gelmeyi düşünür ama o artık geride kaldı. O yaşlı zihniyetine bu ülkede artık hiçbir zaman yer yok. Millet buna müsaade etmez” dedi.
Bakan Tunç’u karşısında görünce şaşkınlık yaşadı
Bakan Tunç, Gelik ziyaretinin ardından Terakki Mahallesi’nde kurulan semt pazarını ziyaret etti. Burada esnaf ve vatandaşlarla görüştü. Bakan Yılmaz Tunç’u karşısında gören bir vatandaş, “Ben bakan olduğunuzu bilmiyordum. Bu kadar halkın içinde geziyorsanız, size helal olsun. Demek ki bizdensiniz. Zonguldak’a hoş geldiniz” dedi.
Ziyaretlerde bir esnaf Bakan Tunç’a poşetle portakal ikram etti. Bakan Tunç ardından Karabük’ün Yenice ilçesine hareket etti. – ZONGULDAK
]]>Şanlıurfa’da partisinin mitinginde konuşan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Günde 8-10 tane gemi Türkiye limanlarından kalkıp harıl harıl katil siyonist rejime mal taşımaya devam edip gübre, çelik, yedek parça, tekstil, giyim kuşam, dikenli tel, tel örgü, metaller… 7 Ekim’de katliam başladı. 7 Ekim’den bu yana 8 milyon lira değerinde dikenli tel Türkiye’den İsrail’e gönderildi. Ramazan’da İsrail Mescid-i Aksa’nın çevresini dikenli tellerle çevirdi. O çevirdiği dikenli teller Müslümanlar Mescid-i Aksa’ya giremesin diye kullandığı dikenli teller Türkiye’den gitti maalesef” dedi.
Fatih Erbakan, Şanlıurfa’da Abide Meydanında düzenlenen mitingde konuştu. “İsrail’in Filistin’e yönelik saldırısında AKP iktidarının somut adımlar atmadığını” vurgulayan Erbakan, “İsrail’deki büyükelçinin çağırılması ve Kürecik radar üssünün kapatılması gerektiğini” ifade etti. Erbakan, şunları söyledi:
“İnsani yardımı da mı ulaştıramıyoruz, bu kadar mı aciziz diyorlar. Ben de üzülerek diyorum ki bırakın oradaki kardeşlerimize bir gıda ulaştırmayı, bir yardım ulaştırmayı biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak üzülerek söylüyorum, aylardan beri harıl harıl gemileri İsrail’e göndermeye İsrail’le ticaret yapmaya, ihracat yapmaya maalesef devam ediyor. Gerçekten de çok acı bir durum. Biz söylerken utanıyoruz. Günde 8-10 tane gemi Türkiye limanlarından kalkıp harıl harıl katil siyonist rejime mal taşımaya devam edip gübre, çelik, yedek parça, tekstil, giyim kuşam, dikenli tel, tel örgü, metaller… 7 Ekim’de katliam başladı, 7 Ekim’den bu yana sekiz milyon lira değerinde dikenli tel Türkiye’den İsrail’e gönderildi. Bak mübarek günlerde Ramazan’da İsrail Mescid-i Aksa’nın çevresini dikenli tellerle çevirdi. O çevirdiği dikenli teller Müslümanlar Mescid-i Aksa’ya giremesin diye kullandığı dikenli teller Türkiye’den gitti maalesef. ya biz altı asır, Gazze’nin, Kudüs’ün, Filistin’in bütün ezilenlerin ve mazlumların hamisi olmuş, dünyaya adaleti dağıtmış, bütün dünyada zulmü ve sömürüyü ortadan kaldırmış Osmanlı’nın torunlarıyız. Bize yakışıyor mu bu manzara Allah aşkına? Yakışmıyor elbette.
“KÜRECİK RADAR ÜSSÜNÜ KAPATIN”
Bakınız kınamak, lanetlemek milletin işidir. Miting yapmak vatandaşın, STK’ların işidir, muhalefetin işidir. Konuşmak bizim işimiz. İcraat yapmak, adım atmak, yaptırım uygulamak iktidarın işidir. Siz iktidar olarak sadece konuşarak, kınıyarak, lanetleyerek bu vebalden kurtulamazsınız. Çünkü yetki sahibisin. E ne yapacağım; ya en azından şu ihracatı şu ticarete son verin. Şu İsrail’deki büyükelçimizi geri çağırın. Adamlar Ankara’daki büyükelçisini çağırdı, biz İsrail’deki büyükelçimizi çağıramadık. Lahey Adalet Divanı’na Güney Afrika gitti, İsrail’i şikayet etti. Biz gidip şikayet edemedik. Şu Malatya’daki Kürecik radar üstünü kapatın. İsraili, katil siyonistleri İran füzelerine karşı korumak bize mi düştü Allah aşkına? Biz bağımsız bir devlet değil miyiz? Kapatın gitsin şu Kürecik radar üssünü. Bu zulme böyle açıktan fiilen destek veren, resmi olarak, fiili olarak destek veren Amerika’nın İncirlik üssünü kapatın. En azından bu adımları atın. Bunları atmadan konuşarak, lanetleyerek, kınayarak bu vebalden kurtulamazsın.”
]]>Göktaş, tarihi Taş Köprü’de düzenlenen “Kadın Buluşması Programı”nda kentte bulunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını iletti.
Adana’nın, güçlü ve çalışkan kadınların şehri olduğunu dile getiren Göktaş, “Çukurova’nın bereketli topraklarında, sanayisinden çıkan her üründe, sokaklarında koşan çocuklarında Adana’nın kadınlarının göz nuru, alın teri, emeği var. Biz, bu emeğin hak ettiği karşılığı Adana’da görmek istiyoruz. Kadınların, bu şehrin geleceği adına alınan kararlarda daha fazla söz hakkı olsun istiyoruz.” diye konuştu.
Göktaş, kadınların güçlü olmasının güçlü Türkiye anlamına geldiğini vurgulayarak, “Kadının hayatın her alanında daha güçlü ve etkin bir role sahip olması, Türkiye Yüzyılı hedeflerimizi gerçekleştirmede çok önemlidir ve kıymetlidir. Bu anlamda kadınları güçlendirmek için çalışmalarımızı büyük bir kararlılıkla sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Şiddete karşı aldığımız önleyici tedbirlerle kadını daha da güçlü kıldık”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyonun sonucunda kadınların hayatın her alanında eşit imkan ve fırsatlara sahip olduğunu belirten Göktaş, kadınların siyasal, sosyal ve ekonomik hayatta daha etkin yer almaları için son 22 yılda büyük atılımlar gerçekleştirdiklerini anlattı.
Göktaş, kadınların iş gücüne katılım ve istihdam oranlarıyla ilgili bilgi vererek, “12. Kalkınma Planı’mızda 2028 yılı sonuna kadar kadının iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltmeyi hedefliyoruz. Ayrıca finansman ve danışmanlık hizmetleriyle pek çok kadına kendi işini kurmasına, doğum ve evlenme yardımlarıyla destek olduk. Her türlü şiddete karşı aldığımız önleyici tedbirlerle kadını daha da güçlü kıldık.” şeklinde konuştu.
Kadınları hayatın her alanında daha güçlendirmek için gelecek dönemde yeni düzenleme ve uygulamaları hayata geçireceklerini bildiren Bakan Göktaş, “Bu kapsamda esnek ve uzaktan çalışma modeli ve mahalle tipi kreşler gibi uygulamalara yönelik çalışmalarımızı başlattık. Bu hedeflerimizi tek tek hayata geçirdiğimiz zaman kadınların ev ve iş hayatı arasında bir tercih yapmak zorunda kalmalarının önüne geçeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Şimdi Adana’nın güçlü kadınlarını daha da güçlendirme zamanı”
Göktaş, AK Parti’nin kadınların omuzlarında yükselen bir hareket olduğunu, bu gücün Türkiye’nin her alanda büyümesini, gelişmesini ve kalkınmasını desteklediğini dile getirdi.
Kadınların gücünün, milletin hak ettiği hizmetlere kavuşmasına değerli katkılar sunduğunu belirten Göktaş, “Şimdi Adana’nın güçlü kadınlarını daha da güçlendirme zamanı. Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Fatih Mehmet Kocaispir, ‘Adana’mızı kadınlarımızla birlikte büyüteceğiz.’ diyor. Başkanımızın bu sözü ve bizi heyecanlandıran ‘kadın dostu belediyecilik’ anlayışı, bu hedefimizi gerçekleştirmede büyük rol oynayacak.” diye konuştu.
Göktaş, Cumhur İttifakı’nın Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir’in kente 5 yılda 100 kreş kazandırma sözünün olduğunu aktararak, şöyle devam etti:
“Her mahallemizde kadınların iş ve sosyal hayatına destek olacak bu değerli yatırımın takipçisi ve destekçisi olacağız. Bunun yanı sıra ulaşım, eğitim, sağlık gibi birçok alanda Adana’nın kadınlarına destek olduğunu gösteren projeleri var. Başkanımız, kadınlara yönelik spor salonları, yaşam alanları içeren tesislerle Adana’da sosyal hayatı canlandıracak eserler kazandıracak. Eğitim ve mesleki kurslarla meslek kazandırma ve istihdama yönlendirme konusunda önemli adımlar atacak. Yüreğir’de çok güzel hizmetlere imza attı, şimdi sıra Adana’da. Fatih Mehmet Kocaispir Başkanı’mız da ‘Adana, kadınların gücüyle güzelleşecek.’ diyor. İnşallah Adana’yı kadınların desteğiyle gerçek belediyecilikle buluşturacağız. Adanalı kadınların emeğiyle, çabasıyla Adana kazanacak, şehrimizi geleceğe taşıyacağız.”
Kente Kozan Engelsiz Yaşam Merkezi’nin kazandırılacağı müjdesini veren Bakan Göktaş, “Merkezimizin yapım çalışmalarını nisanda inşallah başlatacağız. Bu merkez tamamlandığı zaman engelli vatandaşlarımızın ve ailelerinin gönül rahatlığıyla destek bulacakları bir kuruluşu Adana’mıza kazandırmış olacağız.” dedi.
“Cumhur İttifakı ile Adana’da yeni bir tarih yazacağız”
Göktaş, yerel seçime 8 gün kaldığını anımsatarak, şunları kaydetti:
“El birliğiyle 8 gün sonra hem Adana’da hem de Türkiye’de inşallah yeni bir demokrasi zaferi kazanacağız. Cumhur İttifakı ile Adana’da yeni bir tarih yazacağız. Hep birlikte ‘Gerçek belediyecilik’ diyeceğiz. Bu şehrin güzel insanlarına hizmete devam edeceğiz. Hep birlikte eser ve hizmet siyasetiyle şehrimizi kalkındırmaya devam edeceğiz. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda Adana’mızı el birliğiyle ihya edeceğiz. ‘Güçlü aile, güçlü Türkiye’ ilkemiz doğrultusunda evlatlarımıza güçlü bir Türkiye bırakacağız. İnşallah Adana’da da Fatih Mehmet Kocaispir Başkanı’mızla kadınlar, çocuklar, büyüklerimiz, engelliler, Türkiye, Adana kazanacak.”
Konuşmasının ardından Bakan Göktaş, kadınlarla sohbet etti, köprüde halay çeken katılımcılara alkış tutarak eşlik etti.
Programa Göktaş ve Kocaispir’in yanı sıra AK Parti Adana Milletvekili Sunay Karamık, Cumhur İttifakı’nın Yüreğir Belediye Başkan adayı Halil Nacar ve Seyhan Belediye Başkan adayı Erdal Hatipoğlu ile kadınlar katıldı.
]]>Bir dizi programa katılmak için Eskişehir’e gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sendika temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları ile düzenlenen buluşmada açıklamalarda bulundu. Açıklamasında, 2024 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 4,5 büyüme ile AB (Avrupa Birliği) ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduğunu söyleyen Bakan Işıkhan, milli gelirin tarihte ilk kez 1 trilyon doları aştığını ifade etti. Kişi başına milli gelirin de 13 bin 110 dolarla tarihin en yüksek düzeyini gördüğünü belirten Bakan Işıkhan, Türkiye’nin gücünün büyük ölçüde yerel yönetimlerden geldiğine dikkat çekerek, Eskişehir’in şehircilik ve belediyecilik kulvarında çok geride kaldığını ve bir 5 yılı daha kaybedecek lüksü olmadığını dile getirdi.
“Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu”
Programda konuşma yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, milli gelir düzeyi hakkında önemli detaylara değinerek, “Maşallah Eskişehir’de büyük bir potansiyel var, Eskişehirlilerde muazzam bir dinamizm var. Bu noktada sizlerin fikirleri ve önerileri bizler için, şehri yönetenler için yol gösterici olmalıdır. Bizler devlet millet el ele yürümenin, ülkemizi ve milletimizi birlikte büyütmenin en güzel örneklerinden birisini Eskişehir’de ortaya koyalım istiyoruz. Çalışma hayatından sosyal güvenliğe kadar inisiyatif aldığımız her konuda her daim sizlerle istişareyi, iletişimi, diyaloğu ön planda tutmaya devam edeceğiz. Birlik ve beraberlik ruhuyla, başta çalışma hayatı olmak üzere Türkiye’yi küresel anlamda hak ettiği konuma taşıyacak her alanda geliştirmeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. Dolar bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına milli gelir de, 13 bin 110 dolarla, tarihin en yüksek düzeyini gördü. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu yüzyılı emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız inşallah” dedi.
“Eskişehir şehircilik ve belediyecilik kulvarında çok geride kalmış durumda”
Türkiye’nin gücünün büyük ölçüde yerel yönetimlerden geldiğini ve kalkınmanın da yerelden başladığını vurgulayan Bakan Işıkhan, “Nebi Hatipoğlu vekilimiz Eskişehir ile özdeşleşmiş, bu şehre emeğini ortaya koyan çok kıymetli bir yol arkadaşımız! Eskişehir’in bu kez görevi AK belediyecilik vizyonu ile Nebi vekilimize vereceğine inanıyorum. Zira Eskişehir’in bir 5 yılı daha kaybedecek lüksü yok. Dün Konya’yı ziyaret etmiştim. Her gün farklı şehirlere gidiyoruz. Üzülerek ifade etmeliyim ki Eskişehir şehircilik ve belediyecilik kulvarında çok geride kalmış durumda. Nebi başkanımızın projeleri Eskişehir için ve Eskişehirliler için çok önemli projeler. Çocuklara, gençlere, kadın ve yaşlılar ile engelli vatandaşlarımıza yönelik hazırlanan sosyal politika odaklı ve istihdamı geliştirmeyi amaçlayan bu projeleri çok değerli buluyorum. Ayrıca Eskişehir’in sanayisinin ve ekonomisinin dünya ile mücadele edebilecek düzeye gelmesi için yaptığı çalışmaları yakından izliyorum. Artık ezberleri bozup bu durumu sorgulamamız gerekiyor. Büyük bir potansiyeli boşa harcamayalım. Bu şehre çalışan, üreten, geliştiren yönetimler yakışır. Sizlerin de bu noktada gerekeni yapacağınızdan şüphemiz yok” şeklinde konuştu. – ESKİŞEHİR
]]>Milliyetçi Hareket Partisi Bursa Teşkilatı’nın düzenlediği iftar programına Başkan Aktaş’ın yanı sıra MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekili Efkan Ala, Bursa Milletvekili Refik Özen, Ak Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, MHP Bursa İl Başkanı Muhammet Tekin, MHP Bursa İl KAÇEP Başkanı Av. Tuğba Şentürk Yılmaz, ilçe belediye başkanları, STK temsilcileri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Cumhur İttifakını bir araya getiren iftar programı için MHP Bursa İl Başkanı Muhammet Tekin ve ekibine teşekkür etti. Cumhur İttifakının milli bir duruş ortaya koyarak tam bağımsız Türkiye için mücadele verdiğini belirten Başkan Aktaş, “Milli enerji politikasıyla, milli savunma sanayindeki gelişmeleri ile Türk Devletleri Teşkilatı’nı oluşturarak bölgesinde lider ve küresel bir ülke olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Allah’a hamdolsun yerelde de hem Bursa merkezde hem de tüm ilçelerimizde yaptığımız hizmetlerle de bunu taçlandırmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Cumhur İttifakının Türkiye’nin hedef birliği olduğunu dile getiren Bursa Milletvekili Efkan Ala, “Cumhur İttifakı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ortaya koydukları müşterek iradeyle inşa edilmiş ve Türkiye’yi bu problemli coğrafyada, istikrar içerisinde hedeflerine taşımayı amaçlayan sağlam bir ittifakın adıdır. Pazarlıkların değil, ülke sevdasının adıdır. Bizim hedefimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılını da Türkiye yüzyılı yapmaktır. ve dünyanın en gelişmiş, en güçlü 10 ülkesi arasına Türkiye’yi sokmaktır. Türkiye’nin istikrarına, Türkiye’nin güçlenmesine verdiğiniz destek için her birinize teşekkür ediyorum” dedi.
Ak Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan ise seçimlerin sahada yapıldığı ama asıl seçimin sandıkta kazanıldığını hatırlatarak oy kullanılacak sandıklara sahip çıkmaya davet etti. MHP Bursa İl Başkanı Muhammet Tekin, vatandaşların nevruz bayramını kutlayarak düzenledikleri iftar programının hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB) iftar programına da katıldı. DATÜB Genel Başkanı Ziyatdin Kassanov’un da katıldığı Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB) iftar programında konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Ahıskalı hemşerilerin yaşadıkları sorun ve sıkıntıların giderilmesiyle alakalı desteklerini ve katkılarını sürdüreceklerini ifade etti. Ahıska Türkleri olarak hem Türk Dünyasının lideri hem de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’a bir vefa borcu olduğunu her yerde söylediğini belirten DATÜB Genel Başkanı Ziyatdin Kassanov, destek ve katkılarından ötürü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a teşekkür etti. DATÜB Genel Başkanı Ziyatdin Kassanov’a katılımı için teşekkür eden Başkan Aktaş, iftar programına katılan vatandaşlarla fotoğraf çektirdi. – BURSA
]]>2028 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’nda temsil edilecek bayrak futbolunun Türkiye’deki ilk resmi organizasyonu İstanbul’da düzenleniyor. Türkiye Ragbi Federasyonu tarafından organize edilen şampiyona, Olimpiyat Sahası Atletizm Tesisleri’nde 24 takımın katılımıyla gerçekleştiriliyor.
Organizasyonda Armada Sharks, Balıkesir Büyükşehir Belediye Spor, Boğaz?içi Sultans, Çekmeköy Sportif Wolves, Dragons, Dragos Dragons, Eagles, Ege Dolphins, Esenyurt Ayyıldız, Hacettepe Reddeers, İstanbul Bulls, İstanbul Lions, İTÜ Hornets, Koç Rams, Blue Wolfs Pursaklar, Lady Knights, Mersin Mustangs, ODTÜ Falcons, Phoenix Flag, Sakarya Tatankaları, Savaşçılar, Selçuk Kartallar, Şile Deniz Chargers ve Yıldız Stallions takımları mücadele ediyor.
Şampiyonayla ilgili basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Türkiye Ragbi Federasyonu Başkanı Nahit Şahin, “Los Angeles Olimpiyat Oyunları’na yer alacak bayrak futbolu, 4 ay önce Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Osman Aşkın Bak’ın emirleriyle Türkiye Ragbi Federasyonunun bünyesine dahil edildi. Biz de bununla ilgili çalışmalarımızı hızlandırdık. Şu anda 24 takımla Büyük Kadınlar Türkiye Şampiyonası’nı gerçekleştiriyoruz. Bayrak futbolu 8-10 yıldır Türkiye’de kulüpler arasında oynanıyordu. Bugün ilk resmi müsabakayı yapıyoruz. Bu yıl resmi bir faaliyetimiz olmayacak ama 2025’te düzenlenecek Avrupa Şampiyonası’na hazırlanacağız. İnşallah gelecek yıllarda bayrak futbolundaki başarılarını izleyeceğiz.” diye konuştu.
Branş hakkında bilgi veren Şahin, “Amerikan futbolu topuyla oynanan bir spor. Sahalar 30×70 ölçüsünde. Bu sporda temas yok. Amacı top gelince bellerinde bulunan bayrakları çekerek sporcuyu saf dışı etmek. Topu karşı tarafa geçirmeyi hedefleyen bir strateji oyunu.” ifadelerini kullandı.
Nahit Şahin, federasyon olarak faaliyetlerine değinerek, “Federasyonumuzun bünyesinde 4 olimpik, 2 de yan branş var. Bunlar; Ragbi, beyzbol, softbol, korumalı futbol, bayrak futbolu ve beyzbol beş. Geçen yıl beyzbol beşin gençler dünya şampiyonasını Ankara’da gerçekleştirdik. Bu şampiyonada dördüncü olduk. Bu branşlar ülkemizde 11-12 yıldır yapılıyor. Henüz yeni. Geçen yıl yapılan dünya şampiyonasında ragbi topunun 200. yaş gününü kutladık. Ülkemizde 11 yıldır var. Ragbide kızlarımız Avrupa’nın en iyi 12 takımı arasında. Bayrak futbolu da 2025’teki ilk şampiyonada güzel neticeler alacak. 24 takımla başlayan bir branşın geleceği çok açıktır. Üniversitelerimizde lig müsabakalarımız devam ediyor.” şeklinde görüş belirtti.
Sporcu Berfin Köse: “İlk şampiyona düzenlendiği için çok heyecanlıyız”
Boğaz?içi Sultans takımı oyuncusu Berfin Köse, ilk resmi şampiyonanın düzenlendiği için heyecanlı olduklarını söyledi.
Yıllardır böyle bir organizasyon beklediklerini aktaran Köse, “Boğaziçi Sultans olarak bunu yıllardır bekliyorduk. 2017’den beri bu sporu yapıyoruz. İlk şampiyona düzenlendiği için çok heyecanlıyız. Bugün yeni ve eski sporcular burada. Eski sporcular daha heyecanlı. Hepimiz yıllardır bugünü görmeyi bekliyorduk. Çok güzel bir organizasyon düzenleniyor. Sorunsuz bir şekilde ilerliyor. Böyle bir şampiyona düzenlendiği için teşekkür ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bayrak futbolunun daha da yaygınlaşacağını belirten Köse, “Çoğu üniversitenin bayrak futbolu takımı kuruldu. Birçoğunda da kurulma aşamasında. Çok fazla takım var. Geleceğin sporu olma yolunda ilerliyor. Olimpiyatlara girmesiyle popülerliği de arttı. Bu ivmeden çok mutluyuz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Kayserili sanayici ve işadamlarıyla bir araya geldi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci, Kayseri sanayisi hakkında bilgi vererek 2023 yılında 3 milyar 625 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiklerini söyledi. Büyüksimitci, “Kayseri çevresinde yer alan 12 şehir için ticaret, lojistik ve sağlık merkezi konumunda olup, işletme sayısı bakımından yüzde 3’lük oranla İstanbul, Bursa, Ankara, İzmir ve Konya’nın ardından 6’ncı sırada yer almaktadır. Kayseri 5 üniversitesi, 5 organize sanayi bölgesi, 1 serbest bölgesi olan, hem üreten hem de ürettikleri ile Türkiye ekonomisine 6 milyar dolar dış ticaret hacmiyle ciddi katkılar sağlayan bir ilimizdir. Toplamda 51 milyon metrekare üretim alanına sahibiz. Proje aşamasında olan 2 OSB’miz daha var. Bunlarda tamamlanınca mevcut OSB’lerizle birlikte şehrimizde 7 adet OSB’miz olacak. Burada özellikle Erciyes OSB’mize ayrı bir parantez açmak istiyorum. 1.763 sanayicimizden 32 bin metrekare arsa talebi var. Buda sanayicilerimizin yatırım iştahının fazla olduğunu gösteriyor. İnşallah sizlerin de desteklerinizle birlikte Erciyes OSB’mizi bir an önce hayata geçirip, hem sanayicilerimizin yatırım talebini karşılamak, hem de ülke ekonomisine katkı sunmak istiyoruz. OSB’lerimizde faaliyet gösteren 2 binin üzerindeki işletmemizde 100 binden fazla istihdama sahibiz. 2023 yılında 3 milyar 625 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Bin 700 ihracatçı firmamız var ve bunlardan 21’i TİM ilk 1000 ihracatçı firma arasında yer alıyor. Kayserili sanayicilerimiz bu güne kadar 190 farklı ülkeye ihracat gerçekleştirdi. Biz aynı zamanda ithal ettiğinin iki katını ihraç eden bir iliz. Bu anlamda cari açığa pozitif katkı sağlayan ender illerden birisiyiz. Elektrikli ev aletlerinde Türkiye’de 2. sırada, mobilya ve kablo ihracatında ise 3. sıradayız. Bunun yanı sıra Samsun Model Fabrika ve TİM’e bağlı İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçı Birliğinin model fabrikasının da kurulum görevini üstlenmiş durumdayız. Dolayısı ile Kayseri Model Fabrika olarak hem Kayserili sanayicilerimize hem de tüm Türkiye’ye hizmet sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
Sanayici ve yatırımcıların her zaman yanlarında olmaya devam edeceklerini kaydeden Bakan Kacır ise, yatırımların devam edeceğini aktardı. Bakan Kacır, “İnşallah 7/24, 365 gün sanayicilerimizin, yatırımcımızın, girişimcimizin emrindeyiz. Neye ihtiyacınız varsa, elimizden gelenin daha fazlasını yapmak için gayret gösteririz. Cumhurbaşkanımız nezaretinde hükümet olarak sürdürdüğümüz kalkınma politikalarının merkezinde her daim özel sektörü görüyoruz. Özel sektörün önündeki engelleri kaldırabildiğimiz ölçüde başarılı olacağımıza inanıyoruz. Tüm çalışmalarımızda da sizlerin yatırımlarını hızlandırmaya gayret ediyoruz. Türkiye gerçekten cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 22 yılda muazzam bir üretim atılımı gerçekleştirdi. Allah’a hamt olsun Türkiye’nin hangi şehrine gitsek organize sanayi bölgelerinde ya fabrikaların temellerini atıyor ya da toplu açılış düzenliyoruz. OSB’lerimizn sayısı 361’e yükseldi, OSB’lerimizde istihdam 415 binden 2 milyon 600 bine çıktı, OSB’lerimizde üretime geçen parsellerimizin sayısı 60 binlere erişti. Tabii bu muazzam atılımın öncü şehirlerimizden birisi de Kayseri oldu. Çünkü Kayseri’de halihazırdaki OSB’lerde 111 bin emekçimiz istihdam ediliyor. Bu aslında Kayseri’nin üretim hususunda taşıdığı potansiyeli çok açık gösteriyor diye düşünüyorum. Yeni OSB’leri inşallah Kayseri’ye kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Erciyes OSB’nin kuruluşunu geçtiğimiz yıl tamamlamış olduk, şimdi hızla altyapıyı tamamlayacağız. Onun peşinden iki yeni OSB’yi daha inşallah Kayseri’ye kazandırmak için gayretlerimizi sürdüreceğiz. 2024 yılında inşallah Mimarsinan OSB’de arıtma tesisi projesi ile ilgili yatırımlarımızı gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Bugün 101 Teknopark’ta 10 binden fazla teknoloji girişiminden bahsediyoruz”
Teknoparkların ve yürütülen Ar-Ge çalışmalarının öneminden bahseden Bakan Kacır, “Tabii KOBİ’lerimizin her daim yanında olacağız. KOSGEB AK Parti tarafından kurulmuş bir müessese değil belki, 1990 yılında kurulmuş. Ama 2002 öncesinde Kayseri’de KOSGEB desteklerinden yararlanan KOBİ’lerin sayısı sadece 226. Bizim iktidarlığımız döneminde ise bu sayı 4,5 milyara yakın destekle 32 bin 302 olarak gerçekleşti. Yani aslında KOSGEB’i KOSGEB yapan cumhurbaşkanımız ve AK Parti iktidarı oldu. 22 yıl önce Teknoparklarımızın sayısı sadece 2’ydi. 2 Teknopark’ta 56 firma faaliyet yürütüyordu. Bugün 101 Teknopark’ta 10 binden fazla teknoloji girişiminden, onların yürüttükleri Ar-ge ve inovasyon çalışmalarından bahsediyoruz. Bugün Türkiye savunma sanayinde dünyaya parmak ısırtan başarıları elde edebilmişse bu ilmek ilmek dokunan Ar-ge ve inovasyon ekosisteminin yıllar içerisinde getirdiği neticedir diye düşünüyorum. Elbette Kayseri de Ar-ge çalışmalarına önem verdi. Kayseri’nin 2 Teknopark’ı var. Ar-ge merkezlerinin sayılarını artırmalıyız. Bu sayıyı 3 yıl içerisinde en az iki misline çıkaracağız. Bunun için ne rehberlik yapmak gerekiyorsa biz hazırız” diye konuştu. – KAYSERİ
]]>Kurtulmuş, Fatih Belediyesince Neslişah Sultan Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Sivil Toplum Kuruluşları İftar Buluşması Programı”nda yaptığı konuşmada, kendisinin de bir Fatihli olduğunu belirterek bu iftar sofrasında Fatih’te, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Herkesin Gazze’deki olayları acılar ve hüzünlerle takip ettiğini ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in Gazze topraklarındaki saldırılarının ramazanda da durmadan devam ettiğini, bu saldırıların artık bir trajediye dönüştüğünü söyledi.
“Bu yaşadığımız, modern zamanlarda karşılaşılan, soykırım haline dönmüş olan bir vahşettir.” diyen Kurtulmuş, bu vahşetin sadece Binyamin Netanyahu ve hükümetinin ya da siyonist İsrail rejiminin defterine yazılan bir zulüm değil, aynı zamanda bütün insanlık için de bir sınav olduğunu vurguladı.
Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu işe seyirci kalanlar, bu saldırıların arkasında duranlar, kayıtsız şartsız destek verenler ya da lafı eğip bükerek bir şekilde buradan kurtulabileceğini zannedenler kendilerini ortaya koydular. Bu süreç içerisinde dünyanın dört bir tarafında insanlık cephesi diyebileceğimiz, kalbinde vicdani duyguları olan; dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun bu vahşeti asla kabul etmeyen, kendi ülkelerinin hükümetlerine rağmen meydanlara, sokaklara çıkan, üniversiteleri dolduran, ‘Yeter artık bu zulmü durdurun.’ diyen çok sayıda insaf, vicdan sahibi insan olduğunu gördük. Sokaklarda bu kadar hareketli bir şekilde siyonist rejime karşı büyük bir insanlık duruşu sergilenmesinin arkasında sivil toplum kuruluşlarının, güçlü organizasyonların büyük payı vardır. Bu anlamda ülkemizde de sivil toplum kuruluşlarının her zaman olduğu gibi masumdan ve mazlumdan yana tavır aldığını görüyoruz ve bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.”
“Dünyada hakkaniyete, adalete dayalı bir sistemin kurulmasından başka hiçbir çıkar yol yoktur”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı 7 Ekim 2023’ten itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, TBMM Başkanı olarak da kendisinin ve arkadaşlarının ana gündeminin Gazze diplomasisi olduğunu anlatan Kurtulmuş, bu süreçte Türkiye’nin tutumunu ortaya koymak, Gazze’de acil bir ateşkes ile insani yardımların yapılması için seferber olduklarını kaydetti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin uluslararası alanda ortaya koyduğu bu gayretli çabalarının karşılığının görülmeye başlandığını hissettiklerini ifade ederek “Artık sözün bittiği bir noktadayız. Bu olaylar bir kere daha teyit etmiştir ki dünyada hakkaniyete, adalete dayalı bir sistemin kurulmasından başka hiçbir çıkar yol yoktur. Çünkü Gazze’de yapılan bu zulme seyirci kalan insanlar değildir, dünyadaki küresel, siyasal sistemdir. Bu sistem çökmüş, zaten çoktan çöp tenekesine atılmıştır. Ancak bu vesileyle siyasal yeni bir yapının ortaya konulabilmesi, yeni bir dünya sisteminin kurulabilmesine ihtiyaç vardır. Bunun için sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’ye ihtiyaç var.” diye konuştu.
Güney Afrika’nın Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanına başvurusuyla Filistin davasında yeni bir dönemin başladığına işaret eden Kurtulmuş, bu dönem en ağır sorumluluğun Türkiye’nin üstüne düştüğünü belirtti.
Gelecekte belki uzun yıllar sürecek olan mücadelenin üç ana eksenine işaret eden Kurtulmuş, “Bunlardan birisi, Netanyahu ve hükümetinin, siyonist rejiminin uluslararası alanda yalnızlaştırılmasıdır. İkincisi, İslam dünyasının bir kararsızlık içerisinde değil, güçlü bir yapıya kavuşturulması için birliğimizi artıracak çalışmaları ortaya koyabilmektir. Üçüncü alan ise yeryüzündeki bütün hak ve adalet bağlılarını, vicdanı duygularla dolu olan bütün insanları kapsayacak şekilde insanlık cephesini güçlendirmek, tahkim etmektir. Bunlarla ilgili olarak Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarımızın, akademinin, siyaset çevrelerinin birlikte çalışarak bu alanları tahkim etmemiz ve sonuç almamız lazım.” dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, verilen mücadelenin sonunda, başkenti Kudüs olan, 1967 sınırlarında, tam manasıyla toprak bütünlüğü sağlanan bir Filistin devletinin kuruluşunun gerçekleşeceğini vurguladı.
“Sivil toplumun, siyasetin, bilginin gücüyle hep birlikte ilerleyeceğiz”
Son 20-25 yıldır birçok ülkede istikrarsızlığın ortaya çıktığını dile getiren Kurtulmuş, Türkiye’nin yer aldığı coğrafyadaki ülkelerin içinde bulunduğu durumun ana nedenlerinden birinin de güven ve istikrarı kaybetmeleri olduğunu söyledi.
Kurtulmuş, “Türkiye olarak hem güven konusunda hem istikrar konusunda fevkalade emin adımlarla ilerliyoruz. Bunu bozmaya çalışanlara da fırsat vermeyeceğiz. Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak istikrarsızlaşması için çaba sarf edenleri biliyoruz; onlara fırsat vermeyeceğiz, onların Türkiye’yi istedikleri gibi at koşturacakları bir alana çevirmelerine fırsat vermeyeceğiz. Bunun için sivil toplumun, siyasetin, bilginin gücüyle hep birlikte ilerleyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle fotoğraf çektirdi.
]]>Tunç, Bartın’ın Ulus ilçesinde belediye tarafından Ulus Doğa Park Otel’de düzenlenen iftar programına katıldı.
Bakan Tunç, yaptığı konuşmada, 31 Mart’ta seçmenlerin vereceği kararla ilçede oy rekoru kırılacağına, gerçek belediyecilik hizmetlerinin devamının sağlanacağına inandıklarını söyledi.
Gerçek belediyeciliğin AK Parti ile başladığını belirten Tunç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994’te Büyükşehir Belediye Başkanı olarak, CHP’nin elinde yaşanılamaz hale getirilen İstanbul’u bir dönemde yaşanılır hale getirdiğini ve gerçek belediyeciliğin damgasını İstanbul’a vurduğunu anlattı.
Tunç, 22 yılda milletin önüne 17 sandık getirildiğini ve tüm seçimlerde de milletin tercihini AK Parti’den, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ve Cumhur İttifakı’ndan yana kullandığını dile getirerek, dünyada böyle bir başarının görülmediğini kaydetti.
“Darbecileri de vesayetçi anlayışı da tarihe gömdük”
Her türlü engeli aşarak milletle bugünlere geldiklerini ifade eden Tunç, şöyle devam etti:
“Bugünlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı; yine darbe lafı etmeye başladı. ‘Darbeyi gençler yaparsa şapka çıkarırım o darbeye.’ diyor. Bunların ruhuna, kılcal damarlarına işlemiş darbecilik, vesayetçilik. İşte onlar darbeci gelenekten gelir. Onlar, rahmetli Menderes’i asan zihniyettir. Onlar, maliye bakanını, dışişleri bakanını dar ağacına gönderen zihniyettir. Onlar, o darbeleri ‘Demokrasi Bayramı’ diye yıllarca bu millete kutlatan zihniyettir. O zihniyet, bu ülkede hiçbir zaman iktidar olamaz çünkü bu millet onları çok iyi tanır. O nedenle 22 yıldan bu yana sizlerle beraber darbecileri de vesayetçi anlayışı da tarihe gömdük.”
Tunç, 22 yıldan bu yana ülkenin fiziki kalkınmasını sağlarken, altyapı yatırımlarını tamamlamaya çalışırken, 81 ili yatırımlarla donatırken, savunma sanayinde yüzde 80 yerlilik oranını yakalayıp teröre ve dış tehditlere karşı daha güçlü bir Türkiye’yi inşa ederken diğer taraftan da demokrasinin standartlarını yükselttiklerini anlattı.
Bakan Tunç, şunları kaydetti:
“Bugün Türkiye hem daha çok kalkınmış bir Türkiye hem de demokrasisini daha çok güçlendirmiş bir Türkiye. Türkiye’de artık bundan sonra temel hak ve özgürlükleri kısıtlamak isteyenler, başörtüsünü yasaklamak isteyenler, ‘katsayı sorunu’ diyenler, tüm bunlar tarihe karıştı. Bunları yapamazlar. Anayasada gerçekleştirdiğimiz yapısal reformlarla Türkiye’yi darbelere karşı daha dayanıklı, daha güçlü yaptık. Yüksek standartlı bir demokrasiye kavuşturduk ve bundan dönüş yok. Türkiye’yi istikrarlı kalkınma hamleleriyle daha ileriye taşımaya devam edeceğiz. Çocuklarımızın, gençlerimizin geleceği için terörün her türlüsüyle kökünü kazıyıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz ve ülkemizi huzurlu bir geleceğe kavuşturacağız. Dünyada da hakkaniyeti, adaleti savunmaya devam edeceğiz. Mazlumun hakkını, Filistinli mazlumu savunmaya, ‘Dünya 5’ten büyüktür.’ demeye ve Türkiye eksenli bir dış politikayla yolumuza devam edeceğiz.”
Yerel seçimlerin ardından 4 yıl seçimsiz bir dönem geçirileceğine değinen Tunç, milletin refahı için, şehirlerin daha da güçlenmesi ve depremde yıkılan şehirlerin biran önce ayağa kaldırılması için mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerinin altını çizdi.
AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, AK Parti İl Başkanı Yaşar Arslan ile Ulus Belediye Başkanı ve AK Parti Belediye Başkan adayı Hasan Hüseyin Uzun’un da konuşma yaptığı programda Tunç, vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>MHP Bursa teşkilatları tarafından Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Fuaye Salonu’nda iftar programı düzenlendi.
Ala, programda, Cumhur İttifakı’nın Türkiye’nin hedef birliği olduğunu söyledi.
İttifakın, Türkiye’yi bu problemli büyük coğrafyada istikrar içinde hedeflerine taşımayı amaçladığını belirten Ala, “Sağlam bir ittifakın, pazarlıkların değil ülke sevdasının adıdır Cumhur İttifakı. Hedefimiz dünyanın en güçlü 10 ülkesi içine Türkiye’yi sokmaktır. Türkiye’nin büyümesi, güçlü olması milletini sevenler için tercih meselesi değil bir mecburiyettir. Türkiye ne zaman güçlendi, etrafında inisiyatif aldı.” ifadesini kullandı.
Ala, Alinur Aktaş’la Büyükşehir’de, ilçelerde de Cumhur İttifakı adaylarıyla yola devam ettiklerini dile getirdi.
Cumhur İttifakı’nda olmayan belediyeleri kazanmalarının önemine işaret eden Ala, şunları söyledi:
“Bizde olmayan ilçeleri Cumhur İttifakı’na hediye edersek, bölge hedeflerine doğru emin adımlarla yürüyecek ve hedeflerini yakalayacaktır. Alinur Aktaş yoluna devam edecek inşallah. Güçlü desteğinizle onu sandıktan çıkaralım istiyoruz. Togg, on yıllarca Türkiye’nin ve ümmetimizin rüyalarını süslemiş bir markamız, hedefimiz. Karşımızda, ‘Togg neden Bursa’da yapıldı? Yapılmamalıydı’ diyen bir zihniyetle mücadele ediyoruz. Bu yakışır mı Bursa’ya? Türkiye markasının herkesin gönlünde çarpıntıya neden olduğunu herkes biliyor. Bu kadar açık bir konuda bile bu kadar inanılmaz bir yanlış cümle kuranlarla hangi hedefi gerçekleştirebiliriz? Bu bakımdan biliyorum ki Türkiye’de milliyetçilerin kalbi Cumhur İttifakı için atıyor.”
“Şimdi sıra, yerel yönetimlerden zilleti söküp atmaya gelmiştir”
MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman ise organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti.
İftar programının, geçen hafta sonu yapılan 14. Olağan Büyük Kurultay’ın coşkusuyla gerçekleştiğini vurgulayan Büyükataman, kurultayın partinin yarım asırlık mazisine yakışır olgunlukla gerçekleştirildiğini anlattı.
Türkiye’nin 14 ve 28 Mayıs 2023’teki seçimlerde demokratik bir olgunluk içinde kararını verdiğini dile getiren Büyükataman, şöyle devam etti:
“Şimdi sıra 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde yerel yönetimlerden zilleti söküp atmaya gelmiştir. Önümüzdeki 9 gün bu açıdan çok önemlidir. 9 gün sonra Türkiye, yerel yönetimler vasıtasıyla geleceğine vurulmak istenen prangaları Allah’ın izniyle söküp atacak ve adeta şaha kalkacaktır. Bu yüzden MHP’nin ve Cumhur İttifakı’nın başarısı için durmadan çalışacağız. DEM’lenmiş, özünden koparılmış, Türkiye düşmanlarının esiri olmuş CHP’nin, Türkiye’nin geleceği önündeki en büyük engel olduğunu görüyoruz.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i, “Gençler darbe yapsa teslim olurum.” sözünden dolayı eleştiren Büyükataman, “Gençlerin arkasına saklanarak Türk demokrasisine olan kinini kusan Özgür Özel, demokratik yollardan umudunu kesmiş, Türkiye Cumhuriyeti’ni kirli senaryolarla hedef alan darbecilere selam çakmıştır. CHP, iktidarı milletin iradesinde değil, 15 Temmuz’da Türk devletine ve milletine kurşun sıkanların kapısında aramaktadır. Fakat Türk milleti bu hastalıklı anlayışa, ihanet taşeronlarına bugüne kadar geçit vermediği gibi bundan böyle de asla geçit vermeyecektir.” diye konuştu.
Büyükataman, 31 Mart seçimlerinin yalnızca bir seçim değil, Türk milletinin beka savunması, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin muhafazası olduğunu belirtti.
Cumhur İttifakı olarak bu sorumluluğun bilinciyle Bursa’da tam bir uyum içinde, azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdürdüklerini anlatan Büyükataman, şunları kaydetti:
“Tüm adaylarla bir ve birliktelik halinde ayırmadan, ayrışmadan ‘yerelde iktidar, ülkede istikrar’ diyerek Türk milletinin zaferi için kenetleneceğiz. Hem Büyükşehir’de hem de tüm ilçelerimizde Cumhur İttifakı’nın zaferi için merkezden yerele istikrarı bozmadan umuda doğru aziz milletimizle omuz omuza mücadele edeceğiz. Biz Cumhur İttifakı ve MHP olarak daima aziz Türk milletinin tarafında ve sonsuza kadar hizmetindeyiz. Bizim belediyecilik anlayışımız insanı önceleyen, her vatandaşımızın en iyi hizmeti hak ettiğine inanan, şehirlerimizi Türk devrine yakışır yönetim anlayışına kavuşturmayı hedefleyen bir anlayıştır. Biliyoruz ki Bursa zillete geçit vermeyecek, terör partisinin kapısında DEM’lenen CHP’ye 31 Mart 2024’te sandıkta dersini verecektir.”
Programa, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, MHP İl Başkanı Muhammet Tekin, milletvekilleri, Cumhur İttifakı partilerinin il ve ilçe yöneticileri, belediye başkanları, belediye başkan adayları ve meclis üyesi adayları ile partililer katıldı.
]]>Bayraktar, Hatay’ın Hassa ilçesi Bahri Gölge Caddesi’ndeki esnafı ziyaretinde bir süre sohbet etti.
Daha sonra Aktepe Seçim Bürosu önüne gelen Bayraktar, burada vatandaşlara hitap ederek doğduğu topraklara geldiğini ve kendisini evinde gibi hissettiğini söyledi.
Hatay’ın, kendileri için önemli ve Türkiye’nin enerjisine enerji katan bir yer olduğunu belirten Bayraktar, bugün buraya gelerek projeleri yerinde inceleyip takip ettiklerini anlattı.
Geçen yıl 6 Şubat depremlerinde çok büyük bir felaketi yaşadıklarını anımsatan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Birçok kardeşimizi kaybettik, akrabalarımız, birçok insan gitti. 6 Şubat depremleri hakikaten özellikle Hatay’ı, hemen hemen bütün ilçelerini çok büyük etkiledi ama biz birinci günden itibaren devletimiz bütün imkanlarıyla Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, tekrar dedik ki ‘Yiğit, düştüğü yerden kalkar’ misali inşallah biz şehirlerimizin bu düştüğü durumu tersine çevireceğiz. Şehirlerimizi tekrar inşa, ihya edeceğiz. Eskisinden çok daha güçlü, düzenli şehirler haline buraları getireceğiz diye milletimize söz verdik. İnşallah bu uğurda yolda gelirken konuştuk, gördük, TOKİ evleri hızla yükselmiş, bir kısmı teslim oldu inşallah diğer kısmı da hak sahiplerine teslim edilecek.”
AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında, sadece 5 şehirde doğal gaz olduğunu ifade eden Bayraktar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğal gazı “Türkiye’deki her hane halkına getireceğiz” sözünü hatırlatarak 2002’den bugüne 81 ilde, 860 yerleşim yerinde artık doğal gazın olduğunu söyledi.
Bayraktar, doğal gaz gelmeyen mahalle ve beldelere de en kısa zamanda doğal gazı getireceklerinin sözünü verdi.
Doğal gazı bugüne kadar hep ithal ederek vatandaşlara sunduklarını dile getiren Bayraktar, şöyle konuştu:
“Ama 2016’da bir yola çıktık, Cumhurbaşkanımız dedi ki ‘Artık bu enerjideki, doğal gazdaki dışa bağlılığımı bitirelim, kendi doğal gazımızı bulalım, kendi doğal gazımızı vatandaşımıza götürelim’ dedi. Bunun için bir yola çıktık. Bu yol uzun, ince bir yol, bu yolda dedik ki, ‘Türkiye kendi sondaj ve sismik gemileriyle, mühendisleriyle, teknisyeni ve işçisiyle doğal gazı arayacak, denizlerimizde aranmamış, didik didik edilmemiş hiçbir karış yer bırakılmayacak’. Bu yolda biz Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han sondaj gemilerimizle, Akdeniz’de ve Karadeniz’de doğal gaz arıyoruz, hamdolsun 2020’de ağustos ayında Cumhuriyet tarihinin en büyük doğal gaz keşfini yaptık. Adına Sakarya Gaz Sahası dediğimiz bu sahada şu anda 1,4 milyon hanede kullanılan doğal gazı üretir hale geldik.”
“2024’te başka keşifler bulmak için gece gündüz çalışıyoruz”
Karadeniz’deki keşif döneminde karşılaştıkları eleştirilere değinen Bayraktar, “Bize ‘arayamazsınız’ dediler, aradık, ‘bunlar arasalar bile bulamazlar’ dediler, biz doğal gazı karadan 170 kilometre mesafede bulduk. ‘Ya bulsalar bile bunu üretemezler, karaya getiremezler’ dediler, o doğal gazı geçtiğimiz yıl yine bir ramazanda, arife günü Filyos’ta Zonguldak civarında karaya çıkardık, orada yaktık, şimdi evlerinizde sizler kullanıyorsunuz. 1,4 milyon hane halkı şu an oradan ürettiğimiz gazı kullanıyor. Bu daha başlangıç. İnşallah oradaki üretimimizi artıracağız.” diye konuştu.
2024’te başka keşifler, yeni gazlar bulmak için gece gündüz çalıştıklarını belirten Bayraktar, Türkiye’nin kendi doğal gazını üreten ve vatandaşlarına dağıtan bir anlayışla enerji alanında ilerlediğini söyledi.
Gabar’da günlük 100 bin varil petrol üretim hedefi
Türkiye’nin kendi petrolünü üreten bir ülke olma yolunda yürüdüğünü vurgulayan Bayraktar, “Gabar’da geçmişte terörle anılan, girilemeyen, gidilemeyen topraklarda bugün Türkiye, günde 37 bin varil petrol üretiyor, Türkiye’nin en kaliteli petrolünü üretiyor. İnşallah orada 100 bin varile doğru, Türkiye’yi daha güçlü ve büyük kılmak, sizlere daha iyi imkanlar sunabilmek için çalışmaya, üretmeye devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Çok daha güzel bir Hatay olacak”
Yerel seçimlere değinen Bayraktar, şunları kaydetti:
“1 Nisan’da inşallah Mehmet Öntürk başkanımız sizlere hizmet için büyük bir yola çıkacak. Çok projeler var. Bunlar için 7 gün 24 saat çalışması lazım. Onun için biz de kendisine inşallah destek olacağız. Aklı başka yerde olan, yarı zamanlı, gel-git belediyecilikle değil, 7 gün 24 saat vatandaşı ve hizmeti düşünen, bu projeleri hayata geçirmek isteyen bir belediyecilik anlayışına ihtiyaç var. Bizim anlayışımız budur. Bizim hizmet siyasetimiz bunu gerektirir. Bu uğurda biz çalışmaya söz veriyoruz. Bu şehir çok büyük bir deprem felaketi yaşadı. Buradan çıktık, çıkacağız ve çok daha güzel bir Hassa, Hatay olacak. Memleketimiz bu anlamda güzel şehirlere kavuşacak. Burada doğal gaz hizmetinin geldiği, elektrik hizmetlerinin sağlandığı, belediyenin en önemli görevi olan su hizmetlerinin sunulduğu, temiz ve toz, toprak içinde olmayan yollarımız olacak.”
Bakan Bayraktar, daha sonra Kırıkhan ilçesi Barbaros Mahallesi Şükrü Kanatlı Caddesi’nde esnafı ziyaret etti.
Kırıkhan’daki Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Karataş Yaşam Merkezi’nde konaklayan Kıbrıs Gazisi Mehmet Pekmez ve ailesine ziyarette bulunan Bayraktar, aileye Türk bayrağı ve Kur’an-ı Kerim verdi.
Yaşam merkezinde kalan aileleri de ziyaret eden Bayraktar çocuklara oyuncak dağıttı.
]]>Fatih Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan FSM Kültür ve Spor Merkezi’nin açılışı bugün düzenlenen program ile gerçekleştirildi. Programa Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, eski Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ve Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan ve çok sayıda vatandaş katılırken, Gençlik ve Spor Bakanı Bak’ın ilk topu atmasıyla yapılan basketbol maçının sonunda Fatih Belediye Başkanı Turan, katılımcılara hediyelerini takdim etti.
“Türkiye spor devrimi yaşamaktadır”
Açılış programında konuşan Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizim en önemli görevlerimizden biri bağımlılık ve uyuşturucuyla mücadele etmek. Dolayısıyla okullarımızda spor salonlarının yapılmasını ve çocuklarımızın, gençlerimizin spora kanalize olmalarını, sporun tabana yayılmasını çok önemsiyoruz. O yüzden şu an içinde bulunduğumuz tesis, havuzuyla, kültür merkeziyle, salonuyla çok özel bir proje. Hem öğrencilerimize hizmet ediyor hem bölgenin insanlarına, halkına hizmet ediyor hem de buradaki kültürel faaliyetlere ev sahipliği yapıyor. Ergün Turan Başkanı ve ekibini gerçekten tebrik ediyoruz. Dediğimiz gibi Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak biz Türkiye’nin dört bir yanında eserler yapmaya spor tesisleri yapmaya devam ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın sporun içerisinden gelmesi bizim için bir avantaj. Verdiği talimatla biz Türkiye’nin dört bir yanında tesisler yapıyoruz. Türkiye bir spor devrini yaşamaktadır son 22 yılda. Türkiye olarak bir spor ülkesi olma yolunda çok ciddi adımlar attık ve başarılı organizasyonlar aldık” dedi.
“Türkiye Avrupa’nın ve dünyanın en modern stadyumlarına sahip”
Bakan Bak, “2032 Avrupa Futbol Şampiyonasını Türkiye’yle İtalya organize edecek. Bunun sebebi ne? Türkiye Avrupa’nın ve dünyanın en modern stadyumlarına sahip. 36 tanesi bitti 5-6 tanesi de devam ediyor. Türkiye en modern stadyumlarına sahip. Dolayısıyla bizim ülkemiz Avrupa Dünya Şampiyonaları organize ediyor. Pek çok organizasyonu başarıyla gerçekleştiriyor. Ayrıca bizim Milli Eğitim Bakanlığımız çok etkin bir uygulamamız var. Yetenek taraması uygulaması var. Bu yetenek taraması uygulamasıyla yaklaşık bu zamana kadar ilkokul üçüncü sınıfa giden çocuklardan 4 buçuk milyonunun yeteneğin taramasını yaptık gücünü, sıçrama kabiliyetini ve esneklikle başlamak üzere uygun spor branşlarına yönlendiriyoruz ve bütün herkesi biz spora davet ediyoruz. Tekrar burada velilere söylüyoruz, ailelere söylüyoruz. Çocuklarınızı alın spor tesislerine getirin. Belediyelerin tesislerine getirin, bizim tesislerimize getirin. Burada çok iyi bir şekilde hem belediyeyle bakanlık arasında çok müthiş bir uyum var” ifadelerini kullandı.
“Fatih’te Ergün Turan çok güzel ve kalıcı işler yaptı”
Fatih Belediye Başkanı Turan’ın kültürde, sanatta, insanlara dokunarak güzel eserler yaptığını söyleyen Bakan Bak, “Fatih’te Ergün Başkan çok güzel ve kalıcı işler yaptı. Kültürde, sanatta, insanlara dokunarak güzel eserler yaptı. 31 Mart’ta ne diyeceğiz? Fatih’te Ergün Turan ile devam diyeceğiz. Yine ortaya koyduğu eserlerinin devamını bekliyoruz. Biz de yanında olacağız, destekleyeceğiz. Pek çok organizasyonda bunları yapıyoruz. 2024 Paris Olimpiyatları yaklaşıyor. Çok az bir süremiz kaldı. Bu süre içerisinde inşallah başarılı sonuçlar elde etmeyi hedefliyoruz. Oradan bayrağı göndere çektireceğiz. İstiklal Marşı’nı çaldıracağız. Türkiye böyle bir ülke. Güçlü bir Türkiye var. Sporda güçlü bir Türkiye var. Her yönüyle güçlü bir Türkiye var. Kendi savaş uçağını yapan tankını yapan ve bölgede güçlü bir ülke var. Bu da kim ile? Recep Tayyip Erdoğan’la beraber. O yüzden İstanbul’da Murat Kurum, Fatih’te Ergün Turan’la yola devam diyoruz” diye konuştu.
“Havuzuyla, salonuyla ve konferans salonuyla hakikaten örnek bir tesis”
FSM Kültür Merkezi’nin tamamlanmasından büyük mutluluk duyduğunu söyleyen eski Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu da, “Fatih, benim hayatımda, gönül dünyamda çok özel yeri olan bir beldemiz. Böylesine bir tesisin burada olması, buraya kazandırılması ve tabii bugün halkımızla, gençlerimizle buluşuyor olması benim için de büyük bir mutluluk. Bu çorbada tuzumuz varsa ne mutlu bize. Bizler için çok büyük bir onuz, büyük bir mutluluk. Fatihimiz için, gençlerimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun, uğurlu olsun. Hamdolsun çok şeyler değişti. Çok güzide bir tesis. Hem mahallelinin faydalanacağı, hem buradaki güzel öğrencilerimizin faydalanacağı dolu dolu havuzuyla, salonuyla mükemmel bir konferans salonuyla hakikaten örnek bir tesis” dedi.
“Spor alanında dezavantaj olan Fatih’i avantajlı bir ilçe haline getirdik”
Fatih’i beş yılda sportif alanlar açısından en avantajlı bir ilçe haline dönüştürdüklerini söyleyen Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, “Biz Gençlik ve Spor Bakanlığımızın destekleriyle Fatih’i beş yılda sportif alanlar açısından avantajlı bir ilçe haline dönüştürmeye başladık. FSM Kültür ve Spor Merkezi de bunlardan bir tanesi. İnanıyorum ki bu eser özellikle bölge insanlarının da yoğun kullanmasıyla birlikte 7 gün 24 saat çalışacak bir tesis haline gelecek” ifadelerini kullandı.
“Tüm projelerimizi nitelikle ve bölgeye değer katacak anlayışla yapıyoruz”
Fatih’te yapılan tüm projelerin bir felsefesi olduğunu, nitelikli ve bölgeye değer katacak anlayışla yaptıklarını söyleyen Başkan Turan, “FSM Kültür ve Spor Merkezi, hem mimarisi hem de ambiyansıyla bölgeye değer katacak inşallah. Yüzme havuzu tamamlandığında bölgedeki insanların ciddi bir ihtiyacını karşılamış olacak. İnşallah önümüzdeki dönemde de bu eserlerimizin, tesislerimizin sayısını artıracağız. Sayın Bakanlarımıza, projede her aşamada emeği geçenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>“Sözünün nereye gittiğini bilen, aklı başında, demokrasiyi özümsemiş genel başkanlar böyle şeyler söylemez”
“Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde ekranlarda darbe güzellemesi yapan ana muhalefet partisi yöneticisine rastlayamazsınız”
“5-6 kişi toplanıp nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan şaibeli paralarla saatlerce kule yapıyor”
ÇANKIRI – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Özgür efendinin darbelerde acı çekenler, işkence görenler, hayatı kararanlar başta olmak üzere tüm Türkiye’ye bir özür borcu vardır. Kendisi hiç vakit kaybetmeden çıkıp milletimizden, meclisimizden ve istismar ettiği gençlerimizden özür dilemelidir. Milletimiz ve uğruna bedeller ödediğimiz demokrasimiz adına biz bunun takipçisi olacağız. Vatandaşlarımızın da 31 Mart’ta bu darbe sever zihniyet hak ettiği dersi sandıkta vereceğine inanıyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankırı’da düzenlenen mitingde konuştu. Çankırı il merkezindeki Belediye Meydanı’nda gerçekleştirilen miting alanını binlerce vatandaşa seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefeti eleştirerek, “Biz Çankırı ile tüm Türkiye için canla başla çalışırken CHP’nin başını çektiği muhalefetin durumu ise gerçekten içler acısı. Ne millete hizmet etmek niyetindeler, ne de bu yönde bir çabaları var. Vizyon, proje, ufuk, eser, icraat desen zaten hak getire. Ziya Paşa’nın güzel bir beyti var, ‘eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.’ Biz hizmet ve eser bırakıyoruz. Muhalefet bavullarla, valizlerle, çantalarla taşınan balya balya paralar dışında elle tutulur hiçbir işleri yok. Dolar çantalarda, bavullarda, avrolar çantalarda, bavullarda. Nereye kadar böyle gideceksiniz, 31 Mart’a kadar. 31 Mart’ta bizim milletim sizi sandıklara gömecek. Bir büroda 5-6 kişi toplanıp nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan şaibeli paralarla saatlerce kule yapıyor. ‘Açıkla’ deyince panikle sağa sola saldırıyorlar. Hatırlarsınız, bunlar son seçim yenilgisinin ardından değişim diye bir şey başlatmışlardı. Güya kendilerini yenileyecek, faşist zihniyetlerini değiştirecek, milletle artık kavga etmeyeceklerdi. Sonuç, tam bir fiyasko oldu” dedi.
“Sözünün nereye gittiğini bilen, aklı başında, demokrasiyi özümsemiş genel başkanlar böyle şeyler söylemez”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ‘darbe’ sözlerine eleştiride bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Genel başkanlık koltuğunda oturun kişi değişti ama CHP’nin cuntacı, darbeci, vesayetçi kodlarında zerre miskal dönüşüm olmadı. CHP’nin yeni genel başkanı tıpkı selefi gibi darbe sever çıktı. Öyle ki televizyondan gülerek darbenin faziletlerinden bahsediyor. Neymiş, belli yaşın altındakiler milli iradeye kast ederse bu iyiymiş, doğruymuş, faydalıymış. Kafaya bak. Bunların eski genel başkanlarının 15 Temmuz gecesi FETÖ’cü hainlerin açtığı yoldan gittiği, tankların arasından Bakırköy Belediyesi’ne gittiği akşamı hatırlıyorsunuz, değil mi? Şimdi Bay Bay Kemal’e Ankara’da bir daire tuttular, orada istirahat ediyor. Çok açık ve net söylüyorum. Sözünün nereye gittiğini bilen, aklı başında, demokrasiyi özümsemiş genel başkanlar böyle şeyler söylemez. Darbelerin bu ülkeye ödettiği faturalara vakıf siyasetçiler böyle cümleler kuramazlar. Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde ekranlarda darbe güzellemesi yapan ana muhalefet parti yöneticisine rastlayamazsınız. Ancak Türkiye’de özgürlükler ve demokrasi konusunda mangalda kül bırakmayanlar, sandıktan umutlarını her kestiklerinde bu tür hezeyanlara saldırıyorlar. Buradan, milli iradenin kalesi Çankırı’dan Özgür efendiye şu gerçeği hatırlatmaktan fayda görüyorum. Türkiye’de darbeler dönemi açık ve netti. Artık tamamen kapanmıştır. İktidara giden yolu vesayetçilerde arama devri sona ermiştir. Her kim milletin iradesine kast ederse karşısında bizi bulur, 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi genci yaşlısıyla, kadını erkeği ile 85 milyonu bulur. Siyasette değişim olacaksa bunun yolu darbe değildir, sandıktır. Sandık dışında başka yollara tevessül edenlerin akıbeti hüsran olacaktır. Özgür efendinin darbelerde acı çekenler, işkence görenler, hayatı kararanlar başta olmak üzere tüm Türkiye’ye bir özür borcu vardır. Kendisi hiç vakit kaybetmeden çıkıp milletimizden, meclisimizden ve istismar ettiği gençlerimizden özür dilemelidir. Milletimiz ve uğruna bedeller ödediğimiz demokrasimiz adına biz bunun takipçisi olacağız. Vatandaşlarımızın da 31 Mart’ta bu darbe sever zihniyet hak ettiği dersi sandıkta vereceğine inanıyorum” diye konuştu.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankırı’da düzenlenen mitingde konuştu. Çankırı il merkezindeki Belediye Meydanı’nda gerçekleştirilen miting alanını binlerce vatandaşa seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çankırı’ya bugüne kadar mahcup olmadık, yine olmayacağız. Kentsel dönüşüm bizden, TOKİ bizden, fabrikalarda Hüseyin Bey’den. TOKİ yoğun çalışmalarla yanınızda. Fabrikalar da Başkan Hüseyin Bey’den. Sizlerin bu halini gördükten sonra Cumhurbaşkanı olarak sizlerin yanındayım. Çankırı’ya olan minnet borcumuzu daha fazla çalışarak, daha fazla ter dökerek, daha fazla eser ve proje üreterek ödeyeceğiz. Bunun için 31 Mart çok önemli. Sizlerden 31 Mart’ta bir kez daha destan yazmanızı istiyorum. Aşk ile koşan yorulmaz diyerek ülkemize ve milletimize hizmet için gece gündüz koşturuyoruz. Sadece Mart ayının başından itibaren doğudan batıya, kuzeyden güneye 23 farklı ilimizi ziyaret ettim, bu tarz mitingler yaptım. Yabancı misafirlerimizin yanı sıra, şehit ailelerinden sağlık personelimize, şoförlerimizden vakıf ve derneklerimize toplumumuzdan her kesimden insanımızla kucaklaştık, hasbihal ettik, iftar sevincini paylaştık” dedi.
“İnşallah 2028 yılında KAAN’ı Hava Kuvvetlerimize teslim edeceğiz”
Türkiye’nin hedefleri ile ilgili konuşan Erdoğan, “Mazlumlara el uzatmak, zalimlerin zulümlerine dur demek, Gazze başta olmak üzere kardeşlerimize yardımcı olmak için çalıştık, çalışıyoruz. Deprem bölgesinde inşasını tamamladığımız 76 binden fazla konutun kuralarını çekerek depremzedeleri yeni yuvalarına yerleştirdik. Bunun gibi nice hamle, nice faaliyetle Türkiye’yi büyütmenin, Türkiye yüzyılını inşa etme çabasındayız. Bizim gündemimizde deprem bölgesi var, bizim gündemimizde dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimiz var, bizim gündemimizde aziz milletimizi layıkıyla temsil etmek var, bizim gündemimizde içinde bulunduğumuz asra Türk mührünü vurmak var, bizim gündemimizde ülkemizin ekonomisini güçlendirmek, ihracatını arttırmak, tarımını, turizmini, sanayisini geliştirmek var, bizim gündemimizde Türkiye’yi dünyanın devler ligine yükseltmek var. Savunma sanayisinde her gün yeni bir başarıya imza atıyoruz. Bir dönem toplu iğne üretmezken, tabanca bile yapamıyorken, bugün kendi gemimizi, tankımızı, füzemizi, savaş uçağımızı imal eder hale geldik. KAAN’ın göğe doğru süzülüşünü izlediniz değil mi? Uçak teker keserken sizlerin de gözü doldu, göğsü kabardı mı? Bizlere bu günleri gösteren Allah’a hamd olsun. Her türlü ambargoya rağmen 5’inci nesil savaş uçağımız KAAN, ilk uçuşunu başarı ile gerçekleştirdi. ‘Yapamaz’ dediler, yaptık. ‘Uçmaz’ dediler uçurduk. Önümüze engel çıkardılar, hepsini tek tek aştık. Ülkemizdeki müzmin muhalifler ‘kalorifer peteği’ diyerek bu başarıyı küçümsemeye çalışsalar da KAAN savaş uçağımız dostlarımıza güven, düşmanlarımıza büyük korku saldı. Asya’sından Avrupa’sına ve Amerika’sına bu teknolojiye sahip olduğunun ne manaya geldiğini bilenler KAAN’ı çok yakından takip ediyor. İnşallah 2028 yılında KAAN’ı Hava Kuvvetlerimize teslim edeceğiz. Bu tarihten itibaren gök vatanımızı KAAN ile koruyacağız. İnsansız hava araçlarımızın başarılarını artık cümle alem biliyor” diye konuştu.
“Sınırlarımızın 300-350 kilometre ötesinde teröristleri tespit ediyor, hiç ummadıkları anda etkisiz hale getiriyoruz”
Teröristlere göz açtırılmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyanın 50’ye yakın ülkesinde TB-2’ler, Akıncılar, Ankalar, Aksungurlar kullanılıyor. SİHA’lar terörle mücadelede bize kritik kabiliyetler kazandırıyor. Bölücü terör örgütü mensupları için artık hiçbir şey güvenli değil. Sınırlarımızın 300-350 kilometre ötesinde teröristleri tespit ediyor, hiç ummadıkları anda etkisiz hale getiriyoruz. Devletimize kast etmenin, vatan evlatlarına saldırmanın bedelini bu katil sürülerine çok ağır bir şekilde, misliyle ödetiyoruz. Donanmamızın amiral gemisi Anadolu’nun ardından daha büyük bir uçak gemisi yapmanın hazırlıklarına başladık. Savunma sanayisinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar durmayacağız, yolumuzdan geri dönmeyeceğiz” şeklinde konuştu. – ÇANKIRI
]]>KARABÜK – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 21 yılda Türkiye’yi 3 kat büyüttüklerini, önümüzdeki dönemde de 2 kat daha büyüteceklerini söyledi. Erdoğan, “Önümüzdeki en büyük problemi olan enflasyon yılın ikinci yarısından itibaren düşmeye başladığında bunların hepsi için daha geniş bir hareket alanına sahip olacağız. Ülkenin imkanlarını milletimizin tüm kesimlerine yansıtarak son dönemde yaşanan refah kayıplarını fazlasıyla telafi edeceğiz” ifadelerine yer verdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Albay Karaoğlan Caddesi üzerinde düzenlenen mitingde halka hitap etti. 9 yıl aradan sonra Karabük’e gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Osmanlı’ya nice devlet adamı yetiştiren, şairleri ve yazarlarıyla nam salmış Karabük’te sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu sefer arayı biraz açtık galiba. Karabük’ü özlemişiz. Sanki Karabük’te bizi eccük özlemiş gibi. Şu katılıma bak. Merak ettim sordum. Ne kadar. Emniyetin verdiği rakam 46 bin. Bu ne demektir? 31 Mart akşamı inşallah Karabük’te zaferi beraber kutlayacağız. Karabük, Cumhuriyetimizin yurdu demir ağlarla örme, bu hedefin ilk meyvelerinden biri olarak milletimizin gıpta ettiği bir iftihar tablosudur. Demir yollarının sadece ulaşım ağından demir çelik fabrikalarının sadece bir tesisten ibaret olmadığının aynı zamanda koskoca bir şehri doğurabildiğinin ispatı Karabük’tür. Bu şehrin 13 haneli bir köyünden bu günkü modern şehre dönüşümü Cumhuriyetimizin kazanımlarından biridir. Ekmeğini demirden çıkartan insanların şehri olan Karabük Türkiye sanayisinin de can damarları arasında yer alıyor. Fabrikalar yapan fabrikasıyla ekonomimize eşsiz katkılar sağlıyor. Karabük’e hizmet etmek Gazi Mustafa Kemal’in mirası olan bu şehri daha ileriye götürmek aynı zaman bizim için bir refah meselesidir”
Karabük’ün Mayıs ayındaki genel seçimlerde cumhur İttifakı milletvekilliğinde yüzde 62, Cumhurbaşkanlığında yüzde 64’e varan destek verdiğini ifade eden Erdoğan, “Sizlerin sevgisine, vefasına, kardeşliğine, layık olabilmek için bizler de daha çok çalışacağız. Ben Cumhurbaşkanı olarak ekibimle çok çalışacağım. ve yerel yönetimlerle el ele vereceğiz” dedi.
“Karabük’ü çok daha farklı bir yere taşıyacağız”
Karabüklülerin 31 Mart günü sandıkta daha yüksek oy oranlarıyla destek vereceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Karabük hem güzel hem de merhametli bir şehir olarak ülkemiz için bir rahmettir. Geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan seçimlerde Cumhur İttifakına milletvekilliğinde yüzde 62’yi aşan Cumhurbaşkanlığında kardeşine yüzde 64’e varan oranlarda destek verdiniz. Bunun için her birinize ayrı yar ayrı şükranlarımı sunuyorum. 31 Mart’ta sandıkta çok daha yüksek oy oranlarıyla yanımızda olacağınıza inanıyorum. Sizlerin sevgisine, vefasına, kardeşliğine, layık olabilmek için bizler de daha çok çalışacağız. Ben Cumhurbaşkanı olarak ekibimle çok çalışacağım. ve yerel yönetimlerle el ele vereceğiz. Allah’ın izniyle Karabük’ü çok daha farklı bir yere taşıyacağız. İşçi, esnaf, üretici, emekli, öğrencisiyle bu şehirde yaşayan her bir kardeşimin üzerimize hakkı var. Bunları ödemekle mükellefiz. Bilhassa çalışanlarımızın ve emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların çözümü boynumuzun borcudur” dedi.
“Sırtlarında yumurta küfesi olmayanlar diledikleri gibi atıp tutabilirler”
Bazılarının söz verip göreve gelince unuttuğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sırtlarında yumurta küfesi olmayanlar diledikleri gibi atıp tutabilirler. Bunlar meydanlarda söz verip göreve gelince unutmayı bilirler. Biz ise bir şeyi söylediğimiz zaman yapmakla mesulüz. Önce tüm hazırlıklarımız tamamlayacağız. Ondan sonra da çıkıp sözümüzü söyleyeceğiz. Aksi halde ötekilerden farkımız kalmaz. Ülkemizin son 10 yılda yaşadığı badireleri biliyorsunuz. Hepsinin üzerine bir de asrın felaketi olan 6 Şubat depremleri yaşandı. Depremin ekonomimize getirdiği ilave fatura 104 milyar dolardır. Sadece bu yıl için deprem bölgesine 1 trilyon liradan fazla kaynak aktardık. İstanbul başta olmak üzere risk altındaki şehirlerimizin süratle depreme hazırlanmaları gerekiyor. Önümüzdeki en büyük problemi olan enflasyon yılın ikinci yarısından itibaren düşmeye başladığında bunların hepsi için daha geniş bir hareket alanına sahip olacağız. Ülkenin imkanlarını milletimizin tüm kesimlerine yansıtarak son dönemde yaşanan refah kayıplarını fazlasıyla telafi edeceğiz. Türkiye’yi 21 yılda nasıl 3 kat büyüttüysek önümüzdeki dönemde 2 kat daha büyüterek bunu başaracağız. Azimle ve sabırla çalışarak üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir mesele yoktur. Yeter ki birlik ve beraberliğimize, Kardeşliğimize sahip çıkalım. Yeter ki aramıza bozguncuları ve fitne tüccarlarını sokmayalım. Gerisi sadece vakit ve planlama meselesidir. Karabük’ün bu zorlu süreçte yanımızda yer alacağın inanıyorum. Buradan öyle bir ses verin ki duymayan kalmasın. Seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençler, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Karabük ile birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakının renkleriyle boyamaya var mıyız? Şu mübarek günlerde verilen sözler çok daha önemli. Başı rahmet ortası mağfiret sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif’inizi tekrar tebrik ediyorum. Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ı milli irade bayramı olarak beraberce kutlayacağız” ifadelerine yer verdi.
“Her seçim aynı zamanda kimin kiminle yol yürüdüğünü kimin nerede durduğunu görmemize vesile olan tarihi bir sınamadır”
Seçim dönemlerinin demokrasi şölenleri olmasının ötesinde anlamlara sahip olduğunu, her seçimde kimin kiminle yol yürüdüğünün sınaması olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti:
“Ülkemizde seçim dönemleri Cumhurbaşkanından, milletvekiline ve belediye başkanına kadar her kademedeki yöneticilerin belirlendiği demokrasi şölenleri olmasının ötesinde anlamlara sahiptir. Her seçim aynı zamanda kimin kiminle yol yürüdüğünü kimin nerede durduğunu görmemize vesile olan tarihi bir sınamadır. Cumhur İttifakı olarak biz seçime ister birlikte ister ayrı adaylarla girelim hep Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet. Bir olacağız, iri olacağız. Diri olacağız. Şu karşımdaki tablo gibi kardeş olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız. Siyasetimiz milletimizin birliği, vatanımızın bütünlüğü, devletimizin bekası çevresinde şeffaf ve erdemli bir tarzda şekillendi. Geçtiğimiz Mayıs ayında karşımızda kurulan ittifakı hatırlıyorsunuz değil mi? Şimdi kerede bunlar. Altılı masa ne oldu? Parlamentoda bunlardan bir kişi yok. Hepsi gitti. Dağıldılar gittiler. Birisi de hani diyordum ya o da Ankara’da bir daire ona tutmuşlar. Kim o. Şimdi o dairede takip ediyor. Tüm suçu Bay Kemal’in sırtına yükleyip hepsi de şimdi kendi keyfine bakıyor. Altılı masa dediler, 16’lı masa dediler. Birileri de masanın altına girdi. Şimdi bizim Karadeniz’in çayını demliyorlar. Bu ucube ittifaktan geriye kala kala masanın gizli ortağı Dem ile bir türlü adını koyamadıkları, millete çıkıp ne olduğunu anlatamadıkları tuhaf bir ilişki kaldı. Sorsan ittifak yapmadık diyorlar. Ama pek çok yerde ortak belediye başkanı adayı ortak meclis üyesi listesi çıkartıyorlar. Belediye bürokrasisi pazarlığı yapıyorlar. DEM’in hiçbir söz hakkı olmayan tabanının iradesini tek parti faşizminin günümüzdeki temsilcisi CHP ile pazarlık masasına sürdüler. Bedeli hala bilinmeyen bu kirli pazarlıkların gerisinden hangi pis kokular hangi menfaat paylaşımları hangi hain taktikler çıkacak inşallah hep birlikte göreceğiz. Şu anda yargı bunları takip ediyor. Şimdiden bazı emareleri ortaya çıkmaya başladı.”
“Türk siyasetini bu kadar kirletmeye, kendilerine oy verenler başta olmak üzere insanımızı bu kadar utanmaya kimsenin hakkı yok”
Türkiye’nin gündeminin deprem, terörle mücadele olduğunu ancak muhalefetin başka tavırlar sergilediğini söyleyen Erdoğan, “Ülkenin gündemi deprem. Bunların umurunda değil. Hatta depremzedelere hakaret ederek gerçek karakterlerini sergiliyorlar. Ülkenin gündemi sınırlarımızın terörden arındırılması. Ama bunların umurunda değil. Hatta ortaklarına yaranmak için utanmasalar terör örgütüne militan yazılıp ideolojik eğitime girecekler. Ülkenin gündemi çalışanların refah kaybının telafisi. Ama bunların umurunda değil. Hatta istismarla ettikleri üç beş lafı saymazsak buradan kendilerine çıkacak siyasi rantı düşünüp el ovuşturuyorlar. Hangi meseleyi ele alırsak alalım. Karşımıza benzer manzaralar ortaya çıkıyor. Şimdi ortaya deste deste valiz valiz para görüntüleri çıktı. Dolar mı dersin Euro mu dersin. Şimdi bunlar var. Türk siyasetini bu kadar kirletmeye, kendilerine oy verenler başta olmak üzere insanımızı bu kadar utanmaya kimsenin hakkı yok. Nereden nerelere geldik. Hale bak. Bunun için kızarmasını bilen bir yüz utanmasını bilen bir yapı lazım. Allah’tan korkuları var mı bilemeyiz. Ama kuldan utanması olmayandan uzak durmak lazım. Bunun adı siyaset değil. Ortada eser ve hizmet namına en ufak bir şey yok. İstanbul’da var mı? İstanbul’un karışını bilirim. İstanbul’da doğdum, orada büyüdüm, belediye başkanlığı yaptım. İstanbullu oradan sonra aldı beni Başbakanlığa sonra da Cumhurbaşkanı oldum. Tam tersi kendilerini hiçbir iş yapmamakla hiçbir proje sahibi olmamakla övünecek kadar sefil bir duruma düşürmüş halde. Hiç değilse kabahatlerini kabul edip bir kenara çekilme erdemini gösterseler maalesef o da yok. Milletimiz her seferinde sandıkta bunlara derslerini vermesine rağmen ısrarla ve inatla iktidara gelmeyi umut ediyorlar. Birbirlerine öyle gaz veriyorlar ki Türkiye’yi bilmeyen biri baktığında ortada bir şey var sanır” dedi.
“Bu CHP, DEM’den ve maalesef duruşlarıyla onlardın değirmenlerine su taşıyanlardan hiçbir şey olmaz”
İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ‘Aramızda kalsın kazanıyoruz’ sözlerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dün ekranlarda aramızda kalsın kazanıyoruz diyorlardı. Bu günde aynısını diyorlar. Meydan meydan geziyorum. Aramızda kalacak bir şey yok. Herkes bilsin. Bu CHP, DEM’den ve maalesef duruşlarıyla onlardın değirmenlerine su taşıyanlardan hiçbir şey olmaz. Bunlar daha kendi içlerinde bir insicam sağlayamamışlar ki ülkeye ve millete hayırları dokunsun. Kavga, gürültü, didişme, ayak oyunları hiçbir gün eksik olmuyor. Demokrasinin güzel tarafı, medya, sosyal medya, uluslararası medya ne derse desin son sözü sandığın söylemesi noktayı milli iradenin koymasıdır. İnşallah 31 Mart’ta Türkiye belediye başkanlarını seçme yanında muhalefetin suratına bu hakikati bir kez daha çarpacaktır. Ben Karabüklüye inanıyorum, ben halkıma inanıyorum. Karabük’ün bu milli irade şahlanışında en ön saflarda yer alacağına inanıyorum. Bunun için sizlerden söz istiyorum. 31Mart’ta derdi ülkesi, milleti, şehri olmayanları sandığa gömüyor muyuz? 31 Mart’ta milli iradenin gücünü bir kez daha dünya aleme gösteriyor muyuz?” dedi.
“Bizim davamız tarihimizden aldığımız ilhamla Türkiye Yüzyılını inşa etme davasıdır”
Tarihten alınan ilhamla Türkiye Yüzyıl’ını inşa etme davasında olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hemen bütün şehirlerimizde altını çizerek ifade ettiğim bir hususu Karabük’te de vurgulamak istiyorum. Bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri. Olay bu. Semer, eser. İşte karşımdaki şu topluluk eser bırakan topluluktur. Bizim ne köken, ne mezhep, meşrep istikrarıyla ne ideolojik saplantılarla işimiz olmaz. Bizim davamız tarihimizden aldığımız ilhamla Türkiye Yüzyılını inşa etme davasıdır. Ülkemizin her karış toprağına her bir vatandaşımızın hayatına dokunan nice işlere imza attık. Karabük’e de 21 yılda 94 milyar lira kamu yatırımı yaptık. Eğitimde bin 452 adet yeni derslik kazandırdık. Karabük Üniversitesi’ni kurduk. Türkiye’deki ilk tıp mühendisliği raylı sistemler mühendisliği, ulaştırma mühendisliği bölümlerini açtık. Gençlik ve sporda 11 bin 732 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtık. 37 spor tesisi inşa ettik. Karabüklü ihtiyaç sahiplerine 1,1 milyar tutarında kaynak aktardık. 686 yataklı yeni hastane dahil 16 sağlık tesisi kazandırdık. Eğitim araştırma hastanemizin ek hizmet binasıyla büyüteceğiz. TOKİ vasıtasıyla 6 bin 212 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 280 konutun yapımı sürüyor. Soğuksu’da 860 konutluk yeni TOKİ’lerin ihalesine yakında çıkılıyor. Şehrimize kazandırdığımız iki atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 91’ine hizmet veriyoruz. Karabük’teki 4 millet bahçesi projemizden birini tamamladık. Diğerlerinin yapımına devam ediyoruz. Ulaştırmada 7 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 116 kilometreye çıkardık. Safranbolu, Karabük, Gerede ayrımını Eskipazar, Ovacık şehir geçişini bölünmüş yol olarak yaptık. Şehrin çeşitli bölgelerinde 15 adet tek, 9 adet çift köprü inşa ettik. Karabük-Kastamonu yolu, Karabük-Yenice yolu, Karabük şehir geçişi, Safranbolu-Karabük ayrım yolu, Ovacık-Karabük ayrımı yolu yapımına devam ediyoruz. Demir yollarında Irmak-Karabük-Zonguldak hattını modernize ettik. Tarım ve ormanda Karabük’e 2 baraj, 4 içme suyu tesisi, 3 sulama tesisi, 1 gölet, 56 taşkın koruma, yeraltı depolama tesisi, 4 hidroelektrik santral tesisi inşa ettik. Aldeğirmen barajı inşaatına devam ediyoruz. Çiftçilerimize yaklaşık 7,5 milyar tarımsal hibe desteği verdik. İstihdamı desteklemek için Karabüklü işverenlerimize 1,1 milyar lirayı aşan prim teşviki sağladık. Eskipazar OSB’yi kurarak 76 adet sanayi parselinin tamamının yatırımcı firmalara ön tahsisini yaptık. Alt yapı çalışmaları devam eden bu bölgede 6 bin istihdam sağlanacak. Ayrıca Karabük OSB’yi 226 hektar ilave ile büyütüyoruz. Böylece bu OSB’de yaklaşık 5 bin kişiye daha istihdam sağlayacağız. Kapanmak üzere olan Kardemir’i alıp ülkemizin en büyük demir-çelik tesislerinden biri haline biz getirdik. Fabrikamızı üretimi ve istihdamı ile sürekli büyütüyoruz. Enerjide merkez Eskipazar, Safranbolu ve yenice doğalgaz arzını sağladık. Diğer ilçelerimize doğalgaz arız sağlamak için çalışmalarımız aynen devam ediyor. Yer tahsisi yapılan yeni adliye binamızın inşasına yakında başlanacak. Devlet demiryolları tesislerini Garpark olarak nefes alanı alarak kazandırmakta kararlıyız. Allah’ın izniyle 31 Mart’tan sonra bunları belediyelerimizle işbirliğinde Cumhurbaşkanı ve ekibim, tüm yerel yöneticilerle çok daha fazlasını ekleyeceğiz” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından AK Parti Karabük Belediye Başkan Adayı Özkan Çetinkaya ve diğer adaylarla hatıra fotoğrafı çektirdi. Mitinge Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, İletişim Başkanı Fahrettin Altun da katıldı.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Albay Karaoğlan Caddesi üzerinde düzenlenen mitingde halka hitap etti. 9 yıl aradan sonra Karabük’e gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Osmanlı’ya nice devlet adamı yetiştiren, şairleri ve yazarlarıyla nam salmış Karabük’te sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu sefer arayı biraz açtık galiba. Karabük’ü özlemişiz. Sanki Karabük’te bizi eccük özlemiş gibi. Şu katılıma bak. Merak ettim sordum. Ne kadar. Emniyetin verdiği rakam 46 bin. Bu ne demektir? 31 Mart akşamı inşallah Karabük’te zaferi beraber kutlayacağız. Karabük, Cumhuriyetimizin yurdu demir ağlarla örme, bu hedefin ilk meyvelerinden biri olarak milletimizin gıpta ettiği bir iftihar tablosudur. Demir yollarının sadece ulaşım ağından demir çelik fabrikalarının sadece bir tesisten ibaret olmadığının aynı zamanda koskoca bir şehri doğurabildiğinin ispatı Karabük’tür. Bu şehrin 13 haneli bir köyünden bu günkü modern şehre dönüşümü Cumhuriyetimizin kazanımlarından biridir. Ekmeğini demirden çıkartan insanların şehri olan Karabük Türkiye sanayisinin de can damarları arasında yer alıyor. Fabrikalar yapan fabrikasıyla ekonomimize eşsiz katkılar sağlıyor. Karabük’e hizmet etmek Gazi Mustafa Kemal’in mirası olan bu şehri daha ileriye götürmek aynı zaman bizim için bir refah meselesidir”
Karabük’ün Mayıs ayındaki genel seçimlerde cumhur İttifakı milletvekilliğinde yüzde 62, Cumhurbaşkanlığında yüzde 64’e varan destek verdiğini ifade eden Erdoğan, “Sizlerin sevgisine, vefasına, kardeşliğine, layık olabilmek için bizler de daha çok çalışacağız. Ben Cumhurbaşkanı olarak ekibimle çok çalışacağım. ve yerel yönetimlerle el ele vereceğiz” dedi.
“Karabük’ü çok daha farklı bir yere taşıyacağız”
Karabüklülerin 31 Mart günü sandıkta daha yüksek oy oranlarıyla destek vereceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Karabük hem güzel hem de merhametli bir şehir olarak ülkemiz için bir rahmettir. Geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan seçimlerde Cumhur İttifakına milletvekilliğinde yüzde 62’yi aşan Cumhurbaşkanlığında kardeşine yüzde 64’e varan oranlarda destek verdiniz. Bunun için her birinize ayrı yar ayrı şükranlarımı sunuyorum. 31 Mart’ta sandıkta çok daha yüksek oy oranlarıyla yanımızda olacağınıza inanıyorum. Sizlerin sevgisine, vefasına, kardeşliğine, layık olabilmek için bizler de daha çok çalışacağız. Ben Cumhurbaşkanı olarak ekibimle çok çalışacağım. ve yerel yönetimlerle el ele vereceğiz. Allah’ın izniyle Karabük’ü çok daha farklı bir yere taşıyacağız. İşçi, esnaf, üretici, emekli, öğrencisiyle bu şehirde yaşayan her bir kardeşimin üzerimize hakkı var. Bunları ödemekle mükellefiz. Bilhassa çalışanlarımızın ve emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların çözümü boynumuzun borcudur” dedi.
“Sırtlarında yumurta küfesi olmayanlar diledikleri gibi atıp tutabilirler”
Bazılarının söz verip göreve gelince unuttuğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sırtlarında yumurta küfesi olmayanlar diledikleri gibi atıp tutabilirler. Bunlar meydanlarda söz verip göreve gelince unutmayı bilirler. Biz ise bir şeyi söylediğimiz zaman yapmakla mesulüz. Önce tüm hazırlıklarımız tamamlayacağız. Ondan sonra da çıkıp sözümüzü söyleyeceğiz. Aksi halde ötekilerden farkımız kalmaz. Ülkemizin son 10 yılda yaşadığı badireleri biliyorsunuz. Hepsinin üzerine bir de asrın felaketi olan 6 Şubat depremleri yaşandı. Depremin ekonomimize getirdiği ilave fatura 104 milyar dolardır. Sadece bu yıl için deprem bölgesine 1 trilyon liradan fazla kaynak aktardık. İstanbul başta olmak üzere risk altındaki şehirlerimizin süratle depreme hazırlanmaları gerekiyor. Önümüzdeki en büyük problemi olan enflasyon yılın ikinci yarısından itibaren düşmeye başladığında bunların hepsi için daha geniş bir hareket alanına sahip olacağız. Ülkenin imkanlarını milletimizin tüm kesimlerine yansıtarak son dönemde yaşanan refah kayıplarını fazlasıyla telafi edeceğiz. Türkiye’yi 21 yılda nasıl 3 kat büyüttüysek önümüzdeki dönemde 2 kat daha büyüterek bunu başaracağız. Azimle ve sabırla çalışarak üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir mesele yoktur. Yeter ki birlik ve beraberliğimize, Kardeşliğimize sahip çıkalım. Yeter ki aramıza bozguncuları ve fitne tüccarlarını sokmayalım. Gerisi sadece vakit ve planlama meselesidir. Karabük’ün bu zorlu süreçte yanımızda yer alacağın inanıyorum. Buradan öyle bir ses verin ki duymayan kalmasın. Seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençler, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Karabük ile birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakının renkleriyle boyamaya var mıyız? Şu mübarek günlerde verilen sözler çok daha önemli. Başı rahmet ortası mağfiret sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif’inizi tekrar tebrik ediyorum. Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ı milli irade bayramı olarak beraberce kutlayacağız” ifadelerine yer verdi.
“Her seçim aynı zamanda kimin kiminle yol yürüdüğünü kimin nerede durduğunu görmemize vesile olan tarihi bir sınamadır”
Seçim dönemlerinin demokrasi şölenleri olmasının ötesinde anlamlara sahip olduğunu, her seçimde kimin kiminle yol yürüdüğünün sınaması olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti:
“Ülkemizde seçim dönemleri Cumhurbaşkanından, milletvekiline ve belediye başkanına kadar her kademedeki yöneticilerin belirlendiği demokrasi şölenleri olmasının ötesinde anlamlara sahiptir. Her seçim aynı zamanda kimin kiminle yol yürüdüğünü kimin nerede durduğunu görmemize vesile olan tarihi bir sınamadır. Cumhur İttifakı olarak biz seçime ister birlikte ister ayrı adaylarla girelim hep Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet. Bir olacağız, iri olacağız. Diri olacağız. Şu karşımdaki tablo gibi kardeş olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız. Siyasetimiz milletimizin birliği, vatanımızın bütünlüğü, devletimizin bekası çevresinde şeffaf ve erdemli bir tarzda şekillendi. Geçtiğimiz Mayıs ayında karşımızda kurulan ittifakı hatırlıyorsunuz değil mi? Şimdi kerede bunlar. Altılı masa ne oldu? Parlamentoda bunlardan bir kişi yok. Hepsi gitti. Dağıldılar gittiler. Birisi de hani diyordum ya o da Ankara’da bir daire ona tutmuşlar. Kim o. Şimdi o dairede takip ediyor. Tüm suçu Bay Kemal’in sırtına yükleyip hepsi de şimdi kendi keyfine bakıyor. Altılı masa dediler, 16’lı masa dediler. Birileri de masanın altına girdi. Şimdi bizim Karadeniz’in çayını demliyorlar. Bu ucube ittifaktan geriye kala kala masanın gizli ortağı Dem ile bir türlü adını koyamadıkları, millete çıkıp ne olduğunu anlatamadıkları tuhaf bir ilişki kaldı. Sorsan ittifak yapmadık diyorlar. Ama pek çok yerde ortak belediye başkanı adayı ortak meclis üyesi listesi çıkartıyorlar. Belediye bürokrasisi pazarlığı yapıyorlar. DEM’in hiçbir söz hakkı olmayan tabanının iradesini tek parti faşizminin günümüzdeki temsilcisi CHP ile pazarlık masasına sürdüler. Bedeli hala bilinmeyen bu kirli pazarlıkların gerisinden hangi pis kokular hangi menfaat paylaşımları hangi hain taktikler çıkacak inşallah hep birlikte göreceğiz. Şu anda yargı bunları takip ediyor. Şimdiden bazı emareleri ortaya çıkmaya başladı.”
“Türk siyasetini bu kadar kirletmeye, kendilerine oy verenler başta olmak üzere insanımızı bu kadar utanmaya kimsenin hakkı yok”
Türkiye’nin gündeminin deprem, terörle mücadele olduğunu ancak muhalefetin başka tavırlar sergilediğini söyleyen Erdoğan, “Ülkenin gündemi deprem. Bunların umurunda değil. Hatta depremzedelere hakaret ederek gerçek karakterlerini sergiliyorlar. Ülkenin gündemi sınırlarımızın terörden arındırılması. Ama bunların umurunda değil. Hatta ortaklarına yaranmak için utanmasalar terör örgütüne militan yazılıp ideolojik eğitime girecekler. Ülkenin gündemi çalışanların refah kaybının telafisi. Ama bunların umurunda değil. Hatta istismarla ettikleri üç beş lafı saymazsak buradan kendilerine çıkacak siyasi rantı düşünüp el ovuşturuyorlar. Hangi meseleyi ele alırsak alalım. Karşımıza benzer manzaralar ortaya çıkıyor. Şimdi ortaya deste deste valiz valiz para görüntüleri çıktı. Dolar mı dersin Euro mu dersin. Şimdi bunlar var. Türk siyasetini bu kadar kirletmeye, kendilerine oy verenler başta olmak üzere insanımızı bu kadar utanmaya kimsenin hakkı yok. Nereden nerelere geldik. Hale bak. Bunun için kızarmasını bilen bir yüz utanmasını bilen bir yapı lazım. Allah’tan korkuları var mı bilemeyiz. Ama kuldan utanması olmayandan uzak durmak lazım. Bunun adı siyaset değil. Ortada eser ve hizmet namına en ufak bir şey yok. İstanbul’da var mı? İstanbul’un karışını bilirim. İstanbul’da doğdum, orada büyüdüm, belediye başkanlığı yaptım. İstanbullu oradan sonra aldı beni Başbakanlığa sonra da Cumhurbaşkanı oldum. Tam tersi kendilerini hiçbir iş yapmamakla hiçbir proje sahibi olmamakla övünecek kadar sefil bir duruma düşürmüş halde. Hiç değilse kabahatlerini kabul edip bir kenara çekilme erdemini gösterseler maalesef o da yok. Milletimiz her seferinde sandıkta bunlara derslerini vermesine rağmen ısrarla ve inatla iktidara gelmeyi umut ediyorlar. Birbirlerine öyle gaz veriyorlar ki Türkiye’yi bilmeyen biri baktığında ortada bir şey var sanır” dedi.
“Bu CHP, DEM’den ve maalesef duruşlarıyla onlardın değirmenlerine su taşıyanlardan hiçbir şey olmaz”
İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ‘Aramızda kalsın kazanıyoruz’ sözlerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dün ekranlarda aramızda kalsın kazanıyoruz diyorlardı. Bu günde aynısını diyorlar. Meydan meydan geziyorum. Aramızda kalacak bir şey yok. Herkes bilsin. Bu CHP, DEM’den ve maalesef duruşlarıyla onlardın değirmenlerine su taşıyanlardan hiçbir şey olmaz. Bunlar daha kendi içlerinde bir insicam sağlayamamışlar ki ülkeye ve millete hayırları dokunsun. Kavga, gürültü, didişme, ayak oyunları hiçbir gün eksik olmuyor. Demokrasinin güzel tarafı, medya, sosyal medya, uluslararası medya ne derse desin son sözü sandığın söylemesi noktayı milli iradenin koymasıdır. İnşallah 31 Mart’ta Türkiye belediye başkanlarını seçme yanında muhalefetin suratına bu hakikati bir kez daha çarpacaktır. Ben Karabüklüye inanıyorum, ben halkıma inanıyorum. Karabük’ün bu milli irade şahlanışında en ön saflarda yer alacağına inanıyorum. Bunun için sizlerden söz istiyorum. 31Mart’ta derdi ülkesi, milleti, şehri olmayanları sandığa gömüyor muyuz? 31 Mart’ta milli iradenin gücünü bir kez daha dünya aleme gösteriyor muyuz?” dedi.
“Bizim davamız tarihimizden aldığımız ilhamla Türkiye Yüzyılını inşa etme davasıdır”
Tarihten alınan ilhamla Türkiye Yüzyıl’ını inşa etme davasında olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hemen bütün şehirlerimizde altını çizerek ifade ettiğim bir hususu Karabük’te de vurgulamak istiyorum. Bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri. Olay bu. Semer, eser. İşte karşımdaki şu topluluk eser bırakan topluluktur. Bizim ne köken, ne mezhep, meşrep istikrarıyla ne ideolojik saplantılarla işimiz olmaz. Bizim davamız tarihimizden aldığımız ilhamla Türkiye Yüzyılını inşa etme davasıdır. Ülkemizin her karış toprağına her bir vatandaşımızın hayatına dokunan nice işlere imza attık. Karabük’e de 21 yılda 94 milyar lira kamu yatırımı yaptık. Eğitimde bin 452 adet yeni derslik kazandırdık. Karabük Üniversitesi’ni kurduk. Türkiye’deki ilk tıp mühendisliği raylı sistemler mühendisliği, ulaştırma mühendisliği bölümlerini açtık. Gençlik ve sporda 11 bin 732 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtık. 37 spor tesisi inşa ettik. Karabüklü ihtiyaç sahiplerine 1,1 milyar tutarında kaynak aktardık. 686 yataklı yeni hastane dahil 16 sağlık tesisi kazandırdık. Eğitim araştırma hastanemizin ek hizmet binasıyla büyüteceğiz. TOKİ vasıtasıyla 6 bin 212 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 280 konutun yapımı sürüyor. Soğuksu’da 860 konutluk yeni TOKİ’lerin ihalesine yakında çıkılıyor. Şehrimize kazandırdığımız iki atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 91’ine hizmet veriyoruz. Karabük’teki 4 millet bahçesi projemizden birini tamamladık. Diğerlerinin yapımına devam ediyoruz. Ulaştırmada 7 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 116 kilometreye çıkardık. Safranbolu, Karabük, Gerede ayrımını Eskipazar, Ovacık şehir geçişini bölünmüş yol olarak yaptık. Şehrin çeşitli bölgelerinde 15 adet tek, 9 adet çift köprü inşa ettik. Karabük-Kastamonu yolu, Karabük-Yenice yolu, Karabük şehir geçişi, Safranbolu-Karabük ayrım yolu, Ovacık-Karabük ayrımı yolu yapımına devam ediyoruz. Demir yollarında Irmak-Karabük-Zonguldak hattını modernize ettik. Tarım ve ormanda Karabük’e 2 baraj, 4 içme suyu tesisi, 3 sulama tesisi, 1 gölet, 56 taşkın koruma, yeraltı depolama tesisi, 4 hidroelektrik santral tesisi inşa ettik. Aldeğirmen barajı inşaatına devam ediyoruz. Çiftçilerimize yaklaşık 7,5 milyar tarımsal hibe desteği verdik. İstihdamı desteklemek için Karabüklü işverenlerimize 1,1 milyar lirayı aşan prim teşviki sağladık. Eskipazar OSB’yi kurarak 76 adet sanayi parselinin tamamının yatırımcı firmalara ön tahsisini yaptık. Alt yapı çalışmaları devam eden bu bölgede 6 bin istihdam sağlanacak. Ayrıca Karabük OSB’yi 226 hektar ilave ile büyütüyoruz. Böylece bu OSB’de yaklaşık 5 bin kişiye daha istihdam sağlayacağız. Kapanmak üzere olan Kardemir’i alıp ülkemizin en büyük demir-çelik tesislerinden biri haline biz getirdik. Fabrikamızı üretimi ve istihdamı ile sürekli büyütüyoruz. Enerjide merkez Eskipazar, Safranbolu ve yenice doğalgaz arzını sağladık. Diğer ilçelerimize doğalgaz arız sağlamak için çalışmalarımız aynen devam ediyor. Yer tahsisi yapılan yeni adliye binamızın inşasına yakında başlanacak. Devlet demiryolları tesislerini Garpark olarak nefes alanı alarak kazandırmakta kararlıyız. Allah’ın izniyle 31 Mart’tan sonra bunları belediyelerimizle işbirliğinde Cumhurbaşkanı ve ekibim, tüm yerel yöneticilerle çok daha fazlasını ekleyeceğiz” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından AK Parti Karabük Belediye Başkan Adayı Özkan Çetinkaya ve diğer adaylarla hatıra fotoğrafı çektirdi. Mitinge Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, İletişim Başkanı Fahrettin Altun da katıldı. – KARABÜK
]]>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, bir dizi program yapmak için geldiği İzmir’de programlarını sürdürmeye devam ediyor. İlk olarak Şehit Yakınları ve Gaziler Buluşması gerçekleştiren Özel, daha sonra da Ege İhracat Birlikleri’ni ziyaret etti. Basına kapalı gerçekleştirilen toplantıdan sonra basın mensuplarıyla bir araya gelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’in yarınlarını konuştuklarını belirterek, “Cemil Başkan’ın yönetiminde, 30 Belediye Başkanımızın yönetiminde ‘İzmir’in sanayisi, ticareti ve ihracatı için ne yapabiliriz?’ diye konuştuk. Her iki taraf içinde heyecan ve umut veren bir toplantıyı gerçekleştirmiş olduk” dedi.
“İzmir, üst düzey hizmet bekliyor”
En büyük anketin 31 Mart günü yapılacağını söyleyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Seçim yaklaştıkça artık anket söylemek biraz da böyle seçmeni yönlendirmeye yönelik oluyor. Ama son değerlendirmemden bugüne daha kötü bir anket görmediğimi, her gördüğüm anketin daha iyiye gittiğini söyleyebilirim. 31 Mart tarihinde İzmir’de bir büyük başarı yakalayacağız ve İzmir’in beklediği değişimi, dönüşümü gerçekleştireceğiz. Bundan önceki dönemde görev yapan belediye başkanlarımız konvansiyonel belediyecilik anlamında üzerlerine düşeni fazlasıyla yaptılar ve daha önce de söylemiştim bu belediye başkanları Türkiye’nin herhangi bir coğrafyasında da yüksek memnuniyet oranlarına ulaşabilecek belediye başkanlarımız. İzmir’de Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Cumhuriyet’e ve ülkesine çok şey veren bir kent. Ege bölgesinde 6,5 milyarlık AR-GE’nin 3,5 milyarı sadece İzmir’de yapılıyor. Türkiye ithalatı ihracatından fazla bir ülke. Bu bir sorun. İhracatın ithalatı karşılama oranı Türkiye’de yüzde 70, Ege bölgesinde yüzde 205, İzmir’de yüzde 300’ün üzerinde. Şimdi bu rakamları gördüğünüzde İzmir ülkeye bu kadar çok şey veriyorken ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne bu kadar önemli bir destek veriyorken çok üst düzeyde hizmetler bekliyor” şeklinde konuştu.
“İzmir, Türkiye’nin göz bebeğidir”
Cemil Tugay’dan övgüyle bahseden Özel, “Cumhuriyet Halk Partisi, daha önce Avrupa Birliği’ndeki ilgili raportörlerin de Türkiye’deki en iyi belediye olarak tanımladıkları Karşıyaka Belediyesi ve Belediye Başkanımız Cemil Tugay’ın sürdürülebilir kalkınma noktasında Avrupa Birliği standartlarında tam sağlamış hatta ilerisinde olan bir belediyeyi yönettiğini görmemiz lazım. İzmir’in bundan sonraki süreçte doğasıyla, çevresiyle, sanayisiyle, tarihiyle İzmir Türkiye’nin göz bebeği bir kenttir. Ama gerçekten bir marka şehir olarak dünyadaki diğer marka şehirlerle yarışacak ve Türkiye’nin dünyada turistler tarafından en çok tercih edilen ulaşımıyla, havasıyla, suyuyla, deniziyle hepimizin göğsünü kabartan bir şehir olarak çok iyi bir noktaya getireceğimiz bir iddiaya sahibiz” dedi.
“9 kadın belediye başkan adayımız var”
30 belediye başkanından 9 tanesinin kadın olduğunun altını çizen Özel, “Bugüne kadar sadece 6 kadın belediye başkanımız olmuştu. İzmir, kadın-erkek eşitliğinin kadınların özgürlüklerinin bu kadar üst düzeyde olduğu ve bunları Cumhuriyete borçlu olan bu kente borcumuz bir dahaki seçimlerde 15 kadın belediye başkan adayıdır. İzmir’de her koltuğun biri erkeğe ise biri kadına olmalıdır. Şu anda 9 çok iddialı ve hepsi seçilecek yerden kadın belediye başkanımızı İzmir’in kadınlarına ve kadın haklarına saygılı erkeklerine emanet ediyoruz. 40 yaş altında 12 tane belediye başkanımızın vizyonlarıyla dünyadaki marka şehirlerle yarışacak bir İzmir’i, İzmir’in yeni devrimini gerçekleştireceğiz. İzmir, Cumhuriyet için ilk kurşunun atıldığı, milli mücadeleye son noktanın konulduğu yerdir. Birinci yüzyılda çok önemli işler başardık. İkinci yüzyılda, büyük ikinci yüzyıldaki hem belediyecilik noktasında hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara yürüyüşü noktasındaki en büyük atılımı ve devrimi yine İzmir’den başlatıyoruz” diye konuştu. – İZMİR
]]>Ankara 75’inci Yıl Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde “Türkiye Yaşlı Profili Araştırması Bilgilendirme Toplantısı” gerçekleştirildi. Toplantıya katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “Türkiye Yaşlı Profili Araştırması” verilerini paylaştı.
Bakan Göktaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde “yaşlı dostu bir toplum inşa etme” çabalarının sürdüğünü söyledi.
Araştırmanın üç temel amacı olduğunu söyleyen Bakan Göktaş, “Birincisi, bilgelikleriyle geleceğimizi şekillendiren yaşlılarımızın hayatlarına dair kapsamlı bir bakış açısına sahip olmak. İkincisi yaşlılarımızın ihtiyaçlarını ve taleplerini daha iyi anlamak” ifadesini kullandı.
Üçüncü temel amacı açıklayan Bakan Göktaş, “Bu ihtiyaç ve taleplere yönelik daha etkili sosyal politikalar geliştirmek. Bu amaçlar çerçevesinde Türkiye’de ilk kez böyle bir araştırma gerçekleştirdik” dedi.
Araştırmanın 50 yaş üzeri ve en az bir kişinin bulunduğu 22 bin 640 haneden gerçekleştirildiğini aktaran Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Çalışmamızı; demografik bilgiler, çalışma hayatı ve ekonomik durum, sağlık, bağımsız yaşam, bakım ve sosyal yardımlar, çevre, toplumsal hayata katılım, yaşam memnuniyeti, afet ve acil durumlar, yaşlı hakları ve ayrımcılık olmak üzere 10 başlık altında topladık.”
Araştırmadan elde edilen bulguları işaret eden Bakan Göktaş, “Türkiye’de yaşlı nüfusun psikolojik, sosyokültürel ve sosyoekonomik profili ile yaşam koşullarını detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Bu bulgular aynı zamanda bizlere, yaşlıların karşılaştığı sorunlara çözüm üretmek ve yaşam kalitelerini artırmak için neler yapacağımıza dair önemli ipuçları sunuyor” ifadelerini kullandı.
Dünya nüfusunun hızla yaşlandığına dikkati çeken Bakan Göktaş, Türkiye’nin genç nüfus bakımından zengin bir ülke olmasına rağmen nüfusunun da yaşlandığını belirtti.
“Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 10,2’ye yükseldi”
Türkiye’de yaşlı nüfusun son 5 yılda yüzde 21,4 oranında artarak 8 milyon 722 bin 806’ya ulaştığını söyleyen Bakan Göktaş, “Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2018 yılında yüzde 8,8 iken, 2023 yılında bu oran yüzde 10,2’ye yükseldi. Nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfus oranımızın 2030 yılında yüzde 12,9, 2040 yılında yüzde 16,3 ve 2060 yılında yüzde 22,6 olacağı öngörülüyor” açıklamasında bulundu.
“Türkiye’de 1 milyon 669 bin 270 yaşlı tek başına yaşıyor”
Yaşlılık alanında yapılan çalışmaların toplumsal açıdan büyük önem arz ettiğini dile getiren Bakan Göktaş, “2023 yılı itibariyle Türkiye’de bulunan 26 milyondan fazla hanenin 6 milyon 458 bin 465’inde en az bir yaşlımızın yaşadığı tespit edildi. Diğer bir ifadeyle, her 4 haneden 1’inde en az bir yaşlı bulunuyor. Türkiye’de 1 milyon 669 bin 270 yaşlı tek başına yaşıyor” ifadelerine yer verdi.
“Yaşlıların yüzde 86,6’sı evde yalnızken kendini güvende hissettiğini söylüyor”
Yalnız yaşayan yaşlıların yüzde 74’ünün kadınlardan oluştuğunu anlatan Bakan Göktaş, şöyle konuştu:
“Bu bulgu, yalnız yaşayan yaşlı kadınların ekonomik ve sosyal refahı için politikalar geliştirmemiz gerektiğini gösteriyor. Yaşlıların yüzde 86,6’sı evde yalnızken kendini güvende hissettiğini belirtiyor. Bu bulgu bizim için oldukça sevindirici, ancak yine de muhtemel risklere karşı sosyal destek mekanizmaları üzerinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
“İnternet kullanan yaşlıların oranı yüzde 40,7’ye yükseldi”
Araştırma sonuçlarına göre internet kullanan yaşlıların sayısının arttığına dikkati çeken Bakan Göktaş, “2018 yılına baktığımız zaman internet kullanan yaşlıların oranı yüzde 17 iken, bu oranın 2023 yılında yüzde 40,7’ye yükseldiğini görüyoruz. Bu oranı daha da artırmak için, yaşlıların dijital okur-yazarlığı alanında yürüttüğümüz hizmetleri arttırarak çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Yaşlıların yüzde 51.9’u ileri yaş dönemlerinde evinde bakım hizmeti almayı ya da gündüzlü bakım hizmeti alarak evinde kalmayı tercih ettiğini söyleyen Bakan Göktaş, “Ayrıca yaşlıların yüzde 16,4’ünün evde bakım desteğine ihtiyaç duyduğu tespit edilmiştir. Bu sonuç, evde bakıma destek ve gündüzlü bakım hizmetlerinin yaşlılarımız açısından önemli olduğunu gösteriyor. Biz de Bakanlık olarak, bu konudaki çalışmalarımızı genişletmek için gerekli planlamalarımızı yapıyoruz” açıklamasında bulundu.
Bakan Göktaş, araştırmaya göre yaşlıların yüze 64’ünün mutlu olduğunu dile getirirken yüzde 82’sinin ise sağlıklı olmayı mutluluk sebebi yüzde 64’ünün ise kendilerini en çok mutlu eden şeyin aileleri olduğunu söyledi.
Yaşlıların yüzde 64’ü nünün torunları ile her gün ilgilendiğini söyleyen Bakan Göktaş, “Bu veri, aile bağlarının gücünü koruduğunu ve kuşaklar arası aktarımın sürdüğünü göstermesi açısından son derece kıymetli. Yaşlıların yüzde 40,6’sı komşularıyla her gün görüşüyor. Yaşlılarımıza destek olan en önemli aktörlerden biri, komşuları. Komşuluk ilişkilerimizin kıymeti burada kendini bir kez daha gösteriyor” ifadesini kullandı.
Son seçimlerde yaşlıların oy kullanma oranının yüzde 91,3 olduğunu anlatan Bakan Göktaş, “Bu bulgu da bize, yaşlılarımızın siyasi hayata fikirleriyle katılmak istediklerini gösteriyor. Siyasi hayata bu denli katılım gösteren yaşlılarımız yüzde 81,9 oranıyla da toplumun yaşlıların deneyimlerinden faydalanması gerektiğini düşünüyor” diye konuştu.
Bilgilendirme toplantısının ardından hatıra fotoğrafı çektirildi. Bunun yanı sıra Bakan Göktaş, yaşlı bakımevinde yaşayan vatandaşların hazırladığı el emeği ve göz nuru takı, resim, saat gibi ürünlerden oluşan sergiyi gezdi. – ANKARA
]]>Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle attığı kararlı adımlarla güçlü ve istikrarlı büyümesini sürdüren Turkcell, 2023 yılı finansal ve operasyonel sonuçlarını açıkladı. 2023 yılında enflasyon muhasebesine göre düzenlenmiş sonuçlarına göre Turkcell Grubu’nun toplam gelirleri yıllık bazda yüzde 14,6 büyüyerek 107,1 milyar TL, FAVÖK yüzde 19,9 oranında artarak 43,9 milyar TL’ye ulaştı. Net kar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 82,5 artışla 12,6 milyar TL olarak gerçekleşirken Turkcell’in toplam yatırım harcamalarının gelire oranı ise yüzde 21 oldu.
Turkcell aynı zamanda yeni abone kazanımlarına 2023 yılında da devam etti. Mobil tarafta yüksek gelir katkısı sağlayan faturalı abone odağını sürdüren marka, 1,6 milyon net faturalı abone kazandı. ARPU ise son çeyrekte yüzde 85 büyüdü. Bu büyüme rasyonel fiyatlama, üst pakete taşıma odağı ve artan faturalı abone sayesinde gerçekleşti. 2023 yılında toplam 386 bin haneye daha uçtan uca fiber hizmetini götürürken toplamda 5,8 milyon haneye ve 2,3 milyon fiber abone sayısına ulaştı.
Turkcell’in büyümesinin ana destekçisi konumundaki TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+ ve dijital reklamcılık servisleri kullanan tekil ücretli kullanıcı sayısı ise yıllık bazda yüzde 9 artarak 5,6 milyona yükseldi. TV+’ın IPTV müşteri sayısı 1,4 milyona erişti. Dijital İş Servisleri ise kurumsal müşterilerin dijital dönüşüm süreçlerindeki ana destekçisi olmaya 2023 yılında da devam etti. Uçtan uca yönetilen dijital dönüşüm projeleri ile birlikte, veri merkezi ve bulut hizmetlerinden elde edilen gelirler, büyümeye katkı sağlayan ana faktörler oldu. Turkcell Dijital İş Servisleri’nin gelirleri yıllık bazda yüzde 23 artarak 10 milyar TL’yi aştı. Özellikle veri merkezleri gelirleri yüzde 61’lik büyümesi ve bulut servisleri büyümesi yüzde 50 ile bu büyümeyi destekledi. Bugüne kadar sistem entegrasyon ve yönetilen hizmetlerde 3 bin 500’ü aşkın proje sayısına ulaşılırken, 2023 yılından sonra gelire dönüşecek olan projelerin kontrat değeri 3,1 milyar TL oldu.
Techfin odaklı hizmetler sunan Financell, Paycell ve Wiyo şirketleri 2023 yılında da faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürdü. Bireysel ve kurumsal müşterilerin finansman ihtiyaçlarına göre ürün portföyünü çeşitlendirmeye devam eden Financell bugüne kadar 7 milyon tekil müşteriye ve 40 milyar TL kredi hacmine ulaştı. Financell’in kredi portföyü 6,2 milyar TL’ye yükselirken, yeni ürün, projeler ve faiz oranlarının artışı ile yıllık bazda gelirleri de yüzde 28 büyüyerek 2,4 milyar TL olarak kaydedildi. Paycell yüzde 29’luk bir artışla gelirlerini 2,2 milyar TL’ye taşıdı. Hızlı ve güvenli ödeme çözümleri sunan Paycell’in geniş ürün portföyüyle 2023 yıl sonunda kullanıcı sayısı 8 milyon oldu.
Müşteri odaklı stratejisi, yenilikçi ve kapsamlı teklifleri, dijital kanallarla güçlenen geniş satış ağı ve güçlü altyapısı ile Turkcell, 2023 yılında 1,6 milyon faturalı net abone kazanırken, 386 bin haneye daha uçtan uca fiber hizmeti götürerek ulaşılan hane sayısını 5,8 milyona çıkardı. Fiber abone sayısı ise 2,3 milyona ulaştı.
Turkcell ekosisteminde yer alan TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+ ve dijital reklamcılık servisleri büyümenin lokomotifleri haline gelirken bu servislerdeki tekil ücretli kullanıcı sayısı yıllık bazda yüzde 9 artarak 5,6 milyona yükseldi. Turkcell Dijital İş Servisleri’nin gelirleri ise yıllık bazda yüzde 23 artarak 10 milyar TL’yi aştı.
Türkiye’yi dijitalin yüzyılına taşımayı amacıyla ana odak alanları Veri, Enerji, Siber Güvenlik ve Yapay Zeka’yı kapsayan yatırımlarına hız kesmeden devam eden Turkcell, 2024 yılında yatırımlarının gelire oranının yüzde 23 olmasını bekliyor.
“Turkcell’in DNA’sında teknoloji liderliği, yenilikçilik ve girişimcilik var”
2023 yılını çift haneli reel büyüme ile kapatmanın gururunu yaşadıklarını ifade eden Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, “İş alanlarının tamamında enflasyona rağmen güçlü bir performans sergiledik. Turkcell’in, DNA’sında teknoloji liderliğini, yenilikçiliği ve girişimciliği barındırıyor. Gerçekleşen bu yüksek performansın ARPU genişlemesi ve yeni abone kazanımları sayesinde oldu. 2024 yılı hedeflerini reel rakamlar üzerinde verdik. Bu yıl FAVÖK marjını yüzde 42 oranında hedefliyor; veri merkezleri, yenilenebilir enerji ve altyapı yatırımları ile operasyonel yatırımların gelire oranını ise yüzde 23 olarak bekliyoruz. Enflasyon beklentilerimizi de dahil ettiğimiz planlara göre 2024’te yüksek tek haneli reel büyüme öngörüyoruz” dedi.
“Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz”
2023 yılında “Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğundaki öncü konumlarını daha da güçlendirme noktasında kararlılıkla ilerlediklerini belirten Koç, “Bu süreçte, teknolojik altyapımızı, bilgi birikimimizi ve yetkinliklerimizi; müşterilerimize kesintisiz ve kaliteli bir iletişim deneyimi sunmak için geliştirmeye devam ettik. Turkcell sadece bir ses ve data operatörü değil, Türkiye’nin dijital dönüşümünün lokomotifi, dönüştürücü bir güç. Bu gücü; sadece bağlantıyı sağlayan değil, üstün bir dijital deneyimi her platformda, günün her anında yaşatan bir şirket olmak ve ülkemizin milli menfaatleri için kullanıyoruz. Gelecek dönemde de teknolojik yeteneklerimiz ve inovasyon gücümüz sayesinde pazardaki konumumuzu güçlendirecek ve toplum için daha güçlü bir dijital gelecek ortaya koyacağız. Tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
“Dijital ürün ve servisler, sektörümüzün taşıyıcı kolonları”
BiP, TV+, lifebox, fizy, GAME+ gibi Turkcell ekosistemindeki markaların faaliyetlerinin başarıyla sürdüğünü vurgulayan Koç, “Dijital ürün ve servisler, sektörümüzün taşıyıcı kolonları haline gelmeye başladı. Stratejik önemde gördüğümüz dijital servislerimiz de finansallarımızı güçlü bir şekilde destekliyor. Bu başarı, şirket olarak dijital dönüşüm alanındaki liderliğimizi ve büyüme potansiyelimizi güçlendirerek devam ettirme yolunda bizi daha da cesaretlendiriyor” dedi.
“Ana odak alanımız Veri, Enerji, Yapay Zeka ve Siber Güvenlik”
Yolculuklarında 4 ana odaklarının olduğunu ifade eden Koç, “Veri, Enerji, Yapay Zeka ve Siber Güvenlik. Bu dört odak, bizim 2024 ve sonrası hedeflerimizin, yatırımlarımızın da belirleyicileri olacak. Bu odakların birbiriyle iç içe olduğunu, dijitalleşen dünyada insanların ve nesnelerin ürettiği verinin, dünyanın en önemli hammaddesi haline dönüştü” diye konuştu.
“Türkiye’nin en büyük veri işletmecisi Turkcell’den yeni şirket hazırlığı”
Türkiye’nin verisini Türkiye’de tutmak amacıyla veri merkezleri pazarındaki lider konumunu devam ettirdiklerini belirten Koç, “Şirket olarak, veri merkezlerine 330 milyon euro yatırım gerçekleştirdik. Bu alandaki yatırım odağını bir üst seviyeye taşıyan marka, yeni bir veri merkezi şirketi kurmayı da planlarına dahil ettik. Bu doğrultuda “hyper-scaler” küresel bir markayı Türkiye’ye getirmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin en büyük veri merkezi işletmecisi konumundayız. Gebze, İzmir, Temelli ve Avrupa olmak üzere 4 yeni nesil veri merkezine sahibiz. Türkiye’deki bireylerin ve kurumların yanı sıra bölge ülkeleri ile birçok global şirket de Turkcell’in veri merkezi hizmetlerini ve bulut çözümlerini kullanıyor. Tier-3 Tasarım, Tesis ve Operasyonel Sürdürülebilirlik alanlarında uluslararası sertifikalara sahip ilk şirket olma özelliğine sahip veri merkezlerini 9 şiddetindeki bir depreme dayanıklı şekilde inşa ettik. Turkcell dışında yerli ve yabancı yaklaşık 4 bin şirketin verilerini sadece siber tehditlere karşı değil, doğal afetlere karşı da koruyoruz” ifadelerini kullandı.
“Sanayi devriminin iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yeneceğiz”
Diğer bir odak alanlarının enerji kaynak yönetimi olduğunu söyleyen Koç, “Telekom şirketleri olarak, Türkiye’nin 1 yıllık toplam elektrik tüketiminin yüzde 1’ini biz tüketiyoruz. Sürdürülebilirlik ve dünyamıza fayda açısından da bakıldığında bizlerin herkesten fazla bu alana eğilmesi gerekiyor. Biz bu alanı sosyal ve ekonomik sorumluluğumuzun bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu yüzden her fırsatta ‘sanayi devriminin iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yeneceğiz’ diyoruz. Halihazırda sertifikalı yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyoruz. Sadece yenilenebilir enerji tüketmiyor, aynı zamanda Turkcell Enerji şirketimizle yenilenebilir enerji de üretiyoruz. Bu yıl globalde 21 bin şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarının ve sonuçlarının değerlendirildiği CDP (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) İklim Değişikliği raporlamasında takdir edilen 353 şirket arasına ve ‘A’ listesine girdik. Bu bakımdan ülkemizin tek telekomünikasyon şirketiyiz” dedi.
“Hedefimiz, 2050’de net sıfır şirket olmak”
Konuşmasına devam eden Koç, “Turkcell sahip olduğu 18 megawatt gücünde rüzgar enerjisi santralinin (RES) yanı sıra 300 megawatt arazi tipi güneş enerjisi santrali (GES) yatırımlarına da son hızla devam ediyor. Türkiye’nin değişik yerlerinde güneş tarlalarına 240 milyon dolarlık yatırım yapacağız. 2024 yılı sonuna kadar toplamda 2 bin 400 Greensite’ı devreye almayı hedefliyoruz. 2026 itibarıyla yeşil enerji kaynaklarından sağlanacak üretimle, Turkcell toplam elektrik ihtiyacının yüzde 65’ini karşılamayı planlıyoruz. Nihai hedefi ise 2050’de net sıfır şirket olmak” şeklinde konuştu.
“Yapay zeka, bir çağ değişimi”
“Yapay zeka ile yapılabileceklerin sınırı olmadığını göreceğimiz bir dönemin başlangıcında olduklarını vurgulayan Koç, “Bu nedenle yapay zeka gündemini bir tür ‘çağ değişimi’ olarak değerlendiriyor, inovasyonu teşvik etmek ile toplumsal faydayı önceliklendirmek arasında titiz bir denge kurmayı amaçlıyoruz. 2024’te tüm sektörlerde öncelikli gündemin yapay zeka olacağını bekliyoruz. Üretken yapay zeka, nesnelerin interneti, doğal dil işleme teknolojisinin gelişimi gibi katlanarak büyüyen alanlar, endüstrileri dönüştüreceği gibi sosyolojik etkileriyle de herkesin gündeminde olmaya devam edecek. Şirket olarak, yapay zeka çözümlerini şirket operasyonlarımızın her alanına etkin bir şekilde entegre ederken yapay zekanın etik kullanımını gözeterek gerekli aksiyonları alıyoruz” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Asmalı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın da katılımıyla, Altındağ Kültür Merkezi’nde düzenlenen MÜSİAD Ankara Şubesinin geleneksel iftar programında yaptığı konuşmada, bu yıl ramazan ayına buruk girdiklerini, aylardır Gazze’de büyük bir trajedi yaşandığını söyledi.
Gazze halkının, kendi topraklarında siyonist İsrail rejiminin zulmüne maruz kaldığını dile getiren Asmalı, “6 aydır oradaki masum insanlar katlediliyor ve uluslararası aktörler ve maalesef İslam dünyası, yani bizler çaresiz bir şekilde izlemek zorunda kalıyoruz.” diye konuştu.
Filistin topraklarında devam eden gasp ve hırsızlığın bugün Gazze’de soykırımla devam ettiğini anlatan Asmalı, Gazze’yi, Kudüs’ü ve Filistin’i hiçbir zaman unutturmayacaklarının altını çizdi.
Asmalı, “Gazze’de soykırıma uğrayan, zulüm gören mümin kardeşlerimiz için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz, göstermeye de devam edeceğiz. Temennimiz, Filistinli kardeşlerimizin de inşallah bir an önce barış ve huzura kavuşmasıdır.” ifadesini kullandı.
“Türkiye büyük bir sıçrama döneminin arifesinde”
Türkiye’nin, birçok badireye ve felakete rağmen ayakları üzerinde duran, siyasi ve ekonomik istikrarı yakalayan ve sürekli büyüyen bir ülke olarak bölgesinde güvenli bir liman olmaya devam ettiğini vurgulayan Asmalı, son 21 yılda atılan adımların sonuç verdiğini, savunma sanayisinden enerjiye, sağlıktan turizme kadar devasa hamleler yaptığını ifade etti.
Asmalı, yetişmiş insan gücü, esnek üretim kapasitesi, stratejik konumu ve güçlü lojistik altyapısıyla Türkiye’nin büyük bir sıçrama döneminin arifesinde olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
“Sabırlı ve kararlı olursak, bu tarihi hamleleri de hep beraber yaşayacağız ve adım adım Türkiye Yüzyılı vizyonuyla hedeflerimize birer birer ulaşacağız inşallah. Dünya kritik ve tarihi bir dönemden geçiyor. Artık iki kutuplu dünya yok. Tek kutuplu bir dünya da mevcut değil. Çok kutuplu bir dünyada, yeni bir düzen arayışının olduğu günümüzde Türkiye, artık oyunun bir parçası değil, oyun kurucu ülke olarak temayüz ediyor. Elbette bunun bir bedeli var. Terör örgütlerine, bölgesel aktörlere ve küresel güçlere rağmen bu adımları atmak, sağlam bir ekonomiyle ve güçlü bir siyasi iktidarla mümkündür. Çok şükür Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu güçlü irade bizde mevcut.”
MÜSİAD ailesi olarak ülkenin büyük hedeflere ulaşmasında ticari ve ekonomik kapasitesini artırmasına katkıda bulunduklarını anlatan Asmalı, omuzladıkları dava ve sorumluluklarının ne kadar önemli olduğunun farkında olduklarını dile getirdi.
Asmalı, sabırla, kararlılıkla ve samimiyetle, bu tarihi dönemde devletin ve milletin yanında olmaya devam edeceklerinin altını çizerek, “Bizleri güçlü kılacak en önemli şey bir ve beraber olmamızdır. Ancak biz olursak kendi gücümüzü ortaya çıkarabiliriz. Faydasız işlerden kaçınmalı, insanlığa yarar sağlayacak, güzel işler için alın teri dökmeliyiz. İnşallah, bu ay sonunda yapılacak olan yerel seçimlerin ardından, ekonomimizdeki dinamizmin daha da artacağını ve böylece, ekonomik sorunların kalıcı bir şekilde sona ereceğini öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Üretimi arttırmak, istihdamı çoğaltmak, ihracatımızı yükseltmek için çok çalıştık”
MÜSİAD Ankara Şube Başkanı Hasan Fehmi Yılmaz da geçen yıl ramazanı büyük bir depremle yaşadıklarını, bu yıl da Filistin’de büyük kıyımla karşılaştıklarını söyledi.
Gazze’deki yardıma muhtaçlar için büyük bir kenetlenme gösterdiklerine işaret eden Yılmaz, 75 bin gıda kolisi ve açlıktan ölmek üzere olan bebeklere 17 bin 120 paket yerli bebek maması ve temel ihtiyaç maddelerini gönderdiklerini aktardı.
Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yerli ve milli üretimi yapacaksınız, Türkiye’yi yurt dışına muhtaç etmeyeceksiniz” çağrıları doğrultusunda yerli üretici ve sanayicilerin yanında olduklarını belirterek, “Türkiye’nin üretici gücü olduk, üretimi arttırmak, istihdamı çoğaltmak, ihracatımızı yükseltmek için çok çalıştık ve çalışmaya da devam edeceğiz.” dedi.
]]>Bakan Yumaklı, Çanakkale Ticaret Borsası bahçesinde Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi (TAKE) Projesi kapsamında düzenlenen tohum ve sera örtü naylonu dağıtım töreninde yaptığı konuşmada, tohum projesinin Türkiye’nin dört bir tarafında devam ettiğini, gittikleri her ilde çalışmaların sürdüğünü söyledi.
TAKE Projesi’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bu ülkede ekilmedik bir karış yer bile kalmasın.” talimatına uygun olarak devam ettiğini anlatan Yumaklı, “Ancak bunun bir öncesi var. O da şu. Hep doğru bilinen yanlışlar ya da yanlış bilinen doğrular var, onları söyleyelim. Türkiye’de genelde tohumculukla ya da tohumla alakalı bilinen konuların büyük bir kısmı yanlış. Tamamen dışa bağımlı olduğumuz düşünülür ve söylenir. Kesinlikle değildir. Türkiye dünyada ilk 10 tohumcu ülkeden bir tanesidir. Türkiye’de kullanılan her 100 kilogramın 97 kilogramı bu ülke topraklarında üretilir. Bize özgü ata tohumlarımız vardır. Bunların şu halihazırda 37 çeşidi gen bankamızda kayıt altına ve koruma altına alınmıştır.” diye konuştu.
“Yurt dışına bağımlı olduğumuz iddiası doğru değildir”
Bakan Yumaklı, tohum firmalarının son dönemde araştırma geliştirme faaliyetlerine hız verdiğini ve bu konuda dünyanın 117 ülkesine ihracat yaptıklarını aktararak, “Herhangi bir şekilde yurt dışına bağımlı olduğumuz iddiası doğru değildir. Onu baştan söylemek istiyorum.” ifadesini kullandı.
Özellikle son yıllarda sertifikalı tohum konusuna ağırlık verdiklerine dikkati çeken Yumaklı, şöyle devam etti:
“İstiyoruz ki bu kadar emek, bu kadar gayretle üretilen ürünlerin verimli ve kaliteli olmasını sağlayalım. Bunu da ancak ne olduğunu bildiğimiz, sonuçlarından emin olduğunuz sertifikalı tohumla yapabilirsiniz. Dolayısıyla bizler aynı bugün burada olduğu gibi Anadolu’nun topraklarını sertifikalı tohumlarla buluşturmaya devam edeceğiz. Çanakkale’miz de yine sertifikalı tohumların üretildiği önemli merkezlerimizden bir tanesi. Çanakkale’de 17 firma, 1033 yetiştirici, 68 bin dekar alanda sözleşmeli üretimle tohum üretiyor. Üretilen tohumlar neler? Mısır, buğday, arpa, çeltik, tritikale, yulaf.
Son 3 yılda 103 bin dekara Çanakkale’de bu proje kapsamında destek verildi. 2024 yılında da Türkiye’nin dört bir tarafında bu projeyle birlikte belli oranlarda, yüzde 50-75 arasında hibe desteğiyle bu tohumları dağıtmaya devam edeceğiz. Çünkü bizler biliyoruz ki ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır. Biz bu şuurla çalışıyoruz. Bu şuurla çiftçimizi, üreticimizi desteklemeye devam ediyoruz.”
“Bu yıl Çanakkale’de 946 çiftçi projeden faydalanacak”
Bu yıl Çanakkale’de 946 çiftçinin bu projeden faydalanacağını, 31 bin dekarlık alanın proje kapsamında ekileceğini açıklayan Yumaklı, üreticilere hayırlı olmasını diledi.
Çanakkale Valisi İlhami Aktaş’ın, zirai ilaçlar kullanıldıktan sonra çevreye atıldığında oluşacak problemlerin engellenmesi adına başlattığı projeye de değinen Yumaklı, “Aslında çok basit bir dokunuş ama ne kadar etkili olduğunu gördük. Yine şu görmüş olduğunuz konteynerler çok basitmiş gibi görünebilir. Ancak bu konteynerlerin içerisine toplanmış olan zirai ilaç atık ambalajları, aslında ne kadar büyük bir çevresel problemi engelliyor, bunu da çıkan sonuç bizlere gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Yumaklı, Türkiye üretiminin 2022 yılı sonunda 129 milyon ton, 2023 sonunda 137 milyon ton olduğunu, 2023 sonu itibarıyla 31 milyar dolar tarımsal gıda ürünü ihraç edildiğini belirterek, “Daha çok üreteceğiz, daha fazla ihracat yapacak ürünü üreteceğiz hem en kalitelisinden hem en verimlisinden ve sürdürülebilir bir şekilde.” dedi.
Konuşmasının ardından proje kapsamında destek alan üreticilere çeklerini takdim eden Bakan Yumaklı, daha sonra Çanakkale Ticaret Borsası’nda basına kapalı gerçekleştirilen Sektör Paydaşları Toplantısı’na katıldı.
“Çanakkale halkının nefes alabileceği bir alan”
Bakan Yumaklı, Çanakkale’de DSİ tarafından ıslah çalışmalarının sürdüğü Sarıçay Deresi’nde de incelemelerde bulundu.
DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta’dan çalışmalara ilişkin bilgi alan Yumaklı, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Sarıçay Deresi’nin Çanakkale için son derece önemli olduğunu dile getirdi.
Sarıçay ile ilgili sorunun uzun yıllardır devam ettiğinin altını çizen Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Yaklaşık 1 kilometreye yakın bölümü ıslah edilmişti, 3 kilometreye yakın olan bölümünü ıslah edeceğiz. Üzerinde 4 tane köprü var. Bu köprü dördüncüsü. Hatta çevre yolu üzerindekini de alırsak 5 tane köprü yapmış durumdayız. Çanakkale halkının, tamamlandıktan sonra etrafında rekreasyon alanlarıyla birlikte nefes alabileceği, yürüyüş yapabileceği, sosyal etkinliklerin olabileceği bir alan. Hem bu köprünün hem de Sarıçay Deresi’nin 4 kilometresinin tamamlanmasıyla Çanakkale halkının faydalanabileceği bir ortam oluşmuş olur.”
Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile AK Parti İl Başkanlığını da ziyaret eden Bakan Yumaklı’nın programlarına, Bakan Yardımcısı Abdulkadir Polat, Çanakkale Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Cumhur İttifakı Çanakkale Belediye Başkan adayı Jülide İskenderoğlu, AK Parti İl Başkanı Naim Makas da katıldı.
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından düzenlenen ‘Tohum ve Sera Örtü Naylonu Dağıtım’ törenine katıldı. Törende, Çanakkale Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, AK Parti Çanakkale İl Başkanı Naim Makas, Cumhur İttifakı Belediye Başkan Adayı Jülide İskenderoğlu, İl Tarım ve Orman Müdürü Nazan Türkarslan, daire müdürleri, STK temsilcileri, üreticiler de hazır bulundu.
Tarımsal üretimin toprakla yapıldığını belirten Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Hayvanla uğraşırsınız, emek sarf edersiniz, üşürsünüz, yanarsınız, ter dökersiniz, öyle bir sektördür. Günde 3 öğün bizlerin sofrasına gelen şeylerin nasıl bir süreçten, nasıl bir emekten geldiğini anlatır en güzel durum bence bu. O yüzden bizler her bulduğumuz yerde, bir parça toprakta, küçük bir alan da büyük yada küçük demeden bu ülkenin gıda arz güvenliğini sağlayacak ne varsa bunları yerine getirme adına gece gündüz çalışan bir sektörün bakanlığıyız. O yüzden ben üreten ve emek sarf eden, ter döken kimler varsa canı gönülden teşekkür ediyorum, hepsinden Allah razı olsun. Tohumculukla alakalı bugün burada dağıtımını yapacağız. Aslında bu proje Türkiye’nin dört tarafında devam eden bir proje, sadece Çanakkale’de değil gittiğimiz her ilde mutlaka arkadaşlarımız devam ediyor ama bir yada birkaçına rastlıyoruz. İstiyoruz ki, tarımsal arazilerin, tarım arazilerinin kullanımının etkinleştirilmesi projesi bu ülkede Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği ‘ekilmedik bir karış yer bile kalmasın’ talimatına uygun olarak devam eden bir proje. Ancak bunun bir öncesi var o da şu; hep doğru bilinen yanlışlar yada yanlış bilinen doğrular var onları söyleyelim. Türkiye’de genelde tohumculukla alakalı ya da tohumla alakalı bilinen konuların büyük bir kısmı yanlış. Tamamen dışa bağımlı olduğumuz düşünülür ve söylenir. Kesinlikle değildir. Türkiye dünyada ilk 10 tohumcu ülkeden bir tanesidir. Türkiye’de üretilen daha doğrusu kullanılan her 100 kilogramın 97 kilogramı bu ülke topraklarında üretilir. Bize özgü ata tohumlarımız vardır. Bunların halihazır da 37 çeşidi gen bankamızda kayıt altına ve koruma altına alınmıştır. Tohum firmalarımız son dönemde araştırma geliştirme faaliyetlerine hız vermişlerdir ve bu konuda dünyanın 117 ülkesine ihracat yapmaktadırlar. Yani herhangi bir şekilde yurtdışına bağımlı olduğumuz iddiası doğru değildir. Özellikle son yıllarda sertifikalı tohum konusuna ağırlık veriyoruz. Çünkü istiyoruz ki bu kadar emeğe, gayrete üretilen ürünlerin mutlaka verimli ve kaliteli olmasını sağlayalım. Bunu da ancak ne olduğunu bildiğiniz, sonuçlarından emin olduğunuz sertifikalı tohumlu yapabilirsiniz. Dolayısıyla bizler aynı gün burada olduğu gibi Anadolu’nun topraklarını sertifikalı tohumlarla buluşturmaya devam edeceğiz. Çanakkale’mizde yine sertifikalı tohumların üretildiği önemli merkezlerimizden bir tanesi. Çanakkale’de 17 firma, bin 33 yetiştirici 68 bin dekar alan da sözleşmeli üretimle tohum üretiyor. Bu son derece önemli. Üretilen tohumlar neler, mısır, buğday, arpa, çeltik, yulaf” dedi.
Son 3 yılda 103 bin dekara Çanakkale’de bu proje kapsamında destek verildiğini ifade eden Bakan Yumaklı sözlerine şöyle devam etti:
“2024 yılında da Türkiye’nin dört bir tarafında bu projeyle birlikte belli oranlarda yüzde 50 ile yüzde 75 arasında hibe desteğiyle bu tohumları dağıtmaya devam edeceğiz. Çünkü bizler biliyoruz ki ambar anahtarı kimdeyse güç ondadır. Biz bu şuurla çalışıyoruz, bu şuurla çiftçimizi, üreticimizi desteklemeye devam ediyoruz. 2024’te de Çanakkale’de 946 çiftçimiz bu projeden faydalanmış olacak. 31 bin dekarlık alanda bu proje kapsamında ekilmiş olacak. Projesi kapsamında tohumları alacak olan üretici kardeşlerimize hem sera naylonuyla ile beraber üretimlerini biraz daha iyi şartlarda yapacak olan üreticilerimize, yine hayvansal üretimde özellikle süt hijyeni ile ilgili konuda kendilerine vereceğimiz aparatlardan yararlanacak olan üreticilerimize hayırlı bereketli olsun diyorum. Son olarak da değerli Valimizin daha önce başlatmış olduğu zirai ilaçlar kullanıldıktan sonra çevreye atıldığında oluşacak olan problemlerin engellenmesi adına aslında çok basit bir dokunuş ama ne kadar etkili olduğunu gördük. Yine şu görmüş olduğunuz konteynırlar çok basitmiş gibi görünebilir. Ancak bu konteynırların içerisine toplanmış olan zirai ilaç atık ambalajları aslında ne kadar büyük bir çevresel problemi engelliyor. Bunu da çıkaran sonuçlardan bizler görmüş oluyoruz. Türkiye’miz çok üretsin. 2022 yılı sonunda 129 milyon ton idi. 2023 sonunda 137 milyon ton, 31 milyar dolar 2023 sonu itibari ile tarımsal ürün, yani gıda ürünü ihraç etti bu ülke. Daha çok üreteceğiz. Kendi vatandaşımızın, ülkemize gelen turistlerin ve daha fazla ihracat yapacak ürünü üreteceğiz inşallah. Hem en kalitelisinden, hem en verimlisinden ve sürdürülebilir bir şekilde.”
