Kacır, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı ile Mersin Üniversitesi (MEÜ) Akdeniz Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Mersin Gençlik Buluşması”na katıldı.
Burada konuşan Kacır, Mersinli gençlerle birlikte olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Gençlere çok kıymet verdiklerini belirten Kacır, gençlerin, “Milli Teknoloji Hamlesi”ni bugünden geleceğe taşıyacaklarını anlattı.
Kacır, Türkiye’nin aslında neleri başarabileceğini ispat ettiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“Türkiye savunma sanayisinde son 22 yılda gerçekleştirdiğimiz başarı hikayeleriyle, kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen ve hatta rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilen bir ülke oldu. Biz 20. yüzyılda bir havacılık ülkesi değildik maalesef, 20. yüzyılda iki cihan harbi yaşandı, binlerce hava aracı üretildi, binlerce, on binlerce uçak üretildi ama Türkiye bunların neredeyse hiçbirinin üreticisi değildi. Olabilir miydik? Pekala olabilirdik. Aslında Türkiye’de çok erken aşamada bu konuda bazı girişimler olmuştu fakat maalesef her biri akamete uğratılmıştı.”
TEKNOFEST’lere katılımda Mersin’in her daim ilk 5’te olduğunu ifade eden Kacır, bu yönüyle kentle iftihar ettiklerini bildirdi.
Kacır, Cumhuriyet’in 100. yılında 3 büyükşehirde TEKNOFEST düzenlediklerini hatırlatarak, tarihte Türkiye’de havacılık alanında yapılmaya çalışılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Savunma sanayisindeki başarılar
Kacır, 2000’li yıllarda Türkiye’nin tüm kritik teknoloji alanlarında kendi sistemlerini, teknolojisini geliştirme iddiası kazandığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nihayetinde Türk gençliği, sizin gibi gencecik insanların kurduğu teknoloji ekipleri, teknoloji takımları, girişimler, mühendislik kadroları, Türkiye’ye havacılıkta ve savunma sanayisinde muazzam başarılar getirdi. Bayraktar’la, ANKA’yla, AKINCI’yla, AKSUNGUR’la, HÜRKUŞ’la, HÜRJET’le, ATAK’la, KIZILELMA’yla, KAAN’la Türk milleti gökyüzüne imza attı. Bu, önü açıldığında, önündeki engeller kaldırıldığında bu milletin çocuklarının, Türk milletinin evlatlarının neleri başarabildiğinin açık ispatı. Biz bu anlayışla, kendi vazifemizi en özet haliyle Türk gençliğinin önündeki engelleri kaldırmak olarak tarif ediyoruz. Biz biliyor ve inanıyoruz ki gençlerimizin yanında olursak, onların önünü, yolunu açarsak, onlar dünyanın en yüksek teknolojik ürünlerini geliştirebilecek ve üretebilecek kabiliyete, yetkinliğe sahipler.”
Bakan Kacır, savunma sanayisinde elde edilen başarıyı uzay alanında da gerçekleştirmeyi arzu ettiklerini dile getirdi.
Uzay çalışmalarının, teknolojinin gelişimindeki önemine değinen Kacır, “Biz, halihazırda son 20 yıldır adım adım kabiliyet kazandığımız, tecrübe biriktirdiğimiz bir alan olan uzay bilimi ve teknolojilerinde çıtayı Türkiye Yüzyılı’nda daha öteye taşımak istiyoruz.” dedi.
Kacır, Türkiye’nin artık kendi uydularını geliştirebilen bir ülke olduğunu belirterek, “Önümüzdeki 4 ay içinde, inşallah Türksat 6A’yı da yerli ve milli olarak geliştirme sürecini tamamlayıp, uzaya göndermeye hazırlanıyoruz. Bunu başardığımızda Türkiye, dünyada haberleşme uydularını kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen 10 ülkeden biri olacak.” ifadesini kullandı.
