Uad – Haber 28 – Giresun Haber https://www.haber28.com.tr Fri, 05 Jul 2024 22:00:10 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 İsviçreli hukukçu: İsrail, Uluslararası Adalet Divanı kararlarına uymakla sorumludur https://www.haber28.com.tr/isvicreli-hukukcu-israil-uluslararasi-adalet-divani-kararlarina-uymakla-sorumludur/ https://www.haber28.com.tr/isvicreli-hukukcu-israil-uluslararasi-adalet-divani-kararlarina-uymakla-sorumludur/#respond Fri, 05 Jul 2024 22:00:10 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=23708 İsviçreli hukukçu Philippe Currat, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) İsrail aleyhine açılan “soykırım” davasındaki ihtiyati tedbir kararlarına uymanın, “İsrail’in sorumluluğu” olduğunu söyledi.

Uluslararası ceza hukuku alanında uzmanlaşan Currat, Cenevre’de avukat olarak görev yapıyor.

Currat, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yönelik devam eden saldırılarının hukuki boyutuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, 29 Aralık 2023’te, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail aleyhine UAD’de dava açmasının ve diğer ülkelerin de bu konuda adım atmasının önemine işaret eden Currat, bunun, meselenin uluslararası hukuk boyutunda birçok aktörü ilgilendirmesine olanak tanıyacağını belirtti.

Currat, UAD’nin aldığı kararların şu an için geçici tedbirlere dayandığını ve taraflardan “her türlü soykırımın” önlenmesini talep ettiğini vurguladı.

UAD’nin kararlarını dayatma gibi bir rolünün olmadığını ve kararını uygulamanın tüm taraf ülkelerin sorumluluğunda olduğunu hatırlatan Currat, “UAD’nin kararına uymak İsrail’in sorumluluğundadır çünkü BM Şartı’nın bir parçası olan UAD tüzüğünü onaylayarak mahkemenin tüm kararlarını uygulamayı kabul ettiler.” dedi.

Currat, 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre, soykırımı önleminin tüm ülkelerin sorumluluğunda bulunduğunu, bunun uluslararası teamül hukukunun da bir parçası olduğunu kaydetti.

Soykırımın, “belirli bir grubun ulusu, etnik kökeni, ırkı ya da dini dolayısıyla bir bölümünün veya tamamının yok edilmesi niyeti” olarak tanımlandığını dile getiren Currat, “Uluslararası suç olarak kaydedilen soykırım fiillerinden biri de grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmektir. O zaman bu eylemlerin doğrudan faili olabilirsiniz ya da failin eylemleri gerçekleştirmesine yardımcı olduğunuzda suç ortağı olabilirsiniz.” diye konuştu.

“İsrail’in saldırılarını yürütme biçimi, bir grubun hayat şartlarını kasıtlı olarak kötüleştirme yönteminin parçası”

Currat, soykırımın faillerini finanse ederek, onlara silah, mühimmat veya suçun işlenmesinde kullanılabilecek diğer olanakları sağlayarak yardımcı olunabileceğini söyledi.

Mevcut durumda Gazze’de bir “soykırım” işlenip işlenmediğine ve bundan “kimin” sorumlu olup olmadığına dair kararı verme yetkisinin mahkemelerde olduğunu belirten Currat, “Ancak soykırımın biçimlerinden biri, grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarının kasten değiştirilmesi hesaplanarak uygulanmasıdır. İsrail’in saldırılarını yürütme biçimi, grubun (Filistinliler) fiziksel yıkımına yol açması hesaplanan hayat şartlarını kasıtlı olarak kötüleştirme yönteminin bir parçasıdır. Bu, insani yardım, gıda, su, ve her türlü tıbbi tedaviye erişimin kısıtlanmasıdır. Bu aynı zamanda Gazze Şeridi’ndeki hastanelerin veya diğer tesislerin yok edilmesidir.” ifadesini kullandı.

“Uluslararası toplum Gazze’de yeterince çaba göstermedi”

Currat, 7 Ekim 2023 sonrası İsrail’in saldırılarının başlamasından bu yana “Gazze’de soykırım yapılmış olabileceğine” ilişkin işaretler olduğunu ve Gazze’de yaşananların savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak değerlendirilebileceğini kaydetti.