Konuşmaların ardından Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve protokol üyeleri tarafından destekleme alan üreticilere hibe desteği çekleri ile tohumlar takdim edildi. Program toplu fotoğraf çekimiyle son buldu. – ÇANAKKALE
]]>Özel, partisince Samsun Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, yağmur altında meydanı dolduran Samsunlulara teşekkür etti.
Samsun’un ilk adım kenti olduğuna işaret eden Özel, “Birileri beka sorunundan bahsedip durur. Biz o beka sorununu yaşadık. Maalesef 200 yıl boyunca matbaayı getirmeyenler, donanmayı Haliç’e hapsedenler, Fatih Sultan Mehmetlerin, Kanunilerin aksine bilime, fenne değil de hurafeye yönelenler beka sorunu yaşattılar. Birileri Yıldız Sarayı’nın arka iskelesinden İngiliz zırhlısına kaçarken, birisi Bandırma Vapuru’na bindi ve buraya geldi. İlk adımı atmaya, memleketi kurtarmaya geldi. Biz onun peşinden, onun izinden yürüyoruz.” diye konuştu.
Kendileriyle kimlikler üzerinden kavga edilmek istendiğini belirten Özel, “Bizimle etnik kökenler, mezhepler, kimlikler, ayrımlar, farklılıklar üzerinden kavga etmek istiyorlar. Oysa biz şunu söyledik; ‘Evet gerekirse kavga ederiz ama kimlik üzerinden kavga etmeyiz, senin istediğin kavgayı etmeyiz.’ Emeklinin hakkını aramak için, emekçiler için, yoksullar için, esnaf için, çiftçiler için kavga edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Emeklinin haklarını savunduklarını dile getiren Özel, “Ne kadar maaş alıyoruz emekliler? ’10 bin’ diyorlar hep beraber. Emekliler Türkiye’de 16,5 milyon kişi ve en büyük ıstırabı çekenler. Bundan 22 yıl önce Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Sizinle uğraşmasalar, düzeninizi bozmasalar bugün 17 bin lira asgari ücret, yani 26 bin lira emekli maaşı alınıyor olacaktı. Güya, ‘Emekliyi ezdirmeyiz’ dediler ama TÜİK’in hesabına göre, sözde enflasyona göre zam verdiler.” diye konuştu.
Özel, gerçek enflasyonun yüzde 120 olduğunu iddia ederek, şöyle devam etti:
“TÜİK’e göre enflasyon yüzde 68 ama emekliye, 7 bin 500 liraya yüzde 33 zam yapıp 10 bin lira verdiler. En düşük emekli maaşı bu iktidar geldiğinde 8 çeyrek altın değerindeydi. Bugün en düşük emekli maaşı 2,5 çeyrek alabiliyor. Yani emeklilerin her ay 5,5 çeyrek altın kayıpları var bu iktidar geldiğinden bugüne. Şimdi önümüzdeki ilk seçim sandığında, 31 Mart günü emekliler, sandıkta bunun hesabını sormaya var mıyız? Bu meydanın sesini duymayanlar, ‘Ekonomi yüzde 4,5 büyüdü’ diyenler, ‘Emekliler halinden memnun, Özgür efendi emeklileri kışkırtıyor’ diyenler, bu sesi duyun. Emekliler 2018 yılında 1000 lira emekli ikramiyesi alıyorlardı bayramda. O 1000 lira, o gün tam 24 kilo kıyma alıyordu. Bu bayram 3 bin lira emekli ikramiyesi yatacak ve sadece 5 kilo kıyma alınabiliyor.”
CHP’nin emeğinin karşılığını alamayan işçinin, siftahsız dükkan kapatan esnafın, hak ettiği desteklemeyi görmeyen fındık üreticisinin ve ay sonunu değil, ayın 10’unu getiremeyen emeklinin ezilmesine izin vermeyeceğini anlatan Özel, “Fındık üreticisinin derdi tasası çok. Fındıkta Türkiye dünya üretiminin yüzde 70’ini gerçekleştiriyor. Samsun’daki fındık bahçelerinde Türkiye’nin en yüksek ikinci üretimi gerçekleşiyor ancak fındık pazarı dünyada 130 milyarken, bunun yüzde 70’i 100 milyarken, Türkiye buradan sadece 2 milyar gelir elde ediyor. 98’i yabancı firmalara gidiyor. Alan bazlı destekleme var. 10 yıldır dönümünde 170 lira. O gün 2 lira 80 kuruş ödendiğinde 3 lira 60 kuruş olan mazot, bugün 44 lira oldu. Dolara da vursanız, mazota da vursanız alan bazlı desteklemenin bugünkü gibi 170 lira değil, dönüm başına en az 2 bin 500 lira olması gerekiyor.” diye konuştu.
Türkiye genelindeki gibi Samsun’da da işsizliğin başlıca sorunlardan biri olduğunu, özellikle genç işsizliğin en çok düşünülmesi gereken meseleler arasında bulunduğunu dile getiren Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim için beka sorunu, gençlerimizin durumudur. Dünyanın bütün ülkelerinin Türkiye üzerinde hayal kurması beka sorunu değildir. Bizim gençlerimizin dünyanın diğer ülkelerinde hayal kurması beka sorunudur. Bugün 4 gençten 3’ü bavulları kafasında toplamış, ‘Fırsatı bulursam yurt dışına gitmek, orada çalışmak, orada yerleşmek istiyorum’ diyor. İşte bunun için Türkiye’nin bir kez daha korkuya değil, kaygıya değil, yasaklara değil, aksine umuda, demokrasiye, alabildiğince özgürlüklere ihtiyacı var. Samsun’dan Türkiye’deki tüm gençlere sesleniyorum. Umudu kaybetmeyin, enseyi karartmayın, kimseden korkmayın, biz buradayız, birlikteyiz, sizinleyiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi, bütün gençlerin partisidir. Birlikte hareket edeceğiz, birlikte kazanacağız. Buna inanın, bize güvenin.”
Staj mağdurlarına destek oldukları, onların da haklarını CHP’nin her platformda savunduğunu vurgulayan Özel, “Yerden göğe kadar haklılar çıraklık mağdurları, staj mağdurları. 15-16 yaşında sigortalı oldular, çalıştılar, primleri yattı ama işe giriş tarihi deyince, işe girdikleri tarihi kabul etmediler. O yüzden EYT çıktı, emekli olamadılar. Nereye gitsem kendilerinin sorununu dile getiriyorum. Ayrıca Bağ-Kur’lulardan 9 bin gün, SSK’lılardan 7 bin 200 ve 5 bin gün isteyen bir sistem var. Tayyip Erdoğan, 14 Mayıs seçimlerinden önce bu sorunu halledeceğinin sözünü vermişti ancak Bakan böyle bir çalışmanın olmadığını ifade ediyor. EYT mağdurlarının staj olsun, çıraklık olsun, Bağ-Kur olsun, diğer mağduriyetler olsun, tamamını unutturmadan mücadele edeceğiz. 1 Nisan’dan sonra meydanlarda, sokaklarda, yollarda emeklilerle, gençlerle, staj mağdurlarıyla yürüyeceğiz.” diye konuştu.
Özel, “Çarşamba’da biyokütleden elektrik tesisi üreteceğim’ diye dünyanın atığı, çöpünün yakıldığı Çarşamba zehirlendi, iklimi bozuldu, doğa katledildi. Bu işin tek müsebbibi vardır, o da AK Parti’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayıdır.” dedi.
Samsun’un madenler konusunda da tehdit altında olduğunu öne süren Özel, şöyle konuştu:
“Kilometrelerce yollar açıldı, binlerce ağaç kesildi ama şu anda bile pınarların suyu kesildi, oradaki ekosistem bozulmaya başladı. Esas tehlike, altın rezervini bulduklarında aynı Akbelen gibi kimi yerde 5 bin, kimi yerde 10 bin, kimi yerde 50 bin ağaç kesecekler. Dozerlerle bütün dağı kaldıracaklar. Kaldırdıklarını üst üste koyacaklar, üstünden sülfürik asit, üstünden bütün zehirli maddeleri damlatıp altını toplayacaklar. Siyanürle altın araması yapıp alıp yurt dışına götürecekler. Siyanürlü, arsenikli suyu Samsunluya içirecekler. Böyle bir tehlikeye karşı yerel yöneticilerin halkın yanında, arkasında değil, icap ettiğinde önünde yürüyecek kişiler olması lazım. Bizim büyükşehir belediye başkan adayımız Cevat Öncü yıllarca Mühendis Mimarlar Odasında kent suçlarına, çevre suçlarına, vahşi madenciliğe karşı mücadele etmiş. Bundan sonra da Samsun’da ne siyanürlü altına ne kent suçlarına ne orman katliamına ‘evet’ demeyecek bir halk önderidir.”
Bugünün Nevruz Bayramı olduğunu hatırlatan Özel, yeni başlayan yılın umut, sağlık, mutluluk, başta Filistin olmak üzere dünyaya barış, Türkiye’ye bolluk, huzur getirmesi temennisinde bulundu.
Samsun’da adayları Cevat Öncü’nün kazanacağına inandığını belirten Özel, sözlerini şöyle tamamladı:
“Geçmişte birlikte olduğumuz, yöneticileriyle anlaşamadığımız ama yakasındaki, gönlündeki, gözündeki güneşi gördüğümüz iyi insanlar, milliyetçi demokratlar, sosyal demokratlarla birliktedir. Haramdan ve yalandan korkan muhafazakar demokratlar, bizlerle birliktedir. Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle bu memleketin bütün demokratları bizimle birliktedir ve ittifakımızın adı Samsun’da, ‘Samsun İttifakı’dır, Türkiye’de, ‘Türkiye İttifakı’dır. Türkiye İttifakı, milli takım gol atınca sevinen herkestir. Türkiye İttifakı, Filenin Sultanları şampiyon olunca, bayrağımız göndere çekilirken, İstiklal Marşı okunurken onlarla ağlaya ağlaya İstiklal Marşı söyleyen, gırtlakları düğümlenenlerdir. Türkiye İttifakı renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Samsun İttifakı renklerini rahmetli sporcularımız, kahraman Samsunsporluları rahmetle anarız, Samsunspor’dan alır. Samsun ve Türkiye İttifakı’nın renkleri aynıdır, kırmızı beyaz. Hem Samsun’u hem Türkiye’yi kazanacağız.”
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Halk TV’de Şirin Payzın’ın sunduğu gazeteci Barış Terkoğlu ve Seyhan Avşar’ın da katıldığı ‘Sözüm Var’ programına konuk oldu.
Canlı yayında soruları cevaplandıran BTP lideri gündeme şu açıklamalarda bulundu:
“AKP VE CHP’DEN BİRİ DÜŞERSE DİĞERİ DE DÜŞER”
“Türkiye’de ideolojiler üzerinde tepinen siyasi yapılanmalar var. Bu ideolojik bölünmelerin sebebi, bu kamplaşmalardan menfaat edinen kişilerin ortada oluşu. Sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 22- 23 yıllık iktidarını aslında bu kamplaşmaya borçlu. Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi de bu ana muhalefet pozisyonunu aynı ideolojik kamplaşmaya borçlu. Dolayısıyla ne oluyor burada; birisi düşmüş olursa diğeri de düşmüş oluyor. O yüzden ikisi de birbirinin ayakta kalmasını istiyor. İkisi de birbirinin sürekli aynı yerde; sen ana muhalefet kal, sen yavru muhalefet kal, sen iktidar kal gibi bir sinerji oluşturuyor. Çünkü ‘böyle olursa biz pastadan payımızı alabiliriz’ gibi bir imaj var.
“SEÇİM SONRASI ÇOK DAHA FELAKET BİR EKONOMİK TABLO BİZİ BEKLİYOR”
1 Nisan sonrasına şunu söyleyebilirim; ekonomi çok kötü bir yere doğru yuvarlanmaya devam ediyor. Doları tutuyorlar şuanda bir şekilde. Seçimden sonra bunu mecbur serbest bırakacaklar, çünkü bunu tutmak çok ciddi bir maliyet. Bu serbest bırakıldığında olağanüstü bir enflasyon dalgasıyla biz yine karşı karşıya kalacağız. Sonrasında dövizi tutabilmek için ne yapılacak, faizler tekrar artırılma yoluna gidilecek. Faizler arttığı için iç piyasada ekonominin adeta kısır bir döngüye girdiği, insanların kredilere ulaşamadığı, paraya ulaşamadığı bir ortam oluşacak ve dolayısıyla şu andan çok daha felaket bir ekonomik tablo bizi bekliyor.
“ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNDE HEDEF İLK 3 MADDE”
Bunun yanı sıra otoriterleşen bir Erdoğan olduğunu biliyoruz, bunun daha da güçleneceğini ben öngörüyorum. Ben seçimden hemen sonra anayasa değişikliğinin tekrar gündeme geleceğini düşünüyorum. Ama şöyle bir şey var; bizim 177 maddelik bir anayasamız var, bunun 134 maddesi 82’den beri öyle veya böyle bir şekilde değiştirilmiş ve geriye 43 madde kalmış. Bu 43 maddenin 40’ı zaten anayasa taslak metni. Kırtasiyeye gitseniz ‘anayasa yazacağım, bana bir taslak ver’ deseniz o. Kira kontratların taslağı olur ya aynı o şekilde eğitim, sağlık ulaşım hakkı vs. Böyle 40 tane maddemiz var zaten. Geriye kaç madde kaldı, 3 madde! Değişmemiş 3 tane madde var. Yani kim anayasa yapsa o 40 maddeye zaten dokunmaz. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanının hedefi de, partinin varoluş amacı da 2002’den beri buydu; Türkiye’nin aslında yapısını değiştirmek, Türkiye’nin kültürel yapısını, Türkiye’nin aidiyetlerini yozlaştırmak, değiştirmek ve bu temeli sarsmak üzerine kurgulu bir siyasi yapılanma olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla anayasa değişikliği gündeme gelecek ve bu anayasa değişikliğinde Sayın cumhurbaşkanının tekrar seçilebilecek bir imkan da ortaya konacak.
“ERDOĞAN YERİNE KLONUNU BİLE BIRAKMAZ”
Ben Sayın Cumhurbaşkanının yerine klonunu bile bırakmayacağını düşünüyorum. Selçuk beyin ismi geçiyor ama böyle bir şey mümkün değil. Selçuk beyi sevmediğinden demiyorum ama ben öyle görmüyorum, klonu gelsin bırakmaz onu oraya. Erdoğan’ın bırakacağı son seçim aslında kaybedeceğini gördüğü seçim olur. Erdoğan’ın kazanabileceğini düşündüğü hiçbir seçimden önce o koltuğu bırakacağını düşünmüyorum ki geçmişte de bunları söyledi. Bu tamamen kendi seçmenini konsolide etmek, onun duygularına oynamak, ‘haydi son bir defa daha bize oy verin, İstanbul’da alalım, Ankara’yı geri alalım, Antalya’da şunu yapalım’ gibi bir seçmen psikolojisini yönetmek adına bir söylemdir.
“TÜRKİYE’NİN LAİK, DEMOKRATİK YAPISININ TEHDİT ALTINDA OLDUĞUNU CHP BİZİM KADAR ANLATMADI”
Türkiye’nin laik, demokratik yapısının tehdit altında olduğunu bunun yozlaştırıldığını kusura bakmasın ama CHP dahil hiç kimse BTP kadar anlatmadı. Bugün bir belediye başkanının ismi ve resmi ezberlensin diye şu anda sadece herhangi bir ilçede milyonlarca lira para harcanıyor. Bunu partiler harcıyor. Eğer belediye bütçesinden harcıyorlarsa haram işliyorlar, cebinden harcıyorlarsa israf ediyorlar. Bunu yapan bu siyasi yapılanmalar bir parti belediye başkan adayının ismi ve resmi ezberlersin diye… Sonuç; sokak röportajında ‘kime oy vereceksiniz’ diye sorulduğundan ‘İmam Kurum’ diyenler… Bunu bildiği için siyasi partiler kendilerini ezberletmek için bu kadar para harcıyor. Peki 2010 yılında anayasa referandumu yapılırken, yargı ele geçirilirken…. Anayasa değişti, Türkiye’nin yapısı değişti, HSK yapısı değişti, yargı değişti. Kim sokağa çıkıp da köy köy gezip bunların yanlış olduğunu, bunlara evet demememiz gerektiğini kim anlattı? Ben size söyleyeyim mi, yine Bağımsız Türkiye Partisi kendi imkanlarıyla anlattı, bütün teşkilatımız her yerde anlattı.
“ATATÜRK’ÜN DEVLETÇİLİK İLKESİ ORTADAN KALDIRILIRKEN NİYE LAİKLİĞE VERDİĞİMİZ TEPKİYİ VERMİYORUZ?”
Türkiye’de ekonominin devletçi ekonomi olması gerektiğini savunan yegane siyasi parti yine Bağımsız Türkiye Partisi’dir. Devletçi ekonomi Atatürk’ün tezi. Ben, ‘laikliği kaldıralım’ desem ne yaparsınız, hepimiz ortalığı ayağa kaldırırız. Peki devletçilik ilkesi bu ülkeden yok edildi. Hiçbir siyasi parti devletin de bir oyuncu olarak, regülatör olarak piyasada olması gerektiğini savunmuyor. Bunu bir tek biz savunuyoruz ve bu Atatürk’ün tezi, altını çiziyorum. Atatürk’ün devletçilik ilkesi ortadan kaldırılırken niye laikliğe verdiğimiz tepkiyi vermiyoruz? Burada sorgulanacak kişi ben değilim, sorgulanacak kişi 20 yıldır iktidarı iktidarda tutan muhalefet ve o muhalefeti muhalefette tutan iktidardır. Türkiye’de bugün yeni isimlermiş gibi ortaya çıkan insanlar da aslında 20 yıldan beri Meclis koltuklarını işgal eden insanlar, başka insanlar değil ki.
“FİLİSTİN HÜKÜMETİN UMURUNDA BİLE DEĞİLDİR”
Türkiye’de büyük Filistin mitingleri 40 senedir yapılıyor ve bu mitinglere rağmen İsrail’in toprak genişlemesi hiçbir zaman azalmamıştır ve olan her zaman Filistinlilere olmuştur. Türkiye’de Filistin konusu siyasi bir argüman haline getirilmiş ve aynı siyaset yapısı hep bunun üzerinde tepinmiştir. Biliyorsunuz İsrail’in hava savunma sistemi Demir Kubbe oraya gelen füzeleri engelliyor. Bunun bilgisini nereden alıyor? Kürecik Radar Üssünden alıyor. İsrail’le hala ticareti kesmeyen bizim hükümetimiz. Dolayısıyla hiçbir Filistinli şu anda hükümetin bana sorarsanız umurunda bile değildir tamamen propagandist bir dil var ve bunu kullanıyorlar ama bize düşen de bunu halkımıza anlatmak, ben kendi dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum.”
]]>Erdoğan, partisinin Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinginde vatandaşlara hitap etti.
21 Mart Nevruz Bayramı’nı kutlayan Erdoğan, “Nevruz sevincini yaşayan coğrafyamızdaki kardeşlerimizin Nevruz Bayramı’nı tebrik ediyorum. Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar çok geniş bir bölgede yeni umutlarla kutlanan Nevruz’un hayırlara vesile olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Kayseri’nin 14 ve 28 Mayıs 2023’teki cumhurbaşkanı seçimlerinde ahde vefasını bir kez daha gösterdiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bu seçimde Cumhur İttifakı’na milletvekilliğinde verdiğiniz yüzde 65’i aşkın, cumhurbaşkanlığında şahsıma verdiğiniz yüzde 68’i bulan destek için her birinize şükranlarımı sunuyorum. Mayıs seçimleri, ülkemizde fırsatını bulduğunda ülkeyi karıştırmaya, milleti ötekileştirmeye hazır bir zihniyetin pusuda beklediğini gösterdi. İnşallah 31 Mart’ta bu milli irade destanını çok daha ileriye taşıyarak, demokrasi safımızı biraz daha sıklaştıracağız.”
“Türkiye Yüzyılı’nın inşasını birlikte gerçekleştirmek istiyoruz”
Kayseri’nin, vesayetten kumpasçılara, terör örgütlerinden darbecilere kadar verdikleri her mücadelede yanlarında yer aldığını belirten Erdoğan, “Kayseri ile Cumhuriyet tarihimizin en iddialı kalkınma programlarından biri olan 2023 hedeflerini de birlikte hayata geçirdik. Şimdi de Türkiye Yüzyılı’nın inşasını birlikte gerçekleştirmek istiyoruz.” dedi.
Mitinge 75 bin kişinin katıldığını bildiren Erdoğan, “Siz diyeceksiniz ki ‘Bu da yetmez.’ Çünkü biz bu meydanda 100 binleri bulduk. Şimdi yerel yönetim seçimine gidiyoruz. 31 Mart’a kadar 9 günümüz var. Bu 9 günde Kayseri’de ana kademe, kadın kolları, gençler durmak yok. İnşallah Cumhur İttifakı olarak 31 Mart akşamı, balkon konuşmamızda herhalde gereğini yapmamızı isteyeceksiniz.” diye konuştu.
“Tarihi değiştirecek işler yaptık, yapmayı sürdürüyoruz”
Erdoğan, Kayseri’nin çalışmanın, üretmenin, kazanmanın ve bölüşmenin manasını iyi bildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Anadolu’nun ortasında bir sanayi, ticaret, tarım vahası kurmayı başaran Kayserili kardeşlerim pek çok şehrimize de ilham kaynağı oldu. Bugün Türkiye’nin 81 vilayetinin tamamı üretip, ihraç edebiliyorsa bunda Kayseri’nin yaptığı öncülüğün çok büyük payı var. Bugün insanlarımız ticaret yapmak için ülkemizin ve dünyanın dört bir yanını arşınlıyorsa bunda Kayserilinin büyük payı var.
Biz de Kayseri’den aldığımız ilhamla her alanda tarihi değiştirecek işler yaptık, yapmayı sürdürüyoruz. Türkiye’yi, Cumhuriyet tarihinin en güçlü siyasi, ekonomik, askeri, sosyal seviyesine çıkardık. Bir yandan asırlık ihmallerle biriken altyapı eksikliklerimizi tamamladık, diğer yandan milletimizi hak ve özgürlük özlemleriyle buluşturduk. Ülke ve milletçe biz çalıştıkça Rabb’imiz de bereketini verdi. Sonuçta, Türkiye’yi 21 yılda 3 kat büyütmeyi başardık. Şimdi amacımız, önümüzdeki dönemde ülkemizi 2 kat daha büyüterek, dünyanın en güçlü ekonomileri arasında hak ettiği yere çıkarmaktır. Allah’ın izniyle bunu yapacak birikime, dirayete, azme sahibiz. Sadece hep birlikte biraz daha çok çalışarak sabırlı olmamız gerekiyor.”
(Sürecek)
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, bir ortak akıl ve vicdan hareketi olan İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin sivil, şeffaf ve tümüyle katılımcı bir girişim olarak kurgulandığını belirterek, “Yerkürenin giderek derinleşen ekolojik, ekonomik ve sosyal krizlerle sınandığı bir süreçte düzenlediğimiz İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi, İzmir’den tüm Türkiye ve dünyaya yapılan bir davettir. Kongremiz insanlığa yapılan topyekün bir yenilenme çağrısıdır. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Planlama Ajansı, kongrede alınan her bir kararın takipçisi olmaya devam edecek ve kararların ne düzeyde hayata geçirildiğini düzenli olarak değerlendirecek. İzmir’den atılmış evrensel bir adım olarak tarihe geçen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin bir parçası olan herkese bir kere daha teşekkür ederiz” dedi.
8 AYLIK HAZIRLIK SÜRECİ
Kongrenin ana paydaşlarını oluşturan işçi, çiftçi ve sanayici, tüccar, esnaf grupları; sektörlerindeki sorunları ve bunların çözüm önerilerini tartışmak, Türkiye’nin ikinci yüzyılına katkı sağlamak için bir araya geldi. Üç paydaş grubu üçer toplantı yaparak toplamda dokuz paydaş buluşması gerçekleştirdi. Paydaş toplantılarının ardından her grup oluşturduğu deklarasyonu kamuoyuyla paylaştı.
Paydaş toplantılarının ardından ‘Birbirimizden Razıyız’, ‘Doğamıza Dönüyoruz’, ‘Geçmişimizi Anlıyoruz’ ve ‘Geleceği Görüyoruz’ başlıklı dört uzman toplantısına katılan 150’den fazla uzman ve akademisyen paydaş gruplarının deklarasyonlarına katkı sundu.
TÜRKİYE’NİN ÖNDE GELEN İSİMLERİ KATILDI
Türkiye’nin önde gelen bilim insanları, siyasetçileri ile iş dünyası ve sivil toplumun temsilcilerinden oluşan kongre yüksek istişare kurulu üç toplantı gerçekleştirdi. Yüksek istişare kurulu üyeleri, paydaş ve uzman toplantılarında sürdürülen tartışmaları değerlendirdi. Kongre hazırlıkları kapsamında ayrıca tematik forum ve çalıştaylar düzenlendi. Gençlik Forumu ve Kadın Forumu’nun yanı sıra Çocuk, Sokak İktisadı ve Eğitim çalıştaylarının çıktıları kongre sonuç bildirgesinde yer aldı.
DÜNYACA ÜNLÜ İSİMLER İZMİR’DEYDİ
15-21 Mart 2023 tarihleri arasında düzenlenen kongre; akademisyen, iktisatçı, bilim insanı, siyasetçi, tarihçi, yazar, sanatçı, sendika ve kooperatif başkanı gibi birçok farklı gruptan konuşmacıyı bir araya getirdi. Yedi günlük kongrenin her gününde farklı bir konu ele alındı. Sırasıyla Yenilik, Vicdan, Yürüyüş, Doğa, Değişim, Sadakat ve son olarak Çokluğa ve Birliğe Davet temalarıyla kurgulanan ana kongrede toplam 80 konuşmacı sunumlarını yaptı. Kongreye Prof. Dr. Andrew McAfee, Sir Bob Geldof, Prof. Dr. Francis Fukuyama, mimar Hiroyuki Unemori, Prof. Dr. Ian Goldin, Joschka Fischer, Prof. Dr. Michio Kaku ve Prof. Dr. Vandana Shiva gibi dünyaca ünlü birçok isim konuşmacı olarak katıldı.
KARAR TAKİP SİSTEMİ YAYINDA
Sekiz aylık yoğun bir hazırlık sürecinin ardından yapılan tüm çalışmaların çıktılarını içeren sonuç bildirgesi, 21 Mart 2023’te delegelerin oylarına sunuldu. İşçi deklarasyonunda 16 ilke ve 51 karar, çiftçi deklarasyonunda 18 ilke ve 62 karar ve sanayici, tüccar, esnaf bildirgesinde ise 27 ilke ve 98 karar bulunuyor. Giriş kısmı ve üç deklarasyondan oluşan sonuç bildirgesinde toplam 61 ilke ve 303 madde karar altına alındı. 27 madde haricindeki maddeler ise oybirliğiyle kabul edildi. İzmir Planlama Ajansı (İZPA) tarafından kongrenin hazırlık süreci de dahil tüm yolculuğunu anlatan kitap yayımlandı.
Kitaba, iktisatkongresi.org adresinden ulaşılabiliyor. Kongre sürecinde alınan tüm kararlara dair gelişmelerin takip edilebileceği İktisat Kongresi Karar Takip Sistemi de İzmir Planlama Ajansı (İZPA) tarafından kullanıma açıldı. İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin sonuç bildirgesine ise iktisatkongresi.org/sayfa/sonuc-bildirgesi sayfasından erişilebiliyor.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, mitingin düzenlendiği Cumhuriyet Meydanı’nda vatandaşlara seslenerek, açılan pankartları teker teker okudu. Erdoğan, “hiç yorulmadan bu yollarda beraber yürüyeceğiz. Şehirler içerisinde Kayseri’nin özel bir yeri var. Burası halk ve hak aşıklarının şehri. Gönlü Erciyes Dağı’ndan yüce Kayserili hemşehrilerimin yeri. Kayserili kardeşlerimizle iftihar ediyorum. Gençlere bak gençlere. Ne diyorlar; hedef belli, Kayseri’de 17-0. Vatan sana sen bize emanetsin reis. Maşallah” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, “Kayseri 14-28 Mayıs seçimlerinde ahde vefasını bir kes daha gösterdi. Bu seçimde Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için her birinize şükranlarımı sunuyorum. Mayıs seçimleri fırsatını bulduğunda milleti karıştırmayı bekleyen zihniyeti gösterdi. 31 Mart’ta bu zaferi ileriye taşıyarak demokrasimizi sıklaştıracağız. Kayseri her mücadele de yanımızda yer aldı. 2023 hedeflerini birlikte harekete geçirdik. Türkiye Yüzyılı’nın inşasını birlikte geçirmek istiyoruz. Hazır mıyız? Emniyetten rakamları aldım. Karşımızda 75 bin kişi var. Biz bu meydanda yüzbinleri yakaladık. Şimdi yerel yönetim seçimine gidiyoruz. 31 Mart’a 9 günümüz var. 9 günde Kayseri’de durmak yok. 31 Mart akşamı bize balkon konuşmasında gereğini yapmamızı isteyeceksiniz. Kayseri pek çok şehrimize de ilham kaynağı oldu. Türkiye’yi cumhuriyet tarihinin en güçlü siyasi, ekonomik ve sosyal seviyesine çıkardık. Bir yandan altyapı eksikliklerimizi tamamladık, bir yandan milletimizi özgürlük ile buluşturduk. Biz çalıştıkça Rabb’imiz de bereketini verdi. Türkiye’yi 21 yılda 3 kat büyüttük. Amacımız Türkiye’yi 2 kat daha büyüteceğiz. Bunu yapacak azme sahibiz” dedi.
“Yılın ikinci yarısında enflasyon hızlı bir şekilde düşüşe geçecek”
“Hayat dikensiz bir gül bahçesi değildir” diyen Erdoğan, “İnsanın olduğu gibi milletlerin önüne de felaketler çıkabiliyor. Son dönemde milletçe başımıza gelen felaketlerin en büyüğü 6 Şubat depremleri bu depremler Kayseri’nin bir bölümünü de ekledi. Hamdolsun, can kaybı olmadı. Depremde yitirdiğimiz 53 bin vatandaşımızı rahmetle yad ediyorum. Depremde yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldırmak için gece gündüz çalışıyoruz. Yıl sonuna kadar 200 bin insanımızı evlerine kavuşturacağız. Alt yapılarıyla deprem şehirlerimizi Türkiye yüzyılına hazırlayacak şekilde ihya ediyoruz. En büyük mücadeleyi enflasyona ve hayat pahalılığını köpürten anlayışa karşı veriyoruz. Vatandaşlarımızın gelirini yüksek enflasyona karşı koruyacağız. Bunun yalan yanlış rakamlarla değil, çalışarak yapacağız. Yılın ikinci yarısında enflasyon hızlı bir şekilde düşüşe geçecek” diye konuştu.
Emeklilere müjde veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Emeklilerimize güzel bir haber vermek istiyorum. 2017’de banka promosyonu ödemesini başlatmıştık. Kamu bankalarımız bu yılki komisyon ödemelerini 8 bin TL ile 12 bin TL arasında belirledi. Diğer bankalarında bu rakamın altında kalmadan vereceğini umuyorum. Yeni banka promosyonlarının emeklilerimize hayırlı olmasını diliyorum. Emeklilerimizi refah seviyesini yükseltmek için çalışıyoruz. Ülkemizde Cumhur İttifakı’ndan başka bunu yapacak bir siyasi irade yoktur. Memleket muhalefetin eline kalsa maaşları bile ödeyemezler” şeklinde konuştu.
“Türkiye yeni bir siyasi anlayış ile karşı karşıyadır, bunun adı zübük siyasetidir”
CHP’ye yüklenen Erdoğan, “CHP yönetimi sadece beceriksizlerden değil, kendini geliştirme yönünde hiçbir çabası olmayan beceriksizlerden oluşuyor. Deste deste para sayma görüntülerini halen açıklayamadılar. Seçim kazanmak için birileri ile debeleniyorlar ama orada da durum parlak gözükmüyor. Belediyelerini yönettikleri şehirleri yakın zamanda bekleyen en büyük tehlike deprem olmasına rağmen ellerindeki kaynakları başka yerlerde kullanıyorlar. Yol yapamamakla, yeşili artırmamakla övünen bir zihniyet var. Türkiye yeni bir siyasi anlayış ile karşı karşıyadır, bunun adı zübük siyasetidir. Biz Bay Kemal’in vizyonsuzluğuna tahammül edemezken, başımıza daha beteri musallat oldu. Muhalefetin çağrı konusunda ülkemiz kısır döngüye girmiştir böyle giderse 31 Mart’tan sonra muhalefet cenahında yeni bir meydan muhaberesi yaşanacağı görülüyor. Biz muhalefetin kendini yenilemesini arzu ediyoruz. Onun için 31 Mart’ta ki seçimi sağlam tutmak ve gittikleri yolu göstermemiz lazım” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra Cumhur İttifakı adaylarını sahneye çağırarak poz verdi. – KAYSERİ
]]>Bolat, Bakanlık’ta gerçekleştirilen “Körfez İşbirliği Konseyi Serbest Ticaret Anlaşması Ortak Bildiri İmza Töreni”nde yaptığı konuşmada, KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ile Körfez ülkeleri ile hızla gelişen ilişkileri üst seviyeye taşıyacak kapsamlı bir STA’yı hedefleyen karara imza attıklarını söyledi.
el-Budeyvi’yle imzaladıkları “ortak bildiri” metni ile iki taraf arasında 2005 yılında başlatılan ancak 2010’da sekteye uğrayan Türkiye-KİK STA müzakerelerini yeniden başlattıklarını dile getiren Bolat, “Anlaşmanın müzakereleri tamamlandığında ülkelerimizin ticari ve ekonomik ilişkilerini daha kapsamlı ve iyi belirlenmiş bir çerçevede geliştirme ve çeşitlendirme imkanı ortaya çıkacaktır.” diye konuştu.
“Özel sektörümüze yeni imkanlar açmaya çalışıyoruz”
Bolat; mal ve hizmet ticareti, fikri mülkiyet hakları, gümrük işlemleri ve ticaretin kolaylaştırılması, KOBİ’ler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi gibi önemli alanları düzenleyen kapsamlı bir anlaşmayı sonuçlandırmayı önemsediklerini belirtti.
Müzakere sürecinin tamamlanması ve anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle Türkiye ve KİK ülkelerinin refahına ciddi katkı sağlanmasını amaçladıklarını ifade eden Bolat, şunları kaydetti:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın önderliğinde ekonomik ilişkilerimizi geliştirerek destekleme vizyonu ile müzakereleri başlatmış oluyoruz. Geçtiğimiz yıl temmuzda Sayın Cumhurbaşkanı’mızın başkanlığında Körfez coğrafyasına gerçekleştirdiğimiz ziyaret esnasında yapılan ikili ve çok taraflı temaslar ve varılan anlaşmalar, şüphesiz serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin yeniden başlatılmasında önemli bir rol üstlenmiştir.”
Bolat, söz konusu temasların ardından Türkiye ile Körfez ülkeleri yetkilileri arasında çok sayıda ziyaretler gerçekleştirildiğine işaret ederek, geçen yılın ekim ayında Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleştirilen EXPO 2023’e katılarak, Katarlı iş insanları ile önemli iş görüşmeleri yaptıklarını dile getirdi.
Bolat, Aralık 2023’te ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında yine Doha’da Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantılarının yapıldığını anımsattı.
Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri heyetleri arasında 1. Dönem Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyonu (ETOK/JETCO) toplantısının İstanbul’da gerçekleştirildiğini hatırlatan Bolat, burada iş insanları arasında önemli bir forumun da yapıldığını belirtti.
Bolat, sürekli değişen ve krizlerle dalgalanan küresel ekonomik konjonktürde, özel sektörü zorlu şartlara karşı desteklemeye gayret ettiklerinin altını çizerek, “Bu çerçevede de devlet olarak kapsayıcı ticaret anlaşmaları imzalayarak özel sektörümüze yeni imkanlar açmaya çalışıyoruz.” dedi.
“KİK üyelerinin toplam GSYH’si 2,4 trilyon doların üzerinde”
Bolat, atılan adımların başarılı sonuçlara ulaşmaya devam ettiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Ülkemizin gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH) 2023 yılında 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1 trilyon dolar sınırını aşarak 1 trilyon 118 milyar dolara yükseldi. KİK üye ülkeleri de Türkiye gibi son yıllarda önemli ekonomik gelişmeler kaydetmiştir. KİK üyelerinin toplam GSYH’si 2,4 trilyon doların üzerindedir. Uluslararası kuruluşlarca yapılan tahminler çerçevesinde ise bu rakamın 2050 yılında 6 trilyon dolara ulaşması beklenmektedir.”
Söz konusu gelişmelerin ikili ticaret rakamlarına da yansıdığını dile getiren Bolat, “Türkiye’nin 2002 yılında Körfez İşbirliği Konseyi üye ülkeleri ile 2,1 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2022 yılında 22,7 milyar dolara, 2023 yılında ise 31,4 milyar dolara yükseldi.” bilgisini paylaştı.
Bolat, Türkiye ile altı Körfez ülkesinin toplam dış ticaret hacminin 2,4 trilyon doların üzerinde olduğunu vurgulayarak, STA’nın imzalanması ile ne denli önemli ve büyük bir ticari işbirliğinin hayata geçirileceğinin ortada olduğunu söyledi. Bolat, “İlişkilerimizin çok boyutlu yönü ile uyumlu şekilde anlaşmamızın sadece mal ticareti ile sınırlı kalmayacağını öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Müzakerelerin en kısa sürede tamamlanacağına inanıyorum”
Müteahhitlikten turizme kadar çeşitli hizmet sektöründe küresel anlamda markalaşan birçok Türk firmasının, Körfez ülkelerinde başarılı işlere imza attığını anlatan Bolat, “Türk müteahhitlik sektörü, KİK üyesi ülkelerde bugüne kadar toplam değeri 77,5 milyar dolar olan 856 proje üstlendi ve hepsini tamamladı.” dedi.
Bolat, Körfez Bölgesi’nde Türkiye’nin önemli ticari ortaklarının bulunduğunu ve bölgenin Afrika ile Güney Asya’da iş yapan firmalar için önemli bir finans merkezi konumunda olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Dost ülkelerimiz arasında imzalanacak kapsamlı STA’ların ilişkilerimizi daha da derinleştirmede ve insanlarımızın refahına katkı sağlamada anahtar rol oynayacağından şüphe duymuyoruz. Ticaret Bakanı olarak müzakerelerin en kısa sürede tamamlanacağına olan inancımı vurgulamak isterim. Bugünü yeni bir başlangıç olarak görüyor ve bu başlangıcın Türkiye ve KİK üyesi ülkeler adına, hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”
]]>Akyüz, AA Spor Sohbetleri’nde federasyonun sportif gelişmelerini ve seçim atmosferini değerlendirdi.
Geçen yıl başarılı bir sezon geçirdiklerini belirten Akyüz, Türkiye’deki federasyonlar içinde uluslararası alanda en çok madalya kazanan ikinci federasyon olduklarını ifade etti.
Takım halinde Avrupa ve dünya şampiyonu olduklarını vurgulayan Akyüz, hedeflerinin bu başarıyı devam ettirmek olduğunu dile getirdi.
Akyüz, bu yılki en büyük faaliyetlerinin Türkiye Şampiyonası olduğunu ve 4 bin sporcunun katıldığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Geçen yıl ABD’de yapılan Dünya Şampiyonası’na birçok ülke vize gerekçesiyle katılamadı. Uluslararası Wushu Federasyonu bu organizasyonu telafi edecek. Çin’de Dünya Şampiyonası ayarında bir organizasyon yapılacak. 24-26 Nisan’da yapılacak organizasyona 24 ülke katılacak. Bu organizasyona hazırlanacağız. 3-6 Mayıs tarihlerinde İsveç’te Avrupa Şampiyonası’na katılacağız. Ardından ekim ayında Dünya Gençler Şampiyonası var. Yoğun bir sezon geçireceğiz. 81 ilde il temsilcimiz var. Kulüplerimiz ve antrenörlerimiz var. Birçok ilde aktif şekilde çalışıyoruz. İlgi de çok fazla. 170 binlerde bir sporcu sayımız var. Hedefimiz bu sayıyı bir milyona çıkarmak. Şu anda wushuda Avrupa’nın en güçlü ülkesiyiz. Dünya sıralamasında da en güçlü ülkeler arasındayız. Diğer ülke federasyonlarından daha güçlüyüz.”
“Milli duruştan yanayız”
Kendisinin milli duruştan yana olduğunu vurgulayan Abdurrahman Akyüz, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Şimdiye kadar Türkiye’nin faydasına kim çalıştı? Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan… Bu tartışılmaz bir gerçek. Geçen mahalli seçimlerde de biz İstanbul’da Binali Yıldırım’a destek vereceğimizi söyledik. Ancak Binali Yıldırım kazanamadı. İstanbul 5 sene bir kayba uğradı. Belediyecilik önemli bir konu. Spor açısından da önemli. Spor bu belediyeler aracılığıyla çok daha iyi gelişebiliyor, yayılabiliyor. Ben yine tarafım. Yeniden Refah Partisi Merkez Karar Yürütme Kurulu Üyesi olarak da benim şahsi bir görüşüm var. Geçen seneki seçimlerde biz Cumhur İttifakı içerisinde yer aldık. Hala bunu savunuyorum. Özellikle büyükşehirlerde ittifak olmalıydı. Ne yazık ki bu ittifak olmadı. Şu anki görüşüm belki buradan dönülebilir. Bu ittifakın devam etmesi, ettirilmesi, yeniden gözden geçirilmesi lazım. Özellikle İstanbul seçimleri için bunun çok gerekli olduğunu düşünüyorum. İstanbul, Türkiye’nin en büyük şehri. Hemen hemen Türkiye nüfusunun üçte birine yakın bir nüfusa sahip. Önemli bir şehir. Türkiye’nin lokomotifi, Türkiye’nin başını çekiyor ve Türkiye’nin kaderi İstanbul’da şekilleniyor. Onun için buraya milli görüş modeli bir belediye başkanının başkan olması gerekiyor.”
“Milli Görüş belediyeciliği İstanbul’da unutuldu”
Milli Görüş belediyeciliğinin mimarının, milli görüşün mimarı Necmettin Erbakan olduğunu anlatan Akyüz, şu anda Milli Görüş belediyeciliğinin en büyük aktörünün Cumhur İttifakı’nın başındaki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu belirtti.
Cumhur İttifakı’nın İstanbul’da da en iyi hizmeti yapacağına dikkati çeken Akyüz, şöyle devam etti:
“Bundan dolayı bir siyasetçi olarak İstanbul’da Cumhur İttifakı adayının kazanmasından yanayım ve onun desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii Yeniden Refah Partimiz olarak böyle bir karar alınmadı. Biz ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun, hiçbir karşılık beklemeden İstanbul’da bu desteği verelim düşüncesindeyim. Yani bundan biz bir şey kaybetmeyiz. Aksine iyi bir hizmete vesile olmuş oluruz. Öte tarafta tabii bir söylemek gerekir. Bir CHP belediyeciliği var. Son beş yılda İstanbul’da herhangi bir hizmet göremedik. Milli Görüş belediyeciliği artık İstanbul’da unutuldu. Bunun yeniden canlanması açısından kazanacak aday olarak Murat Kurum’un kazanmasının hayırlı olacağını, şartsız olarak bizim de destek vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Partimiz tarafından da böyle bir karar alınması durumunda bunun yararlı olacağını düşünüyorum.”
“Necmettin Erbakan Cumhur İttifakı’nın adayının kazanması için bir yol izlerdi”
Abdurrahman Akyüz, Necmettin Erbakan’ın yaşaması durumunda Cumhur İttifakı’nı destekleyeceğini ileri sürerek, şunları kaydetti:
“Necmettin Erbakan hocam bugün yaşasaydı şüphesiz ki benim de söylediğim gibi Cumhur İttifakı’nın devam ettirilmesini isterdi. Hatta yani Cumhur İttifakı’nın içerisinde aktif rol alıp ekonomiyi de bugünkü zorluklardan kurtarmanın bir yoluna bakardı. İstanbul’da tabii ki Cumhur İttifakı’nın adayının kazanması için bir yol izlerdi. Kesinlikle ittifak içinde yer almamayı tercih etmezdi. Erbakan hocam olsaydı Murat Kurum’u belediye başkanı yapmamızı beklerdi. Murat Kurum ‘Biz de Erbakan hocanın talebeleriyiz.’ diyor. Bende Erbakan hassasiyeti var. Genel Başkanımız Sayın Fatih Erbakan son dakikada böyle bir karar açıklarsa şaşırmam. İnşallah da öyle yapar. Bizim burada bir tavır takınmamız lazım. Bizim adayımızın geri çekilmesi de olabilir. Cumhur İttifakı adayı Murat Kurum’u bir şekilde desteklemek gerekiyor. Bunu yaparsak tabanın gözünde de iyi bir izlenim olur. Kaybettiren tarafta olursak bu durumu çok hoş karşılamayacaklardır.”
]]>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde düzenlenen sempozyumun açılış konuşmalarını DEHUKAM Müdürü Mustafa Başkara, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler ve Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdürü Büyükelçi Burak Özügergin yaptı.
Başkara, “Özgür ve Açık Denizler Sempozyumu”nun, denizlerdeki açıklık ilkesinin önemine odaklanarak, küresel denizcilik alanında önemli bir adımı temsil ettiğini belirtti.
Denizlerin özgür ve açık olmasının ekonomik, sosyal, çevresel ve güvenlik boyutlarıyla hayati öneme sahip olduğunun altını çizen Başkara, Türkiye ile Japonya’nın coğrafi konumlarının ve denizlere doğal erişimlerinin uluslararası deniz hukukunda kritik rol oynadığını kaydetti.
Japonya-Türkiye ilişkileri
Katsumata, okyanusların önemi yadsınamaz küresel varlıklar olduğunu, Japonya’nın kara sularının ve münhasır ekonomik bölgesinin çok geniş olduğunu söyledi.
Türkiye’nin 3 tarafının denizlerle çevrili olduğuna ve stratejik öneme sahip İstanbul Boğazı’na sahip olduğuna dikkati çeken Katsumata, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin gıda güvenliğini sağlamadaki başarısını tebrik etti.
Katsumata, Türkiye ve Japonya’nın komşu ülkelerle deniz hududu sorunları yaşadığını, ülkesinin, hukuka uygun şekilde özgür ve açık denizlerin güvenliğinin sağlanmasına önem verdiğini dile getirdi.
Türkiye ve Japonya’nın jeopolitik önemini vurgulayan Katsumata, deniz güvenliği konusunda iki ülkenin birbirine katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Seyrüsefer serbestisi
Özügergin, Türkiye ile Japonya’nın diplomatik ilişkilerinin 100. yılına işaret ederek, ikinci yüzyılı sabırsızlıkla beklediklerini belirtti.
İki ülkenin birbirinden uzak olduğuna değinen Özügergin, bunun denizle alakalı meselelerde ortak görüş paylaşmaya engel olmadığını dile getirdi.
Özügergin, okyanuslarla ilgili tartışmaların özünde onların herkese mi yoksa denize kıyısı olan ülkelere mi ait olduğu konusunun bulunduğunu, genel manada seyrüsefer serbestisinin sağlanmasının uzun bir süreç içerisinde gerçekleştiğini kaydetti.
İnsani krizlerin ele alınmasının da seyrüsefer serbestisiyle ilişkili olduğuna işaret eden Özügergin, Türkiye olarak bu serbestiyi korumaya ve teşvik etmeye devam edeceklerini vurguladı.
Denizlerin korunması
Açılış konuşmalarının ardından, DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmail Demir’in moderatörlüğünü yaptığı panelde, DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi ve Uzman Araştırmacısı Prof. Dr. Yücel Acer, Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan, Waseda Üniversitesi Asya-Pasifik Çalışmaları Enstitüsünden Seta Makoto, Japonya Dış Ticaret Teşkilatı (JETRO) Gelişen Ekonomiler Enstitüsünden İmai Kohei konuştu.
Prof. Dr. Acer, uluslararası deniz hukukunun, ülkelerin denizlerdeki hak ve sorumluluklarını düzenlediğini, ülkeler arasındaki işbirliği ve iletişimin korunması için denizlerdeki serbestliğin korunması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Erhan da Akdeniz’in stratejik öneme sahip olan ticari ve kültürel bağlantı noktası olduğunu vurgulayarak, bu denizin medeniyetleri birleştirdiğini ifade etti.
Seta, Uluslararası Denizcilik Örgütünün (IMO) amacının denizlerde ayrımcılığı önlemek olduğunu hatırlatarak, barış zamanında özgür ve açık denizlerin uluslararası hukuk tarafından korunduğuna işaret etti.
İmai de Japonya’nın “özgür ve açık Hint-Pasifik” stratejisinin iki anlamı olduğunu belirterek, bunlardan ilkinin normlar ve değerlere vurgu yapmak, diğerinin ise baskılara göğüs germek olduğunu kaydetti.
]]>ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan’ın moderatörlüğündeki panele ORSAM Başkan Danışmanı İbrahim Aydın, ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü Dr. Bilgay Duman, Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) Politika Geliştirme Direktörü Dr. Tuğba Evrim Maden ve Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi Mehmet Kutluhan Yayçılı konuşmacı olarak katıldı.
Moderatör Oytun Orhan, ORSAM konferans salonunda gerçekleştirilen paneli, Irak’la ilişkilerde “güvenlik başta olmak üzere enerji, ekonomik ve siyasi boyutun” önemine işaret ederek başlattı.
ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü Dr. Bilgay Duman, Irak’taki Kalkınma Yolu Projesi’nin “yalnızca ekonomik değil, bölgesel sonuçları” olabileceğini söyledi.
Kızıldeniz’deki durum ve Avrupa enerji krizi gibi uluslararası gündemi meşgul eden mevcut dünya krizlerini örnek gösteren Duman, Kalkınma Yolu’nun “küresel öneminin” de arttığını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Irak’taki temaslarına da değinen Duman, bu gelişmelerin Ankara ve Bağdat için olumlu sonuçları olabileceğinin altını çizdi.
Duman, Türkiye ile Irak arasındaki görüşmeler sonucunda 14 Mart’ta yayımlanan Ortak Sonuç Bildirisi’yle terörle mücadele, ticaret, tarım, enerji, su, sağlık ve ulaşım olmak üzere 7 alanda kurulması öngörülen ortak daimi komitelerin önemli adımlar atabileceğini söyledi.
“Irak’ın güvenliği ve kalıcı istikrarı son derece önemli”
ORSAM Başkan Danışmanı İbrahim Aydın ise Irak’ın bölge için önemine değinerek “Irak’ın güvenliği ve kalıcı bir istikrarın varlığı, bölgedeki tüm ülkelerin selameti açısından son derece önemlidir.” dedi.
Irak’la ilişkilerde güvenlik boyutunun da önem taşıdığını ve bunun diğer alanlarda da gelişmeyi sağlayacağını vurgulayan Aydın, “Irak’ta PKK’nın varlığının yarattığı tehdidin bizim için bölge ülkeleri için ve Irak için ne anlam ifade ettiğinin çok net algılanması gerekiyor.” diye konuştu.
Burada temel bir yanılsama olduğunu söyleyen Aydın, terör örgütü PKK’nın hedefi ve yarattığı tehdidin Türkiye ile sınırlı olmadığına dikkati çekti.
Aydın, terör örgütü PKK’nın Irak’ı bölme potansiyelinin olduğunu, bunun Suriye örneğinde çok net görüldüğünü belirterek, Iraklı yöneticilerin bu durumu anlaması gerektiğini ifade etti.
İklim değişikliğine de değinildi
SUEN Politika Geliştirme Direktörü Dr. Tuğba Evrim Maden de bölgedeki su sorununa dikkati çekti.
Suriye, Irak ve Türkiye’nin su kaynaklarını verimli ve etkili kullanmak zorunda olduğunu söyleyen Maden, “Yukarı kıyıdaş su kaynak yönetiminden ne kadar sorumluysa, aşağı kıyıdaş ülkeler de su kaynaklarının etkili ve verimli kullanımından o kadar sorumludur.” ifadesini kullandı.
İklim değişikliğinin de ilişkilere etki eden bir unsur olduğunu belirten Maden, bunu hem ortak bir zorluk hem de işbirliği unsuru şeklinde değerlendirdi.
Maden, savaş ve çatışmaların işbirliği sürecini olumsuz yönde etkilediğinin de altını çizdi.
Irak’taki Türkmenlerin durumu da ele alındı
Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi Mehmet Kutluhan Yayçılı da panelde, Irak’taki Türkmenlerin durumuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“2003 yılından sonra daha demokratik rejimlerin kurulacağı bir döneme girilmesiyle Türkmenler de Irak Türkmen cephesi olarak hem parlamentoda temsil hem de diğer alanlarda temsil noktasında harekete geçti. Lakin ne kadar (Irak Başbakanı Muhammed Şiya) es-Sudani hükümetiyle Ankara hükümeti arasındaki ilişkiler iyi olsa da Sudani hükümetinin Türkmenlere bakış açısının ne kadar müspet olduğunu bilsek de özellikle bu son kabinede gördüğümüz gibi bir Türkmen’e yer verilmemiş olması bizi üzen şeylerden biridir.”
Türkmenlerin Irak’ta tüm kesimler tarafından “Anadolu’nun bir uzantısı” olarak görüldüğünü söyleyen Yayçılı, “Türkiye’ye karşı harekete geçmek isteyen bütün terör örgütlerinin, Irak’ta Türkmenleri hedef aldığını ve bu terör saldırılarında en fazla zarar gören bölgelerin Türkmen bölgeleri olduğunu” ifade etti.
]]>Bakan Fidan, İspanya Dışişleri Bakanı Albares ile ortak basın toplantısı gerçekleştirdi
ANKARA – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, AB üyeliğinin Türkiye için stratejik bir hedef olmaya devam ettiğini ve Türkiye’nin AB üyelik sürecinin bazı üyelerin kısır politik gündemlerine bırakılamayacak kadar önemli olduğun belirterek, “İnancımız, Avrupa Birliği kurumlarıyla Türkiye arasındaki ilişkilerin daha pozitif gündemle, daha ileriye taşınması” dedi.
Dışişleri Bakanı Fidan, Ankara’da İspanya Dışişleri, AB ve İşbirliği Bakanı Jose Manuel Albares Bueno ile bir araya geldi. İki bakan görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
İspanya ile Türkiye’nin yakın iş birliğine sahip olduğunu belirten Fidan, “Halklarımızın arasındaki yakın dostluk bağları giderek güçlenmekte. Siyasi ilişkilerimiz de gittikçe en üst düzeye çıkmakta. 2019 yılında başlattığımız Türkiye-İspanya Hükümetler Arası Zirve’sinin 7’ncisini 2021 yılında düzenlemiştik. 8’nci Zirveyi, haziran ayında Cumhurbaşkanımız ve İspanya Hükümet Başkanı Başkanlıklarında İspanya’da düzenleyeceğiz. Bugünkü görüşmemizde zirve hazırlıklarını ele alma fırsatımız oldu. İspanya aynı zamanda Avrupa Birliği içerisinde en büyük ticaret ortaklarımızın başında gelmekte. İspanya ile ticaret hacmimiz hedef olarak 20 milyar doları bulmaktı, geçen yıl itibariyle bu hedefe ulaşmayı başardık gibi, 19 milyar doları aşan bir ticaret hacmimiz var şu anda” ifadelerini kullandı.
“Güvenlik iş birliğimizi geliştirmeye özel önem veriyoruz”
Türkiye ve İspanya’nın Akdeniz’in iki önemli ülkesi olduğunu ve terör, düzensiz göç, çatışmalar, terörizm ve iklim değişikliği gibi sınamalarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Bakan Fidan, “Akdeniz’in doğu ve batı uçlarında yer alan Türkiye ve İspanya bu krizleri yakından hissetmekte. Yıllardır terörle mücadele eden iki ülke olarak güvenlik iş birliğimizi geliştirmeye özel önem veriyoruz. Güvenlik alanında atabileceğimiz adımları da etraflıca ele aldık. Ayrıca NATO bünyesindeki güçlü iş birliğimizi de tekrar gözden geçirdik. Bunun bir yansıması olarak İspanya 2015’ten bu yana Adana’da Patriot Bataryasını konuşlandırmakta, müttefiklik ruhuna uygun bir davranış, memnuniyet vericidir. Ayrıca iki müttefik olarak savunma sanayi iş birliğimizi de somut projelerle daha ileriye taşımak istiyoruz” diye konuştu.
İspanya’nın Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine samimi bir şekilde destek veren ülkeler arasında yer aldığını aktaran Bakan Fidan, “AB üyeliğinin bizim için stratejik bir hedef olmaya devam ettiğini bugün meslektaşıma bir kez daha ifade ettim. Türkiye’nin AB üyelik sürecinin bazı üyelerin kısır politik gündemlerine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu yineledim. AB içerisinde Gazze konusunda ilk günden beri ilkeli bir tutum izleyen ve Filistin halkının yanında olan ülkelerden biridir İspanya. İspanya’nın takdire şayan bu tutumu Filistin meselesinin dini ve etnik kimliklerinin üstünde evrensel bir dava olduğunun da ispatı niteliğindedir” dedi.
Filistin-İsrail çatışmaları çerçevesinde acil ateşkes ilan edilmesi ve insani yardımların kesintisiz bir şekilde ulaştırılması hususunda Bakan Albares ile fikir birliğinde olduklarını belirten Fidan, ayrıca görüşmelerde Rusya-Ukrayna savaşının da konuşulduğunu ve Ukrayna’nın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne olan desteğin yinelendiğini söyledi.
“Avrupa ülkeleriyle geliştirdiğimiz ilişkiler daha kolay”
Sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtlandıran Fidan, Türkiye’nin AB üyeliği sürecindeki bir sonraki adımın ne olacağına dair yöneltilen soruyu, “Avrupa ülkeleriyle birebir ayrı ilişki geliştiriyoruz. AB ile kurumsal başka bir ilişkimiz var. Avrupa ülkeleriyle geliştirdiğimiz ilişkiler daha kolay ama AB ile geliştireceğimiz zaman orada konsensus olarak alınması gereken kararlar var bu da lehimize işlemeyebiliyor” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki stratejik niyetinin ve vizyonunun aynı kaldığını ifade ettiğini hatırlatan Fidan, bu hususta irade beyanı beklenilen yerin AB’nin kilit ülkeleri olduğunu söyledi. AB’nin 2004-2005 yıllarında siyasi irade ortaya koyduğunu ancak sonrasında bu iradenin erozyona uğradığını ve giderek ortada kalktığını ifade eden Fidan, AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize serbestesi, ticari imtiyazlar, göçle mücadele gibi konularda yoğun bir şekilde çalışılması gerektiğini ifade etti.
Bu yaz Avrupa Parlamentosu’nda seçimler olacağını hatırlatan Fidan, “Bizim inancımız parlamento seçimlerinin sonucundan bağımsız AB kurumlarıyla Türkiye arasındaki ilişkilerin daha pozitif gündemle daha ileriye taşınması” dedi. Fidan ayrıca NATO, AB ve Türkiye ilişkilerinin ise bölgesel ve küresel güvenlik alanınla neler yapılabileceği kapsamında ele alınması gerektiğini kaydetti.
Bakan Fidan, İsrail-Filistin çatışmaları kapsamında ise, Türkiye’nin üyesi olduğu bütün uluslararası platformlarda İsrail’e baskı yapılması için alınması gereken tüm tedbirlerin alınması için baskı yaptığını ve bunun sadece oradaki trajediyi önlemek için değil bölgesel savaşlar ve küresel krizlerle de bağlı olduğunu görmemek için ‘çok dar görüşlü’ olmak gerektiğini söyledi.
“Amacımız bütün metotları kullanarak bu zulmün durması ve kalıcı olarak çözülmesi”
Fidan, iki devletli çözüm konusunda İspanya ile hemfikir olduklarını belirterek, “Bu sorunun kalıcı bir şekilde adil bir şekilde çözülmesi için ne türden adım atılması gerekiyorsa; yaptırımsa yaptırım baskıysa baskı, uluslararası ittifak şeklinde hareket etmekse etmek, uluslararası hukuka başvurmaksa başvurmak, bütün metotları kullanarak bu zulmün durması ve bu sorunun kalıcı olarak çözülmesi amacımız bu” diye konuştu.
“Yakın Doğu’da olan zorlukları ve Gazze’de olan insani krizi de ele aldık”
Türkiye’nin AB adaylığı sürecinde desteklediklerini belirten İspanya Dışişleri, AB ve İşbirliği Bakanı Bueno ise, İspanya için Türkiye’nin önemini vurgulayarak, “Türkiye, zirveler gerçekleştirdiğimiz ender ülkelerden birisi. Ankara’da biz bunları kutladık. Artık İspanya’da sıra. İspanya’da misafir edeceğiz bir sonraki zirveyi. 2024 yılı aynı zamanda İspanya için, Türkiye için çok önemli bir tarih. Bizim birlikte Medeniyetler Birliğini başlattığımızın önemli bir işaretidir. Tekrar bu forumu bir araya getirmek istiyorum. Bizim için düşünme, bir araya gelme ve her toplumlarımızın karşılaştığı zorluklarla mücadele etmek için konuşmamız gereken bir platform. Aynı zamanda yine Yakın Doğu’da olan zorlukları ve Gazze’de olan insani krizi de ele aldık. Bunun üzerinde yine konuştuk” dedi.
Gazze’de sürekli olarak ateşkesin bir an evvel gerçekleşmesi gerektiğini Bakan Fidan’la görüşmelerinde dile getirdiklerini aktaran Bueno, şartsız koşulsuz olarak insani yardımın Gazze’ye ulaşması gerektiğini kaydetti. NATO kapsamında iki ülkenin stratejik ortaklığına değinen Bueno, güneyden gelen tehditlere karşı Bakan Fidan ile fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi. İki ülke arasındaki ticaret hacminin önemini vurgulayan Bueno, İspanyalı 700’den fazla şirketin Türkiye’de varlığına dikkat çekerek iki ülke arasında 19 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşıldığını kaydetti.
“Türkiye Avrupa’ya doğru bakmaya devam etsin”
Bakan Bueno Türkiye’nin AB adaylığına yönelik ise, “Türkiye’nin net bir şekilde adaylık duruşu vardır. Bütün Avrupa ülkeleri bunun üzerinde çalışmalıyız ve bu yolun açılması için çalışmalıyız. Bunun için bizim yol haritalarımız var. Bunu da güçlendirerek ilerliyoruz. Bununla ilgili olarak o kadar çok konu var ki Türkiye’yle bu konular üzerinde konuşmaktayız. Türkiye bizim burada gümrük birliğimizin üyesi. Bu konularda biz ikiye katlamalıyız. İspanya AB üyesi bir devlet olarak bu dinamiğin durmaması için gayret edecek. İspanya’nın arzusu şudur ki Türkiye Avrupa’ya doğru bakmaya devam etsin. Avrupa’daki geleceğine bakmaya devam etsin” ifadelerini kullandı. Gazze’deki daimi ateşkesin sağlanması için İspanya’nın bir barış konferansı düzenlemeyi planladığını belirten Bueno, konferansta Filistin Devleti’nin tanınması konusunda adımlar atılabileceğini ve İsrail’in güvenlik garantisinin alınabileceğini aktardı.
]]>Fidan, İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares ile Dışişleri Bakanlığındaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Türkiye-İspanya 7. Hükümetlerarası Zirvesi’ni 2021’de düzenlendiğini hatırlatan Fidan, 8. zirvenin haziranda düzenleneceğini söyledi.
Fidan, İspanyol mevkidaşıyla görüşmelerinde güvenlik alanında atılabilecek adımları da etraflıca ele aldıklarını, NATO bünyesindeki güçlü bir işbirliğini de tekrar gözden geçirdiklerini belirterek “Bunun bir yansıması olarak İspanya 2015’ten bu yana Adana’da Patriot bataryası konuşlandırmakta. Müttefiklik ruhuna uygun bu davranış memnuniyet vericidir. Ayrıca biz iki müttefik olarak savunma sanayi işbirliğimizi somut projelerle daha ileri taşımak istiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
İspanya’nın AB içerisinde en büyük ticaret ortaklarının başında geldiğini, İspanya ile ticaret hacminde hedefin 20 milyar dolar olduğunu aktaran Fidan, “Geçen yıl itibarıyla bu hedefe ulaşmayı başardık gibi, 19 milyar doları aşan bir ticaret hacmimiz var şu anda.” bilgisini verdi.
Fidan, Türkiye ve İspanya’nın Akdeniz Havzası’nın iki önemli ülkesi olduğunu, Akdeniz Havzası ve çevresinin çatışmalar, terörizm, iklim değişikliği ve düzensiz göç gibi sınamalarla karşı karşıya kaldığını kaydederek “Akdeniz’in doğu ve batı uçlarında yer alan Türkiye ve İspanya bu krizleri yakından hissetmekte. Yıllardır terörle mücadele eden iki ülke olarak güvenlik işbirliğimizi geliştirmeye özel önem veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
İspanyol mevkidaşıyla Gazze’deki insani felaketin bölgesel ve uluslararası güvenliğe etkilerini de etraflıca değerlendirme imkanı bulduklarını, “Acil ateşkes ilan edilmesi” gerektiğini vurguladıklarını belirten Fidan, insani yardımların derhal ve kesintisiz ulaştırılması gerektiğini, bölgede kalıcı barışın ancak iki devletli çözüm temelinde sağlanabileceğine inancını yinelediklerini söyledi.
Fidan, tüm dünya kamuoyunun İsrail’e savaşın durması gerektiğini söylediğini ancak İsrail hükümetinin, masum Filistinlileri öldürmeyi sürdürdüğünü ve iki milyondan fazla kişiyi açlığa mahkum ettiğini vurguladı.
“Bizim emin olduğumuz bir husus var. İsrail hükümetinin üyeleri işledikleri suçların hesabını adalet karşısında er veya geç vereceklerdir.” diyen Fidan, uluslararası hukuku ve insanlık vicdanını yaralayan bu ırkçı zihniyetin tüm dünyanın ayakları altında ezileceğini ifade etti.
Fidan, mevkidaşıyla, üçüncü yılına giren Rusya-Ukrayna Savaşı’nı da ele alma imkanı bulduklarını belirterek şunları kaydetti:
“Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli desteğimizi yineledik. En kısa sürede adil ve kalıcı bir barışa ulaşılması gerektiği beklentimizi de vurguladık. İspanya ile küresel meselelerde fark yaratacak ortak girişimler geliştirme vizyonuyla çalışmayı sürdüreceğiz. Anadolu ve İber Yarımadası kültürel mirasından güç alarak 2005 yılında ortak girişimimizle medeniyetler ittifakını hayata geçirmiştik. Diyalog ve karşılıklı anlayışın teşvik edilmesindeki öncü rolümüzü daha da geliştirmek konusunda ısrarlıyız.”
Türkiye’nin AB üyelik süreci
İspanya’nın, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine desteğinin her zaman tam olduğunu belirten Fidan, AB ile ilişkilerde birkaç boyutun bulunduğunu ifade etti.
Fidan, “Avrupa Birliği, Avrupa ülkelerinin bir üst siyasi entitesi olarak ayrı bir hükmü kişiliğe sahiptir. Avrupa ülkeleriyle birebir ayrı ilişki geliştiriyoruz, Avrupa Birliği’yle kurumsal olarak başka bir ilişkimiz var.” diye konuştu.
Birçok Avrupa ülkesiyle geliştirilen ilişkilerin daha kolay olabildiğini kaydeden Fidan, AB ile ilişki geliştirildiğinde AB içerisinde oy birliğiyle alınması gereken kararlar olduğunu dile getirdi.
Fidan, bu durumun çoğu zaman Türkiye’nin aleyhine işleyebildiğine dikkati çekerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023’te tekrar seçilmesiyle AB üyeliği konusunda Türkiye’nin perspektifinin değişmediğini, stratejik niyetinin ve vizyonunun aynı kaldığını yinelediğini hatırlattı.
Bu konuda Türkiye’nin irade beyanı beklediği yerin AB’nin kilit ülkeleri olduğuna işaret eden Fidan, bu ülkelerin irade beyanında bulunması gerektiğini kaydetti.
Fidan, AB’ye giriş sürecinin olduğunu anımsatarak, bundan evvel siyasi iradenin ortaya konması gerektiğini vurguladı.
2004-2005’te böyle bir siyasi irade ortaya konduğunu hatırlatan Fidan, “Daha sonra bu siyasi iradenin erozyona uğradığını ve giderek ortadan kalktığını, bambaşka bir siyasal zihnin ve iklimin Avrupa Birliği’ne Türkiye ile alakalı hakim olduğunu gördük.” ifadesini kullandı.
Fidan, AB ile ilişkilerde her iki taraf lehine de ilerletilmesi gereken alanlar arasında gümrük birliğinin güncellenmesi, vize, daha farklı ticari imtiyazlar, ve göçle mücadele meselesi gibi konuların yer aldığını dile getirdi.
Bunların AB ile yoğun bir şekilde çalışılması gereken konular olduğunu vurgulayan Fidan, bu konularda bile ciddi bir çalışmanın halihazırda zaman zaman istedikleri şekilde olmadığını söyledi.
Fidan, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin bu yaz yapılacağına işaret ederek, şu anda AB’de bu konuda büyük bir bekleyiş olduğunu ve ortaya çıkacak siyasi tabloya göre olayların tekrar şekilleneceğine ilişkin bir algı bulunduğunu ifade etti.
Türkiye’nin seçim sürecini takip ettiğini kaydeden Fidan, “Bizim inancımız, parlamento seçimlerinin sonuçlarından bağımsız Avrupa Birliği kurumlarıyla Türkiye arasındaki ilişkilerin daha pozitif gündemle daha ileriye taşınması.” dedi.
Fidan, son yıllarda özellikle bölgede gündeme gelen olayların Türkiye, AB ve NATO ilişkilerinin güvenlik perspektifini daha da ön plana çıkardığına dikkati çekerek, Türkiye ile AB arasında gerek ikili düzeyde gerek NATO içerisinde güvenlikle alakalı tartışılması gereken çok ciddi konular olduğunu kaydetti.
Özellikle bölgesel ve küresel güvenlik konusunda iki tarafın neler yapabileceğinin tam tartışılmadığı değerlendirmesinde bulunan Fidan, bu tartışmanın başlatılması gerektiğini söyledi.
Fidan, bu tartışmanın sağlıklı yapılamaması nedeniyle bundan gelecek ciddi menfaati iki tarafın göremediğini, bunun ortaya çıkardığı boşluk ve risklerin çok fazla farkında olamadıklarını dile getirdi.
Bakan Fidan, iki tarafın da çok nitelikli, jeostratejik bir güvenlik işbirliği tartışmasını hem NATO içerisinde hem NATO dışında iki taraflı başlatması gerektiğine inandığını belirtti.
Filistin konusunda tek ve çok taraflı çabalar sürdürülüyor
Fidan, Türkiye’nin, üye olduğu bütün uluslararası platformlarda İsrail’e baskı oluşturması için alınabilecek tüm tedbirler için her türlü baskıyı tek ve çok taraflı devam ettirdiğini söyledi.
Bunun Birleşmiş Milletler (BM), İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), üye olunan bölgesel, ekonomik ve siyasi işbirliği teşkilatları nezdinde sürdürüldüğünü aktaran Fidan, “Bu sadece orada var olan trajedinin önlenmesi ile alakalı değil, daha büyük küresel krizlerin ve savaşların, bölgesel savaşların çıkmasıyla alakalı bir konu. Bu konuyu görmemek için gerçekten çok dar görüşlü olmak lazım. Gazze krizinin, oradaki insanlık trajedisinin ne türden felaketlerin habercisi olduğunu bütün insanlığın, ilgili kamuoyunun gerçekten görmesi lazım.” diye konuştu.
Fidan, Türkiye’nin bu konudaki ortak çabaları devam ettirdiğini, İspanya’nın gerek devlet gerek AB içerisinde attığı adımlar ve teklif ettiği konular açısından tamamıyla arkasında olduklarını belirtti.
Bakan Fidan, barış konferansı düzenlenmesi, Filistin devletinin tanınması ve güvenlik garantilerinin ortaya çıkmasının gerçekten çözüm yolunda gündeme gelen çok önemli alternatif teklifler olduğunu kaydetti.
Fidan, buna benzer tekliflerin başka yerlerden de geldiğini ve Türkiye’nin de hazırladığı tekliflerin olduğunu aktararak, “Amacımız bu sorunun kalıcı bir şekilde, adil bir şekilde çözülmesi. Bunun için ne türden adım atılması gerekiyorsa yaptırımsa yaptırım, baskıysa baskı, uluslararası ittifak şeklinde hareket etmekse etmek, uluslararası hukuka başvurmaksa başvurmak. Bütün metotları kullanarak bu zulmün durması ve bu sorunun kalıcı olarak çözülmesi, amacımız bu.” diye konuştu.
Bakan Fidan, bu konuda göstermiş olduğu dayanışma için de İspanya hükümetine ve Albares’e teşekkür etti.
(Bitti)
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares ile Bakanlık’ta bir araya geldi. İkili görüşmenin ardından iki Bakan ortak basın toplantısı düzenledi. Türkiye’nin İspanya ile köklü ilişkilere sahip olduğunu ve siyasi ilişkilerin giderek üst düzeye çıktığını belirten Fidan şöyle konuştu:
“İspanya ile ticaret hacmimiz hedef olarak 20 milyar doları bulmakta. Geçen yıl itibariyle bu hedefe ulaşmayı başardık gibi, 19 milyar doları aşan bir ticaret hacmimiz var şu anda.
Yıllardır terörle mücadele eden iki ülke olarak güvenlik işbirliğimizi geliştirmeye özel önem veriyoruz. Bugünkü görüşmelerimizde güvenlik alanında atabileceğimiz adımları ele aldık. NATO bünyesindeki güçlü işbirliğimizi de tekrar gözden geçirdik. Bunun bir yansıması olarak İspanya 2019’dan bu yana Adana’da patriot bataryası konuşlandırmakta. Müttefiklik ruhuna uygun bu davranış memnuniyet vericidir. İki müttefik olarak savunma sanayi işbirliğimizi de somut projelerle daha ileri taşımak istiyoruz.
İspanya başından itibaren AB üyelik sürecimize samimi olarak destek olan ülkeler arasında yer almakta. AB üyeliğinin bizim için stratejik bir hedef olmaya devam ettiğini sayın meslektaşıma bir kez daha ifade ettim. Türkiye’nin AB üyelik sürecinin bazı ülkelerin kısır politik gündemlerine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu yineledik.
“İSPANYA, AB İÇİNDE GAZZE KONUSUNDA İLKELİ TUTUM İZLEYEN ÜLKELERDEN BİRİ”
AB içinde Gazze konusunda ilk günden itibaren ilkeli bir tutum izleyen ve Filistin halkının yanında olan ülkelerden biridir İspanya. İspanya’nın takdire şayan bu tutumu Filistin meselesinin dini ve etnik kimliklerin üstünde evrensel bir dava olduğunun da ispatıdır.
Acil ateşkes ilan edilmesi gerektiğini vurguladık, insani yardımların derhal ve kesintisiz ulaştırılması gerektiğini kaydettik. Bölgede kalıcı barışın ancak iki devletli çözüm temelinde sağlanabileceğine inancımızı yineledik.”
ALBARES: TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİ SÜRECİNİN ONAYLANMASINI İSTİYORUZ
İspanya Dışişleri Bakanı Albares ise şunları kaydetti:
“Türkiye ile AB arasındaki diyaloğu sürekli olarak destekliyoruz, üyeliği sürecinin onaylanmasını istiyoruz. Türkiye bizim için, İspanya için çok önemli bir ortak. Bizim için zirveler gerçekleştirdiğimiz ender ülkelerden birisidir.
İspanya’nın dileklerini dile getirdim: Ateşkesin bir an evvel gerçekleşmesi gerektiğini dile getirdim. İnsani yardımın şartsız ve koşulsuz olarak Gazze’ye ulaşması gerektiğini söyledim. İspanya’da insani yardım savaşın başından bu yana üçe katlamış bulunuyor. Bütün rehinelerin serbest bırakılmasını arzu ediyoruz. İspanya bütün dünya ile ortakları ile dostları ile birlikte bir barış politikası gütmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin özel bir yere sahip olduğunu vurgulamak isterim. Bölgedeki barışın geleceğini düşündüğümüzde Filistin devleti ile birlikte oluşması gerekmektedir. Filistin devletinin kalıcı bir şekilde oluşması gerekmektedir. Güvenliğin, barışın ve istikrarın hem Filistinliler hem İsrailliler hem bütün ülkeler için Orta Doğu’ya gelmesinin koşulu budur.
“UKRAYNA’NIN DAHA ÖZGÜR OLMASI İÇİN GAYRETLERİMİZİ SERGİLEDİK”
Rusya-Ukrayna krizi çerçevesinde Türkiye başarılı bir duruş sergiledi. Karadeniz çerçevesinde bir gıda güvensizliğini engellemiş oldu. Bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum. Hepimizin bu konuda belli vaatleri var, Ukrayna’nın daha özgür olması, egemen olması için hepimiz gayretlerimizi sergiledik.
Bütün müttefiklerimizin NATO’daki önemine değindik. Çünkü önümüzde güneyden gelen belli tehditler var. İki ülke arasında belli alışverişler var. İspanya’nın şirketlerinin Türkiye’deki varlığına dikkat çekmek isterim. Türkiye ile 19 milyar dolarlık bir ticaret hacmine ulaştık.”
FİDAN: SİYASİ İRADE EROZYONA UĞRADI
İki Bakan ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir gelişme olup olmadığına ilişkin soru üzerine Fidan şu değerlendirmede bulundu:
“Bizim aslında irade beyanı beklediğimiz yer AB’nin kilit ülkeleridir. Bunların irade beyanında bulunması lazım. AB’de pek çok süreç var. Bundan evvel siyasi iradenin ortaya konması gerekiyordu. 2004-2005 yılında böyle bir siyasi irade ortaya konulmuştu. Ama daha sonra bu siyasi iradenin erozyona uğradığını ve giderek ortadan kalktığını ve bambaşka bir siyasal zihnin ve iklimin AB’ye Türkiye ile alakalı hakim olduğunu gördük.
Gümrük Birliği’nin güncellenmesi meselesi, farklı ticari imtiyazlar meselesi, göçle mücadele meselesi bunların hepsi esas itibariyle AB ile yoğun bir şekilde çalışmamız gereken konular. Fakat buralarda bile maalesef bir ciddi çalışmamız halihazırda istediğimiz şekilde olamıyor. Avrupa parlamentosu seçimleri olacak bu yaz. Şu anda AB’de bunun bekleyişi var, buradan çıkacak siyasi tabloya göre olayların tekrar şekilleneceğine ilişkin bir algı var. Biz de açıkçası onu takip ediyoruz ama bizim inancımız Parlamento seçimlerinin sonuçlarından bağımsız AB kurumları ile Türkiye arasındaki ilişkilerin daha pozitif gündemle daha ileriye taşınması.”
ALBARES: TÜRKİYE’NİN NET BİR ADAYLIK DURUŞU VAR
Albares ise soruyu şöyle yanıtladı:
“İspanya’nın duruşu her zaman Türkiye ile diyaloğumuzu geliştirmek üzerine yükselmektedir. Türkiye’nin net bir adaylık duruşu var. Tüm AB ülkeleri bunun üzerinde çalışmalıyız. Bu yolun açılması için çalışmalıyız. Bunun için yol haritalarımız var.
Türkiye Gümrük Birliği’nin üyesi. Bu konuda gayretlerimizi ikiye katlamalıyız. İspanya AB üyesi bir devlet olarak bu dinamiğin durmaması için gayret edecek. İspanya’nın arzusu şudur ki, Türkiye Avrupa’ya doğru bakmaya devam etsin ve Avrupa’daki geleceğine bakmaya devam etsin.”
“FİLİSTİNLİLER AÇLIKTAN ÖLÜYOR”
Albares, Gazze’ye barışın gelmesi için bahsedilen ortak gayretlerin neler olduğu ve İspanya’nın İsrail’e uyguladığı yaptırımlara ilişkin soruyu şöyle yanıtladı:
“İspanya’nın önerisi bir barış konferansının düzenlenmesi. Bu konferansta hepimiz bir araya gelip Filistin devletini tanıyabiliriz ve İsrail de burada bize güvenlik garantisi verebilir. Bunu istiyoruz. Bu artık son kez olsun istiyoruz, son kez bu seviyede bir şiddete tanıklık edelim istiyoruz.
Sadece bombalardan söz etmiyoruz. Açlıktan da söz ediyoruz. Filistinliler açlıktan ölüyor. O yüzden bütün dünyadan insani yardımın ulaşabilmesi için hemen tedbirler istiyoruz. Kasım’dan itibaren İspanya finansmanını üç katına katladı ve bu bizim buradaki mülteci kamplarını ziyaret etti İspanya. Bütün rehinelerin şartsız şekilde özgür bırakılmasını savunuyoruz. Katliamlardan, felaketlerden çıkarılacak olan sonuç Filistinliler ve İsrailliler olarak hepimiz elimizi taşın altına koyacağız ve tekrar şiddete başvurulmaması için neler yapabileceğimizi konuşacağız.
“EMPERYALİZMİN KARŞISINDAYIZ, İSRAİL’İN ULUSLARARASI HUKUKA AYKIRI DAVRANIŞLARININ KARŞISINDAYIZ”
İspanya yaptırımları ilk uygulayan ülkelerden oldu. Biz burada emperyalizmin karşısındayız. İsrail’in buradaki uluslararası hukuka aykırı davranışlarının karşısındayız. Oy birliğiyle yaptırımlara karar verdik. İhracat lisanslarını artık durdurduk. İsrail’e daha fazla silah tedarik etmiyoruz. Biz artık barış istiyoruz.”
FİDAN: GEREK İSPANYA OLARAK GEREK AB’DE ATTIĞIM ADIMLARIN TAMAMIYLA ARKASINDAYIZ
Fidan ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“Üyesi olduğumuz bütün uluslararası platformlarda İsrail’e baskı oluşturulması için alınabilecek bütün tedbirlerin alınması için her türlü baskıyı, tek taraflı, çok taraflı devam ettiriyoruz. Birleşmiş Milletler nezdinde, İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde, üyesi olduğumuz bölgesel, ekonomik ve siyasi işbirliği teşkilatlarının hepsinde; çünkü burada şöyle bir şey var: Bu sadece var olan trajedinin önlenmesiyle ilgili değil, daha büyük küresel krizlerin ve bölgesel savaşların çıkmasıyla alakalı. Bu konuyu görmemek için çok dar görüşlü olmak lazım.
İki devletli çözüm konusunda sayın mevkidaşıma teşekkür ediyoruz. Gerek İspanya olarak gerek AB içerisinde attığı adımlar, teklif ettiği konularda tamamıyla arkasındayız. Barış konferansının düzenlenmesi, Filistin devletinin tanınması ve çeşitli güvenlik garantilerinin ortaya çıkması, bunlar gerçekten çözüm yolunda gündeme gelen önemli alternatif teklifler.”
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Ankara’da İspanya Dışişleri, AB ve İşbirliği Bakanı Jose Manuel Albares Bueno ile bir araya geldi. İki bakan görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. İspanya ile Türkiye’nin yakın iş birliğine sahip olduğunu belirten Fidan, “Halklarımızın arasındaki yakın dostluk bağları giderek güçlenmekte. Siyasi ilişkilerimiz de gittikçe en üst düzeye çıkmakta. 2019 yılında başlattığımız Türkiye-İspanya Hükümetler Arası Zirve’sinin 7’ncisini 2021 yılında düzenlemiştik. 8’inci Zirveyi, haziran ayında Cumhurbaşkanımız ve İspanya Hükümet Başkanı Başkanlıklarında İspanya’da düzenleyeceğiz. Bugünkü görüşmemizde zirve hazırlıklarını ele alma fırsatımız oldu. İspanya aynı zamanda Avrupa Birliği içerisinde en büyük ticaret ortaklarımızın başında gelmekte. İspanya ile ticaret hacmimiz hedef olarak 20 milyar doları bulmaktı, geçen yıl itibariyle bu hedefe ulaşmayı başardık gibi, 19 milyar doları aşan bir ticaret hacmimiz var şu anda” ifadelerini kullandı.
“Güvenlik iş birliğimizi geliştirmeye özel önem veriyoruz”
Türkiye ve İspanya’nın Akdeniz’in iki önemli ülkesi olduğunu ve terör, düzensiz göç, çatışmalar, terörizm ve iklim değişikliği gibi sınamalarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Bakan Fidan, “Akdeniz’in doğu ve batı uçlarında yer alan Türkiye ve İspanya bu krizleri yakından hissetmekte. Yıllardır terörle mücadele eden iki ülke olarak güvenlik iş birliğimizi geliştirmeye özel önem veriyoruz. Güvenlik alanında atabileceğimiz adımları da etraflıca ele aldık. Ayrıca NATO bünyesindeki güçlü iş birliğimizi de tekrar gözden geçirdik. Bunun bir yansıması olarak İspanya 2015’ten bu yana Adana’da Patriot Bataryasını konuşlandırmakta, müttefiklik ruhuna uygun bir davranış, memnuniyet vericidir. Ayrıca iki müttefik olarak savunma sanayi iş birliğimizi de somut projelerle daha ileriye taşımak istiyoruz” diye konuştu.
İspanya’nın Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine samimi bir şekilde destek veren ülkeler arasında yer aldığını aktaran Bakan Fidan, “AB üyeliğinin bizim için stratejik bir hedef olmaya devam ettiğini bugün meslektaşıma bir kez daha ifade ettim. Türkiye’nin AB üyelik sürecinin bazı üyelerin kısır politik gündemlerine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu yineledim. AB içerisinde Gazze konusunda ilk günden beri ilkeli bir tutum izleyen ve Filistin halkının yanında olan ülkelerden biridir İspanya. İspanya’nın takdire şayan bu tutumu Filistin meselesinin dini ve etnik kimliklerinin üstünde evrensel bir dava olduğunun da ispatı niteliğindedir” dedi.
Filistin-İsrail çatışmaları çerçevesinde acil ateşkes ilan edilmesi ve insani yardımların kesintisiz bir şekilde ulaştırılması hususunda Bakan Albares ile fikir birliğinde olduklarını belirten Fidan, ayrıca görüşmelerde Rusya-Ukrayna savaşının da konuşulduğunu ve Ukrayna’nın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne olan desteğin yinelendiğini söyledi.
“Avrupa ülkeleriyle geliştirdiğimiz ilişkiler daha kolay”
Sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtlandıran Fidan, Türkiye’nin AB üyeliği sürecindeki bir sonraki adımın ne olacağı sorusu üzerine, “Avrupa ülkeleriyle birebir ayrı ilişki geliştiriyoruz. AB ile kurumsal başka bir ilişkimiz var. Avrupa ülkeleriyle geliştirdiğimiz ilişkiler daha kolay ama AB ile geliştireceğimiz zaman orada konsensüs olarak alınması gereken kararlar var bu da lehimize işlemeyebiliyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki stratejik niyetinin ve vizyonunun aynı kaldığını ifade ettiğini hatırlatan Fidan, bu hususta irade beyanı beklenilen yerin AB’nin kilit ülkeleri olduğunu söyledi. AB’nin 2004-2005 yıllarında siyasi irade ortaya koyduğunu ancak sonrasında bu iradenin erozyona uğradığını ve giderek ortada kalktığını ifade eden Fidan, AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize serbestisi, ticari imtiyazlar, göçle mücadele gibi konularda yoğun bir şekilde çalışılması gerektiğini ifade etti.
Bu yaz Avrupa Parlamentosu’nda seçimler olacağını hatırlatan Bakan Fidan, “Bizim inancımız parlamento seçimlerinin sonucundan bağımsız AB kurumlarıyla Türkiye arasındaki ilişkilerin daha pozitif gündemle daha ileriye taşınması” dedi.
Fidan ayrıca NATO, AB ve Türkiye ilişkilerinin ise bölgesel ve küresel güvenlik alanınla neler yapılabileceği kapsamında ele alınması gerektiğini kaydetti.
Bakan Fidan, İsrail-Filistin çatışmaları kapsamında ise, Türkiye’nin üyesi olduğu bütün uluslararası platformlarda İsrail’e baskı yapılması için alınması gereken tüm tedbirlerin alınması için baskı yaptığını ve bunun sadece oradaki trajediyi önlemek için değil bölgesel savaşlar ve küresel krizlerle de bağlı olduğunu görmemek için ‘çok dar görüşlü’ olmak gerektiğini söyledi.
“Amacımız bütün metotları kullanarak bu zulmün durması ve kalıcı olarak çözülmesi”
Bakan Fidan, iki devletli çözüm konusunda İspanya ile hemfikir olduklarını belirterek, “Bu sorunun kalıcı bir şekilde adil bir şekilde çözülmesi için ne türden adım atılması gerekiyorsa; yaptırımsa yaptırım baskıysa baskı, uluslararası ittifak şeklinde hareket etmekse etmek, uluslararası hukuka başvurmaksa başvurmak, bütün metotları kullanarak bu zulmün durması ve bu sorunun kalıcı olarak çözülmesi amacımız bu” diye konuştu.
“Yakın Doğu’da olan zorlukları ve Gazze’de olan insani krizi de ele aldık”
Türkiye’nin AB adaylığı sürecinde desteklediklerini belirten İspanya Dışişleri, AB ve İşbirliği Bakanı Bueno ise, İspanya için Türkiye’nin önemini vurgulayarak, “Türkiye, zirveler gerçekleştirdiğimiz ender ülkelerden birisi. Ankara’da biz bunları kutladık. Artık İspanya’da sıra. İspanya’da misafir edeceğiz bir sonraki zirveyi. 2024 yılı aynı zamanda İspanya için, Türkiye için çok önemli bir tarih. Bizim birlikte Medeniyetler Birliğini başlattığımızın önemli bir işaretidir. Tekrar bu forumu bir araya getirmek istiyorum. Bizim için düşünme, bir araya gelme ve her toplumlarımızın karşılaştığı zorluklarla mücadele etmek için konuşmamız gereken bir platform. Aynı zamanda yine Yakın Doğu’da olan zorlukları ve Gazze’de olan insani krizi de ele aldık. Bunun üzerinde yine konuştuk” dedi.
Gazze’de sürekli olarak ateşkesin bir an evvel gerçekleşmesi gerektiğini Bakan Fidan’la görüşmelerinde dile getirdiklerini aktaran Bueno, şartsız koşulsuz olarak insani yardımın Gazze’ye ulaşması gerektiğini kaydetti. NATO kapsamında iki ülkenin stratejik ortaklığına değinen Bueno, güneyden gelen tehditlere karşı Bakan Fidan ile fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi. İki ülke arasındaki ticaret hacminin önemini vurgulayan Bueno, İspanyalı 700’den fazla şirketin Türkiye’de varlığına dikkat çekerek iki ülke arasında 19 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşıldığını kaydetti.
“Türkiye Avrupa’ya doğru bakmaya devam etsin”
Bakan Bueno Türkiye’nin AB adaylığına yönelik ise, “Türkiye’nin net bir şekilde adaylık duruşu vardır. Bütün Avrupa ülkeleri bunun üzerinde çalışmalıyız ve bu yolun açılması için çalışmalıyız. Bunun için bizim yol haritalarımız var. Bunu da güçlendirerek ilerliyoruz. Bununla ilgili olarak o kadar çok konu var ki Türkiye’yle bu konular üzerinde konuşmaktayız. Türkiye bizim burada gümrük birliğimizin üyesi. Bu konularda biz ikiye katlamalıyız. İspanya AB üyesi bir devlet olarak bu dinamiğin durmaması için gayret edecek. İspanya’nın arzusu şudur ki Türkiye Avrupa’ya doğru bakmaya devam etsin. Avrupa’daki geleceğine bakmaya devam etsin” ifadelerini kullandı.
Gazze’deki daimi ateşkesin sağlanması için İspanya’nın bir barış konferansı düzenlemeyi planladığını belirten Bueno, konferansta Filistin Devleti’nin tanınması konusunda adımlar atılabileceğini ve İsrail’in güvenlik garantisinin alınabileceğini aktardı. – ANKARA
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Now TV’de İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programına konuk oldu.
Programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘hakikatleri yüzümüze haykırın’ şeklindeki sözlerine ilişkin şunları söyledi:
“TEMELİ SARSTINIZ, ADALETİ YOK ETTİNİZ“
“Silivri soğuktur diyorum. Bir mitingde ‘İsrail ile ticareti durdurun’ diye pankart açan insan da hemen derdest edildi. Hakikatler bunlar. Siz Filistin, Filistin dediniz ama buna rağmen İsrail ile ticarete devam ettiniz. Filistin’de her gün onlarca çocuk ölüyor, Ramazan gününde her gün insanlar açlıktan ölüyor ama hükümetin umurunda değil bu durum. Türkiye’den gemiler gidiyor, İsrail ile ticaret devam ediyor. Şimdi ‘Biz yardım gemisi yolluyoruz’ demeye başladılar. 6 ay sonra ‘yardım gemisi yolluyoruz’ diye hava atıyorsunuz. Halbuki işin hakikati şu; siz siyasi bir rant için Müslümanın canını da, mazlumun canını da, insanın hayatını da her şeyi kullanabiliyorsunuz, problem burada. Siz siyasi rant için devletin bütün imkanlarını kullanabiliyorsunuz. Siyasi rantınız için bütün insanların emeğini sömürebiliyorsunuz. Siyasi etik diye bir şey kalmadı. İktidarın bu davranış biçimi buraya getirdi aslında. Dolayısıyla yüzümüze her şeyi söyleyin… Söylüyoruz işte ama dinleyen yok veya duyulduğunda da hemen bir işlem yapılabiliyor. Bizim şansımız bir siyasetçi olarak bunları konuşabiliyoruz, çok az da olsa bir özgür alanımız olabiliyor. Ama halkın bunları söyleme şansı yok bile. Bir tweet atarken bile korkarak atıyorsunuz. Toplum bu durumda, attığı tweetten dolayı yargılanıyor, hemen yaka paça gözaltına alınıyor. Gözaltına alınma şartları sağlanmış sağlanmamış ama umurunda değil. Gözaltına alındıktan sonra tutuklanıyor, tutuklanma şartları sağlanmamış ama kimsenin umurunda değil. Dolayısıyla hukukun, adaletin bittiği yerde… Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Adalet Mülkün Temelidir’ diye bir sözü var. Siz temeli sarstınız, adaleti yok ettiniz ve şimdi, ‘bize istediğinizi söyleyin’ diyorsunuz.”
“BU YEREL SEÇİM DEĞİŞİM İÇİN FIRSAT”
“Türkiye’de 40 bin tane seçim yapalım bu hükümet tarzında hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü adalet kalmamış, hukuk kalmamış, düzen kalmamış” diyen BTP lideri, “Her şey menfaate göre yorulmaya başlanmış, düşünülmeye başlanmış. Dolayısıyla bunu düzeltmemiz lazım ilk olarak. Bu yerel seçim aslında bunun için bir fırsat. Bu fırsatı Türkiye’de gençlerin önünü açarak, bu fırsatı Türkiye’de yeni sözlerin, yeni düşüncelerin önünü açarak kullanalım. Biz değişim diyoruz, yenilenme diyoruz, gelişim diyoruz. Bunu bugün yapmayacağız da ne zaman yapacağız” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in gençler darbe yapsa karşı çıkmam şeklindeki sözleriyle ilgili soru üzerine de şöyle konuştu:
“Biz darbe yapmıyoruz. Ben 33 yaşındayım, çoluk çocuk sahibi insanım ama her şeyimi bir kenara bıraktım, bu ülke için mücadele ediyorum. Benim önümü açması gereken insanlar benim önümü kapatıyor. Darbe yapmıyoruz, siyaset yapıyoruz, siyasetin içindeyiz. Şu anda Türk siyasetini parsellemiş bütün partiler için söylüyorum; bir dertleri var, o da gençleri allayıp pullayıp siyasetten uzak tutmak.”
“EMEKLİ MAAŞININ EN AZ 35 BİN LİRA OLMASI LAZIM”
Hükümetin para yok diyerek emeklinin ek zam taleplerini geri çevirmesini de eleştiren Baş, “Bence şu anda emekli maaşının en az 30 – 35 bin lira olması lazım. Çünkü geçim ancak böyle sağlanabilir, belki daha üstü. Bunu veremiyorsun, niye? Bütçem yeterli değil, ben bunu yapamıyorum diyorsun. O zaman emekliye 5 bin lira verelim, maaşı düşürelim. Asgari ücret 17 bin lira, hiç kimse geçinemiyor, o zaman asgari ücreti 10 bin liraya düşürelim. Yani bunun 27 bin olmasıyla 17 bin olması arasındaki fark eğer seni zorluyorsa 7 bin liraya düşürelim 10 bin lira daha cebinde kalsın, böyle mantık olmaz. Türkiye’deki temel problem ekonomiye bakış problemi. BTP dışında hiçbir partinin özel bir ekonomik tezi yoktur. Bütün partilerdeki bir kısır döngüdür, bir çıkmaz sokak. Hepsinin ekonomideki bakış açısı standarttır, aynıdır, liberal bakış açısıdır, neoliberal bakış açısıdır, devletçi yaklaşımdan uzaktır, Atatürk’ün ekonomi ilkelerinden uzaktır. Dolayısıyla bunun çözümü bizim ekonomiye bakış açımızın değişmesi, insan emeğine biçtiğimiz değerin değişmesidir”
“HÜKÜMET FUTBOLDAN ELİNİ ÇEKMELİ”
Trabzon spor – Fenerbahçe maçında çıkan olaylarla ilgili de görüşlerini açıklayan Baş şunları söyledi;
“Görüntüleri tasvip etmek mümkün değil. Ben Trabzonluyum, Trabzonsporluyum ama bir Trabzonspor taraftarı olarak holigan asla olamam. Sorun şu; Türkiye’nin tamamı için bunu söyleyebiliriz, insanımızın hakeme güveni kalmadı, federasyona güveni kalmadı, hakime güveni kalmadı, sokaktakine güveni kalmadı, komşusuna güveni kalmadı. Yani öyle bir güvensiz ortam oluştu ki… Bu hükümetin elini attığı her yer böyle. Şimdi bir siyasetçi olarak benim spordan rant devşirmemem gerekiyor, siyaset bunu yapıyor. Türk futbolunda genel bir kanaat şunu söylüyorum; hükümet futbola müdahil. Hükümet kalkıyor federasyon başkanı atıyor, bundan önceki federasyon başkanı da ortada, ondan önceki de ortada ve onların yaptıkları da ortada. Bu durum hükümetin elini attığı bütün sosyal alanlarda var. Toplum da burada adaletsizlik gözlemlediğini düşünerek, bu sefer kendi refleksini göstermeye başlıyor. Bunu taraftarlar da yapıyor, spor kulübü başkanları da yapıyor, futbolcular da yapıyor. Dolayısıyla acil olan bu çirkin görüntülerden kurtulabilmek için gereken, siyasetin spordan elini çekmesidir. Spor kendi alanında, kendi mecrasında akar, futbol oynanır ama Türkiye’de öyle bir şeye dönüştürülüyor ki…. Düşünün Türkiye’de çok önemli bir kriz olsun – eğri oturup doğru konuşalım- bir Trabzon Fenerbahçe maçı yapın, bir kavga çıkarın gündem bambaşka bir şey olsun. Bir Galatasara – Fenerbahçe maçı yapın gündem bambaşka bir yere gitsin. Emekli konuşulmasın, kriz konuşulmasın, dış politika konuşulmasın, bütün bakanlar gelmiş İstanbul’a çullanmış İstanbul’u almak için. Bu konuşulmasın ne konuşulsun; futbol konuşulsun, magazin konuşulsun! Çünkü siyaset bundan rant elde ediyor. İlk girişte ne söyledim, siyaset her şeyden rant elde etmeye çalışıyor, etik hiçbir tarafı kalmamış. O yüzden insanlar patlamaya müsait bomba gibi tabiri caizse.”
]]>15 Temmuz Cumhuriyet ve Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitingde Ispartalılara hitap eden Erdoğan, “Arı konar, bal verir, Isparta kıymetini bilene gönül verir. Karşıda Isparta dururken karşıda sizler dururken elbette sizden başkasına gönül vermek olmaz. Isparta seçimlerde hep gönlünün bizden yana olduğunu gösterdi. Biz de Isparta’dan aldığımız güçle şöyle, heyecanla Türkiye cüzdanının inşaatı yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Geçtiğimiz yıl mayıs seçimlerini 6 Şubat depremlerinin acısı eşliğinde gerçekleştirdik. Milletimiz depremde temin ettiği birliği, beraberliği, kardeşliği, sandıkta da sürdürdü. Türkiye, son 10 yıldır terörden, darbe girişimine, çatışmalara kadar ardı arkası kesilmeyen, nice sınavlara maruz kaldık. Asrın felaketi üzerimizdeki yükü daha da artırdı. Fakat şu anda geldiğimiz noktada yerel yönetim seçimlerine gidiyoruz. Bugün de hayat pahalılığıyla ve onun bir sonucu olan sabit gelirli insanlarımızın refah kaybıyla sınanıyoruz. Bunların da üstesinden geleceğiz. Uygulayacağımız programın sonuçlarını bu yılın ikinci yarısından itibaren görmeye başlayacağız. Genel ekonomik göstergelerimiz gayet iyi, milli gelirimiz, istihdamımız, üretimimiz, ihracatımız, tarihimizin en yüksek seviyesinde, enflasyon düştükçe, ekonomideki bu olumlu tablonun getirilerini, çalışanlarımıza ve emeklilerimize daha iyi yansıtma imkanı bulacağız” diye konuştu.
“Palavralara sakın ha kanmayın”
“Bunun dışındaki palavralara sakın ha kanmayın” diyen Erdoğan, “Eski Türkiye’de bu palavracı, siyaset anlayışı yüzünden ülkenin onlarca yılını heba edildi. Güvensizliğin, istikrarsızlığın, programsızlığı, plansızlığın kol gezdiği bir ülkede herkes kaybeder, en çok da çalışanlar ve emekliler kaybeder. Bu ülkede emekli, memura, işçiye maaş ödenememe tehlikesinin yaşandığı günle roldü. Üstelik o günlerin hem çalışan ve emekli sayıları hem bunların toplam bedelleri bugünle mukayese edilemeyecek kadar küçük rakamlardı. Türkiye bugün 32 milyonu bulan çalışan, 16 milyona ulaşan emekli sayısı ile çok farklı bir ligin oyuncusudur. Biz güven ve istikrar iklimini muhafaza ederek, ülkemizin hedeflerinden sapmasına asla izin vermeyeceğiz. Bugünde aynı anlayışla hareket diyoruz. Dışarıda ve içeride ne yaşarsak yaşayalım, milletimizin işini aşını huzurunu güvenliğini koruma kararlılığından asla geri adım atmıyoruz” dedi.
Erdoğan, alanda 35 bin Ispartalının olduğunu kaydetti.
Bu dönemde milli geliri 3 kat büyüttüklerini dile getiren Erdoğan, önümüzdeki süreçte 2 kat daha büyüteceklerini ifade etti.
“İlk 3’teyiz”
Bu şekilde herkesin daha iyi refah seviyelerine kavuşacağını belirten Erdoğan, “Ama bunu oturup sadece eleştirerek yattığımız yerden ahkam keserek değil çok çalışarak yapmamız gerekir. Hiç çalışmadan dünyanın en yüksek refah seviyesinde bir hayat yaşamayı umut etmesin adı hayalperestlik değil başka bir şeydir. Milletimizin çalışkan, üretken, becerikli olduğunu biliyoruz. Bu vasıfları harekete geçirecek katma değere dönüşecek bir altyapı oluşturmanın peşindeyiz. Savunma sanayi bunun örneklerinden biridir. Hava da var mıyız? Dünyada insansız hava araçlarında ilk üçün içindeyiz. Bu ülkenin adı Türkiye. Daha düne kadar neredeyse tamamen dışarı bağımlı bir savunma sanayimiz vardı. Yüzde 20’si yerliydi. Şimdi yüzde 80’e çıkardık. Bize tabanca veriyorlardı, tabanca. Şimdi bizim yerli tabancalarımıza dünyanın dört bir yanından talep var. Şu anda aynı alanda dünyanın önde gelen ihracatçıları arasındayız. İnsansız hava araçları teknolojisinde dünyanın ilk üç ülkesinden biriyiz. Milli savaş uçağımız Kaan’la beşinci nesil uçak yapabilen dünyadaki dört ülkeden biri olduk. Aynı tabloyu her alanda görmek mümkün. Her kim bu ülkenin yandığını, bittiğini, çöktüğünü idare eden etrafına umutsuzluk saçıyorsa emin olun kafasında başka hesaplar vardır. Eskiler, ‘otu çek köküne bak’ derler. Bunların da köküne baktığınızda ya kifayetsiz muhterisleri ya terör örgütü yandaşlarını ya emperyalistlerin beşinci kol elemanlarını görürsünüz. Amaçları karamsarlık bulutlarını tepemize toplayarak milletimizi yıldırmak, insanımızın mücadele azmini kırmak hepimizin dikkatini dağıtmaktır” diye konuştu.
“Milli irade bayramı”
“Geçmişte aynı şeyi toplumsal taşımaya dönüştürerek vesayetçilerin önünü açarak terör örgütlerinin kullanarak darbecileri destekleyerek ekonomik tetikçileri harekete geçirerek yapıyorlardı” diyen Erdoğan, “Şimdi yöntem değiştirmişler. Milletimizin moralini çökertme taktiği uyguluyorlar. Bu milletin morali Çanakkale’de yedi düvel üzerine geldiğinde çökmedi. En zor şartlarda verdiği Milli Mücadele’de çökmedik. Rahmetli Adnan Menderes’in bedenini canıyla ödediği demokrasi mücadelesinde yaşanan o kesintilerde çökmedi. Daha başımıza gelen nice badirelerde çökmedik, Gezi’sinden 15 Temmuz’una, son dönemde maruz kaldığımız onca saldırılara çökmedi. Aslında bunlara yanıldıklarını 14, 28 Mayıs seçimlerinde sandıkta gösterdik. Ama bunlar hala anlamıyor, anlamayacaklar. 31 Mart’ta bunlara bunu anlatmaya hazır mıyız? 10 gün sonra sandıklarda gelin bunları demokratik bir şekilde gömelim. Isparta’nın bu tarihi hesaplaşmada milli irade sapının ön önlerinde yer alacaktır. Isparta’yla birlikte Türkiye haritasını tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? Sizlerle birlikte Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ı milli irade bayramını kutlayacağız” ifadelerine yer verdi.
“Isparta’ya 71 milyarlık kamu hizmeti”
Erdoğan, Gazze’de yaşanan katliamlar nedeniyle buruk bir Ramazan ayı geçirdiklerini belirtti.
Her zaman Gazze’nin yanında olduklarının altını çizen Erdoğan, “Bizim kendi insanımız tüm mazlumla riçin yapacağımız en iyi şey birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkarak, ülkemizi hedeflerine ulaştırmaktır. Bunu başardığınızda artık yepyeni bir Türkiye, yepyeni bir bölge, yepyeni bir dünyaya gözlerimizi açacağız. Bize bugüne kadar nice zaferleri yaşatan Rabbimiz inşallah bu güzel günleri görmeyi de nasip eder. Bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Bizi istismarla, saplantıyla, yalanla, dolanla, kibirle işimiz olmaz. Biz de tevazu egemedir. Bir gece gündüz ülkemizin ve şehirlerimizi ileriye taşıyacağımızın planlarıyla, projeleriyle yatıp kalkıyoruz. Bu anlayışla Isparta, 21 yılda 76 milyar lirayı aşkın kamu yatırımı yaptık” dedi.
Yatırımlardan bazıları
Isparta’ya yaptıkları yatırımlardan bahseden Erdoğan, “Ispartalı ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 2,5 milyar lira tutarında kaynak sağladık. Türkiye’nin sağlıkta en önemli projelerinden olan şehir hastanelerinden birini Isparta’da hizmete sunduk. Toplam bin 200 yataklı olmak üzere 35 sağlık tesisi kazandırdık. Yalvaç Devlet Hastanesi’ne 50 yataklı bir ek bölüm yapıyoruz. Kentsel dönüşümde 9 bin 980 adet konutu ve ticari alanı dönüştürdük. Şehrimizdeki 6 millet bahçesi projemizde üçünün yapımını tamamladık, birinin inşası sürüyor, diğer ikisi proje çalışmalarına devam ediyor. Isparta’nın 92 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğumuz 241 kilometreye çıkardık. Afyon, Denizli, Isparta, Burdur, mevcut demir yolu hattını modernize ediyoruz. Süleyman Demirel Havalimanımızı yeniledik. Şehrimize 20 baraj, 8 gölet ve 145 taşkın koruma tesisi inşa ettik. 47 bin dekar zirai arazi sulamaya açılacak. İstihdamı desteklemek için Ispartalı işverenlerimize 1,5 milyar lira prim teşviki verdik” diye konuştu.
“DEMlenme”
“Yaptığımız eserlerle gök tepede hoş bir seda bırakmadıktan sonra siyasetin, hükümetin, ünvanların ne önemi var” diye soran Erdoğan, “Medeniyet davası diyoruz. Medeniyet içi boş kavgalarla kimseye faydası olmayan polemiklerle ülkenin vaktini ve enerjisini boşa harcayarak inşa edilmez. Geliştirilmez, deste deste dolarlarla öyle mi? Nereye gidersek işte. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nin Belediye Başkan Adayı deste deste dolarlarla İstanbul’da seçim kazanmak istiyor. Ispartalı kardeşlerime İstanbul’daki hemşehrilerini arayarak onları da dikkatle uyarmalarını istiyorum. Öyle mi? Uyaracağız. Ecdat gece gündüz harama uçkur çözmeden, harama eyvallah etmeden, helalinden kazandılar, helalinden yedi. Selçuklu’nun, Osmanlı’nın, Cumhuriyet’in bu topraklarda vurduğu her mühür, miras olarak bizlere emanet ettiği her bir eserin gerisinde işte böyle zorlu bir mücadele var. Ecdadın bize bıraktıklarıyla yetinmeye kalkarsak milletçe vatan topraklarındaki ömrümüz az olur. Sürekli üzerine daha fazlasını, daha güzelini, daha iyisini koyarak devam edeceğiz ki devraldığımız emanetin hakkını verelim. Bizden sonraki nesillere daha büyümüş, daha güçlenmiş daha zenginleşmiş Türkiye bırakacağız ki onlar da çıtayı daha yükseğe koyabilsinler. Tabii birileri hiçbir iş yapmadan, hiçbir eser ve hizmete imza atmadan sadece eleştirerek, sadece hata edilmesini bekleyerek siyaset yaptığını sanıyor. Bu armut piş ağzıma düş zihniyetinin hasbelkader yönetimlerini ele aldıkları şehirleri nasıl geriye götürdüğünü çevremizdeki örneklere bakarak görüyorsunuz. Üstelik bu uğurda bölücü örgütün uzantılarıyla DEMlenmekten, eskiden bizimle birlikte olanları güya kurnazlık yapıp karşımıza çıkarmaktan, deste deste para görüntüleriyle siyaset kirletmekten öte gitmez” ifadelerine yer verdi.
“153 yatırımı şehre kazandırdık”
Isparta Belediye Başkanı ve AK Parti Belediye Başkan Adayı Şükrü Başdeğirmen, verdikleri sözün hepsini tek tek yerine getirdiklerinin altını çizerek, “Bu 5 yıl bizim için çok değerliydi. Kentin hak ettiği hedefi alacağını sürekli söyledik. Bu hizmet bize nasip oldu. Aradan tam 5 yıl geçti. Bu yıl zor geçen dönem olmasına rağmen birlik beraberliğimizde, hizmetimizde bir bahanemiz olmadı. 153 yatırımı şehre kazandırdık. Hiç kimseye sen şucusun bucusun demeden memleketimize hizmet ettik. Bize ihtiyacı olan herkesin yanında olduk. Eğer biz sizi anlayamayan, isteklerinize kulak veremeyen, çözüm odaklı olmasak bize destek verir miydiniz? Bizler sizlerin desteğiyle yeniden bir daha diyoruz. Belediye başkanlığı zor bir iş değil, hepimiz yapabiliriz” dedi.
Başdeğirmen, 235 vatandaştan bir kuruş almadan doğal gaz tesisatını bağladıklarını kaydederek, 250’sini ise gelecek dönemde bağlayacaklarını bildirdi.
7 merkez köyün doğal gaza kavuştuğunu dile getiren Başdeğirmen, “Köylerden bize ne diyemeyiz. Biz gönül belediyecisiyiz. 22 semt sahası yaptık. Önümüzde 3 bayram var. 31 Mart 2024 birinci bayram, Kadir Gecesi 5 Nisan, 10 Nisan Ramazan Bayramı’dır. 3 bayrama hazır olun, hep beraber kutlayacağı. 25 yıldır yapılamayan şehrin göbeğinde mezar gibi duran İTKM, bugünkü ismiyle Meydan AVM. 25 yıldır çözülemeyen yılan hikayesi olan bitmeyen hayal, arabaların arkasına ‘aşkımız İTKM gibi hiç bitmesin’ diye yazılıyordu. 1,5 yılda tamamladık. Isparta’da kötü koku vardı, bu kokuyu 10 yıl çektik. 31 Mart 2019’da AK Parti Belediyeciliği geldi, 6 ayda koku geçiverdi. Ne oldu da 10 yılda Sav bölgesindeki koku gidiverdi. Çünkü kararlı bir yönetim geldi. AK Parti insana hizmet belediyeciliğidir. TOKİ’yi yaptık. Trafiği gelir gelmez küçük dokunuşlarla düzenli hale getirdik” diye konuştu.
Başdeğirmen, kente verdikleri hizmeti, 2,5 yılda yaptıklarını hatırlatarak, “Pandemi oldu, doğal afet oldu. 2,5 yıl alacağımız var. 153 yatırımı şehrimize kazandırdık. Engelli bireylerimizin kullanımı için 8 bin 500 metrekarelik merkezi 6 ay sonra hizmete açıyoruz” ifadelerine yer verdi. – ISPARTA
]]>Çelik, Saimbeyli ilçesinde Cumhur İttifakı’nın Belediye Başkan adayı Vedat Cengiz’in seçim ofisi önünde düzenlenen “Vatandaş Buluşması” programında, seçimlerle ilgili artık son dönemece girildiğini söyledi.
Saimbeyli’de güçlü bir şekilde Cumhur İttifakı’nın imzasını atacaklarını belirten Çelik, 31 Mart akşamı adayları Vedat Cengiz’i başkan olarak ilan edeceklerini dile getirdi.
Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Saimbeyli’de de Cumhur İttifakı’nın bütün gücüyle vatandaşa hizmet için gün saydığını ifade eden Çelik, “İnşallah bu son virajda da gücümüzü, birliğimizi pekiştirerek, arttırarak yolumuza devam edeceğiz.” dedi.
Çelik, geçmişte başka partilere oy verenlere de ulaşılmasını isteyerek, şöyle konuştu:
“Onlara şunu söyleyin, ‘Cumhurbaşkanı’mız önümüzdeki dönemi Türkiye Yüzyılı olarak ilan etti. Türkiye’nin önünde, şehirlerimizin önünde yepyeni ufuklar açılıyor. Bundan Adana’mız da Saimbeyli’miz de bu süreçte üzerine düşeni yapacak ve hak ettiği daha büyük hizmetleri önümüzdeki haftalar, aylar, yıllar için elde edecek. Onun için Türkiye’nin büyük ideallerine ulaşması için yerelde de aynı 14 ve 28 Mayıs’ta nasıl Cumhurbaşkanı’mızı yeniden Cumhurbaşkanı seçtiniz, Cumhur İttifakı’nı Meclis’teki en güçlü ittifak haline getirdiniz, inşallah şimdi yerelde de aynı gücü göstereceğiz. Böylece merkezi hükümetle yerel arasındaki bağı daha da güçlendirerek bütün kılcal damarlarımıza, ilçelerimize kadar bunu ulaştırarak, vatandaşlarımızın, kadınların, gençlerin, büyüklerimizin istediği hizmetlerine Adana’mıza ve tabii ki göz bebeğimiz Saimbeyli’mize daha çok ulaşması için hep beraber mücadele edeceğiz. Onun için Vedat Bey’e güçlü bir destek bekliyoruz. 14 ve 28 Mayıs’ta başka partilere oy verenler de eser siyaseti temelinde birleşsinler. “
Gittiği bazı yerlerde muhalefet parti adalarıyla ilgili bazı şeyler duyduğunu anlatan Çelik, “Bazı muhalefet partilerinden aday olmuş olanlar diyorlar ki ‘Ben kazanırsam Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhur İttifakı’nın yanına geçeceğim’. Böyle bir şey yok. Saimbeyli’de adayımız belli Vedat Cengiz. Başka adayımız yok.” diye konuştu.
Feke ilçesinde de “Vatandaş Buluşması” programına katıldı
Ömer Çelik, daha sonra Feke ilçesinde bir düğün salonunda organize edilen “Vatandaş Buluşması” programına iştirak etti.
Birlik, dirlik içinde hep beraber seçimlere gittiklerini belirten Çelik, “Başkaları sandık gördüğü zaman korkarlar, biz sandık gördüğümüz zaman demokrasi bayramı yaparız. Şimdi bir kere daha 31 Mart’ta sandığa kavuşmak için sabırsızlanıyoruz.” dedi.
Cumhur İttifakı’nın Feke’de birlik ve beraberlik içinde yoluna devam ettiğini ifade eden Çelik, ilçede gerçek belediyeciliğin bayrağını, Türkiye’nin her tarafında gösterdikleri eser ve hizmet siyasetinin örneğini göstermeye hazırlandıklarını söyledi.
Çelik, Feke’nin kararını verdiğini, Cumhur İttifakı’nın adayı Ahmet Şener’i seçeceğini gördüğünü ifade etti.
Her yerde yapılan hizmetlerin üstüne yenisinin koyulması gerektiğini vurgulayan Çelik, “Önümüzdeki dönemde kadınlarımızın, gençlerimizin, kardeşlerimizin, büyüklerimizin Feke için istediği her şeyi Ahmet kardeşimiz gerçekleştirecek.” diye konuştu.
Muhalefeti eleştiren Çelik, şunları kaydetti:
“Bizim işimiz altılı masaya benzemez. Onlar altılı masa kurdular, masanın altından, üstünden, arkasından başkası çıktı. Biz de öyle bir şey yok. İşte bizim burada bir belediye başkan adayımız var, Ahmet Şener. Masanın altı yok, masanın üstü yok, masanın yanı yok. Bizim içimiz neyse dışımızda da o. İşte Cumhur İttifakı burada. Onun için bu son dönemeçte özellikle hanım kardeşlerimiz 14 ve 28 Mayıs’ta başka partilere oy vermiş kardeşlerimize, vatandaşlarımıza gitsinler. Desinler ki ‘Evet başka partilere oy vermiş olabilirsiniz ama şimdi esas siyaset temelinde birleşelim. Şimdi Türkiye Yüzyılı ilan etti Cumhurbaşkanı’mız. Türkiye Yüzyılı’nda Adana da, Feke de yerini alacak. Gelin bu sefer bu diğer parti kimliklerini bırakın ve Cumhur İttifakı’nın adayı Ahmet Şener’in etrafında kenetlenelim’.
Şimdi bakın bu altılı masadakilerin altı, yedili, sekizli masa. Bunların sizden oy istemeye yüzünün olmaması lazım. Bunlar ne dediler? ‘Biz altımız, yedimiz birleşeceğiz devleti beraber yöneteceğiz’. Masanın altında kaldılar. ya bunların altısı, yedisi bir araya gelip devlet yönetecekmiş, altı kişiyle çay bile demlenmez. Çayın ateşini biri yakacak, suyunu, demini biri koyacak, birisi demleyecek, öbürü servis edecek, e birisi o sırada ‘küstüm kalkıyorum masadan’ derse çaya hasret kalacağız. Olmaz.”
]]>Erdoğan, partisinin 15 Temmuz Cumhuriyet ve Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Ülkenin “yandığını bittiğini, çöktüğünü” iddia ederek etrafına umutsuzluk saçanların kafasında başka hesaplar olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:
“Eskiler, ‘Otu çek köküne bak’ derlerdi. Bunların da köküne baktığınızda ya kifayetsiz muhterisleri ya terör örgütü yandaşlarını ya emperyalistlerin beşinci kol elemanlarını görürsünüz. Amaçları karamsarlık bulutlarını tepemize toplayarak milletimizi yıldırmak, insanımızın mücadele azmini kırmak, hepimizin dikkatini dağıtmaktır.”
Erdoğan, geçmişte aynı şeyin “toplumsal farklılıkları çatışmaya dönüştürerek, vesayetçilerin önünü açarak, terör örgütlerini kullanarak, darbecileri destekleyerek, ekonomik tetikçileri harekete geçirerek” yapıldığını söyledi. Şimdi yöntem değiştirildiğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Milletimizin moralini çökertme taktiği uyguluyorlar. Halbuki bu milletin morali Çanakkale’de yedi düvel üzerine geldiğinde çökmedi. En zor şartlarda verdiği milli mücadelede çökmedi. Rahmetli Adnan Menderes’in bedelini canıyla ödediği demokrasi mücadelesinde yaşanan o kesintilerde çökmedi. Daha başımıza gelen nice badirelerde çökmedi. Gezi’sinden 15 Temmuz’una, son dönemde maruz kaldığımız onca saldırılarda çökmedi. Aslında bunlara yanıldıklarını 14/28 Mayıs seçimlerinde sandıkta gösterdik. Ama bunlar hala anlamıyor, anlamayacaklar. Şimdi 31 Mart’ta bunlara bunu anlatmaya hazır mıyız? 10 günümüz var. 10 gün sonra sandıklarda gelin bunları demokratik şekilde gömelim.”
Isparta’nın “tarihi hesaplaşmada milli irade safının en önlerinde yer alacağına” inandığını kaydeden Erdoğan, Ispartalı seçmene seslenerek şunları söyledi:
“Şimdi sizden öyle bir ses vermenizi istiyorum ki aşağıda Antalya’dan, yukarıda Afyon’a kadar duymayan kalmasın, Burdur’dan duymayan kalmasın Isparta. Torosların yiğit evladı Isparta, bir yanını Akdeniz’e, bir yanını Ege’ye yaslayan Isparta, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençler kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Isparta’yla birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? İnşallah sizlerle birlikte Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ı, milli irade bayramını kutlayacağız. Bunun için şu mübarek günleri gecesiyle ayrı, gündüzüyle ayrı değerlendirmeliyiz.”
“Gazzeli kardeşlerimizin yanındayız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’deki katliama değinerek, “Bu yıl Gazze’de yaşanan katliamların üzüntüsüyle buruk bir ramazan yaşıyoruz. Türkiye olarak bilinen ve bilinmeyen yardımlarımızla Gazzeli kardeşlerimizin yanındayız. Rabb’im oradaki kardeşlerimizin yardımcısı olsun diyoruz.” ifadelerini kullandı.
Hem Türkiye için hem de dünyadaki tüm mazlumlar için yapılacak en iyi şeyin birliğe, beraberliğe, kardeşliğe sahip çıkarak, ülkeyi hedeflerine ulaştırmak olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Bunu başardığımızda artık yepyeni bir Türkiye’ye, yepyeni bir bölgeye, yepyeni bir dünyaya Allah’ın izniyle gözlerimizi açacağız. Bize bugüne kadar nice zaferleri yaşatan Rabb’imiz, inşallah bu güzel günleri görmeyi de nasip eder.” diye konuştu.
“Kentsel dönüşümde 9 bin 982 konutu ve ticari alanı dönüştürdük”
Erdoğan, siyasetlerinin eser ve hizmet siyaseti olduğunu belirterek, Isparta’ya yaptıkları yatırımları şöyle anlattı:
“Bizim istismarla, saplantıyla, yalanla dolanla, kibirle işimiz olmaz. Bizde tevazu egemendir. Biz gece gündüz ülkemizi ve şehirlerimizi nasıl ileriye taşıyacağımızın planlarıyla, projeleriyle yatıp kalkıyoruz. Bu anlayışla Isparta’ya 21 yılda 76 milyar lirayı aşkın kamu yatırımı yaptık. Eğitimde 1394 yeni derslik kazandırdık. İkinci devlet üniversitesi olarak Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesini faaliyete geçirdik. Gençlik ve sporda 14 bin 510 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurtları açtık. 26 spor tesisi inşa ettik, Ispartalı ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 2,5 milyar lira tutarında kaynak sağladık.”
Erdoğan, Isparta’ya 845 yataklı şehir hastanesi başta olmak üzere toplam 1290 yataklı 12 hastanenin de aralarında olduğu 35 sağlık tesisi kazandırdıklarını, Yalvaç Devlet Hastanesine 50 yataklı bir ek bina yaptıklarını, Süleyman Demirel Üniversitesine Kadın Doğum Hastanesi ve Engelsiz Diş Hastanesi açtıklarını bildirdi.
TOKİ eliyle 5 bin 348 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 539 konutun yapımının sürdüğünü anlatan Erdoğan, “Kentsel dönüşümde 9 bin 982 konutu ve ticari alanı dönüştürdük. İktidara geldiğimizde il sınırları içerisinde 2 adet atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 39’una hizmet verilirken, bugün 8 atık su arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 87’sine hizmet veriliyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Isparta’da 6 millet bahçesi projesinden 3’ünün yapımının tamamlandığını, birinin inşasının sürdüğünü, diğer ikisinin proje çalışmalarına devam edildiğini kaydetti.
(Sürecek)
]]>Erdoğan, partisinin 15 Temmuz Cumhuriyet ve Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Isparta’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, ” Selçuklu’nun yoldaşı, Osmanlı’nın gözde şehri, Cumhuriyet’imize giden yolda İstiklal Mücadelemizin mihmandarı Isparta, Türkiye Yüzyılı’nın inşasına da öncülük ediyor.” diye konuştu.
“Karşıda güzel dururken kime gönül vermeli” şeklindeki türkü sözlerini hatırlatan Erdoğan, “Karşıda Isparta dururken, karşıda sizler dururken elbette sizden başkasına gönül vermek olmaz.” ifadesini kullandı.
Ispartalıların 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde milletvekilliğinde yüzde 55,5, cumhurbaşkanlığında yüzde 58 oy oranıyla gönüllerinin kendilerinden yana olduğunu gösterdiğini, kendilerini yalnız bırakmadığını söyleyen Erdoğan, Ispartalılara sevgi ve vefaları için teşekkür etti.
Isparta’dan aldıkları güçle, şevkle, heyecanla Türkiye Yüzlılı’nın inşası yolunda emin adımlarla ilerlediklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biliyorsunuz geçtiğimiz yılın mayıs seçimlerini 6 Şubat depremlerinin acısı eşliğinde gerçekleştirmiştik. Milletimiz depremde sergilediği birliği, beraberliği, kardeşliği hamdolsun sandıkta da sürdürdü. Türkiye, son 10 yıldır terörden darbe girişimine, salgından bölgemizdeki çatışmalara kadar ardı arkası kesilmeyen nice sınamalara maruz kaldı. Asrın felaketi bu depremler, üzerimizdeki yükü daha da artırdı fakat şu anda geldiğimiz noktada yerel yönetim seçimlerine gidiyoruz. Bugün de hayat pahalılığıyla ve onun bir sonucu olan sabit gelirli insanlarımızın refah kaybıyla sınanıyoruz. Allah’ın izniyle bunların da üstesinden geleceğiz. Uyguladığımız programın sonuçlarını bu yılın ikinci yarısından itibaren görmeye başlayacağız.”
Genel ekonomik göstergelerin gayet iyi, milli gelir, istihdam, üretim ve ihracatın tarihin en yüksek seviyesinde olduğunu aktaran Erdoğan, “Enflasyon düştükçe ekonomideki bu olumlu tablonun getirilerini çalışanlarımıza ve emeklilerimize daha iyi yansıtma imkanı bulacağız. Bunun dışındaki palavralara sakın ha kanmayın.” dedi.
Erdoğan, şöyle konuştu:
“Eski Türkiye’de bu palavracı siyaset anlayışı yüzünden ülkenin onlarca yılı heba edildi. Güvensizliğin, istikrarsızlığın, programsızlığın, plansızlığın kol gezdiği bir ülkede herkes kaybeder, en çok da çalışanlar ve emekliler kaybeder. Hatırlarsanız bu ülkede emekliye, memura, işçiye maaş ödenememe tehlikesinin yaşandığı günler oldu. Üstelik o günlerin hem çalışan ve emekli sayıları hem bunların toplam bedelleri bugünle mukayese edilemeyecek kadar küçük rakamlardı. Türkiye bugün 32 milyonu bulan çalışan, 16 milyona ulaşan emekli sayısıyla gerçekten çok farklı bir ligin oyuncusudur. Biz güven ve istikrar iklimini muhafaza ederek diğer faktörler ne olursa olsun ülkemizin hedeflerinden sapmasına asla izin vermedik. Bugün de aynı anlayışla hareket diyoruz. Dışarıda ve içeride ne yaşarsak yaşayalım milletimizin işini, aşını, huzurunu, güvenliğini koruma kararlılığımızdan asla geri adım atmıyoruz.”
Meydanda 35 bin Ispartalı bulunduğu bilgisini paylaşan Erdoğan, “İşte Isparta bu, gül diyarı bu. Biz Isparta’yı sevdik, Isparta da bizi sevdi.” dedi.
“Milli geliri 3 kat büyüttük, önümüzdeki süreçte 2 kat daha büyütebiliriz”
“Ülkemizin son 21 yıldaki kazanımlarına sahip çıkmadan, daha güçlü ve müreffeh bir toplum hayali kuramayız.” diyen Erdoğan, bu dönemde milli geliri 3 kat büyüttüklerini, ilerleyen süreçte 2 kat daha büyütebileceklerini dile getirdi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
“Böylece hepimiz daha iyi refah seviyelerine kavuşabiliriz ama bunu oturup sadece eleştirerek veya yattığımız yerden ahkam keserek değil çalışarak hem de çok çalışarak yapmamız gerekiyor. Hiç çalışmadan dünyanın en yüksek refah seviyesinde bir hayat yaşamayı umut etmenin adı hayalperestlik değil başka bir şeydir. Milletimizin çalışkan, üretken becerikli olduğunu biliyoruz. Biz insanımızın bu vasıflarını harekete geçirebileceği, kullanabileceği, katma değere dönüştürebileceği bir altyapı oluşturmanın peşindeyiz.”
“Dünyada insansız hava araçlarında ilk 3, ilk 4’ün içindeyiz”
Savunma sanayisinde atılan adımların bunun örneklerinden olduğunu belirten Erdoğan, “Şu anda biz dünyada havada var mıyız? İnsansız uçaklarımızla var mıyız? Şu anda daha da yapacağız. KIZILELMA’yla var mıyız? Aynen devam. AKINCI’yla var mıyız? Devam. Dünyada insansız hava araçlarında ilk 3, ilk 4’ün içindeyiz.” diye konuştu.
Türkiye’nin daha düne kadar neredeyse tamamen dışa bağımlı bir savunma sanayisi olduğunu, yerlilik oranını yüzde 20’den yüzde 80’e çıkardıklarını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
“Bize tabanca vermiyorlardı tabanca, şimdi bizim yerli tabancalarımıza dünyanın dört bir yanından talep var. Şu anda aynı alanda dünyanın önde gelen ihracatçıları arasında girdik. İnsanız hava araçları teknolojisinde dünyanın ilk 3 ülkesinden biriyiz. Milli savaş uçağımız KAAN’la 5. nesil uçak yapabilen dünyadaki 4 ülkeden biri olduk. Aynı tabloyu makineden gıdaya, giyimden seramiğe, turizmden müteahhitliğe her alanda görmek mümkündür.”
(Sürecek)
]]>“Down sendromlu sporcuların olimpiyatı” olarak nitelendirilen ve 33 ülkeden 488 sporcunun yarışacağı oyunların açılış töreni, Antalya Spor Salonu’nda coşkuyla gerçekleştirildi.
Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Japonya, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Çekya, Azerbaycan, Macaristan, Hırvatistan, İrlanda, Arnavutluk, Arjantin, Avusturalya, Brezilya, Bulgaristan, Yeni Zelanda, Norveç, Polonya, Güney Afrika, Venezuela’nın da aralarında bulunduğu 33 ülke sporcuları, törende ülke bayraklarıyla geçiş yaptı.
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, açılışta yaptığı konuşmada, gençlerle, sporcularla ve özel sporcularla gurur duyduklarını söyledi.
Organizasyonda dünyanın dört bir yanından sporcuları ağırladıklarını anlatan Bak, “Burada küçük bir olimpiyat yapıyoruz. Spor insanları kaynaştıran, bir araya getiren ortak bir dil. Türkiye olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde Türkiye’nin dört bir yanında yaptığımız spor tesisleriyle, spor yatırımlarıyla spor ülkesi olma yolunda güçlü bir şekilde ilerliyoruz. Antalya’mızda her kategoride, branşta birçok tesisimiz var. Türkiye spora yapılan yatırımlarla uluslararası büyük şampiyonaları organize edecek kapasiteye sahip. Artık Türkiye bir spor ülkesi.” diye konuştu.
Sporcuların 21 Mart Dünya Down Sendromu Günü’nü de kutlayan Bak, “Cumhurbaşkanımızın sporcularımızla çok güzel bir diyalogu var. Ben de şahsi olarak Avrupa ve dünya şampiyonu olmuş futsal takımıyla zaman buldukça maç yapıyorum, şakalaşıyoruz, onların bütün aktivitelerine katılıyoruz. Daha önce ailelerin evlerinde sakladığı, odalarda tuttuğu çocuklarımızın, Cumhurbaşkanımızın önderliğinde yapılan devrimlerle uluslararası ve Türkiye’de birçok organizasyonda pek çok faaliyete katılımlarını sağlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Tüm sporculara müsabakalarda başarılar diliyorum”
Bakanlık olarak özel sporculara her türlü olanağı sağladıklarını ifade eden Bak, “Dünyada pek çok organizasyona gitmelerini sağlıyoruz. Burada 33 ülkeden gelen misafirler gerçekten çok güzel bir tabloyu ortaya koydular, çok özeller ve çok güzeller. İyi ki varsınız, sizleri çok seviyoruz. Bizim dünyamızda özel bir yeriniz var, sizlerle gurur duyuyoruz.” dedi.
Devlet olarak bu özel organizasyona verilen değeri göstermek için açılışa iki bakanın katıldığını vurgulayan Bak, şöyle konuştu:
“Özellikle de bu organizasyonda emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Gençlik ve Spor Bakanı olarak ben buradayım, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız burada. Yani Türkiye Cumhuriyeti iki bakanıyla, bu özel insanların özel gününde onlarla beraber ve yanlarında. Cumhurbaşkanımızın sizlere verdiği ehemmiyeti görüyorsunuz. İşte Türkiye güçlü bir ülke, Türkiye değerleriyle, insanıyla toplumuyla ailesiyle güçlü bir ülke. Sizlerle gurur duyuyoruz. Tüm sporculara müsabakalarda başarılar diliyorum. Misafir sporculara da Antalya’dan, Türkiye’den güzel anılarla dönmelerini diliyorum, tekrar bekliyoruz, dünya sizlerle güzel.”
Aydın: “Bugün Türkiye’ye başka bir bereket, huzur gelmiştir”
Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu (TÖSSFED) Başkanı Birol Aydın ise “Dünyanın günahsız bebekleri Türkiye’ye, Antalya’ya hoş geldiniz. Şeref verdiniz. Yıllar önce evlere kapatılan, yok sayılan, ‘bu çocuklardan hiçbir şey olmaz’ denilen çocuklar, son yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın kucaklamasıyla bugün dünyadaki çocuklara ev sahipliği yapıyor. Bugün bu şampiyonaya 33 ülkeden binlerce sporcu ve ailesi ülkemize, milletimize güvenerek Türkiye’ye geldi. Bugün Türkiye’ye başka bir bereket, huzur gelmiştir.” diye konuştu.
Aydın, dünyada birbirine benzeyen tek insan tipinin down sendromlular olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Down sendromluların Japon’u da Fransız’ı da İtalyan’ı da Almanı da olsa hepsinin yüzü aynıdır. Hepsine baktığınızda aynı şekli görürsünüz. Çünkü onlar bu dünyaya günahsız gelip, günahsız göçerler. Sayın bakanlarım sizin verdiğiniz destekle, güçle Cumhurbaşkanımızın ön açmasıyla bugün 33 ülkeye ev sahipliği yapıyorsak, 33 ülke bize inanarak buraya gelmişse bu Türkiye’nin nerelere geldiğini gösterir. Sizlere şükranlarımı sunuyorum. Bütün özel çocuklar ve aileleri olarak Cumhurbaşkanımıza dualarımızı, sevgilerimizi gönderiyorum. Şampiyonanın başarılı geçmesini diliyorum.”
8 branşta yarışacaklar
Oyunlar, 8 branşta 5 ayrı spor tesisinde gerçekleştirilecek. Atletizm ve cimnastik, Zeytinköy Spor Kompleksi’nde, futsal, basketbol, judo ve masa tenisi Antalya Spor Salonu’nda, yüzme Antalya Yüzme Havuzu’nda, tenis ise ATK Tenis Kulübü Tesisleri’nde gerçekleştirilecek.
Törende down sendromlu sporculardan oluşan bir grup sema gösterisi gerçekleştirdi.
Tören sonunda down sendromlu sporculardan oluşan dünya karması futsal maçının başlama vuruşunu, Bakan Bak ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş yaptı.
]]>İstanbul Uluslararası Bahar Film Festivali’nin bu yıl en dikkat çekici yapımı Son Akşam Yemeği oldu. Uludüz Medya tarafından düzenlenen, Piramid Sanat ve Hacettepe Üniversitesi Türk-Alman İlişkileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin desteğiyle gerçekleştirilen festival, 15 Mart 2024 tarihinde 38 ülkeden 1283 başvuru ve 130 dereceye giren film ile izleyicilerle buluştu.

Son Akşam Yemeği, beş farklı kategoride ödüle layık görülerek festivalin en çok konuşulan ve övgü alan yapımı oldu. Levent Onan’a En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Son Akşam Yemeği, festivalin en prestijli ödüllerini toplamayı başardı.
Film, ayrıca En İyi Uzun Metraj Film, En İyi Sinematograf, En İyi Kadın Oyuncu (Pelin Akil ve Azra Aksu) ve En İyi Erkek Oyuncu (Onur Tuna ve Engin Şenkan) kategorilerinde de ödül aldı.
Festivalin basın toplantısı, Festival Direktörü Dr. Görkem Uludüz, Onur Üyesi Bedri Baykam ve jüri üyeleri Nedim Aka, Bulut Özdemir, Gamze Lim’in katılımıyla Piramid Sanat’ta yapıldı.

Türkçe, Almanca ve İngilizce dillerinde gerçekleşen toplantıda kazanan filmler açıklandı.
Kültürler arası bir köprü görevi gören İstanbul Uluslararası Bahar Film Festivali, sinema dünyasında yeni bakış açıları ve yaratıcı eserleri teşvik etmeye devam edecek.
Sanatın birleştirici gücüyle dünyanın dört bir yanından sanatçıları ve izleyicileri bir araya getiren festival, gelecek yıl da sinemaseverleri benzersiz bir deneyime davet ediyor.