“Uzaya erişimde paradigma değişti”
Türkiye’nin hibrit roket motorları geliştirdiğini vurgulayan Bakan Kacır, “Bu teknoloji ve ROKETSAN’ın geliştirdiği roketlerle halihazırda 100 kilometre kabul edilen uzay sınırına erişmeyi başardık. Bir yandan uzaya bağımsız erişim programını sürdürüyoruz. Kendi uydularımızı kendi roket teknolojimizle uzaya eriştirmeye dönük çalışmalarımıza devam ediyoruz.” diye konuştu.
Kacır, büyüyen uzay ekonomisinden pay alabilecek işler yapmayı istediklerini ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“Uzaya erişimde paradigma değişti. Bundan 10 yıl kadar önce uzaya yılda 100 uydu fırlatılıyordu. Şimdi yılda 2 bin uydu uzaya gönderiliyor. Uzaya uydu taşıyan roketlerin yeniden kullanılabilir hale gelmesi uzaya erişimi neredeyse 10’da 1 maliyete getirdi. Bugün artık uzayda 10 bine yakın uydudan bahsediyoruz, 8 bini aştı uzaydaki uyduların sayısı. Dolayısıyla bu paradigma değişimi yeni ihtiyaçlar yaratıyor. Biz, bu ihtiyaçlardan payımızı alabilecek teknolojiler geliştirmeyi arzu ediyoruz.”
Uzayın, stratejik açıdan da önemli olduğuna işaret eden Kacır, “Bütün bu teknolojilerdeki gelişmeler, Türkiye’nin 100 yıl önce tam bağımsızlık payesiyle kurulmuş bir Cumhuriyet olarak tam bağımsızlık iddiasını sürdürmesine vesile olacaktır. Biliyoruz ki ‘tam bağımsızlık’ dediğimizde ekonomik, teknolojik bağımsızlıktan bahsetmek zorundayız. Dolayısıyla bütün bu projelerde hedefimiz, nihayetinde Türkiye’nin tüm kritik teknoloji alanlarında tam bağımsız olmasını sağlamak.” şeklinde konuştu.
“İlk uzay bilim misyonunun esas kıymeti, yarattığı heyecandır”
Kacır, Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonunun Mersinli astronot Alper Gezeravcı ile gerçekleştirdiğini anımsatarak, şunları kaydetti:
“Bu elbette Türk bilim dünyası için küresel düzeyde rekabette en ileri çalışmaları yapma imkanı getirmesi açısından çok kıymetli bir misyondu ama bizim için Türkiye’nin insanlı ilk uzay bilim misyonunun esas kıymeti işte burada, bu salonda yarattığı heyecandır, coşkudur. Biz, bu misyonla birlikte ümit ediyor ve inanıyoruz ki artık Türk milletinin evlatları, çocukları için başka milletlere ait olduğu gerekçesiyle vazgeçecekleri hiçbir hayal kalmamıştır.”
Konuşması sırasında Kacır, TEKNOFEST’e katıldıkları projeleriyle derece elde eden öğrencileri sahnede ağırladı, onlarla bir süre sohbet etti.
MEÜ Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar da ülkenin bilim ve sanayi alanında ilerlemesine katkı için topyekun çalıştıklarını kaydetti.
]]>Kimya Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Yeliz Toptaş ile Makine Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Murat Toptaş, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın uzaya gönderilmesinin ardından radyasyon ışınlarına karşı koruyucu kalkan üretmek için çalışmalara başladı.
Kentte tatlı sulardaki ölü yengeçleri toplayarak kabuklarından ürün geliştirmeyi başaran çift, alfa, beta, gama ve x ışın radyasyonlarını önemli ölçüde durdurarak koruma sağlayacak malzeme geliştirdi.
Patent başvurusu yapıldı
Akademisyen çift, elastik yapılı ve hafif olması nedeniyle de tercih edilebilecek “radyasyon kalkanı”nın patentini almak için Türk Patent ve Marka Kurumuna başvurdu.