Gazze’deki savaşın durdurulması için uluslararası toplumun gerekli adımları atmadığını belirten Currat, “Uluslararası toplum, Gazze’de yeterince çaba göstermedi. Evet, bugün olduğundan çok daha güçlü ve erken bir şeyler yapmış olmalıydık.” dedi.

]]>
https://www.haber28.com.tr/isvicreli-hukukcu-israil-uluslararasi-adalet-divani-kararlarina-uymakla-sorumludur/feed/ 0
UAD’nin İsrail’e yönelik ihtiyati tedbir kararları ve önemi https://www.haber28.com.tr/uadnin-israile-yonelik-ihtiyati-tedbir-kararlari-ve-onemi/ https://www.haber28.com.tr/uadnin-israile-yonelik-ihtiyati-tedbir-kararlari-ve-onemi/#respond Thu, 13 Jun 2024 09:00:48 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=20704 İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Dr. Abdullah Musab Şahin, UAD’nin 28 Mart 2024’te açıkladığı yeni ihtiyati tedbir kararlarını ve önemini AA Analiz için kaleme aldı.

***

7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları devam ediyor.

Bu süreçte çözüm arayışları noktasında sırasıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) öne çıkarıldı.

Bu uluslararası organlar, gelen taleplere veya yoğun kamuoyu baskısına bağlı olarak sıklıkla gündeme geliyor. İsrailli siyasetçilerin bireysel sorumluluğu açısından UCM, silahlı çatışma halinin sona erdirilmesi içinse BMGK yetkili. Geçtiğimiz aylarda Barolar gibi çeşitli kuruluşların ve bireylerin UCM savcısı Karim Khan’ı harekete geçirmek maksadıyla UCM’ye belge sunduğu görüldü. Yani, UCM’ye yönelik baskılar devam ediyor. Öte yandan süreç boyunca BMGK ivedi ateşkes karar tasarılarını sıklıkla müzakere etti. Bu müzakereler genellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) vetosu sebebiyle kesildi. Geçtiğimiz dönemdeki tasarılardan farklı olarak bu hafta BMGK tarafından Ramazan ayı süresince ateşkesi öngören bir tasarı kabul edildi. ABD ise tasarının müzakereleri aşamasında veto hakkını kullanmak yerine çekimser kalmayı tercih etti.

UCM ve BMGK’ya yönelen teşebbüslerin yanında uluslararası kamuoyunun Güney Afrika’nın geçtiğimiz senenin son günlerinde Uluslararası Adalet Divanı (UAD) nezdinde Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne dayanarak açtığı davaya ilgi gösterdiği görülüyor.

Güney Afrika’nın başvurusu üzerine ihtiyati tedbirlere ilişkin duruşmalar 11 ve 12 Ocak 2024’te yapıldı. UAD kısa süre içinde büyük oranda Güney Afrika’nın talebine uygun olarak ihtiyati tedbirleri kapsayan bir karar verdi. İsrail’in mahkemenin ihtiyati tedbir kararlarına uymaması ve Refah’a yönelik saldırıların başlayacağına ilişkin kullanılan beyanlar sebebiyle Güney Afrika tarafından 6 Mart 2024’te ihtiyati tedbirlerin kapsamının genişletilmesi ve mahkeme tarafından ek ihtiyati tedbirlerin kararlaştırılması talep edildi. İsrail tarafından bu talebin reddedilmesi gerektiğine yönelik beyan sunulduysa da UAD 28 Mart 2024’te yeni ihtiyati tedbirlere karar verdi.

Neden ek ihtiyati tedbir kararı verildi?