EN İYİ KISA FİLM
– Returning to Earth (ABD), Tim Hunter
– RED (Fransa), Balthazar Rechert
– The Apple (Türkiye), Mehmet Acaruk
– Forbidden (Çekya), Charlotte Vacková
– Pit (Rusya), Roman Boyko, Dimitry Paschnyuk
– La Crox (Fransa), Jors Fleurot
– Experence (Slovenya), Matc Erzen
EN İYİ KISA BELGESEL FİLM
– Save Generation Ua (Ukrayna), Roman Blazhan
– Colours of Provence (Fransa), Renaud Cont
– Mission Microbiome (Fransa), Giulia Grossmann
– The Woodland Threshold (Fransa), Giulia Grossmann
EN İYİ BELGESEL UZUN METRAJ FİLM
– Blue Carbon: Unleashing Nature’s Superpower (İngiltere), Nicolas Brown
– Brother (Bosna Hersek), Ajdin Kamber, Vanja Stokic
– Köşe Başı Beklerim (Türkiye), Neslihan Kultur
EN İYİ YÖNETMEN
– Mehmet Acaruk, The Apple (Türkiye)
– Levent Onan, Son Akşam Yemeği (Türkiye)
EN İYİ ÖĞRENCİ KISA FİLM
– Monday Mourning (ABD), Dustin Kahia
EN İYİ UZUN METRAJ FİLM
– Son Akşam Yemeği (Türkiye), Levent Onan
EN İYİ ÖĞRENCİ YÖNETMEN
– Vuruyor Gol Oluyor (Türkiye), Berk Ali Çekmez
EN İYİ KISA ANİMASYON FİLM
– Numbers (Türkiye), Deniz Türker
EN İYİ SİNEMATOGRAF
– Son Akşam Yemeği (Türkiye), Levent Onan
– Forbidden (Çekya), Charlotte Vacková
EN İYİ KADIN OYUNCU
– Zuzana Valešová, Forbidden (Çekya)
– Pelin Akil ve Azra Aksu, Son Akşam Yemeği (Türkiye)
– Begüm Arslan, Domino (Türkiye)
EN İYİ ERKEK OYUNCU
– Onur Tuna ve Engin Şenkan, Son Akşam Yemeği (Türkiye)
EN İYİ FRAGMAN
– Anadolu Kadim Doğa (Türkiye), Burak Doğansoysal
EN İYİ ÖĞRENCİ UZUN METRAJ FİLM
– Andreas Moles (Türkiye), Emre Çubukcu, Mert Emre Ergin, Atakan Aydın
– Sabes Quén Soy-You Know Who I Am (Arjantin), Roque Corcuera
EN İYİ YAPIMCI
– A. Selim Tuncer, Son Akşam Yemeği (Türkiye)
FESTİVAL ÖZEL ÖDÜLÜ
– Ceylin (Türkiye), Tufan Şimşekcan
– Clockmaker (Azerbaycan), Huseynaga Aslanov
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, büyükelçiler ile Meclis’teki iftar programında buluştu. Kurtulmuş, büyükelçilerle bir araya geldiği programda Türkiye’nin dış politika anlayışına ilişkin şunları söyledi:
“DİPLOMASI MASASININ GÜCÜNÜ TÜRKİYE OLARAK HİÇBİR ZAMAN İHMAL ETMEDİK”
“Türkiye olarak dış politikada son derece aktif ve yoğun bir dönemin içerisinden geçtiğimizi sizler de görüyorsunuz ve takip ediyorsunuz. Dış politikada çok farklı alanlarda sürdürdüğümüz bu çabalarımızın iki önemli dayanağını tekrar hatırlatmak isterim. Bunlardan birincisi, sorunlara karşı barışçıl çözümleri ortaya koyabilme iradesidir. Bunun için sorunlar ne kadar büyük olursa olsun diplomasi masasının gücünü Türkiye olarak hiçbir zaman ihmal etmedik. Bu çerçevede hem sorunların çözümü için karşılıklı rızaya dayalı müzakereleri açık tuttuk hem de diplomasinin bütün kanallarından istifade ettik. Dış politikamızın bir başka önemli ayağı ise bölgesel ve küresel sorunların çözülebilmesi için küresel ölçekli adaletin temin edilebilmesini kendi dış politikamızın ana eksenine oturttuk.”
Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın sorunlarına değinen Kurtulmuş, Rusya- Ukrayna Savaşı hakkında şöyle konuştu:
“ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞININ AYAK SESLERİNİ DUYMAMIZ MÜMKÜN”
“Türkiye’nin dış politika anlayışının ana ayaklarından birisi barış ve istikrarın sağlanmasıdır. Bu perspektife sahip olmayan hiçbir uluslararası çabanın çözüm üretmesinin mümkün olmadığını biliyoruz. Hele hele bizim gibi bütün çevresi sorun alanlarıyla dolu olan bir ülkede birinci hedefinizin barışı ve istikrarı sağlamak olması aşikardır. Türkiye, Rusya-Ukrayna arasında kalıcı ve adil bir barışı savunurken aynı zamanda bu savaşın yayılma potansiyelini gören bir ülke olarak bunu açık bir şekilde ifade etti. Çünkü hepimiz biliyoruz ki Rusya-Ukrayna arasındaki savaş sadece Rusya ve Ukrayna arasında değil. Rusya’yla tüm batı dünyası arasında bir savaş olma potansiyeline sahiptir. Bu savaş barışçıl bir şekilde sonlandırılamazsa üçüncü dünya savaşının ayak seslerini duymamız bile mümkündür.”
Uluslararası sorunların uluslararası çözümler gerektirdiğine dikkati çeken TBMM Başkanı, şöyle devam etti:
“İSLAMAFOBİ İLE MÜCADELE BİR TEK ÜLKENİN TEK BAŞINA YAPABİLECEĞİ BİR İŞ DEĞİLDİR”
“Karşılaştığımız küresel sorunların hepsine karşı hep beraber çözüm üretmek, çözümleri geliştirmek ve müşterek bir şekilde mücadele etmek zorundayız. Örneğin İslamafobi ile mücadele bir tek ülkenin tek başına yapabileceği bir iş değildir. İslamafobiyle mücadele sadece Müslüman ülkelerin yapacağı bir şey de değildir. İslamafobi aslında ırkçılığın, faşizmin, ötekileştirmenin, insanlar arasında bir hiyerarşi kurmanın en açık suçlarından biridir. Bugün Avrupa’da artan ve hepimizin endişeyle izlediği ırkçılık ve yükselen faşizm dalgası ve aşırı sağ akımlar İslamafobi ve yabancı düşmanlığı üzerinden aslında Avrupa’nın mutedir, makul, anaakım siyasetini köreltmektedir.
Tek başımıza kaldığımızda herhalde hiçbirimiz bugünkü dünya sisteminin işlediğini söyleyemez. Hatta bugünkü dünya sisteminin sahebi olarak kendisini görenler dahi bu sistemin çalıştığını iddia edemez. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere dünyanın bütün kurum ve kuruluşları iflas etmiştir. Birleşmiş Milletler’in iflasının en hazin görüntüsü ise Guterres’in Refah Sınır Kapısı’nda içeri girmek için bekletilmesi görüntüsüdür. Barışı sağlayacak Birleşmiş Milletler’in Genel Sekreteri bile barışı sağlayabilmek için o zulmün yapıldığı mekana giremiyor. Artık Birleşmiş Milletler başta olmak üzere Dünya Sağlık Örgütü’nden tutun Dünya Bankası’na kadar birçok kurum ve kuruluşun, hatta Avrupa Birliği’nin bile birçok açıdan artık fonksiyonlarının yerine getirilememekte olduğunu görüyoruz.”
]]>Bakan Fidan, Kırşehir AK Parti İl Başkanlığı tarafından düzenlenen iftar programına katıldı.
Fidan, Anadolu’da toplumsal hayatın bütün katmanlarına yayılmış, nice büyük değerler yetiştirmiş bu güzel şehirde vatandaşlarla bir arada olmaktan büyük mutluluk duyduğunu, Neşet Ertaş’ın “ozanlar ve şairler diyarı” olarak tanımladığı Kırşehir’de, mübarek ramazanın 9. gününü geride bıraktıklarını söyledi.
Bozkırın tezenesi, Kırşehir’in gururu Neşet Ertaş’ı rahmetle anan Fidan, Anadolu’nun en önemli değerlerinden olan Ahilik geleneğinin de Kırşehir’de vücut bulduğunu aktararak, Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi Evran’ı da rahmet ve minnetle yad etti.
Fidan, Ahi Evran’ın, hayatın her alanında ahlakı hakim kılma anlayışını bu topraklarda mayaladığını ve ahlak temelli bu vizyonun bu topraklarda kurumsallaştığını kaydetti.
Ahi Evran’ın “Ahi, dağıtan değil toparlayandır; yıkan değil yapandır” sözüne atıfta bulunan Fidan, kendilerinin 21 yıldır bu ilkeyle hareket ettiklerini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde gerek Türkiye içinde gerek dış politikada her zaman yapıcı olmaya özen gösterdiklerini, kucaklayıcı ve kapsayıcı siyasi çizginin takipçisi olmaya devam ettiklerini aktardı.
“Barış için, küresel adalet için, elini taşının altına koyan tek bir lider var; o da Sayın Cumhurbaşkanımız”
Fidan, Türkiye’nin 21 yılda, kelimenin tam anlamıyla çağ atladığını, buna herkesin şahit olduğunu söyledi.
Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, dünyayı tehdit eden krizler, çatışmalar ve savaşlar karşısında sağduyunun, adaletin ve vicdanın sesi olduğuna dikkati çeken Fidan, şöyle devam etti:
“Zorlu bir coğrafyada, yaşamsal tehdit arz eden krizlere rağmen başta bölgemiz olmak üzere, tüm dünyada barış ve istikrarın savunucusu olmaya devam ediyoruz. Bakınız, Ukrayna’daki savaşta, iki yılda 500 binden fazla insan öldü. Yıpratma mücadelesine dönen bu savaş, hepimizin hayatını etkiliyor. Bu savaş, küresel planda enerji ve gıda krizi dahil, pek çok problemin tetiklenmesine neden oluyor. Barış için, küresel adalet için, elini taşının altına koyan tek bir lider var; o da Sayın Cumhurbaşkanımız.”
Fidan, bazı kesimlerin, Gazze’deki İsrail mezalimi karşısında da ses çıkarmadıklarını hatırlatarak, “Biz Türkiye olarak en başından beri şunu söyledik: Gazze’de derhal ateşkes sağlanmalı. İnsani yardımlar kesintisiz şekilde bölgeye girebilmeli ve artık adalet tecelli etmeli. Filistinli kardeşlerimiz, Doğu Kudüs’ün başkent olacağı egemen devletlerine kavuşmalıdır.” dedi.
Bugün birkaç ülke hariç bütün dünyanın derhal ateşkesin sağlanmasını ve iki devletli çözümü benimsediğini gördüklerini belirten Fidan, bütün bu çağrılara rağmen İsrail ve destekçilerinin, mübarek ramazan ayında dahi ateşkese yanaşmadıklarını, Gazze’yi, çoluk çocuk demeden topyekun hedef almaya, yerlerinden edilen insanları açlıkla cezalandırmaya devam ettiklerini vurguladı.
Fidan, bu ortamda, ateşkesin sağlanmasına ve insani yardımların ulaştırılmasına yönelik çabalarını var güçleriyle sürdürdüklerini ve Türkiye olarak, Filistinli kardeşlerinin yanında olduklarını, haklı mücadelelerinde, sonuna kadar onların destekçisi olacaklarını aktardı.
Her meselede, doğrudan ve adaletten yana olduklarını vurgulayan Fidan, bunu Karabağ meselesinde gösterdiklerini ve Karabağ’daki işgalin son bulduğunu hatırlattı.
Fidan, geçen hafta Bakü’de Gürcistan ve Azerbaycan’la üçlü toplantı gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, “Güney Kafkasya’da barış ve güvenlik için aralanan tarihi bir fırsat penceresi var. Azerbaycan ve Ermenistan’ın bu tarihi fırsatı iyi değerlendireceklerine, müzakereleri bir anlaşmayla taçlandıracaklarına inanıyorum.” diye konuştu.
Azerbaycan’la işbirliğinin Türk Devletleri Teşkilatı nezdinde kurumsallaşarak devam ettiğini, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) dahil bütün Türk devletleri olarak entegrasyonu hızlandırma, savunma dahil her alanda daha fazla bütünleşme arzusunda olduklarını belirten Fidan, son olarak ortak yatırım fonu kurduklarını, ekonomilerin de bütünleşmesi yönünde kararlı adım attıklarını kaydetti.
“Ülkemiz ve bölgemiz üzerinde oyun oynanmasına asla müsaade etmeyeceğiz”
Fidan, güçlü bir Türkiye’nin varlığının ve Türk devletlerinin tek çatı altında birleşmesinin çok daha geniş bir coğrafyadaki soydaşları da mutlu ettiğini, onlara özgüven verdiğini söyledi.
“Bugün, Balkanlar’da 30 yıl önceki tarifsiz acılar artık yaşanmıyorsa bu, güçlü bir Türkiye sayesindedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki bölgeyi sahiplenen barışçı politikalar sayesindedir.” diyen Fidan, 21 yıldır olduğu gibi, ilerleyen süreçte de Türkiye’nin egemenliğine, huzur ve istikrarına daima sahip çıkacaklarını aktararak, şöyle devam etti:
“Ülkemiz ve bölgemiz üzerinde oyun oynanmasına asla müsaade etmeyeceğiz. FETÖ, PKK, DEAŞ gibi terör örgütlerinin, sadece milletimizin değil, bölgedeki kardeşlerimizin huzuruna kastetmesine de izin vermeyeceğiz. Bu stratejinin son zamanlardaki en somut adımını, geçtiğimiz günlerde Irak’la attık. Iraklı muhataplarımız ilk defa PKK’nın Irak’ın çıkarlarına aykırı hareket eden bir ‘yasaklı örgüt’ olduğunu tescil etti.”
Fidan, milli şahlanış döneminde olduklarını, bunun merkezden yerele, topyekun şahlanış olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki hükümetlerin bugüne kadar Kırşehir’in güçlü olması için her tür imkanı seferber ettiğini, daha fazlasını yapacaklarını dile getiren Fidan, Kırşehir’in çok daha iyi hizmetlere layık olduğunu vurguladı.
Fidan, merkezle, Ankara’yla daha uyumlu çalışan yerel yönetimin, bu şehirde fark yaratacağını, etki bırakacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Biz bu yüzden, Cumhur İttifakı olarak, çok değerli bir kardeşimizi, Dr. Osman Arslan’ı sizlere emanet ediyoruz. Osman Bey, Kırşehir’in gerek siyasi gerek ilmi hayatında her zaman sorumluluk üstlenmiş bir dava arkadaşımız. Kendisi, bizlerle, sizlerle uyum içinde, bu güzel şehir için gece gündüz ter dökmeye adaydır. Osman Bey, Kırşehir’e Belediye Başkanı olarak hizmet için sizden yetki istiyor.
En doğru kararı vereceğinize eminim. Her ne olursa olsun, bu vatan için, bu millet için, Kırşehir için taş üstüne taş koyan, güçlü Türkiye davasına omuz veren herkesten, Allah razı olsun.
O yüzden Ahi Evran’la başlamıştık, müsaadenizle yine onunla bitirelim: Gelen gelsin saadetle, giden gitsin selametle.”
]]>Beyrut/Lübnan’da kurulan MAPS (Multi Aid Programs), 2013 yılından itibaren Suriyeli mültecilere yardım, eğitim ve sağlık hizmetleri sağlamayı hedefleyen, kar amacı gütmeyen bir sosyal yardım kuruluşu olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Kurumdan yapılan açıklamaya göre, Suriyeli mültecilerin dışında Lübnan ve Filistin’de de yardıma ihtiyacı olan bireyler için çeşitli faaliyetleri olan MAPS’in ‘Türkiye Girişimleri’ çatısı altında Türkiye’de çalışmaları bulunuyor. Eğitim, ekonomik güçlendirme, kalkınma, sağlık hizmetleri yardım ve ailenin güçlendirilmesi alanlarında çalışan insani, sosyal ve kar amacı gütmeyen uluslararası kuruluş, ‘Geleceğin Suriye’si için inisiyatif sahibi kişilerin yetiştirilmesi amacıyla Suriyeli mültecilere ve ülkesinde yerinden edilmiş kişilere yaşamın her alanında hizmet etmeyi ve onların zorluklarını azaltmayı misyon edinmiş bulunuyor. Bu amaçla, Türkiye’deki kamplarda yaşayan Suriyeli mültecilere temel, mesleki ve üretici eğitimler sağlanmakta olup başta eğitimden mahrum kalan Suriyeli çocukların okula döndürülmesi, gençlere mesleki eğitim ve ekonomik güçlendirme sağlanması, kadınların ve ailelerin onurlu bir yaşam sürdürebilmesi gibi bir çok alanda yaşam standartlarını iyileştirme amacıyla inisiyatif alınıyor.
10 merkezde 326 gönüllüsüyle çalışıyor
326 tam zamanlı gönüllüsüyle 10 merkezde, yıllık 10 binin üzerinde mülteciye hizmet veren MAPS’ın kuruluşundan bugüne kadar 240 bin kişi sağlık, 300 bin kişi de yardım desteği almış bulunuyor. 9 ayrı okulda 3 binin üzerinde çocuğun temel eğitimi sağlanıyor, ayrıca 2 merkezde de 4 bin genç temel meslek eğitimi alıyor.
MAPS Türkiye ise 2020 yılı başından itibaren Gaziantep’teki merkezlerinden programa destek veriyor. Türkiye’de devlet kurumları ve özel sektörle işbirliği içinde. Sosyal eğitim laboratuvarları, robot programlama, Türkiye ile entegrasyon eğitimleri, annelere el işi sanatları programları ve yetimler için kardeşlik okulları gibi alanlarda Suriye’deki çeşitli illerde ve Gaziantep’te binlerce katılımcıya programlar düzenleniyor. Ayrıca, geçen yılki Kahramanmaraş merkezli depremin ardından felaketten etkilenen ailelere sağlık, hijyen, yakıt ve barınma gibi destekler sağlanıyor.
Gaziantep’teki merkezde verilen başlıca eğitim destekleri şöyle açıklandı:
Robot programlama eğitimi; kuzey Suriye’de 12-14 yaş arası 300 öğrenciye 4 aylık eğitimler.
‘Sosyal Eğitimi Laboratuvarları’nın kurulması; Aziz ve Al-Rai şehirlerinde 15-18 yaş arası 400 öğrenciye 3 yıllık eğitim.
Teknolojik eğitim yoluyla mültecilerin Türkiye entegrasyonunun teşvik edilmesi; Gaziantep’te 490 yararlanıcıya 4 aylık eğitim.
Mülteci annelere tığ işi sanatını öğretmenle projesi; Gaziantep, Afrin ve Elbab şehirlerinde 85 kadına 6 ay süre ile eğitimler.
Dijital kod projesi; kuzeybatı Suriye’de 240 yararlanıcıya 130 saatlik uzmanlık eğitimleri.
Yetimler için ‘kardeşlik okulları’ kurulması; Elbab ilinde 13-18 yaş arası 1200 yararlanıcı için 6 yıllık eğitim ortamı.
Mülteci öğrencilere üniversite eğitimi verme girişimi; güneydoğu Türkiye’de Southern New Hempshire Üniversitesi ile işbirliği ile 50 mülteci öğrenciye lisans eğitimi desteği.
Hacıbaba Teknolojik Teknik Eğitim Projesi; Gaziantep’te 300 genç ve çocuğa teknik becerilerin kazandırılması.
Deprem felaketinin ardından yapılan çalışmalar şöyle açıklandı:
Afrin ve Idlib batı kırsalında 10 merkezde 100 bin yararlanıcıya birinci basamak sağlık ilaçları sağlanması.
El-bab Devlet Hastanesi’ne 200 bin yararlanıcı için Gaziantep Sağlık Müdürlüğü ile birlikte sağlık ilaçları sevkiyatı.
Afrin, Gaziantep ve Hatay’da 10 bin kişi için yemek ve hijyen kiti yardımları.
Afrin’de 200 bin kişi için 5 hastaneye yakıt temini.
Afrin ve Idlib batı kırsalında 500 hasar gören evin tamiri.
Afrin ve kuzey Idlib kırsalında 20 bin kişi için içme suyu arıtma projesi. – İSTANBUL
]]>Gezeravcı, Ege Üniversitesi Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla düzenlenen Gençlik Buluşması’nda, Türkiye Milli Uzay Programı, insanlı ilk uzay misyonu ve Uluslararası Uzay İstasyonu’nda gerçekleştirdiği deneylerle ilgili bilgiler verdi.
Uzay misyonundaki bilimsel deneylerden birinin Ege Üniversitesi akademisyenleri Doç. Dr. Rengin Özgür Uzilday ve Doç. Dr. Barış Uzilday’ın projesi olduğunu ifade eden Gezeravcı, akademisyenlere teşekkür etti.
Uzay alanında faaliyet gösteren ülkeler arasında kendi uzay ajansını en son kuranlardan biri olmasına rağmen Türkiye’nin çok hızlı mesafe aldığını, bunda genç ve dinamik nüfusun etkisinin büyük olduğunu anlatan Gezeravcı, gençlere tavsiyelerde bulundu. Gezeravcı, şöyle konuştu:
“Attığınız adımda, girdiğiniz yolda niyetlendiğiniz hiçbir işte potansiyelinizin sorgulanmasına, kapasitenizle ilgili tereddüt yaşamanıza müsaade etmeyin. En büyük çeldiriciniz, civarınızda negatif enerji taşıyan, potansiyelinizi sorgulayan insanların varlığıdır. Lütfen potansiyelinize her daim güvenin. Kademe kademe kendi özgüveninizi ayağa kaldıracak işleri devletimizin iradesiyle gerçekleştirmeye devam edeceğiz Allah’ın izniyle.”
Uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in çalışanlarının yaş ortalamasının 26 olduğunu, 2 gün önce Mars’a erişim konusunda dünyanın en büyük roketini fırlattıklarını ve üçüncü denemelerinde kısmi başarı elde ettiklerini belirten Gezeravcı, başarısızlıklara rağmen en ufak bir motivasyon kaybı yaşamayan bir kafa yapılarının olduğuna dikkat çekti.
Ay’a sert iniş hedefi
İnsanlığın Mars’a gitmek için Ay’ı lojistik bir üs olarak kullanacağını, bunun Türkiye’nin uzay misyonunu yakından ilgilendirdiğini dile getiren Gezeravcı, şunları kaydetti:
“İnsanoğlu günün birinde Mars’a erişecek ve bu süre çok uzak değil. Ancak bunu yaparken içinde bulunduğumuz coğrafyanın, dünya ortamının ortaya koymuş olduğu çeldiriciler, zorluklar sebebiyle bir ara istasyon kurulacak. Burası da neresi? Ay. Ay’da kurulabilecek bir lojistik üsle orayı bir ara durak haline getirip Mars’a gidiş operasyonlarını oradan yürütmeyi planlıyorlar. Dolayısıyla kurulacak uzay ortamındaki iki tane ekosistemde farklı yaşam döngülerinin ihtiyacı içerisinde insanoğlu. Yapmış olduğumuz deneyler, şu anda büyüklüğü 600 milyar dolar olan, 2030’da 1,7 trilyon dolara erişmesi beklenen uzay ekosisteminden ileride çok daha büyük getirilere imkan tanıyabilir.”
Gezeravcı, Türkiye’nin 2026-2028 arasında aya erişim hedefi olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Öncelikle Ay’a sert iniş hedefimiz var. Sert iniş nedir? Uzaya yani Ay’a Dünya’dan gönderilmiş bir roketin doğru hesaplamayla eriştirilmesi. Sonrasında da faydalı bir yük olabilir ya da başka araştırma yapabilecek bir yükün oraya kontrollü iniş yapan bir modülle eriştirilmesi… Bunu şu ana kadar gerçekleştirmiş sadece 4 tane ülke var. Dolayısıyla hedef basit bir hedef değil. Buraya da kendi roketimizle ve kendi itki sistemimizle erişmeyi planlıyoruz.”
Doç. Dr. Rengin Özgür Uzilday ise yaptığı konuşmada, Gezeravcı sayesinde, Tuz Gölü’nde endemik olarak yetişen Parvula bitkisinin yer çekimsiz ortamda yaşayıp yaşamayacağını ya da tuza karşı verdiği bu ekstra yanıtların yer çekimsiz ortamda devam edip edemeyeceğini araştırma fırsatı bulduklarını söyledi.
Uzilday, “İlk deneyimin sonuçlarından da bahsedeyim. Yer çekimsiz ortamda da tuza karşı verdiği bu üstün yanıtların devam ettiğini bulduk. Yani bizim canavar bitkimiz orada da aynı sonuçları vermeye devam etti.” diye konuştu.
Gezeravcı, konuşmasının ardından öğrencilerin sorularını yanıtladı.
]]>Işıkhan, Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesine bağlı Örenli bölgesinde yapımı tamamlanan deprem konutlarının kura töreninde, ramazanın bereketiyle deprem konutlarının anahtar teslimini yapmaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi.
Depremzedelerin yeni yuvalarına kavuşarak hayatlarında yeni bir sayfa açacakları ana şahitlik etmenin mutluluğunu yaşadığını belirten Işıkhan, “Büyük felaketler ve derin acılar, aynı zamanda bir milletin dayanışma, birlik ve beraberlik ruhunun açığa çıktığı dönemlerdir. Şükürler olsun ki, aziz milletimiz, deprem sonrası gösterdiği tarihi dayanışmayla ezelden beri var olan birlik ruhunu yeniden gösterdi. Asrın felaketini, asrın dayanışmasına dönüştürdü. Kriz anlarında, milletimizin ortak hedefler doğrultusunda bir araya gelerek gösterdiği dayanışma, ülkemizin gücünü ve kararlılığını dosta düşmana göstermektedir.” diye konuştu.
Bu birlik ve beraberlik ruhunun, karşılaşılan zorlukları birlikte aşma ve daha güçlü bir gelecek inşa etme yolunda kendilerine rehberlik ettiğini ifade eden Işıkhan, şunları kaydetti:
“Canlarımızı geri getiremeyiz ama yıkılan her şeyi, eskisinden daha iyi bir şekilde yerine koyabiliriz. Gerek kamu kurumlarımız, gerek yerel yönetimlerimiz, gerekse vatandaşlarımız tek yürek olup, dünyada hiçbir ülkenin bu kadar kısa süre içinde ve kolay kolay atlatamayacağı bir yıkımın üstesinden geldi ve gelmeye devam ediyor. Biz 1 yıl gibi çok kısa bir süre içinde, 11 ilimizin tamamında yıkılan evlerimizi, hastanelerimizi yeniden yapmaya ve tamamlamaya başladık. Bugün, sadece Adıyaman’da 5 bin 418 konutun, 11 ilde de 30 bin 697 konutun kurasını çekerek hak sahiplerine teslim ediyoruz. Bu rakamlar öylesine büyük rakamlar ki, dünyanın bir çok ülkesinden daha büyük bir bölgeyi, çok kısa süre içinde yeniden ve sıfırdan inşa ediyoruz.”
Bakan Işıkhan, bu çalışmaların Türkiye’nin AK Parti ile ne kadar hızlı aksiyon alabilecek duruma geldiğinin önemli bir göstergesi olduğunu belirterek, “Bugün çekilecek kurayla inşallah huzurla ve güvenle oturacağınız yeni evlerinize kavuşmuş olacaksınız. İnşallah hep birlikte el ele vererek Adıyaman’ı Türkiye Yüzyılı şehirleri arasında yerini alan öncü şehirlerimizden biri yapacağız. Adıyaman’ın daha güzel, daha huzurlu günlerine yine hep birlikte şahitlik edeceğiz. ‘Aşk ile çalışan yorulmaz’ derler. Bizler de yorulmuyoruz, durmuyoruz. Biz, sizlerle birlikte el ele verip ülkemizi ve şehirlerimizi daha ileriye götürmeye odaklanmış durumdayız.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde çok değiştiğini aktaran Işıkhan, şöyle devam etti:
“Bugün uzaya astronot gönderen, kendi uçağını, kendi arabasını yapabilen, tam bağımsız milli kalkınma yolunda her türlü imkana sahip güçlü Türkiye ve güçlü bir irade var. Bizler bugüne kadar milletimizin ihtiyaçlarını, milletimizden gelen talep ve istekleri hiçbir zaman geri çevirmedik. İmkanlarımız ölçüsünde her zaman insan odaklı, millet odaklı bir yönetim anlayışını benimsedik. Önce dinledik, tüm şartlar çerçevesinde koşulları değerlendirdik ve ardından bunları icraata dönüştürdük. AK Parti yönetim anlayışının 22 yıllık başarı sırrı da tam olarak burada yatmaktadır. Biz 22 yıldır bu azmi ve bu çabayı hiç kaybetmedik.”
Bir yandan şehirleri yeni baştan hızla inşa ederken, diğer yandan da çalışma hayatını, ekonomisini, üretimini yeniden canlandırma noktasında desteğe devam edeceklerini vurgulayan Işıkhan, şöyle konuştu:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mız başta olmak üzere, tüm bakan arkadaşlarımız, ilgili yöneticilerimiz ve kurumlarımızla Adıyamanlı hemşehrilerimizin deprem öncesi düzenine en kısa sürede dönebilmesi ve yaşamın normalleşebilmesi için elimizden gelen tüm gayreti göstermeye devam edeceğiz. Adıyamanlı kardeşimizi hiçbir koşul ve ortamda yalnız bırakmadık, bırakmayacağız. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak deprem bölgesine yönelik çok önemli hizmetlerde bulunduk. Yaptığımız hamlelerle, Adıyaman’ın üretiminde, istihdamında, çalışma hayatında çok olumlu sonuçlar aldık. Bundan sonra da şehrimizin ulaştığı her aşamada, ihtiyaç duyduğu yeni uygulamalarla adım adım kalkınmasına destek vereceğiz. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ düsturu bizim politikalarımızın temelini oluşturuyor. Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, bugüne kadar sözünü verip de yapmadığımız hiçbir yatırım, üretim hamlesi olmadı. 22 yıldır olduğu gibi bugün de aynı hassasiyetle gelecek yüzyıla, her alanda vatandaşıyla, halkıyla iç içe olan, kronikleşmiş ne kadar sorun varsa tek tek çözen bir yönetim anlayışıyla yolumuza devam ediyoruz. Türkiye artık, yüzyıllık bir zamanı geride bırakmış, ikinci yüzyılında yeni destanlar yazmaya niyetli, önümüzdeki yüzyıla mührünü vurmaya kararlı bir ülkedir. Çünkü bizim derdimiz millet, bizim derdimiz ülkemizi maruz kaldığı tüm zorluklar karşısında refaha ulaştırmaktır.”
Geneldeki başarının, yereldeki başarıdan geldiğini ifade eden Işıkhan, gelişimin, ilerlemenin ve kalkınmanın yerelden başladığını sözlerine ekledi.
Törene Vali Osman Varol, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın, Adıyaman Belediye Başkanı Süleyman Kılınç, AK Parti Adıyaman Belediye Başkanı adayı Ziya Polat ve milletvekillerinin yanı sıra diğer ilgililerle vatandaşlar katıldı.
]]>Eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, Hatay’da Reyhanlı Çerkes Derneği’ni ziyaret etti. Ziyarete Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, eski CHP Hatay Milletvekilleri Suzan Şahin, İsmet Tokdemir, eski İstanbul Milletvekili Metin Işık, Reyhanlı Belediye Başkan Adayı Fevzi Suvaroğlu da katıldı. Kuşoğlu, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Ankara’dan geliyorum. Uzun zamandan beri Sayın Kılıçdaroğlu ile beraber çalıştım partide de ondan önce bürokraside de. Hem Başkanımıza hem de sizlere çok selamlarını ve saygılarını iletti. Özellikle selam borcumu da iletmek istedim. Bu toplantıyı özellikle ben arzu ettim.
Bundan 100-150 yıl önce bizler buraya geldik Kafkasya’dan. O tarihlerde Anadolu’ya büyük göçler oldu. O tarihlerde dünyanın dengeleri yeniden kuruluyordu. Yeniden denge arayışı içinde 2 dünya savaşı çıktı. Yeni denge arayışları söz konusuyken bizlerin, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni arayışlarda olmaması lazım. 100-150 sene önceki gibi göçlerle perişan olmamız lazım. Onun için de mevcut durumumuzun kıymetini çok iyi bilmemiz lazım. Türkiye’nin çok iyi yönetilmesi lazım.
“MERKEZİ İDARENİN ÇOK BÜYÜK YANLIŞLARI VAR”
Biraz önce Sayın Başkanım açıkladı, deprem sonrası yaptıklarını ve sıkıntılarını ki gerçekten ben Ankara’dan bakan birisi olarak Sayın Başkanı çok takdir ediyorum. Hiç kolay değil. Bu kadar büyük bir depremden sonra merkezi idarenin çok büyük yanlışları var, eksiklikleri var. Müdahalesi çok çok gecikmiş. En fazla zarar gören yer ki sonra tespit edilmiş, Hatay maalesef yalnız bırakıldı. Sayın Başkan’ın yalnız olmaması için bizler de buraya geldik.
“TÜRKİYE’NİN ÇOK İYİ YÖNETİLMESİ LAZIM”
Türkiye’nin birlik beraberlik içinde olması lazım. İyi yönetilmesi lazım. Bunun ne kadar önemli bir dönem olduğunun farkında olan bir yönetim olması lazım. Ukrayna’da büyük sıkıntı var. Avrupa, Rusya ile karşı karşıya. Öbür tarafta Tayvan’da sıkıntı var. Ortadoğu’daki sıkıntı buralara çok yansıyor. Önümüzdeki dönemin Türkiye’sinin çok çok iyi yönetilmesi lazım.
Sayın Başkan gibi başkanlara da çok ihtiyacımız var. Deneyimli, dürüst, ne yaptığını bilen, bilinçli başkanlara, yöneticilere çok ihtiyacımız var.”
Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP Adayı Lütfü Savaş, “30 projeden 18’i kabul edildi. 367 milyon euro altyapı yatırımı için AB projeleri onaylandı. Hatay’da deprem riski devam ediyor. Yakında beklenen Ölüdeniz hattında muhtemel depremin 7.5 civarında olacağı tahmin ediliyor. Kıbrıs üzerinden gelen fay hattının tahmini şiddeti 6 olması bekleniyor. Hatay olarak yerinde dönüşümü gerçekleştireceğiz. Üç tip konut yapacağız. Altyapı ücreti almayacağız. Hayat boyu kiralık arsa vereceğiz. Sadece üst yapı için ev sahipleri kendi evini yapacak” diye konuştu.
Kuşoğlu ve beraberindeki heyet, 21 Mart’ta Adana ve Mersin’e giderek seçim çalışmalarını sürdürecek. Kuşoğlu, gelecek hafta eski CHP Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ile birlikte Balıkesir, İzmir ve Aydın’da saha çalışması yapacak.
]]>Özbekistan Cumhuriyeti Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Davron Vahabov, ATO Başkanı Gürsel Baran’ı makamında ziyaret etti. Ziyarette konuşan Özbekistan Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Vahabov, ülke olarak ekonomik gelişimi sağlamak üzere çalışmalar yürüttüklerini, Özbekistan Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla kuyumculuk sanayisini ve inşaat sektörünü geliştirmek üzere Türk reel sektörüyle işbirliği yapmak ve tecrübelerinden yararlanmak istediklerini kaydetti. Çalışma programları kapsamında, Ankara Kuyumcular ve Saatçiler Odası’na da bir ziyaret gerçekleştirdiklerini belirten Vahabov, Özbekistan’da 400 tonluk altın rezervi bulunduğunu hatırlattı. Vahabov, “Hammaddenin bol olduğu ülkemizde, kuyumculuğa katma değer kazandırarak sektörü geliştirmek istiyoruz” dedi.
Taşkent’te kentsel dönüşüm
Özbekistan’da inşaat sektörünün geliştiğinin altını çizen Vahabov, Taşkent’te kentsel dönüşümün devam ettiğini bildirdi. Vahabov, “Ülkemizde gelir seviyesi ve nüfus artıyor. Bu doğrultuda da inşat sektörü gelişiyor. Sektörün daha fazla hammadde ihtiyacı ortaya çıkıyor” dedi. Özbekistan’da organize sanayi bölgesi inşa edilmesini istediklerini bildiren Vahabov, Türkiye’de OSB’lerin nasıl kurulup, yönetildiği konusunda bilgi talepleri olduğunu da ifade etti.
Spor ayakkabı fabrikası talebi
Özbekistan nüfusunun 36 milyona yükseldiğini ve her yıl düzenli olarak arttığını bildiren Vahabov, artan nüfus karşısında ülkede inşaat malzemeleri ve mobilya ürünlerine ihtiyacın ortaya çıktığını söyledi. Mobilya hammaddesinin ithal edildiğini kaydeden Vahabov, özellikle orta gelirli vatandaşlara yönelik mobilya üretimine talep olduğunu belirtti. Vahabov, “Her yıl yaklaşık 100 bin konut yapılıyor. Bu konutlar için inşaat malzemesi ve mobilya ihtiyacı var” dedi.
Özbekistan’ın deri sanayi ürünlerine de ihtiyacı bulunduğunu anlatan Vahabov, “Ülkemizde spor ayakkabı üretimi yok. Bizim nüfusumuz ve civar ülkelerin 80 milyon nüfusu spor ayakkabı üretim ve ticareti için pazar durumunda. Ülkemize bu alanda yatırım yapmak isteyen olursa uygun faizli finansman desteği sağlanabilir” diye konuştu.
Özbekistan’ın UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Hiva kenti hakkında bilgi veren ve turizm sektöründeki gelişimlerinden bahseden Vahabov, Hiva kenti yakınında Özbek kültürünü yansıtan ürünlerin satılması için bir çarşı yapmayı planladıklarını söyleyerek, bu çarşının projelendirilmesi konusunda destek istedi. Vahabov, Özbekistan’ın ihtiyaçlarına uygun biçimde ticaretin gelişmesi durumunda hedeflenen dış ticaret rakamına ulaşılabileceğini de sözlerine ekledi.
Türk müteahhitlerden 6,9 milyar dolarlık proje yatırımı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2016 yılında Özbekistan’a gerçekleştirdiği ziyaret öncesinde iki ülke dış ticaretinin 1 milyar dolar düzeyinde olduğunu hatırlatan ATO Başkanı Baran, karşılıklı ziyaret ve temaslarla Türkiye ile Özbekistan arasındaki dış ticaretin 3 milyar doları aştığını söyledi.
Özbekistan’daki Türk yatırımlarının da 1,7 milyar doları aştığını kaydeden Baran, Türk müteahhitlerinin Özbekistan’da Taşkent City, Piramit Tower, Akay City başta olmak üzere 6,9 milyar dolar değerinde 262 proje üstlendiğini bildirdi. Türkiye’de de yaklaşık 400 Özbek sermayeli şirketin faaliyet gösterdiğini ifade eden Baran, “Özbekistan ve Türkiye arasındaki siyasi, ticari, ekonomik, kültürel ve insani alanlarda yarar sağlayan köklü ilişkiler geçmişten bu yana kesintisiz bir şekilde devam ediyor. İş dünyalarımızın, Türkiye ve Özbekistan arasındaki ticaret ve yatırım fırsatlarını değerlendirmesi ve bu potansiyeli tam anlamıyla ortaya koyması çok önemli. İki ülke arasındaki bu sıcak yaklaşım ve rakamların gösterdiği ivme, Cumhurbaşkanlarımızın ortaya koyduğu 10 milyar dolarlık hedefin gerçekçi ve ulaşılabilir olduğunu gösteriyor. Ankara Ticaret Odası olarak biz bu hedef doğrultusunda üzerimize düşen her türlü görevi yerine getirmeye ve tüm tecrübelerimizle Özbekistan’a katkıda bulunmaya hazırız” diye konuştu.
Türkiye’nin inşaat sektöründe ilerlemiş bir ülke olduğunu, yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde dünya ikincisi olduklarını bildiren Baran, “Bu alanda iş birliğimizi geliştirebiliriz” dedi.
Ankara ekonomisi hakkında bilgi veren Baran, Başkent’in sağlık turizmini geliştirmeye yönelik yürüttükleri çalışmaları anlattı. Baran, 2023 yılında Semerkant’ta düzenlenen Sağlık Turizmi Fuarı’na katıldıklarını da bildirdi. İki ülke arasındaki ticarette, Ankara’nın payının çok düşük olduğunu belirten Baran, Ankara ile Özbekistan’ın ticaretini geliştirmek istediklerini, sağlık turizminin bu konuda önemli olduğunu söyledi.
Vahabov’un Baran’a gerçekleştirdiği ziyarete, Özbekistan ve Türkiye İş İnsanları Derneği Başkanı Davut Azmi Erbaş, Ankara Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Timuçin Sönmez, Özbekistan Ulusal Bankası Başkanı Mirsoatov Alisher Kudratullaevich’ın da aralarında yer aldığı bir heyet eşlik etti. – ANKARA
]]>Kacır, İzmir İktisat Kongresi Binasında düzenlenen İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Projeleri Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada, İzmir’e 11 eser ve projenin açılışını yapmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.
Son 22 yılda İzmir’e 751 milyar lira tutarında sabit yatırım için 6 bin 365 yatırım teşvik belgesi düzenlediklerini ve 182 binden fazla nitelikli istihdamın önünü açtıklarını kaydeden Bakan Kacır, “Üretimin, sanayinin, ticaretin şehri İzmir’imize 4 yeni organize bölgesi, 3 endüstri bölgesi kazandırdık. Organize sanayi bölgelerimizde ilave 95 bin istihdam oluşturduk. Şehrimizde katma değerli üretim ve teknoloji girişimciliğini daha ileriye taşıma adına 4 teknopark, 100 AR-GE merkezi ve 24 tasarım merkezi kurduk. Girişimcilerimizin, sanayicilerimizin yenilik odaklı projelerine 22,8 milyar lira AR-GE teşviki verdik.” diye konuştu.
Kacır, İzmir’de bilim ve teknolojiyi yaygınlaştırmaya yönelik çalışmaların yanı sıra tulum peynirinden gevreğe, zeytinyağından üzüme kadar İzmir’in 41 yöresel lezzetini coğrafi işaretle tescillediklerini söyledi.
Kentte kamu kurumları, mahalli idareler, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının toplam 671 projesine bugüne dek 4 milyar 700 milyon lira destek sağladıklarını ifade eden Kacır, programda da İzmir’de yerli ve yenilenebilir enerjiden, kadın ve genç istihdamına, teknolojik altyapı ve donanımı yenileme çalışmalarından yeşil ve mavi dönüşüme, kuluçka merkezinden tarımsal kalkınmaya 11 eser ve hizmetin açılışını gerçekleştirdiklerini anlattı.
Kacır, Türkiye’de rüzgar enerjisi sektöründe üretim üssü haline gelen İzmir’de Rüzgar Enerjisi Meteorolojisi ve Çevresel Test ve Analiz Merkezi’ni kurduklarını hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kurduğumuz bu altyapılarla önümüzdeki dönemde rüzgar santrallerinde yerlilik oranımızı yüzde 60’ların çok daha üzerine hep birlikte taşıyacağız. Biz bu alanda Avrupa’da en iddialı 5 ülkeden biriyiz ama gelişme hızımız gösteriyor ki Türkiye rüzgar enerjisinde önümüzdeki 10 yıl içerisinde Avrupa’nın lider ülkesi olacak ve İzmir de bu liderlik sürecinin Türkiye’de öncü şehri olacak. Avrupa’da önümüzdeki 20 yılda oluşacak yaklaşık 300 gigawatt rüzgar türbini talebinden pay almayı ve ülkemizde yeşil dönüşümün ana unsuru olan yenilenebilir enerji yatırımlarında 2035 yılına kadar gerçekleşecek 15 gigawatt rüzgar türbini yatırımlarında yerli türbinlerimizin kullanılmasını sağlamayı amaçlıyoruz.”
İzmir’in yerel düzeyde bekleyen potansiyelini uzun yıllardır harekete geçiremediğini kaydeden Kacır, yerel yönetimde ihmal edilen İzmir ve İzmirlilerin mevcut yönetimle eser ve hizmet siyasetine hasret olduğunu belirtti.
Bakan Kacır, İzmir’in layık olduğu hizmetlere kavuşma zamanının geldiğini söyleyerek, “Şehrimizde yıllar yılı adeta kangren haline gelmiş sorunları çözmek, İzmir’i daha da güzelleştirmek, hak ettiği seviyeye ulaştırmak için vizyonumuzla, hedeflerimizle, programlarımızla ve adaylarımızla biz hazırız. İnanıyoruz ki inşallah İzmir, 31 Mart’ta tercihini yatırım, eser ve hizmet siyasetinden yana kullanacak, şehrimizi geliştirecek, büyütecek ve Türkiye Yüzyılı’nın parlayan yıldızı yapacak belediye başkanları ile yola devam edecektir. Emanet, ehil olana teslim edilecek, İzmir için kayıp yıllar en kısa sürede telafi olacaktır.” diye konuştu.
İzmir Valisi Süleyman Elban AK Parti İzmir Milletvekili ve Konak Belediye Başkan adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, İZKA Genel Sekreteri Mehmet Yavuz’un da birer konuşma yaptığı etkinliğe AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, MHP İzmir İl Başkanı Veysi Şahin, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli de katıldı.
Bakan Kacır, açılış töreninden önce İzmir Valiliğini ziyaret ederek, Vali Elban’la bir araya geldi.
]]>Tarihsel ve kültürel ortak değerlere dayanan Türkiye-Afrika ilişkilerinin, gün geçtikçe gelişen ve çoğalan bir ivme kazandığını belirten Afrika-Türkiye İşbirliği Platformu Başkanı Genç, Türkiye’nin Afrika Açılımı politikasını değerlendirdi.
“Afrika Savunma Sanayii pazarına, Türkiye bir aktör olarak dahil olmuştur”
Türkiye-Afrika ilişkilerinin sadece savunma sanayii alanında değil diğer tüm alanlarda da başarılı ilerlediğini aktaran Genç, “2002 Yılında yalnızca 12 Afrika ülkesinde elçiliği bulunan Türkiye’nin bugün 54 Afrika ülkesinin 43’ünde Büyükelçiliği bulunmaktadır. Yine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son 20 yılda 30 Afrika ülkesini bizzat ziyaret edip, üst düzey temaslarda bulunması da ikili diplomatik ilişkilerin sağlam temellere oturmasını sağlamış, Türkiye 54 Afrika ülkesinin hemen hemen yarısı ile Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması imzalamıştır. Savunma sanayii alanında yapılan bu iş birliği anlaşmaları, Savunma sanayii ihracatının önünü açmış, yıllık savunma harcamaları yaklaşık 70-75 milyar dolar olan Afrika Savunma Sanayii pazarına Türkiye de bir aktör olarak dahil olmuştur. Çok uzun yıllardan bu yana Afrika ülkelerinin tedarikçileri olan ABD, Almanya, Rusya ve Çin ile rekabet etmek zorunda kalan Türk Savunma Sanayii, kısa zamanda bu devletlerin önemli bir rakibi olarak sahaya inmiş ve 2022 yılı sonu itibariyle ihracatımız 500 Milyon Doları aşmıştır” ifadelerini kullandı.
Afrika ülkelerinin yetersiz insan kaynağı ile terör faaliyetleri ile mücadele etmek için bu konuda Türk Savunma Sanayiine başvurduğunu aktaran Genç, Türkiye, Afrika Savunma Sanayii pazarında özellikle Kirpi, Hızır, Ejder, Cobra gibi hafif zırhlı araçlar, Şahingözü, Acar gibi havadan keşif araçları ve TB2, ANKA gibi İHA- SİHA sistemleri konusunda en çok tercih edilen ülke konumuna yükseldiğini kaydetti.
Somali’nin güvenli bir bölge devleti olarak uluslararası arenada yeniden boy göstermesi için Türkiye’nin yakın çevre güvenliğinin asli unsurlarından birisi olan Kızıldeniz bölge güvenliğinin sağlanması için imzalanan TÜRKSOM anlaşmasının önemini vurgulayan Genç, Anadolu coğrafyasının güvenliğinin, Barbera, Aden, Cibuti ve Sevakin’den geçtiğini söyledi.
“Türkçe dilinin kıtada yaygınlaşmasını temin edecek projelere destek verilmelidir”
Türkiye son 20 yılda Afrika’da çok doğru ve akılcı bir politika yürüttüğünü aktaran Genç, şu ifadeleri kullandı: “Özellikle Çin ve Rusya’nın uzun vadeli finansal krediler ve yatırım taahhütleri ile son 10 yıldan bu yana Afrika’da birçok önemli devlet nezdinde karar verici duruma geldiği de dikkatlerden kaçmamalıdır. Özellikle, Hava ve Deniz Limanları, Demiryolları, Karayolları gibi temel altyapı yatırımları konusunda Türk özel sektör firmalarının bölgeye girişi teşvik edilmeli, büyük tarım işletmeleri kurulması ve işletilmesi konusunda TİGEM ve Tarım Kredi Kooperatifleri gibi milli kuruluşların bölge ülkelerinde kalıcı ortak projeler geliştirmesi sağlanmalıdır. Tüm bu politikaların sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından da İnsani Yardım, Kalkınma, Sağlık ve Eğitim alanlarında Afrika ülkelerine verilen karşılıksız desteklerin devamlılığı sağlanmalı, Türkçe dilinin kıtada yaygınlaşmasını temin edecek projelere destek verilmelidir.” – ANKARA
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Balıkesir’de şehit aileleri ile iftar sofrasına oturdu. İftara Bakan Kacır’ın yanı sıra Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, AK Parti Milletvekili İsmail Ok, CHP Milletvekili Serkan Sarı da katıldı. Vali Ustaoğlu, konuşmasında şehit ailelerinin ve gazilerin her zaman farklı bir yeri olduğunu ifade etti.
Programda konuşan Bakan Kacır, “Bugün de yine aynı inanmışlıkla bu milletin evlatları tam bağımsız Türkiye ülküsünü, iddiasını sürdürüyorlar. Bugün tam bağımsız Türkiye için milli teknoloji hamlesini gerçekleştiriyoruz. Evlatlarımız şehit düşmesinler, bu ülkenin çocukları, bu ülkenin evlatları huzur içinde yaşasınlar, güven içerisinde yaşasınlar diye silahlı kuvvetlerimizin, emniyet güçlerimizin neye ihtiyacı varsa onu milli olarak geliştirmek ve üretmek için gayret gösteriyoruz. Bugün Türk mühendisler, Türk bilim insanları, milli teknoloji hamlesini gerçekleştirirken, gökyüzünde Bayraktarları, Ankaları, Akıncıları, Aksungurları, Atakları, Gökbeyleri, Hürkuşları, Hürjetleri, Kızıl Elmaları, Kaanları uçururken yine Çanakkale ruhunu taşıyor, yine tam bağımsız Türkiye iddiasıyla gayret ediyorlar. Allah’a hamdolsun artık ele güne muhtaç olmayan, kendi imkanlarını kendi evlatlarının alın teriyle, akıl teriyle karşılayabilen bir Türkiye var. Allah’a hamdolsun havada, karada, denizde, uzayda artık kendi teknolojisini üreten bir Türkiye var. İnşallah bu yolculukta büyük bir azimle, gayretle ve kararlılıkla Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürümeye devam edeceğiz. Bizler devlette sorumluluk taşıyanlar olarak onların yanlarında durduğumuzda neler başarabileceklerini savunma sanayiinde ispat ettiler. İşte savunma sanayiinde aldığımız ürünlerin sadece yüzde 20’si yerli ürünlerden oluşuyorken, 22 yıl sonra şimdi yüzde 80’den fazlasını yerli sistemlerle, yerli ürünlerle ihtiyaçlarımızı tedarik edebilir noktaya geldik. Piyade tüfeğini dahi ithal etmek durumunda olan, yurt dışından almak durumunda olan bir ülke iken Allah’a hamdolsun içinde en kritik savunma sanayii sistemlerini yerli ve milli olarak geliştirebilen ve üretebilen bir ülke olduk. İnşallah bu anlayışla yolumuza devam ederken, huzurlu, güveni hakim kılmaya gayret edeceğiz. İşte 40 yıla yakın zamandır bu ülkenin canını yakan terör belasını topraklarımızdan kazıyıp attık. Ama her alanda olduğu gibi bu alanda da sadece bugünü değil, burada 50 yıl, 100 yıl sonrasını düşünüp ona göre hareket etmek zorundayız. Bu anlayışla sadece topraklarımızdaki terör belasından kurtulmakla yetinmiyoruz. Sınırlarımızın ötesinde kurulmaya çalışılan terörist, arkalarında kim olursa olsun sırtlarını kime yaslıyor olurlarsa olsunlar, hangi ağa babalarına güveniyor olurlarsa olsunlar yırtıp atıyoruz. Tam 70 kilometreye kadar sınırlarımızı terörden temizliyoruz. Biz bol yıldızlı bayrakların değil, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde cumhuriyeti kurduk. ve Türkiye yüzyılında Türkiye Cumhuriyeti’ni bu anlayışla yaşatmaya devam edeceğiz” dedi. – BALIKESİR
]]>Balıkesir Öğretmenevi’nde şehit aileleri ve gazilerle iftar yapan Kacır, 18 Mart 1915’te bu milletin evlatlarının tarih sahnesinde yerlerini aldığını ve tarihe Türk’ün unutulmaz mühürlerinden birini vurduğunu söyledi.
Kacır, milletin evlatlarının “Çanakkale geçilmez” diyerek bu toprakların Türk milletinin olduğunu ve ilelebet böyle kalacağını dost düşman bütün dünyaya bir kez daha ispat ettiğini dile getirerek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, tüm silah arkadaşlarını ve aziz şehitleri rahmetle andığını belirtti.
Bugün de yine aynı ruhla bu milletin evlatlarının tam bağımsız Türkiye ülküsünü, iddiasını ve idealini sürdürdüğünü anlatan Kacır, şöyle konuştu:
“Bugün tam bağımsız Türkiye için Milli Teknoloji Hamlesi’ni gerçekleştiriyoruz. ‘Evlatlarımız şehit düşmesinler, bu ülkenin çocukları, bu ülkenin evlatları, huzur içinde yaşasınlar, güven içerisinde yaşasınlar’ diye silahlı kuvvetlerimizin, emniyet güçlerimizin neye ihtiyacı varsa onu yerli ve milli olarak geliştirmek ve üretmek için gayret gösteriyoruz. Bugün Türk mühendisler, Türk bilim insanları, Milli Teknoloji Hamlesi’ni gerçekleştirirken, gökyüzünde Bayraktarları, ANKA’ları, Akıncıları, Aksungurları, Atakları, Gökbeyleri, Hürkuşları, Hürjetleri, Kızıl Elmaları ve KAAN’ları uçururken yine Çanakkale ruhunu taşıyor, yine tam bağımsız Türkiye iddiasıyla gayret ediyorlar.”
Kacır, artık ele güne muhtaç olmayan, kendi imkanlarını kendi evlatlarının alın teriyle, akıl teriyle karşılayabilen bir Türkiye’nin var olduğunun altını çizerek, “Allah’a hamdolsun havada, karada, denizde, uzayda artık kendi teknolojisini geliştirebilen bir Türkiye var. İnşallah bu yolculukta büyük bir azimle, gayretle ve kararlılıkla sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürümeye devam edeceğiz. İnşallah bu ülkenin evlatları, önleri açıldığında, bizler devlette sorumluluk taşıyanlar olarak onların yanlarında durduğumuzda neler başarabileceklerini savunma sanayisinde ispat ettiler.” ifadelerini kullandı.
” Türkiye Cumhuriyeti’ni bu anlayışla yaşatmaya devam edeceğiz”
Savunma sanayisindeki ürünlerin yüzde 80’ini yerli sistemlerle karşıladıklarını vurgulayan Kacır, “Piyade tüfeğini dahi yurt dışından almak durumunda olan bir ülkeyken Allah’a hamdolsun şimdi en kritik savunma sanayi sistemlerini yerli ve milli olarak geliştirebilen ve üretebilen bir ülke olduk. İnşallah bu anlayışla yolumuza devam ederken Türkiye’nin 81 şehrinde huzuru, güveni hakim kılmaya gayret edeceğiz.” diye konuştu.
Kacır, yaklaşık 40 yıldır ülkenin canını yakan terör belasının kazınıp atıldığını dile getirerek şöyle devam etti:
“Her alanda olduğu gibi bu alanda da sadece bugünü değil, bundan 50-100 yıl sonrasını düşünmek, ona göre hareket etmek zorundayız. Bu anlayışta sadece topraklarımızdaki terör belasından kurtulmakla yetinmiyoruz. Sınırlarımızın ötesinde kurulmaya çalışılan ‘teröristan’ haritalarını da arkalarında kim olursa olsun, sırtlarını kime yaslıyor olurlarsa olsunlar, hangi ağa babalarına güveniyor olurlarsa olsunlar, yırtıp atıyoruz, ta 70 kilometre öteye kadar sınırlarımızı terörden temizliyoruz. Asla izin vermeyeceğiz. Bu ülkeyi bugün de yarın da tehdit etmelerine asla rıza göstermeyeceğiz. Biz, bol yıldızlı bayrakların değil, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde cumhuriyeti kurduk ve Türkiye Yüzyılı’nda Türkiye Cumhuriyeti’ni bu anlayışla yaşatmaya devam edeceğiz. Sizlere minnettarız. Sizler, bizim en kıymetlilerimizsiniz.”
İftar programına, Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, AK Parti Balıkesir milletvekilleri İsmail Ok, Mustafa Canbey, Ali Taylan Öztaylan, CHP Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı ile şehit aileleri ve gaziler katıldı.
]]>Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Iğdır’a gelen Işıkhan, Organize Sanayi Bölgesi’nde iş insanlarının yer aldığı toplantıya katıldı.
Bakan Işıkhan, daha sonra şehit aileleri ve gazilerle iftarda bir araya geldi. İftar programına Iğdır Valisi ve Belediye Başkan Vekili Ercan Turan, AK Parti Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz, AK Parti Iğdır Belediye Başkan adayı Ülkü Öcal ile kurum amirleri de katıldı.
Işıkhan, burada yaptığı konuşmada, bugün, tarihin en önemli dönüm noktalarından biri olan Çanakkale Zaferi’nin 109. yıl dönümü olduğunu hatırlattı.
Her gazi ve şehidin milletin ortak değeri olduğunu belirten Işıkhan, “Esasen bu millet, topyekun gazi bir millettir. Ecdadımız Anadolu’ya gelirken yüreğinde imanıyla bu toprakları baştan sona fetih ve imar etmiştir. Şimdi Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ihya dönemini yaşıyoruz. İşte bu ihya dönemini inşallah hep beraber sürdüreceğiz.” dedi.
Işıkhan, Türkiye’nin son 34 yıldır kesintisiz şekilde terörle mücadele ettiğini vurgulayarak, “Ülkemizde hiçbir şehrimiz yoktur ki teröre kurban vermemiş olsun, şehidi ya da gazisi olmamış olsun. Teröristlerin hain saldırıları karşısında dünyada başka örneği olmayacak şekilde vakur bir duruş sergileyen halkımız, hain örgütlerin emellerine ulaşmalarına asla izin vermemiştir.” ifadelerini kullandı.
Milletin ülkesine ve devletine sahip çıkma konusunda asırlardır sergilediği onurlu duruşun son örneğini 15 Temmuz’da hep birlikte yaşadıklarını anlatan Işıkhan, “Sadece liderimizin ‘haydi meydanlara’ demesiyle bütün millet sokaklara indi, milyonlar olarak Çanakkale ruhuyla meydanlara döküldü. Allah bu milletten razı olsun. Allah sizlerden razı olsun.” diye konuştu.
Işıkhan, Çanakkale Zaferi’ne de değinerek, şöyle devam etti:
“15 Temmuz destanını yazan da 1915’te Çanakkale destanını yazan da aynı kandı. Biliyorsunuz 18 Mart sadece askeri bir zafer değildir. Aynı zamanda milli bir uyanışın, birlik ve beraberliğin destanıdır. Bu destandan almamız gereken önemli bir ders var. O da millet olarak birlik olma ve geleceğe daha güçlü adımlarla ilerlememiz gerektiğidir. Çanakkale ruhuna sahip çıkacak olan aziz milletimizdir. Bizler bu ruhla, sizlerin katkılarıyla, bu yüzyılı Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği şekilde Türkiye Yüzyılı yapacağız inşallah. Çünkü şehitlerimizin ve gazilerimizin yaptıkları fedakarlık karşısında devlet olarak bize düşen emanetlerine sahip çıkmaktır. Bizim için Çanakkale ve ardından Kurtuluş Savaşı bir dönüm noktasıdır. Son yıllarda yaşadığımız hadiselerin ülkemiz ve milletimiz için de böyle önemli bir dönüm noktası mahiyetinde olduğuna inanıyorum.”
Türkiye’nin tam bağımsız bir ülke olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini ifade eden Işıkhan, şunları kaydetti:
“Biliyorsunuz her kutlu doğum sancılı olur. Bugünkü Türkiye, 21 yıl önceki Türkiye’den çok daha güçlü, çok daha zengin ve daha fazla iddialıdır. Yarınki Türkiye Allah’ın izniyle bugünkünden daha güçlü, daha zengin, daha iddialı olacaktır. Bugün uzaya astronot gönderen, kendi uçağını, kendi arabasını yapabilen, tam bağımsız milli kalkınma yolunda her türlü imkana sahip güçlü bir irade var. Biz ülkemizi somutlaştırdığımız, muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkardığımızda inşallah her şey çok daha farklı hale gelecektir. Bu duygularla bir kez daha gazilerimize Rabb’imden şifalar diliyorum, ailelerine sabırlar diliyorum. Şehit yakınlarımıza özellikle sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Allah tuttuğumuz oruçları, ibadetlerimizi kabul etsin.”
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla Bilişim Vadisi’nde düzenlenen “Türkiye Sektörel Düşük Karbonlu Yol Haritaları Tanıtım Programı”nda 6 sektörün yeşil dönüşümünde temel oluşturacak düşük karbonlu yol haritaları ile yeşil büyüme teknoloji yol haritaları anlatıldı.
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Türkiye Ülke Başkan Vekili Hande Işlak, yaptığı konuşmada, Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi uluslararası ve bölgesel anlaşmaların da yarattığı baskıyla, sürdürülebilir düşük karbonlu ekonomiye doğru daha bütünsel iş modeline geçme gereğinin arttığını belirtti.
Bu iş modelinde büyük görevler üstlenmesi gereken finansal kuruluşların sahip oldukları güçle, iklim ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini destekleyecek yatırımlara öncelik vermesinin kritik önem arz ettiğini vurgulayan Işlak, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası olarak Türkiye başta olmak üzere tüm ülkelerde yeşil dönüşüme yönelik finansmana öncelik verdiklerini aktardı.
Işlak, Türkiye’nin, EBRD’nin en çok yatırım yaptığı ülkeler arasında yer aldığına değinerek, “Bankamız geçen sene 2,5 milyar avroyu aşan yatırımla Türkiye’de yıllık bazda tarihinin en yüksek yatırımını gerçekleştirmiştir. Bu seneki hedefimiz, başta yeşil dönüşüm olmak üzere Türkiye’yi aynı ivme ile desteklemektir.” diye konuştu.
Avrupa’nın, Türkiye’deki en büyük ihracat payına sahip olması sebebiyle sınırda vergilendirmenin, ülke ihracatına ciddi ölçüde finansal etki yaratacağını öngördüklerini anlatan Işlak, 75 avro ile 150 avro aralığında ton başına uygulanan karbon fiyatının Türkiye sanayisine ve ihracatına senede 138 milyon avrodan başlayıp 2,5 milyar avroya kadar finansal etki oluşturmasını beklediklerini kaydetti.
Işlak, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda, düşük karbon seçeneklerinin tanımlanmasını, benimsenmesini ve yaygınlaştırılmasını desteklemeyi amaçladıklarından bahsederek, “Çalışmalarımız, sektörlerin yeşil dönüşümü için önümüzdeki 30 sene boyunca 2053’e kadar 70 milyar dolar civarında yatırım ihtiyacı ortaya koymuştur. Şimdi hepimizin aklına aynı soru geliyor. Bu yatırımlara finans fonları nerede bulacağız? Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası olarak, bugüne kadar yanında olduğumuz özel sektörün bundan sonra da yeşil dönüşümü gerçekleştirmek için yanında olmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
14 ayda hazırlanan yol haritalarında 100 akademisyenden görüş alındı
TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, demir-çelik, alüminyum, gübre, kimyasal, plastik ve çimento sektörünün bulunduğu teknolojik yol haritalarını 14 aylık zaman diliminde gerçekleştirdiklerini aktararak, 371 sektör temsilcisinin takibinde elde edilen çalışmaları 100 akademisyenin görüşü alınarak web sitesinde yayınlanabilir hale getirdiklerini bildirdi.
Mandal, 2026, 2030 ve 2035 yılındaki hedeflerin ortaya konulduğu ve teknoloji yol haritası açısından önce durum tespiti yapıldığına değinerek, çalışmayla hangi teknoloji hazırlık düzeyinde olduklarını, insan kaynağı ve altyapı kapasitesini de gördüklerine dikkati çekti.
Sanayi Genel Müdürü Prof. Dr. İlker Murat Ar da Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi çerçevesinde ortaya koyduğu taahhüt ile Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki gelişmelerin, imalat sanayi başta olmak üzere tüm sektörlerde yeşil dönüşüme hızlı şekilde hazırlanma gerekliliğini daha da artırdığını vurguladı.
Ar, milli teknoloji hamlesi hedefleri doğrultusunda sınırda karbon düzenlemesine tabi imalat sanayi sektörleri başta olmak üzere çeşitli çalışmalar gerçekleştirdiklerinden bahsederek, EBRD desteğiyle ilgili sektörlere ilişkin hazırlanan yol haritalarının, firmaların yeşil dönüşümünü destekleyen bütüncül, iddialı ve yenilikçi iyileştirme yaklaşımlarının temel hareket noktasını oluşturduğunun altını çizdi.
“Türk sanayisi örnek bir başarı hikayesinin de baş aktörü olacaktır”
Çalışmalar ile sınırda karbon düzenlemesi uygulamalarında önce 4 sektörde daha düşük karbon salımı için yapılması gerekenleri somut takvimlendirilmiş ve uygulanabilir bir yol haritası haline getirdiklerini söyleyen Ar, yapılandırılmış bu yaklaşımın Türk sanayisinin yeşil dönüşüm ile daha öncü ve daha rekabetçi hale gelmesine kaynak teşkil edeceğini düşündüklerini dile getirdi.
Ar, süreçler ve makinelerin yanı sıra insanın dönüşümünü de esas alan yeşil dönüşüm sürecinin ancak uzun vadeli bakış açısı ve işbirlikçi anlayışla fırsata dönüşebileceğinin farkında olduklarını ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yol haritamızı, özel sektörümüz başta olmak üzere, sektör dernekleri, teknoloji sağlayıcıları ile ulusal ve uluslararası finansal kuruluşlar dahil olmak üzere tüm paydaşlarımızla hayata geçireceğiz. İnanıyoruz ki bu sayede ortaya konan gelişimle Türk sanayisi örnek bir başarı hikayesinin de baş aktörü olacaktır. Yeşil dönüşüm alanındaki başarımız, elbette rekabetçi sanayi yapısı inşa edecek ve ek pazar fırsatları doğuracaktır.”
Program kapsamında ayrıca “Sektörel Düşük Karbonlu Yol Haritası Raporları” ve “TÜBİTAK Yeşil Büyüme Teknoloji Yol Haritaları” oturumları gerçekleştirildi.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve İZELMAN A.Ş. stratejik ortaklığında, Bilim Kahramanları Derneği tarafından fuarizmir’de düzenlenen, ‘Bilim Kahramanları Buluşuyor FIRST LEGO League Challenge turnuvalarının 20. Sezon Türkiye Finalleri’nde ödüller sahiplerini buldu. 9-16 yaş arası çocuk ve gençlerin kendilerini “Topluma duyarlı bilim insanı ve mühendis olarak görmelerini” sağlayan dünyada 100’ü aşkın ülkeden 300 binden fazla çocuk ve gencin katıldığı FIRST LEGO League Challenge turnuvalarını, Türkiye’de, Bilim Kahramanları Derneği 2004-2005 sezonundan bu yana Bilim Kahramanları Buluşuyor adıyla düzenliyor. 2004 yılından beri Türkiye’de 80 şehirden 38 bin 763 çocuğun katıldığı turnuvalar, bu yıl Masterpiece temasıyla gerçekleştirildi.
Bu yıl Şubat ve Mart aylarının hafta sonlarında Ankara, Eskişehir, İstanbul, İzmir ve Mersin’de gerçekleştirilen 16 yerel turnuvada, 54 ilden 468 takımla 5 bini aşkın çocuk ve gence erişildi. Bu turnuvalarda dereceye girenler, Ulusal Turnuva’ya katılmaya hak kazandı. 23 ilden, 648 öğrenci 70 takımla Ulusal Turnuva’ya katılırken öğrenciler, kendilerine ayrılan stantlarda projelerinin tanıtımını yaptı ve robotlarının verilen görevleri yerine getirmesi için yoğun çaba harcadı. Yarışma için jürinin karşısına çıkan küçük bilim kahramanları, kendi ilgi alanlarını ve hobilerini daha fazla insana ulaştırmanın yollarını teknoloji ve sanatı kullanarak buldukları çözüm önerilerini paylaştı. İki günün sonunda düzenlenen ödül töreniyle öğrencilere kupa ve madalyaları verilirken beş takım uluslararası turnuvalara katılma hakkı elde etti.
Bilim Kahramanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sıddıka Semahat Demir, bilimin toplumun her kesimine yayılması, bilim ve bilimle ilgili süreçlerin, bilim insanlarının desteklenmesi için dernek olarak birçok program gerçekleştirdiklerini belirterek, “Amacımız bilimsel düşünce farkındalığın toplumun her kesimine yayılıp teşvik edilmesi için birçok çalışma yapmak, çocuk ve gençlerin erken yaşta bilimle buluşmasını sağlamak. Bu amaçla Türkiye’nin dört bir yanında gönüllüler ile birlikte çalışıyoruz. Bu çalışmaların en uzun soluklusu olan Bilim Kahramanları Buluşuyor FIRST LEGO League Challenge programı. Her yıl siz sevgili öğrencilerimiz, programın odaklandığı global bir temayı keşfediyor, bilim insanları ile araştırma yapıyor, çözümler üzerine düşünüyorsunuz. Ayrıca, okulda gördüğünüz matematik ve fen becerinizle robotik ve kodlama alanında yeni kazanımlar elde ediyorsunuz. Tüm bunları da belki ilk defa tanıştığınız takım arkadaşlarınızla birlikte iş birliği içinde yapıyorsunuz. Bu süreçte öğrendiklerinizin değeri paha biçilmez. Biz, kazandıklarınızı, aramızda gönüllü olarak yer alan onlarca genç sayesinde görebiliyoruz. Keşfetmekten, araştırmaktan, Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere armağan ettiği bilim yolundan asla vazgeçmeyin. Atatürk’ün dediği gibi ‘Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir, fendir’ İyi ki varsınız, iyi ki katıldınız, benim için hepiniz şampiyonsunuz” dedi.
İZFAŞ Halkla İlişkiler ve Etkinlikler Müdürü Şebnem Şendil de “Uzun yıllardır bu turnuvaya ev sahipliği yapıyoruz. Sizi ağırlamaktan, bir arada ve coşkunuza ortak olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bugün burada sonuç ne olursa olsun hepiniz kazandınız, bu duyguyla ayrılmanızı istiyoruz. İyi ki varsınız. Her zaman bilimi desteklemeye ve yanınızda olmaya devam edeceğiz” diyerek bu yıl Dünya Robot Olimpiyatı (World Robot Olympiad-WRO) Uluslararası Finali’nin, 28-30 Kasım 2024 tarihleri arasında yine fuarizmir’de düzenleneceğini hatırlattı.
İlk beşe giren ve uluslararası turnuvalara katılmaya hak kazanan takımlar ve okulların listesi şöyle oldu:
Şampiyonluk Ödülü: Exfavilla in Scaena – İzmir TAKEV Ortaokulu
İkincilik Ödülü: Intersectıon Lurenia – İstanbul Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Lisesi
Üçüncülük Ödülü: Artıfusion – İzmir Çakabey Lisesi
Dördüncülük Ödülü: Robotürk – İzmir Büyükçiğli Türk Koleji Fen Lisesi
Beşincilik Ödülü: Future Designers – Manisa Salihli Bahçeşehir Koleji Ortaokulu – İZMİR
]]>Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat bir dizi program için İzmir’e geldi. İzmir Adnan Menderes Havalimanına iniş yapan Bakan Bolat, burada AK Parti il teşkilatı ve partililer tarafından karşılandı. Daha sonra ‘Üç Kademe Yönetim Kurulu Üyeleri’ ile toplantıya katılmak üzere AK Parti İzmir İl Başkanlığı’na geçti. Bakan Bolat toplantının ardından il başkanlığında teşkilat buluşmasına katıldı. Bakan Bolat’a AK Parti Konak Belediye Başkan Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, Teşkilat Başkanı Rahmi Taştan, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu Üyesi Dilek Yıldız Büyükdağ eşlik etti. Burada teşkilat mensuplarına seslenen Bakan Bolat, “Coşkuyu gördük ve İzmir gerçekten çok şeyi hak ediyor dedik. 19’uncu Serbest Bölgemiz olacak. İzmir’in 3. Serbest Bölgesi olacak. 15 bin kişiye iş istihdam imkanı çıkacak. 2 milyar dolar inşallah ihracat kazanacağız. 200 firma orada çalışacak. Türkiye’nin üretimine, ihracatına katkıda bulunacak. Her yerde İzmir’de bu sefer inşallah büyük bir müjdenin ayak izleri konuşuluyor. Ankara’da, İstanbul’da, diğer yerlerde gittiğimizde İzmir bu defa bir başka güzel diyorlar. Sizin bu heyecanınızı, coşkunuzu görseler zaten bu defa işlem tamam diyecekler. Allah’ın izniyle İzmir için çok güzel bir Büyükşehir Belediye Başkan adayımız var, Hamza Dağ. Hamza Bey enerji dolu, motive, heyecan dolu, gece gündüz uğraşıyor. Projeleriyle, ekibiyle beraber İzmir’e inşallah Cumhur İttifakı’nın, AK Parti’nin o çok başarılı gerçek belediyeciliğini getirmek üzere gece gündüz çalışıyor. Biz inanıyoruz, sizler de inanıyor musunuz? İzmir’in sonucu 31 Mart seçimlerinde büyük yankı yapacak, ses getirecek, buna inanın. Sadece 13 gün kaldı” ifadelerini kullandı.
AK Parti döneminde İzmir’e 455 milyar liralık kamu yatırımının yapıldığının altını çizen Bakan Bolat, “İzmir ‘bize oy vermediler, bizi seçmediler’ diye icraatlardan, hizmetlerden asla mahkum bırakılmadı. Türkiye’nin her tarafına ne yapılıyorsa İzmir’e de fazlasıyla yapıldı. Çevre yolu, İstanbul-İzmir otoyolu. 12 tane Organize Sanayi Bölgesi var İzmir’de. 3. Serbest Bölgeyi bugün açıyoruz. 4. Serbest Bölge Menemen de yolda” diye konuştu.
Konuşmasında daha önce yaşanan gezi olaylarından da bahseden Bakan Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kimseyi etnik olarak, din olarak, mezhep olarak, gelir düzeyi olarak, rengi olarak, cinsiyeti olarak asla ayırmadık. Buna Allah da şahit, herkes de şahit. Fakat hatırlıyorsunuz onlar Allah muhafaza iktidarı bir ele alsalar nasıl bir tek parti faşizmi göstereceklerini hep birlikte yaşadık. Gezi olaylarında da yaşadık. 10 sene önce burada gezi olayları sırasında 2-3 hafta geçtiği halde sizler sokağa çıkamıyordunuz. Araçlarda taciz ediliyordunuz, laf çarpılıyordu. AK Parti’nin Karşıyaka İlçe binasını kundaklamaya kalkmışlardı. Biz herkese eşit davrandık, ayrımcılık yapmadık. 85 milyon vatandaşımızın hepsi azizdir, kutsaldır ve bizim öz ve öz vatandaşımızdır diye çaba sarf ettik.”
“İzmir esnafımıza 20 milyar lira, çok düşük maliyetli finansman desteği kredisi verdik”
Türkiye’de yapılan yatırımlardan bahseden Bakan Bolat, “Türkiye’de neler yapmadık ki? İzmir’in Şehir Hastanesi, Türkiye’ye 23 Şehir Hastanesi, 30 bin kilometre duble yol, binlerce kilometre otoyol, yine binlerce kilometre hızlı tren, yakında İzmir-Ankara hızlı tren inşallah kavuşuyor. İzmir’in ve Türkiye’nin hastanelerinin tamamı yenilendi. Okulları tamamı yenilendi. İnsanların gelir artışı, refah ve satın alma gücü en az 3 katına yükseltildi. Milli gelir kişi başına 3 bin 608 dolarken 13 bin 110 dolara çıkarıldı. 238 milyar dolar olan milli gelir 1 trilyon 118 milyar dolara çıkarıldı. Bir Türkiye ekonomisine 4 buçuk Türkiye ekonomisi daha eklenerek 5 buçuk Türkiye ekonomisi yapıldı. Daha iyisini de yapacağız. Canla başla çaba sarf ediyoruz. İzmir esnafımıza geçen sene 20 milyar lira, çok düşük maliyetli finansman desteği kredisi vermişiz. Bu sene ilk 2 ayda 1.4 milyar lira yine bu finansman desteğini sağladık. Çiftçilerimizin gelirlerinin enflasyonun üstünde olmasını sağladık. İşçilerimize, asgari ücrette, memurlarımıza, emeklilerimize tüfe enflasyonun oldukça üzerinde ücret artışları sağladık” cümlelerini aktardı.
Konuşmasını sürdüren Bakan Bolat, muhalefetten de söz ederek şunları kaydetti:
“Onlar beceriksizliklerini, bir şey yapamadıklarını biliyorlar. Belediyelerin nasıl yönetildiğini, sanal dünyadaki palavra reklamlarla hükümetin ve AK Parti belediyelerinin yaptıkları hizmetleri, kendileri yapmış gibi yalan da anlatmaya çalışıyorlar. Nasıl olsa birileri inanır mantığı içinde sahiplenmeye çalışarak propaganda yapıyorlar. Varsa yoksa sığındıkları, market diyor. Bir ürünün fiyatı zıpladı diye onu istismar etmeye çalışıyor. Fakat bu seçimde soğan patates istismarı yapabiliyorlar mı? Yapamıyorlar. Şeker, ayçiçeği yağı, domates, salça, biber yapamıyorlar. Az bir şey, kırmızı et fiyatlarında bir artış oldu. Kesime daha az hayvan gönderilince orada bir küçük sıkıntı oldu. Onun üzerinden Ramazan, seçim, ücret artışları üst üste gelince o konuyu istismar etmeye çalıştılar. Ama 1 Nisan günü göreceksiniz bu istismar siyaseti bitecek, hizmet eser siyaseti başlayacak.”
Programda Konuşan AK Parti Konak Belediye Başkan Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı ise “Biz bu saate kadar çok iyi işler yaptık. Biz bu saate kadar yaptığımız işleri, merkezi hükümetin bütçesiyle yaptığımız işleri, İzmir’de tek tek anlattık. Şimdi sıra geldi İzmir’de vatandaşlarımızı hizmetle buluşturmaya. Büyükşehirimiz’de Hamza Dağ başkanımızla 30 ilçe belediye başkanımızla beraber inşallah artık yeter dediği noktadayız. Bıçak kemiğe dayandı. İzmir çantada keklik oylara sahip değil. İnanın bu önümüzdeki 5 sene yaşayacaklarımız o kadar kötü bir zemin var ki. Belki biz çok zorlanacağız ama o kadar büyük zeminde 10 yıl değil, inanın İzmir 50 yıl kaybedecek” ifadelerine yer verdi.
Hiç yorulmadan son 13 günü çalışarak geçireceklerini belirten AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı da şöyle konuştu:
“Yeri geliyor günde 2-3 saat uykuyla mücadele ediyoruz. Öncelikle 18 Mart Çanakkale Zafer Bayramımızı tebrik ediyorum. Kabinede pırıl pırıl büyüklerimiz var. Eğer bizler onların gece gündüz çalışmalarının karşısında çok güzel çalışma ortaya koyarsak, kader gayrete aşıktır.” – İZMİR
]]>Türkiye-Birleşik Krallık arasındaki mevcut Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) daha kapsamlı bir anlaşma haline gelmesi için tarafların yürüttüğü gözden geçirme çalışmaları sonrasında güncelleme müzakerelerine başlamaya yönelik karar 18 Temmuz 2023’te alındı.
Yaklaşık 30 yıl önce kurulan Gümrük Birliği’ne dayanan, ağırlıklı olarak sanayi mallarını kapsayan iki ülke arasındaki STA’nın güncelleme müzakerelerinin ilk turunun, bu yıl 10 Haziran haftasında Londra’da gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Serbest Ticaret Anlaşması’nın güncellenmesi ve farklı alanlara genişletilmesinin Türkiye-Birleşik Krallık arasındaki ikili ticaretin artırılmasına ve çeşitlendirilmesine yardımcı olacağı ve iki ülke arasındaki güçlü işbirliği ve bağlara daha fazla katkıda bulunacağı ifade ediliyor.
STA güncelleme müzakereleri neticesinde, anlaşmanın hizmet ticareti, yatırımlar ve ilave tarım tavizleri gibi alanları içerecek şekilde genişletilmesi, ayrıca yatay kurallar bakımdan kapsamlı hükümler içermesi hedefleniyor.
Güncellenmiş STA ile her iki ülkedeki iş dünyası için daha güçlü ve kapsamlı bir hukuki zemin tesis edilmesi amaçlanırken, güncellemeyle iki ülke arasında devam eden diyalog ve işbirliği imkanlarının genişletilmesi de bekleniyor.
“İkili ticaret hacmimiz yaklaşık 28 milyar dolara ulaştı”
Britanya İmparatorluk Nişanı (OBE) sahibi de olan BCCT Başkanı Chris Gaunt, konuya ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık ve Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin her zaman güçlü olduğunu ve olmaya devam edeceğini dile getirdi.
Yeniden müzakere edilecek STA’nın Birleşik Krallık ve Türkiye’nin ticaretlerini gelecek yıllarda nasıl büyütmek istediğinin bir göstergesi olduğunu ifade eden Gaunt, “Yeniden müzakerenin amacı anlaşmaya daha fazla sektörün dahil edilmesidir, bu da ticaret hacmini ve değeri artıracaktır.” diye konuştu.
Gaunt, ikili ticaret hacminde salgın sırasında düşüş olduğunu anımsatarak, şu anda ikili ticaret hacminin yaklaşık 28 milyar dolara ulaştığını söyledi.
Olumlu yönde ilerleme olduğuna vurgu yapan Gaunt, “Türkiye’den İngiltere’ye ihracatta bir artış görüyoruz. Bu artış da Türkiye ekonomisine fayda sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Gaunt, güncellenecek STA ile hizmetler sektörünün daha fazla önem kazanacağına işaret ederek, şunları kaydetti:
“Türkiye ile daha kapsamlı bir tarımsal ilişki kurmak istiyoruz. Birleşik Krallık’ın tarım, teknoloji konularında çok fazla destek sağlayabileceğine inanıyorum. Türkiye büyük bir üretici ve tarım ürünleri ihracatçısı olmak için gerekli tüm unsurlara, çevreye ve konuma sahip. Dolayısıyla İngiltere’nin Türkiye’nin bunu başarmasına yardımcı olabileceğini düşünüyorum.”
“KOBİ’ler her ekonominin bel kemiğidir”
Genel olarak gidişatın Türkiye ve Birleşik Krallık arasında daha güçlü bir yatırım ortamı oluşturmak yönünde olduğunu belirten Chris Gaunt, “Türkiye, Birleşik Krallık için ticaret ve yatırımda öncelikli pazar olmaya devam edecek.” şeklinde konuştu.
Gaunt, Türkiye’nin Birleşik Krallık’tan gelen turistler için çok popüler olduğunun altını çizdi.
Turizm sektörünün Türkiye için kritik bir öneme sahip olduğunu dile getiren Gaunt, “Birleşik Krallık’tan gelen turistlerde geçen yaz bir artış gördük. Şimdi tekrar büyüyor ve bu yaz büyümeye devam etmemesi için herhangi bir neden görmüyorum.” dedi.
BCCT olarak iki ülke arasındaki ticarette önemli bir rol oynadıklarını ifade eden Gaunt, sözlerini şöyle tamamladı:
“Odak noktamız Türk KOBİ’lerini desteklemek ve onları Birleşik Krallık KOBİ’leriyle bir araya getirmek. KOBİ’ler her ekonominin bel kemiğidir ve her iki ülkede de ticari ilişkilerimizin güçlendirilmesinde önemli bir rol oynadıklarından emin olmak istiyoruz.”
]]>Bartın’ın Ulus ilçesi Ulukaya köyünde cenaze törenine katılan Tunç, vefat eden Sadık Özkan’ın ailesine başsağlığı diledi.
Törene, Bartın Valisi Nurtaç Arslan, AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, Garnizon Komutanı Deniz Kıdemli Albay Erkan Şahin, Cumhuriyet Başsavcısı Faruk Kaynak, İl Jandarma Komutanı Albay Ersin Aslan, AK Parti İl Başkanı Yaşar Arslan da katıldı.
Daha sonra AK Parti İlçe Başkanlığınca Amasra Spor Salonu’nda düzenlenen iftar programına katılan Tunç, burada yaptığı konuşmada, AK Parti döneminde ilçeye çok önemli eserler kazandırıldığını anlattı.
Tünel yaparak ulaşımı kolaylaştırdıklarını ve ilçeye yolcu limanı kazandırdıklarını anlatan Tunç, limanı daha da geliştirerek Amasra’yı marka yapacaklarını söyledi.
Tunç, AK Parti Belediye Başkan adayı Ahmet Reis’in projelerini tek tek hayata geçireceklerini belirterek, “Daha fazlasını yapacağız çünkü böyle dünya cenneti bir yerde yaşamanın biraz ayrıcalığı olmalı. Onun için doğal gaz gecikmemeli, bütün mahallelerde doğalgaz yanmalı. Sokaklarımızda asfalt, kaldırım problemi olmamalı. Amasra’mız bunları çoktan aşmış olmalı.” diye konuştu.
Gerçek belediyeciliğin 1994’te İstanbul’da başladığını, Cumhuriyet Halk Partisi yönetimindeki İstanbul’u, yaşanılamaz hale getirilmiş İstanbul’u yaşanılır hale getirdiği için milletin Recep Tayyip Erdoğan’ı başbakan yaptığını vurgulayan Tunç, şöyle devam etti:
“Millet ona ‘Bir parti kur arkandayım.’ dedi. ve gerçek belediyecilikten doğdu AK Parti. İstanbul’da doğan o gerçek belediyecilik 2002’de AK Parti’nin iktidara gelmesiyle 81 ilde, bütün ülkemize eser ve hizmet siyaseti olarak yayıldı. Türkiye’nin 81 vilayetinin fiziki kalkınmasını, altyapı sorunlarını, yollarını, otobanlarını, barajlarını, üniversitelerini, KÖY-DES ve BEL-DES projeleriyle yaşanılan yerleri daha müreffeh hale getirdik. Dünya projeleriyle ülkemizi tanıştırdık.”
“Halkımızın alım gücünü artırmaya devam edeceğiz”
Bakan Tunç, ülkenin fiziki kalkınmasını sağlarken bir yandan da demokrasi mücadelesi verdiklerini, Türkiye’nin gelişimini, kalkınmasını, terörle mücadelede başarılı olmasını istemeyenlerin boş durmadıklarını dile getirdi.
Her zaman müdahalelerle karşı karşıya kaldıklarına işaret eden Tunç, “Partimizi kapatmaya bile kalktılar. 367 krizleri, e-muhtıralar, gezi olayları, 17-25 Aralık emniyet, yargı, darbe girişimi, terör olaylarının artırılması, hendek kazmalar, 15 Temmuz hain darbe kalkışmasıyla karşı karşıya kaldık. Tüm bu engelleri sizin desteğinizle aşmayı başardık. Hem o engelleri aştık, hem ülkemizin kalkınmasını sağladık.” şeklinde konuştu.
Tunç, gelecek dönemde de eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanı güçlendirmek için çalıştıklarını vurgulayarak, “İstikrarlı kalkınma hamleleriyle Türkiye’mizi ‘enerjide bağımsız olsun’, ‘savunma sanayinde yerli ve milli olsun’ diye çalıştık. Türkiye’yi IMF’ye muhtaç olmaktan kurtardık. Pandemiden, depremden ve dış gelişmelerden kaynaklanan o olumsuz etkilerden çok çabuk sıyrılacağız ve halkımızın alım gücünü artırmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
31 Mart’ta milletin vereceği karar sonrasında önlerinde 4 yıllık istikrar süreci ve seçimsiz, yatırımlarla, halkın refahını artırmayla geçen tartışmasız dönem yaşanacağına değinen Tunç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Dünyada da mazlumun hakkını savunmaya devam edeceğiz. Bakın bugün yine İsrail, mübarek ramazanda bir ailenin üzerine bomba atıyor, 36 Filistinli maalesef katledildi, şehit edildi. Aylardır dünyanın gözü önünde insanlık dramı yaşanıyor ama buna ses çıkarabilen sadece Türkiye var, Recep Tayyip Erdoğan var. Dünyada mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz. Dünyada adaleti savunmaya devam edeceğiz. Dünyada hakkaniyeti savunmaya devam edeceğiz. İnşallah Türkiye’yi sizlerle beraber, çocuklarımızın geleceği için, gençlerimizin geleceği için, terörün her türlüsünden arınmış huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde olacağız.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bursa ziyaretinde Merinos Atatürk ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Rumeli-Balkan Türkleri iftar programına katıldı. Konuşmasına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını ileterek başlayan Bakan Fidan, “Biz Balkan Türklüğü, Balkan Müslümanlığı gibi dimdik ayakta, Türkiye var oldukça, sizler Balkanlar’ın, Rumeli’nin dört bir yanındaki kardeşlerimiz var oldukça hep birlikte dimdik ayakta kalacağız. Memleketimiz de, medeniyetimiz de dimdik ayakta kalacak. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yola çıkarken sınırlarımızın ötesindeki soydaşlarımıza ve din kardeşlerimize de destek olmayı temel öncelik olarak belirledik. Bu doğrultuda son 21 yılda yardım ve desteği konusundaki milli kapasitemizi her alanda güçlendirdik, yaygınlaştırdık ve kurumsallaştırdık. Bugün itibarıyla devletimiz gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimiz neye ihtiyaç duyarsa, hemen gereğini yapabilecek duruma geldik. 21 yıldır tüm görevlerimde bu sürece katkı sunmaktan büyük bir onur duydum. Bugün şu anda bu salonda aramızda bulunan birçok arkadaşımızla bu uzun yolculuktan hep birlikte Balkan Türklerine hizmet etmenin derin mutluluğunu yaşadım. Şimdi ise bu misyona katkıyı Dışişleri Bakanı olarak da sürdürmekteyim. Görevler değişir ama tabii dava baki kalır. Hiç endişeniz olmasın. Balkanlar ve Rumeli her zaman önceliklerimiz arasında yer alacaklar. Devlet olarak bölgemize dair çalışmaları yürütürken sivil toplum kuruluşlarımızda el ele veriyoruz” dedi.
“Bursa Büyükşehir Belediyesi Balkanlar’da da sorumluluk üstlenen stratejik bir aktör haline gelmiş durumdadır”
Bursa’daki yerel yönetimin STK’lar ile iş birliği yaparak Balkanlar’da örnek faaliyetlere imza attığını kaydeden Fidan, “Bursa Valiliği ile belediyeleriyle, Bal-Göç başta olmak üzere sivil toplum örgütleri ve dernekleriyle, iş insanlarıyla, gönüllüleriyle Balkanlar’da büyük hayırlı işlere imza atıyor. Tarihi eserlerimizin restorasyonunda yeni cami ve mescit inşasına zor durumdaki kardeşlerimize el uzatmaktan toplu iftarlara nice hayırlı işlerde Bursalı kardeşlerimizin hem ön safta oluruz. Bu hususta örnek faaliyetleriyle dikkati çeken Bursa Büyükşehir Belediyemizi yürekten kutluyorum. Ali Nur başkanımızın liderliğindeki belediyemizin sorumluluklarını en iyi şekilde yerinde görmek hakikaten bizler için gurur verici. Bugünkü ziyaretimde de buna bir kez daha şahit olma imkanım oldu. Belediyemiz şehirdeki güzel icraatlarına ilaveten bir yandan da kardeşlerimize destek olmaya devam ediyor. Bu yüzden Bursa Büyükşehir Belediyesi sadece yerel düzeyde değil Balkanlar’da da sorumluluk üstlenen stratejik bir aktör haline gelmiş durumdadır. Ali Nur başkanımızın sizlerin de desteğiyle inşallah yeniden seçilerek bir dönem daha bu kutlu göreve devam edeceğine inanıyorum. Önümüzdeki dönemde çok daha büyük hizmetlere ve hayırlara imza atacağına inanıyorum. Bu noktada ilçe belediyelerimize ve güzel hizmetlerinden dolayı ayrıca teşekkür ediyorum. Kim soydaşlarımıza, din kardeşlerimize omuz, davamıza destek veriyorsa, taş üstüne taş koyuyorsa Allah ondan razı olsun” şeklinde konuştu.
“Filistinli kardeşlerimizi asla ve asla yalnız bırakmayacağız”
Filistin’de yaşanan savaşın sona ermesi için çalışmaların devam ettiğini ifade eden Fidan, “Dünyamızın ve bölgemizin nereye gittiğini iyi ve doğru okumamız gerekiyor. Milli menfaatlerimizi korumanın yolu gidişatı iyi ve doğru okumaktan geçiyor. Dünya dört bir yanında soydaşlarımıza gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimize gerçek manada sahip çıkmanın yolu da buradan geçiyor. Dünyada jeopolitik rekabetin yanı sıra krizlerin, çatışmaların da arttığını görmekteyiz. Kuzeyimize ve güneyimizde savaşlar var. Ukrayna savaşı neredeyse üçüncü yılına girdi. İsrail mezalimi Gazze’de daha sadece uluslararası hukuku değil tüm insani değerleri ayaklar altına almaya devam ediyor. Yaşananlar sadece Gazze’yle sınırlı değil, Batı Şeria’da da yerleşimci terörüyle Filistinli kardeşlerimizin toprakları gasp ediliyor. Biz Türkiye olarak bu zalimliğin son bulması için her düzeyde var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Filistinli kardeşlerimizi asla ve asla yalnız bırakmayacağız” diye konuştu.
“Balkan ülkeleri bölge halklarının ortak çıkarlarını temel öncelik olarak kabul ediyoruz”
Balkan ülkeleri ile temaslarında Türkiye’nin güvenilir bir ülke olarak görüldüğünü ifade eden Fidan, “Somut olarak baktığımızda Bosna Hersek’teki ayrılıkçı söylemler ve Kosova-Sırbistan gerginliği endişeleri arttırmakta. Bu zorlu dönemde aktif dış politika izlemek, soğukkanlı davranmak ve ayrım gözetmeden bütün kesimleri kucaklamak gerekiyor. Böyle bir diplomasi yürütebilen tek bir ülke, tek bir lider var, Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan. Balkanlar’da her ülkeyle kurduğumuz kanallarda her düzeydeki yoğun temas trafiğinde şunu görüyoruz; Türkiye güvenilen bir devlet. İstikrar, barış ve refah odağı olarak görülen bir devlet. Biz ilişkilerimizi karşılıklı güven temelinde yürütüyoruz. Her ülkeyle ikili iş birliğimizi en üst seviyelere çıkarmak için durmaksızın çaba harcıyoruz. Bugün bölge ülkelerinin birçoğuyla stratejik ortaklık tesis etmiş durumdayız. Güneydoğu Avrupa ülkeleri işbirliği süreci, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlar bu vizyonu birer parçası. Bu çok taraflı girişimler çok kıymetli bir katkı sağladı; o da bölgesel sahiplenme kültürünün gelişmesi. Türkiye’nin yaklaşımının diğer aktörlerden farkı işte tam da burada. Biz Balkanların, Rumeli’nin bölge halklarının ortak çıkarlarının temel öncelik olarak kabul ediyoruz. Bölgemizde gerginlik istemiyoruz. Sorun gördüğümüzde hemen devreye girerek arabuluculuk yapıyoruz. Balkanların kalbinde yer alan Bosna Hersek bu bakımdan çok iyi bir örnektir. Bu ülkede istikrar, barış ve huzur tüm Balkanlar, tüm Avrupa için stratejik önem taşımakta. Bu nedenle ister ülke için olsun, ister ülke dışı olsun, tüm kesimlere Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünü hedef alan tek taraflı eylem ve söylemlerden kaçınma çağrısı yapıyoruz. Sadece çağrı yapmakla kalmıyor bütün sahada aktif bir tutumla destekliyoruz. Kosova-Sırbistan gerginliğini yine büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Her iki ülkenin de güvendiği bir devlet olarak, Belgrad-Priştine sürecine tam destek vermekteyiz. Büyük bir mutlulukla söylemek isterim ki ekim ayından bu yana üstlendiğimiz NATO Kosova Gücü Komutanlığımız sahada hemen çok büyük bir fark oluşturdu. Komutanlığımızın gerek Kosova gerek Sırbistan makamlarıyla tesis ettiği güven ilişkisi sayesinde huzur ve güvenlik çok şükür tesis edildi. Bu koşulların sürmesini ümit ediyoruz. Biz üzerimize düşen her katkıyı vermeye devam edeceğiz” dedi.
“Türkiye olarak dostlarımızla iş birliği içinde bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz”
Türkiye’nin Balkan ülkeleri ile işbirliğini istemeyenlere seslenen Fidan, “Barış ve güvenlik olmayınca ne büyük acılar yaşadığımızı en iyi bizler biliyoruz. Bunun için kendi söküğümüzü yine kendimiz dikiyoruz. Dışarıdan dikte edilen ve bu bölgenin gerçeklerine uygun olmayan politikaların sonuçları ortada. Bu politikalar sadece ve sadece çatışmalar ve krizler oluşturdu. Sanki daha dün tarifsiz acılar, katliamlar yaşanmamış gibi bugün hala aynı politikalarda diretenler var. Biz her kesimin güvenine sahip bir bölge ülkesi olarak bu yanlışları dile getirdik, getirmeye de devam ediyoruz. Biz doğruları söyledikçe doğru politikalar uyguladıkça bu defa Türkiye’yi bir rakip hatta hasım gibi görenler ortaya çıkıyor. Batı Balkanlar gibi tarihten kopup arazi kategoriler bu yüzden icat ediliyor. Böyle yöntemlerle Türkiye’yi Balkanlardan kopartabileceğini düşünenlere açık ve net bir mesajımız var. Bugün Balkanlar’da 30 önceki gibi acılar artık yaşanmıyorsa bu Türkiye sayesindedir. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü Türkiye’nin bölgede izlediği barışçı ve yapıcı politikalar sayesindedir. Türkiye’yi hasım gibi görenlere şunu çok açık bir şekilde söylüyoruz, sizin stratejik vizyonsuzluğunuzun vebalini bölge ülkeleri olarak artık biz çekmeyeceğiz. Türkiye olarak dostlarımızla iş birliği içinde bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz, içiniz rahat olsun. Biz devlet olarak bütün alıp stratejimizi bu vizyonla oluşturuyoruz. Bu yolda sizlere de büyük sorumluluklar düşüyor. Sizler Balkanlar’dan ve Rumeli’den kopmadığınız sürece hiçbir güç Türkiye’yi Evlad-ı Fatihan’dan ve bölgedeki kardeşlerimizden asla kopartamayacaktır” şeklinde konuştu.
Programa Bakan Fidan’ın yanı sıra Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Bursa İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Tekin Aktemur, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, BTSO Başkanı İbrahim Burkay, Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Feridun Yılmaz, Bursa Teknik Üniversitesi Başkanı Naci Çağlar, ilçe belediye başkanları ve Rumeli-Balkan dernekleri temsilcileri katıldı. – BURSA
]]>Deprem bölgesi Malatya’da sivilm toplum kuruluşları ve iş dünyasının temsilcileri ile stişare toplantısında bir araya gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dünyanın zor günler geçirdiğine dikkat çekerek, Türkiye’deki siyasi istikrar ve güven ortamının önemine vurgu yaptı. Yılmaz, Türkiye’nin 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerine rağmen yoluna güçlü bir şekilde devam ettiğini kaydederek, 14 Mayıs Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili seçimlerinde halkın verdiği destekle Türkiye’de siyasi istikrar ve güven ortamının devam ettiğini, bunu ise en iyi iş dünyasının bileceğini söyledi.
“Bizden sürpriz beklemeyin”
Ekonominin düşmanının belirsizlik olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Ekonominin düşmanı belirsizliktir. Belirsizliği ne kadar azaltırsanız, öngörülebilirliği ne kadar arttırabilirseniz ekonomik hayat o kadar sağlıklı bir şekilde çalışır. Biz de onu yaptık. Bu aralar bazı çevreler yerel seçimi gerekçe göstererek bir belirsizlik oluşturmaya çalıştırıyorlar. Sanki yerel seçimler sonrası sürpriz bir şeyler olacak gibi hava oluşturmaya çalışıyorlar. Ona da kesinlikle prim vermeyin, böyle bir şey söz konusu değil. Biz genel seçimleri yaptık, Meclisimizi, başkanımızı seçtik ve 5 yıllık süreç içerisinde yol haritalarımızı da istişarelerle şekillendirdik. Dolayısıyla bizden sürpriz beklemeyin, tam aksine öngörülebilirlik bekleyin. Politika dokümanlarımız da ne yazdıysak onları adım adım kararlı bir şekilde hayata geçireceğiz. Birileri yerel seçimler vesilesiyle spekülasyon yapmaya, piyasaları bozmaya çalışıyor. Bunun üzerinden siyasi ve ekonomik rant elde etmeye çalışanlar var. Bunlara ben inanıyorum ki halkımız itibar etmeyecektir” ifadelerini kullandı.
“Enflasyonda belirgin bir düşüş başlayacak”
Kararlı bir şekilde politikaların sürdürüleceğini belirten Yılmaz, “Bir taraftan büyümemizi ve istihdamımızı makul bir çizgide sürdürürken, diğer taraftan da depremin yaralarını saracağız. Bir yandan da enflasyonla mücadelemizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Bu yılın ikinci yarısında enflasyonda belirgin bir düşüş başlayacak. 2025’te bunun hızlandığını göreceğiz, 2026’da ise tek haneli rakamlara ulaşacağız. Bunun planını programını yapmış durumdayız. Bir taraftan para politikaları ile diğer taraftan maliye politikaları ile üçüncü bir başlık olarakta yapısal reformlarla hedeflerimize birer birer ulaşacağız. Deprem harcamalarına rağmen bütçe açığımızı kontrol altına almış durumdayız. Ekonomik büyüklüğümüz 1 trilyon 119 milyara ulaştı yıl sonu itibarıyla. İlk defa trilyon dolar seviyesini geçmiş olduk. Kişi başına düşen gelirimiz 13 bin 100 doları buldu. Burada iyi bir seviyeyi yakaladık. İstidam olarak 32 milyonu aşmış bir istihdamımız var. Burada iyi gidiyoruz. Türkiye kim ne derse desin en iyi performansı gösteren ülkelerin başında geliyor. Reel ekonomik tarafımızda sorun yok, meselemiz enflasyon, onu da inşallah adım adım aşağılara çekeceğiz” diye konuştu. – MALATYA
]]>Bakan Fidan, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Rumeli-Balkan Türkleri İftar Programı”nda yaptığı konuşmada, geniş bir kimliği ve tarihi birikimi bünyesinde barındıran Bursa’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.
Bursa’nın, Osmanlı’nın kök saldığı topraklar olduğunu belirten Fidan, Balkanların her bir köşesinde de Bursa’dan izler görüldüğünü kaydetti.
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yola çıkarken sınırların ötesindeki soydaşlara ve din kardeşlerine de destek olmayı temel öncelik olarak belirlediklerini vurgulayarak, “Bu doğrultuda, son 21 yılda yardım ve destek konusundaki milli kapasitemizi her alanda güçlendirdik, yaygınlaştırdık ve kurumsallaştırdık. Bugün itibarıyla devletimiz, gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimiz neye ihtiyaç duyarsa, hemen gereğini yapabilecek güce sahiptir.” diye konuştu.
Balkanlar’a yaptığı desteklerinden dolayı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a da teşekkür eden Fidan, Bursa Büyükşehir Belediyesinin sadece yerel düzeyde değil, Balkanlar’da da sorumluluk üstlenen stratejik bir aktör olduğunu söyledi.
Filistinli kardeşlerimizi asla yalnız bırakmayacağız”
Fidan, Gazze’ye de dikkati çektiği hitabında, dünyanın zorlu bir dönemden geçtiğinin altını çizerek, şöyle devam etti:
“Dünyamızın ve bölgemizin nereye gittiğini iyi ve doğru okumamız gerekiyor. Milli menfaatlerimizi korumanın yolu, gidişatı iyi ve doğru okumaktan geçiyor. Dünyanın dört bir yanında soydaşlarımıza, gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimize gerçek manada sahip çıkmanın yolu da buradan geçiyor. Dünyada jeopolitik rekabetin yanı sıra krizlerin, çatışmaların da arttığını görüyoruz. Kuzeyimizde ve güneyimizde savaş var. Ukrayna Savaşı, üçüncü yılına girdi. İsrail mezalimi, Gazze’de sadece uluslararası hukuku değil, tüm insani değerleri ayaklar altına almaya devam ediyor. Yaşananlar, Gazze’yle sınırlı değil, Batı Şeria’da da yerleşimci terörü ile Filistinli kardeşlerimizin toprakları gasp ediliyor. Biz Türkiye olarak, mezalimin son bulması için her düzeyde var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Filistinli kardeşlerimizi asla yalnız bırakmayacağız.”
“Türkiye, güvenilen bir devlet”
Uluslararası alandaki gelişmelerin Balkanlar ve Rumeli’nin de sinir uçlarını zorladığına dikkati çeken Fidan, “Somut olarak baktığımızda, Bosna-Hersek’teki ayrılıkçı söylemler ve Kosova-Sırbistan gerginliği endişeleri artırıyor. Bu zorlu dönemde aktif bir dış politika izlemek, soğukkanlı davranmak ve ayrım gözetmeden bütün kesimleri kucaklamak gerekiyor. Böyle bir diplomasi yürütebilen tek bir ülke, tek bir lider var, Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan. Balkanlar’da her ülkeyle kurduğumuz diyalog kanallarında, her düzeydeki yoğun temas trafiğinde şunu görüyoruz. Türkiye, güvenilen bir devlet. İstikrar, barış ve refah odağı olarak görülen bir devlet.” ifadelerini kullandı.
Fidan, ilişkileri karşılıklı güven temelinde yürüttüklerini belirterek, “Her ülkeyle ikili işbirliğimizi en üst seviyelere çıkarmak için durmaksızın çaba harcıyoruz. Bugün bölge ülkelerinin birçoğuyla stratejik ortaklık tesis etmiş durumdayız. Öte yandan bölgesel çok taraflı platform ve girişimlere de öncülük ediyoruz. Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği süreci, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlar, bu vizyonun birer parçası.” dedi.
Balkanlar’ın, Rumeli’nin, bölge halklarının ortak çıkarlarını, temel öncelik olarak kabul ettiklerini dile getiren Fidan, şunları kaydetti:
“Bölgemizde gerginlik istemiyoruz. Sorun gördüğümüzde hemen devreye girerek, arabuluculuk yapıyoruz. Balkanlar’ın kalbinde yer alan Bosna-Hersek bu bakımdan iyi bir örnektir. Bu ülkede istikrar, barış ve huzur, tüm Balkanlar, tüm Avrupa için stratejik önem taşıyor. Bu nedenle ister ülke içi olsun ister ülke dışı olsun tüm kesimlere Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünü hedef alan tek taraflı eylem ve söylemlerden kaçınma çağrısı yapıyoruz. Sadece çağrı yapmakla kalmıyor, bunu sahada aktif bir tutumla da destekliyoruz. Kosova-Sırbistan gerginliğini yine büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Her iki ülkenin de güvendiği bir devlet olarak, Belgrad-Priştine sürecine tam destek veriyoruz. Büyük bir mutlulukla söylemek isterim ki ekim ayından bu yana üstlendiğimiz NATO Kosova Gücü komutanlığımız, sahada hemen fark yarattı. Komutanımızın gerek Kosova gerek Sırbistan makamlarıyla tesis ettiği güven ilişkisi sayesinde huzur ve güvenlik tesis edildi. Bu koşulların sürmesini ümit ediyoruz.”
“Barış ve güvenlik olmayınca ne büyük acılar yaşandığını en iyi bizler biliriz”
Fidan, Türkiye’nin üzerine düşen her türlü katkıyı vermeye devam edeceğini dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Esasen, Balkan devletleri olarak böyle davranmalıyız. Çünkü barış ve güvenlik olmayınca ne büyük acılar yaşandığını en iyi bizler biliriz. Bunun için kendi söküğümüzü, kendimiz dikiyoruz. Dışarıdan dikte edilen, bu bölgenin gerçeklerine uygun olmayan politikaların sonuçları ortada. Bu politikalar sadece ve sadece çatışma yarattı, kriz yarattı. Sanki daha dün tarifsiz acılar, katliamlar yaşanmamış gibi bugün hala aynı sorumsuz politikalarda diretenler var. Biz her kesimin güvenine sahip bir bölge ülkesi olarak, bu yanlışları dile getirdik, getirmeye de devam ediyoruz. Biz doğruları söyledikçe, doğru politikaları uyguladıkça bu defa Türkiye’yi bir rakip hatta hasım gibi görenler ortaya çıkıyor. ‘Batı Balkanlar’ gibi tarihten kopuk, farazi kategoriler bu yüzden icat ediliyor.
Böyle yöntemlerle Türkiye’yi Balkanlar’dan kopartabileceğini düşünenlere, açık bir mesajımız var. Bugün Balkanlar’da 30 yıl önceki gibi acılar artık yaşanmıyorsa bu Türkiye sayesindedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki güçlü Türkiye’nin bölgede izlediği barışçı ve yapıcı politikalar sayesindedir. Türkiye’yi hasım gibi görenlere, şunu çok açık bir şekilde söylüyoruz. Sizin stratejik vizyonsuzluğunuzun vebalini, bölge ülkeleri olarak artık biz çekmeyeceğiz. Türkiye olarak, dostlarımızla işbirliği içinde, bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz. İçiniz rahat olsun. Biz devlet olarak bütün önlemlerimizi alıp, stratejimizi bu vizyonla oluşturuyoruz.”
Programda Bursa Valisi Mahmut Demirtaş ile Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş da katılımcılara hitap etti.
]]>CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Cemil Tugay, Karaburun’un ardından Mordoğan’ı da ziyaret etti. Seçim çalışması yaptığı sırada İYİ Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ümit Özlale ile karşılaşan Başkan Cemil Tugay, rakibi ile bir süre sohbet etti. Tugay ve Özlale birbirine başarılar dileyerek, aynı bölgede çalışmaya devam etti.
Mordoğan’da önce esnafı ziyaret eden, ardından ise halk buluşmasına katılan Başkan Cemil Tugay, İzmir’in her yerine eşit hizmet götüreceklerini sözünü yineledi.
“YEREL SEÇİMDE HAK ETTİKLERİ YENİLGİYİ ALACAKLAR”
Tugay, “İzmir’in daha güzel bir kent olması için çalışacağız. Bugüne kadar Cumhuriyet’e sahip çıkan insanlarla birlikte, bu ülkeyi nasıl düzlüğe çıkaracağımızı konuşalım istiyorum. Genel seçimlerden sonra zihnimize gölge düştü. Ben bunu gözlerinizde görüyorum. Sizler davaya sahip çıkmış, burada toplanmış insanlarsınız. Ama birileri, birçok insanımızın kafasını karıştırdı. Bu adamlar yenilmez diye bir şey yok. 25 senedir nasıl onları İzmir’de eze eze yendiysek, bu defa da eze eze yeneceğiz. İzmir’in her bir yanında bu iradeyi görüyorum. Bu yerel seçimde hak ettikleri yenilgiyi alacaklar. Genel Başkanımızın da dediği gibi sizin sayenizde erken genel seçimle, onları devireceğiz” dedi.
TÜRKİYE’YE İZMİR MORALİ
Konuşması sırasında küçük bir kız çocuğunu sahneye davet eden Başkan Tugay, hiçbir çocuğun, geri kalmış bir ülkeyi, yoksulluğu, adaletsizliği hak etmediğini belirterek, şunları söyledi:
“Kurtuluş Savaşı’ndan 101 yıl sonra hala ‘Mustafa Kemal’in askeriyiz’ deme gereği duyuyorsak, o günkü mücadele bugün de devam ettiği için. O gün ülkemizin bağımsızlığını tehdit edenler, ülkemizi işgal edenler, ülkemizi ele geçirmeye çalışanları, bizleri ümmet yapıp ele geçirmeye çalışanlara karşı; bizi halk yapan, millet yapan, Türkiye Cumhuriyeti’ni de bağımsız güçlü bir devlet yapan o anlayışa hizmet etmeye kararlı olduğumuz için söyleme gereği duyuyoruz. Bu iradeyi en güçlü şekilde Türkiye’de İzmir gösterdi. Bu nedenle İzmir Türkiye için umut olmuştur. İzmir var oldukça Türkiye’de de umut var olmaya devam edecek.”
TARIM VE TURİZM PLANLI ŞEKİLDE GELİŞECEK
İlçeye kültür merkezi ve çok amaçlı spor salonu kazandırmayı planladıklarını anlatan Tugay, “Burası turizm bölgesi. Doğal yapısını bozmadan turizmi geliştireceğiz. İzmir Büyükşehir Belediyesi kıyı balıkçılığına destek veriyor. Bunu büyüteceğiz. Zeytincilik başta olmak üzere tarımsal çalışmalara destek olacağım. Tarımın daha nitelikli olması için çalışacağım. Özellikle yaz aylarında İzmirlilerin buraya daha kolay ulaşması için deniz ulaşımı başta olmak üzere bütün ulaşım alternatiflerini hizmetinize sunacağım. Önümüzdeki dönemde kent, doğaya ve denize zarar vermeden büyüyecek. Bunun için doğru planlama çalışması yapıp her konuda dikkatli olacağız. İzmir’in her köşesini kendi evim gibi koruyacağım. İstismar edilmesine izin vermeyeceğim. Bana güvenmenizi istiyorum. Size hizmetten onur duyacağım. Seçileceğime şüphem olmadığı için şimdiden ekiplerimizi oluşturduk” diye konuştu.
Karaburun Belediye Başkanı ve CHP’nin Karaburun Belediye Başkan Adayı İlkay Girgin Erdoğan ise Cumhuriyet değerlerini savunmanın önemine dikkat çekerek, herkesin çocuklarının geleceğine sahip çıkması için tek yürek olmasını istedi.
]]>Fidan, Bursa’nın Mudanya ilçesinde bir otelde düzenlenen AK Parti Mudanya Belediye Başkan adayı Gökhan Dinçer’in tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, Dinçer’in Mudanya’ya hizmet aşkıyla dolu olduğunu söyledi.
Mudanya’nın milli tarih ve kimlik şuuru açısından çok müstesna bir yere sahip olduğunu belirten Fidan, 11 Ekim 1922’de, Anadolu’nun boyunduruk altına alınması için oynanan oyunların bozulmasının, ilk defa yazılı olarak Mudanya’da kayda geçtiğini anımsattı.
Bakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, şehit, gazi ve tarihteki tüm kahramanlardan aldıkları emaneti daha yukarılara taşımanın gayreti içinde olduklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Bir milli şahlanış sürecindeyiz. Türkiye’miz gerektiğinde oyun kuran, gerektiğinde oyunu bozan, adaletsizliklere boyun eğmeyen güçlü bir siyasi duruş sergiliyor. Bir ülkenin kahramanları hep vardı. Bu topraklar askerinden öğretmenine, bilim insanından istihbaratçısına hayatın her alanında, her dönem farklı kahramanlar çıkarmıştır. Bizler zor zamanlarda ortaya çıkan liderler sayesinde güçlüklerin geride bırakılmasına ve yeni dönemlere yelken açılmasına tarih boyunca defalarca şahitlik etmiş bir milletiz. Son 21 yılda Türkiye’mizin hangi noktadan nereye geldiğini, nasıl bir sıçrama kaydettiğini hepimiz gayet iyi biliyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki güçlü Türkiye artık hakikaten sadece bölgesinde değil, uluslararası düzeyde de önemli bir aktöre dönüşmüştür.”
“Her alanda çıtayı yükselterek çok şükür yepyeni bir çığır açtık”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, devleti ve milleti için gece gündüz nasıl mücadele ettiğine yakinen şahitlik ettiğini anlatan Fidan, “Türkiye’de siyasetin ve toplumsal hayatın her alanındaki vesayet zincirlerinin kırılması, Sayın Cumhurbaşkanımızın azmi ve kararlılığıyla mümkün olmuştur. Son 21 yılda terörle mücadelede ve milli güvenlik sistemimizde daha önce eşi benzeri görülmemiş başarılara imza attık. Türkiye her alanda sözcüğün tam anlamıyla çağ atladı. Savunma sanayinde yüzde 20 olan yerlilik ve millilik oranını yüzde 80’lere taşıdık. Küresel savunma ürünleri ihracatı endekslerinde rekor kıracak noktalara geldik. Milletimizin teveccühü ile hayata geçirdiğimiz politikalar ve stratejiler vasıtasıyla her alanda çıtayı yükselterek ve refah seviyemizi artırarak çok şükür yepyeni bir çığır açtık.” ifadesini kullandı.
Milletin refah, huzur ve güvenliği artırırken, gönül coğrafyasını da ihmal etmediklerine dikkati çeken Fidan, şunları kaydetti:
“Şükürler olsun ki icraatımızın ve çalışmalarımızın semerelerini de alıyoruz. Dünyada krizlerin, çatışmaların, hatta savaşların artma eğiliminde olduğu bir dönemdeyiz. Milli menfaatlerimizi korumak için gidişatı iyi ve doğru okumamız gerekiyor. Mevcut dünya düzeni küresel adaletsizlikle, krizlerle, savaşlarla baş edemiyor. Kendini güncellemeyen mevcut sistem, yaşanan sorunların da kaynağı haline gelmiş durumdadır. Mevcut sistemin acizliği Gazze’de tamamen ifşa olmuştur. İsrail’in ve zalimine seyirci kalan bu sistem Ukrayna’daki savaşı da engelleyemiyor. Tersine teşvik ediyor. Bu sistem, bırakın adaleti tesis etmeyi, küresel düzeydeki eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Hegemon güçler sadece emperyal gündemleriyle meşgul oluyorlar. Terör örgütlerini, vekil örgütleri ve diğer yerel vesayet unsurlarını taşeron olarak kullanmaya devam ediyorlar. Ülkemiz üzerinde oynanmaya çalışılan oyunların tümünü Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hamdolsun boşa çıkardık.”
“Fırsatların da peşinden koşacağız”
MİT Başkanlığı görevi sırasında “Sadece karşımıza çıkan teröristle uğraşmayacağız. Peşine düştüğümüz teröristleri yakalayıp gerekeni yapacağız” diye konsept oluşturduklarını anlatan Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öyle de yaptık. Dış politikamıza bunu uyguladığımız zaman sadece önümüze çıkan tehditlerle değil, aynı zamanda ülkemiz için gerekli olan fırsatları, imkanları, milli menfaatleri dünyanın neresinde olursa olsun bulup elde edeceğiz. Sadece uluslararası sistemin önümüze çıkardığı engellerle vaktimizi harcamayacağız, mücadele ederken ülkemiz için, milletimiz için, bölgemiz için iyi olanın da peşinden koşacağız. Fırsatların da peşinden koşacağız. İşte bu yüzden Türkiye artan imkan ve kabiliyetleriyle adalet ve vicdan temelinde yeni bir dünya düzeni kurulması için öncü rol üstlenmiş durumdadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘dünya beşten büyüktür’ söyleminin dünyanın her köşesinde karşılık bulması asla boşuna değil.”
Fidan, Türkiye’nin artık oyun kuran, gerektiğinde oyun değiştiren bir ülke olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bunu terörle mücadele stratejimizde de görüyoruz. Hükümetimizle, askerimizle, güvenlik güçlerimizle, terörle mücadelede son 21 yılda kaydedilen mesafe apaçık ortadadır. Terör illetini sadece ülkemizden değil, sınır ötemizden de temizleme çabalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Milli Savunma Bakanımız ve MİT Başkanımızla Bağdat’taydık. Hem kendi sınırlarımız içinde hem sınırlarımız dışında terörist unsurları temizleme irademizi Iraklı mevkidaşlarımızla paylaştık. Onlardan da bu konuda bizimle birlikte ortak hareket edeceklerine dair söz aldık. PKK’nın, Irak’ın çıkarlarına aykırı hareket eden ve orada da müsaade edilmemesi gereken bir örgüt olduğunu ilk defa bu süreç sayesinde muhataplarımız kabul ettiler. Iraklı kardeşlerimizle işbirliğimiz ve koordinasyon toplantılarımız önümüzdeki süreçte de devam edecek.”
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank ile Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın da katılımcılara hitap ettiği toplantıda, AK Parti Mudanya Belediye Başkan adayı Gökhan Dinçer, projelerini içeren sunum yaptı.
Konuşmaların ardından aday Dinçer, Bakan Fidan’a tarihi Mudanya mütareke binasının tablosunu hediye etti.
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, Konya’da partisinin düzenlediği mitingde konuştu. Antalya’dan Konya’ya giden staj ve çıraklık mağdurlarının miting sırasında “Çırağa müjde” sloganları atması üzerine Erdoğan, “Arkadaşlar çırağa müjde olmaz, kalfaya ustaya müjde olur, bu tür adımlar yanlış adımlar. Konya’ya sadakat ve siz bu sadakati bozmayın. Sen bizi dinle.” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti:
“Konya, vefanın şehridir. Bizim Konya ile gönül bağımız çok eskilere dayanıyor. Girdiğimiz her mücadelede Konya’yı dimdik yanımızda bulduk. 15 Temmuz’dan beri devam ettirdiğimiz vatanın bekasını koruma mücadelesinde Konya ile yol yürüdük. 14-28 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için şükranlarımı sunuyorum. Emniyet’ten sordurdum, meydanda ne kadar katılım var diye… Yollar hariç 110 bin katılım var. Her zamanki gibi Konya bu. Sizler bu duruşunuzla meselenin sadece sandık değil, kutlu bir davanın sancağı olduğunu gösterdiniz. Konya’nın 31 Mart’ta da rekor oyla belediyecilikte tarih yazarak sancağı en yükseğe çıkaracağına inanıyorum. Selçuklu başkenti Konya’ya da bu yakışır. Şehirler içinde emsali bulunmayan Konya’ya milli iradeye sahip çıkma konusunda da emsalsiz olmak yakışır. Konya kendi sınırlarından ibaret bir şehir değildir. Bu şehir alimleri ile arifleri ile üretkenliği ile ülkenin tamamına ışık saçtı. Herkese faydası dokundu Konya’nın. Son depremde gördük ki Konya tüm mazlumlara el uzatan şehir olma vasfını sürdürdü. Deprem bölgesinde yapmadık destek bırakmadı. Büyükşehrimiz ile sivil toplum kuruluşlarınız ile desteğinizin yakın şahidiyiz. 21 yıldır Türkiye’ye hizmet ederken çok yönlü mücadelenin içinde olduk. Gece gündüz çalıştık. Vatan topraklarının her karşını yatırımlarla eserlerle donattık. Demokrasi hak özgürlük ihlallerini telafi edecek reformları hayata geçirdik. Sayısız saldırının önüne set çektik. Türkiye’yi terörden, nice tuzaklardan kurtardık. Ülkemizi güçlendirirken memleketin her potansiyelini kullandık. Eski Türkiye ile şimdiki Türkiye arasındaki farkı en iyi Konya’da görmek mümkün. Konya’nın 21 yılda kat ettiği mesafenin şahidi sizlersiniz.”
“ŞEHİRLERİ BELEDİYE MECLİSLERİNİ PAYLAŞIYORLAR”
CHP ile DEM Partinin gizli saklı iş birliği halinde olduğunu ileri süren Erdoğan, “Sözde ‘kent uzlaşısı’ adı altında şehirleri belediye meclislerini paylaşıyorlar. DEM, emirlere göre hareket ediyor, en çok oyu aldığı yerlerde bile örgütün emrinden çıkmayacak kukla isimleri aday gösteriyor. Yani nereden, Kandil’den. CHP ile yaptığı pazarlıkla yine işaret edilen isimleri öne sürdüler. Bu iki partinin sinsi oyununa, AK Parti’ye kaybettirmek için katılan başkaları da var. CHP’nin kifayetsiz muhterisleri Atatürkçülük gibi kavramların istismarı ile varlıklarını sürdürmüştür. Onlar da kendilerince bazı kavramlara sığınarak hiçbir adım atmadan siyasette tırnak tutturma hevesindeler. Daha önce birileri denemişti. Partimizden ayrılıp altılı masaya misafir oldular. Şu anda parlamentoda bile yerleri yok. Hepsinin sonu hüsran oldu. Güya Anadolu ayağa kalkacaktı kendileri Meclis’e bile giremediler. Sadece sandıkta değil, milletin vicdanında da kaybettiler.” ifadelerini kullandı.
Memleketin hayrına hiçbir fikir üretemeyenlerin durumuna gönüllerinin razı olmadığını söyleyen Erdoğan, “Başka hiçbir hüner göstermeden sırf AK Parti husumeti ile Erdoğan husumeti ile AK Parti oylarına gözlerini dikerek siyaset yaptıklarını sananları anlamakta zorlanıyoruz. Eskiler, selden gelen suya gider derler. Sırtını sadece konjonktüre dayamaktan başka, sermayesi olmayanların akıbeti yeni bir konjonktürle silinip gitmektir. Bir davası, bir vizyonu olanların durumu farklıdır. Hele bir de bunları destekleyecek projelere, samimi, hakikatli bir dile sahipseniz siyasette de gönüllerde de kalıcı olursunuz. Sırtını sadece konjonktüre dayamaktan başka sermayesi olmayanların akıbeti, yeni bir konjonktürle silinip gitmektir.” şeklinde konuştu.
AK Partinin kurulduğu günden bu yana her seçimden birinci çıktığını kaydeden Erdoğıan, “Konya bu davamızın da mücadelemizin de maruz kaldığımız saldırıların da en yakın şahididir. Konya AK Parti döküntüleri ile tek parti faşistlerinin ve terör örgütü uzantıları için çalışanlara itibar eder mi? Konya, CHP gibi adı her türlü kirli pazarlıkla ve şaibeli işlerle anılan partiyi sınırlarından içeri sokar mı? Bu ara demet demet dolarları, avroları topluyorlar ve paylaşıyorlar. Şunların haline bak… Bunlara bu ülke teslim edilir mi?” dedi.
]]>Erdoğan, partisinin, Konya Kılıçarslan Kent Meydanı’nda düzenlenen mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Konya’da olmaktan ve hasret gidermekten dolayı memnun olduğunu aktaran Erdoğan, Konya’nın vefanın şehri olduğunu dile getirdi.
Konya ile gönül bağlarının çok eskilere dayandığını anımsatan Erdoğan, gençliğinden beri girdikleri her mücadelede Konya’yı dimdik yanlarında bulduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’yi kurup eser ve hizmet siyaseti için yola çıktıklarında Konya’nın yine yanlarında olduğunu belirtti.
Cumhur İttifakı olarak 15 Temmuz’dan beri devam ettirdikleri milletin birliğini, vatanın bütünlüğünü, devletin bekasını koruma mücadelesinde de Konya ile yol yürüdüklerini vurgulayan Erdoğan, Türkiye’yi 2023 hedeflerine Konya ile beraber taşıdıklarını, Türkiye Yüzyılı’nın inşasını da Konya ile gerçekleştireceklerini ifade etti.
Konyalılara 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı’na verdiği destek için teşekkürlerini ileten Erdoğan, Konyalıların milletvekilliği seçiminde yaklaşık yüzde 70, cumhurbaşkanlığı seçiminde ise yüzde 73 oranında destek verdiğini hatırlattı.
“Hizmetlerin yakın şahidiyiz”
Miting alanında 110 bin vatandaş bulunduğunun bilgisini veren Erdoğan, “Konya bu. Her zamanki gibi Konya bu. Hani rahmetli Neşet Ertaş, ‘Kalpten kalbe giden bir yol var gizli gizli’ der ya. Bizim böyle bir yolumuz var. Ama bizimki artık gizli olmaktan çıktı, aşikar. Sizler bu duruşunuzla meselenin sadece seçim, sandık değil, asıl meselenin kutlu bir davanın sancağını yüceltmek olduğunu tüm dünyaya gösterdiniz.” diye konuştu.
Konya’nın 31 Mart’ta da rekor bir oyla belediyecilikte tarih yazacağına, sancağı da en yükseğe çıkaracağına inandığını dile getiren Erdoğan, Selçuklu başkenti Konya’ya da bunun yakışacağını vurguladı.
Erdoğan, Konya’ya, milli iradeye sahip çıkma konusunda emsalsiz olmanın, şehrini abad edecek emin ve ehil ellere oy vermenin yakışacağını söyledi. Konya’nın sadece kendi sınırlarından ibaret bir şehir olmadığını belirten Erdoğan, Konya’nın asırlarca Anadolu’ya başkentlik, nice şehirlere şahlık yaptığını anımsattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Konya’nın alimleriyle, arifleriyle, sanatkarlarıyla, çalışkanlığıyla, üretkenliğiyle ülkenin tamamına ışık saçtığını, sadece kalkınmakla, gelişmekle kalmadığını, herkese faydasının dokunduğunu anlattı.
Eskiden beri Konyalıların bölgede ve dünyanın dört bir yanında yürüttüğü hayır, hasenat faaliyetlerinin bilindiğini hatırlatan Erdoğan, “Son deprem felaketinde gördük ki Konya, tüm mazlumlara ve mağdurlara el uzatarak onların hem yaralarını saran hem gönüllerini alan şehir olma vasfını sürdürüyor. Konya Büyükşehir Belediyemiz gerçekten deprem bölgesinde yapmadık destek bırakmadı. Büyükşehir Belediyemizle, sivil toplum kuruluşlarımızla fert fert Konyalı kardeşlerimizle deprem bölgesinde verdiğiniz hizmetlerin yakın şahidiyiz. Rabb’im hepinizden razı olsun, ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin.” ifadesini kullandı.
“Yasaklarla, baskılarla, zulümlerle geçen bir dönemi sona erdirdik”
Konya’dan aldıkları ilhamla 21 yıldır Türkiye’ye hizmet ederken çok yönlü bir mücadelenin içinde olduklarını vurgulayan Erdoğan, ülkenin asırlık ihmallerinin ürünü altyapı eksiklerini tamamlamak için de gece gündüz çalıştıklarını aktardı.
Erdoğan, şehirler başta olmak üzere, vatan toprağının her karışını yatırımlarla, eserlerle donattıklarını kaydetti.
Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanılan demokrasi, hak, özgürlük ihlallerini telafi edecek reformları hayata geçirdiklerinin altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yasaklarla, baskılarla, zulümlerle geçen uzunca bir dönemi sona erdirdik. Bunlarla kalmadık. Ülkemize yönelik sayısız saldırının önüne set çektik. Sayısız tehdidi bertaraf ettik. Emperyalistlerin hedefindeki Türkiye’yi terörden, gizli, açık ambargolara kadar nice tuzaklardan kurtardık. Ülkemizi siyasi, ekonomik, askeri olarak güçlendirirken memleketin tüm potansiyelini kullandık. Dünyada yaşanan her gelişmeyi değerlendirdik. Eski Türkiye ile bugünkü Türkiye arasındaki farkı en iyi Konya’da görmek mümkündür.
Ülkemizin sanayi, ticaret, tarım, turizm, kültür, sanat şehri Konya’nın 21 yılda katettiği mesafenin şahidi sizlersiniz. Geldiğimiz noktada artık her bakımdan yeni bir seviyeye çıkma, dünyanın en büyük ekonomileri, önde gelen siyasi güçleri arasına girme safhasındayız. Üretim kabiliyetimiz yanında siyasi ve sosyal etki alanımızda bu kritik sıçrayışı gerçekleştirebilecek durumdayız. Yeter ki güven ve istikrar iklimini devam ettirebilelim.”
(Sürecek)
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart yerel seçim çalışmaları çerçevesinde geldiği Konya’da Kılıçarslan Kent Meydanı’nda AK Parti Konya İl Başkanlığı tarafından düzenlenen mitinge katıldı. Meydanda toplanan binlerce vatandaş tarafından coşkuyla karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşları selamladıktan sonra konuşmasına geçti.
Konya ile gönül bağlarının çok eskilere dayandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Gençliğimizden beri girdiğimiz her mücadelede Konya’yı dimdik yanımızda bulduk. Konya her zaman bizimleydi. İnşallah Türkiye Yüzyılı’nın inşasını da Konya ile gerçekleştireceğiz. Milletvekilliğinde yaklaşık yüzde 70 ve Cumhurbaşkanlığında yüzde 73 oranlarındaki destekle Konya ahdimize bağlı olduğunu bir kez daha ispatladı. Emniyetten sordurdum, meydanda ne kadar katılım var diye. Ne dediler, yollar hariç, hava limanından buraya kadar yollar hariç 110 bin. Konya bu. Her zamanki gibi Konya bu. Sizler bu duruşunuzla meselenin sadece seçim sandık değil, asıl meselenin kutlu bir davanın sancağını yüceltmek olduğunu tüm dünyaya gösterdiniz. Konyalıya sadakat ve siz bu sadakati bozmayın. Konya’nın 31 Mart’ta da rekor bir oyla belediyecilikte tarih yazacağına inanıyorum. Selçuklu başkenti Konya’ya da bu yakışır. Şehirler içinde emsali bulunmayan Konya’ya milli iradeye sahip çıkma konusunda da emsalsiz olmak yakışır. Konevi ile Mevlanaların yoldaşı Konya’ya oy vermek yakışır. Unutmayınız, Konya sadece kendi sınırlarından ibaret bir şehir değildir. Anadolu’ya başkentlik, nice şehirlere ev sahipliği yaptı. Sadece kendisi kalkınmak ve gelişmekle kalmadı, herkese faydası dokundu. Konya tüm mazlum ve mağdurlara el uzatarak yaralarını saran gönüllerini alan şehir vasfını sürdürüyor. Konya Büyükşehir Belediyemiz deprem bölgesinde yapmadık destek bırakmadı. Konyalı kardeşlerimiz de deprem bölgesinde yapmadık destek bırakmadı” dedi.
“Artık her bakımda yeni bir seviyeye çıkmak, en büyük ekonomi ve önde gelen siyasi güçler arasına girme noktasındayız”
Konya’dan aldıkları destekle 21 yıldır Türkiye’ye hizmet ederken çok yönlü mücadele içinde olduklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkenin asırlık ihmal ürünleri ve altyapı eksikliklerini tamamlamak için gece gündüz çalıştık, vatan topraklarının her karışını yatırım ve eserlerle donattık. Hak ve özgürlük ihlallerini telafi edecek reformları hayata geçirdik. Sen mi yapacaksın? Sen mi edeceksin? Dediler. Vallahi o yaptı. Bunlarla kalmadık. Ülkemize yönelik sayısız saldırının önüne set çektik, tehditleri bertaraf ettik, emperyalistlerin hedefindeki Türkiye’yi nice tuzaklardan kurtardık. Siyasi, ekonomik ve askeri olarak güçlendirirken memleketin tüm potansiyelini kullandık. Eski Türkiye ile bugünkü Türkiye arasındaki farkı en iyi Konya’da görmek mümkündür. Ülkemizi sanayi, ticaret, tarım, turizm, kültür ve sanat şehri Konya’nın 21 yılda kat ettiği mesafenin şahidi sizlersiniz. Geldiğimiz noktada artık her bakımda yeni bir seviyeye çıkmak, en büyük ekonomi ve önde gelen siyasi güçler arasına girme noktasındayız. Yeter ki güve ve istikrar iklimini devam ettirebilelim” diye konuştu. – KONYA
]]>Özel, Dr. Ahmet Alkan Caddesi’nde düzenlenen “halk buluşması” programında partililere hitap etti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Osmaniyeli olduğunu anımsatan Özel, “Bugün sabah bir haber okuduk. Sayın Bahçeli bir kaza geçirmiş, omzu, kolu incinmiş. Buradan, memleketinden kendisine ‘geçmiş olsun’ diyor, saygılarımı iletiyorum.” ifadesini kullandı.
Özel, Osmaniye’nin kalbinde vatan, millet, bayrak ve Atatürk sevgisi olan insanların kenti olduğunu dile getirdi.
Emekli maaşlarına değinen Özel, şu değerlendirmede bulundu:
“Emekliler, Türkiye’nin en kalabalık, mağdur, gariban korosudur. Hep birlikte, hep bir ağızdan ’10 bin lira acı türküsünü’ söylüyorlar. Emekliler şunu çok iyi biliyor; Tayyip Bey’in partisi Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Size hiç karışmasa, ilişmese, düzeninizi bozmasa bugün asgari ücret 17 bin lira, en düşük emekli maaşı 26 bin lira olacaktı. Çıktı meydanlara, ‘Emekliyi enflasyona ezdirmem, enflasyon oranında zam yapacağım’ dedi. Enflasyonu TÜİK’e hesaplattı, zammı ona göre verdi. TÜİK neyin kısaltması? ‘Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumu’. Tayyip Bey’i üzmedi ama sizi üzdü.”
Özel, emeklilerin ekonomik sıkıntılarıyla ilgili eleştirilerini sürdürerek, “Bana ‘Biri çıkmış otobüsün üstüne, çıkmış meydanlara emekliyi kışkırtıyor’ diyor. Tayyip Bey doğru söylüyor. Ben Osmaniye’ye, emeklilerimizin diyarına geldim, onları kışkırtmaya, sana karşı kışkırtmaya geldim. Emekli senden önce 8 çeyrek altın alıyorken 2,5’e düştüyse bu emeklinin kışkırtılmak, ayağa kalkmak için bana mı ihtiyacı var kardeşim?” ifadelerini kullandı.
Deprem konutları
Özel, partisinin Osmaniye Belediye Başkan adayı Serkan Karayiğit’e destek istedi, Karayiğit’in seçilmesi halinde afetlere dirençli bir kent oluşturmak için çalışacağını anlattı.
Deprem konutlarının inşası konusunda verilen sözlerin tutulmadığını savunan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Osmaniye’de 20 bin konutun 1976’sı teslim edildi, 10 kişiden 1’i içerde 9’u dışarıda. Şu anda toplam 8 bin konutun ihalesi yapıldı. Kimi temelde, projede, kaba inşaatta ama 12 bin 500 konuta, daha çivi çakılmadı, ihalesi bile yapılmadı. Şu an görünen şudur; Osmaniye ve deprem bölgesinde seçimden önce verilen sözler tutulmamış, yalnız bırakılmıştır. Hatay’a diyordun ki ‘Hatay oyunu bana vermedin, hizmet almadın, mahzun kaldın.’ Hatay’ı geçmiş seçim cezalandırıp gelecek seçim için tehdit ediyor, şantaj yapıyordu. Osmaniye Cumhur İttifakı’nda, Hatay gibi 25 bin kişi değil 1000 kişi vefat etti. Hatay’ın 25’te biri kadar binaya ihtiyaç var. Topu topu 25 bin konut vereceksin ama Hatay’da durum neyse Osmaniye’de de öyle. Demek ki neymiş, iktidardan yana, aynı ittifakta olmakla sorun çözülmüyormuş. Demek ki neymiş, Tayyip Bey Hatay’ı da Osmaniye’yi de kandırmış.”
“Çiftçiyi yeniden bu milletin efendisi yapacağız”
Osmaniye’de çiftçinin çok olduğunu ve kentte çalışan insanların varlığını anlatan Özel, şöyle konuştu:
“Osmaniyeli işçinin, çiftçinin, esnafın, memurun cebinden alınan vergilerle 152 milyar kur korumalı mevduatçılara para ödediler. Köprü geçişlerine garanti verdiler, araba geçmedi, tünelden geçmedi. Zafer Havaalanı’na uçak inmedi, 162 milyar da ona verdiler ama çiftçinin 178 milyar desteklemesini vermediler. 19 liralık mazotu 43 lira yaptılar, fıstıkçıyı, üreticiyi mağdur ettiler. Buradan söyleyeceğim sözün özü şudur; Recep Tayyip Erdoğan hasbelkader Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün oturduğu koltukta oturuyor, cumhurbaşkanlığı yapıyor. Arada bir fark var. Bu ülkenin kurtarıcısı, kurucusu partimizin kurucusu ne diyordu ‘Çiftçi milletin efendisidir.’ Tayyip Bey ne diyor? Kızdı mı ‘Al ananı da git’ diyor. Çiftçiyi yeniden bu milletin efendisi yapacağız, söz veriyoruz.”
Özgür Özel, beka sorunu söylemlerini eleştirerek, “Beka sorunu deyince şundan emin olsunlar; bir gün yeniden o dış güçler Türkiye’ye gelmeye kalkarsa Tayyip Bey çağırınca havaalanına giden, kot pantolon üstüne perdelik kumaştan yalandan kefen çeken, ‘ölmeye geldik’ diyenler değil, dedesi Çanakkale’de, Conkbayırı’nda kefensiz yatanlar kurtarır bu memleketi.” şeklinde konuştu.
Koruma sayılarına değinen Özel, şunları ifade etti:
“Birisinin korkusu var. Sadece Tayyip Bey’in koruması için geçen sene ocak ayında 99 milyon, bu sene ocak ayında yüzde 160 artışla 250 milyon lira para harcanmış. Bunu bir güne indirirseniz 8,3 milyon oluyor. Yani 492 tane asgari ücret, 10 bin liralık emekli maaşından 838 emeklinin, buradaki 838 emekliyi topla onlara bir ayda verilen para Tayyip Bey’in korunması için bir günde harcanıyor. Tayyip Bey, elbette Cumhurbaşkanısın, elbette korunacaksın ancak 838 emekli maaşlık koruma Avrupa Birliği’ndeki liderlerin bırak bir günlük koruma parasını, oradaki liderlerin 10 yıllık koruma parası değil toplamı. Bu kadar büyük orduyla gezmek, 500 araçla gezmek, uçakla, helikopterlerle kendini korutmanın hiçbir manası yok. Sana koruma değil millete iş, AŞ lazım, senin aklını başına alman lazım.”