Kimya Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Yeliz Toptaş, AA muhabirine, Türkiye’nin uzay faaliyetlerinin ardından radyasyon kalkanı konusundaki çalışmalarını hızlandırdıklarını söyledi.
Radyasyona maruz kalanlar için koruyucu bir kalkan geliştirmek istediklerini anlatan Toptaş, “Uzayda radyasyon miktarı bir insanın tolere edemeyeceği miktarda. Önümüzdeki dönemde uzaya gönderilecek astronotlarımızın kıyafetleri için ve yörüngede görev yapan uydularımızın ekipmanlarını radyasyona karşı korumak amacıyla koruyucu bir kalkan geliştirmek istedik.” dedi.
Toptaş, geliştirdikleri kalkanın radyasyonun önemli bir kısmını tuttuğunu vurgulayarak, “Giyilebilir teknolojide uzay kıyafetlerinde daha çok astronot kıyafetlerinde, uzayda kullanılan uyduların radyasyona karşı korunmasında önemli bir malzeme oldu. Mevcut astronot kıyafetleri ağır ve hareketi kısıtlayan bir yapıda. Bu malzemenin elastik özelliğinden dolayı astronotlarımızın giydiği kıyafetlerde oldukça esnek bir malzeme olarak giyilebilir teknolojide kullanılabilecek. Nükleer santrallerde çalışanlarımız için koruyucu kıyafetlerde, hastanelerde kullanılan radyasyon cihazlarına karşı koruyucu kıyafetlerde kullanılabilecek.” diye konuştu.
Gömlek ve önlük tarzında üretilebilecek
Radyasyon koruyucu kıyafetlerin kurşun ve ağır malzemelerden yapıldığı için hareketi kısıtladığını ve vücudu tam kaplamadığını belirten Toptaş, ürettikleri malzemenin esnek özelliğe sahip koruyucu kalkan, gömlek ve önlük tarzında üretilebileceğini ifade etti.
Çalışmayı yaparken canlılara zarar vermediklerini ve ölmüş yengeç kabuklarını kullandıklarını dile getiren Toptaş, şunları söyledi:
“Bu çalışmayı yaparken hiçbir canlıya zarar vermedik. Ölmüş yengeç kabukları doğada atıl durumda, hiçbir maliyeti yok. İleride seri üretime geçildiğinde yöntem değişecektir. Maliyet açısından oldukça düşük diyebiliriz. Malzeme ve üretim maliyetini de göz önüne alırsak oldukça ekonomik.”
Makine Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Murat Toptaş da geliştirdikleri malzemenin kurşundan 6,5 kat hafif olduğunu ve rahatlıkla uzaya gönderilebilir olduğunu belirtti.
Malzemenin diğer ürünlere göre daha az maliyetli olduğunu aktaran Toptaş, şu ifadeleri kullandı:
“Uzayda istasyonu, uyduları olan ülkeler, ekipmanları ve personelleri radyasyona karşı koruyacak bazı ekipmanlar geliştiriyorlar. Ülkemizde buna dair yapılmış çalışma yoktu. Üretmiş olduğumuz malzeme tatlı su yengeçleri kabuklarından yapıldı. Kurşundan 6,5 kat daha hafif aynı zamanda 1,71 gram santimetreküp yoğunluğu var. Bu yoğunlukta malzeme rahatlıkla hava araçlarında veya uydularda kullanılabilir, uzaya gönderilebilir. Çünkü oldukça hafif bu da onun uzaya gönderme maliyetlerini düşürüyor. Bugün uzaya gönderdiğimiz her bir malzeme kilogram olarak binlerce dolar fiyatla gönderiliyor. Ama yapmış olduğumuz koruyucu kalkan, oldukça hafif bir malzeme olduğu için uzaya oldukça ucuz maliyetlerle de gönderilebilir. Bu sebeple uzayda kullanılabilir.”
]]>