Mahkemenin bu ek kararı, İsrail’in devam eden saldırgan tutumlarının bir neticesi. İlk olarak hatırlamak gerekir ki, 26 Ocak 2024’te mahkeme tarafından kararlaştırılan ihtiyati tedbir kararlarının uygulanıp uygulanmadığını görmek için bir denetim mekanizması kurulmuştu. Denetimin yapılabilmesi için İsrail’in mahkemeye kararları uygulayıp uygulamadığı yönünde rapor sunması kararlaştırılmıştı. İsrail’in bu raporu kendisine verilen sürenin son günlerinde mahkemeye sunduğu İsrailli siyasetçilerin beyanlarından anlaşılıyor. Bununla birlikte, ilgili rapor UAD tarafından kamuoyuyla paylaşılmadı. Bu sebeple, raporun içeriği bilinmese de mahkemenin ek ihtiyati tedbir kararı vermesi aslında İsrail’in sunduğu raporun mahkeme nezdinde tatmin edici bulunmadığı şeklinde değerlendirilebilir.

İlave olarak, kararın gerekçesini anlamak için 28 Mart 2024’te açıklanan ek ihtiyati tedbir kararı metnini de incelemek gerekiyor. İlgili metin kapsamında önceki ihtiyati tedbir kararlarının verildiği 26 Ocak 2024’ten bu yana Gazze şeridinde gıda ve diğer temel ihtiyaçlardan mahrumiyet durumuna bağlı olarak yaşam koşullarının gittikçe kötüleştiği vurgusu yapılıyor. Öte yandan, önceki tedbir kararlarının verildiği dönemin aksine Gazze Şeridi’nde artık “kıtlık” riskinin olmadığı, “tam manasıyla kıtlığın” başladığı ifadesi de ilgi çekici.

Kararlaştırılan ihtiyati tedbirler neler?

Karar metni kapsamında ilk olarak 26 Ocak 2024 tarihli ihtiyati tedbirlerin teyit edildiği görülüyor. Bu tarihte alınan karar kapsamında İsrail’in soykırım teşkil eden fiillerinin sona erdirilmesi, bu amaca yönelik gerekli tedbirlerin alınması, insani yardıma ilişkin ivedi tedbirlerin alınması ve delillerin yok edilmesinin engellenmesi gibi hususlar düzenlenmişti. Bunlara ilave olarak, yeni tedbirler de Soykırım Sözleşmesi’nin hükümlerine bağlı olarak, ayrıca kıtlık ve açlığın başlaması da dikkate alınarak kararlaştırıldı.

İlave tedbirlere yönelik karar metninin yukarıda bahsedilen gerekçelere uygun bir şekilde insani yardımın sağlanmasına yönelik olduğu anlaşılıyor. Ayrıca UAD oy birliğiyle, BM ile tam işbirliği içinde Gazze halkına gıda, su, elektrik, hijyen ve tıbbi bakım da dahil olmak üzere tüm ihtiyaçların sağlanması için kara geçiş noktalarının kapasitesinin artırılmasına ve geçiş noktalarının gerektiği sürece açık tutulmasına karar verdi.

Bunun dışında, İsrail ordusunun insani yardımın ulaşımını engellememesi ve Soykırım Sözleşmesi hükümlerinden doğan yükümlülüklerine uygun davranmasına karar verildi. Önceki ihtiyati tedbir kararına benzer şekilde İsrail’in kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 ay içinde mahkemeye rapor sunması suretiyle bir denetim mekanizmasının tesis edildiği de görülüyor.

Karar nasıl değerlendirilir?

Ek ihtiyati tedbirlere yönelik karar, İsrail’in hukuka aykırı eylemlerinin devam ettiğinin ve daha önceki karara uygun olarak İsrail’in gerekli tedbirleri almadığının UAD tarafından tescili şeklinde anlaşılabilir. Kararın bir diğer gerekçesi, değişen şartlar sonucu başlayan kıtlık ve buna bağlı olarak artan salgın hastalık riskidir. Bu endişenin İsrail’in askeri operasyonlarının bir sonucu olarak kabul edildiği anlaşılıyor. Bu kapsamda, UAD nezdinde ilerleyen dönemde soykırım yargılamaları yapılacağından, İsrail’in eylemleri mahkeme tarafından soykırım kastını gösteren eylemler olarak kabul edilebilir. Özetle, soykırım yargılaması başlamadan önce mahkeme soykırım suçunun unsurlarına ilişkin gerekçelerini somutlaştırıyor. Divan üyelerinin çoğunluğu tarafından kıtlık ve insani erişimin engellenmesiyle soykırım suçu arasında doğrudan bağ kurulması oldukça önemli.