“Türkiye İttifakı, Türkiye’nin ittifakıdır”
Özel, karşılarında yer alan Cumhur İttifakı’nı eleştirerek, şunları kaydetti:
“Bunlar AK Parti, MHP, HÜDA PAR bir araya geldi, ittifak kurdular, adı korku, tehdit, şantaj ittifakı. Bizim ittifakımızın sloganı sevgi, birliktelik, kimseyi ayrıştırmak değil, herkesi birleştirmek, şeytanlaştırmak yerine kardeşleştirmek, ötekileştirmek yerine sahip çıkmanın ittifakıyız. Onların ittifakı, korkunun Cumhur İttifakı, bizim ittifakımızın adı ‘Türkiye İttifakı’. Türkiye İttifakı renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Türkiye İttifakı milli takım gol atınca sevinen herkesin ittifakıdır. Türkiye İttifakı, Filenin Sultanları dünya şampiyonu olunca bayrak göndere çekilirken, İstiklal Marşı söylenirken Filenin Sultanları ile ağlayanların ittifakıdır. Türkiye İttifakı, 10 bin lira ile geçinemeyen emeklinin, siftahsız dükkan kapatan esnafın, hakkını alamayan, borcunu ödeyemeyen çiftçinin, alın terinin karşılığını alamayan işçinin, iş bulamayan gençlerin, Tayyip Bey’in atamadığı öğretmenlerin ittifakıdır. Türkiye İttifakı, Türkiye’nin ittifakıdır.”
]]>Tarihi Alan Başkanlığınca 2019’da başlatılan proje kapsamında hazırlanan mobil müze, 18 Mart 2020’de başlaması planlanan Türkiye turuna Kovid-19 salgını nedeniyle 2 Temmuz 2020’de çıktı.
Gelibolu Yarımadası’nda 109 yıl önce yaşanan Çanakkale Savaşları’ndan kalma materyaller bulunan, 17 metrekaresi sergileme alanı olan 46 metrekarelik gezici müzede, led ekranlarla muharebelerin başlangıcından sonuna kadar yaşananlar kronolojik sırayla anlatılıyor.
Engelli ziyaretçiler için asansör ve rampa sistemleriyle donatılan, uluslararası müzecilik standartlarına uygun olarak 7 vitrinin yerleştirildiği müzenin dış bölümünde belgesel ve film gösterimleri için led ekranlar yer alıyor.
Sergilemede kullanılan 97 objenin Tarihi Alan Başkanlığı envanterinden temin edildiği tırda, “Vatan Bizi Çağırıyor”, “Göğsünde İman Elinde Süngü”, “Düşmanını Tanı”, “Şanlı Boğaz Zaferi”, “Şeref Türklerindir”, “Cehennemi Göğsünde Söndürenler” ve “Dünden Bugüne” bölümleriyle o dönem yaşananlar gösteriliyor.
Koordinatör, iki teknik görevli, iki karşılama ve yönlendirme personeli ile bir şoförün görev yaptığı tır, şu ana kadar Türkiye’yi 2 kez turladı. Mobil müze, geçen ocak ayında çıktığı 3’üncü turunda programa göre gittiği illerde vatandaşlarla buluşuyor.
Çanakkale ruhunun 81 ile taşınması misyonunu yerine getiren, gittiği yerlerde özellikle çocuk ve gençler tarafından ilgiyle karşılanan tır, bazılarında birkaç kez olmak üzere tüm illerde ziyaretçilerle buluştu. Mobil müze, yaklaşık 4 yılda 700 bine yakın ziyaretçiye ulaştı.
Balkan coğrafyasını da gezmesi hedefleniyor
Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, AA muhabirine, Çanakkale’nin hem Türkiye’nin hem de dünyanın buluşma noktası haline geldiğini söyledi.
Ziyaretçileri tarihi alanda ağırlamaktan dolayı büyük memnuniyet duyduklarını belirten Kaşdemir, Çanakkale’yi anlatmak için büyük bir çaba içinde olduklarını ifade etti.
Kaşdemir, daha büyük kalabalıklarla öğrencileri tarihi alanda ağırlamak istediklerini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ziyaretlerimizi hep beraber yapacağız ve o duyguyu, o yüksek şuuru, Çanakkale ruhunu hep beraber bu topraklarda hissedeceğiz. Daha çok insanın dikkatini Çanakkale’ye çekmek için Çanakkale’yi daha iyi anlatmak için Çanakkale Mobil Müze var. Özellikle Türkiye’nin dezavantajlı noktalarına daha fazla gidiyor. Okullara gidiyoruz, çok uzakta kalmış yerleşim yerlerine gidiyoruz ve Çanakkale ruhunu oraya taşıyoruz. Oradaki insanların Çanakkale ruhunu daha çok hissetmelerini sağlıyoruz ve belki de onların buraya gelme, ziyaret etme duygularını teşvik ediyoruz.”
Kaşdemir, mobil müzenin yakın zamanda Balkanlar’a da gitmesini, o ülkelerde Türk coğrafyasındaki insanlarla buluşturmayı hedeflediklerini aktardı.
“Çanakkale” denildiğinde Türk milletinin kalbinin başka atmaya başladığını, heyecanının yüksek olduğunu, adeta akan suların durduğunu vurgulayan Kaşdemir, sözlerini şöyle tamamladı:
“O yüzden biz tarihin akışının değiştiği, dünya tarihinin adeta yeniden yazıldığı, Mehmetçiğin çok haklı bir zafer kazandığı bu müstesna topraklara herkesi davet ediyoruz, bekliyoruz. Burada Çanakkale ruhunu hep beraber teneffüs edelim. Bu toprakların hangi şartlarda, nasıl vatan yapıldığını bir kez daha iyi anlamaya çalışalım.”
]]>Yılmaz, Elazığ’da bir otelde, iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda, ziyaretlerinde iş dünyasıyla istişare etmeye büyük önem verdiklerini, birçok ilde de benzer toplantıları gerçekleştirdiklerini söyledi.
Dünyanın zor bir dönemden geçtiğini, son 20 yıllık dönemde dünya ekonomisinin ortalama büyümesinin yıllık ortalama 3,6 olduğunu kaydeden Yılmaz ancak salgından sonra dünya ekonomisinde ve ticaretinde bir yavaşlama ortaya çıktığını belirtti.
Türkiye’nin son 21 yılda ortalama yıllık büyüme hızının yüzde 5,4 olduğunu, her yıl dünyadan 1,8 puan daha yüksek büyüdüğünü vurgulayan Yılmaz, bunun 21 yıllık dönem içerisinde Türkiye’yi dünyada farklı bir yere taşıdığını aktardı.
Türkiye ekonomisinin 2023 yılında büyüme eğiliminin devam ettiğini anlatan Yılmaz, yıl geneli büyüme hızının geçen yıl itibarıyla yüzde 4,5 olarak gerçekleştiğini bildirdi.
Geçen yıl yaşadıkları deprem, bölgede yaşanan jeopolitik gelişmeler, savaşları da dikkate aldıklarında Türkiye ekonomisinin gücünü bu dönemde ortaya koyduğunu aktaran Yılmaz, 2023 yılının son çeyreğinde sabit sermaye yatırımlarının yüzde 10,7 gibi bir artış sergilediğini ve çift haneli büyüdüğünü, burada da 5 çeyrekte devam eden bir büyüme trendinin olduğunu vurguladı.
“Son çeyrekte yüzde 14 makina teçhizat yatırımlarında bir artış var”
Yatırımların arttığını, büyümeyi yatırımların olumlu etkilemesinin sevindirici olduğunu ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
“Bunun içinde de makine teçhizat yatırımlarının artış oranı çok çarpıcı. Son çeyrekte yüzde 14 makina teçhizat yatırımlarında bir artış var. Burada da 17 çeyrektir devam eden büyüme söz konusu. Bunlar da sevindirici hadiseler. Son dönem sevindirici olan bir gelişme cari işlemler açığımızda ciddi bir gerileme söz konusu. Geçen yılın ilk yarısında 60 milyar doların üzerindeydi cari işlemler açığımız. Yılı 45,4 milyar dolarla kapatmış olduk. Yani ciddi anlamda bir gerileme oldu geçen yıl sonu itibariyle ve milli gelire oranı da cari açığın 4,1 civarında oldu. Bu iyileşme ocak, şubat aylarında da devam ediyor. Ocak ayı rakamları çıktı. Burada 37,5 milyar dolara düşmüş durumda. Şubat ayında daha da gerilere 32-33 milyar dolarlara düşmesini bekliyoruz. Türkiye’nin uzun dönemli en önemli meselelerinden biridir cari açık meselesi. Özellikle hizmet gelirlerinde geçen yılı 100 milyar dolarla kapattık. Bu da önemli. Türkiye mal ticaretinde açık veren ama hizmet ticaretinde fazla veren bir ülke. Burada turizm gelirlerimizde 54,3 milyar doları buldu. Ziyaretçi sayımız 57 milyonu geçti. 2024’te de 60 milyon turist, 60 milyar dolar turizm hedefimiz var. Bu da cari açığımıza önemli katkılarda bulunuyor.”
Türkiye’de mayıs ayında yapılan seçimlerle siyasi istikrar ve güven ortamının pekiştiğini, hemen ardından ortaya koydukları orta vadeli programla da politika belirsizliklerinin ortadan kalktığını belirten Yılmaz, dolayısıyla öngörülebilir bir çerçevede yollarına devam ettiklerini bildirdi.
“Kararlı ve güçlü bir şeklide programımızı hayata geçiriyoruz”
Kararlı bir şekilde bu politikaları uygulamaya devam edeceklerini dile getiren Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yerel seçimlerimizi de gerçekleştireceğiz, inşallah demokratik bir şölen havası içinde. Katılımcı bir şekilde bu da gerçekleşmiş olacak. Kararlı ve güçlü bir şeklide programımızı hayata geçiriyoruz, geçirmeye devam edeceğiz. Bu çerçevede de bütün kurumlarımız Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde bütün bakanlıklarımız üzerlerine düşeni yapıyorlar, yapmaya da devam edecekler.”
Elazığ’da da bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her türlü destek ve yatırımları sürdürdüklerini aktaran Yılmaz, depremin yaralarını saracaklarını dile getirdi.
Türkiye’nin güçlü bir ülke olduğunu bildiren Yılmaz, şöyle devam etti:
“Güçlü bir yapımız, siyasi istikrarımız var. Bütçemizi iyi yönetiyoruz, dolayısıyla depremin yaralarını da en etkili şekilde sarıyoruz. Bugüne kadar depremle ilgili yoğun bir çalışma içinde olduk. Geçen yıl yaptığımız harcama merkezi idareden 960 milyar lirayı buldu, bu yıl 1 trilyon 78 milyar lira bütçemize deprem harcamalarıyla ilgili ödenek koyduk. Bunları da hayata geçiriyoruz, Hak sahiplikleri belirlendi, inşaatlarımız devam ediyor. Şu ana kadar 46 bin civarında genel itibariyle konut ve birim teslim edildi hak sahiplerine. Her ay 15-20 bin bittikçe konutlar teslim ederek devam ediyoruz. Yıl sonunda da inşallah 200 bin konutu teslim edeceğiz. İş yerleri, başka birtakım birimler var, onlarla ilgili çalışmaları da sürdürüyoruz.”
Deprem konutlarının bittikçe hak sahiplerine teslim ettiklerini bildiren Yılmaz, Elazığ’da depremden etkilenen vatandaşlara yapılan yardımları ve hizmetleri aktardı.
Daha güçlü bir şekilde geleceğe hazırlanmaları gerektiğine işaret eden Yılmaz, son 20 yılda bu anlamda çok büyük atılımlar yaptıklarını, 2 milyonun üzerinde yapıyı kentsel dönüşüm kapsamında dönüştürdüklerini vurguladı.
Elazığ’da yapı stokunda çok ciddi bir yenilenme olduğunu, ileriki dönemde bu konularda çok daha güçlü adımları atmaya devam edeceklerini kaydeden Yılmaz, kentsel dönüşüme ilişkin kanunu yenilediklerini, güçlü bir kentsel dönüşüm başkanlığı kurduklarını anımsattı.
Gelecek dönemde kentsel dönüşümü daha çok hızlandıracaklarına dikkati çeken Yılmaz, “Bu konuları engellemeye, gölgelemeye çalışanlara da hiçbir şekilde bakmadan vatandaşımızın emniyeti daha huzurlu güçlü bir gelecek oluşturması için her türlü gayreti sarf etmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Elazığ’da yaptıkları ve yapacakları yatırımları anlatan Yılmaz, ileriki dönemde de yeni projelerle bir taraftan kamunun yapacağı işler, bir taraftan da kamunun destekleyeceği yatırımlarla yollarına devam edeceklerini söyledi.
“Kullanılmamış bir potansiyel harekete geçiyor”
Özellikle Doğu ve Güneydoğu’nun bu dönemde çok güzel olduğunu, huzur ve güven ortamına kavuştuğunu belirten Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yıllardır maalesef terörden dolayı bu potansiyeller yeterince harekete geçmemişti. Şimdi bu huzur ve güven ortamında ben inanıyorum ki Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızı Türkiye ortalamasının üstünde olacak. Çünkü uzun yıllardır kullanılmamış bir potansiyel harekete geçiyor. Terör en büyük zararı bu bölgelere verdi. Terörün bitmesinin en büyük faydalarını da bu bölgelerimiz görecek. Tabii bu, bir süreç meselesidir. Terörün yıkıcı etkileri biraz daha kısa sürede oluyor, maalesef yıkmak daha kolay. Terör sonrası huzur ortamının olumlu etkileri ise biraz daha zamana yayılacak belki ama bu etkileri hep birlikte göreceğiz. İhracatta, yatırımda, istihdamda birçok alanda Doğu ve Güneydoğu’nun çok daha hızlı bir şekilde büyüdüğünü ve geliştiğini hep birlikte göreceğiz. Burada da özel sektör yatırımları artık çok daha önemli hale gelmiş durumda. Kamu olarak biz altyapıları yapıyoruz, birçok hizmeti sağlıyoruz, teşvik politikalarımızla destek oluyoruz.”
Elazığ’a da cazibe programları kapsamında 6. bölge teşvikleri sağladıklarını anlatan Yılmaz, bunların da sanayiye güç verdiğini, gelecek dönemde de makro politikalar, bölgesel kalkınma politikalarla ve kalkınma ajansı gibi yapılarla özel sektöre destek olmaya devam edeceklerine işaret etti.
Özel sektör yatırımlarının artmasıyla bölge ve ilin ihracatı ve istihdamının çok daha yüksek seviyelere çıkacağına inandığını kaydeden Yılmaz, bütün bunlarda yerel yönetimlerin de çok ciddi bir paya sahip olduğunu anlattı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konuşmasını şöyle tamamladı:
“31 Mart’ta bir seçim yapacağız. Yerel yönetim seçimlerini gerçekleştireceğiz. Belediyeler tabii birçok görev yapmak, altyapı ve sosyal belediyecilik yapma durumundadır ama ben ekonomik belediyeciliğin de çok önemli olduğunu ifade etmek istiyorum. Neyi kastediyorum ekonomik belediyecilikten, şehir ekonomileri de diyebiliriz. Yerel yönetim beyannamemizde de buna geniş bir yer ayırdık. Belediyeler ve yerel yönetimler iş dünyasına çok yakın çalışmaktadır. Altyapı yatırımlarını planlarken yaşam kalitesini artırmanın yanı sıra iş ve yatırım ortamını iyileştirme perspektifiyle de hareket etmek durumunda. Dolayısıyla biz belediye başkanlarımızdan şunu bekliyoruz. İş dünyasıyla belli periyotlarla bir araya gelip, onlarla birlikte istişare edip, şehrin gelişimini, alt yapı yatırımlarını iş ve yatırım ortamı perspektifiyle desteklemeleri gerektiğine inanıyoruz. İnşallah Elazığ’da halkımızın takdiriyle beraber değerli belediye başkanımız çok başarılı, yeni dönem seçildiği takdirde ekonomik belediyeciliğin de çok güzel örneklerini ortaya koyacağına yürekten inanıyorum. Çok da güzel bir hazırlık yapmış durumda. Projelerini inceleme imkanımız oldu. Hem kentsel olarak şehrimizi daha dirençli hale getirme, yaşam kalitesini artırma hem de daha üretken ve verimli daha fazla yatırımın gerçekleştiği şehir ortamını oluşturma anlamında inanıyorum ki çok büyük katkıları olacaktır. Tabii ki, halkımızın takdiri ve desteğiyle.”
Toplantıda, Elazığ Valisi Ömer Toraman, AK Parti Elazığ milletvekilleri Erol Keleş, Ejder Açıkkapı, AK Parti Bingöl milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata ile Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan da yer aldı.
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Elazığ’da “İş Dünyası Buluşması” programına katılarak açıklamalarda bulundu
-” Hizmet gelirlerinde geçen yılı 100 milyar dolarla kapattık”
-” Türkiye ekonomi, ilk defa bir trilyon eşiğini açmış oldu ve trilyon dolarlık ekonomiler ligine Türkiye katılmış oldu”
-” Geçen yılın ilk yarısında cari işlemler açığımız 60 milyar doların üzerindeydi. Yılı, 45,4 milyar dolarla kapatmış olduk”
“Bankamızın brüt rezervleri 8 Mart itibariyle 130,5 milyar dolar seviyesinde”
“1 trilyon 28 milyar lira bütçemize deprem harcamalarıyla ilgili ödenek koymuş durumdayız”
“Terör en büyük zararı bu Doğu ve Güneydoğu bölgelerine verdi, inanıyorum ki, Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızı Türkiye ortalamasının da üstünde olacak”
ELAZIĞ – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Geçen yılın ilk yarısında cari işlemler açığımız 60 milyar doların üzerindeydi. Yılı, 45,4 milyar dolarla kapatmış olduk. Yani ciddi anlamda bir gerileme oldu ve milli gelire oranı da cariye açığın 4,1 civarında oldu. Bu iyileşme ocak ve şubat aylarında da devam ediyor. Ocak ayı rakamları çıktı. Burada 37,5 milyar dolara düşmüş durumda. Şubat ayında daha da gerilere, 32, 33 milyarlara düşmesini bekliyoruz. Cari açık meselesi, Türkiye’nin uzun dönemi, en önemli meselelerinden biridir. Buradaki iyileşme gerçekten sevindirici. Özellikle hizmet gelirlerinde geçen yılı 100 milyar dolarla kapattık” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, birtakım ziyaretlerde bulunmak üzere Elazığ’a geldi. İlk olarak bir düğün salonunda düzenlenen iftar programına katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz burada Elazığlılarla bir araya geldi. Ardından bir otelde gerçekleştirilen “İş Dünyası Buluşması” programına katılan Cevdet Yılmaz burada, Elazığlı iş insanlarına hitap etti.
“Cari açık meselesi, Türkiye’nin uzun dönemi, en önemli meselelerinden biridi”
Türkiye’nin özellikle cari işlemleri hakkında rakamsal veriler paylaşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ” Enflasyonda belirgin bir düşüşü göreceğiz. Bu mücadele uzun soluklu, orta vadeli bir mücadele. Dolayısıyla yaptığımız yeni politikalarımızın etkisini belli bir süreç içinde, aşama aşama göreceğiz. 2024 ikinci yarısındaki bu düşüşlerden sonra iki 2025’te orta vadeli programımıza göre yüzde 15 civarında bir hedefimiz var. 2026 yılında ise tek haneli rakamlara yeniden ulaşmayı hedefliyoruz. Yine son dönem sevindirici olan bir gelişme, cari işlemler açığımızda ciddi gerileme söz konusu. Geçen yılın ilk yarısında cari işlemler açığımız 60 milyar doların üzerindeydi. Yılı, 45,4 milyar dolarla kapatmış olduk. Yani ciddi anlamda bir gerileme oldu ve milli gelire oranı da cariye açığın 4,1 civarında oldu. Bu iyileşme ocak ve şubat aylarında da devam ediyor. Ocak ayı rakamları çıktı. Burada 37,5 milyar dolara düşmüş durumda. Şubat ayında daha da gerilere, 32, 33 milyarlara düşmesini bekliyoruz. Cari açık meselesi, Türkiye’nin uzun dönemi, en önemli meselelerinden biridir. Buradaki iyileşme gerçekten sevindirici. Özellikle hizmet gelirlerinde geçen yılı 100 milyar dolarla kapattık. Bu da önemli. Türkiye mal ticaretinde açık veren ama hizmet ticaretinde fazla veren bir ülke. Burada turizm gelirlerimiz de 54,3 milyar doları buldu. Ziyaretçi sayımız 57 milyonu geçti. 2024’te de 60 milyon turist, 60 milyon dolar turizm hedefimiz var. Bu da cari açığımıza önemli katkılar da bulunuyor. Sermaye girişleri de geçen yıl olumlu yönde seyretti. 2022 yılında portföy kaleminde 13,7 milyar dolar çıkış varken 2023’te 8,3 milyar dolar finans girişi gerçekleşti. Bu da finansal akımlar anlamında önemli. Bütün bunlarla birlikte orta vadeli programda 2024 için ön gördüğümüz cari açığın milli gelire oranı anlamında 3.1’lik rakamın rahatlıkla yakalanabileceğini hatta bundan da daha iyi bir performans gösterebileceğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
“Trilyon dolarlık ekonomiler ligine Türkiye katılmış oldu”
Geçen yıl itibariyle Türkiye ekonomisinin 1 trilyon 119 milyar dolar bir büyüklüğe ulaştığını belirten Yılmaz, ” Türkiye olarak yine son 21 yıla baktığımızda, ortalama yıllık büyüme hızımız yüzde 5.4 olmuş, dünyadan 1.8 puan daha yüksek büyümüşüz. Bir yıl için belki bu çok büyük bir rakam değil diyebilirsiniz ama bu 21 bir yıllık dönem için birikimli olarak baktığımızda Türkiye’yi dünyada farklı bir yere taşıdığını da ifade etmek isterim. Türkiye ekonomisi iki bin yirmi 2023 yılında büyüme eğilimini devam ettirmiştir. Son çeyrek itibariyle yüzde dört büyümüş. On dört çeyrek kesintisiz büyümesini devam ettirmiştir. Yıl geneli büyüme hızımız ise geçen yıl itibariyle yüzde 4.5 olarak gerçekleşti. Orta vadeli programda biz 4.4 demiştik. Bu rakam programımızın da bir miktar üstünde bir büyümeyle 2023 yılını kapatmış olduk. Türkiye ekonomi, ilk defa bir trilyon eşiğini açmış oldu. Trilyon dolarlık ekonomiler ligine Türkiye katılmış oldu. Kişi başına gelirimiz ise 13 bin 110 seviyesine yükseldi. Bu rakamlarla baktığımızda ekonomimiz dünyanın on yedinci büyük ekonomisi, nominal dolar bazında satın alma gücüyle hesaplandığında ise bu daha da yüksek. On birinci büyük ekonomi konumundayız. Bunlar dünyanın bu zor şartlarında sevindirici rakamlar. Geçen yıl yaşadığımız depremi, bölgemizde yaşanan jeopolitik gelişmeleri, savaşları da dikkate aldığımızda gerçekten Türk ekonomisi gücünü bu dönemde ortaya koydu, diyebiliriz. Yine sevindirici olan 2023 yılının son çeyreğinde sabit sermaye yatırımları yüzde 10,7 bir artış sergiledi ve çift haneli büyüdü. Burada da beş çeyrektir devam eden büyüme trendi var. Yatırımların artması ve büyümemizi, yatırımların olumlu etkilemesi yine sevindirici. Bunun içinde de makine teçhizat yatırımlarının artış oranı çok çarpıcı. Son çeyrekte yüzde 14 makine teçhizat yatırımlarında bir artış var. Burada da 17 çeyrektir devam eden bir büyümemiz söz konusu. Bunlar da sevindirici hadiseler. Büyümenin kompozisyonu açısından, yatırımın büyümeye açısından ve gelecek potansiyel büyümemiz açısından çok önemli rakamlar” diye konuştu.
“Merkez Bankamızın brüt rezervleri 8 Mart itibariyle 130,5 milyar dolar seviyesinde”
Kredi derecelendirme kuruluşu olan Fitch’in, ülke notunu bir kademe yükseltmesi sonucu pozitif etkilerin yaşandığını ifade eden Yılmaz, “İş gücü piyasası, istihdam anlamında da ocak ayında işsizlik oranı yüzde 9.1 seviyesinde gerçekleşti. İstihdamımız ise 32 milyon 222 bin seviyesine ulaştı. Özellikle burada kadın istihdamının artışının önemli bir kaybın olduğunu ifade etmek isterim. Geçen yıl, 2023’teki işsizlik oranı henüz tam yıllık baza çıkmış değil ama bütün bu gelişmelerle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki geçen yılı tek haneli bir işsizlik rakamıyla kapatmış olduk. Hem ekonomik anlamda hem sosyal anlamda önemli. Merkez Bankamızın brüt rezervleri 8 Mart itibariyle 130,5 milyar dolar seviyesinde. Bir yandan da Türkiye’nin ülke CDS risk biriminde ciddi bir düşüş var. Geçen yılın ortalarında 700 baz puan seviyesine kadar yükselmişti. Geldiğimiz noktada 300 baz puan civarında, bazen altında bazen bir miktar üstünde ve çok ciddi anlamda bir düşüş oldu. Bunun önümüzdeki dönemlerde daha da iyi noktalara gitmesini bekliyoruz. KKM dediğimiz kur korumalı mevzuat, burada da yine geçen yıl Ağustos ayında 3.4 trilyon lira seviyesine kadar yükselen bir rakam söz konusuydu. Geçtiğimiz aylarda önemli bir çözülme oldu. Yaklaşık 1.1 trilyon bir azalmayla 2.3 trilyon civarına düşmüş oldu. Bu da önemli bir husus. Fitch adındaki kredi derecelendirme kuruluşu notumuzu bir kademe yükseltti, görünümünü de pozitife çevirdi. Bu eğilimin de devam edeceğini düşünüyoruz” diye konuştu.
“Yıl sonunda inşallah 200 bin deprem konutunu teslim etmiş olacağız”
Son olarak geçtiğimiz yıl Türkiye tarihinin en büyük afetini yaşadığını anımsatan Yılmaz bölgede yaraların sarılması adına çalışmaların aralıksız devam ettiğini belirterek, ” Deprem afeti yaşadık. Bu afetten 11 ilimiz, 14 dört milyon insanımız doğrudan etkilendi. Tüm ülkemiz etkilendi. Burada da ülkemiz için ilk hesaplamalarımıza göre 104 milyar dolarlık bir maliyet oluştu. Bunun da ağırlıklı kısmı 2023 ve 2024 dört yıllarında, 2025 yılında başlayarak azalan şekilde bu harcamalar devam edecek. İnşallah depremin yaralarını saracağız. Türkiye güçlü bir ülke. Bir siyasi istikrarımız var. Bütçemizi iyi yönetiyoruz. Dolayısıyla depremin yaralarını da en etkili şekilde sarıyoruz. Bugüne kadar da depremle ilgili yoğun bir çalışma içinde olduk. Geçen yıl yaptığımız harcama merkezi idareden 960 milyar Türk lirasını buldu. Bu yıl 1 trilyon 28 milyar lira bütçemize deprem harcamalarıyla ilgili ödenek koymuş durumdayız. Bunları da hayata geçiriyoruz. Hak sahiplikleri belirlendi, inşaatlarımız devam ediyor. Şuana kadar 46 bin civarında genel itibariyle konut ve birim edildi. Yıl sonunda inşallah 200 bin konutu teslim etmiş olacağız. Önümüzdeki dönemde inşallah yeni projelerle bir taraftan kamunun yapacağı işlerle bir taraftan da kamunun destekleyeceği, teşvik edeceği yatırımlarla yolumuza devam edeceğiz. Özellikle doğu ve Güneydoğu bu dönemde çok güzel bir huzur ve güven ortamına kavuştu. Yıllar maalesef terörden dolayı bu potansiyeller yeterince harekete geçmemiştir. Şimdi bu huzur ve güven ortamında ben inanıyorum ki, Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızı Türkiye ortalamasının da üstünde olacak. Çünkü uzun yıllardır kullanılmamış bir potansiyel harekete geçiyor. Terör en büyük zararı bu bölgelere verdi. Terörün bitmesinin en büyük faydalarını da bu bölgelerimiz görecek” dedi.
]]>Sırakaya, kentte ilk olarak Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk’u makamında ziyaret etti. Daha sonra şehirde esnaf ziyaretleri gerçekleştiren Sırakaya, sonrasında ise AK Parti İl Başkanlığı ziyareti gerçekleştirdi. Sırakaya, sonrasında ise Karadeniz Dernekler Federasyonu’nun Yalova Uygulama Oteli’nde gerçekleştirilen iftara katıldı. İftar sonrasında Yalova Balkan Göçmenleri Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği’nin Balkan Evi’nde vatandaşlar bir araya geldi. Burada konuşma yapan Sırakaya, Türkiye uzun müddet iyi yönetilmediğine dikkati çekti. Türkiye iyi yönetilmediği için yurtdışındaki soydaşların hangi zor koşullar altında yaşadığının bilinemediğine dikkati çeken Sırakaya, “Orada insanlarımız, soydaşlarımız vardı ama bizim onlarla irtibatımız yoktu. Çünkü Anadolu’nun tabiriyle kendisi himmete muhtaç dede kaldı ki gayrıya himmet ede. Kendi sıkıntısını, sorununu çözememiş bir Türkiye’nin yurtdışında yaşayan yaklaşık 7,5 milyona yakın soydaşını, oradaki millet varlığını bir şekilde çözümleme, onlarla ilgilenebilme imkanı bulamazdı. Bugün Bulgaristan’da yaklaşık 1,2 milyon soydaşımız yaşıyor. Yaklaşık 1,5 milyona yakın bir Müslüman varlığı var. Ancak uzun bir müddet kendi talihlerine bırakılmış, hiçbir şekilde onların sorunlarıyla ilgilenilmemiş bir Türkiye vardı. Türkiye’de siyaset iflas etmişti. Türkiye’de artık Genel Kurmay sözcüsünün ne dediğine bakılan, siyasi parti sözcülerinin ne dediklerinin bir anlamı olmayan, bakanlar kurulu sonrasındaki sözcünün konuştuğunu kimsenin dinlemediği, Genel Kurmay Başkanlığı sözcüsünün ya da Milli Güvenlik Kurulu sözcüsünün dinlendiği süreçleri hep beraber yaşadık. Allah’a hamdolsun 2002 yılı AK Parti iktidarıyla artık tekrar millet bu memleketinin, devletin ana omurgasını oluşturmaya başladı. Milletin, vatandaşın ne dediği önemliydi” dedi.
“17 tane seçimin tamamından bu millet bizi muzaffer eyledi”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zorlu süreçlerden geçtiğine de vurgu yapan Sırakaya, şöyle konuştu:
“Çiçekli yollardan zafere gidilmezdi. Çok meşakkatli işlerle karşılaştılar. 367 garabeti, parti kapatma davaları, 6-8 Ekim çukur eylemleriyle, Gezi Parkı süreçleri, yetmedi 15 Temmuz darbe ihanet süreciyle karşılaştı. Bütün bu süreçlerde tek bir gücümüz vardı, o da ‘Milletin gücü üzerinde güç tanımadım’ diyen Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği buradaki görmüş olduğumuz aziz milletimizdir. Birileri sırtını YPG/PYD terör örgütüne dayarken bizim sırtımızı dayadığımız yegane güç milletimiz olmuştur. Milletimiz bizi hiçbir zaman yalnız bırakmadı. 7 tane genel, 4 tane yerel, 3 cumhurbaşkanlığı seçimi, 3 tane referanduma girdik ve girdiğimiz 17 tane seçimin tamamından bu millet bizi muzaffer eyledi. Dolayısıyla millete hizmetkar olmak demek, milletin hadimi olmak demek. Ne kadar sizler için teşekkür etsek, teşekkürümüzü ifade edemeyiz. Allah hepinizden razı olsun.”
“Büyükelçilere Türkiye’yi şikayet eden anlayışı gördük”
Sırakaya, 14-28 Mayıs genel seçim süreçlerinde yaşananlara da değinerek, “Seçime girerken siyasi partilerin, ittifakların vaatleri oldu. Bir tarafta vaadini yaparken milletin ana omurgasını oluşturan aileyi temelden dinamitleyecek LGBT illetini savunan insanların varlığını gördük. Bir tarafta baktığınız zaman terör ile arasına mesafe koyamayan siyasi partilerin bayraklarını yerden toplayıp kaldıran belediye başkan adaylarını gördük. Bir tarafta belediye başkan adaylarının eşinin zafer işareti yaparak birilerine selam gönderdiğini gördük. Büyükelçilere Türkiye’yi şikayet eden anlayışı gördük. Bir taraftan da ‘Ben milletimin hizmetkarıyım. Milletime hizmet etmeyi arzu ediyorum. Milletimin üzerinde güç tanımadım.’ diyen cumhurbaşkanımızı gördük ve bu millet bir kez daha Sayın Cumhurbaşkanımızı seçerek cumhurbaşkanı makamına oturttu. Allah razı olsun” ifadesini kullandı.
AK Parti için yerel seçimlerin millete dokunulan ilk el olduğunu ifade eden Sırakaya, “Bizim için yerel seçim demek koltuk sevdası, koltuk hırsı, ihtirası demek değil, milletin duasını alıp Allah’ın rızasını kazanmak demektir. Çünkü biz biliyoruz ki halka hizmet hakka hizmettir. Eğer halka hizmet etmezseniz hakkın rızasını kazanabilme imkanınız yoktur” diye konuştu.
Konuşmasında etkinliğe katılan Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk ve Çiftlikköy Belediye Başkan Adayı Recep Hacı’ya vatandaşlardan destek talep eden Sarıkaya, gerçek belediyeciliğin AK Parti Belediyeciliği olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:
“Milletten gelen bütün enerjiyi yine millete vakfederseniz, çalıp çırpmazsanız bu milletin değeri, birikimi hizmet için yeterlidir. Onun için AK Parti belediyecilik anlayışında şöhretini değil şehrini, kendini değil kentini düşünen bir anlayış vardır. AK Parti belediyecilik anlayışında adamını kayıran değil insanını kayıran bir anlayış vardır. Biz bu anlayışla bugüne kadar şehirleri yönettik. Allah’a hamdolsun Türkiye olarak cumhuriyetimizin ilk 100 yılındaki eksiklikleri tamamladık, ikinci 100 yıl ile ilgili hazırlıklarımızı tamamladık ve nasip olursa 31 Mart itibariyle Türkiye Yüzyılı için şehircilik anlayışımızda da vira bismillah diyeceğiz.”
Programlara AK Parti Yalova Milletvekilleri Ahmet Büyükgümüş, Meliha Akyol, AK Parti İl Başkanı Umut Güçlü, İl Genel Meclis Başkanı Hasan Soygüzel de katıldı. – YALOVA
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Darıca ilçesinde Bartınlılar Derneği tarafından düzenlenen iftar programına katıldı. İftarın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan Tunç, “Kocaeli gerçek belediyecilik anlamında Türkiye’ye örnek olacak hizmetlere sahip. 1994’te Cumhurbaşkanımızın İstanbul’da başlattığı gerçek belediyecilik, 2002’den itibaren bütün Türkiye genelinde eser ve hizmet siyasetine dönüşerek büyük atılımlara, gelişmelere ve kalkınmaya sebep oldu. Kocaeli’de bunun en güzel örneğini hem il düzeyinde hem Darıca’da hem de diğer ilçelerimizde görmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Kocaeli Büyükşehir Belediyemiz Bartın’da sel olduğunda koştu geldi, altyapısı bozulan köyleri, içme sularını, kanalizasyonları hiç kimse duymadan sessiz sedasız yaptı. Bartınlılar adında Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a teşekkür ediyorum” dedi.
“Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 22 yıldan beri politikamızın temeline insanı koyduk”
Gerçek belediyecilik icraatlarının 31 Mart sonrasında da devam edeceğine yürekten inandığını söyleyen Bakan Tunç, “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 22 yıldan beri politikamızın temeline insanı koyduk. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ dedik. Bunu uygulamalarımızla gösterdik, eğitim, sağlık, sosyal politikalar, kültür, adalet ve güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanımızı güçlendirmek için çalıştık. İnsan güçlü olacak ki aile güçlü olsun. Aile güçlü olacak ki toplum ve millet olarak güçlü olalım. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin 81 vilayetini yatırım, icraat ve eserlerle donattık. Donatmaya da devam ediyoruz, Türkiye’yi enerjide ve savunma sanayide bağımsız, ekonomide güçlü, İMF’ye muhtaç bir ülke olmasın diye çok çalıştık. Dünya da hakkaniyeti, adaleti savunan dengeli bir diş politika siyasetiyle Türkiye eksenini kurmaya, mazlumun yanında olmaya devam ediyoruz. Terörün her türlüsüyle mücadele ederek ülkemizi ve çocuklarımızı huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayretinde milletimizle beraber yürümeye devam ediyoruz” diye konuştu.
“Büyük reformlar sessiz devrimler gerçekleştirdik”
22 yılda hak ve özgürlükler çerçevesinde yaptıkları reformlar ile ülkenin kalkınması sağladıklarını söyleyen Bakan Tunç, “22 yılda ülkemizin fiziki kalkınmasını sağlarken temel, hak ve özgürlüklerin alanını da genişlettik. Demokrasiye genişlettik adaletten ayrılmadık hukukun üstünlüğü dedik. Hak arama hürriyetini genişlettik. Ülkemizin darbe ve vesayetçi anlayışa açık olmaması bir daha milli iradenin önü kesilmememi için büyük reformlar sessiz devrimler gerçekleştirdik. Bunu hem mevzuatta yaptığımız değişikliklerle hem de anayasada değiştirdiğimiz önemli reformlarla hayata geçirdik. Darbeci ve vesayetçilere yol veren, yeşermelerini sağlayan kurum ve kuruluşlarda önemli yapısal reformlar gerçekleştirdik. O kurum ve kuruluşların yapısını değiştirdik; Yüksek Askeri Şuranın (YAŞ), Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK), Anaysa Mahkemesi’nin yapılarını demokratik ve hukuk devletinin ilkelerine uygun hale getirdik. Devlet Güvenlik Mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler ve askeri mahkemelerin kaldırılmasına kadar önemli yargısal ve yapısal reformları hayata geçirdik. Anayasamızda darbeciler yargılanamaz, gerektiğinde sıkı yönetim ilan edilebilir diye bir madde vardı anayasamızda sizlerin onayı ile kaldırdık. Anayasamızdaki darbeci ve vesayetçi ruhu azaltan çok önemli reformları hayata geçirdik bunlarla da yetinmiyoruz, ülkemizi Türkiye Yüzyılı başında yeni bir anayasaya kavuşturmak zorundayız. Darbecilerin yaptığı anaysa ile yürüyemeyiz. Türkiye Yüzyıl’ında daha demokratik daha katılımcı herkesin görüşlerinin alındığı temel hak ve özgürlüklerin öne alan sivil, demokrat katılımcı bir anayasa ile yolumuza devam etmek istiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) inşallah bir uzlaşma sağlanır, Türkiye Yüzyıl’ında yeni ve demokratik bir anayasa ile yolumuza devam ederiz” ifadelerini kullandı.
İftar programına Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanı sıra, AK Parti Kocaeli Milletvekili Radie Sezer Katırcıoğlu, Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık ve vatandaşlar katıldı. – KOCAELİ
]]>Darıca Dernekler Federasyonu tarafından Adnan Menderes Kültür Merkezi’nde düzenlenen Batı Karadenizliler iftar programına katılan Tunç, ramazan ayını tebrik ederek, gönül sofrasında vatandaşlarla buluşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Tunç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da başlattığı gerçek belediyeciliğin, 2002 yılından itibaren bütün Türkiye’de eser ve hizmet siyasetine, ülkenin kalkınmasına dönüştüğünü belirterek, gerçek belediyeciliği Kocaeli’de ve Darıca’da görmenin mutluluğunu yaşadıklarını anlattı.
Siyasetlerinin merkezinde insanın bulunduğunu vurgulayan Tunç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde 22 yıldan bu yana her alanda insanı güçlendirmeye çalıştıklarını kaydetti.
İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkenin 81 vilayetini yatırımlar, icraatlar ve eserlerle donattıklarını, donatmaya da devam ettiklerini, Türkiye’nin enerjide bağımsız, savunma sanayiinde bağımsız ve ekonomide güçlü olması için çok çalıştıklarını anlatan Tunç, dünyada hakkaniyeti ve adaleti savunmayı, dengeli bir dış politikayla Türkiye ekseni kurmayı ve mazlumun yanında olmayı sürdürdüklerini dile getirdi.
Türkiye’yi dış tehditlere karşı daha korunaklı hale getirmenin gayretiyle savunma sanayiini güçlendirmeye devam ettiklerinin altını çizen Tunç, terörün her türlüsüyle mücadele ederek, ülkeyi ve çocukları huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayretinde olduklarını söyledi.
Tunç, Türkiye’nin hak ve özgürlükler alanını da genişlettiklerini, demokrasiyi güçlendirdiklerini, adaletten ayrılmadıklarını, hukukun üstünlüğünü savunduklarını aktararak, hak arama hürriyetini daha da genişlettiklerini ifade etti.
Ülkenin özellikle darbelere, vesayetçi anlayışa açık olmaması, bir daha milli iradenin önünün kesilmemesi için büyük reformlar, sessiz devrimler gerçekleştirdiklerini aktaran Tunç, bu alanda yapılan değişikliklerden bahsetti.
Anayasadaki darbeci ve vesayetçi ruhu ortadan kaldırmaya yönelik çok önemli reformları hayata geçirdiklerine dikkati çeken Tunç, şöyle devam etti:
“Şimdi de bununla yetinmiyoruz. Ülkemizi, Türkiye Yüzyılı’nın başında yeni bir anayasaya kavuşturmak zorundayız. Darbecilerin yaptığı bir anayasayla yürüyemeyiz. Türkiye Yüzyılı’nda daha demokratik, daha katılımcı, herkesin görüşlerinin alındığı, temel hak ve özgürlükleri öne alan, sivil, demokrat, katılımcı bir anayasayla yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun için de Türkiye Büyük Millet Meclisinde inşallah bir uzlaşma sağlanır ve Türkiye Yüzyılı’na başlarken, yeni ve demokratik anayasayla yolumuza devam ederiz.”
“Karanlık günleri milletimizle aşmayı başardık”
Bakan Tunç, yerel seçimlere değinerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mız, 2002’de Başbakan olduktan itibaren geçen 22 yıllık sürede önümüze konulan 17 sandıkta da milletimiz desteğini hep Türkiye’nin gelişmesinden, kalkınmasından, demokrasiden yana kullandı. 18. sandıkta da en doğru kararı vereceğine yürekten inanıyoruz, milletimize güveniyoruz. Bu 22 yıl boyunca ülkemizin hem demokratik kalkınmasını hem fiziki kalkınmasını sağlarken o vesayetçi ve darbeci anlayışın türlü türlü müdahaleleriyle karşı karşıya kaldığımızda hep milletimizin desteğiyle o karanlık günleri aşmayı başardık, bugünlere geldik.
Bugün itibarıyla inşallah Türkiye Yüzyılı’nın başında önümüze konulacak 18. sandıkta belediye başkanlarımızı seçeceğiz. Şehirlerimizi en güzel şekilde yönetecek, orada güzel projeleri hayata geçirerek, şehirlerimizin daha müreffeh hale gelebilmesi için çalışacak başkanlarımızı belirlerken aynı zamanda sandığa giderek demokrasiye de sahip çıkmış olacağız. Şu önemli; bir belediye başkanının ilinin milletvekilleriyle beraber aynı masanın etrafında toplanıp o şehir için proje üretmesi, o ürettiği projeleri milletvekiline, bakanına ulaştırması, aralarındaki uyum çok önemli. O nedenle o uyumun gerçekleştirildiği ilçelerde ve illerde başarının sağlandığını ve o illerin çok daha hızlı geliştiğini ve kalkındığını görüyoruz. Kocaeli’miz de bunlardan biri.”
Kocaeli’nin ticarette, sanayide, ekonomide Türkiye’nin İstanbul’dan sonra lokomotif ili olduğuna işaret eden Tunç, şehrin ekonomisinin Türkiye’yi ayakta tutan direklerden biri olduğuna vurgu yaptı.
Kentte yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Tunç, Kocaeli’nin adalet sarayına ihtiyacının olduğunu belirterek, bunun 2024 yatırım programına alınmasını sağladıklarını söyledi.
Bakan Tunç, Kocaeli’de yargı hizmetinin kaliteli şekilde görülebileceği bir adalet sarayının yapılacağını, kente yakışacak bir adalet sarayı proje ihalesinin gelecek birkaç güç içinde yapılacağını bildirdi.
Programa, Vali Seddar Yavuz, AK Parti Kocaeli milletvekilleri Radiye Sezer Katırcıoğlu, Veysal Tipioğlu ve Cemil Yaman, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcısı Ferhat Kapıcı, Gebze Cumhuriyet Başsavcısı Erdal Kuruçay, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mustafa Soydabaş, AK Parti İl Başkanı Şahin Talus, Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, Darıca Dernekler Federasyonu Başkanı Mesut Koca, federasyon bünyesindeki Bartın, Zonguldak, Kastamonu, Bolu, Bilecik ve Artvin il derneklerinin üyeleri katıldı.
]]>Çanakkale’nin Biga ilçesinde belediyeyi ziyaret ederek, Belediye Başkanı Bülent Erdoğan’la görüşen Turan, ziyaretinin ardından basın mensuplarına gündemi değerlendirdi.
Zayıf ve sorunlu ülkelerin vatandaşlarının, insanlığa sahip çıkmayan Batının politikaları sonucunda ağır bir bedelle karşılaştığını ifade eden Turan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kabatepe ile Gökçeada arasında ufacık bir bota 50 civarında insan bindirilmiş. Sözüm ona daha iyi hayatlar yaşamak için başka ülkelere giderken dalgalar içinde maalesef boğulmuşlar. 22 ölümüz var, 7’si maalesef bebek. Şu an aramalar devam ediyor. 66 araçla, 511 personelle Sahil Güvenlik, Emniyet, Jandarma, Kıyı Emniyeti, UMKE, AFAD bütün kurumlarımız çok yoğun mesaiye devam ediyor. Uçaklarımız orada, kurumlarımız orada. İstiyoruz ki daha az hasar olsun, hiç olmasın ama maalesef bu anlattığım çarpık küresel düzenin bir sonucu olarak dünyada göçmen meselesi büyüyerek devam ediyor. Tüm tedbirlerimizi almamıza rağmen zaman zaman bu sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Dün o bebeklerin halini görünce yüreğimiz yandı. Vali Bey’in başkanlığında bütün heyet orada çalışmalarına devam ediyor. Göreceksiniz, bu zulmü, bu kötülüğü organize eden, Türkiye’de yaşayanlar da yakalandı, yakalanacak. Bunlara hiçbir tolerans tanınmayacak. En ağır cezalarla karşılaşacaklar. Bir insan hayatı üzerinden para kazanma alçaklığı yapan kim varsa bunun bedelini malıyla ve hapishane karşılığı olarak bir anlamda canıyla ödemek zorunda kalacak.”
“Türkiye Yüzyılı da inşallah yine aynı Çanakkale ruhuyla inşa edilecek”
Turan, 18 Mart Pazartesi günü Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109’uncu yıl dönümünün kutlanacağını hatırlattı.
Cumhuriyet’in ön sözünün bu topraklarda yazıldığını vurgulayan Turan, “Öncelikle Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehitlerimizi, gazilerimizi, Çanakkale kahramanlarını saygıyla, minnetle yad ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, Çanakkale ruhu anlayışı üzerine inşa edildi. Ümit ediyorum, iddia ediyorum yeni Türkiye Yüzyılı da inşallah yine aynı Çanakkale ruhuyla inşa edilecek. Daha çok büyüyen Türkiye, daha çok gelişen Türkiye bu onurla beraber karşılık bulacak.” diye konuştu.
Yerel seçimlere 15 gün kaldığını anımsatan Turan, Türkiye’de bundan sonra 4 yıl seçim olmayacağını dile getirdi.
Seçimin ardından yerel ve genel yönetimin birlikte çalıştığı bir dönem olmasını arzu ettiklerini aktaran Turan, şöyle devam etti:
“Bu 4 yıl seçimsiz dönemi hizmet almada, işlerin takibinde, sonuç almada, eser ortaya koymada çok kıymetli bir zaman olarak değerlendirmek istiyoruz. Kime oy vereceksin? En güzel karşılığı, yapılan eserler. Bakın çevrenize kim ne iş yapmışsa onun karşılığı en büyük sandıkta bulacak diye düşünüyorum. Biz oy verirken çevremize bakarız. Kim ne iş yapmış, kim ne iş yapmış yapmamış görürüz. Çanakkale’de köprüsünden tutun köylere, meydanına kadar büyükten küçüğe hastaneler, okullar, yollar, altyapılar, tüneller muazzam bir seferberlik oldu. Bunun karşılığını milletimizin vereceğini düşünüyorum. Tabii aradaki polemikler, siyasi rekabetler olur. Seçim bunun en kıymetli tarafıdır ama kaldı 15 gün. Sonra bunlar biter, işimize bakarız. Güçlü olmak zorundayız. Ülke olarak, siyaset olarak demokrasinin gereği yarışlar da olsa bitiminde güçlü olmak zorundayız. Kavga bir yere kadar. Sorunlar, polemikler bir yere kadar ama seçim biter, her parti işine bakar. Devlet yönetimi, belediyesi, bakanlığı herkes kendi yolunda işine bakar.”
“Bu millet kimin samimi olduğunu, kimin olmadığını bilir”
Bülent Turan, Türkiye’nin kuzeyinde büyük bir kriz olduğunu belirtti.
Dünyanın bu süreçte Türkiye’nin uyarılarını dinlemek zorunda olduğunu vurgulayan Turan, “Dünya tekrar merhametin, vicdanın tüm insanlığa ait olduğunu hatırlamak durumunda. Kendinden adım atması beklenen kurumların, kuruluşların tekrar kendini gözden geçirip reform adımları atma görevi var.” ifadesini kullandı.
Milletin irfan, izan sahibi olduğunu, kime oy vereceğini bildiğini anlatan Turan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Seçim broşüründe olan vaadini unutan bir adama bu millet oy vermez. Karda kışta millet perişan iken tatili önceleyen, milleti unutan insanlara bu millet oy vermez. Gündeminde belediye başkanlığı olmanın çok ötesinde ‘Nasıl genel başkan olurum?’ hesabı olan adama bu millet oy vermez. Ayasofya açılırken heyecan yaşamayan hatta daha ötesi ‘Gündemde yok, ne gerek var’ diyen, daha ötesi davet edilmesine rağmen açılışa gelmeyen ancak yıllar geçmiş olmasına rağmen seçime 15 gün kala sabah namazına giden Teyo Pehlivanlara bu millet hiç prim vermez. Bu millet kimin samimi olduğunu, kimin olmadığını, bu millet kimin hizmet yapıp kimin yapmadığını bilir. Bu millet kimin bu ülkeyi büyütmeye katkısı olur, katkısı olmaz çok iyi bilir. Bu millet seçim kültürü olan, demokrasiyi bilen bir millet. Göreceksiniz sorunsuz, sıkıntısız bir seçimi atlatacağız. Milletin dediğine ‘baş göz üstüne’ diyeceğiz ve inşallah ondan sonra 4 yıl seçimsiz bir Türkiye, kendi reformlarını yapan, kendi iddiasını ortaya koyan, ekonomisini, demokrasisini büyüten bir süreci hep beraber yaşıyor olacağız.”
Biga ilçesi Gümüşçay beldesinde yapımı tamamlanan Enginkent Gümüş Bakım Merkezi’nin açılışını yapan, Biga Ticaret Borsası’nı ziyaret eden Turan, Çan ilçesinde şehit ve gazi aileleriyle iftar programına katıldı.
]]>Ümraniye İstiklal Mahallesi’ndeki tesisinin açılışına Bakan Bak’ın yanı sıra Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım, eski Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) Başkan Vekili Ömer Onan ve AK Parti Ümraniye İlçe Başkanı Salim Çetinkaya katıldı.
Cumhurbaşkanının talimatıyla her bölgede tesisler yapmaya devam ettiklerini belirten Bakan Bak, “İsmet ağabeyi eskiden beri tanırım. İnşaat işlerinde hızlıdır. Ümraniye’ye onlarca eser kazandırıldı. Devamı da gelecek. Çok güzel bir eser ortaya çıktı. Arazi güzel değerlendirildi. Altında spor salonu var, üstünde de futbol sahası var. Çok amaçlı bir tesis oldu. Hayırlı olsun.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin 22 senede sporda devrim yaşadığını dile getiren Osman Aşkın Bak, “Sporun içinden gelen Cumhurbaşkanımızın vasıtasıyla Türkiye’nin dört bir yanında yaptığımız eserler var. Biz, sporun toplumdaki gücünü biliyoruz. Spor yapan çocukların toplumla uyumlu olduğunu, sağlıklı olduğunu biliyoruz. Bakanlık olarak en önemli görevlerimizden bir tanesi bağımlılıkla, kötü alışkanlıklarla mücadele etmek. Bu yüzden ailelere sesleniyoruz, çocuklarınızı alın ve bu tesislere getirin. Çocuklar spor yapsın, paylaşmayı öğrensin, enerjilerini atsın ve toplumun içinde yer alsın.” diye konuştu.
Ortaya çok güzel bir eser çıktığını vurgulayan Bakan Bak, şunları söyledi:
“Önceki dönem bakanımız Mehmet Muharrem Kasapoğlu’na teşekkür ediyoruz. O bu işleri başlattı, biz de tamamladık. Milli Eğitim Bakanlığıyla koordineli olarak 3. sınıfa gelmiş çocuklara yetenek taraması yapıyoruz. Taramaya göre de ilgili spor dallarına yönlendiriyoruz. Çok başarılı bir uygulama. 4,5 milyon çocuğumuzun taramasını yaptık. Türkiye’nin dört bir yanında yaptığımız 700’e yakın olimpik yüzme havuzu var. ‘Yüzme bilmeyen kalmasın’ projesi çerçevesinde 10 milyon çocuğumuza yüzme öğrettik. Ümraniye’de 3 tane havuz yaptık. Olimpik havuzu da yapacağız. Biz başkaları gibi değiliz. Biz tatilde gezmeyi bilmeyiz. Biz eser üretiriz. Ümraniye’de yaptığımız tesisler ortada.”
“Türkiye, her alanda başarıdan başarıya koşuyor”
Nabi Avcı’nın ülkeye çok büyük hizmetleri olduğunu belirten Bakan Bak, şunları kaydetti:
“Onun da adı fen lisesi ve spor tesisiyle yaşayacak. Kendisine uzun ömürler diliyorum. Kendisinden çok şey öğrendim. Mezun olduğum okulla ilgili geçmişte bir talebim olmuştu. Sağ olsun bakanım talebimle ilgilendi. Türkiye, her alanda başarıdan başarıya koşuyor. Güreşçilerimiz takım halinde dünya şampiyonu oldu. Tekvandocular da dünya şampiyonu oldu. Hedefimiz şimdi 2024 Paris Olimpiyatları. İnşallah orada bayrağımızı göndere çekeceğiz ve İstiklal Marşı’mızı tüm dünyaya dinleteceğiz. Bizim sporcularımız buradan yetişecek. Türkiye’nin önü açık. Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde geleceğe yönelen gençlerimiz var. Bu gençlerin önünde kimse duramaz. Bizler çılgın Türkleriz, açın yolumuzu Türkler geliyor. Açın yolumuzu İsmet Yıldırım geliyor, Murat Kurum geliyor. Biz tembel değil, çalışkan başkan istiyoruz. Sahada gezen başkan istiyoruz. Eser üreten başkan istiyoruz. İstanbul muradına ersin. Murat Kurum ile beraber 31 Mart’ta herkese göstereceğiz. Yolumuz açık olsun. Eserimiz hayırlı olsun.”
İsmet Yıldırım: “Türkiye’de yapılmayan eser kalmadı”
Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım ise yaptıkları hizmetten dolayı Gençlik ve Spor Bakanlığına teşekkür ederek, şu ifadeleri kullandı:
“Doksana yakın saha yaptık. Allah kendilerinden razı olsun. Geçmiş bakanımız Mehmet Kasapoğlu’na da teşekkür ediyorum. Murat Kurum’a da teşekkür ediyorum. Türkiye’de yapılmayan eser kalmadı. Yeter ki çocuklarımız spor yapsın. Yeter ki çocuklarımız Türk bayrağını göndere çeksin. Ben kendilerine teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.”
]]>Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin düzenlediği mitinge katılmak üzere Van’a geldi. Kentin Beşyol Meydanı’nda düzenlenen mitingde konuşan Erbakan, merhum liderleri Necmettin Erbakan’ın Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin insanına ayrı bir şefkat ve merhamet gösterdiğini hatırlattı. Yine merhum Erbakan’ın “Türk’ü Kürt’ten, Kürt’ü Türk’ten ayırırsan ortada ne Türk kalır, ne de Kürt kalır. Ama Türk ve Kürt bir olursa karşısında ne Amerika, ne İsrail durabilir” sözünü dile getiren Erbakan, “Mücahitler yuvası, imanlı, inançlı insanların diyarı Van’ımızda merhum liderimiz Erbakan hocamızı bir kez daha rahmetle anıyoruz. Onun bu sözleri sadece sözde kalmadı. Yapmış olduğu fabrikalar, hizmetler sadece Van’da değil, Cizre’de azot sanayi, Diyarbakır’da Türkiye Elektromekanik Sanayi (TEMSAN), Ergani’de çimento fabrikası, Muş’ta şeker fabrikası, bu bölgede üretime yönelik işsizliğin önlenmesine yönelik bir çivi çakılmışsa bunun altında Erbakan Hocamızın milli görüşün imzası var. Allah gani gani rahmet eylesin. 200’den fazla sanayi tesisinin temeli atıldı. 70’ten fazlası bütün engellemelere rağmen hizmete sokuldu. İşte bu ruh milli görüş ruhudur. Diyarbakır’ında 10 bin insanın çalışacağı TEMSAN Fabrikası’nı kurdu. Bugüne kadar o hamleler darbelerle, engellemelerle akamete uğratılmasaydı bugün Van’ın da Diyarbakır’ın da Bingöl’ün, Bitlis’in, Muş’un da Hakkari’nin de ne halde olacağını gelin siz düşünün” diye konuştu.
“Milli görüş mayasıyla çare olacağız”
Türkiye’de 85 milyona hizmet etmek, maddi ve manevi kalkınma hamlelerini hayata geçirmek için merhum liderleri Erbakan’ın anlayışıyla yola devam ettiklerini dile getiren Erbakan, “Sizler de yıllar boyu 40 seneden fazla Erbakan hocamızın milli görüşünü bağrınıza bastığınız gibi bugün de Yeniden Refah Partimizi ve bizleri bağrınıza basıyorsunuz. Biz de Erbakan hocamız gibi sizlere hizmetkar olacağız. O kalkınma hamlelerini, o projeleri yeni dönemde Yeniden Refahla hayata geçireceğiz inşallah. Erbakan hocamız döneminde olduğu gibi bugün de makam ve koltuk için değil, Allah rızası için çalışan kadrolarımız hazır elhamdülillah. Bu bölge halkını aynen yıllar boyu Erbakan hocamızın yaptığı gibi Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla bağrımıza basacağız. Hiçbir ayrım gözetmeksizin bu bölge insanı kalkınsın, işsiz kalmasın, alım gücü ve refah seviyesi arttırılsın. İşte bunun için 81 ilimize yüzlerce projemizi hayata geçireceğiz. Milli kaynak paketleriyle kaynak üreteceğiz. Aynen Erbakan hocamızın başbakanlığında olduğu gibi tek bütçeyle israfı önleyerek, faizden milyarlarca doları kurtaracağız. Bu milletin alım gücünü, refah seviyesini ve yaşam kalitesini arttıracağız. İşsizliğe, fakirliğe, yoksulluğa, açlığa inşallah milli görüş mayasıyla çare olacağız” şeklinde konuştu.
“Seçimlerde oylarını arttıracak tek parti Yeniden Refah Partisidir diyorlar”
Yeniden Refah Partisinin üye sayısının bugün itibariyle 475 bine ulaştığını ifade eden Erbakan, şunları kaydetti:
“Bugün Türkiye’de bu hızla büyüyen başka bir parti yok. Günde 2 bin 500, ayda 75 bin üye ve adım adım geldik 500 bine dayandık. Cenabı Allah bereketini arttırsın. Millet Yeniden Refah diyor, meydanlar, caddeler, sokaklar Yeniden Refah diyor. Doğusuyla batısıyla tüm Türkiye Yeniden Refah diyor. Yeniden Refah rüzgarı bütün Türkiye’de en güçlü şekilde esiyor elhamdülillah. Seçimlerde oylarını arttıracak tek parti Yeniden Refah Partisidir diyorlar. Kim söylüyor bunu? Ben söylemiyorum. Gazeteciler, anket firmaları, siyaset bilimciler, yorumcular hatta rakip siyasi partilerdeki temsilciler söylüyor.”
Erbakan, partisinin adaylarını tanıtarak destek istedi. – VAN
]]>Demir, AA muhabirine, tıbbi cihaz sektörünün sadece sağlık kesimi için değil, ekonomi için de önem taşıdığını söyledi.
Sektörün, binlerce kişiye istihdam imkanı sunduğunu ve küresel pazar büyüklüğünün 2022 yılında 512,29 milyar dolar olduğunu belirten Demir, bu rakamın 2030’a kadar 799,67 milyar dolara çıkacağının tahmin edildiğini kaydetti.
Demir, Kovid-19 salgınının başlangıcında basit tıbbi ürünlere erişimin zorlaştığını ve bu durumun tıbbi cihaz stratejisi oluşturmanın önemini gösterdiğini belirtti.
Türkiye’nin salgın sürecini diğer ülkelere kıyasla daha iyi yönettiğine dikkati çeken Demir, “Yoğun bakım ürünleri üretimi ve tedarikinde sektör, dinamik hareket ederek güçlü işbirlikleri ile önemli adımlar atmış ve bu ürünler diğer ülkelere de ihraç edilmiştir. Bu sayede ülkeye döviz girdisi ve ekonomiye önemli katkılar sağlanmıştır. Biz de sektör temsilcileri olarak bu gelişmeleri yakından takip ediyor ve gerekli adımları atarak, Türkiye’nin tıbbi cihaz sektöründeki gücünü artırmak için çalışıyoruz.” dedi.
“Türkiye, sektörde katma değeri yüksek ürünler ile öne çıkıyor”
Demir, Türkiye tıbbi cihaz pazarının ise dünya pazarı ile paralel şekilde büyüdüğünü ifade ederek, “Dünya pazarında yüzde 0,85 paya sahip olan Türkiye, bu payı artırmak için yerli üretime, AR-GE yatırımlarına, inovasyona ve ihracata önem vermelidir.” diye konuştu.
Ülkenin, nitelikli iş gücü, stratejik coğrafi konum ve gelişmiş üretim altyapısı ile önemli avantajlara sahip olduğunun altını çizen Demir, Türkiye’nin sektörde robotik fizyoterapi aletleri, göz içi lensler, biyobozunur implantlar gibi katma değeri yüksek ürünler ile öne çıktığını söyledi.
Demir, Türkiye’nin, sağlık endüstrisindeki rekabetçi gücünü artırmak için sektörün finansmana erişiminin kolaylaştırılması, finansman maliyetinin düşürülmesi, sağlığa ayrılan bütçenin artırılması ve piyasadaki kalite ve fiyat algısını bozan ürünlerin ülkeye girmesinin engellenmesi gerektiğini belirtti.
“Teşvikler, girişimciliğin gelişmesine katkıda bulunacaktır”
Türkiye’nin tıbbi cihaz ihracatında önemli bir yere sahip olduğuna da dikkati çeken Demir, Almanya, ABD, Fransa, Hollanda ve İtalya’nın ihracatta öne çıkan ülkeler olduğunu belirtti.
Demir, bu ülkelerin dışında Irak, İspanya, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’nın önemli pazarlar arasında yer aldığını dile getirerek, “CE mevzuatı ile tam uyumlu olduğumuz için Avrupa Birliği (AB) gibi gelişmiş pazarlarda Türk malı kendisine yer bulabiliyor. Türk Cumhuriyetleri ve uzak ülkelerdeki varlığımızı geliştirmek de hedeflerimiz arasında.” dedi.
Vergi indirimleri ve finansman imkanları gibi teşviklerin, Türkiye’nin, bu alanda, dünya pazarındaki payını artırmasına ve girişimciliğin gelişmesine katkıda bulunacağını dile getiren Demir, şöyle konuştu:
“Sağlığa ayrılan bütçenin artırılması ve bütçe içinde tıbbi cihazların payının da yükseltilmesi, yeni ürünlerin geliştirilmesine ve üretilmesine katkıda bulunacaktır. Ödemelerin, sözleşme vadelerinde yapılması kamu maliyesi ve sektörün kaynak planlaması açısından da çok önemlidir. Bu şekilde sağlık sektöründe yeni yatırımlar ve yenilikçi ürünlere uygun bir zemin oluşturabiliriz.”
“Türkiye, sağlıkta yapay zeka kullanımı açısından çok ileride”
Son dönemde sağlık sektöründe teşhis, tedavi ve hasta takibinde önemli gelişmelerin yaşandığını da vurgulayan Demir, şunları kaydetti:
“Yapay zeka tıbbi görüntülerin analizinden ilaç geliştirmeye ve kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmaya kadar birçok alanda kullanılıyor. Robotik cerrahi daha hassas ameliyatlar yapılmasını sağlıyor. Sanal gerçeklik hastalara ameliyat öncesi eğitim ve simülasyonlar sunmak için kullanılıyor. Artırılmış gerçeklik ise cerrahlara ameliyat sırasında ek bilgiler ve rehberlik sağlayarak ameliyatların daha güvenli ve başarılı geçmesine katkı sunuyor. Bu yeni teknolojilerin sağlık endüstrisini topyekün değiştireceği aşikar. Türkiye de bu teknoloji yarışında hiç de kötü bir başlangıç yapmadı. Sağlıkta yapay zeka kullanımı açısından bakıldığında Türkiye, çok ileride. Umuyoruz, bu rekabetçi üstünlüğümüzü kaybetmeden, küresel çapta, güçlü sağlık teknolojisi şirketlerinin adını duyacağız.”
???????
]]>Bakan Bayraktar, AK Parti İl Gençlik Kollarının Konak’ta bir otelde düzenlediği “Gençlik Sofrası” sahur programına katıldı.
Bayraktar, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin enerji vizyonunu ve Türkiye Yüzyılı’na dair hedeflerini anlattı.
Türkiye’nin büyüyen ekonomisi, genç ve dinamik nüfusuyla artan enerji talebi en önemli konulardan biri olduğunu belirten Bayraktar, ülkenin ciddi bir enerji talebi olduğunu, öncelikli görevlerinin bu artan enerji talebini karşılamak olduğunu söyledi.
Türkiye ekonomisinin ise en önemli konularından birinin enerjideki dışa bağımlılık olduğunu belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Türkiye maalesef kullandığı enerjinin yaklaşık üçte ikisini ithal ediyor. Doğal gazın neredeyse tamamını, petrolün yüzde 92’sini, kömürünü ve madenlerini büyük bir kısmını maalesef ithal etmek yoluyla karşılıyor ve bu nedenle her sene biz enerjiye ve maden ithalatına 10 milyar dolarlık bir fatura ödüyoruz. Şimdi bu faturaları ödeyerek maalesef cari açık veriyoruz ve bu cari açık bizim ekonomimizdeki en kırılgan, bizi en zorlayan konulardan biri haline geliyor.”
Bayraktar, artan enerji talebini ve dışa bağımlılığı düşürmekle ilgili gece gündüz çalıştıklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önlerine çok büyük bir hedef koyduğunu kaydeden Bayraktar, “Türkiye önümüzdeki 30 yılda karbon nötr bir ekonomi olacak. Ne demek? Türkiye 30 yılda karbon emisyonlarını nötr hale getirecek ve daha çevreci, daha yeşil daha çok yenilenebilir enerjiyi kullanan bir ülke haline gelecek.” diye konuştu.
İzmir’de özellikle rüzgar enerjisinin son derece yüksek potansiyele sahip olduğunu ifade eden Bayraktar, jeotermal, biokütle enerjisini mutlaka en üst seviyede ekonomiye kazandırılması gerektiğinin altını çizdi.
Bayraktar, ülkenin doğal gaz ve petrolde olan dışa bağımlılığını düşürmek için milli enerji ve maden politikası vizyonu çerçevesinde çalışma yürüttüklerini belirterek şöyle devam etti:
” Akdeniz’de, Karadeniz’de doğal gaz ve petrol araması yaptık. 2016’da kendi gemilerimizle başladığımız ve şu anda dünyanın en büyük filosuna sahip olduğumuz Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamit Han gemileriyle Karadeniz’de ve Akdeniz’de gidilmedik yer adeta bırakmadık.”
Bayraktar, birilerinin bulamazlar, yapamazlar demelerine rağmen Karadeniz’de, Sakarya gaz sahası adını verilen sahada 2 bin 100 metre deniz derinliğinde gazın bulunduğunu borularla, Zonguldak Filyos Limanı’na getirildiğini ve Türkiye’de 1,4 milyon hane halkına yetecek kadar doğal gazı ürettiklerini söyledi.
Bayraktar, Şırnak’ta, Gabar’da günde 37 bin varil petrol üretildiğini belirterek şunları söyledi:
“İnşallah 2024 sonunda bunu 100 bin varile çıkaracağız ama ülkemiz çok büyük, ekonomimiz büyüyor, ihtiyaçlarımız artıyor. Dolayısıyla bizim daha çok Gabar keşfine daha çok Sakarya gaz keşfe ihtiyacımız var. Gece gündüz çalışmaya, gayret etmeye devam edeceğiz. Biz 2053’te, yani önümüzdeki 30 yılda hem karbon nötr olmak hem de Türkiye’yi enerjide bağımsız kılmak, dışa bağımlılığımızı bitirmek hedefiyle yola devam edeceğiz.”
Türkiye’nin nükleer enerji alanında da Mersin Akkuyu’da nükleer santral yaptıklarını kaydeden Bayraktar, şunları kaydetti:
“2010 yılında uluslararası anlaşma yoluyla Rusya Federasyonu ile yapılan anlaşma çerçevesinde biz şu anda Mersin Akkuyu’da nükleer santral yapıyoruz. Kimileri bize nükleer santral yapmayın, nükleer ihtiyaç yok, gerek yok şöyle tehlikeli, böyle tehlikeli derken ne oldu biliyor musunuz? Sadece birkaç ay önce Dubai’de Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda bütün dünyanın gelişmiş ülkeleri dediler ki, dünyanın iklim değişikliğiyle mücadele edebilmesi için küresel ısınmayla mücadele edebilmesi için mevcut nükleer gücü 3 kat arttırması lazım. Türkiye’nin de bu kapsamda nükleer enerjiye sahip olması lazım. Gelişmiş ülkelerde ne varsa Avrupa’nın ortasında Fransa’da ne varsa Amerika’da, Çin’de ne varsa Türkiye’nin de ona sahip olması lazım.”
İzmir’de de Türkiye vizyonuna sahip bir belediyeciliğe ihtiyaç olduğunu belirten Bayraktar, Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ’ın projelerindeki inovasyon örneklerini çok beğendiğini anlattı.
Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Dağ
Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da gençler için çok önemli projelerinin olduğunu, İzmir’de 7 gün 24 saat çalışacak kütüphane hizmetini, Büyükşehir Belediyesi olarak yapacaklarını dile getirdi.
Dağ, kütüphaneleri gençlerin hizmetine sunmuş olacaklarını belirterek “1 Nisan’dan itibaren Büyükşehir Belediyesi olarak önce üniversite etrafında dev mekan tarzı 7 gün 24 saat çalışan çayı, çorbası, keki ücretsiz olan kütüphaneleri hayata geçirecek ve gençlerimizin hizmetine sunmuş olacağız. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.” dedi.
İzmir’de yaşayıp üniversiteyi kazanan gençlere maddi yardımda bulunacaklarını açıklayan Dağ, “İlk defa üniversiteyi kazandığında kardeşlerimiz ne yapacağız düşüncesinde, anne babaları ne yapacağız düşüncesinde oluyorlar. Onun için dedik ki biz bir can suyu verelim. İzmir’de yaşayıp da üniversiteyi kazanan genç kardeşlerimize ilk yıl için on bin lira destek ödemesi yapalım dedik.” diye konuştu.
Dağ, İzmir’de gençlerin her sınavda başarılı olmasının en büyük arzularının olduğunu, LGS, AYT, TYT ve üniversite sınavlarında ilk 1000’e giren İzmirli gençlere 50 bin lira destek ödemesi yapacaklarını söyledi.
AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan da seçim kampanyası başladığı ilk günden itibaren AK Parti Gençlik Kolları olmak üzere canla başla çalışmalara başladıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı seçiminin zaferini birilerinin maç olarak değerlendirdiğini belirten İnan, şunları kaydetti:
“Biz bu maçı 1-0 geride bıraktık ama bu seçimlerde birileri bu maçı 1-1 yapmanın derdinde olacak. Bunu da iyi biliyoruz. Hamza Bey iyi bir futbolcu. Kendisinin maç tecrübesini tüm gençlik kollarımız, gençlik yıllarından itibaren çok iyi biliyor. Ben inanıyorum ki başta Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Hamza Bey başta olmak üzere, AK Gençlik’in enerjisiyle, tüm Türkiye’de bu gençler bunlara öyle bir gol atacak ki bu maçı on sıfır geride bırakacağız.”
AK Parti İzmir Milletvekili ve Konak Belediye Başkan adayı Ceyda Bölünmez Çankırı ise gençlerle bir arada olmaktan memnuniyet duyduğunu, 31 Mart’ta akşamı Konak Meydanı’nda aynı bu gece burada toplanıldığı gibi toplanılacağına olan inancını dile getirdi.
AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, gençlere programa ilgisinden dolayı teşekkür etti.
Konuşmaların ardından AK Parti İzmir İl Gençlik Kolları Başkanı Recep Tayyip Taslak, Bakan Bayraktar’a İzmir Saat Kulesi’nin minyatürünü hediye etti.
]]>BAKÜ – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan’da düzenlenen 11. Küresel Bakü Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Filistin’de süregelen trajedi, artık iki devletli çözüm kapsamında çözülmeli, derhal ateşkes ilan edilmeli ve engelsiz olarak insani yardım sağlanmalı. Ancak yoğun diplomatik çabalarımız İsrail’in Gazze’deki savaş suçlarını durdurmadı” dedi.
Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan Dışişleri Bakanlarının 9. Toplantısı kapsamında Bakü’ye gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan’daki temaslarına devam ediyor. Fidan, Bakü’deki temasları kapsamında, “Parçalanmış dünyayı düzeltmek” temalı 11. Küresel Bakü Forumu’na katıldı. Fidan, küresel sistemde köklü bir dönüşümünün eşiğinde olduğunu belirterek, “Bu nedenle kriz çatışmaları ve savaşlar eşi benzeri görülmemiş boyutlara ulaştı. Ne yazık ki bugün ne uluslararası sistem ne de onun arkasındaki büyük aktörler bir çözüm sunamıyor. Bunun yerine büyük güçler kendi gündemlerini sürdürüyorlar. Dahası, hiç kimsenin mevcut jeostratejik zorlukları bağımsız olarak ele alamayacağı açıktır. Bu nedenle bölgesel sahiplenmeye dayalı çözümler ileriye yönelik en geçerli yol olarak öne çıkıyor” dedi.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Aliyev, vizyoner bir barış çağrısında bulundu”
Güney Kafkasya’da Azerbaycan’ın AGİT Minsk Grubu Karabağ’daki Ermeni işgaline son vermesi için onlarca yıl beklemek zorunda kaldığını vurgulayan Fidan, “AGİT Minsk Grubu işgali sona erdirmek yerine uzatma stratejisini tercih etti. İkinci Karabağ Savaşı ve terörle mücadele operasyonunun ardından alınan birçok BM Güvenlik Konseyi kararına rağmen nihayet adalet yerini buldu. 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nın hemen ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Aliyev, 6 ülkeden oluşan bölgesel bir mekanizma önererek son derece vizyoner bir barış çağrısında bulundu. Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya, İran ve Gürcistan” şeklinde konuştu.
Önerinin birlik, barış ve istikrarın bölgedeki ülkelerin sağlayabileceği varsayımı üzerine inşa edildiğini belirten Fidan, “Bugünkü adıyla 3+3 platformu hızla kuruldu ve şimdiden 2 toplantı yapıldı. Geçen sene Ekim ayında İslam İşbirliği Teşkilatı’ndaki meslektaşlarıma üye devletlerin konuyu ele alması gerektiğini söyledim” dedi.
“Filistin’de süregelen trajedi, artık iki devletli çözüm kapsamında çözülmeli”
Arap Birliği’nin olağanüstü zirvesiyle kurulan temas grubu, bölgeyi sahiplenme eylemi sergilediğini belirten Fidan, “Yedi ülke olarak bize Filistin’de devam eden trajediye müdahale etme için İslam dünyası adına hareket etme görevi verildi. Grubun çabaları ve uluslararası toplumun ezici üstünlüğü sayesinde Filistin’de süregelen trajedi, artık iki devletli çözüm kapsamında çözülmeli, derhal ateşkes ilan edilmeli ve engelsiz olarak insani yardım sağlanmalı. Ancak yoğun diplomatik çabalarımız İsrail’in Gazze’deki savaş suçlarını durdurmadı” ifadelerini kullandı.
Bugün itibariyle 31 binden fazla cenazenin olduğunu söyleyen Fidan, “Bunların çoğu kadın, çocuk ve yaşlı. Gazze artık yerle bir olmuş durumda ve yaşanmaz bir durumda. Bu nedenle Filistinlilerin katlanmak zorunda kaldığı fedakarlıkları ve anlatılamaz acıları söylemek bizim görevimizdir. 1967 öncesi sınırlara ve geçmişte tam teşekküllü Filistin devletine dayalı iki aşamalı çözümü hayata geçirene kadar bu mümkün olmayacak. İsrail’in iki devletli bölgeye yönelik taahhüt eksikliği nedeniyle nihai bir çözüme ulaşmak mümkün olmadı. Bu doğrultudaki önerimiz bölgesel ve uluslararası muhataplarımız tarafından olumlu karşılandı. Türkiye bu konuda bu sorumluluğu almaya hazır olacaktır” diye konuştu.
“Azerbaycan, Kafkaslarda kilit rol oynuyor”
Türkiye’nin Libya’da da istikrar, toprak bütünlüğü ve birlik temelinde, özgür, adil ve mutabakata dayalı güvenilir seçim sürecinin ilerletilmesi desteklediğini belirten Bakan Fidan, “Bu anlamda Türkiye’nin bölgeyi sahiplenme politikası enerji ve bağlantı projelerini de kapsıyor. TANAP, TAP, Trans-Hazar, Doğu-Batı Orta Koridoru ve Irak Kalkınma Yolu projesi gibi girişimleri destekliyoruz. Son yıllarda Azerbaycan, Kafkaslarda kilit rol oynuyor. Çok pozitif bir rolü var ve bölgesel diplomasi, bölgeyi sahiplenme ve bölgesel projeler için bir merkez haline geliyor” dedi.
Türkiye’nin pek çok konuda onlarla birlikte çalıştığını ifade eden Fidan, “Bilirsiniz, demiryolu projeleri, enerji projeleri ve ekonomik projeler gibi. Geçen sene sırf Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın toplantısı için Şuşa’ya gelmiştim. Azerbaycan, Avrupa’nın enerji güvenliğinde de çok önemli bir rol oynuyor” şeklinde konuştu.
“PKK ve YPG’ye bazı NATO ülkeleri tarafından yardım edildi”
Türkiye’nin sınırlarının diğer tarafında büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu belirten Bakan Fidan, “Biliyorsunuz Irak’taki PKK, YPG. PKK, Irak’taki uzantısı, YPG’de Suriye’deki uzantısıdır. Bazı NATO ülkeleri tarafından yardım edildi, güçlendirildi ve görevlendirildiler. Biliyorsunuz Amerika bunu açıkça yapıyor ve birkaç NATO ülkesi de Amerika’ya yardım ediyor” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO ülkesi olduğunu vurgulayan Fidan, “Onlar da NATO ülkesi ve bazı NATO ülkeleri NATO dışı, devlet dışı bir unsur olan terör örgütüyle bir sorunu çözmek için bir araya geliyor. Buna da terörle mücadele sorunu diyorlar. Ama aynı zamanda ulusal güvenlik sorununa karşı da büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu birinci konu. İkinci konu, biz NATO üyesiyiz ve üye devletiz ve NATO’yu oluşturmanın asıl amacı üye ülkeleri daha güvenli hale getirmek ve güçlü bir dayanışma içinde olabilecekleri bir ortam ve platform oluşturmaktır” dedi.
Türkiye’nin savunma sanayi alanında bazı NATO ülkelerinin kısıtlamalarına maruz kaldığını aktaran Fidan, “Dolayısıyla bu konuyu da tartışmaya açıyoruz. Bir yanda Türkiye’nin PKK, YPG’den başlayan terörle mücadele kaygıları, diğer yanda Türkiye’ye yönelik savunma sanayi kısıtlamaları. Bu konular etrafında çok güzel ve sağlıklı tartışmalar yaptığımızı düşünüyorum” diye konuştu.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan, gıda güvenliği konusunda çok hassastı”
Karadeniz’de giderek artan gerginliği azaltmak için artan militarizmi önlemek gerektiğini belirten Dışişleri Bakanı Fidan, “Karadeniz, savaştan önce uzun bir süre sessizliğin, mal ve diğer hizmetlerin taşımacılığının tadını çıkarıyordu. Bu çok önemliydi. Savaştan sonra Karadeniz’deki militarizm bizim için büyük sorunlara yol açtı. Öncelikle bildiğiniz gibi Ukrayna’dan tahıl sevkiyatının kesintiye uğraması tüm dünya için, özellikle de küresel güney için bir felaketti. Bazı Afrika ülkelerinde ve genel olarak gıda pazarında fiyatlar arttı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle tüm dünyanın gıda güvenliği konusunda çok hassastı” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukraynalılar ile Ruslar arasında bir tahıl anlaşmasının sağlanması için çok çalıştığını söyleyen Fidan, “Bunu başardık ama belli bir süre devam etti, bu süre içinde sanırım toplam 33 milyon ton tahıl dünyanın geri kalanına sevk edildi. Bugün ortak ülkelerle birlikte benzer bir düzenleme üzerinde çalışıyoruz. Gerçekten bir anlaşmaya varmamızı umuyor ve dua ediyorum. Bu sefer belki tahıl anlaşması adlandırılmayacak, belki de başka bir şey olacak. Ama eninde sonunda en önemli şey tahılı Karadeniz’den çıkarmak olacak. Sadece tahıl değil, Karadeniz’in tüm bölgeye ticari amaçlarla hizmet vermesini sağlamak için çıkan diğer mallara da” şeklinde konuştu.
“Libya’dan yakın gelecekte iyi haberler alabileceğimizi umuyorum”
Libya’nın Türkiye’nin gündemindeki bir diğer önemli konu olduğunu belirten Fidan, “Doğu ve Batı, onların sonsuza kadar bölünmüş kalmasına izin veremeyiz. Libya’ya olumlu bir ruh hali oluşması için savaşa gitmelerine, aktörlerden birinin lehine tek taraflı birleşmelerine izin veremeyiz. Çünkü Libya’nın doğusundaki dostlarımız Mısır, BAE ve diğer bazı aktörlerle yakınlıkları ve bağlantıları var. Artık masanın etrafında, şu anda söylediğimiz gibi bu üç, dört ülke bir araya gelebilir” dedi.
Libya’nın bağımsızlığına ve egemenliğine gerçekten katkıda bulunma rollerinin ne olacağı konusunda çok kaliteli tartışmalar yürüttüklerini vurgulayan Fidan, “Elbette çok sayıda farklılık var, ancak ben iyimserim ve yakın gelecekte iyi haberler alabileceğimizi umuyorum, ancak en iyi haber her zaman bir çatışmasının yaşanmamasıdır” ifadelerini kullandı.
]]>Tunç, Artvin’de bir düğün salonunda düzenlenen iftar programında, Artvinlilerle bir arada olmaktan mutluluk duyduğunu ifade ederek, başarılı bir yönetici olarak tanıttığı AK Parti Artvin Belediye Başkan adayı Mehmet Kocatepe’ye destek istedi.
Türkiye’de gerçek belediyeciliğin temellerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığını dile getiren Tunç, Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde yapılan çalışmaları anlattı.
Tunç, bu gerçek belediyeciliğin AK Parti’nin kurulmasını sağladığına işaret ederek, “Kısa süre içinde iktidara gelmesine neden oldu. Gerçek belediyecilik 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle tüm Türkiye genelinde eser ve hizmet siyasetine dönüşerek, 22 yılda ülkemizin her alanda kalkınmasını sağladı.” diye konuştu.
“Önce insan.” dediklerini vurgulayan Tunç, şu değerlendirmede bulundu:
“İnsanımızı güçlendirmek için çalıştık. Eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanımızı güçlendirmek için çalıştık. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ dedik, hastaneler, okullar, yollar, barajlar, üniversiteler yaptık. Dünya projeleriyle ülkemizi tanıştırdık. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle Türkiye’nin 81 vilayetini eserlerle donattık. Enerjide de bağımsız olsun, savunma sanayiinde de bağımsız olsun, ekonomide de IMF’ye muhtaç olmadan yolumuza devam edelim diye istikrarlı bir şekilde kalkınma hamlelerinden hiç vazgeçmedik.”
“Temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri birer birer kaldırdık”
Bakan Tunç, Türkiye’nin fiziki kalkınmasını sağlarken bir taraftan da bu kalkınmanın önünde engel olmak isteyen şer güçlerle hep mücadele ettiklerini söyledi.
Vesayetçi, darbeci anlayışın kendilerine sürekli engel koymaya çalıştığının altını çizen Tunç, “Muhtıralar ilan etti, Gezi olaylarını çıkardı, 17-25 dedi. Terörü azdırmaya çalıştılar, hendekler kazdılar. 15 Temmuz hain darbe kalkışmasına giriştiler ama tüm bu badireleri milletimizin desteğiyle aştık.” ifadesini kullandı.
Tunç, millete şükran borçlu olduklarını belirterek, “Milletimiz için ne kadar hizmet etsek azdır. İnşallah önümüzdeki süreçte de bu istikrarlı kalkınma hamlelerini sürdürmeye devam edeceğiz. Yine ülkemizin demokrasi standardını yükseltmeye devam edeceğiz. Temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri birer birer kaldırdık.” diye konuştu.
Anayasa’da gerçekleştirdikleri, sessiz devrim sayılan reformlarla temel hak ve özgürlükleri genişlettiklerine dikkati çeken Tunç, şöyle devam etti:
“Hak arama hürriyetini arttırdık. Bilgi edinme hakkından kamu denetçiliği hakkına varıncaya kadar, kadın haklarının güçlendirilmesinden çocuk haklarına varıncaya kadar temel hak ve özgürlükleri Anayasa’mızda alabildiğine genişlettik. Anayasa’mızda darbeci ve vesayetçi ruhu azaltan reformları hayata geçirdik. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırdık. Yüksek Askeri Şura, Hakimler Savcılar Kurulu, Anayasa Mahkemesi’nin yapısı, tüm bunları demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hale getirdik.”
Bakan Tunç, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Türkiye vizyonunun başlangıcında hedefimiz, yeni, demokratik, sivil bir anayasayı yapmak. Onu da inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde siyasi partilerimizin bir uzlaşma sağlayarak gerçekleştireceklerine yürekten inanıyoruz. Terörün her türlüsüyle mücadele ettiğimiz ve terörün kökünün kazındığı, çocuklarımızın, gençlerimizin geleceğe güvenle baktığı huzurlu bir Türkiye inşa ediyoruz inşallah. Dünyada hakkaniyeti, adaleti savunmaya, mazlumun yanında durmaya devam edeceğiz.”???????
]]>Bayraktar, Dörtyol ilçesi Çaylı Mahallesi’ndeki iftar programında, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından iftar sofrasında bir arada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Türkiye’yi yeni yüzyıla taşımak, daha güçlü, müreffeh, etkili kılabilmek için var güçleriyle gece gündüz çalıştıklarını belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Elbette ki bizlerin Türkiye için büyük bir hayali var. Türkiye’yi enerjide, savunma sanayinde, tarımda, gıdada bağımsız kılabilmek, kendi ayakları üzerinde duran, kendi kendine yeten büyük, güçlü bir ülke yapmak istiyoruz. Türkiye Yüzyılı vizyonunda enerji ve maden alanında, doğal gazda, petrolde kendi doğal gazını üreten, kendi petrolünü bulan ve onu çıkaran bir ülke haline geleceğiz inşallah. Bunun için gayret ediyoruz, çalışıyoruz.”
Bayraktar, 2020’de Cumhuriyet tarihinin en büyük doğal gaz keşfini yaptıklarını hatırlatarak, Sakarya gaz sahasında, Karadeniz’in ortasında, denizin 2 bin 100 metre derinliğinde doğal gazı bulduklarını söyledi.
“Bulamazsınız, arayamazsınız” diyenlerin olduğunu ancak kendi gemileriyle o doğal gazı arayıp bulduklarını, 3 seneden kısa süre içerisinde de evlerde kullanılır hale getirdiklerini vurgulayan Bayraktar, şöyle konuştu:
“Yine aynı şekilde Gabar’da Türkiye’nin en büyük petrolünü keşfettik. Yine kendi mühendislerimizle, imkanlarımızla bir dönem terörle anılan, gidilemeyen, ‘buralarda petrol yok’ denilen yerleri gittik, aradık, bulduk ve şimdi oralardan Türkiye’nin en kaliteli petrolünü üretiyoruz. İnşallah bu sayede hem oradan elde ettiğimiz gelirlerle gençlerimiz için, ailelerimiz için özel programlar, özel projeler geliştiriyoruz.”
Doğal gazın 2002’de sadece 5 şehirde olduğunu belirten Bayraktar, bugün 81 ilde doğal gazın evlerde, ticarethanelerde ve sanayilerde kullanıldığını söyledi.
Bayraktar, 860 yerleşim yerindeki doğal gazı, önlerindeki dönemde bütün ilçelere, mahallelere getireceklerini anlattı.
Bu çalışmaları yürütürken belediyelerin önemine değinen Bayraktar, “Çünkü merkezi idareyle uyumlu çalışan, merkezi anlayışı içerisinde çalışan yerel yönetimlere ihtiyacımız var. Bu anlamda Hatay’ın artık bu fetret devrine bir son vermesi lazım.” diye konuştu.
Bayraktar, 31 Mart’ta vatandaşların desteğiyle Hatay’ın hizmet belediyeciliğiyle, proje belediyeciliğiyle bir araya geleceğini dile getirdi.
Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk’ün 1 Nisan sabahı belediye başkanı seçilerek gece gündüz vatandaşın hizmetinizde olacağını belirten Bayraktar, “Biliyorsunuz bazıları belediyede, belediye başkanlığını adeta bir geçici görev yeri, efendim yarı zamanlı iş gibi görüyor. Bizim için Cumhur İttifakı olarak AK Parti belediyeciliği, belediye anlayışımız, 7 gün 24 saat vatandaşına hizmet eden, vatandaşının herhangi bir sorunu ne ise onun yanında olan bir belediye anlayışı. İnşallah bunu sergileme fırsatını bizlere vermenizi sizlerden istirham ediyorum.” ifadesini kullandı.
Bayraktar, Cumhur İttifakı’nın Dörtyol Belediye Başkan adayı Ömer Oğuz Uçar’a da destek istedi.
Hatay’ın, Türkiye ekonomisinde çok özel ve müstesna bir yeri olduğunu aktaran Bayraktar, Dörtyol’un da kendileri için enerjinin de lojistiğin de en önemli merkezlerinden birisi olduğunu söyledi.
Buradaki gençlerin hepsine iş imkanı sağlayacak şekilde ticaretin, esnafların daha iyi, daha büyüyerek gelişmesi için gayret edeceklerinin ifade eden Bayraktar, bunun için hep birlikte el birliğiyle adım atmak gerektiğini belirtti.
Bayraktar, ilçenin bazı mahallelerindeki doğal gaz ve elektrikle alakalı sorunlarının farkında olduğunu aktararak, konuyu değerlendireceklerini kaydetti.
]]>Bakan Osman Aşkın Bak Başakşehir’de yenilenen Bahçeşehir Spor Merkezinin açılışına katıldı
İSTANBUL – Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak Başakşehir’de bir dizi programlara katıldı. Sabah saatlerinde Türkiye Liseler Arası Basketbol Turnuvası final maçına katıldı. Maça katılan gençlerle buluşan Bakan Bak, hakemle birlikte maçı da başlattı. Maç sonrasında Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ailelere seslenerek, “Çocuklarınızı spor tesislerine getirin bu tesisler ücretsiz, en büyük önceliğimiz bağımlılığı önlemek” dedi.
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak Başakşehir’de düzenlenen etkinliklere katıldı. Sabah saatlerinde Başakşehir Spor Tesislerinde Türkiye Liseler Arası Basketbol Maçı Finaline katılan bakan Bak, maça izleyici olarak ve oyuncu olarak gelen gençlerle vakit geçirdikten sonra final maçını başlattı. Maçı izleyen Bakan Bak, daha sonra Bahçeşehir’de bulunan Bahçeşehir Spor Tesisi’nin yeniden hizmete alımı programına katıldı. Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu’da Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın programlarına katılımına eşlik etti.
“Uyuşturucu, alkol ve kötü alışkanlıklarla mücadele bizim görevimiz”
Bahçeşehir Spor Tesisi’nin yeniden hizmete alımı programında vatandaşlara seslenen Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Başakşehir denilince akıllara gençlik geliyor. Başakşehir’de gençlik ve Spor bakanlığımızla ortak şekilde çalışmalar yürütüyoruz. Biliyorsunuz bizim Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak en önemli görevimiz bağımlılıkla mücadele. Uyuşturucu, alkol ve kötü alışkanlıklarla mücadele bizim görevimiz, bu nedenle biz herkesi yaptığımız spor tesislerine davet ediyoruz. Annelere, babalara sesleniyorum çocuklarımızı bu tesislere götürelim bu tesisler ücretsiz. Okullarda da spora önem veriyoruz. İstanbul Valiliği ve İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte tüm okullara spor kulüpleri kurduk. Daha demin de Türkiye Liseler Arası Basketbol Finalleri vardı oraya katılım sağladık. Türk Basketbolunda görev alacak çocuklarımızı gördüm. Sporun ortak bir dil olduğunu gördük, tabi bütün bunların arkasında Türkiye’nin, Cumhurbaşkanımızın önderliğinde bir spor devrimi yaşaması var. Dünya çapında yapılan stadyumlar, yüzme havuzları ve sahalarıyla pek çok tesisi ile bir spor devrimi yaşanıyor. Bizlere düşen bu yapılan salonları doldurup bayrağımızı göklere çektirecek sporcular yetiştirmektir” İfadelerini kullandı.
“Türkiye’de bir spor devrimi yaşanıyor”
Konuşmalarına devam eden Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Bugün yine bir tesisi yenileyip, bakımdan geçirip tekrar daha üst kalitede hizmete sokacağız. Bizim açımızdan çok önemli bir husus var Türkiye çapında yaklaşık 700’e yakın olimpik ve yarı olimpik havuzlar yaptık. Bu havuzlar içerisinde 10 milyon çocuğumuz yüzme öğrendi. Başakşehir’de de sayısını bilemediğimiz kadar çok havuz var. Bizim açımızdan bu çocukların yüzme öğrenmeleri çok önemli, bir çocuk yüzme bilmediği için denizde veya gölette boğuldu lafının karşılığı yok. Bize düşen, devlet olarak çocuklarımıza yerel yönetimlerle beraber ortak projelerle yaptığımız tesislerle çocuklarımıza hizmet etmektir. 4 milyon çocuğumuzun da yetenek taramasından geçirerek çeşitli spor dallarına yönlendirdik. Türkiye’de bir spor devrimi yaşanıyor” şeklinde konuştu.
]]>Erdoğan, Beşyol Meydanı’nda partisince düzenlenen mitingdeki konuşmasında, bu coğrafyanın büyük zorluklarla vatan yapıldığını ve böyle kalması için de büyük fedakarlıklarda bulunulduğunu söyledi.
Son asrın her döneminde “demokrasi gelişmesin, kalkınma gerçekleşmesin, kendi ayakları üzerinde durulmasın” denilerek başa musallat edilen musibetlerin önlerine çıkarıldığını ifade eden Erdoğan, “Musibet, kimi zaman darbeler kimi zaman cuntalar kimi zaman siyasi ve ekonomik krizler kimi zaman sosyal gerilimler kimi zaman terör eylemleri olarak karşımıza çıktı. Kirli iç ve dış pazarlıklar hep bunlara eşlik etti.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdi de aynı tabloyla karşı karşıya olunduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir yandan tarihi demokrasi ve kalkınma atılımlarıyla asırlık eksikliklerini tamamlayan, 2023 hedefleriyle egemenliğini güçlendiren, Türkiye Yüzyılı vizyonuyla zirveye gözünü diken bir Türkiye var. Diğer tarafta ise ülkemizi kendi güvenlik ve refah düzenlerine hizmetle mükellef gören emperyalistlerin ısrarla dayattıkları istikrarsızlık girdabı var.
Kendi ihtirasları uğruna veya aldıkları talimatlar gereği şahsımıza ve hükümetimize karşı emperyalistlerin koçbaşılığına yeltenenlerin üstünü kazırsanız, altı hep aynı adrese çıkar. Hepsinin de ipleri aynı ellerde toplanır. Son iki asırdır biz bu oyuna çok maruz kaldık ve maalesef çok da örselendik. Koskoca bir cihan devletinden geriye kalan bu vatan toprağını bile bize çok gördüler. Milletimizi parçalamak, ülkemizi bölmek için sürekli uğraştılar.”
“Artık maskelerin inme vakti gelmiştir”
Bu çabalarda içerde de maşalar bulmakta zorlanılmadığını dile getiren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Artık maskelerin inme vakti gelmiştir. Karşımızdaki muhalefetin hiçbiri kendisi değildir. ‘CHP’ dediğiniz CHP değildir, bu tabela altında toplananlar, bilhassa da şu anda bir titan zincirinin halkaları, rantiye çarkının dişlileri haline gelmişlerdir. Herkes kendi ihtirasının peşindedir.
Öte yandan DEM dediğiniz partide kimin iradesi kimin elinde belli değil. Bu yapının gerçek anlamda bir siyasi faaliyetini, ülkenin ve milletin hayatını değiştirecek bir programını, projesini, gayretini gördünüz mü? Göremezsiniz. Çünkü bu yapının tek misyonu, Türkiye’nin aleyhine olan ne varsa ona destek vermektir. Mirasyedisinden partimizin eskilerine kadar ötekileri söylemeye gerek bile duymuyorum.”
“Akıttığımız her damla ter, kadir kıymet bilene feda olsun”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’de ülkenin ve milletin güvenliği, huzuru, selameti, refahı için çalışan, çabalayan, ter döken, mücadele veren sadece biz varız. Cumhur İttifakı bunun için saldırıların hedefindedir.” dedi.
“Giderem Van’a doğru, yolum İran’a doğru/ Kes başım kanım aksın, kadir bilene doğru” dizelerinin yer aldığı türküyü anımsatan Erdoğan, “Akıttığımız her damla ter, kadir kıymet bilene feda olsun, helal olsun. Ama kadir kıymet bilmeyip de sırf ülkenin ve şehirlerin kaynaklarına göz diktikleri için milli irade işportacılığına soyunan istismarcılara da eyvallah etmeyiz.” şeklinde konuştu.
Van’ı bu mücadelede yanlarında görmek istediklerini vurgulayan Erdoğan, alandaki vatandaşlara şöyle seslendi:
“Buradan öyle bir ses verin ki Van Gölü’nün etrafında duymayan kalmasın. Van, medeniyetler kavşağı, gönlü güzel, sözü güzel, kendisi güzel Van, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız, kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar, ana kademe, kadın kolları, gençler kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Van’la birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? İnşallah Ramazan-ı Şerif’in bayramı gelmeden, 31 Mart’ı ‘milli irade bayramı’ haline getireceğiz.”
Alandaki vatandaşlardan “evet” yanıtını alan Erdoğan, seçime kadar hep birlikte gece gündüz çok çalışacaklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, millete verdikleri her sözün, ortaya koydukları her vizyon ve programın gerisinde ülkeye kazandırdıkları eser ve hizmetlerin bulunduğuna dikkati çekerek, her bir şehrin, vizyonun bu eser ve hizmetlerden payına düşeni aldığını anlattı.
(Sürecek)
]]>Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı sonrasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Darçiaşvili, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile bir araya gelmekten dolayı memnuniyet duyduğunu ifade etti.
Üç ülke olarak güçlü bölgesel işbirliğine sahip olduklarını kaydeden Darçiaşvili, “Böylece siyasi diyaloğumuza olan bağlılığımızı ve üçlü formattaki ortaklığımızın önemini ve istikrarını bir kez daha teyit etmiş olduk. Bu formatın, bölgesel işbirliğinin kapsamlı, etkili ve başarılı mekanizmalarından biri olduğunu belirtmek isterim.” diye konuştu.
Darçiaşvili, üçlü format sayesinde bölgesel ve küresel gelişmelerin ele alınması ve değerlendirilmesinin mümkün olduğunu dile getirdi.
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki işbirliğine ilişkin Darçiaşvili, “Siyaset, ticaret, ekonomi, savunma, kültür, ulaştırma, enerji, modern teknolojiler, turizm ve diğer alanlarda çok boyutlu işbirlikleriyle birbirimize bağlıyız.” dedi.
Toplantıda özelikle bölgesel gelişmeleri ele aldıkları bilgisini paylaşan Darçiaşvili, bölgesel istikrar ve ekonomik kalkınma bağlamında barışın rolüne dikkati çektiklerini kaydetti.
“Güney Kafkasya’da barışı destekliyoruz”
Gürcistan’ın, Güney Kafkasya’da barışı somut bir şekilde desteklediğini aktaran Darçiaşvili, şöyle devam etti:
“Gürcistan, Güney Kafkasya’da barış içinde bir arada yaşamayı güçlü bir şekilde desteklemektedir ve bölgede barışı ve yapıcı işbirliğini geliştirme sürecine katkıda bulunmaya devam etmeye hazırdır. Azerbaycan ve Ermenistan’ın yakın gelecekte anlaşarak barış anlaşması imzalayabileceğini ve bunun bölgede uzun vadeli barış ve istikrarın tesisi açısından bir dönüm noktası olacağını umduğumuzu ifade ettik.”
Toplantıda, Orta Doğu’daki gelişmeleri de ele aldıklarını belirten Darçiaşvili, “(Toplantıda) Gürcistan’ın Orta Doğu’da barışın tesis edilmesi gerektiği ve bunun uluslararası toplumun desteğiyle müzakerelerle sağlanabileceği fikrini desteklediği kaydedildi.” ifadesini kullandı.
Darçiaşvili ayrıca, Gürcistan’ın Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyon sürecinde kaydedilen ilerlemeler hakkında Fidan ve Bayramov’a bilgi verdiğini dile getirerek, toplantıda bölgesel enerji ve nakliye gibi alanlardaki ortak projelerin de öneminin vurgulandığını kaydetti.
Gürcistan olarak, Azerbaycan ve Türkiye ile ortak projelerin daha da geliştirilmesine destek verdiklerini belirten Darçiaşvili, “Söz konusu projeler ülkelerimizin ve bölgemizin dünyadaki işlevini ve rolünü daha da artırmaktadır.” şeklinde konuştu.
Darçiaşvili, üç ülke olarak Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı ile Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı projelerini başarılı bir şekilde gerçekleştirdiklerini ifade ederek “Enerji kaynaklarının Asya’dan Avrupa’ya taşınması ve Avrupa’nın enerji güvenliğinin sağlanması konusunda Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye’nin rolü özellikle önemlidir.” dedi.
Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan olarak Trans Hazar Koridoru Uluslararası Ulaşım Güzergahı’nı (Orta Koridor) daha da geliştirmek için çalışmaya devam edeceklerine işaret eden Bakan Darçiaşvili, bu yönde Bakü-Tiflis-Kars (BTK) demir yolu projesinin kısa bir süre içerisinde tamamlanmasının önemli olacağını vurguladı.
Darçiaşvili konuşmasının sonunda, Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye’nin üçlü işbirliğini daha da geliştirmek ve ileriye taşımak için hazır olduğunu söyledi.
]]>“Devler Ligi”ne doğrudan katılım için UEFA ülke puanı klasmanında ilk 10’a girmesi gereken ve an itibarıyla 38,1 puanla 9’uncu sırada yer alan Türkiye, turnuvalardaki son 16 turu maçlarının ardından sezonu ilk 10’da bitirmeyi garantiledi.
Fenerbahçe’nin UEFA Avrupa Konferans Ligi rövanş maçında Belçika’nın Union Saint-Gilloise takımına 1-0 yenilmesinin ardından Türkiye, bu haftayı puansız kapatsa da özellikle Glasgow Rangers’in elenmesiyle UEFA organizasyonlarında İskoç takımının kalmaması, Süper Lig’de 2024-2025 sezonu şampiyonuna “Devler Ligi” kapısını ardına kadar açtı.
İlk 8 dışında yoluna devam ülkeler Türkiye, Çekya ve Yunanistan
Türkiye, Çekya ve Yunanistan, UEFA klasmanında ilk 8 haricinde çeyrek finallere takım gönderen 3 ülke konumunda bulunuyor.
Klasmanda 11’inci basamaktaki Çekya’nın 35,8 puanı var. Yunanistan ise 29,525 puanla 17’nci sırada yer alıyor.
Türkiye ve Çekya birer, Yunanistan ise 2 takımla yoluna devam ederken, 4 takım da UEFA Konferans Ligi’nde mücadele ediyor.
Türkiye’den Fenerbahçe, Çekya’dan Viktoria Plzen ve Yunanistan’dan Olympiakos ile PAOK, UEFA’nın 3 numaralı organizasyonunda yarı final için ter dökecek.
UEFA ülke puanı klasmanında 8 ila 17’inci sıradaki ülkeler, bu ülkelerin puanları ve kalan takım sayıları şöyle:
| UEFA 2023/24 ÜLKE PUANI | |||
| Sıra | Ülke | Puan | Takım |
| 8 | Belçika | 47,6 | 1/5 |
| 9 | Türkiye | 38,1 | 1/4 |
| 10 | İskoçya | 36,05 | 0/5 |
| 11 | Çekya | 35,8 | 1/4 |
| 12 | İsviçre | 32,975 | 0/5 |
| 13 | Avusturya | 32,6 | 0/5 |
| 14 | Norveç | 31,625 | 0/4 |
| 15 | Danimarka | 31,45 | 0/4 |
| 16 | İsrail | 31,125 | 0/4 |
| 17 | Yunanistan | 29,525 | 2/5 |
Yunanistan’ın Türkiye’yi geçme şansı yok
İki takımla yoluna devam eden Yunanistan’ın matematiksel olarak ilk 10’a girme şansı bulunmuyor.
Çekya’nın Türkiye’yi geçme ihtimali bulunsa da bunun gerçekleşmesi için Fenerbahçe’nin puan almadan Avrupa’ya veda etmesi ve Viktoria Plzen’in beraberlik dahi almadan final oynaması gerekiyor. Sarı-lacivertli ekibin alacağı puan ya da puanlar halinde ise Çekya’nın bu şansı da kalmayacak
Bunların yanı sıra Türkiye’nin 8’inci sıradaki Belçika’yı yakalaması da matematiksel olarak mümkün değil.
Bu gerekçelerle Türkiye’nin, an itibarıyla bulunduğu 9’uncu sırada sezonu tamamlaması kuvvetle muhtemel görünüyor.
Klasmanda 9 ile 10’uncu sıranın farkı, lig 2’ncisini etkiliyor
Türkiye’nin, sezonu 9 ya da 10’uncu sırada tamamlaması sadece Süper Lig 2’ncisinin Şampiyonlar Ligi için oynayacağı eleme turu sayısını değiştirecek.
Statü gereği Süper Lig 2’ncisi; klasman 9’unculuğu halinde 2, klasman 10’unculuğu halinde 3 eleme turu oynayacak.
Bunun haricinde her iki durumda da;
Süper Lig’de 2024-25 sezonu şampiyonu “Devler Ligi”ne direkt katılacak.
Avrupa Ligi’ne 2 takım gidecek ve 1’inci takım 1 eleme turu, 2’nci takım 3 eleme turu oynayacak.
Konferans Ligi’ne 1 takım gidecek ve 3 eleme turu oynayacak.
Ülke puanına en fazla katkı Fenerbahçe’den
Türkiye’de bu sezon ülke puanına en fazla katkı veren ekip Fenerbahçe oldu.
Konferans Ligi’nde mücadele eden ve çeyrek finale adını yazdıran sarı-lacivertliler, 18 puan topladı.
Bu klasmanda Fenerbahçe’nin hemen ardında 15,5 puanlı Galatasaray bulunuyor.
Türkiye adına bu sezon Avrupa’da yer alan diğer takımlardan Beşiktaş 9, Adana Demirspor ise 3,5 puanlık performans ortaya koydu.
Son 5 sezonda da Fenerbahçe zirvede
Ülke puanı genel klasmanı hesaplamasında son 5 sezon baz alınıyor ve bu kulvarda da Türkiye adına en fazla puan toplayan takım Fenerbahçe.
Sarı-lacivertliler bu alanda 46 puanla zirvede yer alırken, Galatasaray 43 puanla 2’ncilik koltuğunda oturuyor.
Bu 2 takımı, mütevazı bütçelerine rağmen Başakşehir ve Sivasspor takip ediyor.
Özellikle 2019-20 ve 2022-23 sezonlarındaki performansıyla dikkati çeken Başakşehir toplamda 34 puan, Sivasspor da 17,5 puanla Türkiye’nin 20’nci sıradan üst basamaklara tırmanmasında önemli rol oynadı.
Son 5 sezonda Avrupa’da mücadele eden takımlar ve bu takımların ülke puanına katkısı şöyle:
| UEFA ÜLKE PUANINA KATKI SON – 5 SEZON | |
| Takım | Puan |
| Fenerbahçe | 46 |
| Galatasaray | 43 |
| Başakşehir | 34 |
| Sivasspor | 17,5 |
| Beşiktaş | 16,5 |
| Trabzonspor | 13 |
| Adana DS | 3,5 |
| Konyaspor | 2,5 |
| Malatyaspor | 2,5 |
| Alanyaspor | 0,5 |
Spora ortaokul döneminde hentbolla başlayan 23 yaşındaki Şükriye Yılmaz, lisede ise 2016 yılında bilek güreşine yöneldi.
Katıldığı organizasyonlarda pek çok başarı kazanan Gümüşhane Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu 4. sınıf öğrencisi Şükriye Yılmaz, 2-12 Mayıs’ta Slovakya’da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası ile sonrasındaki Dünya Şampiyonası’nda 55 kiloda son kez yarışacağı gençler kategorisini yeni madalyalarla bitirmek istiyor.
Şükriye Yılmaz, AA muhabirine, bilek güreşini çok sevdiğini söyledi.
Bugüne kadar 7 dünya, 6 Avrupa ve 17 Türkiye şampiyonluğu bulunduğunu belirten Şükriye, “Kendini ve iç sesini ortaya çıkartamayan, spor salonunda eşofman giyemeyen kız çocukları için, ön yargıları yıktığım için çok mutluyum. Onlar için elimizden geleni yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bilek güreşini hobi olarak görmediğini, hayatının bir parçası haline geldiğini vurgulayan Şükriye, şöyle devam etti:
“Erkek sporudur, yapamazsın, kapalısın, antrenmana gidemezsin, erkekler yapamıyor, sen mi yapacaksın?’ diyorlardı. Türkiye Şampiyonası vardı. Habersiz şekilde gitmiştim. Sadece annemin haberi vardı. Annem bana destek vermişti. Sağ ve sol kolda Türkiye ikincisi olmuştum. Çok mutlu oldum. Çok ayrı bir gurur. Size kimse güvenmiyor ama siz kendi başınıza hayatınızda ilk defa risk alıyorsunuz, zor bir çocukluğunuz geçiyor, zor bir kariyeriniz oluşuyor. Aslında bunu belki de gösteremeyeceğiniz bir şehirdesiniz. Onlara rağmen çıkıyorsunuz ve artık bu erkek sporu değil, bunu kanıtlıyorsunuz.”
Hayalinin bir köy okulunda beden eğitimi öğretmenliği yapmak, tecrübelerini öğrencilere aktarmak olduğunu anlatan Şükriye, “Onların yolunu tecrübelerimle açmak istiyorum, ön yargıları yıkmak. Özellikle Gümüşhane’de o kadar kız çocuğu var ki ‘Abla senin sayende geldim, senin videonu izledim, onu yaptım, birinci oldum’… Bizim en büyük ödülümüz aslında bu. Küçük çocukların hayatına bir iz bırakmak bizim için çok güzel bir şey.” değerlendirmesinde bulundu.
“İlk önce Türkiye’yi, bayrağı temsil ediyorum”
Şükriye Yılmaz, antrenörü Davut Altuntaş’ın üzerinde çok emeği bulunduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Dünya Şampiyonası Kazakistan’da olmuştu geçen yıl. Dünya şampiyonu olmuştum. Bayrağımızı dalgalandırmıştım. O kadar gurur verici ki… Kilolar veriyoruz, zor antrenmanlar, her gün zor koşullarda 2-3 saatimizi antrenmana harcıyoruz. Arkadaşlarımız sağda solda vaktini harcarken salonda yattığım günleri biliyorum. O bayrağı orada açıyoruz, tüylerimiz diken diken. Hayat mükemmel oluyor. Çünkü ben orada Şükriye Yılmaz’ı temsil etmiyorum. İlk önce Türkiye’yi, bayrağı temsil ediyorum. Oraya çıkana kadar üstümüzde çok büyük yük var ama birinci olduğumuz zaman hepsi silinip gidiyor. Bu, en güzel hediye bizim için.”
Milli sporcu, her zaman annesini gururlandırmaya çalıştığını dile getirerek, “Ne kadar dünya şampiyonluğu elde edersem edeyim, nereden geldiğimi unutmadan büyüklerde de dünya şampiyonu olmayı, sıkleti tamamen kapatmayı planlıyorum.” diye konuştu.
]]>İTO’dan yapılan açıklamaya göre, Avdagiç, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın konuk olduğu İTO’nun mart ayı meclis toplantısında değerlendirmelerde bulundu.
Bakan Yerlikaya’nın İstanbul’da iken hayata geçirdiği, “İş dünyası üretip kazandıkça İstanbul kazanacak” ilkesini, bu kez Türkiye için uyguladığına şahit olduklarını belirten Avdagiç, “Sayın Bakan’ımızın İstanbul Valisi olduğu dönemde şehrimizin asayişine verdiği önem de bu bakımdan çok ciddi bir örnekti. Şimdi bu örneği, Türkiye çapında uyguluyor. Asayişi temin eden, örgütlü yapılara göz açtırmayan, sınırlarımızı güvende tutan operasyonları takdirle izliyoruz.” açıklamasında bulundu.
İTO’nun meslek komitelerinin ve üyelerinin istek ve taleplerini oluşturan 5 konuya dikkati çeken Avdagiç, şu ifadeleri kullandı:
“Biliyorsunuz, ulaşım en çok tüccarı ilgilendiren konu. Biz, İTO olarak, Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nde (UKOME) asli üye olarak temsil edilmenin çok önemli olduğuna inanıyoruz. İkincisi, Okul Servis Araçları Yönetmeliği’nde yetkinin tek bakanlıkta toplanması gerektiğinin altını çiziyoruz. Böylesine hassas bir konuda çok başlılık önlenmeli. (Üçüncü olarak) Aynı şekilde okul taşıtları ile personel servis araçlarının birlikte değerlendirilmesi ve okul servis aracı yaşlarının personel servis araçlarınınki ile aynı olması hususunun dikkate alınmasını talep ediyoruz. Dördüncü olarak, kiralama yöntemiyle çalınan araçların ’emniyeti suistimal’ suçundan değil ‘organize suç/nitelikli dolandırıcılık’ kapsamında değerlendirilerek KABİS ile entegre bir ‘kara liste’ oluşturulmasına ilişkin Bakanlıkça yürütülen çalışmaların ivedilikle sonuçlandırılmasını bekliyoruz.
Öte yandan üyelerimiz AB’ye uygun olarak, motor numaralarının trafik tescilde aranılan bir zorunluluk olmaktan çıkarılması ile ticari kayıpların önlenmesi amacıyla motor yenileme ve değişim işlemlerinin kolaylaştırılmasının sağlanmasını talep ediyor.”
“Türkiye, enflasyonla mücadelede tarihi bir dönüm noktasından geçiyor”
Şekib Avdagiç, geçen hafta, 12 yıl aranın ardından Türkiye’nin kredi notunun artırıldığını anımsatarak, şu açıklamalarda bulundu:
“Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin kredi notunu ‘B’den ‘B+’ya yükseltti, not görünümünü de durağandan pozitife çevirdi. Türkiye, enflasyonla mücadelede tarihi bir dönüm noktasından geçiyor. Hazine ve Maliye Bakanı’mız Mehmet Şimşek’in de ifade ettiği gibi, ‘Dezenflasyon, zaman ve kararlılık gerektiriyor’. Fiyat istikrarı sağlanıncaya kadar iş dünyası olarak sabırla ve azimle desteğimizi sürdüreceğiz.”
Avdagiç, genelde ekonomi yönetiminin ve özelde TCMB’nin fiyat istikrarı ve finansal istikrar için kararlılıkla uyguladığı dezenflasyonist politikaların üretim ve ihracat tarafında baskı oluşturduğunu ve fedakarlıklar gerektirdiğini bildiklerini anlattı.
Bu fedakarlıklara katlanılmaması durumunda enflasyonu düşürmenin çok zor olacağını vurgulayan Avdagiç, enflasyonla mücadelede, kamu ve özel tüm kesimlerin üzerine düşeni eksiksiz yapmak zorunda olduğunu bildirdi.
Avdagiç, “Enflasyonun kalıcı olarak tek haneye indirilmesi zor ama imkansız değildir. Öncelikle hepimizin buna inanması gerekiyor. Türkiye nasıl ki, enflasyonu 2002’deki yüzde 45 seviyesinden 2004’te yüzde 10’a ve sonra da yüzde 10’un altına indirdiyse, bugünkü yüksek enflasyonun da iki yıl içinde hedeflendiği şekilde tek haneye indirilmesi mümkündür.” ifadelerini kullandı.
“Rakamlar, cari açıktaki düşüş eğiliminin süreceğine işaret ediyor”
İTO Başkanı Avdagiç, iç talebin yanı sıra dış dengede de tablonun olumluya döndüğünü anlattı.
Küresel ekonomideki zayıf seyre rağmen yılın ilk iki ayında ihracatın yüzde 8,5 arttığını, ithalat hacminin ise yüzde 15,5 daraldığını kaydeden Avdagiç, “Böylece 2024’ün iki aylık dış ticaret açığı da 26 milyar dolar seviyesinden yüzde 50 düşüşle 13 milyar dolara geriledi. Şubat itibarıyla son 12 aylık ihracat ise yüzde 1,6 artarak 260 milyar dolara dayandı. Bu rakamlar, cari açıktaki düşüş eğiliminin süreceğine işaret ediyor.” açıklamasında bulundu.
Şekib Avdagiç, Kasım 2023’te 50 milyar dolar sınırının altına inen ve aralıkta 45 milyar dolar bandına düşen 12 aylık cari açığın gelecek aylarda 40 milyar doların da altına inmesini beklediklerini ifade ederek, “Cari açığın azalması, döviz talebini aşağı çekerken, dış kırılganlıkların da azalmasına yol açacaktır. Yaz aylarıyla birlikte turizm geliriyle beraber Türkiye’nin yeniden cari fazla verir konuma ulaşacağını öngörüyoruz.” ifadesini kullandı.
]]>Bakan Bolat, resmi davet üzerine bulunduğu başkent Londra’da İngiltere İş ve Ticaret Bakanı Kemi Badenoch’un yanı sıra İngiliz ve Türk iş insanları ile görüşmelerinin ardından, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Türkiye ve İngiltere’nin askeri ve siyasi açıdan iki güçlü ortak olduğunu, ekonomi ve ticaret alanında da güçlü ilişkileri bulunduğunu dile getiren Bolat, iki ülke arasındaki mevcut serbest ticaret anlaşmasının İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılması sonrasında karşılıklı ticaretin yasal bir zemine oturması için yapıldığını anımsattı.
Bolat, söz konusu anlaşmanın 2021 başında yürürlüğe girdiğini ve Kovid-19 salgını şartlarında dahi oldukça başarılı ilerlediğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Karşılıklı ticaretimiz 19 milyar dolara yükseldi ve bu ticarette geçen yıl itibarıyla Türkiye 6 milyar dolar fazla kazandı. Ama ticaret yıllar içinde değişebiliyor. Önemli olan karşılıklı ticaretteki ivmenin devam etmesi. Mevcut serbest ticaret anlaşması sanayi ürünlerini kapsıyordu. Hizmetler sektörünü, yani eğitim, sağlık, fuarcılık, bankacılık, telekomünikasyon, taşımacılık, kara, hava, deniz ve demir yolu taşımacılığı ve turizm sektörlerini de dahil etmek, ortak yatırımları kurala bağlamak ve teşvik etmek, geliştirmek ve tarımsal ürünlerde de karşılıklı bazı tavizlerin elde edilmesi zeminini konuşmak üzere STA’nın güncellenmesi müzakerelerini her iki ülke birbirine teklif etti.”
Bolat, Londra’da mevkidaşı Badenoch ile bu süreci başlattıklarını belirterek, müzakerelerin zaman alabileceğini, İngiltere’nin yoğun bir seçim dönemine girdiğini ancak teknik düzeyde müzakerelerin 10 Haziran’da Londra’da başlayacağını söyledi.
“UKEF, demir yolu ve yenilenebilir enerji projelerine 4 milyar dolar finansman sağladı”
Bakan Bolat, söz konusu yeni alanlarda her iki ülkenin fayda sağlayabileceği ve kazan-kazan ilkesi temelinde bir STA için müzakerelerin yapılacağını ifade ederek, şunları söyledi:
“Biz kendi ülkemize azami fayda ve avantaj sağlamaya çalışacağız. Onlar da kendi ülkeleri için masaya taleplerini koyacaklar. Yani iki taraf da bu taleplerde anlaşamazsa zaten anlaşma olmaz. Mevcut serbest ticaret anlaşması devam eder, sanayi ürünlerinde. Ama iki ülkenin de kazan kazan ilkesiyle ticaretlerini artırabileceği bir ortam ve şartlar oluştuğu takdirde de anlaşmaya varılır.”
Bolat, Türkiye’nin Birleşik Krallık ile turizm haricinde dahi 5 milyar dolarlık hizmetler ticareti bulunduğunu belirterek, üçüncü ülkelerdeki müteahhitlik hizmetlerinde her iki ülke firmalarının birlikte çalışması noktasında iki ay önce İstanbul’da bir niyet mektubu imzalandığını anımsattı.
Bu kapsamda Türk ve İngiliz firmalarının birlikte iş yapmasının teşvik edileceğini dile getiren Bolat, “Yine, Birleşik Krallık resmi İhracat Kredi Kuruluşu (UKEF) Türkiye’de demir yolu projeleri ve yenilenebilir enerji gibi bazı önemli projelere 4 milyar dolar civarında finans desteği verdi. Bu da ülkemizde bu projelerin tamamlanması açısından büyük önem arz ediyor. Kendilerine bu iş birliğinin devamını istediğimizi belirttik.” diye konuştu.
20 milyar dolar hedefi
İki ülke arasında 19 milyar doları bulan ticaret hacminin dünya ticaretinin küçüldüğü ve küresel ekonominin durgunluk içinde olduğu bir dönemde gerçekleştiğini belirten Bolat, “İlk planda bu seneki hedefimiz 19 milyar doları aşarak karşılıklı ticarette 20 milyar dolara ulaşmak.” dedi.
“Türkiye’nin savunma sanayi üretimi ve ihracatı 5 yılda geometrik hızla büyüyecek”
Ticaret Bakanı Bolat, Türk Hava Yollarının Airbus’a verdiği uçak siparişini anımsatarak, bazı modellerin ağırlıklı İngiltere’de yapılacağını ve bazı uçaklarda İngiliz motor şirketinin motorlarının bulunacağını belirterek, “Dolayısıyla İngilizler Türkiye ile ekonomik ilişkilerin artmasına büyük önem veriyor.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin de savunma sanayisi ürünlerinde Avrasya’da önemli bir üretim ve tedarik ülkesi haline geldiğine işaret eden Bolat, şöyle konuştu:
“Türkiye dostlarına ya da kendisinden ürün almak isteyenlere ‘sana şunu dayatırım ya da ambargo uygularım’ gibi dostane olmayan yaklaşımlar hiçbir zaman uygulamıyor. Bu anlamda da Türkiye güvenilir bir tedarikçi ve satıcı ülke konumunda. Savunma sanayimizin önünde daha çok güzel günler var. İnşallah daha büyük hedeflere ulaşacağız. Önümüzdeki 5 yıllık süreçte Türk savunma sanayisi üretimi ve ihracatı adeta geometrik bir hızla büyüyecek, gelişecek ve ülkemize de teknoloji ve katma değer katacak. Aynı zamanda savunma sanayisinde, ihracat pazarlarında ürün ortaya koyduğunuz ve bu da alıcı bulduğu zaman, ülkenizin genel sanayisine çok büyük değer veriliyor.”
]]>Bu olayda söz konusu ülkenin ABD olduğuna işaret eden Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ceza Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Hasan Sınar, iade kararı verilen kişilerin, karara itiraz hakkı bulunduğunun altını çizdi. Kural olarak iade sürecinin mahkümiyet kararına bağlı olduğunu belirten Sınar, “Ancak bu somut olaydaki gibi bir tutuklama kararı varsa ona ilişkin olarak da talepte bulunulabilir. Bunun için öncelikle ilgili yargı makamları tarafından Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ilgili ülkeye iade talebini iletmeleri gerekir” dedi.
“Avrupa kıtasındaki Avrupa Konseyi Suçları İadesi Sözleşmesi’ne de tarafız”
Sınar, iade kararı verilen kişilerin karara itiraz hakkı bulunduğunun altını çizdi. Uluslararası Ceza Hukukundaki temel prensibe göre ülke vatandaşları iade edilmez. Ancak bu kuralın istisnaları da olduğunu kaydeden Hasan Sınar, “Bizim anayasamıza göre bir Türk vatandaşı, yabancı bir ülke talep ettiği zaman iade edilmez. Ancak Uluslararası Ceza Divanına taraf olmaktan doğan yükümlülüklerimiz saklıdır. Aynı şekilde Amerika’da da kural olarak kendi vatandaşını iade etmez. Ancak talep eden ülke ile mütekabiliyet esasına yani karşılıklılık esasına bağlı bir ikili antlaşma var ise o zaman işler değişebilir. Nitekim Türkiye ile Amerika arasında böyle bir antlaşma var. Aynı zamanda Avrupa kıtasındaki Avrupa Konseyi Suçları İadesi Sözleşmesi’ne de tarafız. Dolayısıyla biz bu iade müessesini işletebiliriz. Oraya kaçan kişi Amerikan vatandaşı olsa dahi aradaki mütekabiliyet karşılıklılık prensibi uyarınca Türkiye’ye iadesi mümkün olabilir” açıklamasını yaptı.
“Adalet Bakanlığı’nın bu kadar hızlı aksiyon aldığı başka vaka bilmiyorum”
Adalet Bakanlığı’nın bu kadar hızlı aksiyon aldığı başka vaka bilmediğini söyleyen Hasan Sınar’a göre bunda kamuoyu ve sosyal medya baskısı etkili oldu. Bununla prosesin kendisinin uzun ve yorucu bir süreç olması nedeniyle her an için bu insanların Amerika’dan kaçma ihtimaline de dikkati çekti.
“Türkiye’nin eli kuvvetli diplomatik imkanlar seferber edilmeli”
Bu davanın ABD tarafında nasıl bir yankı bulacağının izlenmesi gerektiğini ifade eden Hasan Sınar sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında Türkiye’nin eli kuvvetli. İsnat edilen suç, Amerikan hukukunda bizden daha ağır cezalandıran bir suç. Türkiye’de bir insana bu şekilde çarpıp kaçtığınız zaman hapiste yatma süreniz çok azdır. Belki infaz sistemi nedeniyle cezaevinde kalmazsınız bile. Ama Amerika’da çok ağır cezalar alırsınız bu fiil nedeniyle. Yani suçun niteliğine göre sürecin hızlanması, diplomatik imkanların seferber edilmesine bağlı. Eğer Amerika üzerinde bir baskı grubu oluşturulursa ve derhal bu konuda bir karar alınması için çaba sarf edilirse iade mümkün olabilir.”
Amerika’da da yargısal bir sürecin işleyeceğini anlatan Sınar, “Netice itibariyle bu kişiler şu an özgürce sokakta dolaşıyor. Bu kişinin yakalanması için bir yakalama emri çıkacak. Aynı zamanda yurt dışına çıkış yasağının da mutlaka çıkması lazım” değerlendirmesini yaptı. – İSTANBUL
]]>İTO’dan yapılan açıklamaya göre, Avdagiç, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın konuk olduğu İTO’nun Mart ayı Meclis toplantısında değerlendirmelerde bulundu.
Avdagiç, Bakan Yerlikaya’nın İstanbul’da iken hayata geçirdiği, ‘İş dünyası üretip kazandıkça İstanbul kazanacak’ ilkesini, bu kez Türkiye için uyguladığına şahit olduklarını kaydetti. Avdagiç, “Bakanımızın İstanbul Valisi olduğu dönemde şehrimizin asayişine verdiği önem de bu bakımdan çok ciddi bir örnekti. Şimdi bu örneği, Türkiye çapında uyguluyor. Asayişi temin eden, örgütlü yapılara göz açtırmayan, sınırlarımızı güvende tutan operasyonları takdirle izliyoruz” dedi.
Avdagiç, konuşmasında İçişleri Bakanlığı’na yönelik olarak İTO’nun meslek komitelerinden ve üyelerinden ulaşan 5 temel konuya da dikkati çekti. Avdagiç, şunları söyledi: “Biliyorsunuz, ulaşım en çok tüccarı ilgilendiren konu. Biz, İTO olarak, Ulaşım Koordinasyon Merkezi UKOME’de asli üye olarak temsil edilmenin çok önemli olduğuna inanıyoruz. İkincisi, Okul Servis Araçları Yönetmeliği’nde yetkinin tek bakanlıkta toplanması gerektiğinin altını çiziyoruz. Böylesine hassas bir konuda çok başlılık önlenmeli. Aynı şekilde okul taşıtları ile personel servis araçlarının birlikte değerlendirilmesi ve okul servis aracı yaşlarının personel servis araçlarınınki ile aynı olması hususunun dikkate alınmasını talep ediyoruz. Dördüncü olarak, kiralama yöntemi ile çalınan araçların ’emniyeti suistimal’ suçundan değil ‘organize suç/nitelikli dolandırıcılık’ kapsamında değerlendirilerek KABİS ile entegre bir ‘kara liste’ oluşturulmasına ilişkin Bakanlıkça yürütülen çalışmaların ivedilikle sonuçlandırılmasını bekliyoruz. Öte yandan üyelerimiz AB’ye uygun olarak, motor numaralarının trafik tescilde aranılan bir zorunluluk olmaktan çıkarılması ile ticari kayıpların önlenmesi amacıyla motor yenileme ve motor değişim işlemlerinin kolaylaştırılmasının sağlanmasını talep ediyor.”
“Türkiye, enflasyonla mücadelede tarihi bir dönüm noktasından geçiyor”
Konuşmasında İstanbul iş dünyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, 12 yıl aranın ardından geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin kredi notunun artırıldığını hatırlattı. Avdagiç, “Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin kredi notunu ‘B’den ‘B+’ya yükseltti, not görünümünü de ‘durağan’dan ‘pozitif’e çevirdi. Türkiye, enflasyonla mücadelede tarihi bir dönüm noktasından geçiyor. Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in de ifade ettiği gibi, ‘Dezenflasyon, zaman ve kararlılık gerektiriyor’. Fiyat istikrarı sağlanıncaya kadar iş dünyası olarak sabırla ve azimle desteğimizi sürdüreceğiz” diye konuştu.
Avdagiç, genelde ekonomi yönetiminin ve özelde Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrar için kararlılıkla uyguladığı dezenflasyonist politikaların üretim ve ihracat tarafında baskı oluşturduğunu ve fedakarlıklar gerektirdiğini bildiklerini söyledi.
Şekib Avdagiç, “Ancak şunu da biliyoruz ki, bugün bu fedakarlıklara katlanmazsak, enflasyonu düşürmemiz çok zor. Enflasyonla mücadelede, kamu ve özel tüm kesimler üzerimize düşeni eksiksiz yapmak zorundayız. Enflasyonun kalıcı olarak tek haneye indirilmesi zor ama imkansız değildir. Öncelikle hepimizin buna inanması gerekiyor. Türkiye nasıl ki, enflasyonu 2002’deki yüzde 45 seviyesinden 2004’te yüzde 10’a ve sonra da yüzde 10’un altına indirdiyse, bugünkü yüksek enflasyonun da iki yıl içinde hedeflendiği şekilde tek haneye indirilmesi mümkündür” dedi.
“Rakamlar, cari açıktaki düşüş eğiliminin süreceğine işaret ediyor”
İTO Başkanı Avdagiç, iç talebin yanı sıra dış dengede de tablonun olumluya döndüğünü kaydetti. Avdagiç, “Küresel ekonomideki zayıf seyre rağmen yılın ilk iki ayında ihracatımız yüzde 8,5 artarken, ithalat hacmi yüzde 15,5 daraldı. Böylece 2024 yılının iki aylık dış ticaret açığı da 26 milyar dolar seviyesinden yüzde 50 düşüşle 13 milyar dolara geriledi. Şubat itibariyle son 12 aylık ihracat ise yüzde 1,6 artarak 260 milyar dolara dayandı. Bu rakamlar, cari açıktaki düşüş eğiliminin süreceğine işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
Şekib Avdagiç, Kasım 2023’te 50 milyar dolar sınırının altına inen ve aralıkta 45 milyar dolar bandına düşen 12 aylık cari açığın, önünüzdeki aylarda 40 milyar doların da altına inmesini beklediklerini vurgulayarak, “Cari açığın azalması, döviz talebini aşağı çekerken, dış kırılganlıkların da azalmasına yol açacaktır. Yaz aylarıyla birlikte turizm geliriyle beraber Türkiye’nin yeniden cari fazla verir konuma ulaşacağını öngörüyoruz” dedi. – İSTANBUL
]]>Bakan Bayraktar, Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde seçim irtibat bürosunu ziyaret ederek, partililerle görüştü.
Bayraktar, burada yaptığı konuşmada, yaptıkları gezilerle vatandaşları dinlediklerini, yapılan yatırımları da yerinde incelediklerini söyledi.
Tercihin mahalli idarelerde güçlü projeler üreten ve bütün mesaisini halka hizmet üzerine kurmuş bir belediyecilik anlayışından yana gösterilmesi gerektiğini kaydeden Bayraktar, “Özellikle Çınar’da, Bismil’de, Diyarbakır’da, Türkiye’nin diğer şehirlerinde beklentimiz inşallah AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bu anlamda bizim hizmet belediyeciliğimizi, gerçek belediyeciliği sizlerle buluşturabilmek.” diye konuştu.
Enerji alanında çok daha kaliteli ve güzel bir hizmetin sunulması gerektiğine değinen Bayraktar, bu nedenle de yeni dönemde hem doğal gaz hem de elektrik şirketlerinden çok önemli beklentilerinin olduğunu belirtti.
Bayraktar, şöyle konuştu:
“Böyle bir çağda hizmet odaklı, vatandaş memnuniyeti odaklı. Bizim zaten kültürümüzde olan bir şey. Müşteri velinimettir. Sizler her biriniz müşterisiniz bu şirketler için. Dolayısıyla sizlere böyle bir anlayışla bakıp, böyle bir şekilde hizmet sunacak şirketlere ihtiyacımız var. Dolayısıyla yeni dönemde bu şirketlerin vatandaş memnuniyeti noktasındaki karnelerini onların anlayacağı dilden bir değerlendirmeye tabi tutacağız. Netice itibariyle vatandaşın ulaşamadığı, vatandaşın yarasına merhem olmayan bir yönetim ve hizmet anlayışıyla bu dağıtım şirketlerinin yürüme şansı yoktur.”
Doğal gaz yayılım projesinin AK Parti’nin vizyon projelerinden olduğunu aktaran Bayraktar, Türkiye’deki yerleşim yerlerine, Türkiye’deki bütün hane halkına doğal gazı getirmeyle alakalı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2002’de ortaya koyduğu bir vizyonun olduğunu anlattı.
“Türkiye’de nüfusumuzun yüzde 82’si doğal gaza erişebiliyor”
Bunun birçok ülkede pek eşine rastlanır bir hadise olmadığını dile getiren Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bunu çok net ifade edeyim. Çünkü Türkiye gibi coğrafyası geniş, yerleşimi belli yerlerde çok dağınık, topoğrafyanın zor olduğu ülkelerde böyle bir doğal gaz şebekesi. Bugün yaklaşık 200 bin kilometreye kadar ulaşan şebekeyle beldelerimize, köylerimize kadar doğal gazın gelmesi çok büyük bir hizmettir. Bu öncelikle bir vizyonun eseridir. Bu anlamda 2002’de 5 ilde olan doğal gazı 81 ile 860 yerleşim yerine getirdik. Bugün itibariyle Türkiye’de nüfusumuzun yüzde 82’si doğal gaza erişebiliyor. Ama hedef tamamına bunu götürebilmek. Doğal gazı sizlere ulaştırırken kendi gazımızla da ulaştırmak istiyoruz. Dolayısıyla yaptığımız keşiflerle ithal gazı değil, ithal kaynağı değil, kendi ürettiğimiz doğal gazımızı kullanmaya başlıyoruz. Bugün itibariyle 3,6 milyon metreküp gaz üretiyoruz. Sakarya sahasından Filyos’tan 170 kilometre mesafeden gazı taşıyoruz. Karadeniz’in ortasından Filyos’a taşıyoruz ve oradan doğal gaz şebekemizde sizlere ulaştırıyoruz. Bugün itibariyle 1,4 milyon haneye yetecek kadar doğal gaz üretiyoruz.”
Türkiye’de şu anda 20 milyon hanenin doğal gaz kullandığını bildiren Bayraktar, daha gidecek epey yollarının olduğunu kaydetti.
Bakan Bayraktar, “İnşallah yaptığımız doğal gaz keşifleriyle, Şırnak’ta ve Diyarbakır’da ürettiğimiz petrolle Türkiye’nin enerjideki dışa bağımlılığını bitireceğiz. Bu sayede Türkiye’yi daha güçlü, refah seviyesi yüksek, kendi ayakları üzerinde duran ve istihdam sorunu kalmamış bir ekonomisi olan, enflasyon sorununu aşmış, cari açık problemini çözmüş bir ülke haline hep birlikte getireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Programa, AK Parti Diyarbakır milletvekilleri Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman, Mehmet Sait Yaz, AK Parti İl Başkanı Mehmet Raşit Ocak, Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi (TARPOL) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mehdi Eker, AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden, partililer ve vatandaşlar katıldı.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında Sağlık Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen iftar programında, geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinde de sağlık altyapısının gücüne şahitlik ettiklerini söyledi.
Depreme dayanıklı şekilde yeniden inşa ettikleri veya şehirlere sıfırdan kazandırdıkları sağlık tesislerinin depremden sonra adeta elleri, ayakları, her şeyleri haline geldiğini kaydeden Erdoğan, “Özellikle şehir hastanelerimiz hem salgınla hem de deprem felaketiyle mücadelenin sembolü haline geldi. Bugüne kadar toplamda 36 bin 300 yataklı 24 şehir hastanemizi hizmete açtık. ‘İsraf’ denilen, ‘Ne gerek var’ denilerek engellenmeye çalışılan bu modern sağlık üsleri, her iki süreçte de gerçekten kritik roller üstlendiler. Hastanelerimizden hizmet alan hasta yükümüzün dörtte birini şimdiden şehir hastanelerimiz yüklenmiş durumdadır.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her büyük şehri bir şehir hastanesiyle buluşturmayı hedeflediklerini dile getirerek, “Halihazırda 14 şehir hastanemizin inşaatı devam ediyor. Planlama aşamasında da 3 şehir hastanemiz var. İnşallah bunları da peyderpey tamamlayarak hizmete sunacağız.” diye konuştu.
“Ülkemizi en etkin sağlık hizmetlerinin sunulduğu bir ülke konumuna getirdik”
Göreve geldiklerinde diğer altyapılar gibi sağlık sisteminin de aksadığı bir Türkiye olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
“Ekonomik imkanı olmayan doğru düzgün sağlık hizmeti alamıyor, insanlar cenazelerini teslim almak için senet imzalamak zorunda bırakılıyordu. Öyle ki hastaneler, şifa dağıtan bir sağlık yuvası olmaktan ziyade vatandaşın ‘Allah düşürmesin.’ dediği bir eziyet çarkına dönüşmüştü. Sağlık alanında Türkiye’ye ve Türk milletine yakışmayan bu tabloya son verdik. Ülkemizi, dünyanın en kapsayıcı sosyal güvenlik sistemiyle en etkin sağlık hizmetlerinin sunulduğu bir ülke konumuna getirdik. İnsanımızın sosyal ve ekonomik statüsünden bağımsız olarak en iyi sağlık hizmetini alabilmesi için gereken her türlü adımı attık. Çok farklı hayallerle Avrupa ve Amerika’ya giden kimi vatandaşlarımızın bu ülkelerde özellikle sağlık alanında yaşadıkları düş kırıklığı herkesin malumudur. “
“Öyle bir seviyeye ulaştık ki artık bizim hastalarımız dışarıya gitmiyor”
“Sağlık altyapısında dünyada Türkiye’nin eline su dökecek ülke olmadığını bugün hemen herkes kabul ediyor.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hatta öyle bir seviyeye ulaştık ki artık bizim hastalarımız dışarıya gitmiyor, Avrupa’sından Amerika’sına, dünyanın onlarca farklı ülkesinden insanlar artık şifalarını Türkiye’de arıyor, Türkiye’deki hastanelerde arıyor. Kendi vatandaşlarımızla birlikte her yıl yüzbinlerce insan sağlığını sizlere, gurur kaynağımız olan Türk hekimlerine emanet ediyor. Türkiye’nin sağlık turizminden aldığı payın giderek arttığını görüyor, bundan da ülkemiz adına memnuniyet duyuyoruz. Sağlık turizminde geçen seneyi 1,2 milyon başvuruyla kapattık. Bu yılın ilk iki ayında başvuru sayısı ise 225 bini aştı. Şehir hastanelerimize yenilerinin eklenmesiyle inşallah sağlık turizminde çok daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkenin sağlık altyapısını güçlendirirken sağlık çalışanlarını da ihmal etmediklerine vurgu yaparak şunları kaydetti:
“Sistemin asli unsurunun doktoru, hemşiresi, bakıcısı, teknisyeniyle sağlık personelleri olduğunu asla unutmadık. Bu anlayışla özlük haklarından çalışma şartlarına kadar her alanda sağlık kadromuza destek verdik, sahip çıktık. Sağlıkta Beyaz Reform adını verdiğimiz bir dizi değişimle fiili hizmet zammı ve mali haklar konusunda iyileştirmeler yaptık. Döner sermayeden kesilen sabit ödemeleri merkezi bütçeye aktardık, ek ödemede iyileştirmelere gittik. Sağlık çalışanlarımızın 3 bin 600 ek göstergeden faydalanmasını sağladık. Tıp ile diş hekimliği son sınıf öğrencilerine asgari ücret düzeyinde ödemeyi başlatarak, emeklerinin karşılığını alabilmelerini sağladık. Mesleki Sorumluluk Kurulu marifetiyle hastaların ve sağlık çalışanlarının haklarını korumayı hedefledik.”
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti, kasten öldürme, silah kaçakçılığı ve işkence suçlarında olduğu gibi katalog suçlar kapsamına aldıklarını anımsatan Erdoğan, “Bütün bunlara rağmen sınırlı da olsa zaman zaman şiddet haberlerine rastlıyoruz. Şifa vermek için görev yapan sağlık çalışanlarımıza saldırılmasına, hakaret edilmesine, şiddet uygulanmasına müsamahamız yoktur ve olamaz. Sizlerin görevlerinizi huzur ve güven içinde yerine getirebilmeniz amacıyla elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceğiz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iftara katılımlarından ötürü sağlık çalışanlarına teşekkür ederek, ramazan aylarını ve 14 Mart Tıp Bayramlarını tebrik etti.
Notlar
Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, modern tasarım hat levha, el yapımı kağıt üzerine akrilik ve yağlı boyla ile hazırlanan, Allah’ın isimlerinden “Ya Şafi” yazılı tabloyu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye etti.
Programda daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İbni Sina Hizmet Ödülleri” kapsamında, “Cerrahi Tıp Bilimleri” kategorisinde Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Sezai Yılmaz’a, “Dahili Tıp Bilimleri” kategorisinde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ümit Murat Şahiner’e, “Temel Tıp Bilimleri” kategorisinde Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Özcan Erel’e ödüllerini verdi.
“Vefa ve Fedakarlık” kategorisinde ise Nevşehir Devlet Hastanesi’nden Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Yılmaztürk, Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Cihat Yel ile Hatay Hassa İlçe Sağlık Müdürü Doktor Yasemin Türk de ödüllerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden aldı.
(Bitti)
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında sağlık çalışanlarıyla Haliç Kongre Merkezi’nde iftar yemeğinde bir araya geldi. Erdoğan, bugüne kadar 36 bin 300 yataklı 24 şehir hastanesini hizmete açtıklarını söyledi. 14 şehir hastanesinin yapımının devam ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, planlama aşamasında 3 şehir hastanesinin daha olduğunu açıkladı. Sağlık turizminde geçen sene 1,2 Milyon başvuru olduğunu dile getiren Erdoğan, bu yılın ilk 2 ayında başvuru sayısının 225 bini aştığını ifade etti.
“Bugüne kadar toplamda 36 bin 300 yataklı 24 şehir hastanemizi hizmete açtık”
Bugüne kadar 36 bin 300 yataklı 24 şehir hastanesini hizmete açtıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin dört bir yanındaki sağlık kuruluşlarımızda fedakarca görev yapan 1 milyon 300 bini aşkın sağlık personelimiz var. Bu sağlık ordumuzun her bir mensubuna ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Sağlık personelimiz insanın kendini en çok çaresiz hissettiği yardıma en çok ihtiyacı olduğu zamanda imdadımıza ilk koşanlardır. Sağlıkçılar dışında hayatının her anında Rabbimizin Şafi Esması’na şahitlik eden başka bir meslek grubu bulunmuyor. Elbette rahat hayat sürebilmek için maddi imkanlar önemlidir ama canı yanan, yakalandığı hastalıktan kurtulmak için umut arayan bir hastanın şifa bulmasında vesile olmanın yeri asla doldurulamaz. Sizler böyle ulvi ve manevi yönü böyle yüksek bir vazifeyi icra ediyorsunuz. Sağlık kadar sağlık hizmetine ulaşımda çok önemlidir. Güçlü, etkin, modern ve iyi işleyen bir sağlık sisteminin kıymetini korona salgını başta olmak üzere son yıllarda pek çok kez gördük. 2 yıl boyunca tüm dünya ile birlikte ülkemizi de etkileyen milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bu salgın her ne sebeple olursa olsun sağlık yatırımlarını asla ihmale gelemeyeceğini bize göstermiştir” dedi.
“Türkiye kimi çevrelerin art niyetli eleştirilerine rağmen 2002’den bu yana sağlık alt yapısına yaptığı devasa yatırımların karşılığını korona salgını döneminde fazlasıyla almıştır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin de olağanüstü gayretleriyle son asrın en büyük sağlık krizini başarıyla yönettik. Bize örnek gösterilen Batılı ülkelerin bile baş etmekte aciz kaldığı bu zor dönemi hamdolsun biz devletimizi vatandaşına karşı mahcup edecek hiçbir duruma mahal vermeden suhuletle geride bıraktık. Salgından sonra geçen yıl 6 Şubat’ta yaşadığımız deprem felaketinde de sağlık alt yapımızın gücüne şahitlik ettik. Depreme dayanıklı şekilde yeniden inşa ettiğimiz veya şehirlerimize sıfırdan kazandırdığımız sağlık tesislerimiz depremden sonra adeta elimiz ayağımız her şeyimiz oldu. Özellikle şehir hastanelerimiz hem salgınla hem de deprem felaketiyle mücadelenin sembolü haline geldi. Bugüne kadar toplamda 36 bin 300 yataklı 24 şehir hastanemizi hizmete açtık. İsraf denilen, ne gerek var denilerek engellenmeye çalışılan bu modern sağlık üsleri her iki süreçte de gerçekten kritik roller üstlendiler. Hastanelerimizden hizmet alan hasta yükümüzün dörtte birini şimdiden şehir hastanelerimiz yüklenmiş durumdadır. Her büyük şehrimizi bir şehir hastanesi ile buluşturmayı hedefliyoruz. Hali hazırda 14 adet şehir hastanemizin inşaatı devam ediyor. Planlama aşamasında da 3 şehir hastanemiz var. İnşallah bunları da tamamlayarak hizmete sunacağız” ifadelerini kullandı.
“Göreve geldiğimizde diğer alt yapılar gibi sağlık sistemi de aksayan bir Türkiye vardı”
“Göreve geldiğimizde diğer alt yapılar gibi sağlık sistemi de aksayan bir Türkiye vardı. Ekonomik imkanı olmayan doğru düzgün sağlık hizmeti alamıyor, insanlar cenazelerini teslim almak için senet imzalamak zorunda bırakılıyordu” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Hastaneler şifa dağıtma yuvası olmaktan ziyade vatandaşın ‘Allah düşürmesin’ dediği bir eziyet çarkına dönüşmüştü. Sağlık alanında Türkiye ve Türk milletine yakışmayan bu tabloya son verdik. Ülkemizi dünyanın en kapsayıcı sosyal güvenlik sistemiyle en etkin sağlık hizmetlerinin sunulduğu bir ülke konumuna getirdik. Çok farklı hayallerle Avrupa ve Amerika’ya giden kimi vatandaşlarımızın bu ülkelerde özellikle sağlık alanında yaşadığı düş kırıklığı herkesin malumudur. Sağlık altyapısında dünyada Türkiye’nin eline su dökecek ülke olmadığını bugün hemen herkes kabul ediyor. Öyle bir seviyeye ulaştık ki bizim hastalarımız dışarıya gitmiyor. Avrupa’sından Amerika’sına dünyanın onlarca farklı ülkesinden insanlar artık şifalarını Türkiye’de arıyor. Kendi vatandaşlarımızla birlikte her yıl yüzbinlerce insan sağlığını sizlere gurur kaynağımız olan Türk hekimlerine emanet ediyor. Türkiye’nin sağlık turizminden aldığı payın giderek arttığını görüyor bundan da ülkemiz adına memnuniyet duyuyoruz. Sağlık turizminden geçen seneyi 1,2 milyon başvuruyla kapattık. Bu yılın ilk 2 ayında başvuru sayısı ise 225 bini aştı. Her alanda sağlık kadromuza destek verdik ve sahip çıktık. Sağlıkta beyaz reform adını verdiğimiz bir dizi değişimle fiili hizmet zammı ve mali haklar konusunda iyileştirmeler yaptık. Döner sermayeden kesilen sabit ödemeleri merkezi bütçeye aktardık. Ek ödemede iyileştirmelere gittik. Sağlık çalışanlarımızın 3 bin 600 ek göstergeden faydalanmasını sağladık. Tıp ile diş hekimliği son sınıf öğrencilerine asgari ücret düzeyinde ödemeyi başlatarak emeklerinin karşılığını alabilmelerini sağladık. Mesleki sorumluluk kurulu marifetiyle hastaların ve sağlık çalışanlarının haklarını korumayı hedefledik. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti, kasten öldürme, silah kaçakçılığı ve işkence suçlarında olduğu gibi katalog suçlar kapsamına aldık. Bütün bunlara rağmen sınırlı da olsa zaman zaman şiddet haberlerine rastlıyoruz. Şifa vermek için görev yapan sağlık çalışanlarımıza saldırılmasına, hakaret edilmesine şiddet uygulanmasına müsemmamız yoktur” dedi. – İSTANBUL
]]>Yumaklı, Afyonkarahisar’da Tarım ve Orman Müdürlüğünün bahçesinde düzenlenen “Tarım Arazilerinin Kullanımın Etkinleştirilmesi Projesi” kapsamındaki Tohum Dağıtım Töreni’nde, tohumculuk sektörünün önemine dikkati çekerek, ülkede bu konuda doğru bilinen yanlışlar olduğunu söyledi.
Gıda arz güvenliğinin sağlanması açısından da bu işin ilk başlangıcının tohum olduğunu vurgulayan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Tohumla alakalı bütün söylenenlerin veya o doğru bilinen yanlışların bir kenara bırakılarak, şu birkaç tane konunun bilinmesini özellikle istirham ediyorum. Birincisi, tohumculukta Türkiye dünyanın ilk 10 ülkesi arasındadır. Artık tohumla alakalı çalışmaları üst düzeyde olan bir ülke olarak anılmaktadır. Türkiye’de kullanılan her 100 kilogram tohumun 97 kilogramı bu ülkenin topraklarında üretilmektedir. Ata tohumlarımız sertifikalandırıldıktan ve teyit edildikten sonra diğer tohumlarda olduğu gibi gen bankamızda koruma altına alınmaktadır.”
Yumaklı, tohum konusunda bakanlığın Tarımsal Araştırma Geliştirme Genel Müdürlüğü ile özel sektördeki birçok firmanın AR-GE çalışmalarına devam ettiğini dile getirdi.
Türkiye’den 117 ülkeye tohum ihracatı yapıldığına değinen Yumaklı, “Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi de işte bütün bu aslında haklı olmayan tartışmaların ötesinde Türkiye’de ekilmeyen bir karış toprağın kalmamasını sağlamak üzere bakanlığımızdaki ilgili arkadaşların çalışmalarının bir ürünü. Sadece Afyonkarahisar’da yapılmıyor, Türkiye’nin bütün illerinde benzer projeler yapılarak üreticilerimize destek olunmaya devam ediliyor. Tarım arazilerinin etkin kullanılması, nadasa ayrılan alanların mümkün olduğu ölçüde daraltılması ve nihayetinde de bitkisel üretimin artırılması temel hedefimiz.”diye konuştu.
-“2024’te 325 çiftçi bu projeden faydalanmış olacak”
Yumaklı, son üç yılda Afyonkarahisar’a verilen bu anlamda 120 bin dekarlık desteğin yaklaşık bedelinin 23 milyon lira olduğunu vurguladı.
Bu projelere, Afyonkarahisar başta olmak üzere Türkiye’deki bütün illerde devam edeceğini anlatan Yumaklı, şöyle konuştu:
“Özellikle nohut, kuru fasulye, ayçiçeği, kara buğday, sorgum sudan otu melezi ve bunun üretiminin yaygınlaştırılması da dahil olmak üzere bu çalışmalar devam edecek. 2024’te 325 çiftçi bu projeden faydalanmış olacak. Hibe oranları ürüne göre değişebilir ama yüzde 50 ile 75 oranında bu tohumlar hibe olarak verilmiş olacak. Bu kapsamda ekilecek olan 27 bin dekarlık bir alandan bahsediyoruz. Başta üreticilerimiz olmak üzere Türkiye’nin üretimine katkıda bulunan gerek çalışan gerek destek veren hem yerel yönetimler hem valiliklerimiz hem de üreticilerimize büyük oranda yapmış oldukları AR-GE çalışmalarıyla destek verenlere canıgönülden teşekkür ediyorum. Ülkemiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.”
Törende, AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hasan Arslan ile İl Tarım ve Orman Müdürü Özkan Parlak da konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından Yumaklı, Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı ve il protokolüyle çiftçilere tohum dağıttı.
Yumaklı, daha sonra kentteki termal bir oteldeki sektör paydaşları toplantısına katıldı.
]]>Düzce Bilim Merkezi açılış töreninde sahneye astronot kıyafeti ve pilot üniforması giyen iki öğrenciyle çıkan Kacır, kentin bilim yolculuğuna yeni ses olacak, yeni soluk kazandıracak merkezin, bütün gençlere ve bilim sevdalılarına hayırlı olmasını diledi.
Bakan Kacır, tarih boyunca olduğu gibi bugün de jeopolitik rekabetin kıran kırana geçtiği coğrafyada yaşadıklarını belirterek, içeride güçlü olmadan dışarıda güçlü olunamayacağını, sahada varlık göstermeden masada kazanım elde edilemeyeceğini çok iyi bildiklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, bölgesinde güç sahibi, dünyada söz sahibi, büyük ve güçlü Türkiye yolunda ilerleyişlerine devam ettiklerini anlatan Kacır, “Son 22 yılda ekonomiden ticarete, üretimden ihracata, savunmadan uzay çalışmalarına her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Gelişmiş ülkelerin 50 yılda, 100 yılda tamamladıkları altyapıyı, Milli Teknoloji Hamlesi hedeflerimiz doğrultusunda büyük ölçüde son çeyrek asırda kurarak, onlarla rekabet edebilir hale geldik. Küresel krizlere rağmen ülkemizin rekor büyüme oranlarıyla yoluna devam etmesini sağladık.” diye konuştu.
Kacır, “Türkiye Yüzyılı” vizyonuyla şimdi daha büyük hedeflere yöneldiklerini vurgulayarak, şunları söyledi:
“Artık amacımız gelişmiş ülkelere yetişmek değil, onların önünde, en ön sırada yer almaktır. Bu doğrultuda en büyük avantajımız nitelikli insan kaynağımız, en değerli varlığımız gençlerimizdir. Tüm dünyaya haykırış niteliğindeki ‘Türkiye Yüzyılı’nı gençlerimizle inşa ediyoruz. Büyük ve güçlü Türkiye davasına gençlerimizle sahip çıkıyoruz. Dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’le, yarışmalara katılan gençlerimizi geleceğin dünyasına hazırlıyor, bilim ve teknoloji yolculuğunda gençlerimizin yanında yer alıyoruz.”
Cumhuriyet’in 100. yılında İstanbul, Ankara ve İzmir’de düzenlenen TEKNOFEST’lerde 4,5 milyon ziyaretçinin katılımıyla Milli Teknoloji Hamlesi coşkusunu yaşadıklarına değinen Kacır, biyoteknolojiden roket mühendisliğine, yapay zekadan iklim teknolojilerine 44 yarışmada 1 milyon gencin projeleriyle gurur duyduklarını dile getirdi.
“11 büyük ölçekli bilim merkezimizde 7’den 77’ye 11 milyon vatandaşımızı ağırladık”
Araştıran, soruşturan, keşfeden, çözüm üreten gençliğin yolunda tüm imkanları seferber ettiklerini belirten Kacır, 81 ilin tamamında kurdukları Deneyap Teknoloji Atölyeleri ile gençleri bilim ve teknoloji dünyasıyla tanıştırdıklarını söyledi.
Bakan Kacır, robotik kodlamadan tasarım ve programlamaya, nesnelerin internetinden havacılık ve uzay teknolojilerine birçok yenilikçi teknoloji alanında 3 yıllık ücretsiz eğitim imkanı sunduklarını belirterek, “Geleceğin Teknoloji Yıldızları Programı kapsamında 81 ilimizdeki Deneyap Teknoloji Atölyelerimize başvurular devam ediyor. Buradan hem öğrencilerimize hem kıymetli anne babalarımıza sesleniyorum. 25 Mart’a kadar tüm illerimizdeki 4, 5, 8, 9. ve lise hazırlık sınıfında okuyan öğrencilerimizin başvurularını bekliyoruz.” dedi.
Bilime yönelik gerçekleştirdikleri fuar, şenlik ve söyleşiler hakkında bilgi veren Kacır, şunları kaydetti:
“Son 3 yılda 3 bin 800 bilim söyleşisiyle 400 binden fazla öğrenciyi bilim insanlarıyla bir araya getirdik. Öğrencilerimizde bilime ilgiyi ve bilim okur yazarlığını pekiştirdik. 5 bin 200’den fazla bilim fuarıyla 510 bin öğrencimiz ve 5 milyondan fazla ziyaretçimizde bilimsel farkındalığı yeşerttik. Destek verdiğimiz 102 bilim şenliğiyle 500 binden fazla vatandaşımızı bilimle buluşturduk. Onlara bilimin eğlenceli dünyasını keşfetme fırsatı tanıdık.
7’den 77’ye her yaştan vatandaşımız için bilim ve teknoloji kültürünü yaygınlaştırmak adına, yurdumuzun dört bir yanında bilim merkezleri kuruyoruz. Ziyarete açık 11 büyük ölçekli bilim merkezimizde 7’den 77’ye 11 milyon vatandaşımızı ağırladık. Bugün 12. büyük ölçekli bilim merkezimizi Düzce’de açıyor olmanın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyoruz.”
Kacır, Düzce Bilim Merkezinin gençlerin bilim ve teknolojiye yönelik motivasyonunu artırırken, geleceğin bilim insanlarını da keşfetmelerini sağlayacağını vurgulayarak, gençlere edindikleri teorik bilgileri uygulama ve kendi projelerini geliştirme imkanı sunacağını kaydetti.
“İmkan verildiğinde gençlerin neler başarabileceklerini biliyoruz”
Temel bilimler ile uzay ve havacılık temalı sergilerin yer aldığı bilim merkezinin gençlerin ufuklarını genişletirken, onlara çok yönlü bakış açısı kazandıracağını anlatan Kacır, herkesi Düzce Bilim Merkezi’ne davet etti.
Bakan Kacır, gençlere güvendiklerini, TEKNOFEST kuşağının, “Asım’ın Nesli”nin en güzel örneklerini ortaya koyacağından emin olduklarını dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İmkan verildiğinde, gerekli ortam sağlandığında onların neler başarabileceklerini biliyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve TÜBİTAK olarak yerel yönetimlerle işbirliği içerisinde gençlerimizi bilim ve teknoloji dünyasına daha hızlı şekilde hazırlayacak, heyecan ve motivasyonlarına ortak olmaya devam edeceğiz. Yurdumuzun dört bir yanındaki projeler gibi bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bilim merkezimiz de yerel yönetimle, belediyeyle, merkezi yönetimin uyum içinde çalışmasının somut çıktılarından biridir. 22 yıldır eser ve hizmet siyasetinin en büyük şahidi, aziz milletimizdir. Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi Düzceli hemşehrilerimiz de gerçek belediyeciliğin nerede olduğunu çok iyi biliyor. İnşallah 31 Mart sonrasında da ‘Türkiye Yüzyılı’ belediyeciliğiyle çok daha fazla eser ve hizmeti, Faruk Özlü Bakanımızla Düzce’mize kazandırmaya devam edeceğiz.”
Düzce Valisi Selçuk Aslan, AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir, Belediye Başkanı Faruk Özlü, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal da konuşmalarında bilim merkezinin hayırlı olmasını temenni ettiler.
Konuşmaların ardından Kacır, protokol üyeleri, ilk Türk astronot Alper Gezeravcı ve öğrencilerle açılış kurdelesini kesti, merkezi gezdi.
Bakan Kacır Gençlik Buluşması’na katıldı
Açılışın ardından Düzce Üniversitesi Cumhuriyet Konferans Salonu’nda düzenlenen Gençlik Buluşması’na katılan Kacır, Türk gençliğinin, Milli Teknoloji Hamlesi’nde elde edilen kazanımları çok daha ileri düzeylere çıkarabilecek kabiliyete sahip olduğunu vurguladı.
Bakan Kacır, kabiliyetli, çalışkan, alın teri döken insan kaynağının önü açıldığında havacılık alanında yaşanan gelişmelerde gördüklerine işaret ederek, bu alanda Türkiye’de erken dönemlerde fabrikaların açıldığını, üretimlerin yapıldığını ve projeler geliştirildiğini ancak birtakım engellemelerle bu çalışmaların akamete uğradığını anlattı.
Ancak 2000’li yıllara gelindiğinde ortaya irade koyduklarını aktaran Kacır, “Dedik ki, bu ülkenin neye ihtiyacı varsa biz kendi insanımızın, öz evlatlarımızın alın teriyle, akıl teriyle bu ihtiyacımızı karşılayacağız. “Bayraktar’ı, ANKA’yı, AKSUNGUR’u, AKINCI’yı, KIZILELMA’ı, HÜRKUŞ’u, HÜRJET’i, ATAK’ı, GÖKBEY’ı ve KAAN’ı yerli ve milli olarak üreteceğiz. Böyle bir başarı hikayesini dünyada ikinci bir örneğini bulmak zordur. Bu, bu milletin evlatlarının imkan verildiğinde neleri başarabileceğinin en açık ispatıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, havacılıkta olduğu gibi başarıyı uzay bilim ve teknolojilerinde de başarı hikayesi yazmayı ve bu alandaki bağımsızlığı tahkim etmeyi istediklerini ifade ederek, “Teknolojide tam bağımsız olmadan ekonomide bağımsız olamayacağımızı biliyoruz. Ekonomide bağımsız olmadan siyasi bağımsızlığın mümkün olmadığını biliyoruz. O vakit mutlaka teknolojinin tüm alanlarında tam bağımsızlığımızı tahkim edecek adımları atmaya devam edeceğiz.” dedi.
Milli Uzay Programı kapsamında Ay’a erişecek teknolojiyi de geliştirmek istediklerini anlatan Kacır, Türkiye’nin hibrit roket çalışmaları yürüten dünyadaki 4 ülkeden biri olduğunu ve bunu Ay programıyla taçlandırmak istediklerini sözlerine ekledi.
Programa, Vali Aslan, AK Parti Milletvekilleri Ayşe Keşir ve Ercan Öztürk, Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı ile üniversite öğrencileri katıldı.
]]>CHP’li 400 teşkilat mensubunun toplu olarak AK Parti’ye katılımı nedeniyle tören düzenlendi. AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlenen törene AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe’nin yanı sıra Sultangazi Belediye Başkanı Abddurrahman Dursun, AK Parti Dışişlerinden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Zafer Sarıkaya, Bitlis, Muş ve Adıyaman bölgelerinden Stürki Aşireti, Slokan Aşireti, aşiretin reisi Şeyh Abdülhafız Aydın ve Mehmet Bulut katıldı.
“İstanbul için, ilçelerimiz için ve Türkiye’miz için çalışacağız”
Törende bir konuşma yapan AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, “Bugün burada temsilen başta Abdullah Hafız Bey olmak üzere kanaat önderlerimiz büyük bir kitleyi temsilen partimize geldiler. Burada küçük bir katılım töreni düzenlemek istedik. Onlara tekrardan hem temsil ettikleri kardeşlerimiz adına hem de kendilerine yuvalarına hoş geldiler, sefalar getirdiler diyorum. Türkiye, Cumhurbaşkanımız liderliğinde birçok konuda mesafe aldı. Eğitim, sağlık, güvenlik, özgürlük ve bireysel tercihlerimizin önündeki engellerin kaldırılmasından ulaşıma kadar yol aldık. Hayat sürekli devam ediyor. Şehirlerimizi de sürekli canlı bir organizma olarak görüp hizmet etmeye, geliştirmeye gayret ettik. 5 senede bir ise vatandaşlarımızın huzuruna çıkıp yetki talep ediyoruz. Vatandaşımız da hem hükümet noktasında hem belediyeler noktasında yetkilerini bizlere verdiler. Biz de hizmete devam ettik. Bundan sonra da devam edeceğiz. Bu hizmet kervanında yüreğimiz, gönlümüz, kalbimizin her zaman kardeşlerimize açık olduğunu ifade ettik. Bu anlamda yüreğimizi birleştirerek 31 Mart seçimlerinde de sizlerle birlikte İstanbul’umuzda da en güzel sonucu alacağız” dedi.
“Yeniden İstanbul’ diyerek fetret dönemine son vereceğiz”
Kabaktepe, “Kapımızın her zaman Türkiye iddiası için hizmet edecek tüm kardeşlerimize açık olduğunu ifade ediyoruz. Bizim de enerjimizi, coşkumuzu, inancımızı artıran bir program oldu. İstanbul için, ilçelerimiz için ve Türkiye’miz için çalışacağız. İstanbul’un son 5 yıldaki fetret dönemine yeniden değerli Abdullah Hafız Bey’in ifade ettiği gibi Cumhurbaşkanımızın söylemiyle ‘Yeniden İstanbul’ diyerek bu dönemde son vereceğiz. Hem Abdullah Hafız Bey’in şahsında hem de değerli kanaat önderleri ve dernek başkanlarımızın şahsında emeği geçen belediye başkanımız, meclis üyemize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Türkiye’de de sizin desteğinizin hissedileceğine inanıyorum. İstanbul seçimleri açısından baktığımızda bu katılımınız bu seçim açısından değil, bizim ailemizin büyümesi, sizlerle omuz omuza yürümenin mutluluğunu daha büyük bir şekilde yaşıyoruz. İstanbul seçimleri bu yaşayacağımızın bir merdivenidir. Asıl olan ise sonraki günlere hep birlikte yürümemizdir” diye konuştu.
Konuşmaların ardından AK Parti’ye katılanlara AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, AK Parti Dışişlerinden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Zafer Sarıkaya ve Sultangazi Belediye Başkanı Abddurrahman Dursun tarafından rozetleri takıldı. – İSTANBUL
]]>Araklı ilçesinde düzenlenen mitingde partililere hitap eden Destici, 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı, Şırnak’taki trafik kazasında şehit olan polis memuruna Allah’tan rahmet, yaralı polislere de geçmiş olsun dileklerini iletti.
Destici, Türkiye’nin 40 yıldan fazladır terörle mücadele ettiğini vurgulayarak, “Eğer terörle mücadele için harcadığımız 2 trilyon doları üretime, ekonomiye, istihdama harcamış olsaydık bugün 4 Türkiye daha vardı.” diye konuştu.
Türkiye’nin toplam borcunun 500 milyar dolar olduğunu anımsatan Destici, şu değerlendirmede bulundu:
“Peki teröre ne kadar harcamışız? 2 trilyon dolar. Yani onun 4 katı. İşte bizim ayağımıza böyle bağ oluyorlar. Dün Amerika’da Washington’da bir düşünce kuruluşu açıklama yapıyor. Türkiye’nin terörle mücadelesini doğru bulmadığını söylüyor. Türkiye’nin, Türkiye Cumhurbaşkanının, Filistin’in yanında durmasını, Hamas’a destek vermesini, İsrail’e karşı olmasını doğru bulmadığını söylüyor ve diyor ki ‘Türkiye böyle devam ederse bizim dostluğumuzu kaybeder’. Biz de buradan diyoruz ki batsın sizin dostluğunuz. Biz zaten siyonistlerin, emperyalistlerin, kadın ve çocuk katillerinin arkasında olanların dost olmasını istemiyoruz. Siz gidin bebek katili PKK’nın, kadın katili, çocuk katili siyonist İsrail’in dostu olun. Onun arkasında durun. Bizim, sizin dostluğunuza ihtiyacımız yok. Bugüne kadar hep dost göründünüz ama hep Türkiye’nin karşısında olanları desteklediniz. Türkiye’ye karşı savaşan, devleti yıkmaya çalışan, ülkeyi bölmeye çalışan, milleti bölmeye çalışan PKK ve türevlerine hep destek verdiniz. Siz, bize gölge etmeyin yeter. Biz kendi işimizi Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak da Türk milleti olarak da kendimiz çözeriz.”
“İstediğiniz kadar rahatsız olun”
Mustafa Destici, Türkiye’nin artık İHA, SİHA, uçak ve füzesini kendisinin yaptığının altını çizerek, “Bunların karın ağrısı ne? Eskiden Türkiye’de bunlar yoktu ve bunlar sınırlarımız içerisinde özellikle cirit atıyorlardı. Binlerce terörist vardı. Şimdi bu İHA’larımız, SİHA’larımız, uçaklarımız, kendi yaptığımız akıllı bombalarımız, füzelerimiz sayesinde bunu yapamıyorlar. Teröristler zarar gördüğü için bundan, artık kafalarını mağaralardan çıkaramadıkları için rahatsız oluyorlar. İstediğiniz kadar rahatsız olun. Nasıl İHA’mızı, SİHA’mızı kendimiz yapmışsak muharip savaş uçağımızı da inşallah bitireceğiz, balistik füzelerimizi de nükleeri de yapacağız.” sözlerini sarf etti.
“Ne lazımsa Türkiye onu yapacak” ifadesini kullanan Destici, şu görüşleri paylaştı:
“Hem bölgesinde en güçlü, savunma sanayinde de en güçlü hale gelecek hem de dünyanın en güçlü ülkelerinden bölgelerinden birisi olacak ve bundan sonra başta kendi ülkemize saldırılara çok daha kararlı bir şekilde karşı koyacağız. Sonra da Doğu Türkistan’dan Filistin’e, tıpkı Azerbaycan’da Karabağ’da nasıl Azerbaycan’ın yanında durmuşsak, Doğu Türkistan’ın da Filistin’in de Türkmeneli’nin de nerede bir Türk, nerede bir Müslüman, nerede bir mazlum varsa yanında duracağız ve zalimlere ‘dur’ diyeceğiz Allah’ın izniyle.”
Destici, “17 Mart’ta PKK’nin siyasi uzantısı Kocaeli’de ‘terörist başına özgürlük’ mitingi yapacakmış. Şunlardaki cesarete bakın. Ama ben inanıyorum ki devletimiz de idarecilerimiz de hukuk sistemimiz de buna asla müsaade etmeyecektir. 30 bin kişinin katili, bebek katiline özgürlük değil aslında idam yakışır.” dedi.
Parti olarak doğru nerden gelirse yanında durduklarını, yanlışı da kim yaparsa onun karşısında olduklarını dile getiren Destici, “Bundan sonra da aynı tavrımızı sürdüreceğiz. Bunu yaparken de yapıcı, yol gösterici ve sorumlu bir siyaset izledik ve bundan sonra da yapıcı, yol gösterici ve sorumlu bir siyaset izlemeye devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Mustafa Destici, 31 Mart seçimlerine az bir zaman kaldığına değinerek, şunları kaydetti:
“31 Mart’ta Türkiye yerel seçimlerini gerçekleştirecek. Öncelikle bu seçimlerin ülkemiz, milletimiz, devletimiz, seçimlere katılan ve bölücü hainlerle arasına mesafe koyan tüm partilerimiz ve adaylarımız için hayırlar getirmesini diliyorum. 2015 hain darbe gecesi sokaklarda kurulan Cumhur İttifakı’mız devam ediyor. 2018’de birlikte olduk ve birlikte kazandık. 2019 seçimlerinde hakeza yine belirli seçim çevrelerinde birlikte olduk. 2023 seçimlerinde birlikte olduk ve elhamdülillah birlikte kazandık, sizlerin desteğiyle kazandık.”
Cumhur İttifakı’nın 31 Mart seçimlerinde 30 büyükşehir belediyesinde ittifak içerisinde olduğuna işaret eden Destici, “30 büyükşehrin dışındaki 51 ilde işbirliği yapılan yerler var, işbirliği yapılmayan yerler var. Biz BBP olarak ilkeli, şeffaf ve temiz bir belediyecilik vadediyoruz. Biz devletin varlığını, ülkenin bütünlüğünü, milletin birliğini, istiklalini ve istikbalini önceleriz. Bizim ilkelerimizi belirleyen inancımızdır, yani İslam’dır.” diye konuştu.
]]>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) tarafından düzenlenen SUBÜ Konuşmaları’nın 67’nci konuşmacısı ‘Türkiye’de Toplumsal Dönüşüm ve Aile’ başlıklı söyleşiyle İbn Haldun Üniversitesi (İHÜ) Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan oldu. Moderatörlüğünü Kariyer Planlama ve İnsan Kaynakları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden (KARMER) Öğretim Görevlisi Nihal Kocaağa’nın üstlendiği söyleşide; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve köyden kente göç ile birlikte Türk toplumunda yaşanan dönüşüm, dönüşümün aile yapısına etkisi, günümüzde ve gelecekte ailenin fonksiyonu ve klasik Türk aile yapısının değişime uyum sağlama kapasitesi ele alındı. Programın tamamı üniversitenin YouTube kanalı SUBÜ Haber’den istenildiği zaman izlenebiliyor.
Türkiye’de istisnalar hariç büyük ölçüde ailenin önemli olduğunu kaydeden İbn Haldun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan, “Aile hayatı ciddi ölçüde büyük ailelerle ilişki halinde yaşanıyor. Türk ailesi birbirinden mekan olarak uzak olsa bile birbiriyle iletişim halinde bulunuyor. Mesela İngiliz, Fransız ve Almanlar böyle değil. İspanyollar, İtalyanlar ve Latin Amerika ise bize benziyor. Geniş aile ile varlıklarını devam ettiriyorlar. Çoğu ailenin merkezi ise çocuk. Çocuğun önemi fıtratın yanı sıra Türkiye özelinde toplumsal dönüşümden geliyor. Türk toplumunun yüzde 80-90’ı göçü yaşamıştır. Babalarımız ya da dedelerimiz köylerden şehirlere gelmiş, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş yaşanmıştır. Aile büyük şehre çocuk üzerinden tutunmaya çalışır. Türk ailesi çocuğa karşı korumacı. Türk ailesi kendi içindeki olumsuz psikolojik-patolojik bir durumla yüzleşmiyor ve bununla ilgili destek almıyorsa bu nesilden nesile sürüyor” diye konuştu.
Göçün sebebi ne olursa olsun ana rahminden kopuş gibi bir acıya sebep olduğunu belirten Arkan, “Çocuk nasıl ana rahminde konfor içindeyse, kendi doğal yaşadığı alandan çıkan kişi de bilinmezliğin içine düşüyor. Göç edilen şehirde insanlar bildiklerine gider. Daha önce göç etmiş tanıdıklar, hemşehriler ve dini cemaatler yardımlaşma ve dayanışmayı sağlar. Ekonomik olarak da Türk ailesi Osmanlı’dan bugüne yoksulluktan varlık sahibi olmaya doğru ilerlemiştir. Yani geçmişlerimiz daha çok sıkıntı çektiler. Türk ailesinde önceki nesiller daha kaygı odaklı. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yaşanan sekülerleşme ve dine mesafeli duruş çocukları okula gönderme noktasında dahi sakıncalar ortaya çıkarmıştı. Türk ailesi en az üç neslin bir arada yaşadığı bir aile olduğu için çatışmaların da yaşandığı bir yapıya sahip. Çünkü tarım toplumundan, sanayi toplumundan ve yapay zekanın yaşandığı günümüz toplumundan üyeler yer alıyor. Bu üç yaşam biçiminin de farklı farklı hayat alışkanlıkları var. Örneğin dede ve babanın para ile ilişkisi tasarrufa yakındır. Çünkü yoksulluktan varlığa ve bilinmeyen bir şehre gelmişlerdir. Gelecek bu nedenle onlar için bir korku kaynağıdır ve tedbir alınması gerekir” şeklinde konuştu.
Ev içi rollerde günümüzde erkeklere yapılacak en iyi yatırımın mutfaktaki yetkinliklerini artırmak olacağını söyleyen Arkan, “Çünkü öyle bir hayat yaşayacaklar. Eşleri muhtemelen çalışacak. Eskilerin tabiriyle ailenin iyi olma hali ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sunabilmeleri de böyle mümkün olacak. Geniş aile ile olan ilişkiler bazen sorun oluşturabiliyor. Anne ve baba çoğunlukla kendi yaşadıkları gerçekliğin ve alışkanlıkların doğru olduğuna inanıyor ve o yönde tavsiyelerde bulunabiliyorlar. Geniş ailenin bu bakımdan iyi yanları olabildiği gibi kötü yanları da olabiliyor. Gençlere çözümle ilgili olarak evlendiğinizde sorunları kendi aralarında halletmelerini söyleyebilirim. Bir sorunu yukarı götürdüğünüzde iki kişi arasındaki sorun 4 kişi, 16 kişi ve 32 kişinin sorunu haline gelebiliyor. Büyüklere de çocuklar size bir şey sormadıkça onlara çok karışmayın diyebilirim. Onlar zaten ihtiyaç duyduklarında size geleceklerdir. Mesela ilk çocukları olduğunda ya da ev alacaklarında bunu yapacaklardır” ifadelerini kullandı. – SAKARYA
]]>Bolat, başkent Londra’da İngiltere İş ve Ticaret Bakanı Kemi Badenoch ile bir araya gelerek iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerinin ele alındığı ikili görüşme gerçekleştirdi.
Bolat, görüşme sonrası yaptığı konuşmada, iki ülke arasındaki mevcut Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) güncellenmesine yönelik müzakerelerin başlatılması dolayısıyla Londra’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu ifade etti.
Müzakerelerin her iki tarafın da ilişkileri güçlendirme konusundaki güçlü kararlılığını gösteren bir kilometre taşı olduğunu belirten Bolat, “2021’den bu yana yürürlükteki mevcut STA’mız, Brexit öncesinde var olan Gümrük Birliği kapsamındaki imtiyazları koruyarak, geçtiğimiz yıl yaklaşık 19 milyar dolara ulaşan ikili mal ticaretimize katkı sağladı.” dedi.
Bolat, iki ülke arasındaki STA’nın yaklaşık 30 yıl önce kurulan Gümrük Birliğine dayandığını anımsatarak, anlaşmanın kapsamının sınırlı kaldığını ve ağırlıklı olarak sanayi mallarını kapsadığını dile getirdi.
Turizm hariç toplam ikili hizmet ticaretinin 2022’de 5 milyar doların üzerinde gerçekleştiğini kaydeden Bolat, “2023’te Türkiye’nin İngiltere’deki yatırımlarının toplam değeri 4,9 milyar dolar, İngiltere’nin Türkiye’deki yatırımlarının toplam değeri ise 8,6 milyar dolar oldu. Ancak mal, hizmet ve yatırım rakamlarının potansiyelinin çok altında olduğuna inanıyorum.” diye konuştu.
Bolat, bu kapsamda modern bir STA için güncellenmesi gereken alanların değerlendirildiğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“18 Temmuz 2023’te Ankara’da gerçekleştirilen STA Ortak Komitesi 3. toplantısında teknik ekiplerimiz inceleme sonuçlarını paylaşmış ve bu süreci nihai hale getirmişlerdi. Bu toplantının ardından yayımladığımız ortak bildiriyle STA güncelleme görüşmelerine başlama konusunda karşılıklı istekliliğimizi beyan ettik. Birleşik Krallık’ın müzakerelerin başlatılması için tamamlanması gereken iç sürecini kısa bir süre önce tamamladığını öğrenmekten büyük memnuniyet duyuyoruz. STA müzakereleri, 21. yüzyıl standartlarını karşılayan ve Türkiye ile Birleşik Krallık’ın modern ekonomilerine daha uygun çağdaş bir anlaşma için bir fırsat olacaktır.
Güncelleme müzakerelerinin ilk turunu bu yıl 10 Haziran haftasında Londra’da gerçekleştirmeye hazırız. STA’mızın güncellenmesi ve farklı alanlara genişletilmesinin ikili ticaretimizin artırılmasına ve çeşitlendirilmesine yardımcı olacağına ve ülkelerimiz arasındaki güçlü işbirliği ve bağlara daha fazla katkıda bulunacağına inanıyorum.”
Ticaret Bakanlığının açıklamasına göre, 2023’te Türkiye ve Birleşik Krallık arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 19 milyar dolara ulaştı. Birleşik Krallık, 12,4 milyar dolarlık ihracat hacmiyle Türkiye’nin en büyük dördüncü ihracat pazarı konumunda bulunurken, 2023 itibarıyla Türkiye’ye 8,6 milyar dolar doğrudan yatırım yaparak Türkiye’deki en büyük on yatırımcı ülke arasında yer aldı.
Türkiye’den Birleşik Krallık’a yapılan yatırımlar ise 4,9 milyar dolar seviyesine ulaştı.
İki ülke arasındaki mevcut anlaşma, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliğinden ayrılışı sonrasında Gümrük Birliği kapsamındaki mevcut tavizlerin korunmasını sağlamış, bu sayede iki ülke arasındaki ticaret hacmine de katkıda bulunmuştu.
STA’nın güncellenmesi ve daha kapsamlı bir anlaşma haline gelmesi için tarafların yürüttüğü gözden geçirme çalışmaları sonrasında güncelleme müzakerelerine başlamaya yönelik alınan karar 18 Temmuz 2023’te alınmıştı.
STA güncelleme müzakereleri neticesinde, anlaşmanın hizmet ticareti, yatırımlar ve ilave tarım tavizleri gibi alanları içerecek şekilde genişletilmesi, ayrıca yatay kurallar bakımdan kapsamlı hükümler içermesi hedefleniyor. Böylece Türkiye ve Birleşik Krallık’ın modern ekonomilerine hitap eden ve 21. yüzyıla uygun, güncel bir anlaşma modeline yönelik çalışma fırsatı oluşturulması planlanıyor.
Güncellenmiş STA ile her iki ülkedeki iş dünyası için daha güçlü ve kapsamlı bir hukuki zemin tesis edilmesi hedeflenirken, STA’nın güncellenmesiyle iki ülke arasında devam eden diyalog ve iş birliği imkanları genişletilmesi de bekleniyor.
]]>Yılmaz, Bingöl’ün Sancak beldesindeki AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi’nde düzenlenen “Hemşehri Buluşmaları” programında, belde halkı ile Adaklı, Kiğı ve Yayladere ilçelerinden gelen vatandaşlarla bir araya geldi.
Burada konuşan Yılmaz, depremler ve salgın gibi sıkıntılı ortamlarda dahi Türkiye’nin büyümeye, gelişmeye ve güçlenmeye devam ettiğini söyledi.
Geçen yıl yüzde 4,5 büyüme sağlandığını anımsatan Yılmaz, ilk defa trilyon dolarlık ekonomiler arasına Türkiye’nin girdiğini belirtti.
Geçen yıl 1,1 trilyon doları aşan bir gelire ulaştıklarını dile getiren Yılmaz, şöyle konuştu:
“İstihdamımız 32 milyonu geçti. İhracatımız 256 milyar dolara ulaştı. Bu gücümüzle geleceğe yürüyoruz. Tankımızı, topumuzu, tüfeğimizi insansız hava araçlarımızı yaptığımız gibi uçağımız KAAN da ilk defa uçtu. Bunlar kendiliğinden olmuyor. Siyasi güvenle, istikrarla oluyor. Üstüne koya koya Türkiye gelişmiş ülkeler arasına girme mücadelesini sürdürüyor. Türkiye Yüzyılı’nda da inşallah ülkemizi dünyanın sayılı ülkelerinden biri haline her alanda getirme hedefimize adım adım yürüyoruz.”
Belediyelerin bir şahsın kendi reklamı, şanı, şöhreti için kullanacağı bir yer değil, halka hizmet edeceği bir yer olduğunu ifade eden Yılmaz, belediyenin herhangi bir ideolojiye hizmet etmek üzere kurulmuş bir kurum da olmadığını kaydetti.
Türkiye güçlendikçe herkesin refahının artacağına işaret eden Yılmaz, “Çoluk çocuğumuz da geleceğe çok daha güvenle yürüyecek. İşte bunu yaparken merkezi idare ve yerel idare olarak uyum, el ele, gönül birliği içinde yapacağız. Hiç kimseye bir ayrımcılık yapmadan, en küçük bir farklılık göstermeden, bize oy versin, vermesin, böyle bir ayrımı da yapmadan bütün vatandaşlarımıza hizmet etmek bizim için bir şereftir, onurdur.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, Sancak Belediye Başkanı adayı Nusret Koçin’in işine sahip çıkarak 5 yılda görev yaptığını, ara vermeden eksik projelerini tamamlayacağını belirtti.
Bölgede ulaşım ağının genişlemesi adına çalışmaların sürdüğünü anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Bingöl-Erzincan yolunu inşa ediyoruz aslında. Bu sadece bir belde yolu olmayacak. İleride Bingöl ile Erzincan arası şehirler arası yol olacak inşallah. Bu çerçevede bir taraftan da Kiğı ile Yedisu arası yol devam ediyor. Orada barajdan dolayı tüneller, viyadükler, milyarlarca para harcanıyor hakikaten. Orası da bittiğinde Erzincan ile Kiğı arası aşağı yukarı bitmiş olacak. Geriye kalacak Sancak ile Adaklı arası. Onun da projelerini çalışıyoruz. İnşallah en uygun zamanda bu projeyi de hayata geçirip bu kuzeydeki ilçelerimizi çıkmaz sokak olmaktan kurtaracağız. Şimdi Genç ilçemiz Diyarbakır, Solhan ilçemiz Muş, Karlıova ilçemiz Erzurum yolu üzerinde. Dolayısıyla gidiş geliş olunca bir bölge daha çok kalkınıyor. Erzincan bağlantılı yaptığımızda oradan da tabi Karadeniz’e kadar uzanan bir bağlantı olacak. Bu ilçelerimiz farklı bir kalkınma sürecine de girmiş olacaklar.”
Devletin teşvikleriyle bölgede tekstil tesislerinin kurulduğunu anlatan Yılmaz, mesleki eğitim yoluyla gençlere eğitim verdiklerini bildirdi.
“Yeter ki, yatırımcılar gelsin diyoruz. Bu bölgedeki insanımıza AŞ ve iş versin. Binlerce insan şu anda tekstilde çalışıyor. Geçmişte buradan İstanbul’a gidilirken şimdi İstanbul’dan, Sancak’a gelip çalışan insanlarımız, gençlerimiz var.” ifadelerini kullanan Yılmaz, bunun da kendileri için ayrı bir gurur vesilesi olduğunu aktardı.
Programda, AK Parti Bingöl Milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata, Belediye Başkanı Erdal Arıkan, AK Parti İl Başkanı Yılmaz Seven ve Sancak Belediye Başkanı Nusret Koçin de yer aldı.
]]>Işıkhan, Sincan Belediyesi Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Milli Müdafaadan Milli Kalkınmaya Türkiye Yüzyılı’nın Kadınları Kadın İstihdam Sistemi İş-Pozitif Tanıtım Programı ve İstihdam Fuarı”na katıldı.
Bakan Işıkhan, programda, milli mücadeleyi hem başlatan hem de nihayetinde zaferle taçlandıran kadim şehir Ankara’nın 100 yıl önce milli mücadeleye öncülük ettiği gibi 100 yıl sonra yine hükümetin Türkiye Yüzyılı vizyonuna rehberlik edecek şehirlerin başında geldiğini söyledi.
Başkentin İş Pozitif Kadın İstihdamı Projesi’nin sloganında da yer aldığı gibi “Milli Müdafaadan Milli Kalkınmaya” rotası istikametinde büyüyen Türkiye’nin işaret fişeği olacağını dile getiren Işıkhan, bunu kadın erkek, genç yaşlı demeden el birliğiyle katma değer üreterek, daha fazla yatırımla ve istihdamla başaracaklarını kaydetti.
“Ülkenin kalkınma ve ilerleme hamlesinde kadınlar aktif rol oynadı”
Türk milletinin, kadını toplumun kurucu unsuru olarak gören bir gelenekten, baş tacı yapan bir inanç ve kültürden geldiğini belirten Işıkhan, son 21 yılda aynı anlayışla, ülkenin gerçekleştirdiği kalkınma ve ilerleme hamlesinde de kadınların emeği, çabası ve gayretiyle aktif rol oynadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın, kadınların sosyal, ekonomik ve hukuki mücadelesine öncülük ettiğini ve bu alanda Türkiye’ye küresel bir vizyon kazandırdıklarına işaret eden Işıkhan, kendilerinin de onların izinde yeni yüzyıla mührünü vuracak yeni bir kadın istihdam seferberliği projesini daha hayata geçirdiklerini ifade etti.
Emine Erdoğan’ın öncülüğünde açılışını gerçekleştirdikleri İş Pozitif ile 21 yıldır hükümet olarak en fazla önem verdikleri konuların başında gelen kadın istihdamı seferberliğini başlattıklarını anımsatan Işıkhan, “Bu kapsamda projemizi, doğudan batıya, güneyden kuzeye her il ve bölgemizde anlatmak üzere yola çıktık. Projemizi başlattığımız 9 Şubat’tan bu yana yaklaşık bir ayda, 45 bin kadını işe yerleştirdik. İnşallah bu rakam, her geçen gün katlanarak artacak.” dedi.
“Projelerimiz ve programlarımızla kadın istihdamını önceliyoruz”
Vedat Işıkhan, şu ifadeleri kullandı:
“Geleceğin güçlü Türkiye’sine giden yol, kadın-erkek her bir insanımızın sosyal ve ekonomik kalkınma sürecinde imkanı ölçüsünde yer aldığı topyekun bir seferberlik şuurundan geçmektedir. Nüfusumuzun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize ulaşmamız mümkün değildir. Geçmişten günümüze binlerce yıldır olduğu gibi önümüzdeki yüzyılda da kadınların, aklına, fikrine, vizyonuna ihtiyacımız var. Bu sebeple projelerimiz ve programlarımızla kadın istihdamını önceliyoruz.”
Son 21 yılda İŞKUR vasıtasıyla işe yerleştirilen 13 milyonu aşkın vatandaşın 4 milyondan fazlasının kadınlardan oluştuğunu belirten Işıkhan, yine son 21 yılda İŞKUR’un “Aktif İşgücü Programları”ndan yararlanan yaklaşık 5 milyon kişiden 2,5 milyonunun kadınlardan oluştuğunu ifade etti.
Nitelikli iş gücünü artırma noktasında eğitimin önemli olduğunu dile getiren Işıkhan, geçen yıl 27 binin üzerinde kadını kurs ve programlardan yararlandırdıklarını kaydetti.
Işıkhan, İŞKUR’un iş ve meslek danışmanlığı hizmetinden geçen yıl yaklaşık 877 bin kadının faydalandığını belirterek, şöyle devam etti:
“Sadece danışmanlık hizmeti alan kadınların sayısına baktığımızda bile kadınların çalışma isteği ve azmini görebiliyoruz. Biz de Bakanlık olarak bu azmi ve kararlılığı, sahip olduğumuz tüm imkanları seferber ederek ülkemizin istikbali için birer katma değere dönüştürmenin gayreti içerisindeyiz. İş Pozitif projemiz de tam olarak böyle bir anlayışın sonucudur. Proje kapsamında, on Bakanlığımızın proje ortağı olduğu, tüm kamu ve özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki istihdam eşleştirme süreçlerini kayıt altına alacak, İş-Pozitif adı altında bir bilgi sistemi kurduk. İş Pozitif, istihdama yönelik eğitim veren ve çeşitli kurslar düzenleyen, iş gücü ihtiyacı olan ve istihdam oluşturma potansiyeline sahip aktörlerin, çevrimiçi olarak bir araya gelebileceği bir işbirliği sistemidir.”
Kayıt dışı çalışmanın, çalışma hayatının en büyük problemlerinden biri olduğuna dikkati çeken Işıkhan, kayıt dışı çalışmanın özellikle kadınların sosyal güvenliğini, geleceğini, emeğini tehdit ettiğini, bu projeyle bu tür problemlerin de önüne geçileceğini söyledi.
“Hedefimiz daha çok üreten güçlü kadınların sayısını artırmak”
AK Parti Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Leyla Şahin Usta ise Türkiye’de eskiden kadın denilince akıllara negatif ayrımcılığın geldiğini belirterek, yeni Türkiye’de, Türkiye Yüzyılı’nda kadınların gücünden ve pozitif ayrımcılıktan bahsedildiğini söyledi.
Bir kadının istemesi, karar vermesi ve önüne konulan fırsatları iyi değerlendirmesi halinde Türkiye’ye üreten kadın olarak katkı verebileceğini ifade eden Usta, hedeflerinin daha çok üreten güçlü kadınların sayısını arttırmak olduğunu kaydetti.
Usta, kadınları ötekileştiren, ayrıştıran ve farklı statülerle sınıflandırmaya çalışan zihniyetleri hiçbir zaman kabul etmediklerini ve etmeyeceklerini belirterek “Her kadının kapasitesinin olduğunu, içinde müthiş bir sır olduğunu ve isterse bu sırlarla ve bu kapasiteyle her şeyi başarabileceğine inanan insanlarız. 22 yıllık iktidarımızda da hep kadınlarımıza inandık. Kadınlarımızı hayatın içerisinde, toplumsal hayatta, sivil toplumda, siyasette, ekonomide, iş hayatında işin öznesi olarak kabul ettik. O yüzden de her türlü imkanı ve fırsatı kadınlar için sunmaya çalıştık.” diye konuştu.
Kadınlarla ilgili yapılan yasal düzenlemeleri hatırlatan Usta, kadınlarla ilgili konularda daha yapacak çok iş, aşılacak çok yol olduğunu söyledi.
Usta, “Ama şundan eminim ki gerek bu salonda bulunan, gerekse Türkiye’nin dört bir yılında bulunan her kadınımızın inancıyla, gücüyle Türkiye’yi yeni yüzyılımızda çok daha güçlü bir Türkiye hale getireceğiz. Üreteceğiz, ürettiklerimizle gurur duyacağız ve başarılarımızla beraber Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin öncülüğünde başlatmış olduğumuz İş Pozitif ile beraber kadın istihdamını OECD ülkeleri arasında üst sıralara taşımayı başaracağımıza inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Işıkhan, kadın istihdamına katkıda bulunan kurum ve firmaların yöneticilerine ödüllerini verdi.
Işıkhan ve diğer protokol üyeleri, kurum ve firmaların açtığı stantları gezdi, çalışmalar hakkında bilgi aldı.
]]>Yılmaz, Bingöl’de AK Parti İl Başkanlığı tarafından bir düğün salonunda düzenlenen iftar programında, iş insanları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, partililer ve vatandaşlarla bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, programda yaptığı konuşmada, Gazze’de yaşanan acı ve yüreği yakan hadiselerden dolayı bu yıl ramazan ayına buruk girdiklerini söyledi.
Her şeye rağmen ramazanın rahmetiyle, bereketiyle herkesi kuşatmasını ve Müslümanlar başta olmak üzere tüm insanlık için barışa, huzura vesile olmasını temenni eden Yılmaz, yüreklerinin depremzedelerle birlikte çarptığını, onları hiçbir şekilde yalnız bırakmadıklarını belirtti.
Millete efendilik değil, hizmetkar olma anlayışıyla gece gündüz koşturduklarını ifade eden Yılmaz, masa başında değil, alanda ve insanlarla birlikte olduklarını kaydetti.
Her an milletle iç içe olduklarını anlatan Yılmaz, Cumhur İttifakı olarak millete hizmetkar olmayı en büyük şeref olarak gördüklerini dile getirdi.
Yılmaz, şöyle konuştu:
“Bu anlayışladır ki, 21 yıllık bir döneme asırlık hizmetleri sığdırmamız mümkün oldu. Eser ve hizmet siyaseti anlayışıyla da yolumuza devam edeceğiz. Ülkemizin, ilimizin enerjisini kısır çekişmelerle geçirecek vakti, lüksü yok. Bizim yapmamız gereken enerjimizi 100 yıllık bir Cumhuriyet olan ülkemizin Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşması için kullanmak. Çekişmeyle değil, birlikle, beraberlikle, kardeşlikle ülkemizi gelecek hedeflerine taşımak. Bunu yapacak her türlü altyapıya da sahibiz. Siyasi istikrarımız var çok şükür. 21 yıldır siyasi güven ve istikrar ortamında Türkiye yoluna devam ediyor.”
Siyasi istikrarı ve güven ortamı olmaması halinde ekonominin ve kalkınmanın sağlanamayacağını vurgulayan Yılmaz, AK Parti’nin çok güçlü bir hareket ve parti olduğunu, yollarına devam ettiklerini aktardı.
Dünyanın, Türkiye’nin zor bir döneminden geçtiklerini kaydeden Yılmaz, “Kuzeyimizde savaş, güneyimizde çatışmalar, savaşlar diğer taraftan pandemi sonrası dünya hala tam olarak toparlanabilmiş değil. Bunların üstüne bir de tarihimizin en büyük afetini yaşadık. Maalesef 11 ilimiz 14 milyon insanımız bu afetten etkilendi.” ifadelerini kullandı.
Bütün bu ağır koşullara rağmen Türkiye’nin güçlü bir şekilde yoluna devam ettiğine vurgu yapan Yılmaz, geçen yıl dünya ekonomisinin yüzde 3 civarında büyürken, Türkiye’nin yüzde 4,5 büyümeyi başardığını vurguladı.
“Orta vadeli programımızı hayata geçiriyoruz adım adım”
Bütün olumsuzluklara rağmen ihracatın 256 milyar doları bulduğuna dikkati çeken Yılmaz, turizm gelirinin 54 milyar doların üzerine çıktığını, istihdamın 32 milyon seviyesini aştığını ifade etti.
Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tarihimizde ilk defa milli gelirimiz 1 trilyon dolar seviyesini geçerek 1,1 trilyonun da üstüne çıktı. Bütün bunlar Türkiye’nin geçen yıl sağladığı başarılar. Nerede sıkıntımız var? Enflasyonda. Reel ekonomide gerçekten çok iyiyiz. Üretim, ihracat, büyüme ve turizm gelirlerimiz artıyor. Sıkıntımız fiyat istikrarında. Bu noktada da yeni planlarımızı, programlarımızı yapmış durumdayız. Orta vadeli programımızı hayata geçiriyoruz adım adım. İnşallah, o konuda da sonuçlar alacağız. Yıllık bazda sonuçların alınması biraz zaman istiyor. Bu mayıstan sonra, haziran, temmuz gibi, yaz döneminde yıllık bazda belirgin bir düşüşü hep birlikte göreceğiz inşallah. Mayısa kadar biraz yıllık seviye yüksek kalacak. Mayıstan sonra haziran, temmuz gibi yıllık bazda düşüşleri göreceğiz. 2025 yılında orta vadeli programımıza göre yüzde 15’lere düşecek. 2026’da ise Allah’ın izniyle yeniden tek haneli enflasyon rakamlarına ulaşacağız. Bu bir süreç.”
Plan ve programı yaptıklarını, adım adım bunu hayata geçirdiklerini bildiren Yılmaz, gündelik, haftalık birtakım hadiseler olabileceğini, önemli olanın siyasi istikrar, planlı, programlı hareket etmek olduğuna işaret etti.
Bunlar yapıldığı sürece sonuç almamak diye bir şeyin söz konusu olamayacağını anlatan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Bu sonuçları aldıkça toplumun geniş kesimleriyle, emeklilerimiz başta olmak üzere, çalışanlarımızla bunun nimetlerini de bugün, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da paylaşmaya devam edeceğiz. Halkımız niçin bize güveniyor? Bizim siyasetteki anlayış şudur, yapamayacağımız şeyi söylememek, söylediğimiz şeyi yapmak. Güven dediğimiz şey de böyle oluşur zaten. Söylediğini yapmayana yapamayacağını söyleyene kimsenin güveni olmaz. Diğer partiler, diğer birtakım genel başkanlar çok şeyler söylüyorlar. Ama vatandaşımız basiretli, ferasetli. Vatandaşımız bunların bu işlerin altından kalkamayacağını, kime güveneceğini gayet iyi biliyor. Gerçekten uyum içinde ne yaptığını bilen, dünyayı bilen bir ekibimiz var. Bu ekiple adım adım bu ülkemizi büyütmeye, büyümenin nimetlerini de tüm toplumla paylaşmaya devam edeceğiz. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Olabilir, depremdir, başka faktörlerdir. Tam olarak her konuda istediğimizi yapamıyor olabiliriz ama Türkiye bu ağır deprem yükünün altından kalktıkça ekonomisi büyüdükçe toplumumuzun geniş kesimlerine çok daha farklı hizmetleri ulaştıracaktır. Programımıza güvenin her geçen gün arttığını görüyoruz. Bütçe açıklarımız tahminlerden çok daha düşük seviyede. Merkez Bankamızın rezervleri, geçen yıl mayısa göre oldukça yüksek düzeyde, 130 milyar dolarlar civarında. CDS dediğimiz ülke risk primimiz 700’lerden, 300’lere kadar gerilemiş durumda. Diğer yandan kredi derecelendirme kuruluşları da Türkiye’nin notunu arttırmaya başladılar. Niye bunu yapıyorlar? Siyasi güven ve istikrar var. Etkili politikalar uygulandı. Bu işin sonucunu onlar da görüyorlar. Dolayısıyla şimdiden notları arttırmaya başladılar. Programımız hayata geçtikçe bunların devamı da gelecektir.”
“Spekülasyonlara, manipülasyonlara hiçbir şekilde prim vermeyin”
Türkiye’nin çok daha iyi günlere adım adım gideceğini belirten Yılmaz, “Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Bazıları tezvirat yapıyorlar. Efendim bu seçimlerden sonra şu olacak, bu olacak. Ülkede şöyle şeyler değişecek. Bunlara hiçbir şekilde prim vermeyin. Spekülasyonlara, manipülasyonlara hiçbir şekilde prim vermeyin. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediğine, bizlerin söylediğine, yetkili kurumların ifadelerine bakın. Yetkin bilim adamlarının, analistlerin söylediklerine bakın. Sosyal medyada dedikodularla ekonomik politikalarımıza gölge düşürmeye çalışanlara lütfen itibar etmeyin.” ifadelerini kullandı.
Orta vadeli programlarını ilan ettiklerini, arkasında da büyük bir siyasi irade olduğunu kaydeden Yılmaz, programın açık ve şeffaf olduğunu aktardı.
Bu yol haritasını kararlı ve güçlü bir şekilde hayata geçirmeye devam edeceklerini bildiren Yılmaz, ülkenin her karışına hizmet ettiklerini, Bingöl’e de AK Parti döneminde çok büyük hizmetler olduğunu, Bingöl’deki yapı stokunun yüzde 75 yenilendiğini aktardı.
31 Mart’taki seçimlerle ilgili değerlendirmede bulunan Yılmaz, “Seçim yerel seçim. Sonuçta genel bir seçim yapmıyoruz. Meclisimiz burada ve çoğunluğumuz var. Sayın Cumhurbaşkanımızı seçtik, 5 yıl başımızda. Dolayısıyla genel politikalar itibariyle yerel seçimden sonra bir değişim beklemek hiçbir şekilde temele sahip değil. Hiçbir şekilde gerçekçi değil. Bunun altını özellikle çizmek isterim.” değerlendirmesinde bulundu.
Yerel demokrasinin ve yerel kalkınmanın savunucuları olduklarını vurgulayan Yılmaz, dolayısıyla belediyeciliği AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın bildiğini dile getirdi.
Yılmaz, “Sayın Cumhurbaşkanımızın 90’lı yıllarda oluşturduğu belediyecilik modeli bugün de hepimize ışık tutuyor. Gerçek belediyecilik diyoruz biz buna. Bunun anlamı ne? Belediyeyi halka hizmet etmek için kullanmak. Kendi şahsi menfaatiniz, şanınız, şöhretiniz veya ideolojik bir takım saplantılarınız için değil. Belediyeyi halka hizmet etmek için kullanmak. Gerçek belediyecilik budur.” diye konuştu.
AK Parti’nin Bingöl Belediye Başkanı adayı Erdal Arıkan’ın 5 yıl kente hizmet ettiğini anımsatan Yılmaz, vatandaşların desteği, duası, ekibiyle birlikte, gönül ve akıl birliğiyle 5 yıl daha hizmet etmesini istediklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hepimiz bir gün bu makamlardan ayrılacağız. Bu dünyadan da ayrılacağız. Önemli olan arkanızda güzel hizmetler bırakmaktır. İnsanların, ‘Allah razı olsun.’ sözünü hak etmektir. Bunu yapabildiğimiz sürece ne mutlu bize. Yerel yönetimlerde de genel yönetimlerdeki anlayışımızı aynen devam ettiriyoruz. Sözümüzün eri olmak durumundayız ve bunu bütün belediyelerimizle, Türkiye’nin dört bir yanında inşallah başaracağız. 31 Mart’ta tabi ki, takdir milletimizindir. Milletimizin takdiri başımızın üstünde. Ona hiçbir sözümüz yok. Ama biz inanıyoruz ki, milletimiz sayın Cumhurbaşkanımızın modelini oluşturduğu gerçek belediyecilik, Türkiye Yüzyılı, yerel yönetimle merkezi yönetimin uyum ve birlik içinde çalıştığı, bereketli hizmetler yaptığı yeni bir dönem diyecek.”
]]>BİNGÖL – Bingöl’de iftar programında konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Orta vadeli programımızı hayata geçiriyoruz. Adım adım inşallah o konuda da sonuçlar alacağız. Yıllık bazda sonuçların alınması biraz zaman istiyor, bu Mayıs’tan sonra Haziran, Temmuz gibi yaz döneminde yıllık bazda belirgin bir düşüşü hep birlikte göreceğiz inşallah. 2025 yılında orta vadeli programımıza göre yüzde 15’lere düşecek, 2026’da ise Allah’ın izniyle yeniden tek rakamlı enflasyon rakamlarına ulaşacağız. Bu bir süreç. Planımızı, programımızı yapmış durumdayız. Adım adım bunu hayata geçiriyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, birtakım ziyaretlerde bulunmak üzere Bingöl’e geldi. Valilik ve iş dünyası ziyaretlerinin ardından düzenlenen iftar programına katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, burada vatandaşlara hitap etti.
“20-21 yıllık bir döneme asırlık hizmetleri sığdırmamız mümkün oldu”
AK Parti’nin 21 yıllık dönemde asırlık hizmetler yaptığını belirten Yılmaz, “Sayın Cumhurbaşkanımız sürekli üzerinde durur şöyle söyler; ‘biz bu millete efendilik yapmaya değil hizmetkar olmaya geldik’ der. Biz de onunla birlikte yol arkadaşları olarak, bu millete efendilik değil hizmetkar olma anlayışıyla gece gündüz koşturuyoruz. Masa başında değil, alandayız. İnsanımızla birlikteyiz, her an milletimizle iç içeyiz. Cumhur İttifakı olarak biz, millete hizmetkar olmayı en büyük şeref olarak görüyoruz ve bu anlayışladır ki, 20-21 yıllık bir döneme asırlık hizmetleri sığdırmamız mümkün oldu. Bu anlayışla eser ve hizmet siyaseti anlayışıyla da yolumuza devam edeceğiz” dedi.
“Geçen yıl dünya ekonomisi yüzde 3 civarında büyürken, Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyümeyi başardı”
Türkiye ekonomisinin geçtiğimiz yıl ciddi bir büyüme gösterdiği vurgulayan Yılmaz, “Siyasi istikrarımız var çok şükür. 21 yıldır siyasi güven ve istikrar ortamında Türkiye yoluna devam ediyor. Bu hava gibi su gibi bir şey değerli arkadaşlar, olmayınca insan kıymetini belki daha iyi anlıyor varken yeterince belki göremiyoruz şunun altını ben çizmek isterim; siyasi istikrar yoksa güven ortamı yoksa ne ekonomimiz gelişir kalkınma sağlarsınız ne huzur ve güven ortamınız olur ne de uluslararası alanda hak ettiğiniz saygınlığa kavuşursunuz. Dolayısıyla bütün bu alanlarda ülkemizi hak ettiği yerlere taşımamızın zemini en güçlü zemini güven ve istikrardır. Siyasi güven ve istikrardır. Bu da bugün var. Başımızda Cenabı Allah eksikliğini vermesin güçlü bir liderimiz var. Dünyanın, Türkiye’nin zor bir döneminden geçiyoruz. Kuzeyimizde savaş, güneyde çatışmalar, savaşlar, diğer taraftan pandemi sonrası dünya hala tam olarak toparlanabilmiş değil. Bunların üstüne bir de tarihimizin en büyük afetini yaşadık. Maalesef 11 ilimiz, 14 milyon insanımız bu afetten etkilendi. Bütün bu ağır koşullara rağmen, çok şükür Türkiye güçlü bir şekilde yoluna devam ediyor. Geçen yıl dünya ekonomisi yüzde 3 civarında büyürken, Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyümeyi başardı. Dünyanın 1,5 puan üstünde. Bütün bu olumsuzluklara rağmen. Diğer taraftan ihracatımız 256 milyar doları buldu, turizm gelirimiz 54 milyar doların üzerine çıktı, istihdamımız 32 milyon seviyesini aştı. Tarihimizde ilk defa milli gelirimiz 1 trilyon dolar seviyesini geçerek 1,1 trilyonun da üstüne çıktı. Kişi başına gelirimiz 13 bin 110 dolarlara ulaştı. Bütün bunlar Türkiye’nin geçen yıl sağladığı başarı” diye konuştu.
“2026’da ise Allah’ın izniyle yeniden tek rakamlı enflasyon rakamlarına ulaşacağız”
Enflasyonda düşüşler yaşanacağın altını çizen Yılmaz, “Nerede sıkıntımız var, enflasyonda. Reel ekonomi de gerçekten çok iyiyiz. Üretim artıyor, ihracat artıyor, büyüme artıyor, turizm gelirlerimiz artıyor. Sıkıntımız fiyat istikrarında bu noktada da yeni planlarımızı, programlarımızı yapmış durumdayız. Orta vadeli programımızı hayata geçiriyoruz. Adım adım inşallah o konuda da sonuçlar alacağız. Yıllık bazda sonuçların alınması biraz zaman istiyor, bu Mayıs’tan sonra Haziran, Temmuz gibi yaz döneminde yıllık bazda belirgin bir düşüşü hep birlikte göreceğiz inşallah. 2025 yılında orta vadeli programımıza göre yüzde 15’lere düşecek, 2026’da ise Allah’ın izniyle yeniden tek rakamlı enflasyon rakamlarına ulaşacağız. Bu bir süreç. Planımızı, programımızı yapmış durumdayız. Adım adım bunu hayata geçiriyoruz” dedi.
“Ekonomik politikalarımıza gölge düşürmeye çalışanlara lütfen itibar etmeyin”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, açıklamasını şu şekilde tamamladı:
“Bazıları tezvilat yapıyorlar, efendim bu seçimlerden sonra şu alacak bu olacak, ülkede şöyle şeyler değişecek. Değerli arkadaşlar, bunlara hiçbir şekilde prim vermeyin. Spekülasyonlara, manipülasyonlara hiçbir şekilde prim vermeyin. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediğine bakın, bizlerin söylediğine bakın, yetkili kurumların ifadelerine bakın, yetkin bilim adamlarının, analistlerin söylediklerine bakın. Sosyal medyada dedikodularla, ekonomik politikalarımıza gölge düşürmeye çalışanlara lütfen itibar etmeyin. Seçim yerel seçim. Sonuçta genel bir seçim yapmıyoruz. Meclisimiz burada ve çoğunluğumuz var. Sayın Cumhurbaşkanımızı seçtik 5 yıl ve başımızda. Dolayısıyla genel politikalar itibariyle yerel seçimden sonra bir değişim beklemek, hiçbir şekilde temele sahip değil. Hiçbir şekilde gerçekçi değil. Bunun altını özellikle çizmek isterim. Biz orta vadeli programımız ilan ettik, arkasında da büyük bir siyasi irade var. Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesi var. Bizzat kendisi bunu ilan etti. ve bu orta vadeli programı adım adım hayata geçirmeye devam edeceğiz. Kimseye bir sürpriz yapma niyetimiz de yok. Programımız açık ve şeffaf, orada yol haritamız var, isteyen alır orada okur, çerçevemizi görür. Genel hatlarıyla yol haritamız ortadadır, bu yol haritamızı da kararlı bir şekilde güçlü bir şekilde hayata geçirmeye devam edeceğiz. Bu anlamda seçim sonrasına ilişkin spekülasyon yapmaya çalışanlara lütfen prim vermeyelim.”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, iş dünyası toplantısının ardından iftar programına katılmadan Bingöl’den ayrıldı. Programa AK Parti Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek ile Zeki Korkutata, Bingöl Belediye Başkanı Erdal Arıkan, STK temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
]]>Yılmaz, beraberinde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Bingöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldi.
Buradaki konuşmasında OVP’nin çok iyi şekilde uygulandığını ve sonuçlarını da görmeye başladıklarını belirten Yılmaz, özellikle yıl ortasından itibaren enflasyondaki etkilerini de daha belirgin şekilde görmeye başlayacaklarını söyledi.
Hükümetin kurulduğu dönemde, bazı köşe yazarlarının bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 10’un üzerinde olacağını iddia ettiğini anımsatan Yılmaz, “Deprem yaşandı, olumsuz birçok hadise var, bir taraftan EYT gibi birtakım yeni uygulamalar, ücret artışlarıyla bütçenin çok aşırı açık vereceğine dair tahminler yapılıyordu. Biz de Orta Vadeli Program’da, bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 6,4 olacak dedik. Gerçekleşme ise bundan da daha iyi oldu; yüzde 5,2 ile kapattık geçen yıl. Bunun da yüzde 3,6’sı deprem harcamasından geliyor. Onu çıkardığınız zaman bütçe açığımızın milli gelire oranı deprem harcamaları hariç yüzde 1,6.” diye konuştu.
Depremin yükü azaldıkça bütçe ve mali disiplinin geldiği noktanın daha iyi görüleceğini anlatan Yılmaz, Türkiye’nin iyi bir performans sergilediğini, 2025’ten başlayarak çok daha iyi noktaya geleceğini kaydetti.
Yılmaz, Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmak için tüm Türkiye’nin potansiyelinin harekete geçirilmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Tüm Türkiye’de belli standartlarda hizmet sunumu bizim temel politikamız oldu. Bunun etkilerinin en iyi görüldüğü illerden bir tanesi de Bingöl diye düşünüyorum. Afetlerden bahsediyoruz. Bingöl de iki fay hattının tam kesiştiği noktada, Kuzey Anadolu fay hattıyla Doğu Anadolu fay hattının. Son 20 yılda Bingöl’deki yapı stokunun yüzde 75’ini dönüştürmüşüz. Şimdi halen yürüyen projelerimiz var. Onlar da gerçekleştiğinde çok daha yükselecek bu rakam.”
“Yıllık etkisi, cari açığı azaltmada 600 milyon dolar”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bir ilde kamu yatırımları özel yatırımlarla bütünlendiğinde asıl istihdam, ihracat ve katma değerin ortaya çıktığına dikkati çekerek, Doğu ve Güneydoğu’da özel yatırımları artırmayı da amaçladıklarının altını çizdi.
OYAK Erdemir’in Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı Servi bölgesinde ruhsatlı alanlarının olduğunu, geçen yıllarda demir aramak için sondaj yaptığını anımsatan Yılmaz, bu çalışmalarda 20 milyon olduğu düşünülen demir rezervinin aslında 250-300 milyon ton olduğunun belirlendiğini ve daha da artmasının beklendiğini dile getirdi.
Erdemir’in bu çerçevede ilk aşamada 550 milyon dolarlık yatırım yapma kararı aldığını aktaran Yılmaz, “Devasa bir yatırım gerçekten. Bu daha da artacak. Peletleme tesisi deniyor. Demiri alıp işte böyle bilye gibi küçük küçük hale getirip sonra gönderecekler başka yerlere. Yıllık etkisi, cari açığı azaltmada 600 milyon dolar. Projenin toplam ömrü boyunca 20 milyar dolardan fazla Türkiye’nin ithalatını azaltacak bir proje. Devasa bir şey gerçekten. İnşaatı sırasında 2 bin kişiye iş sağlayacak. Bitince 1000 kişiye sürekli istihdam sağlayacak.” bilgisini paylaştı.
Yılmaz, Bingöl balının Türkiye’nin bu alanda Avrupa’da ilk coğrafi işaret alan ürünü olacağına işaret ederek, kentin balının artık uluslararası bir markaya dönüştüğünü söyledi.
Toplantıda, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Zekeriya Kaya, Bingöl Valisi Ahmet Hamdi Usta, AK Parti Bingöl milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata ile Bingöl Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kadir Çintay da yer aldı.
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonunun 68’inci Oturumu marjında, Arnavutluk ve BM Kadın Birimi işbirliğiyle “Kapsayıcı ve eşitlikçi bir topluma yönelik dönüştürücü bir yaklaşım olarak cinsiyete duyarlı bütçeleme” konulu yan etkinlik düzenlendi.
Panelde konuşan Göktaş, kadın ve erkeklerin farklı ihtiyaçlarını, önceliklerini ve etkilerini dikkate alan bütçeleme yaklaşımlarının dönüştürücü etkilere sahip olduğunu belirtti.
Kamusal gelirler ve harcama planlanmasının daha sağlam bir toplumun oluşturulmasına katkıda bulunduğunu da ifade eden Göktaş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu görüş, kadın ve erkeklerin farklı ihtiyaçları için kaynakların etkin bir şekilde tahsis edilmesi yoluyla etkili planlama ve bütçeleme oluşturmayı amaçlar. Kadın ve erkek arasında eşitliğin sağlandığı, eşit hak, hizmet ve fırsatlardan yararlandıkları bir toplum yaratmayı hedefler. Böylece, kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla eşitliğin sağlanmasına, kadın haklarının ilerletilmesine, yoksulluğun azaltılmasına, ekonomik verimliliğin, hesap verebilirliğin ve şeffaflığın artırılmasına ve eşit toplumlar yaratılmasına destek olmayı amaçlıyoruz.”
“12. Kalkınma Planı, güçlü bir politika çerçevesi oluşturuyor”
Merkezi ve yerel yönetimleri, farklı ihtiyaçlara ve önceliklere cevap veren daha etkili politikalar için planları ve bütçeleri yeniden düzenlemeye teşvik ettiklerini bildiren Göktaş, Türkiye’nin bu konuda güçlü bir yasal çerçeve, stratejik planlar ve temel istatistikler konusundaki çalışmalarına işaret etti.
Bakan Göktaş, Türkiye’nin kadın-erkek eşitliği ve kadınların güçlendirilmesi alanlarında birçok taahhütte bulunduğunu, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Pekin Bildirisi ve Eylem Platformu’nu destekleme taahhüdünü verdiğini anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadın ve erkeklerin ihtiyaçlarına duyarlı bütçeleme uygulamalarımız, hükümetimizin bu taahhütleri yerine getirme kararlılığının bir göstergesidir. 12. Kalkınma Planı, çevresel duyarlılığı ve adil gelir dağılımına önem veren istikrarlı ve müreffeh bir Türkiye yaratmayı hedefler. Planda ‘Nitelikli İnsan, Güçlü Aile, Sağlıklı Toplum’ teması altında kadınlara ayrılmış bir bölüm bulunur. Bu plandaki temel politika önceliği, tüm politika ve programlarda kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve kadınların güçlendirilmesidir. Ayrıca, plan, kadın ve erkekler için eşit fırsatları teşvik eden bütçeleme faaliyetlerini genişletmeyi ve entegre etmeyi amaçlamaktadır. Bu yaklaşım, 2024-2028 döneminde kadın ve erkekler arasında eşitliği teşvik etmek için güçlü bir politika çerçevesi oluşturur.”
Kadınların güçlendirilmesine yönelik Strateji Belgesi ve Eylem Planı
Bakan Göktaş, 2020’den bu yana kadın ve erkeklerin farklı ihtiyaçlarını ve önceliklerini dikkate alan planlama ve bütçeleme odaklı projelerin bu alandaki girişimleri artırmaya yardımcı olduğuna dikkati çekerek, bu çabaların bir sonucu olarak temel göstergelerde iyileşmelerin kaydedildiğini söyledi.
Kadın ve erkeklerin ihtiyaçlarına duyarlı bütçeleme uygulayan OECD ülkelerinin sayısı 2016’da 12 iken 2022’de 23’e yükseldiğini dile getiren Göktaş, “Bu rakam OECD ülkelerinin yüzde 61’ini oluşturmaktadır. Türkiye, bütçeleme süreçlerinde kadın ve erkeklerin farklı ihtiyaç ve gereksinimlerini dikkate alan 23 ülke arasında yer almıştır. Kadın-Erkek Eşitliğine Duyarlı Bütçeleme Strateji Belgesi ve Eylem Planı, projenin diğer önemli bir çıktısı olup, Türkiye’nin sürdürülebilirliğine katkıda bulunacak ve gelecek için bir yol haritası olarak hizmet edecektir.” diye konuştu.
Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Strateji Belgesi ve Eylem Planı, Türkiye’de kadınların güçlendirilmesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik 1 amaç, 4 hedef, 16 strateji ve 57 eylemden oluşmaktadır. Hedefler arasında demografik istatistiklerin geliştirilmesi, planlama ve bütçeleme süreçlerinde kadın ve erkeklerin farklı ihtiyaçlarının, önceliklerinin ve etkilerinin dikkate alınması, kurumsal kapasitelerin geliştirilmesi, bütçeleme süreçlerinin ve izleme mekanizmalarının iyileştirilmesi yer almaktadır.
UN Women Türkiye ile iş birliği içinde gerçekleştirilecek olan bu projenin yaklaşan ikinci aşamasıyla, ülkemizin bu alandaki çabalarını bir adım daha ileriye götüreceğiz. Plan, kadınlarla erkekler arasında eşitliği sağlamak için daha fazla kaynağın tahsis edilmesini amaçlayarak, hem kadınların hem de toplumun yararına olan daha adil bir kalkınma modeline öncülük etmeyi hedefliyor.”
Arnavutluk Sağlık ve Sosyal Koruma Bakanı Albana Koçiu’nun da konuşmalarının ardından TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) Başkanı ve AK Parti Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan, Arnavutluk Sağlık ve Sosyal Koruma Bakanlığı Sosyal İçerme ve Cinsiye Eşitliği Politikaları Direktörü Etleva Sheshi, Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kazan ile UN Women Program Uzmanı Ermira Lubani’nin yer aldığı panele geçildi.
]]>Bakan Işıkhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Mardin’de 15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Parkı’ndaki düzenlenen miting öncesi yaptığı konuşmada, bugün Mardin’in, sadece Türkiye’ye değil, tüm dünyaya sevgiyle, birliktelikle, kardeşlikle yazılmış bir mesaj verdiğini, bu mesajı yeryüzünün dört bir yanına taşıyacaklarını belirtti.
Bu birlikteliği daha nice yıllara taşıyacaklarını ve nice zaferlere ulaştıracaklarını kaydeden Işıkhan, bugün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Mardin’de ağırlamanın gururunu yaşadıklarını bildirdi.
Bu aziz topraklarda sevgi ve bağlılıkla buluştuklarını ifade eden Işıkhan, şöyle konuştu:
“Bir tarafta Mardin’e, Mardinlilere sevdalı dünya lideri Recep Tayyip Erdoğan diğer tarafta ülkesine sevdalı liderine sevdalı, Cumhurbaşkanına sevdalı Mardinli kardeşlerim. Bugün Mardin’de hasret vuslata dönüşüyor. Bugün sevdalılar birbirine kavuşuyor. Mardin, sadece bir coğrafya değil, aynı zamanda bir mirastır.”
Bu şehirde her taşın altında bir tarih yattığını, her sokağın bir hikaye anlattığını dile getiren Işıkhan, bugün, bu hikayenin bir parçası olmak için burada bulunduklarını anlattı.
Mardin’in çocukları olarak bu topraklara ve birbirlerine sevdalı olduklarını ifade eden Işıkhan, şöyle devam etti:
“Bu sevda, bizi ayakta tutan, bizi bir arada tutan en önemli güç. Bugün burada, dünya lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, ülkemizin geleceğine olan inancımızı daha da pekiştiriyoruz. Onun liderliğinde ülkemizin kalkınma ve ilerleme hedefleri doğrultusunda birlikte yürümekten büyük mutluluk duyuyoruz. Liderimizin vizyonu, bizlere ilham veriyor ve geleceğe dair umudumuzu güçlendiriyor. Onun vizyonuyla Mardin’in daha da yükseklere yürüyeceğine inanıyoruz. Sizler Mardinli hemşerilerim gücün ta kendisisiniz. Ülkenize, liderinize ve birbirinize olan sevdanız, hiçbir güç karşısında yenilmez. Ben, Mardin’in Cumhurbaşkanımıza olan sevdasına inanıyorum. Mardin’in yıllardır büyük bir fedakarlıkla, samimiyetle çalışan, ak teşkilatına güveniyorum, inanıyorum. Bugünden itibaren çalınmadık kapı, dokunulmadık gönül, ulaşılmadık tek bir insan dahi bırakmayacaklarına yürekten inanıyorum. 31 Mart’a kadar kapı kapı dolaşıp, Mardin’i gerçek belediyecilikle buluşturmaya hazır mıyız? 1 Nisan sabahı AK Parti’mizin zaferini hep birlikte kutlamaya kararlı mıyız? Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a vefa borcumuzu ödemeye hazır mıyız? Bizde bu bayrak sevgisi, bizde bu memleket, millet sevdası oldukça hiçbir mücadele sırtımızı yere getiremez Allah’ın izniyle.”
“Şırnak çok kısa bir süre içerisinde bir petrol şehri oldu”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da Türkiye Yüzyılı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye’yi enerjide bağımsız kılmak, kendi kendine yeten, ayakları üzerinde duran, güçlü, büyük, müreffehi bir ülke olması için gece gündüz çalıştıklarını bildirdi.
Şırnak’tan geldiklerini aktaran Bayraktar, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şırnak çok kısa bir süre içerisinde bir petrol şehri oldu. Gabar’da Türkiye’nin en büyük petrol sahalarını keşfettik. 37 bin varil petrolümüzü orada üretiyoruz. Ama inşallah Mardin’de de bu sene kazacağımız iki kuyuda Allah bize keşif nasip ederse Mardin de bundan nasibini alacak. Mardin ile beraber büyüyeceğiz. İnşallah Mardin de büyük bir enerji şehri olmaya adım atmış olacak. 2002 yılında Cumhurbaşkanımız iktidara geldiğinde sadece Türkiye’nin 5 şehrinde doğal gaz varken bugün Mardin’de, Mardin’in ilçelerinde doğal gaz var. Cumhurbaşkanımızın vizyonuyla Türkiye’de 81 ilde doğal gaz var.”
]]>PKK’nın bölgedeki varlığını bu yaz sona erdirmeye yönelik kararlılığını dile getiren Ankara, son dönemde pozitif mesajlar aldığı Bağdat ile ortak hareket etme arayışında. Irak ile yapılacak görüşmelerin sonucu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Kuzey Irak’ta yeni bir operasyon için nasıl bir yol izleyeceğini göstermesi açısından önemli olacak.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın yarın yapılacak güvenlik zirvesine katılacak. Heyette Türkiye’den, İçişleri Bakanlığı’ndan bir bakan yardımcısının da olması bekleniyor.
Irak tarafından ise Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve Savunma Bakanı Thabit Mohammed Al Abbasi’nin yanı sıra, istihbarat dahil bir dizi kurumdan üst düzey yetkililerin güvenlik zirvesine katılması öngörülüyor.
Taraflar bu formattaki ilk güvenlik zirvesini 19 Aralık’ta Ankara’da gerçekleştirmişti. Zirve sonrası yapılan ortak açıklamada, “Terörle mücadele konusunda kararlıyız” ifadesi almıştı. Bağdat’taki toplantının ardından da yine ortak bir açıklama yapılması öngörülüyor.
Türkiye, Aralık ve Ocak aylarında PKK tarafından Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen saldırılarda 21 Türk askerinin hayatını kaybetmesinden sonra Irak ile temaslarını artırmış ve bu bölgeden kaynaklanan güvenlik sorunlarını yaz aylarında tamamen çözeceğini açıklamıştı.
Milli Savunma Bakanı Güler de, “Sayın Cumhurbaşkanımızın çizdikleri çerçeve doğrultusunda bu yaz Irak sınırımızı güven altına alacak çemberi tamamlayarak terör meselesini sorun olmaktan çıkartacağız” demişti.
ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’nin “terör örgütleri” listesinde yer alan PKK, 1980’lerden bu yana Kuzey Irak’ta konuşlu. Bölgenin yaşamakta olduğu siyasi otorite boşluğundan yararlanan PKK’nın üst düzey yönetici kadrosu ve eğitim birimleri Kuzey Irak’ın çeşitli bölgelerinde faaliyetlerini sürdürüyor.
Türkiye, 2019’da başlattığı Pençe-Kilit Operasyonu ile PKK ile mücadelesini Kuzey Irak’a taşımış ve bölgeye geçici üsler kurmuştu.
Milli Savunma Bakanı Güler, yaz aylarından itibaren bu operasyonun tamamlanacağını ve Irak içerisinde 30-40 kilometre derinliğe kadar uzanan “güvenlik koridoru” oluşturulacağını söylemişti.
Türkiye yeni operasyon mu başlatacak?
Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Güler olmak üzere Ankara’dan son dönemde yapılan açıklamalar, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta son 5 senede sürdürdüğü askeri operasyonları bir başka aşamaya geçirme yönündeki siyasi ve askeri hazırlığın önemli bir işareti olarak görülüyor.
“Artık Türkiye’nin başka bir safhaya geçmesi gerekiyor” ifadesini kullanan Güler’e göre, 2024 yazında Pençe-Kilit Operasyonu tamamlanacak ve operasyonlar gereksinim duyulan bölgelere doğru genişletilecek.
Bu bölgeden Türkiye’ye dönük saldırıların tamamen durdurulması için bir güvenlik koridoru oluşturulmasının amaçlandığını kaydeden Bakan Güler, TSK’nın son dönemdeki operasyonları nedeniyle PKK’nın Kandil Dağı’ndan daha güney bölgede olan Asos’a çekildiğini söyledi.
Türkiye sınırına yaklaşık 150-200 kilometre mesafede bulunan Asos, TSK’nın son dönem hava harekatlarından önemli hedeflerinden biri oldu.
Pençe-Kilit Bölgesi’ndeki hedefler arasında yer alan Hakurk, Gara, Metina gibi bölgelerde geçici üslere sahip olan TSK’nın, yaz aylarından itibaren Kuzey Irak’ın diğer bölgelerine de harekatlar düzenlemesi Ankara’da yapılan değerlendirmeler arasında.
Türkiye, son 10 yılda geliştirdiği “Terörle mücadelede sorunu kaynağında yok etme” doktrini kapsamında Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de kapsamlı bir askeri varlık bulunduruyor, operasyonlarını “sürekli ve kapsamlı” bir içerikte devam ettiriyor.
Kuzey Irak’a yapılacak yeni operasyonların da bu kapsamda planlanması ve uygulanması değerlendiriliyor.
Türkiye, Irak ile ortak hareket etmek istiyor
Diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin PKK’ya karşı Kuzey Irak’ta Irak ile birlikte askeri operasyonları yapmak istediğini, Irak’ın da son dönemde “ülke topraklarının terör tehdidinden temizlenmesi” açısından eskiye oranla daha yapıcı olduğunun gözlendiğini söylüyor.
Aralık ayındaki güvenlik zirvesi sonrası yapılan ortak açıklamada “PKK tehdidinin” ilk kez açıkça kayda geçirilmiş olması, bu açıdan önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Irak’ın parçalı siyasi yapısı, İran’ın Şii gruplar üzerindeki etkisi ve Irak güvenlik birimlerinin kapasite eksikliği ise Türkiye’nin istediği iş birliğinin önündeki engeller olarak görülüyor.
Türkiye’nin Irak’a yaptığı en önemli önerilerden biri, Ortak Harekat Merkezi oluşturulması ve bu merkez aracılığıyla Irak güvenlik unsurlarının TSK operasyonlarına kendi kapasiteleri oranında katılabilmeleri.
Milli Savunma Bakanı Güler, bu konuda Irak’ın olumlu yanıt verdiğini ancak somut adım atılamadığını kaydetti.
Bağdat’ta yapılacak toplantılarda bu konunun yeniden ele alınacağı kaydediliyor.
Buna paralel olarak, Irak’la Türkiye’nin gündeme getirdiği güvenlik koridorunun oluşturulması da Bağdat’ta ele alınacak konular arasında.
Türkiye’nin hedefi, Irak’ın PKK ile mücadele konusunda daha fazla katılım ve iş birliği göstermesini sağlayacak bir yapı oluşturmak.
Erdoğan’ın Irak ziyareti dönüm noktası olabilir
Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyük olasılıkla Nisan ya da Mayıs ayında yapacağı Irak ziyaretinin dönüm noktası olabileceği kaydediliyor.
Ankara ve Bağdat’ta yapılan güvenlik zirvelerinden çıkan sonuca göre, ikili güvenlik iş birliği konusunda yeni bir anlaşma ya da ortak açıklama adımın atılması Türkiye’nin hedefleri arasında.
]]>Sincan Bilim Merkezi; Bakan Kacır, Ankara Valisi Vasip Şahin, Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, Türkiye Teknoloji Takımı (T3) Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Kuzucu Hıdır’ın katılımıyla açıldı.
Kacır, burada yaptığı konuşmada, Ankara’ya, Bilim ve Teknoloji Haftası’nda, aynı günde, Sincan ve Mamak bilim merkezlerini kazandırmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdi.
Şehirlere bu önemli projeleri merkezi ve yerel yönetimlerin el ele, büyük bir uyum ve ahenk içinde kazandırdıklarının altını çizen Kacır, şu ifadeleri kullandı:
“AK Parti belediyeciliği, şehirleri altyapısıyla üst yapısıyla, hizmetlerle birlikte çok yönlü sosyal belediyecilik anlayışıyla donatıyor. Bizim gerçek ve gönül belediyeciliği anlayışımızda, Türkiye’nin kalkınıp gelişmesinde, doğrudan milletin hayatına dokunan hizmetlerin ifasında, yerel yönetimin rolü çok önemlidir. Bugün de yine milletimize, gençlerimize bilim ve teknoloji alanında yeni ufukları birlikte açıyoruz. Belediyelerimizle yakın ve yoğun işbirliği içinde çalışarak, bilim merkezlerimizi inşallah ülke sathına daha da yayacak, bilim ve teknoloji meraklılarıyla buluşturmaya devam edeceğiz.”
Kacır, son 22 yıldır elde ettiği kazanımlarla Türkiye’nin prangalarından kurtularak, ikinci asra “büyük ve güçlü bir Türkiye” olarak adım attığına işaret etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, büyük ve güçlü Türkiye çağının doğuşu için verdikleri amansız mücadelenin, “Türkiye Yüzyılı”nda her alanda meyvelerini verdiğini belirten Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye artık fiziki ve zihni sınırlara teslim olmuyor. İçerde ve dışarda kendisine lütfedilen hadler içinde değil, kendi çizdiği yolda ilerleyişini kararlılıkla sürdürüyor. İşte bu başarıları, kazanımları kalıcı kılmak adına, Türkiye Yüzyılı’nda ‘Milli Teknoloji Hamlesi’ni başlattık. Beşeri sermayemizin güçlendirilmesi için kritik adımlar atmaya devam ediyoruz.”
“Sincanlı gençleri Deneyap Teknoloji Atölyesi ile buluşturacağız”
Bilim fuarları, şenlikleri ve söyleşileriyle bilimi toplumla buluşturmaya devam ettiklerini dile getiren Kacır, şu ifadeleri kullandı:
“Son üç yılda 3 bin 800 bilim söyleşisiyle 400 binden fazla öğrenciyi bilim insanlarıyla bir araya getirerek, öğrencilerimizde bilime yönelik ilgiyi ve bilim okuryazarlığını pekiştirdik. Gerçekleştirilen 5 bin 200’den fazla bilim fuarı ile 510 bin öğrencimiz ve 5,2 milyon ziyaretçimizde bilimsel farkındalığı yeşerttik. Destek verdiğimiz 102 bilim şenliğiyle 500 binin üzerinde vatandaşımızı bilimle buluştururken, onlara bilimin eğlenceli dünyasını keşfetme fırsatı tanıdık. Sektör Kampüste Programı ile 10 binden fazla üniversite öğrencimizi blokzincir, yapay zeka, dijital dönüşüm ve kuantum gibi alanlarda sektör profesyonelleriyle buluşturuyoruz. Bilim merkezlerimiz vasıtasıyla, TEKNOFEST kuşağını bilimle buluşturuyoruz.”
Kacır, toplumda bilim ve teknoloji kültürünü yaygınlaştırmak adına yurdun dört bir yanında bilim merkezleri kurduklarına işaret ederek, gençlerin bilime olan ilgi, merak ve farkındalığını artırdıklarını dile getirdi.
Sincan Bilim Merkezi’nin gençlerin bilim ve teknolojiye ilgisini artırırken, geleceğin bilim insanlarını da keşfetmelerini sağlayacağını anlatan Kacır, “Merkezimiz; astronomi, uzay ve havacılık, doğa bilimleri, matematik, tasarım ve teknoloji alanlarında 5 atölyeyle, gençlerimize, edindikleri teorik bilgileri pratiğe dökme ve kendi projelerini geliştirme imkanı sunacak. Ayrıca bilim merkezimiz bünyesinde önümüzdeki eğitim-öğretim yılında faaliyete geçecek Deneyap Teknoloji Atölyesi ile de Sincanlı gençlerimizi erken yaşta geleceğin teknolojileriyle buluşturacağız.” diye konuştu.
Kacır, gençlerin potansiyelini keşfedip onların önünü açacak tüm adımları atmaya devam edeceklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Gençlerimiz, milletimiz, ülkesine, şehrine, halkına hizmet etmek, eser kazandırmak yerine kısır hesaplarının peşinde koşanların kimler olduğunu çok iyi biliyor. İnanıyoruz ki Ankara, 31 Mart’ta mührünü güçlü bir şekilde gerçek belediyeciliğe, eser ve hizmet belediyeciliğine vuracak. Ankara’mız, Ankaralılar aksayan projeleri ‘yavaşlayan’ hizmetleri inanıyorum ki 31 Mart’ta telafi edecek. Kazanan Ankara, kazanan Türkiye olacak. Cumhur İttifakı olarak el ele vereceğiz ve Ankara’nın tüm ilçelerine önümüzdeki dönemde hep birlikte hizmet edeceğiz.”
TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal da bilim ve teknoloji kimin elindeyse gücün onun elinde olduğunu belirterek, “Bilim ve teknolojiye olan ihtiyaç çok daha fazla. Olmazsa olmaz en önemli unsur insan kaynağı. Bunlar da bizim gençlerimiz çocuklarımız. Gençler; gelecek için, insanlık için gerekli teknolojileri geliştirecek ve bilgiyi üretecekler.” ifadelerini kullandı.
“Uzay alanında yeni ufuklar açacak eğitim içerikleri hazırlayacağız”
Elvan Kuzucu Hıdır da bugün üç farklı ülkede toplamda 18 bilim merkezinin faaliyetlerini yürüttüğüne dikkati çekerek, sadece geçen yıl tüm bilim merkezleri ve atölyelerine toplam 1 milyonu aşkın genç öğrencinin katıldığını söyledi.
Burada 7 farklı alanda 6-14 yaş seviyesindeki öğrencilerin etkileşimli ve özgün eğitimlere katıldığını anlatan Kuzucu Hıdır; astronomi, havacılık ve uzay atölyelerinde öğrencilere roketler, uydular, hava araçları, güneş sistemleri, galaksiler, uzay, evren gibi konularda temel prensip ve kuvvetler alanında deneysel eğitimler verdiklerini dile getirdi.
Kuzucu Hıdır, Türkiye Uzay Ajansı olarak bilim merkezlerinde, Türkiye’nin Milli Uzay Programı çerçevesinde, çocuklara bu misyonu anlatacak, atölyelerde uzay alanında onlara yeni ufuklar açacak eğitim içerikleri hazırlayacaklarını bildirdi.
Bilim merkezlerinin bilim ve teknoloji alanında toplumsal bir paradigma kırılımı oluşturduğunun altını çizen Kuzucu Hıdır, şunları kaydetti:
“Gelecek nesillerimizin ‘sadece tüketen değil aynı zamanda üreten ve keşfetme arzusuyla sürekli öğrenen’ bir ruha sahip olmalarını hedefliyoruz. Geleceğin Özdemir Bayraktar’ları ve Aziz Sancar’ları ülkemizin dört bir yanındaki bilim merkezlerinde yetişecek, burada yetişen gençlerimiz önce ülkemiz için sonra da tüm insanlığın faydası için teknolojiler geliştireceklerdir. Bilim Pursaklar’dan sonra Ankara’da yer alan 2. Bilim Merkezi Bilim Sincan’ın bu bölgedeki öğrencilerimiz ve velilerimiz için çok önemli bir imkan olduğunu düşünüyorum. Bu merkezlerde yetişen çocuklarımız, medeniyetimizin kadim değerlerinden güç alarak, adalet, merhamet ve iyiliği tüm dünyaya ve özellikle Filistin gibi mazlum coğrafyalara hakim kılma mücadelesini sürdüreceklerdir. Hakk’ı üstün tutmayı yaşam gayesi edinen, durumdan vazife çıkartan bir nesil yetiştirmesine öncülük edecektir.”
]]>Kownatzki, Genel Müdür Yardımcısı Tuncay Eminoğlu’nun da katılımıyla İstanbul Havalimanı’ndaki otelde düzenlenen toplantıda, SunExpress’in 2023 yılı performansını değerlendirdi, 2024 yılına dair hedeflerini paylaştı.
Türkiye’nin bu yıl da seyahatseverlerin aklındaki ilk ülkelerden biri olmaya devam ettiğini belirten Kownatzki, 2023’te gördükleri yüksek talebin bu yılki rezervasyon rakamlarına da yansıdığını söyledi.
Kownatzki, Türkiye’nin sunduğu geniş aktivite yelpazesi, farklı deneyim olanakları ve fiyat-performans oranı ile ideal bir seyahat destinasyonu olarak fark yarattığını kaydederek, “SunExpress olarak Türkiye’ye direkt seferlerimizi daha da genişlettik. Türkiye turizm pazarı büyümeye hazırlanırken Türkiye’nin turizm elçisi olarak biz de üzerimize düşeni yapıyoruz.” diye konuştu.
Türk Hava Yolları ve Lufthansa’nın ortak kuruluşu SunExpress’in 2023 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 21 artışla 1,8 milyar avro gelir elde ettiğini dile getiren Kownatzki, şirketin doluluk oranını da yüzde 85 gibi yüksek bir seviyede tutmayı başardığını aktardı.
“2024 yaz programı kapsamında uçuş ağına 28 yeni rota ekledi”
Kownatzki, SunExpress’in 2024 yaz programı kapsamında uçuş ağına 28 yeni rota eklediğini dile getirdi.
Bu rotaların 18’inin Türkiye’nin tatil yörelerine olduğunu belirten Kownatzki, şirketin Anadolu-Avrupa uçuş ağına da 10 yeni uluslararası rota eklediğini anlattı.
Kownatzki, SunExpress’in bu yaz koltuk kapasitesini de yüzde 19 artıracağını ifade etti.
Şirketin toplamda 35 ülkede 200’den fazla noktaya tarifeli seferler sunduğunu dile getiren Kownatzki, SunExpress’in, Antalya, İzmir, Dalaman ve Bodrum-Milas havalimanlarından toplamda 67 noktaya uçuş gerçekleştirdiğini belirtti.
Kownatzki, “SunExpress Anadolu’nun 15 kentinden, Avrupa’da 18 ve Orta Doğu’da 3 noktaya direkt uçuş sunuyor. SunExpress olarak Avrupa’da yaşayan Türk kökenli misafirlerimizi ailelerine ve sevdiklerine kavuştururken, Anadolu kentlerinin yerel turizmini de desteklemeye devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
SunExpress’in, bu yıl ki hedeflerine ilişkin bilgi veren Kownatzki, şunları dile getirdi:
“2023 yılında 12,6 milyon yolcu ile rekora imza attık. Bu yıl 15 milyon yolcu taşımayı hedefliyoruz. Türkiye’yi yıl boyunca ziyaret edilen bir destinasyon haline getirmeye kararlıyız. Türkiye’nin 60 milyon turist hedefine ulaşmasına katkı sağlamayı sürdürüyoruz. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı ile Türkiye turizmini yurt dışında tanıtmak ve Türkiye’yi macera, spor ve dinlenmenin yanı sıra tarih ve kültürü birleştiren çok yönlü bir seyahat rotası olarak öne çıkarmak için çabalarımızı sürdürüyoruz.”
Yeni istihdam olanakları sunacak
Kownatzki, SunExpress’in büyüme stratejisi doğrultusunda 2025 yılı sonuna kadar kokpit, kabin, hat bakım, yer hizmetleri ve genel müdürlük pozisyonları olmak üzere yaklaşık 1300 kişiyi istihdam etmeyi planladığını belirtti.
SunExpress’in geçen yıl şirket tarihindeki en büyük uçak siparişini verdiğini anlatan Kownatzki, şunları kaydetti:
“Halihazırda 77 Boeing 737 uçağı ile hizmet veren SunExpress, 2035 yılına kadar filosundaki uçak sayısını 166’ya yükseltecek. Yeni siparişler, SunExpress’in Türkiye’ye yönelik artan talebi karşılama ve turizmi destekleme konusundaki kararlılığını temsil ediyor. Türkiye ile Avrupa arasındaki uçuşlarımızla turizm için önemli bir paydaş olduğumuzu bir kez daha kanıtladık. Planladığımız büyüme, Türkiye turizmine olan bağlılığımızın bir göstergesidir.”
]]>ERKAN KARACA
İYİ Parti Yozgat Milletvekili Lütfullah Kayalar, Çorum’da; “Önerge verdik. Emekliye bayram ikramiyesi 7 bin liraya çıksın dedik. O 7 bin lira da AK Parti ve MHP oylarıyla komisyonda reddedildi. Şimdi emeklinin kendisine de para yok diyoruz. Para yoksa 600- 700 milyar faiz nasıl veriliyor? Şu anda oluk oluk faiz veriliyor” dedi.
İYİ Parti Yozgat Milletvekili Lütfullah Kayalar, seçim çalışmaları kapsamında Çorum’a geldi. Hürriyet Parkı’nda düzenlenen programda konuşan Kayalar, şunları söyledi:
“TÜRKİYE ŞU ANDA İNANILMAZ BİR SIKINTILI DÖNEMDEN GEÇİYOR”
“Türkiye şu anda inanılmaz bir sıkıntılı dönemin içerisinden geçiyor. Geçiyor diyorum çünkü inşallah bu dönemler de bitecek bu sıkıntılar da bitecek. Bizim bölgelerimiz çiftçilik bölgesidir. Çiftçi kesimimizin ağır olduğu, çiftçi kesimimizin yoğun olduğu bölgelerimizdir. Şu geçtiğimiz mayısın sonu hazirandan sonra bugüne kadarki geçen 8-9 aya baktığımız zaman haziran ayında buğday hasadımız başladı, buğday hasadı ile birlikte bir taraftan randevular, bir taraftan kota, bir taraftan nakliyeci ile ilgili sıkıntılar, diğer tarafından pas hastalığından dolayı alınmayan standart dışı ilan edilen ürünlerimiz bunlarla birlikte ödemelerdeki gecikmeler ve bu sorunların dile getirilmesine rağmen de bunlarla ilgili herhangi bir çözüm ortaya koymayan, bir anlamda çiftçiyi duymayan, bir anlamda çiftçiyle arasındaki bağları tamamen koparmış olan bugünkü bir yönetim var.
“21 YILDIR ÇİFTÇİ TAMAMEN ÜVEY EVLAT OLMUŞ”
Aslında 21 senelik bu yönetimin çiftçiye bakış açısına baktığınız zaman, çiftçiyi nasıl görüyor, çiftçinin yanında mı, çiftçiyle birlikte mi diye baktığınız zaman inan ki çiftçi tamamen bir üvey evlat olmuş durumda. Neden; çünkü çiftçilerle ilgili olan sorunlar değil, maalesef Türkiye genelinde bir takım talanlarla ihalelerle kendileriyle ilgili olan düşünceler ön plana çıkmış durumdadır. Bakın geçen mayıs ayı sonu haziran ayı başında mazotun fiyatına, mazot haziran ayında 18 liraydı. Şu anda kaç lira 43- 45 lira arasında çünkü her gün borsa değişiyor. Yani yüzde 150 sadece 8 aylık dönem içeresinde mazota yapılan zam. Bunun yanında gübreye yapılan zam var. Bunun yanında traktör, bakım, ekipman, onarım, sigorta bunlara yapılan zamlar var. Bunun yanında insanlarımızın geçimleriyle ilgili sıkıntıları bunun üzerine binmiş. Şimdi kısmet olursa güz dönemi bitti yeni bahar dönemi de bitiyor ekimler, mayıs sonu haziran başında yeni buğday fiyatının verilmesi lazım. Yeni buğday fiyatı yaptığımız hesaplara göre, yani geçen seneki aynı değeri bu yıl bulabilmemiz için 22 liradan aşağı olmaması lazım. 24 lira ile 22 lira arasında olması lazım. Ama biz şimdi bunu dile getirmeye başladık aldığımız cevaplar inanın komik komik rakamlardan bahsediliyor. Yani 10 lira gibi rakamlardan bahsediliyor. Bu çiftçinin tamamen yok olmasına sebep olmaktır. Çiftçinin ortadan kalkmasına sebep olmaktır. Çiftçinin kendisi ile ilgili kendi emeğinin karşılığını alamamasıyla ilgili sorunlarımızın dışında eğer Türkiye’de üretim azalırsa Türkiye’deki bu üretimin azalmasından dolayı hayat pahalılığı başta olmak üzere dışarıya muhtaç olmak başta olmak üzere gerçekten şimdi çok büyük sıkıntılar bizi bekliyor.
TÜRKİYE’DE İYİ BİR YÖNETİM YOK
Türkiye’de iyi bir yönetim yok, hakkaniyetli bir yönetim yok. Türkiye’de şu anda bir Maliye Bakanımız var. Şu anda şu dakikada bu Maliye Bakanımızın aldığı kararlar var. Bu Maliye Bakanımızın aldığı kararlardan önce de geçen sene daha mart-nisan ayında başka bir bakan vardı. O bakan da bir karar alıyordu. Geçen seneki bakan Nebati Bey meşhur bakan diyordu ki; faiz nastır bize yukarıdan böyle söylendi. Faiz nas dediyse biz de faizleri indireceğiz. Yine yukarıdaki devam ediyor. Diyor ki enflasyonun nedeni yüksek faizdir. Peki faizleri indireceğiz doğru güzel, iyi yaptınız. 19’dan faiz 8,5’a indirildi öbür bakan tarafından buna benzer ekonomik kararlar alındı. Nas dendi, hepsine tamam. Şimdi haziranda bakan değişti. Yeni bakan geldi. İki bakan görev teslimi yapıyorlar. Şimdiki bakan diyor ki; Türkiye’nin şu ana kadar takip etmiş olduğu politikaların tamamı yanlıştır. Türkiye’nin rasyonelleşmekten başka çaresi kalmamıştır. Çaresi kalmamıştır ne demek? Çaresizlik demektir. Geldiğin nokta yani geçen sene mart-nisan ayı geldiğin nokta çaresizlik noktasına gelmiş. Kim gelmiş, ülkemiz gelmiş. Şimdi yeni bakan geldi faiz 8- 8,5’dan yüzde 45’e çıktı şu anda, daha çıkacak çıkmayacak onu bilmiyoruz.
“FAİZE BULUNAN PARA EMEKLİYE NİYE YOK?”
Peki bu faizin çıkmasından dolayı da yani bir önceki yanlış ekonomik kararlardan dolayı bunları hatırlamamız lazım bunun ceremesini kim çekiyor? Bunun ceremesini şimdi burada söyledi başkanlarımız çiftçiyi dedik, emekliyi dedik. Emekliye şimdi geçen hafta açıklama yapıldı. Yukarıdaki dedi ki, ‘para yok’. Dedi mi demedi mi bunu ben söylemiyorum. Ben kendi lafımı söylemiyorum. Yani ben kendim şunu demiyorum. Paraları yok veremezler diye ben demiyorum. Kendi ağzından diyor ki; ‘para yok, veremeyiz’. 3 bin lira ikramiye vardı, 3 bin liralık bayram ikramiyesini biz hesap ettik Afyon Milletvekilimiz ile birlikte önerge verdik. Genel merkezimizin hazırladığı, genel başkanımızın bilgisi dahilinde 7 bin liraya çıksın dedik. O 7 bin lira da AK Parti ve MHP oylarıyla komisyonda reddedildi. Şimdi emeklinin kendisine de para yok diyoruz. E para yoksa 600- 700 milyar faiz nasıl veriliyor? Faiz veriliyor şu anda oluk oluk faiz veriliyor.”
]]>
Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, İzmir’de iş dünyasından temsilciler ile düzenlenen toplantıda konuştu, “İzmir’in toplumsal yaşamına müdahale edilmemesi noktasında, kişisel hak ve özgürlükler noktasında, yaşam biçimine müdahale noktasında yaşayabilecekleri olumsuzlukların yaşanmayacağı süreç, bizim sandıktaki birlikteliğimizden geçiyor” dedi.
İİzmir Ticaret Odası Meclis Toplantı Salonu’nda yapılan iş dünyası buluşmasına Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in yanı sıra CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Deniz Yücel, Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, CHP İzmir Milletvekilleri, Tuncay Özkan, Mahir Polat ve Yüksel Taşkın, İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli ile İlçe belediye başkanları ve ilçe belediye başkan adayları da katıldı.
Özel toplantıda yaptığı konuşmada 31 mart yerel seçimleri, işsizlik, enflasyon başlıklarına değindi. Özel, şunları söyledi:
“CHP’NİN İŞ DÜNYASINA YAKLAŞIMI”
“Sosyal demokrat bir parti olarak CHP’nin zaman zaman çevre duyarlılığından, zaman zaman doğru mekanizmalar işletilmediği, yapılacak işin sürdürülebilir olmadığını gördüğünden, siyasetin öncelik belirleme işi olduğu için önceliklendirme tartışmalarından sanki bazı hizmetlere, bazı yatırımlara, bazı projelere karşı çıktığı ve sanki istemezükçü bir yaklaşım içinde olan parti olduğuna ilişkin ithamların tamamının, belli bir hata payımızı kendimize de alarak işin bu kısmını özeleştiriye dökerek ama CHP’nin hele hele sermaye düşmanı, iş hayatında iş dünyasının işlerini kolaylaştıracak teşviklere karşı çıkabilecek, onları cesaretlendirecek katkılardan mahrum bırakabilecek yönetim anlarından sanayicilerin, ticaret erbaplarının işinin kolaylaşmasının gelirin olabilmesi için üretim, üretimin istihdam demek olduğunun farkında olan bir bilinçle meseleyi doğru yerden tarif etmeye çalıştığımızı ifade etmek isterim.
1 Nisan sonrası bir gün misafir olursak daha geniş bir zamanda bütün dünya endüstri 4.0’ı yaşadığı ve 5.0’ın konuşulmaya başladığı süreçlerde, bizim emek 4.0 perspektifi ile neleri nasıl konuşmamız gerektiğini gündemleştirmek, sizlerle tartışmak, katkılarınızı almak, bunun sosyal demokrat bir perspektifle aslında sürdürülebilir ekonomi ve kalkınma açısından, toplumun iç huzuru, rahatı ve toplumsal barış açısından da ne kadar önemli olduğunu sizlerle birlikte detaylandıracak fırsatı özlediğimi ve talep ettiğimi ifade etmek isterim.”
“ÖZELLEŞTİRME SÜRECİ”
Özel, “Bir yandan bu ülkeyi yöneten hükümetin özelleştirmelerle, İzmir’de en çok söylenen kentteki ifadesiyle 10 yılda 15 milyon genç yaratırken, demir ağlarla ülkeyi dört baştan örerken, yapılan KİT yatırımlarının, yani özel müteşebbislerin yapamayacağı yatırımların, o gün devlet eliyle yapılmasının ve daha sonra yatırımların geliştirilmesinin, devredilmesinin sürecinin özelleştirme kısmında, 60 milyar dolarlık özelleştirmenin bugün Türkiye’yi yöneten hükümete nasip olduğunu, yine 79 yıllık Cumhuriyet tarihinde toplanan vergilerin tam 4 katının bugünkü iktidar döneminde toplanmış olduğunu da not etmek isterim. Biz KİT’leri, Sümer Bank’ı, o dönemdeki basma fabrikasını, kağıt fabrikasını, bot fabrikasını, lastik fabrikasını, çimento fabrikasını bunları halen devlet mi işletmeliydi sorusuna, evet diyecek bir CHP’li yok ama onların gelirlerinden, özelleştirmelerinden gelen gelirlerle bugün özel sektörün yapamadığı çok küçük birkaç örneğinden haberdarım.” diye konuştu.
“YILLARDIR İZMİR’E OY VERMİYORSUN, O YÜZDEN BU HALDESİN DİYORLAR”
AKP’nin İzmir’i cezalandırdığını ifade eden Özel, “Atatürk’ün annesine misafirlik yapan, Karşıyaka’da bağrında tutan İzmir. İlk kurşunu atan İzmir. Son kurşunu atan, düşmanı döken İzmir. Tek adamın ne olduğunu ve güçlü parlamento kuran bir demokrat adamın ne olduğunu bildiği için CHP’den vazgeçmemektedir. Yıllardır İzmir’e oy vermiyorsun ondan bu haldesin diyorlar. İzmir bile ve isteye geri bırakılmaya çalışılıyor. İzmir kendi potansiyeli, yöneticilerinin vizyonuyla, Tunç Başkandan da önce 3A alabilen ve Türkiye’nin kredi notunun çok ilerisinde bir güven telkin edebilmiş, mali disipliniyle, bu dönem sürüyor, gelecek dönem de sürecek” diye konuştu . Özel şunları kaydetti:
“BİR DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM MESELESİ”
“İzmir’de belediye başkan adayları belirlerken, bütün Türkiye’deki gibi memnuniyet anketleri yaparız. Memnuniyet anketlerinde İzmir’deki yerel yöneticilerin en güçlük çektikleri yan şudur. İzmir seçmeninin notu kıttır. Buradaki belediyeleri başka bölgeye yolla, orada çok memnun olunan hizmetler burada İzmir seçmeninin CHP’li belediyelerden yüksek beklentisi yüzünden daha düşük noktalardadır. Bizim İzmir’de aday gösterdiğimiz, göstermediğimiz bütün arkadaşlarımız ve bugün gösterdiğimiz arkadaşlarımız, yerel yönetimler noktasında partimizi hiç utandırmamış ve sıkıntıya sokmamış. Bundan sonraki süreçle ilgili de çok umutlu olduğumuz arkadaşlarımız. Ama İzmir’de başka bir şey yapıyoruz. İzmir’de şunu yapıyoruz. Biraz önce Tunç Başkan da değindi, Cemil Başkan da sürdürdü. Bir değişim ve dönüşüm meselesi. Biz bugün İzmir’de Türkiye’yi yarın yönetecek kadroları, yarın yönetecek anlayışı ve bir değişim, dönüşüm olacaksa bunun tam yeri olan İzmir’de bu adımı atıyoruz.
“GENİŞ TABANLI İŞSİZLİK SON 32 YILIN EN YÜKSEK RAKAMINA ULAŞMIŞ DURUMDA”
Türkiye’nin son 32 ayın en yüksek geniş tabanlı işsizlik rakamlarına ulaştığını gösteriyor. TÜİK yüzde 9,1 ilan etti. Ancak bu 9,1 geçen aya göre 85 bin fazla işsiz demek. Ama bu hesaplarda sadece resmi işsizler var. Yani 3 milyon 241 bin kişi. Eksik istihdamdakiler yani haftada 2 saat ve daha fazla çalışanlar, toplam ki bunlar 3 milyon 235 bin kişi ki bu hesapta yok. Umutsuzlar, 4 milyon küsür kişi de ayakları şişmiş iş aramaktan, akbilde bilet kalmamış iş aramaya giderken basmaktan, oturmuş evde, umudunu kaybetmiş aramayan 4 milyon kişiyi de kattığınızda geniş tabanlı işsizlik son 32 yılın en yüksek rakamı olan yüzde 26,5’a dün ilan edilen rakamlarla ulaşmış durumda. Biz önümüzdeki dönemlerde bu konu ile ilgili çok kapsamlı raporlar ve geniş tabanlı işsizlik, genç işsizliğinin önlenmesine yönelik görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşacağız.
“SEÇMENİN 2019 SEÇİMLERİNDEKİ MOTİVASYONU DEĞİŞMEDİ”
İzmir Ticaret Odası’nın, EPSO ve borsanın bu birlikteliği aslında Türkiye’ye örnek olacak bir birliktelik. Seçim döneminde ittifaklar çok konuşuluyor. Ben CHP’nin Genel Başkanı seçildiğim günlerde, ittifak kelimesini elbirliği ile yorduğumuzu, bunun yerine işbirlikleri, bölgesel ve yerel işbirlikleri yapabileceğimizi ifade etmiştim ama iş sürecin sonunda, pek çok siyasi partinin kendileri açısından anlaşılır, bizim saygı duyduğumuz şekil tek başlarına yarışa girmeleri gibi bir noktaya getirdi. Öyle olunca biz CHP olarak Cumhur İttifakı’nın karşısında Türkiye İttifakı ve İzmir için İzmir İttifakı diye bir ittifakın içinde yer almaktan başka bir yönelimimiz olmadı. İzmir İttifakı ve Türkiye İttifakı’nın ortak özelliği şu. Geçen seçimlerde ittifak yapmış olduğumuz seçmenle, yöneticileri ile anlaşamamış olabiliriz ama o seçmenle sandıkta vicdanların bir araya gelebileceği bir ittifaka ihtiyaç var. Çünkü o seçmenin 2019 seçimlerindeki motivasyonu değişmedi. O seçmenin motivasyonu saraya itiraz. Tek adam rejimine, git gide otoriterleşen sisteme itiraz, hukukun ayaklar altına alınmasına itirazsa devam ediyor. İzmir’in toplumsal yaşamına müdahale edilmemesi noktasında, kişisel hak ve özgürlükler noktasında, yaşam biçimine müdahale noktasında yaşayabilecekleri olumsuzlukların yaşanmayacağı süreç, bizim sandıktaki birlikteliğimizden geçiyor.”
“FAİZİN SEBEP, ENFLASYONUN SONUÇ OLDUĞU YÖNTEMİNİ ISRARLA UYGULADI”
Hissedilen enflasyon tartışmalarına değinen Özel, “Dünyada hiç kimse hükümetleri bundan 4 yıl önce enflasyon niye ülkende yükseldi diye suçlayamaz. Bunu suçlayan muhalefet Türkiye’de de varsa haksızdır, ABD’de de varsa haksızdır. Ulaşım aksamıştır, sürecin tamamı enflasyon yaratabilecek olumsuzluklarla bir aradadır. Yüzde 1 enflasyonlar 4-5’e, yüzde 3’lük enflasyonlar 7’ye, yüzde 5’lik enflasyonlar 11’e çıktığında bütün dünyadaki ekonomi yönetimleri o gün kaçınılmaz olarak ve geçici olarak enflasyonun biraz üzerinde, faiz teklif ederek, paranın başka enstrümanlara kaçmaması, fiyat artışını daha da körükleyecek işler yapmaması için faiz silahını kullanmayı tercih ettiler. Kimi 11’den, kimi 9’dan çevirdi. Kimi 7’den çevirdi enflasyonu ve kabul edilebilir bir seyre dönüştürdüler. Hükümeti kimse suçlamıyorken, o noktada bütün dünya gibi faiz silahı geçici, kısıtlı miktarda kullanılabilecekken bunu yapmanın Nas’a aykırı olduğunu iddia edip, ben ekonomistim diyen ama kendisini ekonomist kabul edelim, kendinden başka ekonomistin enflasyonun sebep, faizin sonuç olduğunu değil de faizin sebep, enflasyonun sonuç olduğu önermesine kendinden başka inanan kimse yokken, bu yöntemi ısrarla uyguladı. Şimdiki bakan bu yönetme irrasyonel politikalar diyerek, kendi çizgisini savunuyor. Ama burada da başka bir hata var. Mesele keşke öyle terzinin sökülmüş olan bir cebi dikmesi kadar basit olsaydı. Hatayı faizi artırmayarak yaptık, cep söküldü. Faizi artırırsak, cebi geri dikeriz” diye konuştu.
“263 MİLYAR LİRA TARIMA DESTEKLEME YAPILMASI GEREKİRKEN, 85 MİLYAR LİRA DESTEKLEME YAPILDI”
Gıda fiyatlarındaki artışa ilişin konuşan Özel, “Türkiye’de gıda fiyatlarındaki artış yüzde 71, dünyada yüzde 8. Diyorlar ki bütün dünyada gıda fiyatlarında artış var. Türkiye’de gıda fiyatlarında artış var çünkü o yaşanan süreçte tarımla ilgili biraz önce ticaret borsası başkanımın yaptığı uyarıların hiçbirisini dikkate almayan bir akıl yönetiyor Türkiye tarımını. Bir kere Avrupa Birliği’nin fonları var. Bunların yüzde 35’i tarıma ayrılıyor. Ayrıca içlerinde yüzde 20 kadarı da yerel kalkınmayla ilgili ama o yerel kalkınma ile ilgili olan kısmın içindeki kısmı da eklediğinizde Avrupa Birliği her 2 lirasından birini tarımı desteklemek için harcıyor. Türkiye’de resmi rakam yüzde 1, uygulanan onun da 5’te biri. Geçen sene Tarım Kanununun ilgili maddesi gereğince 263 milyar lira tarıma destekleme yapılması gerekirken, sadece 85 milyar lira destekleme yapıldığının, Türk çiftçisinin 178 milyar lira bu hükümetten alacaklı olduğunun, çiftçiye verilmeyen 178 milyar liranın kur korumalı mevduat için sadece hazineden ödendiğini ya da geçiş garantili köprüler için ödenen 165 milyar liranın çiftçinin alamadığı destekleme farkı olduğunu da bir kez daha hatırlatmak istiyorum” dedi.
“KADINLARA VE GENÇLERE BUNDAN SONRA ÇOK DAHA FAZLA ÖNEM VERECEĞİZ”
“Bütün adaylarımızı bir kez daha çağdaş ve güzel İzmirlilere emanet ediyorum” ifadelerini kullanan Özel “İzmir’in CHP’yi çok iyi tanıdığı, bildiği, anladığına şüphemiz yok ama İzmir hep yenileri yapmak için, daha iyileri yapmak ve cesur adımları atmak için çok önemli bir kent. Bir kentte bir adım atılacaksa, o kente Cumhuriyet değerlerine bağlı, gençler o kentte görevlendirilecekse, o kentte yepyeni bir yönetim anlayışı ile ilgili ilerleyen günlerde sayın başkanımın ifade ettiği gibi, her iki belediye başkanından biri kadın olacaksa bu İzmir’e yakışacak. Bu adım atılacaksa CHP tarafından atılacak. Gençlerin önünün açılmasını Deniz Baykal’a 35 yaşında 1975’te Türkiye maliyesini emanet etmiş bir partinin, Ahmet Taner Kışlalı’yı 37 yaşında Kültür ve Turizm Bakanı yapmış olan bir partinin, Bülent Ecevit’i 36 yaşında Çalışma Bakanı yapmış bir partinin, 30’lu yaşlarında Cumhuriyeti kurtarmış, 40’lı yaşlarında şaha kaldırmışların partisinin son Genel Başkanı olarak güzel, çağdaş İzmir’den, laik, Atatürkçü, Cumhuriyetin kenti İzmir’den bu partini son genel başkanı olarak, kadınlara ve gençlere bundan sonra çok daha fazla önem vereceğimizin sözünü veriyorum” diye konuştu.
]]>Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği ile Büyükelçilik Kültür ve Tanıtma Müşavirliğince Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından izler taşıyan Roma’daki İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın müze evinde, iki ülke ilişkilerinin ele alındığı panel yapıldı.
Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Ömer Gücük, panelin açılış konuşmasında, Türkiye-İtalya ilişkilerinin 100 yılı aşan sağlam tarihi temellere oturduğunu belirterek İtalya’nın geçen yıl yaşanan Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde gösterdiği dayanışma ve yardıma teşekkür etti.
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Doç. Dr. Güner Doğan’ın moderatörlüğündeki panelde, Canonica Müzesi Müdürü Carla Scicchitano, Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mevlüt Çelebi, Roma Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fabio Grassi konuşma yaptı.
Panele ev sahipliği yapan Müze Müdürü Scicchitano da Türkiye-İtalya ilişkilerinin kültürel boyutuna değinerek özellikle Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile kendisinin heykellerini yapan İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın Türkiye’deki eserlerinin yapılışlarını anlattı.
Çelebi de Türkiye-İtalya ilişkilerinin son 100 yılda zaman zaman bazı iniş-çıkışlara sahne olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“(Birinci Dünya Savaşı dönemi) Farklı bir ilişki gelişmiştir. Ben şöyle değerlendiriyorum bu dönemi; İtalyanların Anadolu’da bulunmaları teorik düşman, pratikte ise dost olarak görülmüştür. Bu mümkün müdür? Mümkündür. Anadolu’daki İtalyan varlığının insani ve stratejik katkısı olduğunu düşünüyorum.”
Grassi de iki ülke ilişkilerini, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde ele alırken İtalya ve Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütüne (NATO) üye olmak da dahil olmak üzere, birbirlerini hep desteklediğini dile getirdi.
Moderatör olarak son konuşmayı yapan Doğan da iki ülke ilişkilerini, Türkologlar üzerinden değerlendirmek istediğini belirterek Alessio Bombacı, Ettore Rossi, Luigi Bonelli gibi 3 önemli İtalyan Türkoloğun ardından İtalyan coğrafyasında eskisi kadar Türkolog yetişmemesinin bir sıkıntı olduğunu kaydetti.
Panele aralarında Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Ufuk Ulutaş ve KKTC Roma Temsilcisi Mustafa Davulcu’nun yanı sıra çok sayıda İtalyan davetli katılırken Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Doğan, panelistlere katılım belgesi ve kitap takdim etti.
Doğan: “Yok denecek kadar ‘az’ demiyorum, yok”
Panelin ardından AA muhabirine açıklamalarda bulunan Doğan, Roma’da Atatürk heykelinin bulunduğu anlamlı bir müzede bu etkinliği yaptıklarını belirterek iki ülke ilişkilerini değerlendirdiklerini anlattı.
Panelde dile getirdiği “İtalya coğrafyasında, önceki dönemdeki gibi Türkologların çıkmadığı sıkıntısının” nasıl aşılabileceği sorusu üzerine Doğan, “İtalya’da son 100 yılda yetişmiş; Alessio Bombacı gibi, Anna Marsala gibi, Luigi Bonelli gibi Türkologlar vefat ettikten sonrasında o tarz Türkoloğun yetişmediğini söyleyebiliriz. Bu, açık ve net. Yeni Türkologların yetişmesi lazım.” dedi.
Saydığı isimlerin ortak özelliklerine ilişkin Doğan, “Bu insanların ortak özelliği vardı. Arapça, Farsça, Türkçe bilirler, Osmanlıcayı da iyi kullanırlar. Dolayısıyla o insan modeline yeniden ihtiyaç var. Artık İtalya’da, Napoli’de, Roma’da, Venedik’te bu tarz araştırma yapan Türkolog yok. ‘Yok denecek kadar az’ demiyorum, yok. Bunun yetişmesi lazım.” diye konuştu.
Doğan, bu durumun sadece İtalya’ya özgü olmadığına işaret ederek “Fransa da benzer durumda. Çok önemli Fransız Türkologlar artık hayatta değil. Onların yerine yenileri yetişmiyor. Türkçeye olan merakın artırılması lazım. Burada Yunus Emre Enstitümüz, büyükelçiliklerimiz çok güzel işler yapıyor ama bunu bir kültür hareketi olarak yeniden ele almak lazım.” ifadelerini kullandı.
Benzer eksikliğin Türkiye tarafından da söz konusu olduğunu belirten Doğan, şunları kaydetti:
“Çok değerli hocalarımız, bizim öncülerimiz Mahmut Şakiroğlu, Tayyip Gökbilgin gibi Türk-İtalyan ilişkilerine hizmet etmiş önemli kişiler artık hayatta değiller. Onların yerini alabilecek kişilere ihtiyacımız var, şunun altını özellikle çiziyorum; Türk-İtalyan ilişkilerine daha kapsamlı bakacak araştırmacılara ihtiyacımız var.”
]]>Numan Kurtulmuş. TBMM Şeref Salonu’nda, parlamento muhabirleri ve basın kuruluşlarının Ankara temsilcilerine iftar yemeği verdi. Kurtulmuş, iftarın ardından şöyle konuştu:
“Yedi Dünya’ya karşı savaşarak, ya Allah diyerek ayağa kalkan, bağımsızlığının, istiklalini ve istikbalini kazanan milletimizin, ruh halini, milli hassasiyetlerimizin, özgürlük anlayışımızın, milli egemenliğe sahip çıkma irademizin, somutlaşmış, metne dökülmüş bir ifadesi. İstiklal Marşımızın her bir kelimesi, her bir mısranın arkasında asırlarca birikmiş olan, büyük bir milli birikiminin olduğunu da biliyoruz. Mehmet Akif’in ifadesiyle, ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazmak nasip etmesin’ duasını tekrar ediyoruz. Mehmet Akif merhumun ruhunda, onun dizelerinde ete kemiğe bürünmüş ve milletimizin ortak milli hafızasına nakşedilmiş olan cesareti, kararlılığı, özgürlüğü, dayanışmayı, milli hassasiyetleri bünyesinde barındıran İstiklal Marşı’mızın kıyamete kadar aziz milletimize rehberlik etmesini temenni ediyorum. İnşallah İstiklal Marşı’nın vermiş olduğu milli hassasiyetlerimize sahip çıkma erdemine, her zaman sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz ve özellikle günümüzün türbülanslı bu uluslararası ilişkilerinin ortaya koyduğu özellikle bölgemizdeki sıkıntıların giderek yoğunlaştığı dönemde İstiklal Marşı’nın bize sağladığı bu ruh hali içerisinde dimdik ayakta duracağız. Ortak hedeflerimize doğru, Türkiye’yi cumhuriyetimizin ikinci asrında, Türkiye’nin yüzyılında hedefleriyle buluşturacak çalışmaları gerçekleştireceğiz. Onun için 103. yılında olduğumuz İstiklal Marşı’mızı her gün belki defalarca duyuyoruz, dinliyoruz ama her dinlediğimizde, bütün ruhumuzla hissederek ve oradaki ‘korkma’ diye başlayan, cesaret veren, ilham veren o cümleleri hayatımıza rehber etmek, herhalde bizim milli hassasiyetlerimizi çoğaltmak ve sürdürmek bakımından en önemli gücümüzdür. En kuvvetli milli ortak değerimizdir.
“12 MART DARBESİ, MİLLİ İRADEYE DARBEDİR”
12 Mart’ta Türkiye’nin yakın döneminde bir başka tarihimiz daha var. Onu da bir başka şekilde kötü hatıralarla hatırlıyoruz. 12 Mart 1971 darbesinin gerçekten Türkiye’de milli iradeye ne kadar büyük bir darbe vurduğunu, o darbenin adı belki muhtıraydı. Belki dönemin Genel Kurmay Başkanı, Memduh Tahmaç ve arkadaşlarının, dönemin Cumhurbaşkanına ’32. hükümet düşsün, istifa etsin’ talebini dile getirdiği bir muhtıraydı ama, maalesef Türkiye’nin siyaset yapısına yapmış olduğu o müdahaleyle, uzun yıllar boyunca Türkiye siyasetinin denkleminin yerli yerine oturmasını da engellemiş olan bir antidemokratik darbeydi. Bu özelliğiyle, 1971’in 12 Mart’ını da öncesi ve sonrasında ortaya koyduklarıyla, hiç unutmamamız gerektiğinin altını çizmek istedim. Nasıl İstiklal Marşı, bize özgürlüğümüzü, milli hassasiyetlerimizi, milli hasletlerimizi bir ve beraber olmamızı ifade eden manifesto mahiyetinde bir bildiri ise, bu anlamda ortak milli hassasiyetlerimizi yansıtan bir milli deklarasyon ise, aynı şekilde 12 Mart da demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmamızı bize hatırlatan fevkalade değerli ortak bir uyarı mesajıdır. Bunun için nasıl İstiklal Marşı bize özgürlüğü ve milli hastasiyetleri hatırlatıyorsa, 12 Mart Muhtırası da milli egemenliğin ancak ve ancak hakimiyet bila kaydı şart milletindir ifadesinde tecelli eden, tam manasıyla milli hakimiyetin sağlanmasından geçtiğini gösteriyor. Hiç kimsenin halkın oyuyla gelmiş iktidara, elinde ne güç olursa olsun bir şekilde bu iktidarı değiştirip, bu hükümeti istifaya zorlayın diye talimat vermeye ya da anti-demokratik oyunlar, ayak oyunları oynamaya hakkı yoktur. Türkiye demokrasisi 12 Mart tarihli bu iki önemli olay üzerinden inşallah kendi demokrasisini, kendi özgürlüklerini ve bunların üstünde yükselmiş milli hakimiyet fikrini kıyamete kadar sürdürecektir.
“İFTAR SOFRASINDA BİZİM KADAR ŞANSLI OLMAYANLAR VAR”
Tabi bir iftar sofrasında birlikteyiz. Dostluğu, dayanışmayı, kardeşliği hatırlıyoruz. Ama maalesef bizim kadar şu iftar saatinde şanslı olmayan, böylesine rahat bir ortamda iftarlarını açamayan, milyonlarca Müslümanın olduğunu da hatırlamamız gerekir. Bir kısmının zaten iftar sofrasında açabilecekleri iftarlarını açabilecekleri, doğru dürüst yarım lokma ekmekleri, yarım dilim ekmekleri, bir bardak temiz suları olmayan dünyanın birçok yerinde milyonlarca Müslüman olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde, başta Gazze olmak üzere yine dünyanın birçok yerinde, bu iftar saatine yaklaşırken, Allah-u Ekber sesinin nidasını beklerken, sofrasına koyacak bir lokması olmadığı gibi, sofrasını emniyet içinde yemeğini tamamlayacak bir emniyetin de olmadığı nice Müslümanlar vardır. Burada biz konuşurken, biraz sonra haberlerde duyacağız. Maalesef, lokmalar ve sözler boğazımızda düğümleniyor. Belki bu akşam iftar saatinde yine onlarca Filistinli masum sivil, kadın, çocuk, bebek, İsrail’in uçakları, bombalarıyla hayattan koparamış olacaklar.
“FİLİSTİN DAVASINDA YENİ BİR SÜREÇ BAŞLIYOR”
İsrail’in saldırgan hükümetine karşı dünya hiçbir şey yapamıyor. Zaten çoktan 35.000’i aşmış olan Filistinli masumların şehadeti dünyayı arşı alaya tutuyor. Bu çerçevede özellikle Güney Afrika’nın uluslararası adalet divanındaki davasıyla birlikte esasında Filistin davasında da yeni bir sürecin başladığını söylememiz gerekir. Ben bir kere daha buradan Ankara’da Türkiye’mizin başkentinden birinci apartheid rejimini yıkan Güney Afrika halkına ve Güney Afrika’nın hükümetine, ikinci apartheid rejimini yıkmak üzere başlattıkları, uluslararası adalet divanındaki bu başlangıç, bu mahkeme için şükranlarımızı ifade ediyorum. Bu süreç içerisinde ilk günden bugüne kadar ve bundan sonra belki 10 yıllar boyunca sürecek Filistin davası içerisinde sadece Netenyahu ve hükümeti değil aynı zamanda başından itibaren İsrail’in saldırganlığına kayıtsız, şartsız destek verenler. Hiç şüphesiz İsrail hükümetinin birebir ortağı, birebir bu katliamın paydaşlarıdır.