UAD’nin kararının ateşkes çağrısı içermemesi garipsenmemeli. Silahlı çatışma hali İsrail ve Hamas arasında sürüyor. Hamas ise UAD’nin yetki alanı dışında bir aktör olduğundan, Divan’ın vereceği bir ateşkes kararı yalnızca İsrail’i kısıtlayabilirdi. Bu sebeple ihtiyati tedbirlere ilişkin önceki kararlarda olduğu gibi mahkemenin yetki alanı dışına çıkmama eğilimini sürdürdüğü görülüyor. Ateşkese yönelik çağrılar noktasında UAD yerine BMGK rol üstleniyor. Zaten UAD’nin kararı kapsamında da BMGK’nın 25 Mart 2024’te aldığı ateşkes çağrısına atıf yapıldığını görüyoruz.

[İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Dr. Abdullah Musab Şahin]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

]]>
https://www.haber28.com.tr/uadnin-israile-yonelik-ihtiyati-tedbir-kararlari-ve-onemi/feed/ 0
Güney Afrika Dışişleri Bakanı: İsrail’e karşı olumsuz pozisyon alan ABD’li siyasetçiler var https://www.haber28.com.tr/guney-afrika-disisleri-bakani-israile-karsi-olumsuz-pozisyon-alan-abdli-siyasetciler-var/ https://www.haber28.com.tr/guney-afrika-disisleri-bakani-israile-karsi-olumsuz-pozisyon-alan-abdli-siyasetciler-var/#respond Sat, 30 Mar 2024 03:12:36 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=12209 Güney Afrika Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Naledi Pandor, İsrail’in Uluslararası Adalet Divanında (UAD) soykırımla yargılanmasıyla sonuçlanan dava sürecinin ardından ABD’li bazı siyasetçilerin ülkesine karşı çok olumsuz bir pozisyon aldığını belirtti.

Pandor, AA’nın “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine, ülkesinin Filistin konusundaki tutumuna ve UAD sürecine dair açıklamalarda bulundu.

Güney Afrika’nın, “beyaz hükümetin” ırkçı politikalar güttüğü bir dönemde apartheide karşı uzun yıllar mücadele ettiğini hatırlatan Pandor, mücadelelerinde uluslararası toplumun yardımına ihtiyaç duyduklarını söyledi.

Pandor, ülkesinin mücadelesinin bir kısmının silahlı olduğunu ve diğer taraftan uluslararası dayanışma için uğraştıklarını, ülke ülke gezip yardım istediklerini, onları destekleyenler arasında başta Yaser Arafat olmak üzere Filistinlilerin de yer aldığını anlattı.

Filistinlilerin o dönemde zor zamanlar geçirmelerine rağmen Güney Afrika’nın yanında yer aldığını dile getiren Pandor, şöyle devam etti:

“O yüzden bu her zaman görevimiz. İnsanlar baskı altındayken, zorluk, önyargı, ayrımcılık, öldürülmeye maruz kalırken, Güney Afrikalıların bir şey yapmak için ahlaki bir sorumluluğu var. Biz de dünyaya hiçbir şey söylemeden Filistin halkının katledilmesini izleyemeyeceğimizi hissettik. BM’nin araçlarını kullanmaya karar verdik çünkü uluslararası hukukun İsrail tarafından ciddi şekilde ihlal edildiğine inanıyoruz. Uzun yıllardır bunu yaptı. Biz de bu kez buna karşı çıkmamız, Uluslararası Adalet Divanına gitmemiz gerektiğini düşündük ve aslında bir karar çıkartmak istedik.”

Pandor, UAD’nin ihtiyati tedbir kararından bu yana, bir davaları olmadığını söyleyen ülkelerin bile İsrail’e, UAD’nin kararlarını uygulaması gerektiğini söylemeye başladığını anlattı.