“ŞUURLU ŞEKİLDE HAREKET ETMEMİZ LAZIM”
Bu Ramazan’da daha önceki Ramazanlarda olduğundan biliyorsunuz her sene Ramazan ayı gelince Filistin’de acı diz boyu hale gelir. Her sene Ramazan’da yeni bir takım baskılama ortaya konulur. Şu anda Filistin topraklarının tamamında Filistin halkına karşı büyük bir zulüm işlenmeye devam ediyor. İslam’ın üç büyük kutsal mekanından birisi olan Mescid-i Aksa’nın bu Ramazan ayında da oraya girişler, insanlar tarafından rahatça, serbestçe girilmesi engelleniyor. Bütün bunların ortadan kaldırılabilmesi için kararlı ve şuurlu bir şekilde hareket etmemiz lazım. Bundan sonra yeni bir dönem başlamıştır. İsrail ve Netanyahu hükümeti giderek uluslararası alanda daha yalnız hale gelecektir. Buna karşı az evvel de ifade edildiği gibi başta İslam ülkeleri olmak üzere bölge ülkeleri şuurlu bir şekilde bunu önleyecek adımları atmak mecburiyetindedir. Artık dünyanın hiçbir yerinde, bütün dünyanın Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir tarafında insanlar da bu zulmün durdurulması için seslerini daha fazla çıkaracaklardır. Bu Ramazan’ın dünyadaki bütün masum milletlerin kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum. Gazze’deki soykırım boyutlarına çoktan varmış olan bu katliamın bir an evvel durdurulabilmesini ümit ediyorum. Dünyanın dört bir yanında, yardım bekleyen, bize bir yardım eli yok mu uzanan diye çığlık çığlık insanlık adına insanlığın gözüne bakarak yardım dileyen Müslüman halklara ve mazlum milletlere de buradan Ramazan soframızdan yardım edeceklerimizi onlara da Cenab-ı Allah’ın nusretini diliyoruz.”
]]>Erdoğan, AK Parti Konferans Salonu’nda bu yıl 15’incisi düzenlenen Geleneksel Büyükelçiler İftarı’ndaki konuşmasında, Cumhuriyetin 100. yılını geride bırakmanın gururunu yaşayan Türkiye’nin, Türkiye Yüzyılı’nın inşası için hedeflerine emin adımlarla ilerlediğini belirtti.
Gazze ve Ukrayna’nın yanı sıra Suriye, Irak, Libya, Yemen ve Afganistan’da barış ve istikrara yönelik çabalara Türkiye’nin aktif katkı sağladığını vurgulayan Erdoğan; PKK, PYD, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere, terörün her çeşidine karşı mücadele yürütüldüğünü ifade etti.
Güney sınırları ötesinde bir “teröristan” kurulmasına hiçbir şart altında müsaade etmeyeceklerini vurgulayan Erdoğan, “Bu konuda artık müttefiklerimiz başta olmak üzere, dost ülkelerden en azından DEAŞ bahanesiyle bölücü terör örgütüne verilen desteği keserek Türkiye ile dayanışma sergilemelerini bekliyoruz.” diye konuştu.
Son 10 yıldaki tüm gelişmelerin şu gerçeği çok net gösterdiğini dile getiren Erdoğan, “Terör örgütleri vasıtasıyla çıkarların korunması mümkün değildir. Bu tür hesaplar tıpkı kumdan kale misali sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Bölgemizde kalıcı istikrar ve huzurun tesisi, yılanla aynı çuvala girmekten değil, meşru aktörlerle ortak bir zeminde buluşmaktan geçiyor. İnşallah önümüzdeki dönemde bu ortak zeminin bulunacağına inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Güney Kafkasya’da istikrarın korunmasının Türkiye’nin öncelikleri arasında yer aldığını belirten Erdoğan, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasının imzalanmasıyla bölgede yeni bir dönemin başlamasını arzu ettiklerini dile getirdi.
Erdoğan, Doğu Akdeniz ve Ege’de Yunanistan ile son dönemde hakim olan olumsuz atmosferin somut sonuçlar vermesini ümit ettiklerini söyledi. Burada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve çıkarlarıyla egemen eşitliği göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılmasının mümkün olmadığının altını çizen Erdoğan, Balkanlar’ın istikrar ve huzuruna katkı sağlayan adımların her zaman destekçisi olduklarını ifade etti.
Kosova’daki NATO gücünün komutasını geçen yıl ekim ayından bu yana Türkiye’nin yürüttüğünü hatırlatan Erdoğan, Türkiye’nin 70 yıldan fazla süredir etkin ve güçlü üyesi olduğu NATO’nun, güvenliğin temel taşlarından biri olduğunu vurguladı.
Erdoğan, Türkiye’nin NATO müttefiki Amerika Birleşik Devletleri’yle Washington’da düzenlenen son stratejik mekanizma toplantısında, işbirliğini geliştirmeyi kararlaştırdıklarını, Avrupa Birliği üyeliğinin de stratejik hedef olmaya devam ettiğini belirtti.
Yeniden Asya Girişimi’ni güçlendirirken Latin Amerika ve Afrika açılım politikalarının müspet sonuçlarının alındığını dile getiren Erdoğan, 4. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi’ni bu yıl içinde gerçekleştirmek üzere çalışmalara başladıklarını ifade etti.
Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nun üçüncüsünün 1-3 Mart tarihlerinde 148 ülkeden 4 bin 700 katılımcıyla başarıyla düzenlendiğini söyledi.
“Müslüman’ın inancına yönelik apaçık bir saldırı olan eylemlere fırsat verilmemesini bekliyoruz”
Her 15 Mart’ın “İslamofobi’yle Mücadele Uluslararası Günü” olarak idrak edildiğini hatırlatan Erdoğan, bu yıl ramazana tekabül eden 15 Mart vesilesiyle giderek artan İslam düşmanlığıyla mücadelenin önemini bir kez daha vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kutsal kitabımızın yakılmasına kadar varan alçakça saldırılara fikir hürriyeti denilerek müsamaha gösterilmesini hiçbir şekilde kabul edemeyiz. Yaklaşık 2 milyar Müslüman’ın inancına ve mukaddesatına yönelik apaçık bir saldırı olan bu eylemlere fırsat verilmemesini bekliyoruz.” dedi.
Erdoğan, 30 Mart’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından Uluslararası Sıfır Atık Günü olarak ilan edildiğini anımsatarak eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde yürütülen “Sıfır Atık Projesi” ile çevre ve atık bilincini yaygınlaştırmaya çalıştıklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelecek kuşakların emaneti olan çevrenin korunması hususunda büyükelçilerden gerekli desteği beklediklerini söyledi.
“AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yerel yönetimlerde güzel neticeler elde edeceğimize inanıyorum”
Büyükelçilerle yaptığı son iftar programına da değinen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sizlerle son iftarımızda Türkiye 14 ve 28 Mayıs’ta (2023) yapılan genel seçimlerin hemen arifesinde bulunuyordu. İftarımızda sizlere dalga dalga büyüyen zaferin ayak seslerini duyduğumuzu söylemiştik. Yaşadığımız asrın felaketi 6 Şubat (2023) depremlerine rağmen mayıs seçimlerini yüzde 90’ları bulan rekor katılım oranıyla tam bir demokrasi şöleni havasında gerçekleştirdik. Seçimlerin ikinci turunda yüzde 52’yi aşan oy oranıyla aziz milletimizden beş sene daha Türkiye’ye ve kendisine hizmet etme yetkisi aldık. Tıpkı geçen seneki gibi bugünkü iftar programımızı da yine bir seçim sürecinde yapıyoruz.”
31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde yeni bir zafere imza atmayı amaçladıklarını belirten Erdoğan, “AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yerel yönetimler boyutunda da inşallah güzel neticeler elde edeceğimize inanıyorum.” dedi.
Erdoğan, konuşmasını “Ülkelerinize, halklarınıza Türkiye’nin ve milletimizin en kalbi selamlarını iletmenizi sizlerden rica ediyorum. Ramazan soframıza misafir olduğunuz için teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.” sözleriyle tamamladı.
Notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması öncesinde, Türkiye’deki en kıdemli büyükelçi olan Cibuti’nin Ankara Büyükelçisi Aden Hüseyin Abdillahi ve AK Parti Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zafer Sırakaya selamlama konuşması yaptı.
Programa, büyükelçilerin yanı sıra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeleri de katıldı.
(Bitti)
]]>Kurtulmuş, Meclis’te, parlamento muhabirleri ve basın kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle iftarda bir araya geldi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, iftarın ardından yaptığı konuşmada, ramazanın hayırlar getirmesini dileyerek, her bakımdan bir yenilik olan ramazandan en güzel şekilde istifade etmeyi, sağlık ve afiyet içerisinde Ramazan Bayramı’na ulaşmayı temenni etti.
Ramazan ayının aynı zamanda yardımlaşma, dayanışma, insani değerlerin en üst seviyede yeniden yaşandığı bir iklimi oluşturduğunu da ifade eden Kurtulmuş, “Bu anlamda hem toplumsal dayanışmanın hem yardımlaşmanın hem başkalarıyla paylaşmanın güzel örneklerini yaşadığımız unutulmaz bir ramazan ayını geçirmemizi de temenni ediyorum.” diye konuştu.
12 Mart’ın, İstiklal Marşı’nın TBMM’de kabulünün 103’üncü yıl dönümü olduğunu hatırlatan Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“İstiklal Marşımız, en zor şartlarda büyük bir kurtuluş mücadelesi veren, birbirine sıkı sıkıya sarılarak milli hedefleri ve milli istikametleri doğrultusunda yedi düvele karşı savaşarak ‘Ya Allah’ diyerek ayağa kalkan, bağımsızlığını, istiklalini ve istikbalini kazanan milletimizin ruh halinin, milli hassasiyetlerimizin, özgürlük anlayışımızın, milli egemenliğe sahip çıkma irademizin somutlaşmış, metne dökülmüş bir ifadesidir. İstiklal Marşı’mızın her bir kelimesinin, her bir mısrasının arkasında asırlardır birikmiş olan büyük bir milli birikimin olduğunu da biliyoruz. Mehmet Akif’in, ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazmak nasip etmesin’ duasını tekrar ediyoruz. Mehmet Akif merhumun ruhunda, onun dizelerinde ete kemiğe bürünmüş ve milletimizin ortak milli hafızasına nakşedilmiş olan cesareti, kararlılığı, özgürlüğü, dayanışmayı, milli hassasiyetleri bünyesinde barındıran İstiklal Marşı’mızın kıyamete kadar aziz milletimize rehberlik etmesini temenni ediyorum.”
İstiklal Marşı’nın verdiği milli hassasiyetlere her zaman sahip çıkarak yola devam edeceklerini belirten Kurtulmuş, bugünün türbülanslı uluslararası ilişkilerinin ortaya koyduğu, özellikle bölgedeki sıkıntıların giderek yoğunlaştığı dönemde, İstiklal Marşı’nın sağladığı bu ruh hali içerisinde dimdik ayakta duracaklarını, ortak hedeflere doğru, Türkiye’yi Cumhuriyeti’in ikinci asrında, Türkiye Yüzyılı’nda hedefleriyle buluşturacak çalışmaları gerçekleştireceklerini bildirdi.
Kurtulmuş, “103’üncü yılında olduğumuz İstiklal Marşı’mızı her gün belki defalarca duyuyoruz, dinliyoruz ama her dinlediğimizde bütün ruhumuzla hissederek ve oradaki ‘Korkma’ diye başlayan cesaret veren, ilham veren o cümleleri hayatımızda rehber etmek herhalde bizim milli hassasiyetlerimizi çoğaltmak ve sürdürmek bakımından en önemli gücümüzdür, en kuvvetli milli ortak değerimizdir.” ifadelerini kullandı.
“1971’in 12 Mart’ını da öncesi ve sonrası ortaya koyduklarıyla hiç unutmamamız gerekir”
12 Mart’ta, Türkiye’nin yakın döneminde bir başka yaşanan gelişmenin de bulunduğunu, onu da kötü hatıralarla andıklarını belirten Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“Belki aramızdaki birçoğumuz o dönemi yaşamadık ama o dönemin yakın hatıralarına sahibiz. 12 Mart 1971 darbesinin, Türkiye’de milli iradeye ne kadar büyük bir darbe vurduğunu, belki dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve arkadaşlarının, dönemin cumhurbaşkanına ’32. Hükümet düşsün, istifa etsin’ talebini dile getirdiği bir muhtıraydı ama maalesef Türkiye’nin siyaset yapısına yapmış olduğu o müdahaleyle uzun yıllar boyunca Türkiye siyasetinin denkleminin yerli yerine oturmasını da engellemiş olan bir antidemokratik darbeydi.
Bu özelliğiyle 1971’in 12 Mart’ını da öncesi ve sonrası ortaya koyduklarıyla hiç unutmamamız gerektiğinin altını çizmek isterim. Nasıl İstiklal Marşı bize özgürlüğümüzü, milli hassasiyetlerimizi, milli hasletlerimizi, bir ve beraber olmamızı ifade eden manifesto mahiyetinde bir bildiri ise bu anlamda ortak milli hassasiyetlerimizi yansıtan bir milli deklarasyon ise aynı şekilde 12 Mart da demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmamızı bize hatırlatan fevkalade değerli ortak bir uyarı mesajıdır.”
“Hiç kimsenin, halkın oyuyla gelmiş olan bir iktidara ayak oyunları oynamaya hakkı yoktur”
Türkiye’nin 75 yıllık demokrasi tarihinde, çok partili siyasi hayatında beş darbeyle karşılaştığını, bunlardan birisinin 12 Mart 1971 muhtırası olduğunu aktaran Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Bunların her birisi, hakkında saatlerce konuşulabilecek kadar Türkiye’ye büyük zararları olan maalesef antidemokratik müdahalelerdir. Türkiye her bir antidemokratik müdahaleyle neredeyse onlarca yılını kaybetmiş, geriye gitmiştir. Biz 12 Mart’ı hatırlatırken ders alalım diye hatırlatmak istiyoruz; bu ülkede bir daha hiç kimsenin, milli egemenliğin üstünde milletin iradesinin üstünde bir gücü, bir niyeti ortaya koymaması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bunun için nasıl İstiklal Marşı bize özgürlüğü ve milli hassasiyetleri hatırlatıyorsa, 12 Mart muhtırası da milli egemenliğin ancak ve ancak hakimiyet bilakaydüşart milletindir ifadesinde tecelli eden tam manasıyla milli hakimiyetin sağlanmasından geçtiğini gösteriyor.
Hiç kimsenin, halkın oyuyla iktidara gelmiş olan bir iktidara elinde ne güç olursa olsun bir şekilde ‘Bu iktidarı değiştirin, bu hükümeti istifaya zorlayın’ diye talimat vermeye ya da antidemokratik oyunlar, ayak oyunları oynamaya hakkı yoktur. Türkiye demokrasisi 12 Mart tarihli bu iki önemli olay üzerinden inşallah kendi demokrasisini, kendi özgürlüklerini ve bunların üstünde yükselmiş milli hakimiyet fikrini kıyamete kadar sürdürecektir.”
“Gazze, insanlığın bittiği bir dramı yaşamaktadır”
İftar saatinde rahat ve güvende olmayan milyonlarca Müslümanın olduğunu da hatırlamak gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir kısmının zaten sofralarında iftarlarını açabilecekleri doğru dürüst yarım dilim ekmekleri, bir bardak temiz suları olmayan dünyanın birçok yerinde milyonlarca Müslüman olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde başta Gazze olmak üzere yine dünyanın birçok yerinde, bu iftar saatine yaklaşırken Allahuekber nidasını beklerken sofrasına koyacak bir lokması olmadığı gibi, yemeğini tamamlayacak bir emniyetin de olmadığı nice Müslümanlar vardır. Burada biz konuşurken biraz sonra haberlerde duyacağız; maalesef lokmalar ve sözler boğazımızda düğümleniyor, belki bu akşam iftar saatinde yine onlarca Filistinli masum, sivil, kadın, çocuk, bebek İsrail’in uçakları, bombalarıyla hayattan koparılmış olacak.
Gazze, insanlığın bittiği bir dramı yaşamaktadır. Gazze, beş ayı aşkın bir süredir bütün insanlığın seyrederek müdahale etmekte aciz kaldığı bir büyük katliama şahit olmaktadır. Ölenlerin yüzde 75’inin çocuk, kadın ve ihtiyarlar olduğunu bütün dünya biliyor. Buna rağmen bir yalanın peşine takılarak dünyada hakkı hukuku ortadan kaldıran her türlü adımı atan İsrail’in gasıp, saldırgan hükumetine karşı dünya hiçbir şey yapamıyor.”
“Sadece Netanyahu ve hükümeti değil bütün insanlık hesaba çekilmektedir
“Filistinli masumların şehadeti dünyayı arşıalayı tutuyor.” diyen Kurtulmuş, Uluslararası Adalet Divanındaki davayla birlikte Filistin davasında da yeni bir sürecin başladığını söyledi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Ben bir kere daha buradan, Ankara’dan, Türkiye’mizin başkentinden birinci apartheid rejimini yıkan Güney Afrika halkına ve Güney Afrika’nın hükümetine ikinci apartheid rejimini yıkmak üzere başlattıkları Uluslararası Adalet Divanındaki bu başlangıç, bu mahkeme için şükranlarımızı ifade ediyorum. Dünyada insafın, vicdanın ve insanlığın ölüp ölmediğinin tartışıldığı bir yerde ‘İnsanlık ölmemiştir’ çıkışı Güney Afrika hükümeti tarafından uluslararası hukuk mecrasına taşınmıştır. Ümit ediyoruz ki bunun arkasından da yeni dönemin gerekli adımları atılacak ve en sonunda bu büyük katliamların faili olan, soykırıma varan bu büyük insanlık suçlarını her gün bilerek, isteyerek, inatla ve ısrarla işlemeye devam eden Netanyahu Hükümeti, Netanyahu ve çetesi sonunda Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde hesap vereceklerdir. Bu çerçevede bu süreç içerisinde ilk günden bugüne kadar ve bundan sonra belki on yıllar boyunca sürecek bu Filistin davası içerisinde sadece Netanyahu ve hükümeti değil bütün insanlık bir hesaba çekilmektedir, bütün insanlık bir sınav vermektedir. Ne yazık ki başından itibaren İsrail’in saldırganlığına kayıtsız şartsız destek verenler hiç şüphesiz İsrail Hükümetinin işlediği bu suçların birebir ortağı, birebir bu katliamın paydaşlarıdır.”
Zalimle mazlumu ayırt etmeksizin zalimin yanında mazluma laf söylemeye kalkanların, insanlığın vicdanında mahkum olacağını söyleyen Kurtulmuş, Türkiye olarak, devlet ve milletçe ilk günden itibaren bu katliamların karşısında durmayı bir insanlık vazifesi olarak bildiklerini, her platformda bu saldırganlığın sona erdirilmesi için ellerinden gelen bütün gayreti gösterdiklerini vurguladı.
“Oscar Ödül Töreni’nde bile insanlığın vicdanı açıkça dile geldi”
Oscar Ödül Töreni’nde bile insanlığın vicdanının açıkça dile geldiğini kaydeden Kurtulmuş, törenin, siyasetten uzak bir zemin olarak görülmesine rağmen, o zeminin insanlıktan uzak olmadığının gösterildiğini vurguladı.
Yakalarına rozetlerini takanlara, ödül töreninde insanlık adına konuşup Filistin’in mazlum halkına sahip çıkanlara teşekkür eden Kurtulmuş, “Filistin’e karşı sürdürülen bu insanlık dışı katliamlar çok açık bir şekilde insanlık cephesini uyandırmıştır.” diye konuştu.
İçinde azıcık insanlıktan pay olan, insafı, vicdanı olan herkesin bu büyük katliamın karşısında olduğunu ifade eden Kurtulmuş, “Şimdi artık sözün bittiği yerdeyiz. Bu kadar büyük zulümlerin yaşandığı Gazze’de acilen, hemen şu an, hiç lafı eğip bükmeden kalıcı bir ateşkesin temin edilmesi insanlık adına ortak bir çabanın en temel beklentisidir.” dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “İnsanlık, her ateşkes çağrısı yaptığında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto hakkını kullananlar, aslında kendi insanlıklarını veto ettiler; kendi insanlıklarının aleyhine bir karar aldılar. Şimdi, bundan sonra hiç kimsenin geldiğimiz bu noktada atılacak ateşkesin sağlanması yönündeki bir adıma engel olmasının mümkün olmadığını düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Bir insani yardım gemisinin yola çıktığını anlatan Kurtulmuş, dünyanın dört bir tarafından insani yardımların hızla yerine ulaştırılmaya çalışıldığını söyledi.
“Gazze’deki katliamın bir an evvel durdurulabilmesini ümit ediyorum”
Kurtulmuş, Netanyahu ve hükümetinin sadece insanların öldürülmesini değil, aynı zamanda insanların, çocukların açlıktan ölmesi için zemin hazırlamaya gayret ettiğini söyledi.
Kurtulmuş, her sene ramazan ayı geldiğinde Filistin’de acının diz boyu haline geldiğini, her yıl ramazanda yeni birtakım baskıların ortaya konulduğunu hatırlatarak, “Biz, Gazze ile meşgul olurken şu anda Filistin topraklarının tamamında Filistin halkına karşı büyük bir zulüm işlenmeye devam ediyor. İslam’ın üç büyük kutsal mekanından birisi olan Mescid-i Aksa’ya bu ramazan ayında da insanların rahatça girmesi engelleniyor. Bütün bunların ortadan kaldırılabilmesi için kararlı ve şuurlu bir şekilde hareket etmemiz lazım.” şeklinde konuştu.
İsrail ve Netanyahu hükümetinin giderek uluslararası alanda daha yalnız hale geleceğini aktaran Kurtulmuş, buna karşı başta İslam ülkeleri olmak üzere bölge ülkelerinin şuurlu bir şekilde, bunu önleyecek adımlarını atmak mecburiyetinde olduğunu kaydetti.
Kurtulmuş, dünyanın dört bir yanındaki insanların da zulmün durdurulması için seslerini daha fazla çıkarması gerektiğine işaret etti.
Türkiye’nin gelecek dönemde, Gazze başta olmak üzere birçok meselede üzerine birçok sorumluluk düştüğünü ifade eden Kurtulmuş, “Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir etkinlikle bu meselenin adalet temelinde çözülebilmesi için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Ama her şeyden önemlisi içeride birliğimizi ve beraberliğimizi koruyarak, dirlik ve birlik içerisinde ortak milli hassasiyetlerimizi özenle koruyarak hep birlikte daha ileriye doğru gideceğiz.” ifadesine yer verdi.
Türkiye’nin gücü arttıkça dünyadaki mazlum milletlerin Türkiye’den beklentisinin de arttığına dikkati çeken Kurtulmuş, son aylarda katıldığı bütün uluslararası programlarda bu manzarayı gördüğünü söyledi.
Kurtulmuş, “Dünyada birçok ülke, birçok mazlum millet Türkiye’nin gözünün içine bakmaktadır. Onun bizim güven ve istikrar içerisinde, birlik ve beraberlik içerisinde yolumuzu en güzel şekilde devam ettirmemiz lazım.” dedi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nde düzenlenen büyükelçilerle iftar programına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sene ramazan ayını buruk karşıladıklarını vurguladı. “Gönül coğrafyamızda acıların gözyaşların gönül yaralarının devam etmesi nedeniyle gerçekten üzüntü içerisinde olduklarını” ifade eden Erdoğan, “Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarında 5 aydır süren İsrail saldırıların da 32 bin kardeşimiz şehit oldu. Sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan ağır bombardımanlar da 73 bin Filistinli de yaralandı. İsrail 7 Ekim öncesinde 17 sene boyunca uyguladığı ablukayla zaten Gazze’yi bir açık hava hapishanesine çevirmişti. Son 5 aydır ise Gazze’yi örneklerine ancak 2. Dünya Savaşı’nda şahit olduğumuz büyük bir imha kampı haline getirdi. İsrail’in vahşi saldırıları sonucunda Gazze, dünyanın en büyük çocuk ve kadın mezarlığına dönüşmüştür. Bunu sadece biz değil bölgeyi ziyaret eden, Gazze’de yaşayan, Gazze gören vicdan sahibi herkes söylüyor. Ama biz böyle konuştuğumuzda Netanyahu ve cinayet şebekesi rahatsız oluyor. Hemen antisemitizm yaftası vurarak bizi susturabileceğini zannediyor. Bu amaçla şimdiye kadar gizli açık her yolu denediler ama Tayyip Erdoğan’ın hakkı ve hakikati haykırmasına asla engel olamadılar. Bugün de katile katil zalime zalim demekten bizi alıkoyamazlar” diye konuştu.
“İsrailli yöneticiler, soykırım gerçeğini saklamak yerine Gazze’de ölen bebeklerin hesabını versin”
İsrailli yöneticilerin Türkiye’ye saldırarak soykırım gerçeğini saklamaya çalışmak yerine Gazze’de susuzluktan ve açlıktan ölen bebeklerin hesabını vermesi gerektiğinin altını çizen Erdoğan, “Netanyahu ve suç ortakları kimsenin itibar etmediği yalanlara sarılmadan önce niçin Gazze’deki 35 hastaneden 31 devre dışı bırakıldığını doktoru ve hemşiresiyle niye 400 yakın sağlık personelini öldürdüklerini neden aralarında tarihi camilerin de olduğu 220 ibadet yıktıklarını niçin eğitim kurumlarının yüzde 90 enkaza döndürdüklerini açıkladılar. Bir miktar un, bir miktar makarna, belki bir adet kuru ekmek alabilmek için sıra bekleyen masum sivilleri katledenlerin bize söyleyecek sözü olamaz. İsrail yönetimi ne yaparsa yapsın, katil, zalim, hırsız, yalancı ve faşist olduğu gerçeğini artık gizleyemez” diye konuştu.
“Uluslararası kurumlara yönelik güven kaybının bedeli önümüzdeki yıllarda daha fazla terör, daha fazla istikrarsızlık olarak hepimizin önüne gelecektir”
Meselenin çok daha vahim tarafı uluslararası adalet divanının ihtiyati tedbir kararına rağmen İsrail’in hiçbir şeyi olmamış gibi katliamlarına devam etmesi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimseyi dinlemeyen İsrail savaş suçlarını pervasızca sürdürüyor, hatta acil ateşkes çağrısı yapan ülkeleri dahi tehdit edecek kadar küstahlaşıyor. İsrail yaklaşık bir asırdır şımartılmanın, katliamları, toprak gaspları, hırsızlıkları karşısında sessiz kalınmasının faturasını sadece Filistin halkına ödetmiyor. Bu fatura aynı zamanda uluslararası kurumlara da ödetiliyor. Uluslararası kurumlara yönelik güven kaybının bedeli önümüzdeki yıllarda daha fazla terör, daha fazla istikrarsızlık olarak hepimizin önüne gelecektir” şeklinde konuştu.
Netenyahu ve suç ortaklarına bu cesareti veren üzülerek ifade ediyorum ki İsrail’e koşulsuz askeri ve diplomatik destek sağlayanların ikircikli politikaları olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kargo uçakları, batı başkentlerinden Tel Aviv’e sürekli silah ve mühimmat taşırken yasak savma kabilinden kurulan cümlelerin hiçbir anlamı yoktur. Gazze’ye yönelik saldırılar ve devam ederken mevcut yardım miktarının yeterli olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Refah sınır kapısından tır geçişlerinin olması gereken düzeye çıkartılması en acil ihtiyaç olduğunu belirtti. İsrail üzerinde daha fazla baskı kurulması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, “Türkiye olarak şimdiye kadar 40 bin tondan fazla insani yardım malzemesini mısır üzerinden Gazze’ye ulaştırdık. Ulaştırmaya da devam ediyoruz. Son olarak önceki gün Bugün Kızılay’ımıza ve sivil toplum kuruluşlarımıza ait bir gemi Mısır’ın El-Ariç Limanı’na vardı. Ramazan ayı boyunca hem resmi kurumlarımız hem belediyelerimiz hem de vakıf ve derneklerimiz vasıtasıyla yardımlarımızı arttırarak sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
“Gazze’deki katliamların tekrar etmemesi ve bölgenin ihyası için garantör olarak sorumluluk üstlenmeye de hazırız”
Gazze’deki katliamların tekrar etmemesi ve bölgenin ihyası için garantör olarak sorumluluk üstlenmeye de hazır olduklarını aktaran Erdoğan sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Şu gerçeğin artık herkes farkındadır, Filistin meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan ne bölgemizde, ne dünyada kalıcı barış ve istikrar mümkündür. Bunun tek yolu ise 1967 sınırları temelinde Doğu Kudüs’ün başkent olduğu bağımsız Egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin kurulmasıdır. Hepimizin katledilen Filistinli çocuklara borcu vardır. Bu borçla ancak bağımsız Filistin Devleti’nin tesis edilmesiyle ödenebilir. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Filistinli kardeşlerine sahip çıkacak hakkı ve hakikati haykırmaya devam edecek. Zalimler karşısında da kesinlikle geri adım atmayacaktır.”
2 yılı aşkın süredir Ukrayna’da devam eden savaşta da vicdanlı ve ilkeli yaklaşım ile barışın sağlanmasına dönük her türlü çabayı sergilediklerini ifade eden Erdoğan, “Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğimizi ortaya koyarken Rusya’yı dışlayan barış planlarının sonuç getirmeyeceğini de ifade ettik. Karadeniz’den komşumuz olan her iki ülkeyle de diyaloğumuzu sürdürüyoruz. Cuma günü Ukrayna Devlet Başkanı Zelenksi’yi İstanbul’da misafir ettik. Seçimler sonrasında da Rusya Devlet Başkanı Putin’i ağırlayacağız. Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden teşhis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışıyoruz. Bölgede çatışmaları kızıştıracak, NATO’ya da sirayet etmesine sebep olacak her türlü adımdan uzak durulması gerektiği inancındayız. Savaşın kazananı, barışın kaybedeni düsturuyla Rusya, Ukrayna arasında barışın tesisi için gayretlerimizi devam ettiriyoruz” açıklamalarında bulundu.
“Güney sınırlarımızın ötesinde bir teröristan kurulmasına hiçbir şart altında müsaade etmeyeceğiz”
Cumhuriyet’in 100. yılını geride bırakmanın gururunu yaşayan ülkemiz, Türkiye Yüzyılının inşası için hedeflerine emin adımlarla ilerlediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazze ve Ukrayna’nın yanı sıra Suriye, Irak, Libya, Yemen ve Afganistan’da barış ve istikrara yönelik çabalara aktif katkı sağlıyoruz. PKK, PYD, FETÖ ve DEAŞ başı olmak üzere terörün her çeşidine karşı mücadele veriyoruz. Güney sınırlarımızın ötesinde bir teröristan kurulmasına hiçbir şart altında müsaade etmeyeceğiz. Bu konuda artık müttefiklerimiz başta olmak üzere dost ülkelerden en azından DEAŞ bahanesiyle bölücü terör örgütüne verilen desteği keserek Türkiye ile dayanışma sergilemelerini bekliyoruz. Son 10 yılda yaşanan tüm gelişmeler şu gerçeği çok net göstermiştir. Terör örgütleri vasıtasıyla çıkarların korunması mümkün değildir. Bu tür hesaplar tıpkı kumdan kale misali sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Bölgemizde kalıcı istikrar ve huzurun tesisi yılanla aynı çuvala girmekten değil meşru aktörlerle ortak bir zeminde buluşmaktan geçiyor. İnşallah önümüzdeki dönemde bu ortak bulunacağına inanıyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Güney Kafkasya’da istikrarın korunması, Türkiye’nin öncelikleri arasında ilk sıralarda yer aldığını vurguladı.
“Balkanların istikrarı ve huzuruna katkı sağlayan adımların her zaman olduğu gibi destekçisiyiz”
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasının imzalanmasıyla bölgede yeni bir dönemin başlamasını arzu ettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Doğu Akdeniz ve Ege’de Yunanistan ile son dönemde hakim olan olumsuz atmosferin somut sonuçlar vermesini ümit ediyoruz. Burada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve çıkarları ile egemen eşitliği göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Balkanların istikrarı ve huzuruna katkı sağlayan adımların her zaman olduğu gibi destekçisiyiz” dedi.
Geçtiğimiz ekim ay bu yana Kosova’daki NATO gücünün komutasını Türkiye’nin yürüttüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tam yetmiş yıldan fazladır etkin ve güçlü üyesi olduğumuz NATO güvenliğimizin temel taşlarından biridir. NATO müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri’yle Washington’da düzenlenen son stratejik mekanizma toplantımızda işbirliğimizi geliştirmeyi kararlaştırdık. Avrupa Birliği üyeliği de stratejik hedefimiz olmaya devam ediyor. Yeniden Asya girişimimizi güçlendirirken Latin Amerika ve Afrika politikalarımızın müspet sonuçlarını alıyoruz” ifadelerini kullandı.
Dördüncü Türkiye Afrika ortaklık zirvesini bu yıl içinde gerçekleştirmek üzere çalışmalara başladıklarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya Diplomasi Formunun üçüncüsünü 1-3 Mart tarihlerinde 148 ülkeden 4 bin 700 katılımcıyla başarıyla düzenledik. Foruma katılımlarınız için bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.
“Yaklaşık 2 milyar Müslüman’ın inancına ve mukaddesatına yönelik bir saldırı olan bu eylemlere fırsat verilmemesini bekliyoruz”
Her 15 Mart’ı İslamofobi Mücadele Uluslararası günü olarak idrak ettiklerini hatırlatan Erdoğan, “Bu yıl Ramazan’a tekabül eden 15 Mart vesilesiyle giderek artan İslam düşmanlığıyla mücadelenin önemini bir kez daha vurgulamak isterim. Kutsal kitabımızın yakılmasına kadar varan alçakça saldırılara fikir hürriyeti denilerek müsamaha gösterilmesini hiçbir şekilde kabul edemeyiz. Yaklaşık 2 milyar Müslüman’ın inancına ve mukaddesatına yönelik bir saldırı olan bu eylemlere fırsat verilmemesini bekliyoruz” dedi.
30 Mart’ı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından Uluslararası Sıfır Atık Günü olarak ilan edildiğini aktaran Erdoğan, “Eşim Erdoğan’ın himayesinde yürütülen sıfır atık projesiyle çevre ve atık bilincini yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Gelecek kuşakların bize emaneti olan çevrenin korunması noktasında siz dostlarımızdan gerekli desteği bekliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, elçilerle en son iftarı Türkiye 14-28 Mayıs’ta yapılan genel seçimlerin hemen arifesinde bulunduğunu hatırlattı. İftarda sizlere dalga dalga büyüyen zaferin seslerini duyduğumuzu söylediklerini belirten Erdoğan, “Yaşadığımız asrın felaketi 6 Şubat depremlerine rağmen Mayıs seçimlerini yüzde 90 bulan rekor katılım oranıyla tam bir demokrasi şöleni havasında gerçekleştirdik. Seçimlerin ikinci turunda yüzde 52 aşan oy oranıyla aziz milletimizden beş sene daha Türkiye’ye ve kendisine hizmet etmeye çalıştık. Tıpkı geçen seneki gibi bugünkü iftar programımızı da yine bir seçim sürecinde yapıyoruz. 31 Mart mahalli idareler seçimlerinde amacımız son 22 yıldaki yirmi 28. sandık zaferimize imza atmaktır. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yerel yönetimler boyutunda da inşallah neticeler elde edeceğimize inanıyorum” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>Bakan Bayraktar, Cebeci Mahallesi’nde esnafı ziyaret ederek taleplerini dinledi. Vatandaşlarla sohbet eden ve hatıra fotoğrafı çektiren Bayraktar, çocuklara hediye dağıttı.
15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Meydanı’nda kurulan AK Parti seçim standını da ziyaret eden Bayraktar, daha sonra “Sultangazi Belediyesi Personel İftarı”na katıldı.
Bayraktar, buradaki konuşmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu “Türkiye Yüzyılı” vizyonuna dikkati çekerek, enerjide tam bağımsız Türkiye hedefini anımsattı.
Türkiye’nin dışa bağımlı olduğu alanlara değinen Bayraktar, “Biz bu alanlarla alakalı son 22 yılda Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde çok büyük adımlar attık. Savunma sanayisinden enerjiye, tarıma, diğer alanlarda Türkiye’nin kendi kendine yeten bir ülke olma yolunda önemli projeler gerçekleştirdik. Bütün dünyanın gıptayla izlediği başarılara imza attık. Ama daha gidecek çok yolumuz var. Türkiye’nin doğal gazda, petrolde, elektrikte, madenlerde dışa bağımlılığını azaltmak için gece gündüz çalışıyoruz.” dedi.
Türkiye’nin Milli Enerji ve Maden Politikası’nı da anımsatan Bayraktar, “Buradaki hedefimiz şuydu; Türkiye mutlaka kendi denizlerinde, kendi karasında, daha önce arama yapmadığı, yapamadığı coğrafyalarda petrolünü, doğal gazını, madenini arayacak. Akdeniz’de sondaj yapmaya kalktığımızda eğer kendi gemimiz olmazsa bu aramaları yaptırmayacaklarını biliyorduk. Bu nedenle önce Fatih, sonra Yavuz, Kanuni, Abdülhamid Han gemilerini filomuza kattık. Bugün dünyanın en üst seviyede deniz filosuna sahip bir ülkesi konumuna geldik. Akdeniz ve Karadeniz’de aramalara başladık.” diye konuştu.
“Önümüzde daha büyük hedefler var”
Bayraktar, 2020 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük doğal gaz keşfinin gerçekleştirildiğini ifade ederek şunları kaydetti:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mız milletimize bu müjdeyi ilan etti ve o keşiften sadece 3 yıl sonra geçtiğimiz yıl Ramazan Bayramı’ndan önce, arife günü iftarımızı biz orada açtık. Bütün televizyonlarda yayınlandı. O gazı 170 kilometre taşıdık ve Filyos’ta karaya çıkardık. Bugün o gaz evlerimizde kullanılmaya başlandı. Artık Türkiye kendi doğal gazını üreten bir ülke haline geldi. Elbette daha yolun başı. Daha gidecek çok yol var. Türkiye’nin ihtiyaçları artıyor, ekonomisi büyüyor. Dolayısıyla tüketimlerimiz artıyor. Bu nedenle çok önemli başlangıç aşamasını geçtik. Bu yolda devam ediyoruz. Önümüzde daha büyük hedefler var. Daha büyük keşifler var. Bunları önümüzdeki dönemde hep birlikte gerçekleştirmek istiyoruz.”
Türkiye’nin petrol keşiflerini de anlatan Bayraktar, “Daha önce adı terörle anılan Gabar, Bestler, Kato Dağı, bu coğrafyalar artık avucumuzun içi gibi bildiğimiz ve büyük bir petrol keşfi gerçekleştirdiğimiz yerler oldu. Daha önce terörün kol gezdiği, yüzlerce teröristin baskın yaptığı coğrafyada Türkiye bugün günlük 37 bin varil petrol üretiyor. Günlük 100 bin varile ulaşacağız ve onu da aşacağız. Bu sayede Türkiye’nin dışarıdan ithal ettiği petrol, dışarıdan ithal ettiği doğal gazı azaltmış olacağız. Bunu yaparsak ne olur biliyor musunuz? Türkiye üretimiyle, sanayisiyle, kendi imkan ve kabiliyetleriyle cari fazla veren bir ülke olur.” ifadelerini kullandı.
Bayraktar, yerel seçimlerde Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum ve yeniden aday gösterilen Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun’a destek istedi.
]]>Kurtulmuş, gazetecilerle Tören Salonu’nda iftar yemeğinde buluştu. Kurtulmuş yemekten sonra yaptığı konuşmada, üç konuya değindi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, İstiklal Marşı’nın TBMM’de kabul edildiğini hatırlatarak, “İnşallah İstiklal Marşı’nın vermiş olduğu milli hassasiyetlerimize sahip çıkma erdemine, her zaman sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz ve özellikle günümüzün türbülanslı bu uluslararası ilişkilerinin ortaya koyduğu özellikle bölgemizdeki sıkıntıların giderek yoğunlaştığı dönemde İstiklal Marşı’nın bize sağladığı bu ruh hali içerisinde dimdik ayakta duracağız. Ortak hedeflerimize doğru, Türkiye’yi cumhuriyetimizin ikinci asrında, Türkiye’nin yüzyılında hedefleriyle buluşturacak çalışmaları gerçekleştireceğiz. Onun için 103. yılında olduğumuz İstiklal Marşı’mızı her gün belki defalarca duyuyoruz, dinliyoruz ama her dinlediğimizde, bütün ruhumuzla hissederek ve oradaki ‘korkma’ diye başlayan, cesaret veren, ilham veren o cümleleri hayatımıza rehber etmek, herhalde bizim milli hassasiyetlerimizi çoğaltmak ve sürdürmek bakımından en önemli gücümüzdür. En kuvvetli milli ortak değerimizdir” ifadelerini kullandı.
12 Mart 1971 darbesine değinen Kurtulmuş, “12 Mart 1971 darbesinin gerçekten Türkiye’de milli iradeye ne kadar büyük bir darbe vurduğunu, o darbe ile adını belki muhtıraydı. Belki dönemin Genel Kurmay Başkanı, Memduh Tahmaç ve arkadaşlarının, dönemin Cumhurbaşkanına ’32. hükümet düşsün, istifa etsin’ talebini dile getirdiği bir muhtıraydı ama, maalesef Türkiye’nin siyaset yapısına yapmış olduğu o müdahaleyle, uzun yıllar boyunca Türkiye siyasetinin denkleminin yerli yerine oturmasını da engellemiş olan bir antidemokratik darbeydi. Bu özelliğiyle, 1971’in 12 Mart’ını da öncesi ve sonrasında ortaya koyduklarıyla, hiç unutmamamız gerektiğinin altını çizmek istedim. Nasıl İstiklal Marşı, bize özgürlüğümüzü, milli hassasiyetlerimizi, milli hasletlerimizi bir ve beraber olmamızı ifade eden manifesto maliyetinde bir bildiri ise, bu anlamda ortak milli hassasiyetlerimizi yansıtan bir milli deklarasyon ise, aynı şekilde 12 Mart’ta demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmamızı bize hatırlatan fevkalade değerli ortak bir uyarı mesajıdır” dedi.
Başta Gazze’de olmak üzere yine dünyanın birçok yerinde, bu iftar saatine yaklaşırken, Allah-u Ekber sesinin nidasını beklerken, sofrasına koyacak bir lokması olmadığı gibi, sofrasını emniyet içinde yemeğini tamamlayacak bir emniyetin de olmadığı nice Müslümanlar olduğunu belirten Kurtulmuş, “Burada biz konuşurken, biraz sonra haberlerde duyacağız. Maalesef, lokmalar ve sözler boğazımızda düğümleniyor. Belki bu akşam iftar saatinde yine onlarca Filistinli masum sivil, kadın, çocuk, bebek, İsrail’in uçakları, bombalarıyla hayattan koparmış olacaklar. İsrail’in saldırgan hükümetine karşı dünya hiçbir şey yapamıyor. Zaten çoktan 35.000’i aşmış olan Filistinli masumların şehadeti dünyayı arşı alaya tutuyor. Bu çerçevede özellikle Güney Afrika’nın uluslararası adalet divanındaki davasıyla birlikte esasında Filistin davasında da yeni bir sürecin başladığını söylememiz gerekir. Ben bir kere daha buradan Ankara’da Türkiye’mizin başkentinden birinci apartheid rejimini yıkan Güney Afrika halkına ve Güney Afrika’nın hükümetine, ikinci apartheid rejimini yıkmak üzere başlattıkları, uluslararası adalet divanındaki bu başlangıç, bu mahkeme için şükranlarımızı ifade ediyorum. Bu süreç içerisinde ilk günden bugüne kadar ve bundan sonra belki 10 yıllar boyunca sürecek Filistin davası içerisinde sadece Netenyahu ve hükümeti değil aynı zamanda bir hesaba çekilmektedir. Başından itibaren İsrail’in saldırganlığına kayıtsız, şartsız destek verenler. Hiç şüphesiz İsrail hükümetinin birebir ortağı, birebir bu katliamın paydaşlarıdır” diye konuştu.
Kurtulmuş şöyle konuştu:
“Biz Gazze’yle meşgul olurken şu anda Filistin topraklarının tamamında Filistin halkına karşı büyük bir zulüm işlenmeye devam ediyor. İslam’ın üç büyük kutsal mekanından birisi olan Mescid-i Aksa’nın bu Ramazan ayında da oraya girişler, insanlar tarafından rahatça, serbestçe girilmesi engelleniyor. Bütün bunların ortadan kaldırılabilmesi için kararlı ve şuurlu bir şekilde hareket etmemiz lazım. Bundan sonra yeni bir dönem başlamıştır. İsrail ve Netanyahu hükümeti giderek uluslararası alanda daha yalnız hale gelecektir. Buna karşı az evvel de ifade edildiği gibi başta İslam ülkeleri olmak üzere bölge ülkeleri şuurlu bir şekilde bunu önleyecek adımları atmak mecburiyetindedir. Artık dünyanın hiçbir yerinde, bütün dünyanın Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir tarafında insanlar da bu zulmün durdurulması için sesleri daha fazla çıkaracaklardır. Bu Ramazan’ın dünyadaki bütün masum milletlerin kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum. Gazze’deki soykırım boyutlarına çoktan varmış olan bu katliamın bir an evvel durdurulabilmesini ümit ediyorum.” – ANKARA
]]>Destici, BBP Toprakkale Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışında, kurucu liderleri Muhsin Yazıcıoğlu ve tüm şehitleri rahmetle anarak Mehmetçikleri, polisleri ve güvenlik korucularını sevgiyle selamladı.
Ülkenin terörle mücadelesinin 40 yıldır devam ettiğini belirten Destici, “Askerimiz, polisimiz kahramanca mücadele ederken diğer unsurlarıyla da mücadele etmek bizlerin, sizlerin, siyasetçilerin ve her alanda vatansever milletperver olan insanların vazifesidir.” diye konuştu.
Destici, yerel seçimin yaklaştığını anımsatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
” PKK’nın siyasi uzantısı partinin iki eş başkanı var; birisi kadın, birisi erkek. Her yerde böyle yapıyorlar biliyorsunuz. Batılı emperyalistler onlara bu aklı veriyor ve ne diyor? Kadın olan çıkıyor şunu söylüyor; ‘Türkiye’de de Kürdistan’da da seçim çalışmalarımızı sürdürüyoruz’ diyor. Yani kafasına göre Türkiye’yi ikiye bölmüş ve kendine göre de bir sıfatlandırma yapıyor. Hain, kansız, ahlaksız, ekmeksiz bu ülkenin bir tane adı var, o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Bu milletin bir tane adı var, o da Kürt, Türkmen, Arap, Alevi, Sünni’siyle büyük Türk milletidir. Anayasa’mız açıktır, Anayasa’nın 66. maddesi açıktır; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür ve herkes bunu kabul edecektir.”
“Türkiye’nin İHA’ya, SİHA’ya, KAAN’a, uçağa ihtiyacı yok” sözlerini eleştiren Destici, şöyle devam etti:
“Evet, onlar için olmayabilir çünkü Türkiye kendi İHA’sını, SİHA’sını üretmediği dönemlerde bunların yol arkadaşı olan teröristler, ülkemiz içinde de dışında da cirit atıyorlardı. İstedikleri anda terör eylemi koyuyorlardı ve sınırlarımız içinde binlercesi vardı ama özellikle SİHA’lar devreye girdikten sonra mağaralarından, inlerinden kafalarını çıkaramadılar çünkü çıkardıkları anda Türk askeri, Türk Mehmetçiği ve İHA’lar, SİHA’lar tepelerine biniyor. Bunun, bu hainin de karın ağrısı buradan.
Biz, İHA, SİHA, uçak, top, füze yapmayacağız, nükleer yapmayacağız, gelecekler aynen Gazze gibi bizi bombalayacaklar, çoluğumuzu, kadınımızı, kızımızı öldürecekler, Suriye, Irak, Afganistan gibi parçalayacaklar, bu hainler de buradan kendilerine konum elde edecekler. Öyle bir dava yok, elhamdülillah kendi İHA’mızı da SİHA’mızı da üretiyoruz, bombamızı da yapıyoruz, füzemizi de muharip uçağımızı da yapıyoruz. Savunma sanayi için ne gerekiyorsa onu yaptık ve yapmaya devam edip tepelerine binmeye devam edeceğiz.”
Terörle mücadeleye 40 yılda 2 trilyon dolar harcandığını aktaran Destici, “O parayı oraya harcamasaydık bugün Türkiye, 5 Türkiye daha idi. Terörü, bizim ayağımıza pranga olarak vurdular ve hala bunu devam ettirmeye çalışıyorlar. Maalesef ana muhalefet partisi başta olmak üzere bazı siyasi partiler de bunları meşru görerek, bunlarla işbirliği yapma aymazlığı ve en hafifiyle gafleti içerisinde hareket ediyorlar. Onun için biz hem devletimize hem ülkemize hem milletimize hem de Toprakkale’mize sahip çıkacağız.” ifadelerini kullandı.
“Devletin ve milletin bir kuruşuna kim el sürerse o el kırılmalı”
CHP İstanbul İl Başkanlığında çekildiği öne sürülen ve sosyal medyada paylaşılan para sayma görüntülerine ilişkin Destici, şunları kaydetti:
“Sosyal medyada, haberlerde efendim paralar, deste deste bir il başkanlığı binasında… Şimdi belediye oradan karıştırılıyor, öbürü buradan. Şimdi kimse de çıkıyor doğruca, dürüstçe açıklamada bulunamıyor. Neden? Çünkü ortada bir şey var, ortada para var. Yani böyle deste deste yapılmış, kule yapılmış paralar var ve bu paraların İstanbul Belediyesi, CHP İl Başkanlığı arasında bir ilişkinin sonucu ortaya çıktığı söyleniyor. Elbette bu bir iddia, bunu ortaya çıkaracak olan savcılarımızdır. Biz istiyoruz ki devletin ve milletin bir kuruşuna kim el sürerse o el kırılmalı. Devletin parası, milletin parası, devletin kasasına, milletin hizmetine sunulmalıdır. Hukuk gereğini yapmalıdır, kim yaparsa yapsın, yolsuzluğa, hırsızlığa, kim bulaşırsa bulaşsın, ondan hesabı mutlaka ama mutlaka sorulmalıdır.”
Destici, Toprakkale Belediye Başkanı ve adayı Mehmet Daşöz’ün tekrar seçilerek hizmetlerine devam etmesini sağlayacaklarını kaydetti.
Konuşmaların ardından BBP Toprakkale Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışı yapıldı.
]]>2023 yılında G20 ülkeleri arasında 17’nci sıraya yerleşen Türkiye, ekonomisiyle 100 yılda birçok çetin sınavdan geçti. Türkiye, kuruluş yıllarından bu döneme kadar İkinci Dünya Savaşı, 1960, 1980 ve 28 Şubat darbeleri, 2001 küresel ekonomik krizi yaşadı. Ekonomileri derinden sarsan savaş, darbe ve küresel krizler Türkiye’nin yükselmesini yavaşlattı. Özellikle 1960 ve 80 darbelerinde Türkiye ekonomisinin aldığı yaraların sarılması yıllara mal oldu. Ekonomi darbe sonrası yıllarda toparlansa da etkisi uzun süre hissedildi.
Cumhuriyet tarihinde ilk askeri darbe 27 Mayıs 1960’ta gerçekleşti. Emir komuta zinciri içinde yapılmayan darbe, 37 düşük rütbeli subayın planlarıyla icra edildi. 235 general ve 3 bin 500 civarında subay emekliye sevk edildi, üniversitede bulunan 147 öğretim görevlisi görevden alınmış ve bazı üniversiteler kapatıldı.
1960 darbesinde milli gelir yüzde 78 düştü
Bu gelişmelerle sadece istikrar değil, ekonomi de derinden etkilendi. Rakamlara bakarsak; darbeden önce 14,1 milyar dolar olan gayri safi yurt İçi hasıla (GSYH) yüzde 78 gerileyerek 7,9 milyar dolara düştü. Bu dönemde dolar bazında kişi başına düşen gelir de 509 dolardan 281 dolara indi.
İhracat ivme kaybetti
Ekonomide darbenin etkisi ihracat ve ithalat rakamlarında da göze çarptı. 1960 yılına kadar süren ihracattaki ivmelenme 1961’de durdu. 1923 yılında 50,8 bin dolar olan ihracat, 1960 yılına 320 bin 731 dolara yükselmişti. İhracat ve ithalat rakamları darbe yılından sonra yaklaşık yüzde 10 arttı. Bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı 0,68 olarak gerçekleşti.
Türkiye ekonomisi 1970 yılında GSYH’sini 19 milyar dolara yükseltti. Dolar bazında kişi başına düşen gelir de aynı dönemde 533 dolara yükseldi. Rakamlara göre Türkiye ekonomisi 1961-1970 arasındaki dönemde darbe öncesi ekonomik göstergelere ulaşmayı başardı. 1960 darbesi ekonomik yükselişi dizginleyen bir sonuç oluşturdu.
12 Mart muhtırası 2 milyar dolar kaybettirdi
Ardından 12 Mart 1971 Muhtırasında 32’nci Türkiye Hükümetinin istifaya zorladığı askeri müdahale yaşandı. Bu dönemde GSYH bir önceki seneye göre 2 milyar dolarlık gerileme yaşayarak 16,9 milyar dolara indi. Aynı dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 57’ye düştü.
1980 darbesinin ekonomiye el freni etkisi
Türkiye’yi istikrarsızlaştırma çabası 12 Eylül 1980 ihtilaliyle sürdü. Türkiye ekonomisi bu döneme kadar 68,9 milyar dolar GSYH rakamına ulaşmış, kişi başına düşen gelirini dolar bazında 1.540 dolara yükseltmişti. Ancak 1980 ihtilaliyle ekonomide durgunluk bir sonraki senenin rakamlarında açıkça görüldü. 1981 yılında GSYH yüzde 3,08’lik sınırlı yükselişle 71 milyar dolar, kişi başına gelir de 1.579 dolar olarak gerçekleşti.
2001 krizi
Darbelerden çıkan Türkiye ekonomisi büyümeye devam etti. 1990 yılında Türkiye’nin GSYH’si 154 milyar dolara, kişi başına düşen geliri ise 2 bin 730 dolara fırladı. Ancak 2001 krizi kapıda belirdi. Küresel krizin etkisiyle 260 milyar dolara ulaşan Türkiye’nin GSYH’si bu dönemde 201 milyar dolara geriledi, kişi başına düşen gelir de 3 bin 12’den 2 bin 260 dolara indi.
2023’te kişi başı gelir 13 bin doları aştı
Türkiye ekonomisi darbelerden çıkarak 2023 yılına geldi. Geçen yıl Türkiye’nin GSYH’si 1,19 trilyon dolara yükseldi. Kişi başına düşen milli gelir 13 bin doları aştı. Türkiye 2023 yılında ihracatını 256 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine yükseltti. – İSTANBUL
]]>Ayşem Sargın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, havacılık sektörüne yönelik uzun vadeli beklentilerin hep olumlu olduğunu kaydederek, Kovid-19’un etkilerinin bitmesinin ardından sektörün 2022 yılından itibaren çok ciddi toparlanmaya başladığını söyledi.
Havacılık sektörünün büyümesinin geçen yıl ivme kazandığını, öngörülenin ötesinde bir büyüme gördüklerini dile getiren Sargın, “Havacılık sektöründe küresel olarak hızlı bir toparlanma, ardından büyümeye geçiş görüldü. Türkiye, hem yolcu trafiğinde en çabuk toparlanan ülkeler hem de uçak ihtiyacını belirleyip aksiyon alan ülkeler arasında öncülerden biri oldu.” diye konuştu.
Sargın, Türkiye’de hava yolu şirketi olarak çok güzel markaların olduğuna ve bu şirketlerin büyüme projeksiyonlarını güncellediğine dikkati çekerek, “Türkiye, havacılıkta ve savunmada güçlü bir sanayiye sahip, küresel tedarik zincirinde önemli bir oyuncu. Küresel talebe bağlı olarak ne kadar çok uçak üretilirse, Türkiye’deki tedarik zincirine iş yapan şirketlerimiz daha çok üretim, daha çok ihracat yapacak anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye, havacılık özelinde mükemmel bir konumda”
Ayşem Sargın, Türkiye’de mühendislik kabiliyetinin çok yüksek olduğuna vurgu yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Havacılık alanında üretim arttıkça, birtakım yeni teknolojiler adapte edildikçe Türk mühendislerine de çok iş düşecek. Onun için bu yüksek katma değerli sektörün büyümesi topyekun Türkiye için çok olumlu bir gelişme. Havacılık sektörü, Türkiye’de bir yandan know how birikimini sağlıyor, diğer yandan da düzenli sermaye girişi açısından şirketleri destekleyerek uzun vadeli yatırım yapmalarını sağlayarak uluslararası rekabetçiliklerini arttırıyor.”
Sargın, İstanbul havalimanının büyümesinin kendileri tarafından beklenen bir durum olduğunu belirterek, “Havacılık özelinde, coğrafi olarak, Türkiye mükemmel bir konumda. Bu nedenle geçtiğimiz 10 yıla bakıldığında Türkiye’deki hava yolu şirketleri öngörülenden çok daha hızlı büyüdü. Türkiye’deki pek çok havacılıkla ilgili alanda çok hızlı büyüme görüyoruz.” açıklamasını yaptı.
“Türkiye’nin bu kadar güçlü bir havacılık ekosistemine sahip olması bizim içi bir avantaj”
Boeing Türkiye ve Orta Asya Genel Müdürü Sargın, üretim modellerinde yoğun olarak tedarikçilerle işbirliği yaptıklarını ifade ederek, “Türkiye’de iyi tedarikçilerimiz var. Son 10 yılda Türkiye’deki sanayi ile 2,5 milyar dolarlık iş hacmimiz oldu. Türkiye’de, önümüzdeki dönemde farklı alanlarda başka işbirliklerine de bakıyoruz. Boeing olarak, Türkiye’nin bu kadar güçlü bir havacılık ekosistemine sahip olması bizim içi bir avantaj.” yorumunda bulundu.
Türkiye’nin bugün kendi savaş uçağını yapar durumda olduğunun altını çizen Sargın, “Mühendislik merkezi’ dediğimizde kalifiye mühendis bulabiliyoruz. ‘Türkiye’de sanayi ile çalışalım’ dediğimizde yine dünya ölçeğinde iş yapan çok iyi şirketlerimiz var. Onlarla iş yapabiliyoruz.” şeklinde konuştu.
Orta Asya’nın havacılıkta büyümeye açık bir bölge olduğunu dile getiren Sargın, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu bölgede, ticari ve turizm alanında birtakım yeni atılımlar görüyoruz. Orta Asya dünya ile daha iletişim içinde bir hale geldi. Burada, Türkiye tabii çok önemli bir ortak. Orta Asya kültürel, tarihi köklerde bizim çok yakın olduğumuz, iç içe olduğumuz bir coğrafya. Biz de bu sinerjilerden faydalanmayı ümit ediyoruz. Bu ülkelerin önümüzdeki dönemde dünyaya daha fazla açılma gibi bir hedefi de oluştu. Burada, Boeing güzel bir katalizör rolü oynayabilir ve Türkiye kesinlikle burada çok önemli bir köprü.”
]]>Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde şehit aileleri ile iftar programında bir araya geldi.
Her ramazanda olduğu gibi bu yıl da ilk iftarı şehit yakınları ile yapmak istediklerini dile getiren Erdoğan, bu zengin sofranın adının muhabbet sofrası olduğunu söyledi. Erdoğan, “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl. Böyle bir sofrayla Ramazan-ı Şerif’in ilk iftarını yapmış olduk.” diye konuştu.
Erdoğan, devlet protokolünün de iştirakiyle gerçekleştirdikleri iftar vesilesiyle milletin ve tüm İslam aleminin mübarek ramazan ayını tebrik etti.
Şehit yakınları ve gazilerin milletin emaneti olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Kendilerinin her meselelerinde yanlarında olmak, gönüllerini hoş etmek, rızalarını almak boynumuzun borcudur. Bu amaçla hem gereken kurumsal düzenlemeleri yaptık hem de onları kalbimizin en mutena köşesinde misafir etmeyi şeref bildik.” ifadelerini kullandı.
Bugün de sınırlar içinde, sınırlarda ve sınırların ötesinde milletin huzuru, devletin bekası, geleceğin güvencesi için vazife yürütenler bulunduğuna işaret eden Erdoğan, “Sayılarını milyonlarla ifade edebileceğimiz askerimize, polisimize, jandarmamıza, güvenlik korucumuza ve diğer kamu personelimize şükran borçluyuz. Rabb’im, hepsini de korusun, muhafaza etsin, ayaklarına taş değdirmesin.” diye konuştu.
“Reformlarla milli şahlanışın altyapısını güçlendirdik”
Erdoğan, 15 Temmuz’da, bu ülkenin erkeği ve kadınıyla, genci ve yaşlısıyla, her meslekten, her kesimden insanıyla tamamının yeri geldiğinde birer savaşçı kahramana dönüşebildiğini gördüklerini belirterek, “Tarihçiler, milletlerin öne çıkan vasıflarını anlatırken bizim için ‘asker millet’ tespitini yaparlar. Gerçekten de binlerce yıllık millet tarihimiz ve 2 bin 200 yılı aşkın devlet geleneğimiz boyunca bu vasfımızı hep gösterdik. Bu vasfımızı hiçbir zaman kaybetmedik.” dedi.
Son olarak Çanakkale’de ve Milli Mücadele’de topyekun seferberlik anlayışıyla vatan topraklarını savunurken de aynı saikle kıyam ettiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
“Yakın geçmişimizde PKK’dan FETÖ’süne kadar bütün terör örgütlerine karşı verdiğimiz mücadele de esasen milli bir şahlanıştı. Son 21 yılda biz de eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye, sanayiden tarıma, her alanda hayata geçirdiğimiz reformlarla bu milli şahlanışın altyapısını güçlendirdik. Savunma sanayine yaptığımız yatırımlarla Türkiye’yi gerçek anlamda bağımsız bir devlet haline getirdik. Çevrenizde yaşananları görüyorsunuz. Şayet siyasetiyle, ekonomisiyle, savunma sanayiyle, sosyal yapısıyla güçlü bir devlet değilseniz size her türlü zulmü reva görüyorlar. Vatan topraklarınızı korumanın ve o sınırlar içinde güvenle yaşamanın yolu, her bakımdan güçlü olmaktan geçiyor. Cumhuriyet’imizin ilk asrında bu konuda yaşadığımız eksiklerin bedelini geri kalmışlıkla, istikrarsızlıkla, kaosla, vaktimizi ve enerjimizi iç mücadelelere harcayarak ödedik.”
Erdoğan, bilhassa son 10 yılda Türkiye’yi yeniden aynı duruma düşürmek için pek çok oyun oynandığına ve tuzak kurulduğuna dikkati çekerek, “Terör saldırıları ve darbe girişimleri de bunların arasındaydı. Hamdolsun milletimiz birliğine, beraberliğine, kardeşliğine sahip çıkarak tüm bu oyunları ve tuzakları bozdu. Şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakarlığıyla 85 milyonun tek yürek ve tek bilek olarak istiklaline ve istikbaline sahip çıkmasıyla hep yolumuza devam ettik.” diye konuştu.
“Yaşadığımız her sınamada görüyoruz ki milletimizin kararı nettir, kesindir”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Yüzyılı vizyonuyla geleceğe yeni bir ufuk açtıkları şu dönemde aşılması gereken sıkıntıların hala mevcut olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Allah’ın izniyle hepsinin de üstesinden geliriz. Sahip olduğu güçlü altyapı sayesinde ülkemiz için artık gündemindeki her meselenin çözümü, sadece irade, plan ve vakit işidir. Çünkü biz, bir ülkenin programlarını hayata geçirebilmesi için gereken ilk şarta, yani huzur ve güven iklimine, siyasi istikrara, sosyal barışa sahibiz. Türkiye’ye diz çöktürerek ülkemizi yeniden eski zayıf günlerine geri döndürmek isteyenlerin çabaları tabii ki hiç bitmeyecektir. Önemli olan bizim milletçe kazanımlarımıza ve geleceğimize sahip çıkmamızdır. Yaşadığımız her sınamada görüyoruz ki milletimizin bu konudaki kararı nettir, kesindir.”
Ramazan ayının mübarek olmasını dileyen Erdoğan, bu ay boyunca tutulacak oruçların, yapılacak ibadetlerin Hak katında kabul ve karin olmasını niyaz ettiğini söyledi.
Aziz şehitleri rahmetle yad ettiğini, gazilere, ülke ve millet adına şükranlarını sunduğunu ifade eden Erdoğan, “Allah’ımız bizi nasıl Ramazan-ı Şerif’e kavuşturduysa, aynı şekilde Ramazan Bayramı’na da kavuşturmasını rızasına uygun olarak bizler de diliyoruz.” dedi.
]]>Kentteki programları kapsamında Yalova Belediyesi ve esnaf ziyaretinde bulunan Bakan Kacır, Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’ndeki Yalova Meyve Suyu Üretim Tesisi’nin açılış törenine katıldı.
Bakan Kacır, burada yaptığı konuşmada, eşsiz doğası, bereketli toprakları ve güzel iklimiyle Türkiye’nin meyve üretiminde öncü şehirlerinden Yalova’nın ilk coğrafi işaretli tarım ürünü Yalova aronyasının üretim hacmini artıracak, aynı zamanda şehrin tarım potansiyelini açığa çıkaracak projenin, Yalova’ya ve ülkeye hayırlı olmasını diledi.
Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşımak için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlılığı ve güçlü liderliğiyle ülkeyi asra bedel demokrasi ve kalkınma hamleleriyle buluşturduklarını aktaran Kacır, “Yurdun dört bir yanını ulaştırmadan sağlığa, turizmden ticarete, teknolojiden savunma sanayine, güvenlikten tarıma kadar her alanda eserlerle, hizmetlerle adeta ilmek ilmek dokuduk. Sıfırdan inşa ettiğimiz araştırma geliştirme ve inovasyon ekosistemizle, altyapısı güçlü planlı sanayi alanlarımızla, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla Türkiye’yi küresel üretim üssü haline getirdik.” diye konuştu.
Bakan Kacır, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracak, ekonomik ve teknolojik bağımsızlığını tahkim edecek hamleleri bir bir hayata geçirerek yerli ve özgün, teknoloji geliştiren, teknoloji üreten Türkiye’yi inşa ettiklerini belirterek “Artık ürettiği askeri insansız hava araçlarıyla terörü vatan toprağından silen, 60 yıl öncesinin devrim otomobili hayalini devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştüren bir Türkiye var. Makus talihini yenmiş, yeniden yükselişi gerçekleştirmiş, kadim tarihinden aldığı ilhamla geleceğe umutla bakan güçlü ve büyük Türkiye.” ifadelerini kullandı.
“48 bin 500’den fazla nitelikli istihdamın önünü açtık”
“Türkiye Yüzyılı” adını verdikleri Cumhuriyetin ikinci asrının, ülkenin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine yükselişinin, milletin layık olduğu noktaya taşınmasının asrı olacağını belirten Bakan Kacır, konuşmasına şöyle sürdürdü:
“Tam bağımsız ve müreffeh Türkiye’yi inşa ederken, yatırım teşvikleriyle, sanayi sektörümüze, KOBİ’lerimize sağladığımız imkanlarla ve bölgesel kalkınma projelerimizle son 22 yılda Yalova’mızı da ihya ettik. Yalova’ya yaptığımız yatırımlarla, eser ve hizmetlerimizle şehrin çehresini değiştirdik. Düzenliğimiz 628 teşvik belgesiyle şehrimizde 133 milyar lira tutarındaki yatırımın ve 48 bin 500’den fazla nitelikli istihdamın önünü açtık. Yalova’mızın kalkınmasının başat aktörü olarak gördüğümüz KOBİ’lerimize can suyu olduk. 22 yıl öncesinde parmakla sayılabilecek kadar az KOBİ’miz, KOSGEB desteklerinden faydalanmışken biz bu sayıyı 452 milyon liranın üzerinde destekle 5 bin 100’ün üzerine çıkardık. 22 yıl önce Yalova’mızda organize sanayi bölgesi (OSB) yoktu. Biz şehrimize 4 OSB kazandırdık. Organize sanayi bölgelerimizde 5 bine yakın yeni istihdam oluşturduk.”
Yalova’yı, bilimde ve teknolojide daha ileriye taşımak için TÜBİTAK akademik, bilim insanı ve özel sektör Ar-Ge destek programları kapsamında 73 projeye ve 133 bilim insanına, 342 milyon lira destek sağladıklarını açıklayan Bakan Kacır, Türkiye’nin teknoloji üssü olma yolundaki yürüyüşünde, Yalovalı gençlerin de yer alması adına Yalova’da Deneyap Teknoloji Atölyesi kurduklarını aktardı.
“171 kalkınma projesine 291 milyon lira destek olduk”
Yalova’nın yerel tatlarını, lezzetlerini koruduklarını, dünyaya tanıttıklarını dile getiren Kacır, şöyle devam etti:
“Yalova aronyası, Çınarcık işi ve Yalova kivisini coğrafi işaretle tescilledik. Kalkınma Ajansı mali ve teknik destek programları kapsamında kadın ve genç istihdamını destekledik. Şehrimizin tarımda, katma değerli üretim potansiyelini harekete geçiriyoruz. Yalova’yı her alanda kalkınma yolculuğunda hızlandırıyoruz. Bugüne kadar kamu kurumlarımızın, mahalli idarelerimizin, üniversitelerimizin, özel sektörümüzün ve sivil toplum kuruluşlarımızın 171 kalkınma projesine 291 milyon lira destek olduk. Bugün de yine başta kadınlarımız ve gençlerimizin iş hayatına aktif katılımlarını sağlayacak, şehrimizin tarımsal kalkınmasını destekleyecek ‘Üzümsü Meyvelerle Yalova’da Kır Kent Elele’ projesinin açılışını gerçekleştiriyoruz. Doğu Marmara Kalkınma Ajansımızın 4,4 milyon lira destek verdiği bu proje ile şehrimizin coğrafi işaretli ürünleri Yalova aronyası ve Yalova kivisi başta olmak üzere üretilen meyvelerin işlenmesi için bir meyve suyu üretim hattı ama aynı zamanda bir kuluçka merkezi kurduk. Yerel meyve üretiminin sürdürülebilirliğini destekleyecek, bölgesel kalkınmayı hızlandıracak bu tesisi, meyve üreticilerinin, kooperatiflerin hizmetine sunduk. Aynı zamanda şehrin meyve üretiminde verimliliğini, kaliteyi ve sürdürülebilirliğini artırmak için 20 vatandaşa eğitim verdik.”
“Yalova’nın büyüme yolculuğunda her daim yanında olmaya devam edeceğiz”
Yalova’nın üretimde, istihdamda, büyüme yolculuğunda her daim yanında ve yakınında olmaya devam edeceklerini belirten Kacır, “Şehrimizi son 22 yılda olduğu gibi kalkındırmaya, potansiyelini harekete geçirmeye devam edeceğiz.” dedi.
Yalova’nın, 1999 depreminde en fazla yara alan illerden birisi olduğunu hatırlatan Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
“Allah, aynı acıları bir daha yaşatmasın. Şehrimiz küllerinden yeniden doğmasına, güçlenmesine hükümet olarak muazzam katkı sunduk. Yalova son 22 yılda, hızla toparlanarak ülkemizin en cazip, en gözde şehirlerinden biri haline geldi. Afetlere dayanıklı, güvenli, güçlendirilmiş şehirler ancak gerçek belediyecilik anlayışı ile kurulur, imar edilir. Şimdiye kadar gerçek belediyecilik yaptık, gönül belediyeciliği yaptık, bundan sonra da Türkiye’nin dört bir yanında bu anlayışla yolumuza devam edeceğiz. Çünkü bizim ajandamızda farklı siyasi ikballer, farklı hedefler yok. Bizim ajandamızda sadece millete kesintisiz hizmet etmek, şehirlerimizi geleceğe taşımak, büyük ve güçlü Türkiye hedefini gerçekleştirmek var. Yalova’mız bu anlamda inanıyorum ki, 31 Mart’ta emaneti ehline teslim edecektir. Biz şehirlerimize yatırım yapmaya, potansiyellerini harekete geçirerek kalkınma hareketini yerelden genele taşımaya devam edeceğiz. İnanıyoruz ve biliyoruz ki milletimiz artık ağır bedeller ödeyerek, zorluklara göğüs gererek elde ettiği kazanımlarından ödün vermeyecek. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde müreffeh, daha itibarlı daha güçlü Türkiye için kutlu yürüyüşümüz devam edecek.”
İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk okuduğu duanın ardından Bakan Kacır, Yalova Valisi Hülya Kaya, AK Parti Yalova Milletvekilleri Ahmet Büyükgümüş ve Meliha Akyol, Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk, Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bahçekapılı ile birlikte kurdele keserek tesisin açılışını gerçekleştirdi.
Bakan Kacır, açılışın ardından tesisi gezerek yetkililerden bilgi aldı.
]]>MHP Genel Bakan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri, Türkiye’nin yeni anayasa süreci, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş suçu ve CHP’li Belediye Başkan Adaylarına ilişkin açıklamalarda bulundu. 31 Mart seçimlerinde Kayseri’de yine Cumhur İttifakı’nın zafere ulaşacağını belirten Özdemir, “31 Mart’ta gerçekleştirilecek olan yerel seçimlerde sizin iradeniz yine Cumhur İttifakı’nı 16 ilçemiz ve bir büyükşehrimizde de galip kılacaktır” diye konuştu.
Türkiye’nin sivil bir anayasaya ihtiyacı var”
Son dönemde tartışılan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına ilişkin ‘Sivil Anayasa’ vurgusu yapan Özdemir, “Ülkemizin sivil bir anayasaya ihtiyaç duyduğu bugün gelinen durumda her hali ile ortadadır. Özellikle anayasa mahkemesinin teröristleri ve Türkiye hasımlarını koruyup kollayacak şekilde takılmış olduğu davranışlar ve son dönemlerde almış olduğu kararlar, hepimizin ve başta milletimizin vicdanında derin yaralar açmıştır. Bu anlamda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi 21. Yüzyılda öne çıkan en önemli kazanımımızdır. Yasama, yürütmeden sonra yargı sisteminin de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile uyumlu hale getirilmesi beklentimizdir. Pek tabii milletimizin de temennisidir. Türkiye’de yargı üzerinden yaratılmak istenen suni krizlerle siyasi ve toplumsal gündemi zehirleme girişimlerine tamamen karşı olduğumuzu ifade etmek isterim. Bu anlamda da sizlerin kararıyla şekillenen TBMM, önümüzdeki dönemde hiç kuşku yok ki bu çerçevedeki çalışmalarına hızla devam edecektir. Ülkemizi yeni yüzyılda büyük Türkiye vizyonuna ulaştıracak, yeni anayasayı Cumhur İttifakı ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak yapacağımıza olan inancımızın tam olduğunu ilan etmek istiyorum. Rabbimiz inşallah bizleri bu yolda muvaffak eylesin” şeklinde konuştu.
“Teröristle yol yürüyenlerden ülkücü değil, adam bile olmaz”
CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş’ı eleştiren Özdemir, “Önümüzde bir yerel seçim süreci vardır. Cumhur İttifakı’nın alnı ak başı dik adayları vardır. Ama bir taraftan da karşıya bakıyorsunuz. Teröristler ile yeni dönemdeki iş birlikleriyle, kent ortaklığı gibi lüzumsuz söylemlerle işletmeye koyan siyasi partiler vardır. CHP ile terör örgütünün siyasi uzantısı DEM’in ortaya koyduğu irade bunun apaçık bir göstergesidir. Her kriz anında, her sıkıntılı ve sancılı süreçte Fatih Sultan Mehmet Han’ın emaneti, Türklüğün ve İslam’ın en büyük şehri olan İstanbul’u kaderine terk eden bir belediye başkanı, bugün bakıyorsunuz, kendi partisindeki huzuru kaçırmakla kalmayıp, algı belediyeciliği ile milletimizin karşısına çıkıp aldatabileceği inancıyla farklı söylemlere girişiyor. Bütün bunlar olurken DEM’lendiği siyasette de teröristlere inceden inceye mesaj çakmaktan geri durmuyor. Ankara deseniz daha vahim bir halde. Vazifemiz gereği Ankara’dayız. Emin olun yolların kenarında refüjlerde bulunan ağaçları bile kurutan çiçekleri solmaya bırakan bir belediyecilik anlayışı ile Ankara çok şey kaybetmiştir. Geçmişte ülkücü olduklarını iddia ettikleri bazı isimlerin ortaya sürüldüğünü görüyoruz. Kimse kusura bakmasın Ülkücünün eskisi yenisi olmaz. Ülkücü Ülkücüdür. Teröristle yürüyenden de bırakın ülkücüyü adam bile olmaz. Kişilikten ve adamlıktan uzak siyaset tarzını benimseyenlerin 31 Mart’ta aziz milletimizin iradesiyle bir kez daha mağlup edileceği ve Türk milletinden demokrasi tokadını yiyeceği günler yaklaşmıştır” ifadelerini kullandı.
“Cumhur İttifakı Kayseri’nin medarı iftiharıdır”
31 Mart yerel seçimlerinde Kayseri’nin 16 ilçe ve bir büyükşehir ile yeniden zafere ulaşacağını söyleyen Özdemir, “Kayseri noktasında da Cumhur İttifakı medarı iftiharıdır. Kayseri 16 ilçe ve bir büyükşehir belediyesi tarafından sizin iradeniz ve teveccühünüz ile temsil edilmektedir. Hiç şüphemiz yoktur ki 31 Mart’ta gerçekleştirilecek olan yerel seçimlerde sizin iradeniz yine Cumhur İttifakı’nı 16 ilçemiz ve bir büyükşehrimizde de galip kılacaktır. Sizlerin destekleri sayesinde çalışma şevkimiz artmaktadır” dedi.
Türkiye, o coğrafyanın asli bir unsuru
İsrail’in Gazze’de 7 Ekim’den beri süre gelen insanlık dışı savaş suçları ve muamelelerine karşılık Türkiye’nin her şeyi yapmaya hazır olduğunu vurgulayan Özdemir, “İsrail’in gerçekleştirdiği terör saldırıları ne yazık ki 30 bin masum kardeşimizin şehit olmasına sebebiyet vermiştir. Bu insanlık dışı girişimin, bu mezalimin bir an önce son bulması elbette ki temennimizdir. Ancak bu durumun, ancak bunun yalnızca bir temenni noktasında kalmaması için hem İslam coğrafyasının hem de dünyanın büyük insani sorumlulukları vardır. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti garantörlük hakları dışında o coğrafyanın asli bir unsuru olarak oraya sahip çıkmak için elinden gelen ne var ise yapmaya hazırdır. Filistin Devletinin 1967 sınırlarına haiz bir biçimde toprak bütünlüğü korunmuş bir yapıda ve başkenti Doğu Kudüs olacak şekilde bir an evvel kabulü ve ilanı bizler için zorunludur. Ateşkesin bir an evvel gerçekleşmesi ve ramazan ayının sükunet içinde geçmesi beklentimizdir” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>ADALET BAKANLIĞI İADESİNİ TALEP ETTİ
Adalet Bakanlığı, kırmızı bültenle aradığı T.C.’yi İnterpol aracılığıyla önce Mısır’dan, ABD’ye gittiği belirtilince de Amerikan makamlarından iadesini talep etti. Adalet Bakanlığı, T.C. ve annesi Eylem Tok’un iadesi için hazırlanan geçici tutuklama talep evrakını hem diplomatik kanaldan hem de İnterpol aracılığıyla ABD yetkili makamlarına ilettiğini, iade süreciyle, adli soruşturmanın titizlikle takip edildiğini açıkladı.
“ABD İADE ETMEYEBİLİR”
VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’na konuşan New York Barosu Avukatı Cahit Akbulut “ABD, T.C. ve annesi yazar Eylem Tok’u Türkiye’ye iade eder mi?” sorusuna “İsterse iade etmeyebilir” yanıtı verdi. Akbulut, Türkiye ile ABD arasında 20 Kasım 1980 tarihinde Kenan Evren’in imzasıyla yürürlüğe giren Türkiye ile ABD arasındaki suçluların iadesi anlaşması imzalandığını, doğal olarak bu anlaşma kapsamında ABD’nin Türkiye’nin iade talebini değerlendirerek gerekli adli kayıtlarının yapılacağını ancak özellikle Amerikan vatandaşı T.C.’yi isterse iade etmeyebileceğini söyledi.
FETHULLAH GÜLEN VE RIZA SARRAF ÖRNEĞİ
Akbulut, şimdiye kadar Türkiye’nin işledikleri ağır suçlardan dolayı, Amerikan vatandaşı olmayan Türk vatandaşları FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ve Rıza Sarraf’ı da ABD’den istediklerini ancak hiçbir sonuç alınamadığını hatırlattı.
“BU İŞLER O KADAR KOLAY OLMUYOR”
Bir suçlunun iadesinin Amerikan Adalet Bakanlığı’nın izin ve onayıyla gerçekleştiğini belirten Akbulut, “Türkiye ile arasında suçluların iadesi anlaşması olan ABD’de bu işler o kadar kolay olmuyor. Aradaki anlaşmaya göre bir suçlunun ülkesine iadesi ancak Amerikan Adalet Bakanlığı’nın izin ve onayıyla gerçekleşebiliyor. Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmanın farklı kriterleri var. Anlaşmanın 4’üncü maddesine göre her iki ülkenin de vatandaşını diğer ülkeye iade etmeme yetkisi var. Bu maddeye göre, ‘ABD’nin yürütme makamı kendi isteğine göre eğer uygun gördüğü takdirde, kendi vatandaşının iadesine karar vermeye yetkilidir’ diye bir ek var. Eğer, T.C., ben burada kalmak istiyorum, dönersem ülkemde üzerimde büyük baskı olacak, kaçtı diyecekler gibi çok sayıda gerekçeler bulabilir ve ABD, onu Türkiye’ye asla iade etmez” dedi.
ANNE AMERİKAN VATANDAŞI MI BİLİNMİYOR
Eylem Tok’un da bir Amerikan vatandaşı olup olmadığını henüz bilmediklerini belirten Akbulut, “Yaptığımız tespitler sonrasında T.C., Amerikan vatandaşı olduğu anlaşılıyor. Havaalanı güvenlik kameralarından elde edilen fotoğraflarda elinde Amerikan pasaportuyla çıkış yaptığı gayet net görülüyor. Timur burada doğmuş olabilir. Ya da T.C., ailesi önceden kendilerine vatandaşlık yolu açan EB –5 ya da farklı yatırımlar aracılığıyla aldıkları Green Card’tan sonra vatandaşlığa geçmiş olabilirler” ifadelerine yer verdi.
]]>İş dünyasının gündemine ilişkin gazetecilere değerlendirmelerde bulunan Avdagiç, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) sıkılaşma adımlarına değinerek, “Bizim ülke olarak en kısa zamanda, etkili bir şekilde enflasyonu aşağıya çekmemiz lazım. Enflasyonu aşağıya çekeceksek; hiçbir şeye dokunmadan, hiç kimsenin konfor alanına giriş yapmadan bunu dünyada başaran hiçbir ülke yok.” değerlendirmesinde bulundu.
Enflasyonu düşürmenin belli kuralları, kaideleri ve konseptleri olduğunu dile getiren Avdagiç, Türkiye’nin Orta Vadeli Program (OVP) ile enflasyonla mücadele için bir kurallar manzumesi ortaya koyduğunu, bununla ilgili 6-8 ay civarında elde edilen çıktıların, beklentiyi yüzde 100 karşılamasa da ağırlıklı olarak bu istikamette ilerlediğini söyledi.
Avdagiç, bundan sonraki süreçte kısır döngüye girilmemesi gerektiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada zaman içinde tabii ki dokunuşlar yapılacak ama biz kalıcı ve hızlı bir şekilde enflasyonu düşürmek zorunda olan bir ülkeyiz. Hepimizin selameti için; iş dünyası, vatandaşlar, hükümet, uluslararası itibarımız, fiyat istikrarı açısından, daha uygun şartlarda iç ve dış borçlanmanın sağlanması açısından en öncelikli hedefimiz enflasyonu kalıcı şekilde düşürmek. Dolayısıyla bunu düşürmek için ortaya konan paketin sıhhatli çalışması konusunda hep beraber gayret göstermemiz lazım. Bu sadece iş dünyasının, ihracatçıların, ithalatçıların, kamunun yapacağı bir adımla olmaz. Topyekun, toplum olarak bunu benimsemeli, özümsemeli, içselleştirmeliyiz. Politikanın uygun bir şekilde yürütülebilmesi için 85 milyonun, çocukları çıkartırsak 65-70 milyonun ortak sorumluluğu var. Bu ortak sorumluluk içinde bunu en kısa zamanda başarabiliyor olmamız lazım.”
Avdagiç, ekonomi politikalarıyla alakalı olarak rasyonel bir sürecin devam ettiğini, burada bazı bireysel irrasyonel çıkışların genelleme yapılıp oradan hareket edilmemesi gerektiğini belirtti.
Son 12 aylık enflasyon ile son 12 aylık kur değişimi arasında bir korelasyon olduğunu dile getiren Avdagiç, şu anda kur ile enflasyon arasındaki ilişkinin makul bir dengede gittiğini anlattı.
“Asgari ücret yıl başında 1 yıllık açıklandı”
Şekib Avdagiç, asgari ücrette ara zam beklentilerinin sorulması üzerine, asgari ücretin 1 yıllık açıklandığını, dolayısıyla bütün iş dünyasının bütçelerini buna göre yaptığını söyledi.
Avdagiç, “Bizim spekülasyonlarla işimiz yok. Biz İstanbul Ticaret Odası’yız. Kamunun belirlediği bir asgari ücret var. Bunu belirlerken ortaya koyduğu bir çerçeve var. Biz ve temsil ettiğimiz şirketler, kamunun ortaya koyduğu bu çerçeveyi ve buradaki takdiri gündeme alarak bütçemizi yaptık. Devletin bununla ilgili gündeme getirdiği bir söylem var, biz bu söylemin bu sene geçerli olduğunu öngörüyoruz.” diye konuştu.
“(İstanbul Park ihale süreci) 2 Nisan’da başlayacak”
İTO Başkanı Avdagiç, İstanbul Park ihalesine ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Vakıflar Genel Müdürlüğü, İTO, TOBB, İBB ve İstanbul Valiliği’nin ortak olduğu pist ve kompleks, 20 yıl süreyle Formula İstanbul Yatırım AŞ’ye (FİYAŞ) yap-işlet-devret sözleşmesiyle vermişti. Bu sözleşme sona erdi. Yeni ihale süreci 2 Nisan’da başlayacak. Burada konuyu bilmeyen, kendilerine pay çıkarmaya çalışan, ucuz kahramanlık yapan bazılarına gerekli cevabı, bu ihale sonucu kesinleştikten sonra vereceğiz. Biz FİYAŞ olarak oradaki görevimizi tamamladık, tesisi yaptık. 120 milyon dolarlık bir kaynağı karşılıksız olarak kamuya devretmiş oluyoruz. Yeni alana da hayırlı olsun demek durumunda olacağız.”
Avdagiç, İTO’nun yeniden ihaleye katılmayı düşünüp düşünmediği sorusuna, “Onu o gün göreceğiz. Ticarette her şey açık konuşulmaz. Günü gelince yaşamak lazım. Arkadaşlar şartnameyi almış, çalışıyorlar.” yanıtını verdi.
Herhangi bir şirketin “ben Formula 1’i yapacağım” dediğinde yapamayacağını, Uluslararası Otomobil Federasyonunun (FIA) değil Formula 1’in sahibi olan şirketin sahibinin kapısını çalması gerektiğini dile getiren Avdagiç, şu açıklamalarda bulundu:
“Şimdi bazı arkadaşlar atraksiyon yapıyorlar, sanki bunun sorumlusu FIA’ymış gibi FIA ile pozlar çekiyorlar. Formula’nın hangi ülkede yapılacağına karar veren FIA değil. FIA yerel otomobil federasyonlarının üst kuruluşu. Dolayısıyla Formula 1’in sahibi ile masaya oturup onlardan bir iyi niyet mektubu almanız lazım. Sağda solda bu konu ile alakası olmayanlarla poz çekerek, hava atarak bu işler olmuyor. Bugüne kadar da bu işi 7 kere biz yaptık. 2 defa da yine bizim pistte kiracı firma yaptı. Poz vererek bu işler İstanbul’a gelmedi, ne 7 yere yapılırken geldi ne 2 defa yapılırken geldi. Onun için biz şimdi izliyoruz. Ümit ediyorum güzel, başarılı bir ihale olur. Alan da kiraya veren de hayrını görür.”
“Türkiye iş hayatının katılığı açısından dünyada açık ara “1 numara”
Şekib Avdagiç, iş kanununun kümülatif olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, mesai saatlerinin kısaltılması gibi sadece bir-iki alt başlığın tek başına değerlendirilmesinin doğru olmayacağını vurguladı.
Yapılan araştırmalara göre Türkiye’nin, iş hayatının katılığı açısından dünyada açık ara “1 numara” olduğunu, böyle bir katılığı Türk iş dünyasının uzun süre kaldıramayacağını dile getiren Avdagiç, bütün ülkelerde iş güvencesi açısından bazı başlıklar bulunduğunu ancak Türkiye’de bu başlıkların daha ayrıntılı olduğunu söyledi.
Avdagiç, bu başlıkların; kıdem tazminatı, işverenin emeklilik durumunda karşı karşıya kaldığı ilave yük, işsizlik sigortası, iş güvencesi ve sendikal tazminat olduğunu kaydederek, Türkiye’nin bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülke olduğunu bildirdi.
Bu katılıkla Türk iş dünyasının rekabetçiliğini sağlamasının mümkün olamayacağını belirten Avdagiç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“İstihdam üzerindeki yüklerde çok aşamalı bir konu var. Kıdem tazminatı var. Her yıla 30 gün. İşveren, emeklilikle ilave bir yükle karşı karşıya. İşsizlik sigortamız var. Defakto olarak bunu da işveren ödüyor. İş güvencesi var. İşten çıkardığınız zaman 8 ay artı 4 ay işe iade tazminatı var ve sendikal tazminat var en az 12 ay. Dolayısıyla bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülkeyiz. OECD ve AB ülkelerinde böyle 5’li bir yapı yok. Çalışan, ‘ben gidiyorum’ dediği zaman gidiyor, onunla ilgili işvereni koruyan hiçbir şey yok. En fazla ihbar süresi kadar bir çalışma mecburiyeti var. Dolayısıyla bu katılıkla önümüzdeki dönemde Türk iş dünyasının rekabetçiliğinin sağlanması mümkün değil. Yani istihdamın üzerinde hem kamunun yüklerini azaltması lazım hem de bu 5 aşamalı katılığın azalması lazım.”
“İşverenin cebinden çıkan paranın sadece yüzde 55’i çalışanın eline geçiyor”
Şekib Avdagiç, aylık 100 bin lira brüt maaşlı çalışanın eline geçen oranın yüzde 55 olduğunu belirterek, “Yani işverenin cebinden çıkan paranın sadece yüzde 55’i çalışanın eline geçiyor. Bu konudaki düzenlemeleri gözden geçirmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Kayıt dışılığın önlenmesi, çalışanların herhangi bir hak kaybı yaşamamasını ve işverenlerin daha rekabetçi olmasını konuştuklarını dile getiren Avdagiç, “Hem çalışan ve ücretler üzerindeki kamu yükünü optimize etmemiz lazım hem de bu 5’li mekanizmayı gözden geçirmemiz lazım.” ifadesini kullandı.
Avdagiç, iş kanunu görüşülürken kapsayıcı bir yaklaşımla sürecin yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi.
“Eximbank kredileri 40-45 milyar dolar seviyelerine yükselmeli”
İTO Başkanı Avdagiç, Eximbank’ın ihracatçılara verdiği desteğin ticaretin seyrini çok olumlu etkilediğini belirterek, ancak reeskont kredisi alan firmaların, bunu amacına uygun kullanması gerektiğini vurguladı.
Reeskont kredilerinin, ihracatı daha rekabetçi hale getirecek firmalara kullandırılması gerektiğini kaydeden Avdagiç, “Daha evvelki KGF kredilerinde olduğu gibi bir kısım reeskont kredisi kullanıcıları bunu gerçek amacı dışında kullanırlarsa, bu sefer devlet reeskont kredisi kullananların tamamıyla ilgili tedbir almak zorunda kalır.” açıklamasında bulundu.
Beklentilerinin, Eximbank kredilerinin Türkiye’nin 2 aylık ihracatına denk gelecek seviyelere, yani 40-45 milyar dolar civarına yükseltilmesi yönünde olduğunu kaydeden Avdagiç, bunun gerçekleşmesi durumunda sürecin daha rahat yürütülebileceğini aktardı.
Avdagiç, savunma sanayisinde atılan adımları çok değerli bulduklarının altını çizerek, “Türkiye’de savunma sanayisi konusunda ciddi bir ekosistem oluştu. Burada sadece ana savunma sanayi şirketlerinin olması yetmez. Alt ürün, hizmet, sistem üreten firmaların oluşması da önemli. Türkiye’nin dünya savunma sanayisi pazarında da şu andakinden çok daha etkili bir noktaya doğru hızla gittiğini görüyorum. Bu, Türkiye’nin dış politikasına da çok ciddi bir katkı sağlayan unsur durumuna gelmiştir.” ifadelerini kullandı.
“Kırmızı ette ana girdilerde böyle bir artışı gerektirecek maliyet oluşmadı”
Şekib Avdagiç, kırmızı et fiyatlarıyla ilgili süreci iyi takip etmek gerektiğinin altını çizerek, son bir yılda yem fiyatlarının yüzde 27, kırmızı et fiyatlarının ise yüzde 100’ün üzerinde arttığını, bunun rasyonel olmadığını söyledi.
Bazı market zincirlerinde kırmızı et fiyatlarının ramazan ayı boyunca sabit kalması konusundaki adımların etkili olduğunu dile getiren Avdagiç, buna karşılık kırmızı et fiyatlarının daha makul bir noktaya gelmesi gerektiğini vurguladı.
Avdagiç, kırmızı ette ana girdilerde böyle bir artışı gerektirecek maliyet oluşmadığını sözlerine ekledi.
]]>Göktaş, BM Kadının Statüsü Komisyonu Toplantıları için geldiği New York’taki Türkevi’nde, Türk vatandaşları ile buluştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını ileterek sözlerine başlayan Göktaş, “Bugün burada Anadolu’nun sıcaklığı, sevgisi ve muhabbeti var ama aynı zamanda gurbet de var” diye konuştu.
Kendisinin gurbetin ne anlama geldiğini çok iyi bilen kişiler arasında yer aldığını dile getiren Göktaş, “Büyükelçiliklerimizin kapısı vatandaşlarımıza sonuna kadar açık, taleplerini net bir şekilde ifade edebiliyor, büyükelçilerimize, başkonsolosluğumuza her aradığında ulaşabiliyor. Sizler zaman zaman yurt dışında gurbette olduğunuzu hissedebilirsiniz ama her zaman sizinle olan bir devletiniz ve arkanızda duran bir ülkeniz var.” ifadelerini kullandı. Yurt dışındaki vatandaşların hassasiyetlerini yakından takip ettiklerini belirten Göktaş, şöyle konuştu:
“Ülkesinden uzakta vatandaşlarımızın aile bağları kırgınlaşabiliyor veya yaşadıkları ülkelerde çocuklarını yetiştirmede yetkililerle sorunlar yaşayabiliyorlar. Bizler de 2015’te aile ataşeliklerini kurduk, hizmet vermeye başladık. Önümüzdeki dönemde bazı Avrupa ülkeleri ile ABD’de de bunu açmayı planlıyoruz. Aile ataşeliklerimiz vesilesiyle hem ülkemizdeki aile politikaları hem de sosyal devlet olmanın getirdiği bütün hassasiyetleri vatandaşlarımızla paylaşıyoruz. Ailenin güçlü olması, evlatlarımızın temeli sağlam bir zeminde büyümesi ve geleceğe daha güçlü bir şekilde hazırlanması demektir. Bunun için yürüttüğümüz faaliyetlerin başında Aile Eğitim Programı gelmektedir. Bu programları 2012’den beri Türkiye de uyguluyoruz. Bu programın farklı bir modelini yurt dışındaki vatandaşlarımıza sunmak için çalışmalarımızı başlattık.”
-“Daima yanınızdayız”
Türkiye’ye yönelik yurt dışındaki tehditlere karşı o ülkelerdeki vatandaşların duruşlarının önemine vurgu yapan Göktaş, şunları kaydetti:
“Burada yaşayan vatandaşlarımızın kardeşlik bağıyla birbirlerine kenetlenmesi ülkemizi daha da güçlü kılacaktır. Birliğimiz, Türkiye’ye kast eden her türlü örgüt ve yapılanmaya karşı özgürlüğümüzün ve bağımsızlığımızın savunucusu olacaktır. Beraberliğimiz, ülkemizin bu yapılanmalara karşı haklı davasında milletimizin sesi olacaktır. Bu anlamda yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza hizmet veren, destek olan tüm kuruluşlarımıza ve okullarımıza şükranlarımı sunuyorum. Yurt dışında yaşayan siz kıymetli vatandaşlarımızın her alanda ortaya koyacağı başarı Türkiye’yi daha güçlü kılıyor. Daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna olan inancımız artıyor. Biz de devlet olarak her daim sizin yanınızda olmaya, her türlü desteği vermeye hazırız. Evlatlarımızın geleceği, ülkemizin geleceği, milletimizin geleceği için her türlü fedakarlığa hazırız.”
-Diğer konuşmacılar
Türkiye’nin New York Başkonsolosu Reyhan Özgür ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş’ı ve beraberindeki heyeti Türkevi’nde ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirtti.
Bakan Göktaş’ın ABD’deki temaslarının önemine işaret eden Özgür, ABD’deki Türk diplomatik misyonları eliyle yürütülen ve kadınların gelişimine katkı sağlayabilecek çalışma ve projelere yönelik de bilgi verdi. Özgür, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ve diğer ilgili kurumların bu noktadaki katkıları dolayısıyla yetkililere teşekkür etti.
Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Sedat Önal da Bakan Göktaş ile beraberindeki heyetin BM’de katıldıkları toplantıların çok önemli olduğunu anlattı.
Önal, Bakan Göktaş ile beraberindeki heyeti misafir etmekten memnuniyet duyduklarını ve Göktaş’ın BM’de Türkiye’nin kadın hakları ve kadınların toplumsal rolü ile ilgili görüş ve tezlerini dile getirecek olmasının çok önemli olduğunu belirtti.
Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği görevine yakın zamanda resmen başlaması beklenen Önal, Türkevi’nin ABD’deki tüm Türkler için de değerli bir buluşma mekanı olduğunu ve adının ifade ettiği gibi gerçek anlamda bir “Türk evi” olduğunu vurguladı. Önal, Türkevi’nde bu hafta kadınlara yönelik faaliyetlere devam edileceğini de sözlerine ekledi.
Toplantıya ABD’deki Türk vatandaşlarının yanı sıra TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) Başkanı ve AK Parti Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan ile KEFEK Başkanvekili ve AK Parti Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal da katıldı.
Bakan Göktaş, toplantı sonrası New York’ta, First Robotics Competitions’a (FRC) katılarak Türkiye’yi başarıyla temsil eden İstanbul Tenzile Erdoğan İmam Hatip Lisesi kız öğrencilerinden oluşan robot takımı ile sohbet etti, öğrencilerle fotoğraf çektirdi.
]]>Özel, Edirne programı kapsamında Keşan ve Uzunköprü ilçelerinde halk buluşmalarına katıldı.
Keşan ilçesinde Mehmet Gemici Cennet Parkı önünde seçim otobüsü üzerinden vatandaşlara seslenen Özel, Keşan’da bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.
CHP’den ayrılanlara çağrı yapan ve partisini “baba ocağı” olarak nitelendiren Özel, “Kim ki dara düşmüştür baba ocaklarının kapıları açıktır, buyursunlar gelsinler. Baba evine gelene ‘nereden geldin?’ demeyiz. ‘Niye şimdiye kadar gelmedin?’ demeyiz. ‘Bugüne kadar neredeydin? Bak sen gittin memlekete neler ettirdin’ demeyin. Zira gelen herkesin baba evinde yeri vardır. Çünkü baba evinin tapusu kimsede değildir. Ne bendedir ne önceki genel başkanımız Kemal Bey’dedir. Ne Ecevit’te vardı ne rahmetli İnönü’de. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır, O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.” diye konuştu.
Özel, çiftçilerin geçim sıkıntısı çektiğini, pek çoğunun tarlasının borcu nedeniyle ipotek altında olduğunu ifade etti. Özel, şunları kaydetti:
“Türkiye’de küçülen tek sektör tarım sektörü. Türkiye büyüyor mu? Çok büyük bir kriz yaşadığı için, ‘bu sene yüzde 4 büyüyor’ diye övünüyorlar. Ama bu sene bile tarım sektörü büyümüyor, küçülüyor. Öyle olunca çiftçi büyük bir borç batağının içinde sadece geçen seneye göre bu sene çiftçinin bankalara olan borcu yüzde 88 artmış durumda.”
Emeklinin hakkını savundukça kendisini kimlik siyaseti tartışmasına çekmek istediklerini söyleyen Özel, “Ben çiftçinin, üreticinin, emeklinin, emekçinin hakkı için onunla sonuna kadar kavga edeceğim. Sonuna kadar. Bizi başka kavgaya çekip de emeklinin çektiklerini unutturamaz.” dedi.
Kimseyi ayırmadan vatan, millet, bayrak, Atatürk sevgisi olan herkesle kol kola olduklarını vurgulayan Özel, “Cumhur İttifakı’nın koyu gri, yağmur bulutu rengine karşı bizim ittifakımızın renkleri kırmızıyla beyaz. Renklerini ay yıldızlı, al bayraktan alıyor ve Cumhur İttifakı’nın karşısında seçimleri Türkiye ittifakı alıyor, biz kazanıyoruz. Türkiye İttifakı kazanacak, Türkiye kazanacak.” ifadelerini kullandı.
Özel, partisinin Keşan Belediye Başkan Adayı Mehmet Özcan’a destek istedi.
Uzunköprü
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Uzunköprü ilçesinde Adalet Meydanı’nda yaptığı konuşmada da Ergene Nehri’nin kirliliğini her zaman gündeme getirdiklerini söyledi.
Ergene’nin kirliliğinin tüm canlılar için büyük tehdit olduğunu belirten Özel, “Ergene’yle ilgili yapacak bir şey kalmadı, hükümet bir şey yapmıyor. CHP olarak, Eskişehir Belediye Başkanımız Yılmaz Büyükerşen, CHP Eşgüdüm Eğitim ve Denetimden Sorumlu Genel Koordinatörü oluyor. Büyükerşen nisan ayı içinde gelecek, belediye başkanlarımızla toplanacak, Porsuk’u nasıl bugünkü haline getirdiyse Ergene için hep birlikte çalışacağız.” dedi.
Emekli maaşının 2002 yılında asgari ücretin üzerinde olduğunu, bugün ise asgari ücretin çok gerisinde kaldığını kaydeden Özel, “Tayyip Bey, madem emekliye, madem çiftçiye, madem ayçiçeği üreticisine, pirinç üreticisine para yok, sana da oy yok.” ifadelerini kullandı.
Özel, seçime Cumhur İttifakı’na karşı Türkiye ittifakı ile girdiklerini, ittifaklarına sosyal demokratların, milliyetçi demokratların, muhafazakar demokratların destek verdiğini söyledi.
Özel, CHP Uzunköprü Belediye Başkan adayı Özlem Becan ve belde adaylarına destek istedi.
]]>Erdoğan, partisinin Gündoğdu Meydanı’nda düzenlenen mitinginde, vatandaşlara hitap etti.
Türkiye’de 21 yılda her şeyi değiştirdiklerini, geliştirdiklerini, ülkeye her konuda çağ atlatacak işler yaptıklarını ve milletin de çalışkanlığıyla, gayretiyle, becerisiyle her alanda bu değişime ayak uydurduğunu belirten Erdoğan, sadece muhalefetin bu sürecin dışında kaldığını, onu değiştiremediklerini söyledi.
Muhalefetin dün de bugün de kendini milletin üstünde gördüğünü, insanlara tepeden baktığını dile getiren Erdoğan, mensupları dahil herkese aynı nobranlıkla davranan muhalefetin, geçmişte de ülke ve millet düşmanlarıyla kol kola yürümekten geri durmadığını belirterek, şöyle konuştu:
“Bugün de terör örgütlerinin uzantılarıyla ‘kent uzlaşısı’ adı altında gizli saklı işler çevirmeyi sürdürüyorlar. Dün de eser ve hizmet namına bir hikayeleri yoktu, bugün de tuğla üstüne tuğla koydukları, herhangi bir hayırlı işe el verdikleri görülmüş değil. Şu İzmir’de tüm ilçeleri alalım, yaptıkları bir hizmet var mı? Şu körfezin çektiği nedir? Şu pisliğin halini görüyorsunuz değil mi? Yapılan bir şey var mı? İzmirli buna mahkum mu? İzmir gibi bir şehrimiz buna layık mı? CHP Genel Başkanı’nın, CHP’nin kimi adaylarının üsluplarını, tavırlarını, beyanlarını, edalarını sizler de takip ediyorsunuz. Atalarımızın çok güzel bir sözü var, ‘Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.’ İşte bunların durumu tam da o şekilde. Üstelik bu kibirlerinin üstünü taklitçilikle örtmeye kalkıyorlar. Halbuki yine atalar ne demiş, ‘Karga kekliği taklit edeyim derken, kendi yürüyüşünü şaşırmış.”
“Rotamızı Türkiye Yüzyılı’na çevirdik”
Muhalefetin, taklitçilik peşinde koşarken kendi yolunu kaybettiğini belirten Erdoğan, “Bu şaşkınlar kerameti kendilerinde gördükleri için herkese ayar vermeye, her yere laf yetiştirmeye, herkesi kendilerine tabi etmeye çalışıyorlar.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah görenlerin kullandıkları yöntemlerin adını anmaktan biz hicap ederiz. Bugünden havaya girenlerin yarın milletin başına neler açacaklarını düşünebiliyor musunuz? Allah göstermesin ülke bunların elinde kalsa neler olabileceğini, hangi facialarla karşılaşabileceğimizi mayıs ayından bu yana yaşananlara bakarak görebiliriz. Muhalefet salkım saçak da olsa hamdolsun biz bu ülkenin önüne Türkiye Yüzyılı gibi bir vizyon koymayı başardık. Dün Cumhuriyetimizin 100. yılına kilitlenmiştik, şimdi rotamızı Türkiye Yüzyılı’na çevirdik.”
“Bizde sadece eser, hizmet, çalışmak olur”
Türkiye’nin diplomasi, ekonomi, üretim, ordu, sanayi, turizm ve insani tüm zenginlikleriyle dünyanın en ileri ülkeleri arasındaki hak ettiği yeri almasını sağlamayı amaçladıklarını vurgulayan Erdoğan, güncel tartışmalar, gelip geçici sıkıntılar ve üstesinden gelinebilecek sorunların kimseyi yanıltmaması gerektiğini söyledi.
Programlarını kararlılıkla uyguladıklarını, hedeflerine adım adım yaklaştıklarını aktaran Erdoğan, cumhurbaşkanıyla, kabinesiyle, meclisiyle, belediyeleriyle ve tüm kadrolarıyla milletin hizmetkarı olarak yola devam ettiklerini kaydetti.
Bundan daha sağlam bir adım olmayacağını ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
“Biz size inanıyoruz. Siz de bize inanıyor musunuz? Mesele yok. Şayet aksi yönde bir duruşumuzu görürseniz, hiç çekinmeyin. Yüzümüze hakikatleri haykırın. Haykırın ki hatamızı görüp kendimizi düzeltelim. Bizde kibir, enaniyet, riyakarlık olmaz. Bizde sadece eser, hizmet, çalışmak, mücadele etmek olur, eksik bırakmışsak tamamlama, hata yapmışsak düzeltme olur. Biz kendimize işte bu kadar güveniyoruz. Bütün bunlara rağmen hala korku siyasetiyle iradenize ipotek koymaya çalışanlar varsa emin olun tek dertleri sizin bu hassasiyetinizi istismar etmektir. Bizim öyle bir gündemimiz yok.”
“Kazananın İzmir olmasını diliyoruz”
Gündoğdu Meydanı’ndaki mitinge katılımın 100 bin olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gündoğdu Meydanı bizi bugün yine yanıltmadı.” dedi.
Erdoğan, İzmir’in yatırım eksiklerini en kısa sürede tamamlayarak, şehrin kayıp yıllarını hep birlikte telafi etmek istediklerini söyledi. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın da en nadide köşelerinden olan İzmir’i, kadim tarihine ve potansiyeline uygun bir seviyeye getirmeye talip olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Unutmayınız, belediyecilik zaten bizim işimiz. 21 yıldır tek başımıza iktidarız. Şayet başka bir niyetimiz olsaydı şimdiye kadar zaten ortaya çıkardı, benim milletim de bizi buralarda bırakmazdı. Onca yılın ardından artık kimsenin hayat biçimiyle derdimizin olmadığını herhalde kabul etmeyen kalmamıştır. Amacımızın insanımızın huzur, güven ve refah seviyesini yükseltmek olduğunu akıl ve vicdan sahibi herkes görmüştür. İzmir 31 Mart’ta işte bu siyaset tarzlarından birini seçecek. Kazananın İzmir olmasını diliyoruz.”
(Sürecek)
]]>Kavacık Yaşam Merkezi’nde düzenlenen Beykoz Kastamonu Buluşması’na katılan Bakan Yumaklı, bugün itibarıyla İstanbul’da nüfus olarak Kastamonuluların ikinci sırada yer aldığını söyledi.
Yumaklı, “AK Parti olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 22 senedir bu şehre, bu ülkeye olması gerektiği gibi sizlerin, evlatlarımızın ve geleceğimizin teminatı olmak üzere gece gündüz çalışan bir ekip olduk.” ifadelerini kullandı.
Memleketinden, milletinden yana olanların her zaman için yanı başında olduklarını, bu vefayı gösterdiklerini, bundan sonra da aynı şekilde çalışmaya devam edeceklerini dile getiren Yumaklı, şunları kaydetti:
“Sizler 14-28 Mayıs’ta Sayın Cumhurbaşkanımıza Türkiye Yüzyılı’nın inşasıyla ilgili yeniden icazet verdiniz ve dediniz ki ‘Biz sana güveniyoruz. Çünkü yaparsa AK Parti yapar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan söylerse yapar.’ dediniz ve bu izni, bu icazeti kendisine verdiniz. Sayın Cumhurbaşkanımız da sizlerin arasından birisi. Beni yol arkadaşlarından birisi olarak seçti. Bu gerçekten benim için inanılmaz gurur verici ve kelimelerle anlatılabilir bir onur değil. Ancak ben biliyorum ki her biriniz de benim bu hissiyatımı içinizde taşıyorsunuz. Bizim mayıs ayından sonra Türkiye Yüzyılı’nı inşa etmekle alakalı mücadelemiz başladı. Yalnız 31 Mart seçimleri Türkiye Yüzyılı’nın inşası için önemli olan ikinci merhaledir. Bizler yaşadığımız ilçelerde, şehirde güçlü olursak, bir de hükümette güçlü olursak ki öyleyiz Türkiye Yüzyılı’nın inşasını, şehirlerin, illerin, ilçelerin gelişmesini hep beraber sağlamış olacağız.”
“Murat Kurum, İstanbul için, İstanbul’un geleceği için talip”
Yumaklı, İstanbul’da son 5 yıldır bir “fetret devri” olduğunu, son dönemde kentte hiçbir uluslararası toplantı olmadığını, şehrin adeta “sessizliğe” gömüldüğünü belirterek, “İstanbul, dünyanın gözünün üzerinde olduğu şehir, artık yanan metrobüsleri, otobüsleri ve trafiği söylemiyorum.” diye konuştu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkan adayı Murat Kurum’un kimin, neye ihtiyacı varsa anında orada yer aldığını ve gerekeni yaptığını vurgulayan Yumaklı, “Kurum, şimdi İstanbul için, İstanbul’un geleceği için talip.” dedi.
Bakan Yumaklı, AK Parti Kastamonu Belediye Başkan adayı Tahsin Babaş’ın da gerçek belediyecilikle Kastamonu’yu kavuşturmak üzere çalışmalarına devam ettiğini dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“O yüzden sizlerden de istirhamım mutlaka Kastamonu’daki eşimizi, dostumuzu, arkadaşımızı arayalım ve aynı şekilde bir AK Partili Bakan olarak bütün bunlarla alakalı, tabiri caizse desteğini arkamızda hissettiğimiz hemşehrilerimiz olarak bu sonucu da Kastamonu’da beklediğimi kendilerine iletmenizi istirham ediyorum. Kent uzlaşısı diye bir şey çıkardılar. PKK terör örgütünün yargılanmaması, daha doğrusu uluslararası arenada da zor durumda kalmaması için ona başka isimler takmışlardı. Hatırlarsınız işte YPG falan demişlerdi. Sonra da ‘Onun PKK’yla hiçbir alakası yok.’ demişlerdi. Şimdi kent uzlaşısı dediler adına ve gerçekten hepinizin de bildiği ve benim insanımın, Kastamonuluların asla kabul etmeyeceği terörle uzantısı olanlarla demlenmeye başladılar. Bunu da aklımızdan hiçbir zaman için çıkarmayalım. Her şey Beykoz için olsun. Her şey İstanbul için olsun. Her şey Türkiye’miz için olsun.”
]]>Kurtuluş Savaşı yıllarında ordudan bir istiklal marşı yazılması isteği gelmesi üzerine Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) 500 lira ödüllü bir yarışma açtı.
Bakanlık, yarışmaya gönderilen 724 şiirden 6’sını seçip bastırdıktan sonra milletvekillerine dağıttı. Ancak bu şiirleri yeterli bulmayan dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver), yarışmaya para ödülü olduğu için katılmadığını öğrendiği Burdur Milletvekili Mehmet Akif’e (Ersoy) bir mektup yazarak kendisinden yarışmaya katılmasını istedi.
Meclisin, 12 Mart 1921’de Başkanvekili İstanbul Milletvekili Dr. Adnan (Adıvar) Bey başkanlığında yaptığı toplantıda, Mehmet Akif’in şiiriyle birlikte 7 şiir ele alındı. Tartışmalardan sonra İstiklal Marşı olarak kabul edilen Mehmet Akif’in şiiri, Meclis kürsüsünden Bakan Hamdullah Suphi tarafından okundu.
Mehmet Akif ise para ödülünü almak istemedi. Yarışmanın şartnamesi uyarınca ödülü almak zorunda olduğu belirtilince, Mehmet Akif, parayı “Darül Mesai” adlı bir yardım kurumuna bağışladı.
Marşın kabulünden sonra Maarif Vekaleti bu kez beste yarışması açtı. 24 müzisyenin katıldığı yarışmanın sonuçlanması savaş yüzünden gecikti ve Bakanlık, 1924’te oluşturulan özel bir komisyonun, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini “İstiklal Marşı” olarak belirlediğini duyurdu.
Ancak Çağatay’ın bestesinin, klasik musiki etkisi altında olduğu gerekçesiyle 1930 yılında alınan karar uyarınca Osman Zeki Üngör’ün bestesi “İstiklal Marşı” olarak benimsendi.
Belli başlı öteki olaylar:
11 Mart
1938- Avusturya Şansölyesi Schuschnigg istifa etti, yerine gelen Nazi yanlısı Seyss-Inquart’ın daveti üzerine Alman birlikleri Avusturya’ya girdi.
1941- İngiltere’nin Sofya Elçisi Rendell’a, İstanbul’da Pera Palas Oteli’nde suikast girişiminde bulunuldu. Olayda 4 kişi öldü, Rendell kurtuldu.
1947- Türkiye, Uluslararası İskan ve Kalkınma Bankası (Dünya Bankası) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) örgütüne katıldı.
1949- İsrail ve Ürdün, Rodos’ta ateşkes antlaşması imzaladı.
1958- Türkiye, Mısır, Suriye ve Yemen devletlerinin oluşturduğu Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni tanıdı.
1968- İstanbul Belediye Başkanı Haşim İşcan, beyin kanaması sonucu 70 yaşında vefat etti.
1976- Eski ABD Başkanı Richard Nixon, Şili’deki seçimler sırasında Salvador Allende’nin seçilmesini önlemek için CIA’ye emir verdiğini itiraf etti.
1983- İki Ermeni teröristin silahlı saldırısında yaralanan Türkiye’nin Belgrad Büyükelçisi Galip Balkar yaşamını yitirdi.
1985- Konstantin Çernenko’nun 10 Mart’taki ölümünün ardından Mihail Gorbaçov, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterliğine getirildi.
1988- Montajının tamamı Türkiye’de yapılan ilk F-16, Hava Kuvvetlerine teslim edildi.
1990- Litvanya, tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti.
1993- Türkiye’nin Hamburg Din Ataşesi Ali Mangaoğlu, Alman polisi tarafından vurularak öldürüldü.
2011- Japonya’da merkez üssü Sendai olan 8,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem ve neden olduğu tsunami felaketinde 13 bin 400 kişi öldü, Fukuşima’da bir reaktör patladı, bölgedeki halk tahliye edildi.
2013- İsveç’i ziyaret eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Kral Carl XVI. Gustaf tarafından İsveç’in yabancı devlet ve hükümet başkanlarına verilen en üst düzey nişanı olan “Serafim Nişanı” takdim edildi.
2016- Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Isparta’da 2007’de, 57 kişinin yaşamını yitirdiği uçak kazasına ilişkin davada, Atlasjet tarafından uçağın kiralandığı Dünyaya Bakış Hava Taşımacılık AŞ ortağı Yavuz Çizmeci, Genel Müdürü Aydın Kızıltan ve Teknik Müdürü İsmail Taşdelen’in 11 yıl sekizer ay, Bakım Müdürü Fikri Zafer Dinçer’in 5 yıl 10 ay hapis cezasını onadı.
2017- Suriye’nin başkenti Şam’ın Bab Musalla bölgesinde meydana gelen iki patlamada 41 kişi öldü, 100 kişi yaralandı.
2020- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de Kovid-19 şüphesi olan bir kişinin test sonucunun pozitif çıktığını bildirdi.
2020- Dünya Sağlık Örgütü, Kovid-19’u küresel salgın ilan etti.
2022- ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’ya saldırıları nedeniyle Rusya ile ticari ilişkilerini askıya aldıklarını ve bu ülkeden deniz ürünleri, alkol, pırlanta dahil başlıca ürünlerin ithalatını durdurduklarını açıkladı.
2022- Milli sporcu Elvira Kamaloğlu, Bulgaristan’da düzenlenen 23 Yaş Altı Avrupa Güreş Şampiyonası’nda kadınlar 57 kiloda altın madalya kazandı.
12 Mart
1918- Erzurum düşman işgalinden kurtuldu.
1921- Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı, milletvekillerince ayakta dinlenildi ve TBMM’de Ulusal Marş olarak kabul edildi.
1921- Londra Konferansı sona erdi. İtilaf Devletleri barış önerdi.
1930- Hindistan’da Mahatma Gandi, tuz üretimindeki hükümet tekeline karşı çıkmak amacıyla Ahmetabat’tan denize doğru yürüyüşe başladı.
1933- Türk Dili Tetkik Cemiyetince eski sözcüklere Türkçe karşılık bulmak için “Dil Anketi” başlatıldı.
1947- ABD Başkanı Harry Truman, Kongre’den Sovyetler Birliği’nin baskısı altında bulunan Türkiye ve Yunanistan’a toplam 400 milyon dolarlık bir yardımda bulunulması ve bu devletlerin sivil ve askeri personeline ABD’de eğitim verilmesi için yetki istedi.
1971- Silahlı Kuvvetler “12 Mart Muhtırası”nı verdi. Başbakan Süleyman Demirel, bu gelişme üzerine istifa etti.
1979- Pakistan ve İran, CENTO’dan (Merkezi Antlaşma Teşkilatı) çekileceklerini açıkladı.
1985- Ermeni teröristler, Türkiye’nin Ottawa Büyükelçiliği’ne saldırı düzenledi. Kanadalı polisi öldüren teröristler, elçilikte 11 kişiyi rehin aldı. Büyükelçi Coşkun Kırca, pencereden atlayarak kurtuldu.
1985- Sovyetler Birliği ile ABD arasında, Cenevre’de Stratejik Nükleer Kuvvetler, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler, Uzay ve Savunma sistemleri ile İlgili Yeni Silahların Kontrolü Görüşmeleri başladı.
1995- Bir taksiyi gasbeden teröristler, Gazi Mahallesi’nde Alevilere ait olduğu bildirilen üç kahvehaneyi gece otomatik silahlarla taradı, bir kişi öldü, 20 kişi yaralandı. 14 Mart’ta Gaziosmanpaşa’da çıkan olaylarda 96 iş yeri tahrip edildi, 13 araç yakıldı.
1999- Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan, NATO’ya katıldı.
2000- Papa II. John Paul, kilisenin geçmişte Yahudilere, muhaliflere, kadınlara ve yerlilere karşı işlediği günahlardan ötürü af diledi.
2004- Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın özel kalem müdürlüğünü yapan Haldun Derin 92 yaşında vefat etti.
2017- Hollanda’da Türk toplumuyla ve diplomatik temsilcilerle bir araya gelmek amacıyla yapacağı ziyaretler engellenen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, Almanya’dan uçakla İstanbul’a geldi.
2018- Dünya Uluslararası Pediatri Kurumu, mülteci çocuklara yönelik hizmetlerinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Uluslararası Barış Ödülü” verme kararı aldı.
2019- ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), SDG ismini kullanan terör örgütü YPG/PKK’ya 300 milyon dolar, DEAŞ’la mücadele eden Suriye’ye sınır ülkelerin sınır güvenliğinin sağlanması için de 250 milyon olmak üzere toplam 550 milyon dolar ayırdı.
2020- Kovid-19 nedeniyle Türkiye’de ilk, orta, lise ve üniversitelerin 16 Mart itibarıyla tatil edilmesine, spor müsabakalarının da nisan sonuna kadar seyircisiz oynanmasına karar verildi
2021- New York Eyalet Meclisinde, 6 kadının ortaya attığı cinsel taciz iddiaları nedeniyle New York Valisi Andrew Cuomo hakkında azil soruşturması başlatıldı. Cuomo’nun, suçlamalar üzerine, 10 Ağustos’ta görevinden istifa etmesiyle soruşturma düşürüldü. Cuomo hakkında cinsel taciz iddiasında bulunan kadın sayısı, 2021’de en az 12 oldu.
13 Mart
1781- Alman kökenli İngiliz astronom William Hershel, Uranüs gezegenini keşfetti.
1899- Mustafa Kemal Atatürk, 1283 yaka numarasıyla Harp Okulunun piyade sınıfına yazıldı.
1919- Kazım Karabekir, Erzurum’da 15. Kolordu Komutanlığına atandı.
1923- Mustafa Kemal, Adana’dan başlayan bir geziye çıktı.
1926- Mustafa Kemal Paşa’nın, Falih Rıfkı (Atay) ve Mahmut (Soydan) Bey’e anlattığı hayat hikayesi ve hatıralarının kısaltılmış şekli, Milliyet gazetesinde yayımlandı.
1970- Dublaj sanatçısı ve yazar Adalet Cimcoz 60 yaşında İstanbul’da vefat etti.
1983- Beylerbeyi’nde restorasyonu süren tarihi İsmail Hakkı Efendi Yalısı, gece çıkan yangında kül oldu. Yalının yanındaki 205 yıllık Beylerbeyi Camisi’nin kubbesi de tamamen hasar gördü.
1992- Erzincan’da 6,8 büyüklüğündeki depremde 653 kişi öldü.
1994- İstanbul Boğazı’nda iki Rum gemisinin çarpışması sonucu yangın çıktı. 15 denizcinin öldüğü, 17 denizcinin kaybolduğu kazada, denize yayılan petrol çevre kirliliğine yol açtı.
1996- Efes Pilsen basketbol takımı, Avrupa Koraç Kupası’nı kazandı.
2003- Anayasa Mahkemesi HADEP’i kapattı.
2003- 1998 yılından bu yana tadilat gören Etnografya Müzesi yeniden açıldı.
2012- Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin ölümüne ilişkin ana davadan dosyaları ayrılan 7 sanık hakkındaki davanın, 2 sanık yönünden ölmeleri, 5 sanık yönünden ise zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verdi.
2013- Vatikan’da papalık seçiminin ikinci gününde Arjantinli Kardinal Bergoglio, Katolik dünyasının yeni lideri seçildi.
2015- Almanya Anayasa Mahkemesi, öğretmenlerin derslerde başörtüsü takmasına getirilen yasağın anayasaya aykırı olduğuna hükmetti.
2015- Birleşmiş Milletler, İran’da geçen yıl 753 kişinin idam edildiğini açıkladı. Bunun, son 12 yılın en yüksek rakamı olduğu belirtildi.
2016- Ankara Kızılay Güvenpark’ta bir araca yerleştirilen bomba patlatılarak düzenlenen terör saldırısında 37 kişi hayatını kaybetti, 71 kişi yaralandı. Saldırıyı terör örgütü PKK üstlendi.
2016- Fildişi Sahili’nin Abidjan kentine 40 kilometre mesafedeki bir tatil köyünde düzenlenen silahlı saldırıda, aralarında turistlerin de olduğu 22 kişi öldü.
2017- NASA, 8 yıl önce Ay’ın yörüngesindeyken Dünya ile irtibatı kesilen Hindistan Uzay Araştırma Örgütüne (ISRO) ait bir keşif uydusunun yerini tespit etmeyi başardı.
2019- ABD yönetimi, 2018 İnsan Hakları Raporu’nun İsrail bölümünde, daha önce “işgal altında” şeklinde tanımladığı Golan Tepeleri için ilk kez “İsrail kontrolündeki” ifadesini kullandı.
2019- İngiliz Parlamentosu, Avrupa Birliğinden (AB) anlaşmasız ayrılmayı her koşulda reddeden teklifi kabul etti.
2019- Geçirdiği beyin kanaması nedeniyle hastanede tedavi gören Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu ile Yükseköğretim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu, 58 yaşında hayatını kaybetti.
2023- Suriye’de sivillere yönelik hak ihlallerini belgeleyen Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), Beşşar Esed rejimi güçlerinin Suriye’de iç savaşın başladığı Mart 2011’den bu yana en az 22 bin 981 çocuğu öldürdüğünü açıkladı.
2023- Nepal’de 5 yıl önce getirilen Everest’e yalnız tırmanma yasağının ülke genelindeki tüm dağlarda uygulanmasına karar verildi.
14 Mart
1827- II. Mahmut döneminde, Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle ilk cerrahhanenin, Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda “Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adıyla kurulması, daha sonra “Tıp Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı.
1879- Fizik bilgini Albert Einstein, Ulm’da doğdu.
1919- Yunanlıların, İzmir’e çıkarma planı, İngiltere Başbakanı Lloyd George, Fransa Başbakanı Clemenceau, İtalya Başbakanı Orlando ve ABD Başkanı Wilson tarafından kabul edildi.
1935- İstanbul Belediye Meclisi, Darülaceze’nin adını Düşkünler Evi olarak değiştirdi.
1939- Hatay Meclisi, Türk lirasını resmi para olarak kabul etti.
1953- Sovyetler Birliği Komünist Partisi 1. Sekreteri Stalin’in ölümü üzerine yerine getirilen Malenkov, görevini 8 gün sonra Kruşçev’e devretti.
1964- BM Güvenlik Konseyi, Barış Gücü’nün Kıbrıs’a gitmesini kararlaştırdı.
1980- ABD Hava Kuvvetlerine ait C-130 tipi askeri nakliye uçağı, İncirlik Hava Üssü’ne iniş yaparken düştü, 18 ABD askeri öldü.
1983- Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulmasını öngören yasa tasarısı, Danışma Meclisinde kabul edildi.
2000- Greenpeace, yıllardır çevre kirliliği konusunda mücadele ettiği uluslararası kuruluşlardan Shell petrol şirketine ortak oldu.
2003- Türkiye Cumhuriyeti’nin 59. Hükümeti, Siirt Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kuruldu.
2008- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” iddiasıyla AK Parti’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesinde dava açtı.
2011- Türkiye’nin ilk haber spikerlerinden Jülide Gülizar, Ankara’da tedavi gördüğü hastanede 82 yaşında vefat etti.
2013- Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) bilim adamları, parçacıklara kütlelerini verdiği düşünülen ve “Higgs Bozonu” adı verilen atomaltı parçacığının varlığından emin olduklarını açıkladı.
2016- Foto muhabiri Ara Güler’in hayatını ve fotoğraflarını konu alan “İstanbul’un Gözü” adlı belgesel film, Washington DC Bağımsız Film Festivali’nde tüm kategorilerdeki yapımlar arasında “En İyinin İyisi” seçildi.
2016- Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Suriye’deki Rus güçlerin büyük bölümünün çekilmesi için emir verdiği duyuruldu.
2017- Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen ve iki gün süren Suriye konulu 3. tur görüşmelerinde, Türkiye ve Rusya’nın yanı sıra İran’ın da resmen ateşkesin garantörü olmasına karar verildi.
2018- Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özçelik’in “uykusuzluk geni”ni keşfettiği çalışma, ABD merkezli uluslararası bilim dergisi Cell tarafından “2017 Dünyanın En İyi Bilimsel Buluşları”ndan seçildi.
2018- Dünyanın önemli kozmologlarından kabul edilen ve ALS hastalığı nedeniyle tüm iletişim yetilerini kaybetmesine rağmen kendisi için özel olarak tasarlanan bir bilgisayar desteğiyle bilimsel çalışmalarını devam ettiren Stephen Hawking, 76 yaşında hayatını kaybetti.
2020- Kovid-19 salgınıyla mücadele amacıyla Türkiye, 08.00’den itibaren tüm hudut kapılarını Almanya, İspanya, Fransa, Avusturya, Norveç, Danimarka, İsveç, Belçika ve Hollanda’dan gelen yolculara kapattı.
2021- Kosova’nın Kudüs Büyükelçiliği açıldı. İsrail ile diplomatik ilişkilerin resmen başlatılması için 1 Şubat’ta anlaşmaya varan Kosova, Kudüs’te büyükelçilik açan, nüfusunun çoğunluğu Müslüman ilk ülke oldu.
2023- Pakistan’da eski Başbakan İmran Han’ı gözaltına almak isteyen polislerle Pakistan Adalet Hareketi Partisi destekçileri arasında çatışma çıktı. İki gün süren çatışmanın ardından ülke genelindeki protestolarda Han taraftarı 198 kişi gözaltına alındı.
15 Mart
1921- Son Osmanlı sadrazamlarından, İttihat ve Terakki liderlerinden (Mehmed) Talat Paşa, suikast sonucu hayatını kaybetti. Berlin’de sokakta bir Ermeni’nin arkasından kurşunladığı Talat Paşa, 1 Eylül 1874’te Edirne’de doğmuştu.
1933- Almanya’da Hitler, Üçüncü Reich’ı ilan etti.
1938- Sovyetler Birliği’nde olağanüstü mahkemede ölüm cezasına çarptırılan, aralarında Ekim Devrimi’nin önderlerinden Nikolay Buharin’in de bulunduğu 18 kişinin cezaları infaz edildi.
1955- Tiyatro sanatçısı Muammer Karaca’nın yaptırdığı “Karaca Tiyatrosu” İstanbul’da açıldı.
1961- Turkish Daily News kuruldu.
1964- Sinema yıldızı Elizabeth Taylor ile aktör Richard Burton evlendi.
1983- Maliye Bakanlığı, Hisarbank ve İstanbul Bankasına el koydu.
1996- Aydın Menderes, Afyon’un Sandıklı ilçesinde geçirdiği trafik kazası sonucunda felç oldu.
2001- İktisat Bankasına el konuldu.
2001- İstanbul-Moskova seferini yapan Tupolev-154 tipi uçak, Atatürk Havalimanı’ndan kalkışından kısa süre sonra Çeçen korsanlarca kaçırıldı. Medine’ye indirilen uçağa Suudi antiterör timlerince düzenlenen operasyonda, Türk yolcu Gürsel Kambal ve Rus hostes Yuria Fomina hayatını kaybetti, bir korsan öldürüldü.
2006- Genelkurmay Başkanlığı, vatandaşların da görüşlerine başvurarak, Kara Kuvvetleri Komutanlığının yeni birlik sembolünde Atatürk’ün Kocatepe sırtlarında resmedildiği figürün yer almasına karar verdi.
2012- Türkiye, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve ilk onaylayan ülke olarak onay belgesini Avrupa Konseyine sundu.
2017- Pakistan’da 19 yıl aradan sonra nüfus sayımı yapıldı.
2019- Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki iki camiye, cuma namazı sırasında düzenlenen silahlı saldırıda 51 kişi yaşamını yitirdi, 49 kişi yaralandı.
2020- Türkiye ile Gürcistan, koronavirüsü önleyici tedbirler kapsamında, iki ülke arasındaki mevcut üç sınır kapısından biri olan Sarp/Sarpi sınır kapısını yolcu trafiğine karşılıklı kapattı.
16 Mart
1920- İtilaf devletleri, İstanbul’u işgal etti.
1921- Sovyetler Birliği, Ankara Hükümetini resmen tanıdı, Moskova Antlaşması imzalandı.
1940- Nobel Ödülü’nü kazanan ilk kadın yazar Selma Lagerlöf, 82 yaşında öldü.
1956- Keman sanatçısı Suna Kan, İtalya’da ödül aldı. Gazeteler, “Paganini sağ olsaydı, Suna Kan’ı alnından öperdi.” diye yazdı.
1964- TBMM’de gizli yapılan olağanüstü toplantıda, hükümete gerektiğinde Kıbrıs’a müdahale yetkisi verildi.
1971- Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, Sivas’a bağlı Gemerek’te jandarmayla girdikleri çatışma sonunda yakalandı.
1972- Cumhuriyet Senatosu, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkındaki idam kararını onayladı.
1978- İstanbul Üniversitesinden çıkan öğrenci grubuna bomba atıldı, yedi öğrenci öldü. Silahlı kişilerce gruba ateş açıldı, çok sayıda kişi yaralandı.
1978- İtalya’da eski başbakanlardan Aldo Moro, terör örgütü Kızıl Tugaylarca kaçırıldı.
1994- TBMM tarafından dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra gözaltına alınan beşi DEP’li altı milletvekili, TCK’nin 125’inci maddesine muhalefet ettikleri gerekçesiyle DGM’ye sevk edildi. Vatana ihanetle suçlanan milletvekilleri, 17 Mart’ta tutuklanarak cezaevine konuldu.
1999- Kosova’daki Sırp güçlerine karşı, 70 gün sürecek hava harekatı başlatıldı.
2004- Türkiye Taşkömürü Kurumunun (TTK) Karadon Maden Ocağı’ndaki grizu patlamasında 8 Çinli işçiden 5’i öldü, 3’ü yaralandı.
2012- Afganistan’da NATO’ya bağlı Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) bünyesinde Kabil Bölge Komutanlığında görevli Türk askerlerini taşıyan helikopterin düşmesi sonucu 12 asker şehit oldu.
2017- Halep kentinin Etarib ilçesinde bir camiye namaz vakti düzenlenen hava saldırısında 58 kişi hayatını kaybetti.
2018- Eski HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, “terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan yargılandığı davada 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
2020- İçişleri Bakanlığı genelgesiyle, koronavirüs tedbirleri kapsamında pavyon, diskotek, bar ve gece kulüplerinin faaliyetleri geçici süreyle durduruldu.
2023- İngiltere, güvenlik endişeleri nedeniyle bakanlar ve devlet memurlarının kullandığı telefon ve diğer elektronik cihazlarda, Çinli sosyal medya platformu TikTok kullanımına yasak getirdi.
2023- Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 12 yıl aradan sonra devlet başkanı düzeyinde ilk resmi ziyaret için Japonya’ya gitti.
17 Mart
1816- 38 tonluk “Elise” adlı buharlı tekne, kaptan Pierre Andriel yönetiminde, Manş Denizi’ni aşan ilk buharlı tekne oldu.
1939- Hatay’da Türk posta ve telgraf ücretleri uygulamaya konuldu.
1948- Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere ve Lüksemburg dışişleri bakanları arasında, 50 yıl süreli Brüksel Anlaşması imzalandı.
1954- Türk Milli Futbol Takımı, Dünya Kupası grup elemelerinde, Madrid’de 4-1 yenildiği İspanya’yı, İstanbul’da 1-0 yendi. Milli Takım, yönetmelik gereği, 1954 yılının 17 Mart günü Roma’da yapılan üçüncü karşılaşmada İspanya ile 2-2 berabere kalınca, kura çekildi. Kurada kazanan Türk Milli Takımı, finallere katılma hakkı elde etti.
1966- Varto’da meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki depremde 14 kişi yaşamını yitirdi.
1972- Uzun süredir araları açık olan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ile Genel Sekreter Bülent Ecevit barıştı.
1976- Amerikan Northrop uçak şirketi, uçak alım satımlarıyla ilgili Türkiye’de rüşvet dağıttığı iddialarını doğruladı.
1985- İki ünlü oyun yazarı Arthur Miller ve Harold Pinter, hapiste bulunan Pen üyesi yazarları ziyaret etmek amacıyla Türkiye’ye geldi.
2005- Sivas’ın Koyulhisar ilçesine bağlı Sugözü köyü Kuzucu Mahallesi’ndeki toprak kayması sonucu 15 kişi ve 21 ev toprak altında kaldı.
2015- İsrail’de düzenlenen erken genel seçimlerden Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önderliğindeki sağcı Likud Partisi birinci çıktı.
2016- Yemen’de Suudi Arabistan öncülüğündeki uluslararası koalisyona bağlı savaş uçakları tarafından düzenlendiği iddia edilen saldırıda, Hacce kentinde 22’si çocuk 119 kişi öldü, 47 kişi yaralandı.
2016- Terör örgütü PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD, Suriye’nin kuzeyinde kontrolünde tuttuğu bölgelerde federasyon ilan ettiğini duyurdu.
2018- Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, parlamentoda yapılan seçimle ikinci dönem devlet başkanlığına getirildi.
2020- Türkiye, Kovid-19 önlemleri kapsamında, İngiltere, İsviçre, Suudi Arabistan, Mısır, İrlanda ve Birleşik Arap Emirlikleri ile uçuşları yasakladı. Uçuş yasağı uygulanan ülke sayısı 20’ye yükseldi.
2021- HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği, hakkında mahkemece verilen ve kesinleşmiş cezaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi okunarak düşürüldü.
2023- Finlandiya’nın NATO’ya Katılımına İlişkin Protokol, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanarak TBMM Başkanlığına sunuldu.
2023- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesinde dava açtı.
]]>Boks antrenörü Osman Bozkurt ve şampiyon kızları, AA muhabirine, filmleri andıran hikayelerini anlattı.
Çocukluğunda Muhammed Ali’nin maçlarını izlerken bu spora hayranlık duyduğunu ve 16 yaşında boksa yöneldiğini belirten baba Osman Bozkurt, bir süre sonra antrenörlüğe geçtiğini söyledi.
Bozkurt, gençlik yıllarında, erkek çocuğu dünyaya gelirse onun da boksör olması hayalini kurduğunu, ilk çocuğu Latife’nin bu spora ilgi duymasının kendisini çok mutlu ettiğini ve kızını boks çalıştırmaya başladığını bildirdi.
Toplumdaki güçlü erkek hakimiyeti algısı nedeniyle boksu sadece erkeklerin yapabileceğini düşüncesinin aksine kız çocuklarının da bu sporda başarılı olabileceğini göstermek için daha sonra dünyaya gelen kızlarını da boksa yönlendirdiğini vurgulayan Bozkurt, “Boks, dışarıdan göründüğü gibi kavga, dövüş, vurma, kırma gibi bir spor değil. Boksun fizyoloji, psikomotor, anatomi, beslenme, iletişim, teknik, taktik, algılama, hızlı karar verme gibi bilimsel yönleri de var. Çoğu branş da aslında bünyesinde bu özellikleri barındırıyor.” dedi.
4 kızını da boksör yetiştiren Bozkurt, Hindistan’da oğlu olmadığı için kızlarını güreşçi yapan bir babanın konu edildiği 2016 yapımı Dangal filmiyle kendilerini özdeşleştirdiklerini dile getirdi. Bozkurt, şöyle konuştu:
“O filmi ailecek çok kez izledik. İzlerken onların yaşadığı sıkıntıların benzerlerini yaşadığımızı fark ettik. Babanın kızlarını güreşçi olarak topluma kabul ettirme çabasını, ben de kızlarımı boks sporuna kazandırırken yaşadım. Filmin bazı yerlerini ağlayarak izledik. Hatta kızlarımla bu spor dalıyla uğraşırken sorunlarla karşılaştığımız zaman Dangal filmini tekrar izliyoruz. Böylece benzer sorunların her yerde yaşandığını görüp, kendimizi rahatlatıyoruz, moral buluyoruz.”
“Dangal filmi bana pes etmemeyi öğretti”
Osman Bozkurt’un en büyük kızı 28 yaşındaki Latife Bozkurt, hiperaktif olduğu için boks sporuna yöneldiğini, ortaokul yıllarında bu spora başladıktan kısa süre sonra Türkiye şampiyonluğu kazandığını ifade etti.
Başka dereceler de aldığını belirten Bozkurt, evlenmesiyle bir süre boksa ara verdiğini ancak çok özlediği spora, yarım bıraktığı başarılarını sürdürmek için tekrar döndüğünü anlattı.
Latife Bozkurt, bu alanda babasıyla çok mücadele verdiklerini, daha güçlü bir şekilde geri döndüğü boksta dünya şampiyonluğunu hedeflediğini kaydetti.
Biri erkek, biri kız iki çocuğu olduğunu aktaran Bozkurt, “Yetenekleri hangi spor dalındaysa ona yönlendirmek istediğim çocuklarımın dedesi ve annesi gibi boksa yönelmeleri beni çok mutlu eder.” değerlendirmesinde bulundu.
Dangal filmini izlerken kendisine ait birçok nokta gördüğünü vurgulayan Latife Bozkurt, “Dangal filmi bana pes etmemeyi öğretti.” dedi.
“Olimpiyatlarda derece almak en büyük amacım”
22 yaşındaki Ebrar Bozkurt da küçüklüğünden beri babasını ve ablasını örnek aldığını, onlara özendiğini belirterek, 2015 yılında boksa başladığını söyledi.
İlk maçını 2016’da yaptığı bilgisini veren Ebrar Bozkurt, U22 Türkiye Kadınlar Boks Şampiyonası’nda üçüncü olduğunu, 2023’te de U22 Türkiye Boks Şampiyonası final maçında ikinciliği elde ettiğini bildirdi.
Bozkurt, bu yılın ocak ayında Büyük Kadınlar Türkiye Ferdi Boks Şampiyonası’nda çıktığı finalde ikinci olduğunu, hedefinin ise olimpiyatlarda derece almak olduğunu dile getirdi.
Boks sporuyla ilgilenirken bazı maddi zorluklar yaşadıklarını anlatan Ebrar Bozkurt, bu konuda destek beklediklerini ifade etti.
“Hedefim olimpiyatlarda Türk bayrağını dalgalandırmak”
15 yaşındaki Elif Bozkurt da küçüklüğünde babası ve ablasının maçlarını izlerken hayranlık duymaya başladığı boksa 1,5 yıl önce başladığını söyledi.
Türkiye üçüncülüğü, Ankara ve İstanbul şampiyonlukları olduğunu belirten Elif Bozkurt, “Hedefim olimpiyatlarda derece alarak Türk bayrağımızı dalgalandırmak.” diye konuştu.
“Türkiye’yi temsil etmek istiyorum”
12 yaşındaki Amine Ahsen Bozkurt da çocukluğundan beri ablaları ve babasını izlediğini, boksa ilgisinin de bu şekilde oluştuğunu anlattı.
Yaklaşık 2 yıldır profesyonel şekilde yaptığı boksta Ankara şampiyonluğu kazandığını vurgulayan Armina Bozkurt, hedefinin olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil etmek olduğunu kaydetti.
]]>2 ÜLKE ARASINDAKİ BAĞLARIN GÜÇLENDİRİLMESİ ELE ALINDI
İki ülke arasında terörle mücadele ve savunma işbirliği dahil olmak üzere ilişkilerin çeşitli alanlarda güçlendirilmesi ele alındığı belirtilen ortak açıklamada, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve ABD Dışişleri Bakanı Antony J. Blinken Türkiye-ABD Stratejik Mekanizmasının 7-8 Mart 2024 tarihlerinde Vaşington’da düzenlenen yedinci toplantısına başkanlık etmişlerdir. Stratejik Mekanizma kapsamında 7 Mart’ta, Türk ve ABD Dışişleri Bakanlıklarından üst düzey yetkililerin katılımıyla açık, işbirliğine dayalı, stratejik görüşmeler gerçekleştirilmiş, ardından 8 Mart’ta Bakan Fidan ve Bakan Blinken bir araya gelmişlerdir. Bakan Fidan ve Bakan Blinken, ortak hedeflerin ilerletilmesi ve ortaya çıkan küresel sınamaların ele alınmasına imkan veren, sonuç odaklı, ileriye dönük, ikili pozitif gündeme bağlılıklarını yinelemişlerdir. İki Bakan Türkiye-ABD ilişkilerinin bölgesel öncelikler, terörle mücadele, savunma işbirliği, ekonomik büyüme, ticaret, enerji güvenliği ve iklim değişikliği ile insanlar arası bağlar dahil olmak üzere çeşitli alanlarda güçlendirilmesini ele almıştır” ifadelerine yer verildi.
“İSRAİL VE GAZZE ARASINDA 2 DEVLETLİ KALICI ÇÖZÜM”
Açıklamada, “Bakan Fidan ve Bakan Blinken Gazze’de devam eden krizi ele almış ve diplomatik faaliyetlerini değerlendirmişlerdir. Taraflar, çatışmanın sona erdirilmesine yönelik bir yol bulunması ve insani krizin derhal üstesinden gelinmesinin önemini vurgulamış, ayrıca iki devletli kalıcı bir çözüme olan bağlılıklarını bir kez daha teyit etmiştir” ifadeleri kullanıldı.
“TÜRKİYE VE ABD ARASINDA TERÖRLE MÜCADELE İSTİŞARESİ YENİDEN BAŞLADI”
Türkiye ve ABD’nin terörle mücadele istişarelerinin yeniden başladığı vurgulanan açıklamada, “Bakan Fidan ve Bakan Blinken terörizmin her türü ve tezahürüyle mücadele edilmesi gerektiğini yinelemişlerdir. Türkiye ve ABD, Stratejik Mekanizma kapsamında, ulusal güvenliklerine tehdit teşkil eden terörizme karşı işbirliğini artırmak, organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığına karışan şebekeleri ele almak amacıyla Türkiye-ABD Terörle Mücadele İstişarelerini yeniden başlatmıştır. Bakan Blinken, ABD’nin Türkiye’yi ve Türk çıkarlarını hedef alan terör örgütü PKK, DHKP-C ve DEAŞ’ı kınadığını yinelemiştir. Türkiye ve ABD, DEAŞ’ın Suriye ve Irak’ta kalıcı olarak yenilgiye uğratılması yönündeki ortak kararlılıklarını yinelemiş ve Afrika ve Orta Asya’da bulunan DAEŞ ve El Kaide bağlantılı örgütlerin oluşturdukları tehdide karşı işbirliğini ele almışlardır.
Bakan Fidan ve Bakan Blinken, Suriye krizini tüm yönleriyle ele almışlar ve Türkiye ile ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı çerçevesinde Suriyelilerin önderliğinde, Suriyelilerin sahiplendiği bir siyasi sürece olan bağlılıklarını tekrarlamışlardır. Türkiye ve ABD, DEAŞ bağlantılı tutukluların ve Suriye’nin kuzeydoğusunda yerlerinden edilmiş kişilerin, rehabilite edilebilecekleri ve kendi toplumlarına yeniden entegre edilebilecekleri, gerektiği şekilde adalete teslim edilebilecekleri menşe ülkelerine geri gönderilmelerinin önemini yinelemiştir” ifadelerine yer verildi.
UKRAYNA’NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE DESTEK
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ilişkin Türkiye’nin ve ABD’nin desteği yinelenen açıklamada, “Bakan Fidan ve Bakan Blinken, Rusya’nın kabul edilemez savaşı karşısında Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne ilişkin Türkiye ve ABD’nin desteğini yinelemişlerdir. Amerika Birleşik Devletleri, kısa süre önce duyurulan Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu ile tahıl sevkiyatı ve diğer uluslararası ticaret için hayati önem taşıyan güvenli rotaların kolaylaştırılması da dahil olmak üzere Türkiye’nin Karadeniz’deki çabalarını memnuniyetle karşılamaktadır” denildi.
TOPLANTIDA BÖLGESEL İSTİKRAR KONULARI ELE ALINDI
Yapılan açıklamada, “İki taraf ayrıca, artan ekonomik ve güvenlik işbirliği yoluyla bölgesel istikrar ve bağlantılar kurulması ihtiyacı da dahil olmak üzere Orta Doğu ve Afrika’ya ilişkin daha geniş kapsamlı konuları ele almıştır. Bakan Fidan ve Bakan Blinken Doğu Akdeniz’deki durumu ele almış ve istikrarın ve iletişim kanallarının korunmasının önemini vurgulamıştır. Bakan Blinken, 2023 Aralık ayında Atina’da düzenlenen Beşinci Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi ve Türkiye-Yunanistan Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk Bildirgesi’nin imzalanması da dahil olmak üzere Türkiye ve Yunanistan arasında süregelen temasları memnuniyetle karşılamıştır. Güney Kafkasya konusunda Bakan Fidan ve Bakan Blinken, Azerbaycan ve Ermenistan arasında dengeli ve kalıcı bir barış anlaşmasının teşvik edilmesi için birlikte çalışma taahhüdünde bulunarak, böyle bir anlaşmanın bölgesel istikrar, işbirliği ve refahı teşvik edeceği konusunda mutabık kalmışlardır” ifadeleri kullanıldı.
İSVREÇ’İN NATO’YA KATILIMI MEMNUNİYETLE KARŞILANDI
Toplantı sonrası yapılan açıklamada İsveç’in NATO müttefiki olmasının memnuniyetle karşılandığı ifade edilerek, “Bakan Fidan ve Bakan Blinken, Vaşington’da yapılacak 75’inci NATO Zirvesi öncesinde, mevcut tehditler ve zorluklar karşısında NATO içindeki koordinasyon ve dayanışmayı güçlendirmenin yollarını ele almışlardır. İki Bakan, Müttefikler olarak kolektif savunmaya ve NATO’nun Açık Kapı Politikasına olan köklü bağlılıklarını bir kez daha teyit etmiştir. NATO’nun en büyük iki silahlı kuvveti olarak her iki taraf da taahhütlerin yanı sıra kabiliyetleri geliştirmek, birlikte çalışabilirliği sağlamak ve kolektif güvenliğin gücünü arttırmak için yeniden tesis edilen iki yönlü savunma ticareti ilişkisinin önemini yinelemiştir. İki Bakan, İsveç’in 32’nci NATO müttefiki olarak teşkilata katılımını ve bu katılımın İttifakı ve Avrupa-Atlantik güvenliğini güçlendirecek olmasını memnuniyetle karşılamıştır” denildi.
TÜRKİYE- ABD SAVUNMA TİCARETİ DİYALOĞU YAPILACAK
Yapılan yazılı açıklamaya göre; toplantıda iki bakan ileriye dönük olarak Türkiye-ABD güvenlik ilişkisini, stratejik zorluklar ve fırsatlarla başa çıkmak için iki ülkenin teknolojik yeniliklerini geliştirecek şekilde dönüştürme fırsatlarını ele aldı. Bu kapsamda iki Bakan 2024 yılında Türkiye-ABD Savunma Ticareti Diyaloğunun yapılacağını ve iki ülkenin savunma sanayi işbirliğini ilerletme fırsatlarını değerlendireceğini duyurdu. İki Bakan, Türkiye-ABD ikili ticaretinin devamlı büyüme göstererek 30 milyar doların üzerinde olmasından memnuniyet duyduklarını dile getirdi ve ekonomik işbirliğini genişletmek ve derinleştirmek üzere, 4 Mart’ta Türkiye’de düzenlenen Dijital Diyalog gibi, mevcut ikili forumları geliştirmenin önemini bir kez daha teyit etti.
İki taraf, gelişmekte olan ülkelerdeki altyapı için yüksek standartlar oluşturmak üzere Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı kapsamındaki finansman fırsatlarından yararlanılmasını ele aldı. Taraflar, Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve ABD Enerji Bakanlığı’nın eşbaşkanlığında, Türkiye ve ABD Dışişleri Bakanlıklarının katılımıyla başlatılacak Enerji ve İklim Diyaloğu’nu desteklediklerini beyan etti. Açıklamada, Enerji ve İklim Diyaloğu, her iki ülkede enerji güvenliği ve enerji dönüşümü ile iklim değişikliği alanında işbirliğini geliştireceği ifade edildi. Taraflar, özellikle net sıfır hedefleri ışığında, en yüksek emniyet, güvenlik ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına uygun olarak geliştirilen konvansiyonel ve Küçük Modüler Reaktörler gibi sivil nükleer enerjinin artan önemini kabul etti ve Türk ve ABD kamu ve özel sektörlerini bu alanda işbirliği fırsatlarını araştırmaya ve somut öneriler geliştirmeye teşvik etti.
BAKANLAR, TEMASTAN DUYDUKLARI MEMNUNİYETİ DİLE GETİRDİ
Toplantı sonrası yapılan açıklamada, Türkiye ve ABD ikili temasların artmasından duyulan memnuniyet dile getirilerek, “Bakan Fidan ve Bakan Blinken, ayrıca insanlar arası ilişkileri ikili ilişkilerin temel direklerinden biri olarak kabul etmişlerdir. Bu yıl, 75’nci yıldönümü olan ABD-Türkiye Fulbright programı bu bağın bir göstergesidir. Taraflar, 2020 Kültür Varlıkları Anlaşması’nın yürürlüğe girmesinden bu yana 72 Türk kültürel ve tarihi eserinin Türkiye’ye iade edilmiş olmasını, ortaklığımızın gücü açısından bir referans noktası olarak kabul etmişlerdir. Bakan Fidan ve Bakan Blinken ortak hedefleri ilerletmek üzere olumlu, ileriye dönük, stratejik bir vizyon oluşturmak için Stratejik Mekanizmayı kullanma fırsatını memnuniyetle karşılamışlardır. Taraflar Türkiye-ABD stratejik ilişkilerinin ilerlemeye devam etmesini dilemekte ve ikili temasların artmasından memnuniyet duymaktadırlar” denildi.
]]>Adan, MHP Kağızman Seçim Koordinasyon Merkezi açılışında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamını iletti.
Birlik ve beraberlik mesajı veren Adan, “Bizim birliğimizi, beraberliğimizi Allah’ın izniyle hiç kimse bozamayacak. Dış güçlere teslim olmuş belli güçler, zaman zaman Türkiye ile oynuyorlar. Bazen fırsat bulduklarında Meclis’i bombalıyorlar bazen Genelkurmayı basıyorlar ama siz değerli vatandaşlarımız bu olayları takip ettikten sonra sandığa gittiğinde de bunların dersini veriyor.” diye konuştu.
14-28 Mayıs 2023 seçimlerini hatırlatan Adan, şöyle devam etti:
“Bu seçimde ülkenin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini savunan Cumhur İttifakı parlamentoda birinci oldu ve Cumhurbaşkanımız da büyük bir oyla tekrar Cumhurbaşkanı oldu. Bunu siz yaptınız, siz başardınız. Bir şey daha başarmak mecburiyetindeyiz. Türkiye’de yaşayan her insanımızı Diyarbakır’dan Edirne’ye kadar, Tunceli’den Yozgat’a kadar her vatandaşı kardeş kabul edenlerin Türkiye’de kazanması lazım. Ayrımcıların bizi değişik çatışmalara, sürüklemek isteyenlerin nefesinin kesilmesi lazım.”
Adan, uzun yıllardır siyaset yaptığını, öğrencilik yıllarından beri siyaseti ve Türkiye’yi takip ettiğini söyledi.
Gittiği yerlerde karşılaştığı manzaralarla ilgili düşüncelerini aktaran Adan, “Nereye gidersem gideyim, hangi yere varırsam varayım yetimin parasında, devletin kasasında gözü olmayan, sadece onurlu yaşamak isteyen vatandaşlarımız bana bir ‘Allah’a çok şükür ki muhalefet kazanmadı’ diyor. Niye? diye sorduğumda, ‘Bakın her gün birbirinin aleyhinde neler söylüyorlar, bunlar bu ülkeyi nasıl yönetecekler?’ diyor. Cumhurbaşkanı adayı yaptıklarının aleyhinde konuşuyorlar, birbirlerinin aleyhinde konuşuyorlar. Oysa sağlıklı bir şekilde Türkiye’nin projelere, kalkınmaya ve gelişmeye ihtiyacı var. Bu meseleleri yüreğine sığdırmış olanların iktidar olması lazım.” ifadelerini kullandı.
“Birlik ve beraberlik olunca 7 düvelle mücadele ettik”
Adan, Cumhur İttifakı’nın Kağızman Belediye Başkan adayı Emrullah Koman’ın “Benim aşkım Kağızman” diyerek yüreğini vatandaşlara teslim ettiğini belirtti.
Kars, Ağrı, Diyarbakır, Tunceli ve Türkiye’nin her tarafında Cumhur İttifakı’nın çok güçlü bir şekilde çalışmalarına devam ettiğini vurgulayan Adan, şunları kaydetti:
“Çünkü Cumhur İttifakı’nın beraberliğinde menfaat söz konusu değildir. Bugün burada bulunan bütün vatandaşlarımıza, Tunceli’den Edirne’ye kadar bütün vatandaşlarımıza sorduğumuzda ‘Bizim birliğe, beraberliğe ihtiyacımız var’ diyor. Birlik ve beraberlik olunca 7 düvelle mücadele ettik ve ezanı hür, bayrağı hür Türk devletini kurduk. O gün kurulan devletin imkanları ile bugünkü imkanları mukayese ettiğimizde bugün çok güçlüyüz. Ama Allah’a şükürler olsun o gün devletimizi kurduk. Bu devleti asla yıktırmayacağız. Hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.”
İlçenin en temel meselesinin gölet olduğuna dikkati çeken Adan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tarım ve Orman Bakanını aradığımda bu gölet konusunu DSİ’nin programa aldığını ama bir an önce yapılması konusundaki talebimizi hemen karşılayacağını ve talimatları vereceğini söyledi. Huzurunuzda Tarım Bakanını tebrik ediyorum. Burada size bir söz veriyorum. Bütün meselelerinizin Ankara’da takipçisi olacağız, çok mertçe takipçisi olacağız ve başkandan gelen bütün projelere Cumhur İttifakı’nın bir tarafı olarak hükümetimize götüreceğiz. Cumhurbaşkanına götüreceğiz, bakanlarımıza götüreceğiz bütün meseleleri takip edeceğiz.”
Vatandaşların talebi üzerine TBMM Başkanvekili Adan, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile telefonla görüşerek, Kağızman Yakan Göleti’nde çalışmaların hızlandırılmasını istedi.
]]>Kent merkezindeki Madenci Anıtı’nın bulunduğu alanda düzenlenen halk buluşmasına katılan Özel, 2014’te meydana gelen 301 işçinin hayatını kaybettiği Soma’daki maden faciasının ardından büyük mücadele vererek taleplerini dile getirdiklerini belirterek, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yol alınamadığını savundu.
Özel, maden ocaklarında yaşanan acıların yüreklerini dağlamaya devam ettiğini belirterek, “Bir yandan da biz yokluktan, yoksulluktan, emekçilerin, emeklilerin hakkından konuştuğumuzda bu maden ocaklarının vergilerini affedenler, İliç’teki şirkete göstermelik 16 milyon ceza kesip 3 ay sonra 222 milyon vergi cezasını affedenler emekçiye, emekliye gelince ‘para yok’ diyorlar.” ifadesini kullandı.
Zonguldak’ta emekli sayısının çalışan sayısından fazla olduğunu aktaran Özel, hükümetin emeklileri kademe kademe yoksullaştırdığını söyledi.
Emeklinin 2002 ile bugünkü alım gücünü örneklerle anlatan Özel, şunları kaydetti:
“Ben Tayyip Bey’e diyorum ki gel emekliye sahip çıkalım. Nasıl mı? Bir emekli kart çıkaralım. Oraya en düşük emekli maaşı alanlar için 7’şer bin lira yatıralım. Ayrıca elektrikte, suda, doğal gazda yüzde 25 ile 40 arasında indirim tanımlayalım. Diyor ki asla olmaz. Neden? Hazinede para yok. Sana emanet edilen hazinede para vardı da şimdi para yoksa bunun hesabını ben mi vereceğim, emekli mi verecek, sen mi vereceksin? Önce bunu konuşalım.”
“Biz umudu, sevgiyi, Türkiye’nin aydınlık yarınlarını örgütlüyoruz”
Özel, Türkiye’deki gençlerin dünyanın başka ülkelerinde hayal kurmasının en büyük beka sorunu olduğunu savunarak, “O yüzden bütün gençlerimize sesleniyoruz; enseyi karartmayın, umutsuzluğa kapılmayın. Ne demokrasiden ne sandıktan ümidi kesmeyin. Atatürk, cumhuriyeti ne genel başkanlara ne milletvekillerine ne parti meclisi üyelerine ne belediye başkanlarına emanet etti. Atatürk, cumhuriyeti gençlere emanet etti.” ifadelerini kullandı.
Zonguldak’ta güçlü, motivasyonu tam, kazanmaya odaklanmış bir ekibin olduğunu belirten Özel, “Beş yıl önce bir kaza oldu, çok üzüldük. Şimdi hepimizin üzerine düşen bir görev var. O da bunu telafi etmek ve emeğin başkentini emekçinin partisine, halkın partisine Cumhuriyet Halk Partisi’ne yeniden kazandırmak.” dedi.
Özel, Zonguldak Belediye Başkan adayı Tahsin Erdem’in belediyeciliği bildiğini dile getirerek, “1 Nisan’dan itibaren bu şehrin yüzünü güldürmeye geliyor. Biz ona güveniyoruz. Zonguldak, örgütümüz, ona güveniyor. 1 Nisan’dan sonra bu kentin gençlerini kaybetmeyeceği, emeklilerine, emekçilerine sahip çıkacağı, sendikalarla omuz omuza, kol kola bir yerel yönetici, emeklisini sahipsiz, gençlerini umutsuz bırakmayan, bu kentin çehresini ve yarınlarını düzeltecek bir belediye başkan adayımız var; Tahsin başkan. Onu size emanet etmeye geldim.” diye konuştu.
Cumhur İttifakı’na yönelik eleştirilerde bulunan Özel, şöyle devam etti:
“Korkuyu örgütlüyorlar. Tehdit ediyorlar. Hatay’a gidip şantaj yapıyorlar. ‘Oy vermedin halin ortada. Vermezsen perişan ol.’ diyorlar. Ordu’ya geliyorlar. ‘Bize oy yoksa doğal gaz yok diyorlar.’ Sakarya’ya gidiyorlar, ‘Oy vermeyene hizmet yok.’ diyorlar. Oysa Türkiye’nin en iyi hizmet alan kentlerini CHP yönetiyor. Yıllardır, iktidarda değiliz; 100 öğrencinin 85’i CHP’li belediyelerin olduğu ilçelerdeki üniversiteleri tercih ediyor. Herkes gezmeye tatile geliyor, göçü CHP’li belediyeler alıyor ama korkuyu örgütleyecek ya korkutarak, korku siyaseti yapacak ya tehdit ve şantaj yapacak ya böyle konuşuyor. Ama biz umudu, sevgiyi, Türkiye’nin aydınlık yarınlarını örgütlüyoruz. Türkiye’nin, Zonguldak’ın geleceğini örgütlüyoruz.”
Eleştirilerini sürdüren Özel, “Belki bu seçimde ittifak yapmadık gibi görünüyor ama çok daha büyük bir ittifakın içindeyiz. Onların karşısında bizim ittifakımız, onlar Cumhur İttifakı’ysa biz Türkiye ittifakıyız.” dedi.
Özel, “Türkiye İttifakı”nın içinde sosyal demokrat, milliyetçi ve muhafazakar demokrat, yakasında güneş olan, yakasında olmasa da gözü güneş gibi parlayan iyi insanların olduğunu aktararak, haramdan ve yalandan korkan herkesle birlikte olduklarını sözlerine ekledi.
Konuşmasının ardından 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde bölgede görev alan bir madenciye plaket hediye eden Özel, daha sonra il, ilçe ve belde belediye başkan adaylarını tanıttı.
Programda, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci Binici, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, CHP Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul, parti meclis üyesi Nazan Güneysu, Zonguldak Belediye Başkan adayı Tahsin Erdem ve partililer yer aldı.
]]>Büyükataman, Cumhur İttifakı’nın Mustafakemalpaşa Belediye Başkan adayı Ahmet Beygirci’nin Kültür Merkezi’nde düzenlenen proje tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde 31 Mart’ta vatandaşların desteğiyle adaylarının bayrağı teslim alacağını söyledi.
Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin önemine işaret eden Büyükataman, “Hem de çok daha önemli. Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkıntıları hep beraber yaşıyoruz. Etrafımızda kurulmak istenen tuzakları, Türkiye hasımlarının her dönem yürüttüğü çabaları birlikte takip ediyoruz. Olağanüstü gayretlere ve Türkiye üzerinde hiç bitmeyen asırlık hesaplara rağmen Allah’a şükürler olsun bu necip millet her dönem örneğini en son 14 ve 28 Mayıs’ta da ortaya koyduğu gibi oyunları hep boşa çıkardı.” diye konuştu.
Milletin feraseti ve sağduyusuyla Türkiye’nin huzuruna, birliğine, dirliğine, bin yıllık kardeşlik hukukuna yönelik kurulmak istenen tuzakları bertaraf ettiğini vurgulayan Büyükataman, sözlerini şöyle sürdürdü:
“31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nde de yürekten inanıyorum ki yakalamış olduğu bu istikrarın muhafazası ve yine kurulmak istenen bu tuzakların bertaraf edilmesi konusunda kendisine yakışanı yine bu necip millet gerçekleştirecektir. Mustafa Kemal Paşa’nın emaneti bugün hangi ellerde? İbretle hep beraber takip ediyor ve şahit oluyoruz. Mustafa Kemal Paşa’nın emanet ettiği Cumhuriyet Halk Partisinden bugün ne yazık ki hiçbir iz kalmadı. Ne kadar Türkiye hasmı çevre varsa, Türkiye’ye düşman hangi odaklar mevcutsa, Türkiye’yi yıllardır meşgul eden terör örgütünün her dönem farklı isimlerle hayata geçirdiği ve parlamentoda ne yazık ki temsil imkanı bulan siyasi organizasyonlarla artık bugün ilişkilerini hiç gizleme ihtiyacı duymayan sözde Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet Halk Partisine değil Mustafakemalpaşa’da, değil Bursa’nın diğer ilçelerinde, Türkiye’nin hiçbir yerinde şans vermemek mecburiyetindeyiz. Aziz milletimizin bu dönem çok daha dikkatli ve bu konuda uyanık olacağına yürekten inanıyorum.”
Seçimlere 3 hafta kaldığını anımsatan Büyükataman, “İnşallah hep birlikte önümüzdeki 3 hafta iyi değerlendirildiğinde, kafasında birtakım şüpheler olan vatandaşlarımıza ulaşıldığında gereğinin yapılması gerekecek bir süre. El ele, gönül gönüle bu 3 haftayı birlikte en iyi şekilde değerlendireceğiz. Cenabıhakk’ın izni, sizlerin gayretiyle hem Mustafakemalpaşa’da hem başta Büyükşehir olmak üzere 17 ilçemizin tamamında birliğin gücüyle Cumhur İttifakı’nın bayraklarını Bursa’da dalgalandıracağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Projelerini anlatan Ahmet Beygirci de Mustafakemalpaşa için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti.
Sahada gezdiklerinde vatandaşlardan son derece olumlu görüşler aldıklarını aktaran Beygirci, şunları kaydetti:
“Çalışmalarımızı hiçbir şekilde hız kesmeden Cumhur İttifakı’nın çatısı altında son derece etkili şekilde devam ediyoruz. Çok şükür hain darbe girişimi 15 Temmuz sürecinden sonra Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Genel Başkanı’mız Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin ülkemizdeki beka sorununu dile getirerek kurmuş oldukları kutlu ve dualı davanın Mustafakemalpaşa’da temsilcileri olmaktan onur ve gurur duyuyorum.”
Belediye meclisi üyesi adaylarının tanıtılması ve fotoğraf çekiminin ardından sona eren programa, MHP Bursa Milletvekili Fevzi Zırhlıoğlu, Mustafakemalpaşa Belediye Başkanı Mehmet Kanar ve partililer katıldı.
]]>Ala, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Abide Kavşağı’nda düzenlenen mitingdeki konuşmasında, AK Parti’nin kurulduğu günden bugüne reform üstüne reform yaptığını söyledi.
Şanlıurfa’nın, bu hareketin, bu başarının arkasında duracağına ve Türkiye’yi hedeflerine doğru taşıyacağına inandığını dile getiren Ala, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şimdi reform üstüne reform yaparak Türkiye’yi aldığı yerden buralara getiren ve şimdi de dünyanın neresinde bir problem varsa Gazze’den Karabağ’a, Bosna’ya kadar nerede bir Müslüman’ın ayağına taş değiyorsa onun hakkını Birleşmiş Milletlerden diğer bütün uluslararası kuruluşlara kadar her platformda sizin verdiğiniz güçle savunan Tayyip Erdoğan, AK Parti liderliği var. Bu hareketin Türkiye’ye kazandırdıkları inanın saymakla bitmez. İşte yollardan geliyoruz. Geçtiğimiz mayıs ayında seçim yaptık, yine Cumhurbaşkanı’mıza siz yol açtınız. Aynen bu otobanlar gibi bir siyasi otoban yaptınız ‘yola devam’ dediniz. Karşı tarafta görüyorsunuz partiler önce birbirlerine düştüler. Şimdi kendi içlerinde birbirlerini hançerliyorlar, birbirlerine düştüler.”
Ülkenin içindeki ve dışındaki problemlerle mücadele etmek için işbirliğinin önemli olduğunu dile getiren Ala, “Şanlıurfalı bilir ki sandığa gittiği zaman verdiği bir oyun sesi sadece Şanlıurfa’dan ya da o ilçeden duyulmaz. Sadece orayı etkilemez. Bilir ki Şanlıurfalı, Şanlıurfa’nın tarihi yüksek seslerle inancının sesini, değerlerinin sesini bütün dünyaya duyurmayı hedefler.” diye konuştu.
Bütün darbeleri bertaraf ettiklerini, çocukların üniversitelerde önüne konulan engelleri kaldırdıklarını ifade eden Ala, seçimlere kısa bir süre kaldığını, bu sürede yapılan çalışmaların daha çok anlatılması gerektiğini vurguladı.
Ala, şöyle devam etti:
“Şimdi de 4-5 yıllık güçlü bir destek verirseniz, engelsiz otoban yaparsanız siyaseten bunu sandıktan çıkaracağınız sonuç belirleyecek. O zaman gerçekten önde Cumhurbaşkanı’mız, arkasında kadro ve sizin, milletimizin desteğiyle Türkiye’yi hedeflerine doğru taşıyacağız. Türkiye’nin hedefi ne? Bir cümleyle söyleyeyim, bizim arzu ettiğimiz Türkiye, götürmek istediğimiz yer, dünyanın en gelişmiş, en kalkınmış, en müreffeh 10 ülkesi arasına girmektir. Bunu başarmaya var mıyız? Şimdi Türkiye bunu başarırken Şanlıurfa da en kalkınmış, en gelişmiş, en müreffeh en huzurlu şehir olmaya layık değil mi? Layık. Peki bunu kim başaracak? Bunu Tayyip Erdoğan’la el ele yürüyen Zeynel Abidin kardeşimizle birlikte başaracağız. Sizler de destek olacaksınız, yolda hep birlikte yürüyeceğiz. Yolda birlikte yürürsek değerli kardeşlerim inanın bu hedeflere de varırız.”
AK Parti Genel Başkanı Yardımcısı Erkan Kandemir ise Şanlıurfa’nın millete, ezana, Recep Tayyip Erdoğan’a vefanın adı olduğunu söyledi.
Toplanan kalabalığın Şanlıurfa’nın 31 Mart’a hazır olduğunu gösterdiğini ifade eden Kandemir, şunları aktardı:
“İşte bugün bu muhteşem kalabalık, ucu bucağı gözükmeyen binlerce insanın, on binlerce arkadaşımızın, hanımefendilerin, beyefendilerin, şu yağmura rağmen buraya koşması gösteriyor ki Urfa 31 Mart’a hazır. Ne zaman bu şehre gelsek yüreğinizdeki sevdayı, muhabbeti, aşkı tadıyoruz. Türkiye’nin dört bir tarafına buradan aldığımız ilhamla enerjiyle heyecanla gidiyoruz. Urfa sadece Türkiye’ye değil, İslam coğrafyasına da her defasında Tayyip Erdoğan’ın yanında durarak bir mesaj veriyor. İnanıyorum ki 31 Mart’ta da bu mesajı bir kere daha tekrarlayacak. Her bir belediye başkan adayımıza, büyükşehirde Zeynel Abidin Beyazgül başkana sahip çıkmak suretiyle Urfa bir kere daha 31 Mart’ta ‘ben buradayım’ diyecek. Buna yürekten inanıyorum.”
???????
]]>Adan, Kars’ta beraberindeki, AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın, MHP Ankara Milletvekili Erkan Bülent Haberal, MHP Gümüşhane Milletvekili Musa Küçük, MHP MDK üyesi Taner Gökçek ve AK Parti İl Başkanı Muammer Sancar ile MHP Seçim Koordinasyon Merkezi’ni ziyaret etti.
Cumhur İttifakı’nın Kars Belediye Başkan adayı Ötüken Senger için destek isteyen Adan, buradaki konuşmasında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin selamlarını iletti.
Cumhur İttifakı’nın bir Türkiye ittifakı olduğunu anlatan ve 14-28 Mayıs 2023 seçimlerini hatırlatan Adan, şöyle devam etti:
“MHP ile AK Parti’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı yıkılacak diye sevinenler kimlerdi? Karslılar değildi. Vergisini veren, onurlu yaşayan, bu bayrağa saygı duyan hiç kimse sevinmiyordu ama DEM’in adını koyduğu, bu milletin evlatlarına, polisine, bölgedeki vatandaşlara kurşun sıkan terör örgütü sevinçten adeta çılgınlarca sevinçler yaşıyordu. Öbür taraftan 15 Temmuz’da TSK’nın karargahını basan, devleti kuran Meclisi bombalayan ve 47 özel harekat mensubunu yakarcasına öldüren, askerimizi, polisimizi çatıştıran bir başka terör örgütü, dışarıya güdümlü FETÖ’cüler çok seviniyordu. Milletimiz buna fırsat vermedi. Hem Cumhur İttifakı’nı parlamento aritmetiğinde öne geçirdi hem de Türk devletini yönetme iradesini Sayın Cumhurbaşkanı’mıza vererek Türkiye büyük bir beladan kurtuldu. O gün bu fırsatı vermeyenler, milletimiz o gün FETÖ’cüye, bölücüye, PKK’lıya bu fırsatı vermedi. Bugün de vermeyecek.”
Kars’ta gördüğü hava, inanç ve beraberliğe bakarak Belediye Başkan adayı Senger’in seçimi kazanacağına inandığını vurgulayan Adan, Kars’tan yükselen sesin, bölücünün ve devlete düşman olanların nefesini kesecek güçlü bir ses olması gerektiğini belirterek, “Türkiye’nin birliğe ve beraberliğe ihtiyacı var.” ifadelerini kullandı.
“Bölücüler, FETÖ’cüler tekrar işbirliği yapmışlar”
Kars’ın yiğitler, teslim olmayan ve boyun bükmeyen bir şehir olduğunu vurgulayan Adan, şunları kaydetti:
“İstiklal Marşı söylemeyen bir siyasi partiye Kars’ı teslim edecek misiniz? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir günah işlenebilir mi? Bugün sizin muhatabınız keşke devlete, bayrağa, Türkiye’nin birliğine bağlı bir iradeyle karşınıza çıkmış birileri olsaydı ama çok samimi bir şekilde itiraf ediyorum ki bölücüler, FETÖ’cüler tekrar iş birliği yapmışlar. Karşımıza bazı tezgahlar ortaya koymaktadırlar. Türkiye, Cumhur İttifakı’yla bir kartal pençesi gibi Karabağ’ı Ermenilerden alıp Azeri topraklarına kattı. Biz buralarda geçmişte bir mağlubiyet yaşadık ama çok süratli bir şekilde kendimizi toparlayıp Bakü’ye gittik. Azerbaycan’da bir büyük zafere öncülük ettik. İşte o gün Azerbaycan’a gidenler şimdi SİHA’larımızla gidip oralarda Karabağ’ı Ermenilerden alıp esas hakkı olan Azeri topraklarına katıyoruz.”
Gazze’de İsrail’in katliamlarına dikkati çeken Adar, bugünlerde 30 binin üzerinde vatandaşın dünyanın gözü önünde öldürüldüğünü belirterek, “Ramazan, ezan, çocuk ve kadın demiyorlar öldürüyorlar. Orada da biz varız. Cumhur İttifakı olarak çok güçlü bir ses olarak varız. Ayrıca Cumhurbaşkanı’mız da çok güçlü bir mücadeleyle dünyanın dikkatini çekiyor. Allah’ın izniyle orada da biz o haklı davanın sahibi olarak tarihe geçeceğiz. Cumhur İttifakı olarak Libya’da, orada, burada Türk milletini sıkıştırmak isteyenlere karşı büyük bir mücadele veriyoruz. Türkiye, terörün ülkede nefesini kesti şimdi de dışarıda kesiyor.” dedi.
Adan, ziyaretin ardında, beraberindekilerle kentteki bir düğün salonunda düzenlenen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü programına katıldı.
]]>Adan, 31 Mart seçimlerinde Kars’tan yükselen sesin bölücünün, devlete düşman olanların nefesini kesecek güçlü bir ses olacağını kaydetti.
Bir takım ziyaretlerde bulunmak ve Cumhur İttifakı’nın MHP’li Belediye Başkan Adayı Prof. Dr. Ötüken Senger’e destek vermek için Kars’a gelen TBMM Başkan Vekili Celal Adan beraberindeki AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın, 26 ve 27’inci dönem MHP Ankara Milletvekili Erkan Bülent Haberal, MHP Gümüşhane Milletvekili Musa Küçük, MHP MDK Üyesi Taner Gökçek, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Özel Kalem Müdürü Fikret Hayali AK Parti İl Başkanı Muammer Sancar ve MHP İl Başkanı Tolga Adıgüzel Belediye Başkan Adayı Prof. Dr. Ötüken Senger ile birlikte Cumhur İttifakı Seçim İrtibat Bürosu’nda vatandaşlarla buluştu.
“Milletimiz bölücüye FETÖ’cüye fırsat vermedi”
Burada gazetecilere açıklamalarda bulunan TBMM Başkanvekili Celal Adan, Cumhur İttifakının Türkiye ittifakı olduğunu söyledi.
Celal Adan, “Cumhur İttifakı bir Türkiye ittifakıdır. Şöyle hafızamızı 28-14 Mayıslara götürelim. Yanı bundan 3-4 ay öncesine götürelim. Kim sevinçliydi? Kimler seviniyordu? Yani Milliyetçi Hareket Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oluşturduğu ittifakı yıkılacak diye sevinenler kimlerdi? Karslılar değildi. Vergisini veren onurlu yaşayan, bu bayrağa saygı duyan hiç kimse sevinmiyordu. Ama bu milletin evlatlarına kurşun sıkan, polisine kurşun sıkan bölgede ki vatandaşlara kurşun sıkan terör örgütü seviniyordu. Diğer taraftan 15 Temmuz 2016’tıda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin karargahını basan, devleti kuran meclisi bombalayan ve 47 özel hareket mensubunu yakarcasına öldüren, askerimizi, polisimi çatıştıran bir başka terör örgütü, dışarıya güdümlü FETÖ’cüler çok seviniyordu. Buna fırsat vermedi milletimiz, hem Cumhur İttifakı’nı parlamentoda öne geçirdi. Hem de Türk devletini yönetme iradesini Cumhurbaşkanımıza vererek Türkiye büyük bir beladan kurtuldu. Ogün bu fırsatı vermeyenler, milletimiz o gün bölücüye, FETÖ’cüye, PKK’lıya bu fırsatı vermedi. Bugünde vermeyecek” dedi.
Kars’tan yükselen ses bölücünün, devlete düşman olanların nefesini kesecek”
Kars’ta gördüğüm hava, gördüğüm inanç, gördüğüm beraberlik, Kars Belediye başkanını Allah’ın izniyle kazanacağız diyen TBMM Başkavekili Celal Adan, “Kars Belediye Başkanlığı’nı yüzde 10 farkla değil, yüzde 80 farkla kapatın çünkü Kars’tan yükselen ses bölücünün, devlete düşman olanların nefesini kesecek güçlü bir ses olmalıdır. Türkiye’nin birliği ihtiyacı var, beraberliğe ihtiyacı var. Kars kahramanlar şehridir. Yiğitler şehri Kars, teslim olmayan, boyun bükmeyen bir şehir Kars, peki bugün Atatürk’ün kurduğu partiye desteğini açıkça ilan eden ‘kent uzlaşısı’ adı altında sahtekarca milletimizi kandıran, İstiklal Marşı’nı söylemeyen bir siyasi partinin desteği ile Kars’ı böyle birine teslim edecek misiniz? İstiklal Marşı’nı söylemeyen bir siyasi partinin desteği ile veya İstiklal Marşı söylemeyen bir siyasi partiye Kars’ı teslim edecek misiniz? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir günah işlenebilir mi? Dolayısıyla bugün sizin muhatabınız keşke devlete bağlı, bayrağa bağlı, Türkiye’nin birliğine bağlı bir iradeyle karşımıza birileri çıkmış olsaydı. Ama çok samimi bir şekilde itiraf ediyorum ki bölücüler, FETÖ’cüler tekrar işbirliği yapmışlar, karşımızda bazı tezgahlar ortaya koyuyorlar. Kars her zaman bu milletin birliğine, devletin yüceliğine itibar etmiş bir ildir. İnanıyorum ki bu değerlerle örtüşmüş, milletin kabul ettiği değerlere hürmet olarak yaşamış olan Kars’ımız Ötüken Senger’i Kars belediye başkanı yapacaktır” diye konuştu.
Bir süre vatandaşlarla sohbet eden Celal Adan ve beraberindekiler, daha sonra Kağızman ve Sarıkamış’taki programlara katılmak üzere il merkezinde ayrıldı. Adan, Kağızman’da SKM ve Sarıkamış SKM’de vatandaşlarla bir araya gelecek. Adan Kars’ta programın ardından Erzurum’a geçecek. – KARS
]]>Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltirken, not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkardı.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefer Şener, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında yeni ekonomi yönetimi ile başlayan sürecin sonuçlarını vermeye başladığını belirtti.
Orta Vadeli Program ile ekonomiye ilişkin yol haritasının çıkarılmış olmasının piyasalara pozitif bir hava kattığını ifade eden Şener, enflasyonla mücadelede bir yol haritasının oluşturulması, politika faizinin beklenen enflasyona yakın bir düzeyde yüzde 8,5’ten yüzde 45 seviyelerine çekilmesi ve 2023’te yüzde 4,5’lik büyüme rakamının yakalanmış olmasının Türkiye’ye dönük uluslararası bakış açısını da farklılaştırmaya başladığını söyledi.
Şener, “Diğer taraftan son on aylık dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası rezervlerinin yeniden 130 milyar doların üzerine çıkması, 2023’ü 45 milyar dolarla kapatan cari açığın bu ay itibarıyla 36-37 milyar dolar seviyelerine kadar gerileyecek olması, deprem harcamaları hariç yüzde 2,6 düzeyinde olan bütçe açığının (Maastricht kriterlerinin altında ) ve gri bölgeden çıkış için gösterilen çabaların not artırımında önemli unsurlar olarak ön plana çıktığı görülmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
-“Not artırımı ileriki dönemde daha fazla yabancı yatırımcı gelmesini sağlayacak”
Fitch’in bu not artışının Türkiye’ye ileriki dönemde daha fazla yabancı yatırım gelmesini, uluslararası piyasalardan kamu ve özel sektörün daha ucuza sermaye temin edebilmesini ve ekonomideki pozitif beklentinin artmasını sağlayacağı öngörüsünde bulunan Şener, “Enflasyonda temmuz ayından itibaren beklendiği gibi önemli düşüşler yaşanması, makro ihtiyati tedbirler ve yapısal reformlara ağırlık verilmesi durumunda yıl sonuna doğru diğer derecelendirme kuruluşlarının da Türkiye’ye ilişkin not artırımlarına gitmesi sürpriz olmayacaktır.” ifadelerini kullandı.
İstanbul Topkapı Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da Fitch’in kredi notunu yükseltmesinin olumlu bir gelişme olduğunu vurguladı.
Kredi notunun yükseltilmesinin, görünümün “durağandan” “pozitife” çıkarılmasıyla birlikte gerçekleşmesinin daha olumlu bir gelişme olduğunu belirten Aslanoğlu, bu gelişmelerde iki noktanın önemli etkide bulunduğunu kaydetti.
Bunlarda bir tanesinin para politikasındaki sıkılaşmanın güçlü bir şekilde yapılması, ikinci noktanın da cari işlemler açığındaki beklenenden fazla gerilemesi olduğunu aktaran Aslanoğlu, “Benim görebildiğim kadarıyla Fitch genelde para politikasını ve bunun güçlü olmasını daha fazla önemseyen bir kuruluş. Merkez Bankasının beklenenden güçlü adımları, kararlılığı, en azından son haftada gelen kararlar bu adımları etkilemiş gibi gözüküyor.” dedi.
Aslanoğlu, cari açığın azalmasının döviz talebini azaltıcı bir etkide bulunduğunu dile getirerek, özellikle gelişmiş ülkelerde faiz indirim ihtimalinin artmasının finansman tarafında sorunu azaltacağı vurgusu olduğunu söyledi.
Hem döviz talebinin azalacağı hem de dış finansman imkanlarının geçmişe göre daha pozitif olabileceğini kaydeden Aslanoğlu, seçim sonrasında da uygulanan politikalara benzer bir tablonun devam etmesi durumunda diğer kredi derecelendirme kuruluşlarından da not artırımlarının da gelebileceğini belirtti.
]]>Toplantıya, AK Parti Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Recep Altepe, Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, milletvekilleri, ilçe başkanları, partililer ve vatandaşlar yoğun katılım sağladı.
Cumhur ittifakı olarak Ferhat Erol’u desteklediklerini söyleyen Ala, Cumhur İttifakı olarak Ferhat’ın yanında, arkasında durarak hem Bursa’ya hem de Kestel’e layık olan hizmetleri, gecemizi gündüzümüze katarak ‘İşimiz gücümüz Türkiye, Bursa ve Kestel’ diyerek gerçekleştireceğiz. Sandıkta öyle güçlü bir ses verelim ki Cumhur İttifakı olarak, sadece Bursa sadece Türkiye değil Balkanlar’dan da duysunlar” dedi.
Efkan Ala konuşmasının devamında, Cumhur İttifakı ülke menfaatini önceler, kendi menfaatini değil. Cumhur İttifakı, Türkiye’nin dünyada alacağı yeri önceler, kendi pozisyonunu değil. Onun için işte Cumhur İttifakı burada. Eminim ki çok iyi bir sesle sandıklardan gümbür gümbür bir sonuç çıkaracaksınız ve o ses her yerden duyulacak. O bakımdan o kafa karışıklıklarını netleştirelim. Buranın dışında Cumhur İttifakı yok. Yeniden Refah Partisi artık Cumhur İttifakı içerisinde değildir. Bunun böyle bilinmesi gerekir. Çünkü bazı kafaları karıştırmak isteyenlerin orada burada bazı şeyler söylediklerini duyuyorum. Bunun gerçekle alakası yoktur. İşte geçenlerde de söyledik, Cumhurbaşkanımız da söylüyor, bizler söylüyoruz. Buna gerek bile yok ama o kafa karıştırmak isteyenlerin fırsatlarını ellerinden alalım. Hangi partiye oy verirse versin bizim muhatabımız, çalışma sistemimiz, bütün vatandaşlarımızın oyunu almak için onlara ulaşmak, onların desteğini talep etmek, onların sandıkta Türkiye’yi güçlendirecek bir sonuç çıkarmalarını sağlamaktır. Biz 85 milyona hitap ediyoruz. Bizim hesabımız ufak tefek hesap değil, Türkiye’nin sesi gür çıksın istiyoruz. Türkiye’nin sesi Gazze için Karabağ için Bosna için Kosova için gür çıksın istiyoruz. Onun için de bu ülkeyi dünyanın en gelişmiş, en kalkınmış 10 ülkesi arasına sokmak boynumuzun borcudur. Bunun için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Kestel’im ne istiyorsa biz de onu istiyoruz, diyerek proje tanıtım toplantısında konuşan Cumhur İttifakı AK Parti Kestel Belediye Başkan Adayı Ferhat Erol,” Hacı Bayram Veli Hazretleri’nin de ifade ettiği gibi, insan, şehri inşa ederken, aslında, taşın toprağın arasında kendisini inşa eder. Gönülde her ne var ise, şehir olarak görünür. Gönlü taş olanın şehri taş, gönlü aşk ile dolu olanın şehri gülistan olur. Kestel’imizi, Yeni Türkiye Yüzyıl’ına, koşar adımlarla yaklaştıracak 2024-2029 Kestel’in Projeleri tanıtım toplantımıza hoş geldiniz sefalar getirdiniz. Projelerimizi hazırlarken tek bir pusulamız oldu’ diyen Erol, Kestel’im ne istiyor? Çünkü, Kestel’im ne istiyorsa biz de onu istiyoruz. Çünkü Kestel’imizin isteği bizim görevimizdir diyoruz. Bu görev için de hazırız ve kararlıyız” dedi.
Projeleri arasında yer alan Sosyal belediyeciliğe değinen Ferhat Erol “Bu başlık, benim için, her başlıktan daha değerli.
Şüphesiz ki, her hizmetimiz, insanımız için, ama, bu başlıkta ürettiğimiz çalışmalar beni başka etkiliyor. Çünkü, içinde birebir yaşam var.
Eğitiminden spor imkanlarına, sanatsal faaliyetlerinden sosyal yaşam imkanlarına kadar her konuda, gençlerimiz için çalışmalar ürettik. Üretmeye de devam edeceğiz.
Kesteliz kart, Sadece Kestel’e ve Kestelli’ye özel bir kart. Sahip olmak için tek şart, Kestel’de ikamet ediyor olmak.
İlçemizin tüm sosyal yaşamını, işte bu kartın içinde bulacaksınız. İndirim ve avantajlarla dolu olacak bu kart, bizlere ortak bir yaşam ve özel ayrıcalıklar sunacak” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>***
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, İstanbul’da bir araya geldi. Gündemde özellikle tahıl koridorunun yeniden işlevsel hale getirilmesi, savunma sanayisi alanında işbirliği, Rusya ile esir değişimi, Rusların Kırım’da tutukladığı Tatar Türklerine dair girişim, barış forumu düzenlenmesi gibi ana konular yer aldı.
Ukrayna’nın savunma sanayisi yeniden canlanabilir mi?
Ukrayna’nın Sovyetlerden gelen ağır savunma sanayisi işletmelerinin çoğu Rusya tarafından yok edildi. Ukrayna her ne kadar savunma sanayisine dair fabrikaları yok edilse de, teknoloji transferi ve yetişmiş insan gücünün Türkiye ile ortak kurulacak şirketlerle yeniden canlanabileceğine inanıyor. Zelenskiy, açıklamasında “Türk savunma şirketleriyle ikili işbirliğini ve ortak üretimi güçlendirmek istiyoruz.” ifadesine yer verdi. Ukrayna’nın böyle bir teklifte bulunmasının nedeni ise Batı ülkelerinde Ukrayna’nın kullanabileceği cephanenin tükenmesi ve siyasi engellerden dolayı Batı’nın silah yardımlarının gecikmesidir. Batılı ülkeler, Ukrayna’ya silah vermek yerine para verme noktasında daha hızlı karar alabiliyorlar. Ukrayna ise var olan bütçesine bağlı olarak Türkiye’deki silah sanayisi şirketleriyle ortaklık kurarak üretim yapmayı istiyor. Ukrayna’nın en çok ihtiyaç duyduğu top mermisini hızlı biçimde üretebilecek en güvenli ülke Türkiye gibi gözüküyor. Ancak bu silahları Türkiye’nin doğrudan Ukrayna’ya satmasındansa diğer NATO ülkelerinin Türkiye’den satın alması daha uygun bir yol olabilir.
Ukrayna, Rusya ile savaşın daha da uzun sürebileceği, Batı’nın silah yardımlarının aniden kesilebileceği ihtimaline karşı ortak üretimle çare bulmaya çalışıyor ve savaştan önce başlatılan savunma sanayisindeki işbirliğini daha da ileriye taşıyacak tekliflerle geliyor. Zelenskiy heyetinde, Kırım Tatar Türklerinden Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Umerov’un bulunması iki ülke arasındaki savunma sanayisi işbirliğini artırma potansiyelini de güçlendiriyor. Karadeniz’de Ukrayna donanmasının yeniden oluşturulmasında Türk şirketlerine büyük iş düşüyor. Zelenskiy, Türkiye’nin Ukrayna donanması için inşasına devam ettiği Ada tipi 2’nci korveti de yerinde inceleyerek Türkiye ile işbirliğine dair yeni adımların sinyalini verdi.
-Ukrayna’ya göre Karadeniz’de ticaret Türkiye isterse yeniden gerçekleşebilir
Ukrayna, Karadeniz’de koşulsuz seyir güvenliğinin sağlanmasını istiyor. Seyir güvenliğini de ancak Türkiye’nin sağlayabileceğini görüşmelerde ifade ettiler. Rusya-Ukrayna arasında tahıl koridoru anlaşmasının süresi sona erdikten sonra henüz yeni bir anlaşma söz konusu olmadı. Türkiye, arabulucu rolüyle bu anlaşmanın yeniden işlevsel hale getirilmesini istiyor. Bu talep Antalya Diplomasi Forumu’na katılan Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a da iletildi. Türkiye hem Ukrayna hem de Rusya’dan tahıl ihtiyacının büyük çoğunluğunu karşılayan ülke olarak bu koridorun açılmasını istiyor. Rusya, bu anlaşmada Rus tahılının da olmasını talep ediyor. Türkiye ise bu koridorun sadece tahıl için değil diğer emtialar için de artık geçerli olmasını düzenleyen bir plan ortaya koyuyor.
Zelenskiy’nin “Karadeniz’de koşulsuz seyir güvenliği sağlanmalıdır. Bunu da ancak Türkiye sağlayabilir.” ifadesinin içeriği zaten bu koridorun sadece tahıl için değil diğer ticaret ürünleri için de gerçekleşmesini istediğini gösteriyor. Peki böyle bir seyir güvenliği mümkün müdür? Türkiye eğer böyle bir seyir güvenliği olan plan isterse mümkün olabilir. Çünkü Rusya’nın böyle bir planı reddetmesi, Türkiye’nin de Karadeniz’de Rusya’ya karşı yeni önlemler almasına neden olacaktır. Türkiye, sadece Karadeniz’de değil karayoluyla Gürcistan-Azerbaycan üzerinden Rusya ticaretine de ek önlemler alabilir. Rusya’nın şu anda en son istediği, Türkiye’yi karşısına almaktır. Rusya’ya göre Türkiye sadece Karadeniz’den çıkış için değil İslam Dünyası ile orantılı işbirliği için de önemli bir ülkedir. Türkiye’nin, Ukrayna ile serbest ticaret anlaşmasının bir an önce yürürlüğe girmesi ticaret alanında önemli gelişmelere işaret ediyor. Bu gelişmeler bize Karadeniz’de Ukrayna ile seyir güvenliğini sağlayacak bir anlaşmanın görüşüldüğüne dair ip uçları veriyor.
-Ukrayna, Rusya ile savaş esiri anlaşması istiyor
Ukrayna’nın savaş esirlerinin değişimi konusundaki talebi, Antalya Diplomasi Forumu’nda Lavrov ile görüşmelerde de gündeme geldi. Rusya’nın buna olumlu bakması sonrası Zelenskiy İstanbul ziyaretine listeyle geldi. Savaş esirlerinin serbest bırakılması hususunda Zelenskiy, “Rusya’nın esir tuttuğu Kırım Tatarları dahil savaş esirlerimizin ve vatandaşlarımızın serbest bırakılması konusunda da Türkiye’nin yardımına ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı. Burada özellikle Kırım’da tutuklanan Tatar Türklerinin serbest bırakılması da gündeme geldi.
-Rusya’sız “Barış Forumu” neden ihtiyaç?
Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede “Rusya’nın da bulunacağı bir barış zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırız” teklifini yinelerken Ukrayna tarafı şimdilik Rusya’nın katılımı olmadan Batılı ülkelerin de katıldığı bir barış forumuna sıcak baktıklarını ifade ettiler. Ukrayna’nın Rusya olmadan Batılı ülkelerin de katıldığı bir forum düzenlemeyi önermesinin nedeni barışın bedelini tek başına ödemek istememesinden kaynaklanıyor. Ukrayna’ya göre şu anda savaş her ne kadar Rusya-Ukrayna arasında gözükse de, Ukrayna’nın aslında Avrupa’nın güvenliği için savaştığına inanıyor. Bu nedenle de Ukrayna, eğer bir bedel varsa bunu Batılı ülkelerin de ödemesini ve bu forumda sadece barışın değil savaşın da gelecekte ne gibi sonuçlar doğuracağına dair detaylı tartışmalar yapılmasını istiyor. Bu şekilde, barış olacaksa hangi şartlarda olacağı ve sonuçlarının Avrupa’ya etkisinin ne olacağı da tartışılabilecek. Ayrıca savaş devam edecekse de Ukrayna’nın ihtiyaçlarının görmezden gelinmemesine dair garantiler verilmesinin de yolu aranıyor. Şu anda Ukrayna’daki savaşta barıştan uzak bir durum söz konusu olsa da Rusya’nın üstün durumda olması barışın da yolunu açabilir. Çünkü Rusya, ancak üstün olduğu bir durumda masaya oturmayı tercih eder.
[Prof. Dr. Salih Yılmaz, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde 4 yıl önce başlatılan ve özellikle kırsal kesimlerde yaşayan ve değişik spor branşlarında yetenekli kız çocuklarının seçildiği projede Kır Çiçekleri olarak adlandırılan sporcular, il kapsamında ve il dışında katıldıkları spor müsabakalarında başarı elde etmeye devam ediyor.
Yarışmanın ilk gününde Kır Çiçekleri’nden 4 birincilik
İki gün süren ve Nevin Yanıt Atletizm Kompleksi’nde gerçekleştirilen yarışmanın ilk gününde Kır Çiçekleri; ’60M Yıldız Kızlar’, ‘Uzun Atlama Yıldız Kızlar’, ‘Gülle Atma Yıldız Kızlar’, ‘800M Yıldız Kızlar’ ve ‘2000M Yürüyüş Yıldız Kızlar’ kategorilerinde yarıştı. İlk gün yarışlarında, ’60M Yıldız Kızlar’ kategorisinde Gülseren Feyza Uysal, ‘Gülle Atma Yıldız Kızlar’ kategorisinde Nida Nur Turhan, ‘Uzun Atlama Yıldız Kızlar’ kategorisinde Dilan Çelik ve ‘800M Yıldız Kızlar’ kategorisinde Reyhan Göktaş birinci oldu. ‘2000M Yürüyüş Yıldız Kızlar’ kategorisinde ise Zahide Gül Bilgiç ikinciliği elde etti İlk gün yarışlarının tümünde takım sırlamasında birinci olan Kır Çiçekleri, bu başarıları ile puanlı atletizmde üst üste 4. kez Mersin şampiyonu oldu.
İkinci gün yarışlarında ise; ‘100M Engel Yıldız Kızlar’ kategorisinde Gülseren Feyza Uysal ikinci, ‘Yüksek Atlama Yıldız Kızlar’ kategorisinde Ecrin Toprak dördüncü, ‘Cirit Atma Yıldız Kızlar’ kategorisinde Yağmur Dedecan ikinci, ‘1500M Yürüyüş Yıldız Kızlar’ kategorisinde Reyhan Göktaş ikinci olurken, ‘5×80 Yıldız Kızlar Bayrak Koşusunda ise Dilan Çelik, Ecrin Toprak, Gülsüm Yıldız, Elif Azra Şenateş, Gülseren Feyza Uysal takımı birincilik elde etti.
“4 yıl önce başlattığımız projemizi birinciliklerle taçlandırıyoruz”
Mersin Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Atletizm Antrenörü Nezir Ergin, Okul Sporları Atletizm Küçükler ve Yıldızlar İl Birinciliği Yarışmaları’ kapsamında Kır Çiçeklerinin de yarışmada mücadele ettiğini dile getirdi. Ergin, ilk gün 60 metrede il birinciliği, 800 metrede il birinciliği, Uzun Atlamada il birinciliği ve Gülle Atmada il birinciliği, ikinci günde ise, 100 Metre Engelli Koşuda il ikinciliği, bin 500 metre koşuda il ikinciliği, Cirit Atmada il ikinciliği, 5×80 Bayrak Koşusunda da il birinciliği kazandıklarını belirtti. Ergin, tüm yarışmalardan aldıkları derecelerle il şampiyonu olarak, Kayseri’de 3-4 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek olan Türkiye Grup Şampiyonası’nda Mersin’i temsil etmeye hak kazandıklarını ifade etti.
“Bugün artık milli takım seviyesinde sporcular yetiştiriyoruz”
Kır Çiçeklerinin göstermiş olduğu başarılarla milli takım seviyesinde sporcular yetiştirmeye başladığına dikkat çeken Ergin, “Kır Çiçeklerinin bütün başarısının en önemli ve en büyük etkeni bizim bir aile olmamız. Bir aile kavramıyla hareket etmemiz. Aşçısından destek personeline, daire başkanından, tüm eğitimleriyle ilgilenen öğretmenlerine kadar herkesin gönülden mücadele ederek bu çocukların daha iyi bir gelecek elde etmesi ve daha başarılı olması için bir bütün olarak çalışmasından kaynaklanıyor” dedi.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in spora çok fazla destek verdiğini ve ‘Kır Çiçekleri’ projesinin de bu dönemde hayata geçirildiğini vurgulayan Nezir Ergin, “4 yıl önce il birinciliğine dahi katılmayan sporcularımızla bugün Türkiye’de sayısız dereceler elde etmeye başladık. Sadece geçen sene 33 Türkiye madalyası aldık. Henüz 2024’ün başında olmamıza rağmen Bursa’da gerçekleştirilen 16 Yaş Altı Kapalı Salon Yarışması’nda gülle atma Türkiye şampiyonluğu, her iki bayrak takımımız ise, 2009 ve 2010 gruplarında Türkiye üçüncüsü oldu. Hemen ardında gerçekleştirilen Seyfi Alanya Atmalar Türkiye Şampiyonası’nda gülle ve disk atma branşlarında Türkiye şampiyonlukları elde ettik. Bugün artık milli takım seviyesinde sporcular yetiştiriyoruz. Sıfırdan başlayan çocuklarımızla artık meyvelerini toplamaya başladık. Mersin adına Türk sporu adına kadının inanılmaz güzel” ifadelerini kullandı.
‘Kır Çiçekleri’ başarıdan memnun
60 metrede yarışan Kır Çiçekleri sporcusu Gülseren Feyza Uysal, “Güzel bir derece elde ettim. Çalışmalarımız güzel gidiyor” şeklinde konuştu. Gülle Atma kategorisinde birinci olan Nidanur Turhan da, “Gülle Atma Yıldız Kızlar kategorisinde 13.86 ile birinci oldum. Mutluyum. Daha iyilerini yapmak için çalışacağım” dedi.
Uzun Atlama Kategorisi’nde il birincisi olan Dilan Çelik ise, “Kendi branşımda en iyi derecemi aldım. 4.86 atladım ve il birincisi oldum. İlk defa böyle bir derece ile karşılaştım. Beklediğim bir dereceydi. Antrenmanlarımdan, hocalarımdan çok memnunum. Her şey çok güzel gidiyor” diye konuştu.
Atletizmle ilgilenen ve 800 metrede birinci olan sporcu Reyhan Göktaş da, “Uzun mesafe, 800 ve bin 500 metre ile ilgileniyorum. Gerçekten yarış rahattı ve güzeldi. Arkadaşlarım ve öğretmenlerim bana çok destek oldular” ifadelerini kullandı. – MERSİN
]]>Denizli’de AK Parti İl Başkanı Yücel Güngör, AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) tarafından düzenlenen 7. Gençlik Buluşması’nda yaptığı ‘Benim için bu bir final, yasanın verdiği yetkiyle bu seçim benim son seçimim, çıkacak netice benden sonra gelecek kardeşlerim için bir emanetin devri olacak. 31 Mart Türkiye’de bir dönüm noktası. ve bu dönüm noktasında tüm İslam dünyasının gözleri Türkiye’de. Türkiye’de ne olacak. Her ne kadar bu bir genel seçim değilse de yerel seçimde gözler, AK Parti’nin bu seçimlerden alacağı netice ne olacak. Onun için tabii çok güçlü bir gençliğe sahip olan davamız, inşallah sandıkları adeta patlatırcasına 31 Mart akşamında o farklı bakanlara gereken cevabı verecektir diye inanıyorum. Ardı arkası kesilmeyecek şekilde çalışmalarımı sürdürüyorum. Adeta nefes almaksızın koşturuyoruz. Çünkü benim için bu bir final. Yasanın verdiği yetkiyle bu seçim son seçimim ama buradan çıkacak netice benden sonra gelecek kardeşlerim için bir emanetin devri olacak. Onun için de hazırlıklarımızı buna göre yapıp, adımı da buna göre atmamız lazım ki çok farklı bakanlara karşı gereken cevabı istiyoruz ki 31 Mart akşamı verelim. 1 Nisan’dan itibaren de yeni bir dönemi inşallah başlatalım.’ konuşmasıyla ilgili, açıklama yaptı. İl Başkanı Güngör, “31 Mart seçimi son değil yeni bir başlangıç olacaktır” dedi.
Desteğimiz tam
Türkiye’ye çağ atlatan, seçim kazanma rekorları kıran Türkiye Yüzyılının mimarı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a her zaman olduğu gibi desteklerinin tam olduğunu söyleyen İl Başkanı Güngör, “Türkiye yüzyılı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yerel seçimlerle de başarılara imza atarak yoluna devam edecektir. Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’la, durmak yok yola devam. Ülkemiz için, Denizli’miz için Cumhurbaşkanımız Erdoğan önderliğinde yapacak daha çok işimiz, kazanacak daha çok seçimimiz olacak. 27 Mart 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığı günden bugüne gönlümüzde taht kuran Belediyeciliğin Büyük Ustası Milletin Adamı Recep Tayyip Erdoğan’ı, 31 Mart 2024 tarihinde bir zafere daha imza atmış bir lider olarak tarihin altın sayfalarında yerini alacak ve aziz milletimizle birlikte yoluna devam edeceğine inancımız tamdır. Durmak yorulmak yok yola devam. Allah’ım kendisine uzun, sağlıklı ömür versin. Başımızdan onu eksik etmesin. Cumhurbaşkanımız görevi boyunca tüm talimatları aziz milletimizden almıştır. Milletimiz haricinde hiç bir gücü tanımamıştır. O yüzden Milletin Adamı olmuştur. Milletimizin gönlünde taht kurmuştur. Denizli olarak tüm teşkilatlarımızla gece gündüz demeden davamıza sahip çıkıyor, bıkmadan yorulmadan çalışmaya devam ediyoruz. 31 Martta Cumhur ittifakımız büyük bir zafere daha imza atacaktır. Milletimize inanıyoruz güveniyoruz. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı çok seviyoruz. Partimize, söylemlerimize ve hedeflerimize sahip çıktık, bundan sonrada sahip çıkmaya devam edeceğiz. Denizli’mizde ve Türkiye’mizde seçimin galibi aziz milletimiz olacaktır. Yani AK Parti olacaktır. Cumhur ittifakı olacaktır. Halkımız çoktan kararını verdi” dedi. – DENİZLİ
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, ABD ile Türkiye arasındaki Stratejik Mekanizma Toplantısı görüşmeleri için ziyaret ettiği Washington’da Türk basın mensuplarıyla bir araya geldi ve temaslarını değerlendirdi.
Washington’da hem ABD’li mevkidaşı Antony Blinken, hem ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, hem de Kongre üyeleriyle yaptığı görüşmelerde ABD’nin YPG/PKK’ya desteği ve FETÖ ile ilgili atması gereken adımlar, ikili ve bölgesel konuları kapsamlı şekilde ele aldıklarını anlatan Fidan, özellikle Gazze konusuna görüşmelerinde geniş şekilde yer ayırdıklarını belirtti.
ABD’li muhataplarıyla enerji, ekonomi, finans, maliye, terörle mücadele ve bölgesel konular başta olmak üzere Gazze, Suriye ve Ukrayna gibi ana başlıklarda karşılıklı görüş alışverişinde bulunduklarını anlatan Fidan, Türkiye’nin bu konulardaki pozisyonunu net şekilde ortaya koyduklarını belirtti.
YPG/PKK tehdidine vurgu
ABD’nin YPG/PKK’ya verdiği desteğin sadece silah olmadığını, bunun yanında aktarılan kapasite, verilen eğitimler ve oluşturulan kurumsallaşmanın Türkiye için tehdit olduğunun altını çizen Fidan, “Türkiye Cumhuriyeti devleti, sınırları içerisinde veya dışında kendine tehdit oluşturan bütün tehdit ve terör odakları ile meşru ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde savaşmaktadır ve savaşmaya devam edecektir. Bundan hiç kimse bizi alıkoyamaz.” şeklinde konuştu.
Bakan Fidan, “Sizin geçici olarak başlattığınız bu sürecin artık bir kalıcılığa dönüşmesinin iki ülke arasındaki stratejik ilişkinin ilerlemesinin önündeki en büyük engel olduğunu söyledik, bunun bir an önce son bulması, buna bir çözüm getirilmesi gerekiyor, aksi taktirde iki ülke daha büyük bir karşı karşıya geliş riskini taşıyor terör örgütü üzerinden. Bu, iki ülkenin de menfaatine olan bir konu değil.” dedi.
Fidan, “Suriye’de YPG ile olan ilişkilerinden memnuniyetsizliğimizi ve bunun iki ülke arasında iki NATO üyesi ortak arasında ortaya çıkardığı stratejik tehlikenin ne olduğunun altını bir kez daha çizdik.” ifadesini kullandı.
Bakan Fidan, FETÖ’nün halen bir tehdit olduğunu ve bu konuda ABD’nin atması gereken adımlar olduğunu da muhataplarına net bir şekilde ilettiğini vurguladı.
Gazze konusu ağırlıklı gündem oldu
Fidan, Amerikalı muhataplarıyla görüşmelerinde özellikle Gazze’de İsrail’in akıttığı kanın durması için neler yapılması gerektiğine ilişkin birçok başlığı ele aldıklarını anlattı.
Türkiye’nin de aralarında olduğu bir grup ülkenin oluşturduğu diplomatik baskı ve takip ortamında batılı ülke ve kurumların bazı adımları atmak zorunda kaldıklarını anlatan Bakan Fidan, “Özellikle son aylarda giderek artan insani trajedinin dayanamaz bir hal alması neticesinde uluslararası toplumun bir an önce insani yardımların Gazze’ye ulaştırılmasına ilişkin görüşlerimizi paylaştık, burada atılabilecek adımlar neler onları görüştük. Türkiye olarak biz üzerimize neler düşüyor, Amerika tarafından beklentilerimizi bu konuda neler, bunları tekrar dile getirdik.” dedi.
İsrail-Filistin sorununa kalıcı siyasi çözümün ancak bağımsız Filistin devletinin kurulması ve iki devletli çözüm ekseninde olacağını vurgulayan Fidan, şöyle konuştu:
“Dünyadaki hiçbir olayda bu derece üstünde bir oydaşma sağlanmamıştır, şu konularda hemfikirler: Ateşkesin olması, bazıları insani ateşkes diyor, bazıları bizim gibi kesintisiz sürekli bir ateşkes, insani yardımların girmesi ve sivillerin öldürülmesinin bir an önce durması ve iki devletli çözüm. Sadece ateşkes değil, hemen beraberinde iki devletli çözümün hayata geçirilmesi. Şimdi bunun üzerinde hemen hemen bütün dünya hemfikir olmuş durumda.”
ABD yönetiminin Gazze’ye geçici liman kurma yaklaşımının da uluslararası kamuoyunda ortaya çıkan tepkinin bir neticesi olduğunu belirten Fidan, birçok ülkenin bir şey yapmak zorunda hissettiğini kaydetti.
“Gazze’deki durum vicdanlara ağır bir yük”
Gazze’deki durumun sadece “vicdanlara ağır bir yük” değil, aynı zamanda ülkelerin kendi toplumlarını harekete geçirecek bir fitil olabileceğini hatırlatan Fidan, “Gazzeli kardeşlerimizin yaşamış olduğu bu büyük trajediyi, bu büyük katliamı bir an önce sonlandırmak buna yönelik somut adımların atılmasını sağlamak artık vazgeçilmez bir sorumluluk oldu.” yorumunu yaptı.
Bakan Fidan şöyle konuştu:
“Konu İsrail olduğu zaman malumunuz olduğu üzere uzun zamandır uluslararası sistemin özellikle batı merkezli sistemin kör sağır ve dilsiz olduğunu biz biliyoruz, yani bu artık dünyada herkesin bildiği artık söylemekten bile çekindiği, bazı insanların da artık söylemekten yorulduğu bir gerçeklik. Fakat Gazze’de 30 binden fazla masum sivilin bilinçli bir şekilde katledilmesi, artık zulümde yeni bir noktayı temsil ediyor. Dolayısıyla bunun bu şekilde devam etmesinin uluslararası sistemde oluşturacağı kriz, bölgede meydana getireceği patlamalar artık kaldıramaz bir gerçeklik, devletler ona göre harekete geçmek zorunda.”
“Ukrayna savaşı bir an önce durmalı”
Ukrayna savaşını da kapsamlı şekilde ele aldıklarını ifade eden Fidan, şu an Rusya’nın ve Ukrayna’nın hemen masaya gelme noktasında olmadığını da hatırlatarak, “Biz dışardan üçüncü bir göz olarak burada artık bir konuşma zeminine ihtiyaç var. Bu savaşın durmasına ihtiyaç var, daha büyük risklerin yayılmasının önlenmesi için bir diyalog zeminine ihtiyaç var.” değerlendirmesini yaptı.
Avrupa’nın ortasında cereyan eden bu savaşın tüm bölge için de bir risk oluşturduğunu kaydeden Fidan, başta Karadeniz’in güvenliği ve tahıl güvenliği olmak üzere birçok çevresel tehditleri de beraberinde getirdiğini söyledi.
Türk-Amerikan ilişkilerinde “pozitif gündem”
Bakan Fidan, “Geldiğimiz aşamada yenilenmiş bir psikolojiyle, daha pozitif bir gündemle yeni bir sayfa açarak yolumuza devam etme imkanı var.” ifadesini kullandı ve Türk-Amerikan ilişkilerinin uzun bir maziye ve sorunları çözme refleksine sahip olduğunu vurguladı.
ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin 30 milyar dolardan 100 milyar dolara çıkarılması yönünde ortaya konulmuş bir vizyon olduğunu aktaran Bakan Fidan, bu hedefe nasıl ulaşılabileceğine ilişkin görüşmeler yaptıklarını ifade etti.
Fidan şöyle konuştu:
“Şu anda yaşadığımız sorunları da bir taraftan yönetirken diğer taraftan iki ülkenin üretebileceği ortak potansiyeli ve fırsatları keşfedebileceği fırsatlar da hayata geçirmek önem taşımakta. Bu tabii belli bir zihinsel çerçeveyi, diplomatik esnekliği ve kabiliyeti de beraberinde getiren bir husus ve bu konuda Cumhurbaşkanımız vizyonu biliyorsunuz yani ülkemizin Fatih pozisyonu yani sımsıkı koruyarak olabildiğince ortaklarımızla dostlarımızla ilişkilerimizi ilerletme yolunda bir irade ortaya koyuyoruz.”
F-16 ve F-35 değerlendirmesi
F-16’larla ilgili siyasi sürecin tamamlandığını ve bu süreçte Biden yönetiminin bir irade koyarak Kongre’yi bilgilendirdiğini kaydeden Fidan, artık uçakların üretim ve teslimatıyla ilgili teknik süreçlerin başladığını belirtti.
Fidan, “Amerikan yönetimi burada bir irade ortaya koydu, Kongre’yi bu konuda bilgilendirdi. Kongre’den de geçti belli bir sürecin sonunda ve irade oluşturma süreci tamamlandı. Bundan sonrası aslında teknik süreç. Savunma bakanlıkları arasında ve ilgili firmalar arasında devam edecek olan bir süreç.” şeklinde konuştu.
F-35 konusuna da temas eden Fidan, şunları söyledi:
“F-35 konusunda biliyorsunuz biz bu programın bir parçasıydık, daha sonra haksız yere buradan bir çıkarma söz konusu oldu, S-400 konuları bahane edilerek. Biz tekrar pozisyonumuzu koruyoruz, yani buraya yapmış olduğumuz bir ulusal ödeme var, almamız gereken uçaklar var. Türkiye tabii bu konuları geniş fikirli açık bir şekilde konuşmaya tartışmaya her zaman hazır. Geldiğimiz aşamada aslında bu konuları farklı perspektiflerle tartışabileceğimize de inanıyoruz. Amerika’nın da bu konuda açık fikirli olması lazım diye düşünüyoruz, bazı görüş alışverişleri var.”
]]>Ala, Bursa’da partisinin Kestel ilçe Belediye Başkan adayı Ferhat Erol’un Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde düzenlenen proje tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı.
Erol’un yanında olduklarını ve hizmet için çalıştıklarını belirten Ala, çok daha güzel projeleri birlikte gerçekleştireceklerini vurguladı.
Cumhur İttifakı olarak Kestel’de Erol’u desteklerini dile getiren Ala, “Cumhur İttifakı olarak Ferhat’ın yanında, arkasında durarak gerçekten hem Bursa’ya hem Kestel’e layık olan hizmetleri, gecemizi gündüzümüze katarak ‘İşimiz gücümüz Türkiye, Bursa ve Kestel’ diyerek gerçekleştireceğiz. Sandıktan öyle güçlü bir şans verelim ki Cumhur İttifakı olarak, sadece Bursa sadece Türkiye değil Balkanlar’dan da duysunlar.” diye konuştu.
Ala, makam, mevki verildiğinde görevlerinin başında olduklarını, en iyi şekilde yapmaya çalıştıklarını ifade etti.
Makam mevki verilmediğinde ya da başka bir görev tevdi edildiğinde, başka arkadaşlarına bayrak teslim edildiğinde onların başarısı için aynı iştiyakla çalıştıklarını anlatan Ala, sözlerini şöyle sürdürdü:
“AK Parti’li demek budur. Cumhur İttifakı ülke menfaatini önceler, kendi menfaatini değil. Cumhur İttifakı, Türkiye’nin dünyada alacağı yeri önceler, kendi pozisyonunu değil. Onun için işte Cumhur İttifakı burada. Eminim ki çok iyi bir sesle sandıklardan gümbür gümbür bir sonuç çıkaracaksınız ve o ses her yerden duyulacak. O bakımdan o kafa karışıklıklarını netleştirelim. Buranın dışında Cumhur İttifakı yok. Yeniden Refah Partisi artık Cumhur İttifakı içerisinde değildir. Bunun böyle bilinmesi gerekir. Çünkü bazı kafaları karıştırmak isteyenlerin orada burada bazı şeyler söylediklerini duyuyorum. Bunun gerçekle alakası yoktur. İşte geçenlerde de söyledik, Cumhurbaşkanımız da söylüyor, bizler söylüyoruz. Buna gerek bile yok ama o kafa karıştırmak isteyenlerin fırsatlarını ellerinden alalım.”
Efkan Ala, ittifak yaptıklarında da işbirliği yaptıklarında da millete her şeyi açık açık söylediklerini belirtti.
Tenkit ediyorlarsa da etmiyorlarsa da açıkça dile getirdiklerini vurgulayan Ala, şunları kaydetti:
“Hangi partiye oy verirse versin bizim muhatabımız, çalışma sistemimiz, bütün vatandaşlarımızın oyunu almak için onlara ulaşmak, onların desteğini talep etmek, onların sandıkta Türkiye’yi güçlendirecek bir sonuç çıkarmalarını sağlamaktır. Biz 85 milyona hitap ediyoruz. Bizim hesabımız ufak tefek hesap değil, Türkiye’nin sesi gür çıksın istiyoruz. Türkiye’nin sesi Gazze için Karabağ için Bosna için Kosova için gür çıksın istiyoruz. Onun için de bu ülkeyi dünyanın en gelişmiş, en kalkınmış 10 ülkesi arasına sokmak boynumuzun borcudur. Bunun için çalışıyoruz.”
Ala, AK Parti Gürsu ilçe Belediye Başkan adayı Mustafa Işık’ın Gürsu Spor Salonu’nda gerçekleştirilen proje tanıtım toplantısına da katıldı.
Toplantılarda, AK Parti Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Recep Altepe, Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, bazı milletvekilleri, ilçe belediye başkan adayları ile partililer ve vatandaşlar hazır bulundu.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleşen görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Zelenskiy’i geçen sene temmuz ayından sonra yeniden misafir etmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çarşamba günü Sayın Zelenskiy ve Sayın Miçotakis’in de bulunduğu bölgeye yakın bir yere düzenlenen füze saldırısı sebebiyle her iki ülkeye de ‘geçmiş olsun’ dileklerimizi iletiyorum. İki yılı geride bırakan savaş nedeniyle hayatlarını kaybeden Ukrayna vatandaşları için de taziyelerimi sunuyorum. Kıymetli dostumla bugünkü görüşmelerimizde savaşla ilgili gelişmeleri ayrıntılı şekilde ele aldık. Kendisine tespitlerimizi bir dost olarak tüm samimiyetimle ifade ettim.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede stratejik ortakları Ukrayna’nın toprak bütünlüğü, egemenliği ve bağımsızlığına yönelik desteklerini vurguladıklarını belirterek, savaşın başta Ukrayna olmak üzere bölgesel ve küresel plandaki olumsuz yansımalarının giderek arttığını dile getirdi.
Barışın tesisi için Mart 2022’de İstanbul’da kurulan müzakere masasının yanından geçebilecek nitelikte diplomatik bir adım atılamadığına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Başından beri savaşın müzakereler temelinde sonlandırılması için elimizden gelen katkıyı verdik, veriyoruz. Rusya’nın da dahil olacağı bir barış zirvesine ev sahipliği yapmaya da hazırız. İstişarelerimizde ihraç koridorları ve seyrüsefer emniyeti gibi Karadeniz’in istikrarını ilgilendiren meseleler hakkında da görüş alışverişinde bulunduk. Biliyorsunuz, Karadeniz girişimi 33 milyon tona yakın tahılın ihtiyaç sahiplerine ulaşmasına imkan vererek küresel bir gıda krizinin önüne geçmişti, o anlaşma da yine bu salonda yapılmıştı. Taraflar arasında yeni bir mutabakat sağlanması için bir niyet ortaya konulduğu takdirde daha önce olduğu gibi elimizden gelen desteği vermeye hazırız.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelecek dönemde Ukrayna’nın ekonomik açıdan ayakları üzerinde duran ve kalıcı güvenliğini tesis etmiş konuma gelmesinin de büyük önem taşıdığını vurguladı.
Bu çerçevede Ukrayna’nın Avrupa Atlantik Kurumları’yla bütünleşmesi hedefine desteklerinin baki olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Bugünkü görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizin gündeminde yer alan konuları da etraflıca ele aldık. Savaşa rağmen ikili ticaretimizin istikrarlı bir seyir izlemesinden memnuniyet duyuyoruz. 10 milyar dolar hedefimize ulaşmak için gayretlerimizi arttırma noktasında mutabık kaldık. Serbest Ticaret Anlaşması’nın bir an önce yürürlüğe girmesi, kuşkusuz bu ilişkilerimize yeni bir ivme katacaktır. Pek çok firmamız savaşın getirdiği tüm riskleri göğüsleyerek arazideki çalışmalarına devam etti, devam ediyor. Ukrayna’nın yeniden imarı çalışmalarına da güçlü şekilde destek vereceğiz. Bu çerçevede Ukrayna’nın yeniden inşası forumunu da geçtiğimiz ocak ayında İstanbul’da gerçekleştirdik. Firmalarımızın ilerleyen dönemde daha fazla sorumluluk üstlenme noktasında Ukrayna hükümetinin de tercihine mazhar olacaklarından şüphe duymuyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırım Tatarları’nın Ukrayna’daki varlığının iki ülke arasındaki dostluğu pekiştiren önemli unsurlardan biri olduğunu, Ukrayna’nın vazgeçilmez bir parçası olan Kırım Tatarları’nın ülkenin toprak bütünlüğünün yeniden tesisi için de canla başla mücadele ettiklerini söyledi.
Soydaşlarının haklarının garanti altına alınması ve özerklik statülerinin güçlendirilmesindeki emekleri için Zelenskiy’e teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin de Kırım Tatar soydaşlarını her zaman desteklediklerini ve desteklemeye devam edeceklerini ifade etti.
Erdoğan, gelecek dönemde bir yandan Ukrayna ile dayanışmayı sürdürürken, diğer yandan savaşın müzakereler temelinde adil bir barışla sona erdirilmesi için çalışmalara devam edeceklerini belirterek, bugünkü istişarelerin başta Türkiye ve Ukrayna olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.
“Rusya’nın Türkiye’nin duruşuna saygı duyacağına inanıyoruz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin, Türkiye’nin barış sürecine ilişkin teklifini hatırlatıp, “Rusya’nın askerlerini Ukrayna topraklarından çıkarmasını kim sağlayabilir?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle burada Rus askerlerinin Ukrayna tarafında bulunması, o tarafta bulunurken böyle bir teminat, böyle bir garanti olur olmaz, bütün bunların hepsi barışı bu denli savunan bir Türkiye olarak biz bu savımızda, bu tezimizde Rusya’nın da Türkiye’nin duruşuna ister istemez saygı duyacağına inanıyoruz. Zaten bu olmadığı zaman böyle bir barışı da temin edebilmek ve bunu sağlayabilmek mümkün olmayacaktır. Ama en azından dünya kamuoyunda, uluslararası kamuoyunda Türkiye olarak görevimizi yapmış addedeceğiz kendimizi. Olay budur.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ukrayna-Rusya krizinin akıbetini nasıl görüyorsunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Tabii burada üç başlık önemli. Bunlardan bir tanesi gıda güvenliği, bir diğeri esir takası, bir diğeri ise seyrüsefer garantisi. Tüm bunların dışında aslında ramazan ayı sebebiyle bir sükunetin teminini Sayın Başkan’ın istemesi ve limanların güvenliğinin teminini istemesi, bunlar büyük önem arz ediyor. Bunlarla beraber biz de Türkiye’nin duruşu itibarıyla sağlayabileceği bazı imkanlar olduğuna inanıyoruz ki Sayın Başkan’ın gıda güvenliği, esir takası, seyrüsefer garantisi konularında aynı düşüncedeyiz. Bunları sağlamamız lazım. Bu konularda adımlar atmamız lazım. Bu konuda diyoruz ki biz Türkiye olarak, gerek şahsım gerek bakan arkadaşlarım, muhataplarıyla yaptıkları görüşmelerde, buralarda olumlu bazı yaklaşımlar gördüğümüz için bu adımları atıyoruz. Bunlardan da netice alacağımızı ümit ediyoruz. Ümitsiz değiliz çünkü şu salon çok şeylere şahit oldu ve yine bu salonda kaldığımız yerden yola devam edeceğimizi zannederek bu yola çıktık. Sizler de medya olarak yazılı, görsel bu konuda gerekli çalışmayı yaparsanız netice alacağımızı ben ümit ediyorum.”
İşbirliği protokolü imzalandı
Toplantıda, iki ülke arasında ticaret alanında işbirliği protokolü imzalandı.
“Eşya ve Taşıtlar için Elektronik Ön Bilgi Değişimi Sistemi Kurulması”na ilişkin hazırlanan işbirliği protokolüne, Türkiye adına Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ukrayna adına da Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Umerov imza attı.
Basın toplantısında, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Türkiye’nin Kiev Büyükelçisi Levent Bilgen, Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak ve Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Vasyl Bodnar da yer aldı.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) tarafından Sinan Erdem Spor Salonu’nda düzenlenen 7. Gençlik Buluşması’nda yaptığı konuşmada, hayatını sadece okuluyla evi veya yurdu arasında geçiren, fiziki ve manevi dünyasını geliştirecek faaliyetlerden uzak duran, akranlarıyla fikri müzakere yapacak birikime sahip olmayan, kabiliyetli olduğu alanlardaki farkını ortaya koyamayan, ahlaki açıdan da şahsiyetini inşa etmeyi dert etmeyen, olumlu anlamda varlığını ailesinde, okulunda, arkadaş çevresinde, oturup kalktığı her yerde hissettiremeyen bir gençliğin kendileri için kayıp hükmünde olduğunu belirtti.
Halbuki, gençlerin her birinin gözünde, yüreğinde özellikle saklı o cevherin ateşini gördüklerini, damarlarında dolaşan enerjisini hissedebildiklerini söyleyen Erdoğan, “Yeter ki siz azminizle, gayretinizle, çabanızla bu potansiyeli harekete geçirme iradesini ortaya koyun. İşte o zaman bu kutlu yolculukta ailenizi yanınızda göreceksiniz, arkadaşlarınızı yanınızda göreceksiniz, devletinizi yanınızda göreceksiniz. Bizi daima yanınızda göreceksiniz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra salondaki gençlere, “Ahitleşmeye var mıyız?”, “Gençler, Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa etmeye var mıyız?”, “Büyük ve güçlü Türkiye mirasına sahip çıkmaya var mıyız?”, “Kendimizi her alanda en iyi şekilde geliştirmeye var mıyız?”, “Bedenimizi sporla, ruhumuzu sanatla, kalbimizi inanç ve ibadetle diri tutmaya var mıyız?”, “Dünyayı ve ülkemizi kanser hücreleri gibi saran kötü alışkanlıklardan uzak kalmaya var mıyız?”, “İstiklalimizin ve istikbalimizin sembolü olan ezanımıza, bayrağımıza, vatanımıza, devletimize canımız pahasına sahip çıkmaya var mıyız gençler?” ve “Ülkemizin bütünlüğüne, milletimizin birliğine, insanımızın kardeşliğine gözünü dikenlerin başına gök kubbeyi yıkmaya var mıyız?” sorularını yöneltti.
Gençlerin bu soruları “Evet” diyerek cevaplaması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rabbim hepinizden razı olsun. İşte, Asım’ın nesli budur. İşte, Türkiye Yüzyılı gençliği budur.” dedi.
“Sevgili gençler, bir ülkenin, bir milletin en büyük gücü gençleridir. Gençlerinden ümidi kesen bir millet, geleceğini kaybetmiş demektir.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, öğrenciliğimizden gençlik liderliği yıllarımıza, oradan siyasi hayatımızın her safhasına kadar ömrümüzün tüm dönemlerinde gençlerimize güvendik, inandık, onlarla birlikte yol yürüdük.” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya/Yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya” dediklerini kaydederek, bugün de girdikleri her mücadelede en çok gençlere güvendiklerini vurguladı.
Vesayetle kavgalarından darbecilere karşı direnişlerine kadar tüm büyük sınamalarında gençleri daima şu anda olduğu gibi yanlarında bulduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık sizlerin zamanının misafiri olan bir büyüğünüzüm. Ben misafirim, siz ev sahibisiniz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdi tek hedeflerinin ülkeye kazandırdıkları hizmetlerin zirvesi olarak gördükleri Türkiye Yüzyılı hedefini başarıyla ulaştırmak olduğuna işaret ederek, “Böylece gençlerimize çok daha büyük vizyonları hayata geçirebilecekleri büyük, güçlü, müreffeh bir ülke emanet edebileceğiz. Sizlerden beklentimiz ise kendinizi bu geleceğe hazırlamanızdır. Tabii bu hazırlığın söylemek kadar kolay olmadığını biliyoruz. Bunun için yeri geldiğinde güncel gelişmeleri takip etmek, yeri geldiğinde eskilere kulak vermek, bazı gençlerimize eskilerin tavsiyeleri biraz harcıalem gelebilir ama emin olun öyle değil.” diye konuştu.
“Bugün selamlaşmayı dahi unutmuş, ihmal eder hale gelmiş hatta beceremeyen gençlerimize rastlıyoruz”
Fethi Gemuhluoğlu’nun dostluk üzerine yaptığı konuşmaya, “Önce selam sonra kelam.” diyerek muhteşem bir selam bahsiyle başladığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün ise en basitinden selamlaşmayı dahi unutmuş, ihmal eder hale gelmiş hatta beceremeyen gençlerimize rastlıyoruz. Halbuki Kur’an ve sünnetten Kutadgu Bilig ve Babürname’ye, destanlarımızdan şiirlerimize kadar, medeniyetimize temel teşkil eden tüm eserlerde selamlaşmanın önemine vurgu yapılır. Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle emretmiştir, ‘Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.’. Evet. Selamünaleyküm. ve aleykümselam.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Bu iklimin bereketinden mahrum bir gençlikten daha büyük davalara hizmet nasıl beklenebilir? Selamdan mahrum kalmayı beddua kabul eden bir ecdadın evlatlarına, başı önde gelip geçmek yakışır mı? Biz şahsen kendi tekamülümüzü bu tür nasihatlere ve nasihat sahiplerinin dizleri dibinde büyümeye borçluyuz. İnşallah sizlerin de bu hikmet pınarlarından en verimli şekilde istifade edeceğinize inanıyorum.”
İnsana yaşadığını hissettirenin sadece kalbinin atması veya ailesiyle, arkadaşlarıyla geçirdiği vakit olmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, insana yaşadığını asıl hissettirenin kendisini aşkın bir davaya mensup hissetmesi ve o dava yolunda verdiği mücadele olduğunu söyledi.
(Sürecek)
]]>Hakkari Valiliği ve Hakkari Belediyesi tarafından, Gençlik Merkezi spor salonunda gerçekleştirilen seminerde konuşan Vali ve Belediye Başkan Vekili Ali Çelik, Anadolu coğrafyasının yüzde 80’ine yakınının deprem gerçekliğiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Doğu Anadolu ve Kuzey Doğu Anadolu fay hatlarının dünyanın en uzun fay hatlarından olduğunu belirten Çelik, bu iki fayın geçtiği güzergahlarda onlarca depremin meydana geldiğini, bunlardan en büyüğünün Erzincan depremi olduğunu anlattı.
Bu durumun Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından değiştiğini belirten Çelik, “Bundan sonra da bu coğrafyada depremler olacak. Hakkari, Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde yer alıyor. Başta biz idareciler olmak üzere ülkenin her ferdi, deprem kaygısını taşımak zorunda. Hepimiz deprem gerçeğini fark etmek ve kaygılanmak, kaygılandığımızda da çözüm bulmak zorundayız. Hepimiz bu depremlere hazırlıklı olmalıyız.” ifadelerini kullandı.
Bunun için en önemli hususun depreme dayanıklı yapılar inşa etmek olduğunu vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:
“Hakkari’de yapı stokunun güncellenmesi ve yapı stokunun risklerinin belirlenmesi için belediye ve üniversiteyle çalışma başlattık. Orada iyi mesafe almayı planlıyoruz. Ondan sonraki süreç kentsel dönüşüm süreci. O süreci de tüm kentle birlikte yönetmek ve yürütmek zorundayız. Devlet olarak en önemli görevimiz vatandaşın kamusal anlamda güvende kalmasıdır. Onun için deprem yönetmelikleri çıkarılıyor. Bu bir eziyet olsun diye değil, insanların güvende kalması içindir. Bu bilimsel hesaplama ve analiz işi. Hepimiz bir ve beraber olup aynı amaca doğru gidersek başarırız, yoksa sorunu çözme iradesi güçlenmez.”
“Binayı yumuşak zeminde yaparsak sonu felaket olur”
Yüksek inşaat mühendisi ve deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki ise Türkiye’de meydana gelen depremler hakkında bilgi vererek, bu depremlerin domino etkisi yarattığını ifade etti.
İzmir’de 4 yıl önce yaşanan depremde yıkılan binalarda kötü malzemenin kullanıldığını gördüklerini belirten Moriwaki, Ege’de küçük fay hatlarının çok olduğunu, bu yüzden sık sık depremlerin meydana gelebileceğini ama çok büyük bir deprem beklemediklerini aktardı.
Türkiye’nin her yerinin deprem açısından tehlikeli olduğunun söylenebileceğini vurgulayan Moriwaki, “Türkiye de Japonya da deprem konusunda tehlikeli bölgede yer alıyor. Japonya’da her türlü afet olabiliyor. Depremin olduğu noktada tekrar depremler oluyor. Burada da deprem biz yaşıyorken olmayabilir ama sonraki nesilleri düşünmemiz lazım. Hakkari’yi çok beğendim. Buranın yapısı genellikle kaya. Sert zemin olduğu için çok sallantı olmuyor.” diye konuştu.
Dünyadaki büyük depremlerle Türkiye ve Japonya arasındaki depreme ilişkin önlemlerin farklılıklarına değinen Moriwaki, “Artık Japonya’ya gitmeyeceğim. Sonuna kadar Türkiye’de çalışacağım. Türkiye, depremde can kaybının yüksek olması konusunda üçüncü sıraya yükseldi. Bazı ülkelere göre çok fazla büyük deprem olmamasına rağmen can kaybı fazla. Binayı yumuşak zeminde yaparsak sonu felaket olur.” dedi.
Çocukların deprem konusunda bilinçlendirilmesinin ve yapılarda sismik izolatörlerin kullanılmasının önemine işaret eden Moriwaki, “Evlerde eşyaları uygun yere bırakıp sabitlemek çok önemli. Merdivenler yapılarda zayıf noktalar. Hayat üçgenine yönelmek lazım. Hakkari’de büyük depremin üzerinden yaklaşık 100 yıl geçti. Bu süreçte deprem geliyorsa fikrimce daha iyi olur. Çünkü küçük olabilir. Ne kadar enerji biriktirirse daha kötü olabilir. Anladığım kadarıyla kötü malzeme kullanılmış çok yapı var. Her an gelebilir düşüncesiyle herkesin hazırlıklı olması lazım.” değerlendirmesinde bulundu.
“Hakkari’de 1996’dan önce yapılan yapılar yüksek risk taşıyor”
Yüksek inşaat mühendisi ve afet yönetimi uzmanı Faruk Görünüş de depremsellik konusunda binalarla ilgili çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.
Bu çalışmalarla olası bir depremde kimsenin zarar görmemesini amaçladıklarını belirten Görünüş, şunları kaydetti:
“Hakkari nüfusuna oranla büyük bir depremde yüksek can kayıplarının yaşanabileceği bir şehir. Hakkari ciddi önlemler almaya başlamış. Bu çok önemli. Hakkari’ye hazır beton 2010’da girmeye başladı. O döneme kadar beton elle dökülürdü, dereden alınan malzemelerle yapılıyordu. O zaman düz demirler kullanılıyordu. Bu binalar ciddi anlamda risk taşıyor. Hakkari’de 1996’dan önce yapılan yapılar yüksek risk taşıyor. Çünkü o dönemdeki işçilik ve malzemeler kötüydü. 2011’den önce yapılan yapılar da riskli. 2018’den sonra yeni yönetmelik yürürlüğe girdi. Bu yönetmeliğin şartları biraz daha ağırdı. Deprem bölgesinde bu yönetmeliğe uygun yapılan yapılarda çok fazla hasar görmedik. İşçilik hatalarından kaynaklı yıkılan çok sayıda bina gördük. Eski binalarda hayat üçgeni görmedik. Asıl tehlike eski binalarda. Bir binanın çökmeyeceğini bilseniz korkmazsınız. Halkın bu çalışmalara destek vermesi geriyor. “
Moriwaki ve Görünüş, daha sonra katılımcıların sorularını yanıtladı.
Programa Hakkari Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Pakiş, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Necip Çarıkcıoğlu, İl Emniyet Müdürü İdris Yılmaz, vali yardımcıları, kaymakamlar, kurum amirleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, gönüllüler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
]]>Türkiye’nin en önemli kayak merkezlerinden biri olan Erciyes’te, Türkiye’de ilk kez düzenlenecek olan Dünya Kar Motosikleti Şampiyonası heyecanı yaşanıyor. Yarışlar öncesi İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulunan Türkiye Motosiklet Federasyonu Başkanı Bekir Yunus Uçar, yarışlara 30 ülkeden takımların katılacağını söyledi. Başkan Uçar, “Türkiye Motosiklet Federasyonu olarak Dünya Kar Motosikleti Şampiyonası’nı Türkiye’nin en gözde kayak merkezlerinden biri olan Erciyes Kayak Merkezi’nde gerçekleştiriyor olacağız 8-9-10 Mart’ta. Bugün programımız antrenman ile başladı. Yarın dünyanın en başarılı 16 kar motosikleti şampiyonu burada dünya şampiyonu olmak için start verecekler. Yaklaşık 30 ülkeden takımların, mekanikerlerin, sporcuların bulunduğu bir organizasyon. Burada en iyi 16 seçilerek Pazar günü start alacaklar. Dünyanın en başarılı, en gözde kayak merkezlerinde gerçekleştirilen bir organizasyon. Ülkemizin de bu anlamda tanıtımı için de çok büyük bir fayda sağlayacağına inanıyoruz. Buradan Finlandiya ve ardından Norveç’e gidecek bu organizasyon” dedi.
“Sportif performans ve adrenalin patlamasını burada yaşayacağız”
Organizasyonun şölen havasında geçeceğini ifade eden Başkan Uçar; “Biz bu organizasyonu neden Kayseri’de tercih ettik? Çünkü burada çok ciddi bir kayak merkezi altyapısı söz konusu. Tabi ki kayak merkezi altyapısının ötesinde Dünya Snowkross Şampiyonası’nı yapabilmemiz için bir potansiyele ihtiyacımız var. Bu potansiyel hizmet de valilik ve büyükşehir belediyemiz bünyesinde bize sunuldu. Büyükşehir belediye başkanımızın bütün ekibiyle çalışması, valiliğimizin organizasyonumuza göstermiş olduğu ilgi ve alakaları organizasyonu buraya taşımamıza vesile oldu. Tabi ki en önemlisi Cumhurbaşkanlığı Himaye Belgesi’ne sahip bir organizasyonu gerçekleştiriyoruz. Bunun hem sorumluluğunu hem heyecanını yaşıyoruz. Beraberinde Erciyes Cup ismiyle Türkiye Şampiyonası’nı; lastiklerine çivilerin takılmış olduğu motocross motorlarıyla yarışan sporcularımız ki 60’ın üzerinde sporcunun kayıt yaptırdığı bir organizasyon. Yani tam bir festival, tam bir şölen. Sportif performans ve adrenalin patlamasını burada yaşayacağız ve yaşatacağız. Akabinde de yarın ve Pazar günü ülkemizin sevilen ve saygın sanatçılarının Ferhat Göçer ve İrem Derici’nin konserleriyle burada yaklaşık 50 bin ve üzerinde seyirciyi hep beraber motosiklet branşının en gözde organizasyonlarının birinde ağırlamış olacağız” şeklinde konuştu.
“Yerel yöneticilerimiz istediği taktirde klasik olarak devam edecek”
Türkiye’de ilk kez Kayseri’de düzenlenen organizasyonun istenildiği taktirde geleneksel hale gelebileceğini de aktaran Bekir Yunus Uçar; “Buranın planlaması ve altyapısını gelecek yıllar için de sürdürebilirlik öngörerek planladık. Kontratımız itibariyle de büyükşehir belediye başkanımız veya valimiz burada bu organizasyonun devam etmesini istedikleri sürece bir gelenek, bir klasik halinde devam edecek. Sürdürülebilirlik ülkenin, şehrin ve kayak merkezinin tanıtımı açısından son derece önemli” ifadelerini kullandı.
“Spor organizasyonlarını hem yazın hem kışın yapabilecek kabiliyetteyiz”
Organizasyonun ülke ve Kayseri’nin tanıtımına büyük katkı sağlayacağını da belirten Uçar; “Kar Motosikleti Şampiyonası ülkemiz için bir ilk. Bu tabi ki dünyada belli ülkelerin sınırlı olarak yapabildiği bir spor. Şunu göstermek istiyoruz; biz dünyanın yaz turizmini de, kış turizmini de en iyi şekilde yapabilen ülkelerinin yaptığı spor organizasyonlarının zirvesini hem yazın hem kışın yapabilecek kabiliyetteyiz. Bunu anlatmak için buradayız” diye konuştu.
“Kar olmadığını halde uluslararası standartlara getirdiler”
Kar seviyesinin yeterli düzeyde olmamasına rağmen Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarıyla parkurun uluslararası standartlara geldiğini de sözlerine ekleyen Türkiye Motosiklet Federasyonu Başkanı Bekir Yunus Uçar; “Şuan uluslararası federasyon yetkililerinden aldığımız bilgiye göre şuanda yeterli düzeyde bir kar seviyesine sahip değiliz. Ama öyle başarılı bir belediye var ki; kar yağmasını beklemeden zirveden kar indirip parkuru kullanılabilir hale ve uluslararası standartlara getirebiliyorlar” dedi. – KAYSERİ
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Türkiye ile Güçlenen, Türkiye’ye Güç Veren Kadınlar Programı”nda yaptığı konuşmada, inançları gereği cennetin anaların ayakları altına serildiğini belirtti.
Millet olarak tarihlerinin kadınların başarıları ve fedakarlıklarıyla örüldüğünü söyleyen Erdoğan, “Nene Hatun’dan Nezahat Onbaşı’ya, Şerife Bacı’dan Kara Fatma’ya kadar nice kadın kahramanlarımızın mücadelesini biz nasıl unutabiliriz? Bölücü terör örgütü tarafından şehit edilen Aybüke Yalçın öğretmenin ve daha nice kahramanımızın fedakarlıklarını nasıl yok sayabiliriz? 15 Temmuz gecesi ellerinde bayraklarla tanklara ve darbeci hainlere meydan okuyan kadınların cesaretlerini biz nasıl görmezden geliriz? Son 21 yılda yazılan başarı destanından kadınların emeğini, alın terini, katkısını, çabasını nasıl inkar edebiliriz?” diye konuştu.
Erdoğan, şayet ekonomiden eğitime, güvenlikten tarıma, demokrasiden hak ve özgürlüklere varıncaya kadar her alanda ortada göz kamaştıran bir başarı varsa burada en az erkekler kadar kadınların da katkısı ve emeğinin olduğunu vurguladı.
Önlerine çıkartılan engellerden, hayatlarına kast etmeye varan saldırıların üstesinden hep kadınların desteğiyle geldiklerini belirten Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Yürek yüreğe, omuz omuza verdik. Türkiye’yi tarihinin en aydınlık, en özgürlükçü her açıdan en güçlü günlerine birlikte kavuşturduk. Her kim, kadın hakları konusunda eski Türkiye’den övgüyle bahsediyorsa biliniz ki sizlerin mücadelesine kara çalıyor demektir. Çünkü hiçbir şey kolay olmadı, kolay elde edilmedi. 28 Şubat’ın karanlığından çıkmak öyle zahmetsiz, çilesiz olmadı. Sizler bugünkü haklarınızı üniversite kapılarında gözyaşı dökerek, sırf kıyafetinizden dolayı işinizden ayrılmak zorunda kalarak baskıya uğrasanız bile hukuk ve demokrasi içinde hareket ederek, gerektiğinde 15 Temmuz gecesi olduğu gibi darbecilere cesaretle meydan okuyarak yani hep mücadele ile elde ettiniz. Ne olursa olsun, yılmadınız. Geri adım atmadınız. Böylece siyasetten akademiye, bürokrasiden iş dünyasına, spordan sanata farklı alanlarda özgürce var oldunuz, başarıdan başarıya koştunuz. Biz de sizlerin bu asil ve zorlu mücadelenize sahip çıktık. Elimizdeki tüm imkanlarla sizlere destek olduk.”
“Karar alma mekanizmalarında kadın temsil oranı 4-5 kat arttı”
Kadının statüsünün güçlendirilmesi, kadınların önündeki engellerin kaldırılması, kadınlara iş, eğitim, temsil ve diğer alanlarda destek verilmesi hususlarında neler yapıldığını en iyi kadınların bildiğine dikkati çeken Erdoğan, “Başörtüsüne özgürlük başta olmak üzere kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapılmasını anayasa kuralı haline getirdik. ŞÖNİM, kadın konuk evi, KADES, elektronik kelepçe gibi uygulamaları hayata geçirdik. Aile içi şiddeti şikayete tabii olmaktan çıkardık. Daha pek çok alanda tarihi nitelikte adımlar attık. Bu çabalarımız neticesinde de en az bir eğitim düzeyini tamamlama oranı kadınlarda yüzde 70’lerden yüzde 90’lar seviyesine ulaştı.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Karar alma mekanizmalarında kadın temsil oranı 4-5 kat arttı. İstihdamdaki kadın sayısı 6 milyondan 10,5 milyona çıktı. Covid-19 salgını döneminde eşim Emine Erdoğan’ın liderliğinde başlatılan destek paketiyle, kadın girişimcilerimizin yanında olduğumuzu gösterdik. Bu kapsamda Halk Bankamız aracılığıyla son 3 yılda 220 bin kadın girişimcimize 60 milyar lira finansal destekte bulunduk. Daha bunun gibi burada saymaya kalksak nice reformu, hayal dahi edilemeyen atılımları son 21 yılda sizlerle beraber hayata geçirdik”
Bu süreçlerde bir sürü asılsız ithamla, iftira ile saldırıyla da karşılaştıklarını vurgulayan Erdoğan, attıkları her adımın itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını söyledi.
“Bizi itham edenlerin ellerine güç geçtiğinde kadınlara nasıl hakaret ettiklerini gördük”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kadınlar arasındaki ayrımcılığa son veren reformlarımız bile hedef alındı. Bizi itham edenlerin aslında kendilerinin yasakçı ve baskıcı olduğunu, geride bıraktığımız 21 yıllık dönemde defalarca tecrübe ettik. Kadınlar konusunda aleyhimizde yürütülen onca propagandaya rağmen siyasi hayatımızın hiçbir safhasında kimsenin hayat tarzına karışmadık.” diye konuştu.
Hem belediye başkanlığı hem de 21 yıllık iktidarlıkları döneminde bu tavırlarının aksine tek bir örnek gösterilemeyeceğini dile getiren Erdoğan, “Bugün de aynı çevrelerin raf ömrü dolmuş söylemlerle kadınları tekrar korkutmaya çalıştığını üzülerek müşahede ediyoruz. Nefes alamayacaksınız, şu gelecek, bu olacak diyerek tamamı yalan, tamamı hezeyan ürünü ifadelerle güya kadınları kendilerine oy vermeye ikna edebileceklerini sanıyorlar. Aynı korku siyasetine 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde de başvurmuşlar ama milletin ve kadınların feraseti karşısında hezimete uğramışlardır. Biz kadınların haklarını kısıtlayıcı hiçbir adım atmadık ama bizi itham edenlerin ellerine güç geçtiğinde kadınlara nasıl hakaret ettiklerini, fiziki saldırıda bulunduklarını hep birlikte gördük, görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadınların 31 Mart’ta bir kez daha korku siyasetini ellerinin tersiyle iteceklerine yürekten inandığını ifade ederek, 31 Mart’ta İstanbul başta olmak üzere tüm şehirlerde kadınlardan yine güçlü destek beklediklerini söyledi.
Erdoğan, ödüle layık görülen kadınları kutlayarak, Türkiye’ye güç veren kadınlara teşekkürlerini iletti.
Oya işlemeli yazma hediye edildi
Programda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Cumhur İttifakı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum birer konuşma yaptı.
Törende, “Türkiye’ye Güç Veren Kadınlar” başlıklı bir gösteri sahnelendi. Gösteri sonunda bir kız çocuğu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a elindeki minyatürü hediye etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını tamamlamasının ardından, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, Erdoğan’a Türkiye’deki kadınları temsilen ve 81 ilden kadınlar tarafından işlenen oya işlemeli yazmayı hediye olarak takdim etti.
Erdoğan, 12 kadına ödül takdim etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ilk kadın generali olan Tuğgeneral Özlem Yılmaz, Kahramanmaraş depreminde eşi ile iki çocuğunu kaybeden ve iki erkek kardeşe korucuyu aile olan Aliye Üzüm, “From Your Eyes” isimli yapay zeka uygulamasını geliştiren görme engelli Zülal Tannur, Türkiye’nin uzay misyonu doğrultusunda çalışmalar yürüten Prof. Dr. Didem Balkanlı, FETÖ’nün 15 Temmuz Darbe Girişimi’nde Ankara’da şehit olan ikiz polisler Ahmet ve Mehmet Oruç’un annesi Senem Oruç ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının koruma altında yetişen ve Nice Sophia Antipholis Üniversitesi Nice Konservatuarında sınıf atlayarak lisans flüt-profesyonel müzik yorumlaması dalından 3 yılda mezun olan Merve Başoğlu’na ödül verdi.
Erdoğan, daha sonra Ankara’da 2022’de Kurban Bayramı’nda esnaf babasına yardım ederken kolunu kıyma çekme makinesine kaptıran ve sağ eli bileğinden ampute edilen Rabia Birsen Göğercin, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde Gaziantep’te hastanedeki hasta bebekleri kurtaran hemşire Şeyma Alakuş, Gazze’den gelen, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanlığı Program Koordinatörlüğü görevi yürüten Nihad Abunasser ve 9 yaşında geçirdiği trafik kazası sonrasında omurilik felci olan paralimpik atlet Hamide Doğangün’e ödüllerini takdim etti.
Törende ayrıca, “Vefa Ödülleri” kapsamında merhum yazar ve mütefekkir Alev Alatlı için Funda Firuz Aktan’a, 60 yılı aşkın süre boyunca Kasımpaşa Çocuk Evleri Sitesi’nde gönüllü görev yapan Oya Kayacık için ise Belkıs Kayacık Metin’e ödülleri Erdoğan tarafından verildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödül takdimi sırasında paralimpik atlet Hamide Doğangün’ün oğluna harçlık verdi.
Törende, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, ödüle layık görülen 12 kadın ve protokol üyeleri aile fotoğrafı çektirdi.
Programa, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, İstanbul Valisi Davut Gül, eski başbakanlardan Tansu Çiller ve kadınlar katıldı.
(Bitti)
]]>Göktaş, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı “Türkiye ile Güçlenen, Türkiye’ye Güç Veren Kadınlar Programı”nda yaptığı konuşmada, kadınların, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı.
Programda açıklanan Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nın ülke ve millet için hayırlı olmasını dileyen Göktaş, Anadolu’nun, cesur ve arif, devletinin bekasını kendisinden, evladından aziz bilen, cesaretiyle, fedakarlığıyla kadim medeniyeti ilmek ilmek oya gibi işleyen kadınların yurdu ve toprağı olduğunu söyledi.
Göktaş, kadın olmayı “farklı kültürleri, sesleri ve renkleri birleştirerek bir olmak, beraber olmak, bilgisi, emeği, alın teriyle ülkenin güzel yarınlarına umut olmak, her türlü eşitsizlik karşısında adalet ve hakikat yolunda öncü olmak” şeklinde tanımlayarak, şöyle devam etti:
“Bu toprakların kadını olmak fedakarca vatanını savunmak, değerlerini korumaktır. Nene Hatun, Onbaşı Nezahat, Aybüke öğretmen olmaktır. Safiye Ali, Alev Alatlı olmaktır. Bugün bu salonda, sporcudan sanatçıya, sağlıkçıdan generale, iş kadınından ev hanımına kadar ülkemizin her rengini yansıtan kadınlar var. Bizim için her kadın kıymetli, her kadın değerli. Biz her biriyle gurur duyuyoruz.”
“Türkiye Yüzyılı kadınların yüzyılı olacak”
Bakan Göktaş, hikayeleriyle herkese örnek ve öncü olan bu kadınların, yola çıkmakta tereddüt eden birçok kadına ilham ve cesaret verdiğini kaydederek, “El birliğiyle Türkiye’nin her alanda büyümesini, gelişmesini, kalkınmasını sağlayacağız. Gönül birliğiyle evlatlarımıza güzel yarınlar bırakacağız. Bunu bizler yapacağız, el ele yapacağız, hep birlikte yapacağız. Bu ülkenin kadınları yapacak. Türkiye Yüzyılı, kadınların yüzyılı olacak.” şeklinde konuştu.
Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye anlayışıyla, büyük Türkiye hedeflerine doğru emin adımlarla yürüdüklerini dile getiren Göktaş, “Bugün zatıalinizin (Cumhurbaşkanı Erdoğan) liderliğinde, devrim niteliğinde sosyal politikaları ve uygulamaları hayata geçirmiş bir Türkiye var. Bugün, hayatın her alanında eşit fırsatlara ve eşit imkanlara sahip olan kadınlarıyla güçlü bir Türkiye var. Kadınlar, siyasi, sosyal ve hukuki haklarda önemli kazanımlar elde etmiştir.” ifadelerini kullandı.
Göktaş, kadının katılımını hayatın her alanında güçlendirdiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu kazanımları eşit bir şekilde istisnasız tüm kadınlar için ulaşılabilir kılmak sizin eserinizdir. Nobel Ödülü alan kadının da Belçika’da değerlerini savunduğu için partisinden ihraç edilen milletvekilinin de yanında siz oldunuz. Uluslararası müsabakalarda ay yıldızımızı temsil eden sporcu kızlarımıza da şehit annelerine de Diyarbakır annelerine de siz destek oldunuz. Bugün bu ülkenin başörtülü bir doktoru, bir hakimi, bir profesörü, bir pilotu, bir milletvekili, bir bakanı varsa bu sizin sayenizdedir. Sizin öncülüğünüzde ‘Daha adil bir dünya mümkün.’ diyerek Gazze başta olmak üzere mazlum coğrafyalarda yaşayan kadınların yanında olduk, olmaya devam ediyoruz. 8 Mart’ın, Filistin başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde insanüstü bir güçle mücadele eden kadınların sesi ve sözü olmasını diliyorum.”
“Teknoloji alanında faaliyet gösteren kadın girişimcilere destek olacağız”
Türkiye’nin geleceğini inşa eden, kadınların haklarını koruyan ve refahını artıran bir anlayışla çalışmaları sürdürdüklerini vurgulayan Göktaş, 2024-2028 dönemini kapsayan Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı ile kadınların gücüne güç katmaya devam edeceklerini söyledi.
Göktaş, bu strateji belgesini kamu kurumları, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliğinde, temsil gücü yüksek bir katılımla hazırladıklarını aktardı.
Eylem planını eğitim, sağlık, ekonomi, liderlik ve karar alma mekanizmalarına katılım, çevre ve iklim değişikliği olmak üzere 5 ana eksende belirlediklerini kaydeden Göktaş, “Planımız 5 temel politika, 20 strateji, 83 faaliyetten oluşuyor. Bu kapsamda, kadınların eğitimin tüm kademelerine tam erişimini ve etkin katılımını hedefliyoruz. Kadınlara, tüm yaş gruplarını ve ihtiyaçlarını gözeten, kapsamlı ve bütüncül sağlık hizmeti sunmayı amaçlıyoruz. Diğer yandan kadının değişen iş gücüne tam, eşit ve etkin katılımıyla ekonomik yönden güçlenmelerini hedefliyoruz.” diye konuştu.
Göktaş, siyaset, liderlik ve karar alma mekanizmalarında kadınların temsil ve etkinliklerini artırmayı amaçladıklarını anlattı.
Bunun yanı sıra çevre ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı mücadelede kadının etkin katılımını hedeflediklerini aktaran Göktaş, kadını metalaştıran, araçsallaştıran ve sömüren ideolojilerin etkisinden kurtarmak istediklerini dile getirdi.
Kadınların, ekonomik ve sosyal hayatta etkin roller üstlenmelerinin yalnızca bireysel bir kazanım olmadığını vurgulayan Göktaş, aynı zamanda toplumsal ve sosyal gelişimi sağlayan, kalkınma hızını destekleyen temel bir değer olduğunu aktardı.
Göktaş, belirledikleri hedefler çerçevesinde tüm kurumların eylem planını büyük bir titizlikle uygulayacağına yürekten inandıklarını kaydederek, “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı’mız ülkemiz için, milletimiz için hayırlı, uğurlu olsun.” dedi.
“Kadınların iş gücüne katılım oranı 2023 yılında yüzde 36’ya ulaştı”
Son 22 yılda kadınların ekonomik hayatta daha fazla yer almaları için büyük atılımlar gerçekleştirdiklerini dile getiren Göktaş, 2002 yılında yaklaşık yüzde 28 olan kadınların iş gücüne katılım oranının 2023’te yüzde 36’ya ulaştığını anlattı.
Göktaş, 12. Kalkınma Planı’nda kadınların geleceğine dair önemli hedefler belirlediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“2028 yılı sonuna kadar kadının iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e yükseltmeyi hedefliyoruz. Bu hedefi gerçekleştirmek adına geçtiğimiz ocak ayında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ve TÜBİTAK ile iki işbirliği protokolü imzalamıştık. Bugün bu protokoller kapsamında yeni bir proje başlattığımızın da müjdesini sizlerle paylaşmak isterim. Bu proje, temiz teknoloji alanında kadın girişimcilerin şirketlerini büyütme süreçlerini desteklemektir. Böylece teknoloji alanında faaliyet gösteren kadın girişimcilere destek olacağız. Diğer yandan, yine bu protokol kapsamında, kadın ve aile odaklı bilimsel çalışmaları desteklemek üzere TÜBİTAK ile araştırma projeleri çağrısına yakında çıkacağız, şimdiden ülkemize hayırlı uğurlu olsun.”
Kadınların, hayatın her alanına aktif katılımı için yürütülen çalışmaların, büyük başarılara imza atmalarıyla meyvelerini verdiğini belirten Göktaş, bu sonuçların kadınlar için her zaman daha iyisini yapmak adına motivasyonu ve heyecanı arttırdığını ifade etti.
Göktaş, “Konuşan Oyalar” sergisiyle, 81 ilin rengini, desenini, kültürel değerlerini geleceğe aktaran tasarımcı-yazar Gönül Paksoy’a, kadınlara her daim güvendiği ve destek olduğu için de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Türkiye ile Güçlenen, Türkiye’ye Güç Veren Kadınlar Programı”ndaki konuşmasında, 8 Mart’ı aracı kılarak, devletin kadınlara yönelik politikalarını gözden geçirdiklerini, nerede bir eksik, nerede bir sorun tespit ederlerse onu gidermeye çalıştıklarını söyledi.
Kendilerini bugüne kadar asla sloganlara hapsetmediklerini, kadın politikalarında her zaman en idealin, en iyinin, ülke, millet ve kadınlar için en hayırlı olanın peşinden koştuklarını anlatan Erdoğan, bu anlayışla kadınlarla buluşmalarında şiddetin önlenmesinden kadının güçlendirilmesine, istihdamdan hak ve özgürlüklere kadar geniş bir yelpazede yeni projeler, programlar, stratejik belgeleri açıkladıklarını belirtti.
Erdoğan, kadınların insan onuruna yakışan bir hayat sürmeleri, her alanda daha aktif rol almaları, hak, fırsat ve imkanlardan adil bir şekilde faydalanmaları için ne gerekiyorsa yaptıklarını ve yapacaklarını vurgulayarak, destek mekanizmalarıyla reform paketleriyle yenilikçi uygulamalarla kadının ekonomik ve sosyal statüsünü güçlendirmeye gayret ettiklerini dile getirdi.
Bunun en son örneğinin, Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “2024-2028 yılları arasını kapsayan Strateji Belgemiz, 5 ana sütun üzerinde yükselmektedir. Aile Bakanı’mızın şahsında 5 temel amaç, 20 strateji, 83 faaliyetten oluşan bu belgenin hazırlanmasında emeği geçenleri tebrik ediyorum. Kamu kurumlarımızın yanı sıra özel sektörümüzün, iş dünyamızın ve sivil toplum kuruluşlarımızın da belgenin layıkıyla hayata geçirilmesi için üzerlerine düşen görevleri yapacaklarına inanıyorum.” diye konuştu.
“Aile ne kadar güçlüyse bireyler ve toplum da o derece güçlü, muhkem ve diri olmuştur”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet’in ilk asrını tamamlayıp Türkiye Yüzyılı vizyonuyla ikinci asrına yelken açtıklarını anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçmişte yaşadıklarımızdan ders alarak, her açıdan daha huzurlu, daha aydınlık, daha müreffeh bir geleceği inşa etmenin çabasındayız. Türkiye Yüzyılı’nın hazırlıklarını ‘Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye’ ekseninde yürütüyoruz. Amacımız sırasıyla kadını, aileyi ve ülkemizi güçlendirmektir. Burada bir hususu özellikle ifade etmek isterim; biliyorsunuz bizim inancımızda ve kültürümüzde aile toplumun temel direğidir. Yeryüzüne indirilen ilk insanlar olan Hazreti Adem aleyhissalatü vesselam ve Hazreti Havva validemiz aynı zamanda ilk ailedir. Hazreti Adem ve Hazreti Havva ile başlayan aile kurumu tarih boyunca insanı insan yapan değerlerin yaşatılmasına, yeni nesillere aktarılmasına imkan sağlamıştır.”
Ailenin, bireyleri ayakta tuttuğunu, toplumu yozlaşmalara karşı koruduğunu, iyi, güzel ve doğru olanın yaşayarak öğretilmesini temin ettiğini belirten Erdoğan, aile kavramıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“Şurası tartışmasız bir gerçektir ki aile ne kadar güçlüyse bireyler ve toplum da o derece güçlü, muhkem ve diri olmuştur. Aynı şekilde ailenin zayıfladığı, aile kurumunun yara aldığı dönemlerde kadın, erkek, çocuk fark etmeksizin tüm bireyler de kötüye gitmiş, toplum kan kaybetmiş, zafiyet yaşamıştır. Bu bakımdan, güçlü aile sadece millet ve devlet olarak bekamızın değil, aynı zamanda geleceğimizin de garantisidir. Güçlü ailenin ilk ve en önemli şartı ise hiç şüphesiz güçlü kadındır. Hal böyleyken aile ile kadını ayıran, kadını ailenin karşısına yerleştiren, kadın ve aile arasında duvarlar ören her türlü yaklaşımı reddediyoruz. Farklı ambalajlar içinde toplumumuza sunulan bu tür bakış açılarını sadece milletimizin değil tüm insanlığın istikbali adına tehlikeli buluyoruz.”
“Bunlar, modernleşme ve Batılılaşma iddiasıyla aile mefhumuna karşı savaş ilan etmiş durumdalar”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de aile kavramına karşı alerjisi olan bir kesimin eskiden beri olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Bunlar, modernleşme ve Batılılaşma iddiasıyla aile mefhumuna karşı adeta savaş ilan etmiş durumdalar. Öyle bozuk bir bakış açısından bahsediyoruz ki Bakanlığımızın adında yer alan ‘aile’ kavramından bile rahatsız oluyorlar. Bunların bir başka özelliği de lafa gelince özgürlüğü, demokrasiyi, insan hak ve hukukunu kimseye bırakmamalarıdır. Ama kendi kalıplarına uymayan herkesi ötekileştirenler de yine bunlardır. Sorsanız, ‘Kadın haklarını savunuyoruz.’ derler. Fakat 28 Şubatvari vesayet dönemlerinde kadınların eğitim, çalışma ve siyasi temsil haklarının gasbedilmesine aleni destek verirler. Kadının ve ailenin en büyük düşmanı olan ‘cinsiyetsizleştirme politikaları’na karşı tek bir cümle kurmazlar.
Aynı şekilde, kendileriyle aynı ideolojik kabileye mensup bazı kibirli siyasetçilerin başımızın tacı olan ev hanımlarını aşağılaması, ev kadınlarını hor, hakir görmesi karşısında gıklarını dahi çıkarmazlar. Kendi mahallelerindeki kadına yönelik tacizleri, şiddeti, ayrımcılığı, haksız uygulamaları asla gündeme getirmezler. Yani, söz konusu gerçekten kadınların temsil, eğitim, çalışma ve kamusal alanda özgürce var olma hakları olunca bunlar ya yasakçılığın ya da çifte standardın yanında saf tutarlar.”
“Biz onlar gibi riyakar değiliz. İnşallah hiçbir zaman da olmayacağız”
Erdoğan, bahsettiği ikircikli tablonun sadece Türkiye için değil, dünyadaki pek çok kuruluş için de geçerli olduğuna işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Soruyorum sizlere, dünyada ‘kadın hakları’ diye ortalığı ayağa kaldıranların, 7 Ekim’den beri Filistin’de katledilen, çoğu kadın ve çocuk 32 bini aşkın masum için seslerini yükselttiklerini sizler hiç duydunuz mu? İnsanlığın geri kalanına sürekli hak hukuk dersi verenlerin İsrail’in soykırım politikaları karşısında harekete geçtiğini hiç gördünüz mü? Ülkelere basın özgürlüğü karnesi düzenleyenlerin İsrail’in katlettiği 100’ü aşkın gazeteciyle ilgili tepkilerine şahit oldunuz mu? Son raporunda Türkiye’yi eleştiren Avrupa Konseyi’nden ve diğer Avrupa Birliği (AB) kurumlarından bugüne kadar İsrail’e gizli açık destek dışında bir beyan işittiniz mi?
Peki, Suriye’den Filistin’e kadar hemen burunlarının dibindeki bölgelerde on binlerce kadın ve çocuğun vahşice katledilmesine tepkisiz kalanları diğer konularda biz nasıl ciddiye alacağız? Filistin halkının soykırıma uğramasına ses çıkarmayanların, bu katliamları görmezden gelenlerin tutarlı, etkili ve tarafsız olabilmesi mümkün mü? Elbette mümkün değil. Suriye’deki, Filistin’deki, Arakan’daki, Türkistan’daki ve diğer İslam beldelerindeki hak ihlalleri karşısında kıllarını dahi kıpırdatmayanların başkalarıyla ilgili beyanları lafügüzaf hükmündedir.”
Türkiye olarak, diplomatik girişimlerle yardımlarla kamuoyu oluşturma çabalarıyla kendi duruşlarını sergilediklerini, mücadelelerini kararlılıkla yürüttüklerini vurgulayan Erdoğan, “Çünkü biz onlar gibi riyakar değiliz. İnşallah hiçbir zaman da olmayacağız.” ifadelerini kullandı.
(Sürecek)
]]>Bartın Tarım İl Müdürlüğü yerleşkesinde Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi (TAKE) Projesi Tohum ve Sera Örtüsü Temini Programı çerçevesinde aralarında kadınların da bulunduğu 10 çiftçiye ata tohumu ve sera örtüsü dağıtıldı. Programa katılan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, ata tohumu kullanımın yasaklandığı iddialarına cevap verdi. Sertifakalı tohum kullanımı konusundaki ısrarlı tutumun yanlış anlaşıldığını belirten Bakan Yumaklı, “Birçok konuda olduğu gibi gıda arz güvenliğini sağlamak da birinci önceliğimiz olmak durumunda. Çünkü eğer tohumunuz yoksa siz üretimi başlatamazsınız. Savunma sanayiinde, teknolojide ya da diğer sektörlerde olduğu gibi tohumda da istikbalinize dönük taahhütlerinizi yerine getirmek istiyorsanız bağımsız olmak durumundasınız. Türkiye, bu konuda dünyada ilk 10 ülke arasında. Genelde doğru bilinen yanlışlar vardır. Bu da onlardan bir tanesi. Türkiye’de üretilen yerli ve milli tohumlarımız var. Kullanılan tohumların yani yüz birimlik tohumun 97 birimi bu ülkenin topraklarında üretiliyor. Tohumlarla alakalı çok araştırma geliştirme yapan kurumlarımız var. Ama aynı zamanda son dönemde özel sektörün de ciddi bir başarısı var. Tohumlarla ilgili söyleyebileceğimiz diğer önemli şeylerden bir tanesi de bunların sertifikalı tohum olması. Bu konudaki ısrarımız zaman zaman yanlış anlaşılıyor ve ata tohumlarının yasaklandığıyla ilgili zaman zaman tezviratlarda bulunuluyor. Bu doğru değil arkadaşlar” dedi.
Bakan Yumaklı, 37 çeşit tohumun koruma altında bulunduğunu vurgulayarak, “Bizler 37 çeşit ata tohumumuzu gen bankamızda koruma altına aldık. Bunlar sertifikalı tohumlar. Sertifikalı demek, siz hangi ürün olduğunu bilirsiniz. Herhangi bir hastalık taşıyıp taşımadığını bilirsiniz. Ne kadar verim vereceğini bilirsiniz. Dolayısıyla bizim tarımsal üretimimizi garanti altına almanın yollarından bir tanesi de kullanacağımız tohumların sertifikalı olması” ifadelerini kullandı.
Ata tohumları 117 ülkeye ihraç ediliyor
Ata tohumlarının 117 ülkeye ihraç edildiğini ifade eden Bakan Yumaklı, “Türkiye’deki kullanılan sertifikalı tohumların yaklaşık yüzde 40’ı Tarımsal Araştırma Geliştirme Genel Müdürlüğümüzün üretmiş olduğu tohumlardan oluşuyor. Yaklaşık 117 ülkeye de hem bunlar hem de özel sektörümüzün üretmiş olduğu tohumlar ihraç ediliyor. Anadolu kadını değerli kardeşlerim. Tohumdan çatala bu üretimin her tarafında. Yani kimi zaman hepimiz biliriz, böyle bezlere koyup sandıklarda saklanan tohumlar vardı. O dönemin şartlarına göre bizim şimdi gen bankasında yaptığımız o saklamayı, onlar o dönemlerde bu şekilde yaparlardı. Ama şimdi artık bunlar ülkenin kullanımına birer birer çıkmış oluyor. Biz de bunları destekliyoruz bütün ülke çapında. Ata tohumlarımızı sertifikalandırıp, topraklarımızla buluşturuyoruz” diye konuştu.
Türkiye’nin bitki florasına iki yeni bitki katıldı
Yumaklı, Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliğine Bartın’da yetişen iki yeni bitki türünün de eklendiğini ifade ederek, “Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliğine sahip bir ülke olduğunu biliyoruz. Ulusal biyolojik çeşitlilik, envanter ve izleme projemiz var. Bu kapsamda 12 bin 140 türü kayıt altına almış durumdayız. Avrupa’daki toplam bütün ülkelerin biyoçeşitliliği, bitki çeşitliliği rakamları 12 binler civarında. Sadece bizim ülkemizde ise 12 bin 141 adet. Bu da bizim zenginliğimizi gösteriyor. Buradan Türkiye florasına iki yeni bitki katıldığının da müjdesini vermek istiyorum. Çünkü Bartın gibi yeşilin, doğanın, her türlü zenginliğin olduğu bir yerde biyoçeşitlilik zenginliğinin olmaması düşünülemezdi. Doğa Koruma Milli Parklardaki arkadaşlarımızın izleme çalışması ile ‘büsür otu’ ve ‘boynu altınasa’ bitkilerini biyoçeşitlilik listemize dahil etmiş olduk. Böylece 12 bin 141 adedi 12 bin 143’e çıkarmış olduk. Bartın’dan da bunun müjdesini bütün Türkiye’ye vermiş olalım. Bu çok basit bir konuymuş gibi düşünülebilir. Ancak devam etmesi gereken bir biyoçeşitlilik zenginliğinin ikisinin de Bartın’da olmuş olması en azından bizler açısından son derece mutluluk verici. Ben bu vesileyle tekrar 8 Mart Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Bu tohumları alacak, sera naylonlarını alacak, malzemelerini alacak olan çiftçilerimize bol bereketli ürünler diliyorum” diye konuştu. – BARTIN
]]>Fatih Belediyesi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Çatladıkapı Sosyal Tesisleri’nde bir program düzenlendi. Programa Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Fatih Kaymakamı Cafer Sarılı, Fatih İlçe Emniyet ve Şube Müdürleri, kamu kurumlarında çalışan kadınlar ve ev hanımları katıldı. Kadınlar Günü vesilesi ile kadınlarla bir araya gelen Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Hayatın her alanında olan kadınlar. Fatih’e ve İstanbul’a değer katan hanımefendiler her meslek grubundan var. İçimizde kadın emniyet müdürlerimiz, kadın muhtarlarımız, kadın gazetecilerimiz, kadın STK başkanlarımız, koruma müdürümüz ve hayata değer katan ev hanımlarımız var. Kadınlarımızın hepsi hayata değer katan insanlardır. Fatih’imize değer katıyorlar. Biz bundan eminiz” dedi.
“Kadınların gücü olmadan Türkiye Yüzyılı inşa edilemez”
Kimseyi ayırmadan Türkiye Yüzyılı yolunda ilerlediklerini söyleyen Turan, “Kadınların gücü olmadan Türkiye Yüzyılı inşa edilemez. Cumhurbaşkanımız sık sık söylüyor: Kadınların emeği yok sayıldığında toplum yüzde 50 gücünü kaybetmiş demektir. Eğer biz kadınların emeğini yok sayacak olursak bugünkü gücümüzün yarısını yok kabul etmiş oluruz. Dolayısıyla biz kadın erkek demeden güçlü Türkiye yolunda ilerliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Fatih’te yaptığımız en önemli işlerden bir tanesi kütüphanelerdir”
Türkiye’nin geleceğinde 5-10 yıl sonra bugünkü sayıdan çok daha fazla kadının etkin olacağını söyleyen Turan, “Bizim son dönemde Fatih’te yaptığımız en önemli işlerden bir tanesi Fatih kütüphaneleridir. Enteresan bir tespitimiz var Türkiye’nin geleceği açısından. Türkiye’nin geleceğinde 5-10 yıl sonra bugünkü sayıdan çok daha fazla kadın etkin olacaktır. Yönetimde de etkin olacaktır. Şu anda kütüphaneleri dolduranlar, en çok çalışıp emek verenler genç kızlarımız. En iyi yerlere gelenler hep kızlarımız oluyor. Türkiye’nin geleceğinde çok daha etkin olacağını görüyoruz. Biz de bu manada kadınlarımızın her alanda etkin olmaları için uğraşıyoruz. Kadın eğitim birimlerimizde son 5 yılda Fatih’te 16 açık birimimiz var şu anda. 5 bini aşkın kursiyer var. Şu anda tekamül sınıflarımız var. Buralarda çok nitelikli işler çıkartılıyor. Bu dönem amacımız bunların ekonomiye de dönmeleri” diye konuştu.
“Fatih Belediyesi ile çok güzel işler yapıyoruz”
Programda konuşan Bakan Bak ise, “Başkanımız önderliğinde Türkiye’de son 22 yılda spor devrimi yaptık. Spor tesislerinin yatırımını arttırdık. Ailelere ‘Çocuklarınızı alın bizim tesislerimize getirin’ diyoruz. Tabii bunu belediyelerle beraber yapıyoruz. Ergün başkan biraz evvel anlattı. Hakikaten Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak belediyelerimizle çok güzel işler yapıyoruz özellikle Fatih Belediyesiyle” dedi.
“Türkiye’de kadının her sektörde, her alanda yer alması bizleri gururlandırıyor”
Kadınların üretim yapması için Fatih Belediyesine destek verdiklerini söyleyen Bakan Bak, “Fatih Belediye Başkanı benim çok eski dostum. Siyasette uzun yıllar çalıştık. Çok pratik ve çok hızlı düşünür. Çok hızlı işler yapar ve sonuç getirir. O yüzden biz Fatih Belediyesine yaptığımız projelerin hepsini çok kısa sürede bittiğini, sonuçlandığını ve netice aldığını görüyoruz. Bunların başında kütüphaneler geliyor. Kütüphaneleri birlikte yaptık. Biz de katlı verdik. Yaptığı şey gençlerimize dokunan çok çok önemli bir şey. Çocuklar kütüphaneye gelip ders çalışıyorlar ve orada çay çorba içiyorlar. Yine kadınların üretim yapması için başta GastroSanat’ın açılması için biz de destek olduk. Başkan çok çabuk iş bitirir. TOKİ’den gelen tecrübesi ve önceki dönemki dönemden gelen tecrübesi ile müthiş bir şekilde iş bitiriyor. Biz de çok mutlu bir şekilde onunla çalışmayı tercih ediyoruz. Türkiye’de kadının her sektörde, her alanda yer alması bizleri gururlandırıyor. Başkanın verdiği istatistiklere göre de görüyorsunuz çatıştığınız bayan yöneticiler çok daha disiplinli. İş disiplinleri yüksek ve hedeflerine çok çabuk kilitlenen bireyler. Dolayısıyla bayanlarla çalışmak çok verimli” diye konuştu.
“Her haliyle Ergün başkan Fatih’e dokundu”
Başkan Turan’ın Fatih’e dokunduğunu ve dokunmaya devam ettiğini söyleyen Bakan Bak, “Başkanın sur boyunca yaptığı yeşil alanlar, camilerin ihya edilmesi ve kültürel eserlerin korunması gibi projelere destek veriyoruz. Her haliyle Ergün başkan Fatih’e dokundu ve dokunmaya devam ediyor. Kendisine teşekkür ediyoruz hizmetleri için” ifadelerini kullandı.
Program sonunda Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan ile günün anısına programa katılan kadınlarla hatıra fotoğrafı çekildi. – İSTANBUL
]]>İYİ Parti Melikgazi Belediye Başkan Adayı Sedat Kılınç, devam eden seçim çalışmaları ve projeleri ile ilgili açıklamalarda bulundu. Sığınmacıların beka sorunu olduğunu kaydeden Kılınç, başkan seçilmesi halinde sığınmacıları göndereceklerini söyleyerek, “Belediye başkanının görevleri arasında vatandaşların huzurunu tesis etmek vardır. Birçok yetkisi var. Güvenlik personeli çalıştırma yetkisi var. Belediye başkanının yetkisi dahilinde sığınmacıları göndereceğiz. Bu beka meselesidir ama iktidar daha çok sığınmacı geliyor. Biz vatanımızı mültecilere mi terk edeceğiz. Vatanını seven, bizim gibi belediye başkanları sığınmacıları gönderecek. Ruhsatsız işyerleri açıyorlar. Evleri bile iş yeri olmuş. Müdahale edilmeyen yerler var. Ruhsatsız iş yerlerini kapatacağız ve ruhsat vermeyeceğiz. Bunları gönderebilmek için rahatını bozmak lazım. Sosyal yardımları vermeyeceğiz. Önce öz evladımız. Dinimizde bunu emrediyor. Mültecilerle ilgili en büyük duyduğumuz rahatsızlık, sokaklar toplu hareket etmeleridir. Bizim mahallelerimiz gitmiş zaten. Bizim evlatlarımız bizim yaptığımız sosyal tesislere giremiyor. Bu beka meselesidir. Mahalleler gitti, ilçeler gitti. Şehirler gitmeye başladı. Nüfus çoğunluğu onlara geçti. 150 bin resmi mülteci ama gayri resmi 300 bin mülteci var. Biz bunu ciddiye alıp elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu gelecekte büyük problemlere neden olur. Onları rahatsız ederek, göndereceğiz” ifadelerini kullandı.