Bu ülkelerin önceden bunun çok saçma ve zaman kaybı olduğunu, hiçbir başarı şansı olmadığını söylediklerinin unutulduğunu kaydeden Pandor, şimdi ise dava hakkında ve İsrail’in kararları uygulaması gerektiği hakkında konuştuklarını ifade etti.

“Güney Afrika ahlaki ve doğru bir mesele için uğraşıyor”

Pandor, bunun nedeninin İsrail’in dünyaya bir tehdit oluşturduğunu görmeleri olduğunu aktararak, şunları kaydetti:

“Tepkiler konusunda maalesef ABD’de bazı siyasiler Güney Afrika’ya karşı çok olumsuz bir pozisyon aldı. Bildiğiniz gibi ABD çok güçlü bir ekonomiye sahip ve hepimiz onlarla ticaret yapıyoruz. Ülkemdeki yatırıma ve istihdama da bu, tehdit oluşturuyor. Bu nedenle lobiye devam etmeliyiz. Güney Afrika çok ahlaki ve doğru bir mesele hakkında küresel olarak uğraşırken ABD halkının Güney Afrika’ya karşı hareket etmesi tamamen yanlış.”

UAD’deki davaya ilişkin herhangi bir ülkeden baskı görüp görmediğine ilişkin Pandor, “Hakkımız var, biz egemen bir ulusuz. Davamızı yürütme hakkımız var. Birçok ülkenin Güney Afrika’nın Filistin’e desteğiyle hemfikir olmadığını biliyoruz ancak bizim her zaman yaptığımız bir şey ve Filistin halkına arkamızı dönemeyeceğiz.” dedi.

Pandor, İsrail’in UAD’nin kararlarına dair yanıtına ilişkin, “Başvurmadılar. Hepimiz biliyoruz ki Netahyahu UAD’nin kararlarını reddetti ve bu şaşırtıcı değil. Apartheid ile aynı şeyi yaşadık. BM organlarınca uluslararası kararlar alındığında apartheid devlet ‘hayır’ diyecek. Bunda apartheid devlet ile İsrail hükümeti arasında benzer bir uygulama ve yaklaşım görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin UAD’deki davaya desteğine ilişkin Pandor, “Türkiye, başından itibaren Güney Afrika’nın attığı adımları takdir ettiğini söyledi ve bizimle her zaman iletişim halindeydi.” şeklinde konuştu.

Pandor, davanın değeri görüldüğünde ve daha detaylı süreçte bölgeden daha fazla ülkenin Güney Afrika’ya katılacağını umduklarını belirterek, “Mahkemeden hala tarih için bekliyoruz. Bu sürede kim Filistin’in gerçekten dostu, anlayacağız.” dedi.

“Gazetecilerin öldürülmesi beni tiksindiriyor”

Pandor, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında hayatını kaybeden gazetecilere ilişkin ise şunları söyledi:

“Yaşanan trajediden dolayı kalbim acıyor ve özellikle de gazetecilerin özgürce faaliyet gösterememesi, korkunç tehlikelere maruz kalması ve birçoğunun öldürülmesi beni kesinlikle tiksindiriyor. Sık sık basın özgürlüğünden bahseden gazeteci örgütleri de dahil olmak üzere dünyanın büyük bir kısmı sessiz. Bu yüzden yaşananlar karşısında tiksinti duyuyorum. Tüm medya çalışanlarının ve hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum.”

Batı ülkelerinin Gazze’de yaşananlara sessiz kalmasına yönelik soruyu yanıtlayan Pandor, “Bu, sık sık bahsettiğimiz bir sorunu yansıtıyor: İnsanları farklı olarak görmemiz. Eğer siyahsanız, daha az insansınız. Eğer Arapsanız, daha az insansınız. Eğer Avrupalıysanız, çok insansınız. ve bu yüzden korunmanız gerekir. Dünya bu şekilde görülüyor. Bence bunu değiştirmemiz gerekiyor. ve biz güneydekiler, bunun değişmesi için mücadele etmeliyiz. Bence kendi gücümüzü ele geçirmeli ve dünyanın yeni ve çok farklı bir versiyonunu yansıtmaya başlamalıyız.” ifadelerini kullandı.