“Projelerimizle Kayseri’de konuşuluyoruz”
Projeleri ile tüm Türkiye’nin kendisini tanıyacağını kaydeden Kılınç, projelerin ses getirdiğini söyleyerek, “Ben belediye başkan adayıyım, mevcutta belediye başkanı değilim. 1 dönem belediye başkanlığı yaparsam, hiçbir yere resmimi asmayacağım ama sadece Kayseri değil bütün Türkiye projelerimle beni tanıyacak. Projelerimle Türkiye’ye kendimi tanıtacağım. Mevcut belediye başkanları kendilerini tanıtamamış ve bu kadar resim asmışlar. Bizim de kendi helal paralarımızda hazırladığımız afişleri indirdiler. 52 köprü ve alt geçitlerdeki brandalarımız 1 günde indirildi. Rahatsızlık verdik. Onlar kendilerini tanıtmaya devam etsinler. Biz projelerimizle Kayseri’de konuşuluyoruz. Henüz belediye başkanı da olmadım. Olduğumda değil Kayseri, Türkiye beni tanıyacak. Sedat Kılınç’ın ismini Türkiye görecek. Yapacağımız projeler Türkiye’de ciddi manada alkışlanacak ve örnek gösterilecek. Başkan olduğumuzda Kayseri’ye ve Türkiye’ye kendimizi projelerle tanıtacağız. Onlarda öyle yapsınlar” şeklinde konuştu.
“Melikgazi Türkiye’de kıskanılan yer olacak” diyen İYİ Parti Melikgazi Belediye Başkan Adayı Sedat Kılınç, “Projelerimiz çok ciddi anlamda ilgi görüyor. Memnuniyetle karşılanıyor. “Bu projeleri hayata geçirirsin” diye dua ediyorlar. Bu projeler vizyon isteyen projeler. Bütçe üretmek bizim işimiz. 5 yılın sonunda geliri 13 kat artırdığımızda Melikgazi Türkiye’de kıskanılan yer olacak. Sadece vizyon etmiyor, samimiyet istiyor. Bugüne kadar belki 30 bin insanın elini sıktım. Herkesin problemini de, nasıl çözeceğimizi de biliyoruz. Bazı projelerimiz sadece Melikgazi’yi ilgilendirmiyor. Tüm Kayseri’ye katkısı olacak. Bu projeler ile tüm Türkiye’ye örnek olacağız. Bugüne kadar hangi projeyi açıkladıysam, bunu yaparım. Yapamayacağım şey söz vermem. Halkımız bize 31 Mart’ta yetkiyi verirse, Türkiye farklı bir belediyecilik anlayışı ile karşılaşacak” diye konuştu. – KAYSERİ
]]>Bakan Yerlikaya, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla şehit anneleri ve yakınları, gazi anneleri ve yakınları ile sivil toplum kuruluşlarının kadın temsilcilerinin katılımıyla Gölbaşı Vilayetler Evi’nde düzenlenen “Kadın Buluşması” programına katıldı.
Yerlikaya, buradaki konuşmasında, programa katılan tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik etti.
Kültürde ve inşa edilen yüksek medeniyette kadının yerinin her zaman çok özel olduğunu belirten Yerlikaya, şarkıların en güzelinin, şiirlerin en unutulmazlarının hep kadınlar için yazıldığını kaydetti.
Yerlikaya, Gevher Nesibe Hatun, Terken Hatun, Hayme Ana ve Nene Hatun gibi birçok kadının azimleriyle, mücadeleleriyle, dirayetleriyle nice kadına ilham ve umut kaynağı olduğunu vurgulayarak, “Tarih boyunca kurduğumuz her devletin hamurunu nasıl kadınlar yoğurduysa, istiklal mücadelemizin de en ön cephesinde yine kadınlar vardı.” dedi.
“Dillerinde ‘vatan sağ olsun’ nidaları var”
Cumhuriyetin, kundaktaki bebeğini sırtına bağlayarak cepheye mermi taşıyan kadınların omuzlarında kurulduğunun altını çizen Yerlikaya, toprakları vatan kılan, manayı ruha ilmek ilmek işleyenlerin kahraman kadınlar olduğunu belirtti.
Yerlikaya, şöyle konuştu:
“Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Dünyada hiçbir milletin kadını ben Anadolu kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez.’ derken tarihi bir gerçeği haykırıyordu. İşte aramızda şehit anneleri, gazi anneleri var. Yavrularını binbir zahmetle büyüten, gözünden sakınan ama vatan uğruna şehit veren ve gazilik mertebesine ulaşan kahramanların annelerinin dillerinde dua var. Dillerinde ‘vatan sağ olsun’ nidaları var. Allah hepinizden razı olsun.”
“Her alanda aktif olan kadınlar, gücümüze güç katıyor”
Yerlikaya, Türkiye’nin kalkınmasında ve gelişmesinde kadınların en ön safta mücadele ettiğini bildirdi.
“Büyük ve güçlü Türkiye’nin temelleri kadınlarla birlikte atılıyor, aydınlık geleceğimiz yine kadınlarla birlikte inşa ediliyor. Ülkemizin gelişmesi, milletimizin refahı ve huzuru, küresel ekonomide söz sahibi olabilmemiz için her alanda aktif olan kadınlar, gücümüze güç katıyor.” diye konuşan Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye Yüzyılı’nı kadınlarla birlikte inşa ettiklerini vurguladı.
Edebiyattan sanata, siyasetten bürokrasiye, spordan çalışma hayatına kadar kadınların elinin değmediği her işin büyük bir eksiklik olacağını dile getiren Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz günlerde vefat eden Alev Alatlı’dan söz etmeden Türk düşünce ve fikir hayatından söz edebilir miyiz? Fikrimin İnce Gülü’nü yazan Türk edebiyatının ince ve zarif kalemi rahmetli Adalet Ağaoğlu’na atıfta bulunulmadan Türk romancılığını konuşabilir miyiz? Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verildikten sonra 8 Şubat 1935’te yapılan genel seçimlerde 17 kadın vekilimiz ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisinin sıralarındaki yerlerini aldı. Bu, demokrasimizde kadın imzasının atıldığı tarihi bir andı. Kadınların Türk siyasetine kattığı değeri göz ardı ederek, Türk siyasi tarihini yazabilir miyiz? Bir toplumun yarısını oluşturan ve diğer yarısını da dünyaya getiren, büyüten, eğiten kadınların potansiyelini harekete geçirmeden ne kalkınma ne de demokrasi alanında ilerleyebilir miyiz?”
“Türkiye Yüzyılı’nda hedeflerimize ulaşmakta yine kadınlar baş aktördür”
Bakan Yerlikaya, kadın ve erkeğin birbirinin rakibi değil tam tersi birbirinin tamamlayıcısı olduğuna işaret ederek, bu gerçekle hareket etmeyen her anlayışın hayatın dinamikleriyle asla bağdaşmadığını söyledi.
Kadının konumunu güçlendirmenin, potansiyellerini harekete geçirmenin ve sosyal hayatta karşılaştıkları engelleri ortadan kaldırmanın güçlü toplumun hedef ve kalkınması için vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Yerlikaya, “Bugün geldiğimiz noktada, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye Yüzyılı olarak isimlendirdiğimiz bu yeni dönemde, hedeflerimize ulaşmakta yine kadınlar baş aktördür.” dedi.
Bakanlık olarak kadınları huzursuz eden hiçbir tavra asla tahammül etmediklerini vurgulayan Yerlikaya, şöyle konuştu:
“Asayiş başlığımız içinde en önemli çalışma alanlarımızın başında, aile içi ve kadına yönelik şiddetle mücadele gelmektedir. Tüm dünyada mücadelesi verilen kadına şiddet, temel insan hakları sorunlarından biridir. Bugün olduğu gibi gelecekte de kadına yönelik şiddete asla müsamaha göstermeyecek, kadınların güvenle sosyal hayata katılımını desteklemeye devam edeceğiz.”
“Kadına yönelik şiddetle mücadele alanında faaliyet gösteren birim sayısını 1267’ye yükselttik”
Bakan Yerlikaya, aile içi ve kadına yönelik şiddetle mücadele alanında birçok yeni projeyi hayata geçirdiklerini belirtti.
Elektronik kelepçe projesiyle yüksek riskli olası şiddet vakalarını önlediklerini söyleyen Yerlikaya, aktifte 720 elektronik kelepçe uygulamasının devam ettiğini ve kapasiteyi 1500’e çıkarttıklarını söyledi.
KADES uygulamasına da değinen Yerlikaya, şu açıklamalarda bulundu:
“Hayata geçirildiği günden bugüne 6 milyona yakın kişi tarafından indirildi ve bu uygulama aracılığıyla bugüne kadar 1 milyonu aşkın ihbar alındı. Bu ihbarları en hızlı şekilde değerlendiriyoruz ve en yakın güvenlik birimlerimiz gerekli müdahalede bulunuyor. Emniyet ve jandarma teşkilatlarımızda kadına yönelik şiddetle mücadele alanında faaliyet gösteren birim sayısını 1267’ye yükselttik. Bu mücadeleyi verirken, bu şiddeti doğuran sebepleri ortadan kaldırmak, farkındalık programlarını yaygınlaştırmak en temel önceliklerimiz arasındadır.”
Programa, Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı ve Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok, milletvekilleri ve siyasiler de katıldı.
]]>Erdoğan ve Zelenskiy’nin görüşmesinin TSİ 19.00’da başlaması planlanıyor.
Liderlerin ortak basın toplantısı yapıp yapmayacakları henüz net değil.
İngiltere merkezli Reuters haber ajansına konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Türk diplomatik kaynak, Tahıl Koridoru Anlaşması’nın sonra ermesinin ardından Rusya ve Ukrayna arasındaki ticari gemilerin güvenliğinin sağlanması için yeni bir anlaşmayla ilgili gelişmelerin gündem maddeleri arasında olduğunu söyledi.
Rusya geçen Temmuz’da yaklaşık bir yıldır devam eden Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan, kendi gıda ürünlerinin satışı önündeki engellerin kalkmaması nedeniyle çekildiğini açıklamıştı.
Anlaşmayı yöneten Türkiye ve Birleşmiş Milletler (BM) ile uzun süredir müzakerelerde bulunan Rusya, öne sürdüğü temel koşulların hiçbirinde ilerleme sağlanamadığını kaydetmişti.
Ancak en az gelişmiş Afrika ülkelerinin mağduriyetinin önlenmesi için Rusya’nın 1 milyon ton tahılı işlenip una dönüştürülmek üzere Türkiye’ye göndermesi ve buradan ücretsiz şekilde en az gelişmiş 6 Afrika ülkesine ulaştırılması planı gündeme gelmişti.
Türk şirketlerinin aktif olarak yer alacağı öngörülen planda Katar’ın da finansal destekte bulunan taraf olarak ismi geçiyordu. Katar bu konuda net bir tutum sergilemedi.
Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Majid el-Ansari, 6 Eylül 2023’te yaptığı açıklamada, ülkesinin ek bir tahıl anlaşmasında rolü olduğu iddialarını reddetmişti.
Ancak Katar’da hükümet yanlısı El-Şark gazetesi 5 Eylül’de önerinin Körfez ülkesinin insani girişimlerinin parçası olduğunu anlatan bir başyazı yayınlamıştı.
Plan kapsamında Rusya 200 bin ton tahılın Karadeniz üzerinden sevkiyatına Kasım 2023’te başladığını açıklamıştı.
Ukrayna ise tahıl sevkiyatı için Romanya ve Bulgaristan kara sularını takip eden “insani yardım koridorunu” kullanmaya başlamıştı. Kiev yönetimi Kasım 2023’te bu güzergah üzerinden 3.2 milyon ton tahıl taşıdığını açıklamıştı.
Ukrayna’da barış sonrası yeniden inşa çalışmaları
Erdoğan-Zelenskiy görüşmesinde Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili gelişmelerin de ele alınması bekleniyor.
Türkiye’nin “savaşın müzakereler ışığında ivedilikle bitirilmesi için çabalarının devam ettiği” mesajının iletilmesi planlanıyor.
Bunun yanında savaşın sona ermesi durumunda Türkiye’nin Ukrayna’daki yeniden inşa çalışmalarını “desteklemek” istediği de vurgulanıyor.
Reuters’a konuşan Türk diplomatik kaynak, “Ukrayna’ya barış geri döndüğünde, stratejik ortaklığımıza dayalı olarak ülkenin yeniden yapım çalışmalarının güçlü bir destekçisi olmayı sürdürmeyi amaçlıyoruz” dedi.
NATO üyesi Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana iki tarafla diyaloğunu sürdüren az sayıdaki ülkeden biri olmuştu.
Türkiye, Batılı ülkelerin Rusya’ya uyguladığı mali yaptırımlara katılmazken, Ukrayna’ya askeri destek vermeye devam ediyor.
İngiltere ve ABD gibi ülkeler Türkiye menşeli bazı şirketlere, “Rusya’nın askeri teçhizata erişimini engellemek için” zaman zaman yaptırım uyguladıklarını açıklamışlardı.
Zelenskiy, Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başladığı 24 Şubat 2022’den sonra Türkiye’ye ilk ziyaretini Temmuz 2023’te gerçekleştirmişti.
Bu görüşmenin en dikkat çekici yanlarından biri, Erdoğan’ın “Ukrayna’nın NATO üyeliğini hak ettiğine” ilişkin açıklaması olmuştu.
]]>Gazi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Ankara Üniversitesinin güç birliğiyle kurulan NÖROM, beyin morfolojisi ve işleyişinin gizemini çözmek, nöral bağlantıları modellemek ve bu bilgiyi yapay zeka ve nöral arayüzler gibi yenilikçi uygulamalara dönüştürmek için 29 Kasım 2023’te faaliyete geçti. Dünyada sayılı araştırma merkezinde kullanılan Siemens Healthineers’ın MR sistemini kullanan NÖROM, Türkiye’yi beyin araştırmalarının ön saflarına taşımayı hedefliyor. Ayrıntılı beyin görüntüleri elde edebilen ve Türkiye’de bir ilk olan sistem, beyin aktivitesini ölçmede, beyin bölgeleri arasındaki etkileşimleri anlamada, beyin hastalıklarının teşhisinde, tedavisinde ve araştırılmasında önemli rol oynuyor.
NÖRON binasında düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan NÖROM Nörogörüntüleme Birimi Sorumlusu Prof. Dr. Metehan Çiçek, nöro görüntüleme biriminin 29 Kasım 2023 tarihinde açıldığını hatırlatarak, “Nöro görüntüleme biriminin içerdiği 3 Tesla Siemens prizma emar cihazı ve tıpkı onun aynısı olan bir taklit emar Türkiye’de ilk defa NÖROM’da kuruldu. Aynı zamanda içinde eş zamanlı fizyolojik ölçüm cihazları, göz hareketleri monitörizasyonu yapılabiliyor. Bu da Türkiye’de en azından hepsi birlikte bir ilkti diyebiliriz” dedi.
“Sağlık geleceğini şekillendirmekte rol oynamaktan, ilklere imza atmaktan gurur duyan bir şirketiz”
Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Enis Sonemel ise, “Böyle bir merkezde Siemens teknolojilerinin tercih edilmesi bizler için büyük bir heyecan kaynağı. Siemens Healthineers Türkiye olarak asıl işimiz tıbbi teknoloji alanındaki ürün ve hizmetlerimizde sağlık profesyonellerine, sağlık kurumlarına ve hastalara değer oluşturmak. 136 yıllık tarihimizle ülkemizin sağlık gelişimi açısından sağlık geleceğini şekillendirmekte rol oynamaktan, ilklere imza atmaktan gurur duyan bir şirketiz. Ülkemizin sağlık gelişimi açısından üniversite-sanayi iş birliklerinin çok önemli bir işlev üstlendiğini düşünüyor ve bu anlamda pek çok adım atıyoruz. Özellikle tıbbi görüntüleme alanında Türkiye’deki akademi dünyasının taşıdığı potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için gerekli teknolojileri, bilgi birikimini ve araştırma alanlarını sağlamak amacıyla uzun yıllardır hastaneler ve üniversitelerle nitelikli bilimsel araştırmalara ve iş birliklerine imza atıyoruz. Yakın zamanda NÖROM ile de temel araştırma sözleşmesi imzalamaya hazırlanıyoruz. Teknoloji birliğimizin ve iş birliğimizin ülkemizdeki araştırmacıların sayısını ve araştırmaların niteliğini arttırmasını hedefliyoruz” diye konuştu.
“Yeni tedavi yöntemlerini bulmayı hedefliyoruz”
NÖROM Müdürü Prof. Dr. Hayrunisa Bolay Belen, üniversitelerin deneyimlerinin bir araya getirildiğini ifade ederek, “Bir yapboz gibi bütünledi. Yurt dışındaki pek çok merkezden en önemli farkımız şu; çoğumuz gerçekten çok fazla hasta gören, gerçeğin ne olduğunu bilen ve o hastalıklarla ilgili eksikliklere insana fayda temelinde bakan kişileriz. Mümkün olduğunca da sürdürülebilir ve dünyanın her tarafındaki kişiler tarafından ulaşılabilir yeni tedavi yöntemlerini bulmayı hedefliyoruz” dedi. – ANKARA
]]>TFF Riva Hasan Doğan Kamp ve Eğitim Tesisleri Orhan Saka Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen organizasyona TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, TFF Hukuk, Kadın Futbolu ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Şafak Müderrisgil, A Milli Kadın Futbol Takımı Teknik Direktörü Necla Güngör Kıragası, TFF Yönetim Kurulu üyeleri ve A Milli Kadın Futbol Takımı oyuncuları ile davetliler katıldı.
Toplantıda konuşan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Toplumsal olarak gelişmemizi sürdürmek için toplumda her kesimin eşit haklardan faydalanması ve fırsat eşitliği olması gerekir. Ülkemizde istihdama katılan kadın sayısı 10 milyonu aştı. Bu sayıyı arttırmak için hepimize sorumluluk düşmektedir. Devletimizin ve sivil toplum kuruluşlarının, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik farkındalığı arttıran çalışmaları sayesinde eğitim imkanları artan kadınlar, uzmanlıklarını da geliştirerek iş hayatında başarıyla yer almaya başladı. Futbolda da kadınların futbolcu, antrenör, teknik direktör, hakem, profesyonel futbol yöneticisi ve çalışanı olarak istihdama katılımlarını önemsiyor ve destekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Futbol sadece erkek oyunu değildir.” diyen Büyükekşi, “Toplumsal fırsat eşitliğini futbolda da sağlamamız gerektiğinin bilincindeyiz. Tribünde de sahada da kadınların futbolun ana aktörleri olması için çalışmalar yapıyoruz. ‘Kız gibi topa vuruyor’ ezberini de bozacağız. Biz buna karşı çıkıyoruz. Erken yaşta futbol topu ile tanışan ve topa vurma alışkanlığı kazanan kız çocuklarının futbola da ilgi duyarlarsa nasıl topa vurdukları ortadadır.” şeklinde konuştu.
TFF tarihinde ilk kez kadın futbol komitesi ve kadın futbolu direktörlüğünü kuran yönetim olmanın gururunu yaşadıklarının altını çizen başkan Büyükekşi, şunları kaydetti:
“TFF tarihinde ilk kez kadın yönetim kurulu üyelerimiz, başkanlığını yaptığım yönetim kurullarımızda görev aldı ve görev almaya devam ediyor. Yeri gelmişken özverili çalışmalarından dolayı ilk kadın yönetim kurulu üyelerimiz Nükhet Hanım’a, İdil Hanım’a ve Şafak Hanım’a teşekkür ederim. 23 Yaş Altı Kadın Milli Futbol Takımı, Futsal Kadın A Milli Takımı kurulması kararı aldık. A Milli Kadın Futbol Takımı’mızın ilk kadın teknik direktörü Necla hocamızı göreve getirdik. A Milli Kadın Futbol Takımı’mızla ilk defa düzenlenen Milletler Ligi’nde hiç gol yemeden, namağlup ve grup lideri olarak C Ligi’nden B Ligi’ne yükseldik. Geçtiğimiz ay A Milli Kadın Futbol Takımı’mızın orta saha oyuncularından Birgül Sadıkoğlu, Ankara Büyükşehir Belediyesi FOMGET’ten İspanya’nın en üst liginde mücadele eden UD Tenerife Kulübüne transfer oldu. Birgül’ü de tebrik ediyor, yurt dışında futbol oynayan kadın futbolcu sayımızın da artacağına yürekten inanıyorum.”
TFF olarak Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile protokol imzaladıklarını hatırlatan Mehmet Büyükekşi, “Bu protokol ile futbol gelişim projemiz kapsamında 6-14 yaş grubu çocuklarımıza yönelik 16 pilot ilde başlattığımız ‘Dersimiz Futbol’ isimli projemiz, kız ve erkek 500 bin çocuğumuza ulaştı. Dersimiz Futbol isimli projemiz ile 6-14 yaş grubunda kız ve erkek çocuklarımızı futbol oyunu ile tanıştırıyor ve onlara futbol sevgisi aşılıyoruz. Dersimiz Futbol projemiz kapsamında 19 Mart tarihinde büyük bir organizasyon daha yapmaya hazırlanıyoruz.” açıklamasında bulundu.
Kulüplerin de kadın futboluna ilgisinin arttığını aktaran Büyükekşi, şöyle konuştu:
“Bugün 4 büyük kulübümüzün de kadın futbol takımlarının olması kadın futboluna olan ilgiyi arttırıyor. Altyapı akademilerinde ve A takımlarda kadın futboluna yatırım yapan tüm kulüplerimize özellikle teşekkür ederim. Unutmayalım ki sahada kadın futbolcuların, tribünde kadın taraftarların artması ülkemizde futbolun toplumun tüm kesimlerine ulaşmasını sağlayacak ve futbolun iyileştirici gücünü arttıracak. Bugün burada, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde FIFA ve UEFA ile paylaşacağımız kadın futbolu strateji planımızı kamuoyu ile paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Kadın futbolu strateji planımızın hazırlanmasında emeği olan başta yönetim kurulu üyemiz Şafak Hanım olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum.”
Şafak Müderrisgil: “Düşünceden eyleme geçiyoruz”
Türk futbol tarihinde bir ilk olan Kadın Futbolu Strateji Belgesi’ni açıklamanın mutluluğunu yaşadığını belirten TFF Kadın Futbolu ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Şafak Müderrisgil, şu ifadeleri kullandı:
“TFF olarak, Türkiye kadın futbol tarihi için bir kilometre taşı niteliğinde olan kadın futbolu strateji belgemizi Dünya Kadınlar Günü’nde açıklamamızın da ayrı bir anlamı var. Kadın futbolunun Türkiye’de daha da sağlam bir zemine oturması ve etkisinin izlenmesi için stratejik önceliklerimizi ve eylem planımızı paylaşıyoruz. Türkiye’de kadın futbolunu geliştirme yolunda taahhütlerimizin ve birlikte neler yapacağımızın ilk işaretlerini veriyoruz. Kısacası düşünceden eyleme geçiyoruz. Dönüp kadın futbol tarihimize baktığımızda Türkiye’de, ilk kadın futbol maçı 25 Mayıs 1954 yılında İzmir’de oynandı. Bu ilk başlangıç düdüğünün çalınmasından sonra geçen yetmiş yıl içinde, Türkiye’de kadın futbolu önemli bir noktaya ulaştı. Liglerinden milli takımlarına kadar farklı yaş grupları ve kategorilerinde, Türkiye’de kadın futbolunun giderek yükseldiğini görüyoruz. Bu sebeple bugün kadın futbol stratejimizi kamuoyuna sunarken Türkiye’de ‘Kadın Futbolu İçin Tam Zamanı’ sloganını kullanmayı tercih ettik.”
Türkiye’de kadın futbolunun gelişimi için birçok ismin önemli payının olduğunu aktaran Şafak Müderrisgil, kadın milli takımlarının da son dönemde yükselen grafiğinden gurur duyduklarını dile getirdi.
TFF olarak 23 Yaş Altı Kadın Milli Futbol Takımı ve Futsal Kadın A Milli Takımı’nın kurulması yönünde karar aldıklarını duyuran Müderrisgil, “TFF’de, kadın futbolunun gelişiminde önemli bir rol oynamaya kararlıyız. Bu bağlamda, Türkiye’de isteyen tüm kız çocukları ve kadınların futbola katılma fırsatını sağlamak istiyoruz. Türkiye’de ilk kez hayata geçirilecek olan Kadın Futbolu Strateji Belgesi ile sosyal etkiye odaklı, iddialı ve gerçekçi hedefler belirledik. Bu hedefler içinde 5 tane stratejik önceliğimiz var, yarı-profesyonelleşme, katılım, görünürlük ve imaj, nitelikli eğitim ve sportif başarı. Bu yıl, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün teması ‘Kadınlara Yatırım Yap: İlerlemeyi Hızlandır’ başlığını taşıyor. Bu tam olarak şu anlama geliyor; kadınların gelişimine yapılan her yatırım, aslında topluma yapılan bir yatırım anlamına geliyor. Kadın futbolu yoluyla bir ülkede sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal gelişme hızlanıyor.” ifadelerini kullandı.
“Strateji belgemiz, kadın futbolunu TFF bünyesinde temel bir alan olarak gördüğümüzü ve uzun vadeli planlama ve projeksiyon yaptığımızı açıkça gösteriyor.” diyen Şafak Müderrisgil, şöyle konuştu:
“Bu strateji, ulusal ve uluslararası sportif başarıyı hedeflemekle birlikte aynı zamanda kadın futbolunu toplumsal fayda sağlayacak bir sosyal yatırım olarak da konumlandırmakta. Kadın futbolunun toplumun gelişmesi ve kalkınması için pozitif sosyal etki yarattığı, araştırma ve verilerle ortaya konulmuş durumda. Biz de TFF olarak kadın futbolu ile toplumumuzda gerçekleşecek bu sosyal etkiyi yaygınlaştırmak istiyoruz. Kadın futbolu için bugünden itibaren aktif olarak yer almak ve kadınların spora katılımında değişimin öncüsü olmak istiyoruz. Kadın futbolunun gücüne ve potansiyeline inanıyoruz; kız çocuklarını ve kadınları, oynamak istedikleri rol ne olursa olsun, futbol dünyasına fırsatlara eşit olarak erişebilen katılımcılar olarak entegre etmeyi istiyoruz. Bu strateji belgesinin hayata geçmesinde ve kadın futbolunun gelişimi sürecinde hep birlikte sorumluluk almalıyız ki bu alanda olumlu yönde değişimi ve dönüşümü mümkün kılabilelim. TFF, bu hedef doğrultusunda ilk adımı atmış bulunmaktadır. ‘Kadın Futbolu İçin Tam Zamanı’ sloganıyla duyurduğumuz Kadın Futbolu Strateji Belgesi, elbette ki tüm paydaşlarımızın katılımı ile hayata geçecektir.???????”
]]>Ankara Pursaklar’da bir ortaokulda İngilizce öğretmenliği yapan geleneksel atlı okçu sporcusu Sevilay Çakır, spor hayatını AA muhabirine değerlendirdi.
Öğrencilerinin de atlı okçuluğu çok merak ettiklerini belirten Çakır, “Öğrencilerime atlı okçulukla ilgili de İngilizce kelimeler öğretiyorum. Yaklaşık 10 yıldır atlı okçuluk yapıyorum. Üniversiteyi de Ankara’da okudum, öğretmenlik yaparken eşimle tanıştım o da tarih öğretmeni, sonra eşimin teşvikiyle okçuluğa başladım. Bütün Türkler gibi atlara ilgimiz vardı ama evlenmeden önce atlı okçuluk yapacağım aklıma gelmezdi. Eşim de atlı okçuluk sporcusu. İlk başlarda biraz zor oldu.” diye konuştu.
“Kadınlar ve erkekler geçen seneye kadar beraber yarışıyorduk” diyen Çakır, “Bu nedenle çok fazla kadın sporcumuz yoktu çünkü erkekler ata daha iyi biniyorlardı. Erkekler ata bindikleri zaman ona kıyabiliyor, biz kadınlar için at evladımız gibi kıyamıyoruz, topuğunu, dizgini vuramıyorsun. ‘Canım hadi yapar mısın’ ilk başlarda böyle oluyor. Ata o sertliği hissettirmen gerektiğini çok sonra anlıyorsun, o yüzden kadın olarak çok başka bir duygu, o sertliği yapabilmeniz zaman alıyor. ” dedi.
Son iki yıldır kadın atlı okçuların, var olduklarını gösterdiğini vurgulayan Çakır, şöyle devam etti:
“Önceki yıl Türkiye Şampiyonası’nda erkeklerle beraber yarıştık ve finale katılmaya hak kazanan 40 sporcu vardı içlerinden 4’ü kadındı. Geçen sene Geleneksel Atlı Okçuluk Federasyonu Başkanımız Zübeyir Bekiroğlu’nun destekleriyle kadınlar kategorisi ayrıldı. Bu işi yapan kadınlar normalde ‘erkeklerle yarışamayız’ diye çekiniyorlardı. Geçen sene Türkiye Şampiyonası’nda 300 sporcudan 70’i kadındı, bu bizim için gurur vericiydi. Daha öncesinde 300 sporcunun 10’u belki kadın oluyordu. Ciddi bir rekabet var, hedeflere kaç ok attığımız, nereden vurduğumuz artık çok profesyonel yarışıyoruz.”
7 yıllık atı Akduman’ın ölmesi kendisini çok etkiledi
Geçen yıl, 7 yıldır yarıştığı ve çok sevdiği atı ‘Akduman’ın ölmesine çok üzüldüğünü dile getiren Çakır, “Akduman’ benim için çok başkaydı, evladım gibiydi. İlk başladığımda hocamın kır ve beyaz atları vardı, çok sevmiştim. Sonra eşim bana evlilik hediyesi olarak Akduman’ı aldı, hem kır hem çilli bir erkek aygırdı, 7 yıl hipodromda koşmuş, birincilikleri de olan çok hızlı bir attı. Akduman’ın hem ilk atım olması hem evlilik hediyesi olmasından onunla başka bir bağımız oluştu. Onunla gece gündüz ilgilendim, farklı huyları vardı, şahlanması… İlk yarışmam da Akduman ile olmuştu.” ifadelerini kullandı.
Akduman’ın görüntüsünün hala gözünün önüne geldiğini anlatan Çakır, “Akduman’ı kaybedince bu işi yapamam diye düşündüm. Ancak yeni atım ‘Turhan’ biraz unutturdu.” dedi.
Avrupa’daki temsilcilikler için önceki yıl yabancı parkurlarda özel yarışmalar yaptıklarını da belirten ay-yıldızlı sporcu, “Orada kadınlar kategorisi ayrılmıştı ve 2 ayrı yarışmada birincilik elde ettim. Türkiye’de ise geçen sene Akşehir’de Turhan ile çok güzel bir yarış çıkardım ve tablo3 parkurunda 40.75 puanla kadınlar Türkiye rekoru kırdım. Apayrı bir sevinçti, ilk orada birinci olarak kürsüye çıktım. Yine ağladım çünkü Akduman aklımdaydı çünkü bu birinciliği onunla kazanmak istiyordum ama Turhan’a da minnettarım beni oralara taşıdı.” şeklinde konuştu.
“Daha güzel rekorlar kırarak birinci olmak istiyorum”
Türkiye Şampiyonası’nın geçen yıl Kayseri’de yapılan finaline 10 kadın sporcu kaldıklarına dikkati çeken Çakır, “Kayseri’de bütün etaplardaki puanlarımızla Türkiye üçüncüsü olarak bitirdim. 2024 şampiyonamız da mayıs-haziran gibi yapılacak, hedefim geçen yıl da birincilikti ama yarışmayı bırakmayı düşünürken üçüncü oldum, şimdi daha güzel rekorlar kırarak birinci olmak istiyorum.” dedi.
Yurt dışında yarışmak istediğini de belirten kadın atlı okçu, “Eşim de bu sporla yurt dışında yarıştı. Türkiye’de ilk 15’e girenler yurt dışında temsil ediyor, genelde erkekler oluyor ama ben de erkekler kadar puan yaparak ülkemi yurt dışında temsil etmek istiyorum. Belki Zübeyir başkanımızın destekleriyle ‘kadınlar kategorisinden de milli takım çıkaracağız’ denilirse o şekilde de yurt dışına katılabiliriz. Artık daha şevkle umutla çalışıyoruz, yurt dışında ülkem adına yarışmayı çok istiyorum.” şeklinde konuştu.
Türkiye Şampiyonası’nda eşi ile aynı parkurda aynı atla yarıştıklarını da anlatan sporcu, “Hep şunu diyorum bu sporda eşim Davut Çakır’ı geçeyim zaten derece gelir, bunu bir kere başardım.” değerlendirmesinde bulundu.
Atlı okçulukla beraber iki çocuğuna da annelik yapıyor
Sporla beraber 6 yaşındaki oğlu Musa Yiğit ve 5 yaşındaki kızı Asya’ya da annelik yapan Çakır, “Annelik de kolay olmadı, eşim, kayınvalidemler, annemler çok destek oldu. Tabii atın üstünde yarışa çıkıyorsunuz ama aklınız çocuklara da gidiyor. Ok atarken ‘anne’ sesinin gelmesi de bambaşka bir duygu, sizinle beraber kürsüye çıkmaları, madalyaları alınca bana da aldın mı demeleri ayrı bir gurur veriyor.” şeklinde konuştu.
8 Mart Dünya Kadınlar günü için de sporcu, “Herkesi beklerim, Türkiye’nin her yerinde bu spor yapılıyor, şimdi her yerde kadın okçularımız var. Mutlaka gitsinler, hayatlarında bir kez olsun ata binsinler ve ok atsınlar.” dedi.
Eşi ve atlı okçuluk sporcusu Davut Çakır da Türk tarihinde erkekler kadar kadınların da atlı okçuluk yaptığını belirterek, “Bu branşı erkekler kadar kadınların da yapması gerektiğine inanıyorum. Eşimi önce ok atmaya sonra ata binerek ok atmaya teşvik ettim. Başlarda biraz zorlandı ama şu anda Türkiye’de en başarılı kadın sporculardan birisi. Kadınlar kategorisinin ayrılmasından sonra kadın atlı okçu sayımız da çok arttı. Türk kültürünün mihenk taşı bu işi ailecek yapmak bizim için bir onur.” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye ve Somali arasında 2011 yılı itibari ile gelişen ilişkiler “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması” ile yeni bir aşamaya geçti. Somali’nin son yıllarda devlet inşası noktasında Türkiye’nin savunma alanında gerçekleştirdiği yatırımların tamamlayıcısı olarak görülen bu anlaşmanın arka planında iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler yer alıyordu. Somali’nin sınırları içinde güvenliğini sağlaması için 2017 yılında kurulan Türkiye Somali Görev Gücü Misyonu (TÜRKSOM) ile Türkiye, Somali ordusunun önemli kısmını eğitti.
Akdeniz Havzası ve Afrika Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AKAF) Müdürü Doç. Dr. Yunus Turhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılında başbakanken Somali’ye yaptığı ziyaretin önemine dikkat çekerek, 2017’de stratejik ortaklığa evrilen ilişkilerin 8 Şubat’ta imzalanan anlaşma ile yeni bir seviyeye çıkmış olduğunu söyledi. İki ülke arasında yapılan anlaşmanın üçüncü ülkelere yönelik olmadığını aktaran Doç. Dr. Turhan, Türkiye ile Somali’nin bölgesel güvenlik anlamında barış inşa edici misyonunu daha görünür kılacağını kaydetti.
“Türkiye’nin Somali ordusuna vereceği destek Somali’nin kendi ayakları üzerinde durması için çok önemli”
Türkiye ve Somali arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması’nın Somali’nin kendi ve bölgesel güvenliğini tesis edeceğine vurgu yapan Turhan, anlaşma içeriğinde üç temel temanın olduğunu belirterek, “Birincisi, olayın ekonomik boyutu. Zira Somali münhasır ekonomik bölge içerisinde, halihazırda ekonomik zorluklarla yüzleşen bir ülke. O yüzden deniz kaynaklarının Somali ekonomisine kazandırılması, Somali’nin gelişmesi için hayati önem arz ediyor. Bölgede halihazırda yürütülen kaçakçılıkla mücadelede de Türkiye’nin bu yaptığı anlaşma önemli bir rol oynayacak. Zira korsancılıkla mücadele, kaçak balıkçılıkla mücadele veya bölgedeki doğal zenginliklerin Somali ekonomisine kazandırılması aslında bu madde içerisinde görebiliyoruz. Bölgede Somali’nin kendi savunma kapasitesini geliştirmesi de bu mevcut anlaşmanın ikinci boyutu olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü 2007 yılında kurulan Afrika Birliği Somali Misyonu Kuvveti, kısa acıyla AMİSOM, 2022 yılında yerini Afrika Birliği Geçici Somali Gücü’ne devretmiş. O da bu yılın sonu itibarıyla Somali’den ayrılacak bir güç. O yüzden Somali ordusunun kendi milli gücünü, kapasitesini geliştirmesi ve terörle mücadelede de bu mevcut kapasitesinin artırılması hayati önem arz ediyor. O yüzden Türkiye’nin Somali ordusuna bu bağlamda vereceği destek, Somali’nin kendi ayakları üzerinde durması ve devlet bütünlüğüne, toprak bütünlüğüne zarar verebilecek hamlelerin bertaraf edilmesi için de çok önemli” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Afrika ülkelerine ihraç ettiği İHA ve SİHA’lar hayati önem taşıyor
Türkiye’nin 2017 yılı itibari ile Afrika politikasında savunma alanı boyutunu ilişkilerini sürdürdüğünü belirten Turhan, bu gelişen ilişkilerin sahada önemli yansımalarının olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi:
“Bugün Afrika’daki 19 ülkede Türk askeri ateşesi mevcut. Bu önemli bir ayrım. Bugün 30 farklı Afrika ülkesi ile Türkiye arasında savunma ve güvenlik alanında işbirliği yapıldı ve bu ülkelerden bazıları Türkiye’den insansız hava aracı aldı veya alma noktasında da girişimleri bulundu. Bu ülkelerin kendi askeri kapasitesini geliştirme, terörle mücadelesine katkı sunması için Türkiye’nin sağlamış olduğu insansız hava araçları ve diğer askeri teçhizatlar hayati önem arz ediyor. Türkiye’nin mevcut askeri kapasitesinin sunduğu imkanlar hem kapasite anlamında hem fiyat anlamında batılı muadillerine nazaran çok daha efektif. Bu da Afrika ülkeleri nazarında önemli bir ayrıştırıcı faktör olarak kabul görüyor ve Türkiye’ye yönelik çok yoğun bir talep var. 2021 yılında İstanbul’da gerçekleşen Türkiye Savunma İşbirliği Zirvesi’ne Afrika’dan çok üst düzey katılım olmuştu ve bütün Afrika ülkelerinin son yıllarda Türk savunma alanına yönelik ilgisini de bu minvalden okuyabiliriz.”
“Afrika ülkeleri artık Batı’ya bağımlılıktan kurtulma ve alternatif ortak bulma noktasında çok gayret ettiler”
Afrika ülkelerinin Batı’ya bağımlılığını bitirerek, çeşitli ortaklıklar noktasında Türkiye’yi bir partner olarak gördüğünü dile getiren Turhan, “Afrika ülkelerinin son yıllarda en büyük mücadelesi kolonyal mirasın ortadan kaldırılmasına yönelik olması. En son Mali, Çad, Burkina Faso özelinde baktığımız zaman Fransa’nın ülkedeki varlığına yönelik yeni iktidarların önemli bir hamlesi var. Bu bağlamda Afrika ülkeleri artık Batı’ya bağımlılıktan kurtulma ve alternatif ortak bulma noktasında çok gayret ettiler. O yüzden Türkiye’nin sunduğu bir imkan aslında bir alternatif sunuyor. İkincisi ve bence en önemlisi. Türkiye’nin Afrika ile yapmış olduğu savunma işbirliği anlamında ‘know-how’ dediğimiz bilgi transferi de var. Yani Türkiye tek taraflı gidip ürünlerini satmıyor. Aynı zamanda Afrika’nın kendi askeri kapasitesinin geliştirilmesine yönelik teknoloji transferi ve bilgi transferi yapıyor” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin Afrika’yla ilişkisinin çok kadim bir geçmişi olduğunu dile getiren Turhan, “Osmanlı döneminden alabileceğimiz, hatta daha eskiye gidecek olursak, Tolunoğulları Devleti döneminden bilfiil gelen bir ilişki yapımız var. Türkiye’nin Afrika’ya ilgisi aslında bu tarihsel ortak hafızayı yeniden canlandırmak bağlamında önemli. Afrika’da kolonyal geçmişi olmayan bir aktör olarak Türkiye’nin Afrika’da varlığı Afrika ülkelerinde devlet yöneticilerinde hatta daha önemlisi halk nazarında çok önemli bir karşılığı var. Çünkü Türkiye ‘kazan kazan’ ilkesi ve ‘birlikte kalkınalım’ politikası çerçevesini Afrika’ya yaklaşıyor. O yüzden ciddi bir Türkiye’ye yönelik sempati söz konusu. Türkiye’nin yapmış olduğu hamleler, Afrika ülkelerinin kalkınması, kendi ayakları üzerinde durması noktasında önemli bir görev ihtiva ediyor. Zira Afrika ülkeleri son yıllarda özellikle yeniden Afrika veya Afrika’nın kendi öznel bilincini geliştirebilecek ilişki modeli arzuluyorlar ki Türkiye bu minvalde bir ilişki modeli izliyor. Ayrıca Türkiye’nin Afrika’daki mevcut diplomatik varlığı önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bugün halihazırda 44 Afrika ülkesinde diplomatik temsilciliğimiz var. Türk Hava Yolları’nın Afrika’daki 60’dan fazla noktaya uçuşu, Afrika’yı kendi içinde birbirine, Afrika’yı da aynı zamanda dünyaya bağlıyor. Bu bağlamda kültürel bir etkileşim inşa ediyor. TİKA, YTB gibi kurumlarımızın Afrika’nın kendi halkına yönelik yapmış olduğu katkıları takdire şayan. Bunların hepsini üst üste koyduğumuz zaman Türkiye-Afrika ilişkileri her geçen yıl derinleşerek ilerliyor ve uzun vadede de Afrika ülkeleri için Türkiye çok önemli bir stratejik ortak olacak. Hem Türkiye hem de Afrika’nın küresel sistem içerisinde ağırlığını arttırabileceği yeni bir ilişki modeli gelecekte bizi bekliyor diyebilirim” diye konuştu. – ANKARA
]]>Bahçelievler Belediye Başkanı ve Adayı Dr. Hakan Bahadır, yeni dönemde yapılması planlanan proje ve faaliyetlerini düzenlenen programda açıkladı. Şehit Mustafa Özel Spor Kompleksi’nde gerçekleşen programa Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, AK Parti İstanbul Milletvekili Oğuz Üçüncü, STK temsilcileri ve birçok vatandaş katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, Bahçelievler’de yapılan faaliyetler ile ilgili video gösterimi yapıldı. Protokol konuşmalarının ardından lansman, dans gösterisi ile devam etti. Programda kürsüye çıkan Başkan Dr. Hakan Bahadır, yeni dönemde yapılması planlanan faaliyet ve projeleri açıkladı. Eğitim, sosyal hizmet, kentsel dönüşüm, çevre düzenlemesi, parklar, kütüphaneler, doğa gibi konulardaki projelerin açıklanmasının ardından meclis üyesi adaylarının tanıtılmasıyla program sona erdi.
“Bahçelievler’de çok çalışan Hakan Bahadır var. Ona destek olacağız”
Programda konuşan Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Bahçelievler her zaman bizim kalemiz. Bahçelievler her zaman AK Parti’nin kalesi. İnşallah Dr. Hakan Bahadır ile beraber yine 5 yıl boyunca destan yazmaya devam edeceğiz. Biz, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak belediyelerimizle çok uyumlu bir şekilde çalışıyoruz. Başlangıçtaki en önemli konularımızdan bir tanesi bağımlılıkla mücadeledir. Çocuklarımızı, gençlerimizi, spor salonlarına, yüzme havuzlarına getirelim ve onlara gerçek Türkiye’yi, büyüyen Türkiye’yi, gelişen Türkiye’yi gösterelim. Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde spor devrini yaşamaktadır. Avrupa’nın en büyük stadyumları, kapalı spor salonları, en büyük organizasyonlar Türkiye’de, İstanbul’da olacak. Yolumuzu açın. Murat Kurum geliyor. İstanbul muradına kavuşsun. Algı siyaseti değil, tatilde yatan değil, tatile giden değil bize çalışan adam lazım. İstanbul’a çalışan adam lazım. Depremde, selde çalışan adam lazım. Sokaklarda çalışan adam lazım. İstanbul 5 yıl boyunca kötü talihini yenemedi. Şimdi Bahçelievler’de çok çalışan Hakan Bahadır var. Ona destek olacağız. Sandıkları patlatacağız. 31 Mart’ta herkese ‘Burası Bahçelievler, ayağa kalk Bahçelievler, göster İstanbul’a kim geliyor’ diyeceğiz” dedi.
“5 yıllık Bahçelievler Belediye Başkan dönemliğimde sayısız hizmetlerde bulunduk. Vaatlerimizin yüzde 98’ini gerçekleştirdik”
Yapılması planlanan projeleri anlatan Bahçelievler Belediye Başkanı Dr. Hakan Bahadır, “Sevdamız, derdimiz, davamız Bahçelievler’i yeniden şahsıma emanet eden bize inanan bize güvenen bu sorumluluğu veren İstanbul sevdalısı Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlı, dik duran Cumhurbaşkanı AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çok teşekkür ediyorum. İyi ki Recep Tayyip Erdoğan var. Genel merkezimize bizleri bu göreve layık gördükleri için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Şimdi yeniden Bahçelievler için yola çıkıyoruz. 2019’da aşkla başladığımız bu hizmet yolculuğumuzun ilk 5 yılını alnımızın akıyla rahatlıkla, kazasız belasız vatandaşımıza her konuda destek olarak tamamlamış bulunuyoruz. İkinci 5 yılımızda azimle, gayretle kararlılıkla sizlerin bizlere duyduğu bu güvene ve bu inanca layık olacağımıza şimdiden söz veriyoruz. Aynı kararlılıkla, aynı çabayla Bahçelievler Belediyesi’nin ailesi olarak onlara da teşekkür ediyorum. 5 yıl önce yine seçime hazırlanırken o günün şartlarında hazırladığımız projelerimiz vardı. 5 yıllık Bahçelievler Belediye Başkan dönemliğimde sayısız hizmetlerde bulunduk. Vaatlerimizin yüzde 98’ini gerçekleştirdik. 2 projemizi yapamadık. Bu 2 projemiz İBB ile yapacağımız projeydi. Binali Yıldırım ile yapacaktık ama yapamadık. Ayamama Deresi’ne geriye doğru su basacaktık ve o nehri yaşanılır bir hale getirecektik. Etrafına da bir yaşam vadisi oluşturacaktık. Diğeri ise teknik binamızın olduğu taraftaki metroda bir aktarma istasyonu ve yaşam merkezi olacaktı” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen partisinin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Atasoy Bilgin’in proje tanıtım toplantısına katılan Özel, Kocaeli’ye ilişkin düşüncelerini paylaştı.
Bilgin’in başarılı olacağına inandığını söyleyen Özel, CHP’li belediye başkanlarının iyi şehircilik, halkçı ve dayanışma belediyeciliği uygulamalarının önemine değindi.
Özel, genel seçimlerde yaşananlardan ve yerel seçimlerdeki hedeflerinden de bahsetti.
“Türkiye ittifakının bütün bileşenlerini bağrımıza basıyoruz”
Cumhur İttifakı’na yönelik eleştirilerde bulunan Özel, “Biz onun karşısında çok daha büyük bir ittifakla varız. Biz onun karşısında bütün Türkiye’yi kucaklayan eski dosttan düşman olmaz diyen ve sadece sosyal demokratlarla değil, muhafazakar demokratlarla milliyetçi demokratlarla bu ülkenin bütün demokratlarıyla Türküyle Kürdüyle Lazıyla Çerkeziyle birlikte Türkiye’yi kucaklayan Türkiye ittifakıyla varız.” ifadelerini kullandı.
Özel, Türkiye ittifakına inandıklarını dile getirerek, “Türkiye ittifakının belediye başkan adaylarının kapısı, Kürt’e de Türk’e de Laz’a da Çerkez’e de ardına kadar açıktık. Türkiye ittifakı ayrımcılığı reddeder, Türkiye ittifakı bütün Türkiye’yi hep birlikte kucaklar.” diye konuştu.
Türkiye ittifakının Kocaeli’yi, İzmir’i, Ankara’yı, Adana’yı Antalya’yı, İstanbul’u, Aydın’ı, Muğla’yı, Bursa’yı, Balıkesir’i, Manisa’yı ve Denizli’yi kazanacak ittifak olduğunu savunan Özel, “Türkiye ittifakının bütün bileşenlerini bağrımıza basıyoruz.” dedi.
“Türkiye’nin yüzyıl önceki hikayesini örnek alan bir ittifakımız var”
Özel, hedeflerinden bahsederek, şöyle devam etti:
“Diyoruz ki 10 bin lira maaşa mahkum edilen, ayın sonunu değil, ortasını bile getirmeyen emeklinin, pazarlar dağılırken satılmamış ürünleri toplamaya çalışan teyzelerin, marketlerde çürümeye yüz tutmuş meyveyi olgun meyve diye almak zorunda kalanların, sendikal hakları elinden alınmış, asgari ücrete mahkum edilmiş işçilerin, her dördünden üçü bavulları zihninde toplamış ‘fırsatını bulursam, yurt dışına giderim.’ diyen gençlerin ve onların kaygılı anne ve babalarının yüzünü güldürecek olan ittifak, Türkiye ittifakıdır. Korkuya teslim olmayacağız. Korkmayacağız ama korkutanlar da olmayacağız.”
Türkiye ittifakının renklerinin kırmızı ve beyaz olduğunu belirten Özel, “Çakma milliyetçilere, birbirlerinden milliyetçilik ve muhafazakarlık öğrenip birlikte milliyetçi muhafazakar bir ittifakız diye milleti kandıranlara karşı ‘altı ok’un tamamına sahip çıkan ama Türkiye’nin de tamamını kucaklayan, Türkiye’deki tüm renklerin değerini bilen, bunu bir zenginlik olarak gören, tüm renkleri kucaklayan, buradan güç alan ve Türkiye’nin yüzyıl önceki hikayesinden umutla bahseden, onu örnek alan bir ittifakımız var.” ifadesini kullandı.
“Türkiye ittifakının bu ülkeyi kucaklaması, bu vatanı yeniden kurtarması, bu cumhuriyeti yeniden demokrasiyle tanıştırması, demokrasiyi kurması ve bu ülkeyi yaşanacak hale getirmesi gerekiyor.” diyen Özel, 31 Mart’ta ellerindeki belediyeleri tutacaklarını, güçlenerek yeni belediyeleri kazanacaklarını sözlerine ekledi.
Toplantıda, Büyükşehir Belediye Başkan adayı Atasoy Bilgin de projelerini anlattı.
Konuşmaların ardından Özel, sahneye davet edilen ilçe belediye başkan adaylarıyla fotoğraf çektirdi.
Bu sırada Özel, kendisine hediye edilen Kocaelispor atkısını taktı.
Programa, CHP Kocaeli milletvekilleri Mühip Kanko, Harun Özgür Yıldızlı ve Nail Çiler, İzmit Belediye Başkanı ve CHP İzmit Belediye Başkan adayı Fatma Kaplan Hürriyet ile partililer katıldı.
]]>Uraloğlu, AK Parti Adana Gençlik Kollarınca Çukurova Üniversitesi Mithat Özsan Amfisi’nde düzenlenen “Gençlik Aşkı ile Adana” programında, bir gün sonrasını düşünen Türkiye’den, 2028, 2035, 2053, 2071’i konuşan bir ülke haline geldiklerini söyledi.
Gençlerin gelecek olduğunu ifade eden Uraloğlu, “O ufukları size biz açmak durumundayız. Çok şükür Cumhurbaşkanı’mızın önderliğinde, liderliğinde de biz bunu açmış durumdayız. Siz, ufka bakıyorsunuz, siz uzaya bakıyorsunuz.” şeklinde konuştu.
“Gazze’de maalesef soykırıma varan vahşeti var”
Bütün mazlum coğrafyaların gözlerini çevirmiş Türkiye’ye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a baktığını belirten Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Gerçekten oralarda, bizden, ülkemizden, hele hele Cumhurbaşkanı’mızdan olan beklenti gerçekten bir başka. Bunu beraber görmemiz, beraberce anlamamız lazım. Onun için biz kendimizi öyle yetiştirmeliyiz ki sadece kendi ailemizi, ilimizi, ülkemizi değil, bütün mazlum coğrafyalara hizmet edecek donanımda kendimizi yetiştirmemiz lazım. Bakın bugün İsrail’in, Gazze’de maalesef soykırıma varan vahşeti var. En üst perdeden kim ses çıkarıyor? Cumhurbaşkanı’mız ses çıkarıyor ve gerçekten dikkate alınan da o. Bugün onun söyledikleri dünyada çok geniş bir etki uyandırdı. İnşallah Allah, o Gazzeli kardeşlerimizin maruz kaldığı şu zulümden de bir an önce kurtulmasını nasip etsin diyorum.”
Uraloğlu, daha sonra yaptığı sunumda bakanlığın Türkiye ve Adana’daki yatırımlarını anlattı.
Türkiye’nin jeopolitik açıdan önemli bir ülke olduğunu, doğudan batıya ticaret ve ulaşımı sağlayan orta koridorun tam merkezinde yer aldığını vurgulayan Uraloğlu, “Biz burada sadece bir ticaret taşımıyoruz. Bütün gönül coğrafyamıza, özellikle Orta Asya’ya, Türk cumhuriyetlerine de biz buradan ulaşıyoruz. Bunun için kıymetli.” ifadesini kullandı.
Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin ulaşımdaki teknolojisiyle 2071’e daha güvenle bakabildiklerini, hayal edilemeyen otoyollar, tüneller ve köprülerin yapıldığını söyledi.
“11 bin kilometrelik mevcut olan ağın neredeyse tamamını yeniledik”
Demir yolu yatırımları hakkında bilgi veren Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Türkiye’deki halihazırdaki demir yolu ağının 3 bin kilometreden bir miktar daha fazlasını biz AK Parti hükümetleri döneminde yaptık. Ama 11 bin kilometrelik mevcut olan ağın da neredeyse tamamını yeniledik. Devam eden projelerimizi bitirdiğimizde ülkemizi 29 bin kilometrelik bir demir yolu ağıyla donatacağız. Daha çevreci, güvenilir, ekonomik bir ulaşım sistemini de inşallah ülkemizin her tarafına yaygınlaştırarak, ülkeyi demir yolu ağlarıyla yeni baştan donatmış olacağız.”
“Milli maç 90 dakika, Ankara-İstanbul arası 80 dakika olacak”
Uraloğlu, Ankara-İstanbul arasındaki hızlı tren yatırımına değinerek, “Milli maç 90 dakika, Ankara-İstanbul arası 80 dakika olacak. İstanbul-Ankara arasında saatte 350 kilometre hızla 80 dakikalık bir sürede seyahat edecek olan bir projenin, proje yapım çalışmalarını başlattık. 2028’e kadar inşallah bunu yapım çalışmalarını başlatacağız. 2030’lu yıllarda da inşallah hem böyle bir seyahat imkanı tanıyacağız hem de bu teknolojiyi ülkemize kazandırmış olacağız.” değerlendirmelerinde bulundu.
“Adana Havalimanını da asla atıl bırakmayacağız”
Ülkenin her tarafına havalimanları yaptıklarına dikkati çeken Uraloğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şu an 57 tane var, 3 tanesi devam ediyor, bir tane de planlanan var. Devam edenlerden bir tanesi de Çukurova Havalimanımızdır. O da gündemimizde. İnşallah onu da ulaşıma açacağız ama Adanalı kardeşlerimiz merak etmesin. Biz Adana Havalimanını da asla atıl bırakmayacağız. 2002’de sadece 50 ülkede 60 noktaya uçabiliyorduk. Bugün geçen hafta 131 olan ülkede 346 noktaya uçabiliyoruz. Neredeyse dünyanın her tarafına uçabiliyoruz.”
Uraloğlu, ilk milli ve yerli haberleşme uydusu TÜRKSAT 6A uydusunu haziranda yörüngesine göndermeyi hedeflediklerini bildirdi.
“İnşallah 2026’da 5G’ye geçeceğiz”
Türkiye’de 549 bin kilometre fiber kablo uzunluğuna ulaştıklarını dile getiren Uraloğlu, “5G teknolojisini gençlerimiz merak ediyor. Bununla ilgili çalışmalarımızı yürütüyoruz. İnşallah 2026’da 5G’ye geçeceğiz. Ama bir taraftan da 6G teknolojisini de dünyada takip etmeye başladığımızı size söylemek isterim.” dedi.
Uraloğlu, merkez Seyhan ilçesi Fatih Mahallesi’nde düzenlenen “Mahalle Buluşması” programına da katıldı.
]]>Bakan Tunç, Çaycuma ilçesinde Kaymakamlığı ziyaret ederek Kaymakam Mehmet Göze ile görüştü. Ardından Çaycuma Adliyesi’ne geçen Tunç, Başsavcı Yavuz Cengiz ile bir araya geldi.
Daha sonra seçim irtibat bürosu açılışına katılan Tunç, ülkenin gelişmesi ve kalkınması için ne gerekiyorsa yapacaklarını söyledi.
Adliye binasının artık Çaycuma’nın ihtiyacına cevap vermez hale geldiğini belirten Tunç, adliye binasının yatırım programına alındığını, proje ihalesinin gerçekleştirildiğini, proje tamamlandıktan sonra da inşaat ihalesinin yapılacağını ve adliye binasının ilçeye kazandırılacağını anlattı.
Tunç, Çaycuma’nın Filyos Projesi’yle, havaalanıyla, limanıyla, endüstri bölgesiyle geliştiğine işaret ederek, bu yatırımları yaparken kendilerini eleştirenlerin ve engellemeye çalışanların olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde gece gündüz çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Tunç, gerçek belediyeciliğin AK Parti belediyeciliği olduğunu dile getirdi.
Tunç, Erdoğan’ın 1994’te Büyükşehir Belediye Başkanı olarak CHP’den devraldığı İstanbul’u 5 yılda yaşanabilir hale getirdiğini belirterek, bu başarının Anadolu’da dalga dalga yayıldığını ve AK Parti’nin kurulmasını sağladığını ifade etti.
Türkiye’nin 81 vilayetini 22 yıldır hiçbir ayrım yapmadan yatırımlarla donattıklarını vurgulayan Tunç, hayata geçirilen projelerden bahsetti.
Hep insanı güçlendirmek için çalıştıklarının altını çizen Tunç, şöyle devam etti:
“Eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanımızı güçlendirmenin gayreti içerisinde olduk. Yine devam edeceğiz. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizi geliştirmeye devam edeceğiz. Doğal gazıyla, petrolüyle, nükleer santraliyle enerjide bağımsız, yabancıya muhtaç olmayan bir Türkiye’yi inşa ediyoruz. Milletimizin refahı için bunu yapıyoruz.
Terörle mücadele ve dış tehditlere karşı güçlü olmamız gerekiyor. İşte onun için savunma sanayinde yüzde 20 yerlilik oranımızı yüzde 80’lere kadar çıkardık. Terörle mücadeledeki başarımızın altında bu yatıyor. Ülkemizi terörün her türlüsünden tamamen arındırıncaya kadar, terörün her türlüsünün kökünü kazıyıncaya kadar milletimizle bu mücadelemiz devam edecek. Hiç taviz vermeden devam edecek.”
Tunç, Türkiye’nin demokrasisini güçlendirdiklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Darbelere dayanıklı olmasını sağladık. Temel hak ve özgürlükleri genişlettik. Vesayetçi ve darbeci anlayışı milletimizle beraber tarihe gömdük. Bir daha hortlamasınlar diye bunu başardık. 22 yıldan bu yana milletimiz için çalışırken şer güçlerin, engellemeleriyle karşı karşıya kaldık. Hepsini milletimizin desteğiyle aşmayı başardık. Gezi olayları, sokak darbesiyle Türkiye’nin yönetimini devralabileceklerini zannettiler. Emniyet, yargı darbesiyle masa başında bir yargı darbesi yapmaya kalkıştılar. Başarabildiler mi? Başaramadılar. Sokakta da başaramadılar, masa başında da başaramadılar.
Sonrasında terörü azdırmaya çalıştılar. Hendekler kazmaya çalıştılar. Türkiye’nin değişik yerlerinde patlamalar, bir kaos ortamı oluşturmaya çalıştılar. 15 Temmuz’a giden sürecin taşlarını döşemeye çalıştılar. 15 Temmuz gecesi de zannettiler ki bir darbe kalkışmasında başarılı olup Türkiye’nin yönetimini küresel güçlere teslim edip güneyimizde bir terör devleti kurdurabileceklerini zannettiler. Onu da başaramadılar. Milletimizin şanlı direnişiyle, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği sayesinde o darbe kalkışmasını önledik. O 15 Temmuz karanlık gecesini aydınlığa çevirdik. Bundan sonra da bir daha bu ülkede vesayetçi anlayış, darbeci anlayış, başbakan asan, bakanlar asan, siyasetçisini zindanlara tıkan o demokrasi düşmanlarının bir daha bu ülkede baş gösterememesi için de yapısal reformlar yaptık. Anayasa değişikliklerini sizlerle beraber gerçekleştirdik. Sizler ‘evet’ oyları vermeseydiniz o yapısal dönüşümleri sağlayamazdık.”
Tunç, “Şimdi hedefimiz demokratik, sivil, katılımcı bir anayasayı yapmak. İnşallah Türkiye Yüzyılı’nın başlangıcında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde böyle bir uzlaşma sağlanır ve çocuklarımızın, gençlerimizin geleceği için yeni bir anayasayı da yapmak nasip olur. Bu bizim milletimize olan borcumuzdur. Parlamentomuzun, milletvekillerimizin bu borcu ödeyeceklerine yürekten inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Tunç, AK Parti Çaycuma Belediye Başkan adayı Bünyamin Bostancı’nın hazırladığı projelerin arkasında olduklarını ve bunların ilçeye kazandırılması için çalışacaklarını dile getirerek, “Burada gerçek belediyecilik 1 Nisan’dan itibaren başladığında işte o zaman Çaycuma’da yeni bir dönem başlamış olacak.” dedi.
Açılışta, AK Parti Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu, AK Parti Çaycuma Belediye Başkan adayı Bünyamin Bostancı ve AK Parti İlçe Başkanı Birol Yiğit de konuşma yaptı.
Ardından esnafı ziyaret eden Tunç, yöreye özgü Çaycuma yoğurdundan tattı ve gazetecilere de ikram etti.
“Türkiye yüzyılının inşasını gerçekleştireceğiz”
Saltukova beldesinde seçim irtibat bürosu açılışına katılan Bakan Tunç, ülkenin gelişmesi ve kalkınması için eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adaletten güvenliğe varıncaya kadar insanı güçlendirmek için çalıştıklarını söyledi.
İstikrarlı kalkınma hamleleriyle Türkiye’nin 81 vilayetini yatırımlarla donattıklarını, hızlı trenler, büyük limanlar, Türkiye’nin enerjide bağımsız olması için doğal gaz keşifleri yaptıklarını anlatan Tunç, şunları kaydetti:
“Doğal gaz, yerli ve milli olunca doğal gaz keşfine bile inanmadılar. O zihniyet hiçbir zaman inanmaz. Türkiye’ye yatırım yapılmasını istemez. Rahmetli Menderes’in yaptığı 10 yıllık kalkınma hamlesine inandılar mı? İnanmadılar. Darbecilerle beraber oldular. Vesayetçi anlayışla beraber oldular. İşte o zihniyet; başbakanı asan, bakanlarını dar ağacına gönderen ve 27 Mayıs darbesini demokrasi bayramı diye kutlatan zihniyettir. Biz onları tarihe gömdük. Darbeci, vesayetçi anlayışı, 27 Mayısçıları, 12 Eylülcüleri, 28 Şubatçıları, 15 Temmuzcuları, her türlü darbeci, vesayetçi anlayışı milletimizin onayıyla tarihin karanlık sayfalarına gömdük. Bir daha ortaya çıkamasınlar diye.”
Tunç, ülkenin fiziki kalkınmasını sağlarken, refahını artırmak için mücadele ederken, bir yandan da demokrasinin standartlarının yükseltmeye çalıştıklarını, temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırdıklarını dile getirdi.
Yasakçı zihniyeti ortadan kaldırdıklarını anlatan Tunç, “Her türlü düşünce özgürlüğüne açığız, yeter ki teröre, şiddete bulaşmasın. Bulaşırsa zaten hukuk devleti onun gereğini yapar. Terörün her türlüsüyle mücadele ettik. Bundan sonra da terörün her türlüsünün kökünü kazıyıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Hakkaniyetli, dengeli, adaletli dış politikamızla Türkiye eksenini korumanın gayreti içerisinde olacağız. Yerel yönetimlerimizle hükümetimizle Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, çocuklarımızın daha huzurlu bir gelecekte yaşayabilmesi, daha huzurlu bir geleceğe kavuşabilmesi adına Türkiye Yüzyılı’nın inşasını gerçekleştireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Açılışta, AK Parti Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu, AK Parti Saltukova Belediye Başkan adayı Adil Düzlü, AK Parti İlçe Başkanı Birol Yiğit de konuşma yaptı.
Seçim irtibat bürosu açılışını yapan Bakan Tunç, daha sonra esnafı ziyaret etti, vatandaşlarla selamlaştı.
]]>Oltu’da Efkan Ala Kültür Merkezi’nde düzenlenen halk buluşmasına vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Toplantıda konuşan MHP Genel Başkan Yardımcısı Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Kamil Aydın, 31 Mart yerel seçimlerinde Cumhur İttifakı’na destek verilmesini isteyerek, “Cumhur İttifakı’nın bu seçimlerden başarılı çıkması gerekiyor. Cumhur İttifakı’nın hedefi Türkiye’yi Allah’ın izniyle en kısa zamanda bölgesinde lider ve dünyada da on büyük ülke haline getirmektir. Onun için güçlü bir iradenin de Oltu’dan, Erzurum’dan net bir şekilde ses vermesi lazım. Şimdi soruyorum sizlere. Bu kutlu yürüyüşte bizimle yürümeye var mısınız? Bu kutlu yürüyüşte Cumhur İttifakı’yla yürümeye var mısınız?” diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Erzurum’da büyükşehirde Türkiye rekorunu kıracaklarını söylediğini ifade ederek, “Benim yüzümü ak edecek misiniz arkadaşlar? İnşallah Erzurum’da bütün ilçeleri bir bu heyecanla, bu aşkla alacağız. Hiç endişem yok. Seçim sürecinde il il dolaşıyorum. Allah şahit, Cumhur İttifakı’nın bu kadar yakıştığı bir salon görmedim. Cumhur İttifakı’nın ruhu Erzurum’un ruhuyla örtüşüyor. Erzurum’un ruhu Cumhur İttifakı ruhuyla örtüşüyor. Hafızalarımız bizi bazen yanıltıyor. 15 Temmuz 2016’ya kadar herkes kendi siyasetini yapıyordu. Ama 15 Temmuz 2016’da bu ülkenin birliği, bağımsızlığı tehlike altına girdiği zaman iki siyasi lider Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Devlet Bahçeli bütün siyasi hırslarını, bütün siyasi iktidarla ilgili beklentilerini bir tarafa bırakarak dediler ki bağımsızlığımız, cumhuriyetimiz, demokrasimiz her şeyin üstünde, bu millet her şeyden mahrum bırakabiliriz ama demokrasiden, özgürlükten ve bağımsızlıktan mahrum bırakamayız dediler. O gün sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısına icabet eden Devlet Bey, onun dışındaki siyasi liderler bir tarafta kaldılar. Cumhurbaşkanımızın çağrısı şuydu; bakın bir darbe girişimi var. ve Türkiye’deki darbe girişimlerinin arkasında yurt dışı uluslararası bağlantıları ve benzeri var. Bu bir Kurtuluş Savaşı, gelin hep beraber bu Kurtuluş Savaşı’nı yapalım dediler. Bazı siyasi liderler geldiler ve dediler ki biz bu Kurtuluş Savaşı’nın içerisinde varız. Bazıları da dediler ki, daha önceki Kurtuluş Savaşı’nda yaşadığımız gibi biz kendi siyasi hırslarımız, memleket sevdasının üstünde tutuyoruz dediler. ve başka bir cephede yer aldılar” dedi.
Erzurum’a yakışan tavrın Cumhur İttifakı’nın ruhuna sahip çıkmak olacağını vurgulayan Bakan Tekin, “Şu anda da etrafımızda Filistin’den tutun dünyanın birçok bölgesinde güçlü bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Ukrayna-Rusya savaşında, Suriye’de, Irak’ta, her tarafta savaşlar var. ve şunu görmek mümkün; bütün dünya Türkiye tökezlesin, Türkiye’deki hükümet tökezletsin, Türkiye’nin başına da aynı çorapları örelim diye bekliyorlar. Başımızda bu şekilde aç kurtlar gibi bekleyen uluslararası yapılara müsaade etmeyeceğiz. 14-28 Mayıs’ta etmedik. Ama size şunu hatırlatıyorum. Bu tıpkı iki devreli bir maç gibi. Eğer bugün biz Cumhur İttifakı ruhuna sahip çıkıp burada Adem Başkanımıza ve Mehmet Sekmen Başkanımıza sonuna kadar destek olmazsak, tökezlediğimizi varsayarak üstümüze gelecekler. Buna müsaade etmeyeceğimize inanıyorum sevgili hemşehrilerim. ve sizden bunu istirham ediyorum. Buralara geldik. Gelme sebebimiz bu. Türkiye’nin bu ekonomik bağımsızlık, lig atlama mücadelesinde biz Erzurum olarak güçlü bir sesle diyeceğiz ki, biz Cumhur İttifakı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanındayız” diye konuştu.
Bakan Tekin, konuşmasının son kısımlarında Oltu halkının talep ettiği tünel projesini hayata geçireceklerini, Oltu Devlet Hastanesinin doktor ihtiyacının karşılanacağını ve Oltu ilçesinde öğretmenevinin en kısa zamanda inşa edileceğini söyledi.
Programa Bakan Yusuf Tekin’in yanı sıra MHP Genel Başkan Yardımcısı Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Kamil Aydın, AK Parti Erzurum Milletvekilleri Selami Altınok, Mehmet Emin Öz, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, AK Parti İl Başkanı İbrahim Küçükoğlu, MHP İl Başkanı Adem Yurdagül, AK Parti (Cumhur İttifakı) Belediye Başkan Adayı Adem Çelebi, İlçe Başkanı Oğuz Yavuz ve çevre ilçelerin AK Parti ve MHP başkanları ile çok sayıda vatandaş katıldı. – ERZURUM
]]>Bakan Kacır, AK Parti Gökçebey Seçim İrtibat Ofisi Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada, bugün Gökçebey ilçesinde AR-GE merkezi açılışını yaptıklarını ve Devrek ilçesinde orman ürünleri fabrikasının temelini attıklarını anımsattı.
AK Parti Gökçebey Belediye Başkan adayı Erkan Soner Kodaman ile ilçede yapacakları çok işlerinin bulunduğunu dile getiren Kacır, Türkiye’nin dört bir yanını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde üretim üssüne dönüştürdüklerini belirtti.
Kacır, Türkiye’deki organize sanayi bölge sayısını 192’den 361’e yükselttiklerini aktararak, “Organize sanayi bölgelerinde çalışanların sayısını 415 binden 2 milyon 600 bine yükselttik. Çalışan tesislerin sayısını 11 binden 58 bine yükselttik. Zonguldak, Türkiye’nin üretim yolculuğunda çok önemli konumda olacak önümüzdeki dönemde. Sahip olduğu lojistik avantajlar ve şimdi kurduğumuz organize sanayi bölgeleriyle çevre dostu sanayi yatırımlarıyla inşallah üretimde gücüne güç katacak, Zonguldak’ta tam istihdam sağlayacağız.” diye konuştu.
“Erkan Başkanımız çok güzel ifade etti. Bu şehrin çocukları, bu şehirde ekmek bulacak, bu şehirde alın teri dökecek, bu şehirde yaşamını sürdürecek. Gidenler adım adım buralara geri gelecekler. Buralar inşallah cazibe merkezlerine dönüşecek.” diyen Kacır, ilerleyen yıllarda hayata geçirilecek projelerin açılışları için yeniden bölgeye geleceklerini dile getirdi.
“AK Parti, Türkiye’de marka haline geldi”
Adalet Bakanı Tunç da Gökçebey’in 31 Mart’ta “uzun zamandır hasret kaldığı gerçek belediyeciliğe” kavuşacağına inandıklarını belirterek, şöyle devam etti:
“Gerçek belediyecilik AK Parti’dir. Sayın Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğidir. 1994’te İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partisinin yönetiminde yaşanılamaz hale getirilen o dünya metropolü, Fatih’in emanetini, 5 yıllık gibi kısa sürede, CHP’nin yaşanılamaz hale getirdiği İstanbul’u yaşanılır hale getirmekle ortaya çıkan belediyeciliktir. Aslında gerçek belediyecilik, AK Parti’nin doğuş sebebidir, kurulmasının sebebidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Tunç, 22 yıldan beri İstanbul’da gerçek belediyecilikle temelleri atılan ekolün, AK Parti’yle hizmet ve eser siyasetine dönüştüğünü ve tüm Türkiye’de marka haline geldiğini vurguladı.
İlçede yapılması gereken ne varsa destek olmaya gayret edeceklerini aktaran Tunç, “Uyum çok önemli. Bakanları, milletvekilleriyle belediye başkanı kafa kafaya verirse projeleri çok daha çabuk hayata geçirebilir. Hükümet olarak, bütün belediyelere kanunen verilmesi gereken payları gönderiyoruz ama önemli olan o payların, o şehrin, o milletin faydasına harcanmış olması. Tabii payların dışında proje üreten, projelerini milletvekilleriyle bakanlarıyla buluşturan belediye başkanları şehirlerine daha fazla değer katıyor.” ifadesini kullandı.
“Demokrasinin standardını yükseltmenin gayreti içerisinde olduk”
Zonguldak’ın gelişmeye açık bölge olduğunu ve doğal gaz keşfiyle taş kömüründen sonra yine enerji üssü olmaya devam ettiğine dikkati çeken Tunç, öte yandan Türkiye Taş Kömürü kurumuna madenci kenti olarak sahip çıkmaya devam edeceklerini söyledi.
Bakan Tunç, ülkenin fiziki kalkınmasını sağlarken demokrasinin standardını da yükseltmenin gayreti içinde olduklarının altını çizerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Özgürlükleri genişlettik, temel hak ve hürriyetlerin önündeki engelleri kaldırdık, darbeci ve vesayetçi anlayışı sizler sayesinde tarihe gömdük. Bundan sonra bu ülkede darbeler, vesayetçi anlayışlar hortlamasın diye yapısal değişimleri sizlerin onayıyla gerçekleştirdik. O sıkıntılı süreçlerde hep yanımızda, arkamızda milletimizi gördük. O nedenle biz hep, milletimizin iradesini, milli irade bayrağını yere düşürmemek için sizlerle aynı yolda yürüdük, yürümeye devam edeceğiz.”
Vatandaşların ramazan ayını da tebrik eden Tunç, seçimlerin ardından iki bayramı birden kutlama temennisinde bulundu.
AK Parti Gökçebey Belediye Başkan adayı Erkan Soner Kodaman ile İlçe Başkanı Nurşen Yılmaz’ın konuşma yaptığı programa, AK Parti Zonguldak Milletvekilleri Muammer Avcı ve Ahmet Çolakoğlu ile belediye başkanları, partililer ve vatandaşlar katıldı.
]]>Özel, partisince Atatürk Bulvarı’nda düzenlenen Kütahya Halk Buluşması’nda yaptığı konuşmada, Kütahyalıların derdini tasasını, sıkıntısını iyi bildiğini söyledi.
Kütahya’nın Ege Bölgesi’nin küçülen kenti olduğunu ve göç verdiğini belirten Özel, verimli ovaların kaderine terk edildiğini savundu.
Özel, yıllardır Cumhur İttifakı partilerinin yönettiği Kütahya’da doğal gaz sorununun olduğunu, CHP’nin yönettiği Eskişehir, Antalya, İzmir, İstanbul, Mersin gibi kentlerde bu durumun yaşanmadığı öne sürerek, “Doğal gaz sorununu çözmek için genelde iktidar olmaya değil yerelde işi bilen, çalışkan belediye başkanına ihtiyaç var.” ifadesini kullandı.
Çiftçilerin sorunlarına değinen Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Diyordu ki ‘Verin oyu, enflasyonu, hayat pahalılığını, dövizi, mazotu düşüreyim.’ Geldiği gün ne kadardı mazot? Mayısta 19 liraydı. Şimdi kaç para mazot? 42 lira. Yüzde 109, bir yıl olmadan 2 katından fazla zamlanmış. Ne yapacak Altıntaş ovasındaki çiftçi? Bu ülke tarım ülkesi ama üretimden koparıldı. Tarlada 10 lira olan ürün, satıldığı yerde 100 liraya geliyor ama Türkiye’de tarım sektörü küçülüyor. Çiftçiler 10 yılda 3 kez küçüldü. 2023’te küçülen tek sektör, tarım sektörü oldu. İstihdamın yüzde 15’i tarım sektöründen sağlanıyor. Yaklaşık olarak nüfusun yüzde 20’si tarım sektörüyle meşgul ama milli gelirden aldığı pay yüzde 7’den bu sene yüzde 5’e düşmüş. Her 5 kişiden biri toprağa bakarken, alnının terini toprağa damlatırken, o damlayan terden bereket fışkırtıp çoluğunun çocuğunun rızkını sağlamak isterken o sektör küçülüyor. O sektöre ayrılan para azalıyor. Çiftçiler milletin efendisiyken en borçlu kitle haline getiriliyor.”
Son 20 yılda tarım alanlarının 3 milyon hektar azaldığını ileri süren Özel, çiftçinin bankalara olan borcunun ise son bir yılda yüzde 88 arttığını ifade etti.
“Belediye başkanlarımız taahhütte bulunacak”
Özgür Özel, 2002 yılında en düşük emekli maaşının asgari ücretin 1,5 katı olduğunu, şimdi ise 0,59 asgari ücret düzeyinde bulunduğunu belirtti.
Emekli maaşlarına değinen Özel, “Geçen sene 7 bin 500 lira emekli maaşıyla 375 litre mazot alınıyordu, bu sene 10 bin liralık emekli maaşıyla sadece 245 litre mazot alınıyor. Aradaki fark 130 litredir. Emeklinin cebinden eğer traktöre koyarsan 2 depo, arabaya koyarsan 3 depo mazot geçen seneden bu seneye emekliden çalınmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
Ülke genelinde partisinin belediye başkan adaylarının yarından itibaren taahhütname imzalayacağını aktaran Özel, şunları kaydetti:
“Daha önce bir kısmını söylemiştim. Örneğin ‘Mal varlığımı seçildiğimde belediyenin kapısını asacağım’ diye taahhütname imzalayacaklar. Ayrıca Cumhuriyet Halk Partili belediyeler kadın hakları konusunda, kadınların eşit temsili konusunda, kadına karşı şiddette tavizsiz olma konusunda, kadınların belediyecilik hizmetlerinden yararlanırken ve esnafta kadınların hayatlarını kolaylaştıracağı konuda kreşler yaparak sosyal yaşama katma konusunda, kadın istihdamını artırma konusunda taahhütte bulunacaklar. Hayvan hakları konusunda taahhütte bulunacaklar. Çağdaş belediyeciliğin gerektirdiği gençlerin talepleri konusunda taahhütte bulunacaklar. Dünden bugüne bir ihtiyaç daha ortaya çıktı. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler kişilerin dini inancı, mezhebi, etnisitesi, doğduğu yer, ırkı ve yine hangi siyasi görüşe bağlı olduklarına bakılmaksızın belediye hizmetlerini eşit sunacaklarına ve belediyelerin kapılarını herkese tam olarak ardına kadar açacaklarına söz verecekler. Cuma günü Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin, Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının kamuoyuna açık taahhütlerini, mal bildirimlerinden başlayıp eşit hakça hizmeti kimseyi ayırmadan sunacaklarına kadar taahhütnameleri belediye başkanlarımıza gönderiyoruz. Bu hizmetleri sunacakların kentte ve bizim başımızın üstünde yeri var. Onlara inanıyoruz, güveniyoruz.”
Özel, seçimlere kimseyi ötekileştirmeyen, herkesi kucaklayan Türkiye ittifakı olarak hazırlandıklarını anlatarak, “Türkiye ittifakı renklerini ellerinizdeki ay yıldızlı al bayraktan alır. Türkiye ittifakı milli takım kazanınca kim seviniyorsa onlarla birliktedir. Türkiye ittifakı, filenin sultanları şampiyon olunca onlarla birlikte ağlayanların, onlarla birlikte gülenlerin, Türkiye’yi sevenlerin ittifakıdır. Bizim ittifakımızda korkmak yok, korkutmak yok. Bizim ittifakımızda kötü söz yok. Bizim ittifakımız, Kütahya’yı kucaklayan, Türkiye’yi kucaklayan ittifaktır. Rengi kırmızı beyaz.” diye konuştu.
CHP Kütahya Belediye Başkan adayı Eyüp Kahveci’nin projelerini anlattığı halk buluşmasında, CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Genel Başkan Özel’e Kütahya çinisi takdim etti.
Programın sonunda CHP Kütahya belediye başkanı adayları tanıtıldı.
]]>Bozay, Balkan Kongre Merkezinde, Edirne Valiliği Edirne Balkan Şehirleri İşbirliği Edirne Platformu ve Trakya Üniversitesince düzenlenen 1. Uluslararası Balkan Sempozyumu’nun açılışında yaptığı konuşmada, “Dışişleri neden burada? Yukarıda Ukrayna ile Rusya arasında müthiş bir savaş var aşağıda Filistin’e karşı korkunç bir mezalim var biz burada Balkanlar’la, komşularımızla nasıl işbirliği yapacağımızı konuşuyoruz. O yüzden Cumhuriyet’imizin banisi Mustafa Kemal Atatürk ve mesai arkadaşlarını ve şu anda burada rahat oturmamızı sağlayan sınırlarımızda güvenlik güçlerine saygı duruşumuzun çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Türkiye Yüzyılı’nda bu tür platformları yaparken bunun kıymetini herkesin çok iyi bilmesinin altını çiziyorum.” dedi.
“Enerji, gıda ve tarım milli güvenlik meselesi”
Enerji, gıda ve tarım konularının milli güvenlik meselesi olduğuna dikkati çeken Bozay, savaş nedeniyle tarım koridorunun kesilmesi sonrası Mısır’daki ekmeğin fiyatının yüzde 37 arttığına, buğdayın birim fiyatının da 7 birimden 12 birime çıktığına işaret etti.
Bu durumun anlık bir durumda gıda konusunda herkesin küresel bir biçimde etkilendiğini bir kez daha gösterdiğinin altını çizen Bozay, o nedenle buğdayın yüzde 11’ini, çeltiğin yüzde 47’sini, kanolanın yüzde 54’ünü üreten Edirne’nin milli güvenlik için önemli bir yer olduğuna vurgu yaptı.
Gıda konusunda önemli bir yeri olan Türkiye’nin enerjide de aynı durumda olduğunu belirten Bozay, şöyle konuştu:
“Enerji konusunda, enerjide bütün akışlar Avrupa’ya Türkiye üzerinden oluyor. Avrupa’nın, AB’nin eğer bugün enerjide bir sıkıntısı olmadıysa bu Türkiye’nin barış ve istikrar içerisinde olmasından ve kapılarını bu tür sıkıntılar da bütün dost bildiklerine açmasından kaynaklanmaktadır.
Bütün gelişmeler yeni bir matriksi ortaya koydu. Her şey enerji üzerinden gidiyor. Enerjiyi tamamlayan unsurlar, tarım, bağlantısallık, su, Ar-Ge ve inovasyon. Bu platformun bütün temel hedefleri bu dediğimiz matriksin içini nasıl dolduracağımıza, doldururken de iyi ilişkiler içerisinde olduğumuz komşularımızla nasıl işbirliği yapacağımıza da bağlı.”
Bozay, Dışişleri Bakanlığı olarak Edirne’de yapılan çalışmalara da değindi.
AB ile ulaşım alanında yapılan en büyük çalışmanın Çerkezköy-Kapıkule kesimi demiryolu inşası projesi olduğunu hatırlatan Bozay, “AB ile yaptığımız en büyük proje ulaştırma alanında 275 milyon avro ile Çerkezköy-Kapıkule kesimi demiryolu inşası projesidir. Demiryolu bizi Avrupa’ya bağlayacak. Bu proje 2. Abdülhamit döneminde olan bir projedir. Biz tarihimize geleceğe bakarak sahip çıkan, projelendirerek, ileriye ‘Türkiye’yi nasıl ikinci yüzyılımıza taşıyacağız’ diye bakan dış politika yürütüyoruz.” dedi.
Bozay, Trakya’da iklim değişikliğine yönelik uyum ve çevresel pek çok projenin yürütüldüğünü anlattı.
-“Edirne’nin geçmişten yüklenen misyonları var”
Edirne Valisi Yunus Sezer de platformun 5 ay önce kurulduğunu ve bugün ilk faaliyetini düzenlediğini söyledi.
Sezer, platformun bir ihtiyaçtan ve ilişkilerin sürdürülebilir olması amacıyla kurulduğunun altını çizdi.
Platformun işleyişi ve faaliyetleri hakkında bilgi veren Sezer, “Edirne Platformu Balkanlar’daki bütün şehirlerimizin daha iyi işbirliği oluşturmasını, spordan, ticarete, eğitimden, turizme, ekonomiden kültüre pek çok alanda kendi networkünü oluşturarak kendi ekosistemini kurmasını amaçlıyor.” dedi.
Sezer, platform faaliyetleri kapsamında Balkan ülkelerinde iftar programları, Balkan ülkeleri iş insanı buluşturmaları, yerel yönetimler ve valiler buluşması, büyükelçiler toplantısı, Balkan ülkeleri dışişleri bakanları buluşması gibi etkinlikleri olduğunun altını çizdi.
Edirne’nin geçmişten yüklenen misyonları olduğunu ifade eden Sezer, platformun da bu misyona yakışır şekilde faaliyetler yürüteceğini vurguladı.
Platformun kısa sürede Bakanlıklar ve devletin diğer kurumlarınca sahiplenildiğini ve desteklendiğini anlatan Sezer, “Balkanlar’a gittiğimizde Edirne’nin tarihi misyonundan bahsediyorlar. Edirne Platformu da bu önemli misyona yakışır şekilde görevler üstlenecektir. Dışişleri Bakanlığımız platformu sahiplenmiş durumda, Milli Eğitim Bakanlığımız özel çalışmalar yapacak. Gençlik ve Spor Bakanlığı Edirne’nin Balkanlar’ın spor merkezi olması için çalışmalar yapacak. YÖK özel birim oluşturacak, Diyanet İşleri Başkanlığı bir akademi oluşturacak.” dedi.
Sezer, platformun kısa sürede çok başarılı çalışmalara imza atacağından emin olduğunu ifade etti.
-“Edirne her zaman başkent özelliğini koruyor”
Kosova Bölgesel Kalkınma Bakanı Fikrim Damka da Edirne’nin başkent olma özelliğini Osmanlı bakiyesiyle sürdürmeye devam ettirdiğini söyledi.
Balkanlar’da daha iyi ilişkilerin geliştirilmesi için platformla daha somut işbirliklerinin imza atılacağından şüphesinin olmadığını ifade eden Damka, şöyle konuştu:
“Balkanlar’dan anavatana girdiğimizde bizi karşılayan ilk şehir Edirne. Hem tarihten hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sınırı bize ayrı bir değer verir. Balkanlar’da çok sık, 30 yıldır değişen sınırlar içerisinde hedef koştuğumuz barış. Barışı istiyoruz. Balkanlar’da barışın sağlanabilmesi, siyasilerin yapacağı işbirliklerine bağlı. Bunlara ek olarak kültürel, sportif ve diğer etkinliklerle bunları tamamlarsak Balkanlar’da barışı halklarımız daha rahat yaşayacaktır.
Balkanlar’da son 30 yıldır sık değişen sınırlar içinde biz barışı istiyoruz. Siyasilerin yapacağı iş birliklerine bağlı diğer etkinliklerle bunu tamamlarsak Balkanlar’da barışı halklarımız daha rahat yaşayacaktır. Türkiye’nin bunda rolü büyüktür.”
-“Savaş virüsünün yarattığı tehlike hala aktiftir”
Kosova eski Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdui da Kosova’da 1998-1999 savaş döneminde yüzyıllardır büyük emeklerle inşa edilen her şeyin neredeyse yıkıldığını ifade ederek, “Bugün bile savaşla ilgili çok fazla konuşma yapılıyor. çünkü savaş virüsünün yarattığı tehlike hala aktiftir. İnsanların çoğu savaşı sevmez fakat seven birileri her zaman vardır.” dedi.
Sejdui, Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş ve İsrail’in Gazze’ye saldırılarına işaret ederek, uluslararası faktörlerin bu savaşları durdurmak için çok istekli olmadıklarının görüldüğünü savundu.
Kosova ve Sırbistan ilişkilerine de değinen Sejdui, şunları kaydetti.
“Avrupa Birliği’nin yardım ettiği, ABD’nin desteklediği Kosova ve Sırbistan ilişkilerinin normalleşmesi ve aralarında yeni bir aşamaya girilmesi umuduyla müzekkere sürecinde bulunulmaktadır. Kosova ve Sırbistan ilişkileri noktasında iki egemen ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan, AB ve ABD tarafından desteklenen ciddi bir sürecin devam ettiğini umuyoruz. Dünyamızın dengelerini, ortak eğitim bilim ve kültür projelerinde işbirliklerini belirlemek için zamanı gelmiştir.
Uluslararası ilişkilerde yeni bir ruhun yaratılmasını isterim. Bu nedenle tavsiyemin yanı sıra NATO’da, Avrupa Konseyinde ve her türlü uluslararası kuruluşta Kosova’nın kapılarının bir an önce açılmasını gerekli görüyorum çünkü ancak bu şekilde Balkanlar’da barış ve istikrarın korunmasına katkı sunulacaktır. Bunun içinde vize serbestliği iyi bir işarettir.”
“Biz Makedonlar bağımsızlığımızı tanıyan ilk ülke Türkiye’nin olduğunu asla unutmayacağız”
Kuzey Makedonya eski Başbakanı Vlodo Buchkovki da Kuzey Makedonya ve Türkiye’nin dostane ilişkileri olduğunu ifade etti.
Ortak tarihe saygı duyduklarının altını çizen Buchkovk,”Biz Makedonlar 1991 yılında bağımsızlığımızı tanıyan ilk ülke Türkiye’nin olduğunu asla unutmayacağız.” dedi.
TÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu da Osmanlı’ya başkentlik yapan Edirne’nin çok müstesna bir kent olduğuna işaret etti.
Osmanlı’nın gittiği her yere barış götürdüğünü ifade eden Tabakoğlu, “Osmanlı’nın muhteşem medeniyetinin ne olduğunu son yıllarda daha iyi anlıyoruz. Paxottoman denilen barış ortamı oluşturan Osmanlı’nın çekildiği yerlerdeki yaşananları görünce medeniyetimizin ne büyük olduğunu görüyoruz. Bunu Afganistan’da, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Gazze’de görüyoruz. İnsan hakları deyince sadece kendi insanın hakkını düşünen bir medeniyete karşı adalet, barış ve ‘herkese insan hakkı’ diyerek hoşgörü ortamı sağlayan Osmanlı medeniyeti daha iyi kıyaslanabiliyor.” dedi.
Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Mustafa Hatipler ise sempozyum hakkında bilgi verdi.
Sempozyum bildiri sunumlarıyla yarın sona erecek.
Bu arada organizasyonda “Balkan ressamların fırçalarından Edirne” adlı Balkan ülkelerinden kente gelerek tuvallere Edirne’yi yansıtan ressamların sergisi açıldı.
]]>Turizm sektörünün kadın temsilcileri “Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla AA muhabirine açıklama yaptı.
Eresin, Türkiye’de toplam istihdamda kadın oranının yüzde 32,7 olduğunu, hükümetin hedefinin yakın zamanda yüzde 40’ı yakalayabilmek olduğunu anlattı.
Turizm sektöründe kadın istihdamının toplam çalışan sayısına oranı yüzde 37,1 iken, turizmde istihdamın en büyük bölümünü oluşturan konaklamada yüzde 37,2 olduğunu dile getiren Eresin, “Rakamlara baktığımızda konaklamada Türkiye ortalamasının 4 puan üzerinde olduğumuzu görüyoruz. Ancak yine de kadın istihdamı pek de arzu edilen seviyede değil. Hedefimiz bu oranı yüzde 50’nin üzerine çıkarmak. Turizmde kadın gücüne ihtiyaç var.” değerlendirmesini yaptı.
Gerçek anlamda kadın-erkek eşitliğini sağlayabilmek için üst yönetim kademelerinde de eşitliğin sağlanması gerektiğini vurgulayan Eresin, “Yönetim kurullarında kadın sayısı yüksek olan şirketlerin performansları ve etik itibarı daha yüksek. Kadın çalışan sayısının yüksek olması şirket karlılıklarını olumlu yönde etkiliyor. Bütün bu detayları konuşurken aslında sektördeki kadın çalışan varlığını artırmanın sadece Kadınlar Günü’nde değil güncel hayatımızda da gündemde tutmalıyız.” ifadelerini kullandı.
TÜROB Başkanı Eresin, turizm sektörünün bugünkü konumuna ulaşmasında kadın çalışanların payının yüksek olduğunu aktararak, “Turizm sektörü kadınlara hem işveren hem de çalışan olarak diğer sektörlere göre çok daha fazla fırsat sunuyor.” dedi.
“Türkiye’nin ekonomisi ve kalkınması için turizm hayati bir önem taşıyor”
Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Derneği (USTUD) Başkanı Adviye Bergemann da TÜİK verilerine göre, Türkiye’de istihdam edilen kadınların yaklaşık yüzde 50-53’nün hizmet sektöründe çalıştığı bilgisini verdi.
Türkiye’de kadın istihdamının en çok olduğu alanın turizm olduğunu dile getiren Bergemann, “Türkiye’nin ekonomisi ve kalkınması için turizm hayati bir önem taşıyor. Kadınlarımızın hem turizme hem de ekonomiye katkıları çok fazla.” diye konuştu.
Bergemann, sürdürülebilir kalkınmanın ve ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin en önemli göstergelerinden birinin kadınların işgücüne katılımı olduğunu işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadınların turizm sektöründe istihdam edilmesi, sektörün daha çeşitli ve kapsayıcı olmasını sağlar. Ayrıca, kadınların turizm sektöründeki istihdamı, ekonomik kalkınmayı destekler ve toplumda cinsiyet eşitliğinin sağlanması için önemli bir adımdır. Kadınların sektörde daha fazla temsil edilmesi, turizm işletmelerinin daha başarılı olması ve müşterilere daha iyi hizmet sunmalarına da katkı sağlayabilir.”
Kadınların turizm sektöründeki rolünün güçlenmesinin, sektörün daha sürdürülebilir ve rekabetçi olmasına önemli katkı sağlayacağına dikkati çeken Bergemann, kadın ve erkek haklarının eşit olması gerektiğini belirtti.
Kadınların siyasetten, bilime, sanayiden turizme kadar her alanda gerek yönetici, gerek çalışan olarak yer alması gerektiğine işaret eden Bergemann, her kadının çalışmak ve üretmek durumunda olduğunu söyledi.
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Üyesi Elif Ural da turizm sektörünün dinamikleri itibarıyla kadınlar için çok uygun çalışma alanları sunduğunu aktararak, kadınların turizmin gelişiminde çok önemli rol oynadıklarını, bu sayede turizm sektöründe yönetici konumuna gelmelerinin diğer sektörlere oranla daha çok fırsat barındırdığının altını çizdi.
Turizm sektöründe istihdam edilen kadın sayısının arttığını kaydeden Ural, şöyle konuştu:
“TÜRSAB olarak kadın istihdamına özel bir önem veriyoruz. Çalışanlarımızın önemli bir kısmını kadınlar oluşturuyor. Tüm sektörlerde olduğu gibi turizm sektöründe de kadınların katkıları gelişmekte olan Türkiye için önemli bir kriter. Kadın istihdamı konusunda her sektörde artış yaşanması, toplumsal cinsiyetin eşitlenmesini de beraberinde getirecektir. Ayrıca kadın istihdamındaki gelişim, bölgesel kültür farklılıklarını da önemli ölçüde dengeleyecektir. Kadınlar olmasaydı dünyadaki hiçbir şeyin önemi kalmazdı. Cumhuriyet kadınlarla yaşar, kadınları Cumhuriyet yaşatır.”
“Turizm bir ülkenin aynasıdır”
TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Esra Başeskioğlu ise turizm sektörünün ekonomiye sağladığı katkıların yanı sıra Türkiye’nin vitrini konumunda olduğuna işaret ederek, “Turizm Sektörü Türkiye’deki kadın-erkek eşitliğini sergilediği gibi kadınların iş yaşamında edindiği yeri de dünya kamuoyuna göstermekte ve bu vesileyle uluslararası kamuoyunun ülkemize bakış açısını olumlu yönde etkilemektedir. Bu da destinasyon seçimlerinde ülkemizin tercih edilmesine olumlu yönde katkı sağlıyor.” diye konuştu.
Kadınların turizm sektöründe varlığının artmasının Türkiye’nin kalkınması ve dünyadaki imajın yükselmesi açısından oldukça önemli olduğunu kaydeden Başeskioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Her ne kadar oran olarak diğer sektörlerden yüksek görünse de halen sektördeki kadın erkek çalışan sayısı eşit değil. Özellikle üst düzey yönetici ve şirket sahiplerinde oran oldukça düşük. Kamu ve özel sektörde özellikle yönetici kadın istihdamını artırmaya yönelik eğitim çalışmaları yapılması istihdama önemli katkı sunar. Ayrıca turizm sektörünün bir kadın için cazip olan yönlerini öne çıkaran çalışmalar yapılabilir. Kadınların eşit haklara sahip olduğunun dünyada da bilinmesi ülkemize gelecek turistlerin kendini modern ve güvenli bir ülkede hissetmesine vesile olacaktır. Ayrıca kadınların doğası gereği sorunların çözümüne bakış açısındaki farklılıkları da ülkemizde turizmin gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır. Turizm bir ülkenin aynasıdır. Bizler bu sektörde ne kadar çoğalırsak çocuklarımıza bırakacağımız miras o kadar aydınlık olur.”
]]>Yumaklı, çeşitli ziyaretlerde bulunmak üzere geldiği Çankırı’da Kızılırmak ilçesini ziyaret etti.
Burada Vali Mustafa Fırat Taşolar tarafından karşılanan Yumaklı, daha sonra Kızılırmak AK Parti Seçim Ofisi’nde partililerle bir araya geldi.
Bakan Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, mayıs ayındaki seçimlerden sonra Türkiye’nin çok önemli bir virajı aştığını söyledi.
Milletin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Türkiye Yüzyılı inşası için icazet verdiğini belirten Yumaklı, “Sayın Cumhurbaşkanımızın o akşamki balkon konuşmasını hatırlayanlar bilir. Orada belki ikinci ya da üçüncü dakikadan sonra 31 Mart’ı söylemişti. Neden söyledi bunu? Çünkü Türkiye Yüzyılı’nın inşası için güçlü olmakla alakalı bir tahayyülümüz var. Ne demek istiyorum? İlçelerde güçlü olacağız, illerde güçlü olacağız, hükümet olarak güçlü olacağız, hep beraber Türkiye Yüzyılı’nı hem ülke genelinde hem de onların özelinde şehirlerde inşallah inşa edeceğiz, inşa etmeye de devam edeceğiz.” diye konuştu.
Tarım ve Orman Bakanlığı uhdesindeki konularda yoğun çalışmalar yaptıklarını, devrim niteliğinde kanun değişiklikleri ve uygulamalarda değişiklikler yaptıklarını dile getiren Yumaklı, şöyle devam etti:
“Mesela Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıt olmakla alakalı problemler vardı, bir bölümü itibarıyla çözdük. ya da kullanılmayan arazilerle alakalı birtakım şeyler vardı onları da yine hayata geçirdik. Peyderpey ve en önemlisi de üretim planlamasını Allah nasip ederse eylülden itibaren uygulamaya başlayacağız. Buradaki amacımız Türkiye’de hangi ürün nerede daha iyi üretilebilir ve bütün toplamda hem üretici için hem de tüketici için faydalı ortam oluşmuş olur. Aynı zamanda hem kendi halkımızın, vatandaşımızın gıda ihtiyacını karşılarken öbür taraftan da ihracatımızı artıralım, ülkemize bu çiftçimiz sadece kendi ihtiyacımız için değil ihracat yoluyla ülkemize döviz kazandırma yolunda da şu ana kadarki performansı üst seviyeye taşısın. 2023 senesinde gıda ihracatı 31 milyar dolardı biz bunu 35 milyar dolarlara, 40 milyar dolarlara çıkaracağız.”
Yapılan çalışmaları belediyelerle birlikte ister ilçede ister ilde el ele, kol kola yapabileceklerinin altını çizen Yumaklı, “Sizler de biliyorsunuz ki yapıyormuş gibi yapan, verdiği sözlerin hiçbir gerçekliği olmayan bir anlayışla, söz verdiğini yapan bunun için uğraşan, didinen, gayret sarf eden iki anlayışın aslında karşılaştırması bu. Burada bizim vatandaşımız hiçbir zaman için kendini tavlamaya dönük konulara prim vermedi. Bundan sonra da vermeyecek. Çünkü hakikaten vatandaşı hafife alan, önü başı nasıl bir hesaplamaya dahil olduğu belli olmayan konular gündeme getirilmesi iyi niyetli değildir, bizim milletimiz de bunları bu şekliyle görmüş oldu.” ifadesini kullandı.
Geçen sene rekoltenin iyi olduğuna dikkati çeken Yumaklı, “Geçtiğimiz sene Toprak Mahsulleri Ofisi bütün Türkiye’de yaklaşık 13 milyon tona yakın ürün aldı.” bilgisini paylaştı.
Kızılırmak ilçesine özel IMI grubu çeltik projesiyle ilgili destekleme yapıldığını aktaran Yumaklı, ekim döneminden önce çeltik tohumu dağıtımı yapacaklarını, kıraç alanlarda kullanılmak üzere yağlık ayçiçeği, nohut ve mercimek tohumu dağıtımı yapacaklarını belirtti.
Yumaklı, Kızılırmak sahil sulama sahası içerisinde kanal yenileme projesiyle ilgili de projenin bitirilerek yatırım planına alındığını sözlerine ekledi.
Bakan Yumaklı, yerel seçimlerde AK Parti Kızılırmak Belediye Başkan adayı Mehmet Bulut’un üst sıralarda yer alması için partililerden çok çalışmalarını istedi.
Programa, AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve AK Parti İl Başkanı Koray Erdoğan ile partililer katıldı.
]]>Cumhur İttifakı AK Parti Nilüfer Belediye Başkan Adayı Celil Çolak’ın hayata geçirmeyi hedeflediği projeler ve belediye meclis üyesi adayları düzenlenen programla tanıtıldı. Toplantıya AK Parti Genel Başkanvekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç, AK Parti Bursa Milletvekili Müfit Aydın, Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, AK Parti Bursa Eski Milletvekili İsmet Su, Nilüfer AK Parti İlçe Başkanı Furkan Alpaslan, Ülkü Ocakları Bursa İl Başkanı Mehmet Muhittin Saltık ile AK Parti, MHP, BBP il ve ilçe teşkilatları katıldı.
Bu yola ‘Değiştir Nilüfer’ diye başladıklarını belirten Cumhur İttifakı Nilüfer Belediye Başkan Adayı Celil Çolak, “Bu bir milattır dedik, bundan sonra bu işin adı değişimdir, gelecektir, gelişmedir, yükselmedir dedik. Bu iş gönüllerin bir olması, hedeflerin buluşması, Gönül Birliğidir dedik. Bu duyguyla çıktığımız bu yolda herkesin fikrine değer verdik, dinledik. Gençler için yeni alanlar açmak lazım, buna inandık, projelerimizle gençler için yeni bir geleceğin kapılarını açtık. Nilüfer’i fırsatlar ve imkanlar şehrine dönüştürmek için, her şeyi eni konu tartışarak işe yarar insana faydalı bir projelere dönüştürdük. Engellileri unutmadık. Kadınlarımız, annelerimiz, ailelerimiz, çocuklarımız, öğrencilerimiz, her planımızın yönetme anlayışımızın bir parçası olarak projelerimize rengine verdi. İşe yarayan, sorun çözen, hayatı kolaylaştıran, Nilüfer’in gücüne güç katan, herkesi kapsayan kuşatan ne varsa onu aldık, onu projeye dönüştürdük. Nilüfer gönlümüzdeki sevda, işte biz hizmet ve eserleri planladıkça gönlümüzdeki sevda büyüdü. Nilüfer büyüdü. Biz göreve geldiğimizde Nilüfer daha kapsayıcı politikaların hayata geçtiği bir yaşam alanı olacak. Bu kapsayıcılık şefkati, huzuru büyütecek, kalkınma, istikrar, ulaşım ve hizmetlere erişimi yükseltecek. Bizi daha büyük daha güçlü daha kapsayıcı daha şefkatli yapacak şey, bizimle aynı inanca ortak olan hemşerilerimizin büyüklüğü, feraseti, şefkati, millete ve AK Parti’ye olan inancıdır” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzyılın adını Türkiye olarak adlandırmasından yola çıktıklarını belirten AK Parti Nilüfer İlçe Belediye Başkanı Celil Çolak, “Türkiye’nin büyük yolculuğunda, Nilüfer olarak biz de varız diyoruz. Bu milletin bir parçası olarak biz de bu yüksek heyecanın parçasıyız ve taşın altına elimizi koyuyoruz. Bugüne kadar her ne yapıldıysa biz daha fazlasını yapmak zorundayız biliyoruz. Daha fazla yol, daha fazla park, daha fazla spor alanı, daha güçlü, daha dirençli, daha akıllı Nilüfer. Çünkü daha güçlü Nilüfer demek daha güçlü Türkiye demek, daha dirençli Nilüfer demek daha dirençli Türkiye demek, inancımız bu. Nilüfer’i ve Türkiye’yi yükseltecek gençler, anneler, babalar, kadınlar, engelleri birlikte aştığımız özel insanlar, Nilüfer için bugüne kadar nasıl canla başla çalıştıysak şimdi de Türkiye Yüzyıl’ında Nilüfer olarak üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Milletimizin yanında olmak, Nilüfer’den bu yüksek heyecana en güçlü katkıyı sunmak zorundayız. Bu yüzden Nilüfer olarak yapacak çok işimiz var. Rabbim nasip ederse Nilüfer’de çok güçlü işlere imza atacağız. Türkiye Yüzyılında Nilüfer olarak, kuvvetli bir şekilde yerimizi alacağız. Bunun için hep birlikte çalışacağız. Ortak akılla, yüksek teknolojiyle, tüm engelleri ortadan kaldırarak milletin yürüdüğü yolda adımlarımızı yüksek sadakat ve cesaretle millete ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adımlarına uyduracağız. Nilüfer’in daha güçlü daha dirençli daha huzurlu, daha güvenli, daha yeşil olması için ne gerekiyorsa yapacağız. Sürdürülebilir politikalarla kendi kendine yeten, kalkınma pratiklerini geliştirmiş, kadim değerler ve kültür sanat etkinlikleriyle adından söz ettiren bir Nilüfer’i birlikte yükselteceğiz. Yükseldiğimiz yer milletin yüksek idealleri. Yükseldiğimiz yer eserlerimiz ve hizmetlerimizle Nilüfer’in, Türkiye’nin güçlü geleceği. Ben Celil Çolak olarak bu vesilesiyle Nilüfer’e söz veriyorum. Nilüfer’in Türkiye Yüzyıl’ında parlayan bir yıldız olarak yer alması için işlerime dört elle sarılacağım. Her alanda varolan iş ve hizmetleri daha ileri taşıyarak daha fazlasını yapacağım. Nilüfer gücüne güç katmış bir yıldız olarak Türkiye Yüzyıl’ında yerini alacak. Sevgili çocuklar ve gençler, değerli öğrenciler, sporcular, kadınlar, gözümüzün nuru büyüklerimiz içiniz rahat olsun. Projelerimiz bir yana, daha fazlasını, çok daha fazlasını başaracağız. Nilüfer’de değişimi sağlayacağız. Rabbim nasip etsin, işlerimizi kolaylaştırsın, sözlerimizi yerine getirecek güç kuvvet cesaret ve imkanları nasip etsin” dedi.
25 yıldır Nilüfer’i yönetenler ilçedeki tüm yeşil alanları gasp edip, birilerine peşkeş çektiğini iddia eden Çolak, “Artık Nilüfer’deki hiçbir yeşil alanın gasp edilmesine müsaade etmeyeceğiz. Nilüfer’de yaşayan tüm vatandaşlarımızın gündelik hayatlarına renk katacak yeni bir yaşam alanıyla parıltılı bir cazibe ve çekim merkezini Nilüfere kazandıracağız. Yeşil alanlarımız kayboldu. Çocuklarımızı ve gençlerimizi de kaybetmeyelim diye çok önemli projelerimizden biri de bilim ve teknoloji merkezi olacak. Nilüfer Bursa’nın silikon vadisi olacak. İlgili kurumlarla yapacağımız işbirliğiyle yeni teknolojinin kuluçka merkezini Nilüfer’e kazandıracağız. Bu eğitimin merkezini gençlerin ve çocukların ayağına getireceğiz” diye konuştu.
Nilüfer’e Bursa’nın en büyük kongre ve kültür merkezini kazandıracağız”
25 yıldır Nilüfer’i yönetenlerin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Bursa’ya geldiğinde 500 kişilik BAOB salonunda toplantılarını yapabildiklerini belirten Başkan Adayı Çolak, “Bursa’nın en büyük kongre ve kültür merkezini Nilüfer’e kazandıracağız. Nilüfer Bursa’nın uluslararası kongrelere ev sahipliği yapan yeni cazibe merkezi olacak. Çocuklara erken yaşta bilimi sevdirecek yeni atölyeler ve bilim merkezleri açacağız” dedi.
Öğrencilerin kırtasiye ve ulaşım masrafları bizden”
İlköğretimde okuyan yaklaşık 75 bin öğrencinin olduğunu belirten Çolak, “Kitapları devletten, kırtasiyesi bizden olacak. 1 Nisan’dan sonra Nilüfer’in kaynakları, Nilüferliler için kullanılacak. İlkokul öğrencilerinin servis ücretlerine belediye olarak önemli oranda katkı sağlayacak, ailelerin ekonomilerine doğrudan destek olacağız. Çalışan anne ve babaların yakından ilgilendiren bir hizmeti hayata geçireceğiz. Rüşvet ve yolsuzlukla anılan belediye de yolsuzluk ve rüşvetin kökünü kazıyacağız. Nilüfer’in kaynaklarını, Nilüferliler’e hizmet olarak vereceğiz. Çalışan anne ve babaların vardiya sistemlerine uygun olarak hizmet sunacak 24 kreş ve bakımevlerini Nilüfer’in tamamında yaygın hale getireceğiz” diye konuştu.
“Nilüfer’in elverişli topraklarını koruyacağız”
Yenilenebilir enerji yatırımlarını tüm belediye hizmetlerinde dikkate alarak yatırım alanlarını genişleteceklerini belirten Çolak, “Nilüfer’in köylerinde katma değer üreten tarım ürünü geliştirilmesi süreçlerinde aktif rol oynayacak bilimsel merkezler açarak tarımın tüm aşamalarını destekleyeceğiz. Öte yandan tarıma elverişli topraklarımızı korumak için her türlü tedbirleri alacağız. Nilüfer’de tüm engelleri ortadan kaldırarak engelli vatandaşlarımız için eğitim ve rehabilitasyon imkanlarını genişleteceğiz. Engelliler için pozitif ayrımcılık yapacağız. Eğitimden tatile kadar her alanda tüm hizmetleri engelli vatandaşlarımızın ayağına getireceğiz” dedi.
Nilüfer kitap kafeleri ile anılacağını belirten Başkan Adayı Çolak, “Kitap Kafelerde gençler ve çocuklar aktüel tüm yayınlara erişebilecek. Derslerini burada rahatça çalışabilecek. Gençlik ve bilim arasında köprü oluşturacak ileri eğitim merkezleri açacağız. Nilüfer Eğitim Akademisi kadınlar, engelliler ve öğrenciler için zengin eğitim içeriği ile donatılmış olarak tüm Nilüfer’in hizmetine sunacağız. Finans okur yazarlığından, yapay zeka ve dijital oyun programlarına kadar bir çık eğitimler düzenleyeceğiz. İlçemizdeki tüm okullarda taramalar yaparak zeki ve üstün zekalı öğrencilerimizi tespit ederek en iyi eğitimleri almalarını sağlayacağız. Geleceğin dahileri, bilim adamları Nilüfer Enderun Mektebi’nde yetişecek. Sadece Nilüfer’i değil belki de dünyayı değiştirecek bilim insanların yetişmesine öncülük edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Yeni iş kurma fikriyle gelenlere 100 bin lira hibe”
İşveren ile İş arayanı bir araya getiren istihdam ofisleri açacaklarını ifade eden AK Parti Nilüfer İlçe Belediye Başkan Adayı Çolak, “Yeni iş kurma fikriyle gelen her genç arkadaşımıza 100 Bin TL’ye varan hibe yardımı yapacağız. Girişimci tüm kadınlarımızın ilk girişim deneyimine 100 Bin TL’ye varan hibe ile destek olacağız. Üniversite ilçesi olan Nilüfer’i öğrencilerin kolaylıkla barınabileceği yurtlarla donatacağız. Toplumun herkesiminin sanata ulaşmasını kolaylaştıracağız. Nilüfer’i uluslararası düzeyde temsil edecek kültür sanat festivallerine ev sahipliği yapan ilçe konumuna yükselteceğiz. Nilüfer 1923 Cumhuriyet Parkı, ilçemizin ve cumhuriyetimizin yüz akı olacak. Nilüfer’in köylerini doğa ve sağlık turizmi merkezi haline getireceğiz. Nilüfer Kent Tarihi Müzesi ile Nilüfer tarihini betimleyeceğiz bir kent müzesini ilçemize kazandıracağız. Türkiye ve Bursa’ya tematik ögelerle donatılmış bir çocuk müzesi kazandıracağız. Tüm spor branşları için alt yapı ve eğitmenin yer aldığı spor akademileri ile sporu Nilüfer’de hayatın merkezine yerleştireceğiz. Tüm öğrencilerimiz için yaz ve kış spor okulları açarak erken yaşta spora yatkın bir neslin oluşmasına katkı sağlayacağız. Amatör spor kulüplerini ayni ve nakdi yardımlarla destekleyerek güçlendiredeceğiz” dedi.
“365 gün 24 saat hizmet veren bir Nilüfer Belediyesi inşa edeceğiz”
Anne baba ve çocuk gelişimini destekleyecek aile kampları açarak, aile yapısını güçlendireceklerinin altını çizen Çolak, “Nilüfer çocuk kampları ile çocukların sosyalleşme süreçlerinin kalitesini yükselteceğiz. Güvenli ve konforlu alışveriş imkanı sunan kapalı Pazar alanlarını Nilüfer’in tümünde yaygın hale getireceğiz. Bölgesel tanzim satış marketleri ile kaliteli gıdaya ekonomik erişim imkanı sunacağız. Emekli ve üniversite öğrencimize bu marketlerde indirimli alış-veriş imkanı sağlayacağız. 365 gün 24 saat hizmet veren bir Nilüfer Belediyesi inşa edeceğiz. Yaşlı ve bakıma muhtaç tüm komşularımıza evde bakım hizmetini 7 gün 24 saat vereceğiz. Sokak hayvanları için modern bakım merkezi kurarak 7 gün 24 saat ücretsiz hizmet vereceğiz. Mobil hayvan bakım merkezimizle sokak hayvanlarının aşılama, bakım ve kısırlaştırma işlemlerini aralıksız sürdüreceğiz. Özlediğimiz ve uğrunda çabaladığımız daha modern ve daha müreffeh bir Nilüfer hedefine elbirliğiyle ulaşmak için, yolsuzluk ve rüşvetle anılan değil, hizmetleriyle anılan bir belediye için değiştirmeye var mıyız? Yeşil alanlarımızı kaybettik. Çocuklarımızı da kaybetmemek için değiştirmeye var mıyız? Nilüfer’in sahibi gibi davranan değil. Nilüfer’e sahip çıkan bir yönetim için değiştirmeye var mıyız? Çöpten çukurlardan temizlenmiş, pırıl pırıl sokaklar için değiştirmeye var mıyız? 365 gün 24 saat hizmet verecek bir belediye için değiştirmeye var mıyız? Ben değişebiliyorsam, siz değişebiliyorsanız, Nilüfer’de değişebilir” diye konuşu. – BURSA
]]>AB İçişlerinden Sorumlu Komisyonunda gerçekleşen toplantıda, sığınma ve göç kuralları hakkında hazırlanan yasa olan Göç ve İltica Anlaşması üzerinde çalışmalar yapıldı. Toplantının önemli bir gündem maddesini oluşturan Göç ve İltica Anlaşması’nın Haziran 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerine kadar tamamlanması istenirken, kriz yönetimi konusunda bazı anlaşmazlıklar yaşandı. Akademisyen Doç. Dr. Deniz Yetkin Aker, Avrupa Birliği (AB) içişleri bakanlarının iş birliği ve sınır kontrollerini güçlendirme konularında bir araya gelmelerini değerlendirdi. Aker, “Toplantı öncesi bakan ve vekiller ortak “Göç ve İltica Anlaşması” üzerinde uzlaşma sağlanacağı ihtimali üzerinde durmuş olsalar da, özellikle kriz yönetiminin nasıl olacağı (arama kurtarma botları arttırılması önerisi ve bunun düzensiz göçü çekici hale getireceği karşı argümanı) gibi bazı konular üzerinde anlaşamadılar. Ancak yine de ülkeler arasında iş birliğini güçlendirme ve sınır kontrollerini artırma konusunda uzlaştılar” dedi.
Aker konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Benzer şekilde, iş birliğine yönelik yaklaşım geçtiğimiz günlerde İtalya ile Türkiye arasında gerçekleşmişti. İtalyan Başbakanı Meloni, 20 Ocak 2024 Cumartesi akşamı İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmüş, 22 Ocak 2024’te de İtalya’nın sağ koalisyon hükümetine yakın Il Giornale gazetesi, görüşmenin içeriklerinden olan göç konusuna odaklanarak, Libya’dan İtalya’ya düzensiz göç akışının durdurulmasına yönelik Türkiye-İtalya iş birliğini ve ayrıntıları bir istihbarat analisti ile hükümet kaynaklarına dayandırarak açıklamıştı. Libya üzerinden İtalya’ya gelen ve oradan da tüm AB’ye yayılabilecek göçmenlerin durdurulması için Türkiye’nin desteğini isteyen İtalya, yalnızca sahada (Akdeniz’de) etkili olunmasının faydasızlığının farkındadır. İtalya ve AB, köken ülkeden çıkışları da engellemek için Libya’yla da iş birliği içerisinde olmalıdır. İtalya’nın bunu da, Türkiye’nin Libya üzerindeki nüfuzunu kullanarak yapmak istemesi beklenir bir durumdur.”
Bir başka örneğin de “İtalya-Afrika: Ortak büyüme için bir köprü” adlı uluslararası zirve olduğunu belirten Aker, “29 Ocak’ta Roma’da İtalyan Başbakanı Meloni’nin ev sahipliğinde düzenlenen, çok sayıda Afrika ülkesinin devlet, hükümet liderleri ve bakanlarının yanı sıra Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve başlıca uluslararası kuruluşların temsilcilerinin de katıldığı, siyasi ilişkileri güçlendirmek, halklar arası temaslar, ticaret-yatırım ilişkilerinin geliştirilmesi gibi iş birliklerini amaçlayan “İtalya-Afrika: Ortak büyüme için bir köprü” adlı uluslararası zirvedir. Bu zirvede de ekonomik iş birliğinden güvenlik ve göçe kadar pek çok alanda saygı ve güven temelinde ortak çalışma kararları alındığı bilgisi paylaşılmıştı. Şubat Ayı sonunda ise Bulgaristan- Türkiye sınırında Frontex görevli sayısının üç misli arttırılması kararı alındı. Bu kararla amaç AB’nin en hassas ve yoğun olan dış sınırının-Türkiye’yle diyaloğu da arttırarak- daha iyi korunması ve güvenlik seviyesinin yükselmesidir. Yine Türkiye’nin desteğine ve iş birliğine ihtiyaç duyulmuştur” şeklinde konuştu.
Sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve iş birlikleri konuşulurken düzensiz göçün hızla devam ettiğini ifade eden İstanbul Beykent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Deniz Yetkin Aker, “Türkiye’de sınır ve hedef şehirlerde de (Van, İstanbul gibi) düzensiz göçle ilgili yakalamalar sürüyor. Yayınlanan haberlere göre, Pazar günü Birleşik Krallık Dover’a 327 göçmen geldi. Bu göçmenler, Mart ayında gelen (bilinen) ilk kişilerdi ve düzensiz göçte günlük toplama bakıldığında, (358 kişiyle 17 Ocak’tan sonra) yılın en yüksek ikinci günüydü” dedi.
Aker konuşmasını şöyle sonlandırdı:
“Çıkarabileceğimiz en önemli sonuç, gerek AB genelinde gerekse üye, aday ve diğer ülkelerde düzensiz göçün önüne geçilebilmesi için işbirliğinin gerekliliğinin anlaşılmış olduğudur. Göçün kontrolünün küresel bir zemine taşınmakta olduğuna, iş birliklerinin çok uluslu ve AB gibi ulus ötesi kurum ve kuruluşları içerdiğine ve özellikle düzensiz göçü başlamadan durdurmak için kaynak ülkede eğitim, altyapı, ekonomi ve istihdam imkanları gibi iyileştirme politikalarının denenmesi amaçlandığına şahit oluyoruz. Ancak başta bahsettiğim AB Göç ve İltica Anlaşması’nın sonuçlandırılması sonrasında üye, aday ve sınır ülkelerde etkisinin ne olacağını, göç veren ülkelere yansımasının ne olacağını kestirmek henüz zor.” – İSTANBUL
]]>Fidan, Washington’da Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile de görüşecek. Fidan’ın temaslarının, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın CIA Başkanı William Burns ile yaptığı görüşmelerin hemen ardından gerçekleşmesi Ankara-Washington hattında son dönemde artan diyaloğa işaret ediyor.
Toplantılar öncesi Türk basınına konuşan bir Amerikalı hükümet yetkilisi, Türkiye ile beraber pozitif ve ileri görüşlü stratejik bir gündem yaratmak istediklerini, son dönemde siyasi alanda yaşanan gelişmelerin bunun için önemli bir zemin yarattığını kaydetti.
“Bu ilişkileri yeniden canlandırmak ve hangi alanlarda ileriye dönük işbirliği yapabileceğimizi tanımlamak için uygun bir zaman” diyen yetkili, ticaret ve yatırımlar, enerji, ulaştırma gibi başlıkların iki dışişleri bakanının gündeminde olacağını belirtti.
Ekonomik iş birliğinin Türk-Amerikan ikili ilişkilerinin her zaman önemli bir unsuru olduğunu kaydeden yetkili, Stratejik Mekanizma kapsamında bu konunun ele alınmasının önemine işaret etti.
İki ülke arasında son dönemde enerji alanında giderek artan bir işbirliği olduğunu hem Ankara hem Washington teyit ediyor. Türkiye, ABD’nin en önemli LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) alıcısı ve aldığı LNG miktarının miktarın artırılması söz konusu.
Nükleer enerjide işbirliği
ABD’li yetkili, nükleer enerji konusunda da işbirliği içinde olduklarını, Türkiye’ye küçük modüler reaktör tedarikinin gündemde olduğunu belirtti.
Aynı yetkili, Türkiye ile Avrupa pazarına Rus doğalgazı yerine alternatif kaynakların taşınması konusunda da iletişim içinde olduklarını söyledi.
Yetkili, Stratejik Mekanizma kapsamında ayrı bir “enerji ve iklim” toplantısı yapılacağını, bu konudaki potansiyelin değerlendirilmesi için görüş alışverişinde bulunulacağını kaydetti.
ABD ile ticaretin artırılması ve mevcut 30 milyar dolarlık hacmin 100 milyara çıkarılması Türkiye’nin de en önemli hedefleri arasında. Ticaret ve Yatırım Çerçeve Anlaşması (TIFA) kapsamında bahar aylarında Türkiye’de önemli bir toplantının yapılacak olması ticaret hacminin artırılması için açısından her iki başkent açısından da bir fırsat olarak görülüyor.
Afrika’da Çin ve Rus etkisine karşı, Türkiye ile işbirliği
Stratejik Mekanizma toplantılarında ABD’nin gündeme getirmesi beklenen konular arasında Türkiye ile Afrika ve Orta Asya gibi bölgelerde çeşitli alanlarda işbirliği yapılması bulunuyor.
Washington, her iki bölgede Çin ve Rusya etkisini kırmak için Türkiye’nin Afrika ve Orta Asya ülkeleriyle son dönemde geliştirdiği iyi ilişkileri ikili bir işbirliğine çevirmek istiyor. Önde gelen konu başlıkları ise ekonomi, ticaret ve yatırımlar olduğu kadar terörle mücadelede ve güvenlik olarak belirleniyor.
Türkiye’nin Afrika’nın hem Batı hem Doğu kıyılarındaki ülkelerle hem de Sahel bölgesindeki ülkelerle güvenlik ilişkileri kurmuş olması, birçok Afrika ülkesine askeri eğitim sağlaması ABD’nin terörle mücadele konusunda işbirliği yapmak istemesinin en önemli nedeni.
Türkiye’nin Afrika’da ekonomik olarak da etkinliğini gören ABD, bunun özellikle Çin ve Rusya etkisine karşı kullanılabilecek bir durum oluşturduğunu görüyor. ABD’li yetkili, “Türkiye ile Afrika ve Orta Asya gibi bölgelerde hem gerekli kalkınmanın sağlanması hem de Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya etkisine karşı birlikte çalışmak için çok imkanlar olduğunu düşünüyoruz” diyerek Washington’un yaklaşımını ifade etti.
Türkiye, YPG’ye desteğin sonlanmasını istiyor
“Terörle mücadele” konusunda Türkiye’nin dikkati daha çok Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’a çevrilmiş durumda. Türk diplomatik kaynaklar, Fidan’ın Blinken ile görüşmesinde bu konuda ABD’den beklentileri dile getireceğini kaydettiler.
Türkiye’nin ABD’den de en önemli beklentisi, ağırlıklı olarak YPG unsurlarından oluşan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDF) olan siyasi ve askeri desteğini kesmesi. Türkiye, YPG’yi “terör örgütü” olarak tanımlıyor. ABD ise YPG ile IŞİD ile mücadele kapsamında taktiksel bir iş birliği içinde olduğunu kaydediyor.
IŞİD’in hem Türkiye hem de ABD için tehdit oluşturmaya devam ettiğini kaydeden Washington, bu politikasının değişmediğini kaydediyor. Bu görüş ayrılığına rağmen, konunun Stratejik Mekanizma toplantılarında gündeme geleceğini kaydeden ABD’li yetkili, “Her konuda aynı düşünmüyoruz. Bu görüşmelerde görüş farklılıklarımızı da yönetiyoruz” dedi.
Yetkili, son 6 ayda gerçekleştirilen diplomatik görüşmeler sayesinde taraflar arasında daha iyi bir anlayışın oluştuğunu da belirtti.
Savunma sanayinde işbirliği vurgusu
Fidan’ın görüşmelerde vurgulayacağı diğer bir konu F-16 savaş uçaklarının satış onayı verilmesinin ardından savunma sanayi konusunda ABD ile işbirliğinin artırılması olacak.
Türk diplomatik kaynaklar, Fidan’ın gündeme getireceği konu başlıkları arasında F-16 programına ilişkin sürecin sağlıklı bir şekilde ilerletilmesi; F-35 programında ilgili prosedürlerin tamamlanması; CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımlarından çıkarılma talebi ve ortak savunma sanayii projelerinde ilerleme sağlanması için kısıtlamaların kaldırılması yer alıyor.
Kaynaklar, “NATO Vilnius Zirvesi’nde alınan kararlar gereği, müttefikler arasındaki savunma sanayii kısıtlamalarının tüm ülkeler arasında kaldırılması gerekiyor. NATO’nun güney sınırlarının güvenliği açısından bu husus önem teşkil ediyor” diyerek Ankara’nın yaklaşımını kayda geçirdiler.
Fidan’ın görüşmelerde Gazze’deki durumu da ayrıca gündeme getireceği, acil ve tam bir ateşkesin sağlanması için ABD’nin de etkisini kullanması çağrısında bulunacağı kaydedildi.
Stratejik Mekanizma 2021’in sonbaharında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden’ın ortak kararıyla oluşturulmuştu. Dışişleri Bakanları düzeyindeki son toplantı ise Ocak ayında yapılmıştı.
]]>Organizasyonun dördüncü gününde snowboard, futsal ve curlingte müsabakalar yapıldı. Türkiye, erkekler futsalda çeyrek finale çıktı. Aziziye Kapalı Spor Salonu ve Erzurum Teknik Üniversitesi Spor Salonu’nda erkeklerde grup müsabakalar tamamlandı.
Türkiye, A Grubu’ndaki son maçında ilk yarısı 1-1 biten karşılaşmada son dünya şampiyonu İran’la 3-3 berabere kaldı. Milli takım, bu sonuçla puanını 4’e yükseltti ve grubu 3. sırada bitirdi. En iyi 3.’ler arasında yer alan milli takım, çeyrek finale kaldı. Milli takım, çeyrek finalde 8 Mart’ta Japonya’yla karşılaşacak.
Gruplarda alınan sonuçlar ve puan durumu:
A Grubu
Türkiye: 3 – İran: 3
İtalya: 9 – Hollanda: 1
Takım puanları
1- İran 7
2- İtalya 6
3- Türkiye 4
4- Hollanda 0
B Grubu
Japonya: 1 – Brezilya: 1
Çekya: 5 – Kenya: 0
Takım puanları
1- Japonya 7
2- Brezilya 7
3- Çekya 3
4- Kenya 0
İspanya: 2 – Tayland: 2
Kuveyt: 4 – Cezayir: 6
C Grubu
Takım puanları
1- Tayland 7
2- İspanya 4
3- Cezayir 3
4- Kuveyt 3
Çeyrek final eşleşmeleri
8 Mart Cuma günü oynanacak çeyrek finallerde eşleşmeler şöyle oldu:
10.00 İran – Cezayir
12.30 Japonya – Türkiye
15.00 Tayland – Brezilya
17.30 İtalya – İspanya
9-12 klasman maçları programı şu şekilde:
10.30 Hollanda – Kuveyt
14.00 Kenya – Çekya
Snowboard paralel slalomda madalyalar sahibini buldu
Erzurum’da düzenlenen 20. İşitme Engelliler Kış Olimpiyat Oyunları’nda (Deaflympics) snowboard paralel slalomda madalya alan sporcular belli oldu.
Palandöken’de gerçekleşen paralel slalom yarışına erkeklerde 16, kadınlarda ise 11 sporcu katıldı.
Erkeklerde finalde 1.18.94’lük derece yapan Avusturyalı Raphael Part, altın madalya kazandı. Çin’den Bin Yang ise 1.21.69’la gümüş madalya aldı. Üçüncülük karşılaşmasında ise İtalya’dan Federico Orlando 1.17.73’le vatandaşı Thomas Belingheri’yi geçerek bronz madalya elde etti.
Türkiye’yi temsil eden milli sporcu Onur Kayıhan ise 1.51.41’lik derecesiyle son 16 turunda elendi ve 15. oldu.
Kadınlarda ise finalde Çin’den Yueyue Zhao 1.20.76’yla altın madalyaya uzandı. Avusturya’dan Lisa Zoerweg ise 1.26.28’le gümüş madalya aldı. Üçüncülük karşılaşmasında Japonya’dan Inka Wada, 1.29.71’lik derecesiyle Çin’den Su Shasha’yı geçerek bronz madalya aldı.
Snowboard paralel slalom erkekler:
Altın madalya: Raphael Petr (Avusturya)
Gümüş madalya: Bin Yang (Çin)
Bronz madalya: Federico Orlando (İtalya)
Kadınlar
Altın madalya: Yueyue Zhao (Çin)
Gümüş madalya: Lisa Zoerweg (Avusturya)
Bronz madalya: Inka Wada (Japonya)
2023 Deaflympics Curling’te maçlar devam etti
Erzurum’da düzenlenen 20. İşitme Engelliler Kış Olimpiyat Oyunları’nda (Deaflympics) curling branşında erkeklerde müsabakalara devam edilirken, kadınlarda ilk maçlar yapıldı. Erzurum Curling Salonu ve Sürat Pateni Salonu’nda bugün erkeklerde 8, kadınlarda 4 müsabaka yapıldı.
Türkiye, kadınlarda ilk maçında Japonya’ya 17-4 yenildi.
Kadınlarda günün sonuçları şöyle:
Japonya: 17 – Türkiye: 4
Polonya: 1 – Macaristan: 12
Ukrayna: 9 – Çin: 3
Hırvatistan: 2 – Güney Kore: 9
Erkeklerde ise Türkiye, Macaristan’la karşılaştı. Milli takım gruptaki ikinci maçında Macaristan’a 15-2 mağlup oldu.
Erkeklerde günün sonuçları şöyle:
Japonya: 4 – Çin: 11
Macaristan: 6 – Ukrayna: 5
Polonya: 9 – İtalya: 3
Güney Kore: 6 – İsviçre: 10
Ukrayna: 12 – İsviçre: 6
Güney Kore: 11 – Japonya: 4
Türkiye: 2 – Macaristan: 15
Çin: 10 – Polonya: 3 – ERZURUM
]]>Odakule’deki İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanlığı Meclis Toplantısında konuşan Yerlikaya, yurt içinde ve dışında ülke olarak terörle mücadeleye devam ettiklerini söyledi.
Yurt içinde İçişleri Bakanlığı olarak emniyet, jandarma ve istihbarat birimleriyle şehirde ve kırsalda operasyonlara imza attıklarını belirten Yerlikaya, Türkiye’nin gri listeden çıkması için gerekli çalışmaları yaptıklarına aktardı.
Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde koordine olduklarını belirterek, “Gri listeden çıkış ülke ekonomimiz için büyük önem taşıyor. Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek bu konu hakkında özel olarak çalışıyor. İçişleri Bakanlığı olarak biz de üzerimize düşeni yapıyoruz. Bu konuda büyük yol kat ettik. İnşallah ülkemizin haziran ayında gri listeden çıkmasını bekliyoruz.” diye konuştu.
“Son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar durmayacağız”
Şehirlerin rekabetinin, devletlerin rekabetinden daha güçlü olduğu bir zamanda yaşandığını kaydeden Yerlikaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“PKK ve benzeri terör örgütüyle ilgili bir Türkiye bir de İstanbul projeksiyonu yapıyoruz. Son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar durmayacağız. Biz ‘Türkiye Yüzyılı’nda terörle anılan bir ülke olmamakta kararlıyız, inançlıyız’ diyoruz. Zaten 22 yıldır Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bölücü terör örgütüyle ilgili mücadelede gelinen noktada nefesleri kesildi. İçişleri Bakanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, terör örgütünün sözde lideri olma cesaretini gösteren kim varsa hepsini izliyor.”
“FETÖ’ye yönelik 4 bin 278 operasyon yapıldı”
Yerlikaya, 1 Haziran 2023-29 Şubat 2024 tarihlerinde yapılan operasyonlara dikkati çekerek, PKK ve KCK terör örgütüne yönelik kırsalda 17 bin 757, şehirde 3 bin 396 operasyon yaptıklarını dile getirdi.
Göreve geldiği 9 ay boyunca toplam 21 bin 153 operasyonda 782 teröristin etkisiz hale getirildiğini hatırlatan Yerlikaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İstanbul’da 278 operasyon yapıldı. Bu operasyonlarda 79 terörist etkisiz hale getirildi. Türkiye genelinde FETÖ’ye yönelik 4 bin 278, DEAŞ’a yönelik 1255, sol terör örgütlerine yönelik ise 407 operasyon yapıldı. Türkiye’de terörizmin finansmanına yönelik 178 operasyon yapıldı. 25 milyon 924 bin lira ele geçirildi. Türkiye’de 94’ü bombalı eylem olmak üzere toplam 128 terör eylemi engellendi. İstanbul’da ise biri bombalı olmak üzere 8 terör eylemi engellendi. Türkiye genelinde organize suçlarla ilgili 1069 operasyon yapıldı ve 384 organize suç çetesi çökertildi. İstanbul’da ise organize suçlarla ilgili 112 operasyon yapıldı ve 90 suç çetesi çökertildi. “
“El konulan lüks araçları devriye aracı yaptık”
Bakan Yerlikaya, operasyonlar sonucunda el konulan lüks araçları İstanbul polisinin devriye aracı yaptıklarını belirterek, “Sembol olan meydanlara koyduk. Çocuklar gelip, fotoğraf çektiriyor. Dünyada çok ses getirdi bu proje. Bu lüks araçların distribütörleri ile görüştük, ‘Siz sadece benzin parasını verin biz diğer bütün masraflarını yükleniyoruz.’ dediler. ” ifadesini kullandı.
Türkiye’de Interpol operasyonlarında 262 kırmızı bülten olmak üzere 372 şahsın yakalandığını aktaran Yerlikaya, ülke genelinde uyuşturucu operasyonlarında 270 bin 224 kişinin gözaltına alındığını, 24 bin 302’sinin tutuklandığını ve 11 bin 28’inin adli kontrol şartıyla serbest kaldığını belirtti.
“Türkiye’de toplam 74 bin 318 ruhsatsız silah ele geçirildi”
İstanbul’daki uyuşturucu operasyonlarına dikkati çeken Yerlikaya, şu ifadelere yer verdi:
“49 bin 488 kişi gözaltına alındı, 4 bin 413 kişi tutuklandı ve 2 bin 243 kişi adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Asayişte ise her 10 olaydan 9’u aydınlatılıp, adalete teslim edildi. Türkiye’de toplam 74 bin 318 ruhsatsız silah ele geçirildi ve konuyla ilgili de 81 bin 795 kişi yakalandı. Bu silahlardan 53 bin 330’u tabanca, 5 bin 289’u av tüfeği, 1689’u uzun namlulu silah, 32’isi ise ağır silah. Türkiye genelinde kaçakçılıkla ilgili 23 bin 287 operasyon yapıldı. 32 bin 416 kişi gözaltına alındı, 522 kişi tutuklandı, 744 kişi adli kontrol şartı ile bırakıldı. Toplam, 2 milyar 517 milyon vergi kaybı önlendi. İstanbul’da ise 828 operasyon yapıldı. 1494 kişi gözaltına alındı, 49 kişi tutuklandı ve 83 kişi ise adli kontrol ile bırakıldı. Toplam 624 milyon vergi kaybı önlendi.”
“Göçmen kaçakçılığıyla ilgili 5 bin 881 operasyon yapıldı”
Bakan Yerlikaya, Türkiye genelinde 32 bin 951 sosyal medya hesabı üzerinden çalışma yapıldığını, İstanbul’da ise bu rakamın 18 bin 32 olduğunu söyledi.
Göç konusunda da çalışmalara devam ettiklerini aktaran Yerlikaya, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Ülkemizde 4 milyon 517 bin 647 yabancı var. Ülke genelinde göçmen kaçakçılığı ile ilgili 5 bin 881 operasyon yapıldı. İstanbul’daki yabancı sayısı ise 1 milyon 92 bin 697. Göçmen kaçakçılığıyla ilgili 499 operasyon yapıldı. Bugün itibariyle, 30 büyükşehrimizde 162 mobil göç noktası var. Bu zamana kadar bu merkezlerde 299 bin 796 kişi sorgulandı, 62 bin 754 düzensiz göçmen tespit edildi. İstanbul’da ise 103 nokta bulunuyor, buralarda 197 bin 555 kişi sorgulandı ve 57 bin 745 düzensiz göçmenin tespiti yapıldı. 104 charter sefer ile 20 bin 96 düzensiz göçmen sınır dışı edildi.”
]]>