AA’nın ADF’de bulunan standını ziyaret eden Pandor, kurumun “Kanıt” kitabını inceleyerek bilgi aldı.

]]>
https://www.haber28.com.tr/guney-afrika-disisleri-bakani-israile-karsi-olumsuz-pozisyon-alan-abdli-siyasetciler-var/feed/ 0
UAD’deki İsrail-Filistin dava süreci ve Türkiye’nin rolü https://www.haber28.com.tr/uaddeki-israil-filistin-dava-sureci-ve-turkiyenin-rolu/ https://www.haber28.com.tr/uaddeki-israil-filistin-dava-sureci-ve-turkiyenin-rolu/#respond Sun, 25 Feb 2024 06:12:15 +0000 https://www.haber28.com.tr/?p=7153 İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Musab Şahin, İsrail’in Filistin işgaline ilişkin UAD’de devam eden davanın güncel durumunu ve Türkiye ile birlikte 52 ülkenin yapacağı sunumların önemini AA analiz için kaleme aldı.

***

Yakın dönemde Güney Afrika, İsrail aleyhine Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin hükümlerine dayanarak Uluslararası Adalet Divanına (UAD) başvuruda bulundu. 29 Aralık 2023 tarihinde yapılan bu başvurudan kısa bir süre sonra, talep edilen geçici tedbirlere ilişkin duruşmalar ivedilikle yapıldı. Hemen birkaç hafta içinde de UAD tarafından geçici tedbir niteliğindeki kararlar açıklandı. Bununla birlikte dosya nihai olarak kapanmış değil. Geçici tedbirlerin dışında davanın esas konusuna ilişkin duruşmalar ilerleyen dönemde yapılacak. İsrail’in fiillerinin soykırım kapsamında kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin yargılama sürecinin yakında başlaması bekleniyor. Nihai olarak soykırımın varlığına ilişkin kararın ise uzun bir sürece yayılacak duruşmalardan sonra çıkması muhtemel. Bahsedilen gelişmelere bağlı olarak gündem bu dava ile meşgul oluyor.

UAD nezdinde İsrail’in taraf olduğu bir başka dosya daha mevcut. Bu dosya, Güney Afrika tarafından açılan ve İsrail’in 7 Ekim sonrasında Gazze’de yürüttüğü askeri harekatın soykırım niteliğinde olduğu iddiasını taşıyan davadan konu itibarıyla farklılık gösteriyor. UAD, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun talebine uygun olarak Kudüs’ün durumu ve İsrail’in, Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme hakkını ihlalinin ve işgalinin hukuki sonuçları üzerine bir danışma görüşü yayımlayacak. Bu kapsamda 19 ve 26 Şubat 2024 tarihleri arasındaki duruşmalarda 52 devlet ve 3 uluslararası kuruluş sözlü beyan sunacak. Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı ihtiyati tedbir talepli ve soykırım konulu davanın aksine hiçbir ülke danışma görüşü talebine öncülük etmiyor.

BM Genel Kurulunun danışma görüşü talebi

BM Genel Kurulunun 30 Aralık 2022 tarihinde gerçekleştirdiği genel kurul toplantısında “Doğu Kudüs Dahil Olmak Üzere İşgal Altındaki Filistin Topraklarında Filistin Halkının İnsan Haklarını Etkileyen İsrail Uygulamaları” isimli bir karar alınarak UAD’den Doğu Kudüs’ün durumu ve İsrail’in işgalinin doğurduğu hukuki sonuçların tespit edilmesine yönelik danışma görüşü talep edildi. Mevzuata uygun olarak, söz konusu talep akabinde UAD, ilk olarak İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ihlal etmeye devam etmesi gibi hususların hukuki sonuçlarına ilişkin görüşünü açıklayacak. Divan, İsrail’in kutsal şehir Kudüs’ün nüfus yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik tedbirler de dahil olmak üzere 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Filistin topraklarını uzun süreli işgal ve ilhak etmesi ve ayrımcı mevzuatı benimsemesi hususlarında da görüş beyan edecek. Danışma görüşü ayrıca İsrail’in politika ve uygulamalarının işgalin hukuki statüsüne etkileri ve oluşan fiili durumun diğer devletler ve Birleşmiş Milletler (BM) için doğurduğu hukuki sonuçlara yönelik değerlendirmeler de içerecek.

-Türkiye de sürece müdahil oldu

Mahkemenin 3 Şubat 2023 tarihli kararı ile yazılı beyanların sunulması için 25 Temmuz 2023 tarihine kadar süre verildi. Bu süre içerisinde mahkemeye devletlerden ve yetkilendirilen uluslararası kuruluşlardan 55 yazılı beyan sunuldu. Ayrıca istisnai olarak 2 ülkenin beyanlarını geç iletmesine izin verildi. Böylece dosyaya 57 yazılı beyanın sunulduğu görülüyor ki bu katılım açısından oldukça yüksek bir rakam. Türkiye de dosyaya müdahil olmuş vaziyette. Üstelik dosyaya yazılı beyanda bulunan ilk ülke. Türkiye’den sonra diğer devletler ve kuruluşlardan da yazılı beyanlar dosyaya sunuldu. Ayrıca son aşamada, sunulan beyanlara ilişkin diğer bazı devletler de beyanda bulundu. Bununla birlikte yazılı beyanlar henüz kamuya açık değil. Bu sebeple beyanların içeriği hakkında değerlendirme yapmak mümkün gözükmüyor. Usule uygun olarak, yazılı beyanların sözlü beyanların sunulması aşamasında veya sonrasında kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor. Yazılı beyanların bitmesiyle birlikte sözlü beyanlara ilişkin takvim geçen günlerde açıklandı. Bu takvime göre, 19 ve 26 Şubat 2024 tarihleri arasında onlarca devlet heyeti ve 3 uluslararası kuruluş temsilcisi BM Genel Kurulunun danışma görüşü talebine ilişkin sözlü beyanlarda bulunacak. Türkiye’den katılan heyet de 26 Şubat 2024 tarihinde kendilerine ayrılan yarım saatlik süre içinde sözlü beyanlarını sunacak.

Muhtemel gelişmeler ve sürecin önemi

Duruşmalarda Türkiye Dışişleri Bakanlığına bağlı heyetin genel olarak 1967 tarihinden itibaren İsrail’in eylemlerinin uluslararası hukuku ihlal eden boyutunu ön plana çıkarması bekleniyor. Bir başka tabirle heyet, dahil olduğu dosya kapsamında İsrail’in geçmişe dönük olarak 56 yıllık insan hakları ihlallerini gündeme taşıyacak. Bu kapsamda Kudüs ve Batı Şeria bölgesindeki ihlaller ön plana çıkarılacak. Gazze’de yaşanan olaylar ayrı bir davanın konusu olduğu için gündeme doğrudan gelmesi beklenmiyor. Bu yöndeki sözlü beyanlara, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların verilerinin eşlik etmesi muhtemel. 2004 senesinde UAD benzer bir talep neticesinde yayımladığı danışma görüşünde İsrail’in işgal ettiği topraklarda duvar inşasını uluslararası hukuka aykırı bulmuştu. Buna benzer şekilde, aynı gerekçelerle sözlü beyanlardan sonra yine İsrail aleyhine bir danışma görüşünün yayımlanması bekleniyor. UAD tarafından verilecek danışma görüşü bağlayıcı nitelikte değil. Bununla birlikte, dosyanın soykırım davasıyla eş zamanlı ilerlemesi önemli. Ayrıca danışma görüşünün alelade bir mahkeme tarafından değil, BM yargı organı tarafından verileceği de hatırlanmalı. Bu durum danışma görüşünün değerini artıracaktır. Bu sebeple istişari nitelikteki bir kararın dahi hukuki ve siyasi olarak değer taşıması muhtemel. Ayrıca İsrail’in onlarca yılı aşan insan hakları pratiği karnesinin ilk defa bu kadar devletin katılımıyla değerlendirmeye açılması da önem taşıyor.

[Dr. Abdullah Musab Şahin İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesidir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

]]>
https://www.haber28.com.tr/uaddeki-israil-filistin-dava-sureci-ve-turkiyenin-rolu/feed/ 0